ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2017/14
Karar Sayısı : 2017/83
Karar Tarihi : 29.3.2017
R.G. Tarih Sayısı : 18.4.2017- 30042
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya5. İcra Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9.6.1932tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun, 31.5.2005 tarihli ve 5358sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin;
A- Birinci fıkrasının “Sonradan kazandığı malları veyakazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecburolan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine …bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğutakdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebepolmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ilecezalandırılır.” bölümünün,
B- İkinci fıkrasının,
Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı ileri sürülerekiptallerine karar verilmesitalebidir.
OLAY: Borçlu sanığın, beyandan sonra mal ve kazançta artışı bildirmemeksuçundan cezalandırılması talebiyle yapılan başvuruda, itiraz konusu kurallarınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un, itiraz konusu kuralların da yer aldığı 339. maddesi şöyledir:
“Beyandan sonra mal ve kazançta olan tezayüdü bildirmeyenborçlunun cezası:
Madde 339- (Değişik: 31/5/2005 -5358/10 md.)
Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleribu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızınyedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veyaşifahi surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedelitibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedelitibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplinhapsi ile cezalandırılır.
Bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine karar verilir. Kişi, icratakibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer.”
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, MuammerTOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL, YusufŞevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 9.2.2017 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında, öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu sorunugörüşülmüştür.
2. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi”başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacakbaşvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında,bir davaya bakmakta olan mahkemenin, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanunhükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veyataraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısınavarması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarakAnayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; aynı fıkranın (a) bendindede “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırıolduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” söz konusubelgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açıkbir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itirazbaşvurularının, Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizingerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçelikararında, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birininAnayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı vegerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
4. İçtüzüğün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendindede, Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerinbulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esasincelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralıfıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın, itiraz yolunabaşvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engelolmadığı belirtilmiştir.
5. Başvuran Mahkeme, Kanun’un 339. maddesinin, birinci fıkrasının“Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri buKanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızınyedi gün içinde icra dairesine … bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veyabedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veyabedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadardisiplin hapsi ile cezalandırılır.” bölümü ile ikinci fıkrasınıniptallerini talep etmiştir. Başvurunun incelenmesinden, itiraz konusu 339.maddenin ikinci fıkrası dışındaki kuralın Anayasa’nın hangi maddelerine hanginedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkçagösterilmediği anlaşılmıştır.
6. Açıklanan nedenlerle, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra veİflas Kanunu’nun 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun’un 10. maddesiyledeğiştirilen 339. maddesinin;
A- Birinci fıkrasının “Sonradan kazandığı malları veyakazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecburolan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine …bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğutakdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebepolmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ilecezalandırılır.” bölümünün, iptaline karar verilmesi talebiyle yapılanitiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceyöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,
B- İkinci fıkrasının esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılanAnayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A- İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle, disiplin suçunun cezasının, kişinindisipline edilmesi amacıyla çektirilmesi gerekirken itiraz konusu kuralla,alacaklının şikâyetten vazgeçmesi ya da borcun ödenmesi hâlinde düşürülmesinekarar verildiği, sanığın, çalışmaya başladığı tarihten bildirme yükümlülüğünüyerine getirmediğinin müşteki tarafından öğrenildiği tarihe kadar geçen süreiçinde kazandığı haczi kabil ücreti kadar kısmı ödemekle dahi hakkındakicezanın düşmesini temin edemediği, bu nedenle kuralın ölçülülük ilkesine aykırıolduğu, cezanın düşme şartlarının kanunun amacıyla uyumlu olmadığı belirtilerekkuralın, Anayasa'nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. 2004 sayılı Kanun’un 339. maddesinin birinci fıkrasında,sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri, buKanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlunun, makbul bir mazeretiolmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahisurette bildirmemesi ve bu mal veya kazancının asıl veya bedel itibariylemevcut olması hâlinde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariylemakbul bir sebep olmaksızın elden çıkarması hâlinde ise bir aya kadar disiplinhapsi ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin itirazkonusu ikinci fıkrasında ise bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine kararverileceği ve kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bucezanın düşeceği belirtilmektedir.
10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukunüstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
11. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenliktedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa’ya aykırı olmamak üzere ülkenin sosyal,kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimlerini gözönüne alan suç politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, izlediği suçpolitikası gereği bazı fiilleri ceza hukuku alanından çıkarabileceği gibi koruduklarıhukuki yararları ve neden olduğu sonuçları esas alarak bir takım suçları farklıyaptırımlara da tâbi kılabilir. Kanun koyucunun bu konudaki tercih vetakdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışındakalmaktadır. Bununla birlikte, hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri gereğince buyöndeki düzenlemelerde öngörülen yaptırım, insan onuruna aykırı bulunmamalı vesuçla yaptırım arasında bir ölçüsüzlüğe yol açmamalıdır.
12. Kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin birgereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulanönlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulanönlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” isebaşvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifadeetmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaçarasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengeninbulunması zorunludur.
13. 2004 sayılı Kanun’da 5358 sayılı Kanun ile yapılandeğişiklikle, müeyyidesi hafif hapis ve hafif para cezası olan icra ve iflâssuçları, disiplin hapsi-tazyik hapsi olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu bağlamdaitiraz konusu kuralın yer aldığı maddede yer alan “hafif hapis” cezası “disiplinhapsi” şeklinde değiştirilmiştir. Disiplin hapsi 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde, “kısmî bir düzeni korumak amacıylayaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlaraçevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilmehükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyenhapis” şeklinde tanımlanmıştır.
14. Disiplin hapsi bir yükümlülüğün yerine getirilmesini zorlamakiçin değil, kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan birfiilin işlenmesi dolayısıyla verilir. Kural olarak o işin yapılması, ifaedilmesi disiplin hapsini sona erdirmez. Ancak, 2004 sayılı Kanun’da yer alanicra ve iflas suçlarının ekonomik suç olmaları nedeniyle, kanun koyucu bukonuda esnek davranarak söz konusu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine kararverileceğini ve kişinin icra takibine konu olan borcu tamamen ödemesi hâlinde disiplinhapsinin düşeceğini hüküm altına almıştır. Disiplin hapsi, hukuki niteliğiitibariyle borçlunun 2004 sayılı Kanun uyarınca yapmaya mecbur olduğubeyandan sonra kazandığı malları veya kazancındaki ve gelirindeki artışlarıicra dairesine bildirmemesi nedeniyle öngörülen bir müeyyidedir. Bubağlamda, 2004 sayılı Kanun’da yer alan disiplin hapsinin, kanunda yer alan biremrin yerine getirilmesi suretiyle borcun ödenmesi ve dolayısıyla alacakhakkının korunması amacını gerçekleştirmeye yönelik bir düzenleme olduğuaçıktır. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un davanın ve cezanın düşmesi ile cezaverilemeyecek hâlleri düzenleyen 354. maddesinde, “Kanunun bu babındayazılı suçlardan takibi şikayete bağlı olanların müştekisi feragat eder veyaborcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle beraber cezadüşer.” hükmüne yer verilmiştir.
15. Kanun koyucunun alacakların tahsili konusunda önemli birişleve sahip olan itiraz konusu kuralla, borçluların kanun emrini yerinegetirmek konusunda daha dikkatli ve özenli davranmasını ve borçluyu kanunemirlerine karşı itaate mecbur ederek icra takibine konu olan borcun tamamenödenmesi suretiyle alacaklının alacağına kolayca kavuşmasını sağlamayıamaçladığı anlaşılmaktadır. Zira disiplin hapsi verilmesinden sonra borçlununKanun gereğince yapmaya mecbur olduğu beyandan sonra kazandığı malları veyakazancında ve gelirindeki artışı bildirmesi hâlinde dahi ceza düşmemekte, cezaancak, alacaklının şikâyetten vazgeçmesi ya da borcun tamamen ödenmesi hâlindedüşmektedir.
16. Öte yandan başvuru kararında, sanığın, çalışmayabaşladığı tarihten bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğinin müştekitarafından öğrenildiği tarihe kadar geçen süre içinde kazandığı haczi kabilücreti kadar kısmı ödemekle dahi hakkındaki cezanın düşmesini temin edemediği,bu nedenle kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ifade edilmişse de kuralınamacı, borçlunun sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirindekiartışlarını icra dairesine bildirmeye zorlayarak borcun tamamen ödenmesi suretiylealacaklının alacağına kavuşmasını sağlamaktır. Bu zorlamanın caydırıcınitelikte olabilmesi için de borçlunun bu süre zarfında elde ettiği mal, kazançveya gelir artışından bağımsız olarak borcun tamamının ödenmesi veyaalacaklının şikâyetten vazgeçmesini düzenleyen kuralın ölçülü olmadığısöylenemez. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın, ulaşılmak istenen amaç içinelverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişkikurduğu dikkate alındığında orantılı olduğu anlaşıldığından, kanun koyucununtakdir alanı içerisinde olan kuralda ölçülülük ilkesine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdeğildir. İptal talebinin reddi gerekir.
18. Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
19. Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV- HÜKÜM
9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun,31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339.maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 29.3.2017tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY YAZISI
1. İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 tarihli ve 5358 sayılıKanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin birinci fıkrasının “Sonradankazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanunmucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi güniçinde icra dairesine … bildirmezse ve bu mal ve kazancı asıl veya bedelitibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedelitibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplinhapsi ile cezalandırılır.” şeklindeki bölümünün ve “Bucezalara alacaklının şikayeti üzerine karar verilir. Kişi, icra takibine konuolan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer.” şeklindeki ikincifıkrasının Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri,itiraz yoluyla başvuran mahkemece talep edilmiştir.
2. İlk incelemede, başvuran mahkemenin birinci fıkrada yer alankuralların iptaline ilişkin gerekçe göstermemesi nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince itiraz başvurusunun bu bölümününyöntemine uygun olmadığından reddine karar verilerek, ikinci fıkranınAnayasa’ya uygunluğunun incelemesine geçilmiştir.
3. Anayasa Mahkemesince esas inceleme, Anayasa’nın 2. maddesiyönünden yapılmış, muhterem çoğunlukça kuralda 2. maddeye aykırılık olmadığınakarar verilmiş, 13. madde ile ilgisi görülmemiştir. Bu görüşe aşağıdakinedenlerle katılmamaktayım.
4. Esas incelemesi yapılan ikinci fıkranın tek başına biranlam ifade etmediği, bu fıkranın Anayasa’ya aykırı olup olmadığının birincifıkrada söz konusu olan eylemin karşılığı olarak hükmedilecek disiplin hapsiyönünden yapılması gerektiği açıktır. Bu nedenle kural, esas inceleme dışındabırakılmış olsa da birinci fıkrada tanımlanan eylemin, Anayasanın diğer ilgilimaddeleri gözetilerek, borçlu ile alacaklının hak ve menfaatleri arasında adilve makul bir denge kurup kurmadığı ve genel olarak alacaklıların alacaklarınakavuşmasını sağlamakla yükümlü olan devletin yaptığı düzenlemenin kişiözgürlüğüne yönelik müdahalede ölçülü olup olmadığı yönünden dedeğerlendirilmelidir.
5. Başvuran mahkeme, Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerineaykırılıktan söz etmiş olup, hürriyeti bağlayıcı bir ceza söz konusuolduğundan, sadece 2. madde yönünden bir değerlendirme yapılıp, 13. maddedekidemokratik bir toplumda zorunluluk ilkesi yönünden bir değerlendirme yapılmadanölçülülük noktasında Anayasallık denetiminin tam olarak yapıldığından sözedilemez. Anayasa Mahkemesi aşağıdaki maddede yer alan kararında disiplinhapsini Anayasanın 13. maddesi ile ilgili görmemiştir. Çünkü disiplin hapsimüessesesinin kendiliğinden (per se) bir ölçülülükincelemesine tabi tutulması gerekmez. Öte yandan, disiplin hapsininuygulanmasının sonuçlarını düzenleyen hukuk kurallarının borçlu üzerindekietkisinin demokratik bir toplumda zorunluluk ilkesi yönünden incelenmesi farklıbir durum olup, dava konusu kuralın da bu kapsamda incelenmesi gerekir.
6. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında disiplin hapsininbaşlı başına Anayasaya aykırı bir uygulama olmadığına hükmetmiş ise de(28.2.2008 tarihli, Esas:2006/71, Karar:2008/69 sayılı AYM kararı) 2004sayılı İcra ce İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Kanunla değiştirilen 337.maddesinin birinci fıkrasındaki “Müddeti içinde beyanda bulunmak üzeremazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayanborçlu, alacaklının şikayeti üzerine, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır.Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcunödenmesi halinde, verilen ceza düşer.” şeklindeki kuralları aşağıdakigerekçelerle iptal etmiştir:
“Başvuru kararlarında, borçludan alacağını rızasıyla alamayanalacaklının Devlet kurumlarının yardımıyla alacağını zorla tahsil etmeolanağına sahip olduğu, cebri icranın dışında borçlunun ayrıca hapislecezalandırılmasının evrensel hukuk kuralları ile bağdaşmayacağı, özel hukuktandoğan alacaklarda tarafların birbirlerinin ödeme gücünü bilebilecek durumdaoldukları ve basiretli tacir öngörüsüyle hareket etmeleri gerektiği, AvrupaBirliği ülkelerine gönderilen ve hapis cezasını içeren icra ve ödeme emirleriile ilgili adli yardımlaşma taleplerinin kendi hukuklarında benzer suçbulunmaması nedeniyle kabul görmediği, mal beyanında bulunmama suçunu işleyenkimselere disiplin hapsi cezası verilerek seçenek yaptırımlardan yararlandırılmadıkları,bu durumun eşitsizliğe yol açtığı, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nda şahsi davayayer verilmediği ve şahsi davaların kamu davasına dönüştürüldüğü, bu nedenleİcra ve İflas Kanunu'na göre açılacak davaların da Cumhuriyet Savcılığıtarafından açılması gerektiği, mal beyanında bulunmama nedeniyle İcra ve İflasKanunu'nda iki ayrı özgürlüğü bağlayıcı ceza öngörüldüğü, farklı uygulamalarıneşitsizlik doğurduğu, bu nedenlerle de kuralın Anayasa'nın 2., 10., 11., 13.,38. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, müddeti içinde beyanda bulunmak üzeremazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayanborçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine on gün disiplin hapsi ile cezalandırılacağı,alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcunödenmesi halinde, bu cezanın düşeceği öngörülmüştür.
Öte yandan, İcra ve İflas Kanunu'nun 51 sayılı Yasa iledeğiştirilen 76. maddesinde mal beyanında bulunmayan borçlunun, alacaklınıntalebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hâkimi tarafından birdefaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunacağı, ancak bu hapsin üç ayıgeçemeyeceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumunhuzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir.
Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarınasaygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletlibir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum vetutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa vehukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,yasaların üstünde Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukukilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 337. maddesinin birinci fıkrasında ve 76.maddesinde borçlunun özgürlüğü bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasını gerektireneylem, mal beyanında bulunmama eylemidir. Yukarıda belirtildiği gibi hukukdevleti ve ceza hukuku ilkeleri gereği kişi aynı eylem nedeniyle birden fazlayargılanmaz ve cezalandırılmaz. İtiraz konusu kural uyarınca, müddeti içindemazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı olarak mal beyanındabulunmayan kimse disiplin hapsi cezası ile cezalandırılmasının yanı sıra, İcrave İflas Kanunu'nun 76. maddesine göre de mal beyanında bulunmama eyleminedeniyle tazyik hapsi cezası ile cezalandırılabilecektir. Böyle bir olasılığınvarlığı İcra ve İflas Kanunu'nun 337. maddesinde öngörülen disiplin hapsicezasını, Anayasa'nın hukuk devleti ilkesinin düzenlendiği 2. maddesine aykırıhale getirmektedir.
Bu nedenle, 337. maddenin birinci fıkrası Anayasa'nın 2. maddesineaykırıdır. İptali gerekir.
Kural iptal edildiğinden Anayasa'nın 10. ve 38. maddeleri yönündenayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasanın 11., 13. ve 138. maddeleri ile ilgisibulunmamaktadır.”
7. Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki iptal gerekçesi iki kezcezalandırmanın “hukuk devleti” ilkesine aykırılığı düşüncesine dayanmaklabirlikte, iptalin, borcun ödenmesinin sağlanması için geri dönüşü mümkün vedaha ölçülü bir yaptırım olan tazyik hapsi yolu varken, disiplin hapsininuygulanmasına yer olamayacağı düşüncesinin de kararda etkili olduğuanlaşılmaktadır.
8. Bu nedenlerle, iptali istenen 339. maddenin ikincifıkrasının 337. maddeden farklı olarak, demokratik bir toplumda zorunluluk veölçülülük ilkeleri yönünden incelenmesi gerekir. Fıkra, sonradan kazandığımalları veya kazancında ve gelirinde meydana gelen artışları bildirmediği içindisiplin hapsiyle cezalandırılmasına hükmedilen borçlunun hapisten ancak borcuntamamını ödemekle kurtulabileceğini öngörmektedir. İtiraz eden mahkemeninAnayasaya aykırılık gerekçesi de borçlu yönünden fiilen imkansız olabilecekböyle bir koşulun ölçüsüz olduğu yolundadır.
9. Demokratik bir hukuk devletinde icra iflas kanunlarındakidüzenlemelerin, alacaklının alacağına etkin bir şekilde ve süratle kavuşmasınısağlamak olduğu kuşkusuzdur. Ancak bu sonuca ulaşılması için borçlunun maddi vemanevi olarak çökertilmesi gerekmez. Ceza hukukunda “intikam alma”, “dersverme”, “tekrar yapmaması için pişman etme” gibi kavram ve yöntemlere yerolmadığı bilinir. Asli işlevi suç ve ceza ihdas etmek olmayan icra ve iflashukukunda yer alan disiplin hapsinin uygulamasının da ancak borcun ödenmesinikolaylaştırıcı bir sonuç vermesi ve ölçülü olması halinde Anayasaya uygunolabileceği açıktır. Hukuk devletinin icra iflas düzenlemelerini, çıkar amaçlısuç örgütlerinin alacak tahsil yöntemlerinden ayıran da budur.
10. Somut olayda olduğu gibi icra dairesine mal beyanındabulunmayan borçlunun önce tazyik hapsi ile mal beyanında bulunmaya zorlanmasıgerekir. Ancak borçlunun geliri olduğu veya daha sonra gelir elde etmeyebaşladığı tespit edilirse, artık tazyik hapsinin de uygulanması söz konusuolmaz. Çünkü alacaklı, alacağını tahsil edebileceği, sınırlı da olsa, bir imkanelde etmiştir. Bu noktada borçlunun hapsedilmesi, alacağın tahsilinihızlandırmayacağı gibi, sigortalı çalışan olan borçlunun bu işini dekaybetmesine, dolayısıyla, alacağın daha fazla tehlikeye girmesine yolaçabilecektir. Bu durumda, alacağın tahsilini kolaylaştırıcı bir yönü olmayıpsadece cezalandırıcı bir işlevi olan kuralın İcra ve İflas Hukuku yönünden“amaca elverişli” olduğundan da söz edilemez.
11. Bu nedenle, borçlunun ancak borcun tamamını ödeyerek hapistenkurtulabilesini öngören kural, icra ve iflas hukukunun amaçları ve kapsamıgözetildiğinde, Anayasa’nın 13. maddesinin öngördüğü “demokratik bir toplumdazorunluluk” ölçütüne uymamaktadır. Çünkü amaç, borçlunun bir kusurundan veyaihmalinden yararlanarak hapis tehdidiyle borcun tamamını ödettirmeye çalışmakdeğildir. Gelirindeki artışı bildirmeyen borçluya karşı düşünülebilecek dahapek çok farklı yaptırım da mevcut olup, bunlar yasa koyucunun takdir alanıiçerisindedir. Avrupa ülkelerinde benzer durumlarda hapis cezası verilmediğibilinmektedir.
12. Nitekim borcun ödetilmesine yönelik en ağır uygulama olantazyik hapsinin de sınırları vardır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 76.maddesine göre hapis ile tazyik ancak bir defa uygulanabilir; bu süre 3 ayıgeçemez. Buna karşılık, disiplin hapsi, borçlunun beyanda bulunmadığı herkazanç ve gelir artışı vukuunda, yani üst sınır olmaksızın uygulanabilecektir.Bu durum, kişi özgürlüğüne ağır bir müdahale olan disiplin hapsinin ancakzorunlu olduğu hallerde ve ölçülü biçimde uygulanmasını gerektiren Anayasalilkelerin özüne uymamaktadır. Ölçülülük ilkesi icabı, somut olaydaki gibi birdurumda, yani borçlunun beyan etmediği kazancı elde etmeye başladığı tarih ilealacaklının bu durumu öğrendiği tarih arasındaki kaybın ödenmesi halindecezanın düşmesi gerekir. Aksine düzenleme, hukuk devletinin bir gereği olanhakkaniyet ilkesine de aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk kararına katılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT