ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2018/137
Karar Sayısı: 2022/86
Karar Tarihi: 30/6/2022
R.G.Tarih-Sayı: 12/1/2023-32071
İPTAL DAVALARINI AÇANLAR:
1. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, ÖzgürÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 138 milletvekili (E.2018/137)
2. TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte132 milletvekili (E.2021/106)
İPTAL DAVALARININ KONUSU:
A. 25/7/2018tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
1. 1. maddesiyle10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (C)fıkrasına eklenen ikinci paragrafın,
2. 2. maddesiyle4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’naeklenen;
a. 56/A maddesininbirinci fıkrasının “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirinin ya dahukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” bölümünün,
b. 56/B maddesininbirinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…gerektiğinde el ile…” ibaresiile üçüncü ve dördüncü cümlelerinin,
3. 5. maddesiyle9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’na eklenen ek7. maddenin birinci fıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirininyazılı emri…” ibaresinin,
4. 6. maddesiyle 10/3/1983tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’na eklenen15/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirininyazılı emri…” ibaresinin,
5. 8. maddesiyle6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine eklenen “…vatandaşlarıngünlük yaşamını aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak…” ibaresinin,
6. 9. maddesiyle2911 sayılı Kanun’un 7. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının,
7. 10. maddesiyle1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millîİstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 30. maddesine eklenen dördüncü ve beşinci fıkraların,
8. 11. maddesiyle4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 17.maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 15inci maddesinde yazılı suçları işleyenler” ibaresinin “26/9/2004 tarihlive 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 109, 124, 148, 149, 170 ila 172, 179, 185ila 188, 190, 202, 213 ila 217, 220, 223, 240, 299 ila 339 uncu maddelerindebelirtilen suçları işleyenler” şeklinde değiştirilmesi ile anılan maddeyeeklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraların,
9. 12. maddesiyle12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen ek 4.maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” ve “...busilahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihlive 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanununek 8 inci maddesine göre ilgili idarelerce işlem tesis edilir…”bölümlerinin,
10. 13. maddesiyle3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici 19. maddenin,
11. 16. maddesiyle4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin;
a. (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine…” ibaresinin “hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdeCumhuriyet savcısı tarafından…” şeklindedeğiştiren ibarede bulunan “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdeCumhuriyet savcısı…” ibaresinin,
b. (1) numaralıfıkrasına eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerin,
c. (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesine eklenen “ya da işlemin uzun sürecek olması”ibaresinin,
12. 21. maddesiyle18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlereİlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine DairKanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,
13. 22. maddesiyle1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme KomisyonuKurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanun’un 10. maddesinin değiştirilen (1) numaralı fıkrasının;
a. Üçüncü cümlesinin,
b. Dördüncücümlesinin “…Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonrakurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek kaydıyla, YükseköğretimKurulu Başkanlığı tarafından kamu görevinden çıkarıldığı yükseköğretim kurumuharicinde tespit edilecek yükseköğretim kurumlarından birine…” bölümünün,
c. Dokuzuncu veon üçüncü cümlelerinin,
14. 23. maddesiyle7075 sayılı Kanun’a eklenen 10/A maddesinin,
15. 24. maddesiyle7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasınınikinci cümlesinin,
16. 26. maddesiyle27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35.maddenin,
17. Geçici 1.maddesinin,
B. 18/7/2021tarihli ve 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
1. 11. maddesiyle3713 sayılı Kanun’un geçici 19. maddesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesinin,
2. 20. maddesiyle7145 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…üçyıl…” ibaresinin “…altı yıl…” şeklinde değiştirilmesinin,
3. 23. maddesiyle375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 35. maddesinin (A), (B), (C),(Ç), (D) ve (G) fıkralarında yer alan “…üç yıl…” ibarelerinin “…dörtyıl…” şeklinde değiştirilmesinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı, 2., 6., 9., 10., 13., 15.,17., 19., 20., 22., 23., 34., 35., 36., 38., 40., 48., 49., 70., 74., 118.,119., 125., 128., 129., 138., 142. ve 153. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalepleridir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. 7145 sayılıKanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 1. maddesiyle 5442 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (C)fıkrasına eklenen ikinci paragraf şöyledir:
“(Ekparagraf: 25/7/2018-7145/1 md.) Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde onbeş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni yada kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belliyerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçlarınseyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve ruhsatlı da olsa her çeşitsilah ve merminin taşınması ve naklini yasaklayabilir.”
2. 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’a eklenen;
a.56/A maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıylausulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararı veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlik komutanının veya askerîkurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emriüzerine, askerî mahallerde özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla kişilerinüstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyası aranır, gerekli tedbirler alınır, suçdelilleri koruma altına alınarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemler yapılır.”
b.56/B maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, askerkişiler dâhil askerî mahallere girmek veya çıkmak isteyenler duyarlı kapıdangeçmek zorundadır. Bu kişilerin üstleri, duyarlı kapının ikaz vermesi hâlinde,metal dedektörle kontrol edilir; eşyaları teknik cihazlardan ve güvenliksistemlerinden geçirilir; aracı, teknik cihazlarla, gerektiğinde el ilekontrol edilir. Şüphe hâlinde veya bu cihazların bulunmadığı yerlerde,herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, kontrol elle yapılabilir.Teknik cihazların ikazının sürmesi hâlinde, bu kişiler ancak elle kontrolükabul ettikleri takdirde askerî mahallere girebilirler.”
3. 5. maddesiyle 2692 sayılı Kanun’a eklenen ek 7. maddeninbirinci fıkrası şöyledir:
“Tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıylausulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararı veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirininyazılı emri üzerine, sahil güvenlik hizmet binaları ve eklentileri ileyüzer unsurlarında, askerlik yükümlülüğünü yerine getiren erbaş ve erlerinüstü, özel kâğıtları ve eşyası aranır, gerekli tedbirler alınır, suç delillerikoruma altına alınarak 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli işlemleryapılır.”
4. 6. maddesiyle 2803 sayılı Kanun’a eklenen 15/Amaddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıylausulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararı veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirininyazılı emri üzerine, jandarma hizmet binaları ve eklentilerinde, askerlikyükümlülüğünü yerine getiren erbaş ve erlerin üstü, özel kâğıtları ve eşyasıaranır, gerekli tedbirler alınır, suç delilleri koruma altına alınarak 5271sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli işlemler yapılır.”
5. 8.maddesiyle 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ibarenin eklendiği ikinci fıkrasışöyledir:
“İl ve ilçelerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer vegüzergâhı, kamu düzenini ve genel asayişi bozmayacak, vatandaşların günlükyaşamını aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak (…) şekilde ve 22nci maddenin birinci fıkrasında sayılan sınırlamalara uyulması kaydıyla TürkiyeBüyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileriile güzergâhın geçeceği ilçe ve il belediye başkanlarının, en çok üyeye sahipüç sendikanın ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının il ve ilçetemsilcilerinin görüşleri alınarak mahallin en büyük mülki amiri tarafındanbelirlenir. İl ve ilçenin büyüklüğü, gelişmişliği ve yerleşim özellikleridikkate alınarak birden fazla toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhıbelirlenebilir.”
6. 9.maddesiyle 2911 sayılı Kanun’un 7. maddesinin değiştirilen ikincifıkrası şöyledir:
“(Değişikikinci fıkra: 25/7/2018-7145/9 md.) Açıkyerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler gece vaktinin başlamasıyla dağılacak şekilde,kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24.00’e kadar yapılabilir. Toplantı vegösteri yürüyüşünün gece vaktinin başlamasından sonra devam edeceği hususu,geçerli neden gösterilerek bildirilmiş ise vatandaşların huzur ve sükûnetiçinde istirahatini aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmamak ve kamudüzeni ve genel asayişin bozulmasına neden olmamak şartıyla, açık yerlerdeyapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağılma saati mahallin en büyükmülki amirinin kararıyla en geç saat 24.00’e kadar uzatılabilir.”
7.10. maddesiyle 2937 sayılı Kanun’un 30. maddesine eklenendördüncü ve beşinci fıkraları şöyledir:
“(Ek fıkra: 25/7/2018-7145/10 md.) MİT’in tarafı olduğu hukuk uyuşmazlıklarında, dava şartı olarak öngörülenarabuluculuk dâhil, arabuluculuk usulü uygulanmaz.
(Ek fıkra:25/7/2018-7145/10 md.)MİT, 9/10/2003 tarihli ve 4982sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamı dışındadır.”
8. 11. maddesiyle 2941 sayılı Kanunu’nun ibare değişikliğiyapılan, cümlenin yürürlükten kaldırıldığı ve fıkraların eklendiği 17. maddesişöyledir:
“Seferberlik ve savaşhallerinde ilgili komutanlıklara tanınan adli yetki:
Madde 17 – Seferberlik ve savaş hallerinde buKanunun 12 nci maddesine göre tespit ve ilan edilen bölgeler içinde,26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 109, 124, 148, 149, 170ila 172, 179, 185 ila 188, 190, 202, 213 ila 217, 220, 223, 240, 299 ila 339uncu maddelerinde belirtilen suçları işleyenler veya bu suçlara iştirakedenler, bölgede yetkili kılınan komutan tarafından gerekli görüldüğü takdirde,askeri mahkemelerde yargılanırlar. (Mülga ikinci cümle: 25/7/2018-7145/11 md.)(…)
(Ek fıkra: 25/7/2018-7145/11 md.) Bu Kanundabelirtilen suçlardan dolayı aşağıda yazılı kişiler hakkında bölgede yetkilikılınan komutanın kovuşturma yapabilmesi;
1. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlarhakkında Cumhurbaşkanının,
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerihakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinin,
3. General ve amiraller hakkında GenelkurmayBaşkanının,
4. Bakan yardımcıları hakkında ilgilibakanların,
5. Valiler ve kaymakamlar ile Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığında görevli general ve amiraller hakkında İçişleriBakanının,
6. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay,Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Sayıştay Başkan ve üyeleri, hâkimler vesavcılar ve bu sınıftan sayılanlar hakkında özel kanunlarına göre yetkili kurulve makamların,
iznine ve yargılama usulüne bağlıdır.
(Ek fıkra: 25/7/2018-7145/11 md.) Yukarıdaki fıkrada sayılan kişiler hakkındayetkili kurul ve makamlar tarafından, hakkında bölgede yetkili kılınankomutanca kovuşturma yapılmasına izin verilmediği ahvalde özel kanunlarına göreişlem yapılır.
(Ek fıkra: 25/7/2018-7145/11 md.) Diplomatik dokunulmazlıkla ilgilidüzenlemeler saklıdır.”
9. 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrası şöyledir;
“26/9/2004 tarihli ve5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci,Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşumveya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların silah ruhsatları iptal edilir, busilahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihlive 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanununek 8 inci maddesine göre ilgili idarelerce işlem tesis edilir. Müsaderehükümleri saklıdır.”
10. 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici 19.madde şöyledir:
“Geçici Madde 19- (Ek: 25/7/2018-7145/13 md.)
Bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nunİkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümündetanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına girensuçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından:
a) Gözaltı süresi, yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günügeçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olmasınedeniyle gözaltı süresi, birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmakkaydıyla, en fazla iki defa uzatılabilir. Gözaltı süresinin uzatılmasınailişkin karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmeksuretiyle hâkim tarafından verilir. Yakalama emri üzerine yakalanan kişihakkında da bu bent hükümleri uygulanır.
b) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarakyeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, Cumhuriyetsavcısı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafındanyapılabilir.
c) 1. Tutukluluğa itiraz vetahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanabilir.
2. Tahliye talepleri en geç otuzar günlük sürelerletutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabilir.
3. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 108 inci maddesi uyarınca yapılan tutukluluğunincelenmesi en geç, otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlüksürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılır.”
11. 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin ibaredeğişikliği yapılan, ibarenin çıkarıldığı ve ibare ile cümlelerin eklendiği (1)ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somutdelillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delilelde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığıbilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde aramayapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtlarınçözülerek metin hâline getirilmesine (…) (2) karar verilir. (Ek üç cümle:25/7/2018-7145/16 md.) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmidört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saatiçinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesihâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir.
Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerineşifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilereulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesive gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulancihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.’’
12. 21. maddesiyle 6749 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncücümlenin eklendiği (2) numaralı fıkrası şöyledir;
“Birinci fıkrauyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez,doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanlarınuhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu,denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır.Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatınıtaşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. Birinci fıkrauyarınca kamu görevinden çıkarılan asker kişilerin askerî rütbeleri, mahkemekararı aranmaksızın karar tarihinden geçerli olmak üzere geri alınır.”
13. 22. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’un 10. maddesinindeğiştirilen (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) (Değişik: 25/7/2018-7145/22 md.) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılanteşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulühâlinde karar, kadro veya pozisyonunun bulunduğu kuruma, yükseköğretim kurumlarındakamu görevinden çıkarılan öğretim elemanları için Yükseköğretim KuruluBaşkanlığına bildirilir. Kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eskikadro veya pozisyonuna atanması esastır. Ancak müdür yardımcısı veya dahaüstü ile bunlara eşdeğer yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevindençıkarılmış olanların atamalarında, söz konusu yöneticilik görevlerinden öncebulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına bildirilenlerin atama teklifleri; Ankara,İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretimkurumlarına öncelik verilmek kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığıtarafından kamu görevinden çıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespitedilecek yükseköğretim kurumlarından birine önceki kadro unvanlarına uygunolarak on beş gün içinde yapılır. Kurumlar, bildirim veya atama teklif tarihinitakip eden otuz gün içerisinde atama işlemlerini tamamlar. Bu kapsamda yer alanpersonele ilişkin kadro ve pozisyonlar, ilgililere ilişkin atama onaylarınınalındığı tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başkabir işleme gerek kalmaksızın ilgili mevzuatı uyarınca ihdas, tahsis ve vizeedilmiş sayılır. Söz konusu kadro ve pozisyonlar, herhangi bir şekildeboşalmaları hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.Atama emri, ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgililere tebliğ edilir. Tebliğtarihini takip eden on gün içerisinde göreve başlamayanların bu maddeden doğanatanma hakkı ile mali hakları düşer. Kamu kurum ve kuruluşları atama vegöreve başlatma işlemlerinin sonucunu, işlemlerin tamamlanmasını takip eden onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. İlgililerin kamugörevinden çıkarılmasına ilişkin kanun hükmünde kararname hükümleri, bu fıkradabelirtilen kişiler bakımından tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadankalkmış sayılır. Bu kapsamda göreve başlayanlara, kamu görevinden çıkarılmatarihlerini takip eden aybaşından göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreyetekabül eden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevindençıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz.”
14. 23. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen 10/A maddesişöyledir:
“Türk Silahlı Kuvvetleri ile genel kollukkuvvetleri personeli ve Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurlarınailişkin kararların uygulanması
MADDE 10/A- (Ek: 25/7/2018-7145/23 md.)
(1) Terör örgütlerine veya Millî GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilmesi sebebiyle kamu görevinden, meslekten veyagörevden çıkarılan ya da ilişiği kesilen subay, astsubay, uzman jandarmalar ileEmniyet Genel Müdürlüğünde emniyet hizmetleri sınıfına tabi olanlar veDışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurlarından; haklarında mahkemelertarafından göreve iade mahiyetinde karar verilenler ile Olağanüstü Halİşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından başvurunun kabulü kararı verilenlerden,eski kadro, rütbe veya unvanına atanması ilgili bakan onayı ile uygungörülmeyenler ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı veİçişleri Bakanlığı bünyelerinde kurulan araştırma merkezlerinde bu maddeesaslarına göre istihdam edilir.
(2) Birinci fıkra kapsamında bulunanlardanbinbaşı ve üstü rütbelerde olanlar ile emniyet hizmetleri sınıfında bulunan hersınıftaki emniyet müdürlerinin atamaları araştırma merkezlerindeki araştırmacıunvanlı kadrolara, diğerlerinin atamaları ise Devlet Personel Başkanlığınıngörüşü üzerine ilgisine göre İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve MilliSavunma Bakanlığı tarafından tespit edilen araştırma merkezlerindeki diğerkadrolara, kararların bildirimini takip eden otuz gün içinde ilgili bakanonayıyla yapılır. Bunlara ilişkin kadrolar başka bir işleme gerek kalmaksızınilgili mevzuatı uyarınca atama onayının alındığı tarih itibarıyla ihdas, tahsisve vize edilmiş sayılır. Söz konusu kadrolar herhangi bir sebeple boşalmalarıhâlinde iptal edilmiş sayılır.
(3) Atama emri, ilgili bakanlık tarafından7201 sayılı Kanun hükümlerine göre ilgililere tebliğ edilir. Tebliğ tarihinitakip eden on gün içerisinde göreve başlamayanların atanma hakkı düşer. İlgilibakanlık atama ve göreve başlatma işlemlerinin sonucunu, işlemlerintamamlanmasını takip eden on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığınabildirir.
(4) Bu madde kapsamında araştırmamerkezlerinde göreve başlayanlara, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihi takipeden aybaşından göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden malive sosyal hakları eski kurumları tarafından ödenir. Bu kişiler, kamu görevindençıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Mahkemekararları saklı kalmak üzere, ilgililerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkinkanun hükmünde kararname hükümleri, bu madde kapsamında yer alanlar bakımındantüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmış sayılır.
(5) Bu madde uyarınca atananlara, eskikadro, rütbe veya unvanlarına ilişkin atama onayının tebliği tarihi itibarıylaalmaya hak kazandıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar,makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme ile diğer mali hakları (ilgilimevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı yapılan ödemeler, tayın bedeli, fazlamesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç)toplamının net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır),atandıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam vetazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme ile diğer malihakları (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı yapılan ödemeler, tayınbedeli, fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek dersücreti hariç) toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki farktutarı, farklılık giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tabitutulmaksızın tazminat olarak ödenir.
(6) Bu madde kapsamına giren personel,önceki statülerinden kaynaklanan rütbe, unvan, kimlik ve sosyal haklarınıkullanamaz, emniyet hizmetleri sınıfındakiler ile Dışişleri Bakanlığıdiplomatik kariyer memurları hariç olmak üzere muvazzaf askerlik hizmetiniyerine getirmiş sayılır ve bunların 21/4/2004 tarihli ve 5143 sayılı TürkSilahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanun kapsamında verilensilahları irat kaydedilir. Talepte bulunanların Ordu Yardımlaşma Kurumu üyelikleridevam eder.
(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönce Komisyon tarafından başvurunun kabulü kararı verilenler hakkında da bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde bu maddedeki usulve esaslar çerçevesinde yeniden işlem tesis edilebilir.
(8) Araştırma merkezlerinin görev, yetkive sorumlulukları, kurulacağı iller, çalışma usul ve esasları ve diğer hususlarilgili bakanlık tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. Bakanonayı ile Ankara dışında araştırma merkezlerine bağlı çalışma gruplarıoluşturulabilir.
(9) Bu madde kapsamında araştırmamerkezlerine atananlar hakkında 10 uncu ve geçici 3 üncü madde hükümleriuygulanmaz.
(10) Bu madde hükümlerine göre araştırmamerkezlerine atanan personelden ilgili mevzuat uyarınca diğer kamu kurum vekuruluşlarındaki kadro veya pozisyonlara atananlara, beşinci fıkraya göreödenen fark tazminatının aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenmesine devamolunur.
(11) Bu madde kapsamındaki personelin malive sosyal haklarına ilişkin konularda ortaya çıkabilecek tereddütlerigidermeye, uygulamayı yönlendirmeye ve gerekli düzenlemeleri yapmaya Hazine veMaliye Bakanlığı yetkilidir.
(12) Bu maddenin uygulanmasınailişkin usul ve esaslar ilgili bakanlıkça belirlenir.”
15. 24. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici3. maddenin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) Bu Kanunuyarınca Devlet Personel Başkanlığı ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığıtarafından atama teklifi yapılan ve göreve başlayanlar hakkında da 10 uncumaddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanır. Mali haklarınınhesaplanmasında göreve başladıkları tarihi takip eden hizmetleri karşılığındailgiliye yapılan ödemeler, kurumlarınca yapılacak toplu ödeme tutarından mahsupedilir. Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamındakilere atama teklifininyapıldığı kurumlar tarafından ödeme yapılır.”
16. 26. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye(KHK) eklenen geçici 35. madde şöyledir:
“Geçici Madde 35- (Ek: 25/7/2018-7145/26 md.)
A) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşumveya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi GenelKurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkındaYargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyelerihakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler veSavcılar Kurulu Genel Kurulunca, askeri hâkimler hakkında Milli SavunmaBakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askerihâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca ve Sayıştaymeslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkanyardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı vebir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına vemeslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanırve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarmakararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesiveya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da ResmîGazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bukişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığınabildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silahruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamukonutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarıncagörevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafıhükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyetkararı aranmaksızın alınır.
B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatıolduğu değerlendirilen;
1) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı TürkSilâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi personel Milli Savunma Bakanınınonayı ile kamu görevinden çıkarılır.
2) 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı UzmanErbaş Kanununa tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilenlerMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
3) 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı TürkSilâhlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve AstsubaylarHakkında Kanuna tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilenlerMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
4) 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılıSözleşmeli Erbaş ve Er Kanununa tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerindeistihdam edilenler Milli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
5) Milli Savunma Bakanına bağlı personelMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
6) Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeli İçişleri Bakanınınonayı ile kamu görevinden çıkarılır.
7) 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılıYükseköğretim Personel Kanununa tabi personel, Yükseköğretim Kurulu Başkanınınteklifi üzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla; yükseköğretim kurumları ileyükseköğretim üst kuruluşlarındaki 657 sayılı Kanuna tabi personel iseyükseköğretim kurumları ile yükseköğretim üst kuruluşlarının en üstyöneticisinin teklifi üzerine, yükseköğretim kurumlarında üniversite yönetimkurulunun, yükseköğretim üst kuruluşlarında ise Yükseköğretim Kurulununkararıyla kamu görevinden çıkarılır.
8) Mahalli idareler personeli, valininbaşkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerineİçişleri Bakanının onayıyla kamu görevinden çıkarılır.
9) 657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuatatabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilenpersonel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı,ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifiüzerine ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır. Bu maddenin (A)fıkrasında belirtilenlerin işlemleri ise söz konusu fıkradaki usule göreyapılır.
10) Bir bakanlığa bağlı, ilgili veyailişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil)istihdam edilen personel, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirinonayıyla kamu görevinden çıkarılır.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarıncagörevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudanveya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerindebulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetimkurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Birinciparagraf uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden çıkarılanların, mahkemekararı aranmaksızın, karar tarihinden geçerli olmak üzere rütbe vememuriyetleri geri alınır, bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez veon beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu paragraftasayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlarhakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır.
Bu fıkraya göre görevlerine son verilenlerinsilah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisansları iptaledilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarındanon beş gün içinde tahliye edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerininkurucusu, ortağı ve çalışanı olamaz.
Bu fıkrada öngörülen usuller uyarınca,terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekidari işlem tesis edilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılanların itirazlarıüzerine yapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkin işlemleraynı usullerle yapılır. Bu kapsamda görevine iade edilenlere kamu görevindençıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabüleden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevindençıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Bupersonelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihtebulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hakaylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerinegetirilebilir.
C) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; haklarında (A) ve (B) fıkraları uyarınca idari işlemtesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veyakovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaportbirimine derhâl bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerincepasaportlar iptal edilebilir. İlgili pasaport birimine isimleri bildirilenkişilerin eşlerine ait pasaportlar da genel güvenlik açısından mahzurlugörülmesi hâlinde aynı tarihte İçişleri Bakanlığınca iptal edilebilir.
Ç) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş veçocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaçduyulan, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşterisırrı kapsamında kabul edilenler hariç, telekomünikasyon yoluyla iletişimintespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belge, kamu ve özel tüm kurumve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; kamu kurum ve kuruluşlarının personeline ve bunlarıneş ve çocuklarına ait olup Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen vefaaliyet izni kaldırılan Asya Katılım Bankası A.Ş.’de veya bu Bankayla ilgiliolarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda, Bankacılık Düzenleme ve DenetlemeKurumunda ya da Malî Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında bulunan her türlübilgi, bu personelin çalıştığı kurum ve kuruluşlarca talepte bulunulmasıdurumunda gecikmeksizin verilir ve bu işlemlere ilişkin olarak 5411 sayılıKanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan sınırlama uygulanmaz.
D) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle;
1) Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliyesevk edilen, kendi isteğiyle emekli olan, 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu hükümlerine göre Silahlı Kuvvetlerden ayırmacezası alan, Devlet memurluğundan çıkarılan, sözleşmeleri feshedilen, müstafisayılan veya istifa eden subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay,Devlet memuru, işçi, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erler ile 926 sayılıKanunun geçici 32 nci maddesi kapsamında haklarında işlem tesis edilenlerden,
2) Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığından emekliye sevk edilen, kendi isteğiyle emekli olan,ilişiği kesilen, disiplin hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundançıkarılan, sözleşmeleri feshedilen, müstafi sayılan, istifa eden veya çekilmişsayılan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma,Devlet memuru, işçi, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlerden,
3) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ilegeçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilen, kendi isteğiyleemekli olan veya disiplin hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundançıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan,
terör örgütlerine veya Milli GüvenlikKurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilenlerin rütbeleri ilgili bakanın onayıyla alınır.Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevine yeniden kabul edilmez,doğrudan veya dolaylı görevlendirilemez ve bu kişiler on beş gün içinde DevletPersonel Başkanlığına bildirilir. Ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış olduklarımesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamaz ve bu unvan ve sıfatlarına bağlıolarak sağlanan haklardan yararlanamaz. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan hertürlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiyekurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silahruhsatları, emekli kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilotlisansları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları iptal edilir. Bukişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamaz.
E) Bu maddenin (A), (B) ve (D) fıkralarıuyarınca haklarında işlem tesis edilenler uhdelerinde taşımış olduklarıbüyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği, müsteşar,hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamaz vebu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardanyararlanamaz.
F) Bu maddenin (A), (B) ve (D) fıkralarıkapsamındaki görevler yerine getirilirken görevin niteliğinden doğan veyagörevle ilgili olmak şartıyla görevin ifası sırasında işlendiği iddia olunansuçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında adli ve idari soruşturma vekovuşturma yapılması ilgisine göre ilgili bakan, Cumhurbaşkanı veyayetkilendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısının iznine tabidir.
G) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik KuruluncaDevletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatıolduğu değerlendirildiği için görevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlarhakkında ilgili mevzuatta yer alan;
a) Soruşturmaya başlama süresi uygulanmaz.
b) Disiplin soruşturması sebebiylegörevden uzaklaştırma süreleri bir yıl olarak uygulanır ve bu süre ilgisinegöre ilgili bakan, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu veya ilgilikurul onayıyla bir yıla kadar uzatılabilir.
c) Adli soruşturma ve kovuşturmasebebiyle görevden uzaklaştırma veya açığa alma işlemlerinde değerlendirmesüreleri uygulanmaz.
Bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiylehaklarında görevden uzaklaştırma veya açığa alınma işlemi tesis edilen veilgili mevzuatında yer alan süreleri dolan kamu görevlilerinin durumu, işlemitesis eden makamca en geç üç ay içinde gözden geçirilir ve yeniden bu fıkrahükümlerine göre karar verilir. Karar verilinceye kadar, herhangi bir işlemegerek kalmaksızın görevden uzaklaştırma veya açığa alınma tedbirlerininuygulanmasına devam olunur.
Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarındaişlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurumtarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içindesavunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.”
17. Geçici 1. maddesi şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 1- (1)10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı DüzenlemelerYapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Tasarruf MevduatıSigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle uygulanır.
(2) 20/7/2016tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilanedilen olağanüstü hal döneminde yürürlüğe konulan ve Fon ile Fonun ilişkiliolduğu Bakan ve Fonun kayyımlık yetkisi kapsamında atananlar veyagörevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumluluklarını ve şirket ve malvarlığı değerlerine ilişkin, kefalet ve takip dâhil tüm muafiyetleri düzenleyenkanun hükümleri, Fonun kayyım atandığı dosyalar bakımından ceza soruşturmasıveya kovuşturması kesinleşinceye ya da satış veya tasfiye işlemleritamamlanıncaya kadar uygulanır.
(3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay vehaklarına ilişkin olarak soruşturmanın başladığı tarihten Fonun kayyım olarakatandığı tarihe kadar şirket ortaklarıtarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemleri muvazaalı kabul edilerekgeçersiz sayılır ve ticaret sicilinden resen terkin edilir.”
B. 7333 sayılıKanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 11.maddesiyle 3713 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan geçici 19. maddesişöyledir:
“Geçici Madde 19- (Ek:25/7/2018-7145/13 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci KitapDördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanansuçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veyaörgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından:
a) Gözaltı süresi, yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günügeçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olmasınedeniyle gözaltı süresi, birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmakkaydıyla, en fazla iki defa uzatılabilir. Gözaltı süresinin uzatılmasınailişkin karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmeksuretiyle hâkim tarafından verilir. Yakalama emri üzerine yakalanan kişihakkında da bu bent hükümleri uygulanır.
b) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarakyeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, Cumhuriyet savcısıveya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafından yapılabilir.
c) 1. Tutukluluğa itiraz ve tahliyetalepleri dosya üzerinden karara bağlanabilir.
2. Tahliye talepleri en geç otuzar günlüksürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden kararabağlanabilir.
3. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanununun 108 inci maddesi uyarınca yapılan tutukluluğun incelenmesien geç, otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlük sürelerle kişiveya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılır.”
2. 20.maddesiyle 7145 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ibare değişikliği yapılan(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı OlağanüstüHal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına ilişkinhüküm, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı yıl süreyleuygulanır.”
3. 23.maddesiyle 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin ibare değişiklikleriyapılan (A), (B), (C), (Ç), (D) ve (G) fıkraları şöyledir:
“A) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyelerihakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı veüyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkındaHâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, askeri hâkimler hakkında MilliSavunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıfaskeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca ve Sayıştaymeslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkanyardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı vebir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına vemeslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanırve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarmakararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesiveya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da ResmîGazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bukişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığınabildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silahruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamukonutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarıncagörevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafıhükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyetkararı aranmaksızın alınır.
B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilen;
1) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı TürkSilâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi personel Milli Savunma Bakanınınonayı ile kamu görevinden çıkarılır.
2) 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı UzmanErbaş Kanununa tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilenlerMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
3) 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı TürkSilâhlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve AstsubaylarHakkında Kanuna tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilenlerMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
4) 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılıSözleşmeli Erbaş ve Er Kanununa tabi personelden Türk Silahlı Kuvvetlerindeistihdam edilenler Milli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
5) Milli Savunma Bakanına bağlı personelMilli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır.
6) Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeli İçişleri Bakanınınonayı ile kamu görevinden çıkarılır.
7) 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılıYükseköğretim Personel Kanununa tabi personel, Yükseköğretim Kurulu Başkanınınteklifi üzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla; yükseköğretim kurumları ileyükseköğretim üst kuruluşlarındaki 657 sayılı Kanuna tabi personel iseyükseköğretim kurumları ile yükseköğretim üst kuruluşlarının en üstyöneticisinin teklifi üzerine, yükseköğretim kurumlarında üniversite yönetimkurulunun, yükseköğretim üst kuruluşlarında ise Yükseköğretim Kurulununkararıyla kamu görevinden çıkarılır.
8) Mahalli idareler personeli, valininbaşkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerineİçişleri Bakanının onayıyla kamu görevinden çıkarılır.
9) 657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuatatabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilenpersonel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı,ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifiüzerine ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır. Bu maddenin (A)fıkrasında belirtilenlerin işlemleri ise söz konusu fıkradaki usule göreyapılır.
10) Bir bakanlığa bağlı, ilgili veyailişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçidâhil) istihdam edilen personel, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkiliamirin onayıyla kamu görevinden çıkarılır.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarıncagörevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudanveya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunanher türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu,tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Birinciparagraf uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden çıkarılanların, mahkemekararı aranmaksızın, karar tarihinden geçerli olmak üzere rütbe vememuriyetleri geri alınır, bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez veon beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu paragraftasayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlarhakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır.
Bu fıkraya göre görevlerine sonverilenlerin silah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilotlisansları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıflojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir. Bu kişiler özel güvenlikşirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamaz.
Bu fıkrada öngörülen usuller uyarınca,terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekidari işlem tesis edilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılanların itirazlarıüzerine yapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkin işlemleraynı usullerle yapılır. Bu kapsamda görevine iade edilenlere kamu görevindençıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabüleden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevindençıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Bupersonelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihtebulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hakaylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerinegetirilebilir.
C) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; haklarında (A) ve (B) fıkraları uyarıncaidari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturmasıveya kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgilipasaport birimine derhâl bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaportbirimlerince pasaportlar iptal edilebilir. İlgili pasaport birimine isimleribildirilen kişilerin eşlerine ait pasaportlar da genel güvenlik açısındanmahzurlu görülmesi hâlinde aynı tarihte İçişleri Bakanlığınca iptal edilebilir.
Ç) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ilebunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğermercilerce ihtiyaç duyulan, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunuuyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç, telekomünikasyonyoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belge, kamuve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; kamu kurum ve kuruluşlarının personeline vebunların eş ve çocuklarına ait olup Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilenve faaliyet izni kaldırılan Asya Katılım Bankası A.Ş.’de veya bu Bankaylailgili olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda, Bankacılık Düzenleme veDenetleme Kurumunda ya da Malî Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında bulunanher türlü bilgi, bu personelin çalıştığı kurum ve kuruluşlarca taleptebulunulması durumunda gecikmeksizin verilir ve bu işlemlere ilişkin olarak 5411sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan sınırlama uygulanmaz.
D) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle;
1) Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliyesevk edilen, kendi isteğiyle emekli olan, 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu hükümlerine göre Silahlı Kuvvetlerden ayırmacezası alan, Devlet memurluğundan çıkarılan, sözleşmeleri feshedilen, müstafisayılan veya istifa eden subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeliastsubay, Devlet memuru, işçi, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erler ile 926sayılı Kanunun geçici 32 nci maddesi kapsamında haklarında işlem tesisedilenlerden,
2) Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığından emekliye sevk edilen, kendi isteğiyle emekli olan, ilişiğikesilen, disiplin hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundançıkarılan, sözleşmeleri feshedilen, müstafi sayılan, istifa eden veya çekilmişsayılan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma,Devlet memuru, işçi, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlerden,
3) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ilegeçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilen, kendi isteğiyleemekli olan veya disiplin hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundançıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan,
terör örgütlerine veya Milli GüvenlikKurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilenlerin rütbeleri ilgili bakanın onayıyla alınır.Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevine yeniden kabul edilmez,doğrudan veya dolaylı görevlendirilemez ve bu kişiler on beş gün içinde DevletPersonel Başkanlığına bildirilir. Ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış olduklarımesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamaz ve bu unvan ve sıfatlarına bağlıolarak sağlanan haklardan yararlanamaz. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her türlümütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiyekurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silahruhsatları, emekli kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilotlisansları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları iptal edilir. Bukişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamaz.
…
G) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Milli GüvenlikKurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirildiği için görevden uzaklaştırılanlar veya açığaalınanlar hakkında ilgili mevzuatta yer alan;
a) Soruşturmaya başlama süresi uygulanmaz.
b) Disiplin soruşturması sebebiylegörevden uzaklaştırma süreleri bir yıl olarak uygulanır ve bu süre ilgisinegöre ilgili bakan, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu veyailgili kurul onayıyla bir yıla kadar uzatılabilir.
c) Adli soruşturma ve kovuşturma sebebiylegörevden uzaklaştırma veya açığa alma işlemlerinde değerlendirme süreleriuygulanmaz.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2018/137 SayılıBaşvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN,Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’inkatılımlarıyla 17/10/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurmatalebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
B. E.2021/106 Sayılı Başvuru Yönünden
2. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğühükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, EnginYILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, SelahaddinMENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 13/10/2021 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasındakarara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
3. 18/7/2021 tarihli ve 7333 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 11. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu’nun geçici 19. maddesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresinin“…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesinin,
B. 20. maddesiyle 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanunve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…altıyıl…” şeklinde değiştirilmesinin,
C. 23. maddesiyle 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (A), (B), (C), (Ç), (D) ve (G) fıkralarında yer alan “…üçyıl…” ibarelerinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesinin,
iptallerine ve yürürlüklerinindurdurulması talebiyle açılan davaya ilişkin E.2021/106 sayılı davanın,aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2018/137 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,esas incelemenin E.2018/137 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 13/10/2021tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
4. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör YakupMACİT tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasakuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 1. Maddesiyle 5442 SayılıKanun’un 11. Maddesinin (C) FıkrasınaEklenen İkinci Paragrafın İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
5. Dava konusu kural, valinin kamu düzeni veyagüvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde onbeş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışı kamu düzeni yada kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler içinsınırlayabileceğini, belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebileceğini veyakısıtlayabileceğini, ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması venaklini yasaklayabileceğini öngörmektedir.
6. Kuralda valilere tanınan yetkideki ortak husus, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulması ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunması hâlleridir. Söz konusu durumlarda kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilere yönelik bu kişilerin on beşgünü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlarının engellenmesi,bu süreyle sınırlı olmak üzere belirli yerlerde ve saatlerde kişilerindolaşmaları ve toplanmalarının kısıtlanması ile araçların seyirlerinindüzenlenmesi hususlarında valilere yetki verilmiştir. Yine kuralda belirtilenhâllerde valilere on beş günü geçmemek üzere ildeki ruhsatlı da olsa her çeşitsilah ve merminin taşınmasını ve naklini yasaklayabileceği hususlarında yetkitanınmıştır.
7. 5442 sayılı Kanun’un 9. maddesinde, valinin, ildeCumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtası olduğu belirtilmiş,görevleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 11.maddesinin (A) fıkrasında, valinin il sınırları içinde suç işlenmesini önlemek,kamu düzeni ve güvenliğini korumak için gereken karar ve tedbirleri alacağıbelirtilmiş, C) fıkrasının birinciparagrafında ise il sınırları içinde huzur ve güvenliğin kişidokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin ve kamu esenliğinin sağlanmasıile önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevleri arasında sayılmıştır.
8. Kanun’un66. maddesinde valiye tanınan söz konusuönleyici kolluk yetkisi kapsamında alınan tedbirlere uymayanlarıncezalandırılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.
9. Kural kapsamında valilerin alacağı karar vetedbirlerin idari işlem niteliğinde olması nedeniyle bunlara karşı idari yargıyoluna başvurulabileceği, idare mahkemelerince yürütmenin durdurulmasıkararı verilebileceği açıktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
10. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralkapsamında valilere tanınan yetki ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,seyahat özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına sınırlamagetirildiği, temel hak ve özgürlüklere kanunla sınırlama getirilirken kanununiçeriğinin belirli ve sonuçlarının öngörülebilir olması gerektiği, bireyleriçin öngörülebilirlik sağlamayan bir düzenlemenin Anayasa’da geçen kanunlasınırlama ölçütünü karşılamayacağı, kuralda yer alan kamu düzenininbozulabileceği yönünde ciddi belirtiler bulunması hâli ile kamu düzeninibozabileceğinden şüphelenilen kişiler, kamu düzeninin olağan hayatı durduracakşekilde bozulması kavramlarının belirli olmadığı, ayrıca kuralda valilerinsöz konusu yetkiyi keyfî kullanmasını önleyecek herhangi bir güvenceye yer verilmediği, bu yönüyle kuralın belirsiz ve keyfi uygulamalara yolaçabilecek nitelikte olduğu, öte yandan valilere tanınan yetki kapsamındaeğitim, çalışma, yaşam hakkı gibi başka pek çok temel hak ve özgürlüğe desınırlama getirilebileceği, kuralda on beş günlük tedbir süresinin sona ermesihâlinde yeniden karar alınarak sınırsız bir şekilde söz konusu yetkininkullanılmasını engelleyecek bir güvencenin düzenlenmediği, yasakları ihlaledenler hakkında idari para cezası veya hapis cezasının uygulanmasının sözkonusu olabileceği, bu itibarla kuralla valilere görev alanlarına girenbölgelerde adı konulmamış bir olağanüstü hâl (OHAL) ilan etme yetkisinintanındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 19., 23., 34. ve 119.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a.Paragrafın “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir;belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını,araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve…” Bölümü
i. “…toplanmalarını,…” İbaresi
11. Anayasa’nın 34. maddesinin birincifıkrasında “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı güvenceye bağlanmaktadır. Toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin düşünce açıklamalarında bulunmakamacıyla açık veya kapalı mekânlarda, kamu otoriteleri ile üçüncü kişilerinmüdahalesi olmaksızın, geçici olarak bir araya gelebilme serbestisinikorumaktadır (AYM, E.2020/12, K.2020/46, 10/09/2020, § 5).
12. Kural, valilere kişilerin ildeki belliyerlerde veya saatlerde toplanmalarına yönelik düzenleme yapma ve kısıtlamayetkisi tanımak suretiyle toplantıve gösteri yürüyüşü hakkına sınırlama getirmektedir.
13. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkınasınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genelilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.Anayasa’nın anılan maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”denilmektedir. Buna göre seyahat özgürlüğüne ve toplantıve gösteri yürüyüşü hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülensınırlama sebebine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülükilkesine uygun olması gerekir.
14. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır. Ancak sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olmasıyeterli olmayıp kuralın keyfilîğe izin vermeyecek şekilde belirli nitelikleresahip olması gerekir. Bu kapsamda düzenlemeler belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirolmalıdır.
15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu nitelikleresahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devletiilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişilerhem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecekşekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarakbelirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devletiilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
16. Kişiler açısından öngörülebilir bir hukuk güvencesininsağlanması, kişilerin idari tedbire kimlerin muhatap olacağını, hangi fiillerintedbiri gerektireceğini önceden bilecek konumda olmaları ile mümkündür.Tedbirlerin ve bu kapsamda uygulanacak yaptırımın öngörülebilir olması, hukukdevleti ilkesinin gereklerindendir. Öngörülebilirlik mevzuat ve yargısaliçtihatlarla sağlanabilir. Bu kapsamda kişilerin belirli bir hareketi yapmaktandoğabilecek sonuçları, en azından içinde bulunulan şartların gerektirdiği makulbir ölçüde değerlendirebilmesi, kanunun öngörülebilirlik şartının yerinegetirilmesine engel değildir.
17. Kuralda öngörülen tedbir kamu düzeni veyagüvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulması ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunmasışartlarına bağlanmış, kişi yönünden ise kapsamı tedbirin uygulandığı yerdebulunan herkesi içerecek şekilde geniş belirlenmiştir.
18. Kuralda öngörülen tedbirin şartlarını belirleyen kamudüzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacakşekilde bozulması ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunmasıibareleri belli ölçüde soyut olmakla birlikte bunların belirsiz veöngörülemez nitelikte sonuçlar doğurabileceği söylenemez. Bu ibarelerin hukukiniteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.Ayrıca yetkinin tanındığı makam, yetkinin kapsamı ve süresi kuralda herhangibir tereddüde yer yermeyecek şekilde açık ve net olarak tespit edildiği dikkatealındığında kuralın kanunilik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığıanlaşılmaktadır.
19. Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının millî güvenlik, kamu düzeni, suçişlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hakve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. Bunagöre demokratik toplumda vazgeçilmez bir hak teşkil eden toplantı ve gösteriyürüyüşleri, Anayasa’da belirtilen meşru amaçlardan birine dayanılarak ancakistisnai hâllerde sınırlandırılabilir. Ayrıca anılan maddenin üçüncüfıkrasında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterileceği belirtilmeksuretiyle kanun koyucuya düzenleme yetkisi tanınmıştır.
20. Dava konusu kuralda idari tedbirlere konu eylemler kamudüzeni ya da güvenliğinin bozulmasına neden olabilecek fiillerdir. Bunlar, cezahukuku anlamında suç ya da kabahat olabilir. Kuralla kamu düzeni ya dagüvenliğinin bozulmasına sebebiyet verecek fiillerin önlenmesinin amaçlandığıgözetildiğinde kuralın kamu güvenliği ve kamu düzeninin sağlanması şeklindemeşru bir amaca yönelik öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
21. Toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın13. maddesi uyarınca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, birbaşka ifadeyle demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamasıgerekir. Toplumsal düzenin bozulmasına nedenolabilecek fiilleri önleyerek kamu güvenliği ve düzeninin sağlanmasınıamaçlayan kuralın demokratik bir toplumda zorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.
22. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yöneliksınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir. Ölçülülükilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç altilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmakistenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynıamaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016, § 18 ; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,19/12/2013, § 38; Mahmut Üçüncü, B. No. 2014/1017, 13/7/2016, §81).
23. Kuralın, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulması ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunması hallerinde, bu durumun doğmasına nedenolan olguları bertaraf etme ve bu suretle kamu düzeni ve güvenliğini sağlamaamaçlarına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.
24. Kanun koyucunun hukuka aykırı fiilleringerçekleştirilmesini sağlayacak koşulların ortadan kaldırılması hususundatakdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralda öngörülen tedbirin sözkonusu amaçlara ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenmez.
25. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yöneliksınırlamanın orantılılığı değerlendirilirken tedbir süreci bir bütün olarak elealınmalıdır. Bu bağlamda kuralla valiye tanınan yetkinin şartları, kapsamı,süresi, keyfilîği önleyecek güvencelerin varlığı ve tedbirlere karşı öngörülendenetim mekanizmasının etkinliğinin dikkate alınması gerekir.
26. Hukuk devletinde temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamaların istisnai nitelik taşıması zorunludur. Demokratik bir toplumdatemel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülenamacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletindegüdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, temel hak ve özgürlüklerinkullanımını aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Bu açıdan toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkına kamu güvenliği ve düzeninin sağlanmasıamacıyla getirilen sınırlamanın söz konusu hakka en az müdahaleye imkân verenölçülü bir sınırlama niteliğinde olması gerekir.
27. Dava konusu kuralda olduğu gibi devletin belliamaçlarla başvuracağı tedbirlerin geçici, ölçülü ve denetime açık olmasıgerekir. Bu da tedbirlerde, hedeflenen meşru amacı gerçekleştirmeyeelverişli en hafif müdahale yöntemlerinin uygulanmasını zorunlu kılar. Bununyanında temel hakka sınırlama getiren düzenlemelerin kapsam ve sınırlarıitibarıyla idarenin keyfî uygulamalarını önleyecek niteliğe de sahip olmasıgerekir. Aksi halde hukuk devletinin gerektirdiği meşru amaç ve araç arasındamakul ve uygun bir denge kurulması mümkün olamaz.
28. Kuralda, kamu düzeni veya güvenliğini olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozacak ya da bozulacağına ilişkinciddi belirtileri doğuracak durumların tespiti valinin değerlendirmelerinebırakılmıştır. Ancak kuralda tedbirin şartlarını oluşturan söz konusu olgularınvar olup olmadığı ya da bunların gerçekten kural kapsamında kalıp kalmadığıyönündeki takdir yetkisinin objektif ölçütlere göre yargı mercileri tarafındandenetlenmesi mümkündür.
29. Tedbirkararına karşı öngörülen yargı denetiminin varlığı bunun işlevsel olmasıyla biranlam ifade eder. Aksi durum denetimin, idarenin keyfî uygulamalarını önlemefonksiyonunu ortadan kaldırır. Kural kapsamında alınan tedbirlere karşıaçılacak davalarda yargı mercileri tarafından kısa sürede karar verilmemesiihtimali kategorik olarak yargı denetiminin etkisiz olduğu sonucunu doğurmaz.Nitekim idari yargılama usulüne göre “idari işlemin uygulanması halindetelafisi güç veya imkânsız zararların doğması” ve “idari işlemin açıkçahukuka aykırı olması” durumunda yürütmenin durdurulması kararı verilmesimümkündür.
30. AnayasaMahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği bir kararda benzer nitelikte birtedbir olan sokağa çıkma yasağını idari işlem olarak nitelendirmiş, tedbirekarşı idari yargıda açılacak iptal davasında, yasağın makul sürede yürütmesinindurdurulmasının mümkün olması nedeniyle söz konusu davanın etkili bir başvuruyolu olarak değerlendirilebileceğini, yürütmenin durdurulmasına makul süredekarar verilmemesi hâlinde ise davanın fiilen etkisiz hâle geleceğinibelirtmiştir (Senih Özay, B.No: 2020/13969, 9/6/2020, §§ 28, 34).Dolayısıyla tedbire karşı dava açma ve makul sürede yürütmenin durdurulmasıkararı verilebilmesi imkânı denetim mekanizmasını işlevsel halegetirmektedir.
31. Orantılılık incelemesinde kuralda öngörülen tedbirsüresine de değinilmesi gerekir. Kuralda tedbir kararının on beş günügeçmemek üzere verilebileceği düzenlenmiştir. Kuralda süre sınırınailişkin olarak kullanılan bu ibarenin tedbire neden olan her bir olayiçin verilebilecek azami süreyi ifade ettiği, valinin söz konusu yetkiyi ancakbu süre içinde bir defada kullanabileceği anlamına geldiği açıktır.Dolayısıyla kuralda öngörülen sürenin makul olmadığı söylenemez.
32. Dolayısıyla kuralda öngörülen tedbirin niteliği, süresidikkate alındığında idari yargı denetiminin keyfî uygulamalara karşı etkili veivedi denetim mekanizması sağladığı sonucuna ulaşılabilir.
33. Bu itibarla kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkinciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde valilere on beş günü geçmemek üzere ildeki belliyerlerde ve saatlerde kişilerin toplanmalarına yönelik düzenleme ve kısıtlamayapma yetkisi tanıyan kuralın, kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacıbakımından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirdiği söylenemez.
34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 34. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 34. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 19., 23. ve 119. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
ii. Bölümün Kalan Kısmı
35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında ifade edilen "Herkes, kişihürriyeti ve güvenliğine sahiptir." şeklindeki düzenlemede yer alanhürriyet sözcüğü, özgürlük ve bağımsızlığın yanı sıra serbestlik anlamına dagelmektedir. Bu anlamda kişi hürriyetine yönelik bir sınırlamanın varlığındanbahsedebilmek için kişinin hareket serbestisinin maddi olarak sınırlandırılmışolması gerekir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir sınırlama içinkişi, rızası olmaksızın en azından rahatsızlık verecek uzunlukta bir süre boyuncabelirli bir yerde fiziki olarak tutulmalıdır (Galip Öğüt [GK], B. No:2014/5863, 1/3/2017, § 34).
36. Anayasa'nın anılan maddesinin metnibir bütün olarak değerlendirildiğinde maddeninikinci ve üçüncü fıkralarındaki sınırlama sebeplerinin kişilerin fizikselözgürlüklerine ilişkin olduğu, ayrıca devam eden fıkralardaki güvencelerin defiziki olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmış kişiler bakımından getirildiğigörülmektedir. Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının güvence altınaaldığı şey, bireylerin yalnızca fiziksel özgürlüğüdür (Galip Öğüt, §35).
37.Anayasa’nın “Yerleşme ve seyahathürriyeti” başlıklı 23.maddesinde herkesin yerleşme ve seyahat özgürlüğüne sahip olduğubelirtilmiştir. Seyahat özgürlüğü, kişileringidip-gelme, dolaşma, hareket özgürlüklerini güvenceye almaktadır (AYM,E.2000/82, K.2002/193, 26/11/2002). Bireylerin serbestçe yer değiştirme hakkınıifade eden seyahat özgürlüğünün yurt içi ve dışı seyahatleri kapsadığı açıktır.
38. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlama arasındaki temel fark,nitelik ve esastan ziyade sınırlamanın derece ve yoğunluğu ile ilgilidir. Kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında hareket serbestisine yönelik kısıtlama,seyahat özgürlüğüne yönelik bir sınırlamaya göre çok daha ileri derecede veyoğun olmalıdır. Sınırlamalardaki derece ya da yoğunluğun değerlendirilmesinde,tedbirin niteliği, süresi, etkileri ve uygulanma tarzı gibi çeşitli faktörlerile bireyin gündelik hayatının devlet tarafından ne ölçüde denetim altındatutulduğunun dikkate alınması gerekir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,20/2/2014, § 44).
39. Bu bağlamda kamu düzeni veyagüvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde valitarafından on beş günü geçmemek üzere kamu düzeni yada güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilerin ildeki belirli yerleregiriş ve çıkışlarının sınırlanabileceğini, belli yerlerde ve saatlerdekişilerin dolaşmalarını ve araçların seyirlerini düzenleyebileceğini veyakısıtlayabileceğini hükme bağlayan kuralınseyahat özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
40. Kural, valilere kamu düzeni ya dagüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler yönünden on beş günü geçmemeküzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirme, kişilerin belliyerlerde veya saatlerde dolaşmaları ve araçların seyirlerinin düzenlenmesi vekısıtlanmasına karar verme yetkisi tanımak suretiyle seyahat özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.
41. Seyahat özgürlüğüne sınırlamagetirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin gözönüne alınması gerekmektedir.
42. Seyahatözgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır. Ancaksınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıpkuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli niteliklere sahip olmasıgerekir. Bu kapsamda düzenlemenin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olmasıgerekir.
43. Kuralda yer alan tedbirlerin uygulanması kamu düzeniveya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulması ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunmasışartlarına bağlanmış ve kapsamı da ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışınengellenmesi açısından kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceğişüphesi bulunan kişilerle sınırlandırılmıştır. Buna karşılık belli yerlerdeveya saatlerde dolaşma, araçların seyirlerinin düzenlenmesi veya kısıtlanmasınayönelik tedbirler için kişiler yönünden herhangi bir sınırlamagetirilmemiştir.
44. Bir önceki başlık altında incelenen kuralın kanunilikdenetiminde yapılan açıklamalar bu kısım için de geçerli olmakla birlikteanılan kuraldan farklı olarak dava konusu kuralda yer alan ildeki belliyerlere giriş ve çıkışın sınırlandırılması tedbirine yönelik olarak tedbiremuhatap kişilerin kapsamını belirlemek için kullanılan kamu düzeni ya dakamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler ibaresinin de hukukiniteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdaolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşılankuralın kanunilik ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
45. Anayasa’nın 23. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğünün, ancak suç soruşturmasıveya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabileceğineilişkin teminatın niteliği itibarıyla ancak bireysel durumlarda işlerlikkazanabileceği, dolayısıyla bu özel sınırlama sebebinin yalnızca bireyselolarak belirli kişi veya kişilerin yurt dışına çıkış haklarının sınırlanmasıhâlinde söz konusu olabileceği, buna karşılık yurt dışına çıkış hakkını genelolarak sınırlayan düzenlemelere yönelik herhangi bir sınırlama nedenineAnayasa’nın 23. maddesinde yer verilmediği anlaşılmaktadır (AYM, E.2019/94, K.2022/32, 24/03/2022, § 117).
46. Nitekim Anayasa’nınsöz konusu maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapan 7/5/2010 tarihli ve5982 sayılı Kanun’un 3. maddesinin gerekçesinde de “Maddedeyapılan değişiklikle, idare tarafından, vatandaşın yurt dışına çıkmahürriyetinin sınırlandırılmasına son verilmekte; yurt dışına çıkmahürriyetinin, sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkimkararına bağlı olarak sınırlandırılabilmesi ilkesi benimsenmektedir.” denilmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın başka maddelerinde yeralan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler yurt dışına çıkma özgürlüğünesınır teşkil edebilir (AYM, E.2019/94,K.2022/32, 24/03/2022, § 118).
47. Anayasa’nın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun huzur ve refahınısağlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu yönüyle devletin kamu düzeni ya da güvenliğinin bozulmasına neden olabilecekfiilleri önlemek üzere gerekli tedbirleri alması söz konusu olabilir. Kuralkapsamında kamu düzeni ya da güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler yönünden on beş günü geçmemeküzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirmek, kişilerin belliyerlerde veya saatlerde dolaşmaları ve araçların seyirlerinin düzenlenmesi vekısıtlanmasına yönelik tedbir almak kamu düzeni ve güvenliğini tesis etmeksuretiyle kişilerin ve toplumun huzur ve refahınısağlama amacına hizmet etmektedir. Bu açıdan kuralın meşru bir amaca yöneliköngörüldüğü anlaşılmaktadır.
48. Seyahat özgürlüğüne getirilen sınırlamanın Anayasa’nın13. maddesi gereğince ölçülü olması gerekir. Kuralın, kamu düzeni veyagüvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekildebozulması ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunması hallerinde,bu durumun ortaya çıkmasına neden olan olguları bertaraf etmek ve bu suretlekamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amaçlarına ulaşma bakımından elverişlive gerekli olduğu açıktır.
49. Seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlamanın orantılılığıile ilgili bir önceki başlık altında açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
50. Bu itibarla dava konusu kuralla kamu düzeni veya güvenliğinin olağanhayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde valilere on beş günü geçmemeküzere kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişileryönünden ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlara sınırlama getirme, belliyerlerde ve saatlerde kişilerin dolaşmaları ve araçların seyirlerinidüzenleme ve kısıtlama yetkisi tanıyan kuralın kamudüzeni ve güvenliğini sağlama amacına ulaşma bakımından seyahatözgürlüğüne ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez.
51. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 23. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 23. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 19., 34. ve 119. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
b. Paragrafın Kalan Kısmı
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın35. maddesi yönünden de incelenmiştir.
53. Anayasa’nın35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkınınkullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir.Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değerifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkınıkapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62,1/7/2015). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşkubulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilensınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası mümkün olan her türlüalacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri,B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
54. Mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zararvermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğuşeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarrufetme imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 32). Dolayısıylamalikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerindetasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkınamüdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546,2/2/2017, § 53).
55. Kuralla kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde valinin on beş günü geçmemekkaydıyla ildeki ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınmasını venaklini yasaklayabileceğinin öngörülmesi suretiyle mülkiyet hakkına sınırlamagetirilmektedir.
56. Kural kapsamında valiye tanınan yetkinin kapsamı,şartları ve süresinin herhangi bir tereddüde yer yermeyecek şekilde açık ve netolarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın temel hak ve özgürlüklerin kanunlasınırlanması ölçütüne aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
57. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyethakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlanması imkânıvermekle bir sınırlama amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararıamacı dışında sınırlanamayacağını öngörmek ve bu anlamda bir sınırlamanın dasınırını oluşturmak suretiyle mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (NusratKülah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).
58. Ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin kamudüzeni ya da güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacakşekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğuhâllerde il sınırları içinde taşınmasının ve naklinin yasaklanmasını öngörenkuralın kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması ve korunması suretiyle kamuyararını hedeflediği, bu yönüyle sınırlamanın Anayasa’nın 35. maddesindebelirtilen sınırlama sebebine uygun olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kuralınanayasal bağlamda meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp sınırlamanınölçülü olması gerekir.
59. Esasen ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve mermininkamu düzeni ya da güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiyeuğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerinbulunduğu hâllerde taşınmasının ve naklinin yasaklanmasının kamu güvenliğialeyhine yürütülen faaliyetlerin ortadan kaldırılması ve bu suretle kamudüzeninin sağlanarak kamu yararı amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekliolmadığı söylenemez.
60. Mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın orantılılığı ileilgili Kanun’un 1. maddesiyle 5442 Sayılı Kanun’un 11. maddesinin (C) fıkrasınaeklenen ikinci paragrafta geçen “…toplanmalarını,…” ibaresine yönelik açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
61. Bu itibarla valilere il içinde belli yerlerde vesaatlerde ruhsatlı da olsa her çeşit silah vemerminin taşınması ve naklinin yasaklanmasıhususunda yetki tanıyan kuralla, kamu güvenliğinin sağlanması ve korunmasıamacına ulaşma bakımından kişilerin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirildiği söylenemez.
62. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 19., 23., 34. ve 119. maddeleriyle birilgisi görülmemiştir.
B. Kanun’un 2. Maddesiyle 211 sayılı Kanun’a Eklenen 56/AMaddesinin Birinci Fıkrasının “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesindesakınca bulunan hâllerde askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirininya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” Bölümünün,56/B Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…gerektiğindeel ile…” İbaresi ile Üçüncü ve Dördüncü Cümlelerinin İncelenmesi
1. 56/A Maddesinin Birinci Fıkrasının “…veya busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veyabirim amirinin yazılı emri…” Bölümü
a. Anlam ve Kapsam
63. 211 sayılı Kanun’un 56/A maddesinin birincifıkrasında askeri mahallerde gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kişilerin üstü,özel kâğıtları ve eşyası ile ilgili yapılacak önleme aramasının usul veesasları düzenlemiştir.
64. Önleme araması esas olarak 4/7/1934tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife Salâhiyet Kanunu’nun 9. maddesindedüzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre önleme araması, tehlikenin veya suçişlenmesinin önlenmesi amacıyla kişilerin üstlerinin, araçlarının, özelkâğıtları ve eşyasının aranması olarak tanımlanmıştır. Bu yönüyle önlemearaması, ceza muhakemesi hukukunda, suçluların yakalanması ve suç delillerininortaya çıkarılması için başvurulan ve geçici bir koruma tedbiri olan adliaramadan ayrılmaktadır.
65. 211 sayılı Kanun’un 56/A maddesinin birinci fıkrasında2559 sayılı Kanun hükümleri ile uyumlu olarak tehlikenin veya suç işlenmesininönlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararı veya busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veyabirim amirinin yazılı emri üzerine, askerî mahallerde özel kanunhükümleri saklı kalmak kaydıyla kişilerin üstünün, araçlarının, özel kâğıtlarıve eşyasının aranacağı, bu konuda gerekli tedbirlerin alınacağı, suçdelillerinin koruma altına alınarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemlerin yapılacağı hükmebağlanmıştır. Anılan fıkranın “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesindesakınca bulunan hâllerde askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirininya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” bölümüdava konusu kuralı oluşturmaktadır.
66. Anılan maddede, arama talep yazısındaarama için makul sebeplerin gösterilmesi gerektiği, arama kararı veya emrindearamanın sebebi, konusu, kapsamı ile yapılacağı yer, zaman ve geçerli olacaksürenin belirtileceği, konutta, yerleşim yerinde ve eklentilerinde önlemearamasının yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
b. İptalTalebinin Gerekçesi
67. Dava dilekçesinde özetle; gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde arama emrinin kanunla yetkili kılınan merci tarafından verilmesidurumunda yazılı emrin yirmi dört saat içinde yetkili hâkimin onayınasunulmasının anayasal zorunluluk olduğu, kuralda söz konusu hâllerde askerîbirlik komutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanınınveya birim amirinin yazılı emrinin hâkim onayına sunulmasına yönelik birgüvencenin tesis edilmediği, ele geçirilen suç delillerinin tutanak altınaalınarak 5271 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılacağı şeklindeki düzenlemenin deyazılı arama emrinin yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmasızorunluluğunu karşılamadığı, dolayısıyla kuralın Anayasa’nın öngördüğü şartıkarşılamaksızın özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının sınırlanmasınaimkân tanıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 20. maddesine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
68. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kuralilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
69. Anayasa’nın20. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin özel hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamayacağı belirtilmiş; ikinci fıkrasında da “Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları veeşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibarenkırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.”hükmüne yer verilmiştir.
70. Buna görebir kimsenin üstünün ve eşyasının aranabilmesi için gecikmesinde sakıncabulunmayan hâllerde mutlaka yetkili hâkim kararının bulunması, gecikmesindesakınca bulunan hâllerde ise yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayınasunulmak kaydıyla kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emrinin bulunmasıgerekmektedir.
71. Davakonusu kuralda, askerî mahallerde gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde hâkimkararı aranmaksızın askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirinin ya dahukuk hizmetleri başkanının veya birim amirinin yazılı emri üzerine kişilerinüstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyalarının aranmasına imkân tanımakla kişilerinözel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlamagetirilmektedir.
72. Kuralda arama kararının kapsamı ve şartları, hangimerci tarafından ne şekilde verilebileceğinin açık ve net olarak belirlendiğigözetildiğinde kuralla kişilerin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına getirilensınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
73. Kuraldagecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî yetkililerin yazılı emri üzerineönleme araması yapılmasına imkân tanınmasının kuralın gerekçesinde belirtildiğiüzere, askerî mahallerde fiziki güvenlik ile bilgi güvenliğine, emniyet vekazaların önlemesine yönelik olarak verilmiş emirlere riayet edilipedilmediğinin tespit edilerek tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın meşrubir amaç taşımadığı söylenemez.
74. Kişilerinözel hayatının korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın13. maddesi gereğince Anayasa’nın sözüne deuygun olması gerekir.
75.Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında kişilerin özel hayatınınkorunmasını isteme hakkına sınırlama getiren arama ve elkoyma tedbirlerininkapsam ve şartları ayrıntılı olarak düzenlenmiş ve birtakım güvenceleröngörülmüştür. Kural olarak bir kimsenin üstünün, özel kâğıtlarının veeşyasının aranabilmesi için gecikmesinde sakınca bulunmayan hâllerde mutlakayetkili hâkim kararının bulunması, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde iseyirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmak kaydıyla kanunlayetkili kılınmış merciin yazılı emrinin bulunması gerekmektedir. Yetkili merciitarafından verilen arama kararının yirmi dört saat içinde hâkim onayınasunulması, arama kararının alınması ve uygulanması sürecinde keyfîliğin önünegeçilerek bireyler nezdinde hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin oluşmasınakatkı sağlamaktadır.
76. Kuralda,askerî merciler tarafından verilen arama emrinin yirmi dört saat içinde görevlihâkim onayına sunulmasına ilişkin güvenceye yer verilmediğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu güvence sağlanmadan askerimahallerde kişilerin üstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyasının aranmasınaimkân tanınması Anayasa’nın 20. maddesiyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle kurallaAnayasa’nın sözüne aykırı olarak kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkına sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır.
77. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Muammer TOPAL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
2. 56/B Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinciCümlesinde Yer Alan “…gerektiğinde el ile…” İbaresi
a. İptalTalebinin Gerekçesi
78. Dava dilekçesinde özetle; hukukumuzda ellekontrol kavramının bulunmadığı, kaba arama, sıvazlama, elle kontrolşeklinde ifade edilen fiillerin arama niteliğinde olduğu, aramanın ise ancakhâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunun yetkili kıldığımerciinin yazılı emriyle mümkün olabileceği, kurallarda elle kontrolü, aramadanayıran herhangi bir ölçütün bulunmadığı, elle kontrol adı altında kişininbedeni ya da aracı üzerinde arama yapılabileceği, bunun yanı sırakurallar kapsamında kişinin elle kontrolü kabul etmesine sonuç bağlanmasının dakuralların Anayasa’ya aykırılığını ortadan kaldırmayacağı, kişinin zorunlulukya da korkma nedeniyle verdiği rızanın geçerli olmayacağı, ayrıca kurallarınbelirsiz ve keyfî uygulamalara açık olduğu, bu yönüyle Anayasa’nın öngördüğükanunla sınırlama ölçütünün de karşılanmadığı belirtilerek kurallarınAnayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
79. 211 sayılı Kanun’un 56/B maddesinde askerî mahalleregiriş ve çıkışın usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında, özelkanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, asker kişiler dâhil askerî mahalleregirmek veya çıkmak isteyenlerin duyarlı kapıdan geçmek zorunda olduğu, bukişilerin üstlerinin, duyarlı kapının ikaz vermesi hâlinde, metal dedektörlekontrol edileceği; eşyalarının teknik cihazlardan ve güvenlik sistemlerindengeçirileceği; aracının teknik cihazlarla, gerektiğinde el ile kontroledileceği düzenlenmiştir.
80. Kaba arama, yoklama, sıvazlama veyaelle tarama olarak da ifade edilen elle kontrol aramadan farklı birkavram olup söz konusu işlemin arama boyutuna ulaşmaması gerekir. Bu itibarlaelle kontrol (yoklama, sıvazlama elle tarama) kişilerin üst ve eşyası üzerindeamaç, kapsam ve süre itibarıyla aramaya göre daha sınırlı uygulanma imkânısağlayan tedbir niteliğinde bir işlemdir.
81. Aramatedbiri özel olarak Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında güvence altınaalınmıştır. Elle kontrolün arama boyutuna ulaşmayan alt düzeyde sınırlı birkolluk tedbiri olduğu dikkate alındığında dava konusu kuralların Anayasa’nın20. maddesinin birinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiğianlaşılmaktadır.
82. Anayasa’nın 20. maddesinin gerekçesinde debelirtildiği üzere özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı; bir yönüyle özelhayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, birbaşka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız kendisi veya dilediğikimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmîmakamların özel hayata müdahale edememesini, yani kişinin ferdî ve ailehayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesini güvence altınaalmaktadır.
83. Davakonusu kuralı oluşturan “…gerektiğinde el ile…” ibaresinin aynı cümledegeçen aracı ibaresiyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede asker kişiler dâhil askerîmahallere girmek veya çıkmak isteyenlerin araçlarında elle kontrol yapmayetkisi tanıyan kural, Anayasa’nın 20. maddesikapsamındaki kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlamagetirmektedir.
84. Ellekontrolün aramaya dönüşmemesi gerektiği dikkate alındığında bu konuda yapılacakdüzenlemelerin, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleri çerçevesindeelle kontrol (yoklama, sıvazlama, elle tarama) ve arama arasındaki sınırıortaya koyacak nitelikte olması gerekmektedir. Aksi durumda kolluğun ellekontrol adı altında icra ettiği faaliyetlerin Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasındaki güvencelerden yoksun olarak arama tedbirine dönüşmesi söz konusuolabilir. Bu yönüyle kolluğa elle kontrol yapma yetkisi tanıyan kurallarınarama sonucunu doğuracak uygulamalara sebebiyet vermeyecek güvenceleri içermesigerekir.
85. Tedbire konu araç, kişilerin üstü ve eşyasınagöre elle kontrol uygulamasının klasik aramaya dönüşmesi açısından dahaelverişli niteliktedir. Bu açıdan yapılacak düzenlemelerde araç üzerindeelle kontrolün ne şekilde uygulanacağı, aracın görünen ya da görünmeyenkısımlarına yönelik bir müdahalenin hangi ölçütlere göre arama boyutunaulaşacağı ya da ulaşmayacağının açık olarak belirlenmesi gerekmektedir. Davakonusu kuralda, kişilerin araçlarında yapılacak elle kontrolün arama tedbiriboyutuna ulaşmasını önleyecek şekilde kapsam ve sınırlarının tespit edilmediğianlaşılmaktadır.
86. Buyönüyle kural, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkesi çerçevesinde herdurum ve koşulda objektif ve nesnel olarak uygulanabilir nitelikte açık ve netdeğildir. Bu açıdan kural, elle kontrol adı altındaAnayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen güvencelerden yoksun olarak arama kapsamındakiuygulamalara sebebiyet verecek ölçüde belirsizlik içermektedir. Ayrıca kural,idarece elle kontrolün amacı dışında keyfî bir şekilde uygulamasınıengelleyecek yeterli güvenceleri sağlamamaktadır. Bu nedenle kuralla Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesi hakkına getirilen sınırlamanın, öngörülebilir birkanuni dayanağının bulunduğu söylenemez.
87. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.
3. 56/B Maddesinin Birinci Fıkrasının Üçüncüve Dördüncü Cümleleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi
88. Dava dilekçesindeözetle; kuralların 211 sayılı Kanun’a eklenen 56/A maddesinin birinci fıkranınikinci cümlesinde yer alan “…gerektiğinde el ile…” ibaresine yönelik gerekçelerle Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
i. Fıkranın İkinci Cümlesinde Yer Alan “…aracı,…” İbaresiYönünden
89. 211 sayılı Kanun’un 56/B maddesinin birinci fıkrasınındava konusu üçüncü cümlesinde şüphe hâlinde veya teknik cihazların bulunmadığıyerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, kişilerinüstünün, eşyasının ve aracının elle kontrol edilebileceği, dava konusu dördüncücümlesinde ise teknik cihazların ikazının sürmesi hâlinde, bu kişilerin ancakelle kontrolü kabul etmeleri durumunda askerî mahallere girebilecekleriöngörülmüştür.
90. Davakonusu kurallar fıkranın ikinci cümlesinde yer alan üstleri, eşyalarıve aracı ibareleri yönünden ortak hüküm niteliği taşımaktadır. Bunedenle kuralların fıkranın ikinci cümlesinde geçen üstleri, eşyalarıve aracı ibareleri yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
91. Askerîmahallere giriş ve çıkışları düzenleyen kurallar belli şartlarda kişilerin araçlarıüzerinde elle kontrol yapılabilmesine imkân tanımakla Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındakikişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlamagetirmektedir.
92. Aracıibaresi yönünden kuralların kanun tarafından öngörülme şartıyla ilgilibir önceki başlık altında açıklanan gerekçeler dava konusu kurallar için de geçerlidir.Dolayısıyla anılan ibare yönünden kurallarla Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesi hakkına getirilen sınırlamanın öngörülebilir birkanuni dayanağının bulunduğu söylenemez.
93. Açıklanan nedenlerle kurallar, fıkranın ikincicümlesinde yer alan “…aracı,…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırıdır.İptalleri gerekir.
Kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönündenincelenmemiştir.
ii. Fıkranın İkinci Cümlesinde Yer Alan “…üstleri…”ve “…eşyaları…” İbareleri Yönünden
94. Askerî mahallere giriş ve çıkışları düzenleyen kurallarbelli şartlarda kişilerin üstü ve eşyasında elle kontrol yapılabilmesineimkân tanımakla Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki kişilerin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
95. Üstleri ve eşyaları ibareleri yönündenkişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilensınırlamada kanunilik şartının ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Fıkranınikinci cümlesinde yer alan “…gerektiğinde el ile…” ibaresiyle ilgilibaşlık altında açıklandığı gibi tedbire konu aracınniteliği gereği bunlar üzerinde yapılacak elle kontrol uygulamasının klasikaramaya dönüşmesine daha elverişli olması nedeniyle bunun farkının ortayakonulması kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak belirlenmesi gerekmektedir.Buna karşın kişilerin üstü ve eşyasında yapılacak elle kontrolaçısından kuralların ihdas amacı da dikkate alındığında söz konusu faaliyetinhangi durumlarda arama boyutuna ulaşabileceğinin ve bunun sınırlarının objektifölçütlerle tespit edilebilir nitelikte olduğu söylenebilir. Dolayısıylakurallar kişilerin üstü ve eşyası üzerinde yapılacak elle kontrolfaaliyeti ile arama arasındaki sınırın tespit edilmesi açısından herhangi birbelirsizlik içermemektedir. Bu nedenle kurallarla kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temeledayandığı açıktır.
96. Bunun yanında sınırlamanın meşru bir amaca dayanmasıgerekir. Kurallarla askerî mahallerde kişileri üstü ve eşyası üzerindeelle kontrol yapılmasına imkân tanınmasının askerî mahallerde güvenlik vedisiplin tesis edilerek kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığıanlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralların meşru bir amaç taşımadığı söylenemez.
97. Kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkınagetirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi gereğince Anayasa’nın sözüne deuygun olması gerekir. Kurallar kapsamında kişilerin üstü ve eşyasıüzerinde yapılacak genel güvenlik kontrolü faaliyetinin Anayasa’nın 20.maddesinin ikinci fıkrasında özel güvenceye bağlanan klasik aramadan farklıolduğu dikkate alındığından kurallarda söz konusu güvenceye yer verilmemesiAnayasa’nın sözüne aykırılık sonucunu doğurmamaktadır.
98. Kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkınagetirilen sınırlamanın ayrıca ölçülü olması gerekir. Kuralların askerîmahallerde güvenlik ve disiplin tesis edilerek kamu düzeni ve güvenliğininsağlanması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu açıktır.
99. Kanun koyucunun, askerî birliklerin bulunduğu yerlerile güvenlik açısından önemli gördüğü kamu binaları veya tesislere giriş veçıkışlarla ilgili birtakım tedbirler alması takdir yetkisi kapsamındadeğerlendirilmelidir. Kurallar yalnızca askerî mahallere gelen kişilerle ilgiligüvenlik amacına uygun olarak sınırlı bir kontrol faaliyeti icra edilmesineimkân tanımaktadır. Ayrıca söz konusu uygulamada zorlama unsuru bulunmamaktabuna rıza gösterilmemesine kişilerin askerî mahallere alınmaması şeklinde birsonuç bağlanmaktadır.
100. Öte yandan kural kapsamında yapılan faaliyetin idarieylem olduğu dikkate alındığında keyfî uygulamalara ve varsa herhangi birzarara karşı ilgililerin idari yargı yoluna başvurmasına engel bir durum dabulunmamaktadır.
101. Bu itibarla şüphe hâlinde veya teknik cihazlarınbulunmadığı yerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasınabakılmaksızın, askerî mahallere girmek veya çıkmak isteyen kişilerin üstününve eşyasının elle kontrol edilebileceğini, teknik cihazların ikazınınsürmesi hâlinde, bu kişilerin ancak elle kontrolü kabul etmeleri durumundaaskerî mahallere girebileceklerini düzenleyen kurallarla, askerî mahallerdegüvenlik ve disiplin tesis edilerek kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacına ulaşma bakımından kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkınaölçüsüz bir sınırlama getirildiği söylenemez.
102. Açıklanan nedenlerle kurallar, fıkranın ikincicümlesinde yer alan “…üstleri,…” ve “…eşyaları…” ibareleri yönünden Anayasa’yaaykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
C. Kanun’un 5. Maddesiyle 2692 Sayılı Kanun’aEklenen Ek 7. Maddenin Birinci Fıkrasında Yer Alan “…veya bu sebeplere bağlıolarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurumamirinin yazılı emri…” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
103. Dava dilekçesindeözetle; kuralların, 7145 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’aEklenen 56/A maddesinin birinci fıkrasının “…veyabu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veyabirim amirinin yazılı emri…” bölümüneyönelik gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
104. 6216sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13.maddesi yönünden de incelenmiştir.
105. 2692sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin birinci fıkrasında, tehlikenin veya suçişlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmişsulh ceza hâkimi kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesindesakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya askerî kurum amirinin yazılıemri üzerine, sahil güvenlik hizmet binaları veeklentileri ile yüzer unsurlarında, askerlik yükümlülüğünü yerine getirenerbaş ve erlerin üstü, özel kâğıtları ve eşyasının aranacağı, gereklitedbirlerin alınacağı, suç delillerinin koruma altına alınarak 5271 sayılıKanun hükümlerine göre gerekli işlemlerin yapılacağı hükmebağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan, “…veya bu sebeplere bağlıolarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurumamirinin yazılı emri…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
106. 7145sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’a eklenen 56/A maddesininbirinci fıkrasının “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirinin ya dahukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” bölümüne ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüdedava konusu kural yönünden de geçerlidir.
107.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
MuammerTOPAL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
Ç. Kanun’un 6. Maddesiyle 2803 Sayılı Kanun’aEklenen 15/A Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “…veya bu sebeplerebağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veyakurum amirinin yazılı emri…” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
108. Davadilekçesinde özetle; 7145 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’aeklenen 56/A maddesinin birinci fıkrasının “…veyabu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veyabirim amirinin yazılı emri…” bölümüneyönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 20. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
109. 6216sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13.maddesi yönünden de incelenmiştir.
110. 2803sayılı Kanun’un 15/A maddesinin birinci fıkrasında tehlikenin veya suçişlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararıveya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlikkomutanının veya kurum amirinin yazılı emri üzerine, jandarma hizmet binalarıve eklentilerinde, askerlik yükümlülüğünü yerine getiren erbaş ve erlerinüstü, özel kâğıtları ve eşyasının aranacağı, gerekli tedbirlerin alınacağı, suçdelillerinin koruma altına alınarak 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekliişlemlerin yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “…veyabu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birlikkomutanının veya kurum amirinin yazılı emri…” ibaresi dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
111. 7145sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’a eklenen 56/A maddesininbirinci fıkrasının “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde askerî birlik komutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukukhizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” bölümüne ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında açıklanan gerekçeler uyun olduğu ölçüde davakonusu kural yönünden de geçerlidir.
112.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
MuammerTOPAL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
D. Kanun’un 8. Maddesiyle 2911 SayılıKanun’un 6. Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesine Eklenen “…vatandaşlarıngünlük yaşamını aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırmayacak…” İbaresininİncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
113. Dava dilekçesinde özetle; 2911 sayılı Kanun’un 6.maddesinin ikinci fıkrasının önceki hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer vegüzergâhının belirlenmesinde dikkate alınmak üzere öngörülen vatandaşlarıngünlük yaşamını zorlaştırmaması ölçütünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, dava konusu kuralın belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu,bu nedenle kuralın mülki idare amirinin keyfî uygulamalarına imkân tanıdığı,toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına getirilen sınırlamanın ancakhayati nitelikteki zorunlu kamu hizmetlerinden yararlanmayı engelleyici birdurumun söz konusu olması hâlinde ölçülü ve meşru görülebileceği, kurallatoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasının ölçüsüz birşekilde sınırlandığı, ayrıca kuralın içeriğinin belirsiz ve keyfî uygulamalaraaçık olması nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması şartınıkarşılamadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 34. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
114. 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, il ve ilçelerdekitoplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhının kamu düzenini ve genelasayişi bozmayacak ve vatandaşların günlük yaşamını aşırı ve katlanılamazderecede zorlaştırmayacak şekilde ve anılan Kanun’un 22. maddenin birincifıkrasında sayılan sınırlamalara uyulması kaydıyla Türkiye Büyük MilletMeclisinde (TBMM) grubu bulunan siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileriile güzergâhın geçeceği ilçe ve il belediye başkanlarının, en çok üyeye sahipüç sendikanın ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının il ve ilçetemsilcilerinin görüşleri alınarak mahallin en büyük mülki amiri tarafındanbelirleneceği öngörülmektedir. Söz konusu fıkrada yer alan “…vatandaşlarıngünlük yaşamını aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırmayacak…” ibaresi davakonusu kuralı oluşturmaktadır.
115. Anayasa'nın 34. maddesinin birinci fıkrasında güvencealtına alınan toplantı hakkının amacı, şiddete başvurmayan vefikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarınınkorunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçılyöntemlerle düzenin değiştirilmesini savunan kişilere siyasi fikirlerinitoplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edebilme imkânı sunulmalıdır(Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 117,118; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 47; Gülşah Öztürk vediğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §§ 67, 68; Eğitim ve BilimEmekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 80; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017§ 37; Ömer Faruk Akyüz, B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 54). Buna karşılıktoplantının şiddet içermesi veya toplantıda şiddete çağrıda bulunulmasıdurumunda toplantının barışçıl olduğu, dolayısıyla Anayasa'nın 34. maddesinin sağladığıkorumadan yararlanacağı söylenemez (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 51).
116. Dava konusu kural uyarınca vatandaşların günlükyaşamının aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmaması il ve ilçelerdemahallin en büyük mülki amirince toplantı ve gösteri yürüyüşü yer vegüzergâhının belirlenmesinin şartlarından birisi olarak öngörülmüştür. Kuralkapsamında düzenlenen söz konusu ölçüt, toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile doğrudan bağlantılı olup bu hakkısınırlamaktadır.
117. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenebilecek yer vegüzergâhın belirlenmesinin koşullarından birisi olarak öngörülen vatandaşlarıngünlük yaşamını aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırmama durumunun kapsam ve sınırları hâl ve şartlara göre objektifolarak belirlenebilecek niteliktedir. Dolayısıyla kuralın belirsiz veöngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Buna göre toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkına getirilen sınırlamada kanunilik unsurununsağlandığı sonucuna ulaşılmaktadır.
118. Anayasa’nın 34. maddesinin ikincifıkrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik sınırlamanedenlerine yer verilmiştir. Toplantı vegösteri yürüyüşünün düzenleneceği yerlerde yapılacak faaliyetler nedeniyle kamudüzeni ile bu yerlerde bulunan diğer insanların hak ve özgürlüklerininetkileneceği açıktır. Bu nedenle kamuya açık alanlarda yapılacak toplantı vegösteri yürüyüşlerine belirli ölçülerde sınırlama getirilmesi, kamu düzenininolağan akışının kesintiye uğramaması ve başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması açısından gerekli olabilir.
119. Bunedenle kural kapsamında kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması amaçlarıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınagetirilen sınırlamanın meşru bir amaca dayandığı açıktır.
120. Kural kapsamında toplantı ve gösteri yürüyüşününyapılacağı yer ve güzergâh belirlenirken söz konusu yerlerde toplantı vegösteri yürüyüşü yapacak kişiler ile bu yerleri kullanan diğer kişilerin hak veözgürlükleri arasında bir denge kurulması ve nihayetinde kamu düzenininsağlanması gerekir. Başka bir ifadeyle toplantı ve gösteri yürüyüşününyapılacağı yer ve güzergâhla ilgili yapılacak düzenlemelerin söz konusu hakkınkullanılmasını anlamsız hâle getirmemesi, bu yerlerde bulunan diğer kişilerinhak ve özgürlükleri ile kamu düzenini gözetmesi gerekmektedir.
121. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesininbaşkalarının günlük yaşamını bir miktar zorlaştırması kaçınılmazdır. Dolayısıylademokratik toplumda bu durumun hoşgörüyle karşılanması gerekir (AYM, E.2014/101, K. 2017/142, 28/9/2017, § 51). Bu çerçevede toplantı ve gösteriyürüyüşünün düzenleneceği yer ve güzergâh belirlenirken başkalarının günlükyaşam faaliyetlerinin katlanılmayacak boyuta ulaşmamak koşuluyla etkilenmesisöz konusu olabilir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemekisteyenler ile bu yerlerde bulunan diğer kişilerin hak ve özgürlükleriarasındaki çatışmada özgürlükler arasında makulbir denge kurularak her ikisinin de gerektiği ölçüde korunduğu bir yolunbenimsenmesi gerekmektedir (AYM, E. 2020/12, K. 2020/46, 10/9/2020, §14).
122. Anayasa Mahkemesinin 28/9/2017 tarihli ve E. 2014/101,K. 2017/142 sayılı kararında vatandaşın gündelik yaşamının aşırı ve katlanılmazderecede zorlaşması, söz konusu dengenin sağlanmasında temel ölçüt olarak kabuledilmiştir. Anılan kararda demokratik birtoplumda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ancak zorlayıcınedenlerin bulunması şartıyla sınırlama getirilebileceği, bir yerde toplantı vegösteri yürüyüşünün düzenlenmesinin vatandaşın gündelik yaşamını zorlaştıracağıgerekçesiyle engellenebilmesi için gündelik yaşamın aşırı ve katlanılamazderecede zorlaşması şartının gerçekleşmesinin gerektiği, dava konusukuralda gündelik yaşamın etkilenme boyutuna yönelik herhangi bir ölçütüngetirilmediği, kuralın bu hâliyle demokratik toplumda hoşgörüyle karşılanmasıgereken birtakım zorlukların gerekçe gösterilerek gösteri yürüyüşü mekânlarınınsınırlandırılmasına imkân tanıdığı, bu şekilde getirilen sınırlamanındemokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı belirtilmiştir (§ 52).Dolayısıyla başkalarının gündelik yaşamını aşırı ve katlanılmaz derecedezorlaştırmayacak şekilde kişilere toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkının tanınması gerekmektedir.
123. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında datoplantı ve gösteri yürüyüşünün başkalarının günlük yaşamlarını bir miktarzorlaştırmasının kaçınılmaz olduğu, demokratik toplumun önemli yapı taşlarındanolan toplantı ve gösteri yürüyüşünün gündelik yaşamı bir miktarzorlaştırmasının hoşgörüyle karşılanması gerektiği ifade edilmiştir (DİSK veKESK/Türkiye, B. No: 38676/08, 27/11/2012, § 29; Bukta vediğerleri/Macaristan, B. No: 25691/04, 17/7/2007, § 37; OyaAtaman/Türkiye, B. No: 74552/01, §§ 41, 42; Galstyan/Ermenistan, B. No: 26986/03,15.11.2007, §§ 116, 117).
124. Bu itibarla toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağıyer ve güzergâh belirlenirken başka kişilerin gündelik yaşamının etkilenme boyutunayönelik olarak kuralda öngörülen vatandaşların günlük yaşamının aşırı vekatlanılmaz derecede zorlaştırılmaması ölçütüyle kamu düzeni vebaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacına ulaşma bakımındantoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına getirilen sınırlamada çatışanhaklar arasındaki makul dengenin sağlanmadığı söylenemez. Dolayısıyla kurallagetirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülüolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
125. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 34.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
E. Kanun’un9. Maddesiyle 2911 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasınınİncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
126. Dava dilekçesindeözetle; Anayasa’da toplantı ve gösterilerin yalnızca gündüz vaktiyapılabileceği ya da gece vakti yapılamayacağı yönünde bir düzenlemeninbulunmadığı, bu itibarla herhangi bir şiddet barındırmayan ve diğer kişileringündelik yaşamını etkilemeyen toplantı ve yürüyüşlerin gece vaktinde deyapılmasının mümkün olduğu, kural kapsamında somut kriterler belirlenmeden gecevakti toplantı yapılmasının kategorik olarak yasaklanmasının ölçülü kabuledilemeyeceği, kuralda yalnızca gündüz başlayan toplantıların geceye sarkmasınaveya uzatılmasına imkân tanındığı, ancak gece gerçekleşen bir durum nedeniylebireylerin anlık gelişen tepkiye bağlı olarak toplantı ve yürüyüş düzenlemehaklarını kullanma imkânlarının bulunmadığı, bunun yanı sıra kuralda toplantınıngeceye sarkacağının önceden bildirilmesinin ve mülki amirin de uzatmaya kararvermesinin şart koşulduğu, esasen mülki amirin bu yöndeki kararının izinniteliğinde olduğu, bu durumun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkının izne tabi olmaması ilkesi ile bağdaşmadığı, kapalı bir mekânda yapılantoplantının, kamu düzenini ve güvenliğini tehlikeye sokmaması ve başkalarınınhaklarını ihlal etmemesi hâlinde mutlaka gece saat 24.00’te sonlandırılmasınınmakul bir gerekçesinin ve anayasal dayanağının bulunmadığı, devletin bukonudaki pozitif yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği gerekçesiyle toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının gece vaktiyle sınırlanamayacağıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 34. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
127. 2911 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dava konusuikinci fıkrasının birinci cümlesinde, açık yerlerdeki toplantılar ileyürüyüşlerin gece vaktinin başlamasıyla dağılacak şekilde, kapalı yerlerdekitoplantıların ise saat 24.00’e kadar yapılabileceği belirtilmiş, ikincicümlesinde toplantı ve gösteri yürüyüşünün gece vaktinin başlamasından sonradevam edeceği hususunun, geçerli neden gösterilerek bildirilmesi hâlindevatandaşların huzur ve sükûnet içinde istirahatini aşırı ve katlanılamazderecede zorlaştırmamak ve kamu düzeni ve genel asayişin bozulmasına nedenolmamak şartıyla, açık yerlerde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinindağılma saatinin mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla en geç saat 24.00’ekadar uzatılabileceği öngörülmüştür.
128. Kuralla açık alanlarda düzenlenen toplantı veyürüyüşlerin gece vaktinin başlamasına, belirli şartların gerçekleşmesi hâlindeise mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla en geç saat 24.00’e kadar, kapalıalanlardaki toplantıların ise her durumda saat 24.00’e kadar yapılabileceğiöngörülmek suretiyle gece yarısından sonra güneşin doğuşuna kadarki zamansüreci içerisinde toplantı ve yürüyüş düzenlenmesi yasaklanmaktadır.
129. Kuralda kapalı alanlarda yapılacaktoplantılar için gece saat 24.00, açık alanlarda yapılacak toplantı veyürüyüşler için güneşin batışından bir saat sonra yani gece vaktinin başlaması,gece vaktinin başlamasından sonra ise belirli şartların gerçekleşmesi kaydıylaen geç saat 24.00’e kadar uzatılabileceği belirtilmek suretiyle üç farklı süreöngörülmüştür.
130. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yöneliköngörülen zaman kısıtlaması ile açık alanlardaki toplantı ve yürüyüşün saat24.00’e kadar uzatılmasının mahallin en büyük mülki amirinin kararına bağlıkılınması, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınısınırlamaktadır.
131. Kuralda açık ve kapalıyerlerdeki toplantı ve yürüyüşlere ilişkinusul ve şartların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve netolarak düzenlendiği dikkate alındığında kuralla toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkına getirilen sınırlamanınkanuni bir temele dayandığı açıktır. Bunun yanında kural kapsamındagetirilen zaman kısıtlaması ile belirli şartlarda süre uzatımının mahallin enbüyük mülki amirinin kararına bağlanmasının kamu düzeninin ve başkalarının hakve özgürlüklerinin korunması amacına yönelik olduğu böylelikle kuralın anayasalanlamda meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
132. Toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nınsözüne uygun olması gerekir. Dolayısıylatoplantı ve gösteri yürüyüşünün izne tabi kılınmayacağına yönelik anayasalgüvence kapsamında bu tür faaliyetlere izin şartı getiren ya da izin sonucunudoğuran uygulamalara imkân tanıyan düzenlemeler Anayasa’nın sözüne aykırılıkoluşturabilecektir.
133. Anayasa’nın 34. maddesinin birincifıkrasında, herkesin önceden izin almadan toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Toplantı ve gösteriyürüyüşünün düzenlenebilmesi için önceden izin alınması zorunluluğununbulunmaması, ilgililerin bu hakkı sınırsız bir şekilde kullanacağı anlamınagelmemektedir. Kanun koyucunun anayasal ilkeler çerçevesinde bu türfaaliyetlerin izne bağlanması neticesini vermeyecek şekilde belli şartlaröngörmesi söz konusu olabilir.
134. Davakonusu kuralın ikinci cümlesinde açık alanlarda gece vaktinin başlamasındansonra devam edecek toplantı ve yürüyüşlerin gece saat 24.00’e kadar uzatılmasımahallin en büyük mülki amirinin karar vermesi şartına bağlanmaktadır. Toplantıve yürüyüşün gece vaktinin başlamasından sonra devam etmesinde mülki amirinkarar vermesi şartının öngörülmesi toplantı ve yürüyüşün yapılmasının doğrudandoğruya izne bağlanması sonucunu doğurmaktadır. Söz konusu durum Anayasa’nın34. maddesinin lafzında belirtilen herkesin önceden izin almadan barışçıl nitelikte toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleyebileceğine ilişkin anayasal güvenceye aykırılık oluşturmaktadır. DolayısıylaAnayasa’nın lafzına aykırı olarak açık alanlarda toplantı ve yürüyüşün gecevaktinin başlamasından itibaren saat 24.00’e kadar devamında mülki amirin kararvermesi şartını öngören kuralın ikinci cümlesi Anayasa’nın 34. maddesiyleçelişmektedir.
135. 2911 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasınındava konusu kuralla değiştirilmeden önce yürürlükte bulunan hâlinde yer alan "...güneşbatmadan önce dağılacak şekilde..." ibaresiyle ilgili itirazbaşvurusunda Anayasa Mahkemesi, güneşinbatışından sonra toplantının mutlak olarak yasaklanmasının toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkına demokratik toplum düzeninin gereklerine uymayan,ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini belirtmiştir. Anılan kararda, başkalarınınhaklarının ve kamu düzeninin korunması amacı için toplantı ve gösteri yürüyüşühakkının gereğinden fazla sınırlanmasının, sınırlama için seçilen aracıorantısız kılacağı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının niteliği vedemokratik toplum düzeni bakımından önemi gözetildiğinde havanın kararmasındansonra toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin kategorik olarakyasaklanmasının, hakkın gereğinden fazla sınırlanması sonucunu doğurabileceği,katılanların sayısı ve yöntemi itibarıyla diğer insanların dinlenmesiniengelleyecek nitelikte olan ve özellikle gecenin ilerleyen saatlerine denkgelen toplantıların yasaklanmasının ölçülü görülebileceği ancak başkalarınıaşırı derecede rahatsız etmeyen ve kamu düzeni yönünden ciddi bir tehlikeyaratmayan toplantıların güneşin batmasından sonra devam etmesinin yasaklanmasının,haklar arasında kurulması gereken adil dengenin toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkını kullanmak isteyenler aleyhine bozulmasına yol açabileceğiifade edilmiştir (AYM, E. 2014/101, K. 2017/142, 28/9/2017, §§ 76-79).
136. Bu yönüyle, kanun koyucunun başkalarının haklarının ve kamu düzeninin korunması yükümlülüğü iletoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı arasında makul bir denge kurmasıgerekmektedir. Barışçıl nitelikteki bir toplantıya getirilensınırlamanın ancak söz konusu dengenin sağlanmasıyla birlikte demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu söylenebilir.
137. Nitekim AİHM içtihatlarında da gece ve gündüz boyuncauzun süre devam eden toplantılar barışçıl gösteri kapsamında değerlendirilerekgece vakti toplantı düzenlenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)güvencesi kapsamında olduğu belirtilmiştir (Cisse/Fransa, B. No: 51346/99,9/4/2002; Samüt Karabulut/Türkiye, B. No: 16999/04, 27/1/2009; Çiloğluve diğerleri/Türkiye, B. No: 73333/01, 6/3/2007)
138. Kuşkusuz gece vaktininbaşlamasından sonra toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin gündüz vaktinegöre hem toplantı ve yürüyüşü düzenleyenler hem de çevredeki halkıngüvenliğinin sağlanması açısından daha fazla riskler barındırabilir.Dolayısıyla kanun koyucunun gece vakti düzenlenecek toplantı ve yürüyüşlerinneden olacağı güvenlik sorunu ile başkalarının istirahatine yönelikolumsuzlukları en aza indirmek için birtakım ek şartlar belirlemesi çatışanhaklar arasındaki makul dengenin sağlanması açısından gerekli olabilir.
139. Ancaksöz konusu şartlar belirlenirken toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınadaha az sınırlama oluşturabilecek elverişli araçlar tercih edilmelidir. Başkabir ifadeyle kamu düzeni ile başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacınısağlayan tedbirlere başvurulurken toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyenlerinaleyhine hakkın kullanımını tamamen ortadan kaldıran ya da önemli ölçüdezorlaştıran uygulamalardan kaçınılması ve uzlaştırıcı yöntemlere başvurulmasıgerekir.
140. Bu açıdan toplantı ve gösteriyürüyüşünün türü, niteliği, kapsamı, amacı, biçimi, katılanların sayısı,yapıldığı zaman dilimi gibi etkenler gözönünde bulundurulmak suretiyletoplantının gecenin başlamasından sonra devam etmesinin kamu düzenini etkileyipetkilemediğini, başkalarının hak ve özgürlüklerini zedeleyip zedelemediğinitespit etmek için bir takım ölçüler belirlendikten sonra yasaklama kararıverilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin değerlendirme yapılması söz konusuamaç-araç dengesinin sağlanmasında dikkate alınması gerekir (AYM, E. 2014/101,K. 2017/142, 28/9/2017, § 78).
141. Dava konusu kuralın Anayasa Mahkemesinin anılankararındaki iptal gerekçelerini karşılamak amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır.Nitekim bu husus kuralın gerekçesinde “Maddeyle, 2911 sayılı Toplantıve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6. ve 7. maddelerinde yapılan değişiklikleAnayasa Mahkemesinin 28/9/2017 tarihli ve E.2014/101, K.2017/142 sayılı iptalkararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır... Karara uyumlu olacak şekildeçatışan haklar arasındaki dengeyi sağlamak amacıyla 2911 sayılı Kanunun 7.maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda kapalı yerlerdekitoplantıların saat 24.00’e kadar yapılabileceği, açık yerlerdeki toplantı vegösteri yürüyüşlerinin ise güneşin batışından bir saat sonra gece vaktininbaşlamasıyla dağılacak şekilde planlanması gerektiği, toplantı ve gösterininniteliği gece vakti yapılmasını gerektiriyor veya ilgililerce talep edilmiş isesürenin en büyük mülki amir kararıyla 24.00’e kadar uzatılabileceği hususundadeğişiklik yapılmaktadır.” şeklinde ifade edilmiştir.
142. Dava konusu kuralın birincicümlesinde açık yerlerde yapılacak toplantı ve yürüyüşler gece vaktininbaşlamasıyla kapalı yerlerdeki toplantılar isesaat 24.00’le sınırlandırılmıştır.
143. Açıkalanlarda yapılan barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşünün gecesaat 24.00’e kadar uzatılmasını mülki amirin kararına bağlayan ve busuretle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına Anayasa’nın sözüneaykırı olarak sınırlama getiren kuralın ikinci cümlesi dikkate alındığında,kuralın açık alanlardaki toplantı ve yürüyüşün “…gecevaktinin başlamasıyla dağılacak şekilde…” düzenlenmesini öngören birincicümlesinin, başkalarının huzur ve istirahatini aşırı vekatlanılmaz derecede zorlaştırmayan, kamu düzeninin bozulmasına neden olmayantoplantı ve yürüyüşlerin anayasal güvencelere uygun bir şekilde objektifölçütler belirlenerek gece vaktinin başlamasından sonra da devam etmesine imkântanıdığı söylenemez.
144. Bunun yanında kuralın birincicümlesinde geçen kapalı yerlerdeki toplantıların gece saat 24.00’e kadaryapılabileceğini öngören düzenleme, söz konusu yerlerdeki barışçıl nitelikteki toplantıların,başkalarını aşırı derecede rahatsızetmemesi, kamu düzeni yönünden ciddi bir tehlike oluşturmaması gibiniteliklerin değerlendirilmesi imkânını sağlayan objektif ölçütler tespitedilmeden gece saat 24.00’den sonra yapılmasına mutlak bir yasaklamagetirmektedir.
145. Buyönüyle kuralın birinci cümlesinin çatışan haklar arasında kurulması gerekenmakul dengenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak isteyenkişiler aleyhine bozulması sonucunu doğurduğu, başkalarının haklarının ve kamu düzeninin korunmasıyükümlülüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı arasında adil birdenge kurulmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın birinci cümlesiyletoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına getirilen sınırlamanındemokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu ileri sürülemez.
146. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 34.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
F. Kanun’un 10. Maddesiyle 2937 Sayılı Kanun’un 30. Maddesine EklenenDördüncü ve Beşinci Fıkraların İncelenmesi
1. Dördüncü Fıkra
a. Anlam ve Kapsam
147. 2937 sayılı Kanun'un 30. maddesinin dava konusudördüncü fıkrasında, Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) tarafı olduğu hukukuyuşmazlıklarında, dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk dâhil, arabuluculukusulünün uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
148. 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı HukukUyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 2. maddesinin (b) bendindearabuluculuk, sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerdebulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirini anlamalarınıve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarındailetişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözümüretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlıkeğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla veihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır.
149. AnılanKanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre bir uyuşmazlığın arabuluculukuygulamasına konu olabilmesi için özel hukuka ilişkin olması ve taraflarınüzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerden kaynaklanmasıgerekmektedir.
150. Kanun’un3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da dava şartıolarak arabuluculuğun düzenlendiği Kanun’un 18/A maddesi istisna olmak üzeretarafların, arabulucuya başvurmak, arabuluculuk sürecini devamettirmek, sonuçlandırmak, bundan vazgeçmek konularında serbest oldukları hükmebağlanmıştır.
151. Bu yönüyleTürk hukukunda kural olarak ihtiyari arabuluculuk sistemi benimsenmiştir. Ancakbazı dava türlerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunluluğugetirilmek suretiyle arabuluculuk dava şartı olarak öngörülmüştür.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
152. Dava dilekçesinde özetle; dava konusukuralda ihtiyari ya da zorunlu olarak bütün kişi ve kurumlar için öngörülenarabuluculuk usulünün MİT bakımından uygulanmamasının eşitlik ilkesiylebağdaşmadığı, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre aynı durumdaolanlar arasında farklı uygulama getiren kuralın Anayasa’ya uygun olduğununileri sürebilmesi için farklı muameleyi meşrulaştıran haklı bir nedeninvarlığının ortaya konulması gerektiği, MİT’in tarafı olduğu hukukiuyuşmazlıklarda, özellikle de arabuluculuğun dava şartı olarak öngörüldüğü işuyuşmazlıklarında arabuluculuğa başvurulmasının yasaklanmasını meşru kılacakobjektif bir nedenin bulunmadığı, MİT’in bazı işlem ve ilişkilerinin devletsırrı niteliği taşımasının arabuluculuğa başvurulması imkân veya zorunluluğunuortadan kaldıran bir neden olarak görülemeyeceği, nitekim arabulucuların da sırsaklama yükümlülüğü altında olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10.,17., 36., 70., 74. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasaya Aykırılık Sorunu
153. Anayasa’nın 10.maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefîinanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşamageçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlikilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp vevazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacaktedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye,zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamlarıbütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareketetmek zorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlikilkesine yer verilmiştir.
154. Anayasa’nın anılan maddesindebelirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynıolanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerinkanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasınıve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişive topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2019/13, K.2021/31, 29/04/2021, § 94).
155. MİT’in tarafı olduğu hukukuyuşmazlıklarında zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk hükümlerinin uygulanmamasıbağlamında eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikleAnayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilerefarklı uygulamanın mevcut olup olmadığı belirlenmelidir. Yapılacak bubelirlemenin ardından farklı uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayanıpdayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları incelenmelidir.
156. Özel hukuk hükümlerikapsamında sözleşmeden kaynaklanan haklarının kullanımı, şartları ve sınırlarıile ilgili olarak MİT’le sözleşme yapan gerçek ve tüzel kişilerle kamugörevi veya belirli kamu hizmetlerini yapmak üzere kurulan devletin başka bir kurumuyla özel hukukilişkisine giren kişilerin benzer hukuki konumda oldukları açıktır.
157. Dava konusu kuralla taraflarınözel hukuktan kaynaklanan ve devletin diğer kurumlarının taraf olduğu biruyuşmazlıkta gerçek ve tüzel kişiler arabuluculuk kurumundan yararlanmaya devamederken MİT’le arasında özelhukuk uyuşmazlığı bulunan kişiler ise söz konusu müesseseden ve bunungetireceği faydalardan mahrum kalacaklardır. Bu yönüyle kuralla MİT ilearasında özel hukuk uyuşmazlığı bulunan ve arabuluculuk kurumuna başvurmakisteyen kişiler aleyhine farklı bir uygulama getirilmiştir.
158. Eşitlik ilkesinin gereğiolarak karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olanlararasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrıcalıkniteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olmasıgerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede arabuluculuk kurumuna başvurmakisteyen kişilerle arasında özel hukuk uyuşmazlığı bulunan MİT’in diğer devletkurumları karşısındaki konumuna değinmek gerekir.
159. 2937sayılı Kanun’un 4. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’ninülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine,anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içtenve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlikistihbaratını devlet çapında oluşturmak MİT’in temel görevleri arasındasayılmıştır. Anılan Kanun’un 6. maddesinde MİT’in görevlerini yerine getirirkengizli çalışma usul, prensip ve tekniklerini kullanabileceği, 12. maddesinde deMİT personelinin kimliğinin gizlenmesinin esas olduğu belirtilmiştir.
160. Söz konusu hükümlere göreMİT’in ülke güvenliğini sağlamak üzere dış ve iç tehditlere karşıfaaliyetlerini gizlilik prensibi çerçevesinde yürüttüğü söz konusufaaliyetlerin niteliği dikkate alındığında MİT’in teşkilat yapısının diğerdevlet kurumlarından farklı özellikler taşıdığı anlaşılmaktadır. Kuralın “Düzenlemeyle,MİT personelinin kimliğinin gizli tutulmasının zorunluluğu dikkate alınarakMilli İstihbarat Teşkilatının tarafı olduğu özel hukuk uyuşmazlıklarında, davaşartı olarak öngörülen arabuluculuk dahil olmak üzere, arabuluculuk usulününuygulanmaması amaçlanmaktadır. Böylelikle, MİT’in taraf olduğu özel hukukuyuşmazlıklarında, arabuluculuğun dava şartı olarak öngörüldüğü 7036 sayılı İşMahkemeleri Kanunu dahil, mevzuatta yer alan arabuluculuğa ilişkin tümhükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.” şeklindeki gerekçesinde de belirtildiği üzereMİT personelinin kimliğinin gizli tutularak güvenliğinin sağlanması suretiyleistihbarat hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin amaçlandığıanlaşılmaktadır. Bu açıdan kuralla yapılan ayrımın nesnel ve makul bir temeldenyoksun olduğu söylenemez.
161. Kural kapsamında getirilenfarklı uygulamanın aynı zamanda ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasındahakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer birifadeyle bu ilke, farklı uygulamanın öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasınıgerektirmektedir.
162. Hukuk sistemi ile toplumsal ihtiyaçlar arasındaki bağlantının birsonucu olarak uyuşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmak, adalet yapısınınişleyişini hızlandırmak amacıyla devletler birtakım tercihlerde bulunabilir.Dolayısıyla hak arama özgürlüğünün en önemli araçlarından biri olanuyuşmazlığın mahkeme önünde dava konusu yapılmadan önce çözüme kavuşturulması,bu tercihten ortaya çıkmaktadır. Hukuk devletinde kanun koyucunun anayasalilkelere bağlı kalmak şartıyla özel hukuk uyuşmazlıklarında alternatifuyuşmazlık çözüm yolu öngörüp öngörmemek veya hangi davalara söz konusukurumların uygulanacağını, bunların şartlarını, kişi veya kurum yönünden kapsamve sınırlarını belirlemede takdir yetkisi bulunmaktadır. Hukukuyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak öngörülenarabuluculuk da kanun koyucunun anılan takdir yetkisi kapsamında ihdas edilmişbir kurumdur.
163. Dolayısıylahukuk uyuşmazlıklarında asıl olan dava yoluyla uyuşmazlığın çözümekavuşturulması olduğuna göre gizlilik ilkesinin sağlanması amacıyla MİT’intaraf olduğu uyuşmazlıklarda arabuluculuk hükümlerinin uygulanmamasını öngörenkuralın getirdiği farklıuygulamanın söz konusu amacaulaşma bakımından orantılı olmadığı söylenemez. Dolayısıyla ölçülülüğü aşannitelikte farklı bir uygulama getirmeyen kuralın eşitlik ilkesini ihlal edenbir yönü bulunmamaktadır.
164. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal talebininreddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamındaele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 17., 36., 70., 74. ve 125. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
2. Beşinci Fıkra
a. İptalTalebinin Gerekçesi
165. Dava dilekçesinde özetle;9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu hükümlerinin, bilgi edinmehakkı kapsamı dışında tutulan durumlarda dahi kişilerin çalışma hayatını vemeslek onurunu etkileyecek durumlarda istihbarata ilişkin bilgi ve belgelerebireylerin erişmesine imkân tanıdığı, kuralın MİT tarafından toplanan vekişilerin haysiyetini, itibarını, çalışma hayatını ilgilendiren her türlübilgiyi anılan Kanun’un kapsamı dışına çıkardığı, Kanun’un 5. maddesininikinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibarendiğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz” hükmüyle kuralınaçıkça çeliştiği, bu durumun hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmadığı,istihbarat birimlerinin elindeki bilgiye dayalı olarak kişiler hakkında tesisedilen işlemlerin hangi nedenden kaynaklandığının öğrenilmesinin yanlış isebunun düzeltilmesine imkân tanınmasının hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 17., 36., 70., 74. ve 125.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
166. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir.
167. 2937 sayılı Kanun'un 30. maddesinin dava konusu beşincifıkrasında MİT’in 4982 sayılı Kanun kapsamı dışında olduğu düzenlenmiştir.
168. Anayasa'nın 74. maddesinin dördüncü fıkrasında "Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir."denilmek suretiyle bilgi edinme hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.Bilgi edinme hakkı, yönetilenlerin yönetenleri denetleyebilmesinin, dolayısıylahukukun üstünlüğünün sağlanabilmesinin önemli bir aracı olarak işlevgörmektedir. Bilgi edinme hakkı, devletin demokratik niteliğinin geliştirilmesive bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması hususlarında önemli bir roloynadığından demokratik hukuk devletinde vazgeçilmez bir hak niteliğine sahipbulunmaktadır (AYM, E.2013/114, K.2014/184, 4/12/2014, § 37).
169. Anılan maddenin yedinci fıkrasında ise "Bumaddede sayılan hakların kullanılma biçimi kanunla düzenlenir."denilmek suretiyle bu hakka ilişkin kuralın norm alanını belirleme yetkisikanun koyucunun takdirine bırakılmıştır.
170. Kuralla MİT’in 4982sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarılması suretiyle bilgi edinme hakkına yönelikbir sınırlama öngörülmektedir.
171. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında “Herkes,kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Buhak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, buverilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme veamaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişiselveriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıylaişlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması hakkıkapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.
172. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarındabelirtildiği üzere “...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyinsadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıtplakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntüve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler,etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlıkbilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tümveriler…” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122,K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201,25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102,12/11/2015).
173. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insanonurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkınınözel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerinişlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2020/24, K. 2021/39,3/6/2021, § 42).
174. Kural kapsamında erişimyasağı getirilen bilgi ve belgelerin bir kısmının kişisel veri niteliğinde olmasımümkündür. Bu açıdan MİT tarafındandüzenlenen, bireylerin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili belge vebilgilere erişme, bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep etme imkânınınortadan kaldırılması suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına dasınırlama getirilmektedir.
175. Kuralda öngörülen istisnanın kapsam ve sınırlarınınaçıkça belirlendiği gözetildiğinde kuralla bilgi edinme ve kişisel verilerinkorunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
176. Anayasa’da bilgi edinme vekişisel verilerin korunmasını isteme haklarına yönelik herhangi bir sınırlamanedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedenibelirtilmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarınınbulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yeralan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebigösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2018/99, K.2021/14,3/3/2021, § 24).
177. MİT bünyesindeki mevcut bilgi vebelgelere 4982 sayılı Kanun kapsamında erişme imkânını ortadan kaldıran kuralınülke güvenliğine ilişkin istihbaratfaaliyetlerinin zafiyete uğratılmaması gerekçesiyle getirildiği, böyleliklemillî güvenliğin korunmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.
178. Kurallabilgi edinme ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilensınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmasıgerekir.
179. Kuralla getirilen sınırlamanın ülke güvenliğineilişkin istihbarat faaliyetlerinin zafiyete uğratılmaması böylelikle millîgüvenliğin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.Ancak sınırlama aynı zamanda meşru amaç yönünden gerekli ve orantılı olmalıdır.
180. Şeffaf ve açık yönetim anlayışının egemen olduğudemokratik toplumlarda hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kamu gücünüelinde bulunduran idarenin tesis ettiği işlemlere karşı oluşturulan denetimmekanizmalarından birisi de idarenin işlem ve eylemlerine esas alınan veerişilebilir nitelikte olmayan bilgi, belgeler ile kişisel verilere bireylerinulaşmasına imkân tanınmasıdır. Böylelikle idarenin keyfî uygulamalarının önünegeçilmesi sağlanabilir.
181. Bu bağlamda kanun koyucunun bireylerce söz konusubilgi ve belgelere ulaşılmasından elde edilecek fayda ile bunların gizlitutulması hâlinde oluşacak kamu yararı arasında bir denge kurmasıgerekmektedir. Bilgi ve belge erişimine yönelik sınırlamalar ancak bu dengeninsağlanmasıyla birlikte ölçülü olarak kabul edilebilir.
182. Gizlilik ilkesi doğrultusunda yurt içi ve dışındadevletin varlığına ve ülke bütünlüğüne yönelik tehlikelere karşı faaliyetyürüten ve millî güvenlik istihbaratını ulusal düzeyde oluşturmakla görevli birkurum olan MİT’in güvenlik alanında önemli bir işleve sahip olduğuaçıktır.
183. 4982 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, herkesin kamukurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınınfaaliyetleri ile ilgili bilgi edinme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, 5.maddesinin birinci fıkrasında, kurum ve kuruluşların, bu Kanunda yer alanistisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasınasunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmaküzere gerekli idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlü oldukları ifadeedilmiştir.
184. Anılan Kanun’un 15 ila 28. maddelerinde bilgi edinmehakkını sınırlandıran durumlar düzenlenmiştir. Kanun’un 16. maddesinde açıklanmasıhâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millîgüvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olangizlilik dereceli bilgi veya belgelerin, 18. maddesinde sivil ve askerîistihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgelerinbilgi edinme hakkı kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir. 18. maddenin ikincifıkrasında ise istihbarata ilişkin bilgi ve belgelerin kişilerin çalışmahayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte olması hâlinde bunların bilgiedinme hakkı kapsamı içinde olduğu hükme bağlanmıştır.
185. Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasında da, Kanun’unyürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer kanunların bu Kanun’a aykırıhükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
186. Anılan hükümlere göre MİT'in görev ve faaliyetlerikapsamında elde ettiği veya hazırladığı ve doğası itibarıyla gizli olan,istihbarat niteliğindeki bilgi ve belgelerin bireylerin erişimine açılmasımümkün değildir. İstihbarata ilişkin bilgi ve belgelere ise yalnızca kişilerinçalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte olması hâlinde bukişiler hakkında tesis edilen işleme yönelik olarak söz konusu işlemi tesiseden kurumdan talep edilmek üzere ulaşılması mümkündür. Bunun yanında MİTbünyesinde, açıklandığında devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millîsavunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek gizli veya istihbarinitelikte olmayan bilgi ve belgelerin 4982 sayılı Kanun kapsamında bireylerinerişimine açık olduğu anlaşılmaktadır.
187. Kuralla MİT’in herhangi bir istisna öngörülmeden BilgiEdinme Kanunu kapsamı dışına çıkarılmasının 4982 sayılı Kanun çerçevesindeistihbarat faaliyeti dışında kalan veya bu faaliyet içinde olmakla birliktekişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyen bilgi ve belgelerebireylerin ulaşamaması sonucu doğmaktadır.
188. Bu açıdan MİT’in istihbarat niteliğinde olmayan ya dabu kapsamda olsa dahi kişilerin çalışma hayatı ve meslek onuru gibi belirlikonularda ve yalnızca işlem tesis eden kurumdan talep edilebilmek üzere bilgive belgelere erişimini sağlayan 4982 sayılı Kanun kapsamından çıkarılmasısuretiyle MİT bünyesindeki bilgilere ulaşılmasına kategorik olarak yasakgetirilmesi, kişilerin Anayasa’da güvence altına alınan bilgi edinme hakkınıkullanma imkânını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Böylelikle kuralla bilgiedinme ve kişisel verilerin korunması hakkına getirilen sınırlamada kişilerinsöz konusu haklardan kaynaklanan yarar ile kamusal yarar arasındaki dengeninkişiler aleyhine bozulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla millî güvenlik, kamudüzeni ve kamu güvenliğinin tesis edilmesi ve korunması amaçlarına ulaşmabakımından bilgi edinme ve kişisel verilerin korunması hakkına getirilensınırlamanın zorunlu toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı gibi sözkonusu meşru amaç yönünden ölçülü olduğu da söylenemez.
189. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13., 20. ve 74. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kadir ÖZKAYA,Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bu görüşekatılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 13., 20. ve 74. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönündenincelenmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10., 17., 36., 70. ve125. maddeleri ile bir ilgisi görülmemiştir.
G. Kanun’un 11. Maddesiyle 2941Sayılı Kanun’un 17. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “…1402 sayılıSıkıyönetim Kanununun 15 inci maddesinde yazılı suçları işleyenler…”İbaresinin “…26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109, 124,148, 149, 170 ila 172, 179, 185 ila 188, 190, 202, 213 ila 217, 220, 223, 240,299 ila 339 uncu maddelerinde belirtilen suçları işleyenler…” ŞeklindeDeğiştirilmesi ile Anılan Maddeye Eklenen İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarınİncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
190. Dava konusu kurallar, seferberlik ve savaş hâllerinde askerî mahkemelerin görevalanına giren suçlar ile bunların yargılanma usulüne ilişkin düzenlemeleröngörmektedir.
191. 2941 sayılı Kanun’un 1. maddesindeanılan Kanun’un amacının, devletin tüm güç ve kaynaklarını barış hâlindenseferberlik ve savaş hâline süratle ve etkin bir şekilde geçirmek suretiylebarıştan itibaren seferberlik ve savaş hükümlerinin uygulanma esaslarınailişkin yükümlülükleri belirlemek olduğu ifade edilmiştir.
192. Kanun’un 3. maddesinde seferberlik,devletin tüm güç ve kaynaklarının, başta askerî güç olmak üzere, savaşınihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hazırlanması, toplanması, tertiplenmesi vekullanılmasına ilişkin bütün faaliyetlerin uygulandığı, hak ve özgürlüklerinkanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandığı hâl olarak tanımlanmıştır. Aynımaddede, seferberlik faaliyetinin başlatıldığı gün ve saatten, kaldırıldığı anakadar devam eden durum seferberlik hâli olarak açıklanmıştır.
193. Ayrıca anılan maddede savaşın,devletin bekasını temin etmek, millî menfaatleri sağlamak ve millî hedeflerielde etmek amacıyla başta askerî güç olmak üzere devletin maddi ve manevi tüm güçve kaynaklarının hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan kullanılmasını gerektirensilahlı mücadele olduğu belirtilmiş, savaş ilanına karar verilmesinden, buhâlin kaldırıldığının ilan edilmesine kadar devam eden süre içinde hak veözgürlüklerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandığı durum da savaş hâliolarak tarif edilmiştir.
194. 22/5/1930tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun ek 11. maddesinde anılan Kanun’dadüzenlenen suçlar ile asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgiliolarak işledikleri suçların askerî suç olduğu, Kanun’da düzenlenen ve askerkişiler tarafından işlenen Kanun’un 60., 62., 65., 66., 67., 68., 70., 79.,81., 82., 85., 87., 88., 89., 90., 91., 97., 98., 100., 101., 102. ve 136.maddelerinde düzenlenen suçların ise sırf askerî suç olduğu belirtilmiştir.
195. Anayasa Mahkemesi kararlarında askerîsuçların, askerî bir yararı koruma amacı güden ve 1632 sayılı Kanun tarafındanöngörülen veya yapılan atıf dolayısıyla bu Kanun’un uygulama alanına girensuçlar olduğu, sırf askerî suçların ise yalnızca asker şahıslar tarafındanaskerî bir hizmet veya görevin ihlali suretiyle işlenebilen ve unsurlarınıntamamının söz konusu Kanun’da düzenlenen suçlar olduğu belirtilmiştir. Anılankararlarda askerî suçlar ile sırf askerî suçların askerî disiplini korumak vesürdürmek, adalet ile disiplin arasında denge sağlamak, adil ve sürekli birdisiplin düzeni oluşturmak amacıyla ihdas edildiği, başka bir ifadeyle anılansuçların, askerî disiplini korumak ve sürdürmek ve askerî hizmete veya görevebağlı olan kamusal menfaatin korunması amacıyla öngörüldüğü ifade edilmiştir(AYM; E.2018/161, K.2019/13, 14/3/2019, § 17; E.2017/32, K.2018/81, 11/7/2018,§ 11).
2. İptal Talebinin Gerekçesi
196. Dava dilekçesinde özetle; 2010yılında yapılan Anayasa değişikliği ile askerî mahkemelerin kaldırıldığı veaynı değişiklik kapsamında Anayasa’nın 142. maddesine eklenen fıkra uyarıncadisiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemelerin kurulamayacağı, ancak savaşhâlinde asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara aitdavalara bakmakla görevli askerî mahkemelerin kurulabileceğinin hükmebağlandığı, dolayısıyla savaş hâlinde dahi sivil kişilerin askerî mahkemedeyargılanmasının mümkün olmadığı, ancak kuralların seferberlik ve savaş hâliilan edilen bölgelerde belirli suçları işleyen veya bunlara iştirak edenherkesin, komutanlar tarafından askerî mahkemelerde yargılanmalarına imkântanındığı belirtilerek kuralların Anayasanın 142. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
3. Anayasaya Aykırılık Sorunu
197. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 9. maddesi yönünden deincelenmiştir.
198. 2941 sayılı Kanun'un 17. maddesininbirinci fıkrasında seferberlik ve savaşhâllerinde bu Kanun’un 12. maddesine göre tespit ve ilan edilen bölgeleriçinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109., 124., 148.,149., 170 ila 172., 179., 185 ila 188., 190., 202., 213 ila 217., 220., 223.,240., 299 ila 339. maddelerinde belirtilen suçları işleyenlerin veya bu suçlaraiştirak edenlerin, bölgede yetkili kılınan komutan tarafından gerekli görüldüğütakdirde, askerî mahkemelerde yargılanacakları öngörülmüştür. Anılan fıkradayer alan “…26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109, 124,148, 149, 170 ila 172, 179, 185 ila 188, 190, 202, 213 ila 217, 220, 223, 240,299 ila 339 uncu maddelerinde belirtilen suçları işleyenler…” ibaresi davakonusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.
199. Maddenin dava konusu olan ikinci,üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise 2941sayılı Kanun’da belirtilen suçlardan dolayı belirli kişiler hakkında bölgedeyetkili kılınan komutanın kovuşturma yapabilmesi için izni gerekli makam vekurullar gösterilmiş, söz konusu iznin verilmemesi hâlinde uygulanacak usul ilediplomatik dokunulmazlıkla ilgili düzenlemelerin saklı olduğu belirtilmiştir.
200. Anayasa’nın 142. maddesinin birincifıkrasında “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi veyargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
201. Anılanmaddenin ikinci fıkrasında da disiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemelerinkurulamayacağı ancak savaş hâlinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarakişledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemelerinkurulabileceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla sadece savaş dönemlerindeve yalnızca asker kişilerin görevleriyle ilgili işledikleri suçlara bakmaküzere askerî mahkemeler kurulabilecektir.
202. Anayasa'nın 9. maddesinde yargı yetkisinin, Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiştir. Anılan hükme göre yargıyetkisinin mahkemeler dışında başka bir organca kullanılması ve mahkemelerin buyetkiyi diğer organlarla paylaşması mümkün değildir (AYM, E.1992/27, K.1992/31, 5/5/1992).
203. Maddeninbirinci fıkrasında yer alan dava konusu ibarede, seferberlik ve savaş hâllerinde askerî mahkemelerin görevalanını oluşturan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda geçen suçların gerçektenaskerlik görevleriyle ilgili olup olmadığı yönünde belirleme yapılmadığı gibisöz konusu suçları işleyenlerle ilgili olarak asker sivil ayrımı yapılmaksızınherkesin askeri mahkemelerde yargılanmasına imkân tanınmaktadır. Dolayısıylakuralın savaş haline münhasır olmak üzere yalnızca asker kişilerin görevleriyleilgili işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemelerinkurulabileceğini öngören anayasal hükümle bağdaşmadığı açıktır.
204. Bunun yanında 2941 sayılı Kanun’un17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan dava konusu ibare ile anılanmaddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarıarasında doğrudan sebep sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle seferberlik ve savaş hâlinde 5237 sayılı Kanun’dasayılan suçları işleyenlerin yetkili kılınan askerî komutan tarafından yargılanabileceği,kovuşturma yapılması izne bağlanan kişilerin asker ve sivil görevli kişilerolduğu, kovuşturma izninin verilmemesi hâlinde uygulanacak usul ve diplomatikdokunulmazlıkla ilgili istisnanın da bu kişilerin yargılanmaları ile bağlantılıolarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
205. Dava konusu ikincifıkrada ise maddenin birinci fıkrasında sayılan suçlardan dolayı belirlikişiler hakkında verilecek izin üzerine bölgede yetkili kılınan komutanınkovuşturma yapmasına imkân tanınmaktadır.
206. Dolayısıyla Anayasa’ya aykırı olan birinci fıkrakapsamında söz konusu suçları işleyenlerle ilgili olarak devletin farklı kademelerinde görev yapan asker-sivilkişiler hakkında kovuşturma yapılmasını izne bağlayan ve izin verilmemedurumunda uygulanacak usul ile diplomatik dokunulmazlıklara yönelik düzenlemelerisaklı tutan kurallar da Anayasa’nın 142.maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık oluşturmaktadır.
207. Öte yandan dava konusu ikinci fıkrada ilgili kişi vemakamlarca izin verilmesi hâlinde bölgede yetkili kılınan komutanın belirlikişiler hakkında kovuşturma yapabilmesine imkân tanınması yargı yetkisiniyalnızca bağımsız mahkemelerin kullanabileceğini hükme bağlayan Anayasa’nın 9.maddesine aykırılık sonucunu doğurmaktadır.
208. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 9. ve 142. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Ğ. Kanun’un 12. Maddesiyle 3713 sayılıKanun’a Eklenen Ek 4. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…ileMilli Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veiltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…”ve “…bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer AletlerHakkında Kanunun ek 8 inci maddesine göre ilgili idarelerce işlem tesisedilir.” Bölümlerinin İncelenmesi
1.Cümlenin “…ile Milli Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veiltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…”Bölümü
a.İptal Talebinin Gerekçesi
209. Davadilekçesinde özetle; idari nitelikteki kamu görevinden çıkarma kararlarınabağlı olarak yeni bir yaptırım uygulanmasının hukuk devleti ilkesiylebağdaşmadığı, kuralda yer alan mensubiyet, iltisak ve irtibatkavramlarının içeriklerinin belirsiz ve öngörülemez olduğu, hukuk devletindebireylerce hangi fiillerin yaptırıma tabi olduğunun önceden öngörebilmesigerektiği, cezayı gerektirecek fiiller bakımından kuralda belirsizliklerinbulunduğu, bu nedenle kuralın kanunilik ölçütünü karşılamadığı, bunun yanındayaptırımın disiplin cezası niteliğinde olduğu dikkate alındığında kuralın suçve cezalara ilişkin anayasal güvenceleri karşılamadığı, ayrıca kuraldaöngörülen ve yaptırıma esas tutulan bir yapının millî güvenliğe karşıfaaliyette bulunup bulunmadığının Millî Güvenlik Kurulunun (MGK) kararına dayalıolarak belirlendiği, siyasi organ olan MGK’nın aldığı tavsiye niteliğindekararların icrai niteliğinin bulunmadığı, bu itibarla MGK kararına dayanılarakcezai yaptırım uygulanmasının hukuk devletinde kabul edilemeyeceği, ayrıca budurumun Anayasa’dan kaynaklanmayan bir yetkinin kullanımı sonucunu doğurduğubelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 13., 35., 38. ve 118. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b.Anayasaya Aykırılık Sorunu
i. Bölümde Yer Alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…”İbaresi
210. 3713 sayılıKanun’un ek 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde belirlisuçlardan mahkûm olanların yanı sıra MGK’ca devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevindençıkarılanların silah ruhsatlarının iptal edileceği belirtilmiştir. Anılancümlede yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ibaresi dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
211. Anayasa’nın 118. maddesininüçüncü fıkrasında “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenliksiyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararlarıve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Cumhurbaşkanınabildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü vebölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasınızorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Cumhurbaşkanınca değerlendirilir.”denilmektedir.
212. Bu bağlamda MGK’nın başlıcagörevleri, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıile ilgili tavsiye kararları almak ve gerekli koordinasyonun sağlanmasıkonusundaki görüşlerini bildirmektir. MGK’nın devletin varlığı ve bağımsızlığı,ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunmasıhususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlarıCumhurbaşkanlığınca değerlendirilir.
213. Cumhurbaşkanı yardımcılarıve Genelkurmay başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca gündemi düzenlenenMGK’nın kararlarının hukuki niteliği Anayasa’nın anılan maddesinde açıkçabelirlenmiştir. Buna göre MGK’nın alacağı kararlar tavsiye niteliğinde olup bukararlar Cumhurbaşkanı’na bildirilir.
214. Nitekim Anayasa’nın 104.maddesinde devletin başı olan Cumhurbaşkanı’nın millî güvenlik politikalarınıbelirleyeceği ve bu kapsamda gerekli tedbirleri alacağı düzenlenmiştir. YineCumhurbaşkanı’nın millî güvenliğin sağlanmasından sorumlu olduğu Anayasa’nın117. maddesinde hükme bağlanmıştır.
215. Bu açıdan istişarinitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahipolmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGKkararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icraedilemeyeceği açıktır.
216. Dava konusu ibarenin de yer aldığı kural, MGK’cadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapıoluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının iptalinidüzenlemektedir. Millî güvenliğe karşı tehditlerin belirlenmesi ve butehditlerin hangi kaynak, kişi ya da yapıdan geldiğinin tespit edilmesindeCumhurbaşkanı başkanlığında toplanan MGK’nın tavsiye niteliğinde kararalamayacağı söylenemez.
217. Bununla birlikte dava konusu “…Milli GüvenlikKurulunca…” ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğindenhukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarınınyürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesimümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadanbu kararlara hukuk aleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın lafzıylabağdaşmamaktadır.
218. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 118.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın118. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6.,13., 35. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
ii. BölümdeYer Alan “…üyeliği,mensubiyeti ve…” İbaresi
219. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.
220. 3713 sayılıKanun’un ek 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde belirlisuçlardan mahkûm olanların yanı sıra devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevindençıkarılanların silah ruhsatlarının iptal edileceği belirtilmiştir. Anılancümlede yer alan “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibaresi dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
221. Dava konusukuralın yer aldığı maddede silah ruhsatlarının iptali ve mülkiyetinin kamuyageçirilmesine ilişkin düzenleme öngörülmekte ise de kişilerin kamu görevindençıkarılma sürecine de atıfta bulunulmuş olması nedeniyle kuralların kamugörevinden çıkarma tedbiriyle yakından ilgili olduğu anlaşılmaktadır.Dolayısıyla kamu görevinden çıkarma tedbiriyle ilgili düzenlemelerde geçen terörörgütlerine üyelik ve mensubiyet çerçevesinde değerlendirme yapılmasıgerekir.
222. Öncelikleterör örgütlerine üyelik ve mensubiyet kavramlarıyla kişilere yönelik suçisnadında bulunulup bulunulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Terörörgütüne üye olmak, -kanundaki tanımıyla suç işlemek amacıyla kurulmuş olanörgüte üye olmak- 5237 sayılı Kanun ile 3713 sayılı Kanun kapsamında suç olarakdüzenlenmiştir. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38.maddesinin dördüncü fıkralarında güvence altına alınan masumiyet karinesikapsamında incelenmesi gerekmektedir.
223. Masumiyetkarinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın36. maddesinde de herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahipolduğu belirtilmiştir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce degüvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındakendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncayakadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının birunsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlusayılamayacağına dair Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıcadüzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
224. Masumiyetkarinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonucundasuçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğiniifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır.Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadansuçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.
225. Masumiyetkarinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır: Dava konusu kuralla dailgisi olan güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılamasısonuçlanıncaya kadar geçen, başka bir ifadeyle kişinin ceza gerektiren birsuçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçluolduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkındaerken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamısadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynızamanda diğer tüm devlet kurumlarının da işlem ve kararlarında, suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya daaçıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konuceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarakyürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi)masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No:2015/6075, 11/6/2018, § 39).
226. Dava konusukuralda kamu görevinden çıkarma tedbirine atıf yapılarak kişilerin terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamugörevinden çıkarıldıkları belirtilmiştir. Söz konusu ibareler, kural kapsamındakamu görevinden çıkarılanlardan terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturmasıveya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçluolduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veyamensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir.Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasınaneden olabilecek ifadeler içeren kural, masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
227. Buna görekural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği hâldekişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması masumiyetkarinesine aykırılık oluşturmaktadır.
228. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın36. ve 38. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın2., 6., 13., 35. ve 118. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
iii. Bölümün KalanKısmı
229. Dava konusu kural, devletinmilli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılankişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesini öngörmektedir.
230. Silahruhsatının edinilmesinin belirli şartlara bağlanması, bu şartların ortadankalkması ya da silah edinilmesi amacına aykırı durumların (güvenlik vs.)oluşması hâlinde ruhsatın iptal edilmesi, kamu yararının önemli bir yönü olankamu güvenliğinin sağlanması ve bu yöndeki faaliyetlerin kontrol edilmesiniamaçlayan tedbirler kapsamındadır. Dolayısıyla devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılan kişilerinsilah ruhsatlarının iptal edilmesi -bu işlemin silahın devri sonucunu doğurduğugözetildiğinde- mülkiyet hakkını sınırlamaktadır.
231. Anayasa’da yeralan ve yukarıda yer verilen üçüncü kural devlete, mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşruluk ve ölçülülükilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göremülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunlakullanılmalıdır (Orhan Yüksel, B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58).
232. Kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesinin şartı olaraköngörülen devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla bağlantıları nedeniyle kamu görevinden çıkarılmalarında kriter olarakkullanılan iltisak ve irtibat ibarelerinin genel kavramniteliğinde olduğu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlaragöre yargı içtihatlarıyla belirlenebileceği (AYM, 14/11/2019 tarihli veE.2018/89, K.2019/84; 2018/81, 2021/45, 24/6/2021) dikkate alındığında kurallamülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
233. Kamugörevinden çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının iptalini öngören kuralın,millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve korunması suretiyle kamuyararını hedeflediği bu yönüyle sınırlamanın Anayasa’nın 35. maddesindebelirtilen sınırlama sebebine uygun olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralınanayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
234. Kural kapsamında kişilerinsilah ruhsatlarının iptal edilmesinin millî güvenlik aleyhine yürütülenfaaliyetlerin ortadan kaldırılması ve kamu düzeninin sağlanması amacına ulaşmabakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
235. Silah ile kamu güvenliğikavramları arasındaki yakın ilişki dikkate alındığında silah ruhsatı ile ilgilişartları (edinme ya da iptali) belirlemede kanun koyucunun geniş bir takdiryetkisi vardır. Esasen devletin bu konudaki yaklaşımı, güvenlik politikalarıylailgili tercihinden kaynaklanmaktadır. Silah edinilmesinde bireysel menfaatlerekarşı toplumsal yarar öncelikli bir konumdadır. Bu da devlete, kamu güvenliğinitehdit eden bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığında geçici ya da sürekliolarak kişilerin silah ruhsatını iptal etme veya askıya alma gibi tasarruflardabulunma imkânı sağlamaktadır.
236. Dolayısıyla,millî güvenliğe karşı faaliyetlerde bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veya gruplarlabağlantılı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin silahruhsatlarının iptal edilmesini düzenleyen kuralla, millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanması ve korunması amacına ulaşma bakımından kişilerin mülkiyethakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği söylenemez.
237.Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptaltalebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili 2. ve 118. maddeleri çerçevesindeileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerikapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6. ve 38. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
2.Cümlenin “…bu silahların mülkiyetininkamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı AteşliSilahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesinegöre ilgili idarelerce işlem tesis edilir.” Bölümü
a. İptal Talebinin Gerekçesi
238. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural kapsamındasilahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin müsadere niteliği taşıdığı,herhangi bir suç konusu olmayan bir silahın yalnızca sahibinin bazı suçlardanmahkûm olması ya da kamu görevinden çıkarılması nedeniyle mülkiyetinin kamuyageçirilmesinin meşru bir amacının olamayacağı, meşru bir amacın bulunduğuvarsayılsa dahi böyle bir tedbirin gerekli olmadığı, ruhsatların iptaledilmesiyle silahların sahiplerinin bu silahlarını belirli bir süre içindeelden çıkarmakla yükümlü kılınabilecekleri belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,6., 13., 35., 38. ve 118. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
239. 3713 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinde, 5237 sayılı Kanun’da yer alan devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine, millî savunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlar ile casusluksuçundan mahkûm olanların yanı sıra devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veiltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılan veruhsatları iptal edilen kişilerin silahlarının mülkiyetinin kamuyageçirilmesine karar verileceği ve 6136 sayılı Kanun’un ek 8.maddesine göre ilgili idarelerce işlem tesis edileceğiöngörülmüştür. Anılan cümlenin “…bu silahların mülkiyetininkamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı AteşliSilahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesinegöre ilgili idarelerce işlem tesis edilir.” bölümü dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
240. Kuraldabelirli suçlardan mahkûm olanlar ile kamu görevinden çıkarılmaları nedeniyletaşıma ve bulundurma ruhsatları iptal edilen kişilere ait silahlarınmülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verileceği ve silahlar hakkında 6136sayılı Kanun’un ek 8. maddesine göre işlem tesis edileceği belirtilmiştir.
241. Mülkiyetinkamuya geçirilmesi idari bir tedbir olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun16. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede, kabahatler karşılığındauygulanacak olan idari yaptırımların, idarî para cezası ve idarî tedbirlerdenibaret olduğu, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alandiğer tedbirlerin ise idari tedbir olduğu belirtilmiştir.
242. Bu itibarlaanılan kanun kapsamında mülkiyetin kamuya geçirilmesi, kabahatin konusunuoluşturan ya da kabahat niteliğindeki fiillerin işlenmesi nedeniyle ortayaçıkan eşyaların mülkiyetinin devlet veya kamu kurum ve kuruluşlarınadevredilmesini sağlayan bir yaptırım türüdür.
243. Ayrıca5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinde kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılanveya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtanmeydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacağı, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlananeşyanın da kamu güvenliği, kamu sağlığı ve genel ahlak açısından tehlikeliolması durumunda müsadere edileceği belirtilmiştir. Yine aynı maddede üretimi, bulundurulması,kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın da müsadereyekonu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla özel mülke konu olan bir eşyanındevlet ya da kamu kurumlarına devredilmesi sonucu dışında mülkiyetin kamuyageçirilmesi ile müsadere arasında amaç, konu ve kapsam yönünden farklılıklarınbulunduğu anlaşılmaktadır.
244. Anayasa Mahkemesi birçok kararında, idareninbir yargı kararına gerek olmaksızın kanunların açıkça verdiği bir yetkiye dayanarakidare hukukuna özgü yöntemlerle doğrudan doğruya bir işlem tesis ederekuyguladığı yaptırımlarla verdiği cezaları idarî yaptırım olaraknitelendirmiştir (AYM, E. 1996/48, K.1996/41, 23/10/1996). Kuşkusuz idareyekanunla hürriyeti bağlayıcı cezalar dışında para cezası, disiplin cezası ya dabelirli bir haktan geçici olarak yoksun kılma gibi yaptırımlar uygulamayetkisinin verilmesinde anayasal bir engel bulunmamaktadır (AYM, E.2000/43,K.2004/60, 13/5/2004).
245. Kuralkapsamında belirli suçlardan mahkûm olan ve kamugörevinden çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesinin bir sonucuolarak bu kişilere ait silahların mülkiyetinin idarece kamuyageçirilmesine karar verileceği düzenlenmekle kanun koyucunun kamu düzeni, millîgüvenlik ve kamu güvenliğini sağlama amacı güderek herhangi bir kabahat ya dasuç konusu oluşturmayan silahların da mülkiyetinin devlete devredilmesisonucunu doğuran söz konusu yaptırımı ihdas ettiği anlaşılmaktadır. Bu yönüylekuralda öngörülen yaptırımın 5326 sayılı Kanun ile diğer mevzuat hükümlerikapsamı dışında kalan idari bir tedbir niteliğinde olduğu açıktır.
246. Kuralda ayrıca mülkiyetikamuya geçirilmesine karar verilen silahların 6136 sayılı Kanun’un ek 8.maddesi gereğince Cumhurbaşkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleriBakanlığı, Ticaret Bakanlığı teşkilatında çalışan belirli niteliklere haizsilah taşıma yetkisi bulunan personele, görevlerinde kullanmak üzere bedelimukabili zati demirbaş silah olarak satılacağı hükme bağlanmıştır. Kamu görevindençıkarılan kişilerin silahlarının mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkinkural ile bunun yöntemini belirleyen söz konusu hüküm arasında doğrudanbağlantı bulunmaktadır.
247. Maddedebelirtilen suçlardan mahkûm olanlarla kamu görevinden çıkarılan kişilere aitsilahların ruhsatlarının iptal edilerek bunların mülkiyetinin kamuyageçirilmesi mülkiyet hakkını sınırlamaktadır.
248. Kuralda öngörülen tedbirin kapsam ve sınırlarınınaçık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralla kişilerin mülkiyethakkına getirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı açıktır.
249. 5237 sayılı Kanun’da yer alan bazı suçlardan mahkûmolanlarla millî güvenlik ve kamu düzenine aykırı faaliyette bulunan yapıve oluşumlarla ilgisi bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılankişilerin silahlarının ruhsatının iptal edilerek mülkiyetinin devletedevredilmesinin, kamu düzeni ve millî güvenlik aleyhine ortaya çıkabilecekbirtakım faaliyetlerin önlenmesinde etkili bir araç olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kuralın genel olarak millî güvenlik vekamu düzeninin sağlanmasını ve korunmasını hedeflediği, bu yönüyle sınırlamadakamu yararı amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan sınırlama meşru bir amacadayanmaktadır.
250. Mülkiyet hakkınagetirilen sınırlamanın Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülüolabilmesi için öncelikle kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasıgerekir. Madde belirtilen suçlardan mahkûm olanlarla devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunan yapı veoluşumlarla bağlantısı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerle ilgili kural kapsamındaöngörülen tedbirin yukarıda belirtilen amaçlara ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
251. Kuşkusuz kanun koyucunun silahların edinilmesiyleilgili şartları tespit ederek bu konuda idari tedbirler öngörmesi mümkündür.Kanun koyucu bu çerçevede 5326 sayılı Kanun ve diğer mevzuat hükümleri dışındakamu görevinden çıkarılmanın bir sonucu olarak bu kişilerin silahlarınınmülkiyetinin kamuya geçirilmesine yönelik idari tedbir düzenlemiştir. Sözkonusu idari tedbirin uygulanmasında anılan Kanun’daki gibi eşyanınmülkiyetinin kamuya geçirilmesi için kabahatin konusunu oluşturması ya da kabahat niteliğindekifiillerin işlenmesi nedeniyle ortaya çıkması zorunluluğu aranmamıştır. Kanunkoyucunun bu yönde bir tercihte bulunması takdir yetkisi kapsamındadeğerlendirilebilir. Ancak mülkiyet hakkı sınırlandırılırken ilgili kamuyararı amacını gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Başkabir ifadeyle kuralın gerekliliği, meşru amacı gerçekleştirmede mülkiyethakkına daha az sınırlama oluşturabilecek başka araçlara başvurulması imkânınınbulunup bulunmadığıyla belirlenebilecektir.
252. Mülkiyet hakkına sınırlama getiren araçlardanhangisinin seçileceği öncelikli olarak kanun koyucunun takdirindedir. Ancak buyetki sınırsız değildir. Tercih edilen aracın temel hakka yönelik sınırlamayıulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumundaAnayasa Mahkemesince sınırlamanın gerekli olmadığı sonucuna ulaşılabilir. Ancakbu konudaki denetim, seçilen aracın isabetli olup olmadığından ziyade hak veözgürlükler üzerinde oluşturduğu etkinin ağırlığına ilişkindir (Hanife Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).
253. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyethakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyinhakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge,kişilerin aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.Sınırlamanın orantılılığını değerlendirirken bir taraftan ulaşılmak istenenmeşru amacın önemi, diğer taraftan da sınırlamanın niteliği ve bu kapsamdakişilere yüklenen külfetin dikkate alınması gerekir (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
254. 1/6/1991tarihli ve 20888 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ateşli Silahlar ve Bıçaklarile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in 16.maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde, millî güvenliğe tehditoluşturan terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle kamugörevinden çıkarılmak, silah ruhsatı verilmesini engelleyen veya iptalinigerektiren hâller arasında sayılmıştır.
255. AnılanYönetmelik’in 21. maddesinde taşıma veya bulundurma ruhsatlı silaha sahipolanların, ruhsatlarında nitelikleri yazılı silahlarını yönetmelik hükümlerinegöre silah taşıma veya bulundurma ruhsatı verilebilecek olan kişilere satışveya hibe yoluyla devredebileceği belirtilmiştir.
256.Yönetmelik’in 17. maddesinde de taşıma veya bulundurma ruhsatı verilenkişilerden sonradan silah taşıma ve bulundurma şartlarını kaybedenlerin, yeniruhsat taleplerinin kabul edilmeyeceği gibi mevcut silah ruhsatları iptaledilerek, silahların zapt edileceği, bu silahların, zapt edildiğitarihten itibaren altı ay içinde silah sahibinin isteği dikkate alınarak, silahsatın almaya hak kazanmış kişilere devrinin (satış veya hibe yoluyla) sağlanacağı, bu süre içinde devri sağlanamayan silahlarla ilgili kanunlara göreişlem yapılmak üzere adli makamlara intikal ettirileceği belirtilmiştir.
257. Buitibarlı kişilerin silah ruhsatının iptal edilmesi hâlinde bu silahlarınmülkiyeti doğrudan devlete intikal etmemekte silah sahiplerinin iradesigözetilerek satış veya hibe yoluyla devrine imkân tanınmaktadır.
258. Dava konusukural kapsamında ise belirli suçlardan mahkûm olanlarla devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara bağlantısı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan ve ruhsatlarıiptal edilen kişilerin silahları herhangi bir giderim yolu veya devir imkânıöngörülmeksizin doğrudan mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmektedir.Söz konusu silahların herhangi bir suçta (veya kabahatte) kullanılması ya dasuça (kabahate) konu faaliyetler sonucu elde edildiğinin tespit edilmesihâlinde bu silahlar hakkında 5237 sayılı Kanun veya diğer mevzuat hükümleriçerçevesinde giderim yolu öngörülmeksizin müsadere ve benzeri tedbirlerinuygulanması da mümkündür.
259. Dolayısıylaherhangi bir suçta (ya da kabahatte) kullanıldığı ya da suça (kabahate) ilişkinfaaliyetten elde edildiği veya bizatihi suç konusu oluşturduğu tespitedilmediği hâlde kişilerin mülkiyetinde bulunan silahların, kamu görevindençıkarılmalarına bağlı olarak üçüncü kişilere devir imkânı tanınmaksızınya da herhangi bir tazminat yolu öngörülmeksizin doğrudan devletedevredilmesini öngören kuralın millî güvenlik ve kamudüzeninin korunması amaçlarına ulaşma bakımından gerekli olduğusöylenemez. Dolayısıyla kural kişilere aşırı birkülfet yükleyerek mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmektedir.
260. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 118. maddelerinede aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri kapsamında iptal edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 118.maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6. ve 38. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
H. Kanun’un 13. Maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 19. Madde ile 7333Sayılı Kanun’un 11. Maddesiyle Geçici 19. Maddede Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi
1. MaddedeYer Alan “…üç yıl…” İbaresi
261. 3713sayılı Kanun’un geçici 19. maddesinde yer alan dava konusu ibare 7333 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle “…dört yıl…”olarak değiştirilmiştir.
262.Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
2. MaddeninKalan Kısmı ile Maddede Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…”Şeklinde Değiştirilmesi
a. (a)Bendi
i. İptalTalebinin Gerekçesi
263. Davadilekçelerinde özetle, dava konusu kuralla gözaltı sürelerinin uzatılmasınınşüphelilere kötü muamelede bulunma ihtimalini artıracağı, gözaltı süresininuzatılması ile tutuklamada incelenecek hususların birbirinden farklı olduğu,kural kapsamında gözaltı süresinin hâkim tarafından uzatılmasının Anayasa’nın19. maddesindeki hâkim önüne çıkarılma güvencesini karşılamaktan uzak olduğu,ayrıca bu tür kararlara karşı yapılacak itirazların yine sulh ceza hâkimleritarafından inceleneceği bunun da sorunlara yol açacağı, kuralda yakalamaemri üzerine yakalanan kişi hakkında da gözaltı hükümlerinin uygulanmasınınkişilerin Anayasa’ya aykırı bir şekilde uzun süre göz altında kalmalarısonucunu doğuracağı, OHAL dönemi kurallarının uygulamasının uzatılabilmesininyolunun yeniden OHAL ilan edilmesiyle mümkün olduğu, OHAL şartları oluşmadansöz konusu sürelerin kanun yapılarak uzatılmasının yetki gaspı niteliğitaşıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 13., 17., 19. ve 36.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ii.Anayasaya Aykırılık Sorunu
264. Davakonusu kuralla 3713 sayılı Kanun’un geçici 19. maddesininyürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihinden itibaren dört yıl süreyle; 5237 sayılı Kanun’unİkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümündetanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar veya örgütfaaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından gözaltı süresinin,yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu sürehariç, yakalama anından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenensuçlarda dört günü geçemeyeceği, delillerin toplanmasındaki güçlük veyadosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresinin, bu sürelerle bağlı kalmakkaydıyla, en fazla iki defa uzatılabileceği, gözaltı süresinin uzatılmasınailişkin kararın, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine yakalanan kişidinlenilmek suretiyle hâkim tarafından verileceği, yakalama emri üzerineyakalanan kişi hakkında da bu kural hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
265. Kural,devletin güvenliğine, anayasal düzene ve işleyişine, milli savunmaya, devletsırlarına karşı işlenen suçlar ile casusluk suçu, 3713 sayılı Kanun kapsamınagiren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımındangözaltı sürelerini düzenlemektedir. Bu kapsamda 5271 sayılı Kanun’un 91.maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında düzenlenen gözaltı sürelerininuzatılması ve hâkim kararıyla ek gözaltı süresi verilmesi imkânı getirilmektedir.
266. Öte yandan kuralın dördüncü cümlesinde yakalama emriüzerine yakalanan kişi hakkında da kuralın birinci, ikinci ve üçüncücümlelerinin geçerli olacağı belirtilmiştir.
267. Yakalama emri Kanun’un 98. maddesinde düzenlenmiştir.Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında soruşturma evresinde çağrı üzerinegelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebiüzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emrinin çıkarılabileceği, ayrıcatutuklama talebinin reddi kararına itiraz hâlinde de itiraz mercii tarafındanyakalama emrinin düzenlenebileceği belirtilmiştir.
268. Maddenin (2) numaralı fıkrasında yakalanmış ikenkolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya cezainfaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlüler hakkında Cumhuriyet savcısı vekolluk kuvvetleri tarafından düzenlenebilecek yakalama emrine ilişkin hüküm yeralmaktadır. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise kovuşturma evresinde kaçaksanık hakkında yakalama emrinin re'sen veya Cumhuriyet savcısının talebiüzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenleneceği belirtilmiştir.
269. Açıklanan hükümler doğrultusunda kuralın dördüncücümlesi uyarınca kuralın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinde düzenlenengözaltı hükümlerine yapılan atfın daha önce o suç nedeniyle hakkında gözaltıtedbiri uygulanmamış kişilere yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Başka birifadeyle kuralın dördüncü cümlesinde yer alan “Yakalama emri üzerine…”ibaresinden Kanun’un 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinegöre soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüphelihakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafındandüzenlenen yakalama emrinin anlaşılması gerekir.
270. Bu çerçevede kuralın dördüncü cümlesi kapsamındayakalama emri üzerine yakalanan kişinin yakalama yerine en yakın hâkim veyamahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç yakalama anından itibaren kırksekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde yetkili hâkim veya mahkemeninönüne çıkarılması gerekir. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanınkapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi belirtilen sürelere bağlı kalmakkoşuluyla en fazla iki defa hâkim tarafından uzatılabilecektir.
271. 5271sayılı Kanun’un anılan maddesinde düzenlenen gözaltı, yakalanan kişi hakkındakiceza soruşturmasının tamamlanması amacıyla kişinin yetkili hâkim önüneçıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanuni süre içinde özgürlüğününgeçici olarak kısıtlanmasını öngören bir koruma tedbiridir. Maddenin (2)numaralı fıkrasına göre gözaltının uygulanabilmesi için bu tedbirin soruşturmayönünden zorunlu olması ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somutdelillerin varlığı gerekir.
272. Kural,belirli suçlar yönünden yürütülen ceza soruşturmasında Cumhuriyet savcısınakırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün süreyle gözaltıtedbirini uygulaması, yine belirtilen sürelerle ilgili hâkime iki defayıaşmamak üzere gözaltı süresini uzatma yetkisi tanımakla kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sınırlama getirmektedir.
273.Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci veüçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sınırlanması, ancakAnayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirtilen durumlardan herhangi birinin varlığıhâlinde söz konusu olabilir.
274. Kuralda gözaltısüresinin uzatılmasının usul ve şartlarının açık ve net olarak düzenlendiğigözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanınkanuni bir temele dayandığı açıktır. Gözaltı sürelerini uzatan vehâkim kararıyla ek gözaltı süresi verilmesi imkânını tanıyan kurallarınözellikle terör ve örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar bakımından,bu suçlarla mücadele etmenin zorluğu, şüphelilerin örgüt bağlantılarınınçözülmesinin zaman alması, somut delillere ulaşmadaki sorunlar nedeniyle cezasoruşturmasının sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve böylelikle suçlaetkin mücadele edilerek kişilerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzenininkorunmasına yönelik meşru bir amacadayandığı anlaşılmaktadır.
275. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasına göre yakalanan veyatutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gereklisüre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dörtgün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkimkararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler OHAL ve savaşhâllerinde uzatılabilir. Gözaltı süresi kişinin fiili ya da yetkili mercininemri üzerine yakalanmasıyla başlar. Gözaltına alınan kişinin belirlenen sürelersonunda serbest bırakılması ya da sulh ceza hâkimine sevk edilerek sorguyaçekilmesi gerekir.
276. Hâkim kararı olmaksızın Cumhuriyet savcısı veyayetkili kolluk amiri tarafından gözaltına alınarak özgürlüğünden yoksunbırakılan kişinin keyfî uygulamalara maruz kalmaması için bir an önce hâkimönüne çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle gözaltı süreleriolabildiğince kısa tutulmuş; Anayasa’da ve kanunlarda gözaltı için belirlisınırlamalar öngörülmüştür.
277. Kural 5237 sayılı Kanun’da yer alan belirli suçlar ile3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar veya örgütfaaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından gözaltı süresini,yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu sürehariç, yakalama anından itibaren kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlardaise dört gün olarak öngörmek suretiyle 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen azamigözaltı sürelerini uzatmaktadır. Söz konusu sürelerin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü ve beşinci fıkralarındabelirtilen güvencelere uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural,anılan fıkraların sözüne aykırı değildir.
278. Bununyanında kural iki defayı aşmamak üzere hâkim kararıyla ek gözaltı süresiverilmesini hükme bağlamaktadır. Hâkim tarafından ek gözaltı kararının verilebilmesiiçin delillerin toplanmasında güçlük veya dosyanın kapsamlı olması, Cumhuriyetsavcısının talebi ve yakalanan kişinin dinlenilmesi şartlarının gerçekleşmesigerekmektedir.
279. Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası,bir kişinin hâkim kararı olmaksızın gözaltında kalabileceği azami süreyidüzenlemiş, öngörülen süreler içinde kişinin hâkim önüne çıkarılmasınızorunlu kılmıştır. Gözaltında bulunan kişinin hâkim önüne çıkarılması,özgürlükten yoksun bırakılma hâlini esastan inceleyecek ve bu durumu ortadankaldıracak nitelikte bağlayıcı karar verme yetkisini haiz, bağımsız ve tarafsızbir mahkeme denetiminin sağlanması anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeylegözaltı süreci devam ederken bunun koşullarının bağımsız ve tarafsız mahkeme tarafındandeğerlendirilmesi, gerekirse tedbirin sonlandırılması veya süresinin uzatılmasıAnayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasında geçen kişinin azamiolarak öngörülen süre içinde hâkim önüne çıkarılması zorunluluğunukarşılamaktadır.
280. Bu açıdan hâkim kararıyla ek gözaltı süresiverilmesini düzenleyen kural, kişinin azami gözaltı süreleri içinde hâkim önüneçıkarılmasını düzenleyen Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasıylaçelişmemektedir.
281. Öte yandan kanun koyucunun Anayasa’daöngörülen sınırlar içinde gözaltı sürelerini belirlemede takdir yetkisininbulunduğu açıktır. Ancak bu yetki kanun koyucuya süre yönünden öngörülensınırlar içinde olsa dahi keyfî uygulamalara neden olabilecek düzenlemeleryapma yetkisi vermez. Yine Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasında yeralan gözaltı süreleri içinde hâkim önüne çıkarılma zorunluluğu, yalnızcagözaltı tedbirini sonlandırmak üzere -sorguya sevk amacıyla- kişinin hâkimönüne çıkarılması anlamına gelmese de bu durumda dahi gözaltı tedbirininamacını aşacak şekilde uygulanmasına neden olabilecek düzenlemeler kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına ölçüsüz sınırlama getirebilir. Anayasa’nınöngördüğü sınırlar içinde belirlenen gözaltı ve ek gözaltı sürelerininorantılılığının, tedbirin amacı, uygulama alanı, tedbire karşı öngörülen usuleilişkin güvenceler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
282. 15Temmuz darbe teşebbüsünden sonra ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıklarınıntalimatı ile darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiylebağlantılı olmasa bile terör örgütleri ile bağlantılı olduğu değerlendirilenyüz binlerce kişi hakkında soruşturma başlatılmış, bunların önemli bir kısmıhakkında gözaltı tedbirine başvurulmuştur. Soruşturma mercileri darbe teşebbüsügibi ani ve öngörülmeyen bir durum karşısında bir anda yüz binlerce şüphelihakkında soruşturma başlatmak zorunda kalmışlardır. Soruşturmaların ağırlıkmerkezini oluşturan FetullahçıTerör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması’nın (PDY) niteliği dikkatealındığında bu örgütle bağlantısı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgiliyapılan soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor vekarmaşık özellik arz ettiği açıktır. Söz konusu zorluklar karşısındasoruşturmaların sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için gözaltı sürelerininuzatılması ve hâkim kararıyla ek gözaltı süresi alınması yönünde bir ihtiyacınortaya çıktığı ileri sürülebilir.
283. Buaçıdan kuralın etkin ve sağlıklı bir şekilde soruşturma yapılmak suretiylekişilerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzeninin korunmasına amacına ulaşmabakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
284. Bununla birlikte kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkına yönelik sınırlamanın amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasınısağlayacak yasal güvencelerin de oluşturulması gerekir. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan veyatutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındakiiddiaların herhâlde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarakderhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadarbildirileceği belirtilerek isnat olunan suçla ilgili kişilere bilgi vermeyükümlülüğü, altıncı fıkrasında da kişinin yakalandığı veya tutuklandığınınyakınlarına derhâl bildirileceği belirtilmiştir.
285. Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 95. maddesinde de şüpheliveya sanığın yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresiuzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği birkişiye gecikmeksizin haber verileceği düzenlenmiştir.
286. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında iseher ne sebeple olursa olsun özgürlüğü kısıtlanan kişinin kısa sürede durumuhakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemenserbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurmahakkına sahip olduğu belirtilerek gözaltına itiraz, anayasal güvence altınaalınmıştır.
287. Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun’un 91. maddesinin (5)numaralı fıkrasında da gözaltına alınmayla ilgili Cumhuriyet savcısının yazılıemrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinciveya ikinci derecede kan hısmına hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulhceza hâkimine başvurma hakkı tanınmıştır. Yine anılan Kanun’un 267.maddesinde hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarınakarşı itiraz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralkapsamında gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin hâkim tarafından verilenkarara karşı da anılan madde gereğince kanun yoluna başvurulabilmesi mümkündür.Ayrıca hâkim tarafından verilen ek gözaltı kararına karşı Kanun’un 91.maddesinin (5) numaralı fıkrasının da uygulanmasına engel bir durum olmadığıgözetildiğinde söz konusu fıkrada belirtilen kişilerin de itiraz yolunabaşvurma imkânlarının olduğu anlaşılmaktadır.
288. Diğer yandan Kanun’un 147. maddesinin (c) bendinde,yakalanarak gözaltına alınan şüpheliye müdafi seçebilme hakkı getirilmiş veşüphelinin müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmakistediği takdirde baro tarafından müdafi görevlendirilebilmesine imkântanınmıştır. Böylece gerek gözaltı kararına gerekse de gözaltı süresininuzatılmasına karşı etkili bir başvuru yolu öngörülmüştür.
289. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde kuraldagözaltı tedbirinin hukuka uygunluğunun denetlenmesinde yeterli güvencelere yerverildiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle kural kapsamında gözaltı ve ekgözaltı kararlarının amacına uygun bir şekilde uygulanmasını sağlayacak etkilidenetim mekanizmalarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
290. Kural, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonrakisüreçte terör örgütleriyle yapılan mücadele kapsamında şüpheliler hakkındakisoruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmesi amacına uygun olarak belirlisuçlara özgü olarak kuralın yer aldığı maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle uygulanmak üzere ihdas edilmiştir. KuraldaAnayasa’da azami olarak öngörülen gözaltı süreleriyle uyumlu olarak Cumhuriyetsavcısına tanınan yetki ile darbe girişiminin ardından yoğun bir şekilde devameden soruşturmalarda delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyaların kapsamlıolması hâllerinde gözaltına alınan kişinin dinlenilmesi şartıyla hâkimtarafından en fazla iki defa ek gözaltı süresinin verilmesi, kuralın geçerli olduğu süre ve bu dönemin koşulları da dikkatealındığında ceza soruşturmalarının etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesiamacını gerçekleştirme bakımından kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına orantısızsınırlama getirmemektedir. Bu nedenle, kuralla öngörülen sınırlamanınölçülü olmadığı söylenemez.
291. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerine aykırı değildir. İptal talebininreddi gerekir.
Maddenin (a) bendinin ikinci,üçüncü ve dördüncü cümleleri yönünden ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 19. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 17. ve 36. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
b. (b)Bendi
i. İptal Talebinin Gerekçesi
292. Davadilekçesinde özetle; dava konusu kuralın soruşturma dosyasına yeni delilgirmeden kişilerin defalarca gözaltına alınmasına imkân tanıdığı, 5271 sayılıKanun’un 91. maddesine göre aynı olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısıtarafından yeniden yakalama yapılarak ifade alınabilmesi için yeni bir delilinelde edilmesi gerektiği, Anayasa’ya göre bir kişinin hâkim kararı olmadan enfazla bireysel suçlarda iki, toplu suçlarda dört gün gözaltında tutulabileceği,kural uyarınca kişinin Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından serbestbırakıldıktan sonra tekrar yakalanarak gözaltına alınabileceği, ifade almaişleminin kolluk tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde ise kişilerin emniyetbinalarında gözaltında tutulabileceği, bu durumun işkence ve kötü muameleihtimalini artıracağı gibi hak arama özgürlüğünü de ortadan kaldıracağı, ayrıcaOHAL düzenlemesi niteliğinde olan kuralın olağan dönemde uygulanması için kanunolarak ihdas edilmesinin yetki gaspı niteliği taşıdığı, bu itibarla belirsizolan ve meşru bir amaç taşımayan kuralın Anayasa’nın 2., 6., 13., 17., 19. ve36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ii. Anayasaya Aykırılık Sorunu
293. Kural,3713 sayılı Kanun’un geçici 19. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten itibarendört yıl süreyle geçerli olmak üzere 5237 sayılı Kanun’da yer alan belirlisuçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyetiçerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen ceza soruşturmalarındaşüphelinin aynı olaya ilişkin yeniden ifadesinin alınması ihtiyacının ortayaçıkması durumunda bu işlemin Cumhuriyet savcısının veya onun yazılı emriüzerine kolluk tarafından yapılabileceğini hükme bağlamaktadır.
294. 5271sayılı Kanun’un 145. maddesinde ifadesi alınacakkişinin öncelikle davetiye ile çağrılacağı, davetiyede çağrılma nedenininaçıkça belirtileceği, gelmediği takdirde zorla getirileceğinin yazılacağıbelirtilmiştir. Anılan Kanun’un 146. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre zorlagetirme kararı verilebilmesi için kişi hakkında tutuklama kararı verilmesi veyayakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenlerin bulunması ya da şüpheli veyasanığın usulüne uygun bir şekilde çağrıldığı hâlde ifade veya sorguya gelmemesigerekmektedir. Dolayısıyla zorla getirme kararının verilebilmesinde davetiyenin11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun bir şekildeşüpheli veya sanığa tebliğ edilmesi ve davetiyede çağrılma nedeninin açıkçabelirtilmesi zorunlu birer unsur olarak öngörülmüştür.
295. 5271 sayılı Kanun’un146. maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise zorla getirme kararı ile çağrılanşüpheli veya sanığın derhâl, imkân bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde çağıran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının önünegötürüleceği ve sorguya çekileceği yahut ifadesinin alınacağı hükmebağlanmıştır. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında da zorla getirmesürecinin bu tedbirin uygulanması için haklı görülecek bir zamanda başlayacağıve hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından, sorguya çekilmenin veyaifade almanın sonuna kadar devam edeceği belirtilmiştir.
296. Söz konusu Kanun’un 267. ve devamı maddelerine görehâkim tarafından verilen zorla getirme kararlarına karşı itiraz edilebilir.Ancak Cumhuriyet savcısı tarafından verilen zorla getirme kararına karşıherhangi bir itiraz yolu düzenlememiştir. Doktrinde zorla getirme kararınınkişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına bir müdahale oluşturması nedeniyle yenidenifade alma işlemi kapsamında verilecek zorla getirme kararlarına karşı sulh ceza mahkemesine itirazyoluna başvurulabileceği ifade edilmiştir.
297. Anılan hükümler dikkate alındığında kural kapsamındaCumhuriyet savcısı veya onun yazılı emri ile kolluk kuvvetleri aynı olaynedeniyle kişinin yeniden ifadesinin alınması gerektiğinde birden fazla defazorla getirme tedbirine başvurabileceklerdir. Dolayısıyla şüphelinin ifadesininalınması işlemiyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sınırlamagetirilmektedir.
298. Kuralda şüphelinin yeniden ifadesinin alınmasıişleminin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğindekuralla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.Bunun yanında kuralın özellikle terör ve örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarla mücadele etmegüçlüğü nedeniyle işlemlerin hızlandırılarak ceza soruşturmasının sağlıklı birşekilde yürütülebilmesine ve böylece suçla etkin bir şekilde mücadeleedilerek kişilerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzeninin korunmasına yönelikmeşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
299. 15Temmuz darbe teşebbüsünden sonra özellikle terör suçları nedeniyle başlatılankarmaşık nitelikteki soruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmesi için ihtiyaçortaya çıktığında şüphelilerin yeniden ifadelerinin alınması ve bu kapsamdahaklarında zorla getirme kararı verilmesi söz konusu olabilir. Bu açıdankuralın etkili soruşturma yapılmak suretiyle kişilerin hak ve özgürlükleri ilekamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekliolmadığı söylenemez.
300. Kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik sınırlamanın amacına uygun ve orantılışekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelerin de oluşturulması gerekir.Kural kapsamında Cumhuriyet savcısının veya onun yazılı emri üzerine kollukkuvvetlerinin şüphelinin yeniden ifade alma işlemi ve bu kapsamda CumhuriyetSavcısı tarafından verilen zorla getirme kararına karşı 5271 sayılı Kanunhükümleri çerçevesinde itiraz yoluna başvurulmasına engel bir durumbulunmamaktadır.
301. Dolayısıyla 5271sayılı Kanun kapsamında yeniden ifade alma işleminin hukuka uygunluğunundenetlenmesinin mümkün olduğu bu suretle işlemin amacına uygun bir şekildeuygulanmasını sağlayacak etkili denetim mekanizmalarının bulunduğuanlaşılmaktadır.
302. Dava konusu kural özellikle 15 Temmuz darbegirişiminden sonraki süreçte terör örgütleriyle yapılan mücadele kapsamında şüphelilerhakkındaki soruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmesi amacına uygun olarakbelirli suçlara özgü olarak sınırlı bir süre uygulanmak üzere ihdas edilmiştir.Kuralda Cumhuriyet savcısına yürütülen soruşturma kapsamında şüphelininyeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında söz konusu işlemigerçekleştirmek üzere tanınan yetkiyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınagetirilen sınırlamanın, Kanun’un geçerli olduğu süreve dönemin koşulları dikkate alındığında ceza soruşturmalarının etkin ve sağlıklıbir şekilde yürütülmesi amacını gerçekleştirme bakımından orantısız olduğusöylenemez.
303. Bunun yanında suçlarlamücadele edilerek suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeni sağlanması amacıylaceza soruşturma vekovuşturmalarında uygulanacak usule ilişkin hüküm içeren kural kapsamındayeniden ifade alma işlemine yönelik düzenleme öngörülmesi kanun koyucununtakdir yetkisi kapsamındadır. Bu nedenlekamu yararı amacını gözettiği anlaşılan kuralın Anayasa’nın 2. maddesindegüvence altına alınan hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü debulunmamaktadır.
304. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13. ve19. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 17. ve 36. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
c. (c) Bendi
i. Anlam ve Kapsam
305. 3713 sayılı Kanun’un geçici 19. maddesinin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle 5237 sayılı Kanun’da yer alanbelirli suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar veya örgütfaaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından anılan maddenin dava konusu(c) bendinin (1) numaralı alt bendinde tutukluluğa itiraz ve tahliyetaleplerinin dosya üzerinden karara bağlanabileceği, (2) numaralı alt bendindetahliye taleplerinin en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesiile birlikte dosya üzerinden karara bağlanabileceği, (3) numaralı alt bendindeise 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi uyarınca yapılan tutukluluğunincelenmesinin en geç otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden, doksanar günlüksürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle resen yapılacağıöngörülmüştür.
306. 5271 sayılı Kanun kapsamında,tutuklamaya, tutuklamanın reddine, tutukluluğun devamına veya kaldırılmasına yada şüpheli hakkında adli kontrol uygulanmasına ilişkin kararlara karşı anılanKanun’un 267. ve devamı maddelerine göre itiraz yoluna başvurulabilmesimümkündür.
307. Kanun’un 268. maddesinde tutuklama veya tutukluluğundevamına ilişkin karara itiraz edilmesi üzerine kararı veren hâkim veya mahkemeninitirazı yerinde görmesi hâlinde düzelteceği, aksi durumda en çok üç gün içindeitirazı incelemeye yetkili olan mercie göndereceği belirtilmiştir.
308. Yine Kanun’un 270. maddesinde itirazı inceleyecekmercinin, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşıtarafa bildirebileceği, mercinin inceleme ve araştırma yapabileceği gibigerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebileceği 101. ve 105. maddeleruyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınmasıdurumunda, bu görüşün şüpheli, sanık veya müdafine bildirileceği, şüpheli,sanık veya müdafin de üç gün içinde beyanlarını dosyaya sunabileceği hükmebağlanmıştır.
309. Kanun’un 271. maddesinde ise kural olarak itirazhakkında duruşma yapılmaksızın karar verileceği, ancak gerekli görüldüğündeCumhuriyet savcısının ve sonra müdafi veya vekilin dinlenileceğibelirtilmiştir.
310. Kanun’un 103. maddesinin (1) numaralı fıkrasında isehakkında tutuklama kararı verilmiş olan şüpheli ve müdafinin adli kontrolaltına alınarak serbest bırakılmasını isteyebileceği, 104. maddenin (1)numaralı fıkrasında da soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanığın tahliye talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir.
311. Kanun’un 105. maddesinde ise 103. ve 104. maddeler uyarınca şüpheli veya sanığıntahliye talebi üzerine uygulanacak usul düzenlenmiştir. Buna göre tahliyetalebi üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiningörüşü alındıktan sonra üç gün içinde talebin kabulüne, reddine veya adlikontrol uygulanmasına karar verilebilecektir. Maddede, örgüt faaliyeti çerçevesindeişlenen suçlar bakımından bu süre yedi gün olarak düzenlenmiş, duruşma dışındatahliye talebi değerlendirilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veyamüdafinin görüşünün alınmayacağı, bu kapsamda verilen kararlara267. ve devamı maddeleri gereğince itiraz edilebileceği belirtilmiştir.
312. Dava konusu kuralın (2) numaralı alt bendinde tahliyetaleplerinin en geç otuzar günlük sürelerle inceleneceği belirtilmek suretiyle5271 sayılı Kanun’un yukarıda anılan maddesinde yer alan sürelerden daha uzunbir süre öngörülmüştür.
313. Tutukluluk incelemesi ise Kanun’un108. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve engeç otuzar günlük sürelerle tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğihususunda, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından100. madde hükümleri gözönünde bulundurularak, şüpheli veya müdafi dinlenilmeksuretiyle karar verileceği, tutukluluk durumunun incelenmesinin şüphelitarafından da istenebileceği, hâkim veya mahkemenin, tutukevinde bulunansanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veyakoşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da otuz günlük süre içinde deresen karar vereceği belirtilmiştir.
314. Anılanhükümlere göre tahliye taleplerinin Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veyamüdafinin görüşü alınarak değerlendirilmesi, tutukluluğa itirazda ise merciningerekirse şüpheli, sanık veya ilgililerin yazı ile beyanlarını alarak dosyaüzerinden ya da duruşmalı olarak itirazı incelemesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
ii. İptal Talebinin Gerekçesi
315. Dava dilekçesinde özetle; Anayasa Mahkemesi ve AİHMiçtihatlarına göre tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerindenincelenemeyeceği, kişinin özgürlüğüne yönelik müdahalenin denetlenmesindeadil yargılanma hakkının güvencelerine uygun davranılması ve bu bağlamdasilahların eşitliği ilkesine uygun bir yargılama yapılması gerektiği, tahliyetaleplerinin otuzar günlük sürelerle tutukluluk incelemesi ile birlikte dosyaüzerinden karara bağlanmasının Anayasa’da güvence altına alınan serbestbırakılmayı isteme hakkını ortadan kaldırdığı, soruşturma ve kovuşturmanın heraşamasında kişinin suçsuzluğunu ispat etmek üzere sunduğu bir delilinincelenmesinin ya da mevcut delillerin hukuka aykırı olduğunundeğerlendirilmesinin otuz gün boyunca ertelenmesinin kişi özgürlüğüne keyfîmüdahalede bulunulması sonucunu doğuracağı, kural nedeniyle kişinindoksan gün boyunca yüz yüze tutuklamanın haksız olduğunu ileri sürebilme imkânından yoksun bırakıldığı, ayrıca OHAL düzenlemesi niteliğinde olan kuralınolağan dönemde uygulanması için kanun olarak ihdas edilmesinin de yetki gaspıniteliği taşıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 13., 17., 19.ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
iii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
316. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında,özgürlüğü kısıtlanan kişinin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini vebu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
317. Serbest bırakılmak amacıyla yetkili yargı merciineyapılması gereken başvurudan söz edildiğinden anılan hakkın uygulanması ancaktalep hâlinde söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla burada belirtilen bir yargımerciine başvurma hakkı, suç isnadıyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kimselerbakımından tahliye talebinin yanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı vetahliye talebinin reddi kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesisırasında da uygulanması gereken bir güvencedir (AydınYavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 328).
318. Dava konusu kuralın (3) numaralı alt bendinde 5271sayılı Kanun’un 108. maddesinde yer alan resen tutukluluk incelemelerine ilişkinazami süreler düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre tutukluluk incelemesininresen yapılması nedeniyle bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin sekizincifıkrası uyarınca özgürlüğü kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurmahakkı kapsamında değerlendirilmemektedir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B.No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:2013/6160, 2/12/2015 § 24).
319. Ancak dava konusu kuralın (2) numaralı alt bendi tahliyetaleplerinin (3) numaralı alt bentte yer alan azami süreler içinde tutuklulukincelemeleriyle birlikte değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Dolayısıylatutukluluk incelemelerini düzenleyen (3) numaralı alt bendin de Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
320. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındankaynaklanan temel güvencelerden biri de tutukluluğa itiraz ve tahliyetaleplerinin hâkim önünde yapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesi hakkıdır.Nitekim özgürlüğünden yoksun bırakılan kimsenin bu duruma ilişkinşikâyetlerini, tutuklanmasına dayanak olan delillerin içeriğine veyanitelendirilmesine yönelik iddialarını, lehine ve aleyhine olan görüş vedeğerlendirmelere karşı beyanlarını hâkim/mahkeme önünde sözlü olarak dilegetirebilme imkânına sahip olması, tutukluluğa itirazını çok daha etkili birşekilde yapmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kişi, söz konusu haktan düzenli birşekilde yararlanarak makul aralıklarla dinlenilmeyi talep edebilmelidir (AYM,E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 89).
321. Anılan güvencenin bir yansıması olarak 5271 sayılıKanun'un 105. maddesinde, şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturmaevrelerinde salıverilme talepleri karara bağlanırken duruşmada karar verilecekise Cumhuriyet savcısının yanı sıra şüpheli, sanık veya müdafinin görüşlerininalınacağı belirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde ise soruşturma evresindeşüphelinin tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda kararverilirken şüpheli veya müdafinin dinlenilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Öteyandan Kanun'un 101. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile 267. maddesine göreresen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm kararlar itirazakonu olabilmektedir (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 269).
322. Tutukluluğa ilişkin kararların itiraz incelemesibakımından Kanun'un 271. maddesinde itirazın kural olarak duruşma yapılmaksızınkarara bağlanacağı ancak gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonramüdafi veya vekilin dinlenebileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göretutukluluk incelemelerinin ya da tutukluluğa ilişkin itiraz incelemelerininduruşma açılarak yapılması hâlinde şüpheli, sanık veya müdafinin dinlenilmesigerekmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], § 334).
323. Ancak tutukluluğa ilişkin verilen her kararınitirazının incelenmesinde veya her tahliye talebinin değerlendirilmesindeduruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirebilecektir. Bunedenle Anayasa'da öngörülen inceleme usulüne ilişkin güvenceler, duruşmayapılmayı gerektirecek özel bir durum olmadığı sürece tutukluluğa karşıyapılacak itirazlar için her durumda duruşma yapılmasını gerektirmez (AYM,E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 90).
324. Bununyanında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizincifıkrasında özgürlüğü kısıtlanankişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu talebinkarara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de anılan fıkradageçen “kısa sürede” yer alan özgürlüğü kısıtlanan kişinin bukısıtlamanın hukukiliğine karşı yaptığı itirazın mümkün olan en kısa süredekarara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır (Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B.No: 2013/4128, 18/11/2015, § 71-73).
325. Dava konusu kural belirli suçlarda yapılacaksoruşturma ve kovuşturmalarda tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosyaüzerinden karara bağlanmasını, tahliye taleplerinin en geç otuzar günlüksürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerindendeğerlendirilmesini, tutukluluk incelemelerinin en geç otuzar günlük sürelerledosya üzerinden, doksanar günlük sürelerle kişi veya müdafi dinlenilmeksuretiyle resen yapılmasını öngörmek suretiyle kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkına sınırlama getirmektedir.
326. Kuralda tutukluluk incelemesinin usul ve şartları açıkve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın temel hak ve özgürlüklerinkanunla sınırlanması gerektiği yönündeki anayasal ilkeye aykırı bir yönününbulunmadığı anlaşılmaktadır
327. Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi temelhak ve özgürlüklere yönelik sınırlama nedenleri hakkın doğasındankaynaklanabileceği gibi Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevler de sınırlama nedeni oluşturabilecektir(AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Bubağlamda Anayasa’nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkınınönemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa'nın 141.maddesinin dördüncü fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davalarınmakul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hakgereğince devletin davaların makul bir süre içinde bitirilmesi yönünde pozitifbir yükümlülüğü bulunmaktadır.
328. Tutukluluğa itiraz vetahliye taleplerinin hâkim tarafından belli sürelerle değerlendirilmesiözgürlükten yoksun bırakma kararının kanuna uygun olup olmadığınınincelenmesini temin etmeye yöneliktir. Dava konusu kuralda tutukluluğa itirazve tahliye taleplerinin dosya üzerinden, tahliye taleplerinin tutuklulukincelemesi ile en geç otuz gün içinde dosya üzerinden, doksanar günlüksürelerle kişi veya müdafi dinlenilmek suretiyle yapılmasının öngörülmesi,yargının dava dosyalarının esasına yoğunlaşarak davaların makul süre içindebitirilmesinin ve böylece ceza yargılama sisteminin hızlı ve sağlıklı birşekilde işlemesinin sağlanmasına yöneliktir. Bu itibarla kuralın anayasalbağlamda meşru bir amaç taşıdığı söylenebilir.
329. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı devletin bireylerinözgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel birhaktır. Kişilerin keyfî olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmaması, hukukunüstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemligüvenceler arasındadır. Keyfî olarak özgürlükten yoksun bırakılmaya karşı usuleilişkin güvenceler de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
330. Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkıkapsamında öngörülen güvencelerden olan kişinin tutukluluk durumuyla ilgilitalepleri hakkında kısa sürede karar verilmesini isteme ve tutukluluğa ilişkiniddia ve savunmaların makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme hakkınıortadan kaldıran ya da anlamsız kılan düzenlemeler kişi özgürlüğü vegüvenliğine ölçüsüz sınırlama getirebilir.
331. Temel amacı maddi gerçeği açığa çıkarma olan cezamuhakemesinin aynı zamanda makul sürede tamamlanması gerekir. Tutukluluğailişkin verilen her kararın ya da her tahliye talebinin değerlendirilmesininsık aralıklarla duruşma açılarak yapılması ceza yargılamasının makul süredebitirilememesine yol açabileceği gibi sağlıklı şekilde işlemesini deengelleyebilir. Bu çerçevede, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosyaüzerinden karara bağlanmasına, tahliye taleplerinin tutukluluk incelemesi ilebirlikte en geç otuzar günlük sürelerle dosya üzerinden doksanar günlüksürelerle kişi veya müdafi huzurunda yapılmasına imkân tanıyan kuralınsoruşturma ve yargılamaların makul sürede bitirilmesi amacına ulaşma bakımındanelverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
332. Kuşkusuz 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonraterör suçlarından dolayı başlatılan şüpheli veya sanık sayısının çok olduğu karmaşıknitelikteki soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle yargı makamlarının ağır işyükü altında olduğu bilinmektedir. Soruşturma veya kovuşturmadosyalarında sürekli tekrarlanan tutukluluğa ilişkin itirazlar nedeniyledavaların esasının sağlıklı bir şekilde incelenememesi ihtimalinin önünegeçilmesi ve yargı sürecinin makul sürede sonuçlandırılması amacıyla kanunkoyucunun tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin incelenme yöntemi vesüresiyle ilgili birtakım düzenlemeler öngörmesi doğaldır. Ancak bu düzenlemelerlekişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşmabakımından ölçülü olması gerekir.
333. Kural, tutukluluğa itirazın dosya üzerindendeğerlendirilmesinde mahkemeleri bağlayıcı herhangi bir süre veya üst sınır öngörmemektedir.Yetkili merci şüpheli veya sanığı dinleme hususunda takdir yetkisine sahip olsada kural, tutukluluğa yönelik itirazların sürekli olarak dosya üzerinden kararabağlanabilmesine imkân tanımaktadır. Bu itibarla şüpheli veya sanık mahkeme huzurundamakul aralıklarla dinlenilmek suretiyle tutukluluğa ilişkin itirazlarını dilegetirme imkânından yoksun bırakılabilecektir. Bu yönüyle kuralın, tutuklulukdurumunun şüpheli veya sanığın makul aralıklarla dinlenilerek denetlenmesigüvencesine aykırı uygulamaların oluşmasına sebebiyet verecek nitelikte olduğuanlaşılmaktadır.
334. Öte yandan kural, yetkili mercie tahliye taleplerinien geç doksanar günlük süreler içinde şüpheli, sanık veya müdafiyi dinleyerek incelemesineimkân tanımaktadır. Bu itibarla şüpheli veya sanık, mahkeme huzurundatutuklamaya ilişkin beyan ve delillerini sunmadan doksan gün süreyleözgürlüğünden yoksun bırakılabilecektir. Şüpheli veya sanığın makul olarakdeğerlendirilmeyecek bir süreyle tahliye talebini mahkeme önünde sözlü olarakdile getirme imkânından yoksun bırakılması Anayasa’nın 19. maddesinin sekizincifıkrasında düzenlenen tutukluluğa ilişkin iddia ve savunmaların makul birsürede mahkeme önünde dile getirilmesi güvencesiyle bağdaşmamaktadır.
335. AnayasaMahkemesi benzer nitelikteki düzenlemelerle ilgili vermiş olduğu kararlarındada dava konusu kuralın tutuklulukincelemesinin, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerindenkarara bağlama yetkisinin kullanımı bakımından herhangi bir süre veya üst sınıröngörmediğini, kural uyarınca hâkimin, olağanüstü hâl devam ettiği sürecetutukluluk incelemeleri ile tutukluğa itiraz ve tahliye taleplerinin tamamınıdosya üzerinden karara bağlayabileceğini, bu itibarla olağanüstü hâl boyuncatutukluluklarıyla ilgili olarak şüpheli veya sanığın makul aralıklarladinlenilmeyi talep edebilmelerinin mümkün olmadığını, bu durumun olağan dönemkoşullarında kişiye aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğini belirterekkuralın tutukluluğa karşı itirazın hâkim önünde yapılan duruşmalarda etkinolarak incelenmesi hakkına olağan dönem için Anayasa’da öngörülen sınırlamakoşullarının ve güvence rejiminin ötesinde bir sınırlama getirdiğinibelirtmiştir (AYM,E.2016/205,K.2019/63, 24/7/2019, § 117; E.2017/21,K.2020/77, 24/12/2020, § 95).
336. Bunun yanında kural, mahkemelere tahliye talepleriniresen tutukluluk incelemesi ile birlikte en geç otuzar günlük sürelerle dosyaüzerinden değerlendirmesine imkân tanımaktadır. Bu açıdan yetkili merci şüpheliveya tutuklunun tahliye talepleri ve bu kapsamda dile getireceği iddialarlailgili 5271 sayılı Kanun’un 105. maddesinde öngörülen sürelerden farklı olarakotuz günlük azami süre içinde dosya üzerinden değerlendirme yapabilecektir.Kurala göre şüpheli veya sanığın tutuklama şartlarını ortadan kaldıran esaslıbir delile dayanarak tahliye talebinde bulunması durumunda dahi yetkili mercitarafından otuz gün süreyle herhangi bir değerlendirme yapılmaması söz konusuolabilecektir. Kişinin tahliye talebiyle ilgili yetkili mercie tanınan sözkonusu sürenin makul sınırlar içinde olduğu söylenemez. Dolayısıyla kural,Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında düzenlenen kişinin tutuklulukdurumu hakkında kısa sürede karar verilmesi güvencesine aykırılıkoluşturmaktadır.
337. Yukarıda yapılan açıklamalara göre kural kapsamındatutukluluğa ilişkin itirazın, şüpheli veya sanığın dinlenilmesi suretiyledeğerlendirilmesi için azami ve makul bir süre öngörülmeden dosya üzerindenkarara bağlanmasına imkân tanınması, tahliye talebinin değerlendirilmesindemakul sınırların ötesinde otuz günlük bir sürenin öngörülmesi, şüpheliveya sanığın tahliye talebi ve bu kapsamda dile getireceği tutukluluk durumunailişkin itirazların doksan gün boyunca duruşmasız olarak incelenmesinin mümkünkılınması suretiyle kuralla Anayasa’nın 19. maddesindeki güvencelere aykırıolarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirilmektedir.
338. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 19.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 2., 6., 17. ve 36. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
ç. Maddenin Kalan Kısmı ile 7333 SayılıKanun’un 11. Maddesiyle Maddede Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…”Şeklinde Değiştirilmesi
i.İptal Taleplerinin Gerekçeleri
339. Dava dilekçesinde özetle;kuralların Kanun’un 13. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici19. maddenin (a), (b) ve (c)fıkralarına yönelik gerekçelerle Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 13.,17., 19. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
340. 3713 sayılı Kanun’un geçici 19.maddesi; anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle 5237 sayılı Kanun’un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü,Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanunkapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından gözaltı süresi, gözaltısüresinin uzatılması, şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesininalınma usulü, tutukluluğa itiraz, tahliye talepleri ile tutukluluğun resenincelenme usulü ve süreleri yönünden farklı düzenlemeler öngörmektedir.Maddenin “Bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nunİkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümündetanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarveya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından:” şeklindeki kalan kısmı dava konusukuralı oluşturmaktadır.
341. Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti ilkesi gereği kanunların kamu yararının sağlanması amacınayönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyetölçütlerine göre ihdas edilmesi gerekir. Kanun koyucunun bu yöndeki takdiryetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararıölçütlerini gözeterek kullanması zorunludur.
342.Kurallar, maddenin bentlerinde 5271 sayılı Kanun’danfarklı olarak öngörülen düzenlemelerin belirli suçlar bakımından ve dört yılsüreyle uygulanmasını hükme bağlamaktadır.
343. Kurallara konu suçlarınağırlıkları, tehlikelilikleri ve nitelikleri gözetildiğinde kuralların sözkonusu suçlarla etkin bir şekilde mücadele edilmesini ve bu suretle kamugüvenliği ve düzeninin sağlanması amacıyla öngörüldükleri anlaşılmaktadır. Buitibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında ceza soruşturması ve kovuşturmalarında uygulanacak usuleilişkin düzenlemeler içeren kurallarla kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.
344. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 6., 13., 17., 19. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
I. Kanun’un 16. Maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 134. Maddesinin (1)Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine…” İbaresinin “…hâkimveya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…”Şeklinde Değiştirilmesinde Yer Alan“…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…” İbaresinin, (1) Numaralı Fıkraya Eklenen İkinci, Üçüncüve Dördüncü Cümleler ile (2) Numaralı Fıkranın Birinci Cümlesine Eklenen “…yada işlemin uzun sürecek olması…” İbaresinin İncelenmesi
1. (1) Numaralı FıkranınBirinci Cümlesinin “…Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine…” İbaresinin “…hâkimveya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…”Şeklinde Değiştirilmesinde Yer Alan “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyetsavcısı…” İbaresi ileAnılan Fıkraya Eklenen İkinci, Üçüncü veDördüncü Cümleler
a. İptal Talebinin Gerekçesi
345. Dava dilekçesinde özetle; temel hakve özgürlüklerin korunması açısından bilgisayar araması ve kopyalamasınınmutlaka hâkim kararıyla yapılmasının gerektiği, gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla söz konusu tedbirlere başvurulmasınınözel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına ölçüsüzmüdahale oluşturacağı, Cumhuriyet savcısı kararının hâkim onayına sunulmasınında sonucu değiştirmeyeceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 20., 26., 27.,28., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya AykırılıkSorunu
346. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kurallar ilgileri nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden deincelenmiştir.
347. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesibilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama, kopyalama veelkoymaya ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Anılan maddenin birincifıkrasının birinci cümlesinde bir suçdolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmamasıhâlinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyetsavcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programlarıile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopyaçıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine kararverileceği belirtilmiş olup söz konusu cümlede yer alan “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdeCumhuriyet savcısı…” ibaresi davakonusu kurallardan birini oluşturmaktadır.
348. Anılan fıkranın dava konusu; ikinci cümlesindeCumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların yirmi dört saat içinde hâkimonayına sunulacağı, üçüncü cümlesinde hâkimin kararını en geç yirmi dört saatiçinde vereceği, dördüncü cümlesinde ise sürenin dolması veya hâkim tarafındanaksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyaların ve çözümü yapılanmetinlerin derhâl imha edileceği hükme bağlanmıştır.
349. Arama, suçu önlemek amacıyla suç işlenmeden önceveya suç işlendikten sonra delillerin elde edilmesi ve/veya sanığın veyaşüphelinin yakalanabilmesi için bireylerin bazı temel haklarının sınırlanmasınasebep olacak şekilde yürütülen bir koruma tedbiridir (AYM, E.2005/43,K.2008/143, 18/9/2008). Bilgisayarlar üzerinde arama ise arama tedbirinin birtürü olarak 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinde düzenlenmiştir.
350 Anılan maddeye göre bilgisayarlardaarama yapılabilmesi için somutdelillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delilelde etme imkânının bulunmaması gerekir.
351. Maddede aramanın usulü dedüzenlenmiştir. Buna göre öncelikle hâkim, gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde ise Cumhuriyet savcısı kararı gerekmektedir. Söz konusu şartlarıngerçekleşmesiyle birlikte şüphelinin kullandığı bilgisayar, bilgisayarprogramları ve kütüklerinde arama yapılarak elde edilecek bilgilerin kopyasınınçıkarılması ve bunların metin hâline getirilmesi mümkündür.
352. Aramatedbiri özel olarak Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında güvence altına alınmışolmakla birlikte bilgisayarlar üzerinde yapılan aramalarda elde edilenbilgilerin kişisel veri niteliğinde olması da mümkündür.
353. Kuralların kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için müdahaleye konubilgilerin anayasal anlamda korunması gerekli bir kişisel verinin olupolmadığının tespit edilmesi gerekir. Anayasa hükmünün lafzı, konuya ilişkinuluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alındığında, belirliveya belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişi hakkındaki her türlü bilgikişisel veri olarak değerlendirilebilir. Ancak bunun davanın kendine özgükoşulları dikkate alınarak otonom olarak tespit edilmesi gerekir.
354. Kurallar kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından aramaya konu şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programlarıile bilgisayar kütüklerinde yer alan dijital bilgi ve materyallerin her türlükişisel veriyi barındırması söz konusu olabilir.
355. Kişiselverilerin korunmasını isteme hakkı genel çerçeve bir hak niteliğinde olankişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkının özel bir görünümünüoluşturmakta bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilere yönelik müdahalelerekarşı korumayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda kişisel verilerin korunmasını istemehakkı sadece işleme şeklindeki sınırlama ya da müdahalelere karşı değil,kişisel verilere yönelik her türlü müdahale ve sınırlamalara karşı güvencesağlamaktadır (E.Ü. [GK], B. No: 2016/13010, 17/9/2020, § 63; BestamiEroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, §101).
356. Kurallaryirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmak kaydıyla gecikmesindesakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programlarıile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına imkân tanıyarak kişilerin özelhayatı kapsamındaki eşyalara ve kişisel veri niteliğindeki bilgi ve belgelerehâkim kararı olmaksızın müdahale edilmesinin yolunu açmaktadır. Bu nedenlekurallar kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile kişiselverilerin korunması hakkına sınırlama getirmektedir.
357. Kuralda arama işleminin kapsam ve sınırlarının açıkve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kurallarla kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ilekişisel verilerin korunması hakkına getirilensınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
358. Öteyandan gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıylabilgisayarlar üzerinde arama yapılmasına imkân tanınmasının, ceza soruşturmasıkapsamında delillerin bir an evvel elde edilerek suçla etkin bir şekildemücadele edilebilmesine ve bu suretle kamu düzeni sağlanmasına katkıdabulunacağı açıktır. Bu nedenle kuralların anayasal anlamda meşru bir amaçtaşıdığı anlaşılmaktadır.
359. Kurallarkapsamında gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafındankişilerin bilgisayarları üzerinde arama yapılması için verilen kararın yirmidört saat içinde hâkim onayına sunulması, hâkimin de en geç yirmi dört saatiçinde kararını vermesi, sürenin dolması veya hâkim tarafından aksi yönde kararverilmesi durumunda ise çıkarılan kopyaların ve çözümü yapılan metinlerinderhâl imha edilmesi öngörülmek suretiyle kişilerin özel hayata saygıgösterilmesi hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasındaki güvencelere uygun olduğu anlaşılmaktadır.
360. Diğer yandan delillerin bir an önce elde edilereksuçla etkin bir şekilde mücadele edilebilmesini ve bu suretle kamu düzenisağlanmasını amaçlayan kurallarla, başka suretledelil elde etme imkânının bulunmadığı hâllerde şüphelininkullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerindearama yapılması, kopya çıkarılması, bu kayıtların çözülerek metin hâlinegetirilmesinin demokratik bir toplumda zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.
361. Ceza soruşturması kapsamında suça ilişkin bir delilinelde edilmesi için hızlı hareket edilmesinin gerekli olduğu durumlarda hâkimonayına sunulmak şartıyla Cumhuriyet savcısının kararı doğrultusunda korumatedbirine başvurulması, soruşturma ve yargılamaların süratli bir şekildesonuçlandırılması amacına hizmet etmektedir. Temel hedefi maddi gerçeği açığaçıkarmak olan ceza muhakemesinin kısa sürede sağlıklı bir şekildesonuçlandırılması, suç ve suçlularla etkin mücadele edilerek suç işlenmesininönlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması amaçlarına ulaşmada önemli bir katkıyasahiptir. Dolayısıyla gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyetsavcısının kararı doğrultusunda bilgisayarlar üzerinde arama yapılmasına imkântanıyan kuralların söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli vegerekli olmadığı söylenemez.
362. Kuşkusuz hukuka uygun şekilde elde edilen delillerlemaddi gerçeğin ortaya çıkarıldığı yargılama süreçlerinin tesis edilmesi, cezaadaleti sisteminin sağlıklı işleyebilmesinin ön koşullarından birisidir. Kanunkoyucunun yürütülen bir ceza soruşturmasında delil elde etme yöntemlerinibelirlemede takdir yetkisi bulunmaktadır. Ceza yargılamasında hükme esas alınanbir delilin hâkim kararına bağlı olarak elde edilmesi ya da delil elde etmesürecinde hâkim güvencesinin sağlanması oldukça önem taşımaktadır. Bu konudayapılacak düzenlemelerde temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanınölçülü olabilmesi keyfî uygulamaları önleyecek yeterli güvencelerinsağlanmasıyla mümkün olabilir.
363. Kurallarda belirli şartlarıngerçekleşmesi hâlinde Cumhuriyet savcısının bilgisayar ve bilgisayarprogramları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılması için vereceği kararıngeçerliliği hâkim onayı şartına bağlanmış, kararın hâkim tarafındanonaylamaması veya sürenin sona ermesi durumunda elde edilen delillerin imhaedileceği belirtilmiştir. Ayrıca hâkim tarafından verilecek kararlara karşıilgililere 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesiuyarınca itiraz yoluna başvurma imkânı tanınarak tedbir kararının hukukauygunluğunu etkili bir şekilde denetletme yolu sağlanmıştır. Dolayısıyla kurallarda hâkim kararı dışında bilgisayarlarüzerinde yapılacak aramalarda keyfi uygulamaları önleyecek yeterli güvencelerinsağlandığı anlaşılmaktadır.
364. Bu itibarla bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada,belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde hâkim onayına sunulmak şartıylagecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısına şüphelininkullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerindearama yapılması, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılması, bu kayıtlarınçözülerek metin hâline getirilmesi yönünde karar verme yetkisi tanıyankurallarla kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkı ile kişiselverilerin korunması hakkına getirilen sınırlamanın, suç işlenmesinin önlenmesive kamu düzeninin sağlanması amaçları bakımından ölçülü olmadığı söylenemez.
365.Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdeğildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
KurallarınAnayasa’nın 26., 27., 28., 35. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2. (2) Numaralı Fıkranın Birinci Cümlesine Eklenen “… ya daişlemin uzun sürecek olması…” İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
366. Davadilekçesinde özetle; dava konusu kural kapsamında kopyalamanın uzun süreceğigerekçesiyle Cumhuriyet savcısına bilgisayar ve benzeri cihazlara elkoymayetkisi verilmesinin kişilerin iş ve güncel yaşamlarında olumsuzsonuçlara yol açacağı, bu yetkinin birçok temel hakkı etkileyeceği, kuralın yeraldığı fıkrada kopyanın alınmasından sonra bilgisayarların derhâl iadeedileceği belirtilmiş ise de OHAL döneminde el konulan bilgisayar ve ceptelefonlarının uzun süreler boyunca iade edilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 20., 26., 27., 28., 35. ve 48. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
367. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
368. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınbirinci cümlesinde, bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayarkütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmişbilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması hâlinde çözümünyapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere elkonulabileceği hükme bağlanmıştır. Cümlede yer alan “…ya da işleminuzun sürecek olması…” ibaresi dava konusukuralı oluşturmaktadır.
369. Bilgisayarlar üzerinde uygulanacak elkoyma tedbirianılan Kanun’un 127. ve devamı maddelerinde düzenlenen elkoyma tedbirinin özelbir türü olarak öngörülmüştür. Kuralın yer aldığı fıkrada bilgisayar,bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde yer alan bilgilereulaşılamaması hâlinde söz konusu araç ve gereçlere el konulmasının usul veşartları düzenlenmiştir. Buna göre ceza soruşturması kapsamında delil eldeetmek amacıyla üzerinde arama yapılmasına karar verilen bilgisayara şifrenedeniyle girilmemesi, ya da bilgisayarda yer alan bilgilere ulaşılamaması veyaşifre çözüm işleminin uzun sürecek olması hâlinde elkoyma tedbiriuygulanabilecektir. Kural uyarınca şifre çözüm işleminin uzun sürmesidurumu, elkoyma tedbirinin uygulanabileceği bir hâl olarak belirlenmiştir
370. Anılan fıkrada ayrıca elkoyma tedbirini gerektirenşartların ortadan kalkması hâlinde yani şifrenin çözümünün yapılarak gereklikopyaların alınması durumunda el konulan cihazların gecikme olmaksızınşüpheliye iade edileceği belirtilmiştir.
371. Kanun’un 134. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarındaise bilgisayarlardan elde edilecek delillerin hukuka uygunluğunu sağlamak üzerebazı güvencelere yer verilmiştir. Bu güvenceler dijital verilerin bütünlüğü vegüvenilirliğini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Bu kapsamda elkoyma işlemisırasında, bilgisayar veya bilgisayar kütüklerindeki bütün bilgilerinyedeklemesinin yapılması, yedeklerden bir kopya çıkarılarak şüpheliye veyavekiline verilmesi ve bu hususun tutanağa geçirilerek imza altına alınmasıgerekmektedir.
372. Kural, suç delili niteliğindeolduğu değerlendirilen verilerin kopyalanması işleminin uzun sürmesinibilgisayarlar ve benzeri araç ve gereçlere el konulmasının bir şartı olaraköngörmek suretiyle kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkı ilemülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.
373. Kural kapsamında bilgisayar, bilgisayarprogramları ve bilgisayar kütüklerine el konulabilmesinin kapsam vesınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralla getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı anlaşılmaktadır.
374. Öteyandan kuralın delil niteliğindeki dijitalverilerin sağlıklı bir şekilde elde edilerek soruşturmaların etkin ve verimliolarak yürütülmesi amacına hizmet ettiği açıktır. Dolayısıyla suçlarlamücadele edilerek kamu düzeni sağlanması amacıyla bilgisayarlardaki verilerinkopyalama işleminin uzun sürmesi hâlinde bu cihazlara el konulmasını öngörenkuralın meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanması ve 35. maddesinin ikincifıkrasında yer alan kamu yararı amacıyla anılan haklara sınırlamagetirmektedir.
375. Ayrıca delillerin bir an önce elde edilereksuçla etkin bir şekilde mücadele edilebilmesini ve bu suretle kamu düzenininsağlanmasını amaçlayan kuralın demokratik birtoplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı dasöylenemez.
376. Şüpheliveya sanık sayısına bağlı olarak dijital materyallerin çok olduğu karmaşık niteliktekisoruşturmalarda el koyma anında bilgisayarlardaki verilerin kopyalanarakilgilisine teslim edilmesi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla aramanın yapıldığıyerde kopyalama işleminin uzun sürmesi dijital delillerin olay yerindensağlıklı bir şekilde elde edilmesini zorlaştırabilecektir. Bu durumda etkin soruşturma açısından verilerin daha uygunortamlarda güvenli bir şekilde elde edilerek depolanması ihtiyacı, elkoymatedbirini gerektirebilir. Bu aynı zamanda delillerin daha nitelikli bir şekilde incelenmesini sağlayarak yargısalhataların önüne geçilmesine katkı sunabilir. Kanun koyucu takdir yetkisikapsamında gerekli güvenceleri oluşturmak koşuluyla elkoyma tedbirinin usul veşartlarını düzenleyebilir. Esasen elkoyma geçici nitelikte bir tedbir olduğundankopyalama işleminin tamamlanması halinde el konulancihazların gecikme olmaksızın sahibine iade edilmesi gerekmektedir. Tedbirin buniteliği de dikkate alındığında kopyalama işleminin uzun sürmesinin söz konusutedbirin uygulanması açısından objektif ve kabul edilebilir bir neden olmadığısöylenemez.
377.Dolayısıyla kopyalama işleminin uzun sürmesi nedeniyle bilgisayarlar,bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine el konulmasına imkân tanıyankuralın meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
378. Elkoyma tedbirinin ceza muhakemesindeyerine getirdiği işlev dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamalarda keyfîliği önleyecek gerekli güvencelerin de sağlanmasızorunludur. Bu bağlamda kuralda öngörülen tedbirin hukuka uygunluğunundenetlenmesi için etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekir.
379. Kuralda yer alan işlemin uzun sürecek olması ölçütününher somut olay koşulunda objektif olarak yargı makamlarınca değerlendirilmeyeelverişli nitelikte olduğu da dikkate alındığında söz konusu tedbir kapsamında verilenkararlara karşı ilgililere 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesi uyarınca itirazyoluna başvurma imkânı tanınmak suretiyle tedbir kararının hukuka uygunluğunuetkili bir şekilde denetletme yolunun sağlandığı anlaşılmaktadır.
380. Bununyanında Kanun’un 134. maddesinde düzenlenen ve elkoyma tedbirinin hukuka uygunolarak delil elde etme yöntemi içinde değerlendirilmesini sağlayacakgüvencelerin de ölçülülük incelemesinde dikkate alınması gerekir. Bu kapsamdaanılan maddede, elkoyma işlemi sırasında sistemdeki bütün verilerinyedeklemesinin yapılarak yedekten çıkarılan kopyanın şüpheliye veya vekilineverilmesi ve bu hususun tutanağa geçirilerek imza altına alınması zorunluluğu getirilmiştir.Böylece dijital verilere sonradan müdahale edilme ihtimali ortadan kaldırılarakdelillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi ve korunması sağlanacaktır.Yine kuralın yer aldığı fıkranın ikinci cümlesinde de şifrenin çözümününyapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, el konulan cihazların gecikmeolmaksızın iade edileceği belirtilmiştir.
381. AyrıcaKanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) ve (j) bentleri uyarıncaelkoyma tedbiri nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesiiçin ilgililere dava açma hakkı tanınmıştır.
382. Buna göre bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmakapsamında verilen arama kararı üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar vebilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerindeki kopyalama işleminin uzunsürmesi hâlinde bu cihazlara el konulmasına imkân tanıyan kuralla kişilerinözel hayatının korunmasını isteme hakkı ile mülkiyet hakkına getirilensınırlamanın suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacı bakımındanölçülü olmadığı söylenemez.
383. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 20. ve35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 26., 27., 28. ve 48. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
İ. Kanun’un 21. Maddesiyle 6749 Sayılı Kanun’un Değiştirilen 4.Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasına Eklenen Üçüncü Cümlenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
384. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla OHALdöneminde kamu görevinden çıkarılan asker kişilerin rütbelerinin mahkeme kararıaranmaksızın geri alınacağının hükme bağlandığı, rütbenin kişilerin sosyal veekonomik haklarını belirleyen bir statü olduğu, usulüne uygun bir soruşturmayapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan rütbelerinin geri alınmasının kişilerinsosyal ve ekonomik haklarını doğrudan etkileyeceği, MGK kararına dayalı olaraksöz konusu işlemin yapılmasının yetki gaspı niteliği taşıdığı, kuralın yeraldığı maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan aidiyet, irtibat ve iltisakkavramlarının içeriğinin belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu, ayrıcakuralın geçmişe yürütülerek kazanılmış hakların ihlal edildiği, bu açıdankanunilik ölçütünün karşılanmadığı, mahkeme kararı olmadan kişilere suçlumuamelesi yapılarak rütbelerinin geri alınmasının masumiyetlerini de zedelediğibelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 35., 38. ve 118. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasaya Aykırılık Sorunu
385. 6216sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve20. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
386. Kural,terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veyailtisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevindençıkarılan askerî personelin rütbelerinin geri alınacağını hükme bağlamaktadır.
387. 6749sayılı Kanun’un dava konusu kuralın yer aldığı 4. maddesinin (1) numaralıfıkrasının;
- (a)bendinde, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri PersonelKanununa tabi personelin, ilgili Kuvvet Komutanının teklifi, GenelkurmayBaşkanının inhası ve Millî Savunma Bakanının onayı,
- (b) bendinde, 10/3/1983tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununa tabipersonelin Jandarma Genel Komutanının teklifi ve İçişleri Bakanının onayı,
- (c)bendinde, 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununatabi personelin Sahil Güvenlik Komutanının teklifi ve İçişleri Bakanının onayı,
- (ç)bendinde, Millî Savunma Bakanına bağlı personelin Millî Savunma Bakanınınonayı,
- (ğ)bendinde 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa tabi personelin,ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı,
- (h)bendinde 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdamEdilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanuna tabi personelin,ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı,
- (ı) bendinde,10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununa tabipersonelin, ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı,
ile kamugörevinden çıkarılacağı öngörülmüştür.
388. Anılanmaddenin (2) numaralı fıkrasının dava konusu üçüncü cümlesinde de (1) numaralıfıkra uyarınca kamu görevinden çıkarılan asker kişilerin askerî rütbelerininmahkeme kararı aranmaksızın karar tarihinden geçerli olmak üzere geri alınacağıbelirtilmiştir.
389. Kural geçmişe yönelik etki ve sonuç doğurarak 6749sayılı Kanun kapsamında terör örgütlerine veya millî güvenliğe karşı faaliyettebulunan yapı oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahutbunlarla irtibatı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan asker kişilerinrütbelerinin geri alınması yönünde ilave tedbir öngörmektedir. Kuralbu yönüyle OHAL döneminden sonra yürürlüğe girmek suretiyle 6749 sayılıKanun’da düzenlenen olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında değişiklik meydanagetirmektedir.
390. Dolayısıyla kuralınöncelikle olağanüstü hâl düzenlemesi niteliğinde olup olmadığı ve bu bağlamdaanayasallık denetiminde olağan ya da olağanüstü dönemde temel hak veözgürlüklerin sınırlanması rejiminin düzenlendiği Anayasa’nın 13. veya 15.maddelerinden hangisi kapsamında değerlendirileceğinin belirlenmesi gerekir.
391. Anayasa Mahkemesi kararlarında olağanüstü dönemdetemel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren bir kuralın Anayasa’nın olağanüstüdönem için öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için temelde iki şartöngörülmüştür. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veyatehlikelerin bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak ihdas edilmesi veolağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanması gerekmektedir. Bu şartlarıngerçekleşmemesi hâlinde inceleme olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerinsınırlanması rejiminin düzenlendiği Anayasa’nın 13. maddesi kapsamındayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], §§ 193-195).
392. Dava konusu kuralda asker kişilerle ilgili öngörülenilave tedbirin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerinbertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâlsüresiyle sınırlı uygulanıp uygulanmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.Kuralda öngörülen tedbirin olağanüstü dönemden sonra yürürlüğe girmek suretiylegeçmişe etkili olacak şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeylekural, olağanüstü hâl dönemi dışında uygulanmak üzere ihdas edilmiş ve geçmişeetkili olacak şekilde hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralın yalnızca 6479sayılı Kanun kapsamında kamu görevinden çıkarılan askerî personel hakkındasınırlı bir etki meydana getirmesi olağanüstü hâl döneminden sonra uygulanmaözelliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle kural olağanüstü hâldönemini aşan düzenleme niteliğindedir. Bu itibarla kuralın anayasallıkdenetiminde Anayasa’nın olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasırejimini düzenleyen 13. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.
393. Kural kapsamında kişilerin rütbelerinin alınması, sonuçlarıitibarıyla onların mesleki kazanımlarına bağlıolarak itibarları ve sosyal hayatlarında üçüncü kişilerle kuracakları ilişkilerüzerinde ciddi etkiler oluşturabilir. Bu yönüyle meslek hayatı vebuna bağlı kazanımları etkileyen bir düzenlemenin sebep unsurunu özel hayatailişkin davranışlar oluşturmamakla birlikte söz konusu düzenleme, sonuçlarıitibarıyla kişilerin özel hayatını önemli ölçüde etkileyebilir (AYM,E.2018/159, K.2019/93, 24/12/2019, § 16).
394. Kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkı, bireyin diğer insanlarla ve dış dünyaylailetişim kurma hakkını yani sosyalleşme hakkını da kapsar. Bireyinsosyalleşmesinin temel araçlarından olan iş ya da mesleki faaliyetleri ya dabunların kazanımlarının, kişinin yaşamına katacağı değer (meslek yaşamında eldeedilen unvana bağlı olan statü vb.) özel hayata saygı hakkı bağlamında oldukçaönemli görülebilir. Ayrıca kişilerin daha önceki mesleki faaliyetlerikapsamındaki elde ettiği kazanımlarının yok edilmesi, buna bağlı ileriyeyönelik birtakım faaliyetlerde bulunma imkânını da (mesleğine bağlı bir alandaiş kurma, çalışma vb. gibi) ortadan kaldırabilir. Bu nedenle kuralda öngörülentedbirin Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesini isteme hakkıyla yakından ilgili olduğu ve buhakka sınırlama getirdiği açıktır.
395. Temel hak ve özgürlüklerin kanunla düzenlenmesizorunluluğunun incelenmesi sırasında gözetilmesi gereken hukuk devletiilkesinin ön koşullarından biri kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır.Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar.Kanunların geriye yürümezliği olarak adlandırılan bu ilke uyarınca, kanunlarkamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, malihaklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlüktarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Geçmiş,yeni çıkarılan bir kanunun etki alanı dışında kalır. Bu nedenle sonradan yürürlüğegiren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkiliolmaması hukukun genel ilkelerindendir (AYM, E.2014/177, K.2015/49,14/5/2015).
396. Kural, geçmişte kamu görevinden çıkarılan kişilerleilgili ilave tedbir öngörmek suretiyle geriye yürütülmüş,tamamlanmış hukuksal durumlar üzerinde doğrudan etki ve sonuç meydanagetirmiştir. Bunun yanında kanunilikdenetiminde kuralların keyfî bir şekilde uygulanmasını önleyecek güvencelerinsağlanıp sağlanmadığının da dikkate alınması gerekmektedir. Başka birifadeyle kuralın, kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkınasınırlama getirirken keyfîliğe yol açmayacak gerekli güvenceleri barındırmasızorunludur.
397. Kural, kamu görevinden çıkarılan asker kişilerleilgili ilave tedbir öngörmesi nedeniyle anayasallık denetimde asıl tedbir olanve 6479 sayılı Kanun’un 4. maddesinde düzenlenen kamu görevinden çıkarmatedbiri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
398. 6479sayılı Kanun kapsamında devletin farklıkurumlarında çalışan asker kişiler hakkında terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı oldukları gerekçesiyle tedbiruygulanmıştır. Bu kişiler, haklarındaki isnatlara cevap verme ve bunlara karşıdelil sunma imkânının tanındığı bir soruşturma çerçevesinde iddia, savunma vedelillerin tartışılarak ulaşılan sonucun dayandığı maddi ve hukuki temellerigösteren gerekçeler açıklanmadan kamu görevinden çıkarılmışlardır. Dolayısıylakuralın geçmişe yürütülerek uygulanmasıyla birlikte kamu görevinden çıkarılankişilerle ilgili bireyselleştirme yapılmadan rütbelerin alınmasıtedbirinin uygulandığı anlaşılmaktadır.
399. Anayasa Mahkemesi 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,K.2021/45 sayılı kararında, liste usulüyle kamu görevindençıkarılan kişilerin rütbelerinin alınmasını öngören kuralla ilgili yaptığıdeğerlendirmede, olağan dönem koşullarında haklarında herhangi bir soruşturmayapılmadan kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınmasınınöngörülmesiyle kişilerin özel hayatının korumasını isteme hakkına getirilensınırlamanın kanunilik ölçütünükarşılamadığı gibi söz konusu sınırlamanın demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı sonucuna ulaşmıştır (§§ 83,89).
400. Buna göre tedbir öncesi bireyselleştirme sağlanmadankamu görevinden çıkarılan asker kişilerin tamamının rütbelerinin gerialınmasını düzenleyen kuralla kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına getirilen sınırlama kanunilik şartını taşımadığı gibi söz konususınırlama demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
401. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, RıdvanGÜLEÇ, Recai AKYEL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural, Anayasa’nın13. ve 20. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 6.,35., 38. ve 118. maddeleri yönündenincelenmemiştir.
J. Kanun’un 22. Maddesiyle 7075 sayılı Kanun’un 10.Maddesinin Değiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin, DördüncüCümlesinin “…Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonrakurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek kaydıyla, YükseköğretimKurulu Başkanlığı tarafından kamu görevinden çıkarıldığı yükseköğretim kurumuharicinde tespit edilecek yükseköğretim kurumlarından birine…” Bölümü ileDokuzuncu ve On Üçüncü Cümlelerinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
402. Dava dilekçesinde özetle;bilimsel özerklik gereği öğretim elemanlarının sürekli olarak bulunduklarıyüksek öğretim kurumlarında görev yapmaları gerektiği hâlde dava konusu kurallarkapsamında iadesine karar verilen öğretim elemanlarının başka üniversitelereatanmasının öngörüldüğü, ayrıca bu kişilerin Ankara, İstanbul ve İzmirillerinde bulunan üniversitelerde istihdam edilmeleri imkânının daortadan kaldırıldığı, daha önce büyük ve köklü üniversitelerde çalışan vemesleki yeterliliği üst seviyede olan öğretim elemanlarının taşradakiüniversitelere atanmalarının ciddi bilimsel kayıplara neden olacağı, öte yandanbu kişilerin büyük üniversitelerin imkânlarından mahrum bırakılmalarınıncezalandırma sonucunu doğuracağı, Olağanüstü Hal İşlemleri İncelemeKomisyonunun (Komisyon) iade kararıyla kişilerin önceki statülerine iadeedilmeleri gerektiği hâlde kurallarla ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılmadığı, bunun yanı sıra kişilerin haklı mazereti olup olmadığınabakılmaksızın on gün içinde göreve başlamadıkları gerekçesiyle mali ve sosyalhaklardan mahrum bırakılmalarının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı ve buhâlin kişilerin mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği, ayrıca kamugörevinden haksız olarak çıkarıldıkları tespit edilen kişilerin kurallarlatazminat davası açma haklarının ellerinden alındığı, bu durumun mahkemeyeerişim hakkını ihlal ettiği, devletin, işlemlerinde ilgili kişilerin hangikanun yolları ve mercilere başvuracağının ve sürelerinin belirtilmesininanayasal bir zorunluluk olduğu, yine Anayasa uyarınca resmi görevlilertarafından uğratılan zararların devletçe tazmin edilmesi gerektiği ve idarenineylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun kapatılamayacağı belirtilerekkuralların Anayasa’nın 2., 17., 20., 35., 36., 40., 70. ve 125. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasaya Aykırılık Sorunu
a. Üçüncü Cümle
403. Dava konusu kural, AnayasaMahkemesinin 24/12/2019 tarihli ve E.2018/159, K.2019/93 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu karar 24/3/2020tarihli ve 31078 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu itibarlaiptaline karar verilen kurala yönelik talebin konusunun kalmadığıanlaşılmaktadır.
404. Açıklanan nedenlerle konusu kalmayan iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
b. Dördüncü Cümlenin “…Ankara, İstanbul, İzmir illeridışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmekkaydıyla, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kamu görevindençıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecek yükseköğretimkurumlarından birine…” Bölümü
405. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
406. 7075 sayılı Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında doğrudan OHAL KHK’sıyla kamugörevinden çıkarılıp Komisyon tarafından görevine iade edilenler hakkında uygulanacakusuller düzenlenmiştir.
407. Bubağlamda anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının dördüncücümlesinde, göreve iade edilmesine karar verilerek Yükseköğretim KuruluBaşkanlığı’na (YÖK) bildirilen üniversite öğretim elemanlarının atamatekliflerinin; Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonrakurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek kaydıyla, YÖK tarafındankamu görevinden çıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecekyükseköğretim kurumlarından birine önceki kadro unvanlarına uygun olarak on beşgün içinde yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın dördüncü cümlesinde yeralan “…Ankara, İstanbul, İzmir illeridışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelikverilmek kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kamu görevindençıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecek yükseköğretimkurumlarından birine …” bölümü dava konusukuralı oluşturmaktadır.
408. Komisyon 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Halİşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ileOHAL kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin, doğrudan OHAL KHK’sıylatesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamaküzere kurulmuştur. Söz konusu KHK 7075 sayılı Kanun’la TBMM tarafından kabuledilerek kanunlaşmıştır.
409. Anılan Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(a) bendinde olağanüstü hâl kapsamında doğrudan OHAL KHK’larıyla tesis edilenkamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya dailişiğin kesilmesine ilişkin işlemler hakkındaki başvuruları değerlendiripkarar vermek Komisyonun görevleri arasında sayılmıştır. Kanun’un 9. maddesindeise Komisyonun, başvuruları dosya üzerinden değerlendireceği ve incelemesonucunda başvurunun reddine veya kabulüne karar verebileceği hüküm altınaalınmıştır.
410. 10. maddenin (1) numaralı fıkrasının birincicümlesinde kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılanya da teşkilatla ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü hâlinde kararınkadro veya pozisyonunun bulunduğu kuruma, yükseköğretim kurumlarında kamugörevinden çıkarılan öğretim elemanları için YÖK’e bildirileceği belirtilmiş;ikinci cümlesinde de kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eskikadro veya pozisyonuna atanmasının esas olduğu ifade edilmiştir.
411. Maddenin on birinci ve on ikinci cümlelerinde,Komisyonca kamu görevine iade edilenler bakımından kamu görevindençıkarılmasına ilişkin OHAL KHK hükümlerinin tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikteortadan kalkmış sayılacağı, bu kapsamda göreve başlayanlara kamu görevindençıkarılma tarihlerini takip eden ay başından göreve başladıkları tarihe kadargeçen süreye tekabül eden mali ve sosyal haklarının ödeneceği belirtilmiştir.
412. Dava konusu kural doğrudan OHAL KHK’sı ile kamugörevinden çıkarılan öğretim elemanlarının Komisyon’a yaptıkları itirazlarınkabul edilmesi hâlinde YÖK tarafından atamalarının kamu görevinden çıkarılmadanönce görev yaptıkları yükseköğretim kurumu yerine Ankara, İstanbul, İzmirilleri dışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelikverilmek kaydıyla, YÖK tarafından kamu görevinden çıkarıldığıyükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecek yükseköğretim kurumlarındanbirine önceki kadro unvanlarına uygun olarak on beş gün içindeyapılacağını düzenlemektedir. Kuralın, Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralıfıkrasının kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eski kadro veyapozisyonuna atanmasının esas olacağını düzenleyen ikinci cümlesinin istisnasıolarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
413. Komisyoncagörevlerine iade edilen öğretim elemanlarının daha önce çalıştıklarıyükseköğretim kurumlarında görev almasını engelleyen kural, kişilerin meslek hayatlarını,kişisel gelişimlerini, üçüncü kişilerle olan ilişkilerini ve itibarlarınıolumsuz şekilde etkileyebilir. Nitekim kişilerin çalıştığı kuruma bağlı olarakelde ettiği statüden kaynaklanan kazanımlarının onların sosyal ve iş yaşamınaönemli değerler kattığı açıktır. Bu itibarla kuralın kişilerin özelhayatına saygı gösterilmesini isteme hakkıyla yakından ilgili olduğu ve buhakka sınırlama getirdiği açıktır.
414. Kuralda Komisyonca göreve iade edilen kişilerinatanmasına ilişkin usul ve şartların herhangi bir tereddüde yer vermeyecekşekilde açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
415. Öte yandan kuralın özellikle tedbir sürecinde kamugörevinden çıkarılan öğretim elemanları ile bu kişiler hakkında yapılanaraştırmalarda görev alan akademik personel arasındaki husumet nedeniyle ortayaçıkabilecek sorunların önüne geçilmesi, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi akademikpersonelin yoğun olduğu illerdeki ihtiyaç fazlası öğretim elemanlarının 2006yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarında istihdam edilerek buüniversitelerin akademik verimliliğinin artırılması ve böylece kamuhizmetlerinin daha etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına yönelikolduğu anlaşılmaktadır. Yükseköğretim kurumlarında kamu hizmetinin sağlıklıyürütülmesi aynı zamanda kamu yararı amacına hizmet etmektedir. Bu itibarla kuralın anayasal anlamda meşru bir amacadayandığı anlaşılmaktadır.
416. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL KHK’ları iledoğrudan kamu görevinden çıkarılanlarınbaşvurabilecekleri etkili idari ve yargısal denetim mekanizmasınınoluşturulması için 7075 sayılı Kanun kapsamında Komisyon kurulmuştur. AnılanKanun’un 1. maddesinde Komisyonun kuruluş amacının, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğugerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin, doğrudan OHAL KHKhükümleri ile tesis edilen işlemlere karşıyapılan başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak olduğu belirtilmiştir. Bukapsamda Komisyonun temel fonksiyonu kamu görevinden çıkarılan kişileringerçekten millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunan örgüt veya oluşumlarlabağlantılı olup olmadıklarını değerlendirmek ve bu suretle tedbirinyerindeliğini belirlemektir.
417. Olağanüstü hâl tedbirlerikapsamında bazı öğretim elemanları terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakıveya bunlarla irtibatı oldukları gerekçesiyle kamu görevindençıkarılmışlardır. Komisyon, kamu görevindençıkarma ve ilave tedbirleri sebep unsuru yönünden değerlendirecekve söz konusu tedbire ilişkin koşulların oluşmadığı durumlarda başvurununkabulüne karar verecektir. Bu durumda kişileringöreve iade kararının verilmesi suretiyle bunların herhangi bir örgüt ya dayapıyla bağlantılarının bulunmadığı idare tarafından tespit edilmiş olacaktır. Kural, Komisyonca görevlerine iadeedilen üniversite öğretim elemanlarının daha önce görev yaptıklarıyükseköğretim kurumuna atanmasını yasaklamaktadır.
418. Anayasa'nın130. maddesinin dokuzuncu fıkrasında "Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organlarıile işleyişleri ve bunlarınseçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletingözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri,unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerinve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri,öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar,Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, maliişler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar,üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi,öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknolojigereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletinsağladığı mali kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.” denilmek suretiyle öğretim elemanlarınınatanma ve görevlendirmelerinde hangi usulün benimseneceğine ilişkin açık birhükme yer verilmemiş, bu husus kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanunkoyucunun söz konusu yetkiyi Anayasa’nın 130. maddesinde yer alan bilimselözerklik ilkelerini gözeterek kullanması gerektiği açıktır.
419. Kural kapsamında Komisyonca terör örgütlerine veyamillî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatlarının bulunmadığı tespit edilen ya dabulunduğu tespit edilemeyen öğretim elemanları hakkında göreve iade kararı verilmesine rağmen söz konusutedbirin sebep unsurunun ortadan kalkmadığı izlenimini doğuracak şekilde bukişilerin daha önce görev yaptıkları yükseköğretim kurumlarına atanmalarıimkânı ortadan kaldırılmaktadır. Kural ayrıca bu kişilerin Ankara, İstanbul, İzmir illerinde bulunanyükseköğretim kurumlarına atanmalarını da mutlak bir şekilde yasaklayarak dahaönce çalıştıkları yerlerin dışında Ankara, İstanbul, İzmir illerinde bulunanbaşka bir yükseköğretim kurumunda da istihdam edilmelerini engellemektedir. Yeritibarıyla öngörülen bu sınırlamaların yanı sıra kural, atamalarda 2006 yılındansonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmesi şartını getirmeksuretiyle de idarenin atama yetkisini kısıtlamaktadır.
420. Kuraldakamu görevine iade edilen her bir öğretim elemanı yönünden kamu hizmetiningerekleri de gözetilerek bu kişilerin daha önce görev yaptıkları yükseköğretimkurumunda çalışıp çalışamayacakları hususunda idareye herhangi birdeğerlendirme yetkisi tanınmamıştır. Ayrıca kuralda bu kişilerin kamu görevindençıkarılmadan önce görev yaptıkları yerlere atanmalarının kategorik olarakyasaklanmasını gerektirecek hukuki ve fiilî zorunluluklar da gösterilmemiştir.Bu nedenle görevine iade edilen öğretim elemanlarının daha önce çalıştıklarıyükseköğretim kurumuna atanmaların mutlak surette yasaklayan kuralın kamu yararının sağlanması amacı bakımından gerekli olduğusöylenemez.
421. Bununyanında kuralda akademik personel açığının karşılanabilmesi amacıyla bukişilerin atamalarının Ankara, İstanbul ve İzmir illeri dışında öncelikliolarak 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına yapılacağıöngörülmüşse de söz konusu ihtiyacın genel, objektif ve kabul edilebilirölçütler belirlenerek tüm öğretim elemanlarını kapsayacak bir sistemoluşturulmadan yalnızca görevlerine iade edilen öğretim görevlileriyle sınırlıtutularak karşılanması kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimdeyürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyacada karşılık gelmemektedir.
422. Buitibarla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatları bulunmadığıtespit edilerek görevlerine iade edilen öğretim elemanlarının önceki görevyerleri ile Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde bulunan yükseköğretimkurumlarına atanmalarına kategorik yasak getiren ve bu kişilerin öncelikli olarak 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarındaistihdam edilmelerini öngören kuralla kişilerin özel hayata saygıgösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu söylenemez.
423.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural,Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 17., 35., 36., 40., 70. ve 125. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
c. Dokuzuncu Cümle
i. “…ilemali hakları…” İbaresi
424. 6216sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
425. KuralOHAL KHK’sıyla doğrudan kamu görevinden çıkarılıp Komisyon tarafından görevineiade edilenlerden atama emrinin tebliğ edildiğitarihi takip eden on gün içinde göreve başlamayanların 7075 sayılı Kanun’un 10.maddesinden doğan mali haklarının düşeceğini öngörmektedir. Cümlede yer alan “…ilemali hakları…” ibaresi dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
426. Maddenin (1) numaralı fıkrasının on ikincicümlesinde mali hakların kamu görevine iade edilenlerden göreve başlayanlara,kamu görevinden çıkarılma tarihlerini takip eden ay başından görevebaşladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden haklar olduğu belirtilmiştir.
427. Kural, yeniden kamu görevine atanmakiçin öngörülen şartların yerine getirilmemesi hâlinde kişilerin kamu görevinden çıkarılma tarihlerini takip eden aybaşındangöreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali haklarının düşeceğini düzenlemektedir. Bu yönüyle kuralınmülkiyet hakkıyla ilgisi bulunmaktadır.
428. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyethakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nınmülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bunagöre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkınasahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yerverilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahaleninçerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyethakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin sonfıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontroletmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (RecepTarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
429. OHAL KHK’larıyla doğrudan kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattançıkarılan ya da ilişiği kesilen kişilerin Komisyon tarafından görevineiade edilmeleri, söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğunun idare tarafındantespit edilmesi anlamına gelmektedir. Esasen kişilerin hukuka aykırı birşekilde kamu görevinden çıkarılarak mali ve sosyal haklardan mahrumedilmeleriyle birlikte mülkiyet hakkına sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır.Kural, mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın sonuçlarının ortadan kaldırılmasıaşamasıyla ilgili düzenleme öngörmektedir. Dolayısıyla mülke erişimin engellenmesi biçiminde ortaya çıkan söz konusu sınırlamanedeniyle kuralın mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin genel kuralçerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
430. Bu bağlamda kamu görevinden çıkarmayabağlı olarak kişilerin mali haklardan yoksun bırakılmalarının hukuka aykırıolduğunun tespit edilmesiyle birlikte mülkiyet hakkına yönelik müdahaledemağduriyetin ne ölçüde giderildiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
431. Kural, hukuka aykırı olarak kamugörevinden çıkarılan kişilerin görevden uzaklaştırıldıkları döneme ait malihakların ödenmesini atama emrinin tebliğ tarihini takip eden on gün içerisindegöreve başlanması şartına bağlamıştır.
432. Hukuk devletinde idare, hukuka aykırıolarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğüaltındadır. İdare, eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğindekişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksaona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür. Mülkiyet hakkınayönelik sınırlama nedeniyle oluşan mağduriyetin tam olarak giderildiğinden sözedilebilmesi için hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kamu görevindençıkarılan kişilerin görevden uzaklaştırıldıkları döneme ait mali haklarıntazmin edilmesiyle mümkün olabilecektir (Narin Nihal Parlak, B. No:2019/16487, 3/3/2022, § 39).
433. Bu itibarla kişilerin iradesi dışındahukuka aykırı olarak çalıştırılmadıkları döneme ait mali hakların ödenmesiningöreve başlama şartına bağlanması, mülkiyet hakkına yönelik haksız müdahaleningiderilmemesi ve bu suretle söz konusu hakka getirilen sınırlamanın devametmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
434. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13. ve 35. maddelerine aykırıdır İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2.maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılandeğerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesiyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural,Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 17., 20., 36., 40., 70. ve 125. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
ii. Kalan Kısım
435. 6216sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
436. KuralOHAL KHK’sıyla doğrudan kamu görevinden çıkarılıp Komisyon tarafından görevineiade edilenlerden atama emrinin tebliğ edildiğitarihi takip eden on gün içinde göreve başlamayanların 7075 sayılı Kanun’un 10.maddesinden doğan atanma hakkının düşeceğini öngörmektedir.
437. Kural, kamu görevine iade edilenlerin görevebaşlamalarında atama emrinin tebliğinden itibaren on günlük süre içinde başvurulması şartını öngörmüştür. Kurala göreilgililerin belirtilen sürede göreve başlamaması hâlinde anılan maddeden doğanatanma hakkı ortadan kalkacaktır.
438. Maddenin (1) numaralı fıkrasına göre atanma hakkı; kamugörevine iade edilmesine karar verilenlerin eski kadro veya pozisyonunaatanması, atama tekliflerinin on beş gün içinde YÖK tarafından yapılması,kurumların, bildirim veya atama teklif tarihini takip eden otuz gün içindeatama işlemlerini tamamlamaları, bu kapsamda yer alan personele ilişkin kadrove pozisyonların, atama onaylarının alındığı tarih itibarıyla diğerkanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızınilgili mevzuat uyarınca ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılması, kamu kurum vekuruluşlarının atama ve göreve başlatma işlemlerinin sonucunu, işlemlerintamamlanmasını takip eden on beş gün içinde mülga Devlet PersonelBaşkanlığına bildirmesi, ilgililerin kamu görevinden çıkarılmasınailişkin OHAL KHK hükümlerinin, bu fıkrada belirtilen kişiler bakımından tümhüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmış sayılması hususlarınıiçermektedir.
439. Kural, Komisyonca kamu görevine iadeedilenlerle ilgili olarak yeniden atanma şartlarını ve sonuçlarınıdüzenlemektedir. Kural bu yönüyle Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen kamuhizmetine girme hakkıyla ilgilidir.
440. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesininbirinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir”denilmiş, ikinci fıkrasında ise “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiğiniteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” hükmüne yer verilmiştir.
441 Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde görevin gerektirdiğinitelikleri ve şartları belirlemeyi ya da belirlenmiş olanları değiştirmeyianayasal ilkeler içinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerine vezorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir. Bu konularda anayasal ilkelereaykırı olmamak kaydıyla düzenleme yapmak kanun koyucunun takdirindedir (AYM,E.2016/133, K.2017/155, 15/11/2017, § 93).
442. Kural kapsamında kamu görevine iadeedilenlerin yeniden atanmaları için on günlük süre şartı belirlenmekte ve busüre içinde göreve başlanılmaması hâlinde kişilerin atanma hakkının düşeceğininöngörülmesi suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirilmektedir.
443. Kuralda yeniden atanma hakkının kapsam ve sınırlarının açık venet olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralla öngörülensınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
444. Öte yandan kuralın kamu hizmetine girmebakımından belirli bir süre öngörmek ve buna birtakım sonuçlar bağlamaksuretiyle kamu hizmetinin daha etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesiamacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesiaynı zamanda kamu yararına hizmet etmektedir.Dolayısıyla kuralın anayasal anlamda meşru biramaca dayandığı açıktır.
445. Ölçülülük incelemesinde,haklarında iade kararı verilenlerin yeniden görevlerine atanmalarıyla ilgiliolarak belirli bir süre içinde göreve başlama şartı getirilmesinin öncelikliolarak değerlendirilmesi gerekir. Kanun koyucu, kişilerin kamu görevinebaşlaması, görevin sona ermesi ve görevle ilgili diğer hususlarda belirlişartlar öngörmesinde anayasal ilkelere bağlı kalmak kaydıyla takdir yetkisinesahiptir. Dolayısıyla kamu görevinden çıkarıldıktan sonra Komisyon tarafındangörevine iade edilenlerin yeniden atanmaları için öngörülen sürenin söz konusutakdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu itibarla kanunkoyucunun devlet işlerinde belirliliği sağlamak amacıyla hakkında göreve iadekararı verildiği hâlde kamuda yeniden çalışmak istemeyen kişilerinbulunabileceğini gözeterek bu yönde bir düzenlemeye başvurması söz konusuolabilir. Bu tercih hakkı göreve iade edildiği hâlde çalışmak istemeyenlerinatanmadan doğan söz konusu haktan yoksun bırakılıp bırakılmayacağı hususunu daiçermektedir.
446. Bu kapsamda 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu’nun 62. maddesinde, ilk defa veya yeniden veyahut yerdeğiştirme suretiyle; aynı yerdeki görevlere atananların atama emirlerininkendilerine tebliğ gününü, başka yerdeki görevlere atananların, atamaemirlerinin kendilerine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde o yerehareket ederek belli yol süresini izleyen iş günü içinde işe başlamak zorundaoldukları belirtilmiştir.
447. Aynı Kanun’un 63. maddesinin birinci fıkrasında, birgöreve ilk defa veya yeniden atananlardan belge ile ispatı mümkün zorlayıcısebepler olmaksızın 62. maddedeki süre içinde işe başlamayanların atanmalarınıniptal edileceği ve bunların bir yıl süreyle devlet memuru olarak istihdamedilemeyecekleri, bunların belge ile ispatı mümkün zorlayıcı sebepler nedeniylegöreve başlamama hâlinin iki ayı aşması durumunda atama işleminin yetkilimakamlarca iptal edileceği hükme bağlanmıştır.
448. Buna göre 657 sayılı Kanun’un memurların görevebaşlamasıyla ilgili usul ve esasları belirleyen hükümleri de dikkatealındığında, kural kapsamında göreve iade edilenlerin atama emrinin tebliğindenitibaren on günlük süre içinde işe başlamalarını engelleyen zorlayıcısebeplerin varlığını belge ile ispatlamaları hâlinde atanma hakkı sonaermeyecektir. Başka birifadeyle kuralda öngörülen on günlük süre mutlak anlamda sınırlayıcı bir etkiyesahip değildir. Kişilerin bu süre içinde göreve başlamalarını engelleyendurumların varlığının ispat edilmesi hâlinde söz konusu süre şartınınuygulanmayacağı açıktır. Anılan hususdikkate alındığında kural kapsamında kamu görevine iade edilenlerin yeniden atanmaları için öngörülenon günlük sürenin -kişilerin durumu ile ilgili değerlendirme yapma ve görevyerine ulaşmaları bakımından- makul ve yeterli olmadığı ileri sürülemez.
449. Ayrıca kuralda öngörülenon günlük sürenin başlaması için ilgiliye yapılacak tebligatın 7201 sayılıKanun hükümlerine göre usulüne uygun olup olmadığı, kişilerin belirtilen süreiçinde görevine başlamalarını engelleyen durumların var olup olmadığı gibihususların da yargı makamlarınca objektif olarak değerlendirilmeye elverişliolduğu açıktır. Bu yönüyle kural kapsamında idarece tesis edilecek işlemlerekarşı etkili yargısal denetim mekanizmalarının bulunduğu görülmektedir.
450. Bu itibarla OHAL KHK’larıyladoğrudan kamu görevinden çıkarılıp Komisyon tarafından görevine iade edilenlerdenatama emrinin tebliğ edildiği tarihi takip eden ongün içinde göreve başlamayanların atanma hakkının düşeceğini öngören kuralınkamu yararı amacı bakımından kamu hizmetine girme hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirdiği söylenemez
451. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2.maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 17.,20., 35., 36., 40. ve 125. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
ç. On üçüncü Cümle
452. Kural OHAL KHK’sıyla doğrudan kamugörevinden çıkarılıp Komisyon tarafından görevine iade edilenlerin kamugörevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebindebulunamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
453. Kural kapsamındaKomisyon tarafından kamu görevine iade edilen kişilerin görevden çıkarılmalarınedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi için herhangi bir idari ya da yargımerciine başvurma imkânı tanınmamasının, Anayasa’nın farklı maddelerindegüvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin giderim aracının ortadankaldırılması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla kuralın, temel hak veözgürlükleri ihlal edildiğini iddia eden kişilerin yetkili makamlarabaşvurmasını güvence altına alan Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuruhakkı çerçevesinde incelenmesi gerekir.
454. Anayasa’nın 40. maddesinin birincifıkrasında Anayasa ile tanınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin,yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkınasahip olduğu, üçüncü fıkrasında da kişinin, resmî görevliler tarafından vakihaksız işlemler sonucu uğradığı zararın kanuna göre devletçe tazmin edileceğibelirtilmiştir.
455. Anılan maddede güvence altına alınanetkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri sürenherkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul,erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya dasonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari veyargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlamaktadır. Bunun için sözkonusu başvuru yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıpuygulamada da etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü elealma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlaliiddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş birhak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Yusuf Ahmed AbdelazımElsayad, B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61; Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
456. Bu bağlamda, kamu makamlarının hukukaaykırı fiilleri nedeniyle maddi ve manevi yönden zarara uğradığını iddia edenbireylere zararların giderilmesi için idari ve yargısal mercilere başvurmaimkânının tanınması Anayasa'nın 40. maddesi gereğidir.
457. Olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti,aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı oldukları değerlendirilenkişiler liste usulüyle kamu görevinden çıkarılmışlardır. Komisyonca tedbire ilişkin şartların oluşmadığıgerekçesiyle başvurunun kabulüne karar verilerek kişilerin göreve iadeedilmesi, tedbirin sebep unsurunun gerçekleşmediği, başka bir deyişle bu kişilerin herhangi bir örgüt ya da yapıya aidiyeti,iltisakı veya bunlarla irtibatlarının belirlenemediği ve hukuka aykırı olarakkamu görevinden çıkarıldıklarının idare tarafından tespit edildiği anlamınagelmektedir.
458. Komisyon kararıyla kamu görevine iadeedilen kişilerin tedbir süreci nedeniyle maddi ve manevi yönden zararauğramaları söz konusu olabilir. Dolayısıyla OHAL kapsamında hukuka aykırı birşekilde haklarında tedbir uygulanan kişilerin uğrayabilecekleri maddi ya damanevi zararların giderilmesi için gerekli idari ve yargısal yollara başvurmaimkânını tanıması gerekmektedir.
459. Kural kapsamında göreve iade edilenlerin kamugörevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebindebulunamayacakları öngörülmekle bu kişilerin tedbir işleminin haksızuygulanmasından dolayı uğrayabilecekleri maddi ve manevi zararları gidermefırsatını ortadan kaldırılmaktadır. Kamu makamlarının hukuka aykırıuygulamaları nedeniyle zarara uğradığını iddia eden kişilere dava açma imkânıverilmemesi, devletin kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik müdahalelerekarşı etkili giderim mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
460. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 40.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bugörüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğindenayrıca Anayasa’nın 2., 17., 20., 35., 36., 70. ve 125. maddeleri yönündenincelenmemiştir.
K. Kanun’un 23. Maddesiyle 7075 Sayılı Kanun’a Eklenen 10/AMaddesinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
461. Davadilekçesinde özetle; kurallarda Komisyon veya mahkeme kararıyla göreve iadeedilen kişilerin hangi ölçütlere göre ilgili bakan tarafından araştırmamerkezlerine atanacaklarının belirli olmadığı, bu nedenle ilgili bakana tanınanyetkinin keyfî olarak kullanılabileceği, kamu görevinden çıkarma tedbirininhukuka aykırı olduğunun Komisyon ya da mahkeme kararıyla tespit edilmesinerağmen kurallar nedeniyle kişilere haklarının iade edilmediği, mahkemekararıyla göreve iade edilenler bakımından idari işlem ve sonuçlarının tamamenortadan kaldırılması gerektiği hâlde kurallar kapsamında ilgili bakanlaramahkeme kararlarını uygulamama yetkisinin tanındığı, ayrıca göreve iadeedilenlerden önceki kadrosuna atanmayanlar açısından söz konusu durumuneşitsizliğe yol açabileceği, kural kapsamında kişilerin araştırma merkezlerineatanmaları idari işlem niteliğinde olmasına rağmen bunların idari davaya konuolabilecek kesin ve yürütülebilir bir niteliğinin bulunmadığı, öte yandandoğrudan yasama işlemine bağlı olarak uygulanmaları nedeniyle bu tür işlemlerinetkili bir yargısal denetime de konu edilemeyeceği, yine Komisyonun iadekararına rağmen kişilerin önceki kadro ve statüye atanamamalarının ihlalinsonuçlarının ortadan kaldırılmaması anlamına geleceği belirtilerek kurallarınAnayasa’nın 2., 10., 40., 128. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. (1) Numaralı Fıkra ve (2) Numaralı Fıkranın BirinciCümlesi
462. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallarilgileri nedeniyle Anayasa’nın 13., 20., 36., 38. ve 118. maddeleri yönünden deincelenmiştir.
463. 7075 sayılı Kanun’un dava konusu kuralları içeren 10/Amaddesinin (1) numaralı fıkrasında, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile genel kollukkuvveti personeli ve Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurları hakkındaKomisyon ve mahkemeler tarafından verilen kamu görevine iade kararlarınınuygulanmasının usul ve esasları düzenlenmiştir. Buna göre, terör örgütlerineveya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilerek kamu görevinden, meslekten veya görevden çıkarılan ya dailişiği kesilen subay, astsubay, uzman jandarmalar ile Emniyet Genel Müdürlüğünde emniyet hizmetleri sınıfınatabi olanlar ve Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurlarından;haklarında mahkemeler tarafından göreve iade mahiyetinde karar verilenler ileKomisyon tarafından başvurunun kabulü kararı verilenlerden, eski kadro, rütbeveya unvanına atanması ilgili bakan onayı ile uygun görülmeyenlerin ilgisinegöre Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığıbünyelerinde kurulan araştırma merkezlerinde istihdam edilecekleriöngörülmüştür.
464. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının dava konusubirinci cümlesinde de (1) numaralı fıkra kapsamında bulunanlardan binbaşı veüstü rütbelerde olanlar ile emniyet hizmetleri sınıfında bulunan her sınıftakiemniyet müdürlerinin atamalarının araştırma merkezlerindeki araştırmacı unvanlıkadrolara, diğerlerinin atamalarının ise mülga Devlet PersonelBaşkanlığının görüşü üzerine ilgisine göre İçişleri Bakanlığı, DışişleriBakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından tespit edilen araştırmamerkezlerindeki diğer kadrolara, kararların bildirimini takip eden otuz güniçinde ilgili bakan onayıyla yapılacağı belirtilmiştir.
465. KurallarOHAL döneminde ilgili kurumlar tarafından verilen kamu görevinden çıkarmakararlarının mahkemelerce iptalleri üzerine görevine iade edilenler ile yine budönemde doğrudan kamu görevinden çıkarılarak Komisyonca veya Komisyonun retkararına karşı açılan dava sonucu mahkemelerce verilen iptal kararları ile kamugörevine iade edilen kişileri kapsamaktadır.
466. Kamugörevine iade edilen TSK ile genel kolluk kuvvetipersoneli ve Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurları hakkında Millî Savunma, Dışişleri ve İçişleri Bakanıtarafından eski kadro, rütbe veya unvanına atanması uygun görülmeyenlerden binbaşıve üstü rütbelerde olanlar ile emniyet hizmetleri sınıfında bulunan hersınıftaki emniyet müdürleri kurallar uyarınca araştırmacı unvanlı olarak istihdam edilecekler, diğer personel isesöz konusu bakanlıklar tarafından tespit edilen araştırma merkezlerindeki diğerkadrolarda görevlendirileceklerdir.
467. Dolayısıyla kurallar kapsamında göreve iade edilenkişilerin önceki mesleki unvan, kadro ve rütbelerinin ortadan kaldırılaraktamamen farklı bir statüde ve yalnızca ilgili bakanlıklar tarafından kendileriiçin ihdas edilen yeni bir birimde görevlendirilecekleri anlaşılmaktadır.
468. Kamu görevine iade edilen söz konusu personelin öncekikadro, rütbe ve unvanına göre atanmasını engelleyen kurallar kişilerin meslekhayatlarını, kişisel gelişimlerini, üçüncü kişilerle olan ilişkilerini veitibarlarını olumsuz şekilde etkileyebilir. Nitekim kişinin çalıştığı kadrorütbe veya unvana bağlı olarak elde ettiği statüden kaynaklanan kazanımınsosyal ve iş yaşamına önemli değerler kattığı açıktır.
469. Dolayısıyla kişilerin meslek hayatları, kişiselgelişimleri ve üçüncü kişilerle olan ilişkileri üzerinde ciddi etkidoğurabilecek olan kuralların Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınankişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkıyla yakından ilgili olduğuve bu hakka sınırlama getirdiği açıktır.
470. Kurallarda öngörülen işlemin kapsam ve sınırlarınınaçık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kurallarla kişilerin özelhayatının korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temeledayandığı açıktır.
471. Kuralların özellikle darbe girişiminden sonra kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatyapısının değiştirilmesine bağlı olarak devletkadrolarında istihdam edilen personelin görev ve sorumluluklarınınyeniden belirlenmesi ve bu suretle kamu hizmetinindaha etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına yönelikolduğu anlaşılmaktadır. Kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesi aynı zamanda kamuyararı ve kamu düzeninin sağlanması amacına da hizmet etmektedir.
472. Dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması ve kamu yararıamacıyla göreve iade edilen personelin ilgili bakan onayıyla eski kadro, rütbe veya unvanlarına göre atanmasınıengelleyen kuralların meşru bir amaca dayandığı açıktır.
473. Komisyon’un iade kararı veOHAL kapsamında kurumlarca kamu görevinden çıkarılan kişilerin açtığı davalardaverilen iptal kararlarıyla tedbirin sebep unsurunun gerçekleşmediği ve işleminhukuka aykırı olduğu tespit edilmektedir.
474. Kurallar, mahkemelerce veya Komisyonca kişilerhakkında terör örgütlerine veya millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatıolmadığı ya da tespit edilmediği gerekçesiyle göreve iade kararı verilmesinerağmen söz konusu tedbirin sebep unsurunun ortadan kalkmadığı izleniminidoğuracak şekilde bu kişilerin eski kadro,rütbe veya unvanına uygun olarak atanmalarını engellemektedir. Kuşkusuzkanun koyucunun anayasal ilkeleri gözeterek kamu görevlilerinin çalışmakoşullarını belirlemede takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu açıdan kurallarkapsamında kamu görevine iade edilen kişilerin de mevcut statülerinin korunmasısuretiyle idari teşkilatta farklı birimlerde istihdam edilmeleri söz konusuolabilir. Ancak iade kararıyla hukuka aykırı olarak uygulanan kamu görevindençıkarma tedbirinin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması başka bir ifadeyletedbir hiç uygulanmamış gibi kişilerin önceki kazanımlarının dikkate alınması gerektiği hâlde bu kişilerin idari teşkilat içindeki mevcut kadrolarının, unvanlarının,rütbelerinin kısacası bu kapsamdaki kazanılmış haklarının gözardı edilerekfarklı bir statüde atanmalarına imkân tanınmaktadır.
475. Ayrıca kurallarda kamu görevine iade edilen kişilerinyeniden atanmalarında ilgili bakanın hangiölçütlere göre değerlendirme yapacağına ilişkin bir belirlilik debulunmamaktadır. Dolayısıyla ilgilibakana tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının açık, net ve anlaşılır olmamasınedeniyle göreve iade edilen personelin eski kadro, rütbe veya unvanına göreatanıp atanmayacağı hususunda idareye geniş bir takdir yetkisi verildiğianlaşılmaktadır. Bu yönüyle kurallar kapsam ve sınırları itibarıylaidarenin keyfî uygulamalarını önleyecek niteliği haiz değildir. Dolayısıylakurallar kapsamında göreve iade edilen kişilerin önceki mesleki unvan, kadro verütbelerinin ortadan kaldırılarak tamamen farklı bir statüdegörevlendirilmeleri için ilgili bakana bu denli geniş yetki tanınmasının kamudüzeninin sağlanması ve kamu yararı amacını gerçekleştirmek bakımındanzorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği söylenemez.
476. Bunun yanında ilgili bakan kararına karşı idariyargıda açılacak iptal davasında bakanın yapacağı değerlendirmeyle ilgiliherhangi bir ölçütün tespit edilmemesi, etkin bir yargısal denetimin yapılmasıimkânını da ortadan kaldırmaktadır.
477. Ayrıca kurallarda, kamu görevine iade edilenpersonelin aynı statüde ilgili bakanlıkların başka birimlerinde farklı görev vesorumluluklarla istihdam edilmesi mümkün olduğu hâlde bunların kazanılmış haklarınıngözardı edilmesi suretiyle söz konusu bakanlıkların araştırma merkezlerindeistihdam edilmelerini gerektirecek kabul edilebilir ölçüde hukuki ve fiilîzorunluluklar gösterilmemiştir. Bu nedenle görevine iade edilen personelinilgili bakana tanınan sınırları belirsiz bir yetkiyle eski kadro, rütbe veyaunvanın ortadan kaldırılarak araştırma merkezlerine atanmasına imkântanınmasının, kamu yararı ve kamu düzeninin sağlanması amacı bakımından gerekliolduğu söylenemez.
478. Bu itibarla terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı veya bunlarla irtibatları bulunmadığı tespit edilerekgörevlerine iade edilen personelin farklı bir statüde atanmalarını imkântanıyan kurallar nedeniyle öngörülen sınırlamanın demokratik toplum düzeniningereklerine uygun ve ölçülü olduğu ileri sürülemez.
479. Öte yandan kurallar kapsamında kamu görevindençıkarılıp haklarında mahkemeler tarafındangöreve iade mahiyetinde karar verilenler ile Komisyon tarafından başvurununkabulü kararı verilenlerle ilgili yapılacak işlemde MGK kararına atıfyapılması, bu kişilerin terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplaraüye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldıklarınınbelirtilmesi nedeniyle maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
480. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…”ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüdedava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.
481. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 20.,36., 38. ve 118. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13., 20., 36., 38. ve 118.maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 10.,40., 128. ve 138. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
b. Maddenin Kalan Kısmı
482. 7075 sayılı Kanun’un 10/A maddesinin dava konusu (2)numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dava konusu (3) ila (12)numaralı fıkralarında anılan maddenin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesi gereğince kamu görevine iade edilip eski kadro,rütbe veya unvanına atanması uygun görülmeyerek Millî Savunma Bakanlığı,Dışişleri Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı bünyelerinde kurulan araştırmamerkezlerinde istihdam edilmelerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
483. Maddenin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesinin iptalleri nedeniyle maddenin kalan kısmının uygulanmaimkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu cümle ve fıkralar 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bucümle ile fıkralar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerekgörülmemiştir
L. Kanun’un 24. Maddesiyle 7075 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 3.Maddenin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
484. 7075 sayılı Kanun’ungeçici 3. maddesinde, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Komisyontarafından verilen iade kararlarının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslardüzenlenmiştir.
485. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, maddeninyürürlüğe girdiği tarihte Komisyon tarafından mülga Devlet Personel Başkanlığınabildirilenlerden atama teklifi yapılmamış olan kişilerin 7075 sayılı Kanun’un10. maddesi hükümleri çerçevesinde işlem tesis edilmek üzere mülga DevletPersonel Başkanlığınca kurumlarına bildirileceği, (2) numaralı fıkrasında damülga Devlet Personel Başkanlığı tarafından kamu görevinden çıkarıldıklarıtarihte kadro veya pozisyonunun bulunduğu kurumdan başka bir kuruma atamateklifi yapılanlar hakkındaki teklif işleminin de Kanun’un 10. maddesinin esasalınarak yeniden yapılacağı belirtilmiştir.
486. (3)numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise Kanun uyarınca mülga Devlet PersonelBaşkanlığı ve YÖK tarafından atama teklifi yapılan ve göreve başlayanlarhakkında 10. maddenin (1) numaralı fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, davakonusu ikinci cümlesinde bu kişilerin mali haklarının hesaplanmasındagöreve başladıkları tarihi takip eden hizmetleri karşılığında ilgiliye yapılanödemelerin kurumlarınca yapılacak toplu ödeme tutarından mahsup edileceği,üçüncü cümlesinde de (2) numaralı fıkra kapsamındakilere atama teklifininyapıldığı kurumlar tarafından ödeme yapılacağı hükme bağlanmıştır.
487. 7075sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 7145 sayılı Kanun’un 22.maddesiyle değiştirilmeden önceki hâlinde Komisyon tarafından göreve iadekararı verilen kişilerin (öğretim elemanları dışındakiler) atama tekliflerininstatüleri, unvanları ve yürüttükleri görevler itibarıyla başka kurumlardagörevlendirilmeleri mümkün olmayanlar hariç olmak üzere daha önce istihdamedildikleri kurumlar dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında eski statülerine veunvanlarına uygun kadro ve pozisyonlara Devlet Personel Başkanlığı tarafındanikamet ettikleri il dikkate alınarak on beş gün içinde yapılacağıbelirtilmiştir. Yine anılan fıkranın önceki hâlinde, bu kişilerin yenidengöreve başlamaları durumunda kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten görevebaşladıkları tarihe kadarki döneme ait mali haklarının ödenmesine ilişkin birdüzenleme yer almamaktaydı. Dolayısıyla 10. maddenin (1) numaralı fıkrasında7145 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle yapılan değişiklikle kişilere daha öncegörev yaptıkları kurumlarda çalışma imkânı tanındığı gibi bunların kamugörevinden çıkarıldıkları döneme ait mali ve sosyal haklarının karşılanmasısağlanmıştır.
488. 7075sayılı Kanun’un değişik 10. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında eskikurumlarında (tedbirin uygulandığı dönemde çalıştıkları) göreve başlayanlara,kamu görevinden çıkarılma tarihlerini takip eden ay başından görevebaşladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal haklarıödenecek ancak dava konusu kural uyarınca mali haklarının hesaplanmasındakişilerin göreve başladıkları tarihi takip eden hizmetleri karşılığında yapılanödemeler, kurumlarınca yapılacak toplu ödeme tutarından mahsup edilecektir.
489. Bubağlamda kanun koyucu geçici 3. madde kapsamında Komisyon tarafından göreveiade edilen ancak atama teklifleri yapılmayanlar ile 10. maddenin önceki hâlinegöre başka kuruma atama teklifi yapılıp göreve başlayanlar ve başlamayanlarbakımından söz konusu atama sürecinin eski kurumlarında göreve başlamaküzere tekrar ele alınmasını hükme bağlamış ve mali haklarla ilgili toplu ödemetutarının hesaplanmasında kişilerin eski kurumlarına yeniden yapılanatamalarını esas almıştır.
490. Dolayısıylakamu görevinden çıkarılma tarihlerini takip eden ay başından göreve başlanantarihe kadar geçen süreye tekabül eden toplu ödeme tutarının hesaplanmasındagöreve başlama tarihinden, 10. maddenin 31/7/2018 tarihinde yürürlüğe girendeğişik (1) numaralı fıkrası kapsamında yeniden yapılan atama teklifi üzerinekişilerin kendi kurumlarındaki göreve başlama tarihinin anlaşılması gerekir.Böylece kişilerin kamu görevinden çıkarıldıkları tarihleri takip edenay başından 7075 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yapılandeğişiklik kapsamında eski kurumlarında göreve başladıkları tarihler arasındakidönem için toplu ödeme tutarı tespit edilebilecektir.
2. İptalTalebinin Gerekçesi
491. Davadilekçesinde özetle; dava konusu kural kapsamında kamu görevine iade edilenkişilere görevden uzaklaştırıldıkları dönem için ödenen alacak miktarındangöreve başladıkları tarihten sonraki ücretlerinin mahsup edilmesinin kişileremali haklarının eksik ödenmesi sonucunu doğuracağı, bu itibarla hukuka aykırıolarak kamu görevinden çıkarılanlar yönünden mülkiyet hakkına getirilensınırlamanın ölçüsüz olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 35. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
492. 7075sayılı Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında Komisyon kararıüzerine göreve başlayanlar için ödenmesi öngörülen vekamu görevinden çıkarılma tarihini takip eden ay başından göreve başlamatarihine kadar geçen süreye tekabül eden toplu ödeme tutarından kişileringöreve başladıkları tarihi takip eden hizmetleri karşılığında yapılanödemelerin mahsubunu düzenleyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesindedüzenlenen mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
493. Kural kapsamında, ilgililere ödenmesi öngörülen mali haklardan mahsuba konu olan kısmın Anayasa’nın 35. maddesibağlamında mülk olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kurallamülkiyet hakkına sınırlama getirilip getirilmediğinin öncelikle tespit edilmesigerekir.
494. Kuralda kamu görevinden çıkarılma tarihlerinitakip eden aybaşından göreve başlanılan tarihe kadar geçen süreye tekabül edenmali ve sosyal hakların ödenmesinde toplu alacak miktarı belirlenirken kişilerin10. maddenin 31/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren değişik (1) numaralı fıkrası kapsamındaeski kurumlarındaki (kamu görevinden çıkarıldıkları tarihteki kurum) görevebaşlama tarihinin esas alınması suretiyle önceki düzenleme kapsamında başkakurumlardaki göreve başlama tarihinden itibaren yapılan ödemelerin toplu ödemetutarından mahsup edilmesinin mükerrer ödemenin önlenmesi amacına yönelikolduğu anlaşılmaktadır.
495. Dolayısıyla kural kapsamında 7075 sayılı Kanun’un31/7/2018 tarihinde değiştirilmeden önce yürürlükte olan hükümlerine göreataması yapılarak göreve başlayan kişilere bu dönemdeki çalışmaları karşılığıyapılan ödemelerin toplu ödeme miktarından mahsup edilmesi mülkiyet hakkınasınırlama getirmemektedir. Bu açıdan kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırıbir yönü bulunmamaktadır.
496. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 35. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
M. Kanun’un 26. Maddesiyle 375 Sayılı KHK’ya Eklenen Geçici 35. Maddeile 7333 Sayılı Kanun’un 23. Maddesiyle Geçici 35. Maddenin (A), (B), (C), (Ç),(D) ve (G) Fıkralarında Yer Alan “…üç yıl…” İbarelerinin “…dört yıl…”Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi
1. (A) Fıkrası ve AnılanFıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” ŞeklindeDeğiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
497. Davadilekçesinde özetle;
- Kamugörevinden çıkarılan kişilerin isim ve kimlik bilgilerinin Resmî Gazete’deyayımlanmasının itibarlarını zedelediği, kamu görevinden çıkarma, ruhsat velisanslarının iptal edilmesi, unvan ve sıfatların alınması tedbirleri nedeniylekişilerin maaş ve sosyal güvenlik haklarında kayıplar meydana geldiği,pasaportların iptal edilmesinin seyahat özgürlüğünü engellediği, bu kişilerinkamu görevine girmeleri ya da kamu hizmetinde çalışmaları, özel güvenlikşirketinin kurucusu ve ortağı olma imkânlarının ellerinden alınması suretiyleçalışma hak ve özgürlüğü ile kamu hizmetine girme hakkına kısıtlamagetirildiği,
- Kurallarkapsamında kişilerin kamu görevinden çıkarılmasında benimsenen usulün Avrupa’dadeğişik ülkelerde uygulanan arındırma süreçlerinden oldukça farklı yönlerininbulunduğu, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği’nin yetkili organlarınınarındırma süreci ile ilgili benimsedikleri ilkelere kurallar kapsamında yerverilmediği, AİHM’in usule ilişkin temel güvencelere ve savunma hakkına saygı gösterilmedenkamu görevinden çıkarma işleminin uygulanmasının özel hayata saygı hakkınaölçüsüz sınırlama oluşturduğu yönünde kararlarının bulunduğu, yine AİHM’e göreözel hayata yapılan sınırlamanın usule ilişkin güvencelere uyulmadangerçekleştirilmesinin ya da sınırlamanın hukuka uygunluğunu denetletmede etkinyargısal denetiminin oluşturulmamasının da ihlal sonucunu doğuracağı, BM İnsanHakları Komitesinin de kişilerin ancak objektif ve makul ölçütlere dayalı adil yargılanma güvencelerine uygunyapılacak bireysel değerlendirmeler sonucunda kamu görevindençıkarılabileceklerine ilişkin kararlar verdiği,
- Anayasa’dayer alan suç ve cezalara ilişkin ilkelerin hem ceza hukuku hem de disiplinhukuku kapsamındaki eylemler bakımından geçerli olduğu, Anayasa Mahkemesinin bukapsamda verdiği kararlarda söz konusu anayasal ilkelerin disiplin suç vecezaları için de geçerli olduğunun ifade edildiği, kurallara dayanılarakyapılan işlemlerin disiplin yaptırımı niteliğinde olduğu, bu itibarla disiplinsuç ve cezalarına ilişkin anayasal ilkelerin uygulanması gerektiği,
- Kurallarda yer alan mensubiyet, iltisak veirtibat kavramlarının belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu, bu kavramlarınhukukumuza ilk defa 22/7/2016 tarihinde girdiği, anılan kavramların bu tarihtenönceki fiillere uygulanmasının yanı sıra terör örgütü ya da MGK’ca millîgüvenliğe tehdit oluşturduğu belirtilen yapı, oluşum ve grupların tespitiaçısından kuralların geçmişe yürütüldüğü, kurallarda geçmişe yürütülerekuygulama yapılmasını engelleyecek bir açıklığın bulunmadığı, ayrıca siyasi veidari bir organ olan MGK’nın kararına dayalı olarak tedbir uygulanmasının dahukukilik sorunu doğuracağı,
- Kuralların22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlereİlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin kamu görevinden çıkarma tedbirine ilişkinhükümleriyle aynı nitelikte olduğu, Anayasa Mahkemesinin söz konusu KHKhükümlerine göre kamu görevinden çıkardığı iki üyeyle ilgili yaptığıdeğerlendirmelerin dava konusu kural yönünden de uygulayıcılar tarafındandikkate alınacağı, Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında; kamugörevinden çıkarmada kişinin herhangi bir örgüt, yapı ya da oluşuma üyeolmasına gerek olmadığı gibi mensubiyet, iltisak veya irtibat şeklinde bir bağınvarlığının da somut delille ispatlanmasına gerek bulunmadığının bu konuda birkanaatin oluşmasının yeterli olduğunun, ancak bu kanaatin oluşmasındakeyfîliğin bulunmaması gerektiğinin belirtildiği, bu değerlendirmelerkapsamında kamu görevlilerinin delil aranmadan tamamen soyut ve subjektifdeğerlendirmelerle kamu görevinden çıkarılmalarının mümkün hâle geldiği,Anayasa Mahkemesinin kurallarda yer alan kavramlara ilişkin söz konusuyorumunun bu kavramların muğlak ve keyfî uygulamaya elverişli olduğunu gösterdiği,
- Kurallarlakişilerin kamu görevinden çıkarılmalarında örgüt ya da diğer yapı veoluşumlarla bağlantılarının yetkili mercilerce değerlendirilmesinin yeterligörülmesinin bu konuda somut deliller çerçevesinde iddiaların sübuta ermesigerekliliğini ortadan kaldırdığı,
- Kurallardaöngörülen yaptırıma esas olan fiillerin niteliği ve yaptırımın ağırlığı dikkatealındığında kamu görevinden çıkarma işleminin cezai nitelikte bir yaptırımolduğu, bu nedenle söz konusu yaptırımlar uygulanırken adil yargılanma hakkınınusule yönelik güvencelerine uyulması gerektiği, ancak kurallarda bu konudaherhangi bir güvenceye yer verilmediği, kamu görevlilerine savunma hakkıtanınmadıkça disiplin cezası verilememesinin anayasal bir teminat olduğu,geçici 35. maddenin (G) fıkrasının son paragrafına göre anılan madde kapsamındasoruşturulanlara yedi günden az olmamak üzere savunma hakkının tanınacağı, busürede savunma vermeyenlerin savunma haklarından vazgeçmiş sayılacağının hükmebağlandığı ancak gerçek bir savunma hakkından söz edilebilmesi için kişilereyöneltilen suçlamaların ne olduğunun açık bir şekilde bildirilmesiningerektiği, kurallarda suçlamaların ilgili kişilere bildirileceği yönünde birdüzenlemeye yer verilmediği, ayrıca kurallarda hangi fiillerin suç olarak kabuledileceğini belirleyecek bir ölçütün bulunmadığı, kurallara konu kamugörevinden çıkarma tedbirinde kurum kanaatinin esas alındığı, bu itibarlasoruşturma sürecinin adil yargılanma şartlarını sağlamaktan uzak olduğu, ayrıcakamu görevinden çıkarma kararında hangi hususlara dayanıldığını bilmeyenkişilerin açtıkları davalarda etkili bir savunma yapmalarının beklenemeyeceği,böyle bir durumda gerçek anlamda bir yargılama faaliyetininyürütülemeyeceği,
- Kurallar kapsamında kamugörevinden çıkarılan kişilerin isimlerinin Resmî Gazetede yayımlanmasınınitibarlarını zedelediği gibi birçok temel haklarını ihlal ettiği,
- Kamugörevlilerinin disiplin işlerinin kanunla düzenlenmesinin anayasal birzorunluluk olduğu, kişilerin kamu görevinden çıkarılmasını öngören kurallardayer alan kavramların muğlak ve içeriğinin belirsiz olması nedeniyle söz konusuanayasal ölçütün yerine getirilmediği,
-KurallarlaAnayasa’nın birçok maddesine olağan zamanda öngörülemeyecek şekilde ölçüsüzsınırlamalar getirildiği, söz konusu kuralların uygulanabilirliğinin olağanüstühâl rejiminin sona erdiği tarihten sonrasına da uzatıldığı, olağanüstü hâldüzenlemesi niteliğinde olan kuralların ancak usulüne uygun olağanüstü hâl kararıilan edilerek Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılması gerektiği hâlde bunlarınkanun yoluyla ihdas edildiği,
belirtilerekkuralların Anayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20., 35., 36., 38., 48.,49., 70., 118.,125., 128. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
i. Fıkranın Birinci Paragrafında Yer Alan “…üçyıl…” İbaresi
498. 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafında yeralan dava konusu “…üç yıl…” ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dörtyıl…” olarak değiştirilmiştir.
499.Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
ii. Fıkranın Birinci ParagrafınınBirinci Cümlesinde Yer Alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” İbaresi
500. 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci cümlesinde anılanmaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, terörörgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakıyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri,Yargıtay daire başkanı ve üyeleri, Danıştay daire başkanı ve üyeleri, hâkim vesavcılar, askerî hâkimler ve Sayıştay meslek mensuplarının meslektekalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verme usulüdüzenlenmiştir. Anılan cümlede yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…”ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
501. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
502. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 118.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın118. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 13., 15.,17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 125., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
iii.Fıkranın Birinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…üyeliği,mensubiyeti veya…” İbaresi
503. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A)fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yılsüreyle, terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenAnayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay Başkan ve üyeleri, Danıştay Başkan veüyeleri, hâkim ve savcılar, askerî hâkimler ve Sayıştay meslek memurlarınınmeslekten çıkarılmaları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural,cümlede yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresidir.
504. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek4. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yeralan “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibaresinin Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönündende geçerlidir.
505.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Kural,Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20., 35., 48., 49., 70., 118., 125., 128. ve129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
iv. Fıkranın Birinci Paragrafının BirinciCümlesinin Kalan Kısmı ve Dördüncü Cümlesi ile Anılan Fıkrada Yer Alan “…üçyıl…” İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
506. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasınınbirinci cümlesinin dava konusu kalan kısmında terör örgütlerine veya MGK’cadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenAnayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay daire başkanı ve üyeleri, Danıştay dairebaşkanı ve üyeleri, hâkim ve savcılar, askerî hâkimler ve Sayıştay meslekmensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslektençıkarılmalarına karar verme usulü düzenlenmiş; bu usulün dört yıl süreyleuygulanması öngörülmüştür.
507. Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca, Yargıtay daire başkanı ve üyelerihakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca, Danıştay daire başkanı veüyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca, hâkim ve savcılar hakkındaHâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, askerî hâkimler hakkında millîsavunma bakanının başkanlığında, millî savunma bakanı tarafından birinci sınıfaskerî hâkimler arasından seçilecek iki askerî hâkimden oluşan komisyonca veSayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay başkanının başkanlığında, başkanyardımcıları ile Sayıştay başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı vebir üyeden oluşan komisyonca bu kişilerin meslekte kalmalarının uygunolmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilecektir. Fıkranın davakonusu dördüncü cümlesinde ise kamu görevinden çıkarılanlar hakkında alınankararların on beş gün içinde mülga Devlet Personel Başkanlığı’na bildirileceği belirtilmiştir.
508. Dava konusu kurallarla kamu görevlilerihakkında yetkili kurul ve komisyonların yapacağı değerlendirmeler sonucu her bir kamu görevlisi nezdinde bireysel nitelikteidari işlem tesis edilerek meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilebileceğianlaşılmaktadır.
509. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarda; özelhayata saygı gösterilmesini isteme hakkının kişinin çevresinde bulunanlarlatemas kurma hakkını içerdiğini, kişilerin mesleki hayatları ile özel hayatlarıarasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunu, kişinin mesleği ile ilgilitasarrufların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Serap Tortuk, B. No:2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,10/12/2015, § 62).
510. Bu çerçevede kişilerin ilgili kurulve komisyonların tesis edeceği işlemle meslekten (kamu görevinden)çıkarılmalarını öngören kurallar Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki kişilerinözel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
511. Kurallarda kamu görevinden çıkarma tedbirininuygulanmasına ilişkin usul ve esasların herhangibir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği,kurallarda yer alan ibareler genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunlarınkategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceği gözetildiğinde kurallarıntemel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiği yönündeki anayasalilkeye aykırı bir yönü bulunmamaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM,E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 78).
512. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında,memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarakfaaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hükümuyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerinitalep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güvenduyulmasının bir gereğidir.
513. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacakbiçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin meslekten (kamu görevinden)çıkarılmasını öngören kuralların millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarakbuna yönelik hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacınahizmet ettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarla öngörülen sınırlamanınanayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
514. Diğer yandan kamudüzeni ve güvenliğini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerde bulunan örgüt,yapı ve oluşumlarla bağlantılı kişilerin kamu görevinden uzaklaştırılmalarısuretiyle anayasal devlet düzenini korumayı amaçlayan kuralları demokratik birtoplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığısöylenemez.
515. Kurallarda öngörülen meslekten (kamu görevinden)çıkarma işleminin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktanziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyledemokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyleuygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan söz konusu işlemin cezalandırma amacınayönelik olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukukualanındaki yargısal uygulamalarla veya disiplin cezalarıyla herhangi birbenzerliği bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralda öngörülen işlemin tedbirniteliğinde olduğu açıktır.
516.Dolayısıyla devletin varlığına, demokratik düzenine ve millî güvenliğinetehlike oluşturabileceği değerlendirilen kamu görevlilerinin devlet aygıtındanarındırılması için öngörülen tedbirlerin millî güvenlik, demokratik anayasal düzen ve kamugüvenliğinin sağlanması ve korunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı dasavunulamaz.
517.Kurallarla geçici 35. maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yılsüreyle geçerli olmak üzere terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgili kurul ve komisyoncadeğerlendirilen kişilerin meslekten (kamu görevinden) çıkarılmasına imkântanınmaktadır.
518. Kurallarkapsamında ilgili Kurul ve Komisyonlarca meslekten çıkarma kararı verilirkenesas alınan ölçütler ile benimsenen yöntemin kuralların orantılılığında dikkatealınması gerekir. Kuralların orantılı olması temel hak ve özgürlüğeyapılan sınırlama ile ulaşılmakistenen meşru amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesinin gerekliliğiniifade etmektedir. Dolayısıyla meşru amacı gerçekleştirme bakımındangerek içerik ve gerekse yöntem itibarıyla kişilerin meslekten (kamu görevinden)çıkarılmalarıyla makul dengenin sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir.
519. Kuşkusuzkanun koyucunun kamu güvenliği aleyhine faaliyetlerde bulunan örgüt veyabenzeri yapılarla bağlantıları nedeniyle Anayasa’dan kaynaklanan sadakatyükümlülüğüne aykırı davranan kamu görevlileri hakkında meslekten (kamugörevinde) çıkarma veya benzer işlemler tesis etmesinde, buna yönelik şartlarıve usulleri belirlemesinde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim kamugörevlilerinin meslekten (kamu görevinden) çıkarılmalarına ilişkin usul veşartlar farklı mevzuatlarda düzenlenmiştir. Bu bağlamda dava konusu kurallarkapsamında yer alan kişilerin tabi oldukları özel mevzuatlarda da meslektenveya devlet memurluğundan çıkarılmayla ilgili benzer düzenlemelere yerverilmiştir.
520. Kurallarkapsamında söz konusu düzenlemelerde belirtilen şartların dışında meslektençıkarılmayla ilgili farklı esas ve usullerin benimsenmesi ihtiyacı kurallarınorantılılığının tespiti açısından oldukça önemlidir. Başka bir ifadeylekişilerin kurallarda benimsenen esas ve yöntem çerçevesinde kamu görevindençıkarılmalarıyla meşru amaç arasında makul dengenin sağlanıp sağlanmadığınınbelirlenmesi zorunludur.
521. Meslektençıkarma tedbirinin uygulanması için öngörülen ölçütler (irtibat ve iltisakboyutunda fiiller ve idarenin takdiri) dava konusu kuralların esaslı unsurlarını oluşturmaktadır. Buçerçevede tedbiri gerektiren eylemlerin niteliği ile bunların kurallarkapsamında belirlenen ölçütlere uygun olup olmadığını değerlendirmede yetkilikurul ve komisyonlara tanınan takdir yetkisinin sınırlarının elealınması gerekir.
522.Kurallarda öngörülen meslekten çıkarma ve diğer tedbirlerin uygulanmasına esasolan fiil terör örgütlerine veya devletin milligüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olmaktır.Bu yönüyle kanun koyucu meslekten (kamu görevinden) çıkarma tedbirininuygulanmasında millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı ve oluşumlarla irtibatlıve iltisaklı olmayı temel ölçüt olarak belirlemiştir. Söz konusu ölçütün kavramsalolarak belirlenebilir nitelikte olup olmadığı hususuna kuralları kanunilikincelemesinde değinilmiştir.
523. Ancak kurallar kapsamında bir kişinin meslektençıkarılmasına karar verilirken irtibat ve iltisak kavramlarının olay ve olgularçerçevesinde hangi ölçütlere göre belirlenebileceği hususuna ayrıcadeğinilmesi gerekmektedir. Nitekim kurallarda buna yönelik bir belirlemeyapılmadığı gibi meslekten çıkarmaya esas alınan fiillerin irtibat veiltisak kapsamında bulunup bulunmadığının tespiti yetkili kurul vekomisyonların değerlendirmelerine bırakılmıştır.
524. Kurallarda temel ölçüt olarak öngörülen, kavuşan,bitişen, birleşen anlamına gelen iltisaklı kavramı ile iki unsurarasında ilişki sağlamayı ifade eden irtibatlı kavramları arasında derece/aşamave yoğunluk olarak fark bulunsa da kurallar bağlamında söz konusu kavramlarınterör örgütü veya benzeri yapıların düşünce ve amacının benimsenerek hareketedilmesi ya da farklı nedenlerle de olsa söz konusu örgüt ya da yapınınfaaliyetleriyle ilgili ve uyumlu davranışlarda bulunulması anlamına geldiğiaçıktır. Başka bir ifadeyle kurallar kapsamında meslekten çıkarılmayıgerektiren fiillerin, millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan örgüt veyaoluşumların düşünce ve amacının içselleştirildiği ya da olağanlaştırıldığısonucunu doğurmaya elverişli olması gerekir.
525. Kurallarda geçen söz konusu ölçütlerden ne anlaşılmasıgerektiğinin yanında irtibatlı ve iltisaklı olma hususunun, somutispatlanabilir olay ve olgulara dayanması gerektiği açıktır. Başka birifadeyle irtibat ve iltisaka esas alınan fiillerin varlığı (gerçeklik) ilebunların hakikaten irtibat ve iltisak boyutunda olduğunun (hukuksalnitelendirme) objektif ve kabul edilebilir gerekçelerle ortaya konulmasıgerekmektedir. Bu itibarla meslekten çıkarmada yetkili kurul ve komisyonlarcayapılacak değerlendirmelerdeki takdir yetkisinin sübjektif, soyut kanaattenziyade somut bulgulara dayalı sebep-sonuç ilişkisi içinde objektif veaçıklanabilir nitelikte olması zorunludur. Tahmine, varsayıma ya da olgusaltemellerden yoksun çıkarımlara dayalı değerlendirmelerin keyfî uygulamalara yolaçabileceği açıktır. Dolayısıyla meslekten çıkarma tedbirinin sebep unsurunuoluşturan irtibat ve iltisak kavramlarının yetkili kurul ve komisyonlarasınırsız bir takdir yetkisi tanıdığı söylenemez.
526. Bununla birlikte olağanüstü hâl döneminde uygulanankamu görevinden çıkarma ve diğer tedbirlerde de esas alınan irtibat, iltisakkavramlarının -devletin karşı karşıya kaldığı tehlikenin yoğunluğu dikkate alındığında-olağan dönem koşullarına göre farklı değerlendirilmesi söz konusu olabilir.Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında anılan kavramların içindebulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesinin mümkün olduğunu, olağanüstühâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâldöneminde millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşumveya gruplara ya da terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı ya da bunlarlairtibatı bulunup bulunmadığının tespiti bakımından anılan yapı, oluşum,grup ya da terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusundayapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklıolabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (AYM, E.2018/89,K.2019/84, 14/11/2019, §§ 30, 31).
527. Söz konusu kararlarda olağan dönemde kişilerin millîgüvenliği tehdit eden örgüt yapı ve oluşumlarla bağlarının varlığına yönelikyapılacak değerlendirmede somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunmasıesasının benimsenmesi gerektiği, bunun kanunların Anayasa’ya uygun olarakyorumlanması gereğinin doğal bir sonucu olduğu, kişilerin kamu görevinden(meslekten) çıkarılmalarını haklı kılacak nitelikte olgusal temeli olanbağlantılarının aidiyet, iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiğiifade edilmiştir (AYM,E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 38).
528. Ayrıca kuralların orantılılığı değerlendirilirken 15Temmuz darbe teşebbüsünde rol oynayan FETÖ/PDY’nin yapısı ve darbe girişimindensonraki gelişmelerin de dikkate alınması gerekir. Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarında, demokratik devlet düzenine karşı tehlikeninkaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamındaörgütlendiği ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok kanun dışıfaaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline geldiği, darbegirişimiyle birlikte söz konusu tehdidin mevcut, yakın ve açık bir tehlikeyedönüştüğü ifade edilmiştir. Anılan kararlarda, FETÖ/PDY’ninyapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapmapotansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareketetme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belirlibir sürenin geçmesinin de daha farklı yöntemlerle mücadele edilmesi ihtiyacınıortadan kaldırmayacağı bunun dışında diğer terör örgütü, grup ve oluşumlarla daaynı şekilde mücadele edilmesi zorunluluğunun ortaya çıkabileceğibelirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, §§ 113-116).
529. Bu kapsamda uzun yıllar devlet içinde gizlilikprensibi ile yapılanmış olan FETÖ/PDY veya millî güvenlik aleyhine faaliyettebulunan diğer terör örgütü, yapı ve oluşumlarla bağlantılı kişilerin tespitedilerek devlet aygıtından uzaklaştırılması için kanun koyucunun olağan dönemkoşullarında farklı yöntemler benimsemesi söz konusu olabilir. Nitekim FETÖ/PDYveya diğer örgüt ve yapıların yürüttükleri faaliyetlerin niteliği ve bağlantılıkişilerin tespit edilmesindeki güçlük dikkate alındığında söz konusumücadelelerin kısa sürede sonuçlanması mümkün olmayabilir. Ancak devletin bukonudaki farklı mücadele yönteminin anayasal ilkeler gözetilerek hukukiöngörülebilirlik ve belirlilik sınırları içinde uygulanması gerektiği açıktır.
530. Bu yönüyle objektif anlamı, kapsam ve sınırlarıbelirlenebilir olan irtibat ve iltisak kavramlarının kamu görevlilerininterör örgütü ya da benzeri oluşumlara aidiyetini ya da birlikteliğini ortayakoymak suretiyle bu kişilerin Anayasa’dan kaynaklanan sadakat yükümlülüğüneaykırı davranışlarda bulunduğunu ispatlamaya elverişli nitelikte kavramlarolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda yer alan irtibat ve iltisakkavramlarına sonuç bağlanarak meslekten (kamu görevinden) çıkarma işlemininyetkili kurul ve komisyonların değerlendirmelerine bırakılması ile millîgüvenlik ve kamu düzeninin korunması ve kamu hizmetinin sağlıklı bir şekildeyürütülebilmesi amaçları arasındaki dengenin bozulduğu söylenemez.
531. Kurallarda benimsenen yöntem ise meslekten çıkarmatedbirinde uygulanan usulün sınırlama getirilen temel hak ve özgürlüklerbağlamında değerlendirilmesini gerekli kılar. Tedbirde uygulanan yönteminniteliği orantılılık incelemesinde dikkatealınması gereken önemli bir unsurdur. Buna göre meslekten çıkarılankişilerin tedbirin uygulanması aşamasına kadarki sürece ne şekilde dâhiledildiği, bireysel durumları değerlendirilerek tedbir kapsamında olmalarınıgerektiren fiilî ve hukuki olgulardan haberdar edilip edilmedikleri, kişilerehaklarındaki iddialara karşı cevap verme ve delil sunma, sürece karşı etkiliidari ya da yargısal yollara başvuru imkânının sağlanıp sağlanmadığınıngözönüne alınması gerekir. Kısacası söz konusu mesele, kişilerin meslekten (kamu görevinden) çıkarılmasısürecinde bireyselleştirmenin ne ölçüde sağlandığının incelenmesiyleaçığa kavuşturulur.
532. Anayasa Mahkemesiliste usulüyle kişilerin kamu görevinden çıkarılmalarını düzenleyen kanunlaşanOHAL KHK’ları ile ilgili verdiği 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbiri uygulanırken her bir kişi nezdinde bireyselleştirmeyapılması gerektiği hususuna vurgu yapmış; kurallar kapsamında terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğudeğerlendirilen kamu görevlilerine bir iddia yöneltilerek bunlara karşı savunmave delil sunma imkânı tanınmadan kamu görevinden çıkarılmalarını olağan dönemkoşullarında dava konusu kuralları kanunilik boyutundan uzaklaştırdığını ayrıcasöz konusu yöntemle kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkınagetirilen sınırlamanın da demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkesiyle bağdaşmadığını belirtmiştir (bkz. § 89)
533. Anılankarardan anlaşılacağı üzere meslekten çıkarma tedbiri uygulanmadan öncekişilere bir iddia yöneltilerek bunlara karşı savunma ve delil sunma imkânınıntanınması ve bu yönde usule ilişkin güvencelerin oluşturulması kurallarınölçülülüğünde temel alınması gereken ögelerdendir.
534. 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin dava konusu kurallara atıf yapan (G)fıkrasının üçüncü paragrafında, terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerineyedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunmahakkının verileceği, bu süre içinde savunmasını yapmayanların, savunmahakkından vazgeçmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.
535. Davakonusu kurallar kapsamında yer alan kişilerin tabi oldukları özel mevzuatlardameslekten veya devlet memurluğundan çıkarılmanın usul ve şartları disiplinhükümleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Kurallarda meslekten çıkarma sürecindeuygulanacak usulle ilgili kişilerin tabi olduğu özel kanun hükümlerine açıkçaatıfta bulunulmadığı gibi bu konuda ayrıntılı düzenlemelere de yerverilmemiştir. Ancak meslekten çıkarılacak kişilere yedi günden az olmamaküzere tanınan savunma imkânıyla Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarındabelirtilen bireyselleştirmenin ne ölçüde sağlandığının ayrıca değerlendirilmesigerekmektedir.
536.Öncelikle meslekten çıkarma sürecinde kişilere sağlanan usule ilişkingüvencelerin hukuk sistemindeki mevcut usullerden bağımsız olarak temel hak veözgürlükler bağlamında anayasal özerk bir yorumla değerlendirilerekbireyselleştirme ölçütünün karşılanıp karşılanmadığı tespit edilmelidir. Bubağlamda Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında kişilere meslekten (kamugörevinden) çıkarma sürecinde haklarındaki isnatlara cevap verme ve bunlarakarşı delil sunma imkânının tanındığı bir soruşturma sürecinin yürütülmesini vebu süreç sonunda somut olgu ve olaylar çerçevesinde iddia, savunma vedelillerin tartışılarak ulaşılan sonucun dayandığı maddi ve hukuki temellerigösteren gerekçelerin açıklanmasını bireyselleştirme için yeterli görmüştür.
537. Kurallarkapsamında kişilere en az yedi günlük savunma hakkının tanınması, meslektençıkarılma sürecinde soruşturma yürütülerek kamu görevlilerine haklarında ilerisürülen iddiaların bildirilmesini, isnat edilen eylemlere karşı beyan ve delilsunma hakkı tanınmasını, tedbir uygulanacak kişinin delil sunması hâlinde bubilgi ve belgelerin toplanmasını ve en son tesis edilen işlemin ilgilimercilerce iddia, savunma ve deliller çerçevesinde temellendirilerek gerekçeliolarak açıklanmasını gerektirdiği açıktır. Aksi durum savunma hakkı verilmesinianlamsız kılacaktır.
538.Dolayısıyla kurallar kapsamında meslekten çıkarılan kamu görevlilerine yedigünden az olmamak üzere savunma hakkının tanınması ve bu süre içindesavunmasını yapmayanların savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasıyla tedbiröncesi bireyselleştirme koşulunun yerine getirilmediği söylenemez. Buna göremeslekten çıkarmada benimsenen usulün millî güvenlikve kamu düzeninin korunması, kamu hizmetinin sağlıklı bir şekildeyürütülebilmesi amaçlarına ulaşma bakımından orantılı olduğu sonucunaulaşılmıştır.
539. Bununyanında tedbir sürecinde meslekten çıkarma kararına karşı etkili denetimmekanizmasının öngörülmesi gerekir. Bu durum keyfîliğe karşı hukukun mutlaküstünlüğünü öngören hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucu olduğu gibiAnayasa’nın 40. maddesinin de bir gereğidir.
540. Anayasa’nın anılan maddesinde Anayasa ile tanınmış hakve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkı (etkili başvuru hakkı) güvence altınaalınmaktadır. Kurallar kapsamında komisyon ve kurulların idari işlemniteliğindeki kararlarına karşı ilgililerin idari yargıda dava açma haklarınınbulunduğu açıktır.
541. Bu açıdan geçici 35. maddenin yürürlüğe girdiğitarihten itibaren dört yıl süreyle geçerli olmak üzere terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgilikurul ve komisyonlarca değerlendirilen kamu görevlilerine en az yedi günsavunma hakkı vermek suretiyle bu kişilerin meslekten (kamu görevinden)çıkarılmalarını öngören kuralların millî güvenlik vekamu düzeninin sağlanması ile kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesiamaçlarına ulaşma bakımından kişilerin özel hayatının korunmasını istemehakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez.
542. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20.maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların, Anayasa’nın 2., 6., 70., 118., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70.,118., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 15., 17.,35., 36., 38., 48. ve 49. maddeleriyle deilgisi görülmemiştir.
v. Fıkranın BirinciParagrafının İkinci ve Üçüncü Cümleleri
(1) “…ResmîGazetede yayımlanır…” İbareleri
543. Dava konusu kurallarda 375 sayılı KHK’nın (A)fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesi kapsamında ilgili kurum vekomisyonlarca verilen meslekten çıkarma kararlarının Resmî Gazete’deyayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı,meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümleruyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerineverilen kararların da Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihindeilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.
544. Kurallar kapsamında meslekten çıkarma kararlarınınResmî Gazete’de yayımlanmasının kişilerin meslek yaşamı, özel sektörde iş bulmaveya ticari faaliyette bulunma şartlarını etkileyeceği açıktır. Ancak sözkonusu kararların yayımlanarak meslekten çıkarılan kişilerin isimlerinin buşekilde kamuya açıklanması suretiyle alenileştirilmesinde etkilenen değerkişinin şeref ve itibarıdır. Bu nedenle meslekten çıkarılanların isim ve sicilnumaraları gibi bilgilerin Resmî Gazete’de yayımlanmasının Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
545. Anayasa’nın 17. maddesinde, “Herkes, yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmüne yerverilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı,birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklarındandır.
546. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın anılanmaddesinde yer alan manevi varlık kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfîolarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür(Adnan Oktar (2), B. No: 2013/514, 2/10/2013, § 30). Başkabir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasının koruması altındadır (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,8/4/2015, § 36; İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §42).
547. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı,devlete kişinin söz konusu hakka saygı gösterme yükümlülüğünü öngörmektedir. Buyükümlülük öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka keyfî bir şekilde müdahaleetmemesini, kişilerin fiziksel ve ruhsal yönden zarar görmelerine nedenolmamalarını gerektiren negatif bir ödevdir (Cezmi Demir ve diğerleri,B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81; Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,10/3/2016, § 90).
548. Kurallar kapsamında meslekten çıkarma kararıylakişilerin isimlerinin Resmî Gazete’de yayımlanması Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının koruma ve geliştirmehakkına sınırlama getirmektedir.
549. Kurallarda öngörülen işlemin kapsam ve sınırlarınınherhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiğigözetildiğinde sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır
550. Öte yandankurallarla 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte FETÖ/PDY ile diğerterör örgütü ve oluşumlarla yapılan mücadele kapsamında bunlarla bağlantılıkamu görevlilerini devlet teşkilatından seri ve hızlı bir şekildeuzaklaştırılması suretiyle millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın meşrubir amaca dayandığı açıktır.
551. Meslekten çıkarma kararlarının Resmî Gazete’deyayımlanmasının ve bu yayımın tebliğ hükmünde olmasının FETÖ/PDY vediğer terör örgütü ve oluşumlarla bağlantılı kamu görevlilerinin devletteşkilatından hızlıca uzaklaştırılmasına katkıda bulunacağı gözetildiğindekuralların anılan meşruamaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
552. Kurallarıngerekliliği belirlenirken meslekten çıkarma sürecinin hızlandırılarak millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması amacına ulaşmabakımından kişilerin isimlerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasının zorunluolması, söz konusu amaca daha hafif sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkünolmaması gerekir.
553. Tedbirniteliğinde olan meslekten çıkarma kararı üzerine ilgili mevzuat uyarıncakişilerin görevlerinden el çektirilmeleri mümkün olduğu gibi söz konusukararların verildiği anda hüküm ve sonuç doğurmasına engel bir durum dabulunmamaktadır. Ayrıca meslekten çıkarma kararlarınınher durumda tebligat mevzuatı gereğince usulüne uygun bir şekilde ilgilikişilere tebliğ edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
554. Dolayısıylaterör örgütü veya benzeri yapılarla bağlantısı olduğu değerlendirilen kamugörevlileri hakkında meslekten çıkarma kararının verildiği anda hüküm vesonuçlarını doğurma imkânının bulunması ya da kişilerin soruşturma sürecindegörevden el çektirilmeleri veya meslekten çıkarma kararının verildiği anda görevdenuzaklaştırılarak bu dönemde verilen kararların tebligat mevzuatı hükümlerigereğince ilgili kişilere tebliğ edilmesi mümkün olduğu hâlde sürecin hızlı birşekilde tamamlanması için bu kararların ResmîGazete’de yayımlanarak kararlara konu kişilerin alenileştirilmesini gerektirenbir zorunluluk bulunmamaktadır.
555. Bu açıdan yetkili kurum ve komisyonlarca verilenmeslekten çıkarma kararları ile bu kararlara karşı ilgili kanunlarda yer alanhükümler uyarınca yapılan itiraz veya yeniden inceleme talebi üzerine verilenkararların Resmî Gazete’de yayımlanarak tebliğ edilmesini öngören kurallarlakişilerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına getirilensınırlamanın gerekli olduğu söylenemez.
556. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 17.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın13. ve 17. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın2., 6., 15., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 118., 125., 128., 129.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(2) Kalan Kısımlar
557. Dava konusu kurallarda 375 sayılı KHK’nın (A)fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesi kapsamında ilgili kurum vekomisyonlarca verilen ve Resmî Gazete’de yayımlanan meslekten çıkarma ileitiraz ve yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların yayımı tarihindeilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.
558. Fıkranın birinci paragrafının ikinci ve üçüncücümlelerinde yer alan “…Resmî Gazetedeyayımlanır…” ibarelerinin iptalleri nedeniyle cümlelerin kalan kısmınınuygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu kısımlar 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bukısımlar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerekgörülmemiştir.
vi.Fıkranın Birinci Paragrafının Beşinci Cümlesi
(1) Cümlede Yer Alan “Görevden uzaklaştırılanlar veya…” İbaresi
559. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın23. maddesi yönünden de incelenmiştir.
560. 375 sayılıKHK’nın (A) fıkrasının birinci paragrafınınbeşinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletinmillî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişiler hakkındayürütülen soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırılanların silah ruhsatlarıve pasaportlarının iptal edileceği, bu kişilerin oturdukları kamu konutlarındanveya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilecekleri hükmebağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “Görevden uzaklaştırılanlar veya…”ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
561. Ruhsatın, ekonomik bir mal varlığı değeri ifade edensilah üzerinde tasarruf etme yetkisi sağladığı dikkate alındığında görevdenuzaklaştırılan kişilerin silah ruhsatının iptal edilmesi suretiyle silahındevri zorunluluğu sonucunu öngören kuralın mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ekonomik bir değer ifadeeden bir işin yürütülmesi için verilen ruhsat ve izinlerin sona erdirilmesinimülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir (Ahmet Bal, B. No: 2015/19400,11/6/2018, § 36; Hidayet Metin, B. No: 2014/7329, 6/4/2017, § 40; OhannesTomarcı, B. No: 2015/18992, 28/6/2018, § 37; Çağdaş Petrol ÜrünleriPazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti., B. No: 2015/12306, 28/11/2018 §41; Cevdet Timur, B. No: 2015/3742, 10/1/2019, § 56).
562. Silah ruhsatının edinilmesinin belirli şartlarabağlanması, bu şartların ortadan kalkması ya da silah edinilmesi amacına aykırıdurumların oluşması hâlinde ruhsatın iptal edilmesi, kamu yararının önemli biryönü olan kamu güvenliğinin sağlanması ve bu yöndeki faaliyetlerin kontroledilmesini amaçlayan tedbirler kapsamındadır. Dolayısıyla terör örgütlerineveya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu iddiasıylahakkında soruşturma yürütülen kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesisuretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 35. maddesininmülkün (silahın) kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkinüçüncü fıkrası çerçevesinde incelenmesi gerekir.
563. Bununyanında kişilerin ekonomik olarak daha uygunkoşullarda oturdukları kamu konutları ve lojmanlarından tahliye edilmelerininparayla değerlendirilebilecek nitelikte birtakım menfaatlerini etkileyeceğiaçıktır. Dolayısıyla kurallarda görevden uzaklaştırılan kişilerin söz konusuyerlerden tahliyesinin öngörülmesi de mülkiyet hakkıyla yakından ilgilidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, belediye tarafından tahsisedilen işyerinden tahliyeye yönelik işlemi mülkiyet hakkı kapsamındaincelemiştir (Ayşe Öztürk, B. No: 2013/6670, 10/6/2015, § 85).
564. Kural, terör örgütüveya benzeri yapılarla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerle ilgiliyürütülen soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırılan kişilerin silahruhsatlarının iptali ile bu kişilerin oturdukları kamu konutlarından veya vakıflojmanlarından tahliye edilmelerini öngörmekle Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.
565. Kuralda hangi malvarlığı değerlerinin iptaledileceğinin açık ve net olarak düzenlendiği gözönüne alındığında kuralın temelhak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiği yönündeki anayasal ilkeyeaykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır
566. Öte yandan terör örgütlerine veya devletinmillî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı ya da bunlarla irtibatı olduğugerekçesiyle haklarında görevden uzaklaştırma kararı verilen kişilerin silahruhsatlarının iptali ile kamu konutları ve vakıf lojmanlarından tahliyeedilmelerinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması biçimindeki kamuyararı amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kural anayasalanlamda meşru bir amaca dayanmaktadır.
567. Kural kapsamında görevinden uzaklaştırılan kamugörevlilerinin silah ruhsatlarının iptal edilmesi ve lojmandan tahliyeedilmelerinin anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığısöylenemez. Ancak kuralla öngörülen sınırlama ile yukarıda açıklanan kamuyararı amacı arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekir.
568. Kurallagörevden uzaklaştırılan kişilerin hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın, hertürlü silah ruhsatlarının iptal edileceği hükme bağlanmaktadır. Silahruhsatının edinilmesi ya da iptali ile ilgili koşulları belirlemede kanunkoyucunun geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bunun yanında kanunkoyucunun kamu görevlilerinin sosyal hakları içinde yer alan kamu konutlarındanveya vakıf lojmanlarından yararlanma hakları ile ilgili düzenlemeleri belirlemekonusunda da takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak söz konusu düzenlemelerdeanayasal ilkelere bağlı olarak hareket edilmesi gerekmektedir.
569. Kural kapsamında yer alan kişilerle ilgili özelhükümlerin varlığının yanı sıra görevden uzaklaştırmaya ilişkin hükümlere genelolarak memurlara yönelik düzenlemelerin yapıldığı 657 sayılı Kanun’da yerverilmiştir. Söz konusu düzenlemelere göre görevden uzaklaştırmanın hakkındaidari bir soruşturma yürütülen kamu görevlisinin belirli amaçlarla görevdengeçici olarak el çektirilmesini sağlayan bir tedbir olduğu anlaşılmaktadır. Buyönüyle görevden uzaklaştırmayla kamu görevinden çıkarılmanın hüküm ve sonuçlarındanfarklı olarak kişilerin belirli hususlar dışında kamu görevlisi sıfatındankaynaklanan hak ve yükümlülüklerin devam ettiği açıktır. Bunun yanında açığaalınan bir kamu görevlisi hakkında meslekten çıkarma kararı verilmemesi veyasoruşturma sürecinde açığa alma tedbirinin sona erdirilmesi de mümkündür.
570. Kural, kişilerin haklarında terör örgütü veya benzeriyapılarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle yürütülen soruşturma sürecitamamlanmadan yani iddiaların doğruluğu tespit edilmeden kamu görevlisisıfatının sağladığı haklardan olan silah ruhsatı edinme ve lojmanlardanyararlanma imkânlarından yoksun bırakılmalarına neden olmaktadır. Başka birifadeyle kuralla meslekten çıkarma işleminin sebep unsurunu oluşturan terörörgütü veya benzeri yapılarla iltisaklı veya irtibatlı olma şartınıngerçekleştiği kesinleşmiş bir soruşturma süreci ile ortaya konulmadan kişilerinkamu görevlisi sıfatından kaynaklanan birtakım hakları sona erdirilmektedir.
571. Dolayısıyla görevden uzaklaştırma tedbirinin niteliği,soruşturmanın her aşamasında yetkili mercilerce sona erdirilmesinin mümkünolması, süreç sonunda meslekten çıkarma kararının verilmemesi ihtimalininvarlığı dikkate alındığında meslekten çıkarma kararı kesinleşmedensoruşturmanın devam ettiği süreçte görevden uzaklaştırılan kişilerin silahruhsatının iptali ile kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından tahliyesiniöngören kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın öngörülen kamu yararı amacı bakımındanorantılı olduğu söylenemez.
572. Diğer yandan kural görevdenuzaklaştırılan kişilerin pasaportlarının iptal edilmesini hükme bağlamakla yurtdışına çıkma özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.
573. Anayasa’nın 23. maddesinin üçüncü fıkrasında vatandaşınyurt dışına çıkma özgürlüğünün ancak suç soruşturması veya kovuşturmasısebebiyle hâkim kararıyla sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancakanılan hükümde öngörülen teminatın niteliği itibarıyla ancak bireyseldurumlarda işlerlik kazanabileceği, dolayısıyla bu özel sınırlama sebebininyalnızca bireysel olarak belirli kişi veya kişilerin yurt dışına çıkışhaklarının sınırlanması hâlinde söz konusu olabileceği, buna karşılık yurtdışına çıkış hakkını genel olarak sınırlayan düzenlemelere yönelik herhangi birsınırlama nedenine Anayasa’nın 23. maddesinde yer verilmediği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler iledevlete yüklenen ödevler yurt dışına çıkma özgürlüğüne sınır teşkil edebilir(AYM, E.2019/94, K.2022/32, 24/03/2022, § § 117, 118).
574. Kuralla,kişilerin pasaportlarının iptaline ilişkin tedbirin kapsam ve sınırlarının açıkve net olarak belirlendiği gözetildiğinden yurtdışına çıkma özgürlüğünegetirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı anlaşılmaktadır.
575. Terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı ya da bunlarla irtibatı olduğugerekçesiyle haklarında görevden uzaklaştırma kararı verilen kişilerinpasaportlarının iptal edilmesinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasıbiçimindeki kamu yararı amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Buitibarla kuralın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığı sonucunaulaşılmıştır.
576. Kural kapsamında görevinden uzaklaştırılan kamugörevlilerinin pasaportlarının iptal edilmesinin anılan meşru amaca ulaşmabakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Ancak kurallaöngörülen sınırlama ile meşru amaç arasında makul bir dengenin sağlanmasıgerekir.
577. Bubaşlık altında mülkiyet hakkı kapsamında açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde yurt dışına çıkma özgürlüğü yönünden de geçerlidir. Bu itibarlameslekten çıkarma işleminin sebep unsurunu oluşturan terör örgütü veya benzeriyapılarla iltisaklı veya irtibatlı olma şartının gerçekleştiği kesinleşmiş birsoruşturma süreci ile ortaya konulmadan görevden uzaklaştırılan kamugörevlilerinin pasaportlarının iptal edilmesini öngören kuralla yurt dışınaçıkma özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kamu düzeni ve güvenliğini sağlamaamacı bakımından ölçülü olduğu söylenemez.
578.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 23. ve 35. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13., 23. ve 35. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca 2., 6., 15., 17., 20., 36., 38., 48., 49.,70., 118., 125., 128., 129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(2) CümleninKalan Kısmı
(a) Cümlenin Kalan Kısmında Yer Alan “…silahruhsatları…” İbaresi
579. Kural, terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilerek görevlerine sonverilen kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesini hükme bağlamaktadır.
580. Kural kapsamında meslekten çıkarılmalarına kararverilen kamu görevlilerinin hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın her türlüsilah ruhsatının iptal edileceği öngörülmekle mülkiyet hakkına sınırlamagetirilmektedir.
581. Kuralda silahruhsatlarının iptalinin usul ve şartları açık ve net olarak düzenlendiğigözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni temele dayandığı açıktır.
582. Terör örgütleri veya devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıya da bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiylehaklarında meslekten çıkarma kararı verilen kişilerin millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanması ve korunmasına amacıyla silah ruhsatlarının iptaledilmesinde kamu yararı amacının bulunduğu açıktır. Bu itibarla kural anayasalanlamda meşru bir amaca dayanmaktadır.
583. Kural kapsamında görevlerine son verilen kişilerin silahruhsatlarının iptal edilmesinin anılan meşru amaca ulaşma bakımındanelverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
584. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafınınbirinci cümlesinin kalan kısmı vedördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un23. maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dörtyıl…” şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamugörevinden (meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili olarak açıklanan gerekçeleruygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
585. Dolayısıyla terörörgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadeleetmek amacıyla görevlerine son verilen kişilerin silah ruhsatlarının iptaledilmesini öngören kuralla millî güvenlik ile kamu düzeninin korunması amacıbakımından mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlamagetirildiği söylenemez.
586. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 35.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70. 125.,128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 20., 36., 38., 48., 49. ve118. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
(b) Cümlenin Kalan Kısmında Yer Alan“…ve pasaportları…” İbaresi
587. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 23. maddesi yönünden de incelenmiştir.
588. Kural, terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilerek görevlerine sonverilen kişilerin pasaportlarının iptal edilmesini hükme bağlamaktadır.
589. Kuralkapsamında pasaportların iptal edilmesinin hükme bağlanmasıyla yurtdışınaçıkma özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir.
590. Kurallakişilerin pasaportlarının iptaline ilişkin tedbirin kapsam ve sınırlarının açıkve net olarak belirlendiği gözetildiğinde yurtdışına çıkma özgürlüğünegetirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı anlaşılmaktadır.
591.Meslekten çıkarılmalarına karar verilen kişilerin bir kısmının tedbire konufiillerle ilgili yürütülen ceza soruşturmalarına muhatap olabilmelerimümkündür. Pasaporta sahip olan bu kişilerin bu belgenin sağladığı avantajlarlamillî güvenlik aleyhine birtakım faaliyetlerde (soruşturmaların akameteuğratılması amacıyla kişilerin yurt dışına çıkabilmesi vb.) bulunmaları sözkonusu olabilir. Dolayısıyla kanun koyucunun bu tür faaliyetlere karşıtedbirler alması ve buna yönelik düzenlemeler yapması doğal karşılanabilir.
592.Dolayısıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı ya da bunlarla irtibatıolduğu gerekçesiyle haklarında kamu görevinden (meslekten) çıkarma kararıverilen kişilerin pasaportlarının iptal edilmesinin millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kural,anayasal anlamda meşru bir amaca dayanmaktadır.
593. Kuralkapsamında meslekten çıkarılan kişilerin pasaportları iptal edilmek suretiylebu belgenin sağladığı birtakım avantajların kamu güvenliği aleyhinekullanılmasının önüne geçilmesinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasıve korunmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığısöylenemez. Ancak kuralla öngörülen sınırlama ile meşru amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekir.
594. Kural,millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunan yapı ve oluşumlarla bağlantısıolduğu gerekçesiyle kamu görevinden (meslekten) çıkarılmasına karar verilenkişiler hakkında ilave tedbir öngörmektedir. Söz konusu tedbir kararına bağlıolarak pasaportlarının iptal edilmesinin özellikle yürütülen cezasoruşturmaları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
595. Nitekimkural kapsamında pasaportları iptal edilen kişiler hakkında aynı nedenlerden dolayı devam etmekte olan herhangibir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmayanlara, kovuşturmaya yerolmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veyadüşmesine karar verilenlere, mahkûmiyet kararı bulunanlardan cezası tümüyleinfaz edilenlere veya ertelenenlere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilenlere, başvurmaları hâlinde kolluk birimlerince yapılacakaraştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportverilebileceğini düzenleyen 5682 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin AnayasaMahkemesinin 3/6/2021 tarihli ve E.2019/114,K.2021/36 sayılı kararıyla iptal edilmesinin ardından bu kişilerintekrar pasaport talebinde bulunmalarına ve bu kapsamda yapılan işlemlere karşıyargı mercilerine başvurmalarına engel bir durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
596. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir bireyyönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için idare mahkemesine başvuru imkânıbulunmaktadır. Dolayısıyla keyfî uygulamalara karşı etkili yargısalgüvencelerin sağlandığı açıktır.
597. Bu itibarla terör örgütlerine veya devletinmillî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı ya da bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle haklarında kamugörevinden (meslekten) çıkarma kararı verilen kişilerin pasaportlarının iptaledilmesinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması amaçlarına ulaşmabakımından yurtdışına çıkma özgürlüğüne ölçüsüz bir sınırlama getirdiğisöylenemez.
598. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 23.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve23. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70. 125.,128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 20., 35., 36., 38., 48., 49.ve 118. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
(c) Cümlenin Kalan Kısmında Yer Alan Diğer İbareler
599. Kural, terörörgütlerine devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğudeğerlendirilerek görevlerine son verilen kişilerin kamu konutlarından veyavakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilmelerini hükmebağlamaktadır.
600. Kural kapsamındakişilerin oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından tahliyeedilmeleri düzenlenmekle mülkiyet hakkına sınırlama getirilmektedir.
601. Kuralda öngörülen tedbirin kapsam ve sınırlarının açıkve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni temele dayandığı açıktır.
602. Terör örgütleri veya MGK’ca devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıya da bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden (meslekten)çıkarılan kişilerin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve korunmasınaamacıyla kamu konutları veya vakıf lojmanlarından tahliyesinin öngörülmesindekamu yararı amacının bulunduğu açıktır.
603. Kuralın millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması vekorunması amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.Ancak kuralla söz konusu hakka getirilen sınırlama ile yukarıda açıklanan kamuyararı amacı arasında makul bir dengenin gözetilmesi zorunludur.
604. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinin kalan kısmı vedördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle anılan fıkrada yeralan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesibaşlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden (meslekten) çıkarma tedbiriile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kuralyönünden de geçerlidir.
605. Kuraldaöngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi içinilgili kanunlarda yeterli güvencelere yer verildiği görülmektedir. Başka birifadeyle tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi içinyargı mercilerine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili yargısalgüvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfîliğe yol açabilecek uygulamalara karşıKanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
606. Bu itibarla terör örgütleri veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla mücadele etmek amacıyla görevlerine son verilen kişilerin tedbirindoğrudan bir sonucu olarak kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarındantahliyesini öngören kuralın millî güvenlik ile kamu düzeninin korunması amacıbakımından mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez.
607. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 35.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve129. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılandeğerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6.,70. 125., 128. ve 129. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 20., 36., 38.,48., 49. ve 118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
vii. Fıkranın İkinci Paragrafı
(1)Paragrafın Birinci Cümlesi
608. Dava konusu kuralla 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümlerininuygulanacağı belirtilmiştir.
(a) (B)Fıkrasının İkinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…bir daha kamuhizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilemez;..” İbaresi ile Paragrafın İkinci Cümlesinde Yer Alan “…bukişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez.” İbaresi Yönünden
609. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (A) fıkrasının birinci fıkrası uyarınca görevlerine son verilenkişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerini, doğrudan veyadolaylı olarak görevlendirilmeyeceklerini ve yeniden kamu görevlerine kabuledilmeyeceklerini hükme bağlamaktadır.
610. Kural kapsamında meslekten çıkarmatedbirine kamu hizmetinde istihdam edilme, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilme ve yeniden kamu görevlerine kabul edilme açısından sonuçbağlanmaktadır. Kural bu yönüyle Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen kamuhizmetine girme hakkıyla ilgilidir.
611. Kamu hizmeti, toplumun genel ve ortakgereksinimlerini karşılamak üzere topluma sunulan sürekli ve düzenlietkinlikler olarak açıklanabilir (AYM, E.2017/180, K.2018/109, 6/12/2018, §56). Devletin kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirdiği ve kamuhizmetinin daha dar kapsamlı bir faaliyet alanını ifade eden kamu görevi ilekamu hizmeti arasında yakın bir bağ bulunmaktadır.
612. Anayasa’nın kamu hizmetine girmehakkını düzenleyen 70. maddesinde, kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiğiniteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği öngörülerek bir yandanhizmet alımında aranacak şartların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya takdiryetkisi tanınmış, diğer yandan da söz konusu şartlar belirlenirken bu hakkagetirilecek sınırlamaların ancak görevin gerektirdiği niteliklerle uyumluolması hâlinde mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Buna göre kamu hizmetinegirme hakkına koşul belirlemek suretiyle getirilecek sınırlama görevingerektirdiği niteliklerden başka bir şarta bağlanamaz. Bu husus, anılanmaddenin gerekçesinde “…Kamu hizmetine alınacak memur ve kamu görevlileriile ilgili düzenlemede bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek hükümlergetirilmiştir” biçiminde vurgulanmıştır (AYM, E.2018/89, K.2019/84,14/11/2019, § 16).
613. Kural, kişilerin kamu hizmetindeistihdam edilmelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmelerini, kamugörevlerine kabul edilmelerini kamu görevinden (meslekten) çıkarılmama şartınabağlamak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir.
614. Kuralda kamu hizmetine girme yenidenkamu görevlerine kabul edilmenin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarakdüzenlendiği gözetildiğinde kuralla öngörülensınırlamanın kanuni temele dayandığı açıktır.
615. Devletle sadakat ve güven temelindeyürütülmesi gereken kamu hizmeti ve görevinde istihdam edilecek kişilerin terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatının olmamasıbu alandaki güvenilirliğin sağlanmasına, kamu hizmeti ve görevlerinin sağlıklıbir şekilde yürütülmesine katkı sağlayacağı açıktır. Bu itibarla kuralın kamuhizmeti ve görevlerinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelikmeşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır.
616. Kamu hizmeti ve görevi adı altındayapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından ilişkisibulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek bu alanda istihdamedilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, gerekli şartlarıbelirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülenşartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği niteliklerkapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
617. Bu bağlamda kural yönünden 15 Temmuzdarbe girişimi ve olağanüstü hâlden sonra terör örgütleri veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum vegruplarla irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülentasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan vearındırma olarak adlandırılan kamu hizmeti ve görevinden tasfiyeye yönelikuygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa veTürkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa daarındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklarbulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma kanunları, genelolarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygunkonumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüşimkânlarını ortadan kaldırırken ya da sınırlarken kural kapsamında kamudaçalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadankaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiylesöz konusu tedbire maruz bırakılmıştır.
618. Bu yönüyle millî güvenlik bakımındanrisk oluşturabilecek durumları nedeniyle görevlerine son verilen kişilerin birdaha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilmemelerini ve yeniden kamu görevlerine kabul edilmemeleriniöngören kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetininetkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişlive gerekli olmadığı söylenemez.
619. Kural, kişilerin devletin kamuotoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânınıortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama getirmemektedir. Ayrıca kuraldaöngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi içinilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyletedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için yargısalgüvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfîliğe yol açabilecek uygulamalara karşıgerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
620. Bu itibarla devletin demokratikdüzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleriyle mücadele etmekamacıyla görevlerine son verilen kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdamedilmemelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini ve yenidenkamu görevlerine kabul edilmemelerini öngören kuralın kamu hizmetinin etkin vesağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girmehakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez.
621. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 20., 48., 49.,125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bubağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleriyönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın2., 6., 20., 48., 49., 125., 128. ve 129. maddeleri yönünden ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 20., 36., 38. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(b) (B) Fıkrasının İkinci ParagrafınınBirinci Cümlesinde Yer Alan “…görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunanher türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu,tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır.” İbaresiYönünden
622. Kural, 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafı uyarınca görevlerineson verilen kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul,komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sairgörevlerinin de sona ermiş sayılacağını hükme bağlamaktadır.
623. Kuralda, mütevelli heyet, kurul, komisyon üyeliği gibigörevler bakımından kamu ya da özel sektöre ilişkin herhangi bir ayrımyapılmamıştır. Dolayısıyla kuralın özel ya da kamu sektöründe çok geniş biralanda faaliyet gösteren kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu kurumuna bağlı ya daözel nitelikte şirket, vakıf veya farklı topluluklar bünyesinde ifa edilenüyeliklere yönelik olduğu söylenebilir. Diğer yandan kişilerin söz konusuüyeliklere kamu görevine bağlı olarak atanabilecekleri gibi bu durumdanbağımsız olarak doğrudan idarenin tasarrufuyla da getirilmeleri mümkündür.
624. Kuralın amacının terör örgütleri ve devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veyagruplarla bağlantısı olan kişilerin devlet teşkilatından arındırılmasıolduğundan söz konusu üyeliklerin -kişilerin memur veya kamu görevlisi sıfatınabağlı olarak kendi kurumları dışında- tüm kurum ve kuruluşlardaki mütevelliheyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliğive diğer görevleri ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
625. Kural, meslekten çıkarılan kişilerin uhdelerindebulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetimkurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerini sona erdirmiş olmaklaAnayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayata saygıgösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
626. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinin kalan kısmı vedördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle anılan fıkrada yeralan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesibaşlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden (meslekten) çıkarma tedbiriile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kuralyönünden de geçerlidir.
627. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70., 125., 128.ve 129. maddeleri yönündenayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36., 38., 48., 49. ve118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(c) (B) Fıkrasınınİkinci Paragrafının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ve memuriyetleri…” İbaresiYönünden
628. Kural, 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci fıkrası uyarıncagörevlerine son verilen kişilerin memuriyetlerinin geri alınacağını hükmebağlamaktadır.
629. Kural kapsamında meslekten çıkarılan kişilerin memuriyetlerininalınması Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayata saygıgösterilmesini isteme hakkını sınırlandırmaktadır.
630. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden(meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
631. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70., 125., 128. ve 129.maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılandeğerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6.,70., 125., 128. ve 129. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36., 38., 48., 49. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(2) Paragrafın İkinci Cümlesi
632. Kural, 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci fıkrası uyarınca görevlerineson verilen askerî hâkimlerin askeri rütbelerinin mahkûmiyet kararı aranmaksızınalınacağını hükme bağlamaktadır.
633. Kural,meslekten çıkarılan askerî hâkimlerin askerî rütbelerinin alınmasınıdüzenlemekle kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkına sınırlamagetirmektedir.
634. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinin kalan kısmı ve dördüncücümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üçyıl…” ibaresinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesi başlığıaltında asıl tedbir olan kamu görevinden (meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgiliolarak açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden degeçerlidir.
635. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70., 125., 128. ve 129. maddelerinede aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70., 125., 128. ve129. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36., 38., 48., 49. ve118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2. (B) Fıkrası ve Anılan Fıkrada Yer Alan “…üçyıl…” İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
636. Dava dilekçesinde özetle; 7145 sayılı Kanun’la 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası ve 7333 sayılı Kanun’un23. maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin“…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesineyönelik gerekçelerle kuralların Anayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20.,35., 36., 38., 48., 49., 70., 118.,125., 128. ve 129. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
i. Fıkranın Birinci Paragrafı
(1) Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…” İbaresi
637. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B)fıkrasının birinci paragrafında yer alan dava konusu “…üç yıl…” ibaresi7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dört yıl…” olarakdeğiştirilmiştir.
638. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkiniptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
(2) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” İbaresi
639. 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B) fıkrasının birinci cümlesinde anılanmaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, terörörgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakıyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kural kapsamında yer alankişilerin kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir.Anılan cümlede yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ibaresi dava konusukuralı oluşturmaktadır.
640. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
641. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 118.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın118. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 13., 15.,17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 125., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(3)Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…” İbaresi
642. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B)fıkrasının birinci paragrafında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibarendört yıl süreyle, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenbelirli kamu görevlilerinin kamu görevlerinden çıkarılmaları hüküm altınaalınmıştır. Anılan paragrafta yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…”ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
643. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek4. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yeralan “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibaresinin Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönündende geçerlidir.
644.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Kural,Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20., 35., 48., 49., 70., 118., 125., 128. ve129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(4) Paragrafın Kalan Kısmı ve AnılanFıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” ŞeklindeDeğiştirilmesi ile Fıkranın İkinci Paragrafının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…veon beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.” İbaresi
645. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesininbirinci paragrafında maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yılsüreyle, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili yetkili makam ve mercilerceuygulanacak meslekten çıkarma ve diğer tedbirler hüküm altına alınmıştır.
646. Dava konusu birinci paragrafın;
(1)numaralı bendinde 926 sayılı Kanun’a tabi personelin millî savunmabakanının onayıyla,
(2)numaralı bendinde 3269 sayılı Kanun’a tabi personelden TSK’daistihdam edilenlerin millî savunma bakanının onayıyla,
(3)numaralı bendinde 4678 sayılı Kanuna tabi personelden TSK’daistihdam edilenlerin millî savunma bakanının onayıyla,
(4)numaralı bendinde 6191 sayılı Kanun’a tabi personelden TSK’daistihdam edilenlerin millî savunma bakanının onayıyla,
(5)numaralı bendinde millî savunma bakanına bağlı personelin millîsavunma bakanının onayıyla,
(6)numaralı bendinde Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil GüvenlikKomutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin içişleri bakanınınonayıyla,
(7)numaralı bendinde 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı YükseköğretimPersonel Kanun’a tabi personelin, Yükseköğretim Kurulu başkanının teklifiüzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla, yükseköğretim kurumları ileyükseköğretim üst kuruluşlarındaki 657 sayılı Kanun’a tabi personelin iseyükseköğretim kurumları ile yükseköğretim üst kuruluşlarının en üstyöneticisinin teklifi üzerine yükseköğretim kurumlarında üniversite yönetimkurulunun yükseköğretim üst kuruluşlarında ise Yükseköğretim Kurulununkararıyla,
(8)numaralı bendinde mahalli idareler personelinin valininbaşkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerineiçişleri bakanının onayıyla,
(9)numaralı bendinde 657 sayılı Kanun’a ve diğer mevzuatatabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilenpersonelin ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı,ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifiüzerine ilgili bakan onayıyla,
(10) numaralıbendinde bir bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan diğer kurumlarda hertürlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin birimamirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla,
kamu görevindençıkarılacağı hükme bağlanmıştır.
647. Fıkranın ikinci paragrafının ikincicümlesinde ise TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı veEmniyet Genel Müdürlüğünden çıkarılanların on beş gün içinde Devlet PersonelBaşkanlığına bildirileceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “…ve onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.” ibaresi davakonusu diğer kuralı oluşturmaktadır.
648. Kurallar kapsamında yer alan kamugörevlileri hakkında yetkili makam ve mercilerin yapacağı değerlendirmelersonucu her bir kamu görevlisi nezdinde bireyselnitelikte idari işlem tesis edilerek kamu görevinden çıkarmakararı verilebileceği anlaşılmaktadır.
649. İlgili makam vemercilerin tesis edeceği işlemle kişilerin kamu görevinden çıkarılmalarınıöngören kurallar Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki kişilerin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
650. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinciparagrafının birinci cümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılıKanun’un 23. maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dörtyıl…” şeklinde değiştirilmesi başlığıaltında açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden degeçerlidir.
651. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2., 6., 70., 118., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70.,118., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 15., 17., 35., 36., 38., 48. ve 49. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
i. Fıkranınİkinci Paragrafı
(1) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…birdaha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilemez;...” İbaresi ile Anılan Paragrafın İkinci Cümlesinde YerAlan “…bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez…” İbaresi
652. Dava konusu kurallarla 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (B) fıkrasının birinci fıkrası uyarınca görevlerine sonverilen kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, doğrudanveya dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri ve yeniden kamu görevlerine kabuledilmeyecekleri hükme bağlanmıştır.
653. Kurallar, kişilerin kamu hizmetindeistihdam edilmelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmelerini veyeniden kamu görevlerine kabul edilmelerini 375 sayılı KHK’nın (B) fıkrasınınbirinci paragrafı kapsamında meslekten çıkarılmama şartına bağlamak suretiylekamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir.
654. 7145 sayılı Kanun’un 26.maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının ikinciparagrafının birinci cümlesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “…bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudanveya dolaylı olarak görevlendirilemez;…” ibaresi ile anılan paragrafınikinci cümlesinde yer alan “…bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabuledilmez…” ibaresi yönünden yapılan Anayasa’ya uygunluk denetimindeaçıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kurallar yönünden degeçerlidir.
655. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2., 6., 20., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 20., 125., 128.ve 129. maddeleri yönündenayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 15., 17., 35., 36.,38., 48., 49. ve 118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(2) Paragrafın Birinci Cümlesinde YerAlan “…görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelliheyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliğive sair görevleri de sona ermiş sayılır.” İbaresi
656. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(B) fıkrasının birinci paragrafı uyarınca kamu görevinden çıkarılan kişilerinuhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu,denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerinin de sona ermişsayılacağını hükme bağlamaktadır.
657. Kural, meslekten çıkarılan kişilerinuhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu,denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerini sona erdirmiş olmaklaAnayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayata saygıgösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
658. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının ikinciparagrafının birinci cümlesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “…görevindençıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon,yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri desona ermiş sayılır.” ibaresi yönünden yapılan Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönündende geçerlidir.
659. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 20., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 20.,125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36.,38., 48., 49. ve 118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(3) Paragrafın İkinci Cümlesinin “Birinciparagraf uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden çıkarılanların, mahkemekararı aranmaksızın, karar tarihinden geçerli olmak üzere rütbe vememuriyetleri geri alınır...” Bölümü
660. Dava konusu kural, 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (B) fıkrasının birinci paragrafı uyarınca TSK, JandarmaGenel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğündençıkarılanların mahkeme kararı aranmaksızın karar tarihinden geçerli olmaküzere rütbe ve memuriyetlerinin geri alınacağını hükme bağlamaktadır.
661. Kural kapsamında kamu görevindençıkarılan kişilerin rütbe ve memuriyetlerinin alınmasıyla Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme sınırlamagetirilmektedir.
662. 7145 sayılı Kanun’un 26.maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının ikinciparagrafının birinci cümlesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının ikincicümlesinde yer alan “…ve memuriyetleri…” ibaresiyönünden yapılan Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönündende geçerlidir.
663. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ,Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 20., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,70. ve 118. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında elealınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6.,20., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36.,38., 48., 49. ve 118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(4) Paragrafın ÜçüncüCümlesi
(a) Anlam ve Kapsam
664. Dava konusu kuralla 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafında sayılan görevleriyürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayan kişiler hakkında daanılan paragraf hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
665. Kuralda bahsedilen kişilerin tüm kurum vekuruluşlarda kamu görevinden bağımsız olarak yerine getirdikleri mütevelliheyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliğive sair faaliyetleriyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
666. Bu itibarla kamu görevlisi sıfatınıtaşımayan ancak terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahutirtibatı olduğu değerlendirilerek söz konusu görevleri sona erdirilen kişilerhakkında anılan paragrafta yer alan tedbirler uygulanabilecektir.
(b) Anayasaya AykırılıkSorunu
ı. Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…birdaha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilemez;..” İbaresi ile İkinci Cümlesinde Yer Alan “…bukişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez,…” İbaresi Yönünden
667. Kurallar, kamu görevlisi sıfatı taşımayan, terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğudeğerlendirilerek kurum ve kuruluşlardaki her türlü mütevelli heyet, kurul,komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sairgörevleri sona erdirilen kişilerin birdaha kamu hizmetinde istihdam edilememelerini doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilmemelerini ve yeniden kamu görevlerine kabul edilmemelerini hükmebağlamaktadır.
668. Kurallar, kamu görevlisi sıfatı taşımayankişilerin kamu hizmetinde istihdam edilmelerini, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilmelerini, kamu görevlerine kabul edilmelerini 375 sayılı KHK’nın (B)fıkrasının ikinci paragrafında yer alan kamu görevi niteliğinde olan görevlerinsona erdirilmemesi şartına bağlamak suretiyle kamu hizmetine girme hakkınasınırlama getirmektedir.
669. 7145 sayılı Kanun’un 26.maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının ikinciparagrafının birinci cümlesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “…bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudanveya dolaylı olarak görevlendirilemez;…” ibaresi ile anılan paragrafınikinci cümlesinde yer alan “…bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabuledilmez…” ibaresi yönünden yapılan Anayasa’ya uygunluk denetimindeaçıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden degeçerlidir.
670. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebininreddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2., 6., 20. ve 125. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bubağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleriyönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyleAnayasa’nın 2., 6., 20. ve 125. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 15., 17., 35., 36.,38., 48., 49., 118., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ıı. Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…görevindençıkartılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon,yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri desona ermiş sayılır.” İbaresi Yönünden
671. Kural, kamu görevlisi sıfatı taşımayan veterör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğudeğerlendirilerek kurum ve kuruluşlardaki her türlü mütevelli heyet, kurul,komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sairgörevleri sona erdirilen kişilerin uhdelerinde bulunan bu nitelikteki varsadiğer görevlerin de sona ermiş sayılacağını hükme bağlamaktadır.
672. Kural kapsamında yer alan görevlerin sonaerdirilmiş olmasıyla Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özelhayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirilmektedir.
673. 7145 sayılı Kanun’un 26.maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının ikinciparagrafının birinci cümlesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “…görevindençıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon,yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri desona ermiş sayılır.”ibaresi yönünden yapılan Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
674. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70. ve 125.maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70. ve 125. maddeleri yönünden ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 35., 36., 38.,48., 49., 118., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ii. Fıkranın Üçüncü Paragrafı
(1) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…silahruhsatları…” İbaresi
675. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (B) fıkrasına göre görevlerine son verilenlerin silah ruhsatlarınıniptal edileceğini hükme bağlamaktadır.
676. Kural kapsamında meslekten çıkarılmasınakarar verilen kamu görevlilerinin hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın her türlüsilah ruhsatının iptal edileceği düzenlemek suretiyle Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına sınırlama getirilmektedir.
677. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenengeçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının beşinci cümlesinin kalan kısmında yer alan “…silah ruhsatları…”ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler dava konusukural yönünden de geçerlidir.
678. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. EminKUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70. 125.,128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 20., 36., 38.,48., 49. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(2) Paragrafın BirinciCümlesinde Yer Alan “…gemi adamlığına ilişkin belgeleri…” İbaresi
679. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(B) fıkrasına göre görevlerine son verilenlerin gemi adamlığına ilişkinbelgelerinin iptal edilmesini hükme bağlamaktadır.
680. Gemi adamlarının yeterlikleri,eğitimleri, sınavları, belgelendirilmeleri, sağlık durumları, elektronik kayıt işlemleri,vardiya tutmalarına ve disiplin işlemlerine ilişkin hükümler 10/2/2018 tarihlive 30328 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemi Adamları ve Kılavuz KaptanlarYönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Anılan Yönetmelik’te gemi adamı, gemininkaptanı, zabitler, yardımcı zabitler, stajyerler, tayfalar ve yardımcı hizmetpersoneli olarak tanımlanmış, bu çerçevede gemi adamı yeterlik dereceleritespit edilmiştir.
681. Gemi adamı belgesine sahip olabilmek içinYönetmelik’te belirtilen gemi adamı yeterlik dereceleri için ön şart olan yaş,öğrenim derecesi, deniz hizmet süresi ve diğer gereklerin yerine getirilmesigerekmektedir. Eğitimler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı (UAB) tarafındanakredite edilmiş eğitim kurumlarında verilmekte olup Yönetmelik’te belirtilenşartları yerine getiren kişilerin gemi adamı yeterlik belgesi ve diğersertifikaları UAB tarafından gemi adamı cüzdanına işlenmektedir. Bu kapsamdagemi adamı olabilmek için şartları taşıyan kişilere gemi adamı yeterlikbelgesi, gemi adamı uzmanlık belgeleri ve belge kanıtlarını da içeren gemiadamı cüzdanı UAB tarafından verilmektedir.
682. Yönetmelik kapsamında yeterlik belgesiiptal edilen gemi adamının gemi adamı cüzdanı ile gemi adamı yeterlik belgesigeri alınarak durum Gemi Adamları Bilgi Sistemi’ne işlenecektir. Meslekten menedilenler hariç gemi adamına ilişkin Yönetmelik’te belirtilen şartların tekrarsağlanması durumunda gemi adamı cüzdanı ve gemi adamı yeterlik belgesi ilgilikişiye yeniden verilecektir.
683. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı PasaportKanunu’nun 12. maddesinde gemi adamı cüzdanları, pasaport ve bunların yerinitutan belgeler arasında sayılmıştır. Aynı Kanun’un 20. maddesinde, gemi adamıcüzdanı düzenlemeye yetkili kurum ve kuruluşların ilgililerin Kanun’un 22.maddesi kapsamındaki durumlarını yetkili merciden teyit etmek zorunda olduğubelirtilmiştir. 22. maddede ise yurt dışına çıkmaları mahkemelerceyasaklananlara, memleketten ayrılmalarında genel güvenlik bakımından mahzurbulunduğu İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere ve terör örgütlerineaidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı belirlenen yurt dışındaki her türlüeğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucuve yöneticisi olduğu veya bu yerlerde çalıştığı İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlerepasaport veya seyahat vesikasının verilmeyeceği belirtilmiştir.
684. 5682 sayılı Kanun’un 22. maddesindebelirtilen özellikleri taşımayan kişilere aynı Kanun’un 20. maddesine uygunolarak gemi adamı cüzdanı verilmekte ve gemi adamı cüzdanları beş yıl süreliolarak düzenlenmektedir.
685. Gemi adamı yeterlik derecelerinin çalışmaalanları ve edinme şartlarına ilişkin düzenlemelere Yönetmelik’in 6. ila 28.maddelerinde yer verilmiştir. Anılan maddelerde her yeterlik belgesi içinaranan koşullar ayrı ayrı tespit edilmiştir. Buna göre gemi adamı belgesinintayfalıktan uzak yol gemi kaptanlığına kadar kişilerin mesleki olarakdenizcilik alanında faaliyette bulunmalarını sağlayan bir belge olduğuanlaşılmaktadır.
686. Gemi adamı belgesine, fiilen denizciliksektöründe çalışan kamu görevlileri (kaptan, tekniker hemşire gibi kamugörevlileri) ya da farklı bir kamu görevinde istihdam edildiği hâldemevzuattaki şartları yerine getiren kişiler sahip olabilmektedir. Ancak bubelgenin sahibine her ne durumda olursa olsun özel sektörde çalışma imkânısağladığı açıktır. Bu açıdan kamu görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamıbelgesinin iptal edilmesinin, kişilerin denizcilik alanındaki her türlüfaaliyetleri üzerinde doğrudan ve belirleyici bir etkisinin olduğu açıktır.
687. Dava konusu kural, kamu görevindençıkarılan kişilerin, mevzuatta sayılan her türlü gemi adamı yeterlik belgesi,uzmanlık belgesi ve gemi adamı cüzdanının tayfa sınıfı veya zabitan sınıfıayrımı yapılmaksızın iptal edileceğini öngörmektedir. Yine kural uyarınca kamukurum ve kuruluşlarında çalışırken eğitim görerek mevzuatta belirtilen şartlarıyerine getirenler ile kamu görevine girmeden önce gemi adamı cüzdanına sahipolan kişilerin de gemi adamı cüzdanlarının iptal edileceği anlaşılmaktadır.
688. Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşmehürriyeti” başlıklı 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma vesözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir./Devlet,özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygunyürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirlerialır.” denilerek çalışma ve teşebbüs özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
689. Çalışma özgürlüğü kişinin çalışıp çalışmama,çalışacağı işi seçme ve çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü korumakta, ücretliolarak bağımlı çalışma hakkı kadar iktisadi ve ticari faaliyet yapma ve meslekifaaliyette bulunma hakkını içermektedir (AYM, E.2019/48, K.2019/74, 19/9/2019,§ 14).
690. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanınherkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesiniyükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak,çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmakve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir.Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorlaçalıştırılmamayı ifade eder. Birey bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı veişi seçebilir. Çalışma hakkı ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veyaişi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gerekentedbirleri almasıdır (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 28/2/2018, §§ 13-16).
691. Kural, gemi adamlığına ilişkin belgeleriniptallerini öngörmek suretiyle denizcilik alanında özel sektörde faaliyettebulunma imkânını ortadan kaldırmakla kişilerin Anayasa’nın 48. ve 49.maddelerinde güvence altına alınan çalışma hak ve özgürlüğüne sınırlamagetirmektedir.
692. Kuralda gemi adamlığı belgesininiptalinin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğindeçalışma hak ve özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
693. Gemi adamı belgesinin 5682 sayılı Kanungereğince pasaport yerine geçen belgelerden olması nedeniyle bu belgeye sahipkişilerin belgenin sağladığı imkânlarla millî güvenlik aleyhine birtakımfaaliyetlerde (belge sahibi olanlar ya da başka kişiler hakkında yürütülensoruşturmaların akamete uğratılması amacıyla deniz yoluyla kişilerin yurtdışına çıkışının sağlanması gibi) bulunmalarının mümkün olduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca gemi adamı belgesiyle denizcilik alanında yürütülen faaliyetin kamugüvenliği ile ilgisinin bulunması nedeniyle kanun koyucunun denizciliksektöründe faaliyette bulunmak isteyen bireylere yönelik tedbirler alması vebuna yönelik düzenlemeler yapması doğal karşılanabilir. Bu yönüyle kuralınmeşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
694. Öte yandan kural kapsamında terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevindençıkarılan kişilerin gemi adamı belgeleri iptal edilmek suretiyle bu belgelerinsağladığı bir takım avantajların kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önünegeçilmesinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve korunmasına yönelikamaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
695. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafınınbirinci cümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden(meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
696. Bu itibarla darbe girişimiyle devletindemokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla bunlarla bağlantısı olduğugerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamı belgelerinin iptaledilmesini öngören kuralın demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğininkorunması amacı bakımından kişilerin çalışma özgürlüğüne ölçüsüz bir sınırlamagetirdiği söylenemez.
697. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 17., 20., 35.,36., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise debu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 17., 20., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 38., 70. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(3) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve pilotlisansları…” İbaresi
698. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (B) fıkrasına göre görevlerine son verilenlerin pilot lisanslarınıniptal edileceğini hükme bağlamaktadır.
699. Pilot lisansları ile ilgili düzenlemeler14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu ve 2/6/2017tarihli ve 30084 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Pilot Lisans Yönetmeliği(SHY-1) ve bunlara bağlı olarak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce yayımlanantalimatlarda yer almaktadır.
700. 2920 sayılı Kanun’un 95. maddesinde,pilotlar ile hava aracının sevk ve idaresi bakımından gerekli personelin bualanda faaliyette bulunabilmeleri için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığındanyeterlik belgesi almalarının ve bu belgeleri belirli süreler içindeyenilemelerinin zorunlu olduğu, yeterlik belgesi alması gerekenlerinkategorilerinin saptanması, belge verilmesi, geçerliliği, yenilenmesi, gerialınması ve sicillerin tutulması ile ilgili hususların Ulaştırma ve AltyapıBakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte düzenleneceği belirtilmiştir.
701. Anılan Yönetmelik’in 16. maddesinde;sağlık sertifikasına sahip olmak, belirli suçlardan hüküm giymemek, terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunulduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakıyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılmamışolmak gibi hususlar pilot lisansına sahip olmanın şartları arasındasayılmıştır.
702. Bunun yanında Yönetmelik’in 8. maddesinde;lisans ve yetkiler için başvuruda bulunan devlet hava araçlarında görev alanpilotların devlet hava araçlarında görev yaparken kazandıkları bilgi, tecrübeve yeteneklerinin mevzuattaki gereklilikler doğrultusunda kredilendirileceği,kredilendirme ve lisanslandırmayla ilgili izlenecek usullerin Sivil HavacılıkGenel Müdürlüğü tarafından Avrupa Havacılık Emniyet Ajansına (EASA)bildirileceği belirtilmiştir.
703. Yönetmelik’in 16. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinde, kamu görevinden çıkarılan askerî ve polis pilotlarınkredilendirme yapmak suretiyle sivil pilot lisansına sahip olmalarının mümkünolmadığı, 37. maddesinin (5) numaralı fıkrasında; Sivil Havacılık GenelMüdürlüğünce düzenlenen pilot lisanslarının iptal edildiği kişilerin pilotlukyaptığı döneme ilişkin aldığı eğitimler, uçuş süreleri ve benzeri hususlarhakkında kredilendirme ve/veya dönüştürmenin yapılmayacağı, yeni pilotlisansının düzenlenmeyeceği, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden aldıklarıpilot lisansları ile birlikte lisanslarına bağlı tüm sertifika ve yetkileriniptal edileceği belirtilmiştir.
704. Pilot lisansına sahip kişilerin havacılıkalanında özel sektörde faaliyette bulunma imkânını ortadan kaldıran kural,çalışma hak ve özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.
705. Kuralda pilot lisansının iptalinin kapsamve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde çalışma hak veözgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığı açıktır.
706. Darbe girişiminde kullanılan araçlarla (özellikleuçak, helikopter) gerçekleştirilen şiddetin boyutu, örgüt mensuplarının sadakatve bağlılık potansiyeli, uçak ya da benzeri hava araçlarının emniyet ve asayişekarşı oluşturabileceği tehlike dikkate alındığında pilot lisansı ile icraedilen havacılık faaliyetleri çerçevesinde kamu güvenliği aleyhine çok ciddisonuçlar meydana getirebilecek eylemlerde bulunulması mümkündür. Bu nedenleterör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğugerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptaledilmesini öngören kuralın meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
707. Esasen uçak ve benzeri hava araçlarınınemniyet ve asayişe karşı faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde diğer vasıtalaranispetle daha elverişli bir niteliğinin olması, bunlarla ilgili güvenlikmeselesini ön plana çıkarmaktadır. 15 Temmuz darbe girişiminde aktif rol alanörgüt bağlantılı pilotların gerçekleştirdiği eylemler ve darbe girişimindensonra örgüte sadakat bağıyla hareket eden kişilerce ya da farklı terör örgütüüyesi mensuplarınca işlenen fiillerin güvenlik açısından meydana getirdiğiciddi tehlikeler dikkate alındığında kanun koyucunun güvenlik boyutunun önplanda olduğu havacılık faaliyetlerinin kaynağını oluşturan pilot lisanslarınayönelik düzenlemeler yapması doğal karşılanabilir.
708. Kural kapsamında terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşumveya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamugörevinden çıkarılan kişilerin pilot lisansları iptal edilmek suretiyle bubelgelerin sağladığı bir takım avantajların kamu güvenliği aleyhinekullanılmasının önüne geçilmesinin millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasıve korunmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığısöylenemez. Ancak kuralla söz konusuhakka getirilen sınırlama ile yukarıda açıklanan kamu yararı amacı arasındamakul bir dengenin gözetilmesi gerekir.
709. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafınınbirinci cümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden(meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
710. Bu itibarla devletin demokratik düzenineaçık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla mücadele etmek amacıyla bunlarla bağlantısı olduğu gerekçesiyle kamugörevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptalini düzenleyen kuralınkamu güvenliğinin korunması amacı bakımından çalışma hak ve özgürlüğüne ölçüsüzbir sınırlama getirdiği söylenemez.
711. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 17., 20., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,48. ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında elealınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6.,17., 20., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 38., 70. ve118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(4) ParagrafınBirinci Cümlesinin Kalan Kısmı
712. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(B) fıkrasına göre görevlerine son verilenlerin kamu konutları ve vakıflojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilmelerini hükme bağlamaktadır.
713. Kural kapsamında meslektençıkarılmalarına karar verilen kişilerin oturdukları kamu konutlarından veyavakıf lojmanlarından tahliye edilmeleri düzenlenmekle mülkiyet hakkınasınırlama getirilmektedir.
714. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinciparagrafının beşinci cümlesinin kalan kısmındayer alan diğer ibarelerin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeleruygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
715. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 17., 20., 36., 70., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 17., 20.,36., 70., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 38., 48., 49. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(5) Paragrafın İkinci Cümlesi
716. Kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (B) fıkrasına göre görevlerine son verilenlerin özel güvenlikşirketlerinin kurucusu ortağı ve çalışanı olamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
717. Özel güvenlik şirketleri ile ilgilidüzenlemeler 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine DairKanun’da yer almaktadır. Anılan Kanun’un 1. maddesinde, düzenlemenin amacınınkamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerinegetirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu ifade edilmiştir.
718. Kanun’un 5. maddesinde, şirketlerin özelgüvenlik alanında faaliyette bulunmasının İçişleri Bakanlığının iznine tabiolduğu belirtilmiş; 6. maddesinde, kamu güvenliğinin sağlanması yönünden10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile vali ve kaymakamlaraverilen yetkilerin kullanılması durumunda özel güvenlik birimi ve özel güvenlikpersonelinin, mülki idare amirinin ve genel kolluk amirinin emirlerini yerinegetirmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.
719. 5188 sayılı Kanun’un 8. maddesinde ise hangikoruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve özellikte ateşli silahbulundurulabileceğinin özel güvenlik komisyonu tarafından belirleneceği, özelgüvenlik şirketlerine, para ve değerli eşya nakli, geçici süreli koruma vegüvenlik hizmetlerinde kullanılmak üzere, özel güvenlik eğitimi verenkurumlara, silah eğitiminde kullanılmak üzere, özel güvenlik komisyonununkararı ve valinin onayı ile silah alma, kullanma ve taşıma izni verilebileceğibelirtilmiştir.
720. Kanun’un 23. maddesinde, özel güvenlik görevlileriningörevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisigibi, bunlara karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenlerin de kamu görevlisinekarşı suç işlemiş gibi cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır.
721. Yine Kanun’un 7. maddesinde, kişilerinüstlerini dedektörle arama, eşyaları X-Ray cihazından veya benzeri güvenliksistemlerinden geçirme, 5271 sayılı Kanun’un 90. ve 168. maddeleri gereğinceyakalama, görev alanında haklarında yakalama emri veya mahkûmiyet kararı bulunankişileri yakalama ve arama, kişinin vücudu veya sağlığı bakımından mevcut birtehlikeden korunması amacıyla yakalama, eşyaları emanete alma, belirlişartlarda zor kullanma işyeri ve konutlara girme, özel güvenlik görevlilerininyetkileri arasında sayılmıştır.
722. Söz konusu düzenlemelere göre özelgüvenlik şirketlerinin ve çalışanlarının kamu güvenliği alanında hizmet ifaettikleri, çalışanlarının kendi görev sahalarında bireyler üzerinde yakalama,arama faaliyeti icra edebildikleri, gerektiğinde silah kullanma yetkisine sahipoldukları, özel güvenlik birimleri ve bu alandaki şirketlerin kuruluş vefaaliyetlerinin yetkili makamların izin ve gözetimi altında gerçekleştiğidikkate alındığında bu şirketlerin kurucularının, ortaklarının ve çalışanlarınındiğer özel sektörde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlardan farklı özelliklertaşıdığı açıktır.
723. Özel güvenlik hizmetleri alanındamüteşebbis ya da çalışan olarak icra edilebilecek faaliyetler, devletingözetimi ve denetimi altında, belirli kanuni çerçeve içinde yerinegetirilmektedir. Kamu görevinden çıkarılan kişilerin güvenlik alanında özelsektörde faaliyette bulunma imkânını ortadan kaldıran kural, çalışma hak veözgürlüğüne sınırlama getirmektedir.
724. Kuralda özel güvenlik alanında faaliyettebulunmanın kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiğigözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
725. Millî güvenliğin sağlanması ve kamudüzeninin korunması amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıyahut bunlarla irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldıklarıanlaşılan kişilerin özel güvenlik şirketlerinde görev almalarının yasaklanmasınınanayasal anlamda meşru amaca dayandığı açıktır.
726. Kişilerinözel güvenlik alanında gösterdiği faaliyetlerin kamu güvenliği ile doğrudanilgisi bulunmaktadır. Nitekim kanun koyucu, bu alanda faaliyette bulunmak veyaçalışmak isteyen kişi ve kuruluşlara ilişkin belirli şartlar öngörmüş, bunlarıyetkili makamların iznine tabi kılmıştır. Kanun koyucunun anılan hususlarıgözeterek özel güvenlik alanında faaliyette bulunmak isteyen bireylere yöneliktedbir almasında, istihdamla ilgili şartları belirlemesinde takdir yetkisininbulunduğu açıktır. Bunun bir gereği olarak kimlerin özel güvenlik şirketlerininkurucusu, ortağı ya da çalışanı olacağına yönelik düzenlemeler yapılmasıdoğaldır. Dolayısıyla kuralın millî güvenliğin sağlanması ve kamu düzeninin korunmasıamacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
727. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafınınbirinci cümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden(meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili olarak açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
728. Bu itibarla devletin demokratik düzenineaçık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplarla mücadele etmek amacıyla bunlarla bağlantılı oldukları gerekçesiylekamu görevinden çıkarılan kişilerin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu,ortağı ve çalışanı olamayacaklarını düzenleyen kuralın demokratik anayasaldüzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından kişilerin çalışma hakve özgürlüğüne ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez.
729. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM,M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 17., 20., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddelerine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 48.ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 17., 20.,35., 36., 125., 128. ve 129. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 38., 70. ve 118.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
iii. Fıkranın Dördüncü Paragrafı
(1) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” İbaresi
730. 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B) fıkrasının dördüncü paragrafının birincicümlesinde terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamugörevinden çıkarılan kişilerin itirazları üzerineyapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkin işlemlerin deaynı usullerle yapılacağı öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
731. 7145 sayılıKanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddenin birincifıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik Kurulunca Devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniylekamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
732. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 118.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın118. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 13., 15.,17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 125., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(2) Paragrafın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…üyeliği,mensubiyeti veya…” İbaresi
733. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B)fıkrasının dördüncü paragrafının birinci cümlesinde anılan fıkrada öngörülenusuller uyarınca, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekidari işlem tesis edilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılanların itirazlarıüzerine yapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkinişlemlerin de aynı usullerle yapılacağı öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “…üyeliği,mensubiyeti veya…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
734. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek4. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yeralan “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibaresinin Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönündende geçerlidir.
735. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20.,35., 48., 49., 70., 118., 125., 128., ve 129. maddeleri yönündenincelenmemiştir.
(3) Paragrafın BirinciCümlesinin Kalan Kısmı ile İkinciCümlesi
736. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(B) fıkrasının dördüncü paragrafının birinci cümlesinin dava konusu kalankısmında anılan fıkrada öngörülen usuller uyarınca, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekidari işlem tesis edilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılanların itirazlarıüzerine yapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkinişlemlerin aynı usullerle yapılacağı öngörülmüştür.
737. Paragrafın dava konusu ikinci cümlesindeise bu kapsamda görevine iade edilenlere kamu görevinden çıkarıldıklarıtarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyalhaklarının ödeneceği hükme bağlanmıştır.
738. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altınaalınan hukuk devletinin temel unsurlarındanbiri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşikkararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idareyönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. Belirlilikilkesi; hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasal düzenlemeden belirlibir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veyasonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğinibilmesini zorunlu kılmaktadır.
739. Kurallar kamu görevinden çıkarmakararlarına karşı yapılacak itirazlar üzerine verilecek göreve iadekararlarında da geçici 35. maddenin (B) fıkrasının birinci paragrafındabelirtilen usulün uygulanacağını, başka bir ifadeyle kamu görevinden çıkarmatedbirini uygulamaya yetkili makam ve mercilerce söz konusu prosedüruygulanarak göreve iade işleminin gerçekleştirileceğini düzenlemiştir.
740. Kamu görevine iade kararlarınınuygulanmasına ilişkin usule yönelik düzenleme içeren kuralların kapsam, hüküm ve sonuçlarıitibarıyla herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net veöngörülebilir nitelikte oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallardahukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkelerine aykırı bir yönbulunmamaktadır.
741. Ayrıca kurallarda göreve iade edilmenindoğrudan bir sonucu olarak kişilerin hukuka aykırı bir şekilde kamu görevindençıkarıldıkları döneme tekabül eden ücret maaş ve diğer mali ve sosyalhaklarının ilgiliye ödeneceğinin hükme bağlandığı gözetildiğinde kurallarınmülkiyet hakkına yönelik herhangi bir sınırlama getirmediği açıktır. Bu nedenlekuralların mülkiyet hakkına ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
742. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın2. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM,M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 6., 13., 15., 17., 20.,36., 38., 48., 49., 70., 118., 125., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
(4) Paragrafın ÜçüncüCümlesi
743. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarıncakural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.
744. Kural 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılıp yetkili makam ve mercilercegörevine iade edilenlerin kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi birtazminat talebinde bulunamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
745. Kamu görevine iade edilen kişilerinhukuka aykırı bir şekilde haklarında tedbir uygulanması nedeniyle uğradıklarızararlara karşı etkili giderim imkânı tanınıp tanınmamasının Anayasa’nın 40.maddesi kapsamında etkili başvuru hakkı yönünden değerlendirilmesi gerekir.
746. 7145 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle 7075sayılı Kanun’un 10. maddesinin değiştirilen (1) numaralı fıkrasının on üçüncücümlesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
747. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın40. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN bugörüşe katılmamışlardır.
Kural,Anayasa’nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 118.,125., 128. ve 129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(5) Paragrafın DördüncüCümlesi
748. Kural, kamugörevinden çıkarılan kişilerin yetkili makam ve mercilerce göreve iadesininkamu görevlerinden çıkarıldıkları tarihte bulundukları yöneticilik görevidışında öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro vepozisyonlara atanmak suretiyle de yerine getirilebileceğini hükmebağlamaktadır.
749. Meslek hayatını etkileyen bir düzenlemenin sebepunsurunu özel hayata ilişkin davranışlar oluşturmamakla birlikte söz konusudüzenleme, sonuçları itibarıyla kişilerin özel hayatını önemli ölçüdeetkileyebilir. Kamu görevlilerinin yönetici kadro veya pozisyonlarına veya bugörevlerden alınarak başka bir kadroya atanmasına yönelik düzenlemelerkişilerin kariyerlerini etkileyeceği gibi meslek hayatında üçüncü kişilerlekuracağı ilişkiler ve bu kişiler nezdindeki itibarı üzerinde de etkiliolabilir. Dolayısıyla kişilerin kariyerlerini önemli ölçüde etkileyendüzenlemelerin özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlamagetireceği açıktır. Bu çerçevede kişilerin meslek hayatlarında yöneticipozisyonuna atanamamasını düzenleyen kural, özel hayata saygı gösterilmesiniisteme hakkına sınırlama getirmektedir.
750. Kural kapsamında göreve iade edilen kişilerin yenidenatanmalarının kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak belirlendiğigözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
751. Anayasa'nın 129.maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu görevlilerinin Anayasa vekanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Buçerçevede yönetici pozisyonunda görev yapmaktayken terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamugörevinden çıkarılan kişilerin yetkili makam veya merci kararıyla yenidenatamalarında yöneticilik görevi dışında kazanılmış haklarına uygun kadro vepozisyonların dikkate alınmasına imkân tanınmasının kamu hizmetinin etkin ve sağlıklıbir biçimde yürütülmesi amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıylakuralın anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı açıktır.
752. Anayasa’nın 128. maddesinde devletin kamu iktisaditeşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekligörevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların vediğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, haklarıve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin mali ve sosyalhaklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla kanunladüzenleneceği hükme bağlanmıştır (AYM, E.2018/159, K.2019/93, 24/12/2019, §22).
753. Kamu görevlileri ile idare arasındaki ilişki,yasama organı tarafından hizmetin gereklerine göre kanunla düzenlenmektedir.Kamu görevlisi belirli bir statüde, kanunla çerçevesi belirlenmiş kurallaragöre hizmet yürütmekte; o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme,nakil gibi haklara sahip olmaktadır. Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde görevingerektirdiği nitelikleri ve koşulları belirlemeyi ya da belirlenmiş olanlarıdeğiştirmeyi, anayasal ilkeler içinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerinegöre serbestçe takdir edebilir (AYM, E.2018/159, K.2019/93, 24/12/2019, § 23).
754. İdare de takdir yetkisi kapsamında yönetici kadro vepozisyonlarına atayabileceği kamu görevlilerini yine aynı yetki kapsamında bugörevlerden alabilir. Bu durumda bulunan kişiler yönünden kural olarakbulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönündenkesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan yahut bu durumunundevam edeceği yönündeki haklı beklentiden söz edilemez (AYM, E.2018/159,K.2019/93, 24/12/2019, § 24).
755. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi biralanda kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerineherhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik birtoplumda gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği vesınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunmasıdoğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizliyönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bualanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamumakamlarınca ciddi gerekçelerin özellikle gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 47).
756. Kuralda idareye kamu kurum ve kuruluşlarındayönetici olarak çalışırken kamu görevinden çıkarılan kişilerin iade kararısonrasındaki atamalarında yöneticilik görevleri dışında başka kadro vepozisyonlara atanmalarına imkân tanınmıştır. Bu durumda idarece kişilerin öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerinindikkate alınması gerekmektedir.
757. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B)fıkrasının dördüncü paragrafı uyarınca kamu görevinden çıkarma işlemine karşıyapılacak itirazda ilgili makam ve mercilerin değerlendirmelerinin doğrudanişlemin sebep unsuruna yönelik olacağı açıktır. Anılan hüküm kapsamındakişilerin kamu görevinden çıkarılma sebebi, bunların terör örgütleri veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplarla iltisaklı ya da irtibatlı olmalarıdır. Bu kapsamda itirazüzerine yapılacak değerlendirmede göreve iade kararı verilmesi, idari işleminsebep unsurunun gerçekleşmediği yani bu kişilerin söz konusu örgüt veoluşumlarla bağlantılarının bulunmadığı ya da bunun belirlenemediği,dolayısıyla kamu görevinden çıkarma işleminin haksız olduğunun idarece tespitedilmesi anlamına gelmektedir.
758. Kamu makamlarının darbe girişimi sonrası terörörgütü veya benzeri yapılarla mücadele açısından kamu görevlilerinin tabiolduğu disiplin mevzuatı dışında kural kapsamında benimsediği yöntemle kamugörevinden çıkardığı yönetici pozisyonunda görev yapan bir kişiyle ilgiliaciliyet unsurunun kalktığı bir dönemde yapacağı değerlendirmede (itiraz aşaması)vereceği iade kararının yukarıdaki tespit (haksız işlem) açısından ne dereceönem arz ettiği açıktır.
759. Bu açıdan kamu görevinden çıkarmaişleminin sebep unsurunun ortadan kalktığı hâlde yönetici pozisyonunda ikenkamu görevinden çıkarılıp ilgili makam ve merci kararıyla kamu görevine dönenkişilerin atanmasında yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları vekazanılmış hak ve aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlaraatanabilmelerine imkân tanınması, bu kişiler hakkındaki kamu görevinden çıkarmaişleminin sebep unsurunun ortadan kalkmadığı izlenimini doğurmaktadır. Başkabir ifadeyle kural kapsamında idareye verilen yetki, iade kararındaki haksızişlem tespitini önemsiz ve değersiz kılabilecek niteliktedir.
760. Kural ayrıca yönetici olarak kamugörevinden çıkarıldıktan sonra görevine iade edilen kişilerin yöneticilikdışındaki başka görevlere atanmalarında idareye takdir yetkisi tanımaktadır.Başka bir ifadeyle kural, kişilerin göreve iadesinde yöneticilik dışındakigörevlere atanmaları hususunda idareye herhangi bir zorunluluk öngörmemektedir.
761. Ancak kuralda kamu görevine iade edilenkişilerin yeniden yönetici olarak atanıp atanmayacaklarına ilişkin idarece hangi ölçütlere göre değerlendirme yapılacağınailişkin bir belirleme yapılmamıştır. Her ne kadar idarenin bu konuda kamu hizmetlerinin gerekleri veetkinliğini dikkate alarak değerlendirme yapma imkânının bulunduğusöylenebilirse de yönetici olarak görev yapmaktayken haksız ve hukuka aykırıbir şekilde kamu görevinden çıkarılan kişiler açısından farklı bir pozisyondagörevlendirme yapılabilmesinde –özellikle kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına temas eden durumlarda- idarenin takdir yetkisinisınırlandıran, somut, denetlenebilir, ciddi gerekçe gösterilmesini zorunlukılan ölçütlerin ortaya konulması gerekir. Bununyanında kuralda yetkili makam ve mercilerin iade kararlarına karşı idariyargıda iptal davası açılabilmesi mümkün ise de idarenin yapacağıdeğerlendirmeyle ilgili herhangi bir ölçütün tespit edilmemesi, etkin biryargısal denetim yapılması imkânını da ortadan kaldırmaktadır.
762. Bu açıdan kapsam vesınırlarının açık, net ve anlaşılır olmaması nedeniyle daha önce yönetici olupgöreve iade edilen kişilerin aynı pozisyonda atanıp atanmayacağı hususundaidareye tanınan yetki keyfî uygulamalara yolaçabilecek niteliktedir.
763. Dolayısıyla kuralda keyfîliği önleyecekbir güvenceye yer verilmediği gibi bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmadanönceki pozisyonlarına atanmamasını gerektirecek hukuki ve fiilî zorunluluklarda gösterilmemiştir. Nitekim kural, yalnızca itiraz üzerine yetkili makam vemercilerce kamu görevine iade edilen kişilerin yöneticilik pozisyonundagörevlendirilmemesine imkân tanımaktadır. Buna karşın yargı kararıyla kamugörevine iade edilen benzer durumdaki bir kişinin yönetici pozisyonunda tekraratanmasını engelleyen bir durum ise bulunmamaktadır.
764. Bu çerçevede terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatının bulunmadığı tespit edilerek kamugörevine iade edilen kişilerin yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları vekazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanabilmesineimkân tanınmasının kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesiamacını gerçekleştirmek bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılıkgelmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kamu hizmetinin etkin vesağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına ulaşılabilmesi bakımından elverişlibir araç olduğu söylenemez.
765. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerineaykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 15., 17.,20., 35., 38., 48., 49., 70., 118., 125., 128., ve 129. maddeleri yönündenincelenmemiştir.
3. Maddenin (C) Fıkrası ve Anılan FıkradaYer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” ŞeklindeDeğiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
766. Dava dilekçesinde özetle; dava konusukurallarda kamu görevinden çıkarılanlar ile haklarında ceza soruşturmasıyürütülenlerin pasaportların iptal edilmesinin yurt dışına çıkma özgürlüğününyalnızca suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle ve ancak hâkim kararıylasınırlanabileceğine ilişkin anayasal güvenceye aykırı olduğu, ayrıca kurallarınsadece kamu görevinden çıkarılan ya da hakkında soruşturma açılan kişilerikapsamadığı, bunların eşlerinin pasaportlarının da iptaline imkân tanıdığı,suçların şahsiliği ilkesine göre bir kişinin eşinin fiillerinden dolayı sorumlututulmasının mümkün olamayacağı, suç işlediği yönünde herhangi bir bilgi veyadelil olmayan ve hakkında bu yönde soruşturma da açılmayan, ayrıca hâkimtarafından herhangi bir tedbir kararı verilmeyen kişinin pasaportunun iptaledilmesinin söz konusu ilkeye aykırılık oluşturacağı, ayrıca bu durumun AnayasaMahkemesinin daha önce ilave tedbirlere karşı etkili denetim mekanizmalarınınoluşturulmaması nedeniyle verdiği iptal kararıyla da çeliştiği belirtilerekkuralların Anayasa’nın 23., 38. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık Sorunu
i. Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…üçyıl…” İbaresi
767. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(C) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan dava konusu “…üç yıl…”ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dört yıl…” olarakdeğiştirilmiştir.
768. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareyeilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermekgerekir.
ii. Fıkranın Kalan Kısmı ile FıkradaDeğişiklik Yapan “…dört yıl…” İbaresi
769. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarıncakural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
770. Kurallar 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, haklarında 375sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) ve (B) fıkraları uyarınca idari işlemtesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veyakovuşturması yürütülenlerin işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaportbirimine derhâl bildirileceğini, bu bildirim üzerine ilgili pasaportbirimlerince pasaportlarının iptal edilebileceğini, ilgili pasaport birimineisimleri bildirilen kişilerin eşlerine ait pasaportların da genel güvenlikaçısından mahzurlu görülmesi hâlinde aynı tarihte İçişleri Bakanlığınca iptaledilebileceğini hükme bağlamaktadır.
771. Kurallarla 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) ve(B) fıkralarında yer alan terör örgütlerineveya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekhaklarında meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına yönelik işlem tesisedilen kamu görevlileri ile yine söz konusu örgüt veya yapılarla bağlantılarınedeniyle haklarında ceza soruşturması yürütülen kişilerin pasaportlarınınpasaport birimleri tarafından, bu kişilerin eşlerine ait pasaportlarının isegenel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi hâlinde iptal edilebilmesine imkântanınmaktadır.
772. Kurallarda pasaportların iptal edilmesineilişkin işlemin kapsamını kamu görevinden ve meslekten çıkarılanlar ya da buamaçla yürütülen soruşturmada işlem yapılanlar ile kamu görevlisi olupolmadığına bakılmaksızın terör örgütü veya benzeri yapılarla bağlantılıoldukları gerekçesiyle ceza soruşturmasına muhatap olanlar ve bu kişilerineşlerinin oluşturduğu, kamu görevlileri yönünden kişilerin terör örgütü veyabenzeri yapılarla bağlantıları nedeniyle kamu görevinden çıkarma tedbirininuygulanması ya da buna yönelik farklı işlem yapılması, kamu görevlisisıfatına bakılmaksızın aynı gerekçelerle kişiler hakkında ise cezasoruşturması yürütülmesi ve bu kişilerin eşlerinin genel güvenlikaçısından mahzurlu olması pasaportlarının idare tarafından iptaledilmesinin sebep unsurunu oluşturmaktadır.
773. Kurallar, idareye kişilerinpasaportlarının iptal edilmesine imkân tanımakla yurtdışına çıkma özgürlüğünesınırlama getirmektedir.
774. Yurt dışına çıkma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın kanuni birtemele dayandığı açıktır. Ancak sınırlamanın kanuni dayanağının şeklen varolması yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirlinitelikleri olması gerekir. Bu kapsamda düzenlemeler belirli, ulaşılabilir veöngörülebilir olmalıdır.
775.Dolayısıyla söz konusu niteliklere sahip bir kanuni düzenlemeden bahsedilebilmesikuralın kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak belirlenmesiyle mümkünolabilir. Aksi durum kurallara dayalı olarak idarece tesis edilecek işlemlerdekeyfî uygulamalara sebebiyet verebilecektir.
776.Kuralların kapsamını oluşturan fıkranın birinci cümlesinde yer alan haklarında375 sayılı KHK’nın (A) ve (B) fıkraları uyarınca idari işlem tesis edilenleribaresinin kamu görevinden (meslekten) çıkarılan kişiler olduğudeğerlendirildiğinde 375 sayılı KHK’nın (A) fıkrasının birinci paragrafınınbeşinci cümlesinde de bu kişiler hakkında pasaportlarının iptalinin emredicibir şekilde hükme bağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla dava konusu 375sayılı KHK’nın (C) fıkrasının birinci cümlesinde aynı kişiler hakkında anılanKHK’nın (A) fıkrasıyla çelişki oluşturacak şekilde idareye takdir yetkisiverilmek suretiyle bir kez daha pasaportların iptaline imkân tanınmıştır.
777. Bunakarşın anılan ibarenin, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerekhaklarında idari soruşturma açılan kişileri ve bu kapsamda yapılabilecekfarklı işlemleri içerdiği değerlendirilebilirse de kuralların belirsizliğe yolaçabilecek ölçüde farklı yorumlara ve uygulamalara elverişli olduğu açıktır.
778. Bununyanında kurallar kapsamında yer alan 375 sayılıKHK’nın (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden (meslekten) çıkarılanlar ile terörörgütü veya benzeri yapılarla bağlantıları nedeniyle haklarında cezasoruşturması yürütülen kişiler ve genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesihâlinde bu kişilerin eşlerinin pasaportlarının iptal edilmesinde idareyetanınan takdir yetkisinin kapsam ve sınırlarının da belirsiz olduğuanlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kurallar tedbirin uygulanmasında idareyehangi ölçütlere göre değerlendirme yapacağı hususunda herhangi bir belirlilikiçermemektedir.
779. Bu itibarla kurallarla yurtdışına çıkma özgürlüğünegetirilen sınırlamada Anayasa’da öngörülen temel hak ve özgürlüklerin ancakkanunla sınırlanabileceği koşulunun yerine getirilmediği, dolayısıylasınırlamanın anayasal anlamda kanuni bir dayanağının bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
780. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa'nın 13. ve 23.maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 38. ve 153.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
4. Maddenin (Ç) Fıkrası ve Anılan FıkradaYer Alan “…üç yıl…” İbarelerinin “…dört yıl…” ŞeklindeDeğiştirilmesi
a. Fıkranın Birinci Paragrafı ve ParagraftaYer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” ŞeklindeDeğiştirilmesi
i. İptal Talebinin Gerekçesi
781. Dava dilekçesinde özetle; dava konusukurallar kapsamında haklarında soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarınaait kişisel veri niteliğindeki bilgi ve belgelere ulaşılmasına imkânsağlanmasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına aykırılıkoluşturacağı, kuralların ayrıca soruşturmaya muhatap kişilerin eş veçocuklarının eylemlerinden sorumlu tutulmasına imkân tanımak suretiyle suçlarınşahsiliği ilkesini ihlal ettiği, öte yandan kurallarda hâkim kararı olmaksızınyetkili mercilere telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti imkânıgetirilmesinin haberleşme özgürlüğünü sınırladığı, yine kurallara konuişlemlerin MGK kararına dayanılarak yapılmasının yetki gaspı anlamınageldiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 20., 22. ve 38.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
(1) Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…” İbaresi
782. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin(Ç) fıkrasının birinci paragrafında yer alan dava konusu “…üçyıl…” ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dört yıl…”olarak değiştirilmiştir.
783. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareyeilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermekgerekir.
(2) Paragrafın “…19/10/2005 tarihli ve5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenlerhariç,…” İbaresi Dışında Kalan Kısmı ile Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
784. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarıncakurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 36. ve 118. maddeleri yönünden deincelenmiştir.
785. Kurallar, maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıyahut bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında inceleme ve soruşturma yürütülenkişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyonve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan -telekomünikasyon yoluyla iletişimintespiti de dâhil olmak üzere- her türlü bilgi ve belgenin kamu ve özel tümkurum ve kuruluşlarca soruşturma makamlarına vakit geçirilmeksizin verileceğiniöngörmektedir.
786. Kurallar kapsamında haklarında incelemeve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin yetkilikurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan, kamu ve özel tüm kurum vekuruluşlarca soruşturma makamlarına vakit geçirilmeksizin verilmesi öngörülenher türlü bilgi ve belgenin kişisel veri niteliğinde olduğu açıktır. Kurallar, haklarında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eşve çocuklarının özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili her türlü bilgi vebelgelerin alınmasına ve kullanılmasına imkân tanıması nedeniyle kişiselverilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
787. Kuralda belirli kişilerle ilgili tüm kişisel verilere erişime izinverildiği gözetildiğinde kuralın kapsam ve sınırlarının açık ve net olduğuaçıktır. Bu nedenle kuralla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkınagetirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı anlaşılmaktadır
788. Kuralların kişi yönünden kapsamını hakkında inceleme vesoruşturma yürütülen kişiler ile bu kişilerin eş ve çocukları oluşturmaktadır.Kuşkusuz kurallar bağlamında yetkili mercilereinceleme ve soruşturmaya muhatap kamu görevlilerinin kişisel veri niteliğindekibilgi ve belgelere erişme imkânının tanınması ile hakkında inceleme vesoruşturma bulunmayan kişilere (eş ve çocuklar) ait bilgi ve belgelere ulaşmayetkisinin verilmesi arasında farklılıklar bulunmaktadır.
789. Hukuk devletinde terör örgütü veyabenzeri yapılarla irtibat ya da iltisakları hususunda herhangi bir şüphebulunmayan kişilerin (eş ve çocuklar) -bankacılık mevzuatıçerçevesindeki istisna haricinde- yakınlarıyla ilgili yürütülen birsoruşturmada kullanılmak üzere bütün kişisel verilerine erişimine imkânıtanınmasının millî güvenlik, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacınahizmet ettiği söylenemez.
790. Dolayısıyla, terör örgütü veya benzeri yapılarla bağlantılıoldukları gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütülen kişilerin eş veçocuklarıyla ilgili kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlara kişisel veriniteliğindeki bilgileri temin etme yükümlülüğü öngörülmesinin anayasal anlamdameşru bir amaç taşıdığı söylenemez. Dolayısıyla kuralın hakkında inceleme vesoruşturma yürütülen kişilerin eş ve çocukları yönünden meşru amacıbulunmamaktadır.
791. Buna karşın terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında incelemeve soruşturma yürütülen kişiler açısından durumun benzer olduğu söylenemez.
792. Kamu kurum ve kuruluşlarında terörörgütü veya benzeri yapılarla bağlantıları bulunan kişilerin görev almasınınmillî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit oluşturacağı açıktır.Dolayısıyla kurallar kapsamında haklarında inceleme ve soruşturma yürütülenkişilerin tespit edilebilmesi için bu kişilerin kişisel veri niteliğindekibilgi ve belgelerine erişimine imkân tanınması millî güvenlik ve kamu düzeniamacına ulaşılmasına katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla kurallar bu kişileraçısından meşru amaç taşımaktadır.
793. Terör örgütleri veya benzeri yapılarlamücadele edilerek kamu düzeninin sağlanmasınıamaçlayan kuralların demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacıkarşılamaya yönelik olmadığı da söylenemez.
794. Terör örgütü ve benzeri yapılarla bağlantısı olduğu iddia edilerekhaklarında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerle ilgili kişisel veriniteliğindeki bilgilere erişime imkân tanıyan kuralların yukarıda açıklananmeşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
795. Anayasa’nın 129. maddesi uyarınca Anayasave kanunlara sadakat yükümlülüğü bulunan kamu görevlilerinden söz konusuyükümlülüğe aykırı davrananların tespit edilerek bunlarla ilgili tedbiralınması ve tedbire ilişkin yöntemlerin belirlenmesinde kanun koyucunun takdiryetkisi bulunmaktadır. Ancak bu alanda yapılacak düzenlemelerde kamumakamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbir uygulama yetkisiverildiğinin açık olarak gösterilmesi ve keyfîliğe karşı yeterli güvencelerinsağlanması gerekir.
796. Anayasa Mahkemesi kamu makamlarınakişisel veri niteliğindeki bilgi ve belgelere erişme yetkisi sağlayankurallarla ilgili yaptığı değerlendirmelerde bazı temel ölçütler belirlemiştir.Öncelikle kamu mercileri tarafından bireyin iş ve sosyal yaşamıyla ilgilibilgilerinin alınması, kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması özel hayatasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir. Kamu makamlarınakişisel veri niteliğindeki bilgilere erişim yetkisinin tanınması kanunkoyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda yapılacak düzenlemelerde ilgilimakamlara tanınan yetkinin kapsamının ayrıntılı olarak gösterilmesi vekeyfîliğe karşı yeterli güvencelerin sağlanması gerekmektedir. Başka birifadeyle kurallarda kamu makamlarınca istenecek bilgi ve belgelerin nelerolduğu, bunların ne şekilde kullanılacağı, hangi şartlarda ne kadar süre ilemuhafaza edileceği, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânınınbulunup bulunmadığı, bilgilerin belirli süre sonunda imha edilip edilmeyeceği,edilecekse hangi usulün uygulanacağı, keyfî uygulamalara, yetki aşımına karşıyapılacak denetim ve uygulanacak yaptırıma ilişkin hususlara ayrıntılı olarakyer verilmelidir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 171; AYM,E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 16; AYM, E.2020/24, K.2021/39, 3/6/2021, §48; AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 133; Fatih Saraman [GK], B.No: 2014/7256, 27/2/2019, §§ 89, 90; Turgut Duman, 29/5/2019, B. No:2014/15365, § 88).
797. Anayasa Mahkemesininsöz konusu değerlendirmelerinden anlaşılacağı üzere yetkili kurul, komisyon vemercilerce ihtiyaç duyulan kişisel verilerin gerçekten soruşturma amacınıngerektirdiği ölçüde bilgi ve belge içermesi, bunlara ulaşılmasının nihai amaçolan kamu hizmetinin etkinliğinin sağlanması açısından zorunlu olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla inceleme ve soruşturma yürüten makamlara verilecekkişisel verilerin toptancı bir yaklaşımla ilgili-ilgisiz tüm bilgi ve belgeleriiçermesi söz konusu gerekliliği ortadan kaldıracaktır. Bu itibarla söz konusutedbirin amacına uygun bir şekilde kullanılması, tedbir için gerekli şartlarınbelirlenmesi ve bunlara karşı yeterli güvencelerin oluşturulmasıyla mümkündür.
798. Kişisel verilerin işlenmesinde, kişisel verileri işleyen gerçek vetüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemeksuretiyle bu konuda özel güvenceler öngören 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılıKişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun kurallar bakımından uygulanmakabiliyetinin bulunup bulunmadığının bu bağlamda değerlendirilmesigerekmektedir.
799. Anılan Kanun’un “İstisnalar” başlıklı 28. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (c) bendinde, “kişisel verilerin millî savunmayı, millîgüvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamayayönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlarıtarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamındaişlenmesi hâlinde” söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağıbelirtilmiştir.
800. Dolayısıyla yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından millî güvenlik,kamu güvenliği ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla önleyici, koruyucu veistihbari faaliyetler kapsamında elde edilen kişisel verilerin işlenmesinde6698 sayılı Kanun hükümlerinde yer alan güvencelere yer verilmeyecektir.
801. Kurallar kapsamında yetkili mercilerce erişimine izin verilenkişisel verilerin millî güvenlik, kamu güvenliği ve kamu düzeni amacınısağlamaya yönelik olarak önleyici ve koruyucu faaliyetler kapsamında eldeedilmediği söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında millî güvenlik,kamu güvenliği ve kamu düzenini sağlama amacıyla uygulanan kamu görevindençıkarmanın cezai boyuttan yoksun bir tedbir olduğu belirtilmiştir. Tedbirişleminin niteliği itibarıyla önleyici ve koruyucu bir işleve sahip olduğuaçıktır.
802. Bu açıdan kamu görevinden çıkarma amacıyla yapılan inceleme vesoruşturma sırasında kişisel veri niteliğindeki bilgilere ulaşılmasına imkântanıyan kuralların 6698 sayılı Kanun’da yer alan güvenceler kapsamındadeğerlendirilmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır.
803. Devletle arasında sadakat bağı olankamu görevlileriyle ilgili yapılan inceleme ve soruşturma kapsamında bu kişilerle ilgili kişisel verilere ulaşmanın bağlam,kapsam ve sınırlarının ne olacağı, elde edilen bilgilerin başka amaçla kullanılıpkullanılmayacağı gibi farklı güvencelere bağlanması gereken sorunları gündemegetirmektedir.
804. Bu yönüyle kişisel verilerin eldeedilmesinde söz konusu yönteme başvurulmasını gerektirecek sebeplerin niteliği, ilgili kişilerin tedbirkapsamındaki konumu, bilgi ve belgelerin içeriği, incelenme, değerlendirilme vekorunmasına ilişkin esaslar ile verilerin başkalarıyla paylaşılması ve ortadankaldırılmasına ilişkin güvencelerin kanunda açık bir şekilde düzenlenmesigereklidir.
805. Kurallarda terör örgütü veya benzeriyapılara irtibatı veya iltisakı olduğu gerekçesiyle haklarında inceleme ve soruşturmayürütülen kamu görevlilerine ilişkin yetkili kurul, komisyon ve diğermercilerce ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin kapsam ve sınırı, bunlarınalınmasına, kullanılmasına ve imha edilmesine ilişkin esaslar, özelliklekeyfîliğe karşı denetim ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili yeterligüvencelerin öngörülmediği anlaşılmaktadır.
806. Dolayısıyla 6698 sayılı Kanun kapsamındayer almadığı anlaşılan kurallarda söz konusu güvenceler ve temel ilkelerbelirlenmeksizin kişisel veri niteliğindeki bilgi ve belgelerin kamu ve özeltüm kurum ve kuruluşlarca soruşturma makamlarına verilmesine imkân tanınmasısuretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamaAnayasa’yla bağdaşmamaktadır.
807. Öte yandan kurallar kapsamında haklarında incelemeve soruşturma yürütülen kişilerle ilgili ilgili yapılacak işlemde MGK kararına atıf yapılması, bu kişilerin terörörgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup olduklarıgerekçesiyle inceleme ve soruşturma yürütüldüğünün belirtilmesi nedeniylefıkranın birinci paragrafında yer alan “… Milli GüvenlikKurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerininayrıca değerlendirilmesi gerekir.
808. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…”ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.
809. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 20.,36., 38. ve 118. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 22. maddesi yönündenincelenmemiştir.
(3) Paragrafta Yer Alan “…19/10/2005tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamındakabul edilenler hariç,…” İbaresi
810. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(Ç) fıkrasının birinci paragrafında terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında inceleme vesoruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarakyetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan, 5411 sayılı Kanunuyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç telekomünikasyonyoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin kamuve özel tüm kurum ve kuruluşlarca soruşturma makamlarına vakit geçirilmeksizinverileceği belirtilmiştir. Anılan paragrafta yer alan “…19/10/2005 tarihlive 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabuledilenler hariç,…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Buitibarla kuralla 5411 sayılı Kanun uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabuledilen bilgi ve belgeler yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce talepedilebilecek bilgi ve belgelerden hariç tutulmuştur.
811. Anılan paragrafının kalankısmının iptali nedeniyle kuralın uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle sözkonusu ibare 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıkapsamında değerlendirilmiş ve bu ibare yönünden Anayasa’ya uygunlukdenetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.
b. Fıkranın İkinci Paragrafı ile Anılan Paragrafta Yer Alan“…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
i. İptal Talebinin Gerekçesi
812. Dava dilekçesinde özetle; 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (Ç) fıkrasının birinci paragrafına yönelik gerekçelerle kurallarınAnayasa’nın 20., 22. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ii.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
(1) Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…” İbaresi
813. 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (Ç) fıkrasının ikinci paragrafında yer alan davakonusu “…üç yıl…” ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dörtyıl…” olarak değiştirilmiştir.
814.Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
(2)Paragrafın Kalan Kısmı ile Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dörtyıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
815. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,ilgileri nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
816. Kurallarla, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesininyürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, kamu kurum vekuruluşlarının personeline ve bunların eş ve çocuklarına ait olup Tasarruf MevduatıSigorta Fonuna (TMSF) devredilen ve faaliyet izni kaldırılan Asya KatılımBankası A.Ş. de (Bank Asya) veya bu Bankayla ilgili olarak TMSF’de, BankacılıkDüzenleme ve Denetleme Kurumunda (BDDK) ya da Malî Suçları Araştırma KuruluBaşkanlığında (MASAK) bulunan her türlü bilginin, bu personelin çalıştığı kurumve kuruluşlarca talepte bulunulması durumunda gecikmeksizin verileceği, buişlemlere ilişkin olarak 5411 sayılı Kanunun 73. maddesinin birinci fıkrasındayer alan sınırlamanın uygulanmayacağı hükme bağlanmaktadır.
817. Kurallar kamu kurum ve kuruluşlarına, kişilerleilgili olarak kapatılan Bank Asya, TMSF, BDDK, MASAK bünyesinde bulunan hertürlü bilgiye erişme imkânı sağlamakla kişisel verilerin korunması hakkınasınırlama getirmektedir.
818. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (Ç)fıkrasının birinci paragrafın “…19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı BankacılıkKanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç,…” ibaresidışında kalan kısmı ile paragrafta yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dörtyıl…” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanangerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
819. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20.maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca 22. maddesi yönündenincelenmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 38. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
5. Maddenin (D) Fıkrasıve Anılan Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
820. Dava dilekçesinde özetle; 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(A) ve (B) fıkralarına yönelik gerekçelerle kuralların Anayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 118.,125., 128.ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya AykırılıkSorunu
i. Fıkranın BirinciCümlesinde Yer Alan “…üç yıl…” İbaresi
821. 375sayılı KHK’nın (D) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan dava konusu “…üçyıl…” ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dört yıl…”olarak değiştirilmiştir.
822.Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında kararverilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
ii. Fıkranın Birinci Cümlesinin Kalan Kısmıile Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
823. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(D) fıkrasının birinci cümlesinin kalan kısmında anılan maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, TSK’dan, Jandarma GenelKomutanlığından, Sahil Güvenlik Komutanlığından ve Emniyet Teşkilatındanherhangi bir sebeple ayrılmış veya çıkarılmış olanlardan terör örgütlerine veyaMGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilenlerin rütbelerinin ilgili bakanın onayıyla alınacağı öngörülmüştür..
824. Kural kapsamında yer alan kamugörevlilerinden fıkranın;
- (1) numaralı bendinde TSK’dan emekliye sevkedilen, kendi isteğiyle emekli olan, 6413 sayılı Kanun hükümlerine göre SilahlıKuvvetlerden ayırma cezası alan, devlet memurluğundan çıkarılan, sözleşmelerifeshedilen, müstafi sayılan veya istifa eden subay, sözleşmeli subay, astsubay,sözleşmeli astsubay, devlet memuru, işçi, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş veerler ile 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesi kapsamında haklarında işlemtesis edilen kişilerin,
- (2) numaralı bendindeJandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından emekliye sevkedilen, kendi isteğiyle emekli olan, ilişiği kesilen, disiplin hükümlerine göremeslekten veya devlet memurluğundan çıkarılan, sözleşmeleri feshedilen, müstafisayılan, istifa eden veya çekilmiş sayılan subay, sözleşmeli subay, astsubay,sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, devlet memuru, işçi, uzman erbaş,sözleşmeli erbaş ve erlerin,
- (3) numaralı bendinde 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı EmniyetTeşkilat Kanunu’nun 55. maddesinin on dokuzuncu ve yirminci fıkraları ilegeçici 27. maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilen, kendi isteğiyleemekli olan veya disiplin hükümlerine göre meslekten veya devlet memurluğundançıkarılanlar ile müstafi sayılanların,
rütbelerinin ilgili bakanın onayıyla alınacağı hükmebağlanmıştır.
825. Dava konusu kurallarda yer alan kişiler hakkındayapılacak değerlendirmeler sonucunda her bir kişi nezdinde bireysel nitelikte idari işlemtesis edilerek rütbelerin alınması kararınınverilebileceği anlaşılmaktadır.
826. Kural kapsamında TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, SahilGüvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatından emeklilik, istifa, disiplin,sözleşmenin feshi gibi nedenlerle ayrılan ve terör örgütü veya benzeriyapılarla bağlantısı olduğu değerlendirilen kişilerin rütbelerinin alınmasıbunların sağladığı haklardan ve statüden yararlanma gibi birtakımkazanımlarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu açıdan kuraldaöngörülen tedbirin Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlamagetirdiği açıktır.
827. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında belirtildiği gibi kuraldageçen iltisak ve irtibat kavramlarının objektif anlamının, kapsam vesınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerekbelirlenebileceği gözetildiğinde anılan ifadelerin kategorik olarak belirsizolduğu söylenemez (AYM, E.2018/89,K.2019/84, 14/11/2019; AYM, E.2018/81, K.2021/45,24/6/2021). Dolayısıyla kurallarlasöz konusu hakka, kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır.
828. Kurallarda yer alan kişilerin doğrudan kamuotoritesini kullanma yetkisi olmasa da millî güvenlik aleyhine faaliyettebulunmak isteyen terör örgütü veya benzeri yapılarla bağlantılı kişilerin dahaönce çalıştığı kurumun sağladığı statüden kaynaklanan avantajları kamugüvenliği aleyhine kullanabilmesi mümkündür. Daha önce kamu görevindebulunma nedeniyle belirli bir unvana sahip olmanın, kişiler ve devlet nezdindegüven oluşturmada etkili bir araç olarak kullanılamayacağı, bu güvenin devletve kamu güvenliği aleyhine bazı faaliyetlerde bulunmayı kolaylaştırmayacağısöylenemez.
829. Kurallarda kişilerin rütbeleri alınırken bu sıfatınsağladığı avantajlar ortadan kaldırılmaktadır. Nitekim daha önce kamu görevlisiolarak çalışmak, kişilere silah taşıma ruhsatına sahip olma, pilot lisansı,dalgıçlık sertifikasına sahip olma, özel güvenlik sertifikasınasahip olma, emekli emniyet mensubu kimliğine bağlı olarak sosyal tesislerdenyararlanma gibi birtakım avantajlar sağlamaktadır.
830. Dolayısıyla kurallar kapsamında kamu görevinden farklınedenlerle ayrılmış olan kişilerin terör örgütü veya benzeri yapılarlabağlantıları olduğu gerekçesiyle rütbelerinin alınmasının millî güvenlik vekamu düzeninin sağlanmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğuanlaşılmaktadır.
831. Dahaönce farklı kurumlarda kamu görevlisi olarak çalışan ve devletin varlığına,demokratik düzenine ve millî güvenliğine tehlike oluşturan terör örgütü veyabenzeri yapılarla bağlantısı olduğu değerlendirilen kişilerin rütbelerininalınmasını öngören kuralın millî güvenlik, demokratik anayasal düzen ve kamugüvenliğinin sağlanması ve korunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişliolmadığı söylenemez.
832. Kurallar kapsamındarütbelerin alınması kararı verilirken esas alınan ölçütler ile benimsenenyöntemin iptal davasına konu kuralların gerekliliğinde dikkate alınmasıgerekir. Kuralların gerekliliği, rütbelerin alınması tedbirinin gerek içerik vegerekse yöntem itibarıyla meşru amacı gerçekleştirmede temel hak veözgürlüklere daha az sınırlama oluşturabilecek başka araçlara başvurulmasıihtimalini ortaya çıkarıp çıkarmadığıyla belirlenebilecektir.
833. Kuşkusuz kanun koyucununkamu güvenliği aleyhine faaliyetlerde bulunan örgüt veya benzeri yapılarlabağlantıları nedeniyle daha önce kamu görevinde bulunmanın sağlayacağıkazanımlarla ilgili işlemler tesis etmesi, buna yönelik şartları ve usulleribelirlemesinde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim dava konusukurallarda yer alan kişilerin bir kısmının tabi olduğu özel düzenlemelerde demahkûmiyet hükmüne bağlı olarak rütbelerin alınmasıyla ilgili benzer hükümlereyer verilmiştir.
834. Kurallar kapsamında söz konusumevzuatlarda belirtilen şartların dışında rütbelerin alınmasıyla ilgili farklıesas ve usullerin benimsenmesi ihtiyacı kuralların gerekliliğinin tespitiaçısından oldukça önemlidir. Başka bir ifadeyle olağan koşullarda bir mahkemehükmüne bağlı olarak ya da farklı nedenlerle kişilerin rütbelerinin alınmasımümkünken dava konusu kuralda benimsenen esaslar çerçevesinde söz konusutedbirin uygulanmasının meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olup olmadığınınortaya konulması zorunludur.
835. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesi başlığı altında asıl tedbir olan kamu görevinden(meslekten) çıkarma tedbiri ile ilgili yapılan değerlendirmelerde belirtildiğigibi kurallarda irtibat ve iltisak kavramlarınasonuç bağlanarak rütbelerin alınması işleminin yetkili mercilerindeğerlendirmelerine bırakılmasının millî güvenlik ve kamu düzeninin korunmasıamaçlarına ulaşma bakımından gerekli olduğu söylenebilir.
836. Kuralda benimsenenyöntem açısından olağan dönemde rütbelerin alınması tedbiri uygulanmadan önce kişilerebir iddia yöneltilerek bunlara karşı savunma ve delil sunma imkânının tanınmasıve bu yönde usule ilişkin güvencelerin oluşturulmasının kurallarınölçülülüğünde temel alınması gereken unsurlardan olduğu açıktır.
837. Kurallarda terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğudeğerlendirilen TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil GüvenlikKomutanlığı ve Emniyet Teşkilatından emeklilik, istifa, disiplin, sözleşmeninfeshi gibi nedenlerle ayrılan kişiler hakkındarütbelerin alınması kararı verilmeden önce ilgili merciler tarafından uygunvasıtalarla savunma ve delil sunma imkânısağlanmak suretiyle kişilerin sürece katılımını sağlayacak herhangi bir usulünbenimsenmediği görülmektedir.
838. 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (G) fıkrasının üçüncü paragrafında, anılan maddenin (A)ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi gündenaz olmamak üzere ilgili kurum tarafından savunma hakkının verileceğibelirtildiği hâlde kurallarda buna yönelik bir düzenleme yapılmamıştır.
839. Dolayısıyla kurallarkapsamında TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve EmniyetTeşkilatından emeklilik, istifa, disiplin, sözleşmenin feshi gibi nedenlerleayrılanlardan terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklıyahut irtibatlı olduğu değerlendirilen kişilerin haklarındaki isnatlara cevapverme ve bunlara karşı delil sunma imkânının tanındığı bir soruşturma süreciyürütülmeden ve bu süreç sonunda somut olgu ve olaylar çerçevesinde iddia,savunma ve delillerin tartışılarak ulaşılan sonucun dayandığı maddi ve hukukitemelleri gösteren gerekçeler açıklanmadan yetkili mercilerce rütbelerininalınmasına imkân tanınmasının millî güvenlik ve kamu düzenininsağlanması amacı bakımından demokratikbir toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu söylenemez.
840. Bunun yanında tedbirkararına karşı idari yargıda dava açma imkânının bulunması olağan dönemkoşullarında rütbelerin alınması kararı öncesinde bireyselleştirme koşulununsağlanmadığı söz konusu tedbir sürecini millî güvenlik ve kamu düzenininsağlanması amacı bakımından ölçülü hâle getirmez.
841. Öte yandan kurallar kapsamında TSK, JandarmaGenel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatından ayrılankişilerle ilgili yapılacakişlemde MGK kararına atıf yapılması, bu kişilerin terör örgütlerine veyaMGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle tedbiruygulandığının belirtilmesi nedeniyle fıkranın birinci paragrafında yeralan “… Milli Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği,mensubiyeti veya…” ibarelerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
842. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…”ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.
843. Açıklanan nedenlerlekurallar, Anayasa’nın 13., 20., 36., 38. ve 118. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13., 20., 36., 38. ve 118.maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 15.,17., 23., 35., 48., 49., 70., 125., 128. ve 129. maddeleri yönündenincelenmemiştir.
iii. Fıkranınİkinci ila Altıncı Cümleleri
844. Fıkranın dava konusu kuralları içeren ikinci,üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinde rütbelerin alınması kararınabağlı olarak uygulanacak usul ve ilave tedbirler düzenlenmiştir.
845. 375 sayılı KHK’nın (D) fıkrasının dava konusu ikinciila altıncı cümlelerinde; rütbeleri alınan kişilerin görev yaptıkları teşkilatave kamu görevine yeniden kabul edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylıgörevlendirilemeyecekleri, bu kişilerin on beş gün içinde Devlet PersonelBaşkanlığına bildirileceği, bunların uhdelerinde taşımış oldukları meslekiunvanları ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan ve sıfatlarına bağlıolarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları, uhdelerinde bulunan her türlümütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiyekurulu üyeliği ve diğer görevlerinin de sona ermiş sayılacağı, silahruhsatlarının, emekli kimliklerinin, gemi adamlığına ilişkin belgelerinin,pilot lisansları ile ilgili pasaport birimlerince pasaportlarının iptaledileceği, özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanıolamayacakları belirtilmiştir.
846. Anılan fıkranın birinci cümlesinin iptali nedeniylekuralların uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu cümleler 6216sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmişve bu cümleler yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerekgörülmemiştir.
6. Maddenin (E) Fıkrası
a. İptal Talebinin Gerekçesi
847. Dava dilekçesinde özetle;375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) ve (B) fıkralarına yönelikgerekçelerle kuralların Anayasa’nın 2., 6., 13., 15., 17., 20.,23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., 118.,125., 128. ve 129. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’yaAykırılık Sorunu
i. Fıkrada Yer Alan “… ve (D)…”İbaresi Yönünden
848. Dava konusu kuralla 375 sayılıKHK’nın geçici 35. maddesinin (D) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesisedilenlerin uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları veyüksek mahkeme başkan ve üyeliği, müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzerimeslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslekadlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları hükmebağlanmıştır.
849. Anılan fıkranın birinci cümlesinin iptali nedeniylekuralın uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu ibare 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve buibare yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.
ii. Fıkranın Kalan Kısmı
850. Dava konusu kural 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (A) ve (B) fıkraları gereğince meslekten ve kamugörevinden çıkarılan kişilerin uhdelerindetaşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan veüyeliği, müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını vesıfatlarını kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlıolarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını öngörmektedir.
851. Kural, meslekten ve kamu görevinden çıkarılankişilerin büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği,müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarınıkullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlananhaklardan yararlanamayacaklarını düzenlemekle Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkınasınırlama getirmektedir.
852. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinci paragrafınınbirinci cümlesinin kalan kısmı ve dördüncü cümlesi ile 7333 sayılı Kanun’un 23.maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçelerdava konusu kural yönünden de geçerlidir.
853. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 20.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve129. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 70. 125., 128. ve129. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 15., 17., 23., 35., 36.,38., 48., 49. ve 118. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
7. Maddenin (F) Fıkrası
a. İptal TalebininGerekçesi
854. Dava dilekçesinde özetle; dava konusukural kapsamında içeriği belirsiz kavramlarla yürütülen soruşturmalarda görevalan kişiler için getirilen dokunulmazlığın keyfî uygulamalara yol açabileceği,kamu görevlilerinin sorumluluktan kurtulmalarına imkân tanınmasının hukukdevleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasaya AykırılıkSorunu
i. Fıkrada Yer Alan “… ve (D)…”İbaresi
855. Kural 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (D) fıkrası kapsamındaki görevler yerine getirilirken görevinniteliğinden doğan veya görevle ilgili olmak şartıyla görevin ifası sırasındaişlendiği iddia olunan suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında adli ve idarisoruşturma ile kovuşturma yapılmasının ilgisine göre ilgili bakan,Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısının iznine bağlıolduğu hükme bağlanmıştır.
856. Anılan fıkranın birinci cümlesininiptali nedeniyle kuralın uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusuibare 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmiş ve bu ibare yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimininyapılmasına gerek görülmemiştir.
ii. Fıkranın Kalan Kısmı
857. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (F) fıkrasının dava konusukalan kısmında anılan maddenin (A) ve (B) fıkraları kapsamındaki görevler yerinegetirilirken görevin niteliğinden doğan veya görevle ilgili olmak şartıylagörevin ifası sırasında işlendiği iddia olunan suçlardan dolayı kamugörevlileri hakkında adli ve idari soruşturma ile kovuşturma yapılmasınınilgisine göre ilgili bakan, Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği Cumhurbaşkanıyardımcısının iznine bağlı olduğu hükme bağlanmıştır.
858. Kuralda kamu görevinden (meslekten) çıkarma tedbirleriyle ilgiliolarak yürütülen soruşturmalarda görev alan kişiler hakkında disiplin ve cezaiyönden özel soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmektedir.
859. Bu çerçevede, adli ve idari soruşturma ve kovuşturma konusufiillerin 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) ve (B) fıkraları kapsamında kamu görevinden (meslek) çıkarmaişlemiyle ilgili yürütülen soruşturma sürecindeki görevlerin yerine getirilmesisırasında işlenmesi, söz konusu fiillerin görevin niteliğinden doğması ya dagörevle ilgili olması gerekmektedir. Bu durumda soruşturma sürecinde görev alankişiler hakkında adli ve idari soruşturma vekovuşturma yapılabilmesi ilgisine göre ilgili bakan, Cumhurbaşkanı veyayetkilendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısının iznine tabi olacaktır.
860. Anayasa’nın 2. maddesinde güvencealtına alınan hukuk devleti ilkesine göre kanuni düzenlemeler, kişiler veidarece kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde mahal vermeyecek ölçüdeaçık ve net olmalıdır. Bu bağlamda hukuki belirlilik ilkesi gereği yasaldüzenlemelerin istikrarlı bir şekilde aynı olaylarda benzer sonucu doğuracakşekilde uygulanmaya elverişli olması, hukuka aykırı davranışlar için öngörülenyaptırımlar ile bu kapsamda idareye tanınan yetkinin kullanımının kişiler veidarece belirli bir kesinlik içinde yerine getirileceğinin öngörülmesigerekmektedir. Bu durum aynı zamanda hukuki güvenliğin sağlanmasına da katkısunmaktadır.
861. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (A) fıkrasında Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay daire başkanı veüyeleri, Danıştay daire başkanı ve üyeleri, hâkim ve savcılar, askerî hâkimlerve Sayıştay meslek mensupları hakkında hangi kurul ya da komisyonlar tarafındankamu görevinden (meslekten) çıkarma tedbiri uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
862. Anılan maddenin (B) fıkrasındaise TSK, Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil GüvenlikKomutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, yükseköğretim kurumları, mahallî idarelerve 657 sayılı Kanun’a göre her türlü kadro, pozisyon ve statüde istihdam edilenpersonelin Millî Savunma, İçişleri ya da ilgili bakanın onayıyla, yükseköğretimve üniversite yönetim kurulu kararıyla, açıkça bir bakanlığa bağlı, ilgili veyailişkili olmayan kurumlarda ise atamaya yetkili amirin onayıyla kamu görevindençıkarma tedbirinin uygulanacağı belirtilmiştir.
863. Dava konusu kuralda 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (A) ve (B) fıkraları kapsamındaki kurul ya dakomisyonlarda görev alan kişiler hakkında soruşturma ya da kovuşturma izninikimin vereceği hususunda herhangi bir belirlilik bulunmamaktadır. Başka birifadeyle söz konusu fıkralarda farklı kurumlarda görev yapan farklı statüdekikamu görevlileriyle ilgili soruşturma yürüten kurul ve komisyonlarda görev alankişiler hakkında soruşturma ve kovuşturma izni verecek makamların her bir kurulve komisyon nezdinde eşleştirme yapılmak suretiyle ayırt edici bir şekildetespit edilmediği anlaşılmaktadır.
864. Bunun yanında kural kapsamındaizin vermeye yetkili makamların ilgili bakan, Cumhurbaşkanı veyayetkilendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu belirtilmişse de herhangi birbakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan kurumlardaki kamu görevlilerihakkında soruşturma ve kovuşturma izninin kim tarafından verileceği hususundada bir açıklık bulunmamaktadır. Dolayısıyla kuralın izin vermeye yetkilimakamlar yönünden belirsizlik içerdiği açıktır. Bu itibarla her durum ve şarttaobjektif ve nesnel olarak uygulanabilir nitelikte, açık ve net olmayan kuralınhukuk devleti ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.
865. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
8. Maddenin (G) Fıkrası veAnılan Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dört yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
866. Dava dilekçesindeözetle; kişiler hakkında yürütülen soruşturmalar ve görevden uzaklaştırmaişlemlerinin uzun sürmesinin onların mali ve sosyal haklarını etkileyeceği,itibarlarını zedeleyeceği, soruşturma ve görevden uzaklaştırma sürelerininuzatılmasının kişilerin adil yargılanma hakkı ile makul sürede yargılanmahakkını ihlal edeceği, öte yandan kişilerin hangi fiiller dolayısıylasoruşturmaya maruz kaldığı ve haklarındaki delillerin nelerden ibaret olduğununkendilerine bildirilmemesi nedeniyle gerçek anlamda savunma hakkınınkullanılamayacağı, kurallarda yer alan işlemlerin MGK kararına dayanılarakyapılmasının da yetki gaspı anlamına geldiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 17., 35., 36., 118. ve 129. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
i. Fıkranın Birinci Paragrafı
(1) Paragrafta Yer Alan “…üç yıl…”İbaresi
867. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin(G) fıkrasının birinci paragrafında yer alan “…üç yıl…” ibaresi 7333sayılı Kanun’un 23. maddesiyle “…dört yıl…” olarak değiştirilmiştir.
868. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareyeilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermekgerekir.
(2) Paragrafta Yer Alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” İbaresi
869. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (G) fıkrasınınbirinci paragrafında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirildiği içingörevden uzaklaştıranlar veya açığa alınanlar hakkında ilgili mevzuatlarda yeralan soruşturmaya başlama, görevden uzaklaştırma ve değerlendirme süreleriyleilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan paragrafta yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
870. 7145 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddenin birinci fıkrasının birincicümlesinin “…ile Milli Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevindençıkarılanların…” bölümünde yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…”ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
871. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 118. maddesine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 17., 35., 36. ve 129. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
(3) Paragrafta Yer Alan “…üyeliği,mensubiyeti veya…” İbaresi
872. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden deincelenmiştir.
873. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (G) fıkrasının birinci paragrafında terör örgütlerine veya devletinmillî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirildiği için görevden uzaklaştırılan veya açığa alınanlar bakımından uygulanacaksüreler düzenlenmiştir. Anılan paragrafta yer alan “…üyeliği, mensubiyetiveya…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
874. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek4. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yeralan “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibaresinin Anayasa’ya uygunlukdenetiminde açıklanan gerekçeler dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
875. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerineaykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 17., 35., 118. ve 129.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(4) Paragrafın (a) Bendi
876. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden deincelenmiştir.
877. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddenin (G) fıkrasının (a) bendinde maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dört yıl süreyle, terör örgütlerine veya devletin milli güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıyahut irtibatı olduğu değerlendirildiği için görevden uzaklaştırılanlar veyaaçığa alınanlar hakkında ilgili mevzuatta yer alan soruşturmaya başlamasüresinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
878. Kural kapsamındaki görevdenuzaklaştırma ve açığa alma tedbirlerinin anılan maddenin (A) ve (B) fıkralarıuyarınca yürütülen idari soruşturmalarla ilgili olduğu açıktır.
879. 657sayılı Kanun’un 137. maddesinde görevdenuzaklaştırma tedbiri düzenlenmiştir. Anılan maddede görevden uzaklaştırmanınkamu hizmetlerinin gerektirdiği hâllerde, görevi başında kalmasında sakıncagörülen devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbir olduğubelirtilmiştir.
880. Dolayısıyla söz konusu tedbirkapsamında, memur hakkında idari inceleme ve soruşturma yapılmasını gerektirenve kamu hizmetinin yerine getirilmesini önemli ölçüde etkileyecek fiillerleilgili ortaya atılan iddiaların açığa kavuşturulması, bu süreçte idarihizmetlerin sağlıklı işleyişini sağlamak amacıyla kişilerin belirli bir süregörevden uzaklaştırılması mümkündür. Söz konusu Kanun’da görevden uzaklaştırmatedbirinin uygulanıp uygulanmaması hususunda yetkili mercilere takdir yetkisitanınmıştır.
881. Memurlar hakkında idari soruşturmaaçılmadan da görevden uzaklaştırma tedbirinin başlatılması mümkündür. Ancak budurumda 657 sayılı Kanun’un 139. maddesine göre görevdenuzaklaştırmayı izleyen on iş günü içinde idari soruşturmaya başlanmasızorunludur. Kanun’un 140. maddesinde ise haklarında mahkemelerce cezaikovuşturma yapılan devlet memurlarının da görevden uzaklaştırılabilecekleriöngörülmüştür.
882. Kanun’un 145. maddesinde görevden uzaklaştırmanın birdisiplin kovuşturması nedeniyle olduğu takdirde en çok üç ay devam edebileceği,bu süre sonunda soruşturma hakkında bir karar verilmediği takdirde memurungörevine başlatılacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla başlatılan bir disiplinsoruşturması kapsamında memur hakkında görevden uzaklaştırma tedbiri en çok üçay için uygulanabilecektir. Ancak söz konusu süre 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (G) fıkrasının (b) bendi uyarınca yetkili merciler tarafından biryıla kadar uzatılabilecektir.
883. 657 sayılı Kanun’un 141. maddesinde görevdenuzaklaştırılan ve görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtantutuklanan veya gözaltına alınan memurlara bu süre içinde aylıklarının üçteikisinin ödeneceği, bu durumdaki kişilerin Kanun’un öngördüğü sosyal hak veyardımlardan faydalanmaya devam edecekleri, memurun göreve tekrar başlatılmasınıgerektiren hâllerde, aylıklarından kesilen miktarın kendilerine ödeneceği vegörevden uzakta geçirdikleri sürenin, derecelerindeki kademe ilerlemesinde vebu sürenin derece yükselmesi için gerekli en az bekleme süresini aşan kısmınınüst dereceye yükselmeleri hâlinde bu derecede kademe ilerlemesi yapılmaksuretiyle değerlendirileceği belirtilmiştir.
884. Dolayısıyla görevden uzaklaştırma tedbirinin geçerliolduğu dönemde kişilerin 657 sayılı Kanun’dan kaynaklanan mali haklarının birkısmından yoksun bırakıldıkları anlaşılmaktadır.
885. Görevden uzaklaştırma tedbiri idari işlem niteliğindeolduğundan ilgililerin tedbirle ilgili verilen kararlara ya da tedbirinkaldırılması için yapılan başvuruya cevap verilmemesi hâlinde idari yargıdadava açma imkânları bulunmaktadır.
886. TSK’ya mensup subaylar ve astsubaylarla ilgilihükümlerin yer aldığı 926 sayılı Kanun’un65. maddesinde ise açığa alınma tedbiri düzenlenmiştir. Anılan maddede, belirlisuçlardan dolayı haklarında kamu davası açılanların, ilgili kuvvetkomutanlığının teklifi üzerine veya resen Millî Savunma Bakanlığı tarafındanaçığa alınabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla asker kişiler hakkında açığaalınmanın ceza kovuşturmasının başlamasıyla birlikte uygulanabilen bir tedbirolduğu anlaşılmaktadır.
887. Kişilerinmeslekleriyle ilgili görev ve yetkilerini kullanmalarının engellenmesi onlarınsosyal hayatında üçüncü kişilerle kuracağı ilişkiler ve itibarları üzerinde ciddietkiler oluşturabilir. Dolayısıyla kuraldaöngörülen tedbirin kişilerin meslek hayatlarını, kişisel gelişimlerini veitibarlarını ciddi ölçüde etkileyebilecektir. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın20. maddesinde güvence altına alınan kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkıyla yakından ilgili olduğu açıktır.
888. Bunun yanında kural kapsamında kişilerin görevdenuzaklaştırılmaları veya açığa alınmaları nedeniyle bir kısım mali haklardanyoksun bırakılmaları mülkiyet hakkını etkileyebilir. Buna göre, terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğudeğerlendirildiği için görevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlar hakkındailgili mevzuatta yer alan soruşturmaya başlama süresinin uygulanmayacağınıdüzenleyen kural, kişilerin özel hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkıile mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.
889. Kuralda idari soruşturmalara ilişkin öngörülendüzenlemenin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak belirlendiğigözetildiğinde kuralla getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
890. Diğeryandan kuralın kamu görevlilerinin terör örgütü veya benzeri yapılarlabağlantılı olup olmadıklarını tespit etmek üzere yürütülen soruşturmalarınetkin ve verimli olarak tamamlanması amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.Dolayısıyla suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacıylasoruşturma başlama süresinin uygulanmayacağını öngören kuralın meşru bir amacadayandığı açıktır. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanması ve 35. maddesinin ikincifıkrasında yer alan kamu yararı amacıyla anılan haklara sınırlamagetirmektedir.
891. 15 Temmuzdarbe girişiminden sonraki süreçte terör örgütleri veya benzeri yapılarlabağlantılı olan kamu görevlileri hakkında çok sayıda idari soruşturmanınyürütülmesi, soruşturma konusu işlemlerin karmaşık ve bağlantılı kişilerinsayısının çokluğu, gizli örgütlenme nedeniyle kişilere isnat olunan fiillerarasındaki bağın tespitindeki güçlük gibi nedenlerle kanun koyucunun olağanusullerden farklı soruşturma usulleri benimsemesi söz konusu olabilir. Kişilerhakkında görevden uzaklaştırma veya açığa alma tedbirleri uygulanırken yeterlidelil elde edilmemesi nedeniyle kısa süre içinde idari soruşturma başlatılmasımümkün olmayabilir. Dolayısıyla tedbirin niteliği de dikkate alındığındasoruşturma için delillerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesi, kuralda yer verilenusulün benimsenmesi açısından objektif ve kabul edilebilir bir neden olarakgörülebilir.
892. Buaçıdan terör örgütü ve benzeri yapılarla bağlantısı olduğu iddia edilerekgörevden uzaklaştırılan veya açığa alınan kişilerle ilgili soruşturma başlatma süresiniortadan kaldıran kuralın yukarıda açıklanan meşru amaca ulaşma bakımındanelverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
893. İdari bir soruşturma sırasında veyaöncesinde görevden uzaklaştırılan (veya açığa alınan) memurların sosyal çevresive gündelik yaşamında soruşturma konusu iddialarla daha yoğun bir şekildeyüzleşebilecekleri söylenebilir. Başka bir ifadeyle hakkında soruşturma açılanbir memurun görevden uzaklaştırılmasının söz konusu tedbir uygulanmayan birmemura göre üçüncü kişiler nezdinde soruşturma konusu fiillerle arasında dahayoğun bir bağ kurulması sonucunu doğuracağı, bunun da kişilerin özel yaşamındadaha olumsuz etkiler meydana getireceği açıktır. Dolayısıyla söz konusu tedbireönemli ve zorlayıcı koşulların varlığı hâlinde başvurulması, kişilere isnatedilen iddiaların mümkün olan en kısa sürede açıklığa kavuşturularak tedbir vesoruşturma sürecinin sonuçlandırılması gerekmektedir. Aksi durum kişilerinhukuki güvenliğini tehlikeye düşürebilecektir.
894. Belirli iddialarla görevdenuzaklaştırılan veya açığa alınan bir kamu görevlisi hakkında makul süre içindeidari soruşturma başlatılarak söz konusu iddialarla ilgili kişilerinbilgilendirilmeleri, bunlara karşı itiraz ve delillerini sunmalarına imkântanınması ve bu kapsamda yetkili mercilerce gerekçeli bir karar verilmeksuretiyle soruşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılması hukuki güvenlik vebelirlilik ilkelerinin bir gereğidir. Kural kapsamında yer alan kişilerin genelolarak tabi olduğu 657 sayılı Kanun ve bazı özel kanunlarda düzenlendiği gibisoruşturma başlatılmadan önce görevden uzaklaştırılan kişilerle ilgili belirlisüre içinde soruşturmaya başlama zorunluluğunun öngörülmesiyle iddiaların biran önce açıklığa kavuşturularak kamu görevlileriyle ilgili mesleki belirsizliğinortadan kaldırılması ve keyfî uygulamaların önlenmesi amaçlanmaktadır.
895. Soruşturmaya başlama süresininuygulanmaması meselesinin 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (G)fıkrasının birinci paragrafının (b) bendi ile birlikte değerlendirilmesigerektiği açıktır. Anılan bentte disiplin soruşturması sebebiyle görevdenuzaklaştırma sürelerinin bir yıl uygulanacağı ve bu sürenin ilgisine göreilgili bakan, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu veya ilgilikurul onayıyla bir yıla kadar uzatılabileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla kuralkapsamında kişiler soruşturma başlamadan en fazla iki yıl süreyle görevdenuzaklaştırılabilecekler süre sonunda görevlerine başlatılacaklardır.
896. İdari soruşturma başlatılmadangörevden uzaklaştırılanlar hakkında makul bir zaman içinde soruşturmabaşlatılmamasının, kişilerin hakkında bilgi sahibi olmadıkları iddialarla uzunsürelerle şüphe altında kalmalarına ve mali haklarının bir kısmından yoksunbırakılmalarına sebebiyet verebileceği açıktır. Geçici 35. maddenin (G)fıkrasının (b) bendi ile birlikte değerlendirildiğinde kural, kişilerin enfazla iki yıl süreye kadar haklarında herhangi bir soruşturma açılmadangörevden uzaklaştırılmalarına veya açığa alınmalarına imkân tanımaktadır.Dolayısıyla söz konusu tedbirlerin uygulanmasından itibaren soruşturmabaşlatılması için herhangi bir süre öngörülmemesinin kişiler üzerinde aşırı birkülfet meydana getireceği açıktır. Bunun yanında soruşturma başlatılıpbaşlatılmaması hususunda ilgili mercilere verilen yetkinin niteliği dikkatealındığında kural kapsamında kanundan kaynaklanan bu tür uygulamalara karşıetkin bir yargısal denetimin varlığından bahsetmek de mümkün değildir.
897. Dolayısıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veyairtibatı olduğu değerlendirildiği için görevden uzaklaştırılan veya açığaalınanlar hakkında ilgili mevzuatlarda yer alan soruşturmaya başlama süresininuygulanmamasını öngören ve bu suretle kamu görevlilerinin iki yıla kadar idarisoruşturma açılmaksızın görevden el çektirilmelerine imkân tanıyan kurallakişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkı ile mülkiyet hakkınagetirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun veölçülü olduğu söylenemez.
898. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13., 20. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Basri BAĞCIve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 13., 20. ve 35.maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 17., 36.,118. ve 129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
(5) Paragrafın (b) Bendi
899. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
900. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddenin (G) fıkrasının(b) bendinde anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yılsüreyle, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatıolduğu değerlendirildiği için görevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlarhakkında ilgili mevzuatta yer alan disiplin soruşturması sebebiyle görevdenuzaklaştırma sürelerinin bir yıl olarak uygulanacağı ve bu sürenin ilgilibakan, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Yükseköğretim Kurulu veya ilgilikurul onayıyla bir yıla kadar uzatılabileceği hükme bağlanmıştır.
901. Kural kapsamındaki görevden uzaklaştırma ve açığa almatedbirlerinin maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca yürütülen idarisoruşturmalarla ilgili olduğu, kamu görevlilerinin tabi olduğu ilgilimevzuatlarda yer alan disiplin hükümlerine atıf yapılmak suretiyle görevdenuzaklaştırma veya açığa alma sürelerinin bir yıl olarak uygulanacağı ve yetkilimercilerce bu sürenin bir yıla kadar uzatılabileceği öngörülmüştür.
902. 657 sayılı Kanun’un 145. maddesine göre bir disiplinsoruşturması kapsamında görevden uzaklaştırma en fazla üç ay devam edebilir. Busüre sonunda soruşturmayla ilgili herhangi bir karar verilmediği takdirdememurun görevine başlatılması gerekir. Dava konusu kural, anılan Kanun’dadüzenlenen üç aylık süre bir yıla çıkarılmaktadır. Ayrıca yetkili mercileringerekli görmesi durumunda bu süre bir yıla kadar daha uzatılabilecektir.Dolayısıyla kural kapsamındaki idari bir soruşturmada kamu görevlilerinin ikiyıla kadar görevden uzaklaştırılmaları veya açığa alınmaları mümkün hâlegelmektedir.
903. Askerî hâkimlerhariç subay, astsubay, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erler,erbaş ve erler ile askerî öğrencilerle ilgili disiplin hükümlerinindüzenlendiği 6413 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,geçici olarak görevden uzaklaştırma kararının on beş iş gününe kadarverilebileceği, ihtiyaç duyulması hâlinde bu sürenin yetkili makamlarca birkatına, ilgili bakanın onayı ile de bir yıla kadar uzatılabileceği hükmebağlanmıştır.
904. 24/2/1983tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 81. maddesinde hâkim vesavcılar hakkındaki görevden uzaklaştırmanın bir disiplin soruşturması gereğiolarak en çok üç ay devam edebileceği, işin niteliğinin gerektirmesi hâlindeHSK’ca bu sürenin iki ay daha uzatılabileceği, süre sonunda hakkında bir kararverilmediği takdirde ilgilinin göreve başlatılacağı belirtilmiştir.
905. Yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim elemanlarıve diğer kamu görevlileri için görevden uzaklaştırma tedbirinin düzenlendiği4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53/B maddesinde isegörevden uzaklaştırma tedbirinin disiplin veya ceza soruşturmasının herhangibir safhasında üç ay süreyle alınabileceği, sürenin bitiminde tedbir kararınınalınmasına ilişkin sebeplerin devam etmesi halinde tedbirin her defasında üç ayuzatılabileceği hükme bağlanmıştır.
906. Terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıyahut irtibatı olduğu değerlendirilen kişiler hakkında yürütülen soruşturmakapsamında görevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlarla ilgili tedbirsüresinin bir yıl olarak uygulanacağını ve bu sürenin ilgili mercilertarafından bir yıla kadar uzatılabileceğini öngören kural, kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına sınırlamagetirmektedir.
907. Kuralda görevden uzaklaştırma tedbirinin kapsam vesınırlarının açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralla getirilen sınırlamanınkanuni bir temele dayandığı açıktır.
908. Bununyanında kuralla, görevden uzaklaştırma veya açığa alma sürelerinin uzatılarakterörle veya benzeri örgütlerle bağlantılı kamu görevlilerinin tespiti amacıylabaşlatılan soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanması suretiyleetkili soruşturma yapılarak suç işlenmesinin önlenmesinin ve kamu düzenininsağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın meşru bir amacadayandığı açıktır. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanması ve 35. maddesinin ikincifıkrasında yer alan kamu yararı amacıyla anılan haklara sınırlamagetirmektedir.
909. 15Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte kanun koyucunun terör örgütleri vebenzeri yapılara karşı yürütülen mücadele kapsamında bunlarla bağlantılıkişilerin tespit edilerek kamudan uzaklaştırılması için farklı soruşturmausullerinin benimsenmesi mümkündür. Düzenlemenin niteliği dikkate alındığındasöz konusu amaca ulaşmada kuraldaki gibi bir usulün benimsenmesinde objektif vekabul edilebilir nedenlerin bulunduğu söylenebilir.
910.Dolayısıyla kural kapsamında terör örgütü ve benzeri yapılarla bağlantısıolduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırılan veyaaçığa alınanlarla ilgili tedbir sürelerinin uzatılmasını düzenleyen kuralınanılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
911. Kuralın orantılılık incelemesinde ikihususa vurgu yapılmalıdır. Bunlar tedbir için öngörülen azami iki yıllık süreile soruşturma sürecinde tedbir koşullarını değerlendirilmede ilgili mercileretanınan yetkinin etkili bir denetime tabi olup olmadığıdır.
912. Kanun koyucunun idari soruşturmalardauygulanacak usul kurallarını belirlemede anayasal ilkelere bağlı kalmakşartıyla takdir yetkisine sahip olduğu açıktır. Dolayısıyla bu alanda yapılacakdüzenlemelerin kişiler açısından soruşturma ve tedbir sürecinde herhangi birhukuki belirsizliğe yol açmaması, özellikle idarenin keyfî uygulamalarını karşıyeterli güvenceleri sağlaması gerekmektedir. Bu kapsamda kamu görevlileriyleilgili uygulanan kamu görevinden uzaklaştırma tedbirinin şartlarının oluşupoluşmadığı hususunda yetkili mercilere tanınan takdir yetkisinin denetlenmesikeyfî uygulamaların önlenmesi bakımından oldukça önemlidir.
913. Özellikle soruşturmaların niteliğidelillerin toplanmasındaki güçlükler idari soruşturmayla bağlantılı birçok cezayargılamasının varlığı ve bunlardan elde edilecek delillerin soruşturmaları doğrudanetkilemesi gibi özellikler dikkate alındığında kısa sürede sonuçlandırılmasımümkün olmayan idari soruşturmalarda kamu hizmetinin sağlıklı bir şekildeişleyişinin sürdürülmesi için kişilerin fiilen görevden uzaklaştırılmalarınıgerektiren zorlayıcı koşulların devam etmesi söz konusu olabilir.
914. Kanun koyucu, terör örgütleriylemücadele etmek üzere kamuda bunlarla bağlantılı olan kişilerin sağlıklı birşekilde tespit edilmesi için kural kapsamında geçici süre uygulanmak üzereolağan soruşturma usullerinden ayrılarak görevden uzaklaştırma ve açığa almasüresini bir yıl olarak belirlemiş, ilgili makamlarca bu sürenin bir yıla kadaruzatılmasını öngörmüştür. Bir yıllık sürenin dolması hâlinde uzatma kararıalınmadığı takdirde tedbirin kendiliğinden son ereceği, azami iki yıllık süresonunda ise tedbir işlemine devam edilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca busüreler içinde yetkili mercilerin her zaman görevden uzaklaştırma kararınıkaldırabileceği anlaşılmaktadır. Bunun yanında hakkında soruşturma yürütülenkişilerin de herhangi bir sınırlama olmaksızın tedbir kararına itirazedebileceği ve bu kapsamda yetkili mercilerce verilen kararların idari yargıdenetimine tabi olduğu, bu yönüyle tedbir koşullarının yargı mercilerince heraşamada değerlendirilebileceği açıktır.
915. Bu itibarla terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirildiği içingörevden uzaklaştırılan veya açığa alınanlar hakkında ilgili mevzuatlarda yeralan disiplin soruşturması sebebiyle görevdenuzaklaştırma sürelerinin bir yıl olarak uygulanması ve bu sürenin ilgili bakan,HSK, YÖK veya ilgili kurul onayıyla bir yıla kadar uzatılabilmesine imkântanıyan kuralın kişilerin özel hayatınınkorunmasını isteme hakkı ile mülkiyet hakkına demokratik toplum düzeniningereklerine uygun olmayan ölçüsüz sınırlama getirdiği söylenemez.
916. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13., 20. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebininreddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 17., 36., 118. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(6) Paragrafın (c) Bendi
917. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden deincelenmiştir.
918. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (G) fıkrasının birinci paragrafının (c) bendinde, anılan maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirildiği içingörevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlar hakkında ilgili mevzuatlardayer alan adli soruşturma ve kovuşturmasebebiyle görevden uzaklaştırma veya açığa alınma işlemlerinde değerlendirmesürelerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.
919. 657 sayılı Kanun’un 145. maddesininikinci fıkrasında, bir ceza kovuşturmasınedeniyle görevden uzaklaştırmaya yetkili amirin ilgilinin durumunu her ikiayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar vereceği vekararın ilgiliye yazı ile tebliğ edileceği hükme bağlanmıştır.
920. 2802 sayılı Kanun’un 81. maddesinin ikinci fıkrasındaise bir ceza soruşturması veya kovuşturması nedeniyle görevden uzaklaştırmatedbirinin uygulandığı durumlarda HSK’nın iki ayı aşmayan süreler içindeilgilinin durumunu inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir kararvereceği belirtilmiştir.
921. 926 sayılı Kanun’un 65. maddesinin(c) bendinin (3) numaralı alt bendinde de TSK’yamensup subay ve astsubaylardan açığaalınanlar hakkında her üç ayda bir değerlendirme yapılacağı hüküm altınaalınmıştır.
922. Kanun koyucunun idari soruşturmalardauygulanacak usul kurallarını belirlemede anayasal ilkelere bağlı kalmakşartıyla takdir yetkisine sahip olduğu açıktır. Görevdenuzaklaştırılan veya açığa alınan kamu görevlileri hakkında tedbir şartlarınınbelirli aralıklarla değerlendirilmesi ve buna ilişkin kararların ilgililerebildirilmesi kişiler yönünden bir tür güvence oluşturmaktadır. Cezasoruşturması ve kovuşturması sebebiyle kamu görevlisi hakkında uygulanangörevden uzaklaştırma veya açığa alınma tedbirinin varlığı doğrudan cezaitakibata bağlı olduğundan idari soruşturma ile ceza soruşturması vekovuşturması arasındaki bağlantının yetkili mercilerce belirli aralıklarladenetlenmesi, ilgiler lehine tedbir koşullarını etkileyecek yeni vakıa veyadelillerin gecikmeksizin dikkate alınmasına katkı sağlayabilecektir. Bunakarşın kanun koyucunun tedbir şartlarının belirli aralıklarla denetlenmesindeulaşılmak istenen amacı gerçekleştirebilecek farklı usuller çerçevesindedüzenleme yapması söz konusu olabilir.
923. Kuralkapsamında adli soruşturma ve kovuşturma sebebiyle görevdenuzaklaştırma veya açığa alınma işlemlerinde değerlendirme süreleriuygulanmayarak özellikle darbe girişimi sonrasında terörle veya benzeri örgütlerlebağlantılı kamu görevlilerinin tespit edilmesi için birçok yerde kapsamlıyürütülen soruşturmalarda yetkili mercilerin soruşturmaların esasınayoğunlaşmak suretiyle delillerin sağlıklı bir şekilde toplanması ve böylelikleetkili soruşturma yapılarak suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzenisağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı amacıyla öngörüldüğü açıktır.
924. 15Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte kanun koyucunun terör örgütleri vebenzeri yapılara karşı yürütülen mücadelede bunlarla bağlantılı kamugörevlilerini tespit etmek için soruşturma usullerinden farklı yöntemlerbenimsemesi bu çerçevede mevcut bazı güvencelerden vazgeçmesi söz konusuolabilir. Ölçülülük incelemesinde, görevden uzaklaştırma ve açığa alınmanınşartlarının yetkili mercilerce belli dönemlerde değerlendirilmesinde beklenenamacın kısmen de olsa başka yöntemlerle sağlanıp sağlanmayacağının tespitedilmesi gerekir. Nitekim tedbir şartlarının kuralda vazgeçilen bellidönemlerde inceleme yöntemi dışında da değerlendirilmesine imkân tanıyan farklıusuller söz konusu olabilir.
925. Kuraldayer alan düzenlemenin niteliği dikkate alındığında meşru amaca ulaşmadakuraldaki gibi bir usulün uygulanmasında objektif ve kabul edilebilir nedenlerinolduğu söylenebilir. Dolayısıyla görevden uzaklaştırılan veya açığa alınanlarlailgili değerlendirme sürelerinin uygulanmamasını düzenleyenkuralın yukarıda açıklanan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekliolmadığı söylenemez. Ancak kuraldaöngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengeninbulunması zorunludur.
926. Bu yönüyle soruşturma usulüyle ilgilidüzenlemelerin kişiler açısından soruşturma ve tedbir sürecinde herhangi birbelirsizliğe yol açmaması, özellikle idarenin keyfî uygulamalarına karşıyeterli güvenceleri sağlaması gerekmektedir. Bu kapsamda kamu görevlilerihakkında kamu görevinden uzaklaştırma ve açığa alınma tedbirinin şartlarınındenetlenmesi hususunda ilgililerin talepte bulunabilmesi ve buna ilişkinkararlara karşı da etkili denetimin sağlanması oldukça önem arz etmektedir.
927. Kural kapsamında değerlendirmesürelerinin kaldırılmasıyla tedbir şartlarının belli dönemlerde yetkilimercilerce resen değerlendirilmesi zorunluluğu sona erdirilmektedir. Kural,yetkili mercilerce soruşturmanın her aşamasında görevden uzaklaştırma ve açığaalınma işlemlerinin şartlarının incelenerek gerektiğinde tedbirlerin sonaerdirebilmesi imkânını ortadan kaldırmamaktadır. Bunun yanında ilgili kişilerinceza soruşturma ve kovuşturmasında elde edilen yeni deliller ya da başkanedenlerle görevden uzaklaştırma veya açığa alınmanın şartlarının ortadankalktığını ve bu nedenle tedbirin sona erdirilmesi gerektiğini ilerisürmelerini engelleyen bir durumda da bulunmamaktadır. Ayrıca yetkilimercilerin bu kapsamda verdikleri kararlara karşı idari yargıda davaaçılabilmesi mümkündür.
928. Bu yönüyle görevden uzaklaştırma veya açığa alınma işlemlerindedeğerlendirme sürelerinin uygulanmamasına yönelik düzenleme, yetkili mercilerinidari soruşturma sürecinin her aşamasında resen veya ilgililerin talebi üzerinetedbir şartlarını değerlendirmesine engel oluşturmamaktadır.
929. Dolayısıyla terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatı olduğudeğerlendirildiği için görevden uzaklaştırılan veya açığa alınanlar hakkındailgili mevzuatlarda yer alan adli soruşturmave kovuşturma sebebiyle görevden uzaklaştırma veya açığa alınma işlemlerindedeğerlendirme sürelerinin uygulanmayacağını düzenleyen kuralla kamu yararı ve kamu düzenini sağlama amacı arasında makulbir dengenin kurulmadığı söylenemez. Bu açıdan kuralın hukuk devleti ilkesineaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
930. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 17., 35., 36., 118. ve129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
(7)Paragrafın Kalan Kısmı ile Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresinin “…dörtyıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
931. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddeleri yönündenincelenmiştir.
932. Kural, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirildiği içingörevden uzaklaştırılanlar veya açığa alınanlarla ilgili görevden uzaklaştırmave değerlendirme sürelerini farklılaştıran düzenlemelerin yürürlük süresini biryıl uzatmaktadır.
933. Kural, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirildiği için görevdenuzaklaştırılanlar veya açığa alınanlarla ilgili soruşturma başlatma ve görevdenuzaklaştırma sürelerini düzenleyen 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (G)fıkrasının geçerlik süresini bir yıl uzatmaktadır.
934. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddesinin (G) fıkrasının birinciparagrafının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümündeaçıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden degeçerlidir.
935. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13., 20.ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 17., 36., 118. ve 129.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ii. Fıkranın İkinci Paragrafı
936. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallarilgileri nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
937. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (G) fıkrasının ikinci paragrafında, anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceterör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu gerekçesiyle haklarında görevden uzaklaştırma veya açığa alınmaişlemi tesis edilen ve ilgili mevzuatında yer alan süreleri dolan kamugörevlilerinin durumunun, işlemi tesis eden makamca en geç üç ay içinde gözdengeçirileceği ve yeniden bu fıkra hükümlerine göre karar verileceği, kararverilinceye kadar, herhangi bir işleme gerek kalmaksızın görevden uzaklaştırmaveya açığa alınma tedbirlerinin uygulanmasına devam olunacağı öngörülmüştür.
938. 25/7/2016 tarihli ve 669 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Millî Savunma Üniversitesi Kurulması ileBazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile buKHK’yı onaylayan 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Tedbirler Alınması ve Millî Savunma Üniversitesi Kurulması ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ninDeğiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesinde, 15/7/2016tarihinden sonra millî güvenlik gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan kamugörevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma sürelerininolağanüstü hâl süresince uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
939. 3/10/2016 tarihli 675 sayılı Olağanüstü Hâl KapsamındaBazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu OHAL KHK’sınıonaylayan 6/2/2018 tarihli ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında BazıTedbirlerin Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine DairKanun’un 13. maddesinde, 15/7/2016 tarihinden 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla olağanüstü hâlin ilan edilmesine kadar geçensüre zarfında ve olağanüstü hâlin devam ettiği süre içinde görevdenuzaklaştırılanlar hakkında ilgili mevzuatta bu tedbir için öngörülen süresınırlamasının, olağanüstü hâl süresince uygulanmayacağı belirtilmiştir.
940. Söz konusu düzenlemelere göre, darbe teşebbüsününyaşandığı 15/7/2016 tarihi ile OHAL uygulamasının sona erdiği 19/7/2018tarihleri arasında kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmadan ve herhangibir süre sınırlaması olmaksızın görevden uzaklaştırma ve açığa alınmatedbirlerinin uygulanmasına imkân tanındığı anlaşılmaktadır. DolayısıylaOHAL’in sona ermesiyle birlikte kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatlardayer alan hükümlerin uygulanması gerektiği açıktır.
941. Dava konusu birinci cümlenin kalan kısmında OHAL süresiboyunca soruşturma açılmaksızın görevden uzaklaştırılan veya açığa alınankişilerle ilgili geçiş hükümleri öngörülmektedir. Bu bağlamda maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuatlara göre hakkında tedbir süresidolan bu kişilerle ilgili en geç üç ay içinde tedbir koşullarınındeğerlendirileceği, şartlar oluştuğu takdirde maddenin (G) fıkrasına göreyeniden tedbir kararının verileceği hükme bağlanmıştır. Paragrafın dava konusuikinci cümlesinde de tedbirle ilgili karar verilinceye kadar herhangi birişleme gerek kalmaksızın görevden uzaklaştırma veya açığa alınma tedbirlerininuygulanmasına devam edileceği belirtilmiştir.
942. Kurallarla kapsam dahilindeki kamu görevlilerihakkında OHAL döneminde verilen ve ilgili mevzuatları uyarınca süreleri dolangörevden uzaklaştırma veya açığa alınma işlemlerinin herhangi bir kararalınmaksızın üç aya kadar devamı ile yetkili mercilerce (G) fıkrasındakihükümler geçerli olmak üzere yeniden tedbir kararı verilmesine imkân tanınmasıkişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkınasınırlama getirmektedir.
943. Kurallarda görevden uzaklaştırma ve açığa alınmaişlemlerinin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiğigözetildiğinde kurallarla öngörülen sınırlamanın kanuni bir temele dayandığıaçıktır.
944. Bunun yanında kurallar kapsamında hakkında daha öncetedbir kararı verilen kamu görevlileriyle ilgili geçiş süreci düzenlenereközellikle darbe girişimi sonrasında terörle veya benzeri örgütlerle bağlantılıkamu görevlilerinin tespit edilmesi için birçok yerde yürütülen soruşturmalardayetkili mercilerin soruşturmaların esasına yoğunlaşarak delillerin sağlıklı birşekilde toplanması ve böylece etkili soruşturma yapılmasının amaçlandığıanlaşılmaktadır. Bu durum suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzenininsağlanmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla kuralların meşru bir amacadayandığı açıktır. Bu itibarla kurallar, Anayasa’nın 20. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanması ve 35. maddesinin ikincifıkrasında yer alan kamu yararı amacıyla anılan haklara sınırlamagetirmektedir.
945. 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte kanunkoyucunun terör örgütleri ve benzeri yapılara karşı yürütülen mücadeledebunlarla bağlantılı kamu görevlilerini tespit etmek için soruşturma usullerindefarklı yöntemleri benimsemesi ve bu kapsamda olağanüstü dönemden olağan dönemegeçişle ilgili hükümler öngörmesi takdir yetkisi kapsamındadır. Düzenlemelerin niteliği dikkate alındığında meşru amaca ulaşmada kurallardakigibi bir usulün uygulanmasında objektif ve kabul edilebilir nedenlerinbulunduğu söylenebilir.
946. Dolayısıyla görevden uzaklaştırılan veya açığaalınanlarla ilgili geçiş hükümleri düzenleyen kuralların yukarıda açıklananmeşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
947. İdari soruşturma kapsamında verilen tedbirkararlarıyla ilgili uygulanacak geçiş hükümlerine yönelik düzenlemelerinkişiler açısından soruşturma ve tedbir sürecinde herhangi bir belirsizliğe yolaçmaması, özellikle idarenin keyfî uygulamalarına karşı yeterli güvencelerisağlaması gerekir. Bu kapsamda kamu görevlileri hakkında kamu görevindenuzaklaştırma veya açığa alınma tedbirinin şartlarının denetlenmesi hususundailgililerin talep hakkının bulunması ve buna ilişkin kararlara karşı etkilidenetimin sağlanması oldukça önemlidir. Ancak kuralın bizatihi kendisininbelirsizliğe yol açtığı durumlarda etkili bir yargısal denetimin varlığındanbahsedilemeyeceği açıktır.
948. Kurallar 15/7/2016 ile 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihleri arasında OHAL düzenlemelerikapsamında görevden uzaklaştırılan veya açığa alınan kişiler hakkında anılanmaddenin (G) fıkrasının birinci paragrafının (a), (b) ve (c) bentlerine göreyeniden tedbir işlemi tesis edilmesine imkân tanımaktadır. Anılan bentlerkapsamında tedbir kararı verilirken her bir birey nezdinde tedbir şartlarınındeğerlendirilmesi için yetkili mercilere azami üç aylık süre verilmiştir. Bununyanında yetkili mercilerin karar vereceği tarihe kadar kişiler hakkındagörevden uzaklaştırma veya açığa alınma tedbirlerinin uygulanmasına devamedilecektir.
949. Ölçülülük incelemesinde özellikle kuralın temelögelerini oluşturan 15/7/2016 tarihinden itibaren OHAL düzenlemeleriylegörevden uzaklaştırılan veya açığa alınanlar hakkında anılan fıkra hükümleriçerçevesinde yeniden tedbir kararı verilebilmesi, yetkili mercilere bu konudatanınan üç aylık süre ve önceki tedbir kararlarının yeniden karar verilinceyekadar devam etmesinin sonuçlarının değerlendirilmesi gerekir.
950. Kurallar kapsamında haklarında idari soruşturmabaşlatılmadığı hâlde 15/7/2016 tarihinden itibaren tedbir uygulanan kamugörevlileri için yeniden görevden uzaklaştırma veya açığa alınma kararı verilebilmesiile kural kapsamındaki üç aylık azami değerlendirme süresi dikkate alındığındabu kişilerin yaklaşık iki yıl üç aylık bir süre daha fiilen görevdenuzaklaştırılmaları söz konusu olabilecektir.
951. Yine OHAL döneminde verilen görevden uzaklaştırma veyaaçığa alınma tedbirleriyle ilgili soruşturmaya başlama süresi ile tedbir içinöngörülen azami süre sınırlamasının uygulanmayacağına ilişkin hükümlerinyürürlüğü OHAL’in sona ermesiyle birlikte 19/7/2018 tarihinde sona ermiştir.Dolayısıyla bu tarihten itibaren kamu görevlileriyle ilgili mevzuatlarda yeralan azami tedbir süresi ve soruşturmaya başlama süresi ile ilgili hükümlerinyeniden uygulama alanı bulacağı ve daha önce verilen tedbir kararlarınınortadan kalkacağı açıktır.
952. Bu durumda kurallar yetkili mercilere haklarındatedbir kararı bulunmayan kişilerle ilgili tedbir şartlarının üç aya kadardeğerlendirilmesine imkân tanımakla bu süre boyunca kişilerin herhangi birtedbir kararı olmaksızın görevden uzaklaştırılmalarına veya açığa alınmalarınaneden olabilecektir. Kurallarda, OHAL döneminde verilen tedbir kararlarınındevam ettiği varsayımından hareketle bunlara atfen önceki tedbir kararlarınınyeniden karar verilinceye kadar devam edeceğinin öngörülmesi kanun koyucutarafından doğrudan kişiler hakkında yetkili mercilerce bireysel değerlendirmeyapılmadan görevden uzaklaştırma veya açığa alınma tedbirlerinin uygulanmasısonucunu doğurmaktadır.
953. Dolayısıyla 15/7/2016 tarihinden itibaren görevdenuzaklaştırılan veya açığa alınanların OHAL’in sona ermesiyle birlikte budönemde verilen tedbir kararları ortadan kalktığı hâlde yetkili mercileretanınan üç aylık süre boyunca fiilen görevden uzaklaştırılarak bu kişilerhakkında yeniden tedbir kararı verilmek suretiyle soruşturma açılmadan yaklaşık dört yıl gibi makul olmayan bir süreyle bu kişilerin görevdenuzaklaştırılmalarına imkân tanıyan kuralların kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkınademokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü bir sınırlamagetirdiği söylenemez.
954. Öte yandan kurallar kapsamında görevden uzaklaştırılanveya açığa alınanlarla ilgili yapılacakişlemde MGK kararına atıf yapılması, bu kişilerin terör örgütlerine veyaMGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyleinceleme ve soruşturma yürütüldüğünün belirtilmesi nedeniyle fıkranın birinciparagrafında yer alan “… Milli Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği,mensubiyeti veya…” ibarelerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
955. 7145sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen ek 4. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile Milli Güvenlik Kurulunca Devletinmillî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniylekamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…”ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler uygun olduğuölçüde dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.
956. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 20.,35., 36., 38. ve 118. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 13., 20., 35., 36., 38. ve 118. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca 17. ve 129.maddeleri yönünden incelenmemiştir.
iii. Fıkranın Üçüncü Paragrafı
957. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir.
958. 375 sayılı KHK’nın geçici 35.maddesinin (G) fıkrasının üçüncü paragrafında, anılan maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlemtesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafındanuygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği, verilen süre içinde savunmasınıyapmayanların savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı öngörülmüştür.
959. Kuralda,madde kapsamında kamu görevinden ve meslekten çıkarılan kişiler hakkındayürütülen soruşturmalarda uygulanacak usule ilişkin düzenleme yapılmaktadır.Buna göre idari soruşturmalarda kurum tarafından ilgililere savunma için uygunvasıtalarla yedi günden az olmamak üzere süre verilecek ve bu süre içinde savunmayapmayanlar bu haklarından vazgeçmiş sayılacaklardır.
960. Terör örgütlerine veya devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatılankişilere haklarındaki isnatlara cevap verme ve bunlara karşı delil sunmaimkânının tanınması ve süreç sonunda somut olgu ve olaylar çerçevesinde iddia,savunma ve delillerin tartışılarak tedbirle ilgili sağlıklı kararverilebilmesini sağlamak amacıyla savunma hakkının tanınmasında kamu yararıamacının bulunduğu açıktır.
961. Ayrıcatedbir sürecinde savunma hakkı verilmesi, yalnızca hakkında soruşturmayürütülenlerde değil adalet bekleyen toplumun her bir ferdi ile bunu sağlamayükümlülüğü olan devlet üzerinde doğrudan bir etki meydana getirmektedir. Sözkonusu etki ise kamu düzeninin sağlanmasında belirleyici bir rol oynamaktadır.Dolayısıyla kural kapsamında kişilere sağlanan savunma hakkının kamu düzeninintesis edilmesine hizmet ettiği açıktır. Bu itibarla kuralların anılan amacaulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Bunun yanındakuralda öngörülen savunma hakkı ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin bulunması zorunludur.
962. Orantılılık incelemesinde savunma hakkının usul ve kapsamınıoluşturan süre, savunmanın yapılacağı makam, savunmanın verilme yöntemi gibitemel unsurlar dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir.
963. Kuralda kamu görevinden ve meslekten çıkarma işlemiuygulanacak kişilerin iddiaları öğrenmelerinden itibaren bunlara karşı beyandabulunma ve delil sunmaları için belirlenen yedi günlük sürenin makul ve yeterliolmadığı söylenemez. Ayrıca kuralda soruşturma kapsamında ilgililere savunmakhakkı vereceği belirtilen ilgili kurumun maddenin (A) ve (B) fıkralarıkapsamında işlem tesis etmeye yetkili makam, komisyon ve kurul ile bunlarıngözetiminde soruşturmayı yürüten yetkililer olduğu açıktır.
964. Yine kuralda ilgili kişilere savunma hakkının uygun vasıtalarlaverileceği belirtilmiştir. Kişilerin soruşturma kapsamında haklarındakiiddiaların ve delillerin içeriğinden tam olarak haberdar edilmelerigerekmektedir. Aksi durum savunma hakkı verilmesini anlamsız kılacaktır. Kural,savunma hakkı verilmesine ilişkin yöntem hususunda sınırlayıcı bir yaklaşımbenimsememiştir. Dolayısıyla kuralda kişilerin soruşturma konusunu oluşturanfiillerin ne olduğunun açıkça kendilerine bildirilmesini engelleyecek bir durumbulunmamaktadır. Kaldı ki savunma hakkının kısıtlanmasını doğurabilecek uygulamalarınyargı mercileri tarafından denetlenmesi mümkündür.
965. Bunun yanında kuralda yer alan yedi günlük süre içinde savunmasınıyapmayanların bu haklarından vazgeçmiş sayılmasının savunma süresinin makul veyeterli olduğu dikkate alındığında soruşturmalarda belirliliği sağlamak vesoruşturmaların kısa sürede sonuçlandırılması amacına yönelik olduğuanlaşılmaktadır.
966. Bu itibarla terörörgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiylemaddenin (A) ve (B) fıkraları kapsamında haklarında soruşturma başlatılan kişileri yedi günden azolmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilmesinive bu süre içinde savunmasını yapmayanların savunma hakkından vazgeçmişsayılmasını öngören kuralla, kamu yararı ve kamu düzenini sağlama amacıarasında makul bir dengenin sağlanmadığı söylenemez. Dolayısıyla kuralınhukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
967. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 17., 35., 36., 118. ve 129. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
N. Kanun’un Geçici 1. Maddesinin ve 7333 Sayılı Kanun’un 20.Maddesiyle Geçici 1. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…altı yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
1. Maddenin (1) Numaralı Fıkrası ve Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…altı yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
968. Dava dilekçesinde özetle; 5271 sayılı Kanun kapsamında kayyım tedbirineancak şirketin suç konusu oluşturabilecek fiillerinin varlığı hâlindebaşvurulabileceği, şirketin ortaklarından bağımsız bir kişiliği olmasınedeniyle ortaklar aleyhine yürütülen soruşturmalarda şirketlere kayyımatanmasının suçların şahsiliği ilkesiyle çelişeceği, dava konusu kurallarda yeralan terör örgütüne aidiyet, iltisak veya irtibat fiillerinin suç olarakdüzenlenmediği gibi söz konusu kavramların içeriğinin belirsiz ve öngörülemeznitelikte olduğu, dolayısıyla suç olmayan bu fiiller nedeniyle koruma tedbirinebaşvurulmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı, kuralların ayrıcamülkiyet hakkına orantısız sınırlama getirdiği, OHAL dönemi düzenlemelerininuygulanmasının uzatılabilmesinin yolunun yeniden olağanüstü hâl ilanedilmesiyle mümkün olduğu, OHAL şartları oluşmadan söz konusu düzenlemelerinkanunla uzatılmasının yetki gaspı anlamına geldiği belirtilerek kurallarınAnayasa’nın 2., 13., 35. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b. Anayasaya Aykırılık İddiası
i. Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…” İbaresi
969. 7145 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasındayer alan “…üç yıl…” ibaresi 7333 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle “…altıyıl…” olarak değiştirilmiştir.
970. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebihakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
ii. Fıkranın Kalan Kısmı ile Fıkrada Yer Alan “…üç yıl…”İbaresinin “…altı yıl…” Şeklinde Değiştirilmesi
971. 7145 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı DüzenlemelerYapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanun’un 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca TMSF’nin kayyım olarakatanmasına ilişkin hükmün maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı yılsüreyle uygulanması hükme bağlanmıştır.
972. 5271 sayılı Kanun’un 128. maddesinde soruşturma veya kovuşturmakonusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delilleredayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hâllerde, şüpheli veya sanığa aittaşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, banka veya diğer malikurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlühak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasamevcutlarına, diğer malvarlığı değerlerine hâkim kararıyla el konulabileceği veya kayyım atanabileceği belirtilmiştir.Anılan maddede ayrıca söz konusu tedbir kararınınalınabilmesi için ilgisine göre belirli kurumlardan suçtan elde edilen değereilişkin raporun alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.
973. Maddenin (2) numaralı fıkrasında tedbirin uygulanabileceği suçlarsayılmış; (3), (4), (5), (6) ve (7) numaralı fıkralarda ise tedbir konusu malve haklara ilişkin tedbirin uygulanma yöntemleri açıklanmıştır. Maddenin (10)numaralı fıkrasında da el konulan taşınmaz, hak ve alacakların idaresigerektiğinde bu mal varlığı değerlerinin yönetimi amacıyla anılan Kanun’un 133.maddesine göre kayyım atanabileceği belirtilmiştir.
974. Şirket yönetimi için kayyım tayini ise Kanun’un 133. maddesindedüzenlenmiştir. Anılan maddede suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesindeişlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddigerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması hâlinde, soruşturma vekovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkemenin şirket işlerinin yürütülmesiyleilgili olarak kayyım atayabileceği, atama kararında, yönetim organının karar veişlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetimorganının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklıkpayları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiğininaçıkça belirtileceği, kayyım tayinine ilişkin kararın Ticaret SiciliGazetesi’nde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunacağı hükmebağlanmıştır.
975. Kayyım tayinine konu şirketin, adi ortaklık olabileceği gibi,kollektif, komandit, anonim, limitet veya kooperatif şirketlerinden birisi deolabileceği açıktır. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha yoğunolmakla birlikte darbe girişimi öncesinden itibaren birçok şirketle ilgiliyürütülen ceza soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında Kanun’un 133. maddesigereğince mahkemeler tarafından kayyım atama kararları verilmiştir.
976. 6758 sayılı Kanun ile kabul edilen 15/8/2016 tarihli ve 674sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KanunHükmünde Kararname’nin 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anılan maddeninyürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veyairtibatı nedeniyle Kanun’un 133. maddesi uyarınca kayyım atanmasına kararverilen şirketlerde görev yapan kayyımların görev ve yetkilerinin hâkim veyamahkeme tarafından TMSF’ye devredileceği ve devirle birlikte kayyımlarıngörevlerinin sona ereceği hükme bağlanmıştır.
977. Dava konusu kuralların atıf yaptığı 19. maddenin (2) numaralıfıkrasında ise maddenin yürürlüğe girdiği tarihtensonra ve olağanüstü hâlin devamı süresince terör örgütlerine aidiyeti, iltisakıveya irtibatı nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi uyarınca şirketlereve aynı Kanun’un 128. maddesinin (9) ve (10) numaralı fıkrası uyarıncavarlıklara kayyım atanmasına karar verildiği takdirde kayyım olarak TMSF’ninatanacağı öngörülmüştür. 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesinin sonraki fıkralarıile 20. maddesinde ise söz konusu şirket ve varlıkların satış vetasfiyesi ile bu kapsamda TMSF’nin hak ve yetkilerine ilişkin hükümlerdüzenlenmiştir.
978. 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında BazıTedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine DairKanun ile kabul edilen 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7.maddesinde bu OHAL KHK’sının yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerineaidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesiuyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımlarınyetkilerinin hâkim veya mahkeme kararı ya da talep olmaksızın bu OHAL KHK’sınınyayımı tarihinde sona ereceği ve şirketlerin yönetiminin kayyımlar tarafındanderhâl TMSF’ye devredileceği hükme bağlanmıştır.
979. Kurallar uyarınca şirketin yönetimi ile taşınmaz, hak ve alacaklara6758 sayılı Kanun’un 19. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca TMSF’ninkayyım olarak atanmasına ilişkin hükmün 7145 sayılı Kanun’un geçici 1. maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı yıl süreyle uygulanması hükmebağlanmıştır.
980. Kurallar kapsamında ceza soruşturması ve kovuşturması sürecindeşüpheli veya sanığın hâkim ortak olduğu şirket ile varlıklara (taşınmaz, hak vealacaklar, ortaklık payı vb) soruşturma ve kovuşturma sürecinde kayyım atanmasıkişilerin malvarlığı üzerinde tasarruf edebilme imkânlarını ortadankaldırmaktadır. Dolayısıyla kurallar Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.
981. Kurallarda şirket veyamalvarlıklarına kayyım atanabilmesinin kapsam ve sınırlarının açık ve netolarak düzenlendiği gözetildiğinde kurallarla öngörülen sınırlamanın temel hakve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerekliliğini karşıladığı açıktır.
982. Kurallar kapsamında şirketlere ve ortaklık paylarına TMSF’ninkayyım olarak atanmasının kamu düzeni ve güvenliği aleyhine ortaya çıkabilecekbirtakım faaliyetlerin önlenmesinde daha etkili bir sonuç meydanagetirebileceği söylenebilir. Dolayısıyla kuralın genelolarak millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve korunmasını hedeflediği,bu yönüyle sınırlamada kamu yararına dayalı meşru bir amacın bulunduğuanlaşılmaktadır.
983. 15 Temmuz darbegirişiminden sonraki süreçte kanun koyucunun terör örgütleri ve benzeriyapılara karşı yürütülen mücadele kapsamında ceza usulünde düzenlenen korumatedbirleriyle ilgili farklı usulleri benimsemesi söz konusu olabilir.Düzenlemenin niteliği dikkate alındığında meşru amaca ulaşmada kurallardakigibi bir usulün benimsenmesinde objektif ve kabul edilebilir nedenlerinbulunduğu söylenebilir.
984.Dolayısıyla terör örgütleriyle bağlantısı olduğu iddiasıyla yürütülen cezasoruşturması ve kovuşturması kapsamında şirket veya varlıklara TMSF’nin kayyımolarak atanmasını düzenleyen kuralların meşru amaca ulaşma bakımından elverişlive gerekli olmadığı söylenemez.
985. Ceza soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında terör örgütleriyleveya benzeri yapılarla bağlantılı kişilerin hâkim ortak ya da pay sahibioldukları şirketlerde yönetimle ilgili oluşan aksamaların mali piyasalardaolumsuz sonuçlar meydana getirebileceği dikkate alındığında şirketlerinsağlıklı bir şekilde ticari faaliyetlerini yürütebilmesi, ekonomik yöndenzarara uğramaması, ayrıca soruşturma ve suç konusu fiillerin işlenmesinin önünegeçilebilmesi için yönetimin bu kişilerden alınarak kanunen yetkili ve sorumlukılınan kişilere devredilmesi söz konusu olabilir. Bu kapsamda farklımevzuatlarda düzenlendiği gibi şirketlerin ve payların yönetiminin kayyımadevredilmesi gerekliliği ortaya çıkabilecektir.
986. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra başlatılan yoğun soruşturmasürecinde birçok hâkim ortak ve paydaş hakkında başlatılan soruşturma vekovuşturmalar nedeniyle mahkemelerce kayyım ataması gerçekleştirilmiştir.Farklı kişilerin yürüttüğü kayyımlık faaliyetinde ortaya çıkan yeknesak olmayanuygulamaların kurumsal hâle getirilmesi için bu nitelikteki şirket ve paylarınyönetiminin tek elden yürütülmesi şirketlerin ekonomik varlıklarının etkili birşekilde korunmasına ve suç faaliyetlerinin önlenmesine katkı sağlayacağıaçıktır.
987. Ceza usul hukukunda düzenlenen birkoruma tedbiri olarak şirketlere kayyım atanması için suç konusu bir fiilin varlığı ve bunun bir şirketinfaaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerininbulunması ayrıca tedbirin maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesine katkı sağlaması gerekmektedir. Yine taşınmaz,hak ve alacaklar ile ortaklık payı gibi kişilere ait varlıkların yönetimininkayyıma devredilmesinde suç konusunu oluşturan fiil ile bunun işlendiğine ve busuçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebininvarlığının bulunması zorunludur.
988. Dolayısıyla kayyım tedbirinin uygulanmasında konusu suç olanfiil ile bunun ceza soruşturması veya kovuşturması aşamasına taşınması zorunlubir unsur olarak öngörüldüğüne göre dava konusu kuralın atıf yaptığı 6758sayılı Kanun’un 19. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kişilerin terörörgütlerine aidiyet iltisak veya irtibat düzeyindeki bağlantılarının varlığınınTMSF’nin kayyım olarak atanmasında bir şart olarak düzenlendiği anlamınagelmemektedir. Başka bir ifadeyle terör örgütleriyle aidiyet, iltisak veyairtibat düzeyindeki bir bağlantı nedeniyle kayyım tedbiri kararı verilmesiancak bu fiillerin suç niteliğinde olması ve kişiler hakkında bu nedenle cezasoruşturması ve kovuşturması yürütülmesi hâlinde söz konusu olacaktır. Her aidiyet irtibat ya da iltisak fiilinin suçun konusu olduğunu iddia etmekmümkün değildir. Dolayısıyla kurallar kapsamında suç niteliğinde olmayanaidiyet irtibat veya iltisak fiillerinin kayyım atanmasına imkân tanıdığısöylenemez.
989.Soruşturma evresinde kayyım atanması kararına karşı 5271 sayılı Kanun’un 267.ve devamı maddeleri gereğince itiraz yoluna başvurulabilmesi mümkündür. Yine anılan Kanun’un 133. maddesinin (3) numaralı fıkrasındailgililerin, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22/11/2001tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılıTürk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilecekleri belirtilmiştir. Ayrıca5271 sayılı Kanun’un 141. ve devamı maddelerine göre kayyımların görev veyetkileri kapsamında işledikleri fiiller nedeniyle ilgililerin devlete karşıtazminat davası açma imkânlarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
990. Bunagöre ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında şirketlere ve varlıklaraTMSF’nin kayyım olarak atanmasına imkân tanıyan kurallarla mülkiyet hakkınagetirilen sınırlamanın ölçülüolmadığı söylenemez.
991. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
KurallarınAnayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2. Maddenin (2) Numaralı Fıkrası
a. Anlam ve Kapsam
992. Dava konusu kural kapsamında olağanüstü hâl döneminde 5271 sayılıKanun’un 128. maddesinin (9) ve (10) numaralı fıkraları gereğince el konulantaşınmaz, hak ve alacaklar ile aynı Kanun’un 133. maddesi uyarınca cezasoruşturması veya kovuşturması kapsamında şirketlere TMSF’nin kayyım olarakatandığı dosyalarla ilgili olarak TMSF, TMSF’nin ilişkili olduğubakan, TMSF’nin kayyımlık yetkisi kapsamında atananların veyagörevlendirilenlerin hak, yetki ve sorumluluklarını ve şirket ve mal varlığıdeğerlerine ilişkin, kefalet ve takip dâhil tüm muafiyetleri düzenleyen kanunhükümlerinin ceza soruşturması veya kovuşturması kesinleşinceye ya da satışveya tasfiye işlemleri tamamlanıncaya kadar uygulanacağı öngörülmekle sözkonusu Kanunların zaman bakımından uygulanmasına yönelik düzenlemelergetirilmektedir.
993. Bu kapsamda TMSF, TMSF çalışanları veya kayyımlık yetkisikapsamında atananlar veya görevlendirilenler ile ilgili Bakan’ın görev, hak veyetkileriyle ilgili olarak 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesinin;
- (3) numaralı fıkrasında 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı BakanlarKurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğekonulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar GenelMüdürlüğüne veya Hazineye devredilen şirketler hariç olmak üzere (1) ve (2)numaralı fıkralar kapsamındaki şirketler, soruşturma ve kovuşturma sonuna kadarTMSF’nin gözetiminde, TMSF’nin atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllereuygun olarak ve basiretli tüccar gibi yönetileceği, bu şirketlerinyöneticilerinin TMSF tarafından atanacağı ve görevden alınacağı, bu şirketlerinmali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyleşirketin yahut varlıklarının veya 5271 sayılı Kanun’un 128. maddesinin (10)numaralı fıkrasında belirtilen malvarlığı değerlerinin veya hakkında şahıs kayyımlıkkararı bulunmasa dahi anılan şirket ve/veya malvarlığı değerlerinde paylarıbulunup aleyhlerinde mahkemece kaçak kararı verilen kişilerin bu paylarınınkısmen ya da tamamen satılmasına veya feshi ile tasfiyesine TMSF tarafındankarar verilebileceği, satış ve tasfiye işlemleri ilgili şirketinyönetim/müdürler kurulu veya TMSF tarafından yerine getirileceği, satılanşirketlerin kayyımlık kararının hisselerinin devrini müteakip TMSF’nin talebiüzerine ilgili mahkeme veya hâkimliklerce kaldırılacağı,
- (4) numaralı fıkrasında (3) numaralı fıkra kapsamında gerçekleştirilenvarlık ve malvarlığı değeri satışlarına bağlı olarak elde edilen gelirdenborçlar ödendikten sonra kalan tutarın şirket işlerinde kullanılabileceği, (3)numaralı fıkra kapsamında gerçekleştirilen fesih ve tasfiye işlemleri sonundaborçlar ödendikten sonra kalan tutarın, yargılamanın kesin hükümlesonuçlandırılmasına kadar bir kamu bankasında açılan hesapta nemalandırılacağı,
- (5) numaralı fıkrasında (3) numaralı fıkra kapsamında gerçekleştirilensatış ve tasfiye işlemlerinde azınlık hisselerinin sahiplerinin rızasınınaranmayacağı,
- (7)numaralı fıkrasında (1) ve (2) numaralı fıkralar uyarınca TMSF’nin kayyımolarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklarhakkında 5271 sayılı Kanun’un 128. maddesi uyarınca verilen elkoyma ve tedbirkararlarının, kayyım yetkisinin TMSF’ye devriyle birlikte kendiliğindenkalkacağı,
- (8) numaralı fıkrasında kayyımların yetkilerininTMSF’ye devredildiği veya TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketinortaklarının şirkette sahip olduğu pay oranında yeni kurulacak şirketlerde paysahibi olmaları koşuluyla şirket yönetim organının önerisi ve TMSF kurulkararıyla yeni şirket kurulmasına karar verilebileceği, bu hâlde şirketortaklarının yeni şirket kurulmasına ilişkin izin ve muvafakatlerininaranmayacağı, kurulacak şirketin sermayesinin kayyımların yetkileri TMSF’yedevredilen veya TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirket tarafından ayni veyanakdi olarak karşılanacağı, yeni şirketin kuruluşuna ilişkin hususlarınşirketlerin yönetim organlarınca hazırlanacağı ve TMSF Kurulunun onayınasunulacağı, TMSF kurul kararıyla kuruluşun gerçekleşeceği, ilgili ticaretsicilinde resen tescil ve ilan olunacağı, yeni kurulan şirkette kayyımlıkyetkisinin bir mahkeme veya hâkim kararına gerek olmaksızın TMSF’ye devredilmişsayılacağı,
- (9) numaralı fıkrasında TMSF’nin kayyımlıkgörevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkilerinin, 6102 sayılıKanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF tarafından kullanılabileceği, bukapsamda bir şirketin bölünmesine karar verilmesi hâlinde TMSF’nin, bölünmeyolu ile kurulan bu şirkete kayyım atayacağı,
- (11) numaralı fıkrasında da TMSF’nin yönetimorganı yetkilerini ya da yönetim organı yetkileri ile birlikte ortaklık paylarıveya menkul kıymetler idare yetkilerini haiz kayyım olarak görevlendirildiğişirketlerde ana sözleşmelerine bağlı olmaksızın -kayyım atanmasından öncekidönem bilanço ve kâr/zarar hesaplarını tasdik ile bu dönemlerde görev yapanyönetim/müdürler kurullarını ibra etmek anlamına gelmemek kaydıyla- bu maddenin(9) numaralı fıkrası çerçevesinde, şirketlere kayyım atanan faaliyet döneminiizleyen dönemden başlamak üzere kısmen ya da tamamen kâr dağıtımına kararverilebileceği, dağıtımına karar verilen kârın millî güvenliğe tehditoluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerineüyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında mahkûmiyetkararı bulunmayan hissedarlara payları oranında ödeneceği, soruşturma veyakovuşturması devam edenlerin hissesine isabet edecek kâr payının kovuşturmayayer olmadığına, beraate, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddineveya düşmesine ilişkin kararın kesinleşmesine kadar ödenmeyerek TMSFhesaplarında tutulacağı, hakkında soruşturma, kovuşturma bulunmama veyamüsadere kararı verilmemiş olma şartının, borsada işlem gören hisselerbakımından aranmayacağı, kâr dağıtımı kararının ilişkili olduğu faaliyet dönemimali verilerinin ve tablolarının tasdiki anlamına gelmeyeceği,
hükmebağlanmıştır.
994. Yine bu kapsamda 6758sayılı Kanun’un 20. maddesinin;
- (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde 5411 sayılı Kanun iletemettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimiTMSF tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarakTMSF’ye verilen yetkilerin, bu Kanun ile TMSF’ye verilen kayyımlık görevi ilesatış veya tasfiye işlemlerinde, bu şirketlerin yahut bunların sahiplerininTMSF’ye borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde TMSF’nin haczi bulunupbulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanacağı, üçüncü cümlesinde şirketlerintasfiye işlemlerini yürütmek üzere TMSF Kurulu tarafından görevlendirilentasfiye komisyonunun, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetinesahip olduğu, devamındaki cümlelerde de TMSF’nin kayyım olarak atandığışirketlerin ya da ya da ortaklık paylarının bu madde kapsamında satışından eldeedilecek tutardan, satış, dava veya avukatlık masrafları düşüldükten sonrakalan tutarın yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir hesaptanemalandırılacağı, şirket varlıklarının veya malvarlığı değerlerinin bu maddekapsamında satışından elde edilecek tutarların ise, 5411 sayılı Kanun’un 134.maddesi uyarınca oluşturulan sıra cetveline göre dağıtılacağı, sıra cetvelinegöre dağıtım yapıldıktan sonraki bakiyenin, bu 6758 sayılı Kanun’un 19.maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan işlemlerin tesisi için şirkethesaplarına aktarılacağı, ortaklık paylarının satışında, satışa ilişkinmasraflar ile dava veya avukatlık masraflarının, millî güvenliğe tehditoluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerineüyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı bulunmayan hissedarların payındandüşülmeyeceği,
- (2) numaralı fıkrasında şirket varlıklarının ticari veiktisadi bütünlük yoluyla satışına karar verilmesi hâlinde TMSF Kurulunun,geçmiş dönem borçlarını, bu borçların FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veyairtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması ve 5411sayılı Kanun’un 134. maddesinde belirtilen koşulları karşılaması şartıyla ihalebedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödettirmeye yetkili olduğu,
belirtilmiştir.
995. TMSF’nin görev hak ve yetkisiyleilgili olarak kayyım olarak atandığı şirketlerin kefaletine yönelikdüzenlemelerin yer aldığı 1/2/2018 tarihli ve 7071 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 34. maddesinin (1) numaralıfıkrasında TMSF’nin kefalet kapsamında şirket borçlarının ödenmesi ya da şirketsermaye ihtiyacının karşılanmasını teminen öncelikle şahsi malvarlığıdeğerlerine kayyım atanmamış kefillerin varlıklarına müracaat edilmek kaydıylakefillerin varlıklarının doğrudan veya ticari ve iktisadi bütünlük yoluylasatılması konusunda yetkili olduğu belirtilmiştir. Söz konusu fıkra AnayasaMahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/90, K.2019/85 sayılı kararıyla iptaledilmiştir.
996. Şirketler, ortaklık payı veya varlıklarhakkında kovuşturma sonunda verilen müsadere kararı üzerine TMSF’ye satış vetasfiye işlemleri ile kayyımlık görev, hak ve yetkisi kapsamında mal varlıklarınıidare etme yetkisi veren 1/2/2018 tarihli ve 7076 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinde 5271 sayılıKanun’un 133. maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilip 6758 sayılıKanun’un 19. maddesine göre kayyımlık yetkisi TMSF tarafından kullanılanşirketlerin ortaklık paylarının ve varlıkların 5237 sayılı Kanun’un İkinciKitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerindetanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun ile 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılıTerörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un İkinci Bölümü kapsamınagiren suçlardan dolayı müsaderesine karar verilmesi hâlinde müsadere kararı; buşirket, ortaklık payları ve varlıkların TMSF tarafından satış ve tasfiyeedilmesi suretiyle yerine getirileceği, satış ve tasfiye sürecinde şirket,ortaklık payları ve varlıkların yönetiminin 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesinegöre atanan yöneticiler tarafından yürütülmesine devam edileceği, satış veyatasfiyeden elde edilen gelirlerin Hazineye irat kaydedileceği belirtilmeksuretiyle TMSF’nin kayyım sıfatından kaynaklanan yetkilerinin satış ve tasfiyeişlemlerinin tamamlanmasına kadar devam edeceği hükme bağlanmıştır. Anılanmaddenin (2) numaralı fıkrasında ise şirketin yüzde ellinin altındaki ortaklıkpaylarının müsadere edilmesine karar verilmesi hâlinde, müsadereye konu bupayların TMSF tarafından satışa çıkarılacağı, en az iki kez satışa çıkarılmışolmasına rağmen satışın gerçekleşmemesi hâlinde ortaklık payları ilgili şirketebedeli mukabilinde devredilebileceği ve payların bedeli şirket tarafındanHazineye ödeneceği belirtilmiştir.
997. TMSF’nin ilgili olduğu bakan’ın görev ve yetkisi ileilgili olarak 6102 sayılı Kanun’un 399. maddesinin (6) numaralı fıkrasındakayyımlık görevinin TMSF tarafından yürütüldüğü şirketlerde faaliyet döneminindördüncü ayına kadar denetçi seçilememiş olması hâlinde denetçinin, şirketyönetim kurulunun teklifi üzerine TMSF’nin ilişkili olduğu bakan tarafındanatanacağı, bakanın bu yetkisini TMSF Kuruluna devredebileceğibelirtilmiştir.
998. Genelolarak kayyımların görev, hak ve yetkileriyle ilgili düzenlemelerin yer aldığıve bu yönüyle TMSF’yi de ilgilendiren 6/2/2018 tarihli ve 7085 sayılıOlağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi uyarınca kayyım atananşirketlerin, kayyım atanmasından önceki sahipleri, ortakları, yönetim kuruluüyeleri, müdürleri ve diğer sorumlu yetkilileri aleyhine kayyımlar tarafındanaçılmış veya açılacak şahsi sorumluluk davalarında ilgili tüzel kişiliğin genelkurulunun veya yetkili kurulunun kararının aranmayacağı, (2) numaralıfıkrasında kayyım atanan şirketlerin soruşturma kapsamındaki şüpheli ortaklarıile kayyım tarafından hakkında şahsi sorumluluk davası açılan şirketortaklarına ait ortaklık hak ve paylarının, soruşturma veya davanın açıldığıtarihten soruşturma, kovuşturma veya davanın kesin hükümle sonuçlandığı tarihekadar devir ve temlik edilemeyeceği, ortaklık hak ve paylarına ait temsil veidare yetkisinin kayyım tarafından kullanılacağı hükme bağlanmıştır.
999. TMSF’nin kayyım olarak atandığışirket ve malvarlığı değerlerine yönelik muafiyetlerle ilgili olarak 6758sayılı Kanun’un 19. maddesinin;
- (6) numaralı fıkrasında, kayyımlık görevi TMSF tarafındanyürütülen şirketlerin, açtıkları davalarda harçtan muaf olduğu,
- (8) numaralı fıkrasında, TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerde,yeni şirket kurulmasına karar verildiğinde şirketin tescile tabi tümhususlarıyla ilgili her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu, kuruluşişlemlerinin ilgili mevzuata tabi olmaksızın uygulanacağı,
öngörülmüştür.
1000. Fon çalışanları veya kayyımlık yetkisi kapsamında atananveya görevlendirilenlerin sorumluluklarıyla ilgili 6758 sayılı Kanun’un 20.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yönetim vedenetimi veya kayyımlık yetkisi TMSF’ye devredilen veya TMSF’nin kayyım olarakatandığı banka/şirketleri ve ortaklık paylarını soruşturma, kovuşturma veyaiflas ve tasfiye süresince yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar,görevlendirilenler veya atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzeregörevlendirilenler ile 5271 sayılı Kanun’un 128. maddesinin (10) numaralıfıkrasına göre malvarlığı değerlerinin yönetimi amacıyla atananlar,görevlendirilenler veya atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzeregörevlendirilenler ve bu kapsamda icra edilen iş ve işlemlerhakkında 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaAlınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair DüzenlemeYapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanun’un 37. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
1001. Anılan hükmün atıfta bulunduğu 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 15/7/2016 tarihindegerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindekieylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden,her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstühâl süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan vegörevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniylehukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun doğmayacağı düzenlenmiştir.
1002. Dava konusu kural uyarınca söz konusu hükümler TMSF’nin kayyımatandığı dosyalar bakımından ceza soruşturması veya kovuşturması kesinleşinceyeya da satış veya tasfiye işlemleri tamamlanıncaya kadar uygulanacaktır.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
1003. Dava dilekçesinde özetle; olağanüstü hâl dönemindeTMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerle ilgili işlem tesis eden TMSFyetkilileri hakkında sorumsuzluk getiren düzenlemelerin yapıldığı, kuralın sözkonusu kanun hükümlerinin olağanüstü hâl döneminden sonrasını kapsayacakşekilde uygulanmasına imkân tanımak suretiyle kişilerin şahsi sorumluluktankurtarıldığı, hukuka aykırı ve keyfî davranışların önünün açıldığı ayrıca bukapsamdaki işlemlerden zarar gören kişilerin dava açma imkânlarının ortadankaldırılması suretiyle TMSF yetkililerine dokunulmazlık getirildiğibelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c.Anayasa’ya Aykırılık İddiası
1004. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesihukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devletegüven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunuzedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98,4/5/2017, §§ 153, 154).
1005. Kanuni düzenlemelerin anlam vekapsamının belirlenebilir olması bireyler açısından hukuk güvencesinisağlayarak bireylerin belirli bir hareketi yapmaktan doğabileceksonuçları, en azından içinde bulunulan şartların getirdiği makul bir ölçüde değerlendirebilmelerine imkân tanımaktadır. Buyönüyle kapsam ve içeriği anlaşılabilir olmayan birhukuk normunun uygulanması sırasında ortaya çıkacak sonuçların öngörülebilirolduğu söylemek mümkün değildir.
1006. Dava konusu kuralda yer alan ve olağanüstü hâldöneminde yürürlüğe giren TMSF ile TMSF’nin kayyımlık yetkisi kapsamındaatananlar veya görevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumluluklarını veşirket ve mal varlığı değerlerine ilişkin, kefalet ve takip dâhil tümmuafiyetleri düzenleyen kanun hükümlerinin, düzenleyici işlemlerdeolduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrasıdurumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelikhüküm ve sonuç doğurma özelliği taşıdığı, başka bir ifadeyle kuralın olağanüstühâlden sonraki süreçte tarafların statülerinde değişiklik meydana getirecekşekilde hukuki işlemlere esas alınabilecek genel ve soyut nitelikte olduğuanlaşılmaktadır.
1007. Bunun yanında anılan kanun hükümlerinde TMSF ve TMSF’nin kayyımlık yetkisi kapsamında atananların veyagörevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumluluklarının ağırlıklıolarak düzenlendiği 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaanılan maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarına göre TMSF’nin kayyımlıkgörevinin soruşturma ve kovuşturmanın sonuna kadar devam edeceğibelirtilmiştir. Yine kuralda geçen kişilerin sorumluluğuna yönelik düzenlemeninyer aldığı 4758 sayılı Kanun’un 20. maddesi ve bu maddenin atıf yaptığı kanunhükmüne göre kişilerin sorumluluk döneminin soruşturma ve kovuşturma süreciolduğu anlaşılmaktadır.
1008. Dava konusu kuralla atıfta bulunulan 7076 sayılı Kanun’un 1.maddesinde de müsadere kararı verilen şirket, ortaklık payı veya varlıklarınsatış ve tasfiye işlemlerini TMSF’nin yürüteceği bunlarla ilgili yönetiminkayyımlık görev ve yetkisi kapsamında TMSF tarafından yerine getirileceğibelirtilmiştir.
1009. Dolayısıyla kural kapsamındaki kurum vekişilerle ilgili hak, görev, yetki ve sorumluluk ile şirket mal varlığıdeğerlerine ilişkin muafiyetleri düzenleyen kanun hükümlerininuygulanabilirliğinin TMSF’nin kayyım olarak atandığı dosyalarda, soruşturma vekovuşturmaların sona erdiği tarihe, satış ve tasfiyeye tabi mal varlıklarındaise bu işlemlerin tamamlanmasına kadar devam edeceği anlaşılmaktadır.
1010. Kuralın atıfta bulunduğu kanunhükümlerinin yürürlüğünün TMSF’nin kayyım olarak atandığı dosyalar yönündenceza soruşturması veya kovuşturmasının kesinleşme ya da satış veya tasfiyeişlemlerinin tamamlanması tarihine kadar devam etmesi hükme bağlanmaklabirlikte kuralda uygulanabilirliği bu tarihlerden önce sona eren TMSF veTMSF’nin kayyımlık yetkisi kapsamında atananlar veyagörevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumlulukları ve şirket vemalvarlığı değerlerine ilişkin, kefalet ve takip dâhil tüm muafiyetleridüzenleyen başka hangi kanun hükümlerinin bulunduğuna ilişkin bir belirlilikbulunmamaktadır.
1011. Bu itibarla kuralın anlam ve kapsamı itibarıylauygulanabilirliğini tespit etmede esas alınacak söz konusu kanun hükümlerinin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarakbelirlenememesi, kuralı öngörülebilirlik boyutundan uzaklaştırmaktadır. Bunedenle kural, hukuk devleti ilkesiyle çelişmektedir.
1012. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
3. Maddenin (3) Numaralı Fıkrası
a. İptal Talebinin Gerekçesi
1013. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla geçmişte yapılmışbazı devir işlemlerinin herhangi bir soruşturma ya da incelemeye tabitutulmadan muvazaalı sayılarak geçersiz sayıldığı, üçüncü kişilerin malvarlığına yapılan müdahaleyi haklı kılan herhangi bir kamu yararınınbulunmadığı, bir işlemin muvazaalı olup olmadığının tespitinin yargılamayıgerektirdiği, dolayısıyla yargısal bir inceleme sonucu verilecek kararla tespitedilmesi gereken muvazaanın doğrudan yasal düzenlemeye konu edilmesininfonksiyon gaspı anlamına geldiği, kuralda aksinin ispatı mümkün olmayan kanuni bir karine ile üçüncü kişilerin mal varlığına el konulmasının cezasorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, hiçbir gerekçe gösterilmedengenel müsadere şeklinde tüm pay devirlerinin geçersiz sayılarak üçüncükişilerin pay ve haklarına el konulmasının mülkiyet hakkını zedelediğibelirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 9., 35. ve 38. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1014. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyleAnayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
1015. Şirket ortaklık pay ve haklarınınmülkiyet hakkı kapsamında olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan Anayasa’nın 48. maddesininbirinci fıkrasında “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşmehürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmeksuretiyle sözleşme özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır. Sözleşme özgürlüğüdevletin kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bubağlamda kişilerin belli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olaraktanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağını ilkeolarak benimsemesi ve koruması anlamına gelmektedir. Sözleşme özgürlüğüuyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerledüzenlemekte serbesttir. Sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanısıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.
1016. Kuralla, 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi gereğince kayyım atananşirketlerde ceza soruşturmasının başladığı tarih ile TMSF’nin kayyım olarakatandığı tarihler arasında hukuk düzeninin öngördüğü şekilde şirket ortaklıkpay ve hakkı elde eden kişilerin devir ve temliklerinin geçersiz sayılarakiptal edilmesi, Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkınısınırlandırdığı gibi hukuk düzeninin öngördüğü şekilde geçerli olarak yapılandevir ve temliklerin temelinde yatan işlemlerin (hisse devir sözleşmesi,alacağın temliki vs.) geçersiz sayılması suretiyle Anayasa’nın 48. maddesindegüvence altına alınan sözleşme özgürlüğüne de sınırlama getirilmektedir.
1017. Kuralın millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı faaliyetlerinodağı hâline gelme şüphesi bulunan şirketlerin mal varlığının kaçırılmasınınönlenerek bunların anılan faaliyetlerin finanse edilmesinde kullanılmasınıengellemek amacıyla ihdas edildiği dolayısıyla meşru bir amacının olduğu ve buamacı gerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır.
1018. Kuralla, kayyım atanan şirketlerde ceza soruşturmasının başladığıtarihten TMSF’nin kayyım olarak atandığı tarihe kadarki süreçte şirketortaklarının pay ve haklarına ilişkin üçüncü kişilerle yaptıkları devir vetemlikler muvazaalı kabul edilerek iptal edilmekte ve resen ticaret sicilindenterkin edilmektedir. Kural belirli bir dönemde yapılan ve o dönemde hukuken varlıkkazanmış ve tamamlanmış hukuki işlemlere yönelik müdahale öngörmektedir.
1019. Kural kapsamında işlemin yapıldığı dönem şartları (cezasoruşturmasının başlaması) muvazaanın varlığının ortaya konulmasında yeterlibir olgu olarak görülmüş ise de kuralda kişilerin somut olay koşullarında devirişleminin geçerli hukuki nedenlere dayandığını ispat etmesini engelleyenherhangi bir durum öngörülmemiştir.
1020. Dolayısıyla kuralda kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay vehakkını devralan iyiniyetli üçüncü kişilerin muvazaanın olgusal temelinioluşturan gerçek iradeye aykırı işlem tesis edildiğinin aksini iddia ve ispatetme imkânlarının olmadığı söylenemez. Bu yönüyle kuralın ihdas amacına uygunkullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki keyfîliği önleyecek yasal güvencelerinbulunduğu anlaşılmaktadır.
1021. Bu açıdan hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükteolan kanun hükümlerine göre kazanılan şirket ortaklık pay ve hakkının muvazaalıolduğu kabul edilerek ortadan kaldırılmasını öngören kuralla mülkiyet hakkı vesözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ölçülü olmadığı söylenemez.
1022. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 48.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptaledildiğinden ayrıca Anayasa’nın 9. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
1023. 6216 sayılı Kanun’un43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesininveya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali,diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların daAnayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
1024. 7145 sayılı Kanun’un11. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…1402sayılı Sıkıyönetim Kanununun 15 inci maddesinde yazılı suçları işleyenler…”ibaresinin “…26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109, 124,148, 149, 170 ila 172, 179, 185 ila 188, 190, 202, 213 ila 217, 220, 223, 240,299 ila 339 uncu maddelerinde belirtilen suçları işleyenler…” şeklindedeğiştirilmesi ile anılan maddeye eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarıniptalleri nedeniyle uygulanma imkânıkalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4)numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
1025. 7145sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen 10/A maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkranın birincicümlesinin iptali nedeniyleuygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
1026. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafının ikincive üçüncü cümlelerinde yer alan “…Resmî Gazetedeyayımlanır…” ibarelerinin iptali nedeniyleanılan cümlelerin kalan kısımlarının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğince iptalleri gerekir.
1027. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddesinin (Ç) fıkrasının birinci paragrafının “…üçyıl….” ve “…19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarıncamüşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç,…” ibareleri dışında kalankısmının iptali nedeniyle “…19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı BankacılıkKanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç,…”ibaresinin 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
1028. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddesinin (D) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresidışında kalan kısmının iptali nedeniyle fıkranın ikinci ila altıncıcümlelerinin 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
1029. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddesinin (D) fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle anılan maddenin (E)fıkrasında yer alan “… ve(D)…” ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceiptali gerekir.
1030. 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddesinin (D) fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle anılan maddenin (F)fıkrasında yer alan “… ve(D)…” ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceiptali gerekir.
VI. YÜRÜRLÜĞÜNDURDURULMASI TALEBİ
1031. Dava dilekçesindeözetle, dava konusu kuralların bu hâliyle uygulanmasının telafisi güç veyaimkânsız zararların doğmasına sebebiyet vereceği belirtilerek kurallarınyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
A. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1. 2. maddesiyle 4/1/1961 tarihli ve 211sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’na eklenen;
a. 56/A maddesinin birinci fıkrasının “…veyabu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birimamirinin yazılı emri…” bölümüne,
b. 56/B maddesinin birinci fıkrasının;
i. İkinci cümlesinde yer alan “…gerektiğinde el ile…” ibaresine,
ii. İkinci cümlede yer alan “…aracı,…” ibaresi yönünden üçüncüve dördüncü cümlelerine,
2. 5. maddesiyle 9/7/1982 tarihli ve 2692sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’na eklenen ek 7. maddenin birincifıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirinin yazılı emri…” ibaresine,
3. 6. maddesiyle 10/3/1983 tarihli ve 2803sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’na eklenen 15/A maddesininbirinci fıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesindesakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirinin yazılı emri…”ibaresine,
4. 9. maddesiyle 6/10/1983 tarihli ve 2911sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 7. maddesinin değiştirilenikinci fıkrasına,
5. 10. maddesiyle 1/11/1983 tarihli ve 2937sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbaratTeşkilatı Kanunu’nun 30. maddesine eklenen beşinci fıkraya,
6. 11. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun ibare değişikliği yapılan ve fıkraeklenen 17. maddesine,
7. 12. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen ek 4. maddenin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinin;
a. “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibarelerine,
b. “...bu silahların mülkiyetininkamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı AteşliSilahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesinegöre ilgili idarelerce işlem tesis edilir.” bölümüne,
8. 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’aeklenen geçici 19. maddenin (c) bendine,
9. 21. maddesiyle 18/10/2016 tarihli ve6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 4. maddesinin(2) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü cümleye,
10. 22. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında KanunHükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 10.maddesinin değiştirilen (1) numaralı fıkrasının;
a. Dördüncü cümlesinin “…Ankara, İstanbul, İzmir illeridışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelikverilmek kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kamu görevindençıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecek yükseköğretimkurumlarından birine…” bölümüne,
b. Dokuzuncu cümlesinde yer alan “…ile mali hakları…”ibaresine,
c. On üçüncü cümlesine,
11. 23. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’aeklenen 10/A maddesine,
12. 26. maddesiyle 27/6/1989 tarihli ve 375sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. maddenin;
a. (A) fıkrasının birinci paragrafının;
i. Birinci cümlesinde yer alan “…Millî Güvenlik Kurulunca…”ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerine,
ii. İkinci ve üçüncü cümlelerine,
iii. Beşinci cümlesinde yer alan “Görevden uzaklaştırılanlarveya…” ibaresine,
b. (B) fıkrasının;
i. Birinci paragrafında yer alan “…Millî Güvenlik Kurulunca…”ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerine,
ii. Dördüncü paragrafının;
(1) Birinci Cümlesinde yer alan “…Millî Güvenlik Kurulunca…”ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerine,
(2) Üçüncü ve dördüncü cümlelerine,
c. (C) fıkrasının “…üç yıl…” ibaresi dışında kalankısmına,
ç. (Ç) fıkrasının;
i. Birinci paragrafının “…üç yıl…” ibaresi dışında kalankısmına,
ii. İkinci paragrafının “…üç yıl…” ibaresi dışında kalankısmına,
d. (D) fıkrasının “…üç yıl…” ibaresi dışında kalankısmına,
e. (E) fıkrasında yer alan “…ve (D)…” ibaresine,
f. (F) fıkrasına,
g. (G) fıkrasının
i. Birinci;
(1) Paragrafında yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerine,
(2) Paragrafının (a) bendine,
ii. İkinci paragrafına,
13. Geçici 1. maddesinin (2) numaralıfıkrasına,
B. 18/7/2021 tarihli ve 7333 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 23.maddesiyle 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (C), (Ç) ve (D)fıkralarında yer alan “…üç yıl…” ibarelerinin “…dört yıl…” şeklindedeğiştirilmesine,
yönelik yürürlüğündurdurulması taleplerinin koşulları oluşmadığından REDDİNE,
C. 7145 sayılı Kanun’un;
1. 1. maddesiyle 10/6/1949 tarihli ve 5442sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinciparagrafa,
2. 2. maddesiyle 211 sayılı Kanun’aeklenen 56/B maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…üstleri,…”ve “…eşyaları…” ibareleri yönünden üçüncü ve dördüncü cümlelerine,
3. 8. maddesiyle 2911 sayılı Kanun’un 6.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine eklenen “…, vatandaşlarıngünlük yaşamını aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak…” ibaresine,
4. 10. maddesiyle 2937 sayılı Kanun’un 30.maddesine eklenen dördüncü fıkraya,
5. 12. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’aeklenen ek 4. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…ile MilliGüvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahutbunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…” bölümünde yeralan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibarelerinindışında kalan kısmına,
6. 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’aeklenen geçici 19. maddenin;
a. (a) ve (b) bentlerine,
b. (a), (b) ve (c) bentleri dışında kalankısmına,
7. 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin;
a. (1) numaralı fıkranın birinci cümlesinin “…Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine…” ibaresinin “…hâkim veya gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…” şeklinde değiştirilmesindeyer alan “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…”ibaresine,
b. (1) numaralı fıkrasına eklenen ikinci, üçüncü vedördüncü cümlelerine,
c. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesine eklenen “…ya daişlemin uzun sürecek olması…” ibaresine,
8. 22. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’un 10.maddesinin değiştirilen (1) numaralı fıkrasının dokuzuncu cümlesinin “…ilemali hakları…” ibaresi dışında kalan kısmına,
9. 24. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’aeklenen geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
10. 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenengeçici 35. maddenin;
a. (A) fıkrasının;
i. Birinci paragrafının;
(1) Birinci cümlesinin “…üç yıl…”, “…Millî GüvenlikKurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibareleri dışında kalankısmına,
(2) Dördüncü cümlesine,
(3) Beşinci cümlesinin “Görevden uzaklaştırılanlar veya…” ibaresidışında kalan kısmına,
ii. İkinci paragrafının birinci ve ikincicümlelerine,
b. (B) fıkrasının;
i. Birinci paragrafının “…üçyıl…”, “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…”ibareleri dışında kalan kısmına,
ii. İkinci ve üçüncü paragraflarına,
iii. Dördüncü paragrafının;
(1) Birinci cümlesinin “…Millî Güvenlik Kurulunca…”ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin dışında kalan kısmına,
(2) İkinci cümlesine,
c. (E) fıkrasının “…ve (D)…” ibaresi dışında kalankısmına,
ç. (G) fıkrasının;
i. Birinci paragrafının “…üçyıl…”, “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…”ibareleri ile (a) bendi dışında kalan kısmına,
ii. Üçüncü paragrafına,
11. Geçici 1. maddesinin;
a. (1) numaralı fıkrasının “…üçyıl…” ibaresi dışında kalan kısmına,
b. (3) numaralı fıkrasına,
Ç. 7333 sayılı Kanun’un;
1. 11. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’ungeçici 19. maddesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesine,
2. 20. maddesiyle 7145 sayılı Kanun’ungeçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…üç yıl…”ibaresinin “…altı yıl…” şeklinde değiştirilmesine,
3. 23. maddesiyle 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (A), (B) ve (G) fıkralarında yer alan “…üç yıl…”ibarelerinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesine,
yönelik iptal talepleri30/6/2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararla reddedildiğinden bufıkralara, paragraflara, bentlere, kısımlara, bölümlere, cümlelere, veibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
D. 7145 sayılı Kanun’un;
1. 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’aeklenen geçici 19. maddenin bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “…üç yıl…”ibaresine,
2. 22. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’un 10.maddesinin değiştirilen (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,
3. 26. maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen geçici 35. maddenin;
a. (A) fıkrasının birinciparagrafının birinci cümlesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresine,
b. (B) fıkrasının birinci paragrafında yeralan “…üç yıl…” ibaresine,
c. (C) fıkrasının birinci cümlesinde yeralan “…üç yıl…” ibaresine,
ç. (Ç) fıkrasının;
i. Birinci paragrafında yer alan “…üçyıl…” ibaresine,
ii. İkinci paragrafında yer alan “…üçyıl…” ibaresine,
d. (D) fıkrasının birinci cümlesinde yeralan “…üç yıl…” ibaresine,
e. (G) fıkrasının birinci paragrafında yeralan “…üç yıl…” ibaresine,
4. Geçici 1. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan “…üç yıl…” ibaresine,
yönelik iptal taleplerihakkında 30/6/2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararla kararverilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu ibarelere ve cümleye ilişkinyürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
30/6/2022 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII. HÜKÜM
A. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1. 1. maddesiyle 10/6/1949 tarihli ve 5442sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinciparagrafın;
a. “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamudüzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler içinsınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığınave iptal talebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. 2. maddesiyle 4/1/1961 tarihli ve 211sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’na eklenen;
a. 56/A maddesinin birinci fıkrasının “…veyabu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askerî birlikkomutanının veya askerî kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veyabirim amirinin yazılı emri…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE Muammer TOPAL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
b. 56/B maddesinin birinci fıkrasının;
i. İkinci cümlesinde yer alan “…gerektiğindeel ile…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Üçüncü ve dördüncü cümlelerinin;
(1) İkinci cümlede yer alan “…aracı,…”ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(2) İkinci cümlede yer alan “…üstleri,…”ve “…eşyaları…” ibareleri yönünden Anayasa’ya aykırı olmadıklarına veiptalleri talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
3. 5. maddesiyle 9/7/1982 tarihli ve 2692sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’na eklenen ek 7. maddenin birincifıkrasında yer alan“…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunanhâllerde birlik komutanının veya kurum amirinin yazılı emri…” ibaresininAnayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE Muammer TOPAL, Basri BAĞCI ve İrfanFİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4. 6. maddesiyle 10/3/1983 tarihli ve 2803sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’na eklenen 15/A maddesininbirinci fıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesindesakınca bulunan hâllerde birlik komutanının veya kurum amirinin yazılı emri…”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE Muammer TOPAL, Basri BAĞCI veİrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5. 8. maddesiyle 6/10/1983 tarihli ve 2911sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6. maddesinin ikincifıkrasının birinci cümlesine eklenen “…, vatandaşların günlük yaşamını aşırıve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
6. 9. maddesiyle 2911 sayılı Kanun’un 7.maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
7. 10. maddesiyle 1/11/1983 tarihli ve2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbaratTeşkilatı Kanunu’nun 30. maddesine eklenen;
a. Dördüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığınave iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. Beşinci fıkranın Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, BasriBAĞCI ve İrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
8. 11. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun;
a. 17. maddesinin birinci fıkrasında yeralan “…1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 15 inci maddesinde yazılı suçlarıişleyenler…” ibaresinin “…26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 109, 124, 148, 149, 170 ila 172, 179, 185 ila 188, 190, 202, 213 ila217, 220, 223, 240, 299 ila 339 uncu maddelerinde belirtilen suçlarıişleyenler…” şeklinde değiştirilmesinin ve anılan maddeye eklenen ikinci,üçüncü ve dördüncü fıkraların Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNEOYBİRLİĞİYLE,
b. 17. maddesinin birinci fıkrasınınkalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4)numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
9. 12. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen ek 4. maddenin birincifıkrasının birinci cümlesinin;
a. “…ile Milli Güvenlik KuruluncaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatınedeniyle kamu görevinden çıkarılanların…”;
i. Bölümünde yer alan “…Milli GüvenlikKurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti ve…” ibarelerinin Anayasa’yaaykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Bölümünün kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. “...bu silahların mülkiyetininkamuya geçirilmesine karar verilir ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı AteşliSilahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesinegöre ilgili idarelerce işlem tesis edilir.” bölümümün Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
10. 13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’aeklenen geçici 19. maddenin;
a. Bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “…üçyıl…” ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
b. (a) bendinin;
i. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. İkinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerininAnayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, YusufŞevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c. (b) bendinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
ç. (c) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğunave İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
d. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
11. 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin;
a. (1) numaralı fıkranın birinci cümlesinin “…Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine…” İbaresinin “…hâkim veya gecikmesinde sakıncabulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…” şeklinde değiştirilmesindeyer alan “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
b. (1) numaralı fıkrasına eklenen ikinci,üçüncü ve dördüncü cümlelerin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptaltaleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
c. (2) numaralı fıkrasının birincicümlesine eklenen “…ya da işlemin uzun sürecek olması…” ibaresininAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
12. 21. maddesiyle 18/10/2016 tarihli ve6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 4. maddesinin(2) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Basri BAĞCI,İrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
13. 22. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 10. maddesinindeğiştirilen (1) numaralı fıkrasının;
a. Üçüncü cümlesine ilişkin iptal talebihakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
b. Dördüncü cümlesinin “…Ankara, İstanbul,İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarınaöncelik verilmek kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kamugörevinden çıkarıldığı yükseköğretim kurumu haricinde tespit edilecekyükseköğretim kurumlarından birine…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğunave İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
c. Dokuzuncu;
i. Cümlesinde yer alan “…ile malihakları…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Cümlesinin kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
ç. On üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
14. 23. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’aeklenen 10/A maddesinin;
a. (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNEOYBİRLİĞİYLE,
b. Kalan kısmının 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
15. 24. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’aeklenen geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
16. 26. maddesiyle 27/6/1989 tarihli ve 375sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. maddenin;
a. (A) fıkrasının;
i. Birinci paragrafının;
(1) Birinci;
(a) Cümlesinde yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
(b) Cümlesinde yer alan “…Millî GüvenlikKurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin Anayasa’yaaykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(c) Cümlesinin kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
(2) İkinci ve üçüncü;
(a) Cümlelerinde yer alan “…ResmîGazetede yayımlanır…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına veİPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(b) Cümlelerin kalan kısımlarının 6216sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceİPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(3) Dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
(4) Beşinci;
(a) Cümlesinde yer alan “Görevdenuzaklaştırılanlar veya…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNEOYBİRLİĞİYLE,
(b) Cümlesinin kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
ii. İkinci paragrafının;
(1) Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
(2) İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
b. (B) fıkrasının;
i. Birinci;
(1) Paragrafında yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
(2) Paragrafında yer alan “…MillîGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerininAnayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(3) Paragrafının kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
ii. İkinci paragrafının Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
iii. Üçüncü paragrafının Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
iv. Dördüncü paragrafının;
(1) Birinci;
(a) Cümlesinde yer alan “…Millî GüvenlikKurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin Anayasa’yaaykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(b) Cümlesinin kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
(2) İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
(3) Üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
(4) Dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
c. (C) fıkrasının;
i. Birinci cümlesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresineilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
ii. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ç. (Ç) fıkrasının;
i. Birinci;
(1) Paragrafında yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
(2) Paragrafının “Bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren…süreyle; terör örgütlerine veya Millî GüvenlikKurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilenyapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarlairtibatı nedeniyle hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ilebunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğermercilerce ihtiyaç duyulan, … telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti dedâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belge, kamu ve özel tüm kurum vekuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
(3) Paragrafının kalan kısmının 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. İkinci;
(1) Paragrafında yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
(2) Paragrafının kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
d. (D) fıkrasının;
i. Birinci;
(1) Cümlesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresineilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
(2) Cümlesinin kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Kalan kısmının 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
e. (E);
i. Fıkrasında yer alan “…ve (D)…”ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Fıkrasının kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
f. (F);
i. Fıkrasında yer alan “…ve (D)…” ibaresinin 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Fıkrasının kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olduğuna İPTALİNEOYBİRLİĞİYLE,
g. (G) fıkrasının;
i. Birinci;
(1) Paragrafında yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
(2) Paragrafında yer alan “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerininAnayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
(3) Paragrafının (a) bendinin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
(4) Paragrafının kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
ii. İkinci paragrafının Anayasa’ya aykırıolduğuna İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
iii. Üçüncü paragrafının Anayasa’ya aykırı olmadığınave iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM,M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
17. Geçici 1. maddesinin;
a. (1) numaralı;
i. Fıkrasında yer alan “…üç yıl…”ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINAOYBİRLİĞİYLE,
ii. Fıkrasının kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. (2) numaralı fıkrasının Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
c. (3) numaralı fıkrasının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
B. 18/7/2021 tarihli ve 7333 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1. 11. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’ungeçici 19. maddesinde yer alan “…üç yıl…” ibaresinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. 20. maddesiyle 7145 sayılı Kanun’ungeçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…üç yıl…”ibaresinin “…altı yıl…” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
3. 23. maddesiyle 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin;
a. (A), (B) ve (G) fıkralarında yer alan “…üçyıl…” ibarelerinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesininAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Zühtü ARSLAN, HasanTahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ‘inkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. (C), (Ç) ve (D) fıkralarında yer alan “…üçyıl…” ibarelerinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesininAnayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
30/6/2022 tarihinde kararverildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve KanunHükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (Kanun) 1. maddesiyle 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11.maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinci paragrafın bir bölümünün; 13.maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenengeçici 19. maddenin (a) bendinin ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin; 26.maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) eklenen geçici 35.maddenin (A) fıkrasının iptal edilen bazı ibareleri dışında kalankısmının, (B), (E) ve (G) fıkralarının benzer hükümlerinin; 7333 sayılıKanun’un 23. maddesiyle 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A), (B) ve(G) fıkralarında yer alan “…üç yıl…” ibarelerinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesinin ve Kanun’un geçici1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına kararverilmiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluğunkararına katılma imkânı olmamıştır.
A. 5442 sayılı Kanun’un 11. Maddesinin (C) FıkrasınaEklenen İkinci Paragraf
2. İptali istenen kural şuşekildedir: “Vali,kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacakşekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğuhâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışıkamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler içinsınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir veruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması ve naklini yasaklayabilir.”
3. Kuralın silah ve mermi taşınması ve naklinin yasaklanmasına ilişkinkısmının Anayasa’yaaykırı olmadığı konusunda çoğunluk kararına katılmaktayım. Ancak kuralın kalankısmı bireylerin Anayasa’nın 23. maddesinde korunan seyahat özgürlüğü ile 34.maddesinde güvenceye alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına müdahalekonusunda valiye çok geniş yetkiler veren bir düzenleme mahiyetindedir. Anayasa’nın 13.maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların kanunlayapılması, meşru amacının bulunması ve ölçülü olması gerekmektedir.
4. Öncelikle belirtmek gerekir ki mülki idare amirinin görevleri dikkatealındığında kamu düzenini ve güvenliğini korumaya yönelik birtakım tedbirlerialma yetkisine sahip olması gerektiği izahtan varestedir. Bununla birliktetemel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden idari karar ve tedbirleridüzenleyen kuralların en az iki güvenceyi sağlaması gerekir. Birincisi, idareyetanınan yasal yetkinin sınırlarının, yetkinin kullanılmasına ilişkin usul veesasların hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirli olmasızorunludur. İkincisi, temel hak ve özgürlüklere yönelik tedbirlerin ölçülüolması, bunun için de sözkonusu karar ve tedbirlere yönelik etkili başvuru yollarının, bilhassa dagerektiğinde acil bir şekilde idari tedbiri durduracak etkili yargı yolununmevcut olması gerekmektedir.
5. Kanuni belirlilik hem Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukukdevletinin hem de anayasal hak ve özgürlüklerin ancak kanunlasınırlanabileceğine dair anayasal hükümlerin bir gereğidir. AnayasaMahkemesinin kararlarında vurgulandığı üzere hukuk devletinde, kanunidüzenlemelerin kişiler ve idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuyayer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesigerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanmasıbakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlamaölçütü olarak belirtilen kanunilik, 2. maddesinde güvenceye alınan hukukdevleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2018/95, 14/11/2019,§ 42).
6. Anayasa’nın13. maddesi uyarınca bir temel hak ve özgürlüğü sınırlandırmak için bir yasal düzenlemeninbulunması yeterli değildir. Bu düzenlemenin aynı zamanda belirli,öngörülebilir, haklara yönelik keyfi müdahaleleri önleyici mahiyette olmasıgerekir.
7. Dava konusu kurallar valilere kamu düzeni ve güvenliğinin bozulduğu veya“bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunduğu” durumlarda süresi on beş günügeçmemek üzere “kamudüzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler”inildeki belirli yerlere giriş ve çıkışını sınırlama ve “belli yerlerde veyasaatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini” düzenlemeve kısıtlama yetkisi tanımaktadır. Kuralda geçen kamu düzeni ve güvenliğinin “bozulacağınadair ciddi emareler” ve “kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceğişüphesi bulunan kişiler” şeklindeki ibarelerin yeterince belirli veöngörülebilir olduğunu söylemek zordur. Belirlilikten uzak, son derece soyut vevaliye oldukça geniş takdir yetkisi bırakan ifadelere yer veren kural temel hakve özgürlüklere keyfi müdahaleleri beraberinde getirebilecektir.
8. Bir an için kuralda geçen kavramların belirli veya belirlenebilirolduğunu ve kanunilik şartını sağladığını varsayalım. Kuralın kamu düzeni vegüvenliğini sağlamaya yönelik olduğu düşünüldüğünde meşru amacının bulunduğu dakabul edilebilir. Ancak kuralla öngörülen temel hak ve özgürlüklere yönelikmeşru müdahalenin aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Ölçülülük alınan tedbirinöngörülen amaç bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olmasınıgerektirmektedir. Kuralın kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacı yönündenelverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Bununla birlikte orantılılık, amaçile kişilere yüklenen külfet arasında adil bir dengenin bulunmasınıgerektirmektedir.
9. Kural valiye 15 gün süreyle belirli yerlere giriş ve çıkış imkânınıortadan kaldırmaktan her türlü toplantı ve yürüyüşü yasaklamaya, kişilerindolaşmalarını ve araçların seyirlerini sınırlamaktan sokağa çıkma yasağı ilanetmeye kadar oldukça geniş yetkiler vermektedir. Ayrıca kuralda olağanüstünitelikteki sınırlamalar 15 gün gibi kısa sayılmayacak bir süre için öngörülmektedir. Dahası bu süreninbir defaya mahsus olup olmadığı da belirsizdir. Kuralın lafzı tedbirlerin her defasında 15 günügeçmemek üzere birden fazla alınabilmesine müsait görünmektedir. Tanınan yetkilerin kapsamına ve uygulanacaktedbirlerin ağırlığına bakıldığında valiye adeta il sınırları içinde olağanüstühâl ilan etme yetkisi verildiği söylenebilir.
10. İptaliistenen kuralla valiye temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik ağırtedbirler alma yetkisi tanınmaktadır. Bu tedbirlere uyulmaması durumunda da 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesi gereğince farklı yaptırımlaruygulanabilecektir. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin etkili şekildekorunması için idarenin muhtemel keyfi uygulamalarına karşı ivedi ve etkilidenetim mekanizmasının sağlanması zorunludur.
11. Kuşkusuzidari yargı sistemi kapsamında yürürlüğün durdurulması mekanizmasının genelolarak etkili olduğu söylenebilir. Ancak kuralla valilere 15 günü geçmemeküzere karar alma ve tedbir uygulama yetkisi verildiğinden bu süre içerisinde yargısal karar alınmasınızorunlu kılan düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Buna karşılık ne kuralda nede başka bir kanuni düzenlemede mahkemeleri tedbir süresi içinde bir kararalmaya, dolayısıyla temel hak ve özgürlükleri etkili şekilde korumaya zorlayanbir hüküm bulunmaktadır. Dolayısıyla kural kişilere orantılı olmayan bir külfet yüklemektedir.
12. Açıklanangerekçelerle dava konusu kural Anayasa’nın 13., 23. ve 34. maddelerine aykırıdır.
B. Olağan Dönemde GözaltıSürelerinin Uzatılmasına İlişkin Kurallar
13. Kanun’un13. maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici 19. maddenin (a) bendi ile gözaltısürelerinin -belli suçlar bakımından maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren dörtyıl süreyle- yakalama anından itibaren kırksekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günü geçemeyeceği (birincicümle), delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olmasınedeniyle gözaltı süresinin, birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmakkaydıyla, en fazla iki defa uzatılabileceği, gözaltı süresinin uzatılmasınailişkin kararın, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişidinlenilmek suretiyle hâkim tarafından verileceği, yakalama emri üzerineyakalanan kişi hakkında da bu bent hükümlerinin (ikinci, üçüncü ve dördüncücümleler) uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Kısacası dava konusu kurallar bellisuçlar yönünden yürütülen ceza soruşturmasında Cumhuriyet savcısına kırk sekizsaat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün süreyle gözaltı tedbiriuygulama, yine belirtilen sürelerle ilgili hâkime iki defayı aşmamak üzeregözaltı süresini uzatma yetkisi tanımakta, bu hükmün yakalanan kişi için de geçerli olduğunu öngörmektedir.
14. Kuralların bu haliyle Anayasa’nın 19. maddesinde güvenceyealınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik sınırlama teşkil ettiğiaçıktır. Anayasa’nın 19. maddesinin beşincifıkrasına göre yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakınmahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu nedenle bellisuçlar yönündengözaltı süresini en çok kırk sekiz saat vetoplu olarak işlenen suçlarda en fazla dört gün olarak düzenleyen geçici 19.maddenin (a) bendinin birinci cümlesi Anayasa’nın 19. maddesiyle uyumludur.Esasen buradaki tek değişiklik kanun koyucunun belli suçlardan dolayı yirmidört saat olarak belirlenmiş olan süreyi kırk sekiz saate yükseltmiş olmasıdır.Dolayısıyla birinci cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığı konusunda çoğunluğakatılmaktayım.
15. Bununlabirlikte kırk sekiz saat ve dört gün olarak belirlenen sürelerin uzatılmasınaimkân tanıyan kuralların Anayasa’nın 19. maddesine aykırı olduğu kanaatindeyim. Anayasa’nın 19.maddesinin sistematiğine bakıldığında gözaltı ve tutuklama tedbirlerininayrıldığı, birincisi için hâkimkararı aranmaksızın azami kırk sekiz saat ve dört günlük süreler öngörüldüğü,hâkim kararıyla başvurulabilen tutuklama tedbiri için ise herhangi bir süreöngörülmediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan Anayasa gözaltı sürelerini olağanve olağanüstü dönemler bakımından farklı şekillerde düzenlemiştir. Maddede olağan dönem için belirlenen gözaltı sürelerininolağanüstü hâl ve savaş hallerinde uzatılabileceğibelirtilmektedir.
16. Gözaltı sürelerinin kısa tutulmasının sebebi hâkim kararıolmaksızın gözaltına alınarak hürriyetinden yoksun bırakılan kişinin keyfiuygulamalara maruz kalmaması için bir an önce hâkim önüne çıkarılmasını sağlamaktır. Anayasa’nın 19.maddesinin beşinci fıkrasına ilişkin gerekçede düzenlemeninamacının hürriyeti sınırlanan kişiyi “en kısa zamanda bağımsız ve tarafsızhâkim güvencesine kavuşturmak” ve “gerekli ‘Polis soruşturmasına'imkân sağlamak”olduğu, daha önemlisi bu amaçla öngörülen sürelerin “sınır teşkil eder”mahiyette olduğu belirtilmiştir.
17. Kuşkusuz bu sınırı anayasa koyucu değiştirebilmektedir.Nitekim maddenin ilk halinde toplu suçlar için “on beş gün” olarakbelirlenen azami gözaltı süresi, 2001 yılında “dört gün”eindirilmiştir. Anayasa değişikliği sürecinde toplu suçlarda gözaltı süresinin “yedi gün”e indirilmesiteklif edilmiş, ancak Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında verilen bir önergeylebu süre “dörtgün” olarak kabul edilmiştir. Önergenin gerekçesinde Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin kararları ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesinin tavsiyeleriışığında insan hakları ve uluslararası standartlara uygun bir düzenleme yapmakamacıyla değişikliğin önerildiği ifade edilmiştir.
18. Bu noktada Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasında yeralan “Kimse,bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz” şeklindeki hükmü yorumlamak gerekir. Çoğunluğun red kararının-açıkça ifade edilmese de- bu hükmün mefhumu muhalifinden hareketle hâkimkararıyla azami gözaltı sürelerinin uzatılabileceği varsayımına dayandığıanlaşılmaktadır.
19. Bu yorumun anayasa koyucunun amacına da 19. maddeninsistematiğine de uygun olduğu söylenemez. Yukarıda ifade edildiği gibi azamigözaltı sürelerinin özel olarak Anayasa’da öngörülmesinin amacı, hürriyetindenmahrum bırakılan kişinin bir an önce hâkim önüneçıkarılarak suç işlediğine dair “kuvvetli belirti”nin ve tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının tespit edilmesini sağlamaktır. Dava konusu kural,hâkimin tutuklamayı gerektiren sebeplerin olup olmadığını değerlendirmeksizingözaltının iki kez uzatılabilmesini öngörmektedir. Anayasa’nın anılan hükmünün bu tür biryoruma izin verdiği kabul edildiğinde öngörülemez bir durum ortayaçıkabilecektir. Bu durumda kanunla müteaddit defalar gözaltı süresininuzatılmasının önünde bir engel kalmayacaktır. Bunun da anayasa koyucununamacıyla bağdaştığı söylenemez. Anayasa koyucu gözaltı sürelerinin hâkimkararıyla uzatılmasını murat etmiş olsaydı bunu açıkça ifade ederdi.
20. Diğer yandan Anayasa’nın 19. maddesinin sistematiğide bu yoruma izin vermemektedir. Bu madde biryandan şüphelilerin hâkim önüne çıkarılıncaya kadar gözaltında tutulabileceğiazami süreleri, diğer yandan da bu süreler içinde hâkim huzuruna çıkarılankişilerin tutuklanabilmesinin şartlarını düzenlemiştir. Başka bir ifadeyleAnayasa’nın19. maddesi gözaltı sürelerinin hâkim kararıyla uzatılması şeklinde birdenetimi değil, azami gözaltı süreleri içinde hürriyetinden mahrum bırakılankişilerin hâkim kararıyla ya tutuklanması ya da serbest bırakılması yolunagidilmesi şeklinde bir denetimi öngörmüştür.
21. Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasına göre “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.” Dolayısıyla 19. maddeninbeşinci fıkrasında yer alan kimsenin gözaltı süreleri geçtikten sonra hâkimkararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamayacağına dair hükmü, busüreler geçtikten sonra suçluluğu hakkında kuvvetli belirti ve tutuklama nedenleribulunmayan kişilerin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı şeklinde anlamakgerekecektir.
22. NitekimAnayasa Mahkemesinin maddeyi yorumu da bu yöndedir. Mahkeme 19. maddeninbeşinci fıkrasında yer alan “hâkim önüne çıkarılır” ifadesinin “sevk edilen kişinin hâkim tarafından Cumhuriyet savcısınınsevk talebi kapsamında sorgusunun yapılması işlemi” anlamına geldiğini belirtmiştir.Anayasa Mahkemesine göre “sevk işlemi hukuken yapılmış olmakla birlikte fiiliolarak hâkim tarafından sorgu işleminin başlamaması hâkim önüne çıkarılmaolarak kabul edilemez”. Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca hürriyetindenmahrum bırakılan kişinin azami gözaltı süreleri içinde “huzuruna çıkarıldığı hâkimintutma halini esastan inceleyecek… bir nitelikte olması gerekir” (EmreSoncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020, § 56).
23. Sonuç olarak Anayasa’da olağan dönemde gözaltıiçin öngörülen süreler “sınır” teşkil eden azami sürelerdir. Bu sürelerkanunla uzatılamaz. Anayasa Mahkemesinin belirttiği üzere “Anayasa'da kişinin hâkimhuzuruna çıkarılması için öngörülen … [a]zami gözaltı süreleri kesin süreler olup uzatılması mümkündeğildir” (Emre Soncan, § 60).
24. Biran için Anayasa’nın19. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan hükmün iki türlü yorumlanmaya müsaitolduğunu, yukarıdaki değerlendirme yanında, hâkim kararıyla gözaltı sürelerininuzatılmasına izin veren bir düzenleme olarak da yorumlanabileceğini kabuledelim. Bu şekilde iki türlü de yorumlanabilecek anayasal hükümler söz konusuolduğunda yorum tercihini temel hak ve özgürlüklerin koruma alanını daraltacakşekilde kullanmak hak eksenli yaklaşımla bağdaşmaz. Zira AnayasaMahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere “anayasa yargısına hâkimolması gereken hak eksenli yaklaşım”, anayasal hükümlerin “özgürlükler lehine”yorumlanmasını gerektirmektedir (bkz. Kadri Enes Berberoğlu(2) [GK],B.No: 2018/30030, 17/9/2020, §91; Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B.No: 2019/10634, 1/7/2021, § 133; Ali Kuş [GK],B.No: 2017/27822, 10/2/2022, § 50).
25. Bununla birlikte genel olarakörgütlü suçlarla özel olarak terörle mücadele, mevcut gözaltı sürelerinin bellişartlar altında hâkim kararıyla uzatılmasını gerektirebilir. Ancak bunun yolubu yönde bir anayasa değişikliği yapmaktan geçmektedir.
26. Açıklanan gerekçelerle kurallarAnayasa’nın19. maddesine aykırılık teşkiletmektedir.
C. 375 sayılı KHK’ya Eklenen Geçici 35. Maddenin(A), (B), (E) ve (G) Fıkraları
27. Dava konusu (A) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesindemaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle geçerli olmak üzere terörörgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgili Kurul veKomisyonca değerlendirilen Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri,hâkim ve savcılar ile Sayıştay meslek mensuplarının meslekten çıkarılmalarınaimkân tanınmaktadır. Fıkranınikinci ve üçüncü cümlelerinde bu kararların ve kararlara itiraz üzerine verilenkararların Resmî Gazetede yayımlanacağı ve yayımlandığı gün ilgililere tebliğedilmiş sayılacağı öngörülmüştür. Dördüncü cümlesinde ise görevdenuzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları vepasaportlarının iptal edileceği, bu kişilerin oturdukları kamu konutlarından veya lojmanlardan onbeş gün içinde tahliye edilecekleri belirtilmektedir.
28. Fıkranın ikinciparagrafında ise meslekten çıkarılanlar hakkında maddenin (B) fıkrasının ikinciparagrafı hükümlerinin (bir daha kamu hizmetine alınmama, uhdelerinde bulunanmütevelli heyet, kurul, komisyon vs üyeliklerinin sona ermesi, rütbe vememuriyetlerinin geri alınması gibi) uygulanacağı öngörülmektedir. Öte yandan7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle anılan fıkrada yer alan “…üç yıl…”ibaresi “…dört yıl…” şeklinde değiştirilerek söz konusu hükümlerinyürürlüğü bir yıl uzatılmıştır.
29. Davakonusu fıkranın birinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “…üç yıl..”, “…Milli Güvenlik Kurulunca…”ve “üyeliği,mensubiyeti veya…” ibarelerinin, ikinci ve üçüncü cümlelerinde yeralan “…Resmî Gazetede yayımlanır …” ibarelerinin ve beşinci cümlesindeyer alan “Görevden uzaklaştırılanlar veya…” ibarelerininiptali yönündeki çoğunluk kararına katılmakla birlikte, fıkranın kalan kısmının da iptal edilmesigerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red kararına katılmıyorum.
30. İptaledilen ibarelerden sonra fıkra gereğince dört yılsüreyle terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatıolduğu değerlendirilen kişilerin meslekten çıkarılmalarına ilgili kurumlarcakarar verilir.
31. Önceliklebelirtmek gerekir ki, bir bütün olarak 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. madde, 15Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen demokratik anayasal düzene yönelik darbe teşebbüsünün ardından ilan edilenolağanüstü hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan 667 sayılı Olağanüstü Hâl KapsamındaAlınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine oldukça benzerniteliktedir. Dolayısıyla dava konusu kurallar, OHAL ilanına neden olan tehditve tehlikelerle olağan dönemdede mücadele etmek amacıyla çıkarılmış, bu anlamda bazı OHAL tedbirleri olağan döneme taşınmıştır.
32. Bunoktada olağanüstü halin Anayasa’da öngörülen şartlar altında ilan edilen ve geçerliolduğu süre içinde temel hakve özgürlüklere yönelik normal dönemin anayasal güvencelerine aykırıtedbirlerin alınabildiği bir hukuki rejim olduğunu hatırlamak gerekir. Nitekim667 sayılı KHK gibi düzenlemelerle olağanüstü tehdit ve tehlikelerle mücadeleetmeye yönelik tedbirler alınmıştır.
33. Elbetteher anayasal sistem kendi varlığını tehdit eden tehlikeler karşısında gereklitedbirleri alacaktır. Bu anlamda “toplum sözleşmesi” olarak bilinen anayasalar,Amerikan Yüksek Mahkemesi üyelerinden Yargıç Jackson’ın bir muhalefet şerhinde kullandığı ifadeyle “intiharsözleşmesi” değildir (bkz. Terminiello v. City of Chicago, 337 U.S. 1 (1949), s.37).
34. Bununlabirlikte, olağanüstü dönemlerde kullanılan kamu gücü sınırsız değildir. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca OHALtedbirlerinin uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklere aykırıolmaması, kötü muamele yasağı ve masumiyet karinesi gibi çekirdek haklaradokunmaması ve nihayet durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir (AYM,E. 2016/166, K. 2016/159, 12/10/2016, §§ 4, 11). Aynı şekilde olağanüstü rejimlerin en önemli özelliğigeçici olmalarıdır. Nitekim Kânûn-iEsâsî’de yer verilen “idarei örfiye”denyürürlükteki Anayasa’da öngörülen olağanüstü yönetim usullerine kadar buyönetimler “muvakkaten”ve belli bir süreyle ilan edilen istisnai hâller olarak kabul edilmiştir.
35. Bubağlamda demokratik hukuk devletleri için en ciddi tehlikelerden biri, geçiciolması gereken istisna hâlinin kalıcı hâle gelmesi, başka bir deyişleolağanüstünün olağanlaşmasıdır. Anayasa Mahkemesine göre bu yönetimusulleri kapsamında alınan tedbirlerin amacı olağanüstü duruma sebep olantehlikenin kaldırılarak mümkün olan en kısa sürede olağan hukuk düzeninedönülmesini sağlamak olmalıdır. İstisnai ve geçici olma olağanüstü yönetimusullerinin meşruiyetinin de bir göstergesidir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,20/6/2017, § 166).
36. AnayasaMahkemesi olağanüstü halin yürürlükte olduğu dönemde dava konusu kuralların mehazı konumunda olan 667 sayılıKHK kapsamında yargı mensupları vediğer kamu görevlilerine yönelik tedbirleri “olağanüstü tedbir”olarak nitelendirmiştir. Mahkemeye göre 667 sayılı KHK’da öngörülen “meslekten veya kamu görevinden çıkarma; adli suç veyadisiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarakterör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilendiğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayıamaçlayan… “olağanüstü tedbir” niteliğindedir” (AYM, E. 2016/6 (Değişikİşler), K. 2016/12, 04/8/2016, § 79). Tedbirin “olağanüstü”niteliğinin bir sonucu olarak da kamu görevlilerinin terör örgütü veya milligüvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplar ile bağlarının “sübut” derecesinde ortaya konmasının gerekmediği,keyfilikten uzak durulması kaydıyla, Genel Kurulun salt çoğunluğunda “bellibir tür delile dayanma zorunluluğu olmaksızın” her türlü olgu, bilgi veya belgeye dayanan değerlendirmelerüzerine oluşacak “kanaat”in yeterli olduğu, bu “kanaat”e ulaştıran nedenlerin ise “her somut olayın özelliğinegöredeğişebilecek” mahiyette olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2016/6 (Değişik İşler), K. 2016/12, 04/8/2016, §§86-88).
37. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere OHAL dönemindealınan söz konusu “olağanüstütedbir”, kişilerin terör örgütüyle veya milli güvenliğe aykırı faaliyettebulunan yapı, oluşum veya gruplar arasındaki irtibat ve iltisakın belirlenmesikonusunda ilgili Kurul veya Komisyonlara oldukça geniş bir “değerlendirme” imkânıtanımaktadır. Ancak bunun olağanüstü halin sona erdiği tarihten sonra dauygulanacak şekilde normal döneme taşınarakdisiplin hukukunun “sübut”, “makul sürede savunma” ve “tebliğ” gibikonularda kamu görevlilerine sağladığı birtakım güvencelerden mahrum bırakanbir olağan dönem yasal düzenlemesine dönüştürülmesi kanunilikilkesiyle bağdaşmamaktadır. Nitekim dava konusu kuralın dört yıl süreyleuygulanmasının öngörülmesi de düzenlemenin olağanüstü niteliğinigöstermektedir.
38. AnayasaMahkemesi terör örgütlerine veya devletin milli güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olan kişilerin gerekli usuli güvenceler sağlanmadan liste usulüylekamu görevinden çıkarılmasını öngören kuralın olağan dönemlerde temel hak veözgürlüklere ilişkin sınırlama rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen kanunilik şartını sağlamadığına, olağan dönem şartlarında demokratik toplum düzeninin gerekleri veölçülülük ilkesiyle de bağdaşmadığına hükmetmiştir (AYM, E.2018/75,K.2021/61, 22/09/2021, § 89). Bununlabirlikte Mahkeme, “olağan usullerin ötesinde bir uygulama” olaraknitelediği liste usulüyle kamu görevinden çıkarma şeklindeki olağanüstütedbirin, daha sonra bireyselleştirmeye imkân veren idari ve yargısal başvuruyollarının ihdasıyla birlikte, kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkına Anayasa’nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüyüaşacak şekilde bir sınırlama getirmediğine karar vermiştir (AYM, E.2018/75,K.2021/61, 22/09/2021, § 128).
39. Bu kapsamda olağanüstü dönem tedbirleri olağan dönemşartlarında Anayasa’nın daha katı şekilde uygulanmasını öngördüğü kanunilik,demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülük kriterlerine aykırılık teşkiledebilmektedir. Bu durum her ne kadar liste usulüyle kamu görevinden çıkarmatedbirine yer vermese de, olağanüstü dönem tedbirlerini olağan döneme taşıyandava konusu kural için de geçerlidir.
40. Diğer yandan temel hak ve özgürlüklere yönelikmüdahalenin bir an için kanunilik şartını sağladığı varsayılsa bile,sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesine uygun olabilmesi için meşru biramacının bulunması ve ölçülü olması da gerekir. Sınırlamanın kamu düzenini vemilli güvenliği korumak şeklinde bir meşru amacının olduğu açıktır. Ancak meşruamacı olan kanuni bir sınırlamanın aynı zamanda söz konusu meşru amaçbakımından elverişli, gerekli ve orantılı da olması zorunludur. Terörörgütlerine veya milli güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı, oluşum veyagruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargımensuplarının hızlı ve etkili bir şekilde meslekten çıkarılmalarına imkântanıyan düzenlemenin kamu düzenini ve milli güvenliği koruma meşru amacınıgerçekleştirmek için elverişli olmadığı söylenemez.
41. Bununlabirlikte aynı tespiti ölçülülüğünalt ilkelerinden olan gereklilik için yapmak zordur. Zira birsınırlamanın gerekli olabilmesi için aynı meşru amaca daha hafif tedbirlerleulaşma imkanının bulunmamasıgerekir. Başka bir ifadeyle temel hak ve hürriyetlere daha hafif bir sınırlamaaracı ve yöntemiyle müdahalede bulunularak, sınırlama amacı olan kamu düzeni vemilli güvenliği sağlamak mümkünken bundan daha ağır bir aracın kullanılmasıgereklilik, dolayısıyla ölçülülük ilkesiyle bağdaşmaz (AYM, E.2014/36,K.2015/51, 27/5/2015).
42. Kamugörevlileri hakkında uygulanabilecek meslekten çıkarma dahil disiplinyaptırımları bir yandan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda diğer yandan da dava konusu kurallarda geçen yargı kurumları ileidari organların özel kanunlarında açıkça düzenlenmiştir. Sözgelimi 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde, diğeryaptırımlar yanında, bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere devletmemurluğundan çıkarılmayı gerektiren haller düzenlenmiştir. 125. maddenin (E)bendinde sayılan memuriyetten çıkarılmayı gerektiren durumlardan biri de (l)alt bendinde yer verilen “Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, buörgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeyeyönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak”tır.Yargı mensuplarının meslekten çıkarılmalarına ilişkin olarak özel kanunlardabenzer disiplin hükümlerinin bulunduğu malumdur.
43. Bunoktada belirtmek gerekir ki, 657 sayılı Kanun’da ve diğer özel kanunlardaöngörülen memuriyetten ya da meslekten çıkarılmaya ilişkin yaptırımlara kişilerhakkında önemli usul güvenceleri sağlanarak karar verilebilecektir. Sözgelimidava konusu kurallarla Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında meslekten çıkarmayaAnayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğuyla karar verilebileceği öngörülmektedir. Bunakarşılık 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un19. maddesinin (2) numaralı fıkrası üyelikten çekilmeye davet üye tamsayısının üçteiki çoğunluğuyla mümkündür. Benzer şekilde 6216 sayılı Kanun’un 18. maddesi hakkında soruşturmaaçılmasına karar verilecek üyeye savunmasını yapabilmesi için önemli usulgüvenceleri sağlamaktadır. Buna göre Genel Kurul bir üye hakkında soruşturmaaçılmasına karar verirse, oluşturulan soruşturma kurulu sübut delillerinitespit eder, isnat olunan hâl ve hareketi bildirerek ilgiliye on beş günden azolmamak üzere tanınacak süre içindesavunmasını yapmaya davet eder. Bunun yanında 18. maddenin (6) numaralı fıkrasıuyarınca hakkında soruşturma yapılan üyeye Genel Kurul huzurunda beş günden azolmayan bir süre içinde sözlüya da yazılı savunmasını verme imkânı tanınır.
44. Buaçıklamalardan anlaşılacağı üzere olağan dönemde dava konusu kuralların öngördüğü kamu düzenini ve milligüvenliği sağlama meşru amacına, kişiler bakımından daha fazla güvence sağlayan dolayısıyla daha hafifnitelikteki araç ve yöntemlerle de ulaşılabilir. Bu nedenle kurallar olağan dönemde temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasıbakımından gerekli, dolayısıyla ölçülü kabul edilemez.
45. Bununyanında kurallar, kişilerin meslekten çıkarılma ve bir daha mesleğe kabuledilmeme, uhdelerinde bulunan her türlü heyet ve kurul üyeliklerini sonlandırma,sahip oldukları muhtelif ruhsatları iptal etme gibi son derece ağır tedbir veek tedbirlere yer vermekte, ayrıca olağan dönem kanun hükümlerinin sağladığı birçok usul güvencelerini sağlamamaktadır. Busebeple, öngörülen amaçla müdahale arasında adil bir denge kuramayan vekişilere ağır külfetler yükleyen kurallar orantılı da değildir.
46. Diğeryandan dava konusu (A) fıkrasının birinci paragrafının beşinci cümlesi ileikinci paragrafının ve bu paragrafın göndermesiyle (B) fıkrasının ikinciparagrafında yer alan diğer hükümlerin,(B) fıkrasının birinci paragrafının “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ,“…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibareleri dışında kalan kısmının,ikinci ve üçüncü paragraflarının, dördüncü paragrafının birinci cümlesinin “…MilliGüvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…”ibareleri dışında kalan kısmı ile ikinci cümlesinin, (E) fıkrasının, (G)fıkrasının birinci paragrafının “…Milli Güvenlik Kurulunca…” , “…üyeliği,mensubiyeti veya…” ibareleri ile (a) bendi dışında kalan kısmının,üçüncü paragrafının ve 7333 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 375 sayılı KHK’nıngeçici 35. maddesinin (A), (B) ve (G) fıkralarında yer alan “…üç yıl…”ibarelerinin “…dört yıl…” şeklinde değiştirilmesinin de -mahiyetineuygun olduğu ölçüde- yukarıdaki gerekçelerle veya 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralıfıkrası uyarınca uygulanma kabiliyeti kalmayacağı gerekçesiyle iptal edilmesigerekir.
47. Açıklanangerekçelerle dava konusu kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır.
D. Kanun’un Geçici 1. Maddesinin (3)Numaralı Fıkrası
48. Dava konusu kural, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca kayyımatanan şirketlerde, ceza soruşturmasının başladığı tarihten Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarakatandığı tarihe kadar ortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak şirket ortaklarıtarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemlerinin muvazaalı kabul edilerekgeçersiz sayılacağını ve ticaret sicilinden resen terkin edileceğiniöngörmektedir.
49. Kuralla şirket ortaklık pay vehakkı elde eden kişilerin devir ve temliklerinin geçersiz sayılarak iptaledilmesi suretiyle Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına, yapılandevir ve temliklerin temelinde yatan hisse devir sözleşmesi gibi işlemleringeçersiz sayılması suretiyle de Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan sözleşme özgürlüğünesınırlama getirilmektedir. Mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne yöneliksınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesi gereğince meşru amaca dayanması ve ölçülü olması gerekmektedir.
50. Dava konusu kuralın millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırıfaaliyetlerin odağı hâline gelebilecek şirketlerin mal varlığınınkaçırılmasının önlenerek bunların anılan faaliyetlerde finanse edilmesiniengellemek amacıyla ihdas edildiği, dolayısıyla meşru bir amacının olduğuanlaşılmaktadır. Ayrıca düzenlemeninsöz konusu amacı gerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olmadığı dasöylenemez.
51. Bununla birlikte mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne yöneliksınırlamaların ölçülü olabilmesi için kişilere yüklenen külfeti azaltmayayönelik güvencelerin sağlanması, başka bir ifadeyle izlenen meşru amaç ile müdahale arasında adil birdengenin kurulması gerekmektedir. Kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay vehakkını devralan iyiniyetli üçüncü kişilerin kuralla getirilen kanuni karineninaksini yani işlemin muvazaalı olmadığını iddia ve ispat etme imkânlarıbulunmamakta, dolayısıyla muhtemel keyfilikleri önleyecek kanuni güvencelerinsağlanmadığı görülmektedir. Bu nedenle kural, kişilere aşırı bir külfet yükleyerek mülkiyethakkı ve sözleşme özgürlüğüne orantısız bir sınırlama getirmektedir.
52. Esasen Anayasa Mahkemesi, dava konusu kuralla hemen hemen aynı mahiyettebir düzenleme öngören 7086 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin KabulEdilmesine Dair Kanun’un “Muvazaalıdevir işlemleri” kenar başlıklı 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasınıdenetlemiş ve Anayasa’ya aykırı bulmuştur. İptal edilen kuralın dava konusukuraldan tek farkı işlemlerin muvazaalı kabul edildiği dönemi “soruşturmanınbaşladığı tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar” olan dönem olarak belirlemiş olmasıdır. Bunun dadava konusu kuralın anayasallık denetiminde bir farklılığa yol açtığısöylenemez. Nitekim çoğunluk kararında da bu yönde bir açıklamaya yerverilmemiştir.
53. Anayasa Mahkemesi anılan kararında, yapıldığı dönemde yürürlükteki hukuk kurallarına göre geçerli olarak varlık kazanmış vetamamlanmış hukuki işlemlere doğrudan müdahale edilerek bu işlemleringeçerliliğinin ortadan kaldırıldığını, iyiniyetli üçüncü kişilerin işleminmuvazaalı olmadığını iddia ve ispat etme imkânlarının bulunmadığını, kuralınihdas amacına uygun kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki keyfîlikleriönleyecek yasal güvencelerin temin edilmediğini, dolayısıyla, kişilere aşırıbir külfet yüklenerekmülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne orantısız, dolayısıyla ölçüsüz birsınırlama getirildiğini belirtmiş ve kuralın iptaline hükmetmiştir (AYM,E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, §§373-375).
54. Dava konusu geçici 1. maddenin (3) numaralı fıkrası yönünden bu sonuçtanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Aynı gerekçelerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddelerineaykırıdır.
55. Sonuç olarak, yukarıda (A), (B), (C), (D) başlıkları altında belirtilengerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğunudüşündüğümden, çoğunluğun redyönündeki kararlarına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇELERİ
A. 7145 sayılı Kanunun 1. Maddesiyle Değişik 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. MaddesininC Fıkrasının İkinci Paragrafında Yer Alan; Vali “… belirli yerleregirişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesibulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerindolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veyakısıtlayabilir ve…” Bölümü
1. Kural ilevaliye ilde kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veyakesintiye uğratacak şekilde bozulduğu veya bozulacağına ilişkin ciddibelirtilerin bulunduğu hallere mahsus olmak üzere onbeş günü geçmemek üzereseyahat özgürlüğünü kısıtlama yetkisi verilmektedir. Düzenlemenin meşruamacının bulunduğu ve yetkiyi belirli kılan, kapsamını sınırlayan unsurlarınkuralda yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sınırlamanın demokratik toplumdagerekliliği ve ölçülülüğü üzerinde durulmalıdır. İdari işlemlere karşı davayolunun etkililiği özellikle yürütmeyi durdurma kararı verilebilmesi halindesöz konusu olur. Nitekim yürütmeyi durdurma kararı verilmesinin önemi nedeniyleAnayasa’da (m. 125/5) özel güvence altına alınmıştır. Çoğunluk gerekçesindebelirtildiği üzere elbette valinin idari işlemine karşı yargı yolu açıktır veyürütmeyi durdurma kararı verilmesi de mümkündür. Hatta uygulamada kuraldakigibi kısa süreli işlemlere karşı makul bir sürede yürütmeyi durdurma kararıverildiğinin örnekleri de bulunmaktadır. Fakat aksi yönde de çok sayıdaörnekler bulunmaktadır.
2. Kuralıngünlük yaşama ilişkin olarak seyahat özgürlüğünü uzunca sayılabilecek birsürede kısıtlama yetkisini içermesi karşısında, bu tür işlemlere karşı açılandavalar hakkında mahkemelerin zamanında karar vermesi önem arzetmektedir. Anayasa Mahkemesinin sıkçavurguladığı gibi ; “…temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olmasıyeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli veöngörülebilir nitelikte olması gerekir. Esasen temel hakları sınırlayan kanununbu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukukdevleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıcakamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur.” AYM E. 2020/53 – K. 2021/55, 14/7/2021, par. 95-96).Nitekim çeşitli yasalarda özel önemi ve mahiyeti gereği sözkonusu işlemin 24saat veya 48 saat içerisinde hakim önüne çıkartılması ya da mahkemenin belirlibir sürede incelemesini yapması gibi güvenceler yer almıştır. Bu bakımdanincelenen düzenlemede de bireyler için hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğiolarak yasa yolunun etkililiğinin güvence altına alınması gerekir. Öte yandanilgili kuralda keyfiliğe karşı yasal güvencenin yer almamasının, temel haklarınsınırlandırılmasında Anayasanın 13. maddesi uyarınca yapılması gerekenölçülülük testi yönünden de bir sorun oluşturacağı söylenmelidir. NitekimMahkememizin bir kararında; “…bir temelhak ve özgürlüğe sınırlandırma getiren düzenlemeye karşı bireylere etkilibaşvuru yolunun tanınmaması, tedbiri ölçülülük boyutundanuzaklaştırır. Bu, keyfiliğe karşı hukukun mutlak üstünlüğünü öngörenhukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucu olduğu gibi Anayasa’nın 40.maddesinin de bir gereğidir.” (AYM, E.2018/81, K.2021/45,24/06/2021, par. 271) sözleriyle bu husus belirtilmiştir. Belirtilennedenlerle incelenen kuralın iptal edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
B. 7145sayılı Kanunun 13. Maddesiyle 3713 sayılı Kanuna eklenen Geçici 19. Maddenin abendinin birinci cümlesi dışında kalan kısmı
3. Kurallarile, yakalanan veya yakalama emri üzerine yakalanan şüphelilerle ilgili olarakaynı bendin ilk cümlesinde belirtilen 48 saat ve 4 günlük gözaltı sürelerinin,dosyanın kapsamlı olması ve delillerin toplanmasında güçlük bulunan hallerdeaynı sürelerle iki kez daha hakim kararıyla uzatılmasına imkan verilmektedir.Böylece şüpheli 6 gün veya toplu suçlarda 12 günü bulan bir süreyle gözaltındatutulabilecektir. Bu düzenleme Anayasanın 19/5. maddesinde belirtilen gözaltısürelerine ilişkin azami miktarların üç kat aşılmasına yol açmaktadır.
4. Anayasanın19. maddesinde özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlenmiştir. Bu hükme göre yurttaşveya yabancı ayrımı yapılmaksızın herkes özgürlük ve bu hakkın keyfikullanımına karşı koruma sağlayan güvenlik hakkına sahiptir. Özgürlük vegüvenlik hakkı kişilerin fiziksel özgürlüğünü koruma amacı dolayısıylademokratik bir toplumda en önemli temel haklardan biridir. Maddenin ikincifıkrasında ise anayasal meşru nedenlerle özgürlüğün kısıtlanabileceği hallergösterilmiştir. Suç şüphesiyle yakalanma da bu nedenlerden biridir. Anayasada(ve AİHS’nin 5. maddesinde) belirtilen bu istisnalar sınırlı olduğu gibi daryorumlanması da gerekir (bkz. AİHM Şahin Alpay/Türkiye, No: 16538/17,20.3.2018, par. 97). Yakalama adı verilen koruma tedbiri, kişinin fiziken vefiilen denetim altına alınarak geçici olarak özgürlüğünün kısıtlanması anlamınagelmektedir. Bu nedenle salt yakalama emri-kararı bu özgürlük üzerinde birtehdit oluştursa da kısıtlama sonucunu doğurmamaktadır (AYM Galip Öğüt,2014/5863, 1.3.2017, par. 40). Suç şüphesiyle yakalama işleminin amacı adlimerciin veya hakim önüne çıkartılarak soruşturmaya ilişkin adli işlemlerinyapılması ve sonucuna göre serbest bırakılma veya tutuklama tedbiriuygulanmasının sağlanmasıdır. Anayasal kavramların mevzuattaki farklıkarşılıkları karşısında özerk yorumlanması gerektiğinden, Anayasadaki yakalamakavramının tutuklama öncesini ve özgürlüğünün kısıtlandığı andan serbestbırakıldığı ana kadarki süreci kapsadığı, dolayısıyla gözaltı sürecinin deanayasal anlamda bu sürecin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Nitekimuygulamada gözaltı için azami süre yakalama anından itibaren başlatılmaktadır.
5. Gözaltıtedbiri, tutuklama tedbiri öncesinde ve suç şüphesinin tutuklamayı gerektirirderecede olup olmadığının belirlenmesi için öngörülen bir koruma tedbiridir. Doğasıgereği yakalama ve gözaltı için suçu işlediği yönünde şüphe nedenlerininbulunması gerekir. Kuvvetli şüphenin bulunması ve ölçülü olması durumundatutuklama kararı verilerek diğer soruşturma işlemleri ve delil elde etmefaaliyeti sürdürülebilecektir. Çok sayıda suç şüphelisinin bulunduğu kimisoruşturmalar bakımından daha fazla gözaltı süresinin gerekli olduğu ilerisürülebilir. Böyle bir durumda hakim kararıyla gözaltı süresinin uzatılması dabir yöntem olabilir. Bununla birlikte Anayasada öngörülen düzenlemenin buşekilde olmadığı görüşündeyim. Nitekim 1982 Anayasasının Danışma Meclisitarafından hazırlanan 19. madde gerekçesinde 5. fıkranın amacı açıkça ifadeedilmiştir. Gerekçedeki ifadeler şöyledir: “Beşinci fıkra yalnızca sanıkolarak yakalanan veya gıyabında verilmiş bir kararla tutuklanan kişileri konualmaktadır. Amaç sanığı en kısa zamanda bağımsız ve tarafsız hakim güvencesinekavuşturmaktır. Bu süre normal hallerde kırksekiz saat; topluca işlenen, yaniyüksek sayıda sanığı bulunan suçlarda onbeş gündür. Kırksekiz saat ve onbeşgünlük süreler sınır teşkil eder ve gerekli “polis soruşturmasına” imkan vermekamacıyla öngörülmüştür. Olağanüstü durumlar (savaş, sıkıyönetim) saklıdır.”Beşinci fıkradaki süreler hariç düzenlemenin temel şekli sonraki maddedeğişikliklerinde de korunmuş, 2001 yılında AİHM kararlarıgözetilerek 15 günlük süre 4 güne indirilmiştir.
6. Çoğunlukgerekçesine temel alınan yoruma göre Anayasanın anılan fıkrasının ikincicümlesindeki “Kimse bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızınhürriyetinden yoksun bırakılamaz.” şeklindeki ifade karşısında fıkrada ifadeedilen gözaltı süreleri hakim kararıyla uzatılabilecektir. Ne var ki anılanfıkra ve cümleden böyle bir yorumun çıkartılması gözaltıyla ilgili bu güne kadarkianayasal yorumları, pratiği ve gözaltı kurumunun amacını dışlayan veözgürlükleri anayasaya aykırı biçimde kısıtlayan bir uygulamayadönüştürmektedir. Herşeyden önce özgürlüğün daha fazla kısıtlanmasına yol açanbir uygulamanın Anayasa metnini zorlayan bir yoruma dayandırılması yerindeolmayacaktır. Böyle bir sistem arzu ediliyorsa bunun yolu anayasadeğişikliğidir. Fıkranın 2. cümlesinde yer alan ve çoğunluk gerekçesine temelolan “hakim kararı” ifadesi ile ise birinci cümle kapsamında yer alan tutuklamakurumu kastedilmektedir. Bu husus yukarıda aktardığımız gerekçeden deanlaşılmaktadır. Gözaltındaki kişi C. Savcısı tarafından serbestbırakılmayacaksa tutuklama talebiyle hakim önüne sevk edilecektir. Bu durumdaanayasal gözaltı süresinden sonra özgürlüğün kısıtlanmasının sürdürülmesiyalnızca hakimin tutuklama kararı vermesi halinde mümkün olabilir. Anayasanın19/5. maddesinin 2. cümlesindeki ifade ile de bu durum açıklanmaktadır.Belirtilen nedenlerle incelenen kuralın iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
C. 7145 sayılı Kanunun 26. Maddesiyle 375 sayılı KHK’yaeklenen Geçici 35. Maddenin A Fıkrasının ilk paragrafının 1. Cümlesindeki iptaledilen “Milli Güvenlik Kurulunca” ve “üyeliği, mensubiyeti veya” ibareleridışında kalan kısmın ve 4. Cümlesi ile 5. Cümlesinde yer alan “GörevdenUzaklaştırılanlar veya” İbaresi Dışında Kalan Kısmı ve A Bendinin İkinciParagrafı
7. İncelenenkural ile, bu maddenin yürürlüğe girdiği 31.7.2018 tarihinden itibaren üç yılsüreyle maddede sayılan kamu kurumlarında Milli Güvenlik Kurulu’nca Devletinmilli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veyagruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen görev yapan kamu görevlileri hakkında, yine maddede belirtilenusulle meslekten çıkartılmalarına karar verileceği belirtilmektedir. İncelenenkuralda hakimlik teminatı altında görev yapan hakimler, C. Savcıları ve yüksekmahkemelerin üyelerinin mesleklerine son verilmesine ilişkin düzenlemeninanayasaya uygunluğu tartışmanın merkezinde yer almaktadır.
8. EsasenMahkememiz oy birliği ile “Milli Güvenlik Kurulu”nca ve “üyeliği, mensubiyetiveya” ibarelerinin anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. Buna rağmen Abendinin birinci cümlesindeki kuralın bütünlüğünde Anayasaya göre icrai birkarar organı olmayan MGK tarafından alınan istişari karara icra gücü verilerekve aralarında Anayasal hakimlik ve yüksek mahkeme üyeliğine ilişkin güvenceleribulunan yüksek mahkemeler ve diğer hakimler hakkında, ülkede olağanüstühalbulunmamasına (OHAL 18.7.2018 günü itibarıyla sona ermiştir) karşın, belirtilenkurumların kendi kanunlarında yer alan ve Anayasal güvenceler çerçevesindedüzenlenen disiplin soruşturmalarına ilişkin usul kuralları ve yasal haklardevre dışı bırakılarak, yine ilgili kurumların kendi yapılarına ilişkinfarklılıkları da dikkate alınmayarak özel bir olağanüstü yöntemle mesleğe sonverme kararı verilmesine imkan tanınmıştır.
9. AYM birkararında Anayasanın 70. maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkının,vatandaşların ülkenin kamusal işlerinin yürütülmesine katılma hakkını ifadeeden siyasi haklar (katılma hakları) arasında sayıldığını ve bu hakkın yalnızcakamu hizmetine girmeyi değil, bu hizmette bulunmayı da kapsadığını ifadeetmiştir (AYM E. 2021/104 – K. 2021/87, 11.11.2021, par. 48). Aynı kararda kamuhizmetine devam edebilme bakımından milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasıamacıyla Anayasa ve kanunlara sadakat yükümlülüğünün aranmasının da görevingerektirdiği nitelikler arasında görülebileceğine işaret edilmiş, bununlabirlikte böyle bir kuralın anayasaya uygunluğu için ölçülü olması gerektiği debelirtilmiştir (par. 55, 56).
10. Diğeryandan meslekten çıkarmayı gerektiren yaptırımlar sonuçları itibarıyla kamugörevlileri bakımından da özel hayata saygı hakkıyla ilgili bir sınırlamaniteliğindedir (AYM 2018/159 E. – 2019/93, 24.12.2019, par. 16).
11. Bilindiğiüzere temel haklara ilişkin sınırlamaların sınırı Anayasanın 13. maddesindedüzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca söz konusu sınırlamanın belirlilik veöngörülebilirlik unsurlarını taşır biçimde kanunla yapılması, meşru amacınınbulunması, demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olması zorunludur.
12. Anayasayave kanunlara sadakat ilkesi uyarınca Devlet kurumlarının yasa dışı suçörgütleriyle bağlantısı bulunan kişilerden arındırılmasında meşru amacınbulunduğu söylenmelidir. Yine, düzenlemenin geçici olduğunun ifade edilmesi,kapsama dair kurumlar ve öngörülen usul açısından kanunilik ilkesininbelirlilik alt ilkesinin bulunduğu da varsayılabilir. Bununla birlikte kuraldayer alan “yapı, oluşum veya “gruplar” ibarelerinin hukuk düzenimiz açısındananlam ve kapsamlarının tayin edilmesi çok büyük güçlükleri ve belirsizlikleribünyesinde taşımaktadır. Benzer tartışmalar esasen irtibat ve iltisak terimleriyönünden de söz konusudur. İrtibat sözcüğünün bir yerle bağı olmayı vebağlantısını sürdürmeyi ifade ettiği gözetildiğinde terör örgütleriyle irtibatıolmanın belirsiz olmadığı söylenebilir. Fakat konu terör örgütleriyle sınırlıolmayıp, cümle içerisindeki ibare (-devletin milli güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar-) bütünlüğü ile birliktedeğerlendirildiğinde belirsizliğe neden olmaktadır. İltisak kavramı ise buanlamda belirsizliği daha da artırmaktadır. Belirtilen yönleriyle kuralkanunilik ilkesinin belirlilik ve öngörülebilirlik unsurlarını karşılamaktanuzaktır. Ayrıca hukuk devleti ilkesi yönünden de böyle bir düzenlemenin hukukgüvenliği ilkesine aykırı olduğu söylenmelidir.
13. Diğertaraftan kamu görevlileriyle ilgili disiplin mevzuatında anayasal ilkelerkapsamında düzenlemeler ve güvenceler yer almaktadır. Sözgelimi 6216 sayılıKanun madde 18/2; 2802 sayılı Kanun madde 72 ile disiplin fiillerine ilişkinzamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Hukuk güvenliği ilkesi açısından olağanhukuk düzeni içerisinde yasa koyucunun kanunlarla getirdiği bu tür usulgüvencelerini koruması, hele geçmişe yürür biçimde değiştirmemesi beklenir. Suçoluşturmayan disiplin eylemlerine ilişkin olarak zamanaşımı güvencesininortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesine ve hukuk devletine aykırıdır.
14. Kanunilikilkesi yönünden sorun bulunduğu takdirde incelemeye devam etmeye gerek yok isede sınırlamaya ilişkin diğer testlerin de gözden geçirilmesi, konununanlaşılması için yararlı olabilir. Demokratik bir toplumda gereklilikunsuru açısından kuralın, incelenmesinde olağan bir dönemde hakimlerin veyüksek mahkemelerin kanunlarındaki hakimlik teminatıyla uyumlu yasalgüvenceleri kapsayan disiplin yöntemlerinin devre dışı tutulmasını gerektirirbir toplumsal ihtiyacın varlığı da anlaşılamamaktadır. Esasen oldukça uzunsüren OHAL döneminde ilgili Kararnameler ve Kanunlarla tedbirler alınmış,uygulamalar yapılmış ve olağanüstü halin devam etmemesine karar verilmiştir.Olağan anayasal dönemde ve bir hukuk devletinde kamu görevlilerinin ve hele dehakimlerin hakimlik teminatıyla bağdaşmayan özel usuller oluşturularakmeslekten çıkartılmalarına karar verilmesi hukuk devleti ilkesiyle debağdaşmamaktadır. Kuralda öngörülen savunma hakkının ve yargı denetimininvarlığı, belirtilen anayasaya aykırılıkları telafi etmemektedir. Dolayısıylaböyle bir tedbirin demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaç olduğu söylenemez.
15. Hiçşüphesiz her türlü suç örgütleri ve terör örgütlerine karşı mücadele anayasaldevletin ve demokratik toplumun zorunlu ihtiyacıdır. Fakat Anayasanın 2.maddesinde belirtilen insan haklarına saygılı demokratik hukuk devletinde bumücadelenin anayasal ilkelere, kamu görevine girme ve kalma hakkına, özelhayata saygı hakkına uygun olarak oluşturulan usul ve kurallar çerçevesindeyürütülmesi gerektiği açıktır. Hakimler ve yüksek mahkeme üyeleri hakkındakiböylesi bir meslekten çıkarma yöntemi Anayasa’nın hakimlik teminatıyla ilgili139 ve 140. maddelerine ve ilgili diğer hükümlerindeki (147, 154, 155, 160)güvencelere de aykırıdır. İncelenen kuralların bütününde yukarıda izah edilenanayasal ilkelere aykırılıklar gözetildiğinde iptal edilmesi gerektiğigörüşündeyim.
D. 7145sayılı Kanunun 26. Maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen Geçici 35.Maddenin B Fıkrasının İlk Paragrafının İptaline Karar Verilen “…Milli GüvenlikKurulunca, …üyeliği, mensubiyeti veya” İbareleri Dışında Kalan Kısmı ileİkinci, Üçüncü ve Dördüncü Paragraflarının İptal Taleplerinin Reddine KararVerilen Kısımları
16. İptalitalep edilen B fıkrasında yer alan kurallarda belirtilen kişilerin MGK kararıdoğrultusunda yetkili makamlarca yapılan değerlendirmede devletin milli güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklıveya irtibatlı olduğuna karar verilenlerin kamu görevinden çıkartılmalarınaimkan tanınmaktadır. Fıkranın ikinci ve sonraki paragraflarında isegörevden çıkarmanın sonuçları düzenlenmiştir. Buna göre görevine son verilenlerbir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecek, doğrudan veya dolaylı olarakgörevlendirilemeyecekler, ayrıca uhdelerindeki her türlü mütevelli heyet,kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sairgörevlerinin sona ermiş sayılacağı ve silah ruhsatlarının, gemi adamlığıbelgelerinin ve pilot lisanslarının iptal edileceği belirtilmektedir. Yine TSK ve kolluk birimlerinde görev yapanlardangörevlerine son verilenlerin mahkeme kararı aranmaksızın karar tarihindengeçerli olmak üzere rütbe ve memuriyetlerinin geri alınacağı, yeniden bir kamugörevine kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
17. Öncelikleyukarıda aynı maddenin A fıkrasına ilişkin olarak ileri sürdüğümüz iptalnedenlerinin bu fıkra yönünden de söz konusu olduğu görüşündeyim. Demokratikbir toplumda gerekli olmadığı değerlendirilen bu özel göreve son vermeyönteminin diğer sonuçlarına dair kuralların da aynı gerekçelerle Anayasayaaykırı olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte fıkradaki bazı hususlara ayrıcadeğinilmesinde yarar bulunmaktadır.
18. İkinciparagrafın birinci cümlesinde göreve son verilenlerin uhdelerindeki her türlümütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiyekurulu üyeliği ve sair görevlerinin sona ermiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.Göreve son vermeye bağlanan bu hukuki sonuçların görevle bağlantılı olan veyaolmayan her türlü üyelikleri kapsadığı anlaşılmaktadır. Görevle bağlantısıolmasa dahi kişilerin hukuk düzeni içerisindeki farklı kurul, heyet veyayönetim kurulu gibi üyeliklerinin bir mahkeme kararı olmaksızın idari birkararla doğrudan sona erdirilmesi, Anayasanın 33. maddesinde güvence altınaalınan örgütlenme özgürlüğü yönünden ölçüsüz bir sınırlamaya yol açmaktadır.
19. Dördüncüparagrafta göreve iade edilenlerin, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayıherhangi bir tazminat talebinde bulunamayacakları belirtilmektedir. İdari işlemnedeniyle zarara uğrandığı iddialarının dava edilmesini önleyen bu kural hakarama hürriyetine, mahkeme hakkına (AY m. 36) aykırı olduğu gibi Anayasanın125. maddesinde ifade edilen idari işlem ve eylemlerin yargı denetimine tabiolacağına ilişkin kurala da aykırıdır.
E. 7145sayılı Kanunun 26. Maddesiyle 375 sayılı KHK’ya eklenen Geçici 35.Maddenin E Fıkrası ile G Fıkrasının 1. Paragrafının İlk Cümlesinin İptal KonusuOlmayan Kısmı ile b Bendi ve Üçüncü Paragrafı
20. Kural ile35. maddenin A, B, D, fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilenlerinuhdelerinde taşıdıkları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkanve üyeliği, müsteşar, hakim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını vesıfatlarını kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlıolarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları belirtilmektedir.
21. İncelenenkurallarda atıf yapılan D bendindeki hükümler Mahkememizce oybirliğiyle iptaledilmiştir. Kuralın atıf yaptığı kurallarla oluşturduğu bütünlük açısındandeğerlendirildiğinde yukarıda aynı maddenin A fıkrasına ilişkin olarak ilerisürdüğümüz iptal nedenlerinin bu fıkranın karşıoy kullanılan kısımları yönündende söz konusu olduğu görüşündeyim. Demokratik bir toplumda gerekli olmadığıdeğerlendirilen bu özel göreve son verme yönteminin diğer sonuçlarına dair kurallarında aynı gerekçelerle Anayasaya aykırı olduğu düşüncesindeyim.
F. Geçici1. Maddenin 3. Fıkrası
22. Üçüncüfıkrada 5271 sayılı CMK’nın 133. maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerde,soruşturmanın başladığı tarihten Fon’un kayyım olarak atandığı tarihe kadarşirket ortaklarınca yapılmış olan devir ve temlik işlerinin muvazaalı olarakkabul edileceği ve geçersiz sayılıp ticaret sicilinden re’sen terkin edileceğibelirtilmektedir.
23. Kural ileyasal muvazaa karinesi getirilmiştir. Bu karine olağanüstühal dönemininöncesini ve sonrasını da kapsar durumdadır. Muvazaa kavramının yer aldığı 6098sayılı TBK’nın 19. maddesinde borç ilişkilerinde bir sözleşmeninyorumlanmasında gerçek amacı gizleyen görünüşteki ifadelere bakılmayıp gerçekiradenin esas alınacağı, borçlunun yazılı bir sözleşmeye güvenerek alacak hakkıkazanan üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamayacağı düzenlenmiştir.Özel hukukta fiili veya hukuki karinelerden bir ispat kuralı olarakyararlanılabilmektedir. Fakat burada önemli olan husus ileri sürülen karineninaksinin ispat edilmesine imkan tanınıp tanınmamasıdır.
24. Anayasa Mahkemesi benzer bir kuralıdaha önce incelemiştir. 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı TedbirlerAlınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un“Muvazaalı Devir İşlemleri” başlığını taşıyan 4. maddesinde aynı şekilde yeralan düzenleme Mahkeme tarafından oybirliğiyle iptal edilmiştir. Anılandüzenleme şöyledir: “MADDE 4- (1) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerdeortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak soruşturmanın başladığı tarihten bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar şirket ortakları tarafından yapılmışolan devir ve temlik işlemleri muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılır veticaret sicilinden resen terkin edilir.” Mahkemenin iptal gerekçesinin yeraldığı ilgili paragrafta şunlar ifade edilmiştir: “Buna göre hukukiilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte olan kanun hükümlerine uygunolarak kazanılan şirket ortaklık pay ve hakkının aksinin iddia ve ispatedilmesi mümkün olmayan kanuni bir karineyle muvazaalı olduğu kabul edilerekortadan kaldırılmasını öngören kural, kişilere aşırı bir külfet yükleyerekmülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne orantısız ve dolayısıyla ölçüsüz birsınırlama getirmektedir.” AYM, E.2018/81,K.2021/45, 24/06/2021, par. 375).
25. İncelenenkural ile de iptal edilen kuraldaki gibi Kanunla muvazaa karinesi getirilerek,belirtilen tarihler arasında şirketlerin ortaklık hak ve paylarını eldeedenlerin devir ve temliklerinin geçersiz sayılması mülkiyet hakkına (AY m. 35)ve sözleşme özgürlüğüne (AY m. 48) müdahale teşkil etmektedir. Yasa koyucununkimi durumda karinelere yaslanması mümkün ise de aksinin ispat edilmesine imkantanınmaması, temel haklara yapılan müdahaleyi ölçüsüz hale getirir. Nitekimincelenen kuralın açık yazılış şekli gözetildiğinde karinenin aksinin ispatedilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle yapılan müdahale açıkçaölçüsüz olup, bu yönüyle bir sınırlamadan öte, sözleşme ve mülkiyet haklarınıtümüyle ortadan kaldırır mahiyettedir. Anayasanın 35., 48. ve 13. maddelerineaykırı olduğundan kuralın iptali gerekmektedir.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Karşı Oy
25/07/2018tarih ve 7145 sayılı Kanunun; 21. maddesiyle 6749 sayılı Kanunun değiştirilendördüncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Birinci fıkra uyarınca kamu görevindençıkartılan asker kişilerin askerlik rütbeleri, mahkeme kararı aranmaksızınkarar tarihinden geçerli olmak üzere geri alınır” şeklindeki düzenlemeninincelenmesinde:
1. Olağanüstühâl döneminde Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen oluşum veya gruplarla olan ilgisi nedeniyle görevlerine sonverilen asker kişilerin rütbelerinin geri alınmasına ilişkin düzenlemeninAnayasa’ya aykırı olmadığını değerlendirmekteyiz.
2. Söz konusukişilerin rütbeleri, ifa etmekte oldukları kamu görevinin bir unsurunu teşkiletmekte olup, görevlerinin sona erdirilme gerekçelerine bakıldığında işleminorantısız olduğunu iddia etmek de mümkün değildir.
3. Kamugörevleri sona erdirilmekle bu görevlerinden kaynaklanan rütbeye bağlı haklarında son bulmasının makul olmadığını iddia etmek mümkün değildir.
4. Dahasıkamu görevinden kaynaklanan idari hakların sona erdirilmesinin ancak mahkemekararıyla yapılmasını zorunlu kılan anayasal bir dayanak da söz konusudeğildir. Kaldı ki rütbelerin geri alınması işlemi yargı denetimi dışındabırakılmış da değildir.
5. Yenidendeğerlendirme imkanı bulunan ve yargı denetimine tabi bir işlem neticesindegörevlerin sona erdirildiği dikkate alındığında, konunun Anayasa’nın 2.maddesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
6. Sayılan bugerekçelerle çoğunluğun kuralın iptal edilmesi yönündeki görüşüne iştirakedilmemiştir.
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Karşı Oy
25/07/2018tarih ve 7145 sayılı Kanunun; 10. maddesiyle 2937 sayılı Devlet İstihbaratHizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 30. maddesine eklenenBeşinci Fıkra.
1. Budüzenleme ile Milli İstihbarat Teşkilatı 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunukapsamı dışına çıkartılmaktadır.
2. Kurumunmilli güvenlik alanında görev ifa ettiği nazara alındığında, sahip olduğubilgilerin çeşitli sınıflandırmalara tabi tutularak kişilerle paylaşılmasıkurumun fonksiyonuna uygun düşmemektedir.
3. Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi kararında istihbari nitelikteki bilgilerin, kişilerinşahsi durumunu etkileyecek nitelikte olsa dahi, şahıslarla paylaşılmasınoktasında devlete bir yükümlülük getirmemektedir.1
4. Bu nedenleanılan hükmün iptali yönündeki çoğunluk fikrine iştirak edilmemiştir.
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Karşı Oy
25/07/2018tarih ve 7145 sayılı Kanunun 26. maddesiyle 375 sayılı Kanuna eklenen geçici35. maddenin G fıkrasının “a” bendinde yer alan “Soruşturmaya başlama süresiuygulanmaz” hükmü.
1. Söz konusudüzenleme ile disiplin hukuku açısından görevden uzaklaştırma veya açığaalınanlar hakkında muhtelif kanunlarda yer alan soruşturma başlatma sürelerininuygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
2. Kuraldauzun sürelerle açığa alma veya görevden uzaklaştırma tedbirlerine yer verilmesibuna bağlı olarak da soruşturmaya başlama açısından belirsiz bir tariharalığına neden olduğu gerekçesiyle çoğunluk tarafından hüküm Anayasa’ya aykırıgörülmüştür.
3. 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu’nun 139/1. maddesinde söz konusu süre görevden uzaklaştırmadanitibaren 10 gün olarak düzenlenmiştir.
4. Denetimekonu edilen hüküm açısından söz konusu süre bir yıl olarak öngörülmüş olupihtiyaç halinde en fazla bir yıl daha uzatılmasına imkan verilmektedir.
5. Genelolarak söz konusu düzenleme devlet memurları açısından disiplin hukukunu ihlaleden eylemleri açısından lehlerine usulü bir düzenleme olarak gözükmeklebirlikte, diğer bir yönden disiplin suçu işleyen memurların işledikleri iddiaedilen disiplin suçlarının takipsiz bırakılması gibi bir sonuca da hizmetetmektedir.
6. Düzenlemeaçığa alma veya görevden uzaklaştırma sürelerini bir yıl gibi bir süreylekısıtlayarak soruşturmaya başlanılması noktasında da limiti bir yıllık süreyeuzatmaktadır. Bu haliyle 10 günlük sürenin makul, bir yıllık sürenin makulolmadığını değerlendirecek anayasal bir ölçüt ortaya koymak da mümkün değildir.
7. Kanunkoyucunun takdir yetkisi kapsamında yaptığı bu düzenlemenin azami olarak dörtyıl uygulanacağı da dikkate alındığında kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığınıdeğerlendirdiğimizden çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirakedilmemiştir.
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
A) Kanun’un 1. Maddesiyle 5442 Sayılı Kanun’un 11. Maddesinin (C) Fıkrasına Eklenen İkinciParagrafı Yönünden
1. 7145 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 5442 sayılıKanun’un 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinci paragrafında “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belliyerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçlarınseyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve…” hükmü yer almaktadır.
2. Kural, valinin kamu düzeni veya güvenliğinin olağanhayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildekibelirli yerlere giriş ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceğişüphesi bulunan kişiler için sınırlayabileceğini, belli yerlerde veya saatlerdekişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerinidüzenleyebileceğini veya kısıtlayabileceğini hüküm altına almaktadır.
3. Kişilerin belli yerlere giriş ve çıkışının engellenmesiile belli yerlerde veya saatlerde dolaşmalarının engellenmesiyle Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan yerleşme ve seyahathürriyetlerine müdahale edilmektedir. Vurgulamak gerekir ki Anayasa’nın19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı keyfi yakalama ve tutuklamaya karşı birgüvence sunmanın ötesinde, kişinin başkasına zarar vermemek şartıyla yasaylatespit edilen ve sınırlanan durumlar dışında fiziki olarak dilediği gibihareket edebilmekten mahrum bırakılmamasını da koruma altına almaktadır. Buyönüyle 19. madde, Anayasa’nın 23. maddesiyle de yakından bağlantılıdır.Anayasa Mahkemesi’ne göre seyahat hürriyeti, kişilerin gidip-gelme, dolaşma, hareket özgürlüklerinigüvenceye almaktadır (AYM, E. 2000/82, K.2002/193, 26/11/2002). İptali istenen kural da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilerin ildeki belli yerlere girişve çıkışları ile belli yerlerde veya saatlerde dolaşmaları ve araçlarınseyirlerinin düzenlenmesi veya kısıtlanmasına yönelik tedbirlergetirdiğinden seyahat özgürlüğü kapsamı içinde kalmaktadır.
4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göreAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi anlamında özgürlük ve güvenlikhakkına yönelik müdahale, Sözleşme’ye ek 4 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındakiseyahat özgürlüğünün kısıtlanmasının ileriye götürülmüş bir halidir. StrazburgMahkemesi, özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik sınırlamalar ile seyahatözgürlüğüne yönelik sınırlamalar arasındaki farkın derece ve yoğunluk farkıolduğu, bunun değerlendirilmesinde tedbirin çeşidi, süresi, etkileri veuygulanma tarzı gibi çeşitli unsurların göz önüne alınması gerektiğigörüşündedir (Guzzardi/İtalya, B. No: 7367/76, 6/11/1980, §§ 92-93).Mahkememiz de bir kararında AİHM’in bu yaklaşımını benimsemiştir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 44).
5. İtirazkonusu kural, kişilerin belli yerlerde ve saatlerde toplanmalarıyla ilgili birsınırlama getirdiğinden Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı vegösteri yürüyüşü hakkıyla da bağlantılıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkı, bireylerin düşünce açıklamalarında bulunmak amacıyla açık veyakapalı mekânlarda, kamu otoriteleri ile üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın,geçici olarak bir araya gelebilme özgürlüğünü sağlamaktadır.
6. Kural,valilerin kamu düzeni ya da güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler yönünden 15 günü geçmemeküzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirmek, kişilerin belliyerlerde veya saatlerde dolaşmaları, toplanmaları ve araçların seyirlerinindüzenlenmesi ve kısıtlanmasına karar vermelerine olanak tanımaktadır. Valileretanınan bu yetkiyle seyahathürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını getirilen sınırlandırmanıntemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesine uygun olması gerekmektedir.
7. Kuraldaöngörülen tedbirler, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracakveya kesintiye uğratacak şekilde bozulması ya da bozulacağına ilişkin ciddibelirtilerin bulunması şartlarına bağlanmış ve tedbirlerin kapsamı da ildekibelli yerlere giriş ve çıkışının engellenmesi açısından kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilerle sınırlandırılmıştır.
8. Anayasa’nın23. maddesine göre, seyahat hürriyeti suç soruşturması ve kovuşturması ile suçişlenmesinin önlenmesi nedenleriyle sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 34.maddesi kapsamında toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkı da millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla sınırlanabilir. Kuralla getirilen sınırlamanın ilgiliAnayasa maddelerinde belirtilen milli güvenlik, kamu düzeni ve suçişlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarını taşıdığı söylenebilir.
9. Seyahatözgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yöneliksınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir. Ölçülülükilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacıgerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaçbakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca dahahafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakkagetirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengeningözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mahmut Üçüncü, B. No.2014/1017, 13/07/2016, § 70).
10. Kural,milli güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarına ulaşmabakımından elverişli ve gerekli tedbirleri bünyesinde barındırmaktadır.Orantılılık açısından ise kişilerin seyahat hürriyeti ve toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkının sınırlandırılmasıyla varılmak istenen meşru amaçile kişilerin anayasal hakları arasında adil bir dengenin sağlanmasıgerekmektedir. Amacın meşru olması ve bu amacı gerçekleştirmek içinkullanılacak araçların elverişli ve gerekli nitelikleri taşıması temel haklarayapılan müdahalenin ve getirilen sınırlamanın orantısızlığına nedenolmamalıdır.
11. Seyahathürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına milli güvenlik,kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla getirilen sınırlamanın adıgeçen haklara en az müdahaleye imkân veren ölçülü bir sınırlama içermesibeklenir.. Bu da ancak arzulanan meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli enhafif müdahale yöntemlerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Aksi takdirde,kişiler anayasal haklarını kullanırken aşırı külfet ve maliyetle karşı karşıyagelebilirler. Böyle bir durumda hukuk devletinin gerektirdiği meşru amaç vearaç arasında makul ve uygun bir dengenin kurulması son derece güçleşir, hattaimkansızlaşır.
12. Demokratik birtoplumda temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların, bu sınırlamaylaulaşılmak istenen amacın gerektirdiğinin ötesine geçmesi temel hak veözgürlüklerin kullanımını güçleştirerek anayasal demokratik düzenin sadecekâğıt üzerinde kalan bir söz öbeğine dönüşmesine yol açabilir. Sınırlamagetiren düzenlemelerin kapsamı idarenin keyfi uygulamalarının önünü açacaközellik taşımamalıdır.
13. Dava konusudüzenlemeyle, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veyakesintiye uğratacak şekilde bozacak ya da bozulacağına ilişkin ciddibelirtileri doğuracak durumlar ile kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozmaşüphesi bulunan kişilerin tespiti valinin öznel değerlendirmelerinebırakılmıştır. Dolayısıyla, kuralla getirilentedbirler valiye seyahat hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkına keyfi uygulamaların önünü açabilecek ölçüde geniş yetkiler vermektedir.
14. Kural, tedbirkararının bir defada en çok 15 günü geçmemek üzere uygulanabileceğini hükmebağlamaktadır. Bu süre, tek başına nispeten uzun bir zaman dilimini içerdiğigibi kuralın birden fazla tedbir kararı verilmesine engel olmadığını dadüşünürsek, sürenin daha da uzatılması mümkündür.
15. Ek olarak tedbir kararlarına aykırı davrananlar hakkında 5442sayılı Kanun’un 66. maddesi uyarınca farklı yaptırımlargündeme gelebilecektir. Bu bakımdan tedbirlerin niteliği, süresi, bunlara karşıöngörülen yaptırımlar nedeniyle söz konusu temel hak ve özgürlüklere getirilensınırlamalara karşı acil müdahale yapılmasının zorunluluğu dikkate alındığındaidari yargı denetiminin olası keyfi uygulamalara karşı etkili ve ivedi denetimmekanizması sunduğunu söylemek de mümkün görünmemektedir.
16. Kamudüzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacakşekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğuhâllerde valilere on beş günü geçmemek şartıyla kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler yönünden ildeki belirliyerlere giriş ve çıkışlara sınırlama getirme, belli yerlerde ve saatlerdekişilerin dolaşmaları ve araçların seyirlerini düzenleme ve kısıtlanma yetkisi tanıyan kural milli güvenlik, kamu düzeni ve suçişlemesinin önlenmesi amacına ulaşmada seyahat hürriyeti ile toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmektedir.
17. Belirtilennedenlerle kuralın, Anayasa’nın 13., 23. ve 34. maddelerine aykırı olduğusonucuna ulaştığımdan iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararınakatılmıyorum.
B) Kanun’un 13. Maddesiyle 3713sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 19. Madde ile Maddede Değişiklik Yapan 7333Sayılı Kanun’un 11. Maddesinin İncelenmesi
18. Dava konusu kurallar devletin güvenliğine, anayasal düzene ve işleyişine, millisavunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlar ile casusluk suçu, TerörleMücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesindeişlenen suçlar bakımından gözaltı sürelerini düzenlemektedir. Bu kapsamda 5271sayılı Kanun’un 91. maddesinin (1) ve (3) numaralı bentlerinde düzenlenengözaltı sürelerinin uzatılması ve hâkim kararıyla ek gözaltı süresi verilmesiimkânı getirilmektedir. Buna göre, belli suçlar yönünden yürütülen cezasoruşturmasında Cumhuriyet savcısına kırk sekiz saat, toplu olarak işlenensuçlarda ise dört gün süreyle gözaltı tedbiri uygulaması, yine belirtilensürelerle ilgili hâkime iki defayı aşmamak üzere gözaltı süresini uzatmayetkisi tanınarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına bir sınırlamagetirilmektedir.
19. Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası, birkişinin hâkim kararı olmaksızın gözaltında kalabileceği azami süreyidüzenlemiş, öngörülen süreler geçmeden kişinin hâkim önüne çıkarılmasınızorunlu kılmıştır. Buna göre, yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine enyakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat vetoplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.
20. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yapılan sınırlama19. maddede belirtilen nedenlere bağlı olarak kanunla ve demokratik birtoplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ancak getirilen bu sınırlamalarAnayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
21. Anayasa'da kişinin hâkimhuzuruna çıkarılması için öngörülen süreler azami kesin süreler olup uzatılmasımümkün değildir. Azami gözaltı süresinin önceden belirlenmiş olması nedeniylegözaltı işlemini yapan makamlar, izin verilen sürenin aşılmaması için gereklibütün tedbirleri almakla yükümlüdürler. Bu azami sürelerin aşılması halindekişi hürriyeti ve güvenliği ihlal edilmiş olacaktır (Emre Soncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020, § 60).
22. Kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının sınırlandırılabilmesi için temel hak ve hürriyetlerinsınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulmasıgerekmektedir.
23. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasındadüzenlenen gözaltı süreleri azami sürelerdir. Gözaltı tedbirinin amacını aşacak şekilde uygulanması kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının ölçüsüz bir şekilde sınırlandırılmasına nedenolabilir. Dava konusu kural da Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasındayer alan gözaltı sürelerinin uzatılmasına ve hâkim kararıyla ek gözaltısüresi alınmasına imkân tanıyarak Anayasa’da yer verilen maksimum sürelerinaşılmasına olanak tanımaktadır. Bu şekilde gözaltı tedbirinin bir türtutuklamaya dönüşmesinin önü açılabilir.
24. Belirtilen nedenlerle kuralın Anayasa’nın 13.ve 19. maddesinin beşinci fıkrasınaaykırı düştüğü kanaatiyle çoğunluk kararına katılmadım.
C) 26. maddesiyle 375 sayılı KanunHükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. Maddesinin Birinci ParagrafınınBirinci Cümlesinde Yer Alan “…üyeliği,mensubiyeti veya…” İbaresi Dışında Kalan Kısmı ve Dördüncü Cümlesi ileFıkrada 7333 sayılı Kanun’un 23. Maddesiyle Değişiklik Yapan “…dört yıl…” İbaresi
25. 375sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrasında, maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle, terör örgütlerine veyaMillî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili yetkili kurul ve komisyonlarcauygulanacak meslekten çıkarma ve diğer tedbirler hüküm altına alınmıştır.
26. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarda;özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının, kişinin çevresindebulunanlarla temas kurma hakkını içerdiğini, kişilerin mesleki hayatları ileözel hayatları arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu, kişinin mesleği ile ilgilitasarrufların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Serap Tortuk, B. No:2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,10/12/2015, § 62). Kişilerinmeslekten çıkarılmaları onların iş ve sosyal hayatında üçüncü kişilerlekuracağı ilişkiler ve itibarları üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir.
27. Dava konusu kurallar maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle geçerli olmak üzere terörörgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğunakarar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatıolduğu ilgili Kurul ve Komisyonca değerlendirilen kişilerin meslekten (kamugörevinden) çıkarılmasını düzenlemektedir.
28. Ölçülülükilkesi uyarınca sınırlama amacını gerçekleştirebilecek daha hafif bir sınırlamaaracı bulunmaktayken daha ağır bir sınırlama aracının seçilmesi mümkündeğildir. Kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına dahahafif bir sınırlama aracı ve yöntemiyle müdahalede bulunularak, sınırlama amacıolan kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak mümkünken bundan daha ağır bir aracınkullanılması, ölçülülük ilkesine uygun düşmez (AYM, E.2014/36, K.2015/51,27/5/2015).
29. Kanun koyucunun kamu güvenliğialeyhine faaliyetlerde bulunan örgüt veya benzeri yapılarla bağlantıları nedeniyleAnayasa’dan kaynaklanan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan kamu görevlilerihakkında meslekten (kamu görevinde) çıkarma veya benzer işlemler tesis etmesibuna yönelik şartları ve usulleri belirlemesinde geniş bir takdir yetkisibulunmaktadır.
30. Dava konusu kurallar bakımındanmeslekten çıkarma tedbirinin uygulanması için irtibak ve iltisak boyutundafiiller ve idarenin takdiri şartları aranmaktadır. Kanun koyucu meslekten (kamu görevinden) çıkarma tedbirinin uygulanmasındamilli güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı ve oluşumlarla irtibatlı veiltisaklı olmayı temel ölçüt olarak tespit etmiştir. Meslekten çıkarmaya esas alınan fiillerin irtibat ve iltisakkapsamında kalıp kalmadığının tespiti yetkili kurul ve komisyonlarındeğerlendirilmelerine bırakılmıştır.
31. OlağanüstüHal döneminde (OHAL) uzun yıllar devlet içinde gizlilik prensibi ile yapılanmışolan FETÖ/PDY veya milli güvenlik aleyhine faaliyette bulunan diğer terörörgütü, yapı ve oluşumlarla bağlantılı kişilerin tespit edilerek kamugörevlerinden uzaklaştırılması için kanun koyucunun olağan dönemden farklıyöntemler benimsemesi söz konusu olabilir. Ancak bu konudaki mücadeleyönteminin anayasal ilkeler gözetilerek hukuki öngörülebilirlik ve belirliliksınırları içinde uygulanması gerektiği de açıktır.
32. Olağandönemde isnat edilen fillerin sübuta ermesi şartıyla kamu görevlileriyleilgili disiplin hukuku kapsamında farklımevzuatlarda kamu görevinden çıkarma işleminin usul ve şartları düzenlenmiştir.Bu dönem koşulları altında, FETÖ/PDY veya milligüvenlik aleyhine faaliyette bulunan diğer terör örgütü, yapı ve oluşumlarlabağlantılı kişilerin belirlenmesinde ilgili mevzuatlarda yer alan disiplinhukuku hükümleri çerçevesinde hareket edilmesi gerekmektedir. Ulaşılmak istenenmeşru amacı gerçekleştirmede disiplin hukuku elverişli ve gerekli araçlarasahiptir.
33. Belirtilen nedenlerledava konusu kuralların Anayasa’nın 13. Ve 20. maddesini ihlal ettiğidüşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadım.
34. Dava konusu kurallarla aynınitelikte olan diğer kurallar bakımından da bu bölümde belirtilen gerekçelergeçerli olduğundan ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır.
Üye
Engin YILDIRIM
Karşı Oy
25/07/2018tarih ve 7145 sayılı Kanunun; 2. maddesiyle 211 sayılı Kanuna eklenen 56/Amaddesinin birinci fıkrasında yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde askeri birlik komutanının veya askerikurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…”hükmü ile aynı mahiyette düzenlemelere yer verilen Kanunun 5. maddesiyle 6292sayılı Kanuna eklenen ek 7. maddenin birinci fıkrası ve Kanunun 6. maddesiyle 2803 sayılı Kanuna eklenen 15/A maddesinin denetlenmesinde:
1. İncelemekonusu yapılan kanun hükümlerinde önleme araması yapılması gereken durumlardasulh ceza hakiminden karar alınamaması ve gecikmesinde sakınca bulunan birhalin ortaya çıkması durumunda kanunda sayılan komutan, amir ya da hukukhizmetleri başkanına yazılı emir vermek suretiyle önleme araması yapılmasınoktasında yetki verilmektedir.
2. Kanunhükmünün devamında gerekli işlemlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuhükümlerine göre yapılacağına da işaret edilmektedir.
3. Özelhayatın gizliliğini düzenleyen Anayasa’nın 20. maddesinde gecikmesinde sakıncabulunan hallerde hâkim kararı olmadan yapılacak aramaya ilişkin düzenlemeye yerverilmektedir. Burada öncelikli koşullar ilk olarak kanunen kendisine yetkiverilmiş bir merci bulunması, ikinci olarak da bu merciin emrini yazılı olarakvermesi şeklinde düzenlenmiştir.
4. Anayasanın20. maddesinin devamında yetkili merci tarafından alınan kararın yirmidört saatiçerisinde görevli hakimin onayına sunulacağı ve hakimin kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içerisinde açıklayacağı aksi halde el koymanınkendiliğinden kalkacağı hüküm altına alınmaktadır.
5. ÇoğunlukAnayasa’nın bu hükmünü yetkili mercii tarafından alınan arama kararlarının tümünün(el koyma işlemi olsun veya olmasın) yirmidört saat içerisinde hâkim onayınasunulması gerektiği şeklinde yorumlamakta ve inceleme konusu kurallarda buhususun eksik olduğundan bahisle iptal sonucuna ulaşmaktadır.
6. HalbukiAnayasa’nın 20. maddesinde hâkimin kararını el koyma faaliyetinden itibarenkırksekiz saat içerisinde açıklayacağı, bu süre zarfında karar verilmemesidurumunda el koymanın kendiliğinden kalkacağı belirtilmektedir.
7.Anayasa’nın bu hükmünden hareketle yetkili mercilerin almış olduklarıkararlardan el koymanın hâkim onayına sunulması gerektiği, el koymanıngerçekleşmediği arama kararının yetkili hâkim onayına sunulmasına gerekbulunmadığını değerlendirmekteyiz. Zira anayasa koyucu münhasıran aramakararlarının da hâkim onayına sunulmasını murat etmiş olsaydı süreninbaşlangıcı noktasında hakkında karar verilen faaliyetlerin bitiminden itibarenonay sürecini başlatabilirdi. Bunu tercih etmemiş olması arama kararlarınınonaya sunulmasını gerekli görmemesinin bir sonucudur. Kırksekiz saatiçerisinden hakimin karar vermemesi durumunda el koymanın kendiliğindenkalkacağı hüküm altına alınırken arama kararlarının akıbetine ilişkin maddemetninde bir hüküm de bulunmamaktadır.
8. Aramakararları ifa edilmekle hükmünü yerine getirmektedir. İfa edilmiş bir aramakararının sonradan onaylanmamış olmasının fiili bir önemi bulunmamaktadır.Arama işlemi sırasında el konulan suç delili var ise bunun hukuka uygunluğumüteakip aşamalarda bir çok makam tarafından değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.Görevde yetkinin kötüye kullanılması suretiyle alınan arama kararlarına ilişkinolarak da genel hükümler çerçevesinde işlem yapılması her zaman mümkündür.
9. Bubağlamda Anayasa’nın 20. maddesini yorumlayan kanun koyucu 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nda (CMK) arama kararlarını tek başına yetkili hâkim onayınatabi tutmamıştır. Yetkili merciin yazılı emri üzerine yapılan aramalarda elkoymanın varlığı halinde bu işlem el koymanın akıbeti açısından yirmidört saatiçerisinde hâkim onayına sunulmaktadır (CMK.nın 127/3, 134/1. maddeleri).
10. CMK’yayapılan atıf ile söz konusu uygulama denetim konusu yapılan kanun hükümlerineaynen transfer edilmiş ve Anayasa’nın aradığı standartlar bu haliyle yerinegetirilmiştir.
11. Diğertaraftan çoğunluğun iptal gerekçesi olarak ileri sürdüğü Anayasa’nın 20.maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Yetkili merciin kararıyirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur” hükmü doğrudanuygulanabilir nitelikte olduğundan, denetlenen kanun hükümleri açısından ilerisürülen eksikliği giderebilecek mahiyettedir. Bundan dolayı da kanunhükümlerinin iptali yerine yorumlu red yapılması daha uygundur.
12. Sayılanbu gerekçelerle çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
7145 sayılıKanunla bazı kanunlarda ve KHK’larda yapılan değişikliklerden bir kısmıAnayasaya aykırı bulunarak iptal edilirken, bir kısmının Anayasaya aykırı olmadığınaoybirliğiyle, aşağıda belirtilenlerin Anayasaya aykırı olmadığına iseoyçokluğuyla karar verilmiştir.
1.Çoğunluğun, 5442 sayılı Kanunun 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinciparagrafın “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belliyerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçlarınseyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve …” bölümünün iptali talebininreddine ilişkin gerekçesinde; kuralla seyahat hürriyeti ile toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme hakkına getirilen sınırlamanın kanunî bir temeledayandırıldığı ve kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli veöngörülebilir olduğu, meşru bir amacının bulunduğu, ölçülülük ilkesine aykırıolduğunun da söylenemeyeceği belirtilerek, Anayasanın 13., 23. ve 34.maddelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
7145 sayılıKanunla 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinci paragrafda, kamu düzeninin veya güvenliğinin normal hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu yahut bozulacağınailişkin belirtilerin bulunduğu hâllerde valinin onbeş günü geçmemek üzere, kamudüzenini ya da güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilerin ildekibelirli yerlere girişini ve çıkışını sınırlayabileceği ve belli yerlerde veyasaatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını ve araçların seyirlerinidüzenleyebileceği yahut kısıtlayabileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasanın23. maddesinde herkesin yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğubelirtilmekte; bireylerin serbestçe yer değiştirme hakkını ifade eden veyurtiçi ile yurtdışı seyahatleri de kapsayan seyahat hürriyeti, kişilerin engeniş anlamda gidip gelme, dolaşma ve hareket serbestîlerini teminat altınaalmaktadır. Dava konusu kuralla öngörülen ve bazı kişilerin ildeki belliyerlere giriş ve çıkışları ile belli yerlerde ve saatlerde dolaşmalarına vearaçların seyirlerinin düzenlenmesine veya kısıtlanmasına yönelik tedbirlerinde seyahat hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği tartışmasızdır.
Diğertaraftan, dava konusu kuralla getirilen sınırlamanın Anayasanın 34. maddesindeteminat altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkıyla da ilgili olduğuaçıktır. Anılan maddenin birinci fıkrasında düzenlenen bu hak, bireylerindüşüncelerini açıklamak amacıyla açık veya kapalı yerlerde, kamu otoriteleriile üçüncü kişilerin müdahaleleri olmaksızın, geçici olarak birarayagelebilmelerini güvence altına almaktadır.
Bu itibarla,kararda da kabul edildiği üzere, anılan haklara sınırlama getiren kuralın,Anayasanın söz konusu maddeleri ile 13. maddesine uygun olup olmadığıincelenmelidir. Bu kapsamda, kuralla yapılan sınırlamanın kanunî bir temeledayandığı ve meşru amacının bulunduğu söylenebilirse de, belirlilik ileölçülülük ilkeleri ve özellikle orantılılık yönünden çoğunluğun redgerekçesinde yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuca katılmak mümkündeğildir.
Anayasanın13. maddesi uyarınca yapılan ölçülülük incelemesinin bir unsuru olanorantılılığın, hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasındamakul bir dengenin gözetilmesi zorunluluğunu ifade ettiği bilinmektedir.
Başka bir anlatımla,incelenen kural açısından da, orantılılık ilkesi uyarınca, kişilerin seyahathürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınınsınırlandırılmasıyla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişilerin bu haklarıarasında adil bir dengenin kurulması ve sınırlamanın orantılılığıdeğerlendirilirken bir taraftan hedeflenen meşru amacın öneminin, diğertaraftan da sınırlamanın niteliği ile kişilere yüklenen külfetin dikkatealınması gerekmektedir. Bu değerlendirme sonucunda, kişilerin aşırı bir yüke katlandığınıntespit edilmesi hâlinde ise bu adil dengenin bozulduğu kabul edilmelidir.
Şüphesiz kibu değerlendirmede, tedbir süreci bir bütün olarak ele alınır ve kurallaverilen yetkinin şartları, kapsamı, süresi ve alınan tedbirlere veya bunlaraaykırı davranılması hâlinde uygulanacak yaptırımlara karşı öngörülen denetimmekanizmasının etkili olup olmadığı da gözönünde bulundurulur.
Bilindiğigibi, hukuk devletinin esasını oluşturan temel hak ve hürriyetlere yöneliksınırlamaların istisnai nitelik taşıması ve sınırlamayla güdülen amacıngerektirdiğinden fazla olmaması zorunludur. Demokratik hukuk devletindeöngörülen kısıtlamaların -hangi amaçla getirilmiş olursa olsun- temel hak vehürriyetlerin kullanılmasını aşırı derecede zorlaştırmaması; bu çerçevede,seyahat hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına, suçişlenmesinin önlenmesi ile millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması amacıylagetirilen sınırlamaların da mezkûr haklara en az müdahaleye imkân verecekölçüde olması gerekir.
Buna göre,alınacak tedbirlerin de geçici, ölçülü ve denetime açık; hedeflenen meşru amacıgerçekleştirmek için gerekli en hafif müdahale yöntemlerini öngören; ayrıca-meşru amaç ve araçlar arasında makul ve uygun bir denge kurulabilmesibakımından- sınırlama getiren düzenlemenin kapsamı itibariyle idarenin keyfîuygulamalarını önleyecek nitelikte bulunması zorunludur.
Dava konusukuralda öngörülen tedbirlerin uygulanabilmesi hususunda valinindeğerlendirmesine bırakılan şartlar incelendiğinde ise, anılan haklaramüdahalede bulunma bakımından belirsizliğe yol açacak ölçüde geniş yetkilertanındığı görülmektedir. Özellikle, kuralda tedbir kararının onbeş günügeçmemek üzere uygulanabileceği belirtilmekte ise de, anılan süre dolduktansonra yeni tedbir kararları verilmesine ve belirtilen sınırlamaların süreklihâle gelmesine engel olacak bir hüküm de bulunmamaktadır.
Ayrıca,tedbir kararlarına aykırı davrananlar hakkında 5442 sayılı Kanunun 66.maddesine göre kabahat, hatta hapis cezaları uygulanabileceği ve mezkûrtedbirlerin niteliği ile süresi de dikkate alındığında, kuralla getirilensınırlamaların hızlı bir şekilde denetlenmesini sağlayacak güvencelerinöngörülmediği, idarî yargı denetiminin de incelenen kurala dayanılarakyapılabilecek keyfî uygulamalara karşı ivedi sonuç alınabilecek etkili birdenetime imkân verecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Bunedenlerle, dava konusu kuralın, sınırlama amaçlarına ulaşma bakımından anılanhaklara ölçülü bir sınırlama getirdiğinden de söz edilemeyeceği ve Anayasanın13., 23. ve 34. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle, aksi yöndeki çoğunlukgörüşüne karşıyım.
2.Çoğunluğun, 3713 sayılı Kanuna eklenen geçici 19. maddenin birinci fıkrasının(a) bendinin birinci cümlesi dışında kalan kısmının iptali talebinin reddineilişkin gerekçesinde; bendin ilk cümlesinde belirtilen sürelerle bağlı kalmakkaydıyla iki defayı aşmamak üzere hâkim kararıyla ek gözaltı süresiverilebilmesine imkân sağlayan kuralın Anayasanın 19. maddesinin beşincifıkrasıyla çelişmediği, meşru amacının bulunduğu ve ölçülü olmadığının dasöylenemeyeceği belirtilerek, kuralın Anayasanın 13. ve 19. maddelerine aykırıolmadığı sonucuna varılmıştır.
7145 sayılıKanunla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 19. maddenin birincifıkrasının (a) bendinde, maddede sayılan bazı suçlar bakımından gözaltısüreleri belirlenerek bu sürelerin savcının talebi üzerine hâkim kararıyla ikidefa uzatılabileceği hükme bağlanmıştır.
Çoğunluğunred gerekçesinde belirtildiği üzere, (a) bendinin birinci cümlesinde öngörülenkuralın Anayasanın 19. maddesinin üçüncü ve beşinci fıkralarının lâfzına aykırıolmadığı ve kuralla kişi hürriyeti ve güvenliğine getirilen sınırlamanınAnayasaya uygun kanunî bir temele dayandığı açık olmakla birlikte, bendin kalankısmı için bu görüşe katılmaya imkân bulunmamaktadır.
Anayasanın19. maddesinin beşinci fıkrasında azamî gözaltı süreleri düzenlenmekte vegözaltındaki kişinin bu süreler geçmeden hâkim tarafından sorgulanaraktutuklanması veya serbest bırakılması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle,gözaltında bulunan kişinin hâkim önüne çıkarılması hürriyetten yoksun bırakmadurumunu inceleyerek bunu ortadan kaldıracak nitelikte bağlayıcı karar vermeyetkisi olan, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme denetiminin sağlanması anlamınagelmekte; gözaltı süreci devam ederken bunun şartlarının hâkim tarafındandeğerlendirilerek gerekirse tedbirin sonlandırılması veya tutuklama kararıverilmesi mümkün olmakla birlikte, Anayasanın anılan hükmü azamî gözaltısüresinin, hâkim tarafından da olsa uzatılmasına imkân vermemektedir.
Aksininkabulü, Anayasada öngörülen azamî gözaltı sürelerinin aşılabileceği vetutuklama için Anayasanın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen şartlararanmadan kişinin hürriyetinden yoksun bırakılmaya devam edilebileceği anlamınagelir (ayrıntılı açıklama için bkz. Ersan Şen, Azami Gözaltı SürelerininAşılması Anayasaya Uygun mudur?, sen. av.tr, 16/7/2021).
Bu itibarla,incelenen kuralın, meşru amacının bulunup bulunmadığı ve ölçülü olup olmadığıyönünden yapılan değerlendirmelere geçilmeden kanunîlik bakımından Anayasanın 19. maddesinin üçüncü ve beşinci fıkralarına aykırı olduğu ve iptaledilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red kararına karşıyım.
3.Çoğunluğun, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrasının birinciparagrafının birinci cümlesinin “…üç yıl…”, “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya …” ibareleri dışında kalan kısmının iptali talebininreddine ilişkin gerekçesinde; özel hayatın korunmasını isteme hakkına sınırlamagetiren bu kuralda da bir belirsizlik bulunmadığı, kuralın meşru bir amacadayandığı, demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamayayönelik olmadığının söylenemeyeceği, ayrıca ölçülü olduğu belirtilerek Anayasanın13., 20. ve 118. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
7145 sayılıKanunla 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrasının birinciparagrafının birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya millî güvenliğe karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarlairtibatı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili olarak, maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle bu hükümde belirtilen kurul vekomisyonlarca meslekten çıkarma kararı verilmesi öngörülmüştür.
Çoğunluğunred gerekçesinde açıklandığı üzere, incelenen kuralda belirtilen kamugörevlileri hakkında yetkili kurul ve komisyonların yapacağı değerlendirmelersonucunda, hükümde sayılan ilgililer için ayrı ayrı bireysel idarî işlem tesisedilmek suretiyle meslekten çıkarma kararı verilebileceği, meslek hayatını vebuna bağlı kazanımları etkileyen bu düzenlemenin sonuçları itibariyle kişilerinözel hayatını önemli ölçüde etkileyebileceği ve bu çerçevede ilgililerinyetkili kurul ve komisyonların tesis edeceği işlemlerle meslektençıkarılmalarını öngören kuralın Anayasanın 20. maddesi kapsamındaki özel hayatasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirdiği açıktır.
Diğer temelhaklar gibi bu hakka sınırlama getirilirken de Anayasanın 13. maddesineuyulması ve buna ilişkin incelemede; sınırlamanın anayasal şartları taşıyacakşekilde kanunla yapılıp yapılmadığının, meşru amacının bulunup bulunmadığının,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olupolmadığının da değerlendirilmesi gerekir.
Bu kapsamda çoğunluğun; maddedeki “iltisak” ve “irtibat” kavramlarının belirsizolduğunun söylenemeyeceği, hükmün kapsamı ve sınırları bakımından belirlilikilkesine ve anılan hakkın kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasalilkeye aykırı bir yön bulunmadığı, sınırlamanın meşru bir amaca dayandığı,zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu ve elverişlilikunsuru açısından ölçülü bulunduğu yönündeki değerlendirmeleri isabetli olmaklabirlikte, gereklilik alt ilkesi açısından da ölçülü olduğuna ilişkin görüşünekatılmak mümkün değildir.
Devletinvarlığına, demokratik düzenine ve millî güvenliğine tehlike oluşturacak kamugörevlilerinin meslekten çıkarılmaları için öngörülen mezkûr tedbirlerin,demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin sağlanması ve korunmasıamaçlarına ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez. Ancak butedbirlerin ölçülülük ilkesinin ikinci unsuru olan gereklilik alt ilkesineuygun olup olmadığının da belirlenmesi, yani olağan dönem şartlarında kamugörevlilerinin kendi özel kanunlarında düzenlenen disiplin hükümleriçerçevesinde kamu görevlerinden çıkarılmaları mümkünken dava konusu kuralçerçevesinde çıkarılmalarının meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olupolmadığının ortaya konulması zorunludur.
Redgerekçesinde de kabul edildiği üzere, dava konusu kuralda sayılan kişilerintâbi oldukları kanunlarda diğer disiplin yaptırımları ile birlikte meslektenveya kamu görevinden çıkarmanın usul ve esasları disiplin hükümleriçerçevesinde düzenlenmiştir. Gereklilik ilkesi uyarınca, kanunla öngörülentedbirin içeriği yanında yöntem itibariyle de uygun olup olmadığı, yani meşruamacı gerçekleştirmede temel haklara daha az sınırlama oluşturacak araçlarabaşvurulmasının mümkün olup olmadığı belirlenmelidir. Buna göre, sınırlamaamacını gerçekleştirebilecek daha hafif bir sınırlama aracı varsa daha ağır birsınırlama aracının seçilmesi mümkün değildir ve buna uyulmadan yapılandüzenlemeler gereklilik, dolayısıyla da ölçülülük ilkesine uygun düşmez.
Kararlarımızdada belirtildiği gibi, disiplin hukukundaki sübut şartları, maddî hakikateulaşılmaya çalışılan ceza hukuku ile aynı derecede olmadığı için, esasenkuralda belirtilen kişilerin kendi özel kanunlarındaki disiplin hükümleriçerçevesinde kamu görevinden çıkarılmalarının da yukarıda belirtilen meşruamaca ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıracağı söylenemez.
Başka biranlatımla, darbe teşebbüsünün hemen ardından ilân edilen olağanüstü hâl (OHAL) şartlarında,yukarıda belirtilen tehdit ve tehlikelerin âcilen bertaraf edilmesi amacıylaçıkarılan KHK’larla getirilen ve iki yıl boyunca uygulanan mezkûr tedbirlerin,OHAL’in sona ermesinden sonra dört yıl daha uygulanmasını öngören dava konusukuralın gerekli ve dolayısıyla Anayasanın 13. maddesine göre ölçülü olduğundansöz edilemez.
Bu itibarla,dava konusu kuralın sınırlama amaçlarına ulaşma bakımından gerekli olmadığı veanılan hakka ölçülü bir sınırlama getirdiğinden söz edilemeyeceği, bundan dolayıAnayasanın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğidüşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne karşıyım.
Diğertaraftan, yukarıda belirtilen sebeplerle ve 6216 sayılı Kanunun 43. maddesinin(4) numaralı fıkrasına göre, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A)fıkrasının birinci paragrafının dördüncü cümlesinin, beşinci cümlesinde yeralan “Görevden uzaklaştırılanlar veya…” ibaresi dışında kalan kısmının; ikinciparagrafının birinci ve ikinci cümlelerinin; (B) fıkrasının birinciparagrafındaki “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya …”ibaresi dışında kalan kısmı ile ikinci ve üçüncü paragraflarının, dördüncüparagrafının birinci cümlesindeki “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği,mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile ikinci cümlesinin; (E)fıkrasının “…ve (D)…” ibaresi dışında kalan kısmının; (G) fıkrasının birinciparagrafındaki “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…”ibareleri ile (a) bendi dışında kalan kısmının ve üçüncü paragrafının; (A), (B)ve (G) fıkralarında yer alan “…üç yıl…” ibarelerinin “…dört yıl…”şeklinde değiştirilmesinin de iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,çoğunluğun aksi yöndeki kararlarına katılmıyorum.
4.Çoğunluğun, 7145 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasınıniptali talebinin reddine ilişkin gerekçesinde; kuralın mülkiyet hakkı ilesözleşme hürriyetine sınırlama getirdiği, ancak bu sınırlamanın kanunîlik,meşru amaç ve ölçülülük yönünden Anayasanın 13. maddesine uygun olduğu,dolayısıyla kuralın Anayasanın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı bulunmadığıbelirtilmiştir.
7145 sayılıKanunun geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında; 5271 sayılı Kanunun 133.maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerde, ceza soruşturmasının başladığıtarihten Fonun kayyım olarak atandığı tarihe kadar, ortaklık pay ve haklarınailişkin olarak şirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlikişlemlerinin muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılacağı ve ticaret sicilindenresen terkin edileceği hükme bağlanmıştır.
Böylece,kural kapsamındaki devir ve temlikler (sözleşmeler), aksinin iddia ve ispatedilmesi mümkün olmayan kanunî bir karine oluşturulmak suretiyle geçersiz hâlegetirilmiştir. Bu yönüyle kural, anılan şirketlerdeki ortaklık pay ve haklarınıdevralan iyiniyetli üçüncü kişilere, oluşturulan kanunî karinenin aksini iddiave ispat etme imkânını tanımamış ve kuralın ihdas amacına uygun şekildeuygulanmasını sağlayarak keyfîlikleri önleyecek güvenceleri öngörmemiştir.
Nitekim, 7086sayılı Kanunun 4. maddesindeki benzer hüküm yakın tarihli bir kararımızla aynıgerekçeyle ve oybirliğiyle iptal edilmiştir (24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,K.2021/45 sayılı karar).
Açıklanansebeple bu kuralın da Anayasanın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu veiptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red kararına karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememizçoğunluğunca, 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.maddesiyle 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11.maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinci paragrafın “belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belliyerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçlarınseyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve” bölümünün, 13.maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a eklenen geçici 19. maddesinin (a) bendininikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin, 26. maddesiyle 27/6/1989 tarihlive 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 35. maddenin (A)fıkrasının birinci paragrafının birincicümlesinde yer alan “...üç yıl...”, “...Millî Güvenlik Kurulunca...” ve“…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibareleri dışında kalan kısmı ile dava konusuKanun’da iptali talep edilen benzer hükümler ve geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’yaaykırı olmadığına ilişkin kanaatine katılmamaktayım. Aşağıda sıraladığımgerekçelerle dava konusu bu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu için iptaligerekir.
A. 7145 Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle 10/6/1949 Tarihlive 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. Maddesinin (C) Fıkrasına Eklenenİkinci Paragrafta Yer Alan “belirliyerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceğişüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerdekişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilirveya kısıtlayabilir ve” Bölümü:
2. İptali talep edilen ikinci paragraf şu şekildedir: “Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkinciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirliyerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceğişüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerdekişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilirveya kısıtlayabilir ve ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınmasıve naklini yasaklayabilir.”
3. İlgili paragrafın “belirli yerlere girişi ve çıkışıkamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler içinsınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve”bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatindeyim.
4. Burada öncelikle ifade etmek gerekir ki valinin ildüzeyinde asayişin sağlanması konusunda yetkilendirilmesinde anayasal olarakbir sorun bulunmamaktadır. Yine bu amaçla il düzeyinde vali tarafından acildurumda bazı yetkilerin kullanılması da gerekebilir. Esasında bu biçimdekiyetkilerin kullanılması sayesinde kamu düzeni korunacağından kişilerin hak veözgürlüklerini daha rahat kullanabileceği bir ortamın oluşmasının sağlanacağıda söylenebilir. Bu yönü ile bakıldığında kuralla valiye bu biçimde yetkilerinverilmesinin meşru bir amacının bulunduğu ifade edilebilir.
5. Bununla birlikte bu bağlamda valiye verilecek yetkilerinAnayasa’daki pek çok hak ve özgürlüğün kullanılmasına sınırlama getirmesiihtimal dahilindedir. Dolayısıyla bu konudaki yetkilerin düzenlendiğikurallarda anayasal sınırlar dahilinde düzenleme yapılması önem arz etmektedir.
6. Kuralla kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatıdurduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağınailişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde vali belirli yerlere girişi veçıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişileriçin sınırlayabilecektir. Ayrıca vali yine kişilerin belli yerlerde veyasaatlerde dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilecekveya kısıtlayabilecektir.
7. Görüldüğü üzere iptali talep edilen kuralla valinin ildüzeyinde kişilerin Anayasa’nın 23. ve 34. maddelerinde güvence altına alınanhak ve özgürlüklerine esaslı biçimde müdahale etme imkânı söz konusudur.Kuralda kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiyeuğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerinbulunduğu durumlarda vali kişiler üzerinde bu yetkiyi kullanabilecektir.
8. Burada valiye verilen yetkinin çok ciddi sonuçlarınınolacağını dikkate almak gerekmektedir. Bununla birlikte valinin butasarruflarının yargı denetimine tabi olduğu hususu akla gelebilir. Ancak bahsekonu kural bağlamında seyahat ve toplanma özgürlüklerine yönelik müdahalelerdekişilerin buna yönelik başvurabileceği etkili yargısal yollar bulunmalı ve buyollardan kısa sürede sonuç alınabilmelidir. Aksi durumda hak ve özgürlüklerinkorunmasına yönelik yargısal denetimden etkili sonuç alabilmek mümkünolmayacaktır.
9. Nitekim hukuk düzeninde bu kural bağlamında valininkullanacağı bu tedbirlere yönelik başvurulduğunda kısa sürede sonuçalınabilecek bir mekanizma öngörülmediği görülmektedir. Normal idari yargıdüzeni işleyişinde, yapılan başvurulara yönelik, telafisi güç ve imkansız durumlarınvarlığı halinde devreye sokulabilecek olan yürütmeyi durdurma tedbiri bileuygulamadaki şekline bakıldığında her zaman bu kişilerin haklarını korumanoktasında kısa sürede sonuç verecek bir mekanizma olarak görülemeyebilecektir.Zira yürütmeyi durdurma şeklindeki tedbirin idari yargı mercilerince mutlakakısa sürede verilmesi gerektiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Bu nedenleuygulamada yapılan başvuru ile ilgili verilecek bir yürütmeyi durdurmakararının her zaman dava konusu kural bağlamında kişilerin haklarınıkullanmaları sürecinde onlara yapılacak hukuka aykırı müdahaleleri ortadankaldırabilecek şekilde etkili bir yargısal mekanizma olarak kabulü mümkündeğildir.
10. Öte yandan iptali talep edilen paragrafta valiyetanınan yetkilerin oldukça fazla olduğu da göze çarpmaktadır. Bu bağlamdavalinin il düzeyinde kişilerin belirli yerlere girişi ve çıkışınısınırlayabilmesi ve belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını, araçların seyirlerini kısıtlayabilmesi temel hak veözgürlüklere yönelik ciddi sınırlamalardır. Kaldı ki aynı paragrafta valinin buyetkileri çok kısa sayılamayacak bir süre olan on beş günlük süreye kadarkullanabilecek ve dolayısıyla kişilerin bu özgürlüklerini on beş güne kadarkullanamaması durumu söz konusu olabilecektir.
11. Dolayısıyla anılan yetkilerin kişilerin seyahat vetoplanma özgürlüklerine oldukça ağır müdahaleler getirmesi mümkündür. Buradakisürenin on beş güne kadar uzayabilmesi ise anılan müdahaleyi iyice ölçüsüz birnoktaya taşıyabilecektir. Özellikle de valinin kullandığı bu yetkilere yönelikbaşvurulup kısa sürede sonuç alınabilecek etkili bir yargısal mekanizmanınbulunmaması bu yetkinin hak ve özgürlükler üzerinde demokratik toplum düzeniningerekleriyle bağdaşmayacak derecede bir müdahaleye dönüşmesine imkantanıyacaktır.
12. Bu nedenle 5442sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (C) fıkrasına eklenen ikinciparagrafın “belirli yerlere girişive çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunankişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerindolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veyakısıtlayabilir ve” bölümünün Anayasa’nın 13., 23. ve 34. maddelerine aykırı olduğuiçin iptali gerekmektedir.
B. 7145 sayılı Kanun’un 13. Maddesiyle 3713 SayılıKanun’a Eklenen Geçici 19. Maddenin İlk Fıkrasının (a) Bendinin İkinci, Üçüncüve Dördüncü Cümleleri:
13. Dava konusu cümlenin yer aldığı maddede kuralınyürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl boyunca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap DördüncüKısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyetiçerçevesinde işlenen suçlar bakımından gözaltı süresinin yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günügeçemeyeceği öngörülmektedir.
14. Ancak devamında iptali talep edilen cümlede isedelillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniylegözaltı süresinin birinci cümlede belirtilen sürelerle bağlı kalmak kaydıyla,en fazla iki defa uzatılabileceği öngörülmektedir. Kanaatimce bu düzenlemeAnayasa’ya aykırı olup iptali gerekir.
15. Konumuzla ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin (5)nolu fıkrası şu şekildedir: “Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerineen yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saatve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerinde uzatılabilir”.
16. İptali talep edilen (a) bendinin ilk cümlesindekisüreler Anayasa’nın 19. maddesinin yukarıda yer verilen fıkrası ile uyumluolmasına rağmen bendin ikinci cümlesindeki bu sürelerin iki defauzatılabileceğine ilişkin hüküm Anayasa’nın bu açık hükmü ile çelişmektedir.Zira Anayasa’nın 19. maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki süreler azaminitelikte olup olağan dönemde bunların uzatılması mümkün değildir. Bu nedenledelillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle dahiolsa gözaltı süresinin dava konusu (a) bendinin birinci cümlesinde belirtilensürelerle bağlı kalmak kaydıyla, en fazla iki defa uzatılabileceğini öngörmekAnayasa’ya aykırı olacaktır.
17. Gözaltı süresinin uzatılması kapsamındaki suçlardikkate alındığında bu sürelerin uzatılmasının terörle mücadele amacıylagetirildiği anlaşılmaktadır. Olağanüstü halin kaldırılmasıyla birlikteAnayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının artık olağan dönemde bu maddedeki güvencelere tabi olduğu ve bumaddede belirtilen esaslara uygun biçimde sınırlandırılabileceğiunutulmamalıdır.
18. Her ne kadar gözaltı süresinin uzatılması ile ilgiliolarak bahse konu kuralda bunun Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine yakalanan kişinindinlenilmesi suretiyle hakim kararı ile verileceği öngörülse de bu biçimdekibir uzatmanın Anayasa’nın 19. maddesine aykırı olduğu ifade edilmelidir. Zirakişi hürriyeti ve güvenliği ile ilgili Anayasa’nın 19. maddesinin lafzı veyakalama konusuna ilişkin düzenleme biçimi olağan dönemlerdeki azami gözaltısüresinin bu maddenin beşinci fıkrasında belirtilen sürelerden daha fazlaolmasına imkân tanımamaktadır.
19. Bu bağlamda gerçekleştirilen denetimde esas alınanAnayasa’nın 19 maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki odaklanılacak hüküm “Kimse,bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz.” kuralıdır. Buradaki “hakim kararı” esasında tutuklama veyasalıverme aşamasında devreye girmekte olup kişinin hakim kararı ilehürriyetinden yoksun bırakılmasına karar verilmesi durumunda devreye girenaşama tutuklama aşamasıdır. Dolayısıyla bu aşamada Anayasa’nın öngördüğümaksimum gözaltı süresini hakim kararı ile olsa dahi yine uzatarak gözaltınındevamına karar verilmesi Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği maddesindekitemel yaklaşım ile çelişmekte olup kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınaAnayasa’ya aykırı müdahale anlamına gelmektedir.
20. Zira “hakim kararı olmaksızın” denilirken bunun sadeceuzatmaya yönelik verilen “şekli bir hakim kararı” olmadığı vurgulanmalıdır.Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının gerekçesinde bu konu ile ilgili “Amaç,sanığı en kısa zamanda bağımsız ve tarafsız hakim güvencesine kavuşturmaktır.” değerlendirmesineyer verilmiştir. Dolayısıyla buradaki hakim kararı, yakalanan kişi ile ilgilisorgu yapılmadan sadece gözaltı süresinin uzatılması amaçlı olarakgörülmemelidir.
21. Dolayısıyla dava konusu kuralda olduğu biçimdeki hakimkararı ile kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması işlemi esasında Anayasa’nın19. maddesi ile çelişmektedir. Nitekim iptali talep edilen cümledeki hakimkararı adeta gözaltı süresini uzatma anlamında bir formaliteye dönüşecekbiçimde kullanılabilecektir. Zira toplam olarak on iki günlük süre boyuncagözaltındaki kişi ile ilgili olarak hakim sadece uzatma şeklinde şekli birinisiyatife sahip olmaktadır.
22. Oysa Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının amirhükmü gereğince yakalanan kişi en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenensuçlarda en çok dört gün sonra artık kolluk gözetimindeki gözaltı süresinintamamlanması ile hakim kararı ile hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Bubağlamda hakim dosyayı görüp gözaltı süresini bitirecek şekilde kararvermelidir. Hakim elbette ki hürriyetten yoksun bırakmayı sürdürebilir. Ancakbunun Anayasa’nın hükmü gereği gözaltı süresinin uzatılması şeklinde değil,kişi hakkında tutuklama kararı verilmesi şeklinde olması gerekmektedir.
23. Öte yandan hakim huzuruna çıkarılma güvencesinin tamanlamıyla sağlanabilmesi için hakim tarafından yapılacak denetim suçişlendiğine dair belirtinin bulunup bulunmadığını, gözaltına almanın soruşturmayönünden zorunlu ve ölçülü olup olmadığını da kapsamalıdır. Anılan düzenlemedehakimin uzatma kararı verirken suç işlendiğine dair belirtinin varlığının devamedip etmediğini, gözaltına almanın soruşturma yönünden zorunlu ve ölçülü olupolmadığını incelemesini gerektiren bir kayıt bulunmamaktadır.
24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruincelemesinde Anayasa’nın 19. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile ilgiliyaptığı yorum da “hakim kararı” konusunda yukarıda açıklanmaya çalışılan görüşüdestekleyen şu şekildeki bir değerlendirmeyi içermektedir:
“Anayasa’nın19. maddesinin beşinci fıkrasına göre yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulmayerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüneçıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızınhürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerindeuzatılabilir. Bu süreler kişinin yakalanması ile başlar. Gözaltına alınan kişiserbest bırakılmazsa en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüne çıkarılıpsorguya çekilmesi gerekir.
Anayasa'nın 19. maddesinin beşincifıkrası yakalanan veya tutuklanan kişinin en geç azami gözaltı süreleri içindehâkim önüne çıkarılmasını düzenlemektedir. Maddede geçen ‘hakim önüneçıkarılır’ ifadesinin anlamı, sevk edilen kişinin hâkim tarafından Cumhuriyetsavcısının sevk talebi kapsamında sorgusunun yapılması işlemidir. Bu kapsamdasevk işlemi hukuken yapılmış olmakla birlikte fiili olarak hâkim tarafındansorgu işleminin başlamaması hâkim önüne çıkarılma olarak kabul edilemez. Öteyandan Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası gereğince kişinin huzurunaçıkarıldığı hâkimin tutma halini esastan inceleyecek ve tutulan kişininsalıverilmesine dair bağlayıcı karar verme yetkisini haiz, bağımsız ve tarafsızbir nitelikte olması gerekir”. (Bkz.: EmreSoncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020, §§ 55-56).
25. Diğer taraftan Anayasa’nın 19. maddesinin(5) numaralı fıkrasında geçen “Kimse bu süreler geçtikten sonra hakim kararıolmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz” şeklindeki ibareden hakim kararıolması halinde bu sürelerin uzatılabileceği anlamı çıkarılabilir. AncakAnayasa’nın 19. maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki anılan ibarenin devamındabu sürelerin olağanüstü hal ve savaş hallerinde uzatılabileceği öngörülmüştür.Diğer bir deyişle bu sürelerin uzatılması hali olağanüstü hal ve savaş hali ilesınırlandırılmıştır ve bu hallere özgülenmiştir. Dolayısıyla “Kimse busüreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksunbırakılamaz” şeklindeki cümlenin sonraki cümle ile birlikte okunmasıgerekmektedir. Geçici 19. maddeyle getirilen düzenleme ile gözaltı süreleriolağanüstü hal ve savaş hali olmamasına rağmen Anayasa’da öngörülen sürelerinüzerine çıkartılmıştır. Bu nedenle dava konusu düzenleme Anayasa’nın 19.maddesinin (5) numaralı fıkrası ile çelişmektedir.
26. Sonuç olarak ilgili maddede sayılar suçlar bakımından delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlıolması nedeniyle Anayasa’da öngörülen azami gözaltı sürelerinin aynı sürelerle en fazla iki defa uzatılabileceğiniöngören kuralın Anayasa’nın 19. maddesinin (5) numaralı fıkrasına aykırıolduğundan iptali gerekmektedir.
C. 7145 sayılıKanun’un 26. Maddesiyle 27/6/1989 Tarihli ve 375 Sayılı Kanun HükmündeKararname’ye Eklenen Geçici 35. Maddenin (A) Fıkrasının Birinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “...üçyıl...”, “...Millî Güvenlik Kurulunca...” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” İbaresi DışındaKalan Kısmı ile Dava Konusu Kanunda İptali Talep Edilen Benzer Hükümler:
27. Dava konusu kuralla terörörgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili yetkili kurul vekomisyonlarca uygulanacak meslekten çıkarma ve diğer tedbirlerdüzenlenmektedir. Bu kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminde asılodaklanılması gereken husus kamu görevlisi olanlar arasından terör örgütleriyleirtibatı veya bunlara iltisakı olduğu değerlendirilen kişiler hakkında ilgilikurum ya da komisyonlarca uygulanacak olan meslekten çıkarma tedbiridir.
28. Bilindiği üzere 15 Temmuz 2016darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen olağanüstü hal dönemi boyunca çıkartılanve ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafında kanunlaştırılan olağanüstühal kanun hükmünde kararnameleri ile olağanüstü halde terör örgütlerine veyaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenkamu görevlileri ile ilgili olarak çok sayıda kamu görevinden çıkarma kararıverilmişti.
29. Mahkememiz olağanüstü hal kanunhükmünde kararnameleri ile getirilen ve daha sonra kanunlaşan ve iptali talepedilen kurala benzer bir diğer kurala ilişkin yapmış olduğu denetimdeolağanüstü hal döneminde uygulanan bu kurala dayanılarak kamu görevindençıkarmanın olağanüstü halde başvurulan bir olağanüstü tedbir olduğunu ifadeederek dava konusu kuralın bu yönü ile Anayasa’nın 15. maddesine aykırıolmadığını ortaya koyarken aynı zamanda şu değerlendirmeye yer vermiştir:
“Kurallarla devlete sadakat bağıile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlikeoluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veyairtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamugörevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerininolağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertarafedilmesine yönelik olduğu açıktır” (Bkz.: AYM, E.2018/81, K.2021/45,24/06/2021, § 65).
30. İptali talep edilen kural ile iseolağanüstü hal uygulamasına son verildiği tarihten itibaren dört yıllık süreboyunca olağan dönemde de aynı şekilde terör örgütlerine iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin meslektençıkarılmaları şeklindeki kuralın yürürlükte kalması öngörülmektedir.
31. Kanaatimizce dava konusu kuralAnayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın korunması hakkınaaykırı olup iptali gerekmektedir. Bu bağlamda kuralın esası ile ilgiliAnayasa’ya uygunluk denetimi bağlamında asıl değerlendirilecek olan mesele iseolağanüstü halin yürürlükte olduğu dönemde kamu görevinden çıkarmalar konusundaesas alınan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisak yahut bunlarlairtibat bulunduğu şeklindeki kriterin yine kamu görevinden çıkarmalar konusundaolağan dönemde de uygulanması hususudur.
32. Kuralın Anayasa’ya aykırılığı ileilgili gerekçeleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
33. Birinci olarak, temel hak ve özgürlüklerin tabi olduğuhukuki rejim açısından Anayasa’nın öngördüğü olağanüstü hal ile olağan dönembirbirinden tamamen farklıdır. Olağanüstü hal bir hukuki rejim olmakla birliktetemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda olağan dönemdenfevkalade farklı kuralları bünyesinde barındırmaktadır.
34. İkinci olarak, 15 Temmuz 2016 tarihli askeri darbegirişiminden hemen sonra ilan edilen olağanüstü hal bağlamında somut durumunözelliklerine bakıldığında terör örgütü ile irtibatlı ve bunlara iltisakıolduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının olağanüstü halilan sebebi ve şartları dikkate alındığında Anayasa’nın 15. maddesi bağlamındaölçülü olduğu ve dolayısıyla terörörgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen kamu görevlilerinin kamu hizmetine girme hakkı veya özelhayatına yapılan müdahalenin durumun gerektirdiği ölçü kapsamında kaldığıdeğerlendirilebilir. Nitekim Mahkememizin içtihadı da bu yöndedir. (Bkz.: AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, §§64-129).
35. Bununla birlikte terörörgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen kamu görevlilerinin kamu görevinden çıkarılması şeklindeoluşturulan olağanüstü dönemdeki bu tedbiri neredeyse aynı usulüuygulamak Anayasa’daki olağan dönemde tabi olunması gereken temel haközgürlükler rejimi açısından uygun olmayacağı ifade edilmelidir. Zira olağandönemde olağanüstü halin yürürlükte olduğu dönem koşullarında oluşturulan veolağanüstü hal boyunca uygulanan standardın belli bir süre daha sürdürülmeyeçalışılması Anayasa’nın temel hak ve özgürlükler rejimi açısından yapmış olduğuolağan dönem – olağanüstü hal dönemi biçimindeki ayırım ile temeldençelişmektedir.
36. Üçüncü olarak, olağanüstü dönemde ortaya çıkan sorunlamücadele edebilmek amacıyla daha hızlı ve farklı bir usul takip edilerekAnayasa’nın 15. maddesinde ifade edildiği şekilde “durumun gerektirdiği ölçüde”bir tedbir olarak terör örgütlerine veyaDevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenkamu görevlilerinin kamu görevinden çıkarılmaları gerekebilir ve bu biçimdeki tedbirler Anayasa’nın 15. maddesindeki güvencelerle deçelişmeyebilir. Ancak olağan dönemde aynı yaklaşımın benimsenmesinin olağandönem temel hak ve özgürlükler rejimi güvenceleri ile çelişmeyeceğininsöyleyebilmek mümkün değildir.
37. Nitekim olağanüstü dönemde temel hakların durdurulması bağlamındaAnayasa’nın 15. maddesindeki “durumun gerektirdiği ölçüde” olma kriteri ileolağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması bağlamındaAnayasa’nın 13. maddesindeki başta ölçülülük ilkesi olmak üzere diğerkriterlerin aynı olmadığı unutulmamalıdır.
38. Dördüncü olarak, olağan dönemde temel hak veözgürlüklere yönelik getirilen bir sınırlamanın ölçülülüğünden önce demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığına da bakılması gerekir. Bukonuda öncelikle ifade etmek gerekir ki Anayasa’ya uygun bir olağanüstü haltedbiri pekala olağan dönemde demokratik toplum düzeninin gerekleri ileçelişebilir. Nitekim konumuz bağlamında da terörörgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen kamu görevlilerinin kamu hizmetinden çıkarılması şeklindeolağanüstü dönemde oluşturulan ve başvurulan bir tedbirin olağan dönemde debelli bir süreliğine uygulanmasının sürdürülmesi demokratik toplum düzeniningerekleri ile uyumlu görülemez.
39. Beşinci olarak, olağan dönemde terör örgütü ileherhangi bir şekilde ilişkilendirilebilecek kamu görevlileri mevcutsa, bunlarınkamu hizmetinden çıkarılmasında Anayasa’nın öngördüğü güvenceleri esas alarakdisiplin hukuku sürecinin işletilmesi her zaman mümkündür. Bu biçimdeki birsürecin işletilmesi sonucunda terör örgütleri ile ilişkilendirilebilecek kamugörevlilerinin kamu görevinden çıkarılmasının Anayasa’ya aykırılığından bahsedilmeside söz konusu edilemeyecektir. Terör örgütü ile ilişkilendirilebilecek kamugörevlilerini olağan dönemde kamu hizmetinden çıkarmada disiplin hukukusürecini işletmek esasında kamu görevlileri açısından da bir zorunluluk arzetmektedir.
40. Öte yandan disiplin hukuku sürecinin işletilmesisonucunda kamu görevinden çıkarma temel hak ve özgürlükler açısından dahagüvenceli bir sürecin işletilmesini de sağlamaktadır. Bununla birlikte davakonusu kuralda olduğu şekildeki bir olağanüstü hal tedbirini olağan dönemde debelli bir süreliğine uygulamaya çalışmak esasında Anayasa’nın normal dönemlerdetemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejiminde öngördüğü standardıniçini boşaltarak adeta olağanüstü hali belli bir süre boyunca olağanlaştırarakAnayasa’nın olağan dönemde temel hak ve özgürlükler rejimi için öngördüğügüvenceleri zayıflatacaktır.
41. Kanun koyucunun dava konusu kuralda yaptığı gibi terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğinekarşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakıyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin olağandönemde de kamu hizmetinden çıkarılmasışeklindeki uygulamayı olağanüstü halin kaldırılmasından itibaren sadece dörtyıllık bir süre için öngörmüş olması da esasında olağan dönemde asıluygulanacak sürecin disiplin hukuku yolunun çalıştırılması sonucunda kamugörevinden çıkarma olduğunu teyit etmektedir. Zira terörle ilişkisi olanlarıkamu görevinden çıkarma ihtiyacı sadece dört yıllık süre ile sınırlı kalmayacak,bu dört yıllık süreden sonra da gündeme gelebilecektir.
42. Dolayısıyla yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dörtyıllık süre bitiminden sonra dava konusu kural uygulanmayacağına göre buradaolağanüstü halin sona ermesiyle birlikte doğrudan disiplin hukuku süreciniişleterek kamu görevinden çıkarma seçeneğinin devreye sokulması Anayasa’nınolağan dönem temel hak ve özgürlükler rejimi açısından bakıldığında daha doğrubir yol olarak ortaya çıkmaktadır.
43. Öte yandan olağan dönemde devreye sokulan disiplinhukukunun gerek disiplin soruşturması süreci ve gerekse soruşturulan kişiyesoruşturma sürecinde ve kararın ortaya çıkmasından sonra tanınan haklarboyutuyla bakıldığında daha önemli güvenceler tanıdığı ve bu şekildeki idaritasarrufların hukuka uygunluğunun daha etkin biçimde yargısal denetime tabitutulduğu dikkate alındığında anayasal güvencelere aykırı bir uygulamaihtimalinin de diğerine nazaran çok daha az olacağı ifade edilmelidir.Ülkemizde yıllardır uygulanagelen disiplin hukuku mevzuatının önemli bir hukuki/ içtihadi birikime sahip olmakla çok daha güvenceli bir yol olduğunu dabu bağlamda yapılan değerlendirmede dikkate almak gerekmektedir.
44. İfade etmek gerekir ki olağan dönemde daha güvenceli olannormal disiplin hukuku süreci işletilerek gerçekleştirilen kamu görevindençıkarmalar esasında teröre karşı verilen mücadelede hukuken çok daha isabetlisonuçlar verecek ve demokratik hukuk devletinde terör örgütlerine ve bu vebenzeri oluşumlara karşı verilen bu mücadelenin meşruiyetini daha fazlagüçlendirecektir.
45. Sonuç olarak terörörgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna kararverilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğudeğerlendirilen kamu görevlilerinin kamu görevinden çıkarılması şeklindeolağanüstü hal dönemi boyunca uygulanan tedbirin olağanüstü hale sonverildikten sonra dört yıllık bir süre boyunca olağan dönemde de uygulanmasıAnayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı gösterilmesihakkına yönelik demokratik toplum düzeninin gerekleri ile uyumlu kabuledilemeyecek bir sınırlama niteliği taşımaktadır. Bu nedenle Anayasa’nın 13. ve20. maddelerine aykırı olduğundan dava konusu kuralın iptal gerekir.
D. 7145 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesinin (3) NumaralıFıkrası:
46. İptali talep edilen (3) numaralı fıkra hükmü şuşekildedir:
“4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve haklarınailişkin olarak soruşturmanın başladığı tarihten Fonun kayyım olarak atandığıtarihe kadar şirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlikişlemleri muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılır ve ticaret sicilinden resenterkin edilir.”
47. Görüldüğü üzere kuralla 5271 sayılı Kanun’un amir hükmüuyarınca kayyım atanan şirketlerde ceza soruşturmasının başladığı tarih ileTasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı tarihler arasındaşirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemleri geçersizsayılacak ve ticaret sicilinden terkin edilecektir. Kanun koyucu bu kurallaesasında bahse konu kayyım atanan şirketlerdeki devir ve temlik işlemleri ileilgili olarak aksinin iddia edilmesini ve ispatını mümkün görmeyen bir kanunikarine oluşturmuştur.
48. Bu nitelikteki işlemler dava konusu Kanun hükmü ile“muvazaalı” olarak kabul edildiği için yine Kanun’la bu işlemlere yönelik bubiçimdeki hukuki sonuçlar bağlanmıştır. Bununla birlikte bu biçimdeki birdüzenleme sorunludur. Zira hukukta bir işlemin muvazaalı olması veya muvazaalıolduğunun gündeme gelmesi durumunda bu nitelikteki muvazaalı işleminhükümsüzlüğünün ispatının da iddia eden tarafça ortaya konulması gerekmektedir.Oysa burada kanun koyucu adeta bir “peşin kabulle”, kayyım atanan şirketlerdeortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak soruşturmanın başladığı tarihtenTasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı tarihe kadar şirketortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemleri bu biçimdekimuvazaaya yönelik ispatı hiçbir şekilde devreye sokma ihtiyacı hissetmedenmuvazaalı olarak kabul ederek geçersiz saymaktadır. Dolayısıyla burada kanunhükmü ile kesin bir kanuni karine öngörülmüştür.
49. Bu biçimdeki bir karine ile kayyım atanan şirketlerdeceza soruşturmasının başladığı tarih ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonununkayyım olarak atandığı tarihler arasında şirket ortakları tarafından yapılmışdevir ve temlik işlemlerinin muvazaalı kabul edilerek geçersiz sayılmasıAnayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkını ve yine 48. maddesindeki sözleşmeözgürlüğünü sınırlandırmaktadır.
50. İptali talep edilen kuralın kamu düzeninin sağlanmasışeklindeki bir meşru amacı olduğu ve bu amaca ulaşmak için elverişli ve gerekliolduğu söylenebilir. Ancak Anayasa’nın 13. maddesine uygunluk denetimibağlamında bu biçimdeki bir sınırlamanın ölçülü olup olmadığının da tespitedilmesi gerekir.
51. Bu bağlamda dava konusu kural kesin bir kanuni karineolarak iyiniyetli üçüncü kişilerin işlemin muvazaalı olmadığı yönündekisavunmalarını gündeme getirmesini dahi imkânsız hale sokmaktadır. Zira kuralkayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve haklarına ilişkin olaraksoruşturmanın başladığı tarihten Fonun kayyım olarak atandığı tarihe kadarşirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemlerini herdurumda muvazaalı kabul etmektedir. Bu yönü ile bakıldığında kuralın ölçüsüzolduğu ortaya çıkmaktadır.
52. Nitekim Mahkememiz neredeyse aynı mahiyetteki kuralailişkin vermiş olduğu bir kararda bu biçimdeki düzenlemenin ölçüsüz birsınırlama getirdiği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı olduğu hususunda şudeğerlendirmeyi yapmıştır:
“Kural kapsamındaki devir ve temlikler (sözleşmeler),aksinin iddia ve ispat edilmesi mümkün olmayan kanuni bir karine oluşturulmaksuretiyle geçersiz hale getirilmektedir. Başka bir ifadeyle kayyım atananşirketlerde ortaklık pay ve hakkını devralan iyiniyetli üçüncü kişilerinkuralla getirilen kanuni karinenin aksini yani işlemin muvazaalı olmadığınıiddia ve ispat etme imkânları bulunmamaktadır. Bu yönüyle kuralın ihdas amacınauygun kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki keyfîlikleri önleyecek yasalgüvencelerin temin edilmediği anlaşılmaktadır.
Buna göre hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyleyürürlükte olan kanun hükümlerine uygun olarak kazanılan şirket ortaklık pay vehakkının aksinin iddia ve ispat edilmesi mümkün olmayan kanuni bir karineylemuvazaalı olduğu kabul edilerek ortadan kaldırılmasını öngören kural, kişilereaşırı bir külfet yükleyerek mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne orantısız vedolayısıyla ölçüsüz bir sınırlama getirmektedir”. (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, §§ 374-375).
53. Dolayısıyla yukarıda sıralanan gerekçelerle 7145 sayılıKanun’un Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 13., 35. ve48. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatinde olduğumdançoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Karşı Oy
25/07/2018tarih ve 7145 sayılı Kanunun 22. maddesiyle 7075 sayılı Kanunun değiştirilen10. maddesinin 1. fıkrasının 13. cümlesinde yer alan “Bu kişiler kamugörevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz”düzenlemesi ile benzer hükmün yer aldığı 7145 sayılı Kanunun 26. maddesiyle 375sayılı Kanuna eklenen geçici 35. maddenin B fıkrasının 3. cümlesi.
1. Söz konusudüzenleme ile olağan üstü hâl döneminde kanun hükmünde kararnameler ilegörevlerine son verilen kişilerin sonradan görevlerine dönmeleri durumundamünhasıran çıkartma işlemi nedeniyle tazminat talebinde bulunmalarına yasakgetirilmektedir.
2. Bu durumdabulunan kişilerin görevlerine kötü niyetli olarak son verilmesi ve bununsonradan belirlenmesi durumunda gerek kamunun ve gerekse işlemi yapan kişilerinhem tazminat hem de cezai sorumluluklarının bulunduğunda tereddütbulunmamaktadır.
3. Kural ilegetirilmek istenen hususun OHAL şartlarında alınan kararların kategorik olarakdava konusu edilmemesidir. Zira kural konusu yapılan işlemlerin tamamı olağanüstü hâl ilanından sonra ve bu dönem içerisinde kalan işlemlerdir.
4.Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alındığından mevcut düzenlemenin mutlakhaklarla ilgili bir yönü de bulunmadığından çoğunluğun iptal yönündeki görüşüneiştirak edilmemiştir.
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞI OY
A) 7145Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle 5442 Sayılı Kanun’un 11.Maddesinin (C) Fıkrasına Eklenen İkinci Paragrafla getirilen iptale konukuralda“…ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamugüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için on beş günü geçmemeküzere sınırlayabilir, belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,toplanmalarını veya araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir.” denilmektedir.
Bu maddeninAnayasa’ya aykırı olmadığına dair Genel Kurulun çoğunluk görüşünekatılmamaktayım.
Kural valilere kamu düzeni ya dagüvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler yönünden 15 günü geçmemeküzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirmek, kişilerin belliyerlerde veya saatlerde dolaşmaları, toplanmaları ve araçların seyirlerinindüzenlenmesi ve kısıtlanmasına karar verme yetkisi tanımak suretiyle seyahat hürriyeti ile toplantı ve gösteriyürüyüşü hakkına sınırlama getirmektedir.
Anayasa’nın “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlıklı 23. maddesinde herkesin yerleşme veseyahat hürriyetine sahip olduğu belirtilmiştir. Bireylerinserbestçe yer değiştirme hakkını ifade eden seyahat özgürlüğünün yurt içi vedışı seyahatleri kapsadığı açıktır.
Anayasa’nın 34. maddesinin birincifıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvenceye bağlanmaktadır. Toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin düşünce açıklamalarında bulunmakamacıyla açık veya kapalı mekânlarda, kamu otoriteleri ile üçüncü kişilerinmüdahalesi olmaksızın, geçici olarak bir araya gelebilme serbestisinikorumaktadır.
Anayasa’nın 34. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkının millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığınve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla vekanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. Buna göre demokratik toplumdavazgeçilmez bir hak teşkil eden toplantı ve gösteri yürüyüşleri, Anayasa’dabelirtilen meşru amaçlardan birine dayanılarak ancak istisnai hâllerdesınırlandırılabilir.
Anayasa’nın13. maddesinde ancak kanunlar sınırlanabilecek Temel hak ve hürriyetlerin,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeni ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir.
Sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olmasıyeterli olmayıp kuralın keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli nitelikleresahip olması gerekir. Bu kapsamda düzenlemenin belirli, ulaşılabilir veöngörülebilir olması gerekir.
Hukuk devletinin özünü oluşturan hak ve özgürlüklereyönelik sınırlamaların istisnai nitelik taşıması zorunludur. Demokratik hukukdevletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, temel hak veözgürlüklerin kullanımını aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.
Söz konusu getirilen kural ile tedbir kararının bir defadaen çok 15 günü geçmemek üzere uygulanabileceği düzenlenmiştir. Fakat bu kuralkapsamında birden fazla kez tedbir kararı verilmesine engel bir durumbulunmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Senih Özay başvurusunda(B.No: 2020/13969, 9/6/2020), benzer nitelikte birtedbir olan sokağa çıkma yasağını idari işlem olarak nitelendirmiş, tedbirekarşı idari yargıda açılacak iptal davasında, yasağın makul sürede yürütmesinindurdurulmasının mümkün olmasından dolayı etkili bir iç hukuk yolu olarakdeğerlendirilebileceğini, yürütmenin durdurulmasına makul sürede kararverilmemesi halinde ise davanın fiilen etkisiz hale geleceğini belirtmiştir.
“Demokratiktoplum kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin en geniş şekilde güvence altınaalındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev temel hak veözgürlükleri korumak ve geliştirmek, bunların etkili bir şekilde kullanılmasınısağlayacak tedbirleri almaktır. Bu kapsamda devlet, özellikle temel hak veözgürlükleri ortadan kaldıracak veya bunlara demokratik toplum düzeni ilebağdaşmayacak şekilde müdahale teşkil edecek tutumlardan kaçınmalı vebaşkalarından gelebilecek tehditlere karşı bireyleri korumalıdır.” (AYM,E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020).
Kuralın biridari işlem olarak yargı denetimine tabi olması tek başına yeterli değildir.Aynı zamanda yetkinin hukuka uygun kullanılmasınısağlayacak denetim mekanizmalarının oluşturulması ve yargısal makamlarınbu konuda en kısa sürede karar vermesini sağlayacak bir güvence içermelidir.
Kuralın sınırladığı temel hak ve özgürlükler bazen o ankullanılması ile anlam kazanır. Beklemeye alınacak, ertelenebilecek, sonrakullanılabilecek nitelikte değildir.
Uygulamada haklı, makul, hukuki bir sebep gösterilmedenadeta keyfi birçok örnekle karşılaşılabilmektedir. Nitekim, 22.6.2021 tarihindeBaro Başkanlarının, illerinden “Savunma yürüyor” adıyla başlattıkları yürüyüşAnkara girişi Eskişehir Yolunda durdurulmuşlar, 36 saat süreyle yağmur altındabekletilmişlerdir. Her biri hukukçu olan Baro Başkanları söz konusu engellemeyedair tedbirin kısa süreli olması, tedbire karşı hukuk sistemindebaşvurulabilecek etkin bir yolun bulunmaması sebebiyle herhangi bir yargıyoluna dahi başvuramamışlardır.
Bu açıdan tedbirlerin niteliği, süresi, bunlara karşıöngörülen yaptırımlar nedeniyle söz konusu temel hak ve özgürlüklere getirilensınırlamalara karşı acil müdahale yapılmasının zorunluluğu dikkate alındığındaidari yargı denetiminin her durumda keyfi uygulamalara karşı etkili ve ivedidenetim mekanizması olmadığından 7145 Sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle5442 Sayılı Kanun’un 11. Maddesinin (C)Fıkrasına Eklenen İkinci Paragrafla getirilen kuralın, Anayasa’nın 13., 23. ve 34. maddelerine aykırı olmasısebebiyle iptal talebinin reddine dairçoğunluk görüşüne katılmıyorum.
B) 7145 sayılı Kanun’un; 13. Maddesiyle3713 sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 19. Madde ile Maddede Değişiklik Yapan 7333Sayılı Kanun’un 11. Maddesiile belirli suçlar yönünden yürütülen ceza soruşturmasında Cumhuriyet savcısınakırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün süreyle gözaltıtedbiri uygulaması, yine belirtilen sürelerle ilgili hakime iki defayıaşmamak üzere gözaltı süresini uzatma yetkisi tanımakla kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sınırlama getirmektedir.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa’nın 19. maddesinde belirtilen nedenlerebağlı olarak kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüdesınırlanabilir. Ancak getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Anayasa’nın 19. maddesinin beşincifıkrasına göre yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeyegönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarakişlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu hükümile gözaltı için belirlenen süreler azami süreler olup uzatılması mümkündeğildir.
Oysa ki incelenen kural, iki defayıaşmamak üzere hakim kararıyla ek gözaltı süresi verilmesini hükme bağlamaksuretiyle gözaltı sürelerini Anayasa m.19 aykırı şekilde uzatmaktadır. Gözaltıkararı hakim kararına bağlanmak suretiyle örtülü tutuklamaya dönüşmektedir.
“Azami gözaltı süresinin öncedenbelirlenmiş olması nedeniyle gözaltı işlemini yapan makamlar, izin verilensürenin aşılmaması için gerekli bütün tedbirleri almakla yükümlüdürler. Buazami sürelerin aşılması halinde kişi hürriyeti ve güvenliği ihlal edilmişolacaktır (AYM, Emre Soncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020).”
Anayasa m.19 aykırı bu kural ile normlarhiyerarşisinin tepesinde olan Anayasanın tanıdığı temel güvenceler yok olacak,hukuki öngörülebilirlik kaybolacaktır.
Anayasa m.19’un gerekçesi incelendiğindeAnayasa ile azami sürelerin belirtildiği, bu sürelerin aşılamayacağıanlaşıldığı gibi, kurala gerekçe olacak hakim kararı ile bu sürelerinaşılabileceğine dair açıklamaya yer verilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle 7145 sayılıKanun’un; 13. Maddesiyle 3713 sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 19. Madde ileMaddede Değişiklik Yapan 7333 Sayılı Kanun’un 11. Maddesi ile hakime ikidefayı aşmamak üzere gözaltı süresini uzatma yetkisi tanımak suretiyle kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 13. ve 19.maddelerine aykırı olması nedeniyle iptal talebinin reddine dair çoğunlukgörüşüne katılmıyorum.
Üye
Kenan YAŞAR
1Leander-İsveç B. No. 9248/81, 26.3.1987, Gaskin-Birleşik Krallık B. No.10454/83, 7.7.1989