ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2018/99
Karar Sayısı: 2021/14
Karar Tarihi: 3/3/2021
R.G. Tarih-Sayısı: 7/5/2021-31477
İPTAL DAVASINI AÇAN: TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 124milletvekili (E.2018/99)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: 1- Eğil Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2019/92)
2- Dicle Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2020/20)
DAVA VE İTİRAZIN KONUSU: 21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Vergi Kanunları ile BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 27. maddesiyle4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinindeğiştirilen altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinin,
B. 28. maddesiyle2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin,
C. 35. maddesiyle21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve GörevleriHakkında Kanun’a (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılıKanun Hükmünde Kararname ile “Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu”şeklinde değiştirilmiştir) eklenen ek 12. maddenin,
Ç. 54. maddesiyle28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç YönetimininDüzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesine eklenen “Tek hazine kurumlarhesabı” tanımının,
D. 55. maddesiyle4749 sayılı Kanun’un;
1. 12. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen yedincicümlenin,
2. 12. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralarda yeralan “…belediyeler, il özel idareleri,…”ibarelerinin,
E. 82. maddesiyle15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve YayınHizmetleri Hakkında Kanun’a eklenen 29/A maddesinin,
F. 87. maddesiyle20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ileBazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’aeklenen ek 1. maddenin;
Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 9., 13., 22., 26., 35., 36.,73., 87., 90., 127. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerineve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 27. maddesiyle2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrası şöyledir:
“(Değişik altıncı fıkra: 21/3/2018-7103/27 md.) Barajinşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavirtaşınmaz mallar, kamulaştırma işleminin tamamlandığına ilişkin ilanınindirildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sahiplerinin yazılı başvurusuüzerine çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı,ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerindenilgili valilikte kurulan komisyon tarafından incelenir. Komisyonca yapılaninceleme sonucunda çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzenininbozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına kararverilmesi halinde taşınmaz mal kamulaştırmaya tabi tutulur. Taşınmaz malsahibinin bu kapsamda açacağı davalarda ilgili valilik komisyonuna başvurulmasıdava şartıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar Cumhurbaşkanıncayürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. Bu suretle kamulaştırılan mücavirtaşınmaz mallar hakkında 22 nci ve 23 üncü maddeleruygulanmaz. İdare, bu taşınmaz mallar üzerinde imar mevzuatı hükümlerini de gözönünde tutarak dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve gerektiğinde Hazineyebedelsiz olarak devredebilir.”
2. 28.maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. madde şöyledir:
“Geçici Madde 13- (Ek: 21/3/2018-7103/28 md.)
Bu Kanunun 12 ncimaddesinin altıncı fıkrası hükümleri, görülmekte olan davalarda da uygulanır vedava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilerek, dava açanlarındosyalarının mahkeme tarafından ilgili valilik komisyonuna gönderilmesine kararverilir. Reddedilen davalarda yargılama gideri kamu üzerine bırakılır ve davalıidare lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.”
3. 35. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen ek 12. maddeşöyledir:
“Sporcu ücretlerinden tevkifyoluyla alınan gelir vergisinin iadesi
Ek Madde 12- (Ek: 21/3/2018-7103/35 md.)
Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye FutbolFederasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’defaaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermayeşirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgilivergi dairesine kanuni süresinde beyan edilen ve ödenen gelir vergisitutarları, ilgili işverence Türkiye’de kurulu bankalarda açılmış olan özelhesaplara, ödemeyi takip eden beş iş günü içinde ilgili vergi dairesitarafından 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre,bu maddenin dördüncü fıkrası kapsamındaki alacaklar hariç, 21/7/1953 tarihli ve6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 23 üncü maddesihükmü uygulanmaksızın red ve iade edilir.
Özel hesaba aktarılan tutarlar aşağıdakiharcamalar dışında kullanılamaz.
a) Amatör spor dallarında sportiffaaliyet gösteren sporculara, bunların çalıştırıcılarına ve diğer sporelemanlarına yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler (Bu hesaptan yapılanödeme, her bir sporcu, çalıştırıcı ve diğer spor elemanları için yıllık olarak31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun103 üncü maddesinde yazılı tarifenin üçüncü gelir diliminde yer alan ve ilgiliyılda ücretler için geçerli olan tutarın üç katını aşamaz.),
b) Bu fıkranın (a) bendi kapsamındakisporcu, çalıştırıcılar ve diğer spor elemanlarının, sportif faaliyetlerineilişkin iaşe, ibate, seyahat, sağlık, eğitim-öğretim harcamaları ile amatörspor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman,federasyon vize, lisans, tescil ve katılım harcamaları.
Özel hesaba aktarılan iade tutarlarıile bu hesaptan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarındagelir, gider, indirim veya maliyet olarak dikkate alınamaz.
Özel hesaptan amaç dışı kullanılan vergiiadeleri, amaç dışı kullanıldığı vergilendirme dönemine ilişkin gelir (stopaj)vergisi olarak özel hesap açılan mükellef adına 213 sayılı Kanundaki esaslaragöre vergi ziyaı cezası kesilerek tarh edilir ve gecikme faizi hesaplanır.
Özel hesapta yer alan tutarlar, bumaddenin dördüncü fıkrası kapsamındaki alacaklar hariç, rehnedilemez vehaczedilemez.
Özel hesabın oluşturulması, idaresi, buhesaba aktarılan tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile maddeninuygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye, Maliye Bakanlığı veGençlik ve Spor Bakanlığı müştereken yetkilidir.”
4.54. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’un 3. maddesine eklenen “Tek hazinekurumlar hesabı” tanımı şöyledir:
“Tek hazine kurumlar hesabı: (Ek:21/3/2018-7103/54 md.) İşsizlik SigortasıFonu hariç olmak üzere kamu idarelerinin malî kaynaklarının bütçenin gelir vegider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin karşılığı Hazineden alacakkaydedilmek üzere toplandığı ve Müsteşarlık tarafından yönetilen hesabı,”
5.55. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinin yedinci cümlenin eklendiğidördüncü fıkrası ile anılan maddeye eklenen beşinci ve altıncı fıkralarşöyledir:
“Hazine Müsteşarlığı dışında kalangenel bütçe kapsamındaki idareler kendi bütçeleri veya tasarrufları altındabulunan her türlü mali kaynaklarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında veyamuhabirinde açılacak hesaplarda toplarlar. Kamu bankaları, Türkiye Varlık FonuYönetimi Anonim Şirketi ve Türkiye Varlık Fonu ile bunların finansman teminiamacı ile kuracakları fon ve şirketler, mazbut vakıflar, özel kanunla kurulmuşkamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ilekefalet ve yardımlaşma sandıkları hariç olmak üzere özel bütçeli idareler,sosyal güvenlik kurumları, özel kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiylekurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlar ile döner sermayeler,fonlar, belediyeler, il özel idareleri, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bumaddede sayılanların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile birliklerikendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan her türlü mali kaynaklarınıTürkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında veya Cumhurbaşkanının onayıylabelirlenecek esaslar dahilinde Türkiye’de yerleşik bankalar nezdinde kendiadlarına açtıracakları hesaplarda toplarlar. Bu maddede sözü edilen kurumlartahakkuk etmiş tüm ödemelerini bu hesaplardan yaparlar. Kamu kaynaklarının bumadde hükümlerine aykırı şekilde değerlendirilmesinden elde edildiği tespitedilen nemalar genel bütçeye gelir kaydedilir. İlgili kamu kurum vekuruluşlarının yetkilileri ile muhasebe yetkilileri yukarıda bahsi geçenhükümlerin yerine getirilmesinden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar. Bufıkra kapsamındaki hususlara istisna getirmeye, uygulamaya ilişkin esaslarıbelirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Yukarıda sayılanlardan malî kaynaklarıtek hazine kurumlar hesabı kapsamında değerlendirilecek olanları belirlemeyeBakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(Ek fıkra: 21/3/2018-7103/55 md.) Tek hazinekurumlar hesabının ve buna bağlı olarak açılacak banka hesaplarının işleyişi,tek hazine kurumlar hesabı kapsamındaki kurum ve kuruluşların Müsteşarlıktanolan nakit talepleri ile ödeme ve tahsilat tahminlerinin Müsteşarlığabildirilmesi, Müsteşarlıkça nakit taleplerinin karşılanması, bu hesabınişleyişinden doğan borçlandırma ve alacaklandırma işlemlerinin yapılması, tekhazine kurumlar hesabında toplanan kaynakların değerlendirilmesi, belediyeler,il özel idareleri, kamu iktisadi teşebbüsleri ve söz konusu idarelerinbağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile birliklerinin tek hazinekurumlar hesabına alınan kaynaklarının değerlendirilmesi sonucu elde edilecekgetirinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan bankalarca biraya kadar vadeli mevduata uygulanan ağırlıklı ortalama mevduat faiz oranınınyüzde yetmişi esas alınarak belirlenmesi, paylaşılması ve diğer ilgilihususlara ilişkin usul ve esaslar Müsteşarlıkça hazırlanan yönetmeliklebelirlenir.
(Ek fıkra: 21/3/2018-7103/55 md.) Tek hazinekurumlar hesabı kapsamındaki kaynakların değerlendirilmesinden elde edilen nemagelirleri genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Müsteşarlıkçabelediyeler, il özel idareleri, kamu iktisadi teşebbüsleri ve sözkonusu idarelerin bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ve birlikleri ilepaylaşılan nema gelirleri Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak tertipleregider kaydedilerek ilgili kurumlara ödenir. Tek hazine kurumlar hesabıkapsamında Müsteşarlık ile kamu kurum ve kuruluşları arasında oluşan her türlüyükümlülük ilgili taraflarca faizsiz olarak yerine getirilir.”
6.82. maddesiyle 6112 sayılı Kanun’aeklenen 29/A maddesi şöyledir:
“Yayın hizmetlerinin internetortamından sunumu
MADDE 29/A- (Ek:21/3/2018-7103/82 md.)
(1) Üst Kuruldan geçici yayınhakkı ve/veya yayın lisansı bulunan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar, bu hakve lisansları ile yayınlarını bu Kanun ve 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılıİnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluylaİşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarakinternet ortamından da sunabilirler. Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınhizmetlerini sadece internet ortamından sunmak isteyen medya hizmetsağlayıcılar Üst Kuruldan yayın lisansı, bu yayınları internet ortamındaniletmek isteyen platform işletmecileri de Üst Kuruldan yayın iletim yetkisialmak zorundadır.
(2) Üst Kuruldan geçici yayınhakkı ve/veya yayın lisansı bulunmayan ya da bu hak ve/veya lisansı iptaledilen gerçek ve tüzel kişilerin yayın hizmetlerinin internet ortamındaniletildiğinin Üst Kurulca tespiti halinde Üst Kurulun talebi üzerine sulh cezahâkimi tarafından internet ortamındaki söz konusu yayınla ilgili olarakiçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bukarar, gereği yapılmak üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunagönderilir. Sulh ceza hâkimi, Üst Kurulun talebini en geç yirmi dört saatiçinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.Bu madde uyarınca verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesikararı hakkında 5651 sayılı Kanunun 8/A maddesinin üçüncü ve beşinci fıkralarıuygulanır.
(3) İçerik veya yersağlayıcısının yurt dışında bulunmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyetinin tarafolduğu Üst Kurulun görev alanına ilişkin uluslararası andlaşmalar ve bu Kanunhükümlerine aykırı yayın yaptığı Üst Kurulca tespit edilen bir başka ülkeninyargı yetkisi altındaki medya hizmet sağlayıcılarının veya platformişletmecilerinin yayın hizmetlerinin internet ortamından iletimi ile internetortamından Türkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçeolmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer verenyayın kuruluşlarının yayın hizmetleri hakkında da ikinci fıkra hükümleriuygulanır. Bu kuruluşların internet ortamındaki yayınlarına devam edebilmeleriiçin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı yetkisi altındaki diğer kuruluşlar gibiÜst Kuruldan yayın lisansı, bu kapsamdaki platform işletmecilerinin de yayıniletim yetkisi alması zorunludur.
(4) Bilgi Teknolojileri veİletişim Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, bireysel iletişimbu madde kapsamında değerlendirilmez ve radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınhizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar ile radyo,televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerine yalnızca yer sağlayan gerçek vetüzel kişiler bu maddenin uygulanmasında platform işletmecisi sayılmaz.
(5) İnternet ortamından radyo,televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumuna, bu hizmetleriniletimine, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı,platform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesine, söz konusuyayınların denetlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar,Üst Kurul ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde müştereken çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir.”
7. 87.maddesiyle 6745 sayılı Kanun’a eklenen ek 1. madde şöyledir:
“EK MADDE 1- (Ek: 21/3/2018-7103/87 md.)
(1) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu SahasındaBir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkinAnlaşma hükümlerine göre yürütülen Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi veTürkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında TürkiyeCumhuriyetinde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç SanayisininGeliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma ile Türkiye CumhuriyetiHükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Nükleer GüçSantrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesine Dair İşbirliği Zaptıve Ekleri kapsamındaki nükleer enerji santrali yatırımları, 15/6/2012 tarihlive 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan YatırımlardaDevlet Yardımları Hakkında Kararda nükleer enerji santrali yatırımları içinöngörülen teşvik ve desteklerden yararlandırılır.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2018/99 Sayılı Dava Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, OsmanAlifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ,Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf ŞevkiHAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2019/92 Sayılı Başvuru Yönünden
2. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, EnginYILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA,Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU veSelahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 19/9/2019 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C. E.2020/20 Sayılı Başvuru Yönünden
3. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan TahsinGÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN,Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ,Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’inkatılımlarıyla 19/2/2020 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARLARI
4. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun;
A. 12. maddesinin21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasınınüçüncü cümlesinin,
B. 7103 sayılıKanun’un 28. maddesiyle eklenen geçici 13. maddesinin,
iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunailişkin E.2019/92 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyleE.2018/99 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2018/99 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 19/9/2019 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
5. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’na 21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle eklenengeçici 13. maddenin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itirazbaşvurusuna ilişkin E.2020/20 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibatnedeniyle E.2018/99 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esasincelemenin E.2018/99 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 19/2/2020 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
6. Dava dilekçesi, başvuru kararları veekleri, Raportör Taylan BARIN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,dava konusu kanun hükümleri, dayanılan veilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 27. Maddesiyle 2942 Sayılı Kanun’un 12. Maddesinin Değiştirilen AltıncıFıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
7. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerinegöre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanununveya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesihâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddiolduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca birmahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış vemahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali talep edilen kuralında o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olandavanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
8. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 2942 sayılı Kanun’un12. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinin iptalini talep etmiştir.İtiraz konusu kuralla baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasınamücavir taşınmaz mallara ilişkin olarak taşınmaz mal sahibi tarafından açılacakdavalarda ilgili valilik komisyonuna başvurulması dava şartı olaraköngörülmektedir.
9. Kuralla öngörülen dava şartı, anılan değişikliğinyürürlüğe girdiği 27/3/2018 tarihinden sonra açılacak davalarda uygulanacaktır.Bakılmakta olan dava ise bu tarihten önce açılmış olup söz konusu dava şartıitiraz konusu kural uyarınca değil 2942 sayılı Kanun’un geçici 13. maddesigereğince bu davada geçerli olmaktadır. Bu itibarla itiraz konusu kuralın bakılmaktaolan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
10. Açıklanan nedenle kurala ilişkinbaşvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
B. Kanun’un 28. Maddesiyle 2942 Sayılı Kanun’a EklenenGeçici 13. Maddenin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
11. 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin altıncıfıkrasının 7103 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâlinin birinci cümlesişu şekildedir: “Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonundakamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallar, çevrenin sosyal, ekonomik veyayerleşme düzeninin bozulması, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasınınmümkün olmaması hallerinde, sahiplerinin yazılı başvurusu üzerinekamulaştırmaya tabi tutulur.”
12. Anılan cümlenin 7103 sayılı Kanun’la değiştirilmedenönceki hâlinin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar ise 6/8/1985 tarihli ve18834 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Baraj İnşaatı için YapılanKamulaştırmalarda Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz MallarınKamulaştırılması Hakkında Yönetmelik’te düzenlenmiştir.
13. Anılan Yönetmelik’in 7. maddesinde valinin veyagörevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında baraj mücavir alanlarınınkamulaştırılmasını inceleme komisyonunun kurulması öngörülmekteydi.Yönetmelik’in 8. maddesinde de komisyonun görevi “…baraj inşası için yapılankamulaştırma sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malları; çevreninsosyal, ekonomik veya yerleşim düzenini bozup bozmadığı, ekonomik ve sosyalyönden faydalanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden değerlendirir ve bualanların kamulaştırılmasına veya kamulaştırılmasına lüzum olmadığına 30 güniçerisinde karar verir.” şeklinde hüküm altına alınmıştı.
14. Kanun ve Yönetmelik hükümlerince belirlenen bu usultakip edilmeksizin açılan davalarda anılan komisyona başvuru yapılması bir gereklilikolarak görülmekte, başvuru şartı sağlanmadığı hâlde ilk derece mahkemelerinceverilen hükümler temyiz aşamasında eksik inceleme gerekçesiyle bozulmaktaydı.Diğer bir ifadeyle uygulamada Yönetmelik’le öngörülen ve takip edilmesi gerekenbu usul, dava şartı olarak uygulanmaktaydı.
15. 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinde 7103 sayılıKanun’un 27. maddesiyle yapılan değişiklikle Yönetmelik’in öngördüğü bu usulgüncellenerek kanunlaşmıştır.
16. Dava ve itiraz konusu kuralda 2942 sayılı Kanun’un12. maddesinin altıncı fıkrası hükümlerinin görülmekte olan davalarda dauygulanacağı, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedileceği, davadosyalarının mahkeme tarafından ilgili valilik komisyonuna gönderilmesine kararverileceği, reddedilen davalarda yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılacağıve davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmeyeceği düzenlenmektedir.
2. İptal Talebinin ve İtirazın Gerekçesi
17. Dava dilekçesinde ve başvuru kararında özetle; yargıtarafından karara bağlanma aşamasında olan bir işleme kanun hükmüyle müdahaleedildiği, dava ve itiraz konusu kuralın hem usul hem de esas olarak tamamengeçmişi düzenlediği, yargısal denetimi önemli ölçüde ortadan kaldırdığı, ihdasedilen dava şartının kuralla derdest davalar bakımından da geçerli kılınmasınınkanunların geriye yürümezliği ve hukuki güvenlik ilkeleriylebağdaşmadığı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nagöre dava devam ederken her aşamada sulh olarak davayı bitirme imkânınınbulunmasına rağmen davanın reddedilerek yeniden komisyona gönderilmesinin hakarama özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 6., 7., 8., 9., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
18. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamuyararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiylegüvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayladeğerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.
19. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zararvermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyidilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etmeimkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerindenyararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birininsınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkileder.
20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilmektedir.
21. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birimahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bukonuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını dakapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisinisavunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşıhaklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin enetkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama özgürlüğünün önkoşulunu oluşturur.
22. Dava ve itiraz konusu kural baraj inşası için yapılankamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir olması nedeniyle taşınmazlarınıkullanma ve taşınmazlarından yararlanma imkânları kısıtlanan taşınmaz malsahiplerinin bu kapsamda dava açabilmeleri için öncelikle valilikkomisyonlarına başvurması gerektiğine ilişkin hükmün görülmekte olan davalardada uygulanmasını, bu davaların dava şartının yokluğu nedeniyle usuldenreddedilerek dosyaların mahkeme tarafından ilgili valilik komisyonunagönderilmesine karar verilmesini düzenlemek suretiyle mülkiyet hakkı ile hakarama özgürlüğünü sınırlamaktadır.
23. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kanunidüzenlemelerin Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olmasıgerekir.
24. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasındamülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.Anayasa’nın 36. maddesinde ise hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlamanedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemişhakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabuledilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallaradayanarak da bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.
25. Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonundakamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallardan yararlanılması, çevreninsosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulmasından dolayı imkânsız hâlegelebileceği gibi malikin mülkiyet hakkından doğan yetkileri de önemli ölçüdekısıtlanabilmektedir. Nitekim kanun koyucu 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesindekamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malların belirtilen şartları sağlamasıhâlinde kamulaştırmaya tabi tutulacağını hüküm altına alarak bu hususta idareyetakdir yetkisi tanımamıştır.
26. 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin altıncı fıkrası7103 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle değiştirilerek kamulaştırmaya dair dahaönceden Yönetmelik’te düzenlenen hususlar kanunla düzenlenmiş, baraj inşasıiçin yapılan kamulaştırmalar sonrasında kamulaştırma sahasına mücavir taşınmazmalların kamulaştırılmasına kanunda belirtilen komisyonun karar vereceği hükümaltına alınmıştır. Anılan hükmün gerekçesinde bu durum “…baraj inşası içinyapılan kamulaştırmalarda, taşınmaz mal sahiplerine mücavir alanda kalantaşınmazlarının çevresel, sosyal, ekonomik ve yerleşme düzeninin bozulmasıgerekçeleriyle, dava açmadan önce kamulaştırılmaya tabi tutulabilmesi içinilgili valiliğe başvuru yapma imkanı getirilmektedir…”şeklinde belirtilmiştir. Anılan fıkrayla mücavir alanda mülkü olan taşınmazsahiplerinin dava yoluna başvurmaksızın kamulaştırma taleplerinin hızlıcakarara bağlanabilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
27. Dava ve itiraz konusu kural, kanunla düzenlenen buusulün uygulama alanının görülmekte olan davaları da kapsar şekildegenişletilmesini içermektedir. Bu itibarla kural, devam eden davalar yönündenbaşlangıçta kanunda yer almayan fakat Yargıtay içtihadına göre Yönetmelik’teyer aldığı gerekçesiyle uygulamada dava şartı olarak kabul edilen usulün, budefa kanunla düzenlenmesi dolayısıyla bir kez daha tüketilmesi zorunluluğunudoğurmaktadır. Bu çerçevede Kanun’un 12. maddesinin altıncı fıkrası yönündenbulunan kamulaştırma taleplerinin hızlıca karara bağlanarak uyuşmazlıklarınçözülmesi biçimindeki meşru amacın dava ve itiraz konusu kuralın düzenlediğidevam eden davalar yönünden geçerli olmadığı, dolayısıyla bu davalar yönündenanayasal bağlamda hangi meşru amaçla anılan sınırlamanın getirildiğianlaşılamamaktadır.
28. Diğer taraftan kuralın görülmekte olan davalarauygulanmasının, kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmasısonucunu doğurmamakla birlikte malikin mülkü üzerindeki mülkiyet hakkınınkapsamındaki yetkilerini kullanamamasından kaynaklanan uyuşmazlıklarınuzamasına neden olacağı kuşkusuzdur. Nitekim dava açıldıktan sonra yürürlüğegiren, geçmişe etkili sonuç doğuran ve davanın reddini öngören kural sebebiyledavacının mülkiyet hakkı kapsamındaki davasının başladığı zamandaki durum veşartlara göre yeniden ele alınması ihtimali doğmaktadır.
29. Görülmekte olan davanın geçmişe etkili yasamatasarruflarıyla reddedilmesi sonucunu doğuran kural, bir yandan uyuşmazlığınkarara bağlanmasını geciktirirken diğer yandan dava sürecinin yenidenbaşlamasına neden olabilmektedir. Ayrıca dava devam ederken 6100 sayılıKanun’un 313. ila 315. madde hükümlerine göre davalı idarenin davayı sulh ilebitirme imkânı da bulunmaktadır. Dolayısıyla kanunla kurulan komisyonun kararalması ve aldığı bu kararla davacı maliki sulhe davet etmesinin önünde herhangibir engel de bulunmamaktadır.
30. Yönetmelik’le kurulan komisyonun benzerinin kanunlakurulması neticesinde malikin daha önce başvurduğu ve ret kararı aldığıkomisyonun bir benzerine bir kez daha başvurulmak zorunda bırakılması,mülkiyete dair uyuşmazlığın daha uzun süre çözülememesi sonucunu doğurmaktadır.Kural mülkiyet hakkından yararlanmasının kısıtlandığını iddia eden malikin,kamulaştırmaya ilişkin uyuşmazlığını sürüncemede bıraktığı gibi bu sebepleuğranılan zararın giderilmesine yönelik herhangi bir tedbir de öngörmemektedir.
31. Bu yönleriyle kuralın anayasal bağlamda meşru biramacının bulunmadığı, anılan şekilde bir amacının bulunduğu kabul edilse bilekuralla getirilen sınırlamanın kişiye aşırı bir külfet yüklediği ve anılanhaklara orantısız, dolayısıyla ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucunaulaşılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
33. Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 9. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
C. Kanun’un 35. Maddesiyle 3289 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek12. Maddenin İncelenmesi
34. Dava konusu kural 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılıDijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde KararnamedeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 40. maddesiyle değiştirilmiştir.
35. Açıklanan nedenle konusu kalmayan maddeye ilişkiniptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
Ç. Kanun’un 54. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’un 3.Maddesine Eklenen “Tek hazine kurumlar hesabı” Tanımının İncelenmesi
1. Genel Açıklama
36. Devlet hazinelerinin temel amacıkamu kaynağını etkin ve verimli bir şekilde yönetmektir. Genel olarak hazinelernakit, borç, alacak, gelir ve harcama ile risk yönetimi gibi birçok alanda bukaynağı yönetirler. Hazine fonksiyonları ülkeden ülkeye değişmekle birliktenakit akışının yönetimi bütün hazinelerin ortak fonksiyonunu oluşturmaktadır.
37. Türkiye’de 1970’li yıllardan bu yanatek hazine hesabı sistemi uygulanmaktadır. Tek hazine hesabı sistemitemelde devletin nakit bakiyelerinin konsolide edilmesini sağlarken Hazine veMaliye Bakanlığına hükûmetin nakit akışı ile bütçenin izlenmesi ve kontrolübağlamında gelişmeleri takip etme imkânı sağlamaktadır. Dava konusu kuraldadüzenlenen ve tek hazine hesabının genişletilmesi sonucunu doğuran tekhazine kurumlar hesabı karşılaştırmalı örneklerde farklı ölçeklerdeuygulanan hazine nakit akışının etkin ve verimli kullanımına ilişkin tekniğeverilen isimdir.
38. Türkiye’de hazine nakit yönetimi,1972 yılından itibaren Merkez Bankası ve Ziraat Bankasında açılan tek hazinehesabı aracılığıyla yönetilmektedir. Karşılaştırmalı hukukta tek hazinehesabı sistemi, merkezî yönetim veya genel yönetim sektörünün tamamına yakınınıkapsarken Türkiye’de sistem yalnızca genel bütçeli idarelerin ödeme ve tahsilathesaplarıyla sınırlı olarak uygulanmaktadır. Türkiye’de, kamu gelir vegiderlerinin zaman ve yer itibarıyla uyumlandırılması, hazine nakit yönetimiçerçevesinde kamu elektronik ödeme sistemi (KEÖS) aracılığıyla yürütülmektedir.Ancak belirtildiği üzere bu uygulama genel bütçeli idarelerin gelir vegiderleriyle sınırlı olarak uygulanabilmekteydi.
39. Dava konusu kural ile uygulanmakta olan tek hazine hesabı sisteminin kapsamınıngenişletilmesi suretiyle kamunun nakit kaynaklarının Hazine ve Maliye Bakanlığıtarafından tek bir hesapta etkin bir şekilde takip edilmesi ve yönetilmesisağlanarak kamu nakit yönetiminin etkinliğinin artırılmasının amaçlandığıanlaşılmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
40. Davadilekçesinde özetle; tek hazine kurumlar hesabının tanımının oldukça geniştutulduğu, tek hazine kurumlar hesabına dâhil edilecek kamu idarelerininkapsamının belirli olmadığı, bu durumun demokratik devlet ilkesinin gereği olansaydamlık ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
41. Kural ile tek hazine kurumlar hesabı“İşsizlik Sigortası Fonu hariç olmak üzere kamu idarelerinin malîkaynaklarının bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizinkarşılığı Hazineden alacak kaydedilmek üzere toplandığı ve Müsteşarlıktarafından yönetilen hesabı” şeklinde tanımlanmıştır.
42. Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarınasaygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukukdüzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukukigüvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durumve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargıdenetimine açık olan devlettir.
43. Hukuk devletinin temel ilkelerindenbiri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hemde idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekildeaçık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir. Belirlilikilkesi; hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli birkesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veyasonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğinibilmesini zorunlu kılmaktadır
44. Tek hazine kurumlar hesabına ilişkinayrıntılar 4749 sayılı Kanun’un “Nakit, Borç ve Risk Yönetimi” başlıklı12. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin dördüncü fıkrasının ikincicümlesinde kamu bankaları, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi veTürkiye Varlık Fonu ile bunların finansman temini amacı ile kuracakları fon veşirketler, mazbut vakıflar, özel kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile kefalet ve yardımlaşmasandıkları hariç olmak üzere özel bütçeli idarelerin, sosyal güvenlikkurumlarının, özel kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulmuş diğerkamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlar ile döner sermayelerin, fonların,belediyelerin, il özel idarelerinin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bu maddedesayılanların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile birliklerininkendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan her türlü mali kaynakları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında veyaCumhurbaşkanı’nın onayıyla belirlenecek esaslar dâhilinde Türkiye’de yerleşikbankalar nezdinde kendi adlarına açtıracakları hesaplarda toplayacaklarıöngörülmüştür. Aynı fıkranın son cümlesinde ise “Yukarıdasayılanlardan malî kaynakları tek hazine kurumlar hesabı kapsamındadeğerlendirilecek olanları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir” denilmektedir.
45. Dava konusu kural, tek hazine kurumlar hesabınıntanımından ibarettir. Kural, hesabın hangi kamu kurum ve kuruluşlarıkapsayacağına dair ayrıntılı bir düzenlemeyi içermemektedir. Bununla birliktekuralın yer aldığı 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinde konuya ilişkin ayrıntılıdüzenlemelere yer verilmiş, hesap kapsamında yer alabilecek kurumlar tahdidiolarak sayılarak bunlar arasından hesap kapsamında değerlendirilecek olanlarında Cumhurbaşkanınca belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Kuralın yer aldığıKanun bir bütün olarak değerlendirildiğinde kuralda tanımı yapılan tek hazinekurumlar hesabının belirli ve öngörülebilir olduğu bu yönüyle hukuk devletiilkesine aykırılık taşımadığı anlaşılmıştır.
46. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
D. Kanun’un 55. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’un 12.Maddesinin Dördüncü Fıkrasına Eklenen Yedinci Cümle ile Beşinci ve AltıncıFıkralarda Yer Alan “...belediyeler, il özel idareleri,...”İbarelerinin İncelenmesi
1. 4749 Sayılı Kanun’un 12. Maddesinin Dördüncü FıkrasınaEklenen Yedinci Cümle
47. Dava konusu kuralda yer alan “…Bakanın teklifiüzerine Bakanlar Kurulu…” ibaresi 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı AnayasadaYapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 141.maddesiyle “…Cumhurbaşkanı…” şeklinde değiştirilmiştir.
48. Açıklanan nedenle konusu kalmayan yedinci cümleyeilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermekgerekir.
2. 4749 Sayılı Kanun’un 12. Maddesine Eklenen Beşinci veAltıncı Fıkralarda Yer Alan “…belediyeler, il özel idareleri.,,,”İbareleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi
49. Dava dilekçesinde özetle; mahallî idarelere ait nakitvarlıkların, bunların yetkili organları tarafından yönetiminin bütçehazırlama-uygulama-borçlanma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu, idari vemali özerkliğe sahip olan il özel idareleri ile belediyelerin nakitkaynaklarının hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın, bunların kamu hizmetinefiilen tahsis edilip edilmediği gözetilmeksizin, ilgili belediye veya il özelidaresinin kararı ve uygun görüşü aranmaksızın tek hazine kurumlar hesabınaalınarak bu kaynakların değerlendirilip nemalandırılmasının merkezî idarenintakdirine bırakılmasının idari ve mali özerklikle bağdaşmadığı ve kamuhizmetlerinin yerine getirilmesinde aksamalara neden olabileceği belirtilerekkuralların Anayasa’nın 127. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
50. 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinin beşincifıkrasında tek hazine kurumlar hesabının ve buna bağlı olarak açılacak bankahesaplarının işleyişi, tek hazine kurumlar hesabı kapsamındaki kurum vekuruluşların Müsteşarlıktan olan nakit talepleri ile ödeme ve tahsilattahminlerinin Müsteşarlığa bildirilmesi, Müsteşarlıkça nakit taleplerininkarşılanması, bu hesabın işleyişinden doğan borçlandırma ve alacaklandırmaişlemlerinin yapılması, tek hazine kurumlar hesabında toplanan kaynaklarındeğerlendirilmesi, belediyeler, il özel idareleri, kamu iktisaditeşebbüsleri ve söz konusu idarelerin bağlı ortaklıkları, müessese veişletmeleri ile birliklerinin tek hazine kurumlar hesabına alınan kaynaklarınındeğerlendirilmesi sonucu elde edilecek getirinin Türkiye Cumhuriyet MerkezBankası tarafından açıklanan bankalarca bir aya kadar vadeli mevduata uygulananağırlıklı ortalama mevduat faiz oranının yüzde yetmişi esas alınarakbelirlenmesi, paylaşılması ve diğer ilgili hususlara ilişkin usul ve esaslarınMüsteşarlıkça hazırlanan yönetmelikle belirleneceği kuralına yer verilmiştir.
51. Anılan maddenin altınca fıkrasında ise tek hazinekurumlar hesabı kapsamındaki kaynakların değerlendirilmesinden elde edilen nemagelirlerinin genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedileceği,Müsteşarlıkça belediyeler, il özel idareleri, kamu iktisadi teşebbüslerive söz konusu idarelerin bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri vebirlikleri ile paylaşılan nema gelirlerinin Müsteşarlık bütçesine bu amaçlakonulacak tertiplere gider kaydedilerek ilgili kurumlara ödeneceği ve tekhazine kurumlar hesabı kapsamında Müsteşarlık ile kamu kurum ve kuruluşlarıarasında oluşan her türlü yükümlülüğün ilgili taraflarca faizsiz olarak yerinegetirileceği hüküm altına alınmıştır.
52. Söz konusu fıkralarda yer alan “…belediyeler, ilözel idareleri,…” ibareleri dava konusu kurallarıoluşturmaktadır.
53. Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasındamahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterekihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve kararorganları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulankamu tüzel kişileri oldukları ifade edilmiştir. Anayasa’da merkezî yönetim - yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerinorganlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması,kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgübütçelerinin bulunması, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gibiyetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması, bu idarelerin özerklikleriningöstergeleridir (AYM, E.2012/158, K.2013/55,10/4/2013).
54. Anayasa’nın anılan maddesinde öngörülen yerelyönetimlerin özerkliği ilkesi, yerinden yönetimin varlık şartlarından olanmali özerkliği de kapsamaktadır. Mali özerklik kavramı ise mahallî idarelerinmali kaynaklarının bir bölümünü yerel vergi ve harçlardan oluşturmalarını,gelirlerini ve varlıklarını kendi amaçlarına uygun bir biçimdekullanabilmelerini ve esnek bütçe sistemine sahip olmalarını öngörmektedir.Diğer bir ifadeyle mahallî idarelerin mali özerkliği, merkezî yönetimin malvarlığından ayrı mal varlığı, bağımsız gelir kaynakları ve bütçeleri olmasıesasına dayanır. Nitekim Anayasa’nın söz konusu maddesinin altıncı fıkrasınınson cümlesinde de “Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynaklarısağlanır” hükmüne yer verilmek suretiyle mahallî idarelerin mali özerkliğiteminat altına alınmıştır (AYM, E.2018/7,K.2018/80, 5/7/2018, § 42).
55. Dava konusu kurallarla tüm kamu kaynakları ilebirlikte belediyelerin ve il özel idarelerinin nakit kaynaklarının tek birhesaptan takip edilmesi öngörülmekle temel olarak iki amacıngerçekleştirilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki kamukaynakları bakımından daha geniş bir ölçek oluşturularak daha büyük bir kamusalgetiri elde etmektir. İkincisi ise yerel yönetimlerin nakit kaynaklarınınbankalar yerine Hazinede tutularak gereksiz ve daha maliyetli kamuborçlanmasının (ilave faiz yükü oluşmasının) önüne geçmektir. Dolayısıyla kurallarlakamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesinin amaçlandığıanlaşılmaktadır.
56. Öte yandan Kanun’un 12. maddesinin altıncı fıkrasındatek hazine kurumlar hesabı kapsamındaki kaynakların kullanımı vedeğerlendirilmesinden elde edilen nema gelirlerinin ilgili cetvellerekaydedileceğinin ve Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulacaktertiplere gider kaydedilerek ilgili kurumlara ödeneceği hüküm altınaalınmıştır.
57. Bu çerçevede dava konusu kurallarda belediye ve il özelidarelerinin kaynaklarını dilediği gibi kullanmalarına herhangi bir sınırlamagetirilmediği dolayısıyla kuralların anılan idarelerin kaynaklarını diledikleriyatırım araçlarına yönlendirmelerini engelleyen bir yönünün bulunmadığıanlaşılmaktadır. Kurallarla söz konusu idarelerin herhangi bir yatırım içinharcamadıkları ya da yatırıma yöneltmedikleri ve bankalarda değerlendirdiklerikaynaklarına ilişkin bir düzenleme öngörülmektedir.
58. Kurallarla belediye ve il özel idarelerinin nakitkaynaklarının tek hesaptan takibi sağlanmakla birlikte kuralların bukaynakların anılan idarelere -belirli bir süre için dahi olsa- ödenmemesisonucunu doğurması da söz konusu değildir.
59. Kurallarda yerel yönetimlerin bu hesaba yatırdıklarıparanın getirisinden yararlanmalarını engelleyen bir hüküm de bulunmamakta, sözkonusu paranın nasıl nemalandırılacağı düzenlenmektedir. Bu düzenlemeyapılırken de belediye ve il özel idarelerinin tek hazine kurumlar hesabınaalınan kaynaklarının değerlendirilmesi sonucu elde edilecek getirinin TürkiyeCumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan bankalarca bir aya kadar vadelimevduata uygulanan ağırlıklı ortalama mevduat faiz oranının yüzde yetmişininesas alınarak belirleneceği hüküm altına alınmış, böylece anılan idarelerin tekhazine kurumlar hesabı kapsamına alınmamaları haline nazaran dezavantajlı birduruma düşmelerinin önlenmesine ilişkin tedbir alınmıştır.
60. Bu itibarla kuralların yerel yönetimlerinözerkliği ilkesini zedeleyen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
61. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 127.maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
E. Kanun’un 82. Maddesiyle 6112 Sayılı Kanun’a Eklenen29/A Maddesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
62. Dava konusu kural, geçici yayın hakkı ve/veya lisansıolan yayıncıların yayınlarını internet ortamından sunmalarına ilişkin genelçerçeveyi çizmektedir.
63. Kuralın (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeRadyo ve Televizyon Üst Kurulundan (RTÜK) geçici yayın hakkı ve/veya yayınlisansı bulunan medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, bu hak ve lisansları ileyayınlarını bu Kanun ve 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet OrtamındaYapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen SuçlarlaMücadele Edilmesi Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak internet ortamındanda sunabileceklerini öngörmektedir. Aynı fıkranın ikinci cümlesindede radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sadece internetortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcılarının RTÜK’ten yayın lisansı,bu yayınları internet ortamından iletmek isteyen platform işletmecilerinin deRTÜK’ten yayın iletim yetkisi almak zorunda oldukları hüküm altınaalınmaktadır.
64. Kuralın (2) numaralı fıkrasında geçici yayın hakkıve/veya yayın lisansı bulunmayan ya da bu hak ve/veya lisansı iptal edilengerçek ve tüzel kişilerin yayın hizmetlerinin internet ortamından iletildiğininRTÜK tarafından tespiti hâlinde RTÜK’ün talebi üzerine sulh ceza hâkimitarafından internet ortamındaki söz konusu yayınla ilgili olarak içeriğinçıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine karar verilebileceği ve bu kararıngereğinin yapılmak üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna gönderileceğidüzenlenmiştir. Anılan fıkranın devamında sulh ceza hâkiminin, RTÜK’üntalebini en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlayacağıve bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuhükümlerine göre itiraz yoluna gidilebileceği hükme bağlanmıştır.Fıkranın son cümlesinde ise bu madde uyarınca verilen içeriğinçıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı hakkında 5651 sayılı Kanun’un8/A maddesinin (3) ve (5) numaralı fıkralarının uygulanacağı hükümaltına alınmıştır.
65. Kuralın (3) numaralı fıkrasında da içerik veya yersağlayıcısının yurt dışında bulunmasına rağmen Türkiye Cumhuriyetinin tarafolduğu RTÜK’ün görev alanına ilişkin uluslararası antlaşmalar ve bu Kanunhükümlerine aykırı yayın yaptığı RTÜK tarafından tespit edilen bir başkaülkenin yargı yetkisi altındaki medya hizmet sağlayıcılarının veya platformişletmecilerinin yayın hizmetlerinin internet ortamından iletimi ile internetortamından Türkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçeolmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer verenyayın kuruluşlarının yayın hizmetleri hakkında da (2) numaralı fıkrahükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Fıkranın devamında da bu kuruluşlarıninternet ortamındaki yayınlarına devam edebilmeleri için Türkiye Cumhuriyetidevletinin yargı yetkisi altındaki diğer kuruluşlar gibi RTÜK’ten yayınlisansı, bu kapsamdaki platform işletmecilerinin de yayın iletim yetkisi almasızorunluluğu getirilmektedir.
66. Kuralın (4) numaralı fıkrasında Bilgi Teknolojilerive İletişim Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla bireyseliletişimin bu madde kapsamında değerlendirilmeyeceği ve radyo, televizyon veisteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemişplatformlar ile radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerine yalnızcayer sağlayan gerçek ve tüzel kişilerin bu maddenin uygulanmasında platformişletmecisi sayılmayacağı belirtilmiştir.
67. Kuralın (5) numaralı son fıkrasında ise maddekapsamındakilere yayın lisansı, yayın iletim yetkisi verilmesine ve söz konusuyayınların denetlenmesine ilişkin usul ve esasların RTÜK ile BilgiTeknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikledüzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
68. Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği üzere kural,temelde iki amaca hizmet etmektedir. İlk olarak kural, hem yayın lisansı veiletim belgesi olmayan kuruluşların mali yükümlülüklerini yerine getirmelerinisağlamayı hem de yayın içerik denetiminden kaçınmalarını engellemeyiamaçlamaktadır. Kuralın bununla bağlantılı ikinci amacı da tüm hukuki ve maliyükümlülüklerini yerine getiren yayın lisansı ve yayın iletim belgesi alankuruluşlar aleyhine oluşan haksız rekabet ortamını ortadan kaldırmaktır. Kural,(4) numaralı fıkrasıyla bireysel iletişimi kapsam dışında bırakmak suretiyleradyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamındaniletmeye özgülenmemiş sosyal medya gibi platformlar ile radyo, televizyon ve isteğebağlı yayın hizmetlerine yalnızca yer sağlayan gerçek ve tüzel kişilerin bumaddenin uygulanmasında platform işletmecisi sayılmayacağını öngörmüştür.
2. İptal TalebininGerekçesi
69. Dava dilekçesinde özetle; devletin frekans tahsisiyapmadığı internet alanındaki yayınlarda yayıncılara lisans alma zorunluluğugetirmesine ilişkin ölçütlerin yasal olarak belirlenmediği, bu durumun hukukibelirlilik ve güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, kuralla internet üzerindeniletim yapan tüm sosyal medya iletişim kanallarına sansür getirilmesininamaçlandığı, haberleşme ve düşünceyi yayma özgürlüklerinin demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı olarak sınırlandığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 13., 22. ve 26. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. 6112 Sayılı Kanun’a Eklenen 29/A Maddesinin (1), (2),(3) ve (4) Numaralı Fıkraları
70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 28. maddesi yönünden de incelenmiştir.
71. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yaymahürriyeti” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında“Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamlarınmüdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini dekapsar.” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
72. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğününkullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar”olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracınınanayasal koruma altında olduğu vurgulanmıştır.
73. Anayasa’nın 28.maddesinde ise basın özgürlüğü güvence altına alınmış, maddenin birincifıkrasının ilk cümlesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” denilmiş,ikinci fıkrasında ise “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacaktedbirleri alır” hükmüne yer verilmiştir.
74. Dava konusu (4) numaralı fıkrada “BilgiTeknolojileri ve İletişim Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla,bireysel iletişim bu madde kapsamında değerlendirilmez…” hükmüne yerverilmiştir. Bu itibarla görsel işitsel içerik paylaşılabilen video paylaşım vesosyal medya platformları gibi kullanıcıların görsel işitsel içerikyükleyebildiği platformların ve yer sağlayıcıların kuralın kapsamındabulunmadığı hususu açıkça düzenlenmiştir. Bu itibarla anılan fıkranın ifade vebasın özgürlüğünü sınırlayan bir yönü bulunmamaktadır.
75. Dava konusu (1), (2) ve (3) numaralı fıkralar isegeçici yayın hakkı ve/veya yayın lisansı bulunan medya hizmet sağlayıcıkuruluşlarının, bu hak ve lisansları ile yayınlarını 6112 sayılı Kanun ve 5651sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak internet ortamından da sunabileceklerini;radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sadece internet ortamındansunmak isteyen medya hizmet sağlayıcıları ile bu yayınları internet ortamındaniletmek isteyen platform işletmecilerinin ise RTÜK’ten yayın lisansı ve yayıniletim yetkisi almak zorunda olduklarını hüküm altına alarak ve iznialmayanlara uygulanacak yaptırımları düzenleyerek ifade ve basın özgürlüklerinesınırlama getirmektedir.
76.Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar,ancak kanunla yapılabilir. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temelhakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallarınkeyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirnitelikte olması gerekir.
77. Esasentemel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukukdevletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesindesınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesindegüvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
78. Dava konusu (1) numaralı fıkra ile radyo, televizyonve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sadece internet ortamından sunmak isteyenmedya hizmet sağlayıcıları ile platform işletmecilerine sırasıylaRTÜK’ten yayın lisansı ve yayın iletim yetkisi almaları zorunlu hâlegetirilmektedir. Dava konusu (2) numaralı fıkrada geçici yayın hakkı ve/veyayayın lisansı bulunmayan ya da bu hak ve/veya lisansı iptal edilen gerçek vetüzel kişilerin yayın hizmetlerinin internet ortamından iletildiğinin RTÜKtarafından tespit edilmesi hâlinde RTÜK’ün talebi üzerine sulh ceza hâkimitarafından söz konusu yayınla ilgili içeriğin çıkarılması ve/veya erişiminengellenmesi kararının verilebileceği düzenlenmiştir. Dava konusu (3) numaralıfıkra, içerik ve yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması durumunda dahiTürkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçe olmamaklabirlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer veren yayınkuruluşlarının yayın hizmetlerini de bu kapsama almıştır.
79. Anılan (1) numaralı fıkra medya hizmet sağlayıcıkuruluşları için yayın lisansı, platform işletmecileri için iseyayın iletim yetkisi alma mükellefiyeti yüklemektedir. Medya hizmet sağlayıcı 6112sayılı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde “Radyo,televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti içeriğinin seçiminde editoryalsorumluluğu bulunan ve bu hizmetin düzenlenme ve yayınlanma biçimine kararveren tüzel kişi…”; platform işletmecisi ise aynı maddenin (p) bendinde “Çoksayıda yayın hizmetini bir veya birden fazla sinyal hâline getirerek uydu,kablo ve benzeri ortamlardan şifreli ve/veya şifresiz olarak izleyicinindoğrudan alacağı şekilde iletimini sağlayan kuruluş…” olarak tanımlanmıştır.
80. Dava konusu kurallar ile kuralların eklendiği 6112sayılı Kanun bir bütün olarak değerlendirildiğinde kuralların kapsam, hüküm vesonuçları konusunda herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde açık, net veyeterince belirgin nitelikte oldukları dolayısıyla kuralların hukukiöngörülebilirlik ve belirlilik şartlarını taşıdığı anlaşılmaktadır.
81. Öte yandan Anayasa’nın13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kanunidüzenlemelerin Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine de uygun olması gerekir.Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikincicümlelerinde “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar.” denildiktensonra üçüncü cümlesinde “Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”hükmüne yer verilerek radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılanyayımların izin sistemine bağlanabileceği ifade edilmiştir. Anayasa’nın 28.maddesinin üçüncü fıkrasında ise basın özgürlüğünün sınırlanmasında,Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.
82. Kuralların gerekçesinde geniş band internethizmetlerinin kullanımının yaygınlaşması nedeniyle radyo ve televizyonyayınlarının internet ortamına yönelmesi üzerine bu tür yayınların denetimsizkaldığına işaret edilerek yayınları denetlenmeyen kuruluşların hem içerikdenetiminden hem de elde ettikleri gelirler nedeniyle vergi ve benzeri maliyükümlülüklerden kaçındıkları vurgulanmıştır. Belirtilen gerekçelerle sabit vemobil internet altyapıları üzerinden sunulan radyo ve televizyon içeriklerininde denetlenmesine ihtiyaç bulunduğu belirtilmiştir. RTÜK tarafından yapılacakolan bu denetimin kapsamı internet ortamında yer alan tüm ses ve videoiçerikleri değil yalnızca kural kapsamında lisans alması gerektiği hâlde lisansalmayan radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınlar ile sınırlı tutulmuştur.
83. 6112 sayılı Kanun’un gerekçesinde dünya ile eşzamanlıolarak karasal sayısal televizyon yayıncılığına sorunsuz biçimde geçilmesihedefi doğrultusunda IP-TV, DVB-H ve HDTV gibi yeni yayın teknolojileri ileilgili belirsizlikleri ortadan kaldıracak düzenlemelerin getirildiği,multipleks, platform, verici tesis ve işletim şirketi gibi işletmecilerinyayıncılık alanındaki faaliyetlerinin de Kanun kapsamına alınarak bu alandakiboşluğun giderildiği belirtilmiştir.
84. Bu itibarla kuralların 2010 yılındaki teknolojikilerleme seviyesine uygun olarak o dönemde kabul edilen RTÜK mevzuatının,günümüz görsel-işitsel medya hizmetleri alanında ortaya çıkan yeni teknoloji vehizmetler bağlamında yetersiz kalması üzerine anılan mevzuatın tekrargüncellenmesine hizmet etmek suretiyle internet alanında kamu düzenininsağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi maksadıyla düzenlendiğianlaşılmaktadır.
85. Bu çerçevede yayınlarını internetortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcıları ile platformişletmecilerinin RTÜK’ten yayın lisansı ve yayın iletim yetkisi almaları vebunun müeyyidelerini düzenleyen kurallarla getirilen sınırlamanın, Anayasa’nın26. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer verilen izin sisteminedayanılarak öngörüldüğü, bu çerçevede kuralların anayasal bağlamda meşru biramaca sahip olduğu anlaşılmaktadır.
86. Diğer yandan Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temelhak ve özgürlüklerine yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeniningereklerine uygun olması, bir başka ifadeyledemokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Bubağlamda internet yayıncılığı konusunda bir izin sisteminin etkili bir şekildeişletilmesinin demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacıkarşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.
87. Anayasa’nın 13. maddesi uyarıncakurallarla ifade ve basın özgürlüklerine getirilen sınırlamanın meşru biramacının bulunması ve kuralların demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırılık teşkil etmemesi yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması da gerekir.Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenenamacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenenamaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amacadaha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
88. Kurallarla getirilen sınırlamaların izin sistemininsağlanması yönündeki amaca uluşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
89. Orantılılık yönünden ise RTÜK’ten geçici yayın hakkıve/veya yayın lisansı bulunmayan ya da bu hak ve/veya lisansı iptal edilengerçek ve tüzel kişilerin yayın hizmetlerinin internet ortamından iletildiğininRTÜK tarafından tespiti hâlinde internet ortamındaki söz konusu yayınla ilgiliolarak içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine RTÜK’ün talebiüzerine ancak sulh ceza hâkimi tarafından karar verilebildiği, bu karara karşıitiraz yoluna gidilebildiği, yayın lisansı veya yayın iletim yetkisininverilmesi konusundaki idari kararların yargı denetimine tabi olduğu ve bireyseliletişimin kuralların kapsamı dışında tutulduğu gözetildiğinde kurallarla kişilere aşırı bir külfet yüklenmediği,ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile ifade ve basın özgürlüklerineyönelik kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği vekuralların orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
90. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13., 26. ve28. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 22. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,26. ve 28. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
b. 6112 Sayılı Kanun’a Eklenen 29/A Maddesinin (5)Numaralı Fıkrası
91. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
92. 6112 sayılı Kanun’un 29/A maddesinin dava konusu (5)numaralı fıkrasında internet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınhizmetlerinin sunumuna, bu hizmetlerin iletimine, internet ortamından medyahizmet sağlayıcılara yayın lisansı, platform işletmecilerine de yayın iletimyetkisi verilmesine, söz konusu yayınların denetlenmesine ve bu maddeninuygulanmasına ilişkin usul ve esasların RTÜK ile Bilgi Teknolojileri veİletişim Kurumu tarafından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altıay içinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
93. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması vebu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Buhükme yer veren anılan maddenin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya aitolması hususu demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz birdurum olarak nitelendirilmiştir.
94. Anılan madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere,yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışındabaşka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın anılanmaddesiyle yasaklanan husus kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde,yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamınagelmemektedir.
95. Kural olarak Anayasa’da kanunla düzenlenmesiöngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisiverilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılıkoluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesiöngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemişolması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğükonularda yasama organının temel kuralları belirledikten sonra uzmanlık veidare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türev nitelikteki işlemlerinebırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.
96. 6112 sayılı Kanun’da internet ortamından radyo,televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumunu, bu hizmetleriniletimini, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı veplatform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesini ve söz konusu yayınlarındenetlenmesini de kapsayacak şekilde yayın hizmetlerine ilişkin temelkuralların ve yasal çerçevenin kanun hükümleriyle belirlendiği görülmektedir.Kanun’da anılan hususlara ilişkin yasal çerçeve belirlendikten sonra bu çerçeveiçinde kalacak idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesinin yönetmeliğebırakılması yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
97. Öte yandan kuralın hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılırolduğu bu yönüyle kuralın hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerineaykırı bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
98. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 13., 22. ve 26. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
F. Kanun’un 87. Maddesiyle 6745 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek1. Maddenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
99. Dava dilekçesinde özetle; usulüne uygun olarakonaylanan uluslararası antlaşmalara istinaden yürütülen mevcut nükleer enerjisantrali yatırımlarıyla ilgili düzenlemelerin kanun şeklinde yapılmasınınnormlar hiyerarşisine uygun olmadığı, kamu yararı amacı taşımadığı,uluslararası antlaşmalarda var olan hükümlerin tek başına, tek taraflı olarakulusal parlamentolarda çıkarılacak kanunlarla değiştirilemeyeceği, bukapsamdaki değişikliklerin uluslararası antlaşmaların tadil ve değişikliğineilişkin sürecin uygulanması suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği, aksinedurumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
100. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
101. Dava konusu kuralla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ileRusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahasında BirNükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmahükümlerine göre yürütülen Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi ve TürkiyeCumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye CumhuriyetindeNükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanındaİşbirliğine İlişkin Anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile JaponyaHükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Nükleer Güç Santrallerinin ve NükleerGüç Sanayisinin Geliştirilmesine Dair İşbirliği Zaptı ve Ekleri kapsamındakinükleer enerji santrali yatırımlarının 15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılıBakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet YardımlarıHakkında Karar’da öngörülen teşvik ve desteklerden yararlandırılması öngörülmektedir.
102. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelikolması, hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Anayasa’nın çeşitli hükümlerindeyer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. AnayasaMahkemesi kararlarında belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özelçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararıdüşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerinyararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde vekesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesineaykırı düşer. Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerineuygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceğibir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bukapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.
103. Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin TürkiyeBüyük Millet Meclisine (TBMM) ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği hükmebağlanmıştır. Yasama yetkisi genel ve asli niteliktedir. Yasama yetkisinin asliolması bu yetkinin doğrudan Anayasa’dan kaynaklandığı ve yasama organının kanunyapabilmesi için başka bir organ veya merciin yetkilendirmesine ihtiyaçbulunmaması anlamına gelir. Yasama yetkisinin genelliği ise kanunla düzenlemealanının konu itibarıyla sınırlandırılmamış olduğunu, Anayasa’ya aykırı olmamakşartıyla her konunun istenen ayrıntıda kanunla düzenlenebileceğini ifade eder.
104. Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasınınbirinci cümlesinde uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisindeki yeri “Usulünegöre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir”denilerek ortaya konulmuştur.
105. Dava konusu kural ile gümrük vergisi muafiyeti,katma değer vergisi (KDV) istisnası gibi genel yatırım teşvikinde yer alandestek unsurlarından düzenleme öncesinde de yararlanabilen iki projenin bunlarailave olarak faiz desteği, sigorta prim işveren hissesi desteği, sigorta primdesteği ve kurumlar vergisi indirimi gibi Bakanlar Kurulu kararında belirtilenyardımlardan da faydalanabilmesi imkânı tanınmaktadır.
106. Yasamanın genelliği ilkesi uyarınca kanunladüzenleme yapılırken kanunun yalnızca Anayasa’ya uygun olması gerekli veyeterli olup Anayasa’nın kanun hükmünde olarak nitelendirdiği herhangibir uluslararası antlaşmaya, yasal düzenlemeye veyahut her ne adla olursa olsunbaşkaca bir norma aykırı olmaması aranmaz. Bu bağlamda, uluslararası antlaşmahükümlerinde doğrudan değişiklik yapmayan kural yasamanın genelliği ilkesikapsamında kanunla düzenlenebilir.
107. Kuralla ülke için stratejik öneme sahip nükleer güçsantrali yatırımlarının, stratejik yatırımlar için öngörülen teşvik vedesteklerden yararlandırılması suretiyle bu projelerin hayata geçirilmesininteşvik edilmesinin ve hızlandırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bubağlamda kamu yararı amacı dışında bir amaç güdüldüğü saptanamayan kuralanayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.
108. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 7.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
109. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmalarıhâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerekyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılıVergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun’un;
A. 28. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 13. maddeye yönelik yürürlüğündurdurulması talebinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. 1. 54. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3.maddesine eklenen “Tek hazine kurumlar hesabı” tanımına,
2. 55. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesineeklenen beşinci ve altıncı fıkralarda yer alan “...belediyeler, il özel idareleri,...” ibarelerine,
3. 82. maddesiyle 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo veTelevizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’a eklenen 29/Amaddesine,
4. 87. maddesiyle 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı YatırımlarınProje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a eklenen ek 1. maddeye,
yönelik iptal talepleri 3/3/2021 tarihli ve E.2018/99, K.2021/14sayılı kararla reddedildiğinden bu maddelere, ibarelere ve tanıma ilişkinyürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C. 1. 35. maddesiyle 21/5/1986 tarihli ve 3289sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun HükmündeKararname ile “Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu” şeklindedeğiştirilmiştir) eklenen ek 12. madde,
2. 55. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinindördüncü fıkrasına eklenen yedinci cümle,
hakkında 3/3/2021 tarihli ve E.2018/99, K.2021/14 sayılı kararlakarar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu maddeye ve cümleyeilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA,
3/3/2021 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI. HÜKÜM
21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılıVergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun’un;
A. 27. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrasının üçüncücümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemeninyetkisizliği nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 28. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13.maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 35. maddesiyle 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı SporGenel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun HükmündeKararname ile “Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu” şeklindedeğiştirilmiştir) eklenen ek 12. maddeye ilişkin iptal talebi hakkındaKARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
Ç. 54. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı KamuFinansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesineeklenen “Tek hazine kurumlar hesabı” tanımının Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
D. 55. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’un;
1. 12. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen yedincicümleye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
2. 12. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralarda yeralan “...belediyeler, il özel idareleri,...” ibarelerininAnayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN,Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’inkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
E. 82. maddesiyle 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo veTelevizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’a eklenen 29/Amaddesinin;
1. (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırıolmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. (5) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.Emin KUZ ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
F. 87. maddesiyle 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılıYatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a eklenen ek 1. maddeninAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
3/3/2021 tarihindekarar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu, 7103 sayılı Kanun’un; a) 55.maddesiyle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin DüzenlenmesiHakkında Kanun’un 12. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralarda yer alan“...belediyeler, il özel idareleri,...”ibarelerinin ve b) 82. maddesiyle 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’a eklenen 29/A maddesinin (5) numaralıfıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetmiştir. Aşağıda açıklanacakgerekçelerle bu görüşe katılma imkânı olmamıştır.
A. 4749 Sayılı Kanun’un 12. MaddesineEklenen Beşinci ve Altıncı Fıkralarda Yer Alan “...belediyeler, il özel idareleri,...” İbareleri
2. 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinin dördüncüfıkrası uyarınca, içinde belediyeler ve il özel idarelerinin de bulunduğukurumlardan mali kaynakları tek hazine kurumlar hesabı kapsamındadeğerlendirilecek olanları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.Cumhurbaşkanınca belediyeler ve il özel idarelerinin de bu kapsamda belinmesidurumunda bu idareler her türlü mali kaynaklarını Türkiye Cumhuriyet MerkezBankasında veya Cumhurbaşkanının onayıyla belirlenecek esaslar dahilindeTürkiye’de yerleşik bankalar nezdinde kendi adlarına açtıracakları hesaplardatoplamak zorundadırlar.
3. Dava konusu kurallar belediyeler ve il özelidarelerinin her türlü mali kaynaklarının tek hazine kurumlar hesabındadeğerlendirilmesine, işleyişine ve elde edilecek nemaların dağıtılmasınailişkin hususları düzenlemektedir. İbarelerin içinde bulunduğu beşinci fıkrada,söz konusu kurumların tek hazine kurumlar hesabına alınan kaynaklarınındeğerlendirilmesi sonucu elde edilecek getirinin Merkez Bankası tarafındanaçıklanan bankalarca bir aya kadar vadeli mevduata uygulanan ağırlıklı ortalamamevduat faizinin yüzde yetmişi esas alınarak belirlenmesi öngörülmektedir. Aynışekilde altıncı fıkrada da tek hazine kurumlar hesabı kapsamındaki malikaynakların değerlendirilmesinden elde edilen nema gelirinin ödenmesine ilişkinusul ve esaslar yer almaktadır.
4. Anayasa’nın 127. maddesi mahalli idareleri, halkınmahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunlabelirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafındanseçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri olarak tanımlamaktadır. Bu maddeyegöre mahalli idarelerin kuruluş, görev ve yetkileri yerinden yönetim ilkesineuygun olarak kanunla düzenlenir, bu idarelere görevleriyle orantılı gelirkaynakları sağlanır.
5. Mahalli idarelere ilişkin anayasal düzenlemeler buidarelerin idari ve mali özerkliğe sahip olduklarını göstermektedir. Nitekimkanun koyucu da mahalli idarelere dair yasal düzenlemelerde belediye ve il özelidarelerinin özerkliklerini açıkça belirtmiştir. 5393 sayılı BelediyeKanunu’nun 3. maddesinde belediye “Belde sakinlerinin mahallî müştereknitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenlertarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzelkişisi” olarak tanımlanmıştır. 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 3.maddesine göre de il özel idaresi “İl halkının mahalli müşterek niteliktekiihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafındanseçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi”dir.
6. Anayasa Mahkemesi, 5302 sayılı Kanun’un 3. maddesininAnayasa’ya aykırı olmadığına hükmettiği kararında mahalli idarelerinAnayasa’nın 127. maddesi uyarınca idari ve mali özerkliğinin bulunduğunu, maddegerekçesine atıfla, bu özerkliğin anılan idarelerin “yetkili organlarınınkararı ile kanunlara uygun olarak serbestçe karar alma, teşkilatlanma, personelistihdamı, borçlanma ve benzeri alanlardaki yetkilerini ifade ettiği”nivurgulamıştır (AYM, E. 2005/32, K. 2007/3, 18/01/2007).
7. Mahalli idarelerin mali özerkliği, sahip olduklarımali kaynakları serbestçe kullanabilmelerini gerektirmektedir. Başka birifadeyle mahalli idarelere kendi karar organlarının tasarrufu altında serbestçekullanabilecekleri yeterli mali kaynakların tahsisi bu idarelerin özerkliğininbir gereğidir.
8. Bununla birlikte Anayasa’nın 127. maddesi mahalliidareler üzerinde merkezi idarenin vesayet yetkisinin bulunduğunubelirtmektedir. Ancak bu yetki “sınırsız ve takdire bağlı” olmadığı gibi“merkezi yönetimin elinde sadece salt ve biçimsel bir denetim ve otoritearacı” da değildir (AYM, E.1987/18, K.1988/23, 22.6.1988). Kısacası merkeziidarenin vesayet yetkisi, mahalli idarelerin idari ve mali özerkliğini anlamsızve işlevsiz hale getirecek şekilde kullanılamaz.
9. Dava konusu kuralların, belediyelerin ve il özelidarelerinin mali kaynaklarının nasıl değerlendirileceği ve nemalandırmanınnasıl yapılacağı hususlarını tamamen merkezi idareye bıraktığı görülmektedir.Bu durumda anılan idarelerin genel olarak mali kaynakları üzerinde tasarruftabulunma yetkileri sınırlandırıldığı gibi, kaynaklarını daha fazla getirisağlayacağını düşündükleri yerlerde değerlendirme imkânları da ortadankaldırılmaktadır.
10. Çoğunluk “dava konusu kurallarda belediye ve ilözel idarelerinin kaynaklarını dilediği gibi kullanmalarına herhangi birsınırlama getirilmediği” görüşündedir (bkz. § 57). Bu görüşe katılmakmümkün değildir, çünkü kurallar söz konusu mahalli idarelerin malîkaynaklarının değerlendirilmesi yetkisini merkezi idareye devretmektedir. Budevir iradi değil, zorunludur. Nitekim 12. maddenin dördüncü fıkrasında bunauymayıp da kaynaklarını söz gelimi daha fazla getirisi nedeniyle başka yerdedeğerlendirme yoluna giden kurumların elde edecekleri gelirin genel bütçeyeirad kaydedileceği, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden dolayı kurumyetkililerinin şahsen ve müteselsilen sorumlu olacakları belirtilmektedir.
11. Diğer yandan çoğunluğa göre, belediye ve il özelidarelerinin malî kaynaklarının değerlendirilmesi sonucu elde edilecekgetirinin hesaplanmasında bir aya kadar vadeli mevduata uygulanan ağırlıklıortalama mevduat faiz oranının yüzde yetmişinin esas alınması suretiyle, “tekhazine kurumlar hesabı kapsamına alınmamaları haline nazaran dezavantajlı birduruma düşmelerinin önlenmesine ilişkin tedbir alınmış”tır (bkz. § 59).
12. Bu argümanın doğru olup olmadığından bağımsızolarak belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi belediyeler ve il özelidarelerinin mali kaynaklarını tek hazine kurumlar kapsamında tutmalarının veyaserbestçe değerlendirmelerinin avantajlı ya da dezavantajlı olup olmadığınıbelirlemek durumunda değildir. Esasen Mahkemenin bu değerlendirmeyi yapabilecekbir uzmanlığı da bulunmamaktadır.
13. Kaldı ki çoğunluğun görüşünün tam aksi desavunulabilir. Nitekim Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Anayasa Mahkemesinegönderdiği 01/01/2020 tarihli “Belediyeler Açısından Tek Hazine Kurumlar HesabıRaporu”nda dava konusu düzenlemenin belediyelerinlehine olmadığını ileri sürmüştür. Bu rapora göre “Tek hazine kurumlarhesabı... gelir ve kaynak yerel yönetimlere ait olmakla birlikte merkezi idaretarafından yönetilecek, hesaba işletilebilecek faiz oranı kısıtlanmış,nemaya erişim ötelenmiş, kullanımı belirli zamanla sınırlandırılmış, merkeziidarenin başka hesaplarına da aktarılabilecek, bürokratik süreçleri öngören birhesap olarak düzenlenmiştir” (s. 10).
14. Sonuç olarak, mahalli idarelerin malî kaynaklarıüzerindeki yönetim yetkisini Anayasa’nın merkezi idareye tanıdığıvesayet yetkisinin kapsamını aşacak şekilde sınırlayan dava konusu ibarelerinmahalli idarelerin idarî ve malî özerkliği ilkesine aykırı olduğu açıktır.
B. 6112 sayılı Kanun’a Eklenen 29/A Maddesinin (5)Numaralı Fıkrası
15. Dava konusu kural internet ortamından yapılanradyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumuna, bu hizmetleriniletimine, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı,platform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesine, söz konusuyayınların denetlenmesine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesiniöngörmektedir.
16. Anayasa’nın 7. maddesi uyarınca Türkiye BüyükMillet Meclisine ait olan yasama yetkisi devredilemez. Anayasa Mahkemesininyerleşik içtihatında da belirtildiği üzere Anayasa’da kanunla düzenlenmesiöngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapmayetkisinin verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılıkoluşturmaktadır. Dolayısıyla kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda temelesasların, ilkelerin ve genel çerçevenin mutlaka kanunda belirlenmesi, bunlarınyönetmeliğe bırakılmaması gerekmektedir (bkz. E.2017/143, K.2018/40,2/5/2018, § 16; E.2019/40, K.2020/40, 17/7/2020, § 61).
17. Diğer yandanyasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi, temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması söz konusu olduğunda daha da katı yorumlanmalıdır.Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlükler ancak kanunlasınırlanabilir. Bu manada kanunilik, temel hak ve özgürlüklere keyfî müdahaleyiengelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemliunsurlarından biridir. Bu bağlamda kanunilik şartının sağlanması için yasamaorganı tarafından çıkarılan bir kanun metninin varlığı tek başına yeterlideğildir. Kanunun kalitesi de önem taşımaktadır. Temel hak ve özgürlüklerisınırlandıran yasal hükümlerin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olması,ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemleriçermesi kanun kalitesinin belirlenmesinde aranan şartlardandır (bkz. AYM, E.2017/21, K. 2020/77, 24/12/2020, §§ 33, 34; Semih Tekin [GK], B. No:2018/34064, 17/3/2021, § 41; AYM, E.2020/15, K. 2020/78, 24/12/2020, § 9).
18. Dava konusu kuralda yer alan hususların Anayasa’dakanunla düzenlenmesi gereken konular arasında olduğunda tereddütbulunmamaktadır. İnternet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınhizmetlerinin sunumu, genel olarak ifade özgürlüğünün, özel olarak da basınözgürlüğünün kullanımına ilişkindir. Anayasa’nın 26. maddesi uyarınca radyo,televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımlar izin sisteminebağlanabilir. Ancak bu izin sisteminin temel esaslarının ve şartlarının kanunladüzenlenmesi zorunludur. Zira 26. maddenin son fıkrasına göre “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart veusuller kanunla düzenlenir.”
19. Öte yandan iptali istenen kuralın internetortamından yapılan yayımlara ilişkin olarak yönetmeliğe bıraktığı yayınlisansı, yayın iletim yetkisi ve söz konusu yayınların denetlenmesi gibihususlar ifade ve basın özgürlüklerinin sınırlandırılmasına yöneliktir. Bunedenle Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında bu sınırlamaların, erişilebilirlikve öngörülebilirlik şartlarını sağlayan, açık ve yeteri kadar ayrıntılı birkanunla düzenlenmesi gerekmektedir.
20. Çoğunluğa göre dava konusu kural kapsamındakiinternet ortamında medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı ve platformişletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesi gibi hususlara ilişkin temelkurallar ve yasal çerçeve 6112 sayılı Kanun’da belirlenmiş olup idare tekniğinedair konular yönetmeliğe bırakılmıştır (bkz. § 96). Ne var ki, karargerekçesinde kanunla düzenlenmesi gereken temel kuralların ve yasal çerçevenin6112 sayılı Kanun’un neresinde ve nasıl düzenlendiğine dair biraçıklamaya yer verilmemiştir.
21. Dava konusu kuralda yönetmeliğe bırakılanhususların ne 6112 sayılı Kanun’da ne de başka bir kanunda yeterince açık veöngörülebilir şekilde düzenlenmediği görülmektedir. Sözgelimi internetortamından yayın yapmak için gerekli olan yayın lisansı ve yayın iletimyetkisinin hangi şartlar altında verileceği belirli değildir. 29/A maddesinin(1) numaralı fıkrasında, sadece bu lisans ve yetkinin Üst Kurul tarafındanverileceği düzenlenmiştir. 6112 sayılı Kanun’un diğer maddelerinde de bu hususdüzenlenmiş değildir. Dahası Kanun’un 29. maddesinin (1) numaralı fıkrasındayer alan “Yayın hizmetlerinin iletimi faaliyetlerine ilişkin uyulmasıgereken idarî, malî ve teknik şartlar Üst Kurulca belirlenir ve şartları yerinegetiren kuruluşlara yayın iletim yetkisi verilir.” şeklindeki hükümden bu şartlarınkanunda belirlenmediği, Üst Kurula bırakıldığı anlaşılmaktadır.
22. Bu sebeplerle internet ortamından yapılacakyayınlara ilişkin hususların -temel esaslarını, şartlarını ve çerçevesinibelirlemeden- yönetmeliğe bırakılmasını öngören dava konusu kural, Anayasa’nın7., 13., 26. ve 28. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.
23. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, A ve B başlığıaltında incelenen kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiğinidüşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
A. 4749 Sayılı Kanunun 12.Maddesinin 5. ve 6. Fıkralarındaki “…belediyeler, il özel idareleri…” İbareleri
Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkındaki4749 sayılı Kanunun 12. maddesine 7103 sayılı Kanunla eklenen beşinci vealtıncı fıkralarda, belediyelerin ve il özel idarelerinin malî kaynaklarının datek hazine kurumlar hesabında değerlendirilebilmesi hükmü yer almaktadır. 4749sayılı Kanunun 3. maddesine eklenen tanımda da bu hesabın Müsteşarlıktarafından yönetileceği belirtilmektedir. Kanunun 12. maddesinin 5. fıkrasındaise ayrıca bu hesap kapsamındaki kurum ve kuruluşların nakit talepleri ileödeme ve tahsilat tahminlerinin de Müsteşarlığa bildirilmesi, bu taleplerinMüsteşarlıkça karşılanması öngörülmektedir.
Çoğunluk görüşünü yansıtan kararın 53 ve 54.paragraflarında da belirtildiği üzere Anayasanın 127. maddesi uyarınca mahalliidarelerin yönetim organlarının seçimle göreve gelmesi, kendi gelir kaynaklarıve bütçelerinin bulunması gibi özellikleri nedeniyle bu idarelerin idari vemali özerkliğe sahip oldukları kabul edilmektedir (AYM 10.4.2013, 2012/158 –2013/55; AYM 5.7.2018 – 7/80, par. 42). Özerkliğin amacı, bu idarelerin faaliyetlerinihizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde yerine getirmelerinianayasal güvence altına almaktır. Mahalli kamu hizmetinin yürütülmesi için maliözerkliğin gereği olarak mahalli idarelerin kendi mali kaynaklarını engelsizbiçimde yönetmelerinin önemi izahtan uzaktır. İncelenen kural ise genel idareyeait kaynaklar gibi mahalli idarelerin mali kaynaklarının da tek hazine kurumlarhesabına aktarılmasını ve harcamanın da aynı hesaptan talep edilerekyapılmasını öngörmektedir.
İncelenen kural mali kaynakların yönetimini genelidarenin tasarrufuna vererek mahalli idarelerin idari ve mali özerkliğinisınırlandırmaktadır. Hernekadar çoğunluk görüşünde bu düzenlemenin mahalliidarelerin kaynaklarını anlık kullanmalarını önlemediği gerekçesini ilerisürülmekteyse de bu durumun kuralda sınırlama olmadığı anlamına gelmediğiaçıktır. Herşeyden önce mali özerkliğe sahip olan idarelerin kaynaklarınıpiyasa koşullarında etkinlik ve verimlilik anlamındaen uygun şartlarda değerlendirmesi imkanları sınırlandırılmaktadır. Başkadeyişle mahalli idarelerin mali kaynakları üzerindeki hukuki ve mali tasarrufyetkisi ellerinden alınmaktadır. Söz konusu sınırlamanın idari vesayet yetkisibağlamında savunulmasının mümkün olmadığı da aşikardır. Bu durum bir taraftanidari özerkliğe, diğer yönden de mali özerkliğe ilişkin anayasal güvencelerleçelişmektedir. Bu nedenle kuralın Anayasanın 127. maddesine aykırılığınedeniyle iptal edilmesi gerekmektedir.
B. 6745 Sayılı Kanunun 29/A Maddesinin 5. Fıkrası
Kanuna 7103 Sayılı Kanunun 82.maddesiyle eklenen kuralda; internet ortamından radyo, televizyon ve isteğebağlı yayın hizmetlerinin sunumuna, iletimine, yayın lisansı ve yayın iletimyetkisi verilmesine ve yayınların denetlenmesine ilişkin usul ve esasların ÜstKurul ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından çıkarılacakyönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.
İfade ve basın özgürlüğüyle ilgili olduğu anlaşılan yayınhizmeti sunumu, lisans ve iletim yetkisi ve denetimi gibi konuların Anayasanın13, 26. ve 28. maddelerdeki güvencelere uygun olarak kanunla düzenlenmesigerekmektedir. Basın hürriyetine ilişkin 28. maddenin 3. fıkrasında, buhürriyetin sınırlanmasında 26. ve 27. maddelerin uygulanacağı belirtilmiştir.Bu doğrultuda kanunla düzenleme zorunluluğu 26. maddenin son fıkrasında “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart veusuller kanunla düzenlenir” hükmüyle ayrıca ve mahsusen belirtilmiştir.
Bununla birlikte temel hakları sınırlayan bir kanununşeklen var olması yeterli olmayıp, yasal kurallar keyfiliğe izin vermeyecekşekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğindeolmalıdır. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi uyarınca dakanuni düzenlemelerin “hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir” (AYM, E.2015/41, K.2017/98,4/5/2017, § 153). Kanunda bulunması gerektiği belirtilen nitelikler hukukdevletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesi yönünden dezorunludur. Ayrıca Anayasanın 13. maddesi uyarınca kanunda öngörülecek sınırlamanındemokratik toplumun gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması zorunludur.
Diğer taraftan kanunla düzenleme güvencesinin mutlakolarak yorumlanmaması, kanunun kimi konularda ayrıntıların düzenlenmesi vekanunun uygulanmasını göstermek amacıyla idarelere düzenleme yetkisiverebileceği kabul edilmektedir. Ancak idareye düzenleme yetkisi verilmesininyasama yetkisinin devri anlamına gelmemesi için kanunda temel haklara yönelikolarak yapılabilecek sınırlamaların temel esaslarının açıkça gösterilmesi veçerçevesinin belirlenmesi zorunludur. Bu zorunluluk bir yönüyle temel haklarailişkin düzenlemelerin kanunla yapılmasına ilişkin (AY m. 13) anayasalgüvenceden, diğer taraftan ise yasama yetkisinin devredilmezliği kuralından (AYm. 7) kaynaklanmaktadır. Aksi takdirde temel hakların sınırlandırılması yetkisidoğrudan idari tasarruflara bırakılmış olur. İncelenen kurallarda ise yayıniletimi, lisansı ve denetimle ilgili hususlarda sınırlamanın temel esasları vekapsamına ilişkin bir belirleme yapılmadan yönetmelikle düzenleme yapılmasıyetkisi verilmektedir. Bu durum karşısında incelenen kuralın belirttiğimizanayasal güvencelere aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmelidir.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
A. 12. MaddesininBeşinci ve Altıncı Fıkralarında Yer Alan “Belediye, İl Özel İdareleri”İbareleri Yönünden
1. 21/03/2018 tarihli ve 7103sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 55. maddesiyle 28/3/2002 tarih ve 4749sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 12.maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “belediyeler, il özel idareleri”ibaresi ile altıncı fıkrasında yer alan “belediyeler, il özel idareleri”ibaresinin iptali talep edilmiştir.
2. Dava konusu ibareler belediyelerve il özel idarelerinin her türlü mali kaynaklarının tek hazine kurumlar hesabıkapsamında değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu ibareler mahalliidarelerin tek hazine kurumlar hesabına alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı’nınbelirlemesini müteakip, bu hesapların işleyişi, nemalandırılması ve nemagelirlerinin genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmesinidüzenlemektedir.
3. Anayasa’nın 127. maddesininilk fıkrasında, mahalli idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallimüşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen vekarar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerekoluşturulan kamu tüzelkişileri oldukları hüküm altına alınmıştır. Anayasa’damerkezi yönetim - yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerinorganlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması,kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgübütçelerinin bulunması, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gibiyetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması, bu idarelerin belli bir düzeydeözerkliğe sahip olduklarını bize göstermektedir (AYM,E.2012/158, K.2013/55, 10/4/2013).
4. Anayasa’nın 127. maddesindeöngörülen yerel yönetimlerin özerkliği ilkesi, mali özerkliği deiçermektedir. Mahalli idarelerin mali özerkliği bu idarelerin merkezi yönetiminmalvarlığından ayrı malvarlığına sahip olmalarını, mali kaynaklarının birbölümünü yerel vergi ve harçlardan oluşturmalarını, gelirlerini ve varlıklarınıkendi amaçlarına uygun bir biçimde kullanabilmelerini ve bağımsız gelirkaynakları ve bir bütçe sistemine sahip olmaları gibi ölçütler içermektedir.Anayasa’nın 127. maddesinin altıncı fıkrasının son cümlesinde yer alan “Buidarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır” düzenlemesi demahalli idarelerin mali özerkliğinin anayasal koruma altından olduğunun ifadeetmektedir (AYM, E.2018/7, K.2018/80, 5/7/2018,§ 42).
5. Belediyeler ve ilözel idarelerinin tek hazine kurumlar hesabı kapsamında değerlendirilmesi,yerel yönetimlerin mali kaynaklarının nasıl değerlendirileceği konusununmerkezi yönetime bırakılması anlamına gelmektedir. Bu da mahalli idarelerinmali kaynakları üzerindeki tasarruf haklarının merkei yönetimce ciddi olaraksınırlanması sonucunu doğurmaktadır.
6. Yukarıda belirtilengerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa’nın 127. maddesine aykırı olduğudüşüncesiyle karara katılmadım.
B. Kanun’un 82.Maddesinin İncelenmesi D. 82. Maddesiyle 15.02.2011 Tarih ve 6112 Sayılı Radyove Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Kanun’a Eklenen 29/A MaddesiBeşinci Fıkrası Yönünden
7. Dava konusu kural, “İnternetortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumuna, buhizmetlerin iletimine, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayınlisansı, platform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesine, sözkonusu yayınların denetlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul veesasların … yönetmelikle” düzenleneceğini hüküm altına almıştır.
8. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamlarınmüdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini dekapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılanyayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir” denilerek düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyetinin kapsamı belirtilmiştir. Maddenin son fıkrasında“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil,şart ve usuller kanunla düzenlenir” hükmüne de yer verilmiştir.
9. Anayasa’nın 26.maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımındabaşvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarakifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracınınanayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir.
10. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı28. maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez…Devlet, basın ve haber almahürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında,Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleriuygulanır…” düzenlemesine yer verilmiştir.
11. Anayasa’nın 13.maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın ölçülülükilkesine uygun şekilde, kanunla sınırlandırılabileceği belirtilmektedir.Ölçülülük ilkesi sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacınıgerçekleştirmeye elverişli olmasını; bu aracın sınırlama amacı açısındangerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içindebulunmamasını ifade eder. Burada kısıtlama için kullanılan araçla amaç arasındahak ve özgürlüğü en az sınırlayacak dengeli bir orantı aranmaktadır.
12.Anayasa Mahkemesine göre “ifade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere,başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerindendolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitliyollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarınaaktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Basın özgürlüğünü kapsayan ifadeözgürlüğü, çeşitli araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama;bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar. Aynı zamanda düşünceniniletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesinide sağlar” (Medya Gündem Dijital Yayincilik Ticaret A. Ş. [GK], B. No:2013/2623, 11/11/2015, § 27).
13. Anılandüzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahipolma” özgürlüğünü değil, aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati(görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma veverme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğübireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi,edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veyabaşkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir.
14.Haber ve fikirlerin iletilmesinde ve alınmasında önemli bir işlev göreninternet Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün güvencesialtındadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi internet erişimine yönelik birmüdahalenin ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğini kabul etmiştir (YamanAkdeniz ve diğerleri, B. No: 2014/3986, 2/4/2014; Youtube LlcCorporation Service Company ve diğerleri [GK], B. No: 2014/4705,29/5/2014).
15. İfade özgürlüğükonusunda devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamumakamları negatif yükümlülük kapsamında Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerikapsamında zorunlu olmadıkça düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasınıyasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında iseifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirlerialmalıdır. Ancak, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü mutlak ve sınırsızdeğildir. Nitekim Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti ile basin hürriyeti Anayasa’nın 13. maddesindekikoşullara uygun olarak, bu maddelerde belirtilen sebeplerlesınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklereyönelik sınırlamalar, ancak kanunla yapılabilir ve hak ve özgürlüklerinözlerine dokunamayacağı gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
16. İptali talepedilen kural, ilgili maddedeki usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğinihüküm altına almıştır. Ancak, temel haklar arasında olan ifade özgürlüğü vebasin hürriyetine dönük sınırlandırmaların ancak kanunla yapılabileceğiAnayasa’nın 13. 26. ve 28. maddelerinin açık hükmüdür. Dolayısıyla, kuralınAnayasa’nın 13., 26. ve 28. maddelerine aykırılık taşıdığı gerekçesiyleçoğunluk kararına katılmadım.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
7103 sayılı Kanunla 4749 sayılı Kanunun 12. maddesineeklenen beşinci ve altıncı fıkralardaki “belediyeler, il özel idareleri,…” ibareleri ile 6112 sayılı Kanuna eklenen 29/Amaddesinin (5) numaralı fıkrasının Anayasaya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin reddine karar verilmiştir.
1. Çoğunluğun, 12. maddenin mezkûr fıkralarındakiibarelerin iptali talebinin reddine ilişkin gerekçesinde; Anayasanın 127.maddesinde mahallî idarelerin özerkliği ilkesinin kabul edildiği ve bunun malîözerkliği de kapsadığı, malî özerkliğin mahallî idarelerin gelirlerini vevarlıklarını kendi amaçlarına uygun şekilde kullanabilmelerini öngördüğü, ancakincelenen kurallarda belediyelerin ve il özel idarelerinin kaynaklarınıdiledikleri gibi kullanmalarına herhangi bir sınırlama getirilmediğibelirtilerek, anılan düzenlemenin mahallî idarelerin özerkliği ilkesinizedeleyen bir yönünün bulunmadığı ve Anayasaya aykırı olmadığı sonucunavarılmıştır.
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç YönetimininDüzenlenmesi Hakkında Kanunun 12. maddesine eklenen beşinci ve altıncıfıkralarda, belediyelerin ve il özel idarelerinin malî kaynaklarının da tekhazine kurumlar hesabında değerlendirilebilmesi öngörülmektedir.
Mezkûr hükümler aynı maddenin dördüncü fıkrası ilebirlikte incelendiğinde, Anayasanın 127. maddesinde düzenlenen ve anılanmaddeye göre idarî ve malî özerkliğe sahip oldukları konusunda ihtilafbulunmayan belediyeler ile il özel idarelerinin malî kaynaklarının da sözkonusu kurallar çerçevesinde tek hazine kurumlar hesabında değerlendirileceğive bu mahallî idarelerin malî kaynakları üzerindeki yetkilerinin önemli ölçüdesınırlandırılmış olacağı anlaşılmaktadır.
Önceki kararlarımızda olduğu gibi bu kararda davurgulandığı üzere, Anayasa gereğince organlarının, yetki alanları içindeoturanlar tarafından ve belirli süreler için seçilerek göreve gelmesi, kararlarınıkendi organları eliyle alması, kendilerine ait bütçelerinin olması vegörevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanması öngörülen belediyelerin ve ilözel idarelerinin bu idarî ve malî özerklikleri, malî kaynaklarını amaçlarınauygun şekilde kendi organları eliyle kullanabilmelerini de gerektirir (örn.olarak bkz. 10/4/2013 tarihli ve E. 2012/158, K. 2013/55 sayılı; 5/7/2018tarihli ve E.2018/7, K. 2018/80 sayılı kararlarımız).
Özerklik, kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerineilişkin kararları alma ve uygulama konusunda genel yetkiyle donatılmış olmalarıve bu konuda dış etkilere karşı korunmaları anlamına gelmekte; faaliyetlerinihizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde yerine getirmeleriniteminat altına almak için kamu kuruluşlarına da özerklik tanınabilmektedir(5/7/2018 tarihli ve E. 2018/7, K. 2018/80 sayılı kararımız, § 41).
Anayasanın 127. maddesinde belediyeler ve il özelidareleri başta olmak üzere mahallî idareler için öngörülen özerklik ilkesi debu kapsamdadır. Anılan maddenin beşinci fıkrasında merkezî idarenin mahallîidareler üzerinde, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayetyetkisine sahip olduğu belirtilmekte ise de, belediyelerin ve il özelidarelerinin her türlü malî kaynaklarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasındaveya Cumhurbaşkanının onayıyla belirlenecek esaslar dahilinde bankalardaaçılacak hesaplarda toplanmasına ve yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslaragöre tek hazine kurumlar hesabında değerlendirilmesine imkân sağlayan kural, merkezîidareye, özerkliğin yukarıda belirtilen anlamını etkisiz kılacak ve idarîvesayet yetkisinin 127. maddenin beşinci fıkrasında belirtilen amacı iletanımını aşacak, böylece mahallî idarelerin malî özerkliği ile bağdaşmayacakgenişlikte bir yetki tanımaktadır.
Diğer taraftan, mezkûr düzenlemenin konusu, esas olarakbelediyelerin ve il özel idarelerinin kaynaklarını -kararda da belirtildiğigibi, kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesi amacıyla-diledikleri gibi kullanmalarına sınırlama getirilmesi olduğundan, dava konusukuralların mahallî idarelerin malî kaynaklarını diledikleri yatırım araçlarınayönlendirmelerini engelleyen bir yönünün bulunmadığına ilişkin yorum (§ 57)isabetli olmadığı gibi bu yoruma esas alındığı anlaşılan uygulama usul veesasları ile söz konusu kaynakların bu uygulamayla daha yüksek bir getirisağlayıp sağlamayacağı da Anayasaya uygunluk denetimi bakımından önemtaşımamaktadır.
Bu sebeplerle Anayasanın 127. maddesine aykırı olanmezkûr ibarelerin iptali gerekir.
2. 6112 sayılı Kanunun 29/A maddesinin (5) numaralıfıkrası ile ilgili red gerekçesinde; yayın hizmetlerine ilişkin temelkuralların ve çerçevenin belirlenmesinden sonra idare tekniğine ilişkinhususların yönetmeliğe bırakılmasının yasama yetkisinin devri olaraknitelendirilemeyeceği, ayrıca kuralın herhangi bir tereddüte yer vermeyecekşekilde açık, net ve anlaşılır olduğu, bu yönüyle de belirlilik veöngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
İncelenen 29/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında,internet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerininsunumuna, bu hizmetlerin iletimine, medya hizmet sağlayıcılarına yayın lisansıve platform işletmecilerine yayın iletim yetkisi verilmesine, bu yayınlarındenetlenmesi ile maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikledüzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Bilindiği gibi Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukukdevleti -kararlarımızda birçok defa ifade edilen diğer niteliklerinin yanında-adaletli bir hukuk düzeni kurarak bunu sürdüren, hukukî güvenliği sağlayan,Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlısayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilikilkesi de; Mahkememizin yerleşik içtihadına göre,kanunî düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüteve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, nesnel ve sınırlarınınbelirli olmasını gerektirmekte, hukukî güvenlik ilkesiyle bağlantılı olarak dabireyin, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut olgulara hangisonuçların bağlandığını görebilmesini zorunlu kılmaktadır.
Anayasanın 7. maddesinde de yasama yetkisinin TürkiyeBüyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği hükme bağlanmakta, ancak-kararda belirtildiği üzere- yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapmayetkisi verilemeyeceği anlamına gelmeyen bu ilke, Anayasada kanunladüzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle değil, kanunla temel esaslarıbelirlendikten ve konunun çerçevesi çizildikten sonra ayrıntılarındüzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını gerektirmektedir (örn. olarakbkz. 29/11/2017 tarihli ve E. 2017/51, K. 2017/163 sayılı kararımız, § 13).
Kanunun 29/A maddesinin, Anayasaya aykırı olduğu iddiasıoybirliğiyle reddedilen ilk üç fıkrasında yapılan düzenlemelerle Anayasanın 26.ve 28. maddelerinde öngörülen ifade ve basın hürriyetlerine sınırlamagetirildiğinde ve bu sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği konusundatereddüt bulunmadığı gibi (§§ 76, 77), incelenen (5) numaralı fıkranın buhükümlerle ilgili olduğu ve Anayasanın 26. maddesinin ikinci fıkrası ile 28.maddesinin üçüncü fıkrasına göre mezkûr usul ve esasların çerçevesinin kanunlabelirlenmesi gerektiği de açıktır. Başka bir ifadeyle, fıkrada belirtilenhususlara ilişkin usul ve esasların -yukarıda belirtildiği gibi- kanunla temelilkelerin düzenlenmesinden ve çerçevenin çizilmesinden sonra yönetmeliğebırakılması gerekir.
Mahkememizin yerleşik içtihadına göre kanunla düzenleme,bir konudan sadece kavramsal veya kurumsal olarak bahsedilmesi değildir.Kuşkusuz konuya ilişkin bütün ayrıntılara kanunda yer verilmesigerekmemektedir. Ancak Anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen bir konununtemel esasları ve kapsamı kanunda belirlendikten sonra uzmanlık ve idaretekniğine ilişkin hususlar yürütmeye bırakılabilir.
Çoğunluğun gerekçesinde bunun yapıldığı belirtilmekte isede, 29/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilenhususlara ilişkin olarak maddenin ilk dört fıkrasında da, Kanunun diğermaddelerinde de herhangi bir ilkeye yer verilmediği veya bu konularda başka birkanun hükmüne de atıf yapılmadığı görülmektedir.
Anayasaya göre kanunla düzenlenmesi gereken mezkûr konudakanunla temel ilkeler herhangi bir tereddüte ve şüpheye yer vermeyecek şekildeve belli bir kesinlik içinde açık, net, anlaşılır ve nesnel bir şekildebelirlenmeden ve kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına engel olacaktedbirler öngörülmeden, belirtilen hususlardaki usul ve esasların yönetmelikledüzenleneceğini hükme bağlayan dava konusu kuralın açık, net ve herhangi birtereddüte yer vermeyecek nitelikte olduğu, dolayısıyla belirli ve öngörülebilirolduğu söylenemeyeceği gibi düzenlemenin yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesiyle bağdaştığı da söylenemez.
Bu sebeplerle, incelenen kuralın Anayasanın 2., 7., 13.,26. ve 28. maddelerine aykırı olduğu ve bu kuralın da iptali gerektiğidüşüncesiyle çoğunluğun red kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Anayasa Mahkemesi çoğunluğunca 21/03/2018 tarihli ve7103 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 55. maddesiyle 28/3/2002 tarih ve 4749sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 12.maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan “belediyeler, il özelidareleri” ibaresinin ve 82. maddesiyle 15.02.2011 tarih ve 6112 sayılıRadyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’a eklenen29/A maddesinin (5) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyleiptal edilmesi gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşünekatılmamaktayım.
A. 4749 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 5 ve 6.fıkralarına eklenen “belediyeler, il özel idareleri” ibareleri
2. İptali talep edilen ibareler, belediyeler ile il özelidarelerinin her türlü mali kaynaklarının tek hazine kurumlar hesabı kapsamındadeğerlendirilmesini mümkün hale getirmektedir. Dava konusu ibarelerin yer aldığı4749 sayılı Kanun’un aynı maddesinin bir önceki paragrafında ise belediyeler veil özel idarelerinin mali kaynaklarının tek hazine kurumlar hesabı kapsamındadeğerlendirilip değerlendirilmeyeceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilikılınmıştır. Cumhurbaşkanı’nın belediyeler ve il özel idarelerini bu kapsamdadeğerlendirmeye karar vermesi durumunda, belediyeler ve il özel idarelerininher türlü mali kaynaklarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında veyaCumhurbaşkanının onayıyla belirlenecek esaslar dahilinde Türkiye’de yerleşikbankalar nezdinde kendi adlarına açtıracakları hesaplarda toplamak zorundaoldukları hüküm altına alınmıştır.
3. Çoğunluk kararında kuralların Anayasa’ya aykırıolmadığı sonucuna ulaşılırken kurallarda belediye ve il özel idarelerininkaynaklarını dilediği gibi kullanmalarına herhangi bir sınırlama getirilmediği,dolayısıyla kuralların anılan idarelerin kaynaklarını diledikleri yatırımaraçlarına yönlendirmelerini engelleyen bir yönünün bulunmadığı, yerelyönetimlerin bu hesaba yatırdıkları paranın getirisinden yararlanmalarınıengelleyen bir hüküm de bulunmadığı, kurallarla söz konusu idarelerin herhangibir yatırım için harcamadıkları ya da yatırıma yöneltmedikleri ve bankalardadeğerlendirdikleri kaynaklarına ilişkin bir düzenleme öngörülmekte olduğu vebelediye ve il özel idarelerinin nakit kaynaklarının tek hesaptan takibisağlanmakla birlikte kuralların bu kaynakların anılan idarelere -belirli birsüre için dahi olsa- ödenmemesi sonucunu doğurmasının da söz konusu olmadığındanhareketle yerel yönetimlerin özerkliğine aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesinedayanılmıştır (§§ 57-60).
4. Anayasa’nın 127. maddesinde mahalli idarelerdüzenlenirken bu idarelerin merkezi idare ile ilişkileri de dikkate alınaraksahip oldukları özerkliklerine de vurgu yapılmıştır. Bu bağlamda aynı maddeninbeşinci fıkrasında idarenin bütünlüğünü sağlamak amacıyla mahalli idarelerüzerinde merkezi idarenin idari vesayet yetkisinin ne şekilde öngörüldüğü deşöyle ifade edilmiştir: “Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallîhizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamugörevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallîihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas veusuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir”.
5. Bu bağlamda her ne kadar mahalli idareler üzerindeAnayasa’da öngörülen çerçevede bir idari vesayet yetkisi kullanımı söz konusuise de bunun dışındaki hususlarda mahalli idarelerin idari özerkliği daha fazlaön plana çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi de mahalli idarelerin organlarınınseçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarınıkendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerininbulunması, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gibi yetki veayrıcalıkların tanınmış olmasının bu idarelerin özerkliklerinin göstergeleriolduğunu ifade etmektedir. (AYM, E.2012/158, K.2013/55, 10/4/2013).
6. Aynı kararda devamla mahalli idarelerin mali özerkliğibağlamında şu hususa yer verilmektedir:
“Anayasa’nın 127. maddesindeöngörülen ‘yerel yönetimlerin özerkliği’ ilkesi, yerinden yönetimin varlıkşartlarından olan mali özerkliği de kapsamaktadır. Mali özerklik kavramı isemahalli idarelerin mali kaynaklarının bir bölümünü yerel vergi ve harçlardanoluşturmalarını, gelirlerini ve varlıklarını kendi amaçlarına uygun bir biçimdekullanabilmelerini ve esnek bir bütçe sistemine sahip olmalarını öngörmektedir.Diğer bir ifade ile mahalli idarelerin mali özerkliği, merkezi yönetiminmalvarlığından ayrı malvarlığı, bağımsız gelir kaynakları ve bütçeleri olmasıesasına dayanır. Nitekim Anayasa’nın 127. maddesinin altıncı fıkrasının soncümlesinde de ‘Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır’hükmüne yer verilmek suretiyle mahalli idarelerin mali özerkliği teminat altınaalınmıştır.” (AYM, E.2012/158,K.2013/55, 10/4/2013).
7. Mahalli idarelerin özerkliği gereğince her bir mahalliidare birimi Anayasa’da öngörülen idari özerklik kapsamı ve idari vesayetyetkisi sınırları dahilinde kendi görev alanına giren konularla ilgili olarakkendi organları aracılığı ile idari kararlar alıp uygulayabilme serbestisinesahiptir. Elbette ki bu serbesti aynı zamanda kendi sahip olduğu mali kaynaklarboyutunu da kapsamaktadır. Bu nedenle mahalli idarelerin özerkliği aynı zamandamali özerkliği de gerekli kılmaktadır.
8. Öncelikle dava konusu kuralların merkezi ve yereldüzeydeki farklı kamusal bütçeli kuruluşların mali kaynaklarını tek bir hesaptatoplayarak nemalandırması nedeniyle kamu yararı amacıyla çıkarılmış olduklarınıifade etmek gerekmektedir. Ancak, il özel idareleri ile belediyelerin davakonusu tek hazine kurumlar hesabına kendi rızaları alınmaksızın kanunla dahiledilmesi bu mahalli idarelerin kendi gelirlerini kendilerinin nemalandırmaimkanını elinden almaktadır. Dava konusu kural bu yönü ile mahalli idarelerinözerkliği ile çelişmektedir.
9. Dolayısıyla bu biçimdeki bir düzenlemenin Anayasa’yauygunluğunu değerlendirirken kuralın kamu yararına uygun olduğuna bakmanınyeterli olmadığını1,kuralla Anayasa’nın diğer hükümlerine aykırı bir husus bulunup bulunmadığına dabakmak gerekecektir.
10. Nitekim burada dava konusu kural mahalli idarelerinmali kaynaklarının değerlendirilmesi noktasında mahalli idarelere hiçbirinisiyatif tanımadan tüm yetkiyi tek başına merkezi idareye vermektedir. Tekhazine kurumlar hesabı kapsamındaki kurumların mali kaynaklarının yönetilmesineilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla bu Kanun’a dayanılarakCumhurbaşkanlığı kararı ile çıkarılan Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği’nde malikaynaklarının nemalandırılmalarına dair koşullar belirlenmiştir.
11. 4749 sayılı Kanun’a göre tek hazine kurumlar hesabıkapsamında değerlendirilecek olanların da Cumhurbaşkanınca belirleneceğidikkate alındığında il özel idareleri ve belediyelerin mali kaynaklarının tekhazine kurumlar hesabına dahil edilmesine karar verilmesi sürecinde mahalliidarelere hiçbir yetki verilmemesi yanında mahalli idarelerin mali kaynaklarıüzerindeki tasarruf hakları da belli ölçüde kısıtlanmış olacağından dava konusuibareler Anayasa’nın 127. maddesindeki mahalli idarelerin özerkliği ilebağdaşmamaktadır.
12. Dolayısıyla 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve BorçYönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 12. maddesinin beşinci ve altıncıfıkralarında yer alan “belediyeler, il özel idareleri” ibarelerininAnayasa’nın 127. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
B. Kanun’un 82.maddesiyle 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın HizmetleriHakkında Kanun’a eklenen 29/A maddesinin (5) numaralı bendi
13. Yayın hizmetlerinin internet ortamından sunumuamacıyla 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın HizmetleriHakkında Kanun’a eklenen 29/A maddesine eklenen ilk dört fıkranın Anayasa’yaaykırılık taşımadığına ilişkin çoğunluk kararına katılmaktayım. Ancak 5.fıkrada Anayasa’ya aykırılık bulunduğu kanaatindeyim.
14. “İnternet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlıyayın hizmetlerinin sunumuna, bu hizmetlerin iletimine, internet ortamındanmedya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı, platform işletmecilerine de yayıniletim yetkisi verilmesine, söz konusu yayınların denetlenmesine ve bu maddeninuygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurul ile Bilgi Teknolojileri veİletişim Kurumu tarafından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altıay içerisinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklindekibeşinci fıkra hükmü, belirttiği konularla ilgili usul ve esasların Üst Kurulile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından müştereken çıkaracaklarıyönetmelikle düzenlenmesini öngörmektedir.
15. Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararında iptal istemininreddinin temel gerekçesi şu şekilde ifade edilmektedir:
“6112 sayılı Kanun’da internet ortamından radyo,televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumunu, bu hizmetleriniletimini, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı veplatform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesini ve söz konusuyayınların denetlenmesini de kapsayacak şekilde yayın hizmetlerine ilişkintemel kuralların ve yasal çerçevenin kanun hükümleriyle belirlendiğigörülmektedir. Kanun’da anılan hususlara ilişkin yasal çerçeve belirlendiktensonra bu çerçeve içinde kalacak idare tekniğine ilişkin hususlarındüzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması yasama yetkisinin devri olaraknitelendirilemez” (§ 96).
16. Bu gerekçeye katılmak mümkün değildir. Zira buradakiAnayasa’ya aykırılık tam da bu konuda ortaya çıkmaktadır. Zira Kanun’da hiçbirşekilde internet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınhizmetlerinin sunumu, bu hizmetlerin iletimi, internet ortamından medya hizmetsağlayıcılara yayın lisansı, platform işletmecilerine de yayın iletim yetkisiverilmesi ve söz konusu yayınların denetlenmesi konularındaki temel unsurlarayer verilmemiş ve bu konularda Kanun metninde yeteri kadar bir belirlemedebulunulmamıştır.
17. Eğer çoğunluk kararında ifade edildiği gibi Kanun’daanılan hususlara ilişkin yasal çerçeve belirlenmiş ise, bu belirlenmişçerçevenin ne olduğu ile ilgili olarak da karar gerekçesinde bazı hususlarınifade edilmiş olması gerekirdi. Oysa karar gerekçesinde bu biçimde bir bilgiyeyer verilmemektedir.
18. Dolayısıyla Kanun Koyucunun bu konularda hiçbirbelirlemede bulunmayıp tüm boyutları ile konuya ilişkin hususları idareninyönetmelikle düzenlemesine imkan vermesi esasındaAnayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama hürriyetine ve 28. maddesindekibasın hürriyetine ilişkin güvencelere aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim buhakların kullanımına ilişkin temel esasların kanunla düzenlenmesi Anayasal birzorunluluktur.
19. Öte yandan yasama organının yetkisi dahilindeki birhususun düzenlenmesinin kanunla idareye bırakılması aynı zamanda yasamayetkisinin devredilemeyeceğini öngören Anayasa’nın 7. maddesine de aykırılıkteşkil etmektedir.
20. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki karalarında dabu bağlamda şu değerlendirmeyi yapmıştır:
“Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesiniöngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntınınyürütmeye bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlemeyapılması öngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk eldendüzenleyici işlem yapabileceği düşünülebilirse de yasamanın asliliği veyürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanmasızorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi beklenen çerçeve,Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha genişolabilecektir. Başka bir ifadeyle Anayasa’ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesigerekmeyen bir konu, kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyiciişlemlerine bırakılabilir. Aksi yorum Anayasa’da bazı hususların kanunladüzenlenmesinin öngörülmüş olmasını anlamsız hâle getirmektedir”. (Bkz.: E.S.: 2016/150, K.S.: 2017/179. K.T.:28.12.2017, § 111).
21. Yukarıda sıralanan nedenlerle dava konusu (5)numaralı fıkranın Anayasa’nın 7., 26. ve 28. maddelerine aykırı olduğundaniptali gerekmektedir.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
1 Burada mahalli idareler üzerindeki idarivesayet yetkisinin düzenlendiği Anayasa’nın 127. maddesinin beşinci fıkrasındayer verilen “toplum yararının korunması” şeklindeki ibare ile tek hazinekurumlar hesabının bu kapsamda değerlendirilip Anayasa’ya aykırı olmadığıhususu akla gelebilir. Ancak belirtmek gerekir ki mahalli idareler üzerindemerkezi idarenin sahip olduğu idari vesayet yetkisinin kullanılması sürecindeki“toplum yararının korunması”, mahalli ve müşterek nitelikteki kamuhizmetlerinin sunumu esnasında hizmetlerdeki yeknesaklık ve işlevsellik boyutuile birlikte düşünülmesi gerekir. Böyle kabul edilmeyip mahalli idarelerinkaynaklarının merkezi idarece tek hazine kurumlar hesabı kapsamındadeğerlendirilerek nemalandırılmasının toplum yararının korunmasına uygunolduğunun kabulü durumunda ise mahalli idarelerin idari ve mali özerkliklerininamacını aşacak biçimde bir sonuç mümkün hale gelecektir ki Anayasa Koyucununmahalli müşterek nitelikteki birtakım kamu hizmetlerini sunmak amacıyla ayrıkamu tüzelkişiliği şeklinde kurulmuş olan mahalli idareler üzerindegerçekleştirilecek olan idari vesayetten bunu amaçlamış olduğunu söyleyebilmekkanaatimizce mümkün değildir.