ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2019/85
Karar Sayısı:2019/88
Karar Tarihi:14/11/2019
R.G.Tarih-Sayısı:17/1/2020-31011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Selendi Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin (1)numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya kararalınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlıbulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…”bölümünün Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerekiptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Cezadavasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi kararının Bölge Adliye Mahkemesincebozulması üzerine itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 67.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veyakarar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucunabağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüneveya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olansuç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Engin YILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ,Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, YıldızSEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 19/9/2019 tarihinde yapılanilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör İsmail EmrahPERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusukanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Uygulanacak Kural ve Sınırlama Sorunu
3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasınınciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca birmahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış vemahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın dao davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olandavanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunankurallardır.
4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5237 sayılı Kanun’un67. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturmayapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gerekenbir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasınaveya meselenin çözümüne veya…” bölümünün iptalini talep etmiştir.
5. Anılan bölümde dava zamanaşımının durma hâllerinin birkısmı düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davada soruşturma aşamasının tamamlandığıve kovuşturmanın sonucunun başka bir mahkemede devam etmekte olan davanınsonucuna bağlandığı görülmektedir. Bu nedenle itiraz konusu kuralda yer alan “Soruşturma…”,“…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…” ibareleriile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…”ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarlaanılan ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddigerekir.
6. İtiraz konusu kuralda yer alan “…ve kovuşturma yapılmasının,…”ile “…sonucuna bağlı bulunduğu hallerde;…” ibareleri ise bakılmakta olandavada uygulanma imkânı bulunmayan kurallar yönünden geçerli ortak kuralniteliğindedir. Bu itibarla kuralın kalan bölümünün esasına ilişkin incelemenin“…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin…” ve “…veya meseleninçözümüne…” ibareleri ile sınırlı olarak yapılması gerekir.
7. Ancak bu suretle sınırlanan bölüm, kovuşturmalarınyanı sıra soruşturmalar yönünden de uygulama alanı bulmaktadır. Başvuruya konudavanın konusunun devam etmekte olan bir kovuşturma olduğu gözetildiğindesınırlanan bölüme ilişkin esas incelemenin “…kovuşturma…” ibaresiyönünden yapılması gerekmektedir.
8. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
a. “Soruşturmave kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercideçözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veyakararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya…” bölümünde yer alan “Soruşturma…”,“…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…” ibareleriile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…”ibaresinin itiraz başvurusunda bulunanMahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelereilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
b. Kalan bölümünesasına ilişkin incelemenin “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken birmeselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibareleri ile sınırlıolarak “…kovuşturma…” ibaresi yönünden yapılmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. İtirazın Gerekçesi
9. Başvuru kararında; bakılmakta olan davanın sonucununkadastro mahkemesinde görülmekte olan bir başka davada çözülmesi gerekenmeselenin sonucuna bağlı olduğu ve bu nedenle 5237 sayılı Kanun’un 67. maddesiuyarınca 15/5/1996 tarihinde verilen durma kararından dolayı yargılamanın devamettiği belirtilmiştir. Kararda, davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının Anayasa’nın 141. maddesinin gereği olduğu ve başvurukonusu davada tarafların bir kusuru bulunmamasına karşın devleteatfedilebilecek gecikme nedeniyle 1995 yılında işlendiği iddia edilen birfiilden dolayı yargılamanın uzamasının adil yargılanma hakkına aykırılıkoluşturduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruincelemelerinde makul sürede yargılanma hakkının ihlali ile sonuçlanankararlarından örnekler verilmiştir. Ayrıca bakılmakta olan davadaki durumabenzer biçimde aynı tarihlerde aynı suç için açılmış ve bekletici mesele sözkonusu olmayan başka davalarda zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi kararıverilebilirken bakılmakta olan davanın sanıkları yönünden bu kararınverilememesinin eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğubelirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
10. İtiraz konusu kural, kovuşturma yapılmasının başkabir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu durumlardailgili meselenin çözümüne kadar dava zamanaşımının durmasını öngörmektedir.
11. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunundoğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır.
12. Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adilyargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanmahakkıdır. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında da “Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliğiaçıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yereuzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuksisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içindebitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ile mahkemelerin nicelik venitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerledonatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçlaalınacak kanuni tedbirlerin, yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil vehakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiğitartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemekkanun koyucunun takdirindedir.
13. Zamanaşımı, gerek yürürlükte olan 5237 sayılıKanun’da gerekse 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’ndadüzenlenen önemli bir hukuki kurumu ifade etmektedir. Anılan kurum ilecezalandırma erkini elinde tutan devletin suçları zamanında takip etmesi, şüphealtındaki kişileri zamanında yargılatması ve bu kişilere ceza verilmesi hâlindecezaların belli bir süre içinde çektirilmesi gereklerinin sağlanmasıamaçlanmaktadır. Ayrıca zamanaşımı kurumu ile mahkemelerin zamanın geçmesinedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlaradayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermeleri hâlindeoluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçilerek hukuki güvenliğin sağlanmasınada katkıda bulunulmaktadır (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, B.No: 2013/757, 13/6/2013, § 27; Ayhan Kılıçoğlu, B. No: 2014/14426,24/1/2018, § 28).
14. Bu çerçevede Anayasa kurallarına aykırı olmamakkaydıyla kanun koyucunun izlediği suç ve ceza politikası uyarınca suçlarınağırlığı ile suç konusunun kamu düzeni için oluşturduğu etkiyi dikkate alarak zamanaşımısürelerini belirlemesi takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.
15. Suç tarihinden itibaren belli bir sürenin geçmesiyleceza davasının açılamamasını, şayet dava açılmış ise davanın düşmesini öngören davazamanaşımı süresinin işlemesini önleyen sınırlı sayıdaki hâller 5237 sayılıKanun’un 67. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Böylecesoruşturmanın veya kovuşturmanın devamına engel olabilecek Kanun’daki sınırlıdurumların varlığı hâlinde bunların çözüme kavuşmasına kadar dava zamanaşımısüresi işlemeyecek ve bu suretle soruşturma veya kovuşturmanın sonuçsuzkalmasının önüne geçilebilecektir.
16. İtiraz konusu kural uyarınca ceza mahkemesindegörülmekte olan dava sırasında başka bir mercide çözülmesi gereken bir meseleortaya çıktığında çözüm sağlanana kadar beklenmesi gerekecek ve bu beklemesırasında dava zamanaşımı süresi işlemeyecektir. Böylece gerçeğe ancakbirbirine bağlı meselelerin çözümü ile ulaşılabilecek durumlarda ilgilimercilerin farklı sonuçlara ulaşmasının yaratacağı olumsuzlukların önünegeçilmiş olacak, çözüm sağlanana kadar geçecek zaman diliminde dava zamanaşımıduracağından yargılamanın bu türden bir sebeple sonuçsuz kalmasına engelolunarak adaletin tesisine katkı sağlanacaktır. Bu bağlamda kamu düzeniniilgilendiren bir unsur olan ve esasında devletin ceza verme hakkından feragatetmesiyle sonuçlanan zamanaşımı kurumunun sadece bireyler lehine değil genelolarak kamu yararı amacıyla öngörüldüğünün belirtilmesi gerekir.
17. Öte yandan uygulamada kural nedeniyle başka birmercide hallolması gereken bir meselenin uzun kabul edilebilecek bir zamandiliminde çözülememiş olduğu durumlarda ceza davası açısından zamanaşımıişlemeyeceğinden davanın zamanaşımına uğraması hâlinde ilgili kişilerin eldeedeceği hukuki sonuçlara ulaşmalarında gecikme yaşanacağı söylenebilir. Ancakher olayda münferiden değerlendirme yapmayı gerektiren makul sürede yargılanmahakkı bakımından yargılamaların kısa sürede sonuçlandırılması önemli olmaklaberaber hukuki uyuşmazlıkların çözümünde gerekli özenin gösterilmesi de büyükönem taşımaktadır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §40). Bu kapsamda kuralın ceza yargılamalarında gerçeğe en sağlıklı biçimdeulaşılmasını sağlamak için özenli hareket edilmesini ve bu arada geçebilecekzamanın cezasızlık sonucunu doğurmamasını amaçladığı anlaşılmaktadır.
18. Ayrıca kuralla ceza hâkimine, bakmakta olduğuuyuşmazlığın çözümüne etki edecek ve ancak başka bir mercide çözülmesi gerekenbir meselenin tespit edilmesinde takdir yetkisi tanındığı açıktır. Yargıtayiçtihatlarında bu takdir yetkisi belli ölçüde denetime tabi tutulmakta veböylece hukuki güvenliğin sağlanmasına katkıda bulunulmaktadır (Yargıtay CezaGenel Kurulu, E.2002/252, K.2002/388, 12/11/2002; Yargıtay 3. Ceza Dairesi,E.2007/3419, K. 2008/3337, 31/3/2008).
19. Diğer yandan ceza hâkiminin kovuşturmaya devamedebilmesi için önündeki meselenin çözümünde başka bir merciye başvurmasının yada başka bir merciyi beklemesinin her zaman bir zorunluluk olduğu söylenemez.Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 218.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Yüklenen suçun ispatı, cezamahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümünebağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine görekarar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede davaaçılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorunkararı verebilir.” hükmü ile ceza hâkimine, önündeki meselenin çözümündebaşka bir mahkemenin görevine giren konuda da o mahkemenin kararınıbeklemeksizin karar verebilme yetkisi tanınmıştır.
20. Anılan hususlar gözetildiğinde kuralın uygulanmasındabirtakım kanuni ve usule ilişkin güvencelerin de sağlandığı görülmektedir.
21. Anayasa’nın 10.maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşamageçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlikilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp vevazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacaktedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreyeveya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yerverilmiştir.
22. Anayasa’nınanılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumlarıaynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlarkarşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasınıve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişive topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
23. İtiraz konusu kuralda, kişiler arasında herhangi birayrım yapılmadan kovuşturma yapılmasının başka bir mercide çözülmesi gerekenbir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde, dava zamanaşımı süresinin bumeselenin çözümüne kadar işlemeyeceğinin düzenlendiği görülmektedir. Bununötesinde kanun koyucunun karşılaşılabilecek her tür durumu önceden öngörerekçeşitli ihtimallere göre düzenleme yapması kanunların genelliği ve soyutluğuilkeleri ile bağdaşmayacağından yargısal uyuşmazlıklarda ortaya çıkansorunların her somut olayın özellikleri dikkate alınarak kuralın amacına uygunşekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Buçerçevede dava zamanaşımı süresini durduran hâlleri düzenleyen kuralın eşitlikilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 36. ve141. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşekatılmamışlardır.
IV. HÜKÜM
26/9/2004 tarihli ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinin;
A. (1) numaralı fıkrasının “Soruşturma ve kovuşturmayapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gerekenbir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasınaveya meselenin çözümüne veya...” bölümünde yer alan “Soruşturma…”,“…izin veya karar alınması…”, “…izin veya kararın alınmasına…”, ibareleriile “…meselenin çözümüne…” ibaresinden sonra gelen “…veya…”ibaresinin itiraz başvurusunda bulunanMahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelereilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
B. (1) numaralı fıkrasının anılan bölümünün kalan kısmınailişkin esas incelemenin “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken birmeselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibareleri ile sınırlıolarak “…kovuşturma…” ibaresi yönündenyapılmasına OYBİRLİĞİYLE,
C. (1)numaralı fıkrasında yer alan “…veya diğer bir mercide çözülmesi gereken birmeselenin…” ve “…veya meselenin çözümüne…” ibarelerinin “…kovuşturma…” ibaresi yönünden Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN ile SerdarÖZGÜLDÜR’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
14/11/2019 tarihindekarar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu, Selendi Asliye Ceza Mahkemesitarafından itiraz yoluyla iptali istenen TCK’nın 67/1. maddesindeki; kovuşturmanındiğer bir mercide halli gereken meselenin çözümüne kadar dava zamanaşımınındurmasını öngören kuralın iptali isteminin reddine karar vermiştir. Yerelmahkemenin iptal isteminin temeli olan ceza davası 23 yıldır devam etmektedir.
2. Ceza hukukunda zamanaşımı kurumunun kabulü çeşitligerekçelere dayandırılmaktadır. Ancak bu görüşlerin temelleri ceza hukukununamacıyla bağlantılıdır. Genel olarak kabul edildiği üzere ceza normları, hukuk(toplum) düzenini bozanların fiilleriyle yüzleşip tekrar suç işlemektenvazgeçmeleri ve gelecekte suç işlemesi muhtemel kişilere karşı toplumunkorunması işlevini görmektedir. Başka deyişle ceza normlarının suçları önlemeyeilişkin genel ve özel önleme işlevi bulunmaktadır. Ancak bu amacın ve işlevingerçekleşebilmesi için yargı sisteminin ceza davalarını makul bir süredesonuçlandırabilmesi gerekmektedir.
3. Zamanaşımıyla ilgili olarak genelde savunulan görüşegöre ise eylemden uzun süre geçtikten sonra fiilin etkilerinin sosyal hafızadansilineceği için bu aşamada yaptırım uygulanması fail üzerinde beklenen etkiyiuyandırmayacağı gibi sosyal faydası da kalmayacak, hatta yaptırım uygulamasıaradan geçen sürede yeniden kurulan barış düzenine zarar verebilecektir.Nitekim doktrinde benzer gerekçelerle zamanaşımı kurumu ile esasında kamununyararının gözetildiği ve uzun yıllara karşın ceza uyuşmazlığının sonaerdirilememesi dolayısıyla kamu düzeninin yeniden bozulmasının zamanaşımı ileönlendiği belirtilmektedir (Fahri Gökcen Taner, Ceza Hukukunda Zamanaşımı,Ankara 2008, s. 45).
4. Zamanaşımı lehine ileri sürülen görüşlere karşı daitirazlar ileri sürülmüştür. Bu itirazlar özellikle toplumu derinden sarsan;insanlığa karşı suçlar, hayata karşı suçlar ve işkence gibi suç tipleri bakımındansöz konusu olmaktadır. Buna karşın hukuk düzenlerinde daha uzun süreleröngörülerek de olsa önemli suçların zamanaşımı kuralları kapsamına alınmasıtercih edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi de bu doğrultudadüzenlenmiştir. Ayrıca hukukumuzda zamanaşımı hükümleri, lehe kanunungeçmişe uygulanması ve aleyhe kanunun geçmişe yürümemesi ilkelerinibarındıran Anayasanın 38/1. maddesine (ilkeler için bkz. AYM 17.5.2019, 2019/9E. – 2019/27 K.) tabi kılınarak, ceza normlarının kanuniliği bağlamıylaanayasal güvence altına alınmıştır (AY m. 38/2).
5. Diğer taraftan Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 6. maddesi uyarınca devletin, kişilerin makul süredeyargılanmalarını temin edecek bir yargı sistemi kurma yükümlülüğü bulunmaktadır.Adil yargılanma hakkı bağlamında makul sürede yargılanma hakkının amacı vedevletin yükümlülükleri AİHM tarafından şöyle ifade edilmiştir: “Bütün hakarayanlar için geçerli olan bu hükmün amacı, kişileri yargılama işlemlerininsürüncemede kalmasına karşı korumak; özellikle ceza davalarında suçlanankişinin uzun süre davasının ne şekilde sonuçlanacağı endişesi ile yaşamasınıönlemektir.” (AİHM Stogmüller/Avusturya, No : 1602/62, 10.11.1969, par. 5).Ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği kimi davalarda AİHMSözleşmenin 13. maddesinde yer alan etkili hukuk yolu oluşturma yükümlülüğününde ihlal edildiği sonucuna ulaşabilmektedir (Kudla/Polonya, No: 30210/96,26.10.2000, par. 148, 149). Anayasa Mahkemesi kararlarında ise; “Anayasa’nın36. ve AİHS’in 6. maddeleri ile kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ileilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suçisnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmış” olduğu ifadeedilmektedir (bkz. B. No : 2013/695, 9.1.2014, par. 32).
6. Makul sürede yargılanma hakkının bir amacı adaletingecikmeden tesis edilmesini ve böylece adalet sisteminin etkililiği vegüvenilirliğinin korunmasını sağlamak (bkz. H. V. Fransa, A 162-A (1989) par.58) ise de ikinci amacı uzun süren yargılamalar dolayısıyla kişilerin maneviolarak yıpranmalarının önlenmesidir. Özellikle ceza davalarında bir suçla ithamedilen kimsenin uzun yıllar boyu akıbetinin ne olacağına ilişkin belirsizlikiçinde kalması, itibarının zedelenip sürekli bir savunma halinde ve cezatehdidi altında yaşamasının kabul edilemez sonuçlara neden olması, makul süredeyargılanma hakkının kabul edilmesinin önemli nedenlerindendir. Yıllar sonraverilecek beraat kararı, oluşan manevi yıpranmayı telafi etmemektedir (bu konudabkz. AİHM Stogmuller/Avusturya, A 9 (1969), par. 40; Harris/Boyle/Bates/Buckley,Avrupa İnsan Hakları Hukuku, 1.B. Ankara 2013, s.281). Belirtilen yönleriyleceza davalarında uzun yargılama süreçlerinin suç ithamı altındaki kişinin maddive manevi varlığını geliştirme hakkını da ihlal edebileceği açıktır. Sonuçolarak suç işlediğinin mahkemece sabit görülmesi durumunda kanunda öngörülencezaya muhatap olması adaletin bir gereği ise de yargı sisteminin iyiişlememesi vb. nedenlerle kişilerin yıllar boyu belirsizlik içerisindetutulması hukuk devletinde kabul edilebilir bir durum değildir.
7. Bu açıklamalar sonunda zamanaşımı kurumunun hukukdevleti ilkesinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ileadalet ve hakkaniyet ilkelerinin bir gereği olduğu söylenebileceği gibi,Anayasanın 17/1. maddesindeki maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı ile 36. maddesinde özel olarak düzenlenen adil yargılanma hakkının da birgereği olduğu değerlendirmelidir. Buna karşın toplumsal düzeni derinden sarsan(ve ulusal üstü hukukta da benimsendiği üzere) insanlığa karşı suçlar, işkencegibi bir kısım çok ağır nitelikli suçlar ile yaşam hakkına yönelik suçlarbakımından devletlerin takdir hakkının bulunduğu düşünülmelidir. Aynı şekildedevletlerin takdir yetkisinin suç tiplerine ve toplumsal ihtiyaçlara görezamanaşımı sürelerinin düzenlenmesi konusunda da söz konusu olduğu kabuledilmelidir.
8. İncelenen dosyada ormandan açma yapma suçununyargılanması, sanığın mülkiyet iddiası nedeniyle kadastro davasındaki mülkiyetsorununun çözümlenmesi amacıyla bekletici mesele yapılmış ve Yargıtay da buyönde karar vermiştir. İtiraz yoluyla kuralın iptalini isteyen mahkemeninönünde 23 yıldır devam eden bir ceza davası bulunmaktadır. Böyle birdurumda ilgili hukuk uyuşmazlığının sonucunun beklenmesinin hukuki bir zaruretolduğu açıktır. Bu olaydaki durumun istisnai ve dosyaya özgü olduğu da ilerisürülebilir. Fakat sıradan bir ceza davasının 4 yılı geçmemesi gerektiği, aksitakdirde makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi sonucunun doğabileceğideğerlendirildiğinde, bu olaydan hareketle incelemeye konu kural bağlamındadevletin uygun yasal zemini oluşturma yükümlülüğünün gözden geçirilmesigerekmektedir.
9. Benzer başka davalar da gözetildiğinde kural, somutolaydaki gibi Ceza Kanunundaki olağan zamanaşımı sürelerini dahi aşacak biçimdeceza davasının uzamasına yol açılabilmektedir. Bu durumda ceza davasınınsonuçlanmasındaki kamusal yarar ile sanığın adil yargılanma ve maddi ve manevivarlığını geliştirme hakları arasındaki çatışmada adil bir denge kurulmasıgerekmektedir. Belki beraat de edebileceği halde geleceğiyle ilgili endişelibir şekilde yıllarca ceza tehdidi altında tutulması, onun hukuki güvenlikhakkını da ihlal etmektedir. Dolayısıyla belirtilen anayasal ilkeler karşısındamenfaatler arasındaki adil dengenin kurulması yönünde devletin pozitifyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu dengenin kurulmasının yollarından biri, cezakanununda zamanaşımının durma sebeplerine ilişkin olarak üst sınır getirmek olabilir.Başka deyişle burada TCK’nın 67/1. maddesindeki kural, yararlar arasında olmasıgereken adil dengeyi kurmaktan uzak olup, bu eksiklik yargılananların adilyargılanma hakkının ihlaline yol açabildiği gibi hukuk devleti ilkesi ilekişinin varlığını koruma hakkı yönünden de devlete düşen pozitif yükümlülükkapsamında kuralın yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerlekuralın, Anayasanın 2., 17 ve 36. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaledilmesi gerektiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptali istenen kural herhangi bir üst sınırbelirtmeksizin, soruşturma ve kovuşturma yapılmasının diğer bir mercide çözülmesigereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde dava zamanaşımınınduracağını hüküm altına almaktadır. Başvuruya esas davanın incelenmesinde,orman alanında tarla açma suçundan sanık olan kişinin bu davasının, KadastroMahkemesinde devam eden mülkiyet iddiasına dayalı davanın sonucuna bağlı olduğudeğerlendirilerek, bu davanın “bekletici mesele” kabul edildiği, ancak toplamda127 celse ve 28 yıldır devam eden bu davanın hâlâ sonuçlanmadığı görülmektedir.Bu durumda, sanığa isnat edilen suçun sabit olması halinde dahi, o suça ilişkinzamanaşımının birkaç katı kadar bir bekleme süresini zamanaşımı yönündendikkate almayan kuralın ölçülü olduğundan söz edilemez. Kaldı ki Anayasa’nın38. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme uyarınca dava ve ceza zamanaşımısüreleri Anayasal kurumlar olup; bunlara ilişkin yasal düzenlemelerin sanıklaryönünden esaslı hak kaybına yol açmayacak biçimde yapılması gerekir. Oysa iptalistemine konu kuralda hiçbir sınırlama getirilmemiş; bekletici mesele sayılan yargılamanın30-40 sene sürmesi halinde dahi zamanaşımının durmaya devam edeceği ilkesibenimsenmiştir. Böyle bir kabulün bir hukuk devletinde yeri olmaması gerekir.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38.maddelerine aykırı düştüğü ve iptali gerektiği kanaatine vardığımdan,çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadım.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR