ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2019/89
Karar Sayısı : 2021/10
Karar Tarihi : 4/2/2021
R.G. Tarih-Sayısı :7/5/2021-31477
İPTAL DAVASINI AÇAN: TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte128 milletvekili (E.2019/89)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Muş İcra Hukuk Mahkemesi (E.2020/19)
DAVA VE İTİRAZIN KONUSU: 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 7. maddesiyle4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncıfıkranın,
B. 8. maddesiyle3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 29. maddesinin bentlerini bağlayanhükümlerinin,
C. 10. maddesiyle3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. maddede yer alan “…buluculuk hakkı…”ibaresinin,
Ç. 14. maddesiyle3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli SularKanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikincicümlesinin,
D. 16. maddesiyle7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline İlişkin BazıDüzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralıfıkrasının,
E. 21. maddesiyle4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14.maddenin;
1. Birincicümlesinde yer alan “…mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.”ibaresinin,
2. İkincicümlesinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 10., 13., 15.,35., 36., 46., 56. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerineve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİİSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 7. maddesiyle 3213sayılı Kanun’un altıncı fıkranın eklendiği 47. maddesi şöyledir:
“Maden Tetkikve Arama Genel Müdürlüğü hizmetleri ile ilgili haklar:
Madde 47- ( Değişik:26/5/2004 – 5177/21md.)
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüherhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan, madencilik yapılabilecek bütünsahalarda, Kurumun yürüttüğü bir projeye bağlı olarak arama faaliyetlerindebulunabilir. Üçüncü kişilere ait ruhsatlı alanlarda yaptıkları aramafaaliyetleri sonucunda bulduğu aynı grup madenler ile ilgili hiçbir haktalebinde bulunamaz. Bu alanlar içinde arama ruhsatını aldığı diğer grupmadenler, ruhsat süresi sonunda Genel Müdürlük tarafından 30 uncu maddehükümlerine göre ihale edilir. İşletme izin sınırları içerisindeki aramafaaliyetleri ruhsat sahibinden izin alınarak yapılır.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü,ruhsatlı alanlarda yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği bilgi ve belgeleri,bir rapor halinde Genel Müdürlüğe ve talebi halinde ruhsat sahibine verebilir.
(Ek fıkra:14/2/2019-7164/19 md.) MadenTetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün 14/6/1935 tarihli ve 2804 sayılı MadenTetkik ve Arama Genel Müdürlüğü Kanununun 5 inci maddesine göre maden ruhsatsahipleri ile yapmış olduğu arama ve araştırma tip sözleşmeleri maden sicilinebilgi amaçlı şerh edilir.
(Değişik fıkra: 3/6/2007-5686/18 md.)Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bu Kanun hükümlerine göre arama ruhsatıalarak bulduğu madenler için 15 inci maddeye göre buluculuk hakkını kazanır.Arama ruhsat süresi sonuna kadar Genel Müdürlüğe devredilen bu ruhsatlar 30 uncumadde hükümlerine göre ihale edilir. İhale sonucu elde edilen gelirin %50’siMTA’ya kaynak geliri olarak aktarılır.
(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.;Değişik fıkra: 18/5/2017-7020/11 md.) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğütarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahaları, bedeli karşılığındaihtisaslaşmış Devlet kuruluşları ile bunların bağlı ortaklıklarına Bakan onayıile devredilebilir. Devir aşamasında bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilensüreler bu kararların uygulanması esnasında aranmaz. Maden Tetkik ve AramaGenel Müdürlüğü, Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen arama dönemi faaliyetraporları yerine kaynak/rezerv raporu verir.
(Ek fıkra: 30/5/2019-7176/7 md.)Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alaniçin Genel Müdürlükten birden fazla yeni ruhsat talep edebilir. Genel Müdürlüktarafından Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü adına yeni ruhsatlardüzenlenebilir.
(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/16 md.)Bakanlık tarafından, ruhsat müracaatlarına kapatılan alanlar ile havza ve kuşakmadenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak için herhangi birsebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlarda, Bakanlıkçada gerekli görüldüğü takdirde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne aramafaaliyeti yaptırılmak gayesiyle ruhsat verilir. İşletilebilecek madenvarlığının belirlenmesi halinde, bu alanlardan ruhsat müracaatına kapatılanalanlardaki madenlerin işletilmesi için Cumhurbaşkanı kararı, diğer alanlariçin ise bu madde ve 30 uncu madde hükümlerine göre Genel Müdürlük tarafındanihale edilir.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğütarafından arama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak üzere memuriyet mahallidışında görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 nci maddesi ile ilişkilendirilmeksizin,her yıl Bütçe Kanunu ile belirlenen gündelik harcırah miktarının iki katıtutarında, Harcırah Kanunu hükümlerine göre gündelik ödenir. (Ek cümle:2/7/2018 - KHK/703/118 md.) Bu tutar, üç katına kadar Cumhurbaşkanıncaartırılabilir. Bu şekilde görevlendirilen personele Harcırah Kanununun 50 ncimaddesine göre ayrıca bir ödeme yapılmaz. Yapılacak söz konusu ödeme tutarınınyarısı, Kurumun ücretli işlerinden sağladığı gelirlerden karşılanır. (Ek cümle:10/6/2010-5995/16 md.; Mülga son cümle: 4/2/2015-6592/25 md.)”
2. 8. maddesiyle3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 29. maddesi şöyledir:
“Yeraltındaki maden işlerinde maliyet artışlarının ödenmesi:
Geçici Madde 29- (Ek: 4/2/2015-6592/24md.) (Değişik:30/5/2019-7176/8 md.)
Bu Kanun kapsamında;
a) Yer altındaki maden işlerindefaaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden işlerineilişkin 11/9/2014 tarihi itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhaleSözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmeler ile bu Kanun kapsamındakirödovans sözleşmesi ile çalışan rödovansçılara,
b) Kanunun 2 nci maddesinde sayılan IV.Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaran özel hukuk gerçek ve tüzelkişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı maden işletmeleri ilekamu kurum ve kuruluşlarının iştiraklerinin 11/9/2014 tarihinden öncesözleşmeye bağlanarak işlettirdikleri yer altı maden işletmelerinde çalışanrödovansçılara,
4857 sayılı Kanunun 41 inci, 53 üncüve 63 üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikler ile ek 9 uncu maddeyle oluşan maliyet artışlarının karşılanmasınailişkin destek verilebilir. Destek tutarları belirlenirken kömür fiyatlarınındeğişimi de dikkate alınabilir. Bu destekler Genel Müdürlük bütçesine konulanödeneklerden karşılanır. Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul veesaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresi Cumhurbaşkanınca belirlenir.”
3. 10. maddesiyle3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44. madde şöyledir:
“Geçici Madde 44- (Ek:30/5/2019-7176/10md.)
28/2/2019 tarihinden önce Maden Tetkikve Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporlarıolan madenler için bu maddenin yayımından itibaren altı ay içerisinde GenelMüdürlüğe başvurulması halinde, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne buluculukhakkı verilir.”
4. 14.maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 1. maddesi şöyledir:
“Yatırım çakışması
EK MADDE 1- (26/2/2014-6527/21 md.)(Değişik:30/5/2019-7176/14 md.)
(1) Jeotermal kaynak ve doğal minarellisu arama ve işletme faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demiryolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, maden, petrol, doğalgaz, suisale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan ya da gerçek veya tüzelkişilere ait diğer yatırımların birbirlerini engellemesi, jeotermal kaynak vedoğal minarelli su arama ve işletme faaliyetlerinin yapılamaz hale gelmesi,yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, jeotermalkaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetleri ve yatırımla ilgilikarar, kamu yararı açısından yatırımların önceliği ve önemini tespit etmeküzere, ilgili Bakanlığın uygun görüşü alınarak Bakanlık tarafından verilir. Bakanlıktarafından alınan bu kararlar, kamu yararı kararı yerine geçer. Jeotermalkaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetinin yapılamaz halegeldiği alanın ruhsattan taksir edilmesine veya ruhsatın iptal edilmesineBakanlık tarafından karar verilir.
(2) Bakanlık veya Maden ve Petrolİşleri Genel Müdürlüğü tarafından gerekli görülmesi halinde hazırlatılan rapor,danışmanlık ücretleri, yapılacak tetkik ve incelemeler için gerekli yolluk,gündelik ve benzeri tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. AyrıcaBakanlık veya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kararı ile faaliyetikısıtlanan jeotermal kaynak ve doğal minarelli su arama ve işletme faaliyetleriyapanın veya yatırım sahibinin yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafçatazmin edilir. Yatırım çakışması işlemleri nedeniyle Bakanlıkça veya Maden vePetrol İşleri Genel Müdürlüğünce herhangi bir sebeple ödenmek zorunda kalınantutar, lehine karar verilen tarafa rücu edilir.”
5.16. maddesiyle 6004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 7- (Ek:30/5/2019-7176/16md.)
“(1) Avrupa Birliği BaşkanlığıAvrupa Birliği İşleri uzman ve uzman yardımcıları, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde yazılı olarak talep etmelerihalinde, bir kereye mahsus olmak üzere düzenlenecek meslek memurluğu ya dakonsolosluk ve ihtisas memurluğu geçiş sınavlarından yalnız birine, yaş sınırıhariç olmak üzere, bu Kanunda kayıtlı şartlar uyarınca girebilir.
(2) Sınav, bu maddenin yürürlüğegirmesinden itibaren bir yıl içerisinde bu Kanun ve Dışişleri Bakanlığı SınavYönetmeliği çerçevesinde Bakanlık tarafından yapılır.
(3) Geçiş sınavında başarılı olanlar,kıdemlerine denk düşecek şekilde, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı HakkındaCumhurbaşkanlığı Kararnamesinde düzenlenen meslek memurları ile konsolosluk veihtisas memuunvanlarına ilişkin 3 ve 4 sayılı listelerde yer alan 5 inci veya 6ncı unvan grubuna atanır. Bu şekilde atananlardan, bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihte mevcut statüsünde dokuz yıldan az kıdemi bulunanlar atamaişlemi sonrasında toplamda dokuz yılı doldurduktan sonra başkatiplik sınavınagirme hakkı kazanır; dokuz yıl ve daha fazla kıdemi bulunanlar ise meslekmemurları ya da konsolosluk ve ihtisas memurları için düzenlenecek ilkbaşkatiplik sınavına girerler. Bu sınavda başarılı olanlar, 1 sayılıCumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde düzenlenenmeslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarının unvanlarına ilişkin 3ve 4 sayılı listelerde yer alan ve kıdemlerine denk düşen unvan grubunaatanırlar.”
6.21. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 14. madde şöyledir:
“Geçici Madde 14- (Ek:30/5/2019-7176/21md.)
Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamışveya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamuyararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki elatılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminatailişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkemekararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibrazedilinceye kadar durdurulur.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2019/89 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Engin YILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ,Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, KadirÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU veSelahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 19/9/2019 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasınaOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2020/19 Sayılı Başvuru Yönünden
2. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, HasanTahsin GÖKCAN, Recep KÖMÜRCÜ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA veRıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 19/2/2020 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o davasebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesininhükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda buhükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancakanılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi içinelinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması veiptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacakkural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunlarınçözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacaknitelikte bulunan kurallardır.
4. Başvuru kararında 2942 sayılıKanun’un geçici 14. maddesinin iptali talep edilmiştir. İtiraz konusu maddeninbirinci cümlesinde kamulaştırmasız el atmanedeniyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkindavalarda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamayacağıhükme bağlanmış; ikinci cümlesinde ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icratakiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulacağıöngörülmüştür.
5. Bakılmakta olan dava ise kamulaştırmasız el atmanedeniyle açılmış bir davayı konu edinmeyip kesinleşmemiş mahkeme kararınadayanılarak başlatılmış icra takibine ilişkindir. Bu itibarla itiraz konusukuralın icra takibi öncesi aşamayı düzenleyen birinci cümlesinin bakılmaktaolan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
6. Açıklanan nedenle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyleeklenen geçici 14. maddenin;
A. Birincicümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemeninyetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. İkincicümlesinin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
7. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’na 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenengeçici 14. maddenin ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyleyapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2020/19 sayılı davanın aralarındaki hukukiirtibat nedeniyle E.2019/89 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasınınkapatılmasına, esas incelemenin E.2019/89 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine19/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
8. Dava dilekçesi ile başvuru kararı veekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları vebunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 7. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 47.Maddesine Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
9. Dava konusu kural ile Maden Tetkik Arama GenelMüdürlüğünün (MTA), uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alan için Maden vePetrol İşleri Genel Müdürlüğünden (MAPEG) birden fazla yeni ruhsat talepedebileceği, MAPEG tarafından MTA adına yeni ruhsatlar düzenlenebileceği hükümaltına alınmaktadır.
10. 3213 sayılı Kanun’un kuralın da yer aldığı 47.maddesinde MTA’nın anılan Kanun kapsamında göreceği hizmetler ve bundan doğanhakları düzenlenmektedir. Bu bağlamda dava konusu kuralda geçen MTA’nın “…uhdesindekiruhsatlar…” ibaresinden 3213 sayılı Kanun’da düzenlenen hangi tip madenruhsatının kastedildiğinin ortaya konması gerekmektedir.
11. 14/6/1935 tarihli ve 2804 sayılı Maden Tetkik veArama Genel Müdürlüğü Kanunu ile kurulan MTA, günümüzde Enerji ve TabiiKaynaklar Bakanlığına bağlı olarak faaliyetlerini yürüten bir kuruluştur. 2804sayılı Kanun’un 2. maddesinde MTA’nın temel görevleri arasında ülkemizdeişletmeye elverişli maden ve taş ocağı sahalarının bulunup bulunmadığını tespitetmek, işletilen maden ve taş ocaklarının kamu yararına daha uygun olarakişletilmesinin yollarını araştırmak, buna yönelik arama faaliyetleri, fennî vejeolojik çalışmalar yapmak da sayılmaktadır.
12. Bu kapsamda MTA’nın madencilik alanındaki esasfonksiyonunun maden arama faaliyeti olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 3213 sayılıKanun’un 47. maddesinin birinci fıkrasında, MTA’nın kendisinin yürüttüğü birprojeye bağlı olmak kaydıyla madencilik yapılabilecek tüm sahalarda ruhsat yada izne gerek kalmaksızın arama faaliyetinde bulunabileceği belirtilmektedir.Dolayısıyla dava konusu kuralda yer alan “…uhdesindeki ruhsatlar…”ibaresinden MTA’nın bünyesindeki maden arama ruhsatlarının kastedildiğianlaşılmaktadır.
13. Bu çerçevede kural ile MTA, uhdesinde bulunan madenarama ruhsatlarını bölmeye yetkili kılınmış ancak ruhsatı bölünen alanda yeniruhsatlar ihdas edilmesinde MAPEG yetkili olarak belirlenmiş ve yeni ruhsattalebinin kabul edilmesi hâlinde bu ruhsatların MTA adına düzenlenmesi hükmebağlanmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
14. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralınamacının madencilik faaliyeti yapılabilmesi için gerekli Çevresel EtkiDeğerlendirmesi (ÇED) raporu alınmasının mümkün olmadığı durumlarda faaliyetruhsatlarının bölünmek suretiyle parça parça ÇED raporu alınmasını sağlamakolduğu, böylece aynı alanda yürütülen madencilik faaliyetlerinin birbiriyleilgisizmiş gibi değerlendirmeye tabi tutulup toplam çevresel etkilerin gözardıedileceği, aynı alanda birbirinden bağımsız birden fazla madencilik faaliyetiyapılmasının kaza riskinin artmasına ve hukuki uyuşmazlıkların ortaya çıkmasınaneden olacağı, kuralda ruhsat bölünmesinin hangi esaslara tabi olduğunun ortayakonulmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 56. ve 168. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
15. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikincifıkralarında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkınasahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrekirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükümlerine yerverilmiştir. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması veçevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temelödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkilibir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür.
16. Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabiî servetler ve kaynaklarDevletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkıDevlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişileredevredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletingerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişilereliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek vetüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetimusul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir. Bunagöre, tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması veişletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların,devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların kanundadüzenlenmesi gerekmektedir.
17. Dava konusu kural ile ruhsatları MTA uhdesindebulunan sahalarda MTA’nın talebi ve MAPEG’in onayı ile ve yine MTA adına yeniruhsatlar düzenlenmesine imkân tanınmaktadır. Bu suretle düzenlenen ruhsatlarınbağlı olduğu alanlar, bölme işleminden önceki alana göre daha küçük yüz ölçümesahip olacaklardır. Böylece MTA uhdesinde bulunan arama ruhsatlarının bağlıolduğu alanların daha küçük yüz ölçümleri ile gerek maden arama ruhsatlarıolarak MTA’ya gerekse işletme ruhsatları olarak üçüncü kişilere madencilikfaaliyetleri için tahsis edilebilmesi mümkün hâle gelmektedir.
18. Kuralın görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonunda “Havzave kuşak madenciliği yapmak üzere çok geniş kapsamlı bir alanda arama yapanMTA’nın bu alanların maden bulunan kısımlarında sondaj ve rezerv belirlemeçalışmalarının tamamlandığı bölümünün hızlı bir şekilde ekonomiyekazandırılabilmesini sağlamak amacıyla uhdesindeki ruhsatların bölünebilmesineimkân tanındığı,…” şeklinde kurala ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur.
19. Yasama sürecindeki bu açıklama gözönüne alındığındakural ile ruhsatları MTA uhdesinde bulunan sahalarda, MTA tarafındangerçekleştirilen arama faaliyetleri sırasında maden cevherinin tespit edilmesidurumunda bu tespitin yapıldığı alanın ayrılarak kalan alan için MAPEG’in onayıile ve yine MTA adına arama ruhsatının düzenlenmesine ve maden cevherinintespit edildiği alan için işletme ruhsatı düzenlenerek bu alanın maden işletmefaaliyetine açılmasına imkân sağlanmak istendiği anlaşılmaktadır.
20. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1.maddesinde, bu Kanun’un amacının bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin,sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusundakorunmasını sağlamak olduğu hükme bağlanmış; 10. maddesinde de gerçekleştirmeyiplanladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum,kuruluş ve işletmelerin ÇED raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamaklayükümlü oldukları belirtilmiştir.
21. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre ÇED kavramı,gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuzetkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreyezarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilenyer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde veprojelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalarıifade etmektedir.
22. 3213 sayılı Kanun’un madencilik faaliyetinde izinlereilişkin kuralların yer aldığı 7. maddesinde ÇED işlemlerinin, Çevre ve OrmanBakanlığı tarafından gerçekleştirileceği düzenlenmiştir. Anılan Bakanlık10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralıCumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Çevre veŞehircilik Bakanlığı (Bakanlık) şeklinde yeniden teşkilatlanmıştır.
23. ÇED sürecine ilişkin usul ve esaslar, 2872 sayılıKanun’a dayanılarak çıkarılan ve 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ndedüzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik’e ekli listelerde ÇED uygulanması zorunluolan projeler ile ÇED uygulanmasında seçme-eleme kriterlerinin dikkatealınacağı projeler tek tek sayılarak gösterilmiştir. Anılan Yönetmelik’in Ek-1Listesi’nde sayılan projeler için ÇED raporu alınması zorunludur.
24. Yönetmelik’in Ek-2 Listesi’nde sayılan projeler içinise proje tanıtım dosyalarını Ek-4’te yer alan kriterler çerçevesinde inceleyenve değerlendiren Bakanlık ÇED’in gerekli olup olmadığına karar vermektedir.Dolayısıyla bir projenin Ek-2 Listesi’nde yer almış olması tek başına o projeiçin ÇED yapılmaması sonucunu doğurmamakta, buna nihai olarak Bakanlık kararvermektedir. Bakanlık tarafından verilen bu türden kararlar da yargı denetiminetabidir.
25. Yönetmelik’in EK-1 Listesi’nin 27. sırasındamadencilik projeleri yönünden geçerli olmak üzere hangi projeler için ÇEDraporu alınmasının zorunlu olduğu gösterilmiştir. Bu kapsamda maden sahasınınyüz ölçümü, madencilik faaliyetinin hacmi ve niteliği gözönündebulundurulmuştur.
26. Yönetmelik’in Ek-2 Listesi’nin 49. sırasının (a)bendinde ise Ek-1 Listesi’nde yer almayan madenlerin çıkarılması ve 55.sırasında da maden arama projeleri seçme-eleme kriterine tabi tutulmuştur.
27. Anılan düzenlemeler gözetildiğinde dava konusukuralla bir maden sahasının bölünerek ruhsatlandırılmasının mümkün hâle gelmesinedeniyle yeni oluşacak ruhsatların bağlı olduğu sahanın yüz ölçümününazalmasının bu ruhsatları ÇED sürecinin tamamen dışında bırakacağı söylenemez.Zira bölme işleminden önce yüzölçümünden dolayı Yönetmelik’in Ek-1 Listesiuyarınca ÇED raporu alınması zorunlu olan bir saha, bölünerek küçük ruhsatlarabağlanmış olsa dahi görece yüzölçümü küçük olan bu sahalar için seçme-elemekriterleri uygulanacaktır. Bir başka deyişle bu küçük sahalar için ÇED raporualınması ya da alınmaması bakımından Bakanlığın değerlendirme yapma zorunluluğuvardır. Bakanlığın bu konudaki kararına karşı da yargı yoluna gidilmesinde birengel bulunmamaktadır.
28. Sonuç olarak MTA uhdesindeki ruhsatlarınbölünebilmesini ve bölünen alanlar için MAPEG’den yeni ruhsatlar talepedilebilmesini düzenleyen kuralda 3213 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuatyönünden öngörülmüş herhangi bir istisna bulunmamaktadır.
29. Bu çerçevede kural ile gerçekleşecek ruhsat bölmeişlemi sonrasında yeni ruhsat taleplerinin kabul edilmesinde yetkili makam yinekural uyarınca MAPEG ve dolayısıyla MAPEG’in bağlı olduğu Enerji ve TabiiKaynaklar Bakanlığıdır. Anılan Kanun uyarınca Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığının ruhsatlandırma işlemlerine gerektiğinde kısıtlama getirme yetkisibulunmakta, konuyla ilgili diğer bakanlıkların mevzuat gereği yapacaklarıinceleme ve denetimlerde ruhsat alanlarında mevzuata uygun çalışılmadığınıntespiti hâlinde mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemlerin MAPEG’e bildirilmesigerekmekte, çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilikfaaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulabilmektedir. Zira tümbu hususlar bölme işlemi sonrası düzenlenecek ruhsatlar bakımından dageçerliliğini sürdürmektedir.
30. Ayrıca madencilik faaliyetlerinin denetimine ilişkindüzenlemelerin bulunduğu Kanun’un 11. maddesinin; arama faaliyetinin usul veesaslarının düzenlendiği 17. ve 18. maddelerin; işletme faaliyetinin usul veesaslarının düzenlendiği 24. ve 29. maddelerin söz konusu ruhsatlar yönünden dedikkate alınması gerekliliği bulunmaktadır.
31. Söz konusu düzenlemeler uyarınca madencilik faaliyetiyapılan alana ilişkin ÇED kararlarının, mülkiyet ve gayri sıhhi müesseseizinlerinin, işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının ve diğer tüm izinlerin madensahibi tarafından alınması suretiyle madencilik faaliyetlerinebaşlanabilecektir.
32. Bu itibarla bir sahada madencilik faaliyetleriningerçekleştirilebilmesi için 3213 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleriuyarınca öngörülen koşulların MTA uhdesindeki ruhsatların bölünmesi sonucuortaya çıkacak yeni ruhsatlar bakımından da geçerli olacağı gözetildiğindekuralın madencilik faaliyetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkabilecekriskler bakımından gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin mevcut süreçlerindışında değerlendirilebilecek bir durumu yaratmadığı anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 56. ve168. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56. ve 168.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
B. Kanun’un 8. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’unDeğiştirilen Geçici 29. Maddesinin Bentlerini Bağlayan Hükümlerinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
34. 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinde madenciliksektöründe belirli kategorilerde faaliyet gösterenlere mevzuat değişikliğindenkaynaklanan maliyet artışlarından dolayı destek verilebilmesi imkânıtanınmaktadır. Anılan destek ise 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun41., 53. ve 63. maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’la yapılandeğişiklikler ile 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle oluşan maliyetartışlarının karşılanması amacına yöneliktir.
35. 4857 sayılı Kanun’un 41., 53. ve 63. maddelerinde6552 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle yer altında maden işlerindeçalışan işçilere zorunlu nedenlerle fazla çalışma ve olağanüstühallerde fazla çalışma durumları dışında fazla çalıştırmayaptırılamayacağı, zorunlu nedenlerle veya olağanüstü hâllerde fazla çalışmahâllerinde ise haftalık otuz altı saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücretin normalçalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzerearttırılması suretiyle ödeneceği, yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin sürelerinin dörder gün artırılarakuygulanacağı ve yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süreleriningünde en çok altı, haftada en çok otuz altı saat olduğu hükme bağlanmıştır. 41. ve 63.maddelerde 4/4/2015 tarihli ve 6645 sayılı Kanun’la yapılan değişikliksonucunda ise yer altı maden işlerindeçalışan işçilerin günlük çalışma süreleri en çok yedi buçuk, haftalık ise ençok otuz yedi buçuk saat olarak düzenlenmiş ve haftalık otuz yedi buçuk saatiaşan her bir saat fazla çalışmaiçin verilecek ücretin normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarınınyüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödeneceği belirtilmiştir.
36. 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde de anılanKanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden Linyit ve Taşkömürüçıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarının4857 sayılı Kanun’un 39. maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin ikikatından az olamayacağı öngörülmüştür.
37. Bu kapsamda geçici 29. madde ile yer altındaki madenişlerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki madenişlerine ilişkin 11/9/2014 tarihi itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılıKamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmelere ve 3213sayılı Kanun kapsamındaki rödovans sözleşmesi ile çalışan rödovansçılara,anılan Kanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden Linyit ve Taşkömürüçıkaran özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarakişlettikleri yer altı maden işletmeleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınıniştiraklerinin 11/9/2014 tarihinden önce sözleşmeyebağlanarak işlettirdikleri yer altı maden işletmelerinde çalışan rödovansçılaramaliyet artışı desteği verilebileceği kurala bağlanmıştır.
38. Bu çerçevede yine anılan maddede destek tutarlarınınbelirlenmesinde kömür fiyatlarındaki değişimin de dikkate alınabileceği, budesteklerin MAPEG bünyesine konulan ödeneklerden karşılanacağı, maliyetartışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esaslarınuygulanma süresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceği düzenlenmiştir.
39. Söz konusu maddenin bentlerini bağlayan; hangi amaçladestek verilebileceğini, destek tutarları belirlenirken kömür fiyatlarınındeğişiminin de dikkate alınabileceğini, bu desteklerin MAPEG bütçesine konulanödeneklerden karşılanacağını, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usulve esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanıncabelirleneceğini düzenleyen hükümleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
40. Dava dilekçesinde özetle; 3213 sayılı Kanun’un geçici29. maddesinin 2014 yılında Soma’da meydana gelen maden kazasından sonra 4857sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin getirdiği maliyet artışlarınınkarşılanabilmesi için ilk olarak 2015 yılında ihdas edildiği, 7176 sayılıKanun’la anılan maddede yapılan değişiklik ile uygulama yönünden belirliliğinsağlanamadığı, değişiklikten önceki durumun aksine maliyet artış desteğininverilip verilmeyeceğinin dahi net olmadığı, bu konuda Cumhurbaşkanı’na kapsamve sınırları belirsiz bir yetkinin tanındığı, bu durumun keyfîliğe neden olduğuve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2.maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
41. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinintemel unsurlarından biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi uyarınca yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnelolması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemiçermesi gerekir. Sadece yasal belirliliği değil daha geniş bir anlamda hukukibelirliliği de ifade eden bu ilke bu anlamıyla esasen bir hukuk normununuygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilirolmasını ortaya koymaktadır.
42. Dava konusu kurallarda yukarıda açıklanan yasaldeğişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarının karşılanması için madencilikfaaliyeti ile uğraşan ve maliyet artışından etkilenenlere destekverilebileceği, bu desteğin tutarı belirlenirken kömür fiyatlarındaki değişiminde dikkate alınabileceği, söz konusu desteklerin MAPEG bütçesine konulanödenekten karşılanacağı ve desteğin usul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanmasüresinin Cumhurbaşkanınca belirleneceği öngörülmüştür.
43. Kurallar, maliyet artışının karşılanması için destekverilmesi yönünden kesin bir hüküm içermemektedir. Ancak kurallarda, desteğinusul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Cumhurbaşkanıncabelirleneceği belirtilmektedir. Dolayısıyla kurallar, söz konusu desteğinCumhurbaşkanı tarafından belirlenecek usul ve esaslara uygun olması durumundaverilmesini öngörmektedir.
44. Kurallarda, destek verilebilecek durumların açık venet olarak belirtildiği görülmektedir. Ayrıca kurallarda destek tutarınınbelirlenmesinde takdiri olarak kullanılabilecek bir ölçüte yer verilmeklebirlikte desteklerin hangi kaynaktan karşılanacağı da gösterilmiştir.
45. Bu kapsamda kurallarda desteklerin karşılanabilmesiiçin bütçesine ödenek konulacak kuruluş olarak MAPEG’in belirlendiğigörülmektedir. 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (4)numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile DiğerKurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 768.maddesinin (h) bendinde “…tabii kaynak üretim ve iç/dış ticaretine ilişkinpolitikaların, teşviklerin ve Devlet desteklerinin belirlenmesi için gerekliönerilerde bulunmak,…” adı geçen kuruluşun görev ve yetkileri arasındasayılmıştır. Bu itibarla dava konusu kurallar ile öngörülen desteğinverilmesinin usul ve esaslarının belirlenmesi ve bunların uygulanacağısürelerin tespit edilmesinde Cumhurbaşkanı’nın bu alanda teknik ve uzmanlaşmış birkuruluş olarak MAPEG’in önerilerini değerlendireceği sonucuna varılmaktadır.
46. Tüm bu hususlar gözetildiğinde dava konusu kurallarınbelirsiz olduğu söylenemez.
47. Anayasa’nın 2. maddesiyle güvence altına alınan hukukdevleti olmanın gereklerinden bir diğeri kanunların kamu yararının sağlanmasıamacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyetölçütlerini gözetmesidir. Bununla birlikte Anayasa’ya uygunluk denetiminde,kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenenkuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarıgözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenmektedir. Buna göre birkuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda AnayasaMahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıpyapılmadığının denetimiyle sınırlı olmaktadır.
48. Dava konusu kurallar ile gerek 4857 sayılı Kanun’dayapılan değişiklikler gerekse 3213 sayılı Kanun’a eklenen ek 9. maddesonrasında, madencilik faaliyetlerinde yaşanan maliyet artışının ilgililereverilecek mali destek ile dengelenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıcakuralların anılan düzenlemeler ile artan maliyetlerin karşılanabilmesi amacıylamaden ocağı işletenlerin, iş sağlığı ve güvenliği gereği almaları gerekentedbirlerde bir kısıtlamaya gitmelerinin önüne geçilmesini hedeflediğigörülmektedir. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında başka bir amaçgüttükleri de söylenemez.
49. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
C. Kanun’un 10. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’a EklenenGeçici 44. Maddede Yer Alan “…buluculuk hakkı…” İbaresinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
50. 3213 sayılı Kanun’un geçici 44. maddesinde, 28/2/2019tarihinden önce MTA tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olanmadenler için bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde MAPEG’ebaşvurulması hâlinde MTA’ya buluculuk hakkı verileceği düzenlenmiştir.Anılan maddede yer alan “…buluculuk hakkı…” dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
51. Buluculuk, 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinde “Herhangibir ruhsat döneminde bir kaynak veya rezervin ulusal maden kaynak ve rezervraporlama koduna göre hazırlanmış rapor sonucunda ortaya çıkartılması.”olarak tanımlanmıştır.
52. Anılan Kanun’un 15. maddesinde ise buluculuk hakkıaçıklanmış ve bu hakka ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Söz konusumaddenin birinci fıkrasında maden arama ve/veya işletme ruhsatı sahiplerininUlusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre hazırladıkları teknikraporlar aracılığıyla, kaynak veya maden olarak bildirdikleri madenlerinbulucusu sayılacakları, bu hakkı talep eden ruhsat sahiplerine buluculukbelgesi verileceği öngörülmüştür. Yine anılan maddenin üçüncü fıkrasındabuluculuk hakkının hangi ölçütlere göre hesaplanacağı gösterilmiştir. Budüzenlemeler çerçevesinde buluculuk hakkının buluculuğa konu madenin bulucusudışında bir başkası tarafından işletilmesi hâlinde işleten kişi tarafındanbuluculuk hakkı sahibine ödenmesi gereken bedel olduğu anlaşılmaktadır.
53. Dava konusu kural 28/2/2019 tarihinden öncehazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan madenler için maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren altı ay içinde MAPEG’e başvurulması hâlinde MTA’yabuluculuk hakkının verileceğini öngörmek suretiyle belirtilen tarihten öncehazırlanmış kaynak veya rezerv raporları olan madenler için Ulusal Maden Kaynakve Rezerv Raporlama Koduna göre hazırlanmış teknik raporlar olmaksızın buluculukhakkının ödenmesini sağlamaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
54. Dava dilekçesinde özetle; kural ile MTA’ya gereklişartları taşımayan bazı alanlar için istisnai olarak buluculuk hakkınıntanındığı, bu istisnanın soyut ve genel olmaktan ziyade somut bir alan içinverildiği kuşkusunun bulunduğu, kuralın hukuk devletinin temel unsurlarındanolan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik koşullarını taşımadığı, MTA’nınbuluculuk hakkına sahip olma bakımından diğer kamu kurumları ve gerçek ve tüzelkişiler ile aynı konumda bulunduğu, bu itibarla bu konuda MTA’ya ayrıcalıktanınmasının meşru ve haklı bir nedene dayanmadığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
55. 2804 sayılı Kanun’la kurulmuş bulunan MTA, alanındaticari amaç gütmeden Anayasa hükmü gereği kamu malı niteliğinde olan madenlerinaranması ve işletilebilir maden cevherlerinin kamuya kazandırılması amacıylafaaliyetlerini sürdüren tek kamu kurumudur.
56. Nitekim 3213 sayılı Kanun’un MTA’nın hizmetlerinin vebu hizmetlerden doğan haklarının düzenlendiği 47. maddesinin beşinci fıkrasındayer alan, MTA tarafından buluculuk hakkı kazanılan maden ruhsat sahalarının,bedeli karşılığında ihtisaslaşmış devlet kuruluşları ile bunların bağlıortaklıklarına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı onayı ile devredilebileceğineilişkin düzenleme de MTA’nın kamu yararını öne alarak faaliyetlerini yürütenbir kuruluş olarak öngörüldüğünü göstermektedir.
57. Yine anılan maddenin dördüncü fıkrasında MTA’nınarama ruhsatı alarak bulduğu madenler için 15. maddeye göre buluculuk hakkınıkazanacağı, arama ruhsat süresi sonuna kadar MAPEG’e devredilen bu ruhsatların30. maddeye göre ihale edileceği ve ihale sonucu elde edilen gelirin %50’sininMTA’ya kaynak geliri olarak aktarılacağı düzenlenmiştir. Böylece maliyetleringörece yüksek olduğu madencilik alanında faaliyet yürüten MTA’ya ekonomikkaynak yaratılmasının sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.
58. Dava konusu kural ile 28/2/2019tarihinden önce MTA tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olanmadenler bakımından buluculuk hakkı verilmesi için Ulusal Maden Kaynak veRezerv Raporlama Koduna göre hazırlanan teknik raporlar ile kaynak veya rezervolarak bildirilme koşulunun aranmaması suretiyle MTA lehine istisnanınöngörüldüğü açıktır. Ancak yukarıda değinilen MTA’nın hukuki statüsü vefaaliyetlerinin niteliği gözetildiğinde kuralın, MTA’nın önceki dönemdebaşlayan arama faaliyetleri için sarf etmiş olduğu ve kamu kaynaklarınıntüketilmesi olarak değerlendirilebilecek bilimsel emek ve mali harcamalarınatıl kalmamasını amaçladığı, bunun da belirli bir süre içinde başvurma şartınabağlandığı anlaşılmaktadır.
59. Bu bağlamda 3213 sayılı Kanun’da esasları düzenlenenbuluculuk hakkı yönünden, bu hakkın elde edilmesinde Kanun ile ihdas edilen ekşartın uygulanması bağlamında, belirli bir dönemle sınırlı olmak ve belirli birsürede başvuruda bulunulması kaydıyla MTA’ya sınırlı bir muafiyet tanıyankuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu, kamu yararı dışında başka bir amaçgüttüğü söylenemez.
60. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkeklereşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamaklayükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarakyorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dulve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesineaykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaztanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önündeeşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmeksuretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
61. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önündeeşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ileeylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynıdurumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Builkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarakkanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik,herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez.
62. Madenciliksektöründe yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasında buluculuk hakkınınkazanılması bakımından MTA lehine bir istisnaöngörülmesi durumuna ilişkin olarak eşitlik ilkesi yönünden yapılacakanayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı yada benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığıtespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasındafarklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemeninardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığıve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç vearaç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder.Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ileorantılı olmasını gerektirmektedir.
63. Bu bağlamda gösterilen faaliyetin alanıve niteliği bakımından madencilik sektöründe iş gören gerçek ve tüzel kişilerile MTA’nın karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumdaoldukları söylenebileceğinden kuralla bunlar arasında bir farklılık yaratıldığısöylenebilir.
64. Yukarıda değinildiği üzere MTA gerek kuruluşu gerekhukuki yapısı gerekse faaliyetlerini sürdürürken gözettiği öncelik vekullandığı kaynaklar itibarıyla madencilik sektöründe iş gören diğer gerçekveya tüzel kişilerden farklı bir konumdadır. MTA, doğrudan kamu kaynaklarınıkullanarak faaliyette bulunmakta ve devlet otoritesine tabi olarak ticari amaçgütmeksizin hizmet görmektedir. Bu çerçevede MTA’nın anılan özelliklerigözetildiğinde MTA’nın buluculuk hakkı kazanmasına ilişkin koşullarda farklılıkyaratılmasının nesnel ve makul bir nedenedayanmadığı söylenemez.
65. Öte yandan 3213 sayılı Kanun ile öngörülen sistemdemaden arama faaliyetinin yapılması ve buluculuk hakkının elde edilmesi Kanun’dagösterilen şartların dışında herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bunagöre sadece dava konusu kural ile kendisine muafiyet tanınmış MTA değil,Kanun’da gösterilen diğer şartları sağlayan tüm gerçek veya tüzel kişiler madenarama faaliyeti yapabilmekte ve buluculuk hakkı elde edebilmektedir. Buna göre buluculuk hakkının kazanılmasına ilişkinkoşullarda anılan farklılığın öngörülmesiyle güdülen amaç ile kuralla öngörülenaraç arasında uygun bir dengenin kurulduğu, zira kuralla getirilen söz konusufarklılığın öngörülme amacına göre madencilik faaliyetinde bulunan diğer gerçekve tüzel kişilere aşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır. Bu itibarlakuralda eşitlik ilkesine aykırı bir yönün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
66. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Ç. Kanun’un 14. Maddesiyle 5686 Sayılı Kanun’unDeğiştirilen Ek 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesininİncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
67. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın yeraldığı fıkranın değişiklikten önceki hâlinde aynı alanda yatırım çakışmasınınbulunması durumunda hangi yatırıma öncelik verileceğine karar verme yetkisininbir kurula verilmiş olduğu, değişiklikle bu yetkinin Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığına (Bakanlık) tanındığı, kural uyarınca Bakanlığın bu konuda alacağıkararın kamu yararı kararı yerine geçeceği, bu bağlamda arama ve sondajfaaliyetleri için irtifak tesisinin veya kamulaştırma yapılmasının gerektiğihâllerde Bakanlığın almış olduğu kamu yararı kararına dayanılarak işlemyapılacağı, bu karara karşı ise Danıştayda dava açılabileceği, bu durumuntaşınmazı üzerinde irtifak tesis edilen ya da kamulaştırma yapılan kişilerindava açma haklarını kısıtlayacağı, bu konuda açılmış bir davada da Bakanlığınsomut bir taşınmaz üzerinde irtifak hakkının kurulması ya da somut taşınmazınkamulaştırılması yönünde bir karar almamış olması nedeniyle davacılarınhaklarını korumalarının ve iddialarını ortaya koyabilmelerinin oldukçazorlaşacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
68. 5686 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesinde jeotermal kaynak ve doğal mineralli su arama veişletme faaliyetleri ile devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları,havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, maden, petrol, doğalgaz, su isalehatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan ya da gerçek veya tüzel kişilere aitdiğer yatırımların birbirlerini engellemesi, jeotermal kaynak ve doğal minerallisu arama ve işletme faaliyetlerinin yapılamaz hâle gelmesi, yatırım için başkaalternatif alanların bulunamaması durumunda jeotermal kaynak ve doğal minerallisu arama ve işletme faaliyetleri ve yatırım ile ilgili kararın, kamu yararıaçısından yatırımların önceliği ve önemini tespit etmek üzere ilgili bakanlığıngörüşü alınarak Bakanlık tarafından verileceği belirtilmiştir. Dava konusuikinci cümlede ise Bakanlık tarafından alınan bu kararların kamu yararı kararıyerine geçeceği öngörülmüştür.
69. Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hakarama hürriyetinin temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır.Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisinesahip bir mahkeme önüne götürülmesi ve verilen kararın uygulanması hakkını dakapsar. Bu hak, devlete etkili yargısal başvuru yolu oluşturma ödeviyüklemektedir. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisinisavunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşıhaklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin enetkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama hürriyetininön koşulunu oluşturur.
70. Dava konusu kuralda genel olarak yatırım çakışmasıhâlinde hangi yatırıma öncelik verileceği konusunda Bakanlığın alacağıkararların kamu yararı kararı yerine geçeceği hükme bağlanmıştır. Kuralda bukararlara ilişkin herhangi bir yargısal muafiyet bulunmamaktadır. Bu itibarlaanılan kararlardan etkilendiğini ve kararlarda kamu yararı bulunmadığını ilerisürenlerce ilgili usul kurallarına uygun olmak kaydıyla dava açılmasındaherhangi bir engel bulunmamaktadır.
71. Öte yandan kuralda, kamu yararı kararının Bakanlıktarafından alınacağının öngörülmesi nedeniyle bu karara karşı davanın Danıştaynezdinde açılması gerekecektir. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılıDanıştay Kanunu’nun 24. maddesinde Danıştayın ilk derece mahkemesi olarakbakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlerekarşı açılacak davaları karara bağlayacağı hükmü bulunmaktadır. DolayısıylaBakanlıkça hangi yatırıma öncelik verileceğine ilişkin karara ilişkin olan kamuyararı kararına karşı dava açılması hâlinde bu dava ilk derece mahkemesi olarakDanıştayda görülecektir. Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak göreceği budavada verilecek karara karşı da yine 2575 sayılı Kanun’un 23. maddesine görekanun yoluna başvurulması mümkündür.
72. Bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu kuralınkişilerin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramahürriyetini ve dolayısıyla mahkemeye erişim hakkını kısıtlayan bir yönübulunmadığı anlaşılmaktadır.
73. Diğer yandan kuralla öngörülen kamu yararı yerinegeçen Bakanlık kararının yatırımların çakışması hâlinde hangi yatırıma önceliktanınacağının belirlenmesine ilişkin olduğu, kamulaştırma veya idare lehineirtifak hakkının tesis edilmesi durumlarında alınması gereken kamu yararıkararının kuralın öngördüğü kamu yararı kavramından farklı olarak 4/11/1983tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca alınan bir karar olduğugözetildiğinde kuralın, taşınmazı üzerinde kamulaştırma yapılan veya irtifakhakkı tesis edilen malikin iddialarının yargı makamı önünde ileri sürülmesinive incelenmesini zorlaştıracak bir yönü de bulunmamaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
D. Kanun’un 16. Maddesiyle 6004 sayılı Kanun’a eklenenGeçici 7. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
75. Dava dilekçesinde özetle; diplomatik memuriyetalımına ilişkin süreçlerden geçmeksizin başka bir alanda uzman olan kişilerinbir kereye mahsus olmak üzere diplomatik kariyer memuriyetine alınmalarınaimkân tanınmasının kamu yararı amacı taşımadığı, bu durumun iş barışını ciddişekilde tehdit edeceği ve hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldıracağı, kuralınyetkinliği ve tecrübesi olmayan kişilerin diplomatik unvanlar alarak ülkeyitemsil etmelerine neden olmak suretiyle ulusal çıkarlara zarar vereceği, AvrupaBirliği İşleri uzmanı ve uzman yardımcısı kadrolarında çalışanların meslekmemurluğu sınavlarına katılmalarının önünde herhangi bir engelin bulunmadığı,bu nedenle dava konusu kuralın herhangi bir kamusal ihtiyacı karşılamadığı, birdefa uygulanması öngörülmek suretiyle kanunların genelliği ilkesinin dezedelendiği, bu durumun ayrıca eşitsiz bir uygulamanın önünü açtığı, Avrupa Birliğiİşleri (AB) uzman ve uzman yardımcıları ile diğer kişilerin arasında kamugörevine girme, özellikle de diplomatik kariyer mesleğine girme açısındanherhangi bir farklılığın bulunmamasına karşın kural ile AB İşleri uzman veuzman yardımcıları lehine belli bir farklılık yaratıldığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
76. Dava konusu kuralda Avrupa Birliği Başkanlığı ABİşleri uzman ve uzman yardımcılarının kuralın yer aldığı maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren altı ay içinde yazılı olarak talep etmeleri hâlinde,yaş sınırına tabi olmadan, bir kereye mahsus olmak üzere düzenlenecek meslekmemurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğu geçiş sınavlarından yalnızcabirine, yaş sınırı hariç olmak üzere, 6004 sayılı Kanun’da kayıtlı şartlaruyarınca girebilecekleri öngörülmektedir.
77. Meslek memurluğu ile konsolosluk ve ihtisasmemurluğuna ilişkin şartlar 6004 sayılı Kanun’un “Bakanlık personeli”başlıklı 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan maddede meslekmemuru olabilmek için “657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan şartlarile Bakanlıkça açılan yarışma sınavına ilişkin yönetmelikle belirlenen diğerşartlar saklı kalmak üzere, yurt içindeki üniversitelerin veya diploma denkliğiYükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış olmak kaydıyla yabancıüniversitelerin en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakültelerininuluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, tarih, sosyoloji, halklailişkiler ve tanıtım, psikoloji, çalışma ekonomisi, iktisat, işletme, maliye vefinans bölümleri ile bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alanderslerin en az %80’ine sahip olan diğer bölümlerden veya hukuk fakültelerindenmezun olmak ya da üniversitelerin sosyal bilimler alanında veya mühendislikfakültelerinde en az dört yıllık lisans eğitimi yapmış olup, uluslararasıilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, hukuk ve iktisat alanlarındalisansüstü eğitim yapmış olmak gerekir.” hükmü bulunmaktadır. Ayrıca anılanmaddede meslek memurluğu sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günüitibarıyla otuz beş yaşının doldurulmamış olması şartı yer almaktadır.
78. Maddede konsolosluk ve ihtisas memurluğu için ise “Konsoloslukve ihtisas memuru olabilmek için, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılanşartları taşımanın yanı sıra usul ve esasları yönetmelikle düzenlenenBakanlıkça açılan yarışma sınavında başarılı olmak gerekir.” şartı yeralmaktadır. Yine aynı madde uyarınca konsolosluk ve ihtisas memurluğu sınavınınyapıldığı yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla otuz beş yaşının doldurulmamışolması şartı aranmaktadır.
79. Dava konusu kuralın kapsamında yer alan AvrupaBirliği Başkanlığı AB İşleri uzmanlığı ile uzman yardımcılığı mesleğinin ilkolarak mülga 27/6/2000 tarihli ve 4587 sayılı Avrupa Birliği Genel SekreterliğiTeşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’da Avrupa Birliği uzmanı ve uzmanyardımcısı ismiyle düzenlendiği görülmektedir. Söz konusu mesleğin bağlıolduğu idari teşkilatın yapısında yıllar içinde değişiklikler meydana gelmiş veanılan idari yapı son olarak (4) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 57.ila 65. maddelerinde Avrupa Birliği Başkanlığı adıyla Dışişleri Bakanlığınınbağlı kuruluşu olarak yeniden teşkilatlanmış ve tüm bu süreç boyunca anılanmeslek varlığını sürdürmüştür.
80. Bu doğrultuda AB İşleri uzmanı ve uzman yardımcılığımesleklerinin giriş şartları bakımından da çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bukapsamda şu an görev yapan anılan personelin önce mülga 4587 sayılı Kanun’da,ardından mülga 24/6/2009 tarihli ve 5916 sayılı Avrupa Birliği GenelSekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da, sonrasında mülga 3/6/2011tarihli ve 634 sayılı Avrupa Birliği Bakanlığının Teşkilat ve GörevleriHakkında Kanun Hükmünde Kararname’de ve son olarak (4) numaralıCumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde öngörülen şartları yerine getirmek suretiyleAvrupa Birliği Başkanlığı bünyesinde istihdam edildikleri görülmektedir.
81. Bu kapsamda süreç boyunca mesleğe giriş şartlarındasınırlı sayılabilecek değişiklikler yapılmış olup söz konusu düzenlemelerintamamında özel yarışma sınavında başarılı olmak ve dört yıllık lisans eğitimiveren fakültelerden mezun olmak şartları aranmaya devam edilmiştir. (4)numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi dönemine kadar belirli bir seviyedeyabancı dil bilmek de aranan bir diğer şarttır.
82. Ayrıca mülga 4587 sayılı Kanun’da AB uzman ve uzmanyardımcılarının, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde DışişleriBakanlığınca yürütülen dış ilişkilerin koordinasyonu ve katılım müzakereleridâhil tüm dış temas ve müzakereler çerçevesinde görev yürüteceği belirtilenAvrupa Birliği Genel Sekreterliğinin, bu görevinin yürütülmesinin sağlanmasıiçin istihdam edilecekleri belirtilmiş; mülga 5916 sayılı Kanun ile mülga 634sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de ve son olarak (4) numaralı CumhurbaşkanlığıKararnamesi’nde yurt dışı teşkilatında da istihdam edilebilecekleri ifadeedilmiştir.
83. Dava konusu kuralın gerekçesinde (4) numaralıCumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Avrupa Birliği Başkanlığının, DışişleriBakanlığının bağlı kuruluşu hâline geldiği, düzenleme ile AB İşleri uzman veuzman yardımcısı olarak anılan Başkanlıkta görev yapan nitelikli ve yetişmişpersonelin bir kereye mahsus olmak üzeresınavla meslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçişineimkân tanındığı belirtilmiştir.
84. Bu çerçevede ülkemizin Avrupa Birliğine girişsürecine ilişkin görev yürüten idari yapıda istihdam edilen, mesleğe giriş içinkanunlarda gösterilen özel şartları sağlayan ve gerektiğinde devlet adına yurtdışında da görevlendirilebilen AB İşleri uzman ve uzman yardımcılarının,görevlerinin kapsam ve niteliği ile tabi oldukları idari yapının DışişleriBakanlığının bağlı kuruluşu olarak yeniden teşkilatlandığı gözetildiğindeDışişleri Bakanlığı bünyesindeki meslek memurluğuna ya da konsolosluk veihtisas memurluğuna geçebilmek için bir kereye mahsus olmak üzere sınavagirebilmelerine imkân tanıyan dava konusu kuralın kamu yararı dışında başka biramaç güttüğü söylenemez.
85. Kural ile AB İşleri uzman ve uzman yardımcılarına,bir kereye mahsus olarak düzenlenecek meslek memurluğu ya da konsolosluk veihtisas memurluğuna geçiş sınavlarından yalnızca birine girme imkânıtanınmaktadır. Kanunlarla öngörülmüş şartları sağlayarak daha önce atanmışbulunan, hâlihazırda Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Avrupa BirliğiBaşkanlığı bünyesinde görev yapan, AB İşleri uzman ve uzman yardımcıları ilemeslek memurluğu ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna girmek isteyen diğer kişilerinaynı hukuki durumda olmadıkları açıktır. Bu itibarla AB İşleri uzman ve uzmanyardımcıları ile diğer kişiler arasında meslek memurluğu ya da konsolosluk veihtisas memurluğuna girme koşulları bakımından eşitlik karşılaştırmasıyapılması mümkün değildir.
86. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
E. Kanun’un 21. Maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenenGeçici 14. Maddenin Birinci Cümlesinde Yer Alan “…mahkeme kararlarıkesinleşmedikçe icraya konulamaz.” İbaresi ile İkinci Cümlesininİncelenmesi
1. İptal Taleplerinin Gerekçesi
87. Dava dilekçesinde ve başvuru kararında özetle;Anayasa’da düzenlenen kamulaştırma usulü yerine kamulaştırmasız el atmayöntemine başvurulmasının idarelere haksız menfaatler sağladığı, haksahiplerinin mağduriyetine yol açtığı, dava konusu kurallarla idarelerin hukukaaykırı davranmasının teşvik edildiği, mahkeme kararlarının kesinleşene kadaricra edilememesinin ve mevcut icra takiplerinin durmasının hükme bağlanmasına rağmenbu durma sürecinde mahkeme kararına konu meblağın değerinde ortaya çıkacakkayba yönelik bir tedbirin öngörülmediği, haksız fiil niteliğindekikamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat alacaklarının geç ödenmesininmülkiyet hakkına orantısız bir müdahale teşkil ettiği belirtilerek kurallarınAnayasa’nın Başlangıç kısmına, 2., 5., 10., 13., 15., 35., 36. ve 46.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
88. 2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin birincicümlesinde kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiçyapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin birihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklarakısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızasıolmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyethakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilenmahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamayacağı düzenlenmiştir.Anılan cümlede yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icrayakonulamaz.” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır.
89. Geçici 14. maddenin dava ve itiraz konusu ikincicümlesinde ise maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmemiş mahkemekararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararıibraz edilinceye kadar durdurulacağı hüküm altına alınmıştır.
90. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilmek suretiyle mülkiyet hakkıgüvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkıbireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma imkânıtanıyan temel bir haktır. Mülkiyet hakkı, genel olarak bir kimsenin başkasınazarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şeydendilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanımbiçimini değiştirme, harcama ve tüketme yetkilerini kapsamaktadır.
91. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında da “Devlet ve kamu tüzelkişileri;kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir” denilmiştir.
92. Türk hukukunda idarelerin kamu hizmetlerini yerine getirirkenihtiyaç duydukları ancak kendilerine ait olmayan taşınmazlar üzerindetasarrufta bulunabilmeleri kural olarak kamulaştırma ile mümkündür.Kamulaştırma, mülkiyet hakkının idarenin tek taraflı tasarrufu ile malikinrızası olmaksızın kısıtlandığı veya sona erdirildiği istisnai hâllerdenbiridir. Nitekim Anayasa’da temel haklardan biri olarak düzenlenen mülkiyethakkı üzerinde yarattığı etkiden dolayı Anayasa koyucu kamulaştırmayıözel olarak düzenlemiştir. Bu itibarla kişinin mülkiyet hakkının rızası dışındatek taraflı bir işlem ile sonlandırılmasının Anayasa’ya aykırı olmaması içinAnayasa’nın 46. maddesinde öngörülen usullere uyulması gerekmektedir.
93. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinegöre temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özelmülkiyet alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza elkoymaya zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstüntutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleriizlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133,26/7/2017, § 11; Şevket Karataş [GK], B. No: 2015/12554, 25/10/2018, §45).
94. Plansız şehirleşme, idarelerin bütçelerinin kısıtlıolması gibi çeşitli nedenlerle geçmişte kamulaştırma yapılmaksızın bazıtaşınmazlar fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiştir (AYM, E.2010/83,K.2012/169, 1/11/2012). İdarelerin zaman zaman Anayasa ve kanunlara uygunolmayan yöntemlerle özel mülkiyete konu taşınmazları kamu hizmetine tahsisetmek amacıyla hareket etmeleri sonucu kamulaştırmasız el atma olgusuortaya çıkmıştır.
95. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”denilmektedir. Anayasa Mahkemesince, mahkeme kararlarını taraflardan birininaleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemelerinbulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi,adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceleri anlamsız kılabilecek niteliktegörülebilmektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararlarının bağlayıcılığını vegecikmeksizin uygulanmasını sağlayacak etkili tedbirlerin alınması, hukukdevleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının gereklerindendir (AYM,E.2018/108, K.2019/5, 13/2/2019, § 27).
96. 2942 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesinin dava veitiraz konusu kuralları, kamulaştırmasız el atmalardan dolayı kişilertarafından açılmış bedele ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkemekararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamamasını ve başlatılan ve hâlen devametmekte olan icra süreçlerine müdahale ederek bu süreçlerin kesinleşmiş mahkemekararları ibraz edilinceye kadar durmasını öngörmektedir. Bu itibarla kurallar,kesinleşmemiş mahkeme kararlarına ilişkin icra takibinin başlamasına engel olmave başlamış olan icra takiplerinin durmasına neden olmak suretiyle Anayasa’daöngörülen usule aykırı biçimde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin telafiedilebilmesi amacıyla malik lehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanıngecikmesine neden olmaktadır. Açıklanan nedenlerle kurallar mülkiyet ve adilyargılanma hakkını sınırlamaktadır.
97. Anayasa’nın 35. maddesinin ikincifıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceğibelirtilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise adil yargılanma hakkı içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlamanedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunduğu kabul edilmektedir. Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallaradayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkündür. Ancak bu sınırlamalarAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz.
98. İcra takipleri yönünden kesinleşmiş mahkeme kararınınvarlığını arayan dava konusu kurallar, idarelerin yerine getirmekle görevlioldukları kamu hizmetleri için gerekli olan kaynakların korunmasını ve kamuhizmetlerinde meydana gelebilecek aksaklıklara engel olunmasını amaçlamaktadır.Bu şekilde toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli şekildesürdürülebilmesine katkı sunması beklenen kuralların kamu yararınıgerçekleştirmeye yönelik olarak mülkiyet ve adil yargılanma haklarına sınırlamagetirdiği anlaşılmaktadır.
99. Ancak mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilensınırlamanın kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülüolması da gerekir. Bu ilke ise elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç içinelverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaçbakımından gerekli olmasını ve orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmakistenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.
100. Dava ve itiraz konusu kuralların yukarda belirtilen idarelerinyerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetleri için gerekli olankaynakların korunması ve kamu hizmetlerinde meydana gelebilecek aksaklıklaraengel olunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığısöylenemez.
101. Bununla birlikte dava ve itiraz konusu kurallarınAnayasa’da kamulaştırma için öngörülmüş hükümlere uyulmaksızın fiilî bir elatma niteliğinde olan kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan bedel vetazminat alacaklarına ilişkin olduğu da gözetildiğinde fiilî bir müdahalenedeniyle mülkiyet hakkı ihlâl edilmiş malikin bu zararının telafi edilmesiamacıyla hükmedilmiş bedel veya tazminat alacağına ilişkin mahkeme kararınınicra takibine konu olabilmesi için kesinleşmiş olması şartını araması, maliklehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanın gecikmesine neden olmaksuretiyle malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile kişisel yarararasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır. Buyönüyle kuralların ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olmadığı anlaşılmaktadır.
102. Mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ölçüsüzbiçimde sınırlandırılmasına neden olan maddenin ikinci cümlesinde yer alan davave itiraz konusu kural, alacağın tahsili sürecinin başlamasından sonra geçmişeetkili yasama tasarruflarıyla kararın uygulanma imkânını önemli orandazorlaştırması yönüyle de devlete olan güven duygusunu zedelemekte ve hukukigüvenlik ilkesini ihlal etmektedir.
103. Açıklanan nedenlerle, kurallar Anayasa’nın 13., 35.,36. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kurallar Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 46. maddelerineaykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı, 5., 10.ve 15. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
V. İPTALİNDİĞER KURALLARA ETKİSİ
104. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin(4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün sadece belirli kurallarının iptali diğer bazıhükümlerinin veya tamamının uygulanamaması sonucunu doğurması hâlinde bunlarında Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
105. 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 14.maddenin birinci cümlesinde yer alan “…mahkeme kararları kesinleşmedikçeicraya konulamaz.” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayananılan cümlenin kalan kısmının 6216 sayılıKanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
106. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmalarıhâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerekyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
30/5/2019 tarihli ve7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A.21. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenengeçici 14. maddenin;
1.Birinci cümlesinde yer alan “...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icrayakonulamaz.” ibaresine,
2. İkinci cümlesinde yer alan “...kesinleşmiş mahkemekararı ibraz edilinceye kadar durdurulur.” ibaresine,
yönelik yürürlüğünündurdurulması taleplerinin koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. 1. 7. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncı fıkraya,
2. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici29. maddesinin bentlerini bağlayan hükümlerine,
3. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44.maddede yer alan “...buluculuk hakkı...” ibaresine,
4. 14. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı JeotermalKaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
5. 16. maddesiyle 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı DışişleriBakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici7. maddenin (1) numaralı fıkrasına,
yönelik iptal talepleri4/2/2021 tarihli ve E.2019/89, K.2021/10 sayılı kararla reddedildiğinden bufıkralara, cümleye, hükümlere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulmasıtaleplerinin REDDİNE,
4/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII. HÜKÜM
30/5/2019 tarihli ve7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 7. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı MadenKanunu’nun 47. maddesine eklenen altıncı fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 8. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici29. maddesinin bentlerini bağlayan hükümlerinin Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 44.maddede yer alan “...buluculuk hakkı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
Ç. 14. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı JeotermalKaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun değiştirilen ek 1. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 16. maddesiyle 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı DışişleriBakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen geçici7. maddenin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
E.21. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenengeçici 14. maddenin;
1. a. Birinci cümlesinde yer alan “...mahkemekararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
b. Birinci cümlesinin kalan kısmının30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNEOYBİRLİĞİYLE,
2. İkinci cümlesinin Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE, Rıdvan GÜLEÇ’inkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
4/2/2021 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
KARŞIOY GEREKÇESİ
30/5/2019 tarihli ve7176 sayılı Bazı Kanunlar ile 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesiyle 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 14. maddenin, birinci cümlesinde yer alan“...mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz.” ibaresi ileikinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptallerine çoğunlukça kararverilmiş olup, aşağıdaki hususlar çerçevesinde çoğunluğun verdiği iptalkararına katılmamaktayım.
2942 sayılı Kanun’ungeçici 14. maddesinin dava ve itiraz konusu kuralları, kamulaştırmasız elatmalardan dolayı kişiler tarafından açılmış bedele ve tazminata ilişkindavalarda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamamasını vebaşlatılan ve halen devam etmekte olan icra süreçlerine müdahale ederek bu süreçlerinkesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durmasını öngörmektedir.
Mahkememiz çoğunluğukesinleşmiş mahkeme kararlarına ilişkin icra takibinin başlamasına engel olmave başlamış olan icra takiplerinin durmasına neden olmak suretiyle Anayasa’da öngörülenusule aykırı biçimde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin telafi edilebilmesiamacıyla malik lehine hükmedilen bedel veya tazminata kavuşmanın gecikmesineneden olunduğu gerekçesiyle ilgili hükmü ve devamında yer alan “maddenin yürürlüğegirdiği tarihten önce kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılanicra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadardurdurulacağı,” hükmünü iptal etmiştir.
İptal gerekçesi, mülkiyethakkına getirilen bu sınırlamanın özünde kamu yararı ilkesinin gözetildiğinikabul etmekle birlikte, ölçülülük ilkesi bakımından Anayasa’nın 13., 35., 36.ve 46. maddelerine aykırı olması temeline oturmuştur.
Anayasamızın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyethakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
İcra takipleri yönünden kesinleşmiş mahkeme kararınınvarlığını arayan dava konusu kurallar; idarelerin yerine getirmekle görevlioldukları kamu hizmetleri için gerekli olan kaynakların korunmasını ve kamuhizmetlerinde meydan gelebilecek aksaklıklara engel olunmasını amaçlamaktadır.Bu şekilde toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli şekildesürdürülebilmesine katkı sunması beklenen kuralların kamu yararını gerçekleştirmeyeyönelik olarak mülkiyet hakkına sınırlama getirmesi anlaşılabilir ve Anayasa’yaaykırılık içermeyen bir olgudur.
Parlamentonun kamu yararı ilkesini gözeterek mülkiyethakkına getirdiği bu sınırlama sadece iptal davasına konu düzenlemeleri içermemektedir.
Taşınmaz mal hukuku ile ilgili olarak 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun 350. maddesinde; “taşınmaz mal ile ilgili aynıhaklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.” hükmü de Kamuyararı ilkesinin mülkiyet hakkı yönünden katlanılabilir olduğunu ortayakoymaktadır.
İptale konu kurallar mülkiyet hakkına sınırlamagetirmekle birlikte, toplumun üstün yararları karşısında katlanılamaz bir olguolarak kabul etmediğim için çoğunluğun iptal karına katılmamaktayım.
Üye
Rıdvan GÜLEÇ