ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2016/49
Karar Sayısı : 2016/200
Karar Tarihi : 28.12.2016
R.G.Tarih-Sayısı : 18.1.2017-29952
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Marmaris1. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 21.7.1983tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 11.maddesinin birinci fıkrasının, 22.5.2007 tarihli ve 5663 sayılı Kanun’un 1.maddesiyle değiştirilen ikinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 5., 10., 35.ve 44. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesitalebidir.
OLAY: Birinci derecede arkeolojik sit alanı içinde kaldığıgerekçesiyle hazine adına tapuya kayıt ve tescil edilen taşınmazların, tapukayıtlarının iptali ile zilyetleri adına tescilleri için açılan davada,Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi bulan Mahkeme, itiraz konusu kuralıniptalini talep etmiştir.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 11. maddesişöyledir:
“MADDE 11- Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri buvarlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının bu Kanunuyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarakyerine getirdikleri sürece, bu Kanunun bu konuda maliklere tanıdığı hak vemuafiyetlerden yararlanırlar. (Değişik ikinci cümle: 22/5/2007-5663/1md.) Ancak, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarıncabirinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğutaşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındakitaşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez.
Malikler bu varlıkların üzerindeki mülkiyet haklarının tabiiicabı olan ve bu Kanunun hükümlerine aykırı bulunmayan bütün yetkilerinikullanabilirler.
Bu Kanunun belirlediği bakım onarım sorumluluklarını yerinegetirmekte aczi olanların mülkleri, usulüne göre kamulaştırılır. Mazbut veyamülhak vakıf varlıkları bu hükme tabi değildir
Kültür ve Turizm Bakanlığının uygun görmesi ile, Vakıflar GenelMüdürlüğü, il özel idareleri, belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşları,yukarıda sözü geçen maliklere lüzum görülen hallerde, taşınmaz kültür ve tabiatvarlıklarının koruma, bakım ve onarımlarına, teknik eleman ve ödenekleri ileyardımda bulunabilirler.
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarıncaBurhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Alparslan ALTAN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M.Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla26.5.2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle uygulanacakkural ve sınırlama sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre, mahkemeler,bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmündekararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptaliiçin Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarıncabir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yönteminceaçılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenenkuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasakuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veyadavayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktebulunan kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, Kanun’un 11. maddesinin,birinci fıkrasının “Ancak, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölgekurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarınınbulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındakitaşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez” biçimindekiikinci cümlesinin iptalini istemiştir.
4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davadauyuşmazlığın konusunu, birinci derece arkeolojik sit alanlarındakitaşınmazların zilyetlik yoluyla iktisabı oluşturmaktadır. Dolayısıyla itirazkonusu kuralda yer alan “…birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültürvarlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile…” ve “…veikinci…” ibarelerinin uyuşmazlıkta uygulanma kabiliyetibulunmamaktadır.
5. Esasının incelenmesine karar verilen “…Ancak, kültür vetabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca … derece arkeolojik sitalanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez” bölümüise birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarınınbulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındakitaşınmazlar için geçerli ortak hüküm niteliğini taşımaktadır. Bu nedenlekuralın, bakılmakta olan davanın konusunu oluşturan birinci derece arkeolojiktaşınmazlar bakımından ve buna bağlı olarak kuralda yer alan “…birinci…”sözcüğüyle sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir.
6. Açıklanan nedenlerle; 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültürve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının,22.5.2007 tarihli ve 5663 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen ikincicümlesinin,
A- “…birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültürvarlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile…” ve “…veikinci…” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu ibarelere ilişkinbaşvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B- “Ancak, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölgekurullarınca … birinci… derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlarzilyetlik yoluyla iktisap edilemez” bölümünün esasının incelenmesine,esasa ilişkin incelemenin “…birinci…” sözcüğü ile sınırlı olarakyapılmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cengiz ERTENtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anlam ve Kapsam
8. Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu kuralıiçeren ikinci cümlesinde, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölgekurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarınınbulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındakitaşınmazların zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği öngörülmektedir.
9. Türk hukukunda tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlara zilyetolanların bu taşınmazı mülk edinmelerine imkân tanıyan iki farklı müessesebulunmaktadır. Bunlardan birincisi, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin639. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesindedüzenlenen “olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı” müessesesi,ikincisi ise 3402 sayılı Kanun’un 17. maddesinde düzenlenen “ihya” müessesesidir.Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.4.2010 tarihli veE.2004/1, K.2010/1 sayılı kararında da belirtildiği üzere, olağanüstükazandırıcı zamanaşımı, önceden tarıma elverişli olan ancak tapu kütüğünekaydedilmemiş taşınmazların, ihya ise dağlar ve tepeler gibi tarıma elverişliolmayan arazilerin mülk edinilmesine imkân sağlamaktadır.
10. Sit kelimesi Kanun’un 3. maddesinde “tarih öncesindengünümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerinsosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kentkalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konuolmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmıştabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
11. 13.3.2012 tarihli ve 28232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “KorunmasıGerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tespit ve Tescili HakkındaYönetmelik” in 4. maddesinde de birinci derece arkeolojik sit alanlarının,“tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup,yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özellikleriniyansıtan kent kalıntıları ile yerleşim alanları ve sosyal yaşama konu olmuş;taşınmaz kültür varlıklarına ait kalıntılar ve buluntuların veya bunudestekleyen taşınır kültür varlığı buluntularının yoğun olarak yer aldığıalanlardan olması” gerektiği belirtilmiştir.
12. Kanun’un 11. maddesiyle ilgili ilk düzenlemede koşullarıoluştuğu takdirde sit alanlarının zilyetlik yoluyla kazanılması mümkün iken27.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 tarihli ve 5226 sayılı Kanun’un5. maddesiyle, Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının ikincicümlesinde yer alan “korunma alanları” ibaresinden sonra gelmek üzere “sitalanları” ibaresi eklenmiş, bu tarihten itibaren sitalanlarının zilyetlik yoluyla kazanılması yasaklanmıştır.
13. Daha sonra, 30.5.2007 tarihinde yürürlüğe giren 22.5.2007tarihli ve 5663 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle, Kanun’un 11. maddesinin birincifıkrasının ikinci cümlesi, “Ancak, kültür ve tabiat varlıklarını korumabölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültürvarlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sitalanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez.” şeklindedeğiştirilmiş ve böylece kültür varlıklarını koruma bölge kurullarıncabirinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğutaşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikleiktisabı imkânsız hale gelmiştir. Bunlar dışında kalan arkeolojik sit alanlarıile doğal sit alanlarının ise koşulları oluştuğu takdirde zilyetliklekazanılması ve tescili mümkündür.
B- İtirazın Gerekçesi
14. Başvuru kararındaözetle, itiraz konusu kuralda 2004 yılında yapılan değişikliktenönce birinci derece arkeolojik sit alanı içinde kalan taşınmazların zilyetliklekazanılması için bir engel bulunmadığından zilyetleri adına tapuya kayıt vetescilinin mümkün olduğu, ancak bu tarihten sonra birinci derece arkeolojik sitalanı içinde kalan taşınmazların, mülkiyet hakkının zilyetlikle kazanılabilmesiiçin diğer şartlar gerçekleşmiş olsa bile, hazine adına tapuya kayıt ve tesciledildiği, bu nedenle söz konusu taşınmazlarda kadastro çalışmasının 2004yılından sonra yapılmasıyla iki farklı uygulamanın ortaya çıktığı ve butaşınmazlara malik sıfatıyla zilyet olanların mülkiyet haklarınınellerinden alındığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10.,35. ve 44. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
15. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyleAnayasa’nın 13. ve 63. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
16. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
17. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında vurgulandığı üzere,Devlet, hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar üzerinde, kamu yararınıgözetmek ve Anayasa’nın özel maddelerinde yer alan güvence hükümlerini dedikkate almak kaydıyla üstün yetkilerini kullanarak dilediği şekilde bir hukukidüzen tesis edebilir. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesigereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararınıgerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılıksorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesininyapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ilesınırlıdır. Kanun ile kamu yararının ne kadar gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemeninanayasa yargısıyla bağdaşmayacağı açıktır.
18. Anayasa’nın 35. maddesinin birincifıkrasında, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmeksuretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudanilgili olan mülkiyet hakkı, bireye, emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğeyönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır.
19. Mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayladeğerlendirilebilen her türlü malvarlığı haklarını kapsamaktadır. Bununlabirlikte, anayasallık denetiminde ekonomik değer ifade eden malvarlıklarınailişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesi içinilgili mülkün hâlihazırda kişilerin mülkiyetinde bulunması gerekmektedir.Kişilerin hukuken malik bulunmadıkları malvarlığı değerlerine yönelik mülkedinme beklentileri, kural olarak Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korumagörmemektedir.
20. Anayasa’nın “Tarih kültür ve tabiat varlıklarınınkorunması” başlıklı 63. maddesinde, Devletin, tarih kültür ve tabiatvarlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici veteşvik edici tedbirleri alma ödevine yer verilmiş ve özel mülkiyet konusu olanvarlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların ve bu nedenle hak sahiplerineyapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenleneceği hükümaltına alınmıştır.
21. Anayasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasında, Devlete,tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçladestekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevi yüklenmekle birlikte, bukorumanın şekli ve kapsamıyla ilgili herhangi bir belirleme veya sınırlamayapılmamıştır. Anayasa, korunmaya değer tabiat varlıkları ve değerlerininbelirlenmesi ve bunlar için uygulanacak koruma yöntemlerinin saptanmasıhususunda kanun koyucuya takdir yetkisi tanımıştır. Buna göre, kanun koyucufarklı tabiat varlıkları arasında bir derecelendirme ve sınıflandırma yaparakfarklı koruma yöntemleri öngörebilir.
22. Kanun’un 5. maddesine göre taşınır ve taşınmaz kültür vetabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. İtiraz konusu kuralla,birinci derece arkeolojik sit alanlarında kalan taşınmazlar da zilyetleri adınatescil imkânının kapsamı dışında bırakılmaktadır. Devletin hüküm ve tasarrufualtında bulunan taşınmazların, bu taşınmazlara belli koşullar dâhilinde zilyetolanlarca mülk edinilebilmesi, kanun koyucunun takdir yetkisi çerçevesindegetirilen bir imkân olup anayasal bir zorunluluğu ifade etmediği gibi, anayasalbir yükümlülüğün ifası amacı da taşımamaktadır. Dolayısıyla Devlet malıniteliğinde kabul edilen taşınmazların mülkiyet hakkının, olağanüstükazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamaması da kanun koyucunun takdirindeolup hukuk devleti ilkesine aykırılık taşımamaktadır.
23. Anayasa Mahkemesi kararlarında açıklandığı üzere, bellidurumlarda, bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacak”iddiasını elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, Anayasa’nın mülkiyethakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortayakonmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli birkanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik veistikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip niteliktekibir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukuktamülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentininkabulü için yeterli değildir (Bkz. Kemal YELER ve Ali Arslan ÇELEBİ,B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36-37).
24. Yukarıda ifade edildiği gibi itiraz konusu kural kapsamındakalan birinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar, zilyetleri adınatapuya tescil edilmediklerinden bunlar üzerinde zilyetlik kuranların mülkiyethakkına sahip olduklarından söz edilemez. Bununla birlikte itiraz konusukuralın mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerekip gerekmediğinin tespitibakımından ayrıca zilyetlerin, kullandıkları taşınmazların mülkiyetinikazanacaklarına yönelik “meşru bir beklenti” içerisine girmelerineneden olan bir kanun hükmünün veya başarılı olma şansının yüksek olduğunugösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadının bulunup bulunmadığına dabakılmalıdır.
25. Kanun’un 11. maddesinde, 27.7.2004 tarihinde yürürlüğegiren 5226 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce herhangi bir ayrımyapılmaksızın sit alanları içinde kalsa da tapu siciline tescil edilmeyentaşınmazlardaki zilyetlerin, 27.7.2004 tarihine kadar olağanüstü kazandırıcızamanaşımı sonucunda bu taşınmazları kendi adlarına tescil ettireceklerine dairmeşru bir beklenti içinde bulundukları bir gerçektir. Öte yandan itirazbaşvurusunda bulunan mahkemenin elindeki davaya konu taşınmazların zilyetleri,kadastro tespitinin yapıldığı 2009 yılından çok önce, sit alanlarının zilyetliklekazanılabildiği 27.7.2004 tarihinden de önce söz konusu taşınmazları, yirmiyılı aşkın süredir nizasız ve fasılasız kullandıklarını, malik sıfatıylayedlerinde bulundurduklarını, kadastro tespitinin geç yapılmasından dolayı veitiraz konusu kural nedeniyle kendi adlarına tescil yapılamadığını iddiaetmişlerdir.
26. Anayasa Mahkemesi’nin 18-19.6.1968 tarihli ve E. 1966/19, K.1968/25 sayılı kararında, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında kanundakişartların dolmasıyla, yani nizasız ve fasılasız olarak devam eden zilyetliğinyirminci yılını doldurmasıyla mülkiyet hakkının kazanıldığı, mahkemeninvereceği kararın ise bu durumun tespitinden ibaret olduğu ifade edilmiştir.Anayasa Mahkemesinin bu içtihadı dikkate alındığında, yirmi yıllık sürenindolmasının, zilyetlerde, söz konusu taşınmazın mülk edinileceğine ilişkin meşrubir beklentiye neden olacağı söylenebilir.
27. Ancak Kanun’un 11. maddesiyle ilgili 27.7.2004 tarihindeyürürlüğe giren 5226 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra sitalanlarındaki taşınmazların tamamının ve 30.5.2007 tarihinde yürürlüğegiren 5663 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra da itiraz konusu kuralkapsamındaki birinci derece arkeolojik sit alanlarının, olağanüstüzamanaşımı yoluyla mülkiyete konu olabilme vasıfları kalmamıştır.
28. Belirtilen çerçevede, itiraz konusu kural kapsamındakalan taşınmazlara zilyet olanların, kadastro tespitinin yapıldığı 2009yılından daha önce, koşulları oluştuğu takdirde sit alanlarının zilyetliklekazanılmasının mümkün bulunduğu 27.7.2004 tarihinden önce, mülkedinecekleri yolunda meşru bir beklentiye sahip olduklarından kuralın,Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı yönündenincelenmesi gerekmektedir.
29. Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasının ölçütü gösterilmiştir. “Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması” başlıklı bu maddede, “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
30. Söz konusu hüküm, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa’da yer alan temel hakve özgürlüklerin sınırlanmasında esas alınacak ölçütleri düzenlemektedir.Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada vehukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan,belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerekmektedir.
31. İtiraz konusu kural kapsamında kalan birinci derece arkeolojiksit alanları, tarih öncesinden günümüze kadar insanlık tarihi için önem taşıyanmedeniyetlerin yaşadıkları dönemlerdeki sosyal, ekonomik, mimari ve benzeriözelliklerini gösteren anıtsal yapıların; planlama veya peyzaj tasarımıalanlarında dikkat çeken gelişmelere tanıklık etmiş, belirli kültürleriyansıtan kent kalıntılarının yoğun olarak bulundukları yerleri ifadeetmektedir. Kimilerinin de UNESCO tarafından Dünya Miras Listesine kabuledildikleri göz önüne alındığında, bu kültürel varlıkların, ülkemiz ve bütüninsanlık için ne kadar önemli sayıldıkları inkâr edilemez. Bu nedenle sözkonusu kültürel varlıkların, Devlet malı sayılarak koruma altına alınmasıylakamusal yararın gerçekleştirilmek istendiği ve itiraz konusu kuralın meşru birtemele dayandığı anlaşılmaktadır.
32. Ancak belirtilen meşru temellere rağmen, bireylerin mülkiyethakkına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında birorantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkıkamu yararı amacıyla, kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüdesınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağıgibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
33. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ilesınırlama araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmakistenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracındenetlenmesidir. Bu sebeple, kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek için elverişli,gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
34. İtiraz konusu kurala konu birinci derece arkeolojik sitalanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceğine ilişkin bukısıtlama, Anayasa’nın 63. maddesiyle Devlete bir ödev olarak yüklenen kültürve tabiat varlıklarını korumayı hedeflediğinden, müdahalenin meşru bir amacadayandığı ve kamusal yarar amacıyla yapıldığı açıktır. Zilyetlerin,mülkiyet hakkını kazanacakları yönündeki meşru beklentilerine yapılan müdahaleile kamusal yararı gerçekleştirmeye ilişkin amacın orantılı olduğu şüphesizdir.Ülkemiz ve hatta aralarında bütün insanlığın ortak mirası kabul edilen evrenseldeğerlere sahip bulunan kültür varlıklarının, korunması amacıyla birinci derecearkeolojik sit alanlarının zilyetlikle kazanılamamasının, belirtilen amacıgerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olduğu, bu nedenle kuralınAnayasa’nın 13. maddesi kapsamında demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırılık teşkil etmediği anlaşılmaktadır.
35. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve63. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
36. Kural’ın Anayasa’nın 5., 10. ve 44. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
IV- HÜKÜM
21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat VarlıklarınıKoruma Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının, 22.5.2007 tarihli ve 5663sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen ikinci cümlesinde yer alan “…birinci…” sözcüğünün, Anayasa’yaaykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 28.12.2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ