ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2018/101
Karar Sayısı : 2019/3
Karar Tarihi : 13/2/2019
R.G.Tarih –Sayısı : 20/3/2019-30720
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar 6.Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılıKanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınikinci ve üçüncü cümlelerinin, Anayasa’nın 15. ve 36. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kovuşturmanın konusunu uzlaştırmakapsamında yer alan bir suçun oluşturduğu ve sanık ile katılan arasındauzlaşmanın gerçekleştiği davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’yaaykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 254. maddesişöyledir:
“Madde 254-(Değişik: 6/12/2006-5560/25 md.)
(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşmakapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırmaişlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesiiçin uzlaştırma bürosuna gönderilir.
(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucundasanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine kararverir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, taksidebağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231 incimaddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez.Hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerinegetirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirincifıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN,Engin YILDIRIM,Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal MümtazAKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, RıdvanGÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 31/5/2018tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunugörüşülmüştür.
2.Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre, Anayasa Mahkemesineitiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulayacağı yasa kuralı ile sınırlıdır.
3. Bakılmakta olan dava 5271 sayılı Kanun’un 254. maddesinin (2)numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan edimin yerine getirilmesinintakside bağlanması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkindir.Kanun’un 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi, edimin yerinegetirilmesinin ileri tarihe bırakılması ile süreklilik arzetmesi hâlini dekapsamaktadır. Ancak “ileri tarihe bırakılması” ve “veya süreklilikarzetmesi” ibareleri itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğudavada uygulanacak kural değildir. Kuralın “Edimin yerine getirilmesinin …veya ... halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir.” bölümü ediminyerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması vesüreklilik arzetmesi hâlleri için ortak hüküm niteliğindedir. Bu nedenle kuralailişkin esas incelemenin “… takside bağlanması…” ibaresi ilesınırlı olarak yapılması gerekir.
4. Kanun’un 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesiise geri bırakma süresince zamanaşımının işlememesi ile ilgili olup bu kuralhükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra geçerli hâlegeleceğinden ve bakılmakta olan davada henüz geri bırakılma sürecibaşlamadığından uygulanacak kural değildir.
5. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 25. maddesiyledeğiştirilen 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;
A. İkinci cümlesinin;
1. “…ileri tarihe bırakılması…” ve “…veya süreklilikarzetmesi…” ibarelerinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu ibarelere ilişkinbaşvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. Kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkinincelemenin “…takside bağlanması…” ibaresi ile sınırlı olarakyapılmasına,
B. Üçüncü cümlesinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemeninbakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümleye ilişkinbaşvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
31/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cengiz ERTEN tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan veilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A.Anlam ve Kapsam
7. Kanun’un 254.maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikincicümlesinin itiraz konusu olan bölümünde, kamu davası açıldıktan sonrakovuşturma aşamasında uzlaşmanın gerçekleşmesi ve edimin yerine getirilmesinintakside bağlanması hâlinde; sanık hakkında, 231. maddedeki şartlar aranmaksızınmahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceğiöngörülmektedir. İtiraz konusu kurala ilişkin esas inceleme “…,taksidebağlanması…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmıştır.
8. Çağdaş hukuk düzenleri özellikle kişisel yararları daha fazlaihlal eden suçlarda her şüphelinin/sanığın eylemi nedeniyle hemen bir cezayaptırımı ile cezalandırılması yerine, topluma karşı sorumluluklarını gözdengeçirmesine imkân tanımak üzere belirli sürelerle gözetim ve denetim altınaalınmasını öngören ve mümkün olduğunca suçtan zarar görenin tatminini de içerenuzlaşma gibi uygulamalara yönelmiş bulunmaktadır. Uzlaşma kurumu,uyuşmazlığın yargı dışı yolla fakat adli makamların denetiminde çözümlenmesiniamaçlayan bir yöntemdir. Uzlaşma; bu kapsama giren suçlarda, şüpheli/sanık vemağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak,devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiylebozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı niteliktebir hukuksal kurumdur.
9. İtiraz konusu kuralla ilgili madde gerekçesinde açıklandığıgibi uzlaştırma, soruşturmada uygulanan bir kurum olarak düzenlenmeklebirlikte Kanun’un 254. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi ile kovuşturmasürecinde de uygulanabilen bir kurum olarak öngörülmüştür. Kamu davasıaçıldıktan sonra uzlaştırma, soruşturmada uzlaşma teklifinde bulunulmasıgerektiğinin kovuşturma aşamasında belirlenmesi, kovuşturma konusu suçun hukukiniteliğinin değişmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması,kovuşturma aşamasında kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamınagirmesi, Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenmeksizin, iddianameyerine geçen belge ile doğrudan mahkeme önüne gelen uzlaşmaya tabi bir suçunvarlığı hâlleriyle sınırlıdır. Kural için de geçerli olan Kanun’un 253.maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre kovuşturma aşamasında da sanık hakkındaaçılan davaya konu suçun uzlaşmaya tabi olması hâlinde dosya uzlaştırmabürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, sanık ilemağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Sanık, mağdur veyasuçtan zarar görenin, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üçgün içinde kararını bildirmemeleri teklifi reddettikleri anlamına gelir.Kanun’un 253. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca uzlaşma teklifindebulunulması hâlinde taraflara uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veyareddetmelerinin hukuki sonuçları anlatılır. Kanun’un 253. maddesinin (17)numaralı fıkrası kural yönünden dikkate alındığında, kovuşturma aşamasındauzlaştırmada hâkimin, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını veedimin hukuka uygun olduğunu belirlemesi, tarafların özgür iradelerinin öneminive bunun hâkim tarafından denetlenmesi gereğini ortaya koymaktadır.
10. 5271 sayılı Kanun’un 231.maddesinin (5) numaralı fıkrasının son cümlesinegöre hükmünaçıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuçdoğurmamasını ifade etmektedir.
11. Kanun’un 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geribırakılması kararı verilebilmesi için; sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılamasonunda hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî paracezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamışbulunması, mahkemece -sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum vedavranışları gözönünde bulundurularak- yeniden suç işlemeyeceği hususundakanaate varılması, mağdurun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hâlegetirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşullarıaranmaktadır. İtiraz konusu kuralda ise uzlaşmanın edimin yerinegetirilmesinin takside bağlanması şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, Kanun’un 231.maddesinde öngörülen koşullar dikkate alınmaksızın hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verileceği öngörüldüğünden sanık lehine bir düzenlemeyapılmıştır. Kanun’un 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesinegöre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra,uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde hüküm açıklanacaktır.Taksitleri ödeyerek edimini yerine getiren kişi hakkında ise düşme kararıverilecektir.
B. İtirazın Gerekçesi
12. Başvuru kararında özetle; 5271 sayılı Kanun’un 254.maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine göre sanık ile mağdurarasında edim karşılığı uzlaşılması durumunda sanık hakkında 5271 sayılıKanun’un 231. maddesindeki şartlar aranmaksızın hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmesi gerekeceği, kuralın emredici nitelikte olmasınedeniyle bu hususta hâkimin takdir yetkisinin bulunmadığı, tarafların edimkarşılığı uzlaşmaları durumunda sanığın suçu işlediğinin kabul edildiği, oysayapılan yargılama sonucunda sanığın kastının ya da taksirinin yokluğu ileüzerine atılı suçu işlediğine dair somut delil bulunmaması ve suçun onuntarafından işlenmediğinin belirlenmesi gibi nedenlerle sanığın müsnet suçtanberaatine karar verilmesi olasılığının bulunduğu, ancak tarafların edimkarşılığı uzlaşmaları hâlinde işin esasına girilemeyeceği ve bu durumda sanığınberaat etme hakkının elinden alınacağı, böylece Anayasa’da güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı ve suçsuzluk karinesi ilkelerine aykırıdavranılmış olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 15. ve 36. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
13. 6216 sayılı Kanun’un 43.maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddeleriyönünden de incelenmiştir.
14. Anayasa’nın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insanhaklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alandaadaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırıdurum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukukkurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
15. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunundoğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Bu düzenleme ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir.
16. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” hükmü ile suçsuzlukkarinesi kabul edilmiştir. Suçsuzluk karinesi, hakkında suç isnadı bulunan birkişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesisedilene kadar masum sayılmasını güvence altına alan temel bir haktır. Suçsuzlukkarinesi uyarınca, bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkındaceza hukukunun alanına giren yaptırımların uygulanabilmesi, kesin hükümlemahkûm olmasına bağlıdır. Ancak suçsuzluk karinesi, ceza hukukunda ve cezainfaz hukukunda, hakkında mahkûmiyet kararı verilecek kişilerin bazı seçenektedbirlerden veya cezanın bireyselleştirilmesine imkân tanıyan kurumlardanmahrum bırakılmasına engel teşkil etmez.
17. Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal veekonomik yaşantısıyla yakından ilgili olması nedeniyle suç ve suçluluklamücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihindebulunulması izlenen ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk devletindeAnayasa’ya aykırı olmadıkça kanun koyucu itiraz konusu kuralda olduğugibi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınınhangi suçlara nasıl uygulanacağı hususunda takdir yetkisine sahiptir.
18. Uzlaşma kurumu, kişilerin hak aramalarını imkânsız hâlegetirmek amacıyla oluşturulmuş etkisiz ve sonuçsuz yöntemler içermediği sürecehak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmemektedir. Uzlaştırmada taraflarınözgür iradesine dayanılması, kovuşturma aşamasında bunun hâkim tarafındandenetlenmesi, uzlaşmayı kabul zorunluluğunun olmaması, Kanun’un 253. maddesinin(8) numaralı fıkrasına göre uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabuledilmesinin kovuşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına engel teşkiletmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde kuralın hak arama hürriyetinikısıtlayan bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki sanık hakkındahükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek mahkûmiyet hükmününtaksitin yerine getirilip getirilmemesine bağlı olarak askıda tutulması dasanığın uzlaşmayı özgür iradesi çerçevesindeki kabulüne dayalıdır.
19.Anayasa’nın 141. maddesine göre davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Kanun’un 254.maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi ile kovuşturma aşamasındasağlanacak uzlaştırma, yargının iş yükünün azaltılmasına hizmetedebilecektir.
20. Mahkeme tarafından kovuşturma aşamasında uzlaştırmada, soruşturmaaşamasında olduğu gibi Kanun’un 253. maddesinde belirlenen suçlar kapsamındayine bu hükümde açıklanan usul ve esaslar çerçevesinde uzlaştırmanıngerçekleşmesi öngörülmüştür. Uzlaşma kurumunun hareket noktası olanonarıcı adalet anlayışında, suçtan zarar görenin zararının giderilmesi hâlindeuzlaşmayı kabul etmesi, sanığın da suçtan doğan sorumluluğu üstlenmesiyleuzlaşmanın gerçekleşmesi sanığın suçu kabul etmeye zorlanması olarakanlaşılamaz.Sanığın uzlaştırmayı kabulü, ikrar olarak değil uzlaşmak içinsuçtan doğan sorumluluğun kabulü olarak anlaşılmalıdır.
21. Uzlaşma kurumu tamamen tarafların özgür iradelerine vekarşılıklı rızalarına dayanmaktadır. İstemedikleri takdirde sanık veya mağduruzlaşmaya zorlanamayacağı gibi uzlaşma sürecinde gerçekleşen görüşmelerdeuzlaşmaktan vazgeçme hakkına da sahip bulunmaktadırlar. Sanık uzlaşmadanvazgeçtiği takdirde, gizlilik ilkesi gereği uzlaşma sürecindeki beyanları delilolarak kullanılamayacak, sanık hakkında olağan soruşturma ve kovuşturma sürecindekidelillere göre karar verilecektir. Uzlaşma teklifi üzerine uzlaşmanıniçeriği ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirilen sanığın, hakkında açılandavada beraatedeceği düşüncesiyle bu teklifi kabul etmemesi mümkün olduğundanyargılamanın devamını engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Uzlaştırmayöntemi, tarafların bir yargı mercii önünde sahip oldukları dava haklarınıkısıtlamamakta, devletin yargılama yetkisini bertarafetmemekte, mahkemelerin dava yoluyla çözümlenmesi zorunlu olmayan işlerlemeşgul edilmemesi yönünden bir alternatif çözüm yolu olarak ortaya çıkmaktadır.Bu yönleriyle kural hukuk devleti ve suçsuzluk karinesi ilkelerini ihlaletmediği gibi, hak arama hürriyetine aykırılık dateşkil etmemektedir.
22.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 36. ve 38.maddelerineaykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.
Kuralın Anayasa’nın 15. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 254.maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…taksidebağlanması…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE13/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
FARKLI GEREKÇE
Mahkememiz çoğunluğu tarafından kabul edildiği gibikovuşturma evresindeki uzlaştırma kurumuyla ilgili kuralın Anayasaya aykırıbulunmadığına ilişkin karara katılıyorum. Fakat karar gerekçesinde cezalarınşahsiliği ilkesi bakımından bir değerlendirme yapılmaması dolayısıylatarafımdan farklı gerekçe yazılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri ve onarıcı adaletuygulamalarından olan uzlaşma kurumu hukukumuzda ilk kez 4.12.2004 tarihindekabul edilen 5271 sayılı CMK’nın 253-254. maddelerinde ‘fail-mağdur uzlaşması’şeklinde yer bulmuştur. Uzlaşma kurumuna karşı doktrinde ve uygulamadayöneltilen eleştirilerden biri, bu düzenleme dolayısıyla suç işlemediği veyaeylem suç oluşturmadığı halde mahkemeler önündeki uzun ve yıpratıcı yargılamasürecini yaşamak istemeyen kimselerin uzlaştırma teklifini kabul etmekeğilimine girebilecekleri ve bu durumun da cezaların şahsiliği ilkesini vedolayısıyla kusur ilkesini ihlal edeceği yönündedir.
Gerçekten, Anayasanın 38/7. maddesinde yer verilen cezalarınşahsiliği ilkesi, kimsenin başkasının kusurundan sorumlu olmayacağını, herkesinkendi kusuru dolayısıyla sorumlu tutulabileceğini ifade etmektedir. Cezalarınşahsiliği ilkesi temelde sanık lehine bir işlev görmekte ve ‘kusursuz cezaolmaz ilkesi’ni yansıtmakta ise de ‘kusurlu olanın’ yargılanmasını güvenceye almasıve adalete erişme ilkesiyle bağlantısı nedeniyle kamusal yararı sağlamafonksiyonu da bulunmaktadır. Bu bakımdan, uzlaştırma kurumunun suç isnat edilenkimseye yargılama sürecinde daha çok zarar görebileceği ve mahkum daolabileceği öngörüsüyle dayatılması söz konusu olduğunda, suçlu olmayanlarınyaptırıma uğrayıp, suçluların kurtulmasını sağlayabileceğinden, bu durumcezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edilmesine neden olabilir. Dolayısıylauzlaştırma kurumunun bu açıdan değerlendirilmesi de gerekmektedir. Aslındauzlaştırma kurumuyla ilgili düzenlemede yer alan hukuki güvencelerinincelenmesini gerektiren bu değerlendirme, hak arama hürriyeti ve masumiyetkarinesinden yararlanma hakkı yönünden de geçerli olmakla birlikte çoğunlukgerekçesinde bu yönde bir değerlendirme yer almamaktadır. Bu nedenle buradayapılacak değerlendirmenin gerekçede sözü edilen diğer haklarla da bağlantısıbulunmaktadır.
Uzlaşma kurumu esasında soruşturma evresinde uygulanması amacıyladüzenlenmiştir. Böylece ceza uyuşmazlıklarının önemli bir kısmı onarıcı adaletkurumu olan uzlaşma ile sonuçlandırılacak ve kamu davası açılmasına gerekkalmayacaktır. Hatta uzlaşma durumunda taraflar arasındaki maddi ve manevihaklar yönünden de uyuşmazlık ortadan kalkacağı için hukuk uyuşmazlıkları dasona erecektir. Fakat herhangi bir nedenle soruşturma evresinde uzlaştırmagirişiminde bulunulmadan kamu davası açılmışsa, 254. madde uyarınca kovuşturmaevresinde bu girişimin mahkeme tarafından yapılması öngörülmüş, uygulanacakusul bakımından Kanunun 253. maddesine gönderme yapılmıştır. Bu nedenlecezaların şahsiliği ilkesiyle ilgili hususların uzlaştırma usul ve esaslarınıbelirleyen 253. maddenin incelenerek belirlenmesi gerekir.
Soruşturma evresinde basit bir şüphe üzerine de uzlaştırma teklifindebulunulabilecekse, bu durum bazı kimseleri yargılama süreçlerinin yıpratıcıetkilerinden kurtulabilmek adına suçu işlemediği halde uzlaştırma teklifinikabul etmeye sevk edebilir. Çünkü kamu adına soruşturma yetkisi bulunan C.Savcısı basit bir şüphe üzerine uzlaştırma teklif ettiğine göre, yargılanmasıhalinde mahkum da olabilecek, beraat etse dahi birkaç yılı bulabilecekyargılama sürecine katlanması gerekecek ve belki bu sürede toplum tarafındansuçlu gibi algılanabilecektir.
Kanunun 253. maddesine baktığımızda bu konuda birkaç güvencebulunduğu görülmektedir. İlk olarak, 4. fıkrada uzlaştırma girişimindebulunulması bakımından “kamu davasının açılması için yeterli şüpheninbulunması” bir şart niteliğinde öngörülmüştür. Suç uzlaşmaya tabi bulunsa dahi,yine 8. fıkra hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısı basit bir şüpheyle başladığısoruşturmayla ilgili delilleri toplamalı, akabinde yapacağı değerlendirme ilekamu davasının açılmasını gerektirecek derecede ‘yeterli şüphe’ oluşmaktaysa,bu takdirde uzlaştırma girişimi başlatmak üzere dosyayı ilgili büroyagöndermelidir. Bu süreçte isnat altındaki kişinin kendi lehine delil sunmasıveya delil kaynaklarını göstermesi de mümkündür. Dolayısıyla kanun koyucunungerçekte suçlu olmayan kimselere uzlaştırma teklif edilmesi riskini önlemekamacıyla bilinçli bir güvence olarak getirdiği kural uyarınca uzlaştırmaaslında kamu davasının açılmasının (iddianamenin) alternatifi niteliğindedir.Aynı kuralların geçerli olduğu kovuşturma aşaması bakımından bu durum, ‘mahkumiyetkararının’ alternatifi olarak anlaşılmalıdır. Nitekim uzlaşmanın konusu olanedim derhal yerine getirildiğinde hüküm kurulması gerekmemekte ise de edimintakside bağlanması durumunda mahkemenin bir hüküm kurarak, hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararı vermesi ve edim ifa edilmediğinde hükmünaçıklanması gerekmektedir (CMK m. 254/2). Dolayısıyla kanundaki düzenlemeuyarınca kovuşturma evresinde ancak beraat kararı verilemediği takdirdeuzlaştırma girişiminde bulunulabilmelidir.
Uzlaşmanın en önemli güvencelerinden biri de tarafların özgüriradelerine dayalı olmasıdır. Kanunda bunu temin için öncelikle uzlaşmanınhukuki sonuçlarıyla ilgili olarak tarafların bilgilendirilmeleri öngörülmüştür(CMK m.253/5). Ayrıca 253. maddenin 17. fıkrasında Cumhuriyet savcısının;uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygunolduğunu belirlemesi durumunda uzlaştırmayı sonuçlandıracağı ifade edilmiştir.Bu hüküm uyarınca, uzlaşmanın özgür iradeye bağlı olduğunu ve edimin hukukauygunluğunu tespit konusunda C. Savcısına ve kovuşturma evresinde hakimeyükümlülük getirilmiştir.
Diğer taraftan uzlaştırma sürecinde tarafların bu konudakiiradelerinden dönerek yargılamanın devam etmesini istemeleri de mümkündür. Budurumda uzlaştırma sürecindeki açıklamaları herhangi bir (hukuk-ceza davalarıveya disiplin soruşturmasında) soruşturma ve kovuşturmada delil olarakkullanılamayacaktır (CMK m. 253/20).
Belirtilen kanuni güvenceler karşısında, kovuşturma evresindeuzlaştırma nedeniyle edimin takside bağlanmasına bağlı olarak hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini öngören düzenlemeninmasumiyet karinesinden yararlanma hakkı ve hak arama hürriyeti yanısıra,cezaların şahsiliği ilkesini de ihlal etmediği, bu hakları ölçüsüzce kısıtlamadığıve kuralın Anayasa’ya aykırı bulunmadığı görüşündeyim.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN