ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2019/34
Karar Sayısı:2019/97
Karar Tarihi:25/12/2019
R.G. Tarih – Sayı:11/2/2020 –31036
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 11/1/2011tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinin birincifıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 9. ve 138. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
OLAY: İş kazası sebebiyle bakım gerektirir şekilde malul kalan kişi ile eşi veçocukları tarafından maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan davada itirazkonusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali içinbaşvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yeraldığı 55. maddesi şöyledir:
“c. Belirlenmesi
MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedenselzararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır.Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacınıtaşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veyatazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarakhakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ileidarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmenveya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istemve davalarda da uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN,Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve YıldızSEFERİNOĞLU’nun katılımlarıyla 10/4/2019 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığındanişin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas incelemeaşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hülya ÇOŞTAN ÇETİNtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Kanun’un birinci kısmının “Borç İlişkisininKaynakları” başlıklı birinci bölümünde sırasıyla “Sözleşmeden Doğan Borçİlişkileri”, “Haksız Fiilden Doğan Borç İlişkileri” ve “SebepsizZenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri” düzenlenmiştir. Böylelikle haksızfiil, zarar veren taraf ile zarar gören taraf arasında borç doğuran bir hukukisebep olarak nitelendirilmiştir. Haksız fiilden doğan borç, zarar göreninzararının giderilmesini amaçlayan tazminat borcudur.
4. Kanun’un 55. maddesinin birinci fıkrasının ilkcümlesinde, Kanun’un haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen kurallarına atıftabulunulmuştur. Kanun’un 49 ila 52. maddelerinde haksız fiil sorumluluğunailişkin genel esaslar belirlenmiştir. Kanun’un 49. maddesinin birinci fıkrasınagöre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille bir başkasına zarar veren, buzararı gidermekle yükümlüdür.”
5. Kanun’un “Zararın ve kusurun ispatı” başlıklı50. maddesinin birinci fıkrasında kusuru ve zararı ispat külfeti kural olarakzarar görene yüklenmiştir. İkinci fıkrada ise “Uğranılan zararın miktarı tamolarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar göreninaldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarakbelirler” kuralına yer verilerek zararın tam olarak ispatlanamadığıhâllerde zararı belirleme konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
6. Kanun’un haksız fiil sorumluluğundan doğan tazminatborcunun belirlenmesini düzenleyen 51. maddesinin birinci fıkrasında “Hâkim,tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurunağırlığını göz önüne alarak belirler” kuralı yer almaktadır. Kuraldatazminatın belirlenmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmakta ve buyetkinin haksız fiilin yol açtığı durumun gerekleri ile zarar verenin kusurununağırlığının dikkate alınarak kullanılacağı düzenlenmektedir.
7. Kanun’un tazminatın indirilmesini düzenleyen52. maddesinin birinci fıkrasında “Zarar gören, zararı doğuran fiile razıolmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminatyükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veyatamamen kaldırabilir” denilerek tazminatın indirilmesine veyakaldırılmasına imkân veren sebepler belirlenmiştir. Kuralın ikinci fıkrasındada zarar görenin hafif kusurlu olması, tazminatı ödemesi hâlinde yoksulluğadüşecek olması ve hakkaniyetin de gerekli kılması şartlarının birliktegerçekleşmesi hâlinde hâkimin tazminatı indirebileceği düzenlenmiştir.
8. Kanun’un yukarıda belirtilen kurallarında zararınniteliği bakımından herhangi bir ayrıma yer verilmemiştir. Başka bir ifadeylebu kurallar haksız fiil sonucunda meydana gelen eşya zararı ile bedensel zararve ölüm sebebiyle uğranılan zarar arasında herhangi bir ayrım öngörmemektedir.Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 55. maddesinin birinci fıkrası isehaksız fiilin ölüm veya bedensel zarara yol açması hâlinde maddi tazminatınbelirlenmesine ilişkindir. Anılan fıkranın birinci cümlesinde destekten yoksunkalma zararları ile bedensel zararların bu Kanun hükümlerine ve sorumlulukilkelerine göre hesaplanacağı belirtilmiştir. Aynı fıkranın ikinci cümlesindeise kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifaamacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesindegözetilemeyeceği, zarardan veya tazminattan indirilemeyeceği kuralabağlanmıştır.
9. Kanun’un 55. maddesinin birinci fıkrasının itirazkonusu üçüncü cümlesinde de hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyetdüşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı öngörülmektedir. Buitibarla haksız fiil sebebiyle meydana gelen destekten yoksun kalma zararı ilebedensel zararın tazmini amacıyla hesaplanan maddi tazminattan kural uyarıncahakkaniyet düşüncesi ile indirim veya artırım yapılamayacaktır.
10. Genel nitelikteki kanuni düzenlemelerin somut olayauygulanabilmesi ihtiyacının varlığı ve somut olaya göre değişebilecek olgularabağlı olarak ortaya çıkabilecek çeşitli hukuki ilişkilerin her birinin kanunladüzenlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle kanun koyucu hâkime takdir yetkisitanıyan kurallar öngörmüştür. Takdir yetkisinin tanınması hâlinde bu yetkininsınırının da yetkiyi düzenleyen kanun hükümleri ile belirlenebileceği açıktır.Bu bağlamda itiraz konusu kuralda yer alan “…hakkaniyet düşüncesi ile…”ibaresinin, dava konusu uyuşmazlığa ve taraflara özgü sebepler dikkatealınmaksızın sadece tazminatın miktarına dayanan indirim veya artırımınhakkaniyet kavramı içerisinde değerlendirilemeyeceğine işaret ettiğianlaşılmaktadır.
B. İtirazın Gerekçesi
11. Başvuru kararında özetle; hesaplanan tazminatınmiktar esas alınarak artırılamayacağını veya azaltılamayacağını düzenleyenitiraz konusu kuralın, Kanun’un zararın ve tazminatın belirlenmesi iletazminatın indirilmesinde hâkime takdir yetkisi tanıyan kurallarıyla çeliştiği,hesaplanan tazminat üzerinde artırım veya indirim yapılamaması sebebiylekuralla hâkimin takdir yetkisine müdahale edildiği ve adeta bilirkişininhâkimin yerine geçirildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 9. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyleAnayasa’nın 17. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
13. Anayasa’nın 17. maddesinde“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir”hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklarındandır. Anayasa’nın anılan maddesikişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını, olası müdahalelere karşıgüvence altına almaktadır. Bu çerçevede devletin, kişinin yaşama hakkı ilemaddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olanmüdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararların etkili birşekilde karşılanmasını sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır.
14. Kişinin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaledendoğan zararların etkili bir şekilde tazmin edilmesini sağlamaya yöneliksistemin kurulması da devletin, Anayasa’nın 17. maddesinden doğan korumayükümlülüğü kapsamındadır. Bu çerçevede itiraz konusu kuralın destekten yoksunkalma zararları ile bedensel zararların giderilmesi amacıyla hesaplanantazminattan sadece miktar dikkate alınarak indirim yapılmasını engellemeksuretiyle etkili bir tazminin sağlanmasını ve bu suretle yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını korumayı amaçladığıanlaşılmaktadır.
15. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar,ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılmasıtoplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasalanlamda mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilenher türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.Belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeyeyönelik meşru bir beklenti de Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesindenyararlanabilir. Bu kapsamda meşru beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuşicra edilebilir bir alacağın doğurduğu, bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (Mehmet Şentürk[GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, § 41).
16. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin uğradığıveya uğrayacağı maddi zararın tazminine yönelik beklentisi, haksız fiilnedeniyle mal varlığında gerçekleşen azalmanın veya gerçekleşmesi engellenenartışın zarar veren kişi tarafından giderilmesi talebini ifade etmektedir.Dolayısıyla zarar gören kişilerin, destektenyoksun kalma zararı ile bedensel zararının tazminine yönelik maddi tazminatalacaklarına ilişkin, Kanun’a dayanan beklentisi mülkiyet hakkı kapsamındadır.Zarar veren kişi bakımından da mal varlığında azalmaya neden olan tazminatborcu bu yönüyle mal varlığı hakkı niteliğinde olup mülkiyet hakkının korumasıaltındadır. Zararın belirlenmesini ve tazminatın hesaplanmasını düzenleyenkurallar da zarar görenin tazminat alacağı hakkının, dolayısıyla zarar vereninde tazminat borcunun kapsamının belirlenmesine ilişkin kurallardır.
17. İtiraz konusu kuralda yer alan “Hesaplanantazminat,…” ibaresi ile ifade edilen, kuralın gerekçesinde de belirtildiğiüzere Kanun’un 49 ila 52. maddeler hükümlerine ve sorumluluk hukukuilkelerine göre hesaplanan tazminattır. Başka bir ifadeyle hesaplanantazminat, Kanun’un zararın ve tazminatın belirlenmesini düzenleyen 50. ve 51.maddeleri ile tazminatın indirilmesine veya tamamen kaldırılmasına ilişkinesasları hükme bağlayan 52. maddesi ve 55. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci ve ikinci cümleleri uyarınca belirlenmektedir.
18. İtiraz konusu kural ise açıklananşekilde hesaplanan tazminat üzerinden yalnızca tazminatın çok olduğu gerekçesiile indirim yapılamayacağını ya da sadece tazminatın az olduğu gerekçesi ileartırım yapılamayacağını düzenlemek suretiyle miktarın çokluğuna dayanılarakyapılacak olası bir indirim ile zarar görenin mülkiyet hakkının ve benzerşekilde sadece miktarın azlığına dayanılarak yapılacak olası bir artırım ilezarar verenin mülkiyet hakkının sınırlandırılamayacağını hüküm altınaalmaktadır.
19. Tazminatın amacızararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar göreninzenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır.Dolayısıyla hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır.Bu yönüyle kural, hesaplanan tazminatın yalnızca miktar gözetilerekazaltılamayacağını öngörmek suretiyle zarar görenin mülkiyet hakkı kapsamındakimeşru beklentisini korumaktadır. Öte yandan aynı nedenle tazminat miktarınınartırılamamasına ilişkin kural fazla tazminat ödenmesini engellemek suretiyle,zarar verenin mülkiyet hakkını korumaktadır. Bu nedenle, zarar veren ve zarargören tarafların menfaatlerini adil bir şekilde dengeleyerek taraflarınmülkiyet hakkının korunmasını amaçladığı anlaşılan kuralın zarar görenin veyazarar verenin mülkiyet hakkını sınırlandıran bir yönü bulunmamaktadır.
20. Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler,görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanîkanaatlerine göre hüküm verirler” denilmektedir. Hâkimin vicdani kanaatinegöre vereceği hüküm öncelikle kanuna ve hukuka uygun olmalıdır. Başka birifadeyle hâkim hukukun ve kanunun izin verdiği sınırlar içinde vicdanikanaatine göre hüküm verecektir. Anayasa’nın anılan maddesinin ikincifıkrasında ise “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez; tavsiye ve telkinlerde bulunamaz” kuralı yer almaktadır.
21. Tazminatın hesaplanabilmesi yerleşikyargı uygulamasında da kabul edildiği üzere hukuk bilimi dışında özel bilgigerektirmektedir. Bu sebeple tazminat hesaplanması gereken davalarda mahkemelerbilirkişinin görüşünün alınmasına karar verebilmektedir. Bilirkişinin görüşünebaşvurulmasının hukuki dayanağı 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesidir. Bu maddenin (1) numaralı fıkrasınınilk cümlesinde “Mahkeme, çözümühukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardanbirinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşününalınmasına karar verir”denilmektedir. Ancak bilirkişinin görüşünün alınması, hâkimin bu görüşe bağlı kalarakkarar vermesini zorunlu kılmamaktadır. Hâkim diğer delillerle birliktebilirkişi görüşünü de serbestçe değerlendirme ve gerektiğinde bu görüşe itibaretmeme yetkisine sahiptir. Nitekim anılan Kanun’un 282. maddesinde “Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerlebirlikte serbestçe değerlendirir” kuralınayer verilerek bilirkişinin görüşünün bağlayıcı olmadığı ve hâkim tarafındanserbestçe değerlendirileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla hâkimindestekten yoksun kalma zararı ile bedensel zararın varlığı hâlinde madditazminatın hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunu da diğer deliller ilebirlikte serbestçe değerlendireceği açıktır. Bu itibarla kuralın hâkimlerinbağımsızlığı ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
22. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 17., 35. ve 138. maddelerine aykırı değildir.İtirazın reddi gerekir.
Selahaddin MENTEŞbu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 9.maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
23. Dava dilekçesinde özetle; itiraz konusu kuralınAnayasa’ya açıkça aykırı olduğu ve uygulanması hâlinde hukuk devleti yönündengiderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağı belirtilerek yürürlüğünündurdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun55. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesine yönelik iptal talebi25/12/2019 tarihli ve E.2019/34, K.2019/97 sayılı kararla reddedildiğinden bucümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 25/12/2019tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
V. HÜKÜM
11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun55. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığınave itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 25/12/2019tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞI OY
1. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 35. maddesinin birincifıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı talebi, sayın çoğunluktarafından reddine karar verilmiştir.
Aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşünekatılmıyorum.
2. Mahkemenin kararında, iptal istemi, hükme itirazgerekçeleri özetlenmiştir.
3. Öğretide ve uygulamada çoğunlukla bu düzenlemeninTürkiye’ye özgü bir kural olduğu, uygulamada ortaya çıktığı varsayılanyanlışlığın önüne geçmeye çalışan adeta malumun ilanı sayılabilecek birdüzenleme niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
4. İptali istenen hüküm, yargılamanın temel süjelerindenbiri olan hakimin davaya olan katkısını tamamen ortadan kaldırmaktadır.Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31/12/1976 tarih 1976/9370 karar sayılı kararındaveciz bir şekilde ifade edildiği gibi “Hakim tabiata, olağana, gerçeğe uygunbir şekilde katı kalpler ve katı kalıplar içerisinde sıkışıp kalmadanuyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır.” Bu vecizifade çerçevesinde ifade edilen hakimin davaya katkısı madde metni karşısındaolası değildir.
5. Madde sistematiği incelendiğinde uygulamada hakimiçelişkiye düşürecek bir sonuç doğurma ihtimalinin olduğu da açıktır.
6. Hakkaniyet kavramı; adaletin özel vebireyselleştirilmiş veya somutlaştırılmış şeklini ifade eder. Hakkaniyet somutve belirgin olayların adaletidir. Daha doğrusu adaletin somut olaylarauygulanmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde hakimin hukuka vehakkaniyete göre karar vereceği hükme bağlanmıştır. Bu hükmün amacı hakiminadalete uygun bir karar vermesini sağlamaktır. Hakimin hakkaniyete göre kararvermesiyle sosyal adalet de sağlanmaktadır.
7. Anayasa’nın 9. maddesine göre; “Yargı yetkisi, Türkmilleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 138. maddesine göre; “Hakimler,görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanikanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargıyetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangibir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkemekararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbirsuretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
8. Yukarıda belirtilen gerekçelerle Borçlar Kanunu’nun55. maddesinde yer alan “Hesaplanan tazminat miktar esas alınarak hakkaniyetdüşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.” düzenlemesinin Anayasa’nın 9.ve 138. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği düşüncesiyle sayınçoğunluğun düşüncesine katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ