ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2019/102
Karar Sayısı:2019/99
Karar Tarihi:25/12/2019
R.G.Tarih-Sayısı:15/4/2020-31100
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:Bakırköy 2. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 300.maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., l0., 13., 17. ve36. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY:Tanımanıniptali davasında itiraz konusu kuralınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yeraldığı 300. maddesi şöyledir:
“3. Hak düşürücü süreler
Madde 300- Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veyakorkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde tanımanınüzerinden beş yıl geçmekle düşer.
İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanınçocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve herhâldetanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yılgeçmekle düşer.
Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılansebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde davaaçılabilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN,Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, YıldızSEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 14/11/2019 tarihinde yapılanilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunlarıgörüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, budava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesininhükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda buhükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancakanılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi içinelinde yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması veiptali talep edilen kuralın o davada uygulanacak olması gerekir.Uygulanacakkural, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunlarınçözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktebulunan kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un300. maddesinin birinci fıkrasının iptalini talep etmiştir.
4. Bakılmakta olan dava, Kanun’un 297. maddesinde iptalsebebi olarak öngörülen yanılma veya aldatma sebebine dayanılarak beşyıllık hak düşürücü süreden sonra açılan tanımanın iptali davasıdır. Söz konusudavada korkutma nedeninin tanımanın iptali talebinin gerekçesinioluşturmadığı ve tanımanın üzerinden beş yıl geçmesinin ardından tanımanıniptali davasının açıldığı gözetildiğinde itiraz konusu kuralda yer alan “…veyakorkunun etkisinin ortadan kalktığı…” ve “…bir yıl…” ibarelerininbakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunedenle söz konusu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliğinedeniyle reddi gerekir.
5. Öte yandan kuralın kalan bölümünde yer alan “Tanıyanındava hakkı,...”, “…tarihten başlayarak…”, “…geçmekle düşer.” ibareleribakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan “…veya korkunun etkisininortadan kalktığı…” ve “...bir yıl...” ibareleri yönünden deortak kural niteliği taşımaktadır. Ayrıca “…her hâlde tanımanın üzerindenbeş yıl...” ibaresi iptal sebebinin öğrenildiği durumun yanı sırabakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan “…veya korkunun etkisininortadan kalktığı…” ibaresi yönünden de ortak kural durumundadır. Bu nedenlebakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan bölümüne ilişkin esasincelemenin kuralda yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl…”ibaresi ile sınırlı olarak yapılması, bu ibareye ilişkin incelemenin de “…iptalsebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden yapılması gerekmektedir.
6. Açıklanan nedenlerle 22/11/2001tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 300. maddesinin;
A. Birinci fıkrasındayer alan “…veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı…” ve “...biryıl...” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğudavada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurununMahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. Birincifıkrasının kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemeninfıkrada yer alan “…herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl...” ibaresi ilesınırlı olarak yapılmasına,
C. Birincifıkrasında yer alan “…her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl...” ibaresineilişkin incelemenin fıkrada yer alan “…iptal sebebinin öğrenildiği…”ibaresi yönünden yapılmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
7. Başvuru kararı ve ekleri Raportör Yakup MACİTtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
8. 4721 sayılı Kanun’un soybağı hükümlerini düzenleyen282. maddesinin ikinci fıkrasında çocuk ile baba arasında soybağının ana ileevlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı; 295. maddenin birincifıkrasında babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmîsenette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla tanımanın gerçekleşeceğibelirtilmiştir.
9. Tanımanın iptali müessesesinin düzenlendiği Kanun’un297. maddesinde tanıyanın yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanıniptali davası açabileceği belirtilmiştir. Söz konusu davayla ilgili hakdüşürücü süreler ise Kanun’un 300. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeninbirinci fıkrasında, tanıyanın dava hakkının iptal sebebinin öğrenildiği veyakorkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâldetanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği belirtilmiştir. Dördüncü fıkradaise hak düşürücü süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsasebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği hükümaltına alınmıştır.
10. Yargıtay; anılankurallarla ilgili vermiş olduğu çeşitli kararlarında, iptal sebebiniöğrenememe ya da zorunlu nedenlerle hak düşürücü süre içinde tanımanın iptalidavası açamayanların, gecikmeyi haklı kılan sebepleri ispatlamaları hâlinde biraylık süre içinde bu haklarını kullanabileceklerini belirtmiştir (Yargıtay 8.Hukuk Dairesi, E.2017/6394, K.2017/6333, 26/4/2017; E.2017/8395, K.2019/1853,25/2/2019).
B. İtirazın Gerekçesi
11. Başvuru kararında özetle; Anayasa’nın temel hak veözgürlüklerin güvence altına alınması ve geliştirilmesi hususunda devlete görevyüklediği, soybağının doğru tespit edilmesinin de kişinin maddi ve manevivarlığının geliştirilmesiyle doğrudan ilgili olduğu, buna yöneliksınırlamaların bir kişinin çocuğu olmayan birisine iradesi dışında alt-üst soyilişkisiyle bağlanması sonucunu doğuracağı, 4721 sayılı Kanun’un 289.maddesiyle ilgili yapılan itiraz başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesininanılan maddede yer alan “…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl… ibaresinibaba yönünden iptal ettiği, iptal edilen söz konusu kural ile itiraz konusukural arasında doğrudan bir bağlantı olduğu, kuralın iptal edilmemesi hâlindeeşitlik ilkesine aykırı bir durumun oluşacağı, çocuğu olmayan birisini iradesifesada uğratılarak tanıyan kişinin dava açma hakkının belirli sürelerlesınırlandırılmasının hak arama özgürlüğünü zedeleyeceği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddiaedilmiştir.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
12. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 40. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
13. 4721 sayılı Kanun’un300. maddesinin birinci fıkrasında, tanıyanın dava hakkının iptalsebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihtenbaşlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceğihükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “…her hâlde tanımanın üzerindenbeş yıl…” ibaresi itiraz konusukural olup kural “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönündenincelenmiştir.
14. Kural, tanımanın iptali davası ile ilgili hakdüşürücü süreyi düzenlemektedir. Tanıyanın, çocuğu olmadığını iddia ettiğikişiye karşı açacağı iptal davasının kişiler arasındaki nesep bağınıbelirleyici bir etkiye sahip olduğu açıktır. Dolayısıyla babalık ilişkisininbelirlenmesi ile ilgili olan kural, Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özelhayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile doğrudanbağlantılıdır. Bunun yanında kural, maddi bir hak olan özel hayata ve ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının korunmasına yönelik başvuruyoluna erişimi özel olarak düzenleyen Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenenetkili başvuru hakkıyla da yakından ilişkili bulunmaktadır.
15. Anayasa’nın 20.maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatınasaygı gösterilmesini istemehakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamayacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiğiüzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı; biryönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüneserilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızkendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesiniisteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahaleedememesi, yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyipyaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır.
16. Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”başlıklı 40. maddenin birinci fıkrası ise “Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” hükmünü içermektedir.Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarınıarayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Buzorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddiaeden kişilerin ilgili yargı veya idari merci nezdinde şikâyetlerini dilegetirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygunkoşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir.
17. Bu çerçevede Anayasa’nın 40. maddesinde güvencealtına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğiniileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceğimakul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeyeya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollarabaşvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır.
18. Özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkı ile bağlantılı olan kuralla Anayasa’nın 40. maddesi kapsamındadevletin, bu hakkın korunmasıyla ilgili gerekli koşulları sağlama fonksiyonunune ölçüde yerine getirdiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
19. Kuralda, tanıyanın dava açma hakkının her hâldetanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği belirtilmiş olmakla beraberKanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasında anılan maddedeki süreler geçtiğihâlde gecikmeyi haklı kılan sebebin varlığı durumunda bu sebebin ortadankalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.İtiraz konusu kuralın da aynı maddede yer aldığı gözetildiğinde beş yıllıkmutlak hak düşürücü sürenin geçmesi durumunda dahi tanıyan, gecikmesinde haklıbir neden olduğunu ispatladığı takdirde anılan fıkra uyarınca yeniden dava açmahakkına sahip olacaktır.
20. Bu itibarla Kanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasıda dikkate alındığında, Kanun’da iptal talebini ileri sürme hususunda tanıyanayeterli giderim sağlamaya elverişli koşulların oluşturulduğu anlaşılmaktadır.Açıklanan nedenle kuralla devletin, tanıyanın özel hayata ve aile hayatınasaygı hakkıyla ilgili uyuşmazlıklardan olan tanımanın iptalini talep etmedebaşvurabileceği etkili bir yargısal yolu sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmediği söylenemez.
21. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkeklereşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamaklayükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarakyorumlanamaz./Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul veyetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırısayılmaz./Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./Devletorganları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesineuygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önündeeşitlik ilkesine yer verilmiştir.
22. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önündeeşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ileeylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynıdurumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını ve kişilere ayrıcalık tanınmasınıönlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrıkurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanunönünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamınagelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez.
23. İtiraz konusu kurallarla ilgili olarak özel hayata veaile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında eşitlik ilkesiyönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesiçerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişiler arasında farklılığıngözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardındanfarklı uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülüolup olmadığı hususları irdelenmelidir.
24. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2008/30,K.2009/96 sayılı kararıyla Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasında yer alan“…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl…” ibaresini iptal etmesi üzerinenesebin reddi davasının davacısı olan koca (baba) itiraz konusu kuraldaki gibimutlak süre sınırlaması olmaksızın olağan süre içinde dava açabilme imkânınasahip olacaktır. Buna karşın tanıyan (baba), kural nedeniyle tanımanınüzerinden beş yıl geçmekle kural olarak dava açma hakkını yitirecektir.
25. Kanun’un 289. maddesindeki nesebin reddi davasınınkonusunu, babalık karinesi ile meydana gelen nesep bağı oluştururken tanımanıniptali davasının konusunu 295. maddeye göre tek taraflı tanıma beyanıylameydana gelen soybağı ilişkisi oluşturmaktadır. Hukuksal temelleri farklı olsada sahih nesep ilişkisinin sona erdirilmesi açısından her iki davanındavacılarının hukuki statülerinin benzer olduğu söylenebilir.
26. Bu itibarla nesebin reddi ve tanımanın iptalidavasının davacıları olan babaların eşitlik incelemesinde karşılaştırmaya esasbenzer durumda oldukları, Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasında yer alanbeş yıllık sürenin iptal edilmesinin ardından itiraz konusu kuralın öngördüğüaynı nitelikteki hak düşürücü sürenin tanımanın iptali davasında uygulanmasınedeniyle bu kişiler arasında farklılık meydana getirileceği anlaşılmaktadır.
27. Eşitlik ilkesinin gereği olarak benzer durumdaolanlar arasında bir taraf lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrımcılıkoluşturmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olmasıgerekir.
28. Yukarıda izah edildiği üzere; kuralın yer aldığıKanun’un 300. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, meşru nedenleri olandavacılar açısından beş yıllık mutlak hak düşürücü süre geçse dahi 289.maddeden farklı olarak dava açma hakkının sona ermediği, gecikmeyi haklı kılansebeplerin varlığı hâlinde bu sebeplerin ortadan kalkmasından itibarenilgililerin dava açabilmelerinin mümkün olduğu görülmektedir.
29. Anayasa Mahkemesinin, Kanun’un 289. maddesinin birincifıkrasında yer alan “…her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl…” ibaresininiptali ile ilgili verdiği kararda, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan gecikmeninhaklı bir sebebe dayanması halinde bir yıllık sürenin bu sebebin ortadankalktığı tarihten işlemeye başlayacağına ilişkin kuralın beş yıllık mutlakhak düşürücü süreyi de kapsadığı kabul edilmişse de Kanun’un bu şekildeyorumlanmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Zira itiraz konusu kuralın dayer aldığı 300. maddenin dördüncü fıkrasında “Yukarıdaki süreler geçtiğihâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasındanbaşlayarak bir ay içinde dava açılabilir.” denilmek suretiyle fıkradaki sözkonusu bir aylık ek sürenin beş yıllık hak düşürücü süre yönünden de geçerliolduğu açıkça belirtilmiş iken 289. maddenin üçüncü fıkrasında “Gecikmehaklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığıtarihten işlemeye başlar.” denilmek suretiyle haklı sebebe dayalı eksürenin beş yıllık hak düşürücü süre için geçerli olmadığı, bunun sadece biryıllık hak düşürücü süre yönünden öngörüldüğü açıkça ifade edilmiştir. DolayısıylaKanun’un 289. maddesinden ayrılan bu yönüyle itiraz konusu kuralla getirilenfarklı muamelenin makul ve objektif bir temele dayanmadığı söylenemez.
30. İtiraz konusu kuralla getirilen farklı uygulamanınayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi,amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifadeeder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ileorantılı olmasını gerektirmektedir.
31. İtiraz konusu kural, Kanun’un 300.maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen ve başlangıç anı ile ilgili olarak herolayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilebilme imkânına elverişlibulunan bir aylık süreyle birlikte ele alındığında 289. madde ile 300.maddede belirtilen söz konusu kişiler arasında objektif ve makul bir nedene dayalıolarak öngörülen farklı muamelenin ölçülü olmadığı da söylenemez.
32. Açıklanan nedenlerle kural aynı fıkrada yer alan “…iptalsebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 10., 20. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İtirazınreddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Celal MümtazAKINCI, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşekatılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 20. ve 40. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamındaele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddeleriyönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 300. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl…” ibaresininfıkrada yer alan “…iptal sebebinin öğrenildiği…” ibaresi yönünden Anayasa’yaaykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR,Celal Mümtaz AKINCI, Kadir ÖZKAYA ile Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA 25/12/2019 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptali istenen kuralın, 4721 sayılı Kanun’un 300.maddesinin “yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa,sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir”şeklindeki son fıkrası dikkate alındığında (kural bu fıkrayla birliktedeğerlendirildiğinde) Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna şu nedenlerlekatılabilmemiz mümkün olmamıştır:
1. Anayasa Mahkemesinin 15/3/2012 tarih ve E.2011/116,K.2012/39 sayılı kararında da işaret edildiği üzere “soybağı (nesep)”, birkimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifadeeder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındakibağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına nisbetini ifade eder.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda çocuk ile baba arasındaki soybağının ana ileevlilik, tanıma veya hakim kararı kurulacağı ifade edilmektedir. AnayasaMahkemesi, anılan kararında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun babalıkdavasında hak düşürücü süreleri düzenleyen 303. maddenin “bir yıllık süregeçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadankalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir” şeklindeki sonfıkrasının iptaline hükmederken şu gerekçeye dayanmıştır:
“…Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresineilişkin hükümleri düzenlerken, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olanölçülülük ilkesiyle bağlıdır… Ölçülülük ilkesi nedeniyle yasa koyucu,sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adilbir dengeyi sağlamakla yükümlüdür.
Bu nedenle yasa koyucu, bir yandan çocukların babalarınıbilmelerini, babalarının nüfusuna yazılmalarını ve bunun getireceği haklardanyararlanmalarını sağlamak; diğer yandan da davalı babanın ve ailesinin uzunsüre dava tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla babalık davasında çocuğaverilen ek dava açma süresini makul bir süre olarak belirlemeli ve her ikitarafın özgürlükleri arasında adil bir denge kurmalıdır. Ayrıca, Anayasa’dadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ileDevlet’in herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirmek için gerekli şartlarıhazırlama görevi göz önüne alındığında; kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile,ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardanyararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmeleriniistemek gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir. İtiraz konusu kuralda,çocuğa dava açmak için tanınan bir yıllık sürenin haklı bir sebeplekullanılamaması durumunda bunun yerine bir aylık, çok sınırlı bir ek süreöngörülmüştür. Hak düşürücü niteliğinden dolayı da çok sınırlı olan bu süreningeçmesinden sonra çocuk, babası ile arasında soybağını kurma ve buna bağlıhaklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle, çocuğun maddi ve manevivarlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlayan itiraz konusukuralda öngörülen süre adil, ölçülü ve makul değildir. Açıklanan nedenlerleitiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir…”
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun iptal istemine konu“hak düşürücü süreler” başlıklı 303. maddesinin ilk fıkrası, tanıyanıntanımanın iptali davasını açmasında hak düşürücü süreleri düzenlemekte vetanıyanın dava hakkının, her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekledüşeceğini hüküm altına almaktadır. Tanıma yoluyla baba ile çocuk arasındasoybağı ilişkisi kurulmakla birlikte, tanımadan sonra gerçekleşen çeşitlinedenlerle babanın (tanıyanın) çocuğun kendi sulbünden gelmediğini öğrenmesihalinde, bunun düzeltilmesi ve çocuğun kendi nüfusundan çıkarılması amacıyla tanınandava açma hakkının beş yıllık bir süreyle sınırlandırılması, sonuçta aralarındagerçek bir soybağı olmadığı sonradan anlaşılan baba ile çocuk arasındakikurulan ve hukuki temeli çökmüş olan aile ilişkisinin ilanihaye devam etmesianlamına gelecektir. Çocuğun hukuki yararı gözetilse dahi, artık son bulmuşolan baba-çocuk ilişkisinin bu şekilde hak düşürücü süreyle devam ettirilmesiAnayasa’da öngörülen ilkelerle uyum içinde değildir. Böylelikle kişi, gerçekbabası olmadığı bir çocuğu yaşam boyu kabullenmek durumunda kalacak; üstelikMedeni Kanun hükümleri karşısında bu ilişkiye tam bir hukuki sonuçtanınacaktır. Oysa Anayasa Mahkemesi 17/3/2011 tarih ve E.2009/58, K.2011/52sayılı kararında, maliki yirmi yıl önce ölmüş bir taşınmazı davasız ve aralıksızolarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişinin otaşınmazın kendi adına tescilini talep etmesine imkan sağlayan 4721 sayılı TürkMedeni Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasındaki ibarenin iptali isteminikabul ederek, anılan kuralı şu gerekçeyle iptal etmiştir:
“…Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesihalinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılardır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindekimülkiyet hakkını miras bırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescilegerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden biriside mülkiyethakkının (zaman ötesi) niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkınınzamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmazmalikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yılboyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilenkestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkininsona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazıfiilen kullanma hakkını içerdiği gibi, kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyethakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konususözcük uyarınca, zilliyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak,tek yanlı olarak ortadan kaldırılmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkınıortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlaletmektedir. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ‘…ölmüş…’ sözcüğü Anayasa’nın2. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…”
3. Görüldüğü üzere, bir kişinin her ne sebeple olursaolsun, zilyetlik yoluyla başkasının taşınmazına malik olamayacağı anılan iptalkararı ile açıkça ortaya çıkmasına rağmen; başkasına ait bir çocuğun, hakdüşürücü azami süre geçti diye evvelce tanınmış olduğu gerekçesiyle gerçekolmayan babaya olan soybağının ilanihaye devam ettirilmesi sonucunu doğurankuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna katılabilmeye imkân yoktur. Üstelik“soybağı” ilişkisi hem Anayasa’nın 17. hem de 41. maddelerinin koruması altındaolduğundan “mülkiyet” hakkına nazaran daha fazla korunmaya mazhar durumdadır.Zoraki bir soybağı ilişkisine hukuki koruma öngören kural, bu mahiyetiitibariyle Anayasa’nın 2., 17. ve 41. maddeleriyle açıkça tezat teşkiletmektedir.
4. Diğer taraftan, itiraz konusu kuralın yer aldığıKanun’un 300. maddesinin dördüncü fıkrasında gecikmeyi haklı kılan sebeplerinvarlığında sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içerisinde davaaçılabileceği belirtilmiştir. Bu fıkrayla tanıyanın, beş yıllık hak düşürücüsüre geçtikten sonra dahi babalığı ile ilgili yanılma ve aldatma olgusunuöğrenmesi halinde anılan süre içerisinde dava açma hakkına sahip olabileceğianlaşılmaktadır. Ancak bu bir aylık sürenin ne zaman başlatılacağı hususundaherhangi bir belirlilik bulunmamaktadır. Süre, kişinin baba olmadığını ilköğrendiği anda mı yoksa bu bilginin doğruluğunu tespit etmek için yapacağıaraştırma sonucu belli bir kanaate ulaştığı tarihten itibaren mibaşlatılacaktır. Nitekim yargısal içtihatlarda bu konuda istikrarlı biryaklaşım sergilenmediği görülmektedir. Özellikle iptal sebebini öğrenmetarihinin tespitindeki güçlük nedeniyle tanıyanların açtıkları davalar zamanzaman süre yönünden reddedilebilmektedir. Bizatihi Kanun’dan kaynaklanan bubelirsizlik nedeniyle hak kayıplarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.Dolayısıyla tanıyanlara verilen bir aylık dava açma süresi itiraz konusukuralda öngörülen beş yıllık mutlak hak düşürücü süre kuralını ölçülü halegetirecek nitelikte hukuki bir belirliliğe sahip değildir.
5. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın belirtilenhükümlerine aykırı olan kuralın iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan,çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ