ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı:2020/2
Karar Sayısı:2020/1
Karar Tarihi:22/1/2020
R.G. Tarih – Sayı:Tebliğedildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3.maddesinin birinci fıkrasının 1/4/1998 ve 4356 sayılı Kanun’un 1. maddesiyledeğiştirilen (a) ve (b) bentlerini bağlayan hükümden sonra gelen paragrafta yeralan “…karar tarihindeki…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Yapılan nakdi tazminat ödemesinin davalıdan tahsili amacıyla açılanrücu davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesişöyledir:
“Nakdi tazminat
Madde 3- Bu kanun kapsamına girenlerden;
a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerinkanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek göstergedahil) 100 katı tutarında,
b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gereklihareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ilesürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere(a) bendinde belirtilen tutarın % 25’inden % 75’ine kadar, yaralananlara ise %20’sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre,
Nakdi tazminat ödenir.
Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık;tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuruaylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.
c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakditazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızcafüruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birineayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtimaeden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancakana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazlaolamaz.
d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasınınuzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihiitibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avansödenir.
Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yeralan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakditazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir.”
II. İLK İNCELEME
1. AnayasaMahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısındabaşvuru kararı ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan ilkinceleme raporu, itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasınınciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemeninAnayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemeningörevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davadauygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanındeğişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunankurallardır.
3. 2330 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının(a) bendinde Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, enyüksek devlet memuru brüt aylığının (ek gösterge dâhil) 100 katı tutarında, (b)bendinde ise Kanun kapsamına girenlerden yaşamak için gerekli hareketleriyapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecekşekilde malul olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendindebelirtilen tutarın %25’inden %75’ine kadar, yaralananlara ise %20’sini geçmemeküzere engellilik ve yaralanma derecesine göre nakdi tazminat ödeneceğidüzenlendikten sonra anılan bentleri bağlayan hükümden sonra gelen paragraftabu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dairkarar tarihindeki en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüttutarı olduğu belirtilmiştir. Söz konusu paragrafta yer alan “…karar tarihindeki…”ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
4. Kanun, 2. madde kapsamındaki kişilerin yaptıklarıgörev ve yardımlar nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucuölmeleri ya da engelli hâle gelmeleri durumunda ödenecek nakdi tazminat ilebağlanacak aylığın usul ve esaslarını düzenlenmektedir. Bu Kanun uyarıncaödenen nakdi tazminatın söz konusu tazminatın ödenmesine eylemleriyle nedenolan kişilerden aynı miktarda tahsil edileceğine ilişkin herhangi bir kuralaKanun’da yer verilmemiştir.
5. Bu bağlamda Kanun, idare ile haksız fiile maruz kalankamu görevlisi arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir. İdarenin ilgili kamugörevlisine itiraz konusu kural uyarınca belirlenecek tutarda nakdi tazminatödeyecek olması, ödediği tazminat dolayısıyla söz konusu zarara haksız fiilinedeniyle sebep olan kişiye açacağı rücu davasında da 2330 sayılı Kanunhükümlerinin uygulanması sonucuna yol açmaz.
6. Dolayısıyla ödenen nakdi tazminatın ilgilisindentahsil edilmesi amacıyla açılan rücu davasının 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’na göre çözülmesi gerektiği açık olup 2330 sayılı Kanunhükümlerinin ve bu kapsamda itiraz konusu kuralın söz konusu davada uygulanmaimkânı bulunmamaktadır.
7. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralailişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bugörüşe katılmamıştır.
III. HÜKÜM
3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılıNakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin birincifıkrasının 1/4/1998 tarihli ve 4356 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen(a) ve (b) bentlerini bağlayan hükümden sonra gelen paragrafta yer alan “…karartarihindeki…” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmaktaolduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurununMahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA 22/1/2020 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. İlk İnceleme Kararı : Mahkememiz çoğunluğu,2330 sayılı Kanunun (b) bendinde yer alan “karar tarihindeki” ibaresinin itirazyoluyla iptal isteminin ilk incelemesinde, kuralın mahkemenin uyuşmazlığıçözmesi için uygulaması gereken kural olmadığı sonucuna ulaşarak, itirazbaşvurusunun reddine karar vermiştir. İptali istenen ibarenin yer aldığıfıkranın tamamı; “Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık;tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuruaylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.” şeklindedir. Bu kararaaşağıda gerekçesi açıklanan görüşlerim nedeniyle katılmamaktayım.
2. Uygulanacak Kuralın Belirlenmesi Sorunu veMahkememizin Uygulamaları : İtiraz yoluyla norm denetimi sisteminin kabuledildiği hukuk sistemlerindeki kimi örneklerde uygulanacak kural sorunuAnayasalarında kısıtlayıcı biçimde “hükme tesir edecek kanun” (Federal AlmanyaAnayasası m. 100/1) “mahkemenin kararına esas teşkil eden kanun” (AvusturyaAnayasası m. 140/1) biçiminde belirlenmiştir. (örnekler için bkz. Özen Ülgen,Anayasa Yargısında İlk İnceleme, İstanbul 2013, s. 272). Buna karşın bu konuAnayasanın 152/1. maddesinde; “uygulanacak kanun veya Cumhurbaşkanlığıkararnamesinin…” ibaresiyle açıklanmış, aynı husus 6216 sayılı Kanunun 40.maddesinde; “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanunveya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse …”şeklinde daha geniş bir kapsamda belirlenmiştir.
3. AYM de çeşitli kararlarında uygulanacak kuralın neşekilde belirleneceğini açıklamıştır. Örneğin; “Davada uygulanacak yasa kuralı,bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye yada kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kuraldır.” (AYM 29.9.2005, 2005/102E. – 2005/58) ya da; “Uygulanacak yasa kurallarından amaç, davanın değişikevrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmadaolumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan yahut taraflarınistek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için ön planda (göz önünde)tutulması gereken kurallardır.” (AYM 12.2.2007, 2003/40 E. – 2007/96K.11.4.2000, 2000/22 E.-2000/7 K.). AYM uygulamasında da bilindiği üzere birhukuk veya ceza davasının ilerlemesi veya karar verilmesi sürecinde ilgilimahkemenin görevi veya delil ikamesiyle ilgili usul kuralları ve maddimeselenin çözümüyle alakalı kanun hükümleri, mahkemenin uygulayacağı kuralolarak kabul edilmektedir. Ancak ilgili kuralın davada teorik olarak uygulanmaihtimali yeterli görülmemeli, somut olay koşullarında kuralın uygulanması imkandahilinde ve muhtemel kabul edilebilmelidir. Diğer taraftan AYM davanınsonuçlandırılmasında dolaylı olarak etkili olan kuralların da uygulanacak kuralsayılabileceğini kabul etmiştir; “Davada uygulanacak kuraldan, sonucudeğiştirecek nitelikte doğrudan veya dolaylı biçimde uygulanacak kurallarınanlaşılması gerekir” (AYM 25.3.1997, 1997/31 E. – 1997/38K.).
4. Tazminat veya alacak istemini içeren bir hukukdavasında uyuşmazlığın sonuçlandırılabilmesi çok farklı kanun hükümlerininuygulanmasını gerektirebilir. Sözü edilen kanun hükümlerinin bir kısmıuyuşmazlığın doğrudan çözümüyle ilgili olmayabilir ise de dolaylı olarakuygulanması gerekebilir. Sözgelimi icrai davranışla görevi kötüye kullanmasuçuyla ilgili ceza yargılaması sırasında doğrudan uygulanacak hüküm TCK’nın257. maddesi iken, köy muhtarı olan sanığın görev alanını belirleyen köykanununun somut olayla ilgili hükmü de uyuşmazlığın çözümü için uygulanmasıgereken dolaylı kural mahiyetindedir. Yine örneğin trafik kazası dolayısıylakaska sigortacısının sigortalısına yaptığı ödeme nedeniyle haksız fiil failineyönelik açtığı rücu davasında rücuya ilişkin Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunuhükümleri doğrudan uygulanacak hükümler ise de somut olayda davalının trafikkurallarına aykırı davranıp davranmadığının tespiti için 2918 sayılıKarayolları Trafik Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması da gerekmektedir.Nitekim AYM de bir kararında, karşılıksız çek keşide etme suçunu yargılamaklagörevli mahkemenin, 3167 sayılı Kanunun 16/1. maddesiyle birlikte, hükümdeuygulaması gerektiğini ifade ettiği 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/sonmaddesindeki ‘avukata aittir’ ibaresinin de uygulanacak kural olduğuna kararvermiştir (bkz. AYM 3.3.2004, 2002/126 E. – 2004/27 K.)
5. İncelemeye Konu İtiraz Davasında UygulanacakKuralın Tespiti Sorunu : İtiraz başvurusunda bulunan mahkemenin önündekidava, bir polis memurunun görevi sırasında üçüncü kişi tarafından yaralanmasınedeniyle 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca verilen tazminat bedelininİçişleri Bakanlığı’nca rücu yoluyla haksız fiil faili üçüncü kişidenistenilmesine ilişkindir. Davaya bakacak olan Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi,her ne kadar Yargıtay tarafından rücu davasında olay tarihi esas alınsa dahi,ilgili davada tazminatın ödenme nedenini oluşturan ve bu nedenle rücuda dikkatealınması gereken anılan kuralın karar tarihini esas aldığı, bu kuralın esasalınarak uygulanması durumunda davalının aleyhine bir sonuç doğurduğu ve bunedenle kuralın mülkiyet hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal istemindebulunmuştur.
6. Rücu davası, ifa yükümlüsü adına bir borcu yüklenerekyerine getiren kimsenin, zarar sorumlusundan ödediği bedeli talep ettiği birdava türüdür. Rücu hakkından söz edilebilmesi için, bir kişinin aslen başkasınaait bir borcu kanun veya sözleşme gereği üstlenerek ödemesi gerekir. Bu olaydaborcun üçüncü kişi yerine üstlenilmesinin nedeni kanundur. Kanun idareye,görevi sırasında kolluk görevlisine verilen zararı karşılamak üzere özel birhesaplama yöntemiyle bir tazminat ödenmesi ödevi yüklemektedir. İdare deödediği bu bedeli zarar sorumlusundan istemektedir. Bu bedel, bir riskkarşılığı ödenen sigorta bedeli değildir. Nitekim Kanunun 6. maddesinde görevsırasında görülen zararlar dolayısıyla kurumların ödemekle yükümlütutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakditazminatın gözönünde tutulacağı belirtilmektedir. Yargıtay da bir kararında,hakkındaki ceza yargılaması sırasında failin verdiği zarar nedeniyle kollukgörevlisine yaptığı ödemenin, 2330 sayılı Kanunun 6. maddesi gereği maddi vemanevi zararın karşılığı olarak ödendiğinin ve dolayısıyla ödenen bedelintazminat miktarından indirilmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. Y.4.HD.14.2.2018, 2016/5050 – 2018/910).
7. Rücu davalarında talep hakkı ödeme tarihinde doğduğugibi talep de ödenen miktarla sınırlıdır. Sonuç olarak rücu hakkının, başkasınaait borcu ifa edenin mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi karşılamayıamaçlayan tazminat niteliğinde bir talep hakkı olduğu söylenebilir. Başkasınınverdiği zararı gidermeyi sağlayan ilgili kanun hükmünde özel bir düzenlemebulunmadığı takdirde elbette rücu hakkının yasal dayanağı borçlar hukukunungenel hükümleridir. Fakat bu durum, rücuya temel olan, başka deyişle üçüncükişinin verdiği zararı (borcu) üstlenmeyi gerektiren kanun hükümlerinin rücudavasında hiçbir şekilde uygulanmayacağı anlamına gelmemektedir.
8. Nitekim Yargıtay kararlarında tazminatın hesaplanmasıyöntemini belirleyen 2330 sayılı Kanunun 3. maddesine dayalı olarak bozmakararları verildiği görülmektedir. Örneğin davacı İçişleri Bakanlığı tarafındanzarar verdiği iddia edilen şahsa karşı açılan ve mahkemece kısmen kabulüne dairverilen kararın temyiz yoluyla incelendiği bir olayda; “Mahkemece hükme esasalınan bilirkişi raporunda 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi 1. fıkrasının (a) ve(b) bentlerine uygun olmayan yöntemle hesaplama yapılmıştır. Şu durumda,rücunun kapsamının 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi esas alınmak suretiyle enyüksek devlet memuru brüt aylığının 100 katı tutarının iş ve gücüne engelbulunan her gün için yüzde bir oranında yapılacak hesaplama ile belirlenmesigerekirken hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu ve eksik incelemeyedayalı olarak hüküm kurulması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulmasıgerekmiştir.” gerekçeleriyle bozma kararı verilmiştir (Y.4.HD. 5.12.2018,2016/12340 – 2018/7615. Benzer diğer kararlar; 4.HD. 3.12.2019, 2017/2103 –2019/5735; 4.HD. 15.4.2015, 2015 – 2671/4826). Ayrıca dikkat edilmelidir kiYargıtay iptali istenen “karar tarihindeki” ibaresini “olay tarihinde”biçiminde yorumlayıp uygulamaktaysa da bozma kararında tazminatı belirlerkenBorçlar Kanununa gönderme yapmamakta, aksine; “olay günündeki katsayıya göreyapılacak hesaplama” (4.HD. 14.10.2019, 2017/968 – 2019/4586) veya “haksız fiiltarihindeki en yüksek brüt aylığının esas alınması gerekir” gerekçeleriyle,tazminatın belirlenmesinde doğrudan veya dolaylı biçimde 2330 sayılı Kanunun 3.maddesini ve bu arada (b) bendini temel almakta, başka deyişle bu kuralıuygulamaktadır. Bu uygulamanın amacı, idarenin kamu görevlisine yaptığıödemenin, kanun hükümlerine uygunluğunu tespit etmektir. Zira borçlar hukukuilkelerine göre yaptırılan bilirkişi incelemesinde zarar miktarı daha çokbelirlense dahi, idarenin Kanunda öngörülen hesap sistemine aykırı biçimdeyapacağı fazla ödemenin rücu edilmesi imkanı bulunmamaktadır. Yargıtay anılanbozma kararlarıyla bu durumu tespit etmektedir. Nitekim itiraz yoluyla iptalisteminde bulunan yerel mahkeme de Yargıtay’ın farklı değerlendirmesine karşın,kanunda “karar tarihindeki” ibaresinin yer aldığını, bu hükmü uyguladığındadavalının aleyhine olacağını belirtmektedir. Örneğin karar tarihindeki brütaylığa göre hesaplandığında idare tarafından memura 100.000TL ödeme yapılacakiken dava tarihi esas alınırsa söz gelimi 80.000TL ödenebilecektir. Memurunyaralanması nedeniyle borçlar hukuku kuralları gereği belirlenen gerçek zararındaha az (örneğin 70.000TL) belirlenmesi durumunda bu uygulamanın sonuca biretkisi olmayacak, fakat aksi halde (örn. 110.000 TL olması gibi) idareninödediği rakamın (örnekte 100.000TL) tamamının rücuen ödenmesine karar verilecekve bu durum rücu borçlusu aleyhine sonuçlanacaktır.
9. Sonuç olarak, rücu ile ilgili özel bir hükümbulunmamakla birlikte, dava açan idarenin üçüncü kişiye yaptığı ödemenin hukukibir dayanağının bulunup bulunmadığının öncelikle tespit edilmesi birzorunluluktur. Bu nedenle rücu davasına bakan mahkemenin, idarenin yaptığıödemenin kanuni dayanağının varlığını ve ödemeyi kanunda belirtilen yöntemeuygun yapıp yapmadığını, başka deyişle ödeme ile haksız fiil arasında illiyetbağının kurulup kurulmayacağını belirlemek adına 2330 sayılı Kanunun kuralı daiçeren 3. maddesini uygulaması zorunludur. Kanundaki hesap yöntemini aşanmiktarda bir ödeme olduğunda, ödeme ile haksız fiil arasında illiyet bağıkurulamayacağı için (belirlenen gerçek zarar miktarına bağlı olarak) aşan kısmayönelik talebin reddedilmesi gerekebilecektir. Nitekim verdiğimiz örneklerdende gerek ilk derece mahkemelerinin anılan kanun gereği ödeme yapılıpyapılmadığını belirlemek için bilirkişi raporu aldığı, Yargıtay’ın da bukuralları uyguladığı açıkça görülmektedir. Bu nedenlerle iptali istenilen kuralve ibarenin uyuşmazlıkta uygulanacak bir kural olmadığı görüşünekatılmamaktayım.
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili