ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2020/42
Karar Sayısı : 2023/99
Karar Tarihi : 18/5/2023
R.G.Tarih-Sayı :4/10/2023-32329
İPTAL DAVASINI AÇAN:Türkiye Büyük MilletMeclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 136milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU:14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
A. 1. maddesinin;
1. (1) numaralıfıkrasının (b) bendinin “…veri madenciliği ve yeni veri üretimikonularındaki hasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum,kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.”bölümünün,
2. (2) numaralıfıkrasının ikinci cümlesinin,
B. 2. maddesiyle20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’na eklenen ek 6. maddeninbirinci fıkrasının,
C. 12. maddesiyle3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 8. maddenin;
1. Dördüncüfıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…artan değerinin tamamı…”ibaresinin,
2. Yedincifıkrasının;
a. (a) bendindeyer alan “…%25’i…” ibarelerinin,
b. (b) bendindeyer alan “…%40’ı…” ve “…%30’u…” ibarelerinin,
c. (c) bendindeyer alan “…%75’i…”, “…%15’i…” ve “…%10’u…” ibarelerinin,
Ç. 18. maddesiyle29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun değiştirilen 44.maddesinin üçüncü fıkrasının,
D. 20. maddesiyle2/3/1988 tarihli ve 3414 sayılı 775 Sayılı Gecekondu Kanununun BazıHükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 3/5/1985 Tarih ve 247 Sayılı KanunHükmünde Kararname ile Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin İki Maddesinde DeğişiklikYapılmasına Dair 16/8/1985 Tarih ve 250 Sayılı Kanun Hükmünde KararnameninDeğiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinin yürürlüktenkaldırılmasının,
E. 21. maddesiyle4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6. maddesinin beşinci fıkrasınaeklenen (g) bendinin,
F. 22. maddesiyle;
1. 3621 sayılıKanun’un yeniden düzenlenen ek 2. maddesinin,
2. 3621 sayılıKanun’a eklenen (5) numaralı kroki ile listenin,
Anayasa’nın2., 7., 10., 11., 13., 20., 35., 43., 56., 73., 90., 127., 138. ve 153. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptallerine veyürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 1. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Coğrafi verilerin toplanması, üretimi, paylaşımı ilemali ve cezai hükümler
MADDE 1- (1) Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisindeyer alan coğrafi verilerin;
a) Ulusal Coğrafi Veri Paylaşım Matrisine göre kamu kurumve kuruluşları arasında paylaşımı, erişimi ve kullanımı bedelsizdir.
b) Ulusal güvenliğe ilişkin hükümler ile fikrî, sınai veticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri ile 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılıKişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamındaki hükümler saklı kalmak ve veriüretmekle sorumlu kurumun uygun görüşü alınmak kaydıyla, veri madenciliği veyeni veri üretimi konularındaki hasılat paylaşımına yönelik iş birliklerikapsamında, kurum, kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarakyapılabilir.
(2) Gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerininTürkiye’ye ait Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisi kapsamındaki coğrafiverileri toplaması, üretmesi, paylaşması veya satması; fikrî, sınai ve ticarihaklara ilişkin mevzuat hükümleri ile Kişisel Verilerin Korunması Kanunu veözel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla ve ticari faaliyetlerigerçekleştirmek için gerekli belgelere sahip olması şartı ile Çevre, Şehircilikve İklim Değişikliği Bakanlığının iznine tabidir. İzne tabi olacaklar ileizin süresi ve verilere ilişkin usul, esas ve içerikler Çevre, Şehircilik veİklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenir. İzin bedeli 1/1000’lik paftabaşına, yabancı gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri için 50 TL, yerligerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri için 25 TL’dir. Bu tutarlar takvimyılı başından geçerli olmak üzere her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesihükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarakuygulanır. (Ek cümle:10/6/2022-7410/29 md.) İzin bedelinin üst sınırı; herhalükarda yerli gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri ile yabancı gerçekkişiler ve tüzel kişiler için belirlenen pafta başına izin bedelinin 100.000katı Türk lirasını geçemez. Alınan izin bedeli Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemlerihizmetlerinde kullanılmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim DeğişikliğiBakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğünün ilgili hesabına yatırılır.(Mülga cümleler:10/6/2022-7410/29 md.)
(…)”
2. 2. maddesiyle775 sayılı Kanun’a eklenen ek 6. madde şöyledir:
“Ek Madde 6-(Ek:14/2/2020-7221/2 md.)
Bu Kanun uyarınca; 22/3/2007 tarihli ve 5609 sayılıGecekondu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlüğe girdiğitarihten önce mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca oluşturulan alanlar ile5609 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediye sınırlarıiçerisinde veya dışarısında 775 sayılı Gecekondu Kanununa göre Toplu Konutİdaresi Başkanlığınca oluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalardaToplu Konut İdaresi Başkanlığı yetkilidir.
2/3/1988 tarihli ve 3414 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiğitarihten sonra belediyelerce 775 sayılı Gecekondu Kanununa göre oluşturulanveya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda ise ilgili belediyesi yetkilidir.Belediyeler bu hak, yetki ve görevleri yetkili organları eliyle kullanırlar.Büyükşehirlerde bu Kanunun tatbikatı büyükşehir belediyelerininkoordinatörlüğünde ilçe belediyelerince yapılır.”
3. 12. maddesiyle3194 sayılı Kanun’a eklenen ek 8. madde şöyledir:
“Ek Madde 8- (Ek:14/2/2020-7221/12 md.)
Plan değişiklikleri, plan ana kararlarını, sürekliliğini,bütünlüğünü sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak şekilde ve teknikgerekçeleri sağlamak şartıyla yerleşmenin özelliğine uygun olarak yapılır. Plandeğişikliği tekliflerinde ihtiyaç analizini içeren sosyal ve teknik altyapıetki değerlendirme raporu hazırlanarak planı onaylayacak idareye sunulur.
Parsel bazında; nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini,bina yüksekliğini arttıran imar planı değişiklikleri yapılamaz.
Bin metrekareden az olmamak kaydıyla oluşmuş adalarda;ada bazında nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini arttıranveya fonksiyon değişikliği getiren plan değişikliklerinde ihtiyaç duyulankültürel tesis, sosyal ve teknik altyapı kullanımları; adanın merkezine enfazla 500 metre yarı çaplı alanda karşılanmak zorundadır.
Taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine adabazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artış olan arsanınartan değerinin tamamı değer artış payı olarak alınır. Değer artış payıbedelinin tespitinde 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen bedeltespit esasları gözetilir.
İmar planı değişikliği ile taşınmazda meydana gelecekdeğer artışının tespiti 6362 sayılı Kanuna göre yetkilendirilmiş lisanslı en aziki gayrimenkul değerleme kuruluşu tarafından plan değişikliği açıklamaraporunda belirtilen mer’i plan koşullarındaki değer tespiti ile birliktedeğişiklik sonrası değer tespiti yapılmak suretiyle belirlenen ortalama yenideğerden az olmamak üzere, idarece oluşturulan kıymet takdir komisyonutarafından belirlenir. Değer artış payı, en geç taşınmazın ilk satışında veyaruhsat aşamasında taşınmaz maliklerince ödenir. Kıymet takdir komisyonuncabelirlenen değer artış payı, ödeme tarihinde her takvim yılı için, bir öncekiyıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi uyarıncatespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerliolmak üzere arttırılarak uygulanır.
Taşınmazın değer artışına tabi olduğu tapu kütüğüne şerhedilir. Emsal, inşaat alanı, yapı yüksekliği ve kullanım amacı değiştirilmemekkaydıyla yapılacak ruhsat tadilatları hariç, değer artış payı ödenmeden yapıruhsatı düzenlenemez.
Değer artış payı tutarları taşınmaz maliklerince;Bakanlık muhasebe birimi hesabına yatırılır. Yatırılan tutarların;
a) Büyükşehir belediyesinin olduğu illerde; %25’ibüyükşehir belediyesinin ilgili hesabına, %25’i ilgili ilçebelediyesinin ilgili hesabına, %25’i Bakanlığın Dönüşüm Projeleri ÖzelHesabına,
b) Büyükşehir belediyesi olmayan illerde ise; %40’ıimar planı değişikliğini onaylayan idarede açılacak ilgili hesaba, %30’uBakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına,
c) Bakanlıkça onaylanan imar planı değişikliğinden kaynaklanandeğer artışının %75’i Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına, kalandeğer artış payının; büyükşehir belediyesinin olduğu illerde %15’ibüyükşehir belediyesinin ilgili hesabına, %10’u ilgili ilçebelediyesinin ilgili hesabına; büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde iseBakanlık payının dışındaki kalan değer artış payının tamamı plan değişikliğininyapıldığı yerdeki ilgili idarenin açılacak ilgili hesabına,
beş iş günü içerisinde aktarılır ve (a) bendine görekalan değer artış payının %25’i, (b) bendine göre kalan değer artış payının%30’u ile imar planı değişikliğinin diğer genel bütçeli idareler tarafındanonaylanması durumunda değer artış payının tamamı genel bütçeye gelirkaydedilir.
16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski AltındakiAlanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamındaki alanlarda, kamuyatırımları ile kamu mülkiyetindeki alanlarda, mazbut ve mülhak vakıflara aitalanlarda yapılacak plan veya plan değişiklikleri ile imar planlarında yençok:serbest olarak belirlenmiş yüksekliklerin 8 inci maddenin birinci fıkrasının(b) bendinde belirtilen usullere göre yapılacak plan değişikliklerinde bu maddehükümleri uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslarBakanlıkça belirlenir.”
4. 18. maddesiyle1319 sayılı Kanun’un değiştirilen 44. maddesi şöyledir:
“Matrah venispet:
Madde 44- (Ek:5/12/2019-7194/32 md.)(Değişik:14/2/2020-7221/18 md.)
Verginin matrahı, bina vergi değerinin 42 nci maddede yeralan tutarı aşan kısmıdır.
Değerli konut vergisine tabi mesken nitelikli taşınmazlardandeğeri;
5.000.000 (9.967.000) TL ile 7.500.000 (14.951.000)TL arasında olanlar (bu tutar dahil)
5.000.000 (9.967.000) TL’yi aşan kısmı için (Binde3)
10. 000.000 (19.936.000) TL’ye kadar olanlar (bu tutardahil) 7.500.000 (14.951.000) TL’si için 7.500 (14.952) TL, fazlası için (Binde6)
10. 000.000 (19.936.000) TL’den fazla olanlar 10.000.000(19.936.000) TL’si için 22.500 (44.862) TL, fazlası için (Binde 10)
oranında vergilendirilir.
Paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, matrahın hesabındamesken nitelikli taşınmazın toplam değeri esas alınır.
42 nci maddede yer alan tutar ile ikinci fıkrada yer alanvergi oranlarına esas mesken nitelikli taşınmaz değerlerinin alt ve üstsınırları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunuhükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranının yarısı nispetindeartırılır. Bu şekilde hesaplanan tutarların 1.000 Türk lirasına kadar olankesirleri dikkate alınmaz.
Cumhurbaşkanı, dördüncü fıkrada belirtilen yenidendeğerleme oranının yarısı nispetindeki artış oranını yeniden değerleme oranınakadar artırmaya yetkilidir”
5. 20. maddesiyle3414 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılan 1. maddesi şöyledir:
“MADDE 1.- 775 sayılı Gecekondu Kanununun belediyesınırları ile mücavir alanlardaki tatbikatı için Bayındırlık ve İskânBakanlığına verilen hak, yetki ve görevler ilgili belediyelere devredilmiştir.Belediyeler bu hak, yetki ve görevleri yetkili organları eliyle kullanırlar.
Büyük şehirlerde bu Kanunun tatbikatı büyük şehirbelediyelerinin koordinatörlüğünde ilçe belediyelerince yapılır.”
6. 21. maddesiyle3621 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (g) bendinin eklendiği beşinci fıkrasışöyledir:
“Kıyıda imar planı kararı ile;
a) İskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım,dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla,dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi, kıyının kamu yararına kullanımı vekıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesisler, Sahil GüvenlikKomutanlığının faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmasımümkün olmayan Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı gemi/bot karakolları vedestek birimi binaları,
b) Faaliyetlerinin özellikleri gereği kıyıdan başka yerdeyapılmaları mümkün olmayan tersane, gemi söküm yeri ve su ürünlerini üretim veyetiştirme tesisleri gibi, özelliği olan yapı ve tesisler,
c) (Ek: 3/7/2005-5398/13 md.) Organize turlar ile seyahateden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı,günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla limanhizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknikbağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alanhizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizmamaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmayayönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklamaüniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerinyanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerininyer aldığı kruvaziyer ve yat limanları,
d) (Ek: 31/7/2008-5801/3 md.) Uluslararası sporotoritelerinin, Türkiye’de spor faaliyetlerinin düzenleneceğine dair kararıgereğince Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu spordan sorumluBakanlığın izni doğrultusunda, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu MaliYönetimi ve Kontrol Kanununun (I) sayılı Cetvelinde düzenlenen genel bütçekapsamındaki kamu idareleri, aynı Kanunun (II) sayılı Cetvelinde düzenlenenözel bütçeli idareler, belediyeler ile il özel idareleri tarafından her türlüspor aktiviteleri ve organizasyonların yapılmasına/yaptırılmasına yönelik sportesisleri ve zorunluluk arz eden durumlarda bunların tamamlayıcı konaklamatesisleri,
e) (Ek: 18/6/2017-7033/33 md.) Trabzon, Rize ve Zonguldakillerinde 24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu kapsamındakalan sağlık tesisleri hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanınca alınacak kamu yararıkararı doğrultusunda kurulacak sağlık tesisleri ve alternatif alan bulunmamasıdurumunda 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa görekurulan, işletilen ve mevcut en iyi teknikleri kullanan endüstri bölgeleri,
f) (Ek: 29/11/2018-7153/18 md.) Enerji iletim hatları,
g) (Ek:14/2/2020-7221/21md.) Millet bahçeleri,
Yapılabilir.”
7. 22. maddesiyle 3621sayılı Kanun’un yeniden düzenlenen ek 2. maddesi şöyledir:
“Ek Madde 2- (Ek:18/1/2019-7162/7 md.) (İptal:Anayasa Mahkemesinin 26/6/2019 tarihli ve E.:2019/35; K.:2019/53 sayılı kararıile) (Yeniden Düzenleme:14/2/2020-7221/22 md.)
Ekli (5) numaralı kroki ile listede sınır vekoordinatları gösterilen alanın bu Kanuna tabi kısımlarında imar planıkararıyla resmi kurum alanı yapılabilir. Bu alan, imar planında belirlenen amaçdışında kullanılamaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Serdar ÖZGÜLDÜR, Engin YILDIRIM,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ,Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’inkatılımlarıyla 6/5/2020 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurmatalebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Fatih TORUNtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b)Bendinin “…veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındaki hasılatpaylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum, kuruluşlar veüniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.” Bölümü ile (2)Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
1. Genel Açıklama
3. Bilgi sistemi türü olan Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS), mekâna/konuma dayalıkarar verme süreçlerinde kullanıcılara yardımcı olmak üzere büyük hacimlicoğrafi verilerin toplanması, depolanması, işlenmesi, yönetimi, mekânsalanalizi, sorgulanması ve sunulması fonksiyonlarını yerine getiren donanım,yazılım, personel, coğrafi veri ve yöntem bütünüdür.
4. CBS, bilgisistemlerinin grafik bilgiye, çoğunlukla da coğrafi bilgiye dayalı türüdür. CBS’de veriler, bir bilgi sistemi ortamında coğrafikoordinatlarıyla birlikte tutulmaktadır. CBS’yi diğer veri tabanısistemlerinden ayıran en önemli özelliği tüm verilerin yeryüzünde ait olduğumekânlara bağlı olarak depolanmasına ve bunlar arasında çok çeşitli mekânsalilişkilendirmelerin ve çeşitli analizlerin yapılabilmesine imkân tanımasıdır.
5. CBS’lerin iş dünyasından kamu güvenliğine, savunmadankamu sağlığına, toplu ulaşımdan şehir planlamasına kadar çok farklı ve önemlialanlarda artan kullanımı; bu alanın ulusal, bölgesel ve uluslararası alanlardabelirli standartlara ve kurallara bağlanması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.Nitekim AvrupaBirliği (AB) ülkeleri ile AB’ye aday ülkelerin bu konuda uyacaklarıstandartlar, 2001 yılında Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğünün kontrolündekurulan Avrupa Birliği Coğrafi Bilgi Altyapısı Projesi (INSPIRE) ve bu projekapsamında çıkarılan 15/5/2007 tarihli Direktif’te (INSPIRE Direktifi)düzenlenmiştir. Anılan Direktif’in Giriş Bölümünde “Ağ hizmetleri ile ilgili hükümler, kişisel verininişlenmesi ve serbest dolaşımı ile ilgili bireylerin korunmasına ilişkin95/46/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve 24 Ekim 1995 tarihli Konsey Direktifigereğince, kişisel verinin korunması ile ilgili ilkelerle tam bir uyum içindeyerine getirilmelidir.” hükmüne yerverilmiştir. Direktif’in 3. maddesi uyarınca “‘mekânsal veri’ belirli bir yer veya coğrafi bir alanladoğrudan veya dolaylı olarak ilgili herhangi bir veri anlamındadır.”.
6. Ülkemizde coğrafibilgi sistemleri ile Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi ve altyapısına ilişkin kamukurum ve kuruluşları arasında koordinasyonun sağlanması, hedef ve stratejilerinoluşturulması, coğrafi veri temaları içinde yer alan coğrafi veri ve bilgininüretilmesi ve güncelliğinin sağlanması, yönetilmesi, kullanılması, erişimi,güvenliğinin sağlanması, paylaşılması ve dağıtımına yönelik usul, esas vestandartlar ile bu kapsamda oluşturulan kurulların, kamu kurum ve kuruluşlarının,gerçek ve tüzel kişilerin görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesiamacıyla 6/11/2019 tarihli ve (49) numaralı Coğrafi Bilgi Sistemleri HakkındaCumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlanmıştır.
7. (49) numaralı CumhurbaşkanlığıKararnamesi’nin (CBK) 3. maddesinde CBS ileilgili temel kavramlar tanımlanmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının(ç) bendinde coğrafi bilginin, öz nitelik bilgisi ve topolojik bilgiyi içerennitelik kazandırılmış coğrafi veri olduğu belirtilmiş, (d) bendinde coğrafibilgi sistemi, her türlü coğrafiverinin; üretilmesi, temini, depolanması, işlenmesi, yönetilmesi, analizedilmesi, paylaşılması, sunulması ve güncel tutulması için gerekli olandonanım, yazılım, insan kaynağı, standartlar ve yöntemler bütünü olarak tanımlanmıştır. Aynı fıkranın (e) bendinde coğrafi veri, konum bilgisi içerenher türlü veri olarak ifade edilmiştir. Fıkranın (f) bendinde coğrafi veri hizmeti,coğrafi veri ve veri bilgisinin standartlara uygun olarak paylaşımına yönelikiş ve işlemler; (g) bendinde de coğrafi veri teması, belirli bir konuyailişkin olarak ulusal veya uluslararası standartlara uygun hazırlanan coğrafiveri topluluğu olarak tanımlanmıştır.
8. CBK’nın 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde CBS hizmet ve uygulamalarına ilişkin tüm faaliyetlerde kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması içincoğrafi verinin toplanmasında, üretilmesinde, depolanmasında ve paylaşımındamükerrerliğin önlenmesi ilkesinin gözetileceği belirtilmiştir. Aynı fıkranın(ç) bendinde ise ulusal güvenliğe, kişisel verilerin korunmasına, fikri,sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri ile milletlerarası andlaşmahükümleri saklı kalmak kaydıyla her türlü coğrafi verinin erişilebilir,paylaşılabilir ve kullanılabilir olması ilkesineyer verilmiştir. Buna göre CBS hizmet ve uygulamalarına ilişkin tümfaaliyetlerde her türlü coğrafi verinin erişilebilir, paylaşılabilir vekullanılabilir olması ilkesi benimsenmekle birlikte kişisel verilerinkorunmasına ilişkin mevzuat hükümleri saklı tutulmuştur.
2. Anlam ve Kapsam
9. (49) numaralı CBK’nın yayımlanmasının ardından 7221sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun’un 1. maddesinde coğrafiverilerin toplanması, üretimi ve paylaşımına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca anılan maddede söz konusu CBK’da düzenlenmeyenmali ve cezai konulara ilişkin hükümler de yer almaktadır.
10. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde Ulusal Coğrafi Veri SorumlulukMatrisinde (UCVSM) yer alan coğrafi verilerin Ulusal Coğrafi Veri PaylaşımMatrisine göre kamu kurum ve kuruluşları arasında paylaşımı, erişimi vekullanımının bedelsiz olduğu belirtilmiş, (b) bendinde ise ulusal güvenliğeilişkin hükümler ile fikrî, sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümlerive 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunukapsamındaki hükümler saklı kalmak ve veri üretmekle sorumlu kurumun uygungörüşü alınmak kaydıyla, veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındakihasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum, kuruluşlar veüniversiteler ile paylaşımının bedelsiz olarak yapılabileceği hükmebağlanmıştır. Anılan bendin “…veri madenciliği ve yeni veri üretimikonularındaki hasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum,kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.” bölümüdava konusu kuralı oluşturmaktadır.
11. Maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeise gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin Türkiye’ye ait UCVSMkapsamındaki coğrafi verileri toplaması, üretmesi, paylaşması veya satmasının;fikrî, sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri ile 6698 sayılı Kanunve özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla ve ticari faaliyetlerigerçekleştirmek için gerekli belgelere sahip olması şartı ile Çevre, Şehircilikve İklim Değişikliği Bakanlığının (Bakanlık) iznine tabi olduğu belirtilmiştir.Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde de izne tabi olacaklar ile izinsüresi ve verilere ilişkin usul, esas ve içeriklerin Bakanlıkça belirleneceği hükmebağlanmıştır. Fıkrada ayrıca izin bedelinin miktarı ve nasıl hesaplanacağı,önceki yıla göre ne miktarda artırılacağı ve nereye yatırılacağına ilişkindüzenlemelere yer verilmiştir.
12. Bu itibarla anılan maddeyle coğrafi verilerin tek elde toplanması ile kamu kurumkuruluşları arasında paylaşımı, erişimi ve kullanımının bedelsiz olması, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri tarafından toplanmasıve üretiminin ise izin dâhilinde gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Nitekimmadde gerekçesinde de; “Madde ile; kamu kurum ve kuruluşlarının birbirleriarasında coğrafi verilerle ilgili erişim, paylaşım ve kullanımının bedelsiz birşekilde coğrafi bilgi platformu üzerinden sağlanması amaçlanmaktadır./ Ayrıcamadde ile; yerli-yabancı gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin söz konusucoğrafi verileri toplayabilmesine, üretebilmesine, paylaşabilmesine vesatabilmesine yönelik düzenleme yapılmakta ve bu düzenlemelere uyulmamasıdurumunda uygulanacak idari para cezaları belirlenmektedir” denilmektedir.
13. Maddede yer alan UCVSM,(49) numaralı CBK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (o) bendinde coğrafiveri temaları ile bu temalardan sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarınıgösteren matris olarak tanımlanmıştır. Anılan CBK’nın 5. maddesine göreUCVSM’nin yayımlanmasını sağlamak Bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.
14. CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaUCVSM’de yer almayan coğrafi verilerin bu CBK’nın kapsamı dışında olduğubelirtilmiştir. Başka bir deyişle CBS kapsamında yer alan coğrafi verilerinUCVSM’de yer alması gerekmektedir. CBK’nın 12. maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre coğrafi veri temaları, bu CBK kapsamındaki kamu kurum vekuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerin ihtiyaçları doğrultusunda, ulusal veuluslararası standartlara uygun olarak belirlenir ve güncellenir.
15. Coğrafi veri temaları CBK’ya ekli (1) Sayılı Liste’degösterilmiş olup bunlar Koordinat Referans Sistemleri ve Coğrafi GridSistemleri, İdari Birimler, Coğrafi Yer Adları, Kadastro, Bina, Adres,Yükseklik, Ortogörüntü, Ulaşım Ağları, Hidrografya, Jeoloji, Arazi Örtüsü,Arazi Kullanımı, Toprak, Koruma Bölgeleri, Doğal Risk Bölgeleri, Altyapı,Enerji Kaynakları, Madenler, İnsan Sağlığı ve Güvenliği, Nüfus Dağılımı –Demografi, Çevre İzleme Tesisleri, Sanayi Tesisleri, Tarım Tesisleri, KamuYönetim Bölgeleri, Tür Dağılımı, Habitat Bölgeleri, Biyocoğrafya Bölgeleri,Deniz ve Tuzlu Su Alanları, Atmosfer Verileri, Meteoroloji Verileri ve İstatikselRaporlama Bölgeleridir.
16. CBK’nın 14. maddesinde coğrafi verilerin erişimi,paylaşımı ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan maddeyegöre Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisinde yer alan kamu kurum vekuruluşlarının bu matristeki coğrafi veri ve veri bilgileri, Ulusal CoğrafiVeri Paylaşım Matrisinde yapılan yetkilendirme çerçevesinde, Ulusal CoğrafiBilgi Platformu üzerinden paylaşılır. Kamu kurum ve kuruluşları coğrafi veri veveri bilgilerini kendi kurumsal veri paylaşım platformlarından da paylaşabilir.Kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası üyelikleri ve işbirlikleri kapsamındauluslararası ağ sistemleri üzerinden temin ettikleri ya da paylaştıklarıcoğrafi verileri, milletlerarası anlaşma hükümleri saklı kalmak kaydıyla, veritanımlama dokümanlarında belirlenecek şartlarda Ulusal Coğrafi Bilgi Platformuüzerinden de paylaşmakla yükümlüdür. Ayrıca gerçek ve tüzel kişilerin kamukurum ve kuruluşlarına ait coğrafi veri ve veri bilgisi taleplerinin UlusalCoğrafi Bilgi Platformu üzerinden karşılanması esastır. Kurumlara yapılantalepler ise kurumsal platformlardan da karşılanabilir.
17. CBK’nın 17. maddesinde ise coğrafi verileringüvenliği ve gizliliğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Buna göre UCVSMve Ulusal Coğrafi Veri Paylaşım Matrisinde yer alan kamu kurum vekuruluşlarının sorumlulukları altındaki coğrafi verilerin bilgi güvenliğiönlemlerini alması, doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamasıgerekmektedir. Anılan maddede Ulusal Coğrafi Bilgi Platformundaki veri bilgisive coğrafi veri hizmetlerinin güvenliğini ve gizliliğini ise Bakanlığınsağlayacağı hükme bağlanmıştır.
3. İptal Talebinin Gerekçesi
18. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallara konucoğrafi verilerden kişilerle ilişkilendirilebilir olanlarının kişisel veriniteliğinde olduğu, nitekim kişisel veri kavramının kimliği belirli veyabelirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade ettiği, buna görekonum bilgilerinin belirli kişilerle ilişkilendirilmesinin ya da bir kişininkonumunun tespitinin kişisel veri niteliğinde olduğu, kişisel verilerin korunmasınınözel hayatın gizliliği kapsamında bulunduğu, bu itibarla herhangi bir kişiselverinin bireylerin rızası olmaksızın paylaşıma açılmasının özel hayatıngizliliğini ihlal ettiği, kuralın usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalara da aykırı olduğu, ayrıca söz konusu verilerin bedelsiz olarak paylaşımınınyapılabileceği kurum ve kuruluşlar ile toplanma, üretme, paylaşma, satmaeylemlerine konu olabilecek coğrafi verilerinneler olduğu hususunda herhangi bir açıklığın bulunmadığı, bu paylaşımınve izin usulünün kapsamının ayrıntılarıyla düzenlenmediği, paylaşımın hangihâllerde bedelsiz olacağına ve Bakanlıkça izin verilecek gerçek ve özel hukuktüzel kişilerin belirlemesine ilişkin objektif bir ölçüte yer verilmediği belirtilerek kurallarınAnayasa’nın 2., 13., 20. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. (1) Numaralı Fıkranın (b) Bendinin “…verimadenciliği ve yeni veri üretimi konularındaki hasılat paylaşımına yönelik işbirlikleri kapsamında, kurum, kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımıbedelsiz olarak yapılabilir.” Bölümü
19. Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarınasaygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukukdüzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardankaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan veyargı denetimine açık olan devlettir.
20. Anayasa’nınanılan maddesinde belirtilen hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de belirliliktir. Belirlilik ilkesibireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bukurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Belirlilikilkesi, yalnızca kanuni belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliğiifade etmektedir. Bir başka deyişle hukuk kurallarının belirliliğininsağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Kanunidüzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibiniteliksel gereklilikleri karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları veyürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukukibelirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortayaçıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır (AYM,E.2017/156, K.2019/37, 15/5/2019, § 39).
21. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkınasahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes, kendisiyle ilgili kişiselverilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyleilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunlarındüzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” denilerek kişisel verilerinkorunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceyekavuşturulmuştur.
22. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, kişinininsan onurunun korunması ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özelbir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesisırasında korumayı amaçlamaktadır.
23. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiğiüzere “...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadecekimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası,sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve seskayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler,etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlıkbilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tümveriler…” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122,K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201,25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102,12/11/2015).
24. Dava konusu kural, UlusalCoğrafi Veri Sorumluluk Matrisinde yeralan coğrafi verilerin veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındakihasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında kurum, kuruluşlar veüniversiteler ile paylaşımının bedelsiz olarak yapılabileceğini öngörmektedir.
25.CBS’de yer alıp coğrafi koordinatlarıyla tutulan verilere mekânsal veriadı verilmektedir. CBS ortamında veriyi görüntülemek için çoğunlukla haritalarkullanılmaktadır. CBS konumsal verilerin görüntülenebildiği, grafik veöznitelik bilgilerinin ilişkilendirilerek kullanıldığı, farklı bilgikaynaklarından gelen verilerin bütünleştirilerek yönetim, planlama ve analizproblemlerinin çözümüne katkıda bulunduğu bilgisayar destekli sistemlerdir.Sonuç olarak CBS’ler; konuma dayalı gözlemlerle elde edilen grafik vegrafik-olmayan bilgilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıyasunulması işlevlerini bütünlük içerisinde gerçekleştiren bir bilgi sistemidir.
26. CBS’ler; mekânsal verilerinbilgisayar ortamına aktarılması ve bu verilerin kullanılan özel programlararacılığıyla depolanması, sınıflandırılması, birbiri ile karşılaştırılması,analiz edilmesi, güncellenmesi ve istenilen şekilde harita, grafik ve tabloolarak görsel hâle getirilmesi işlemlerini kapsamaktadır. CBS toplama - depolama - sorgulama -analiz etme - gösterme işlemlerine imkân sağlayan bir bilgi ve karar destek sistemiolarak işlev görmektedir. Bu itibarla CBS,karar vericiler için sağlıklı analizler yapma imkânı sunmakta ve bu analizsonuçlarına göre doğru kararlar vermeyi kolaylaştırmaktadır.
27. CBS çok genişkapsamlı bir bilgi sistemi olup CBS’yi oluşturan bileşenler içerisinde, haritave yazılım dışında, faaliyet gösterilen alana göre konuya özel birçok altbileşen bulunmaktadır. Buna göre CBS, genelbir kavram olup CBS’nin çeşitli kullanım alanlarına ve tematik konulara yönelikolarak geliştirilen Kent Bilgi Sistemi, Orman Bilgi Sistemi, KarayollarıBilgi Sistemi, Arazi Bilgi Sistemi, Tapu ve Kadastro BilgiSistemi, Trafik Bilgi Sistemi, Deprem Bilgi Sistemi ve HaritaBilgi Sistemi gibi çeşitli uygulamaları bulunmaktadır.
28. Coğrafi bilgisistemlerinin kamu yönetiminde kullanım ve uygulama alanları oldukça geniştir.Bu alanlar uygun yer seçimi, güzergâh ve koridor belirleme, modellendirme,simülasyon, kaynak tahmini ve yönetimi ile coğrafi bilgi üretimi olarak tasnifedilebilir. Bu genel sınıflandırma içinde haberleşme vericileri, barajyerlerinin seçimi, askerî alanların belirlenmesi, nüfus gelişimini modelleme veşehir planlaması gibi uygulama alanlarını saymak mümkündür.
29. Bu açıklamalar çerçevesinde kişisel veri ile coğrafi verinin teknik ve hukukibakımdan farklı kavramlar olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim kişisel verikavramının odağında kişi, coğrafi veri kavramının merkezinde ise konum/mekânbulunmaktadır. Hukuken kişisel veri kimliği belirli veya belirlenebilirgerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, coğrafi veri ise konum bilgisiiçeren her türlü veriyi ifade etmektedir.
30. Bu bağlamda (49) numaralı CBK’ya ekli (1) Sayılı Liste’de gösterilencoğrafi veri temaların alt temaları UCVSM’de yer almaktadır. Bu coğrafi veritemalarına ilişkin olarak coğrafi verilerin toplaması ve üretilmesi sırasında kişisel veri niteliğine sahip verilere erişilmesi vebu nitelikteki verilerin toplanması söz konusu değildir. Nitekim CBS, coğrafiverilerin, konumsal olarak ifade edilebilen ögeleriyleilişkilendirilebilmelerini ve verimli birer coğrafi bilgiye dönüşebilmeleriniamaçlamaktadır. Bu nedenle UCVSM’de yeralan coğrafi verilerin kurum, kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımınınbedelsiz olarak yapılabilmesine imkân tanıyandava konusu kuralın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlayan biryönü bulunmamaktadır.
31. Öte yandan kuralda UCVSM’de yer alan coğrafi verilerin hangi amaçlapaylaşılabileceği belirlenmiştir. Buna göre kurum ve kuruluşlar ileüniversiteler arasındaki coğrafi veri paylaşımı, veri madenciliği ve yeni veriüretimi konularındaki hasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamındayapılabilecektir. Nitekim anılan CBK’nın 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(f) bendinde de özel kurum, kuruluşlar ve üniversiteler ile veri paylaşımı,veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularında, işbirliğine konu veriyiüreten kurumların da katılımıyla çalışmalar yapmak Bakanlığın görevleriarasında sayılmıştır.
32. Ayrıca kuralın yer aldığı cümlede coğrafi veripaylaşımının yapılabilmesi için veri üretmekle sorumlu kurumun uygun görüşününalınması gerektiği hükme bağlanmıştır. Sorumlu kurum ise CBK’nın 3. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (j) bendinde coğrafi veri sorumluluk matrisinde yeralan coğrafi veri temasının üretim, uyumlaştırma, güncelleme, güvenlik ve paylaşımındansorumlu olan ve ilgili temaya ait veriyi üreten diğer kamu kurum vekuruluşlarıyla gerekli koordinasyonu sağlayan kamu kurum ve kuruluşlarışeklinde tanımlanmıştır.
33. Bu bağlamda anılanKanun ve CBK hükümleri gözetildiğinde kurala konu paylaşımın kapsam ve sınırlarının açıkça belirlendiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu söylenemez.
34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 13., 20. ve 90.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b. (2) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesi
35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43.maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 48. maddeleriyönünden de incelenmiştir.
36. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir.Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinindevredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer verenAnayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya aitolması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz birdurum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca gerekçede "Milletadına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetkidevredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümlerisaklıdır." denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnalarıbelirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinindevredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organcakullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan,kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013;E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15).
37. Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konulardagenel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasamayetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenleAnayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi vebenzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibimünhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkelerive çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunladüzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktansonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevselnitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz(AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
38. Anayasa'nın"Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesininbirinci fıkrasında "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşmehürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir." denilmeksuretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan özel teşebbüs özgürlüğü herkesyönünden güvenceye bağlanmıştır. Özel teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özelhukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmaküzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini vefaaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızındilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2015/34, K.2015/48,13/5/2015).
39. 7221 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesinde gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerininTürkiye’ye ait UCVSM kapsamındaki coğrafi verileri toplaması, üretmesi,paylaşması veya satmasının, fikrî, sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuathükümleri ile 6698 sayılı Kanun ve özel kanunlardaki hükümler saklı kalmakkaydıyla ve ticari faaliyetleri gerçekleştirmek için gerekli belgelere sahipolması şartı ile Bakanlığın iznine tabi olduğu belirtilmiştir.
40. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde iseizne tabi olacaklar ile izin süresi ve verilere ilişkin usul, esas veiçeriklerin Bakanlıkça belirleneceği hükme bağlanmıştır. Coğrafi verilerintoplanması, üretilmesi, paylaşılması veya satılmasının özel teşebbüs özgürlüğükapsamında kaldığı açıktır. Kural, teşebbüslerin bu alanda faaliyettebulunmasını Bakanlığın iznine bağlamak suretiyle teşebbüs özgürlüğünüsınırlamaktadır.
41. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunlayapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olmasıgerekir.
42. Anayasa’nın anılan hükümleriuyarınca teşebbüs özgürlüğüne yapılan sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikliölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. AnayasaMahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen varolması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekildebelirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
43. Esasen temel hakları sınırlayankanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınanhukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarındanolan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişilerhem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecekşekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). DolayısıylaAnayasa’nın 13. ve 48. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilenkanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesiışığında yorumlanmalıdır.
44. Özel teşebbüse açık bir alanda faaliyette bulunmanınsınırlandığı durumlarda bu sınırlamaların neler olduğunun ve hangi şartları taşıyanteşebbüslerin bu alanda faaliyette bulunacağının kanunla düzenlenmesizorunludur. Kuralda, coğrafi verilerin toplanması, üretilmesi, paylaşılmasıveya satılması konusunda izne tabi olacaklar ile izin süresi ve verilereilişkin usul, esas ve içeriklerin Bakanlıkça belirleneceği hüküm altına alınmışise de Bakanlığın söz konusu alanda faaliyette bulunmak amacıyla izin talepeden gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerin faaliyette bulunabilmekamacıyla hangi şartları taşıması gerektiğine ilişkin objektif bir ölçüt belirlenmediği gibi bu izin sürelerinin dehangi ölçüte göre belirleneceği konusunda kuralda herhangi bir düzenlemebulunmadığı görülmektedir. Bu itibarla kurallaBakanlığa tanınan yetkinin genel çerçevesinin çizilmediği, temel esaslar ve ilkelerinbelirlenmediği, bu konulardaki takdir yetkisinin bütünüyle Bakanlığabırakıldığı anlaşılmaktadır.
45. Kuralla coğrafi verilerin toplanması, üretilmesi,paylaşılması veya satılması konusunda faaliyette bulunulabilecek gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerin seçimi ve izin süreleri konusundaki ölçütlereilişkin yasal çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamıbelirli olmayan bir yetki tanınması teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanmasıilkesiyle çeliştiği gibi yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
46. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7., 13. ve48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Recai AKYEL ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7., 13. ve 48.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 20. ve 90. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
B. Kanun’un 2. Maddesiyle 775 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek6. Maddenin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
47. Dava konusu kuralla 775 sayılı Kanun uyarınca; 22/3/2007 tarihli ve 5609 sayılı Kanun’unyürürlüğe girdiği tarihten önce mülga Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca(Bakanlık) oluşturulan alanlar ile anılan Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihtensonra belediye sınırları içinde veya dışında 775 sayılı Kanun’a göre TopluKonut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) oluşturulan veya oluşturulacak alanlardakiuygulamalarda TOKİ’nin yetkili olduğu öngörülmüştür. Bu itibarla Bakanlıkçaoluşturulan alanların yanı sıra belediye sınırları içinde olup olmadığı önemtaşımaksızın TOKİ tarafından oluşturulan veya oluşturulacak alanlardakiuygulamalarda TOKİ yetkili kılınmıştır.
48. 775 sayılı Kanun’un 1. maddesinde mevcutgecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve buamaçlarla alınması gereken tedbirler hakkında bu Kanun hükümlerininuygulanacağı ifade edilmiş; anılan Kanun’un 2. maddesinde ise Kanun’da sözügeçen gecekondu deyimiyle imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genelhükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalarüzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapıların kastedildiğibelirtilmiştir.
49. Kanun’un ilk hâlinde imar planlarında bu Kanun’aistinaden önleme bölgesi, ıslah bölgesi ve tasfiye bölgesi olarak ayrılanalanlarda gerekli uygulamaları yapmak konusunda Bakanlık yetkili kılınmıştır.3/5/1985 tarihli ve 247 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 1. maddesiyle775 sayılı Kanun’un belediye sınırları ile mücavir alanlardaki uygulanması içinBakanlığa verilen hak, yetki ve görevler ilgili belediyelere devredilmiştir.Daha sonra anılan KHK kuralı 3414 sayılı Kanun’la aynen kabul edilerekkanunlaşmıştır.
50. Bununla birlikte 3414 sayılı Kanun’un geçici 1.maddesinde 11/6/1985 tarihinden önce 775 sayılı Kanun hükümlerine göre Bakanlıktarafından başlatılmış işlere Bakanlık tarafından devam edilmesi ve devirişlemlerinin beş yıl içinde tamamlanması öngörülmüş olup sonraki süreçteBakanlık tarafından devam eden uygulamaların sonuçlandırılamaması nedeniyle 775sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda Bakanlıkça başlatılmış işlerintamamlanması için Bakanlığın yetkisi 29/11/2000 tarihli ve 4608 sayılı Kanun’un1. maddesiyle 9/9/2009 tarihine kadar uzatılmıştır.
51. Buna göre dava konusu kuralda yer alan “…22/3/2007tarihli ve 5609 sayılı Gecekondu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununyürürlüğe girdiği tarihten önce mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığıncaoluşturulan alanlar…” ibaresiyle anılan hükümler uyarınca oluşturulmuş bualanlar kastedilmektedir.
52. Bunun yanı sıra 5609 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle775 sayılı Kanun’un çeşitli maddelerinde geçen Bakanlık ifadelerinin TopluKonut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) şeklinde değiştirilmesi öngörülmüşolup bu suretle Bakanlığın 775 sayılı Kanun’dan doğan hak, yetki ve görevleriTOKİ’ye devredilmiştir.
53. Ayrıca 775 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesininikinci fıkrasında bu Kanun hükümleri uyarınca Bakanlıkça başlatılmış veyaplanlanmış iş ve işlemlerin; bu işlere ilişkin her türlü hak, yetki ve görevlerile alacak, borç ve mükellefiyetlerin TOKİ’ye devredildiği, TOKİ’nin Bakanlıkçabaşlatılmış veya planlanmış işleri yürütmeye, bu konuda yeni işler yapmaya,gerekli görülenleri belediyelere devretmeye veya tasfiye etmeye yetkili olduğuhükme bağlanmıştır.
54. Bu durumda kuralda yer alan “…775 sayılı Gecekondu Kanununa göre Toplu Konut İdaresiBaşkanlığınca oluşturulan veya oluşturulacak alanlar…” ibaresinden anlaşılması gereken 5609 sayılı Kanun’unyürürlüğe girdiği 2007 yılından sonra belediye sınırları içinde veya dışında775 sayılı Kanun’a göre TOKİ tarafından oluşturulan veya oluşturulacakalanlardır.
55. Anılan hükümler çerçevesinde 775 sayılı Kanun’daöngörülen gecekondulaşmanın önlenmesine yönelik uygulamalara ilişkin olarakbelediye ve mücavir alan sınırları içerisinde TOKİ ile ilgili belediyelerinbirlikte yetkilendirildiği anlaşılmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
56. Dava dilekçesinde özetle; 775 sayılı Kanun’unuygulanması ile ilgili olarak TOKİ’yi yetkili kılan kuralda kamu yararınınbulunmadığı, kuralın anılan Kanun’un uygulanmasıyla ilgili verilen yargıkararlarını etkisiz bırakma amacı taşıdığı, daha önceden belediyelere verilengörev ve yetkilerin kuralla merkezî idareye devredildiği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 127. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
57. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletiilkesi gereği kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesininkararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrıve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesibakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamuyararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararıdışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsurubakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur. Kanun koyucunun kamu yararıamacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek vekuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir (AYM, E.2017/33,K.2019/20, 10/4/2019, § 10; E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).
58. Öteyandan kanun koyucu, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla kural koyma yetkisinesahip olup yapılan bir düzenlemede kamu yararının bulunup bulunmadığını kendisitakdir eder. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kanun koyucunun kamu yararıanlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışındabelirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olupolmadığı incelenir.
59. Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasındamahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterekihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve kararorganları kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamutüzel kişileri oldukları; ikinci fıkrasında mahallî idarelerin kuruluş vegörevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunladüzenleneceği belirtilmiştir.
60. Anayasa’da merkezî yönetim yerel yönetim ayrımınınyapılması, yerel yönetimlerin karar organlarının seçimle göreve gelmesininöngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliylealması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması, görevleri ileorantılı gelir kaynaklarının sağlanması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmışolması mahallî idarelerin özerkliklerinin göstergesidir (AYM, E.2019/112,K.2020/35, 25/6/2020, § 30).
61. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenensınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma veuygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Buaynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamukuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerineve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır (AYM,E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, § 31).
62. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mahalliidarelerin kuruluş amacı olarak gösterilen mahallî müşterek ihtiyaç, herhangibir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayanların, aynı yörede birlikteyaşamaktan doğan somut durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve sürekligüncelleştirdiği, özünde etkinlik, ölçek ve sağladığı yarar bakımından yerelsınırları aşmayan, bölünebilir ve rekabet konusu olabilen yerel ve kamusalhizmet karakterinin ağır bastığı ortak beklentilerini ifade etmektedir.Anayasa’da il, belediye ya da köy halkının yerel ortak ihtiyaçlarının nelerolduğu belirlenmemiş, bunun belirlenmesi kanuna bırakılmıştır. Bu durumdakanun, kamu yararını gözeterek, anayasal sınırlar içinde merkezî yönetimle yerelyönetim arasındaki görev sınırlarını belirleyebilir.
63. Dava konusu kuralla 775 sayılı Kanun uyarınca; 5609sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıkça oluşturulan alanlarile 5609 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediye sınırlarıiçinde veya dışında 775 sayılı Kanun’a göre TOKİ tarafından oluşturulan veyaoluşturulacak alanlardaki uygulamalarda TOKİ yetkili kılınmıştır.
64. 775 sayılı Kanun’un temel amacı gecekondulaşmanınönlenmesidir. Bu çerçevede plansız yapılaşmanın önüne geçilmesi ve ülkemizdekonut üretim sektörünün teşvik edilerek hızla artan konut talebinin planlı birşekilde karşılanması suretiyle gecekondulaşmanın önlenmesi hedeflenmektedir.TOKİ’nin görevleri ve kuruluş amacı da dikkate alındığında planlı arsa ve konutüretimine yönelik faaliyetler ile gecekondulaşmanın önlenmesine yönelikfaaliyetlerin tek merkezden ve hizmet bütünlüğü sağlayacak şekilde yürütülmesisuretiyle uygulamaların daha hızlı, etkin ve sağlıklı şekilde yürütülmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla 5609 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğitarihten önce Bakanlıkça oluşturulan alanlar ile anılan Kanun’un yürürlüğegirdiği tarihten sonra belediye sınırları içinde veya dışında TOKİ tarafındanoluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda TOKİ’nin yetkilikılınmasını öngören kuralla kamu yararı dışındabir amacın gözetildiği söylenemez.
65. Diğer yandan kanun koyucunun kamu yararını gözetmekve Anayasa’da mahallî idareler için öngörülen ilke ve kurallara uygun olmakkoşuluyla merkezî idare ile mahallî idare arasındaki görev sınırlarınıbelirleme ve idarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle, mahallî idareleri ortadankaldırma ya da etkisiz kılma amacına yönelik olmamak kaydıyla, belirli alanlarbakımından belirli koşullara bağlı olarak mahallî idarelere ait bazı görev veyetkileri merkezî yönetime bırakma ya da mahallî idarenin görev alanınabırakılan bazı konularda hizmetin niteliğini gözönünde bulundurarak söz konusugörevlerin yerine getirilmesiyle ilgili özel birtakım usul ve esaslar öngörmekonusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.
66. 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu KonutKanunu’nun 4. maddesinde TOKİ’nin gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağıalanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklercetoplu konut iskân sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünübozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya,yaptırmaya ve tadil etmeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun’unek 7. maddesinde ise TOKİ’nin gecekondu bölgelerinin tasfiyesine veyaiyileştirilerek yeniden kazanımına yönelik olarak gecekondu dönüşüm projelerigeliştirebileceği, inşaat uygulamaları ve finansman düzenlemeleri yapabileceği,bu amaçla gecekondu bölgelerinde, gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan gayrimenkuller ile 24/2/1984 tarihli ve 2981sayılı Kanun’a göre hak sahibi olan kişilerin haklarına konu gayrimenkullerindeğerinin TOKİ tarafından tespit edileceği öngörülmüştür.
67. Bunun yanı sıra 775 sayılı Kanun’un 5. maddesinde “Lüzumu halinde, belediyeler gecekondu ıslah ve tasfiyesahaları içinde bulunan veya bu kanun hükümleri dairesinde yeniden teşkiledilecek önleme bölgeleri içine raslıyan özel mülkiyetteki arazi ve arsaları vebunlar içerisinde yapı veya sair herhangi bir tesis bulunduğu takdirde bu yapıve tesisleri, bu kanunda belirtilen amaçlarda kullanmak üzere, Toplu Konutİdaresi Başkanlığının izni ile, sahipleriyle anlaşarak satınalabilirler veyakamulaştırabilirler.” hükmü yer almaktadır.
68. Anılan Kanun’un 7.maddesinde de belediyelerin mülkiyetinde bulunan ve bundan sonra bu Kanun’agöre mülkiyetine geçecek olan arazi ve arsalardan, belediye meclisi kararı ilebelirlenip TOKİ tarafından uygun görülenlerin, bu Kanun hükümleri kapsamındakonut yapımına ayrılacağı, TOKİ’nin belediye meclislerince belirlenen yerleriredde, aynen veya değiştirerek onaylamaya veya değiştirilmek üzere gerigöndermeye yetkili olduğu gibi, teklif edilenlerin dışında gerek gördüğü başkayerlerin de bu amaca tahsisini belediyelerden isteyebileceği hükmebağlanmıştır.
69. Kanun’un 19. maddesinde ise “Islaha muhtaç veyatasfiyesi gereken gecekondu bölgeleri ile yeniden halk konutu veya nüve konutyapımına tahsis edilecek sahaların seçimi, haritalarının hazırlanması, imar veıslah planlarının düzenlenmesi, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının denetimialtında, ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır./ Toplu Konut İdaresiBaşkanlığı, hazırlanan harita ve planları redde, düzeltilmek üzere gerigöndermeye, olduğu gibi veya değiştirerek onaylamaya ve lüzum gördüğü hallerdebu hizmetleri kendisi yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir./ Onaylanarakkesinleşen planlar belediye dairesinde herkesin görebileceği bir yerde bir aysüre ile asılır ve keyfiyet mutat vasıtalarla halka duyurulur.” hükümlerineyer verilmiştir.
70. Bu itibarla gecekondulaşmanın önlenmesine ilişkinişlemleri ve faaliyetleri yürütmek konusunda TOKİ ve ilgili belediyeler yetkilikılınmıştır. Gecekondulaşmanın önlenmesiamacıyla yapılan hizmetler ve yürütülen faaliyetler toplumun geneliniilgilendirmektedir. Bu nedenle gecekondulaşmanın önlenmesi amacıylagerek merkezî yönetim gerekse yerel yönetimler tarafından yürütülen faaliyetlermahallî müşterek ihtiyaçların karşılanmasınınötesinde ulusal düzeydeki ihtiyaçların karşılanmasına ve ulusal çıkarlarınkorunmasına yönelik faaliyetlerdir.
71. Mahallî idarelerin oyöre halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzerekurulmuş kamu tüzel kişileri olması nedeniyle bunlara tanınan özerkliğinkapsamı da görevleri gereği yerine getirmekle yükümlü oldukları mahallîhizmetlerle sınırlıdır. Bu çerçevede kuralla görevleri gereği yükümlü olduklarımahallî hizmetlerin yerine getirilmesiyle doğrudan bir ilgisi bulunmayangecekondulaşmanın önlenmesine ilişkin birtakım işlem ve faaliyetlerin belediyeve mücavir alan sınırları içerisinde yerine getirilmesi hususunda TOKİ’ninyetkilendirilmesinin mahallî idarelerin özerkliğine bir müdahale teşkil ettiğisöylenemez. Bu nedenle kuralda yerel yönetimlerin özerkliği ilkesineaykırı bir yön bulunmamaktadır.
72. Kaldı ki söz konusu işlem ve faaliyetler bakımındanbelediyelerin görev ve yetkilerinin tamamen kaldırılması da söz konusudeğildir. Nitekim Kanun’un ek 6. maddesinin ikinci fıkrasında 3414 sayılıKanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediyelerce 775 sayılı Kanun’a göreoluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda ise ilgili belediyeninyetkili olduğu öngörülmüş olup belediyelerin bu hak, yetki ve görevleriniyetkili organları eliyle kullanacağı, büyükşehirlerde bu Kanun’unuygulanmasının büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde ilçebelediyelerince yapılacağı belirtilmiştir.
73. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 127.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 138. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un 12. Maddesiyle 3194 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek8. Maddenin Dördüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…artandeğerinin tamamı…” İbaresi ile Yedinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…%25’i…”,(b) Bendinde Yer Alan “…%40’ı…” ve “…%30’u…” ile (c) BendindeYer Alan “…%75’i…”, “…%15’i…” ve “…%10’u…” İbarelerininİncelenmesi
1. Genel Açıklama
74. İmar planı; belde halkının sosyal ve kültürelihtiyaçlarını karşılamayı, sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturmayı, yaşamkalitesini arttırmayı hedefleyen ve bu amaçla beldenin ekonomik, demografik,sosyal, kültürel, tarihsel, fiziksel özelliklerine ilişkin araştırmalara veverilere dayalı olarak hazırlanan, kentsel yerleşme ve gelişme eğilimlerinialternatif çözümler oluşturmak suretiyle belirleyen, arazi kullanımı, koruma,kısıtlama kararları, örgütleme ve uygulama ilkelerini içeren pafta, rapor venotlardan oluşan belgedir. 3194 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birincifıkrasında imar planlarının nazım imar planı ve uygulama imar planı olarakhazırlanacağı ve her planın bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanmasıgerektiği belirtilmiştir.
75. Anılan Kanun’un “Tanımlar:” başlıklı 5.maddesine göre nazım imar planı, varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genelilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalarüzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve araziparçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön vebüyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermekve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, planhükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plandır. Uygulama imar planı ise,tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olaraknazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını,bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulamaprogramlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntılarıile gösteren plan olarak tanımlanmıştır. Uygulama imar planları, nazım imarplanlarından sonra gelmek üzere planlama kademelenmesinde son aşamayıoluşturmaktadırlar. Uygulama imar planlarında genel nitelikli hükümlerleberaber parsel özelinde hükümler de bulunmaktadır.
76. Kanun’un8. maddesinde planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması sırasında uyulacakesaslar belirlenmiş olup anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeonaylanmış planlardaki değişikliklerin de imar planının yapımı ve onaylanmasıusulüne tabi olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
2. Anlam ve Kapsam
77. 3194 sayılı Kanun’un ek 8. maddesinin birincifıkrasında plan değişikliklerinin, plan ana kararlarını, sürekliliğini,bütünlüğünü sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak şekilde ve teknikgerekçeleri sağlamak şartıyla yerleşmenin özelliğine uygun olarak yapılmasıöngörülmüştür. Anılan maddenin ikinci fıkrasında parsel bazında; nüfusu, yapıyoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini arttıran imar planı değişikliklerininyapılamayacağı belirtilmiştir.
78. Maddenin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde isetaşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planıdeğişikliği sonucunda değerinde artış olan arsanın artan değerinin tamamınındeğer artış payı olarak alınacağı hükme bağlanmış olup anılan cümlede yer alan “…artandeğerinin tamamı…” ibaresi dava konusu kurallardan birini oluşturmaktadır.
79. Kuralla birlikte uygulamada rant vergisiolarak da adlandırılan imar planı değişikliklerinde değer artış payı uygulamasıbaşlamıştır. Taşınmaz rantı kavramı, emek ve sermaye ihtiyacı olmaksızıntaşınmaz sahibinin iradesi dışında zaman içinde meydana gelen değer artışıolarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda değer artışı, bir iktisadi kıymetindeğerinde, zaman içinde, bir gider karşılığı olmadan meydana gelen ve emeğedayanmayan, beklenilmezlik ve hak edilmemişlik nitelikleri ağır basan artışlarolarak tanımlanmaktadır.
80. Kuralın anayasallık denetiminin yapılabilmesi içinöncelikle kurala konu değer artış payının hukuksal niteliğinin saptanmasıgerekmektedir.
81. Vergi; kamu giderlerini karşılamak amacıylakanunlarla gerçek ve tüzelkişilere mali güçlerine göre getirilen biryükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayanvergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır.
82. Harç; kimi kamu hizmetlerinden yararlanmanınkarşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Ödenen vergiler bakımından,vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etme haklarınınbulunmamasına karşın, harçlar belirli bir kamu hizmetinden yararlanmanın (tapu,pasaport gibi) karşılığıdır.
83. Resim; bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkilikuruluşlar tarafından izin verilmesi dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklindetanımlandığı gibi harca benzer biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin veyapılan giderlerin karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek vetüzelkişilerden sağlanan gelirler şeklinde de açıklanmaktadır.
84. Vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük isekişilerden, yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığıolmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır. Benzeri mali yükümlülükkimi zaman vergi, harç ve resmin özelliğini ayrı ayrı yansıtırken kimi zaman daverginin harç ve resmin ortak ögelerini taşıyabilir.
85. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerinortak özellikleri, kanunla konulmaları ve kamu gücüne dayanılarak gerektiğindezorla alınmalarıdır.
86. Vergiler dışındaki mali yükümlülüklerde kısmen deolsa karşılık ve yararlanma ilkesi geçerli olur. Çünkü bu yükümlülüklere konuolan hizmetlerden kişilerin yararlandırılması, bu bağlamda mali bir karşılığadayandırılabilmesi imkânı vardır.
87. Kurala konu değer artış payının, taşınmazmaliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planıdeğişikliği sonucunda arsanın değerinde artış olması durumunda alındığıanlaşılmaktadır. Dolayısıyla kamu gücüne dayalı olarak, tek taraflı biriradeyle ve gereğinde zorla alınan söz konusu pay, belirtilen özellikleriyle benzerimalî yükümlülük kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu geliriniteliği taşımaktadır (AYM, E.2013/41,K.2013/124, 31/10/2013; E.2011/142, K.2013/52, 3/4/2013; E.2003/11, K.2004/49,7/4/2004; E.2003/9, K.2004/47, 1/4/2004).
88. Kuralda öngörülen değer artış payı da taşınmazmalikinin emeğine veya sermayesine dayanmaksızın sadece imar planı değişikliğisonucunda taşınmazın değerinde meydana gelen artıştan kamunun pay almasıamacıyla ihdas edilmiştir. Taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine adabazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda taşınmazda meydana gelecekdeğer artışının kamuya kazandırılması amacıyla ihdas edilen değer artış payı,uygulama imar planı olan yerlerde, taşınmazın meri plan koşullarındaki değer tespitiile plan değişikliği sonrası değer tespiti arasındaki fark olaraktanımlanabilir. Buna göre değer artış payının konusunu, taşınmaz maliklerinintamamının talebi üzerine gerçekleştirilecek plan değişiklikleri sonucundadeğerinde artış olan taşınmazın artan değerinin tamamı oluşturmakta olup değerartış payı taşınmaz maliklerince ödenecektir.
89. 3194 sayılı Kanun’un ek 8. maddesinin dördüncüfıkrasının birinci cümlesine göre değer artış payı bedelinin tespitinde 4/11/1983tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilen bedeltespit esasları gözetilecektir.
90. 3194 sayılı Kanun’un ek 8. maddesinin beşincifıkrasında imar planı değişikliği ile taşınmazda meydana gelecek değerartışının tespitinin 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye PiyasasıKanunu’na göre yetkilendirilmiş lisanslı en az iki gayrimenkul değerlemekuruluşu tarafından plan değişikliği açıklama raporunda belirtilen mer’i plankoşullarındaki değer tespiti ile birlikte değişiklik sonrası değer tespitiyapılmak suretiyle belirlenen ortalama yeni değerden az olmamak üzere, idareceoluşturulan kıymet takdir komisyonu tarafından belirleneceği hükmebağlanmıştır. Anılan fıkra uyarınca değer artış payı, en geç taşınmazın ilksatışında veya ruhsat aşamasında taşınmaz maliklerince ödenir. Kıymet takdirkomisyonunca belirlenen değer artış payı, ödeme tarihinde her takvim yılı için,bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi UsulKanunu’nun mükerrer 298. maddesi uyarınca tespit ve ilân edilen yenidendeğerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere arttırılarakuygulanır.
91. Maddenin altıncı fıkrasında da taşınmazın değerartışına tabi olduğunun tapu kütüğüne şerh edileceği ve ilke olarak değer artışpayı ödenmeden yapı ruhsatının düzenlenemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
92. Yedinci fıkrada ise taşınmaz maliklerince Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı(Bakanlık) muhasebe birimi hesabına yatırılan değer artış payı tutarlarınınilgili idarelere dağıtılmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
93. Anılan fıkranın (a) bendinde büyükşehir belediyesininolduğu illerde yatırılan değer artış payının %25’inin büyükşehir belediyesininilgili hesabına, %25’inin ilgili ilçe belediyesinin ilgili hesabına ve %25’ininBakanlığın dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılacağı öngörülmüş olup anılanbentte yer alan “…%25’i…” ibareleri dava konusu kuralların bir kısmınıoluşturmaktadır.
94. Fıkranın (b) bendinde de büyükşehir belediyesiolmayan illerde yatırılan değer artış payının %40’ının imar planı değişikliğinionaylayan idarede açılacak ilgili hesaba, %30’unun Bakanlığın dönüşüm projeleriözel hesabına aktarılacağı hükme bağlanmış olup anılan bentte yer alan “…%40’ı…”ve “…%30’u…” ibareleri dava konusu kuralların bir kısmınıoluşturmaktadır.
95. (c) bendine göre ise Bakanlıkça onaylanan imar planıdeğişikliğinden kaynaklanan değer artışının %75’i Bakanlığın dönüşüm projeleriözel hesabına, kalan değer artış payının; büyükşehir belediyesinin olduğuillerde %15’i büyükşehir belediyesinin ilgili hesabına, %10’u ilgili ilçebelediyesinin ilgili hesabına; büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde iseBakanlık payının dışındaki kalan değer artış payının tamamı plan değişikliğininyapıldığı yerdeki ilgili idarenin açılacak ilgili hesabına aktarılır. Anılanbentte yer alan “…%75’i…”, “…%15’i…” ve “…%10’u…” ibareleridava konusu diğer kuralları oluşturmaktadır.
96. (a) bendine göre kalan değer artış payının %25’i, (b)bendine göre kalan değer artış payının %30’u ile imar planı değişikliğinindiğer genel bütçeli idareler tarafından onaylanması durumunda değer artışpayının tamamı genel bütçeye gelir kaydedilecektir.
3. DördüncüFıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…artan değerinin tamamı…” İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
97. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kurallataşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planıdeğişikliği sonucunda değerinde artış olan arsanın artan değerinin tamamınındeğer artış payı olarak kamuya ödeneceği düzenlenmesine rağmen belediyeler veyaBakanlık tarafından resen yapılan imar planı değişikliği sonucunda ortaya çıkandeğer artışı üzerinden değer artış payı alınmasının öngörülmediği, kuralda buhâliyle kamu yararının bulunmadığı, ayrıca imar planı değişikliği sonucundaoluşan değer artış payının tamamının kamuya aktarılmasının mülkiyet hakkınısınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. ve 90. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
98. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.
99. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zararvermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyidilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etmeimkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerindenyararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birininkısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş birsınırlama niteliğindedir.
100. Dava konusu kuralda taşınmaz maliklerinin talebiüzerine ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artışolan arsanın artan değerinin tamamının değer artış payı olarak alınacağıöngörülmektedir. Dolayısıyla ada bazında yapılacak imar planı değişikliğisonucunda taşınmazın değerinde meydana gelen artışın tamamının değer artış payıolarak kamuya aktarılması taşınmaz maliklerinin mülkiyet hakkınısınırlamaktadır.
101. Anayasa'nın 35. maddesinin ikincifıkrasında, mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmeksuretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiğiifade edilmiştir.
102. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak veözgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13.maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
103. Dava konusu kuralda hangidurumlarda değerinde artış olan arsanın maliklerinden hangi oranda değer artışpayı alınacağının herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açık ve netolarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir veöngörülebilir nitelikte olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.
104. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesiuyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülensınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyethakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Bunun yanı sıra vergiler dışındaki mali yükümlülüklerde kısmen de olsakarşılık ve yararlanma ilkesi geçerlidir. Zira bu yükümlülüklere konu olanhizmetlerden kişilerin yararlandırılması, bu bağlamda mali bir karşılığadayandırılabilmesi imkânı vardır. İmar faaliyetlerinin amacı gözönündebulundurulduğunda imar planlarının düzenlenmesinde esas itibariyle bireyselyarardan ziyade kamusal ve toplumsal yararın ön planda tutulması gerekmektedir.Bu çerçevede imar faaliyetlerinden dolayı bazı kimselerin mal varlığındameydana gelen değer artışlarından kamunun pay alması, toplumsal ihtiyaçları gidermeyi esas alan kamu hizmetlerinin aksamadanyürütülebilmesini sağlamaya yönelik finansmanın oluşturulması amacınahizmet etmektedir. Bu itibarla taşınmazmaliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılan imar planıdeğişikliği nedeniyle ortaya çıkan değer artışının, değer artış payı olarakkamuya aktarılmasını öngören kuralda kamu yararına dayalı meşru bir amacınbulunduğu anlaşılmaktadır.
105. Anayasa’nın 13. maddesinde güvencealtına alınan ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkolmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülensınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; gereklilik,ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer birifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkünolmamasını; orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir.
106. Düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi amacıylayetkili kamusal makamlarca planlama yapılırken toplum olarak bir aradayaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçların belirlenmesive karşılanması hedeflenmektedir. Aynı yerleşim yerinde ve bir arada yaşayanbireylerin bu ihtiyaçlarının giderilmesi için belirli bir kamu finansmanınaihtiyaç duyulmaktadır. Kamusal makamların kararına bağlı olarak yapılan imaruygulamaları sonucunda ortaya çıkan değer artışından (taşınmaz rantından) iseyalnızca mülk sahibi yararlanmaktadır. Bu çerçevede imar faaliyetlerindendolayı bazı kimselerin mal varlığında meydana gelen değer artışlarından kamununpay almasının öngörülmesi suretiyle kamuya kaynak aktarılmasının kamuhizmetlerinin sağlıklı ve düzenli şekilde yürütülmesine katkı sağlayacağı gözetildiğindekuralın söz konusu amaca ulaşma yönünden elverişlive gerekli bir araç olmadığı söylenemez.
107. Diğer yandan imar faaliyeti ve planları hem kamusalalanda hem de bireysel anlamda büyük önem taşımaktadır. Söz konusu faaliyetlerve planlar kamusal açıdan kent veya çevresine yapılacak yatırımları etkilemekveya yönlendirmek suretiyle kentin ekonomisinin ve sağlıklı çevreninoluşturulmasına katkı sağlamakta iken bireysel açıdan bireyin mülkiyetindebulunan taşınmazının ekonomik değerini etkilemektedir. Bu nedenle imara ilişkinfaaliyetlerde ve planlarda kamusal fayda ile bireysel faydanın olabildiğincebağdaştırılması gerekmektedir.
108. Yapılan imar uygulaması sonucunda değerinde artış olan arsanın artan değerinindeğer artış payı olarak kamuya aktarılmasında kamusalyarar bulunmakla birlikte bu yolla maliklere aşırı ve orantısız bir külfetyüklenmemelidir. Bu bağlamda malikin, imar uygulamasından elde ettiğiyarar ile değerinde artış olan arsanın artan değerinin değer artış payı olarakkamuya aktarılan kısmı arasında bir kıyaslama yapılmalıdır. Bu çerçevede imaruygulaması sonucunda taşınmazın değerinde meydana gelen artış ile idareyedevredilen kısmının değeri arasında açık bir dengesizliğin bulunması durumundamalike yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olduğundan söz edilebilir.
109. Kural, taşınmaz maliklerinin tamamının talebiüzerine ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artışolan arsanın artan değerinin tamamının değer artış payı olarak kamuyaaktarılmasını öngörmektedir. Kişinin herhangi bir zahmete veya maliyetekatlanmadan kamunun gerçekleştirdiği imar uygulaması nedeniyle taşınmazındaortaya çıkan değer artışından kamunun yüksek oranlarda pay alması, her zamaniçin mülkiyet hakkı yönünden kişiye aşırı bir külfet yüklendiği sonucunavarılması için yeterli değildir. Bununla birlikte imar faaliyetlerinden dolayıbazı kimselerin mal varlığında meydana gelen değer artışından pay alınması, toplumsal ihtiyaçları gidermeyi esas alan kamuhizmetlerinin aksamadan yürütülebilmesini sağlamaya yönelik finansmanınoluşturulması amacına hizmet etmekte ise de değerartışının tamamının değer artış payı olarak alınmasının vergi, resim ve harç benzeri mali yükümlülük niteliğindeki değerartış payının oranının makul ve kabul edilebilir ölçüleri aştığı ve malikeaşırı bir külfet yüklenmesine yol açtığı sonucuna varılmıştır.
110. Kural bu hâliyle maliklerin, imar uygulamasındanelde ettikleri yarar ile yüklendikleri külfet arasında ortaya çıkan açık birdengesizliğin önlenmesine imkân tanımamaktadır. Diğer bir ifadeyle imaruygulaması sonucu taşınmazın değerinde ortaya çıkan değer artışının tamamınınkamuya aktarılması suretiyle topluma bırakılan ekonomik değer ile imaruygulamasının, taşınmazın geride kalan kısmına sağladığı ekonomik katkıarasında makul bir orantının sağlanmasına ilişkin güvencelerin kuraldabulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda değerinde artış olan arsanın artandeğerinin tamamının değer artış payı olarak alınmasını öngören kuralın makul ve kabul edilebilir ölçülere uygun olmadığı, malikeaşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındagözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu ve bu itibarlaorantısız bir sınırlamaya neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
111. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
4. YedinciFıkranın (a) Bendinde Yer Alan “…%25’i…”, (b) Bendinde Yer Alan “…%40’ı…”ve “…%30’u…” ile (c) Bendinde Yer Alan “…%75’i…”, “…%15’i…”ve “…%10’u…” İbareleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi
112. Dava dilekçesinde özetle; taşınmaz maliklerinintamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucundaoluşan değer artış payının Bakanlığa, diğer kamu kurumlarına ve belediyelereaktarılacak oranların belirlenmesi sırasında kamu yararının gözetilmediği,hakkaniyete ve adalete uygun bir dağıtımın yapılmadığı, yerel yönetimlereaktarılan payın yetersiz olduğu, ayrıca büyükşehir belediyeleri ile ilçebelediyeleri ve büyükşehir olmayan belediyeler arasında ayrım yapılmasınıneşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 127.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
113. Anayasa’nın 127. maddesinde öngörülen yerelyönetimlerin özerkliği ilkesi, yerinden yönetimin varlık şartlarından olanmali özerkliği de kapsamaktadır. Mali özerklik kavramı ise mahalli idarelerinmali kaynaklarının bir bölümünü yerel vergi ve harçlardan oluşturmalarını,gelirlerini ve varlıklarını kendi amaçlarına uygun bir biçimdekullanabilmelerini ve esnek bir bütçe sistemine sahip olmalarını öngörmektedir.Diğer bir ifade ile mahalli idarelerin mali özerkliği, merkezî yönetimin malvarlığından ayrı mal varlığı, bağımsız gelir kaynakları ve bütçeleri olmasıesasına dayanır. Nitekim Anayasa’nın anılan maddesinin altıncı fıkrasının soncümlesinde de “Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynaklarısağlanır” hükmüne yer verilmek suretiyle mahalli idarelerin mali özerkliğiteminat altına alınmıştır (AYM, E.2014/72, K.2014/141, 11/9/2014; E.2019/112,K.2020/35, 25/6/2020, § 32).
114. Dava konusu kurallar, taşınmaz maliklerince değerartış payı olarak Bakanlık muhasebe birimi hesabına yatırılan tutarların ilgiliidarelere hangi oranlarda dağıtılacağına ilişkin düzenlemeleri içermektedir.
115. İmar planlamasının amacı, düzenli bir kentleşmeninsağlanabilmesi amacıyla kimi uygulamaların planlanması, sürdürülebilirkalkınmanın gerçekleştirilmesi, çevre, doğa, kültür ve doğal miras ile diğeralanların korunması olup bu yolla kamusal yararın gerçekleştirilmesidir.Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevreşartlarına uygun oluşumunu sağlamak amacıyla kabul edilen imar planlarıestetik, düzenli ve sağlıklı bir şehirleşmede önemli bir rol oynamaktadır.
116. İmar planları, 3194 sayılı Kanun’un 6. maddesindemekânsal planların, kapsadıkları alan ve amaçları açısından mekânsal stratejiplanlarına uygun olarak Çevre Düzeni Planları ve İmar Planlarıkademelerinden oluşacağı, imar planlarının ise nazım imar planı ve uygulamaimar planı olarak hazırlanacağı belirtilmiştir.
117. Anılan Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b)bendinde belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imarplanlarının ilgili belediyelerce yapılacağı veya yaptırılacağı ve belediyemeclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği, belediye ve mücavir alan dışındakalan yerlerde yapılacak planların ise valilik veya ilgilisince yapılacağı veyayaptırılacağı ve valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğegireceği hükme bağlanmıştır.
118. Kanun’un “İstisnalar” başlıklı 4. maddesiyleanılan maddede sayılan kanunlar ile diğer özel kanunlarla belirlenen veyabelirlenecek olan yerlerde, bu Kanun’un özel kanunlara aykırı olmayan hükümlerininuygulanacağı öngörülmüştür.
119. Kanun’un 9. maddesinde de Bakanlığın imar planı vedeğişiklikleri yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve resen onaylamaya yetkilikılındığı durumlar belirtilmiştir. Ayrıca 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı HakkındaCumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 97. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde yerleşmeye, çevreye ve yapılaşmaya dair imar, çevre, yapı ve yapımmevzuatını hazırlamak, uygulamaları izlemek ve denetlemek; (ç) bendinde ise hertür ve ölçekteki fiziki planlara ve bunların uygulanmasına yönelik temel ilke,strateji ve standartları belirlemek ve bunların uygulanmasını sağlamak,Cumhurbaşkanınca yetkilendirilen alanlar ile merkezî idarenin yetkisi içindekikamu yatırımları, mülkiyeti kamuya ait arsa ve araziler üzerinde yapılacak hertürlü yapı, millî güvenliğe dair tesisler, askerî yasak bölgeler, genel sığınakalanları, özel güvenlik bölgeleri, enerji ve telekomünikasyon tesislerine ilişkinetütleri, harita, her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imarplanlarını, parselasyon planlarını ve değişikliklerini resen yapmak, yaptırmak,onaylamak Bakanlığın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
120. Anılan hükümler gözetildiğinde imar planlarınailişkin karar alma, onaylama ve uygulama gibi birçok konuda, belediyelerdışında merkezî idare teşkilatı içinde yer alan çeşitli kamu kurum vekuruluşlarının da yetkili kılındığı görülmektedir.Buna göre imar planlarının hazırlanması amacıyla merkezî yönetimlebirlikte yerel yönetimlerin birtakım kamusal maliyetlere katlandığı açıkolmakla birlikte bu alandaki ihtiyaçlarıngiderilmesi amacıyla yapılan hizmetler ve yürütülen faaliyetler toplumungenelini ilgilendirmektedir. Bu nedenle düzenli ve sağlıklı birşehirleşmenin gerçekleştirilmesi amacıyla gerek merkezî yönetim, gerekse yerelyönetimler tarafından yürütülen faaliyetler mahallîmüşterek ihtiyaçların karşılanmasının ötesinde ulusal düzeyde ihtiyaçlarınkarşılanmasına ve ulusal çıkarların korunmasına yönelik faaliyetlerdir.
121. Bu bağlamda dava konusu kurallarla, imar planıdeğişikliğinin yapıldığı alanın büyükşehir belediyesi sınırları içinde olupolmamasına ve imar planı değişikliğini onaylayan idareye göre değer artışpayının merkezî idare ile belediyelere farklı oranlarda aktarılması yönündedüzenlemeler yapılmış, buna göre belediyeler tarafından onaylanan imar planıdeğişikliklerinin yanı sıra Bakanlık veya diğer ilgili idareler tarafındanonaylanan imar planı değişiklikleri sonucunda ortaya çıkan değer artış payınında belirli oranlarda belediyelere aktarılması öngörülmüştür.
122. Bu itibarla imar planı değişikliği sonucundadeğerinde artış olan arsanın artan değeri nedeniyle taşınmaz maliklerinceödenen değer artış payının, imar planlarını onaylamaya yetkili ilgili idarelerarasında dağıtılmasına ilişkin kurallar, anayasalsınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kurallarda kamuyararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemeyeceği gibi mahallî idarelerinmali özerkliğine aykırı bir yön de bulunmamaktadır.
123. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
Ç. Kanun’un 18. Maddesiyle 1319 Sayılı Kanun’unDeğiştirilen 44. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
124. Kamu hizmetlerinin finansmanı için gerekli olangelirin elde edilmesi, gelir ve servet dağılımındaki dengesizliklerin ortadankaldırılması ya da azaltılması suretiyle vergilemede adaletin sağlanmasıamacını güden vergi politikalarının gerçekleştirilebilmesini sağlayanaraçlardan birisi de servetin vergilendirilmesidir. Her ülke içinde bulunduğuşartlara ve servet vergisinin türüne göre servet unsurlarının tamamını veya birkısmını vergi konusunun içine almaktadır. Serveti vergilendirme gereği,servetin vergi ödeme gücünü temsil etmesi ve diğer vergilerin ödeme gücünübelirlemede yetersiz kalması nedeni ile ortaya çıkmaktadır. Servet unsurlarınınen önemlilerinden birisi olan taşınmazlar da servet vergisinin konusu içinde entemel yeri teşkil etmektedir.
125. Değerli konut vergisi de servet vergilerinin birtürüdür. Bu itibarla anılan verginin mali güç ölçütünden hareketle servetinvergilendirilmesi amacıyla ihdas edilen bir vergi olduğu anlaşılmaktadır.Değerli konut vergisi, 1319 sayılı Kanun’un Dördüncü Kısmında yer alan 42 ila49. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 42. maddesine göre Türkiyesınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlardan Kanun’un 29. maddesinegöre belirlenen bina vergi değeri 5.000.000 Türk lirasının (TL) üzerindeolanlar değerli konut vergisine tabidir.
126. Verginin matrahı, üzerinden vergi miktarınınhesaplanacağı ve vergi kanunlarında gösterilen oranların uygulanacağı belirlideğerleri ifade etmektedir. Değerli konut vergisi, servet üzerinden alınan birvergi olarak kişilerin vergi ödeme gücünün göstergesi olan bina gibi taşınmazservet unsurlarını vergilendiren bir niteliğe sahiptir. Buna göre değerli konutvergisinde matrah olarak kabul edilecek olan unsur binanın değeridir. Binanındeğeri ise Kanun’un 29. maddesine göre tespit edilen vergi değeridir.
127. Kanun’un 44. maddesinin birinci fıkrasına göredeğerli konut vergisinin matrahı, bina vergi değerinin 42. maddede yer alantutarı aşan kısmıdır. Buna göre bir taşınmazın değerli konut vergisine tabiolması için 29. maddeye göre belirlenen bina vergi değerinin 5.000.000 TL’ninüzerinde olması gerekir.
128. Kanun’un 44. maddesinin ikinci fıkrasında isedeğerli konut vergisinin oranları düzenlenmiştir. Buna göre değerli konutvergisi artan oranlı tarifeye sahip bir vergidir ve değerli konut vergisininoranlarına ilişkin tarifede; binde 3, binde 6 ve binde 10 olmak üzere üç farklıvergi dilimi bulunmaktadır.
129. Anılan maddenin dördüncü fıkrasına göre anılanmaddede yer alan tutar ile ikinci fıkrada yer alan vergi oranlarına esas meskennitelikli taşınmaz değerlerinin alt ve üst sınırları her yıl bir önceki yılailişkin olarak 213 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenen yeniden değerlemeoranının yarısı nispetinde artırılır. Söz konusu maddenin beşinci fıkrasında daCumhurbaşkanının, dördüncü fıkrada belirtilen yeniden değerleme oranının yarısınispetindeki artış oranını yeniden değerleme oranına kadar artırmaya yetkili olduğuhükme bağlanmıştır.
130. Dördüncü fıkraya dayanılarak çıkarılan ve 30/12/2022tarihli ve 32059 (2. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Emlak VergisiKanunu Genel Tebliği (Seri No: 82) ile Kanun’un 42. maddesinde yer alan5.000.000 TL tutarı 2023 yılı için 9.967.000 TL olarak belirlenmiştir. Buitibarla bir taşınmazın 2023 yılında değerli konut vergisine tabi olması için29. maddeye göre belirlenen bina vergi değerinin 9.967.000 TL’nin üzerindeolması gerekir.
131. Kanun’un 44. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alandava konusu kuralda ise paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, değerli konutvergisi matrahının hesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değerinin esasalınacağı hüküm altına alınmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
132. Dava dilekçesinde özetle; değerli konut vergisininkonusunu oluşturan ve paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyet yoluyla sahipolunan mesken nitelikli taşınmazın matrahının hesabında hisseye isabet edendeğeri yerine toplam değerinin esas alınmasının maliklerin aleyhine olduğu,nitekim payın değeri itibarıyla değerli konut vergisinin konusu olmayantaşınmazın tamamının değerinin esas alınması durumunda anılan vergiye tabiolabileceği, bu durumun vergi ödeme yükümlülüğünün mali güce göre belirlenmesiilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca değerli konut vergisinin mükellefleri arasındaeşitsizlik oluşturduğu belirtilerek kuralınAnayasa’nın 10. ve 73. maddesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
133. Anayasa’nın 73. maddesinde herkesin kamu giderlerinikarşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu, vergiyükünün adaletli ve dengeli dağılımının maliye politikasının sosyal amacıolduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı,değiştirileceği veya kaldırılacağı öngörülmüştür.
134. Vergilendirme yetkisi, devletin,ülkesi üzerindeki egemenliğine bağlı olarak, vergi alma konusunda sahip olduğuhukuksal ve fiilî güçten kaynaklanmaktadır. Herkes tarafından yerinegetirilmesi gereken bir yükümlülük olarak kabul edilen ve devletin kamusalihtiyaçları karşılaması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiylekişilere yüklediği bir kamu alacağı şeklinde tanımlanan verginin, anayasalsınırlar içinde salınıp toplanması zorunludur. Vergi hukukunda, vergi olgusununniteliklerini oluşturan yasal düzenlemelerde Anayasa’nın bu konudakiilkelerinin gözönünde tutulması gerekir. Bu anlamda, devletin vergilendirmeyetkisi vergide kanunilik, mali güç ve genellik gibi kimi anayasal ilkelerlesınırlandırılmıştır. Buna göre vergi, Anayasa’nın öngördüğü ilkeleri gözetecekşekilde kanunla düzenlenmeli ve doğal olarak vergide eşitlik ilkesinin uygulamaaracı olan mali gücü de yansıtmalıdır. Vergi tekniği, vergi adaletiniyansıtmadıkça maliye politikasının sosyal amacını gerçekleştiremez (AYM, E.2008/110, K.2010/55, 1/4/2010).
135. Verginin mali güce göre alınması ve genelliğiilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesiamaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali güce ilişkin göstergeleringelir, servet ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali güç, ödeme gücününkaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Kanun koyucunun vergilendirmede,kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini gözönünde bulundurmasıgerekir. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın mali gücüolan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi ödemesini ifade eder. Mali gücegöre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına görealınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracıolup mali gücü fazla olanın mali gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesinigerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklıolanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır (AYM, E.2008/110,K.2010/55, 1/4/2010; E.2013/72, K.2013/126, 31/10/2013).
136. Dava konusu kuralda paylı mülkiyette ve elbirliğimülkiyette, matrahın hesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değerininesas alınacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte kural verginin matrahının, yaniverginin üzerinden hesaplanacağı parasal değerin belirlenmesine ilişkin birdüzenleme içermekte olup paylı mülkiyetle veya elbirliği mülkiyeti iletaşınmaza malik olanları hesaplanan verginin tamamından sorumlu tutmamaktadır.
137. Kanun’un “Mükellefiyet:” başlıklı 45.maddesinde değerli konut vergisini mesken nitelikli taşınmazların maliki, varsaintifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa mesken nitelikli taşınmaza malik gibitasarruf edenlerin ödeyeceği, bir mesken nitelikli taşınmaza paylı mülkiyethâlinde malik olanların, hisseleri oranında mükellef olacakları, elbirliğimülkiyette ise maliklerin vergiden müteselsilen sorumlu oldukları kuralabağlanmıştır.
138. Paylı mülkiyet durumunda, aynı gayrimenkul üzerindefiilen taksim edilmemiş belirli hisselerde birden çok kişinin malik olması sözkonusudur. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 688.maddesinin birinci fıkrasına göre paylı mülkiyette, birden çok kimse maddiolarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olma durumu sözkonusudur. Paylı mülkiyette, paydaşlardan her biri kendi payı bakımındanmülkiyete ilişkin hak ve yükümlülüklere sahip olmaktadır. Buna göre değerlikonut vergisine konu olan bir taşınmaza, paylı mülkiyet hâlinde malik olanlar,hisseleri oranında mükelleftirler. Birden çok kişinin bir taşınmaza aynı andamalik olmaları durumunda, değerli konut vergisinden, taşınmaza paylı mülkiyetlesahip olan malikler hisseleri oranında ve kendi hissesine düşen miktardanşahsen sorumludurlar. Paylı mülkiyette müteselsil sorumluluk söz konusudeğildir. Her paydaşın değerli konut vergisi yalnızca kendisinden istenebilir.Bir paydaşın değerli konut vergisinden dolayı diğer hissedarlar sorumlututulamaz.
139. Elbirliği mülkiyeti, ortak mülkiyetin diğer bir türüolup 4721 sayılı Kanun’un 701 ila 703. maddelerinde düzenlenmiştir. Elbirliğimülkiyetinde malikler taşınmazın tamamı üzerinde ve hep birlikte mülkiyethakkına sahip olurlar. Ortaklardan hiçbiri kanundan ya da sözleşmeden doğantopluluk devam ettiği sürece diğerlerinin onayı olmadan mülkiyetin konusu olanmalın tümü veya belirli bir kısmı üzerinde tasarrufta bulunamaz. Değerli konutvergisi açısından malikler, paylı mülkiyette hisseleri oranında ve kendihissesine düşen miktardan şahsen sorumlu olurlarken elbirliği mülkiyetinde isetüm hissedarlar, verginin tamamından müteselsilen sorumludurlar. Bununlabirlikte ödemiş oldukları vergi nedeniyle diğer elbirliğiyle ortaklarahisseleri oranında rücu etme hakkına sahiptirler.
140. Bunun yanı sıra değerli konut vergisine ilişkinolarak 1319 sayılı Kanun’da öngörülen vergi kolaylıklarından paylı mülkiyetleveya elbirliği mülkiyeti ile taşınmaza malik olanların da yararlanacağıaçıktır.
141. Bu bağlamda değerli konut vergisinde vergimükelleflerinin sahip olduğu konutlarının toplam varlık değerine bakılmamakta,konutlar üzerinden tek tek değerleme yapılmaktadır. Bu açıdan, bir kişinindeğerli konut vergisinin mükellefi olabilmesi için, değeri 9.967.000 TL’yi geçenbirden fazla konuta sahip olması gerekmektedir. Anılan Kanun’un 46. maddesinin(b) bendinde Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olanlarile birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların, değerli konut vergisikonusuna giren en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazın değerli konutvergisinden muaf olduğu hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca bir kişinindeğerli konut vergisi mükellefi olması için değeri 9.967.000 TL’nin üzerindebulunan mesken niteliğinde en az iki taşınmazın maliki olması gerekmektedir. Buvergi muafiyeti paylı mülkiyetle veya elbirliği mülkiyeti ile taşınmaza malikolanlar açısından da geçerlidir.
142. Ayrıca değerli konut vergisinin matrahı Kanun’un 44.maddesine göre bina vergi değerinin 42. maddede yer alan tutarı (9.967.000TL’yi) aşan kısmıdır. Bu itibarla bina değerinin 9.967.000 TL’lik kısmıise değerli konut vergisinin matrahı olarak dikkate alınmayacak, bu kısımsadece emlak vergisinin konusunu oluşturacaktır. Bu yolla taşınmazın değerinin9.967.000 TL’lik kısmı değerli konut vergisinin konusu dışında bırakılmıştır.Paylı mülkiyetle veya elbirliği mülkiyeti ile taşınmaza malik olanlar da binavergi değerinin yalnızca 42. maddede yer alan tutar olan 9.967.000 TL’yi aşankısmından sorumlu olacaktır.
143. Öte yandan değerli konut vergisi, vergiye tabi gelirya da servetin tutarının artması durumunda farklı dilimler itibarıyla farklı vegenellikle daha yüksek oranlarda vergi hesaplanması esasına dayanan ve vergiödeme gücünün kavranması açısından en uygun tarife tiplerinden birisi olanartan oranlı tarife üzerinden hesaplanmaktadır. Artan oranlı vergi tarifesi,değeri belirli bir miktarın üzerine çıkan mesken niteliğindeki taşınmazlarınvergilendirmesini sağlama amacına hizmet etmekte olup servet unsurlarınınvergilendirilmesi sırasında bu tarifenin uygulanmasının verginin mali güce görealınması ve vergi yükünün adaletli ve dengelidağıtılması ilkesini gerçekleştirme amacına hizmet etmediği desöylenemez.
144. Değerli konut vergisinin konusunun vergi değeri9.967.000 TL’nin üzerindeki mesken niteliğindeki taşınmazlar ve vergininmatrahının 9.967.000 TL’nin üzerindeki kısmı olduğu, değerli konut vergisimükellefi olunabilmesi için mesken niteliğindeki en az iki taşınmaza sahipolunması gerektiği, bunlardan değeri düşük olanın değerli konut vergisindenistisna tutulduğu ve artan oranlı vergi tarifesinin uygulandığı gözetildiğindedeğerli konut vergisinin, yüksek değerli birden fazla mesken niteliklitaşınmaza sahip olunması durumunda mali güç ölçütünden hareketle servetinvergilendirilmesi amacıyla ihdas edilen bir vergi olduğu anlaşılmaktadır.
145. Bu itibarla paylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, matrahınhesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değerinin esas alınmasını öngörenkuralın değerli konut vergisine konu taşınmaza paylıve elbirliğiyle ortak olan mükellefler açısından vergi yükünün adaletli vedengeli dağıtılması ilkesini bozmadığı ve verginin mali güce görealınması ilkesine aykırılık oluşturmadığı sonucunaulaşılmıştır.
146. Açıklanan nedenlerlekural, Anayasa’nın 73. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
Zühtü ARSLAN ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D. Kanun’un 20. Maddesiyle 3414 Sayılı Kanun’un 1.Maddesinin Yürürlükten Kaldırılmasının İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
147. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla 775sayılı Kanun’un daha önceden belediyelere verdiği hak, görev ve yetkilerinmerkezî idareye devredildiği, bu hâliyle kuralda kamu yararının bulunmadığı,ayrıca kuralın anılan Kanun’un uygulanmasıyla ilgili verilen yargı kararlarınıetkisiz bırakma amacı taşıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 138.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
148. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 127. maddesi yönünden deincelenmiştir.
149. Dava konusu kuralla 3414 sayılı Kanun’un, “775sayılı Gecekondu Kanununun belediye sınırları ile mücavir alanlardaki tatbikatıiçin Bayındırlık ve İskân Bakanlığına verilen hak, yetki ve görevler ilgilibelediyelere devredilmiştir. Belediyeler bu hak, yetki ve görevleri yetkiliorganları eliyle kullanırlar./ Büyük şehirlerde bu Kanunun tatbikatı büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde ilçe belediyelerince yapılır.”şeklindeki 1. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
150. Buna karşılık 775 sayılı Kanun’a 7221 sayılıKanun’un 2. maddesiyle eklenen ek 6. maddenin ikinci fıkrasında 3414 sayılıKanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediyelerce 775 sayılı Kanun’a göreoluşturulan veya oluşturulacak alanlardaki uygulamalarda ilgili belediyeninyetkili olduğu; belediyelerin bu hak, yetki ve görevlerini yetkili organlarıeliyle kullanacakları; büyükşehirlerde bu Kanun’un uygulanmasının büyükşehirbelediyelerinin koordinatörlüğünde ilçe belediyelerince yapılacağıbelirtilmiştir.
151. Dava konusu kuralın gerekçesinde de “Bu Kanunun 2nci maddesiyle 775 sayılı Gecekondu Kanununda değişiklik yapılarak gecekondualanlarında TOKİ ile belediyeler arasındaki yetki çakışması giderilmektedir. Budeğişikliğe paralel olarak mevzuatta çakışmaya neden olabilecek diğerhükümlerin de yürürlükten kaldırılması gerekmektedir./ Ancak 1/2/1989 tarihlive 3520 sayılı Bazı Kanunların Madde Numaralarının Değiştirilmesi HakkındaKanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile 3414sayılı Kanunun 1 inci maddesi 775 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi olaraknumaralandırılmıştır. Buna rağmen mevzuatta 3414 sayılı Kanunun 1 inci maddesi775 sayılı Kanunun işlenemeyen hükümler bölümünün 1 inci maddesi olarak yeralmaktadır./ Madde ile; 3414 sayılı Kanunun 1 inci maddesi yürürlüktenkaldırılarak, bu Kanunla 775 sayılı Gecekondu Kanununda yapılan düzenlemeyeuyum sağlanması amaçlanmaktadır.” denilmektedir.
152. Bu itibarla kuralla 3414 sayılı Kanun’un 1.maddesinin düzenlediği hususlar itibarıyla ilgili olduğu maddeye taşınmasıamacıyla yürürlükten kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
153. 775 sayılı Kanun’a 7221 sayılı Kanun’un 2.maddesiyle eklenen ek 6. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya uygunlukdenetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
154. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 127.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 138. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
E. Kanun’un 21. Maddesiyle 3621 Sayılı Kanun’un 6.Maddesinin Beşinci Fıkrasına Eklenen (g) Bendinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
155. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallakıyılarda imar planı kararı ile millet bahçesi yapılabilmesine imkân tanındığıancak tanımı ve kapsamı kanuni düzenlemelerle belirlenmemiş olan milletbahçelerinin kıyılarda yapılabilmesine imkân sağlayan kuralın belirsiz olduğu,deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahilşeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi gerektiğibelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 43. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
156. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 56. maddesi yönünden deincelenmiştir.
157. Kuralla kıyılarda imar planı kararı ile milletbahçesi yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
158. Anayasa’nın 43. maddesinde “Kıyılar, Devletinhüküm ve tasarrufu altındadır./ Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz vegöllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamuyararı gözetilir./ Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına görederinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunladüzenlenir.” denilmektedir.
159. Kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altındaolması, buraların özel mülkiyete konu olamayacağı ve doğasına uygun olarakgenellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri çerçevesinde herkesin ortakkullanımına açık bulunmaları gerektiği anlamına gelmektedir.
160. Denizle kıyıların oluşturduğu doğal ve ayrılamazilişki ve bütünlük gözetildiğinde denizden yararlanmak ancak kıyınınkullanımının herkese açık olması ile sağlanabilecektir. Anayasa’nın 168.maddesinde tabii servetlerin ve kaynakların, devletin hüküm ve tasarrufualtında bulunduğu hükme bağlanmıştır. Anayasa koyucu kıyının hukuksal konumunu,genel nitelikte tabii servet ve kaynaklarla ilgili maddeler dışında bağımsız veayrı bir maddede açıklamıştır. Dolayısıyla kıyılar tabii servet ve kaynaklardanbiri olmakla birlikte ülkemiz açısından giderek artan ekonomik ve sosyaldeğerleri gözönünde bulundurularak Anayasa’nın 43. maddesinde özel olarakdüzenlenmiştir. Bu düzenleme doğal niteliği itibarıyla herkesin serbestçeyararlanmasına açık ve bu nedenle bir kamu malı olan kıyıların kendisine tabiiservet ve kaynak niteliği kazandıran özelliklerini yitirmemesi ve buözellikleri nedeniyle korunması gereğinin bir sonucudur (AYM, E.2018/70, K.2019/54,26/6/2019, § 13, E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, § 18).
161. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikincifıkralarında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkınasahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesiniönlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükümlerine yer verilmiştir.
162. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığınınkorunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletintemel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak içinetkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür.
163. Anayasa’nın 43. maddesi ile 56. maddesi arasındayakın bir ilişki bulunmaktadır. Nitekim denizlerin devamı olan kıyıların,kıyıları tamamlayan sahil şeritlerinin, deniz, göl ve akarsularda ekolojiközellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma yoluyla elde edilen arazilerindengeli bir çevre ile yakın ilişkisinin bulunduğu tartışmasızdır. Yine kamuyaaçık kıyıların ve denizlerin kirlenmesinde sahil şeridinin kullanılış biçimi enbüyük etkendir. Sahil şeritleri, kıyılar, doldurma ve kurutma yoluyla eldeedilen araziler kişilerin yararlanacağı doğal çevreyi oluşturur. Herkes, buçevrede sağlıklı ve dengeli yaşama hakkına sahiptir. Kıyılar, sahil şeritleriile doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler üzerindeki yapı veyapılaşmalar yönünden herhangi bir kısıtlamanın olmadığı, bu alanlarda çevrekoşullarına ve kamu yararı esasına göre belirlenmemiş uygulamalar kişileri buanayasal haktan yoksun bırakacaktır.
164. 3621 sayılı Kanun kapsamında kıyılar, sahilşeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin olarakgetirilen yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümler bu alanların doğal vekültürel özellikleri gözetilerek tabii servet ve kaynak olarak değerlerininkorunması amacına ve bu alanlardan yararlanmada öncelikle kamu yararınıngözetilmesi esasının gerçekleşebilmesine hizmet etmektedir. Anılan hususlardane şekilde düzenleme yapılacağı kanun koyucununtakdir yetkisi kapsamında bulunmakla birlikte kıyıda imar planı kararıile millet bahçeleri yapılmasına imkân tanıyan kuralın Anayasa’nın 43. ve 56.maddelerinde belirtilen esaslara aykırı olmaması gerekir.
165. Açık alan kavramı, kent dokusunun önemli temelelemanlarından birisi olup mimari yapı ve ulaşım alanları dışında kalanaçıklıklar veya boş alanlar olarak tanımlanmaktadır. Yeşil alanlar ise kentiniçinde ve çevresinde yer alan, rekreasyon, peyzaj ve hidroloji gibi işlevlergören ormanlar, korular, çeşitli işlev ve büyüklükteki parklar, mezarlıklar,refüj alanları ve bina bahçeleri gibi canlı (ağaç, çalı, yer örtücü, çimengibi) ve cansız (yollar, su elamanları, kent mobilyaları gibi) elamanlardanoluşan alanlardır. Yeşil alan, bir kentsel alana bitişik herhangi bir bitkiörtüsüne sahip arazi olarak tanımlanmakta ve çalılık, doğa rezervleri, millîparklar, açık hava spor alanları, okul oyun alanları ve kentsel alana bitişikkırsal veya yarı kırsal alanları da içermektedir. Bu tanıma göre her yeşil alanbir açık alan niteliğindedir.
166. 3194 sayılı Kanun’da yeşil alanlara yönelik birtanımlama yapılmamıştır. İmar uygulamaları ile ilgili olarak yeşil alantanımına 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun 5. maddesinderastlanmakta olup anılan maddenin birinci fıkrasında “Boğaziçi Alanındaorman sayılmayan kamu kurum ve kuruluşlarına veya özel mülkiyete ait koru,koruya katılacak alan, çayır, mesire yeri, bostan ve benzeri alanlar yeşil alansayılır ve bitki varlıkları geliştirilerek muhafaza edilir.” denilmektedir.Ayrıca söz konusu maddede bu alanlardaki ağaç varlıklarının yok edilmesi veyatahrip edilmesi yasaklanmış, yeşil alan sayılan bu yerlerde mahalli mahsullerinyetiştirilmesine devam edileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre 2960 sayılıKanun hükmü uyarınca koru, koruya katılacak alan, çayır, mesire yeri, bostan vebenzeri alanların imar uygulamaları açısından yeşil alan kapsamında kabuledilmesi mümkündür.
167. Diğer yandan dava konusu kuraldayer alan “…bahçe…” ibaresi ayrı ayrı ya da karışık olarak sebze,çiçek, meyve ağacı yetiştirilen, çevresi çit ya da benzeri bir şeyle çevrilmiştoprak parçası ya da evlerin önünde, içinde çiçek, çim, ağaç bulunan çevrilmişyeşil alan için kullanılmaktadır. Nitekim Türk Dil Kurumu Sözlüğü, bahçeyi “sebze,meyve, çiçek veya ağaç yetiştirilen yer” olarak tanımlamaktadır. Butanımlardan anlaşılacağı üzere, bahçe kavramının açık ve yeşil alanları ifade ettiği görülmektedir. Bu nedenle imarplanlarında millet bahçesi olarak öngörülen bir alanın açık ve yeşilalan olarak tanzimi zorunlu olup söz konusu alanların başka bir şekildedeğerlendirilmesi veya başka bir amaç için kullanılması mümkün değildir. Bunagöre millet bahçesi ibaresi genel kavramniteliğinde olmakla birlikte kavramın hukuki niteliği ve objektif anlamıaçısından değerlendirildiğinde belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğusöylenemez. Dolayısıyla kuralın belirlilik ilkesine aykırı bir yönübulunmamaktadır.
168. Öte yandan imar uygulamaları açısından açık ve yeşilalan kavramı içinde değerlendirilmesi gerektiği açık olan millet bahçelerinin,kentlere estetik, ekolojik, sürdürülebilir ve rekreaktif değeri yüksek açık veyeşil alanların kazandırılması, bu yolla insanların kentleşme sonucu ortayaçıkan çevre sorunlarına karşı, sağlıklı ve kentsel yaşam kalitesi daha yüksekkentlerde yaşamasına katkı sağlama amacına hizmet edeceği açıktır. Nitekimmillet bahçeleri, kamusal amaçlı herkesin kullanımına açık olan ve dinlenme,eğlenme, rekreaktif amaçlı eylemlerin gerçekleştirilebileceği yeşil alanlardır.Yeşil alanlar, yaşamsal bir gerekliliktir ve bir kente ekolojik, ekonomik,sosyokültürel, psikolojik ve estetik açısından önemli katkılar sağlayanfiziksel mekânlardır. Bu çerçevede millet bahçelerinin çevreyi koruma, yeşilalanları artırma, düzenli kentleşmeyi sağlamak amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.Bu itibarla kuralla kamu yararı dışında biramacın gözetildiği söylenemez.
169. Nitekim kuralın gerekçesinde de “…Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasınaeklenen bent ile tanımı itibariyle bir açık-yeşil alan fonksiyonu olan vekamusal kullanıma dönük olması itibariyle de, Kıyı Kanununun temel amacı ileörtüşen millet bahçelerinin; kıyı mevzuatına tabi alanlarda yer alabilmesiniteminen kıyılarda yer alabilecek açık yeşil alanlar (park, yeşil alan, çocukbahçeleri) içerisine eklenmesi öngörülmektedir.” denilmektedir.
170. Ayrıca kıyılarda imar planı kararı ileyapılabileceği öngörülen millet bahçelerinin yapılacağı kıyılar, sahilşeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı veyapılaşmaya dair 3621 sayılı Kanun’da yer alan sınırlayıcı hükümlerinin uygulanmasınadevam edileceği gözetildiğinde söz konusu alanlarda yapılacak yapı veyapılaşmaların hangi ilkelere, kurallara ve sınırlamalara tabi olacağıkonusunda herhangi bir tereddüdün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başka birdeyişle söz konusu alanlarda yapılacak millet bahçeleri açısından da kıyıhukuku rejimi yönünden tabi olunacak kurallar mevcuttur. Bu durumda Anayasa’nın43. ve 56. maddeleri uyarınca devlete verilen çevreyi ve kıyıları korumagörevinin yerine getirilmesini engelleyen bir durumun bulunmadığıgörülmektedir.
171. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 43. ve56. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
F. Kanun’un 22. Maddesiyle 3621 Sayılı Kanun’un YenidenDüzenlenen Ek 2. Maddesinin ve Anılan Kanun’a Eklenen (5) Numaralı Kroki ileListenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
172. Dava dilekçesinde özetle; kıyı vesahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesigerektiği, dava konusu kurallar kapsamındaki kıyı alanının herhangi bir kamuyararı bulunmaksızın imar planı kararıylaresmi kurum alanı olarak belirlenebileceği, dava konusu maddede yer alan resmikurum alanı kavramının kanuni bir tanımının bulunmadığı, bu itibarlakuralların kıyılardan yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenlenmesigerekliliğini karşılamadığı, hukuki güvenlikilkesi gereğince normların belirli ve öngörülebilir olması gerektiği, budurumun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı, 3621 sayılı Kanun kapsamında yapılaşma yasağıgetirilen alanların çevre mevzuatı uyarınca Duyarlı Yöreler kapsamındakabul edilerek korunmasına rağmen kurallarla söz konusu alanın bu kapsamdançıkarıldığı, kurallara konu alanda anılan Kanun’un yapı ve yapılaşmayailişkin kısıtlamalarının fiilen göz ardı edildiği, kuralların AnayasaMahkemesinin daha önce verdiği iptal kararı nedeniyle yeniden düzenlendiği,ancak dava konusu maddenin ekinde yer alan dava konusu kroki ile sınır vekoordinatları gösteren listeyle daha önce iptal edilen kroki ve listenin özdeşolduğu, buna göre sadece madde metni değiştirilmek suretiyle daha önce iptaledilmiş olan maddeyle benzer bir düzenlemenin yapıldığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 11., 43., 56. ve 153.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
173. Dava konusu maddeyle ekli (5) numaralı kroki ilelistede sınır ve koordinatları gösterilen alanın 3621 sayılı Kanun’a tabikısımlarında imar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabileceği, bu alanın,imar planında belirlenen amaç dışında kullanılamayacağı hükme bağlanmıştır.Dava konusu diğer kural olan ekli kroki ve listeyle sınır ve koordinatlarıbelirlenen alan ise Bitlis Ahlat’ta Van Gölü kıyısına ilişkin bir alandır.
174. 3621 sayılı Kanun’a 7162 sayılı Kanun’un 7.maddesiyle eklenen ek 2. madde “Ekli (1), (2), (3) ve (4) nolu krokiler ilelistelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda bu Kanunun kıyılar,sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapıve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümleri uygulanmaz.” şeklindeydi. Sözkonusu madde ve maddeye ekli krokiler ile listeler Anayasa Mahkemesinin26/6/2019 tarihli ve E.2019/35, K.2019/53 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anılaniptal kararında dava konusu kurallarla Kanun’a ekli kroki ve listelerde sınırve koordinatları gösterilen Çandarlı Limanı, Rize İyidere Lojistik MerkezLimanı, Rize dolgu alanı ve Bitlis Ahlat’taki alanda Kanun’un kıyılar, sahilşeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı veyapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerinin bir bütün olarakuygulanmayacağının belirtildiği, söz konusu alanlarda yapılacak yapılarailişkin olarak kıyı hukuku rejimi yönünden denetimsiz bir alan oluşturulduğu,ayrıca belirli alanlardaki yapılaşmaların 3621 sayılı Kanun’dakisınırlamalardan istisna tutulmasının, hukuki belirsizliğe yol açtığıbelirtilmiştir.
175. Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararı üzerine anılanmadde 7221 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle “Ekli (5) numaralı kroki ilelistede sınır ve koordinatları gösterilen alanın bu Kanuna tabi kısımlarındaimar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabilir. Bu alan, imar planındabelirlenen amaç dışında kullanılamaz.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
176. Bu itibarla kanun koyucu, bu kez sadece Kanun’a ekli(5) nolu kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen Bitlis Ahlat’takialanla ilgili düzenleme yapmış, bu alanda imar planı kararıyla resmi kurumalanı yapılabilmesinin mümkün olduğu ve bu alanın imar planında belirlenen amaçdışında kullanılamayacağı belirtilmiş, bunun yanı sıra kıyılarda yapı veyapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerin söz konusu alanda uygulanmasınıengelleyen bir düzenleme de öngörmemiştir.
177. Dava konusu maddede yer alan “…resmî kurumalanı…” ibaresinin tanımı kuralda veya imar uygulamalarına ilişkin temelkanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun’da yer almamakta olup söz konusu ibareye,anılan Kanun’un 18. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımı yapılmaksızın yerverilmiştir. Söz konusu fıkrada resmi kurum alanı, düzenleme ortaklıkpaylarının tahsis edilebileceği toplumsal hizmet alanlarından biri olaraksayılmıştır.
178. Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların;plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun oluşumunu sağlamak amacıyladüzenlenmiş olan anılan Kanun’un 2. maddesinde belediye ve mücavir alansınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecekresmi ve özel bütün yapıların bu Kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiş, 3.maddesinde ise herhangi bir alanın her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğubölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı amaçlar içinkullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 5. maddesinde de Kanun’dayer alan kavramların bazıları tanımlanmış, diğer kavramların ise Bakanlıkçahazırlanacak yönetmelikte tanımlanacağı belirtilmiştir.
179. Bu çerçevede 14/6/2014 tarihli ve 29030 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (h) bendinde resmi kurum alanı, “Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerle, ilözel idaresi ve belediyeye veya bu kurumlarca sermayesinin yarısından fazlasıkarşılanan kuruluşlara, kanunla veya kanunun verdiği yetki ile kurulmuş kamutüzel kişilerine ait bina ve tesislerin yapıldığı alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
180. Anılan açıklamalarçerçevesinde dava konusu kurallara konu alanın ekli kroki ve listeylebelirlendiği, bu alanın 3621 sayılı Kanun’a tabi kısımlarında imar planıkararıyla resmi kurum alanı yapılabileceğinin belirtildiği ve söz konusu alanınimar planında belirlenen amaç dışında kullanılamayacağının hükme bağlandığı,kuralda yer alan “…resmi kurum alanı…” ibaresinin genel kavram niteliğinde olmakla birlikte belirsiz veöngörülemez nitelikte olduğunun söylenemeyeceği gözetildiğinde temel ilke veesaslar ile çerçevenin kurallarla belirlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla kurallar belirsiz veöngörülemez nitelikte olmadığı gibi kuralların yasamayetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırı biryönü de bulunmamaktadır.
181. Öte yandan Anayasa Mahkemesince kamu yararıkonusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıpyapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızınyalnızca özel çıkarlar için veya belirli kişilerin yararına olarak kanun hükmükonulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak belirlenmesihâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklananayrık hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı,hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasî tercihsorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararıdeğerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2016/133,K.2017/155, 15/11/2017, § 14).
182. Bu bağlamda dava konusu kuralların “Bitlis İli,Ahlat İlçesinin topografık yapısı ve geri sahasındaki doğal ve yapaykısıtlayıcı koşullar sebebiyle, Kıyı Kanununa tabi alanlarda bölgeningelişmesine katkı sağlayacak kamu yapısının oluşturulmasına ihtiyaçduyulduğundan, ekli kroki ve listede sınır ve koordinatları gösterilen alanınKıyı Kanununa tabi kısımlarında, kamu kaynaklarının etkin bir şekildekullanılabilmesini de teminen imar planı kararıyla resmi kurum alanlarıyapılabilmesi amaçlanmaktadır.” şeklindeki gerekçesi gözetildiğinde kamukaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve bölgenin gelişiminekatkı sağlayacak kamusal yapının oluşturulması amacıyla öngörüldüklerianlaşılmaktadır.
183. Dolayısıyla sınır ve koordinatları belirli alanın anılan Kanun’atabi kısımlarında imar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabilmesine imkânsağlayan kurallarda kamu yararı dışında biramacın gözetildiği söylenemez.
184. Diğer yandan Anayasa’nın 43. ve 56. maddeleriuyarınca devlete yüklenen ödevlerin nasıl yerine getirileceği hususu kanunkoyucunun takdirinde olmakla birlikte söz konusu ödevlerin yerine getirilmeusul ve esaslarını belirleyen bir kanuni düzenleme yapılmaksızın idarenin,anayasal güvenceleri yaşama geçirmek amacıyla daha önce kabul edilenkanunlardaki kısıtlamaların dışında tutulması, Anayasa’nın anılan maddelerindeöngörülen koruma ödeviyle bağdaşmaz (E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, § 25).
185. Bu kapsamda faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdayapılması zorunlu olan kamuya yararlı yapı ve tesislerin yapılabilmesi mümkünolmakla birlikte söz konusu yapı ve tesislere ilişkin yasal düzenlemelerde,Anayasa’nın kıyıların ve çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerine uyulmasızorunludur. Anayasa Mahkemesinin 5/1/2006 tarihli ve E.2005/98, K.2006/3 sayılıkararında da belirtildiği üzere kamu yararı amacıyla faaliyetlerinin gereğiolarak kıyıda yapılması zorunlu olan yapı ve tesislerin kullanımının buzorunlulukla sınırlı olduğu, dolayısıyla bu yapı ve tesislerin olağanihtiyaçlarıyla ilgisi olmayan yapılaşmalara izin verilemeyeceği açıktır (Benzeryönde bkz. E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, §24).
186. Deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile buyerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğalve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamuyararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla kabul edilen 3621 sayılıKanun’da yapı ve yapılaşmaya ilişkin hükümler genel olarak kıyılar yönünden 6.maddede, sahil şeritleri yönünden 5. ve 8. maddelerde, doldurma ve kurutmayoluyla kazanılan araziler yönünden ise 7. maddede düzenlenmiştir.
187. Kıyılarla ilgili genel esaslarıbelirleyen Kanun’un 5. maddesine göre kıyıda ve sahil şeridinde planlama veuygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur. Sahilşeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metreyaklaşabilir. Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlarancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmaküzere düzenlenebilir. Taşıt yolları sahil şeridinin kara yönünde, yapı yaklaşmasınırı gerisinde kalan alanda bulunabilir. Sahil şeridinde yapılacak yapılarınkullanım amacına bağlı olarak yapım koşulları yönetmelikte belirlenir.
188. Kanun’un kıyının korunması, yapı yasağı, kıyı vedenizde yapılacak yapılara ilişkin hükümleri düzenleyen 6. maddesine göre kuralolarak kıyılarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü,hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Yine kıyılarda kıyıyıdeğiştirecek boyutta kazı yapılamaz. Bu alanlardan kum, çakıl vesaire alınamazveya çekilemez. Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici etkisi olanatık ve artıklar dökülemez. Anılan maddede ayrıca kıyıda onaylı imar planıylayapılabilecek yapı ve tesisler ile bunlar yönünden aranacak şartlar belirtilmişolup bu yapı ve tesislerin yapım amaçları dışında kullanılamayacağı hükmebağlanmıştır.
189. Kanun’un 7. maddesinde de doldurma ve kurutmayoluyla kazanılan araziler üzerinde 6. maddede belirtilen yapılar ile yol, açıkotopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal altyapıalanlarının düzenlenebileceği ifade edilmiştir.
190. Kanun’un “Sahil Şeridinde Yapılabilecek Yapılar”başlıklı 8. maddesine göre uygulama imar planı bulunmayan sahil şeritlerinde 4.maddede belirtilen mesafeler içinde hiçbir yapı ve tesis yapılamaz. Uygulamaimar planı bulunan yerlerde ise duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazıkve benzeri engeller oluşturulamaz. Bu alanlara moloz, toprak, curuf, çöp gibikirletici ve çevreyi bozucu etkisi olan atık ve artıklar dökülemez. Bualanlarda kazı yapılamaz. Ancak bu alanlarda uygulama imar planı kararıylaKanun’un 6. ve 7. maddelerinde belirtilen yapı ve tesislerle birlikte toplumyararına açık olmak şartıyla konaklama hariç günü birlik turizm yapı vetesislerinin yapılabilmesi mümkündür.
191. 10., 11. ve 12. maddelerde de kıyıda ve sahilşeritlerinde yapılacak imar planlarının Kanun’a ve Kanun’a dayanılarakçıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı olamayacağı, kıyı ile doldurma vekurutma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapılabilecek tesisler içinBakanlıktan izin alınmasının ve sahil şeritlerinde inşa edilen yapılarınniteliklerinin tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesinin zorunlu olduğubelirtilmiştir. Bu kapsamda çıkarılan Kıyı Kanununun Uygulanmasına DairYönetmelik ise 3/8/1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarakyürürlüğe girmiştir.
192. Kanun’un Üçüncü Bölümünde ise kıyılar, sahilşeritleri ile doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler üzerindekiuygulamaların denetlenmesine ve Kanun’a aykırı uygulamaların cezalandırılmasınailişkin hükümlere yer verilmiştir.
193. Kıyılarda, sahil şeritleri ile doldurma ve kurutmayoluyla kazanılan arazilerde yapılaşmaya ilişkin anılan düzenlemelerin davakonusu kurallarla öngörülen alanda da uygulanacağı açık olup bu konudasınırlayıcı herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu itibarla kurallara konualanda, kıyılarda, sahil şeritleri ile doldurma ve kurutma yoluyla kazanılanarazilerde yapılaşma yasağına, yapılabilecek yapı ve tesislerle ilgili olarakgetirilen kısıtlamalara, kıyı ve sahil şeritlerinde kazı yapılamamasına, atıkve artık dökülememesine, kıyı ve sahil şeritlerindeki imar planlarının Kanun veKanun’a dayanılarak çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı olamamasınailişkin düzenlemelerin uygulanacağı açık olduğu gibi bu tür uygulamaların Kanunkapsamında kontrolü ile ceza hükümlerinin uygulanması da mümkündür.
194. Öte yandan Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı,yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevreşartlarına uygun oluşumunu sağlamak olarak belirtilmiştir. Bu amacıngerçekleşebilmesi, imar planlarının düzenlemelerde öngörülen yöntem, esas vesınırlamalara uyulmak suretiyle hazırlanması, onaylanması ve değiştirilmesihâlinde mümkün olacaktır. Bu çerçevede dava konusu kurallarla öngörülen alandaimar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabilmesinin mümkün olduğu, bualanın, imar planında belirlenen amaç dışında kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir.Buna göre bu alana ilişkin imar planı da Kanun’daki imar planlarınınhazırlanması, yapılması, değiştirilmesi ve onaylanması için gerekli usul veşekil kuralları ile diğer kısıtlamalara tabidir. Dolayısıyla kurallar, onaymakamının imar planlarının mevzuata, o yerin ihtiyaçlarına, imar planındanbeklenen kamusal amaca hizmet edip etmeyeceği gibi hususlarda yapılacakdenetimi ortadan kaldırmamaktadır.
195. Bu durumda, Anayasa Mahkemesince verilen iptalkararının gereğini yerine getirmek amacıyla yapılan yasal düzenleme sonucundaKanun’a ekli (5) nolu kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilenBitlis Ahlat’taki alanın imar planında belirlenen amaç dışındakullanılamayacağı ve bu alanda yapı ve yapılaşmanın 3621 sayılı Kanun’da yapıve yapılaşmaya dair öngörülen sınırlayıcı hükümlere, bir başka deyişle kıyıhukuku rejimine tabi olduğu sonucuna varılmıştır.
196. Bu itibarla kurallara konu alanda Kanun’un kıyılar,sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapıve yapılaşmaya ilişkin sınırlayıcı hükümlerinin bir bütün olarakuygulanacağı, söz konusu alanın kıyı hukuku rejimine tabi olacağı ve bu konudadenetimsiz bir alanın oluşturulmadığı gözetildiğinde kuralların Anayasa’nın 43.ve 56. maddelerine de aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
197. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 7.,43. ve 56. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşekatılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 11. ve 153.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
198. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bukural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde ResmîGazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceğitarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
199. 7221 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ikinci cümlesi ile anılan Kanun’un 12. maddesiyle 3194 sayılıKanun’a eklenen ek 8. maddenin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…artandeğerinin tamamı…” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksalboşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153.maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralıfıkrası gereğince bu cümleye ve ibareye ilişkin iptal hükümlerinin kararınResmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesiuygun görülmüştür.
V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
200. Dava dilekçesindeözetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına kararverilmesi talep edilmiştir.
14/2/2020 tarihli ve7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun’un;
A. 1. 1. maddesinin (2)numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
2. 12.maddesiyle 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 8. maddenindördüncü fıkrasının birincicümlesinde yer alan “…artandeğerinin tamamı…” ibaresine,
yönelikiptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümleye veibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
B. 1. 1. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (b) bendinin “…veri madenciliği ve yeni veri üretimikonularındaki hasılat paylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum,kuruluşlar ve üniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.”bölümüne,
2. 2. maddesiyle 20/7/1966tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’na eklenen ek 6. maddenin birincifıkrasına,
3. 12.maddesiyle 3194 sayılı Kanun’a eklenen ek 8. maddenin yedinci fıkrasının;
a. (a) bendinde yer alan “…%25’i…” ibarelerine,
b. (b) bendinde yer alan “…%40’ı…” ve “…%30’u…”ibarelerine,
c. (c) bendinde yer alan “…%75’i…”, “…%15’i…” ve “…%10’u…” ibarelerine,
4. 18. maddesiyle 29/7/1970tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun değiştirilen 44. maddesininüçüncü fıkrasına,
5. 20. maddesiyle 2/3/1988 tarihli ve 3414 sayılı 775Sayılı Gecekondu Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 3.5.1985Tarih ve 247 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bu Kanun Hükmünde Kararnameninİki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 16.8.1985 Tarih ve 250 Sayılı Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinin yürürlükten kaldırılmasına,
6. 21. maddesiyle 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6.maddesinin beşinci fıkrasına eklenen (g) bendine,
7. 22. maddesiyle;
a. 3621 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenen ek 2. maddesine,
b. 3621 sayılı Kanun'a eklenen (5) numaralı kroki ilelisteye,
yönelik iptal talepleri18/5/2023 tarihli ve E.2020/42, K.2023/99 sayılı kararla reddedildiğinden bumaddeye, fıkralara, bende, bölüme, ibarelere, kroki ve liste ile yürürlüktenkaldırmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
18/5/2023 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI. HÜKÜM
14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleriile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
A. 1. maddesinin;
1. (1) numaralı fıkrasının(b) bendinin “…veri madenciliği ve yeni veri üretimi konularındaki hasılatpaylaşımına yönelik iş birlikleri kapsamında, kurum, kuruluşlar veüniversiteler ile paylaşımı bedelsiz olarak yapılabilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. (2) numaralıfıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE, Recai AKYEL ile Muhterem İNCE’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncüfıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DEYAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 2. maddesiyle 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’naeklenen ek 6. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 12.maddesiyle 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 8. maddenin;
1. Dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…artan değerinin tamamı…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARINRESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Yedinci fıkrasının;
a. (a) bendinde yer alan “…%25’i…” ibarelerinin,
b. (b) bendindeyer alan “…%40’ı…” ve “…%30’u…” ibarelerinin,
c. (c) bendindeyer alan “…%75’i…”, “…%15’i…” ve “…%10’u…”ibarelerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptaltaleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ç. 18. maddesiyle 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nundeğiştirilen 44. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN ileSelahaddin MENTEŞ’in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA,
D. 20. maddesiyle 2/3/1988 tarihli ve 3414 sayılı 775Sayılı Gecekondu Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 3.5.1985Tarih ve 247 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bu Kanun Hükmünde Kararnameninİki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 16.8.1985 Tarih ve 250 Sayılı Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinin yürürlükten kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
E. 21. maddesiyle 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6.maddesinin beşinci fıkrasına eklenen (g)bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
F. 22. maddesiyle;
1. 3621 sayılıKanun'un yeniden düzenlenen ek 2. maddesinin,
2. 3621 sayılıKanun'a eklenen (5) numaralı kroki ile listenin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptaltaleplerinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, HasanTahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
18/5/2023 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 7221 sayılı Kanun’un(a) 18. maddesiyle 1319 sayılı Kanun’un değiştirilen 44. maddesinin üçüncüfıkrasının ve (b) 22. maddesiyle 3621 sayılı Kanun’un yeniden düzenlenen ek 2.maddesi ve aynı kanuna eklenen (5) numaralı kroki ile listenin Anayasa’yaaykırı olmadığına karar verilmiştir.
A. 1319 sayılı Kanun’un44. Maddesinin Üçüncü Fıkrası
2. Dava konusu kuralpaylı mülkiyette ve elbirliği mülkiyette, değerli konut vergisi matrahınınhesabında mesken nitelikli taşınmazın toplam değerinin esas alınmasınıöngörmektedir.
3. Kural Anayasa’nınvergi ödevini düzenleyen 73. maddesiyle bağlantılı olarak 10. maddesindegüvenceye alınan eşitlik ilkesi temelinde incelenebilir. Anayasa Mahkemesikararlarında belirtildiği üzere, karşılaştırılabilir konumda olan kişilereyönelik herhangi bir farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayanmamasıve ölçülü olmaması durumunda eşitlik ilkesine aykırılık ortaya çıkabilecektir(bkz. AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; E.2021/1, K.2021/32,29/4/2021, § 32; E.2021/62, K.2023/89, 04/05/2023, §§ 14, 16).
4. Kural değerli konutvergisi matrahının hesaplanmasında, dolayısıyla ödenecek vergi miktarıkonusunda taşınmaza tek başına malik olanlarla paylı olarak ve elbirliğiylesahip olanlar bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bu farklılık, değerlikonut vergisine tabi taşınmaza paylı veya elbirliğiyle sahip olanların tekbaşına sahip olanlara kıyasla çok daha fazla vergi ödemeleri sonucunudoğurmaktadır.
5. Gerçekten de kuralnedeniyle değerli konut vergisine tabi taşınmazlardan birine paylı olarak malikolan bir kişi, aynı değerdeki taşınmaza tek başına malik olan kişinin ödeyeceğiverginin neredeyse iki katını ödemek durumunda kalacaktır. Bu haliyle kuralelbirliği mülkiyette de -ortakların belirlenmiş payları olmadığından veortaklıklar taşınmazın tamamına yaygın olduğundan- orantılı olmayan farklılıklarınortaya çıkmasına neden olacak mahiyettedir.
6. Hâlbuki Anayasa’nın73. maddesinde güvenceye alınan “mali güce göre vergilendirme” ilkesikişilerin sahip oldukları ekonomik değerlerin ve mali güçlerinin, bu anlamdaekonomik ve kişisel durumlarının vergilendirmede mutlaka dikkate alınmasınıgerektirmektedir (bkz. AYM, E.2017/117, K. 2018/28, 28/02/2018, §§ 22-24).
7. Dava konusu kuralınaynı ya da benzer durumda olan kişiler arasında yol açtığı farklı muameleninnesnel ve makul bir temeli olmadığı gibi paylı veya elberliğiyle bir taşınmazamalik olanlara yüklediği yük ölçülü de değildir. Bu nedenle kural Anayasa’nın73. maddesiyle bağlantılı olarak eşitlik ilkesine aykırıdır.
B. 3621 sayılı Kanun’unYeniden Düzenlenen Ek 2. Maddesi ile Ekli Kroki ve Liste
8. Dava konusu kurallar,3621 sayılı Kanun’a ekli (5) numaralı kroki ile ekli listede sınır vekoordinatları gösterilen (Bitlis Ahlat’ta Van Gölü kıyısına dair) alanın anılankanuna tabi kısımlarında imar planı kararıyla resmî kurum yapılabilmesine izinvermektedir. Kural bu haliyle belirtilen alanda 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nunkıyılarda yapılaşmaya ilişkin bazı hükümlerinin “resmî kurumlar”bakımından uygulanmaması sonucunu doğurmaktadır.
9. Anayasa Mahkemesi2019/35 esas sayılı kararında aynı alanda 3621 sayılı “Kanunun kıyılar,sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapıve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümleri”nin uygulanmayacağına dair kanunhükmünü iptal etmiştir. Mahkeme gerekçesinde söz konusu alanlardaki yapı veyapılaşmalar bakımından mevcut kanunlardakinden farklı düzenlemelere yerverilebileceğini, ancak bunların da Anayasa’nın 43. ve 56. maddesinde yerverilen kıyıların ve çevrenin korunmasına ilişkin esaslara aykırı olmamasıgerektiğini belirtmiştir (AYM, E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, §§ 23, 24).
10. Anayasa Mahkemesinegöre “söz konusu alanlarda yapılacak yapılara ilişkin olarak kıyı hukukurejimi yönünden tabi olunacak herhangi bir kural bulunmamakta ve bu konudadenetimsiz bir alan oluşmakta”, kıyıların ve çevrenin korunması konusundaAnayasa’nın devlete yüklediği gözetim ve denetim görevinin yerine getirilmesinisağlayacak kurallara yer verilmemesi “aynı zamanda hukuki belirsizliğe deyol açmaktadır” (AYM, E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, §§ 25, 26).
11. Bu gerekçeler davakonusu kurallar bakımından da önemli ölçüde geçerlidir. Zira kurallar sınır vekoordinatları gösterilen alanda imar planı kararıyla “resmî kurum alanı”yapılabileceğini belirtmekte, ancak bu yapılaşmanın tabi olacağı düzenlemelerinneler olduğuna dair herhangi bir hükme yer vermemektedir. Her ne kadar -dahaönce iptal edilen kuraldan farklı olarak- dava konusu kurallar belirtilenalandaki yapılaşmada 3621 sayılı Kanun’un sınırlayıcı hükümlerininuygulanmayacağına dair açık bir düzenleme içermemekteyse de anılan “Kanunatabi kısımda” imar planı kararıyla bu sınırlayıcı hükümleri aşacakmahiyette formüle edilmiştir.
12. Bu bağlamda kurallar3621 sayılı Kıyı Kanunu’ndaki yapılaşma yasaklarının istisnasını teşkil eden,bu yönüyle iptal edilen kanun hükmünden çok da farklı olmayan bir düzenlemeniteliğindedir. Esasen düzenlemenin kendisi bile bunu göstermektedir. Sınırlarıbelirtilen alanda Kıyı Kanunu hükümleri kapsamında yapılaşma yolunagidilebilseydi zaten dava konusu kurallara ihtiyaç olmazdı. Kanun koyucu abesleiştigal etmeyeceğine göre düzenlemenin amacı Kanun’un yasaklayıcı vesınırlayıcı hükümlerini aşmak suretiyle “resmî kurumlar alanı” yapılaşmasınaimkân sağlamak olduğu anlaşılmaktadır.
13. Anayasa Mahkemesininiptal kararında da vurgulandığı üzere, hiç kuşkusuz söz konusu alanlardaki yapıve yapılaşmalar bakımından mevcut kanunlardakinden farklı düzenlemelere yerverilebilir, ancak bunların kıyıların ve çevrenin korunması bakımından gerekligüvenceleri de sağlaması gerekmektedir. Nitekim eldeki dosyada dava konusubaşka bir kuralı denetlerken Mahkememizin belirttiği gibi, 3621 sayılı Kanunkapsamında kıyılarda “yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümler bualanların doğal ve kültürel özellikleri gözetilerek tabii servet ve kaynakolarak değerlerinin korunması amacına” (§ 164) matuftur.
14. Dava konusu kurallarbu güvencelere yer vermediği gibi, yapılaşmanın hangi ilke, esas ve şartlarçerçevesinde yapılacağına dair belirsizlikler de içermektedir. Sözgelimi “resmîkurum alanı”nın anlam ve kapsamı kanunda belirlenmiş değildir. Bununyanında, resmî kurumlara ilişkin yapılaşmada “zorunluluk” kriterininuygulanıp uygulanmayacağına, başka bir ifadeyle yapılaşma izninin mutlakakıyıda yapılması zorunlu olanlarla sınırlı olup olmadığına dair de kurallardaherhangi bir açıklık yoktur. Çoğunluğun aksi yöndeki açıklamaları (§ 185) davakonusu kurallara dayanmaktan ziyade bir temenniyi ifade etmektedir.
15. Diğer yandan, dahaönce iptal edilen kurallar sınırları belirtilen alanda tüm yapılarbakımından bir istisna öngörmekteyken, dava konusu kurallar sadece resmîkurumlar yönünden düzenleme yapmıştır. Ancak yapılaşmasına izin verilenyapıların resmî kurumlarla sınırlanmış olması, kıyıların ve çevrenin korunmasıkonusunda sınırlayıcı/yasaklayıcı hükümlerin gerekliliğini, denetim zorunluluğunuve bu kapsamda belirlilik ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla davakonusu kurallardaki bu farklılık anayasallık denetimindeki sonucu değiştireceknitelikte değildir. Bu sebeple kurallar Anayasa’nın 2., 43. ve 56. maddelerineaykırıdır.
16. Yukarıda (A) ve (B)başlıkları altında açıklanan gerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa’yaaykırı olduğunu düşündüğümden, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Kanunun 22. maddesiyle 3621 sayılı Kanunun yenidendüzenlenen Ek 2. maddesinin ve anılan Kanuna eklenen 5 numaralı kroki ve listeyönünden AYM daha önce 2019/59 sayılı kararıyla aynı kuralın ilk şeklineilişkin olarak iptal kararı vermiştir. Mahkeme’nin iptal gerekçesinde; ekli krokive listelerde sınır ve koordinatları gösterilen kıyı alanları ve sahilşeritlerinde doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı veyapılaşmaya ilişkin sınırlayıcı hükümlerin uygulanmayacağının belirtilerek kıyıhukuku rejimi yönünden denetimsiz bir alanın oluşturulması zikredilmiştir.Gerekçede ayrıca belirlenen alanlardaki yapılaşmanın 3621 sayılı KıyıKanunundaki sınırlamalardan istisna tutulmasının hukuki belirsizliğe yol açtığıbelirtilmiştir.
2. İptal kararı sonrasında yeniden yapılan düzenlemede “…sınır ve koordinatları gösterilen alanın bu Kanuna tabi kısımlarında imar planıkararıyla resmi kurum alanı yapılabilir. Bu alan, imar planında belirlenen amaçdışında kullanılamaz.” denilmektedir. Bu düzenlemeye ilişkin iptal isteminireddeden çoğunluk gerekçesinde ise yeni kuralda meşru amacın “resmi kurumalanı” şeklinde gösterilerek belirlendiği ve bu konudaki belirsizliğingiderildiği, kamu yararı amacıyla bu yönde düzenleme yapma konusunda kanunkoyucunun takdirinde olacağı, madde gerekçesinde de meşru amacın bölgeningelişmesine katkı sağlayacak kamu yapısının oluşturulması olarak ifadeedildiği, ayrıca yeni düzenlemede Kıyı Kanunundan istisna tutulmamasıkarşısında önceki iptal kararında bu yönde yer alan gerekçelerin de karşılandığıifade edilmiştir.
3. Anayasa’nın 43. maddesinde “Kıyılar, Devletin hükümve tasarrufu altındadır./ Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerinkıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararıgözetilir./ Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir”denilmektedir. Kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olması, buraların özelmülkiyete konu olamayacağı ve doğasına uygun olarak, genellik, eşitlik veserbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açık bulunmalarıgerektiği anlamına gelmektedir. Nitekim Anayasa’nın bu hükmü doğrultusunda 3621sayılı Kanunu ile; deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerinetkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal vekültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamuyararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenleme yapılmıştır.Örneğin Kanunun 5. maddesi uyarınca sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyıkenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir.
4. İptal kararından sonra yapılan yeni düzenlemede sahilşeritlerine ilişkin yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerden istisnatutulduğuna dair bir ibare yer almadığı doğru olmakla birlikte bu kez sözkonusu alanların imar planı kararıyla resmi kurum alanı olarakbelirlenebileceği ve bu şekilde yapılaşmanın yapılabileceği anlaşılmaktadır. Budüzenlemenin İmar Kanunu ve Kıyı Kanunu karşısında özel nitelikli olduğu için obölgeyle ilgili imar planı kararında resmi kurum alanı olarak belirlenmesikoşuluyla yapılaşmaya izin verilebileceği biçiminde yorumlanmaya ve anlaşılmayauygun olduğu söylenmelidir. Nitekim maddeye ilişkin gerekçede (bkz. çoğunlukgerekçesi par. 196) bu husus “… Kıyı Kanununa tabi alanlarda bölgeningelişmesine katkı sağlayacak kamu yapısının oluşturulmasına ihtiyaçduyulduğundan…” sözleriyle açıklanmıştır. Kuralın bu şekilde anlaşılmaya uygunolması dahi bu konuda belirsizlik olduğuna işaret edecektir. Bu durumda Kanundasahil şeritlerinde belirli bir mesafeye kadar yapılaşma yasağı getiren kuralınuygulanmayabileceği anlaşılmaktadır. Öte yandan stratejik önem taşıyan istisnaikamusal ihtiyaçlar bakımından kanun koyucunun yapılaşma yasağına istisnagetirebileceği de söylenebilir. Bununla birlikte incelenen kuralda bu niteliktebir istisnadan da söz edilmemektedir. Sonuç olarak ikinci kez düzenlenen kuralile de Kıyı Kanunundaki kısıtlamalara istisna tutulduğu veya bu yöndebelirsizliğe neden olunduğu gözetilerek iptal kararı verilmesi gerektiğidüşüncesindeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Dava konusu kural,Bitlis ili Ahlat ilçesinde Van Gölü kıyısında Kanun’a ekli (5) numaralı krokiile sınır ve koordinatları belirtilen alanın 3621 sayılı Kanun’a tabikısımlarında imar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabileceğinidüzenlemektedir.
2. Anayasa’nın 43.maddesinde “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır./ Deniz, göl veakarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerindenyararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir./ Kıyılarla sahil şeritlerinin,kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkânve şartları kanunla düzenlenir” denilmektedir.
3. Anayasa’nın 56.maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da “Herkes, sağlıklı ve dengelibir çevrede yaşama hakkına sahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığınıkorumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükümlerineyer verilmiştir.
4. Mahkememiz,önümüzdeki konuyla doğrudan ilgili olan yakın tarihli bir iptal başvurusundadava konusu kuralları oyçokluğuyla iptal etmişti. Bu kararda Mahkememizceyapılan değerlendirmeler mevcut iptal davası için de geçerlidir.
5. Kıyıların devletin hükümve tasarrufu altında olması, buraların özel mülkiyete konu olamayacağı vedoğasına uygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesinortak kullanımına açık bulunmaları gerektiği anlamına gelmektedir (AYM, E.2019/35, K.2019/53, 26/06/2019, § 17).
6. Anayasamız kıyınınhukuksal konumunu, genel nitelikte tabiî servet ve kaynaklarla ilgili maddelerdışında bağımsız ve ayrı bir maddede açıklamıştır. Buna göre Anayasa'nın 43.maddesinde kıyılardan yararlanmaya ilişkin özel bir düzenlemeye gidilmiştir. Budüzenleme doğal niteliği itibarıyla herkesin serbestçe yararlanmasına açık vebu nedenle bir kamu malı olan kıyıların kendisine tabiî servet ve kaynakniteliği kazandıran özelliklerini yitirmemesi ve bu özellikleri nedeniylekorunması gereğinin bir sonucudur (§ 18).
7. Çevreningeliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesineyönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet,çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmaklayükümlüdür (§ 20).
8. Anayasa’nın 43.maddesi ile 56. maddesi arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Nitekimdenizlerin devamı olan kıyıların, kıyıları tamamlayan sahil şeritlerinin,deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma vekurutma yoluyla elde edilen arazilerin dengeli bir çevre ile yakın ilişkisininbulunduğu tartışmasızdır. Yine kamuya açık kıyıların ve denizlerinkirlenmesinde sahil şeridinin kullanılış biçimi en büyük etkendir. Sahilşeritleri, kıyılar, doldurma ve kurutma yoluyla elde edilen araziler kişilerinyararlanacağı doğal çevreyi oluşturur. Herkes, bu çevrede sağlıklı ve dengeliyaşama hakkına sahiptir. Kıyılar, sahil şeritleri ile doldurma ve kurutmayoluyla kazanılan araziler üzerindeki yapı ve yapılaşmalar yönünden herhangibir kısıtlamanın olmadığı, bu alanlarda çevre koşullarına ve kamu yararıesasına göre belirlenmemiş uygulamalar kişileri bu anayasal haktan yoksunbırakacaktır (§ 21).
9. 3621 sayılı Kanunkapsamında kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılanarazilere ilişkin olarak getirilen yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcıhükümler bu alanların doğal ve kültürel özellikleri gözetilerek tabiî servet vekaynak olarak değerlerinin korunması amacına ve bu alanlardan yararlanmada önceliklekamu yararının gözetilmesi esasının gerçekleşebilmesine hizmet etmektedir.Ancak anılan hususlarda ne şekilde düzenleme yapılacağı kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunduğundan iptalitalep edilen kural kapsamında kalan ve ekli kroki ile listede sınır vekoordinatları gösterilen alandaki yapı ve yapılaşmalar yönünden mevcut yasaldüzenlemelerden farklı düzenlemeler getirilebilmesi mümkün olmakla birlikte sözkonusu düzenlemelerin de Anayasa’nın 43. ve 56. maddelerinde belirtilenesaslara aykırı olmaması gerekir (§ 23).
10. Bu kapsamdafaaliyetlerinin özelliği gereği kıyıda yapılması zorunlu olan kamuya yararlıyapı ve tesislerin yapılabilmesi mümkün olmakla birlikte söz konusu yapı vetesislere ilişkin yasal düzenlemelerde, Anayasa’nın kıyıların ve çevreninkorunmasına ilişkin hükümlerine uyulması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin5/1/2006 tarihli ve E.2005/98, K.2006/3 sayılı kararında da belirtildiği üzere kamuyararı amacıyla faaliyetlerinin gereği olarak kıyıda yapılması zorunlu olanyapı ve tesislerin kullanımının bu zorunlulukla sınırlı olduğu, dolayısıyla buyapı ve tesislerin olağan ihtiyaçlarıyla ilgisi olmayan yapılaşmalara izinverilemeyeceği açıktır (§ 24).
11. Dava konusu kurallaKanun’a ekli kroki ve listede sınır ve koordinatları gösterilen BitlisAhlat’taki alanda yapılacak yapı ve yapılaşmaların hangi ilkelere, kurallara vesınırlamalara tabi olacağı düzenlenmemiştir. Bu durum ise Anayasa’nın 43. ve56. maddeleri ile devlete verilen çevreyi ve kıyıları koruma görevinin yerinegetirilmesine engel oluşturmaktadır (§ 25).
12. Devletin gözetim vedenetim görevini yerine getirmesini sağlayacak kurallara yer verilmeksizinbelirli bir alandaki yapılaşmaların 3621 sayılı Kanun’daki sınırlamalardanistisna tutulması, aynı zamanda hukuki belirsizliğe de yol açmaktadır. Sözkonusu belirsizliğin ortadan kaldırılması, devletin gözetim ve denetimyükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için ilgili alanda Anayasa’da öngörülenilkelere uygun yasal düzenleme yapılması zorunludur. Bu zorunluluğun gereğini yerinegetirmeyen kurallar Anayasa’nın 2. maddesiyle bağdaşmamaktadır (§26).
13. E.2019/35, K.2019/53 sayılı ve 26/06/2019 tarihli AYM kararında iptal edilenkurallarla, önümüzdeki davada iptali istenen kural arasındaki tek bir farkbulunmaktadır. Buna göre dava konusu kuralla düzenlenen alanda yapılacak tümyapılar değil sadece resmi kurum alanları açısından 3621 sayılı kanununyapılaşmayla ilgili hükümleri uygulanmayacaktır. Diğer bir ifadeyle kanunhükümleri resmi kurum alanları dışında sonuç doğurmaya devam edecektir. Buradaanayasal açıdan önemli olan yapılaşmanın resmi kurum ya da özel kişilercegerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinden daha çok 3621 sayılı kanunhükümlerinin anayasaya uygun olarak sonuç doğurup doğurmadığıdır.
14. Dava konusu kuralındaha önce iptal edilen kurallardan tek farkı bahse konu alanda özel kişilerinkanun kapsamı dışında bırakılmamasıdır. Daha önceki kararda incelenenkurallarla, ilgili alanlardaki yapılaşmalar resmi veya özel ayırımınagidilmeden 3621 sayılı kanun hükümlerinden muaf tutulmaktaydı. Önümüzdekikuralda ise belirtilen alanlarda resmî kurumlar için bir muafiyetgetirilmektedir. Bu durum da içtihat tutarlılığı ve sürekliliği ölçütleridikkate alındığında Mahkememiz yönünden nispeten kısa bir sürede içtihatdeğişikliğine gidilmesini zorunlu kılacak bir özellik taşımamaktadır.
15. Kuralın, Anayasa’nın 2.,43. ve 56. maddelerine aykırılık taşıdığı düşüncesiyle çoğunluk kararınakatılmıyorum.
Üye Engin YILDIRIM KARŞIOYGEREKÇESİ3621 sayılı Kanunun 7221 sayılı Kanunla yenidendüzenlenen ek 2. maddesinin ve aynı kanuna eklenen (5) numaralı kroki ilelistenin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine kararverilmiştir.
Red kararının gerekçesinde; yapılan düzenlemeyle konuyailişkin temel ilke ve esasların belirlenmesi suretiyle kanunî çerçeveninçizildiği, kuralların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olmadığı, yasamayetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı,düzenleme gerekçesi dikkate alındığında kamu yararı dışında bir amacın gözetildiğininsöylenemeyeceği, dolayısıyla kuralların Anayasanın 2., 7., 43. ve 56.maddelerine aykırı olmadığı belirtilmiştir.
3621 sayılı Kıyı Kanununun ek 2. maddesinde, ekli (5)numaralı kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın bu Kanunatâbi kısımlarında imar planı kararıyla resmî kurum alanı yapılabileceği ve bualanın imar planında belirlenen amaç dışında kullanılamayacağı hükmebağlanmıştır.
Çoğunluğun red kararında, anılan hükmün yenidendüzenlenmesinden önceki hâlinin iptali talebiyle açılan davada verilenkararımızdaki iptal gerekçelerine de atıf yapılması sebebiyle, öncelikle davakonusu kuralların önceki hâlinin ve mezkûr kararımızın dikkate alınmasısuretiyle anlam ve kapsamlarının belirlenmesi gerekir. Bu tespit, özellikle iptalkararında vurgulanan ilkelere uygun bir düzenleme yapılıp yapılmadığı, ayrıcabelirlilik ve bu çerçevede kanunîlik ile yasama yetkisinin devredilmezliğiilkeleri yönünden yapılacak değerlendirme için önemlidir (geniş açıklama içinbkz. 25/1/2023 tarihli ve E.2020/30, K.2023/12 sayılı karara ilişkin karşıoygerekçem).
3621 sayılı Kanuna 7162 sayılı Kanunla ilâve edilen ek 2.maddede belirtilen krokiler ile listelerde sınır ve koordinatları gösterilenalanlarda bu Kanunun kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluylakazanılan arazilere ilişkin yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerininuygulanmayacağına ilişkin kuralların Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla açılaniptal davasında, Anayasanın 43. ve 56. maddeleriyle Devlete verilen kıyıları veçevreyi koruma görevinin yerine getirilmesine engel oluşturacak şekildebelirsiz olduğu, aralarında bu Kanunla yeniden düzenlenen alan da dahil olmaküzere belirtilen yerlerdeki yapıların 3621 sayılı Kanunda öngörülen sınırlayıcıhükümlere tâbi olmayacağının belirtilmesinden ibaret olan, buna karşılık sözkonusu alanlarda gerçekleştirilecek yapılaşmanın hangi ilkelere vesınırlamalara tâbi olacağını kanunla belirlemeyen anılan kuralların Anayasanın2., 43. ve 56. maddelerine aykırı olduğuna karar verilmiştir (26/6/2019 tarihlive E.2019/35, K.2019/83 sayılı karar, §§ 14-27).
3621 sayılı Kanunun, 7221 sayılı Kanunun 22. maddesiyleyeniden düzenlenen ek 2. maddesinde ise, bu defa ek (5) numaralı kroki ilelistede sınır ve koordinatları gösterilen alanın bu Kanuna tâbi kısımlarındaimar planı kararıyla resmî kurum alanı yapılabileceği belirtilmiş, ancak budüzenlemede de söz konusu alanda gerçekleştirilecek yapılaşma konusunda, iptalkararımızda belirtilen ilkelere uygun bir şekilde esaslar getirilmemiştir.
Çoğunluğun red gerekçesinde, kamu yararı amacıyla kıyıdayapılması zorunlu olan yapı ve tesislere ilişkin yasal düzenlemelerdeAnayasanın kıyıların ve çevrenin korunmasıyla ilgili hükümlerine uyulmasıgerektiği, bundan dolayı mezkûr yapı ve tesislerin kullanımının bu zorunluluklasınırlı olduğu, Mahkememizin iptal kararı üzerine yapılan düzenlemeye görebelirlenecek alandaki yapıların 3621 sayılı Kanundaki sınırlayıcı hükümlere,yani kıyı hukuku rejimine tâbi olacağı belirtilse de (bkz. §§ 184-185 ve buparagraflarda atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararları), dava konusu kuraldageçen ve anılan kuralda veya imara ilişkin temel kanun niteliğindeki 3194sayılı Kanunda tanımlanmayan “resmi kurum alanı” ibaresinin anılan Kanunun 18.maddesinde toplumsal hizmet alanlarından biri olarak sayıldığı, ilgiliyönetmelikte de tanımlandığı, bu nedenle kuralların belirsiz nitelikte olmadığıbelirtilerek Anayasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Mahkememizin daha önceki kararlarında açıklandığı veçoğunluğun red gerekçesinde de kabul edildiği üzere, Anayasanın 43. maddesindekıyıların; 56. maddesinde de çevrenin korunması için Devlete yüklenen ödevlerinnasıl yerine getirileceği kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Ancak, bunailişkin usûl ve esaslar kanunla belirlenmeden idarenin kanunlardakikısıtlamaların dışında tutulması, Anayasanın söz konusu maddelerinde öngörülenkoruma ödeviyle bağdaşmayacağı gibi “kıyıda yapılması zorunlu olan yapı vetesislerin kullanımının” bunlarla ilgili yasal düzenlemelerde “Anayasanınkıyıların ve çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerine uyulması” zorunluluğu ilesınırlı olduğu, “dolayısıyla bu yapı ve tesislerin olağan ihtiyaçlarıyla ilgisiolmayan yapılaşmalara izin verilemeyeceği” yönündeki ilkelere de uygundeğildir.
Kararda da ifade edildiği üzere, incelenen kuralda veyakonuya ilişkin kanunların diğer hükümlerinde “resmi kurum alanı” ibaresinintanımı yapılmamış ve bu kavram 3194 sayılı Kanuna göre çıkarılan yönetmeliktetanımlanmıştır.
Söz konusu tanımın aşağıdaki sebeplerle kanunî belirlilikaçısından yeterli olmaması bir yana, yönetmelikte de sadece alan tanımıyapılması ve kıyıda yapılabilecek yapı ve tesislerle ilgili olarak yukarıdabelirtilen ilkelere uygun unsurları kapsamaması; başka bir ifadeyle, bu alanıngenel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özelidareleri, belediyeler ve kamu tüzelkişilerine ait bina ve tesislerin yapıldığıalanlar olarak belirlenip buralarda yapılabilecek yapı ve tesislerin kıyıdayapılması zorunlu olmayanları kapsamadığı konusunda bir açıklık taşımamasısebebiyle de, söz konusu iptal kararının gereklerine uygun bir düzenlemegetirildiği söylenemez.
Bilindiği gibi, kanunla düzenleme, hukuk devleti ilkesineve Anayasada kanunla düzenleneceği belirtilen konularda yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine uyulmasını gerektirir. Kanunların Anayasaya uygunlukdenetiminde de, daha sonra çıkarılan düzenleyici işlemlerin değil incelenenkanun hükümlerinin Anayasanın 2. ve 7. maddelerinde öngörülen bu ilkelere uygunolup olmadığı değerlendirilir.
Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletinin temelunsurlarından biri olan belirlilik ve bu bağlamda kanunîlik ilkesi, esas olarakkanunî düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüdeve şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık, net, anlaşılır, nesnel vesınırlarının belirli; hukukî güvenlik ilkesiyle bağlantılı olarak da normlarınöngörülebilir olmasını ve belirli bir kesinlik içinde hangi somut olgularahangi sonuçların bağlandığının kanunda görülebilmesini zorunlu kılar (genişaçıklama için bkz. 3/6/2021 tarihli ve E.2020/9, K.2021/37 sayılı kararailişkin karşıoy gerekçem).
Bu ilke uyarınca kanun hükümleri, ilgililerin bir işlemveya fiilin belirli şartlarda ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeydeöngörmelerini mümkün kılacak ve uygulamada idareye sınırsız ve denetimsiz biryetki kullanma imkânı tanımayacak şekilde düzenlenmeli ve idareye verilentakdir yetkisinin kapsamı ve uygulama usûlü açık olarak belirlenmelidir.
Yukarıda belirtilen karşıoy gerekçemde de ifade edildiğiüzere, Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesinin gereği olanbu ilkeler, Anayasaya uygunluk denetiminde, uygulamadan ve kanunun verdiğiyetkiye dayanılarak çıkarılan yönetmelikler de dahil olmak üzere, yapılandüzenleyici işlemlerden bağımsız olarak, sadece kanun hükmü üzerindendeğerlendirilir. Bu değerlendirmeye göre de yürütmenin düzenleyici işlemlerinindayanacağı, muhataplarınca öngörülebilir bir normun bulunup bulunmadığıbelirlenir.
Anayasanın 7. maddesinde ise, yasama yetkisinin TürkiyeBüyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği hükme bağlanmıştır.Yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesini engellemeyen bu ilkekanunla düzenlenmesi gereken konularda genel ifadelerle yetinilmeyip kanunlatemel esasların belirlenmesinden ve konunun çerçevesinin çizilmesinden sonraayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını gerektirir. Buitibarla, düzenleme konusunda bu şartlara uyulmadan çok geniş bir takdiryetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılıkoluşturur (geniş açıklama için bkz. 3/6/2021 tarihli ve E.2020/9, K.2021/37sayılı karara ilişkin karşıoy gerekçem).
Şüphesiz kanunla düzenleme konuya ilişkin bütünayrıntılara kanunda yer verilmesini gerektirmez. Kuralların, özellikle de kanunhükümlerinin belli bir ölçüde soyutluk içermesinin kaçınılmaz olduğutartışmasızdır. Bununla birlikte, bu zorunluluk bir konudan kavramsal veyakurumsal olarak bahsedilmesinin yeterli olduğu anlamına da gelmez. Yukarıdakiparagrafta belirtilen şekilde yapılan kanunî bir düzenlemeyle ayrıntılarınyürütme organına bırakılması; kanun koyucunun tespit edeceği temel esaslar ileçizeceği çerçevenin de, yürütme organının düzenleyeceği ayrıntılarınbelirlenmesinde ve buna ilişkin yargısal denetimde yol gösterecek nitelikteolması gerekir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, Anayasanın 43. ve 56.maddelerine göre kıyılarda kamuya yararlı yapı ve tesislerin yapılması mümkünolmakla birlikte, bunlara ilişkin kanunî düzenlemelerde Anayasanın mezkûrhükümlerine uyulması ve bunların dışında yapılaşmaya izin verilmemesizorunludur.
İdareye yukarıda sözü edilen kısıtlamalara uymadanyapılaşma imkânı veren kanun hükümleri, kıyıların genellik, eşitlik veserbestlik ilkeleri çerçevesinde herkesin kullanımına açık bulunmalarınıgerektiren söz konusu anayasal hükümlerin öngördüğü koruma ödeviyle bağdaşmaz(bkz. 26/6/2019 tarihli ve E.2019/35, K.2019/53 sayılı; 5/1/2006 tarihli veE.2005/98, k.2006/3 sayılı kararlarımız).
Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerineyeniden düzenlenen ek 2. maddenin yeni hâli de Devletin gözetim ve denetimyükümlülüğünün yerine getirilmesini imkânsız kılacak şekilde belirsizdir.
Anılan maddede Van Gölü kıyısındaki yapılaşmanın temelesasları belirlenerek çerçevesi çizilmemiş ve resmî kurum alanı denilen birsahada gerçekleştirilebilecek yapılaşma bakımından idareye çok geniş vesınırsız bir takdir alanı bırakılmıştır. Buna karşılık söz konusu alandayapılması zorunlu olan yapı ve tesislerin hangi ilkeler ve ölçütler esasalınarak belirleneceği mezkûr hükümde de Kanunun başka bir maddesinde de açık,anlaşılır ve nesnel bir şekilde düzenlenmemiştir. Bu nedenle düzenleme,belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık oluşturacak bir nitelikteolduğu gibi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine de aykırıdır.
Diğer taraftan, yargısal denetimde gözönündebulundurulacak kriterlerin de belirlenmiş olmasını gerektiren belirlilikilkesine uygun olmayan kanunî düzenlemeler mezkûr denetimi imkânsız hâlegetirdiğinden, söz konusu belirsizlik, bu düzenlemeye dayanılarak idareceyapılacak tasarruflarla ilgili olarak yargı mercilerince etkili bir denetimgerçekleştirilmesini de imkânsız hâle getirmiştir (aynı yönde bkz. 1/6/2022tarihli ve E.2021/132, K.2022/69 sayılı; 13/12/2022 tarihli ve E.2019/88,K.2022/159 sayılı kararlara ilişkin karşıoy gerekçelerim). Başka bir deyişle,incelenen kuralların etkili bir idarî yargı denetimine imkân verecek nitelikteolmamasından dolayı bu yönden de mezkûr ilkelere uygun olduğu söylenemez.
Bu sebeplerle, mezkûr kuralların Anayasanın 2., 7., 43.ve 56. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyleçoğunluğun aksi yöndeki kararına karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkranın İkinciCümlesine İlişkin Muhalefet Şerhi
1. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasamayetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkidevredilemez.” denilmektedir. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesiniöngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntılarındüzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunladüzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği veCumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliğiilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak budurumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunladüzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka birifadeyle Anayasa’ya göre kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu, kanunidayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir (AYM,19/2/2020, E.2018/91, K.2020/10, § 110; E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, §66).
2. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasamayetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkidevredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük MilletMeclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığıilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesiningerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejiminibenimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olaraknitelendirilmiştir. Ayrıca gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisiniyasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamıve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere,yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışındabaşka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesiile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42,K.2013/60, 9/5/2013).
3. Türevsel nitelikteki düzenleyiciişlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı vebağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesiçizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ilesınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması,Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasamaorganının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık veidare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devriolarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15,4/3/2021, § 57; E.2020/43, K.2022/116, 13/10/2022, § 47).
4. Gelişen koşul ve durumlara göre sıksık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etmezorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasama organının temel kurallarıbelirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenintürevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devriolarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafındançerçevesi çizilmiş alanda ve değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğesahip ölçütlere uygun olarak genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması,hukuk devletinin belirlilik ilkesine de aykırı olarak değerlendirilemez (AYM,E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 134; E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, §86).
5. 7221 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralıfıkrasının birinci cümlesinde gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerininTürkiye’ye ait Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisi (UCVSM) kapsamındakicoğrafi verileri toplaması, üretmesi, paylaşması veya satmasının, fikrî, sınaive ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri ile Kişisel Verilerin KorunmasıKanunu ve özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla ve ticarifaaliyetleri gerçekleştirmek için gerekli belgelere sahip olması şartı ileBakanlığın iznine tabi olduğu belirtilmiştir. Dava konusu ikinci cümlede iseizne tabi olacaklar ile izin süresi ve verilere ilişkin usul, esas veiçeriklerin Bakanlıkça belirleneceği hükme bağlanmıştır.
6. Kuralda yer alan izne tabi olacak gerçek kişiler ileözel hukuk tüzel kişilerini belirleme yetkisinin Bakanlığa ait olduğu 7221sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde açıkçabelirtilmiştir. Ayrıca (49) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 5. maddesinin (e)bendi ile 14. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca gerçek ve tüzelkişilerin UCVSM kapsamındaki coğrafi verileri toplaması, üretmesi,paylaşması veya satması Bakanlık iznine tabidir. Anılan fıkrada söz konusuiznin verilmesi ticari faaliyetleri gerçekleştirmek için gerekli belgeleresahip olma şartına bağlanmıştır.
7. Buna göre Türkiye’ye ait UCVSM kapsamındaki coğrafiverileri toplaması, üretmesi, paylaşması veya satması hususunda gerçek kişilerve özel hukuk tüzel kişilerine yetki verilebilmesi için fikrî, sınai ve ticarihaklara ilişkin mevzuat hükümleri ile Kişisel Verilerin Korunması Kanunu veözel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla bu kişilerin gerekli belgeleresahip olması gerekmekte olup bu hususa ilişkin temel ilke ve esaslarınbelirlendiği görülmektedir.
8. Bunun yanı sıra (49)numaralı CBK’nın 3. maddesinde CBS ileilgili temel kavramlar tanımlanmış olup anılan maddenin (ç) bendinde coğrafi bilginin,öznitelik bilgisi ve topolojik bilgiyi içeren nitelik kazandırılmış coğrafiveri olduğu belirtilmiş, (d) bendinde coğrafi bilgi sistemi,her türlü coğrafi verinin; üretilmesi, temini, depolanması, işlenmesi,yönetilmesi, analiz edilmesi, paylaşılması, sunulması ve güncel tutulması içingerekli olan donanım, yazılım, insan kaynağı, standartlar ve yöntemler bütünü olarak tanımlanmıştır. Aynı maddenin (e) bendinde coğrafi veri, konum bilgisi içerenher türlü veri olarak ifade edilmiştir. CBK’nın 4.maddenin (a) bendinde CBS hizmet ve uygulamalarına ilişkin tüm faaliyetlerde kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması içincoğrafi verinin toplanmasında, üretilmesinde, depolanmasında ve paylaşımındamükerrerliğin önlenmesi ilkesinin gözetileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin(ç) bendinde ise, ulusal güvenliğe, kişisel verilerin korunmasına, fikri,sınai ve ticari haklara ilişkin mevzuat hükümleri ile milletlerarası andlaşmahükümleri saklı kalmak kaydıyla her türlü coğrafi verinin erişilebilir,paylaşılabilir ve kullanılabilir olması ilkesineyer verilmiştir.
9. Buna göre coğrafi verilerin tanımı ile coğrafi verilerin toplanmasında, üretilmesinde, depolanmasında vepaylaşımında gözöününde bulundurulması gereken hususların ve temel ilkelerindüzenlendiği, bu durumda coğrafi verilere ilişkin usul, esas ve içeriklere ilişkintemel ilke ve esasların da belirlendiği anlaşılmaktadır.
10.Öte yandan coğrafi bilgi sistemlerinin kullanım ve uygulama alanları oldukçageniştir. Ayrıca CBS çok geniş kapsamlı bir bilgi sistemi olup CBS’yi oluşturanbileşenler içerisinde, harita ve yazılım dışında, faaliyet gösterilen alanagöre konuya özel birçok alt bileşen bulunmaktadır. Buna göre CBS, genel bir kavram olup CBS’nin çeşitli kullanımalanlarına ve tematik konulara yönelik olarak geliştirilen çeşitli uygulamalarıvardır. Bu nedenle Kanunkoyucunun dava konusu kuralda izne tabiolacaklar ile izin süresi ve verilereilişkin usul, esas ve içeriklerin belirlenmesi yetkisini Bakanlığabırakması; uygulama alanı oldukça geniş ve çok geniş kapsamlı bir bilgi sistemiolan CBS’nin söz konusu nitelikleri düşünüldüğünde bu alanda faaliyet göstermek amacıyla izin talebinde bulunulmasıdurumunda her izin başvurusuna ilişkin şartların değişiklik gösterebileceğindendolayı bunların tek tek sayılmasının zorluğundan ve kanun yapma tekniğinindoğasından kaynaklanmaktadır.
11. Bu bağlamda Kanun veCBK hükümleri gözetildiğinde coğrafi verileri toplaması, üretmesi,paylaşması veya satması konusunda izne tabi olacaklar ile izin süresive verilere ilişkin usul, esas ve içeriklerin genel çerçevenin belirlendiği, kanun koyucu tarafından konuya ilişkingenel çerçevenin belirlenmesinin ardından bu çerçeve içinde kalan hususlarda,değişen durum ve şartlara göre karar verme yetkisinin yürütme organınabırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla temel ilkeleri belirlenmiş veçerçevesi çizilmiş konuda kuralla izne tabi olacaklar ile izin süresi veverilere ilişkin usul, esas ve içerikleri belirleme konusunda yürütme organınayetki tanınması, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemeyeceği gibikuralı belirsiz de kılmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 7.maddelerine aykırı olmadığından aksi yöndekiçoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Recai AKYEL
Üye
Muhterem İNCE
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğunun 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 22. maddesiyle 3621 sayılıKanun’un yeniden düzenlenen ek 2. maddesinin ve bu Kanun’a eklenen (5) numaralıkroki ile listenin Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kararınakatılmamaktayım.
2. Anayasa’ya aykırı olduğu için iptali gerektiğikanaatinde olduğum 3621 sayılı Kanun’unyeniden düzenlenen dava konusu ek 2. maddesi hükmü şu şekildedir:
“Ekli (5) numaralı kroki ile listede sınır vekoordinatları gösterilen alanın bu Kanuna tabi kısımlarında imar planıkararıyla resmi kurum alanı yapılabilir. Bu alan, imar planında belirlenen amaçdışında kullanılamaz”.
3. Dava konusu kural, Anayasa Mahkemesinin dava konusukuralda belirtilen kroki alanını da kapsayan ve sınır ve koordinatlarıgösterilen alanlarda Kıyı Kanunu’nun kıyılar, sahil şeritleri, doldurma vekurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı ve yapılaşmaya dairsınırlayıcı hükümlerinin uygulanmayacağını öngören 4/4/1990 tarihli ve 3621sayılı Kıyı Kanunu’na 18/1/2019 tarihli ve 7162 sayılı Kanun’un 7. maddesiyleeklenen ek 2. madde hükmünün Anayasa’ya aykırı bulunup iptal edilmesisonrasında yeniden düzenlenmiş hali olarak yürürlüğe sokulmuştur. (ZikredilenAnayasa Mahkemesi kararı için bkz.: E.2019/35, K.2019/53, 26/06/2019).
4. Dava konusu kuralın Mahkememizin iptal ettiği öncekikuraldan en önemli farkı ise Ekli (5)numaralı kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın KıyıKanunu’na tabi kısımlarında imar planı kararıyla resmi kurum alanıyapılabilmesine imkan veren bir düzenlemeye yer vermiş olmasıdır. KuralınAnayasa Mahkemesince iptal edilen halinde ise, yukarıda da ifade edildiği üzerekuralda sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda Kıyı Kanunu’nun kıyılar,sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapıve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerini uygulanamayacağı öngörülmekteydi.
5. Bahse konu önceki kuralı iptal ederken AnayasaMahkemesi 3621 sayılı Kanun kapsamındakıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilereilişkin olarak getirilen yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerin bualanların doğal ve kültürel özellikleri gözetilerek tabiî servet ve kaynakolarak değerlerinin korunması amacına ve bu alanlardan yararlanmada önceliklekamu yararının gözetilmesi esasının gerçekleşebilmesine hizmet etmekte olduğunavurgu yaptıktan sonra anılan hususlarda ne şekilde düzenleme yapılacağının kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğuna ve iptalitalep edilen kurallar kapsamında kalan ve ekli kroki ile listelerde sınır vekoordinatları gösterilen alanlardaki yapı ve yapılaşmalar yönünden mevcut yasaldüzenlemelerden farklı düzenlemeler getirilebilmesi mümkün olmakla birlikte sözkonusu düzenlemelerin de Anayasa’nın 43. ve 56. maddelerinde belirtilenesaslara aykırı olmaması gerektiğine işaret etmiştir (Bkz.: E.2019/35,K.2019/53, 26/06/2019, § 23).
6. Yine aynı kararda dava konusu kurallarla Kanun’a eklikroki ve listelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda Kanun’un kıyılar,sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapıve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümlerinin bir bütün olarak uygulanmayacağıbelirtilmekle birlikte söz konusu alanlarda yapılacak yapı ve yapılaşmalarınhangi ilkelere, kurallara ve sınırlamalara tabi olacağı düzenlenmemiş olduğunave dolayısıyla söz konusu alanlarda yapılacak yapılara ilişkin olarak kıyıhukuku rejimi yönünden tabi olunacak herhangi bir kural bulunmadığından bukonuda denetimsiz bir alan oluşmakta olduğuna işaret edilerek bu durumunAnayasa’nın 43. ve 56. maddeleri ile devlete verilen çevreyi ve kıyıları korumagörevinin yerine getirilmesine engel oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır (Bkz.:E.2019/35, K.2019/53, 26/06/2019, § 25).
7. Mahkememiz aynı kararında Devletin gözetim ve denetimgörevini yerine getirmesini sağlayacak kurallara yer verilmeksizin belirlialanlardaki yapılaşmaların 3621 sayılı Kanun’daki sınırlamalardan istisnatutulmasının aynı zamanda hukuki belirsizliğe de yol açmakta olduğuna ve bubelirsizliğin ortadan kaldırılmasının devletin gözetim ve denetimyükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için Kanun’a ekli kroki ve listelerdegösterilen alanlarda Anayasa’da öngörülen ilkelere uygun yasal düzenlemeyapılması zorunlu olduğuna işaret etmiş ve bu zorunluluğun gereğini yerinegetirmeyen kuralların Anayasa’nın 2. maddesiyle de bağdaşmadığına işaretetmiştir (Bkz.: E.2019/35, K.2019/53, 26/06/2019, § 26).
8. Anayasa Mahkemesinin önceki kuralı iptal etmesindensonra tesis edilen dava konusu yeni kuralın konumuz bağlamında önceki kuraldanen önemli farkı yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere belirtilen alanın3621 sayılı Kanun’a tabi kısımlarında imar planı kararıyla resmi kurum alanıyapılabilmesine imkan sağlamasıdır. Bununla birlikte dava konusu kuraldaAnayasa Mahkemesinin önceki iptal kararında ifade ettiği hususlarda Anayasa’nın43. ve 56. maddelerine uygunluğu sağlayacak ve dolayısıyla bu alanlarda yapılacak yapı ve yapılaşmaların hangi ilkelere,kurallara ve sınırlamalara tabi olacağını öngören hususlara yer verildiğinisöyleyebilmek mümkün değildir.
9. Dolayısıyla dava konusu kurallaAnayasa Mahkemesinin benzer bir kurala ilişkin daha önce yer verdiği veyukarıda zikredilen kararında işaret ettiği Anayasa’ya aykırılık hususlarınıngiderildiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Zira çoğunluk kararının aksine(bkz.: §§ 195-196) belirtilen alanlarda inşa edilebilecek olan resmi kurumlarda hangi ilkeve esaslara uyulacağı ile ilgili kurallara dava konusu kuralda halen yerverilmediği görülmektedir.
10. Yukarıda sıralanan nedenlerle 14/2/2020 tarihli ve7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun’un 22. maddesiyle 3621 sayılı Kanun’un yeniden düzenlenen ek 2.maddesinin ve bu Kanun’a eklenen (5) numaralı kroki ile listenin Anayasa’nın 2.,43. ve 56. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerektiği kanaatinde olduğumdançoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞI OY
1. 29/07/1970 tarihli1319 sayılı Emlak Vergisi Kanun’unda değiştirilen 44. maddesi üçüncü fıkrasının“paylı mülkiyette ve el birliği mülkiyette, matrahın hesabında mesken niteliklitaşınmazın toplam değeri esas alınır.” Hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığınasayın çoğunlukça karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayınçoğunluğun görüşüne katılmadım.
2. İptal talebi paylımülkiyette elbirliği mülkiyette, değerli konut vergisi matrahınınhesaplanmasında mesken nitelikli taşınmazın toplam değerinin esas alınacağınailişkin düzenlenen kuralın taşınmazın matrahının hesabında hisseye isabet edendeğeri yerine toplam değerinin esas alınmasının maliklerin aleyhine olduğuhisseye düşen payın değeri esas alındığında değerli konut vergisinin konusuolmayan taşınmazın tamamının değerinin esas alınması halinde vergiye tabii halegeldiği bu durumun vergi ödeme yükümlülüğünün mali güce göre belirlenmesiilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca değerli konut vergisi mükellefleri arasındaeşitsizlik oluşturduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 10., ve 70. Maddelerine aykırıolduğu iddia edilmiştir.
3. Anayasa’nın 10.maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşamageçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlikilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp vevazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacaktedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreyeveya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yerverilmiştir.
4. Anayasa’nın anılanmaddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynıolanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitliköngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlarkarşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını veayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi vetopluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2020/95, K.2022/3,26/1/2022, § 25; E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 11).
5. Eşitlik ilkesi yönündenyapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesiçerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıpyapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişilerarasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bubelirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıpdayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi,amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifadeeder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ileorantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32;E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 12).
6. Anayasa’nın 73.maddesinde; kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre herkesin vergiödemekle yükümlü bulunduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımınınmaliye politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri maliyükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağıöngörülmüştür.
7. Verginin mali gücegöre alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletingerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali güceilişkin göstergelerin gelir, servet ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir.Mali güç; ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Kanunkoyucunun vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile maligüçlerini göz önünde bulundurması gerekir. Vergide genellik ilkesi, herhangibir ayırım yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını vevergi ödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin yükümlülerinekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır.
8. Anayasa’nın 73.maddesinin ikinci fıkrasında ise vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimdedağılımı öngörülmüştür. Vergilendirilecek alanların seçimi ve vergi yükününadaletli ve dengeli dağılımı için yükümlülerin kişisel durumlarının kanunlardagözetilmesi gerekir. Sermaye iratlarının ücretlere göre farklıvergilendirilmesi; en az geçim indirimi, artan oranlı vergilendirme, çeşitliistisna ve muafiyet uygulamaları, vergi yükünün adalete uygun dağılımı ile maligüce göre vergilendirmenin araçlarıdır.
9. Bu anlamda, devletinvergilendirme yetkisi vergide yasallık, mali güç ve genellik gibi kimi anayasalilkelerle sınırlandırılmıştır. Buna göre vergi, Anayasa’nın öngördüğü ilkelerigözetecek şekilde kanunla düzenlenmeli ve doğal olarak vergide eşitlikilkesinin uygulama aracı olan mali gücü de yansıtmalıdır. Vergi tekniği, vergiadaletini yansıtmadıkça maliye politikasının sosyal amacını gerçekleştiremez.
10. Mahkeme sayınçoğunluğunca kural sadece 73. Madde bağlamında incelemeye tabii tutulmuş veiptal talebi reddedilmiştir. Kural Anayasa’nın 10. Maddesi bağlamındaincelenmelidir. Bu bağlamda yapılan incelemede kuralın benzer durumdaki kişilerarasındaki vergi yükü bakımından fark oluşturup oluşturmadığı ortaya konulmalıkuralın kişiler arasında oluşan eşitsizliğin objektif ve makul bir temeledayanıp dayanmadığı sonuç olarak farklı muamelenin ölçülü olup olmadığıbelirlendikten sonra sonuca ulaşılmalıdır.
11. Dava konusu kural birtaşınmaza tek başına ya da paylı olarak malik olanların farklıvergilendirilmesi sonucu doğurmaktadır. Paylı mülkiyet sahipleriyle birtaşınmaza tek başına malik olanlar vergilendirme bakımından karşılaştırılabilirbir kategori oluşturmaktadır. Ancak farklı durumlara göre paylı maliklertek başına maliklere kıyasla daha fazla vergi ödemek durumunda kalabilirler. Budurumun da paylı malikler yönünden farklı bir muamele ortaya çıkardığı açıktır.Mali güce göre vergilendirilme ilkesine aykırı olarak oluşturulan bufarklılığın objektif ve makul bir nedene dayandığı ve de ölçülü olduğusöylenemeyeceğinden kuralın Anayasa’nın 73. Maddesiyle bağlantılı eşitlikilkesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
12. Kural elbirliğimülkiyeti yönünden incelendiğinde de benzer yöntemle aynı sonuca çıkacağıaçıktır. Elbirliği mülkiyetinde paylar belli olmadığından ortaklığa girenmallar üzerinde pay sahiplerinin hakları malların tamamına yaygın haldedir.Ancak değerli konutta konutun tamamına tek başına sahip değillerdir. Ancakterekenin taksimine göre değerli konuta sadece %10 oranında paylı malikolabilecek bir kişinin vergisinin konuta tek başına malikmiş gibihesaplanmasının objektif makul bir sebebinin bulunduğundan söz edilemez. Budurum ise kuralın ölçülü olmadığı sonucunu çıkarmaktadır. Ülkede mirasla oluşanelbirliği mülkiyetlerinin paylı mülkiyete hızlıca geçirilmediği bilinmektedir. Elbirliğimülkiyeti ile değerli konutların çok sayıda elbirliği malikinin olduğu da olasıbir durumdur. Kuralda konutun tamamının değeri esas alınarak vergilendirmeyapıldığı için çok düşük bir pay sahibinin konutun tamamının değeri esasalınarak vergilendirilmesi halinde tek başına maliklere kıyasla daha ağır birvergi yüküne maruz bırakılması sonucunu doğurmaktadır. Bu yönüyle kuralınbenzer durumda olan kişilere farklı muamele yapıldığı sonucunu ortayaçıkarmaktadır. Mali güce göre vergilendirme ilkesine aykırı olarak oluşturulanbu farklılığın objektif ve makul bir nedene dayandığı ve de ölçülü olduğusöylenemeyecektir. Kural bu haliyle 73. Madde ile bağlantılı eşitlik ilkesineaykırıdır.
13. Dava konusu 1319sayılı Emlak vergisi Kanun’un değiştirilen 44. Maddesinin üçüncü fıkrasıAnayasa’nın 10. ve 73. Maddeleri uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğundan iptaligerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ