ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2017/32
Karar Sayısı : 2018/81
Karar Tarihi : 11/7/2018
R.G. Tarih – Sayı : 14/11/2018 - 30595
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 130 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 24/11/2016 tarihlive 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri CezaKanunu’nun ek 8. maddesine eklenen fıkranın “Sırf askerî suçlar ilehapis cezasının üst sınırı üç ayı geçen askerî suçlar hakkında,…” bölümünün,
B. 17. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 192. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen cümlenin,
C. 21. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 19. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın “...fiilisebepler veya güvenlik gerekçesiyle... karar verebilir” bölümünün,
Ç. 29. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 191. maddesinin (3)numaralı fıkrasının değiştirilen (b) bendinin,
D. 30. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesinin(4) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “okunması” ibaresinin “anlatılması” şeklindedeğiştirilmesinin,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 36., 37. ve 90. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
İptali istenen kuralların yer aldığı 6763 sayılı Kanun’un;
1. 2. maddesiyle üçüncü fıkranın eklendiği 1632 sayılıKanun’un ek 8. maddesi şöyledir:
“Ek Madde 8 – (Ek: 31/3/2005-5329/1 md.; Değişik:23/6/2016-6722/11 md.)
Askeri mahkemeler ve adli yargı mahkemeleri tarafından verilenkısa süreli hapis cezaları; 16/6/1927 tarihli ve 1076 sayılı Yedek Subaylar veYedek Askeri Memurlar Kanunu hükümlerine göre askerlik hizmetini yerine getirenyükümlüler ile yükümlü erbaş ve erler hakkında Türk Ceza Kanununun 50 ncimaddesinin birinci fıkrasında belirtilen seçenek yaptırımlara, diğer askerişahıslar hakkında ise aynı fıkranın (a), (b) ve (d) bentlerinde belirtilenseçenek yaptırımlara çevrilebilir. Ancak aşağıdaki hâllerde kısa süreli hapiscezaları seçenek yaptırımlara çevrilemez:
A) Sırf askeri suçlardan dolayı yapılan yargılama sonundahükmolunan netice cezanın dört ay veya daha fazla süreli hapis cezası olması.
B) Fiilin, disiplini ağır şekilde ihlal etmesi veya birliğin güvenliğinitehlikeye düşürmesi ya da birliğin muharebe hazırlığını veya etkinliğinizafiyete uğratması ya da büyük bir zarar meydana getirmesi.
C) Fiilin savaş veya seferberlikte işlenmesi. 1076 sayılı Kanunhükümlerine göre askerlik hizmetini yerine getiren yükümlüler ile yükümlü erbaşve erler hakkında verilen kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlarınyerine getirilmesi askerlik hizmetlerinin sonuna bırakılır.
1076 sayılı Kanun hükümlerine göre askerlik hizmetini yerinegetiren yükümlüler ile yükümlü erbaş ve erler hakkında verilen kısa sürelihapis cezasına seçenek yaptırımların yerine getirilmesi askerlik hizmetlerininsonuna bırakılır.
Sırf askerî suçlar ile hapis cezasının üst sınırı üç ayı geçenaskerî suçlar hakkında, önödeme hükümleriuygulanmaz.”
2. 17. maddesiyle ikinci cümlenineklendiği (4) numaralı fıkranın yer aldığı 5237 sayılı Kanun’un 192. maddesişöyledir:
“Etkin pişmanlık
Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretisuçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadanönce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığıveya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suçortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin elegeçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabuleden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bumaddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber verereksuçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin elegeçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydanaçıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardımeden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birdenyarısına kadarı indirilir.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkındakullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veyabulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlıkkuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezayahükmolunmaz. Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.
3. 21. maddesiyle (3) numaralıfıkranın eklendiği 5271 sayılı Kanun’un 19. maddesi şöyledir:
“Davanın nakli ve duruşmanın başka yerde yapılması
Madde 19- (1) Yetkili hâkim veya mahkeme, hukukî veya fiilîsebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa; yüksek görevlimahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline kararverir.
(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkili olan mahkemenin bulunduğuyerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa, davanın naklini AdaletBakanı Yargıtaydan ister.
(3) Mahkeme, fiili sebepler veya güvenlikgerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerdeyapılmasına karar verebilir. Bu karara karşı itiraz yolu açıktır.”
4. 29. maddesiyle değişiklikyapılan 5271 sayılı Kanun’un 191. maddesi şöyledir:
“Duruşmanın başlaması
Madde 191- (1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı,çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmayabaşlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim,duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.
(2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.
(3) Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumuhakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alansuçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukukinitelendirmesi anlatılır,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunîhakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde,usulüne göre sorgusu yapılır.”
5. 30. maddesiyle değiştirilen (4) numaralıfıkranın yer aldığı 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesi şöyledir:
“Tercüman bulundurulacak hâller
Madde 202 – (1) Sanık veya mağdur, meramınıanlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercümanaracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercümeedilir.
(2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia vesavunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır.
(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresindedinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evredetercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır.
(4) Ayrıca sanık;
a) İddianamenin anlatılması,
b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,
üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğinibeyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşincifıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafındanyerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Buimkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüyekullanılamaz.
(5) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.) Tercümanlar, il adlî yargıadalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasındanseçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımındanoluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden detercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslaryönetmelikle belirlenir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, MuammerTOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL ve YusufŞevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 9/2/2017 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Osman KODALtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 2. Maddesiyle 1632 Sayılı Kanun’un Ek 8.Maddesine Eklenen Fıkranın “Sırf askerî suçlar ile hapis cezasının üstsınırı üç ayı geçen askerî suçlar hakkında,…” Bölümünün İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
3. Dava dilekçesinde özetle kuralla sırf askerî suçlarile hapis cezasının üst sınırı üç ayı geçen askerî suçlar hakkında önödemekurumunun uygulanma imkânının ortadan kaldırıldığı, suçu işleyen kimseninözellikleri dikkate alınmaksızın suç türü bakımından orantısız, ölçüsüz veelverişli olmayan bir sınırlama getirildiği, çağdaş ceza hukukunda suç ve cezasiyaseti açısından düzenleme yapılırken suçlunun ıslahı, yeniden suçişlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçilmesini vedolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey hâline getirilmesini sağlamanıntemel hedef olduğu, ayrıca devletin suç ve ceza siyasetini belirlerken adaletlibir düzen oluşturmayı hedeflemesinin de şart olduğu, 5237 sayılı Kanun’un 75.maddesinde hapis cezasının üst sınırı altı ayı geçmeyen suçlar yönünden kabuledilen önödemenin askerî suçlar yönünden kabul edilmemesinin aynı yaptırımıgerektiren suçların failleri arasında makul ve ölçülü olmayan bir ayrım ortayaçıkardığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. Dava konusu kuralla sırf askerî suçlar ile hapiscezasının üst sınırı üç ayı geçen askerî suçlar hakkında önödeme hükümlerininuygulanmayacağı öngörülmüştür.
5. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem veişlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukutüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan,yargı denetimine açık olan devlettir.
6. Hukuk devletinde, ceza soruşturma ve kovuşturmasınailişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkinkuralları başta olmak üzere ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri,ekonomik hayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetinegöre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumdahangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ilekarşılanacağı, ne şekilde soruşturulacağı, nelerin ağırlaştırıcı veyahafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisinesahiptir. Söz konusu yetkinin kullanılmasında suçun askerî suç olup olmamasınındikkate alınması da mümkündür. Zira askerlik hizmetinin ulusal güvenliğinsağlanmasındaki önemi, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsizgörülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin suç olarak kabul edilmesini,daha ağır yaptırımlara bağlanmasını veya farklı yargılama usullerine tabiolmasını gerekli kılabilmektedir.
7. 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinde düzenlenen önödemekurumu; uzlaşma kapsamı dışındaki suçlar haricinde adli para cezasınıgerektiren suçlar ile kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırıaltı ayı aşmayan suçlarda, kendisine suç isnat edilen failin kanunda öngörülenusul çerçevesinde belirlenen bir miktar parayı ödemesi hâlinde kamu davasınınaçılmamasını, eğer kamu davası açılmışsa bu davanın düşürülmesi sonucunudoğuran bir kurumdur.
8. Kanun koyucunun uyuşmazlıkların yargılama sistemidışında çözümlenmesi, bu bağlamda mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıylaöngördüğü alternatif çözüm yollarından biri olan ön ödeme kurumu, yargılamafaaliyeti sonucunda hükmedilen cezaların şahsileştirilmesini sağlayan seçenekyaptırımlar ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseselerindenfarklıdır.
9. Askerî suçlar, askerî bir yararı koruma amacı güden ve AskeriCeza Kanunu tarafından öngörülen veya yapılan atıf dolayısıyla bu Kanun’unuygulama alanına giren suçlardır. Sırf askerî suçlar ise asker şahıslartarafından askerî bir hizmet veya görevin ihlali suretiyle işlenebilen veunsurlarının tamamının Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlendiği suçlardır.
10. Kuralın gerekçesinde; askerî suçlarla korunmasıamaçlanan genel hukuki yararın Türk Silahlı Kuvvetlerinin düzen ve disiplinininmuhafazası olduğu, askerî suçlar yönünden önödeme kurumunun genişletilmesinin askerîdisiplinin tesisinde zafiyetlere yol açabileceği, bu nedenle önödemeninuygulanabileceği askerî suçların kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırıüç ayı geçmeyen suçlarla sınırlandırıldığı belirtilmiştir.
11. Askerî suçlar ve sırf askerî suçlar; askerî disiplinikorumak ve sürdürmek, adalet ile disiplin arasında denge sağlamak, adil vesürekli bir disiplin düzeni oluşturmak amacıyla ihdas edilmiştir. Başka birifadeyle askerî suçlar ve sırf askerî suçlar, askerî disiplini korumak vesürdürmek ile askerî hizmete bağlı olan kamusal menfaatin korunması amacıylaöngörülmüştür.
12. Mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla öngörülenalternatif çözüm yollarından biri olan önödeme kurumunun askerî suçlar yönündenherhangi bir sınırlandırma yapılmaksızın uygulanmasının askerî disiplininkorunmasında ve sürdürülmesinde zafiyetlere neden olabileceğinindeğerlendirildiği, bu bağlamda kanun koyucunun sırf askerî suçlar ile hapiscezasının üst sınırı üç ayı geçen askerî suçların önödeme kapsamı dışında tutulmasınıöngörmek suretiyle askerî disiplinin tesisinde zafiyete uğranmasının önünegeçilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.
13. Bu itibarla askerlik hizmetinin ve onun ayrılmaz birparçası olan askerî disiplinin gereği olarak kanun koyucunun izlediği cezasiyasetine göre sahip olduğu takdir yetkisi kapsamında, korunmak istenen hukukiyarar, suçun niteliği, muhtemel zararları da göz önündebulundurarak düzenlediği kuralın hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yönübulunmamaktadır.
14. Kaldı ki askerî suçların ihlali hâlinde mahkemelerce verilenkısa süreli hapis cezalarının ve sırf askerî suçların ihlali hâlinde verilenhapis cezalarının dört ayı aşmaması hâlinde bu cezalar seçenek yaptırımlaraçevrilebileceği gibi önödeme kapsamında olmayan askerî suçlar ve sırf askerîsuçların ihlali hâlinde verilecek hükümlerin koşullarının bulunması durumundaaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi de mümkündür.
15. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen kanun önündeeşitlik ilkesinin ceza yargılaması alanında uygulanması; birbiriyle aynıdurumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi vetoplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklıdüzenleme eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlikmutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlaraynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nınöngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz.
16. Kanun’da düzenlenen askerî ve sırf askerî suçlarla korunmakistenen menfaat esas itibarıyla askerî hizmete bağlı olan kamusal menfaattir.5237 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen suçlarla korunmak istenen menfaat isesuçun niteliğine göre değişmektedir. Bu bağlamda askerî bir suçun koruduğuhukuki menfaat ile 5237 sayılı Kanun’da düzenlenen bir suçun koruduğu hukukimenfaat farklı olduğu gibi suçun faillerinin hukuksal konumları da aynıdeğildir. Dolayısıyla Kanun’da düzenlenen askerî veya sırf askerî suçlarla 5237sayılı Kanun’da düzenlenen suçlar arasında önödeme hükümlerinin uygulanmasıbakımından eşitlik karşılaştırması yapılamayacağından kuralda eşitlik ilkesineaykırılık bulunmamaktadır.
17. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
B. Kanun’un 17. Maddesiyle 5237 Sayılı Kanun’un 192.Maddesinin Dördüncü Fıkrasına Eklenen Cümlenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
18. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla uyuşturucu maddekullanan kişilerin tedavi edilmek üzere resmî makamlara ve sağlık kuruluşlarınabaşvurmaları hâlinde ilgili kamu ve sağlık personelinin suçların soruşturulmasıiçin yetkili makamlara bildirimde bulunma yükümlülüklerinin ortadankaldırıldığı hâlbuki etkin pişmanlık hükmünün koşullarını değerlendirmegörevinin sağlık mesleği mensuplarına değil adli mercilere ait olduğu, devletinişlenen suçlardan haberdar olmasında kamusal menfaatin bulunduğu, uyuşturucukullanımı ile mücadele açısından bildirim yükümlülüğünün zaruri olduğu, kuralınetkin pişmanlık hükmünün konuluş amacıyla çeliştiği, uyuşturucu ve uyarıcımadde suçlarının ortaya çıkarılması ve önlenmesi bakımından zafiyet meydana getirebileceknitelikte olduğu, devletin temel amaç ve görevleriyle uyumlu olmadığıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 5. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisinedeniyle Anayasa’nın 56. ve 58. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
20. Kanun’un 192. maddesinin dava konusu kuralın yer aldığı(4) numaralı fıkrasında; uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkındakullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veyabulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmî makamlara veya sağlıkkuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse cezaya hükmolunmayacağıbelirtildikten sonra kuralla bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleğimensupları yönünden 279. ve 280. maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğünündoğmayacağı hükme bağlanmıştır.
21. Anayasa’nın 5. maddesinde “Devletin temel amaç vegörevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevivarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”denilmektedir.
22. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına sahip olduğu hüküm altınaalınmış; üçüncü fıkrasında ise devlete herkesin hayatını beden ve ruh sağlığıiçinde sürdürmesini sağlamak amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıpbu kuruluşların hizmet vermesini düzenlemek ödevi verilmiştir. Sağlık hakkı;insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbibakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için devletin sağladığı her türlüimkândan yararlanma hakkıdır. Sağlık hakkı, insanların doğuştan kazandıklarıvazgeçilemez ve devredilemez haklardan biridir.
23. Anayasa’nın 58. maddesinin ikinci fıkrasında “Devlet,gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar vebenzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirlerialır.” denilmektedir.
24. Uyuşturucu madde kullanımı ile mücadele; uyuşturucumaddelerle ilgili suçların önlenmesinin yanı sıra bu maddeleri kullanankişilerin topluma kazandırılması, sağlıklarının korunması, kendilerine zararvermelerinin önlenmesi ve yaşam haklarının devletçe korunması zorunluluğunu dakapsamaktadır. Ülkemizde de gerek ceza hukuku yaptırımları gerekse tedavi vediğer sosyal politikalarla uyuşturucudan kaynaklanan bireysel ve toplumsalzararların en aza indirilmesine çalışılmaktadır. Bu bağlamda kanun koyucununişlenen suçlara ilişkin ceza yaptırımlarını, uygulanacak güvenlik tedbirlerinive etkin pişmanlık hükümlerini belirlerken uyuşturucuyla mücadelenin çok yönlüyapısına uygun tercihlerde bulunduğu görülmektedir.
25. Kanun’un 192. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göreuyuşturucu ve uyarıcı madde kullanan kişiler yönünden getirilen etkin pişmanlıkhükmünden yararlanılabilmesi için kullanmak amacıyla uyuşturucu ve uyarıcımadde satın almak, kabul etmek ve bulundurmak suçunun işlenmiş olması, resmîmakamlara ve sağlık kuruluşlarına bizzat başvurulması, başvurunun soruşturmabaşlatılmadan önce ve tedavi edilmek isteğiyle yapılması gerekmektedir.
26. Kanun’un 192. maddesinin (4) numaralı fıkrasında öngörülenetkin pişmanlık düzenlemesiyle uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmak suçunuişleyenlerin cezalandırılması yerine tedavilerinin gerçekleştirilerek toplumakazandırılmalarının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
27. Diğer taraftan Kanun’un “Kamu görevlisinin suçubildirmemesi” kenar başlıklı 279. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğinigöreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayıihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin altı aydan ikiyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. “Sağlıkmesleği mensuplarının suçu bildirmemesi” kenar başlıklı 280.maddesinin (1) numaralı fıkrasında da görevini yaptığı sırada bir suçunişlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen durumu yetkilimakamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleğimensubunun bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmebağlanmıştır.
28. Kanun koyucunun Anayasa ile kendisine verilen uyuşturucuylamücadele etmek için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü kapsamında kanunidüzenlemeler yapabileceği kuşkusuzdur. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanankişilerin tedavi olmak amacıyla resmî makamlara veya sağlık kuruluşlarınabaşvurmaları hâlinde kamu görevlilerinin ve sağlık mesleği mensuplarının suçubildirme yükümlülüğünün doğmayacağının öngörülmesi de uyuşturucu veya uyarıcımadde kullanımının azaltılmasına ve bu kişilerin topluma kazandırılmasınayönelik tedbirler kapsamında kalmaktadır. Zira anılan düzenlemeyle uyuşturucuve uyarıcı madde kullanan kişilerin bir cezai müeyyideye muhatap olabileceklerihususunda duyabilecekleri tereddütler kaldırılarak bu kişilerin tedavi olmakamacıyla resmî makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurmaları teşvikedilmektedir.
29. Bu bağlamda kuralın Kanun’un 192. maddesinin (4) numaralıfıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün etkili bir şekilde uygulanmasınaimkân tanımak suretiyle Anayasa’nın 5., 56. ve 58. maddelerinde belirtilendevletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmesine hizmet edilmesiamacıyla düzenlendiği görülmektedir.
30. Bu itibarla uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanankişilerin tedavi olmak amacıyla başvurmaları hâlinde kamu görevlilerinin ve sağlıkmesleği mensuplarının suçu bildirme yükümlülüğünü ortadan kaldıran kuralındevletin temel amaç ve görevlerine, gençleri uyuşturucu maddelerden korumagörevine ve sağlık hakkına aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5., 56. ve 58.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
C. Kanun’un 21. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 19.Maddesine Eklenen (3) Numaralı Fıkranın “...fiili sebepler veyagüvenlik gerekçesiyle...karar verebilir” Bölümünün İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
32. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla yetkilimahkemeye fiilî sebeplerle ve güvenlik gerekçesiyle yargılamanın aynı ilsınırları içinde, adliye dışında bir başka yerde yapılmasına karar vermeyetkisinin tanındığı hâlbuki 5271 sayılı Kanun’a göre genel nakil durumundafiilî ve hukuki sebeplerle davanın nakli kararının yüksek görevli mahkeme, kamugüvenliği sebebiyle nakil kararının ise Yargıtay tarafından verilebileceği,istisnai bir durum olan nakle asıl yetkili mahkemenin karar vermesininmüessesenin amacıyla bağdaşmadığı, kuralda fiilî sebeplerin ve güvenliksorunlarının neler olduğu belirtilmeyerek bu konuda mahkemelere soyut, keyfîtakdir yetkisi tanındığı, düzenlemenin doğal hâkim ilkesiyle bağdaşmadığı, adilyargılanma hakkını ihlal edebilecek nitelikte olduğu belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 36., 37. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
33. Kanun’un 19. maddesinin dava konusu kuralın da bulunduğu (3)numaralı fıkrasında; mahkemenin fiilî sebepler veya güvenlikgerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına kararverebileceği, bu karara karşı itiraz yolunun açık olduğu hükme bağlanmıştır.Dava konusu kural, fıkranın “…fiili sebepler veya güvenlikgerekçesiyle… karar verebilir.” bölümüdür.
34. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinintemel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi, yalnızcayasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifadeetmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir veöngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkemeiçtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirliliksağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normununuygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilirolmasıdır.
35. Davanın naklini düzenleyen Kanun’un 19. maddesinin (1)numaralı fıkrasında; yetkili hâkim veya mahkeme hukuki veya fiilî sebeplerlegörevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa yüksek görevli mahkemenin davanınbaşka yerde bulunan, aynı derecede bir mahkemeye nakline karar vereceğibelirtilmiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında da kovuşturmanın görevlive yetkili olan mahkemenin bulunduğu yerde yapılmasının kamu güvenliği içintehlikeli olması hâlinde davanın naklini Adalet Bakanının Yargıtaydanisteyeceği ifade edilmiştir.
36. Dava konusu kuralda ise davanın naklinden farklı olarakmahkemenin fiilî sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırlarıiçinde başka bir yerde yapılmasına karar verebileceği öngörülmektedir.
37. Kuralın gerekçesinde, sanık ve mağdur sayısınınfazlalığı gibi mekân yetersizliğine bağlı sebepler ile kamu güvenliğini tehditboyutuna ulaşmayan güvenlik sorunlarının olduğu hâllerde duruşmanın başka biryerde yapılabileceği ifade edilmiştir.
38. Kuralda belirtilen fiili sebepler sanık ya damağdur sayısının çokluğu nedeniyle o mahkemeye önceden tahsis edilmiş duruşmasalonunun yetersiz kalması gibi hâller; güvenlik ise kamugüvenliğini bozacak dereceye gelmemiş çeşitli güvenlik sorunlarınınyaşanabileceği durumlardır.
39. Bunun yanı sıra duruşmanın başka bir yerde yapılmasınakarar verilebilecek fiilî sebepler ve güvenlik sorunları farklı şekillerdeortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesive kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Bu itibarla fiilîsebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başka biryerde yapılmasına olanak sağlayan kuraldabelirlilik ilkesine aykırıbir yön bulunmamaktadır.
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü veadil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır.
41. Anayasanın 142. maddesinde ise “Mahkemelerin kuruluşu,görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüneyer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine veAnayasa’da öngörülen güvence kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, yargılamausullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak getirilenusul kurallarının, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkının öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması gerekir.
42. Mahkemenin fiilî sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanınil sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına karar verebileceğini öngörenkural da yargılama usulüne ilişkin olup Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca buhususun düzenlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.
43. Dava konusu kuralla mahkemenin fiilî sebepler veya güvenlikgerekçesiyle duruşmayı il sınırları içinde başka bir yerde yapabilmesine imkânsağlanarak yargılama faaliyetinin elverişsiz koşullar altında sürdürülmesininönüne geçilmesinin ve muhakemenin daha etkin bir şekilde yürütülmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun yargılamanın sağlıklıbir şekilde yürütülebilmesi amacıyla kamu yararını gözeterek öngördüğü kuralınadil yargılanma hakkını zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.
44. Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” kenar başlıklı 37.maddesinde “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarılamaz./ Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”denilmiştir.
45. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında belirtildiği gibi, kanunihâkim güvencesi suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından öncedavayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır. Başkabir anlatımla kanuni hâkim güvencesi, yargılama makamlarının suçunişlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra özel olarak kurulmasınaveya hâkimin atanmasına engel oluşturmaktadır.
46. Kanun’un 19. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, mahkemeninfiilî sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başkabir yerde yapılmasına karar verebileceği, bu karara karşı itiraz yolunun açıkolduğu belirtilmekte olup duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerdeyapılmasına karar verilmesi hâlinde de suçun işlenmesinden önce kurulmuş olanve bu kararı veren yetkili mahkeme yargılamayı yapmaya devam edecektir.Dolayısıyla suçun işlenmesinden sonra yargılama makamlarının kurulması veyahâkim atanması yönünde herhangi bir düzenleme içermeyen kuralda kanuni hâkimgüvencesine aykırılık bulunmamaktadır.
47. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 36. ve 37.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ç. Kanun’un 29. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 191. Maddesinin(3) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (b) Bendinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
48. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla duruşmanınbaşlamasından sonra iddianamenin tümüyle okunmasının kaldırılarak iddianameveya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturaneylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesinin anlatılmasınınöngörüldüğü, böylece adil yargılanma hakkının unsurları arasında yer alanisnadı öğrenme ve savunma yapma haklarının kısıtlandığı, adil yargılanmahakkını ihlal eden düzenlemenin hukuk devleti ilkesiyle de çeliştiği belirtilerekkuralın Anayasa’nın 2., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
49. Dava konusu kuralda duruşmada iddianame veya iddianame yerinegeçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ilesuçlamanın hukuki nitelendirmesinin anlatılacağı öngörülmektedir.
50. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarındabir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine önceliktanımak mümkün değildir. Bu nedenle kimi zaman zorunlu olarak birlikteuygulanan iki Anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını oluşturabilmektedir.Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlamanedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişive yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. vedavaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade eden Anayasa’nın 141.maddelerinin hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesigerektiği açıktır.
51. Anayasa’nın 141. maddesinde, davaların makul bir süre içindebitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu ilke gereğince devlet,yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin tedbirler almakzorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulününyargılamaların makul süre içinde bitirilmesini olanaklı kılacak şekilde düzenlenmesive davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yerverilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçlaalınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil vehakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği detartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama usulüne ilişkinkuralları belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi gereğince kanun koyucununtakdir yetkisindedir.
52. Kanun koyucunun dava konusu kuralla duruşmadaiddianamenin veya iddianame yerine geçen belgenin okunmasının yerine iddianameveya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturaneylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesinin anlatılmasınailişkin düzenlemeyi getirdiği görülmektedir.
53. Duruşmada iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeyer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanınhukuki nitelendirmesinin anlatılacağını öngören dava konusu kural, yargılamausulüne ilişkindir. Yargılama usulüne ilişkin düzenlemeler yapma ve buçerçevede isnadın öğrenilme şeklini belirleme yetkisi kanun koyucunun takdiryetkisi kapsamındadır.
54. Kuralın gerekçesinde; iddianame veya kamu davası açan belgeninduruşmanın başında bütünüyle okunmasını düzenleyen 191. maddenin yürürlüktekihükmünün uygulamada bazı sorunlara neden olduğu, terör ve örgütlü suçlar baştaolmak üzere kapsamlı dosyalarda bu belgelerin bütünüyle okunmasının oldukçauzun süreler aldığı, bazı davalarda bu aşamanın geçilmesinin ayları bulduğu, budurumun yargılamaları makul süre eşiği bakımından zorladığı ifade edilmiştir.Bunun yanı sıra kuralın gerekçesinde; sanığın bilgilendirilme hakkı bakımındantemel güvencelerin varlığı gözetilerek kamu davası açan belgelerin, duruşmabaşlangıcında sanığa yöneltilen suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler vedeliller ile suçlamanın hukuki nitelendirilmesinin anlatılmasının öngörüldüğübelirtilmiştir.
55. Bu bağlamda iddianame veya iddianame yerine geçenbelgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ilesuçlamanın hukuki nitelendirmesinin anlatılmasına ilişkin düzenlemeninyargılamanın uzamasını önlemek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
56. Kişilere yargı mercileri önünde dava ve savunma hakkıtanınması silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriışığında, hakkaniyete uygun yargılamanın da temelini oluşturmaktadır.Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının yargılama sırasında usulhükümleri yönünden eşit konumda bulunmasını ve taraflardan birine dezavantaj,diğerine avantaj sağlayacak kurallara yer verilmemesini öngörmekte; diğer birdeyişle davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığınıgerekli kılmaktadır. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara, dosyaya girengörüşler ile diğer tarafça sunulan deliller hakkında bilgi sahibi olma ve karşıiddialarını sunma hususunda uygun imkânların sağlanması anlamınagelmektedir.
57. Adil yargılanma hakkı kapsamında olan isnadı öğrenme hakkı,suçlanan kimsenin isnadın türü ve sebebi hakkında anladığı bir dilde,geciktirilmeksizin, tam ve kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmesini ifadeetmektedir. İsnadı öğrenme hakkına ilişkin olarak sanığa sadece isnat edilenfiilin değil fiilin hukuki nitelendirmesinin de bildirilmesi gerekmektedir.
58. Kanun’un 176. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaiddianamenin çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunacağı, (4) numaralıfıkrasında çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir haftasürenin bulunması gerektiği, 190. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da çağrıkâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında bulunması gereken bir hafta süreyeuyulmaması hâlinde mahkemenin sanığa duruşmaya ara verilmesini isteme hakkınınbulunduğunu hatırlatmasının gerektiği belirtilmiştir.
59. Ayrıca kamu davasının tarafı olan sanığın veyamüdafiinin dosya içinde bulunan iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeyer alan suçlamanın dayanağını oluşturan delilleri inceleme ve bu belgelerdenörnekler alma yetkisinin bulunduğu hususu da tartışmasızdır.
60. Bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda davakonusu kural düzenlenirken kanun koyucu tarafından sanığa iddianame veyaiddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturaneylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi hakkında bilgi sahibiolma imkânı sağlanarak adil yargılanma hakkı kapsamında olan isnadı öğrenmehakkının güvence altına alındığı anlaşılmaktadır.
61. Bu itibarla yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemekamacıyla kamu yararı gözetilerek duruşmada iddianamenin veya iddianame yerinegeçen belgenin okunmasının yerine iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeyer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanınhukuki nitelendirmesinin anlatılmasının öngörülmesinde adil yargılanma hakkınaaykırılık bulunmamaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D. Kanun’un 30. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 202. Maddesinin(4) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “okunması” İbaresinin “anlatılması” ŞeklindeDeğiştirilmesinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
63. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla Türkçe bilmeyensanığa kendi dilinde iddianamenin okunması yerine anlatılmasının öngörülmesiile adil yargılanma hakkının unsurları olan isnadı öğrenme ve savunma yapmahakkının kısıtlandığı, adil yargılanma hakkını ihlal eden düzenlemenin hukukdevleti ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 36. ve 90.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
64. Kanun’un 202. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendinde;sanığın iddianamenin anlatılması üzerine sözlü savunmasını kendisini daha iyiifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabileceği, bu durumdatercüme hizmetlerinin beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığınseçeceği tercüman tarafından yerine getirileceği, bu tercümanın giderlerinindevlet hazinesince karşılanmayacağı ve bu imkânın yargılamanın sürüncemedebırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacağı hükme bağlanmıştır.Dava konusu kural fıkranın (a) bendinde yer alan “…anlatılması…” ibaresidir.
65. Kanun’un 202. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarıncamahkemenin tercüman görevlendirmesi, sanığın kendisini başka bir dilde daha iyiifade edebileceğini beyan ederek mahkemeden talepte bulunmasına bağlıdır.Tercüman görevlendirmesinin yapılacağı bu hâlde sanığın Türkçe bildiği vekendisini başka bir dilde daha iyi ifade edebileceğini düşündüğü kuralıngerekçesinde belirtilmiştir.
66. Mahkemenin tercüman görevlendireceği bu durumda kanun koyucutarafından dava konusu kuralla iddianamenin okunması yerine anlatılması kuralıgetirilmiş olup yargılama usulüne ilişkin olan bu kuralın yargılamanınuzamasını engellemek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 142.maddesi uyarınca yargılama usulüne ilişkin düzenlemeler yapma ve bu çerçevedeisnadın öğrenilme şeklini belirleme yetkisi kanun koyucunun takdir yetkisikapsamındadır.
67. Öte yandan Kanun’un 6763 sayılı Kanun’un 29. maddesiyledeğiştirilen 191. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinin Anayasa’yauygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden degeçerlidir.
68. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 36.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
69. Dava dilekçesinde özetle iptalleri talep edilen 6763 sayılıKanun hükümlerinin uygulanmasının insan haklarına saygılı demokratik hukukdevleti ilkesine, Anayasanın üstünlüğüne ve bağlayıcılığına aykırılık oluşturansonradan giderilmesi olanaksız zararların ortaya çıkmasına neden olacağıbelirtilerek yürürlüklerinin durdurulması talep edilmiştir.
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri CezaKanunu’nun ek 8. maddesine eklenen fıkranın “Sırf askeri suçlar ilehapis cezasının üst sınırı üç ayı geçen askeri suçlar hakkında,…” bölümüne,
B. 17. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 192. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen cümleye,
C. 21. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 19. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın “...fiilisebepler veya güvenlik gerekçesiyle... karar verebilir” bölümüne,
Ç. 29. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 191. maddesinin (3)numaralı fıkrasının değiştirilen (b) bendine,
D. 30. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesinin (4)numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “okunması” ibaresinin “anlatılması” şeklindedeğiştirilmesine,
yönelik iptal talepleri, 11/7/2018 tarihli, E.2017/32, K.2018/81sayılı kararla reddedildiğinden bu bende, cümleye, bölümlere ve değişikliğeilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 11/7/2018tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılıAskerî Ceza Kanunu’nun ek 8. maddesine eklenen fıkranın “Sırfaskerî suçlar ile hapis cezasının üst sınırı üç ayı geçen askerî suçlarhakkında,…” bölümünün,
B. 17. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’nun 192. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümlenin,
C. 21. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 19. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın “…fiilisebepler veya güvenlik gerekçesiyle… karar verebilir” bölümünün,
Ç. 29. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 191. maddesinin (3)numaralı fıkrasının değiştirilen (b) bendinin,
D. 30. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesinin (4)numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “okunması” ibaresinin “anlatılması” şeklindedeğiştirilmesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE, 11/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ