ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2017/167
Karar Sayısı : 2017/172
Karar Tarihi : 13.12.2017
R.G. Tarih – Sayı : 2.2.2018 – 30320
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Söke 2. Asliye HukukMahkemesi
(Aile Mahkemesi sıfatıyla)
İTİRAZIN KONUSU: 22.11.2001 tarihli ve 4721sayılı Türk Medeni Kanunu’nun,
A. 318. maddesinin birinci fıkrasının,
B. 319. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Evlatlık ilişkisinin geçen zaman içindetaraflarca sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi sebebiyle açılan evlatlık ilişkisininkaldırılması davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı 318. ve 319.maddeleri şöyledir:
“2. Diğer noksanlıklar
Madde 318- Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardanbiriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisininkaldırılmasını isteyebilir.
Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkinolup ilişkinin kaldırılması evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecekolursa, bu yola gidilemez.”
“II. Hak düşürücü süre
Madde 319- Dava hakkı,evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yılgeçmekle düşer.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve YusufŞevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1.11.2017 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre AnayasaMahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuranmahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı kural ile sınırlıdır.
3. Başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 318. maddesinin birincifıkrası ile 319. maddesinin iptalini talep etmiştir.
4. İtiraz konusu 318. maddenin birinci fıkrasında, evlat edinmeninesasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakat olması halinde Cumhuriyetsavcısı veya her ilgilinin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebileceğiöngörülmektedir. Kural, hem Cumhuriyet savcısının hem de her ilgilinin davahakkını düzenlemektedir. Bakılmakta olan dava, evlat edinenin açtığı evlatlıkilişkisinin kaldırılması davasıdır. İtiraz konusu kural, her ilgili ilebirlikte Cumhuriyet savcısının diğer noksanlıklara ilişkin dava hakkı yönündenortak ve geçerli kuraldır. Bu nedenle itiraz konusu 318. maddenin birincifıkrasına ilişkin esas incelemenin “…her ilgili…”ibaresi yönündensınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
5. Açıklanan nedenlerle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedeni Kanunu’nun;
A. 318. maddesinin birinci fıkrasının esasının incelenmesine,esasa ilişkin incelemenin”…her ilgili…” ibaresi yönünden sınırlıolarak yapılmasına,
B. 319. maddesinin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri,Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılanve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasamabelgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 318. Maddesinin Birinci Fıkrasının “… herilgili…” İbaresi Yönünden İncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
7. Başvuru kararında özetle, 743 sayılı mülga Kanun’daevlatlık ilişkisinin usulüne uygun olarak kurulmasından sonra gerçekleşebilecekbirtakım olgulara dayalı olarak bu ilişkinin kaldırılmasına ilişkin hükümlereyer verilmesine rağmen 4721 sayılı Kanun’da bu hususta bir düzenlemeye yerverilmediği, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebeplerinin yalnızca ilişkininkurulması aşamasındaki yasal koşullardaki eksikliklerle sınırlandırıldığı, buşekilde hukuki yolla kurulmuş gerçek olmayan soybağının bir defa usulüne uygunolarak kurulmasından sonra sonsuza kadar sürmesi sonucunu doğuran bir düzenlemeyapıldığı, evlat edinme ile kurulan soybağının biyolojik soybağı ile eştutulduğu, başta her iki tarafın yararına olduğu düşünülen evlatlık ilişkisininsonradan tarafların zararına olabileceği göz önüne alınarak bu ilişkininsonlandırılmasını sağlayacak hukuki olanağın tanınmadığı, bu durumun kişilerindava açma hakkını ölçüsüz bir şekilde sınırlandırdığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
8. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 41. maddesi yönünden de incelenmiştir.
9. İtiraz konusu kuralda evlat edinmenin esasa ilişkin diğer noksanlıklardanbiriyle sakat olması hâlinde Cumhuriyet savcısı ve her ilgilinin evlatlıkilişkisinin kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüş olup kural “…herilgili…” ibaresiyle sınırlı olarak incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insanhaklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum vetutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa vekanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
11. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması,genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesihukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir.
12. Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasının ölçütü gösterilmiştir. Buna göre temel hak vehürriyetler yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak, özüne dokunulmaksızın, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolmamak üzere kanunla sınırlanabilir.
13. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçlarıile sınırlama araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi,ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracındenetlenmesidir. Bu sebeple kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek içinelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
14. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altınaalınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişimhakkıdır. Bu hak, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahipbir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsar. Anayasa’nın 36. maddesinde, hakarama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmaklabirlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasındankaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, Anayasa’nınbaşka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bir hakkın sınırlandırılması damümkündür. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alangüvencelere aykırı olamaz.
15. Anayasa’nın 41. maddesinde“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır./Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması veaile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirlerialır, teşkilâtı kurar./ Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksekyararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişkikurma ve sürdürme hakkına sahiptir./ Devlet her türlü istismara ve şiddetekarşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” denilmiştir. Aileyi Türktoplumunun temeli olarak tanımlayan Anayasa’nın 41. maddesinde, ailenin bireyve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş; Devlete, ailenin korunması içingerekli düzenlemeleri yapma ve teşkilatı kurma ödevi yüklenmiştir. Böyleceaile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle ailenin birlik vebütünlüğünün korunması amaçlanmaktadır.
16. Anayasanın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarındabir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine önceliktanımak mümkün değildir. Bu nedenle kimi zaman zorunlu olarak birlikteuygulanan iki Anayasa kuralından biri diğerinin sınırını oluşturabilir. Bubağlamda hak arama özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde aile kurumunu özelolarak düzenleyen ve anayasal güvenceye bağlayarak koruma altına alanAnayasa’nın 41. maddesinin gözetilmesi gerektiği açıktır.
17. Evlât edinme, aile hukuku alanında soybağının kurulmasıyoluyla hısımlık yaratan bir kurumdur. Toplumun geleceğinin şekillenmesindeçocuğun oynayacağı rol göz önüne alındığında, günümüzde genel olarak çocuğunönde gelen menfaati evlat edinme konusunda temel ilke olarak kabul edilmekte veevlat edinmeye ilişkin hukuki düzenlemeler bu yönde geliştirilmektedir. Buradanhareketle, evlat edinme öncelikle evlât edinen ile küçükler arasında kurulan,küçüklerin maddi ve manevi gelişimleri, bakım, eğitim ve korunma ihtiyaçları,gelecekleri, sosyal ilişkileri, inanç ve ahlaki yargılarının biçimlenmesikonularında yaşamsal yetkiler sunan ve bu ilişkiyi mümkün olduğunca aralarındadoğal soybağı bulunan anne, baba ve çocuk ilişkisinde olduğu gibigerçekleştirmeyi amaçlayan bir kurumdur. Ergin kişiler yönünden ise evlâtlıkilişkisi bakım, yardım ve korunma gibi ihtiyaçların ortaya çıktığı istisnaidurumlar için tesis edilebilmekte ve küçüklerin evlât edinilmesine oranla dahasıkı koşullarda gerçekleşebilmektedir.
18. Evlat edinmeye ilişkin hukuki düzenlemeler Anayasa’nın 41.maddesine uygun olarak Devletin ailenin korunmasına ilişkin yükümlülüğünün birgereğidir. Bu düzenlemeler çocuğun korunması, özellikle bir aile düzenindenyoksun çocukların uygun ortamlarda himayesi amacına yönelik olduklarından vesoybağına ilişkin bulunduklarından kamu düzeniyle yakından ilgilidir.
19. 743 sayılı mülga Kanun’da, hâkimin izni ve belirlenenşekil şartlarına uygun olarak irade beyanlarının sözleşme ilişkisi çerçevesindeortaya konulması yoluyla kurulan evlatlık ilişkisi, 4721 sayılı Kanun’da köklüdeğişikliklere uğramış; kuruluş aşamasından itibaren kamusal niteliği ağırbasan, mahkeme kararıyla kurulabilen ve yine belli şartların varlığı halindeancak mahkeme kararıyla kaldırılabilen bir müesseseye dönüştürülmüştür. 4721sayılı Kanun ile evlatlık ilişkisinin meydana getirdiği soybağı ve hısımlıkilişkisi, mümkün olduğu kadar doğal soybağına benzetilmek ve yaklaştırılmakistenmiştir. Bu bakımdan anne, baba ve çocuk arasındaki doğal soybağı ilişkisininkaldırılması mümkün olmadığı gibi evlatlık yoluyla kurulan soybağı ilişkisininde ilke olarak sonlandırılmaması öngörülmüştür.
20. 4721 sayılı Kanun’da evlatlık ilişkisinin kaldırılmasınailişkin hükümlere yer verilmiş ve bu kapsamda rızanın bulunmaması sebebiyleevlatlık ilişkisinin kaldırılması Kanun’un 317. maddesinde, diğer noksanlıklarsebebiyle evlatlık ilişkisinin kaldırılması Kanun’un 318. maddesindedüzenlenmiştir. Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen itirazkonusu kuralda, evlat edinmenin esasa ilişkin diğer noksanlıklarla sakat olmasıhalinde ilişkinin kaldırılmasının istenebileceği belirtilmektedir. Rızanınbulunmaması dışında evlat edinmeyi sakatlayacak esasa ilişkin noksanlıklarınneler olduğu kuralda tek tek belirtilmemiştir. Ancak 4721 sayılı Kanun’un evlatedinmeye ilişkin 305. ve devamı maddelerinde evlat edinmenin şartları emredicinitelikteki hükümlerle düzenlenmiştir. Bu kapsamda, 4721 sayılı Kanun’daevlatlık ilişkisinin kaldırılması ancak ilişkinin kuruluşu aşamasına ilişkinolarak Kanun’da sayılan sebeplerle sınırlı biçimde kabul edilmiştir. Çocuğun veailenin korunması ilkesinden hareketle, evlat edinme ile kurulan soybağınınmümkün olduğu ölçüde doğal soybağına benzetilmesi ve yakınlaştırılmasıamaçlandığından, kanun koyucu usulüne uygun olarak kurulmuş bir evlatlıkilişkisinde sonradan ortaya çıkabilecek olumsuzluklar nedeniyle ilişkinin sonlandırılmasınaolanak veren bir düzenlemeye yer vermemiştir.
21. Anayasa’nın 41. maddesi ile bağlantılı olarak, evlatlıkilişkisinin kaldırılması sebeplerinin ilişkinin kuruluşundaki birtakımnoksanlıklarla sınırlandırılması ve evlatlık ilişkisinin usulüne uygun olarakkurulmasından sonraki süreçte ortaya çıkabilecek olumsuzluklar nedeniyleilişkinin sonlandırılmasının istenememesi tarafların hak aramahürriyetine bir sınırlandırma getirmektedir. Nitekim evlatlıkilişkisinin kaldırılması sebeplerini kuruluşundaki noksanlıklarla sınırlandıranitiraz konusu kural; usulüne uygun kurulmuş bir evlatlık ilişkisi ileoluşturulan soybağının, aralarında doğal soybağı bulunan anne, baba ve çocukilişkisinde olduğu gibi kalıcı olmasını, bunun bilincinde olan taraflarcailişkinin ve oluşturulan aile ortamının istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini,evlat edinilenin himaye edileceği kalıcı bir aile ortamının sağlanmasını vebunun sonucunda toplumsal huzurun korunmasını amaçlayan koruyucu bir düzenlemeolup kamu yararına yöneliktir. İtiraz konusu kuralın çocuğu ve aileyi korumayıhedeflediği dikkate alındığında, müdahalenin demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı olmadığı açıktır. Bu nedenle evlatlık ilişkisininkaldırılmasına ilişkin dava açma hakkının kapsamına ilişkin itiraz konusukural, Anayasa’nın 41. maddesindeki ailenin ve çocuğun korunmasına ilişkinhükümlere uygundur. Bununla birlikte düzenlemenin ölçülü bir sınırlamaniteliğinde olup olmadığının da incelenmesi gerekir.
22. İtiraz konusu kural kapsamında hak arama hürriyetine getirilensınırlandırma yalnızca evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını talep hakkıylasınırlı olup ilişkinin devamı sürecinde yaşanan bazı olumsuzluklar sebebiyletarafların başvurabilecekleri başka hukuki imkânlar bulunmaktadır. Bu bakımdanevlatlık ilişkisi devam etmekle birlikte evlat edinenin miras hukukuna ilişkindüzenlemeler kapsamında şartların gerçekleşmesi halinde evlatlığı mirasçılıktançıkarmasına bir engel bulunmadığı gibi evlatlığın menfaatlerinin korunmasıbakımından velayet hakkının kullanımı yönünden hakimden gerekli önlemlerinalınmasının istenmesine, şartların gerçekleşmesi halinde velayetinkaldırılmasına da bir engel bulunmamaktadır. Velayet kaldırılsa dahi evlatlıkilişkisi devam edeceğinden evlat edinenin bakım ve eğitim giderlerini karşılamayükümlülüğü de kural olarak devam edecektir. Bu bakımdan itiraz konusudüzenleme hak arama hürriyetinin özüne dokunacak bir sınırlamagetirmemekte, hakkın kullanımını ortadan kaldırmamakta veyagüçleştirmemektedir. Bu nedenle itiraz konusu kural ile getirilen sınırlamanınölçüsüz olduğu söylenemez.
23. Diğer taraftan Anayasa’nın 41. maddesikapsamında getirilen düzenlemenin birey hakları ile kamu yararıarasında açık bir dengesizlik yarattığı da söylenemez. İtiraz konusu kural,evlat edinme ile kurulan soybağının aralarında doğal soybağı bulunan anne, babave çocuk ilişkisinde olduğu gibi kalıcı olmasını, ilişkinin ve oluşturulan aileortamının istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini amaçladığından itiraz konusukuralın gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı ve amacı gerçekleştirmeyeelverişli olduğu açıktır.
24. Açıklanan nedenlerle kural “…her ilgili…” ibaresiyönünden Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazınreddi gerekir.
25. Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile HasanTahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.
26. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 12. maddeleri ile ilgisigörülmemiştir.
B. Kanun’un 319. Maddesinin İncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
27. Başvuru kararında özetle, evlatlık ilişkisininkaldırılmasına ilişkin dava açma hakkının ilişkinin kaldırılması sebebininöğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre ile sınırlandırıldığı, evlatlıkilişkisinin usulüne uygun olarak kurulmasından sonra gerçekleşebilecek bazısebeplerle ilişkinin kaldırılmasının mümkün olması halinde dava açmak için süresınırlaması getirilmesinin, Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrası için ifadeedilen aynı gerekçelerle Anayasa’ya aykırılık oluşturacağı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
28. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 41. maddesi yönünden de incelenmiştir.
29. İtiraz konusu kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasınailişkin dava hakkının, ilişkinin kaldırılmasını gerektiren sebebinöğrenilmesinden itibaren bir yıl geçmekle düşeceği öngörülmektedir.
30. Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezunsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekildegüvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki işlem ve kuralların süreklidava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrarve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ilehukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir dengegözetilmelidir.
31. Anayasa’nın 41. maddesi, ailenin Türk toplumunun temeliolduğunu, eşler arasındaki eşitliğe dayandığını belirttikten sonra “Devlet,ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aileplanlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,teşkilatı kurar.” diyerek aile kurumunu özel olarak düzenlemiş ve anayasalgüvenceye bağlayarak koruma altına almıştır.
32. İtiraz konusu kuralda evlatlık ilişkisinin kaldırılması içinöngörülen süre, hak düşürücü nitelikte olup yargılamanın her aşamasında hakimtarafından resen dikkate alınacaktır. Bu nedenle Kanun’da öngörülen süre geçmişise dava, hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle reddedilecektir.
33. Kuralda öngörülen dava açma süresi, yargılama usulüne ilişkinolup kamu düzeniyle yakından ilgili bulunan soybağını ilgilendiren davalardadava açma süresini belirleme yetkisi Anayasa’daki kurallara bağlı kalmak veadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla kanunkoyucunun takdirindedir.
34. Kanun koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkinhükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülükilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesi nedeniyle kanun koyucu, sınırlamadanbeklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyisağlamakla yükümlüdür.
35. İtiraz konusu kural ile getirilen süre sınırlaması,evlatlık ilişkisinde çocuğun, ailenin ve kurulan soybağının devamlı olarak davatehdidi altında kalmasının engellenmesini, evlat edinme ilişkisine istikrarkazandırılmasını, aile ve çocuğun korunmasını, ailenin ve toplumun huzurununbozulmasının önlenmesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan itiraz konusu kural,ailenin ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alma yönünde Devleteyüklenen görevin gereği olup Anayasa’nın 41. maddesine uygun bir düzenlemedir.
36. İtiraz konusu kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılması içinbir yıllık süre sınırlaması getirilmekle birlikte, ilişkinin kaldırılmasısebebinin öğrenilmesi bu sürenin başlangıcı olarak belirlenmiştir. Sürenin,sebebin öğrenilmesinden itibaren başlaması, özellikle küçük yaşta evlat edinilenleringerek kendilerinin ve gerek vesayet makamınca istek üzerine veya resen atanacakkayyım aracılığıyla dava açabilecekleri zamana kadar dava haklarının ve hakarama hürriyetlerinin korunmasını sağlayacak nitelikte bir düzenlemedir. Ayrıca evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden itibarenbaşlayan bir yıllık süre gerekli hazırlıkların yapılabilmesi ve dava hakkınınkullanılabilmesi bakımından yeterli, ölçülü ve makul bir süre olup hak aramahürriyeti kapsamında mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir şekildesınırlandırmamaktadır.
37. Öte yandan evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin davahakkının bir yıl süre ile sınırlandırılması, evlat edinme ile ilgili olarakortaya çıkacak ihtilafların bir an önce ortadan kaldırılmasını, kamu düzeniyleyakından ilgili bulunan evlatlık ilişkisinde çocuğun, ailenin ve kurulansoybağının korunmasını, ilişkiye kalıcılık ve istikrar kazandırılmasınıamaçladığından ve ilişkinin sürekli dava tehdidi altında kalmasınıönlediğinden, itiraz konusu kuralın gerekli, ulaşılmak istenen amaç ileorantılı ve amacı gerçekleştirmeye elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 41.maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
39. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 12. maddeleri ile ilgisigörülmemiştir.
IV. HÜKÜM
22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun;
A. 318. maddesinin birinci fıkrasının “…her ilgili…” ibaresiyönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
B. 319. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazınREDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
13.12.2017 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun evlatedinmeye ilişkin hükümleri, Kanun’un 305-320. maddelerinde yer almaktadır.Evlatlık ilişkisinin kaldırılması nedenleri, Kanun’un 317 ve 318. maddelerindetahdidi olarak belirlenmiş ve bunlar “rızanın bulunmaması” ve “diğernoksanlıklar” şeklinde iki hal ile sınırlandırılmıştır. Buna göre, Türkhukukunda, evlatlık ilişkisi bir kez kurulduğunda, sonradan ortaya çıkabilecekolumsuzluklara, haklı nedenlere, hatta çocuğun üstün çıkarlarının gerektirmesihaline bağlı olarak dahi sona erdirilememektedir.
2. İtiraz yoluyla Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrasınıniptalini isteyen Mahkeme, yapay bir ilişki olan evlatlık ilişkisinin, hiçbirşekilde değiştirilemez bir olgu olan doğal (biyolojik) ana-baba ve çocukilişkisiyle aynı imiş gibi düzenlenmesinin, Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36.maddelerine aykırı olduğunu öne sürmüştür.
3. Öncelikle, evlatlık ilişkisinin hiçbir nedenle sonaerdirilememesine yol açan kuralın eksik düzenleme değil, yasa koyucununbilinçli bir takdiri olduğuna işaret etmek gerekir. Kuralın iptali halinde yasakoyucunun evlatlık ilişkisini, doğal soybağı ile eş tutan bir sistem dahilindeyaptığı düzenlemenin bozulacağı, bu şekilde Anayasa Mahkemesinin yasa koyucugibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis etmişolacağı ve yasa koyucuyu, benimsediği sistemi terk etmeye mecbur bırakacağıileri sürülebilecek ise de bu kaygıların geçerli olmadığıbelirtilmelidir. Zira yasa koyucunun, kuralın iptali halinde dahi önündeçeşitli seçenekler bulunacak ve çocuğun üstün yararı gözetilerek, evlat edinenve evlat edinilen yönünden farklı hükümler getirebilecektir. Öte yandan, MedeniKanunda benimsenen sistem Anayasa’ya aykırılık içeriyorsa, değiştirilmesitabidir. Bu nedenle, Anayasa’ya aykırı sonuçlara yol açan veya kişilerinanayasal güvence altında olan temel haklarını kullanılmaz hale getiren birdüzenlemenin iptal edilmesinin, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi içindebulunduğu tartışmasızdır.
4. İkinci olarak, itiraz yoluyla gelen Mahkeme her ne kadarkuralın, Anayasa’nın 17. maddesine aykırılığını öne sürmemiş ise de esasincelemenin, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca Anayasa’nın 17. maddesiyönünden de yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi, aşağıda belirtilenkararlarında, soybağı ve babalık gibi müesseseleri Anayasa’nın 17. maddesiyledoğrudan ilgili görmüş olup, yapay bir soybağı olan evlatlık ilişkisinin deAnayasa’nın 17. maddesiyle ilişkili olduğu kabul edilmelidir.
5. Anayasa Mahkemesinin Esas: 2011/116, Karar: 2012/39sayılı iptal kararının gerekçesinde aşağıdaki hususlar belirtilmiştir:
“Anayasa'nın 'Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevîvarlığı' başlıklı 17. maddesinde, 'Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir' denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama,maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelinortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir.”
“Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde,herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacıya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeylegüvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir.”
“İtiraz konusu kuralda, çocuğa dava açmak için tanınan bir yıllıksürenin haklı bir sebeple kullanılamaması durumunda bunun yerine bir aylık, çoksınırlı bir ek süre öngörülmüştür. Hak düşürücü niteliğinden dolayı da çoksınırlı olan bu sürenin geçmesinden sonra çocuk, babası ile arasında soybağınıkurma ve buna bağlı haklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle,çocuğun maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünüsınırlayan itiraz konusu kuralda öngörülen süre adil, ölçülü ve makuldeğildir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2.,17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
6. Keza Anayasa Mahkemesinin Esas: 2010/71, Karar: 2011/143sayılı kararda şu iptal gerekçelerine yer verilmiştir:
“Anayasa'nın 'Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevîvarlığı' başlıklı 17. maddesinde, 'Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir' denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama,maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelinortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir. Güçlüler karşısındagüçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyikoruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır. Bu itibarla kişilerinyaşayışlarına ilişkin yasal düzenlemeler 'yaşama hakkı ile maddî ve manevîvarlığını koruma hakları'nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracakkuralları içermemelidir.”
“Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36.maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organlarıönünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğubelirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
İtiraz konusu kuralda, çocuk hakkındaki bir yıllık babalık davasıaçma süresinin çocuğa doğumdan sonra hiç kayyım atanmamışsa, çocuğun erginolduğu tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Kuralda öngörülen davaaçma süresi, yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı davalarında dava açmasüresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlıkalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasakoyucunun takdirindedir.
Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkinhükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülükilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise 'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık'olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. 'Elverişlilik', getirilen kuralın,ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, 'gereklilik', getirilenkuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve 'orantılılık'ise getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyüifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesi nedeniyle Devlet, sınırlamadan beklenen kamuyararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamaklayükümlüdür. Anayasa'da düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını korumave geliştirme hakkı ile Devlet'in herkesin maddi ve manevi varlığınıgeliştirmesi için gerekli şartları hazırlama görevi göz önüne alındığında; kişievlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek, babasının nüfusunayazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisinekarşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi kişiliğine bağlı temelhaklara sahiptir.
İtiraz konusu kural ile çocuğun babalık davasını açma hakkınınhiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren bir yıllık süre ilesınırlandırılmasının gerekçesinin, davalı babanın sürekli olarak dava tehdidialtında kalmamasını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Davalıbabanın veya ailesinin uzun süre dava tehdidi altında bulunmaması, diğer yandanda çocuğun ana babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma ve hak aramaözgürlüklerinin zarar görmemesi amacıyla, her iki taraf açısından yasakoyucunun süre koyma konusundaki takdir yetkisini makul bir süre olarakbelirlemesi gerekmektedir. Hak düşürücü niteliğinden dolayı itiraz konusukuralda öngörülen sürenin geçmesinden sonra çocuğun babası ile arasındakisoybağını kurma olanağını yitirmesi hususu göz önüne alındığında, çocukhakkında hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren işleyecek olanbir yıllık dava açma süresi yeterli ve makul olmadığı gibi, ölçülü de değildir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 17. ve36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
7. Konuya ilişkin uluslararası düzenlemelere bakıldığında,evlatlık ilişkisinin kurulduktan sonra bir daha ortadan kaldırılmamasınıöngören her hangi bir sözleşme veya AİHM kararı bulunmadığı görülmektedir. Pekçok ülkede, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki gibi, evlatlık ilişkisine dahaçok iradeye dayalı bir nitelik kazandırılmış ve bu ilişkinin haklı sebeplerinvarlığı halinde kaldırılabilmesi öngörülmüştür.
8. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun kabulünden sonra 2008yılında akdedilen “Çocukların Evlat Edinilmesine Dair Avrupa KonseyiSözleşmesi” nin 8. maddesinde, her ne kadar sonraki evlat edinme (ikinci birevlatlık ilişkisi kurulması) ilke olarak yasaklanmış ise de, bunun da istisnasıöngörülmüş ve “sonraki evlat edinmenin ciddi nedenlerle adil bulunmasıve eski evlat edinmenin hukuka göre sona erdirilemediği durumlarda” yetkilimerciin kararıyla yeni bir evlatlık ilişkisi kurulması yolu açılmıştır.Görüleceği gibi burada, ilk evlatlık ilişkisinin sona erdirilmesi konusundayetkili mercilere oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmış, yani istisna hükmügeniş tutulmuştur.
Aynı sözleşmenin evlat edinmenin geri alınması ve iptali kenarbaşlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasında “evlat edinme, yalnızcayetkili makamın kararı ile geri alınabilir ya da iptal edilebilir. En üstüntutulacak unsur her zaman çocuğun çıkarıdır” denilmiş, aynı maddeninikinci fıkrasında da evlat edinmenin, “çocuğun ergenlik yaşınavarmasından önce, hukukun izin verdiği ciddi nedenlerle” gerialınabileceği belirtilmiştir.
Buna göre, sözleşmede de evlatlık ilişkisi bir kez kurulduktansonra, çocuğun veya ailenin çıkarına hizmet etmese bile, taraflar hayattaolduğu sürece muhafazasına her hangi bir mutlak değer atfedilmediği açıktır.Aksine, ciddi sebeplerin varlığı ve çocuğun üstün yararının gerektirmesihalinde bunun mümkün olması gerektiği, ancak ilgili düzenlemelerin kanunlayapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
9. Mahkememizin, iptal isteminin reddine ilişkin çoğunlukgerekçesinde Anayasa’nın 17. maddesindeki dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmeznitelikteki temel hakka kanunla yapılmış olan müdahale yönünden incelemeyapılmadığı gibi, Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyeti yönündensınırlamanın ölçüsüz olmadığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, evlatlıkilişkisinin devamı süresince tarafların başvurabilecekleri başka hukukiimkanlar bulunduğu, evlat edinenin, şartları mevcutsa, mirasçılıktan çıkartma,evlatlığın da velayet haklarının kullanımı bakımından hakimin müdahalesiniisteme gibi haklarını kullanabilecekleri, bu nedenle hak arama özgürlüğününözüne dokunulduğunun ve getirilen sınırlamanın ölçüsüz olduğununsöylenemeyeceği ifade edilmiştir.
10. Ancak, bu değerlendirme, Anayasa Mahkemesinin yukarıda 6. ve7. paragraflarda belirtilen kararlarına uymadığı gibi, burada söz konusu olanhakların kapsamının da farklı olduğu hususu gözardı edilmektedir. İptaliistenen kuralla müdahale edilen, mirastan mahrum bırakma veya velayetinalınmasını isteme hakkı değil, doğrudan doğruya evlatlık ilişkisinden doğansoybağını mahkeme önüne getirebilme hakkıdır. Diğer hakların kullanılması,tarafların maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin yeterli bir güvenceoluşturmayabilir. Özellikle evlatlık ilişkisinin, çocuğun cinsel istismarı,suça itilmesi, angarya ve kötü muamele hatta işkence gibi çok ağır durumlarınortaya çıktığı ve telafi edilemez biçimde zarar gördüğünün açık olduğu hallerde,sadece mirastan mahrumiyet veya velayetin alınması yollarıyla dengelenmesimümkün değildir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 17. maddesine aykırıdır.
11. Mevcut düzenlemelere göre velayet ilişkisininkaldırılması için mahkemeye başvurma imkanı bulunmayışı, adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkemeye erişim hakkına yapılmış, ölçüsüz ve zorunlu olmayan birmüdahaledir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 36. maddesine de aykırıdır.
12. Konunun, Anayasa’nın 41. maddesiyle ilgisibulunmamaktadır. Ailenin ve çocuğun korunmasına yönelik maddenin, evlatlıkilişkisinin geri alınamamasına veya yapay bir soybağı ilişkisi olan evlatlıkilişkisine biyolojik soybağı niteliği kazandırılmasına dayanak teşkil edecekher hangi bir yönü yoktur.
13. Açıklanan nedenlerle iptal istemine konu kanunhükmünün, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiğidüşünülmektedir.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz yoluyla iptali istenen kural, 4721 sayılı Türk MedeniKanununun 318. maddesinde düzenlenen; “Evlat edinme esasa ilişkin diğernoksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlatlıkilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir” hükmü olup, Mahkememizce kural,maddedeki ‘her ilgili’ ibaresi yönünden incelenmiş ve çoğunluk tarafından iptalistemi reddedilmiştir. Kuralın reddi görüşüne aşağıda yazılı gerekçelerleiştirak etmemekteyiz.
4721 sayılı Kanun 2001 yılında kabul edilirken evlatlık kurumumülga 743 sayılı Kanundan farklı bir biçimde, anne-çocuk arasındaki doğalsoybağına benzetilmiş ve bir kez kurulduktan sonra bu bağın artıkçözülemeyeceği esası kabul edilmiştir. Yine, önceki düzenlemeden farklı olarakevlatlık kurumu sözleşme ilişkisi olarak ele alınmayıp, küçüğün yararını esasalan ve mahkeme kararıyla kurulabilen bir aile hukuku kurumu olarakdeğerlendirilmiştir. Bu nedenle, mülga kanunda yer alan, tarafların rızalarıile ilişkiye son vermeleri veya haklı nedenlerin bulunması durumunda mahkemekararıyla evlatlık ilişkisinin kaldırılması (743/m.258) gibi dava yollarına yerverilmemiştir.
TMK’nın 317. maddesinde evlatlık ilişkisini sona erdiren ‘rızayokluğu’ nedeni düzenlenmiş ve 318. maddede ise 305. maddeyle bağlantılı olarakyalnızca evlatlık ilişkisinin kurulması anına kadar olan şartlara ilişkin‘diğer nedenler’ ortadan kaldırma nedeni olarak sayılmıştır. Dolayısıyla,305/2. maddedeki ‘küçüğün yararı’ esası dahi evlatlık bağının kurulma anıylasınırlı olarak dava nedeni teşkil edebilir. Bu anlamda örneğin, küçüğünemeğinin sömürülmesi amacıyla evlatlık ilişkisinin kurulmak istenildiğisonradan anlaşılmışsa bu durumun 318. maddeye göre dava nedeni oluşturmasımümkündür. Buna karşın başlangıçta küçüğün menfaatine aykırı bir amaçbulunmamakla birlikte sonraki yıllarda evlat edinenin küçüğe uzun süre eziyetettiği tespit edildiği bir durumda evlatlık bağının çözülmesi için bir davayolu öngörülmemiştir. Esasen kimi durumda haklı nedenler evlat edinen yönündende oluşabilir. Önceki kanunda yer alan, evlatlık bağının haklı nedenlere dayalıolarak ortadan kaldırılması yolunun yeni kanuna alınmaması karşısında butercihin bilinçli olarak yapıldığı da anlaşılmaktadır. İsviçre hukukuylabenzeşen bu düzenlemeye karşın Alman hukukunda çocuğun yararının gerektirdiğihaklı nedenlere dayalı olarak evlatlık bağının kaldırılması yolu bulunmaktadır.Doktrinde, olması gereken hukuk açısından hukukumuzda da haklı nedenlere dayalıdava yolunun bulunması gerektiği ifade edilmektedir (bkz. Murat Aydoğdu, ÇağdaşHukuki Gelişmeler Işığında Evlat Edinme, İzmir 2006, s. 736; A. Cemal Ruhi,Türk Hukukunda Evlat Edinme ve Evlat Edinme ile İlgili Yabancı MahkemeKararlarının Türkiye’de Tanınması, 2.B. Ankara 2003, s. 69). Hukukumuzdaevlatlığın asıl ailesiyle olan soybağının devam ediyor olması karşısında,evlatlık bağının çözülmesinin hukuk düzeni yönünden yol açacağı bir sakınca dabulunmamaktadır.
Toplumsal ihtiyaçlara göre belirli bir hukuki kurumun düzenlenmesiyasama organının takdiri içerisindedir. Buna karşın yasama organı budüzenlemeler sırasında tamamen sınırsız olmayıp, Anayasal ilkelere uygundavranılması gerekmektedir. Bu anlamda evlatlık kurumuna ilişkin sistem tercihide elbette yasama organının takdirine girmektedir. Fakat incelenen kuralınanayasal ilkeler yönünden değerlendirilmesi de Mahkemenin yargı yetkisiiçerisindedir. Başka bir ifadeyle söz konusu yasal düzenlemeler diğer anayasalilkelere aykırı düşmemeli ve bu arada Anayasanın 13. maddesi uyarınca kişilikhaklarına ölçüsüz bir müdahale oluşturulmamalıdır. Örneğin benzer bir kuralıincelerken AYM “Yasa koyucu soybağı davalarında dava açma süresine ilişkinhükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülükilkesiyle bağlıdır” demek suretiyle bu hususa işaret etmiştir; AYM 27.10.2011,2010/71 E.-2011/143 K.
Evlatlık bağının çözülmezliği ilkesinin esas alınması noktasındaanayasal ilkelere bir aykırılığın bulunduğunu düşünmemekteyiz. Bu anlamdaevlatlık kurumunun sözleşme hukuku alanından çıkartılıp aile hukuku alanınadahil edilmesi ve rızaya bağlı olarak ilişkinin ortadan kaldırılmasına imkantanınmamasının da anayasal bir sorun teşkil etmeyeceği söylenmelidir. Esasındaözellikle küçüklerin evlat edinilmesi durumunda, reşit olduktan sonra bukonudaki rızasına hukuki bir değer tanınmaması, küçüğün kişilik hakkınısınırlayan bir müdahaledir. Fakat, aile kurumunun ve bakılıp gözetilmesi,eğitimi gibi nedenlerle küçüğün menfaatlerinin korunmasına olan ihtiyaçdolayısıyla böyle bir sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve ölçülüolduğunu kabul etmek gerekir.
Buna karşın evlat edinenin bir süre sonra evlatlığa sürekli eziyetetmesi gibi bir örnekte, belki velayetin kaldırılması ve cezai yaptırımuygulanması gibi hukuki yollara başvurulabilir ise de evlatlığa bu ilişkiyiçözdürme imkanı tanınmamasının, gereklilik ve ölçülülük testi bakımından sorunaneden olacağı söylenmelidir. Gerçekten böyle bir örnekte, velayet yetkisi bukişiden alınmış olsa dahi yıllarca eziyet veya cinsel istismara uğramış birevlatlığın, bu ağır suçun faili ile aile bağını sürdürmek zorundabırakılmasının demokratik toplumun zorlayıcı bir ihtiyacını karşıladığını veölçülü olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Bu düşünceye karşı, “kanunkoyucunun evlatlık ilişkisini doğal soybağı ilişkisiyle bir tutmak istediği vebu tercihin de takdir alanı içinde olduğu” itirazında bulunulabilir. Yukarıdaaçıklandığı üzere kanun koyucunun bir hukuki rejim yönündeki tercihiyle ilgilibir sorun görmemekteyiz. Fakat tercih edilen hukuki rejimin, tarafların kişilikhaklarını ölçüsüz biçimde sınırlandırmaması da gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi Anayasanın 17. maddesinde yer alan“maddi ve manevi varlığını koruma” hakkının devredilmez, vazgeçilmez temelhaklardan olduğunu ve bu haklara karşı her türlü engelin ortadankaldırılmasının da devlete görev olarak verildiğini” ifade ettikten sonra,TMK’nın 303. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin mazeretnedeniyle aşılması durumunda, mazeretin ortadan kalkmasından sonra verilen ekbir aylık süreyi değerlendirmiş ve çocuğun maddi-manevi varlığını geliştirme vehak arama haklarıyla bağlantılı olarak, kuralda belirlenen kısıtlı süreninölçülü olmaması nedeniyle 4. fıkranın çocuk yönünden iptaline karar vermiştir;AYM 15.3.2012, 2011/116 E. – 2012/39 K.; RG. 21.07.2012-28360.
Mahkememiz TMK’nın 319. maddesinde evlatlık ilişkisininkaldırılmasına yönelik dava hakkı için öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süreyiiptal ederken de haklı nedenlerin 5 yıldan sonra öğrenilmiş olmasına ilişkinmazeret nedenlerini dahi incelemeye gerek görmeden davanın reddini gerektirenkuralı, Anayasanın 2, 13 ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir; AYM27.12.2012, 2012/35 E.- 2012/203 K.
Doğal soybağı ilişkisi anne ve çocuk arasında doğumla, baba ileise evlilik ve tanıma ile kazanılmaktadır (TMK m.282). Anne ve baba ile doğumlaoluşan doğal soybağı ilişkisinin çözülememesi yerinde olduğu gibi, doğuştankazanılan bu bağın hukuken ortadan kaldırılması da mümkün olmamalıdır. Evlatlık hukukuna bağlı soybağı ilişkisinin bu kuruma benzetilmek istenilmeside yasal bir tercih konusudur. Ancak, küçüğün menfaatleri gereği hukukdüzenince türetilen bir kurum yoluyla kabuledilen evlatlık bağının, haklı nedenlerin varlığı halinde dahi çözülmesininyasaklanması kişilik haklarını zedeleyecektir. Özellikle belirttiğimiz örneklerdekigibi bir durumda evlatlığın, üzerinde kalıcı psikolojik travma oluşturabileneylemlerin failiyle arasındaki mevcut soybağını sürdürmeye mahkum edilmesi,Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturmaktadır. Yine aynı örneklerbakımından haklı nedenlerin varlığına karşın, evlatlığa bu ilişkiyi sonaerdirebilecek idari veya yargısal bir yolun tanınmaması hak arama hürriyetinide ölçüsüz biçimde sınırlandırmaktadır.
Açıkladığımız hukuki gerekçeler karşısında, haklı nedenlerinvarlığı halinde dahi evlatlık bağının ortadan kaldırılması yolunun tanınmamasınedeniyle kuralın Anayasanın 17, 36 ve 13. maddelerine aykırı düştüğü veevlatlık ile evlat edinilenin kişilik haklarını ölçüsüz biçimde sınırlandırdığıkanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun oy ve gerekçelerine katılamamaktayız.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN