ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2018/9
Karar Sayısı : 2018/84
Karar Tarihi : 11/7/2018
R.G.Tarih- Sayısı : 15/11/2018 - 30596
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 7. Asliye HukukMahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114.maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı bendinin,
B. (2) numaralı bendinin
Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
OLAY: Borçlunun hakkında icra takibibaşlatılmasından sonra kendisine ait taşınmaz hisselerini mal kaçırmak vealacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla gerçek satış bedelinden daha düşükbedelle kardeşine devretmesi sebebiyle açılan tasarrufun iptali davasında, itirazkonusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri veyürürlüklerinin durdurulması için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı 278. maddesişöyledir:
“Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecekmal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya acizvesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan eneskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içindeyapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır.
Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyigeçemez.
Aşağıdaki tasarruflar bağışlama gibidir.
1. (Değişik : 9/11/1988-3494/53 md.) Karı ve koca ile usul vefüru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar,evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,
2. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göreborçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,
3. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydıhayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadarbakma akitleri,”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, MuammerTOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, RecaiAKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 14/2/2018 tarihindeyapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural vesınırlama sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasınınciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükmün iptali için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemeninAnayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemeningörevine giren bir davanın bulunması, iptali istenen kuralın da o davadauygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanındeğişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olankurallardır.
3. Başvuran Mahkeme; 2004 sayılı Kanun’un 538 sayılıKanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının, 3494sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendi ile (2) numaralıbendinin iptalini talep etmiştir.
4. 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının(1) numaralı bendinde, karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhrenüçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlıkarasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği hükmebağlanmıştır.
5. Başvuran Mahkemede görülmekte olan dava,hakkında icra takibi başlatılmasından sonra borçlunun kendisine ait birtakımtaşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak maksadıylagerçek satış bedelinden daha düşük bedelle kardeşine devretmesi sebebiyleaçılan tasarrufun iptali davasıdır. Somut olayda iptali istenen tasarrufunkardeşler arasında gerçekleştiği; karı ve koca ile usul ve füru, sıhrihısımlar, evlat edinen ve evlatlık arasında yapılan bir tasarruf işlemibulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Kanun’un 278. maddesinin üçüncüfıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “Karı ve koca ile usul vefüru, …sıhren …, evlat edinenle evlatlık…” ibarelerinin uyuşmazlıktauygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ibareler yönündenbaşvurunun mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
6. Öte yandan Kanun’un 278. maddesinin üçüncüfıkrasının (1) numaralı bendinin kalan bölümünde yer alan “arasındayapılan ivazlı tasarruflar” ibaresi bentte sayılan akrabalıkilişkilerinin tamamı yönünden geçerli ortak kural, yine “üçüncüdereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar” ibaresi neseben ve sıhrenhısımlar yönünden geçerli ortak kural niteliği taşımaktadır. Bu nedenle kuralınkalan bölümüne ilişkin esas incelemenin bakılmakta olan davanın konusugözetilerek “…neseben veya…” ibaresi ile sınırlı olarakyapılması gerekmektedir.
7. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcrave İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyledeğiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı bendinin;
1. “Karı ve koca ile usul ve füru, … sıhren …, evlatedinenle evlatlık…” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunanMahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, buibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. Kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkinincelemenin bentte yer alan “…neseben veya…” ibaresi ilesınırlı olarak yapılmasına,
B. (2) numaralı bendinin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
8. Başvuru kararının “KARAR” başlıklıbölümünde gerekçe belirtilmeksizin itiraz konusu kuralların yürürlüklerinindurdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
9. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “İtiraz başvuru kararı veekleri” başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “Yürürlüğüdurdurma talebi varsa, yürürlüğün durdurulmaması durumunda doğacak olantelafisi imkansız zararların açıklanması” gerektiği belirtilmektedir. Ancakbaşvuran Mahkeme tarafından bu konuda bir gerekçe belirtilmediği, yalnızcayürürlüğün durdurulması talebinde bulunulduğu görülmüştür. Bu nedenle sözkonusu talebin yöntemine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
10. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra veİflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyledeğiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “…neseben veya…” ibaresinin,
B. (2) numaralı bendinin
yürürlüklerinin durdurulması taleplerinin 30/3/2011 tarihli ve6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygunolmadığından REDDİNE, 14/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafındanhazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılanAnayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. MaddesiyleDeğiştirilen 278. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının 3494 Sayılı Kanun’un 53.Maddesiyle Değiştirilen (1) Numaralı Bendinde Yer Alan “…neseben veya…” İbaresininİncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
12. Başvuru kararında özetle alacaklıların zarara uğramasınıengellemek amacıyla mülkiyet hakkını sınırlandıran düzenlemenin kamu yararıtaşımadığı, alacaklıların zarara uğradığı iddiasının 2004 sayılı Kanun’un 279.ve 280. maddeleri ile 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun19. maddesi kapsamında ileri sürülmesinin zaten mümkün olduğu, açılacakdavalarda tasarrufun gerçek bir tasarruf olup olmadığı ile gerçek bedelinödenip ödenmediği hususlarında ispat hakkının tanınmadığı, lehine tasarrufyapılan kişiye savunma hakkı verilmediği, düzenlemenin mülkiyet hakkının özünedokunduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
13. İtiraz konusu kuralda; karı ve koca ile usul ve füru, nesebenveya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenleevlatlık arasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabuledileceğiöngörülmüştür. İtiraz konusu kural “… neseben veya …” ibaresidir.
14. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”denilmektedir.
15. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Menkul ve gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğuhususunda tereddüt bulunmamaktadır.
16. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemekve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma vemülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veyamülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
17. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında, mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Zira mülkiyethakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamaması, devletin mülkiyetinkullanımını toplum yararına uygun olarak düzenleyebilmesini gereklikılmaktadır. Bu durumda da devletin mülkiyetin kullanımını düzenleme yetkisinesahip olduğunun kabulü zorunludur.
18. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyenAnayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
19. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
20. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’daöngörülen nedenlere bağlı olarak demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. Bu bakımdanmülkiyet hakkına getirilen sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibiAnayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
21. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerinkullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkıkullanılamaz hâle getiren veya ortadankaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak veözgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratiktoplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunlasınırlandırılabilir. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükleregetirilen sınırlamanın bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazlaolması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsunkısıtlamaların bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli birözgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracakdüzeye vardırılmaması gerekir.
22. Öte yandan Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileriönünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkınasahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün enönemli iki ögesini oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, buhakların eksiksiz kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacakyasa kurallarının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir.
23. Demokratik toplum, hak arama özgürlüğünün tüm bireyleraçısından en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir.Demokrasilerde devlete düşen görev; bireyin hak arama özgürlüğünü kullanabilmeimkânına sahip olmasını sağlamak, bu imkânı ortadan kaldırmaya yöneliktutumlardan kaçınmak ve bu yönde gelebilecek olumsuz müdahaleleriengellemektir. Hak arama özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı olmaması gerekir.
24. İtiraz konusu kuralda, 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamımaddelerinde öngörülen iptal davası yönünden borçlunun neseben üçüncü dereceyekadar (bu derece dâhil) hısımları ile yaptığı ivazlı tasarruflarınbağışlama gibi kabul edileceği düzenlenmiştir. Bağışlama olarak kabul edilen butasarruflar 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındabelirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veya aciz vesikasıverilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunan alacaklardan eneskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan süreçte ve haciz,aciz veya iflastan önceki iki sene içinde yapılmış olması hâlinde iptaledilebilecektir.
25. Kural olarak borçlunun mallarının haczedilmesinden, acizhâline düşmesinden veya iflasına karar verilmesinden önceki süreçte mal varlığıüzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanmamıştır. Borçlunun bu süreçte mal varlığıüzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunma hak ve yetkisi Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının bir gereğidir.Ancak itiraz konusu kuralın yer aldığı Kanun’un 277. ve devamı maddelerikapsamında borçlunun hacizden, acizden veya iflastan önce yapacağı birtakımşüpheli tasarrufların iptal edileceği düzenlenmiştir. İptal davası, sonucuitibarıyla borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf işleminin geçerliliğinietkilememekte; borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işlemi geçerli kalmaya devametmektedir. Ancak iptal davası lehine sonuçlanan alacaklı tasarruf konusu malıhaczettirerek satış bedelinden alacağını alma hak ve yetkisine sahip olduğundantasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan üçüncü kişi cebri icra işlemlerinekatlanma yükümlülüğü altına girmektedir. Bu bakımdan her ne kadar iptaldavasının borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işleminin geçerliliğine biretkisi bulunmasa da iptale konu tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturanüçüncü kişi iptal davası sebebiyle mal varlığında meydana gelen azalmayıborçludan geri isteyebilecektir. Borçlunun henüz mal varlığı üzerindekitasarruf yetkisinin hukuken kısıtlanmadığı bir dönemde gerçekleştirmiş olduğutasarruf işlemlerine daha sonra malen veya nakden sorumluluğunu doğuracakşekilde sonuç bağlayan ve tasarrufta bulunulan üçüncü kişiye cebri icraişlemlerine katlanma yükümlülüğü getiren itiraz konusu kural, borçlu vetasarrufta bulunulan üçüncü kişinin mülkiyet hakkına müdahale teşkiletmektedir. Borçlunun belirli kişilerle yapacağı ivazlı tasarruf işlemlerinibağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin mülkiyet hakkının kullanımınındüzenlenmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
26. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamuyararı amacıyla sınırlanabilir. Kamu yararı kavramı, devlet organlarınıntakdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanımaelverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesigerekir. İtiraz konusu kuralda belirtilen neseben üçüncü dereceye kadar(bu derece dâhil) hısımlar arasındaki ivazlı tasarrufların bağışlama olarakkabul edilmesi borçlunun henüz haciz, aciz veya iflas hâli gerçekleşmemişolmakla birlikte bu hâllerden birinin yakında gerçekleşmesinin kuvvetlemuhtemel olduğu kritik zamanlarda şüpheli tasarruflarda bulunması, butasarrufları genellikle bir başka isim altında gizlemesi ile bu tasarruflarıngerçekte ivazsız olduğunun ve tarafların bu husustaki gerçek iradelerininalacaklı tarafından ispat edilmesinin oldukça zor olmasından kaynaklanmaktadır.Bu kapsamda düzenleme, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmasını ve alacaklılarınalacağın tahsiline yönelik çabalarının sonuçsuz kalmasını önlemeyi; tasarrufişleminin taraflarının çoğu zaman dış dünyaya yansımayan gerçek iradelerininortaya konulmasının zorluğu sebebiyle alacaklıya ispat kolaylığı sağlamayıamaçlamaktadır. Bu şekilde toplumdaki ekonomik dengelerin, toplumsal barış veadaletin sağlanmasına katkı sunması beklenen kuralın kamu yararınıgerçekleştirmeye yönelik olmadığı söylenemez.
27. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönükolması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması, malike aşırı ve orantısız birkülfet yüklememesi gerekir. Öncelikli olarak itiraz konusu kuralda, borçlununneseben tüm hısımları ile yapacağı ivazlı tasarruflar bağışlama olarak kabuledilmemiştir. İtiraz konusu kuralda yer alan nesep yönünden hısımların borçluile arasında kan bağı bulunan, hayatın olağan akışı kapsamında genel olarakborçlunun yakınında bulunan, onun durumunu bilebilecek, çoğu zaman aralarındagüven ilişkisi olan hısımlar olarak genişletildiği ve bu özelliklerigözetilerek hısımlığın üçüncü derece ile (bu derece dâhil) sınırlandırıldığıanlaşılmaktadır. Esasen bazı hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarruflarıbağışlama olarak kabul eden düzenlemedeki hısımlık derecesi, alacaklılardan malkaçırmak amacıyla gerçekleştirilen şüpheli tasarrufların önlenebilmesi veöngörülen amacın işlerliğinin korunabilmesi bakımından zaman içindegenişletilmiştir. Nitekim itiraz konusu kuralda değişiklik yapan 538 sayılıKanun’un 114. maddesinin ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesinin gerekçelerindede ifade edildiği şekilde ilk olarak ana, baba ile evlat ve karı kocaarasındaki ivazlı tasarrufları bağışlama hükmünde kabul eden düzenleme zamaniçinde yetersiz kaldığından, şüpheli tasarrufların önlenebilmesi bakımındanyakın akrabalar kategorisi genişletilerek ihtiyaçlar doğrultusunda akrabalıkderecesi üçüncü dereceye kadar çıkarılmıştır.
28. Bağışlama olarak kabul edilen ivazlı tasarrufların iptaledilebilmesi ayrıca belli şartların varlığına bağlanmıştır. Bu bakımdanbaşlatılan icra takibinin kesinleştirilmiş olması ile alacağın kısmen veyatamamen alınamaması durumunda iptal davası açılabilecek ve ancak alacaklınınalacağının doğumundan sonra borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarrufişlemleri iptal konusu olabilecektir. İptal edilebilecek tasarruflar süreyönünden de ayrıca sınırlandırılmış olup ancak hacizden, aciz hâlinden veyaiflasın açılması tarihinden başlayarak geriye doğru son iki yıllık süreçtegerçekleştirilen tasarruflar iptal edilebilecek ve iptal davası ancak iptaletabi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süre içindeaçılabilecektir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde mülkiyet hakkınamüdahale teşkil eden itiraz konusu kural sebebiyle iptal davası açılabilmesininbelli şartların gerçekleşmesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
29. Öte yandan mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden itiraz konusukuralda; neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasındayapılan ivazlı tasarrufların başka hiçbir koşula bağlı bulunmaksızın bağışlamagibi olduğu, aksinin iddiası ve ispatı mümkün olmayan bir olgu olarak kabuledilmiştir. Bu bakımdan tasarruf konusu malın değerinin tam olarak veyafazlasıyla ödenmiş olması, tasarruf işleminin borçlunun alacaklılarının damenfaatine bulunması, alacaklıların tasarruf işlemi dolayısıyla zarargörmemesi, alacaklıların alacağı tahsil ve cebri icra imkânlarınınzorlaştırılmamış hatta kolaylaştırılmış olması sonucu değiştirmeyecektir.Neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında gerçekleşenivazlı tasarruflara kesin olarak bağışlama sonucunu bağlayan itiraz konudüzenleme, taraflara belirtilen hususlarda iddia ve savunmada bulunma, buhususların ispatı yönünden delil, bilgi ve belge sunma imkânı vermemektedir. Buyönüyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasındagözetilmesi gereken makul dengeyi malik aleyhine bozan düzenlemenin ulaşılmakistenen amaç ile orantılı olduğu söylenemez.
30. İtiraz konusu kural, kamu yararı ile kişisel yarar arasındakidengeyi bozmak suretiyle mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüzbiçimde sınırlandırılmasına neden olmaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle kuralda yer alan “…nesebenveya …” ibaresi Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır.İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görülerekiptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. ve 10. maddeleri yönündenincelenmesine gerek görülmemiştir.
B. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. MaddesiyleDeğiştirilen 278. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (2) NumaralıBendinin İncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
32. Başvuru kararında özetle Kanun’un 277. ve devamı maddelerindedüzenlenen iptal davası yönünden akdin yapıldığı sırada borçlunun ivaz olarakpek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama olarak kabul edilmesineilişkin kuralın da (1) numaralı bent için ifade edilen gerekçelerle Anayasa’nın2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
33. İtiraz konusu kuralda, akdin yapıldığı sırada kendi verdiğişeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiğiakitlerin bağışlama gibi kabul edileceği öngörülmüştür.
34. Düzenleme uyarınca 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamı maddelerindeöngörülen iptal davası yönünden, tasarrufu gerçekleştiren kişilerin yakınlıkderecesinden veya tasarrufu gerçekleştirdikleri sıradaki gerçek iradelerindenbağımsız olarak borçlunun, akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerinegöre ivaz olarak çok düşük bir bedel kabul ettiği akitler bağışlama olarakkabul edilecek ve 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve ikincifıkralarında belirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veyaaciz vesikası verilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunanalacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olansüreçte ve haciz, aciz veya iflastan önceki iki sene içinde yapılmış olmasıhâlinde iptal edilebileceklerdir.
35. Borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisininhenüz kısıtlanmadığı bir dönemde mülkiyet hakkının kapsamında olduğuna kuşkubulunmayan mal varlığı değerleri üzerinde ivazlı veya ivazsız olarak istediğigibi tasarrufta bulunması mülkiyet hakkının bir gereğidir. Ancak borçlunun haciz,aciz hâli ve iflastan önceki yakın süreçte gerçekleştirmesi mümkün şüphelitasarrufların önlenebilmesi, alacaklıların korunması ile ispat yönündenyaşanacak güçlüklerin giderilmesi bakımından borçlunun haciz, aciz hâli veiflastan kısa bir süre öncesine denk gelen zamanda gerçekleştirdiği ivazlıtasarruflardan, akdin yapıldığı sırada ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabulettiği tasarruflar bağışlama olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda itiraz konusukural sonuçları ve amacı itibarıyla 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesininüçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin “… neseben veya …” ibaresiylesınırlı olarak Anayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümde açıklananaynı gerekçelerle mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekte olup ivazlı olmasınarağmen ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilen tasarruf işlemlerinibağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin mülkiyet hakkının kullanımınındüzenlenmesine yönelik olduğu ve kamu yararı amacı taşıdığıanlaşılmaktadır. Bununla birlikte düzenlemenin ölçülü bir sınırlamaniteliğinde olup olmadığının da ayrıca incelenmesi gerekir.
36. İtiraz konusu kural kapsamında kalan tasarrufların temelözelliği, ivazlı olmalarına rağmen karşı tarafın elde ettiği menfaat ileeşdeğer bir menfaatin borçlunun mal varlığına girmemiş olmasıdır. Bu şekildeyapılan kazandırma, edimde bulunulan lehine karşılıksız kaldığı ölçüdeborçlunun mal varlığının aktifi azalmış olacaktır. Bu durumun alacaklılarınaleyhine olduğu kuşkusuzdur. Buna rağmen akdin yapıldığı sırada ivaz olarakaşağı bir fiyatın kabul edildiği tüm akitler bağışlama olarak kabul edilmemiş,edimler arasındaki orantısızlığın ciddi olduğu ve objektif olarak makulkarşılanmasının beklenemeyeceği durumlarla sınırlı olarak tasarruf işlemibağışlama gibi kabul edilmiştir.
37. Yine ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilmesi sebebiylebağışlama olarak nitelendirilen tasarrufların iptal edilebilmesi ve iptaldavası açılması, 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının(1) numaralı bendinin “… neseben veya …” ibaresininAnayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümdedetaylı olarak açıklananbelli şartların gerçekleşmesine bağlanmış ve süre yönünden de ayrıcasınırlandırılmıştır.
38. İtiraz konusu kural, alacaklıya ispat kolaylığısağlayarak borçlunun gerçekleştirilen tasarruf işleminde ivaz olarak pek aşağıbir fiyat kabul edildiğinin alacaklı tarafından ortaya konulmasını tasarrufunbağışlama sayılması bakımından yeterli görmüştür. Ancak bu durumun aksininiddia ve ispatı mümkün olup borçlu veya tasarruf işleminin tarafı olan üçüncükişinin tasarruf işleminin gerçek değere yakın veya gerçek değer üzerindenyapıldığını ortaya koyması, bu yönde iddia ve savunmada bulunması, buna ilişkinbilgi, belge ve delillerini sunmak suretiyle tasarrufun iptal edilmesini önlemesimümkündür. Bu bakımdan gerçek anlamda ivaz olarak pek aşağı bir fiyatın kabuledildiği akitleri bağışlama gibi kabul eden, şeklen bağışlama gibi görünentasarruflar yönünden ise tasarrufun karşılıklı ve birbirine uygun edimlerlegerçekleştirildiği yönünde iddia, savunma ve ispat olanakları sunan itirazkonusu kuralın kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adildengeyi bozduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
39. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
40. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kuraltekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğühâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararınınyürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceğibelirtilmektedir.
41. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesininüçüncü fıkrasının, 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “...neseben veya…” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek niteliktegörüldüğünden Anayasa’nın 153.maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrası gereğince iptalhükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonrayürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun,18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278.maddesinin üçüncü fıkrasının;
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyledeğiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “...neseben veya…” ibaresininAnayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa’nın153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAKDOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
B. (2) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE,
11/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ