ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2020/87
Karar Sayısı:2022/44
Karar Tarihi:21/4/2022
R.G. Tarih - Sayı:2/8/2022 -31911
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (E.2020/87)
2. Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2021/21)
İTİRAZLARIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenengeçici 5. maddenin (d) bendinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 38.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Sanıklar hakkında kumar oynanması için yer ve imkânsağlama ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından açılan davalardaitiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler,iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 5.maddesi şöyledir:
“Geçici Madde5- (Ek:17/10/2019-7188/31 md.)
(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;
a) 102 nci maddede yapılan düzenleme, bu maddeninyayımlandığı tarihten itibaren üç ay sonra uygulanır.
b) 236 ncı maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarındayapılan düzenleme uyarınca kurulması gereken merkezler, en geç 1/9/2020tarihine kadar faaliyete geçirilir. Bu tarihe kadar mevcut uygulamaya devamolunur.
c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler,1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.
d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresinegeçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ilebasit yargılama usulü uygulanmaz.
e) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla,kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda kamu davasının açılmasının ertelenmesihükümleri uygulanmaz.
f) 286 ncı maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme,bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmekkoşuluyla aynı suçlarla ilgili olarak bölge adliye mahkemelerince verilmişkesin nitelikteki kararlar hakkında da uygulanır. Bu bendin uygulandığı hâlde,cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, 100 üncü madde uyarıncatutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derecemahkemesince değerlendirilir.
g) 308/A maddesinde yapılan değişiklikle bölge adliyemahkemesi Cumhuriyet başsavcılığınca yapılan itirazların incelenmesine ilişkingetirilen usul, bu maddenin yayımlandığı tarihten önce itiraz yoluna başvurulupreddedilmiş olan itirazlar hakkında uygulanmaz.
h) Aile mahkemeleri ile çocuk ve çocuk ağır cezamahkemelerinde görev yapan psikolog, pedagog ve sosyal çalışma görevlilerineilişkin düzenlemeler, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonrauygulanır.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2020/87 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, RecaiAKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve BasriBAĞCI’nın katılımlarıyla 10/12/2020 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasınınciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca birmahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış vemahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilenkuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural isebakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümündeveya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktebulunan kurallardır.
3. Başvuru kararında 5271 sayılı Kanun’un geçici 5.maddesinin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükmebağlanmış…” ibaresinin iptali talep edilmiştir.
4. Bakılmakta olan davanın konusu kumar oynanması içinyer ve imkân sağlama suçundan sanık hakkında verilen hükmün istinafincelemesine ilişkindir.
5. İtiraz konusu kural seri muhakeme usulünün yanısıra bakılmakta olan davanın konusu olmayan basit yargılama usulü yönünden degeçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkinincelemenin “seri muhakeme usulü” yönünden yapılması gerekir.
6. Açıklanan nedenle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31.maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturmaevresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin esasınınincelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “…serimuhakeme usulü…” ibaresi yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
B. E.2021/21 Sayılı Başvuru Yönünden
7. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA,Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, SelahaddinMENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 3/3/2021 tarihinde yapılanilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunlarıgörüşülmüştür.
8. Başvuru kararında 5271 sayılı Kanun’un geçici 5.maddesinin (d) bendinin iptali talep edilmiştir.
9. Bakılmakta olan davanın konusunu 1/1/2020 tarihiitibarıyla kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda seri muhkeme usulününuygulanmaması oluşturmaktadır. Bu nedenle kuralda yer alan “…hükmebağlanmış veya kesinleşmiş…” ibaresinin bakılmakta olan davadauygulanma imkânı bulunmamaktadır.
10. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendinde bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davadauygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümleriniAnayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğüaykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda iptali talepedilen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduklarının açıklanmasıgerektiği belirtilmiş; anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık birşekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularınınAnayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriylereddedileceği hükme bağlanmıştır.
11. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuranmahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerinher birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrıayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermesi gerektiği ifade edilmiştir.Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de AnayasaMahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespitedilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizinbaşvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir.
12. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafındanitiraz konusu kuralda yer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresininhangi nedenlerle Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğunun gerekçeleriylebirlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır.
13. Diğer yandan itiraz konusu kuralda yer alan “1/1/2020tarihi itibarıyla…”, “…dosyalarda…” ve “… uygulanmaz.”ibareleri seri muhakeme usulünün yanı sıra bakılmakta olan davanınkonusu olmayan basit yargılama usulü yönünden de geçerli, ortak kuralniteliğindedir. Bu itibarla kuralın kalan kısmının “kovuşturma aşamasınageçilmiş” ibaresi ile sınırlı olarak incelenmesi ve esasa ilişkinincelemenin “seri muhakeme usulü” yönünden yapılması gerekir.
14. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31.maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin;
A. (d) bendindeyer alan “…hükme bağlanmış veya kesinleşmiş…” ibaresinin itirazbaşvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânıbulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyleREDDİNE,
B. (d) bendindeyer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresine ilişkin itiraz başvurusunun30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceyöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,
C. (d) bendininkalan kısmının esasının incelenmesine, esas incelemesinin “…kovuşturmaevresine geçilmiş,…” ibaresi ile sınırlı olarak “seri muhakeme usulü”yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
15. 4/12/2004 tarihlive 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılıKanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturmaevresine geçilmiş,…” ibaresinin “seri muhakeme usulü” yönündeniptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2021/21sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2020/87 sayılı dava ileBİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2020/87 sayılıdosya üzerinden yürütülmesine 3/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
16. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜNtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleriokunup incelendikten sonra gereği görüşülüpdüşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
17. 5271sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (d) bendi 1/1/2020 tarihi itibarıylakovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda serimuhakeme usulü ile basit yargılama usulünün uygulanmayacağını öngörmektedir.Anılan bentte yer alan “…kovuşturmaevresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresi itiraz konusu kuralıoluşturmakta olup kural “seri muhakeme usulü” yönündenincelenmiştir. Kuralla 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmişveya hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmamasıöngörülmüştür.
18. Kural,dosyaların ceza muhakemesinin ilerleyişinde bulunduğu aşamaları dikkate alarakseri muhakeme usulünün uygulanmasını önlemektedir. Anılan Kanun’un 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturmanın iddianameninkabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiğibelirtilmiştir. Kanun’un geçici 5. maddesinin itiraz konusu kuralın da yeraldığı (d) bendinde ise kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veyakesinleşmiş dosyalardan söz edilmek suretiyle üçlü bir ayrım öngörülmüştür. Buayrım dikkate alındığında anılan bentte kovuşturma kavramının iddianameninkabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre anlamındakullanılmadığı açıktır.
19. İtirazkonusu kuralın kanunlaşma süreci dikkate alındığında itiraz konusu “…hükme bağlanmış…” ibaresinin ilk derecemahkemesince hüküm verilmiş ancak henüz kesinleşmemiş kanun yollarıaşamasındaki dosyaları ifade ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim kuralın yer aldığıbentte Adalet Komisyonunca yapılan değişikliğin “1/1/2020 tarihi itibarıylasöz konusu usuller uygulanmaya başlandığında, kovuşturma evresine geçilerekduruşma günü verilen dosyalar olacağı gibi duruşma açılan veya hüküm verilmeksuretiyle istinaf veya temyiz aşamasında olan dosyalar da olacaktır. Bu durumdagenel hükümlere göre kovuşturma evresine başlanan dosyaların yine genelhükümlere göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Tüketilmiş evreler bakımındanbu usullerin uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle, uygulayıcı hâkimve savcıların tereddüt yaşamamaları amacıyla belirtilen hususa ilişkin geçicibir düzenleme yapmak suretiyle, seri muhakeme usulü ile basit yargılamausulünün uygulanmaya başlandığı tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş,hükme bağlanmış olmakla istinaf veya temyiz aşamasına geçmiş ya da kesinleşmişdosyalarda bu usullerin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmektedir.”biçimindeki gerekçesi de bunu ortaya koymaktadır.
20. Serimuhakeme usulü, Kanun’da açıkça düzenlenen suçlarla sınırlı olmak üzere belirlişartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yolu olarak öngörülmüştür. Serimuhakeme usulünün uygulanması için Kanun’un 250. maddesindeki şartlarıngerçekleşmesi gerekir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında; aynı fıkranın(a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan katalog suçlarla ilgili olarakyürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesinekarar verilmediği takdirde söz konusu usulün uygulanacağı belirtilmiştir.
21.Maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına göre Cumhuriyet savcısı veya kollukgörevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirir; Cumhuriyet savcısı tarafından anılan usulün uygulanmasışüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesihâlinde bu usul uygulanır.
22.Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise seri muhakeme usulünün uygulanmasıdurumunda Cumhuriyet savcısının 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hususlarıgözönünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üstsınırı arasında tespit edeceği temel cezadan veşartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktansonra belirlenen cezadan yarı oranındaindirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirleyeceği hükme bağlanmıştır.
B.İtirazların Gerekçeleri
23. Başvurukararlarında özetle; itiraz konusu kuralın fail lehine düzenlemeler içeren serimuhakeme usulünün geçmişe dönük şekilde uygulanmasına engel oluşturduğu, budurumun suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı, kuralın kesinleşmemişyargılamalarda sanık lehine olan düzenlemelerin uygulanmasını önlediği içinhukuk devleti ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıçkısmı ile 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
24.Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zamanyürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağırbir ceza verilemez” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilmeksuretiyle cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesiuyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecekcezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırlarıbelli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasakfiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak veözgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır.
25. Suçtave cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığıuluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafolduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Kanunsuz ceza olmaz”başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zamanulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmaldendolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olancezadan daha ağır bir ceza verilemez.”; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkinUluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “Hiçkimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suçsayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan birfiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez.Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir cezaöngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.” denilmeksuretiyle bu ilkeye yer verilmiştir.
26. Suçtave cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak veözgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalaryönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilikilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel öneminedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecekşekilde gelişmiştir. Bu bağlamda hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğiningereği olarak Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseyesuçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Cezanormlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kuralkanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanmasıyasağı olarak ifade edilmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suçolmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlardaise diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesi gündemegelmektedir.
27. Fiilinişlenmesinden hükmün kesinleşmesine kadar geçen ceza muhakemesi sürecinde birsuç için fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan ve daha sonra yürürlüğe girenkanun olmak üzere uygulanması mümkün birden fazla kanun hükmü söz konusuolabilmektedir. Suç nedeniyle başta hürriyeti bağlayıcı cezalar olmak üzereuygulanan çeşitli ceza ve güvenlik tedbirleri temel hak ve özgürlükleremüdahale oluşturduğundan Anayasa cezayı ağırlaştıran kanunun yürürlüktarihinden önce işlenmiş suçlara uygulanmasını açık biçimde yasaklamıştır.Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin bir sonucu olan bu yasak, aynı zamandasuçun işlendiği tarihteki kanuna göre lehe olan sonraki kanunun uygulanmasınıda gerekli kılmaktadır. Zira işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin dahasonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilenkanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumundamülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabuledilmesi, suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç vecezaların kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarakbeklemeyecekleri, dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmalarısonucunu doğuracaktır. Bunun ceza hukuku alanında kişilerin hukukigüvenliklerini anayasal güvenceye bağlamayı amaç edinen suç ve cezalarınkanuniliği ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.
28. Öteyandan lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılıolarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen sosyal düzenve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı kabul edilenveya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce işlenmiş olmasınedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve hakkaniyetilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
29. Anılanhususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza yargılamasında lehe kanununuygulanmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilikilkesi kapsamında anayasal bir zorunluluk olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (AYM,E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, §§ 13-20).
30.Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğubentte yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş,…”, “…hükme bağlanmış…”ibarelerinin “basit yargılama usulü yönünden” iptaline kararvermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4,14/1/2021, §§ 27-28). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıylasonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğununtespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanmasıdurumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniylekural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişeyürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusukararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükmebağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulününuygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespitedilmiştir.
31.Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” denilmeksuretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifadeedilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasınıengelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacakkanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasınayönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmamasıgerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).
32. İtirazkonusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya dahükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağınıöngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4)numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarıoranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir (bkz. § 22). Buna göre itirazkonusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış,dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerindefail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıylakovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasınıöngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın buniteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında AnayasaMahkemesinin 25/6/2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli veE.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirirbir durum söz konusu değildir.
33.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise debu bağlamda belirtilen hususlar Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında ele alınmışolduğundan Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
Kural,Anayasa’nın 38. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıcaAnayasa’nın Başlangıç kısmı yönünden incelenmemiştir.
V. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılıKanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturmaevresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin“…seri muhakeme usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hasan TahsinGÖKCAN, Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA 21/4/2022 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 7188 sayılı Kanunun 31. maddesiyle CMK’na eklenengeçici 5. maddenin (d) bendi şöyledir: “1.1.2020 tarihi itibarıylakovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmişdosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.”AYM daha önce verdiği 2020/33 sayılı kararı ile basit yargılama usulü yönünden“kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresinin iptaline karar vermişti. Mahkeme’nin2021/4 sayılı kararı ile de aynı maddedeki “hükme bağlanmış” ibaresi basityargılama usulü yönünden iptal edilmişti. Son karara tarafımızca karşıoykullanılmıştı.
2. Mahkememiz kararını oluşturan çoğunluk gerekçesi iptalnedenini Anayasanın 38. maddesinde yer alan lehe kanunun geçmişe yürütülmesiilkesine dayandırmıştır. Anılan ilkenin maddi ceza hukuku normlarındaki lehedeğişiklikler bakımından geçerli olacağında bir tartışma bulunmamaktadır.Bununla birlikte seri muhakeme usulünün zaman bakımından uygulanmasıyla ilgiliincelenen kural yönünden aynı ilkenin geçerli olduğunun söylenemeyeceğidüşüncesindeyiz. Nitekim bu düşüncemizin temellerini Mahkememizin 2021/4 sayılıkararına yazdığımız karşıoyda dile getirmiştik. Seri yargılama usulüuygulandığında sanık lehine ceza indirimi sağlıyor ise de maddi hukuk kuralıolmayıp, adı üzerinde bir yargılama (usul) kuralı olduğu açıktır. Bilindiğiüzere maddi hukuk kuralları, suç unsurlarını ve yaptırımını kapsayan cezahukuku normlarıyla ilgilidir. Bu tür normlarda unsur veya yaptırımda değişiklikyapan kuralların da maddi hukuk normu olacağı tartışmasızdır.
3. Hukuki belirliliğin ve hukukgüvenliğinin gereği olarak Anayasa’nın 38.maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseyesuçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Cezanormlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kuralkanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanmasıyasağı olarak ifade edilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabuledilmiş bir güvence niteliğindedir. Toplumundeğişen anlayış ve ihtiyaçlarına göre suç sayılan fiiller için uygulanacakcezalar, nitelik ve nicelik olarak zamanla değişebilmektedir. Suç tarihindensonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suçiçin daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda ise diğer bir alt ilke olan lehekanunun geçmişe uygulanması ilkesi gündeme gelmektedir. Bu ilkeninuygulanması bakımından kural olarak sonraki kanunun fiili suç olmaktançıkarması veya fiile daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda lehe kanundan sözedilir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında belirtildiği üzere; “işlendiğitarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suçolmaktan çıkarılması veya daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülgakanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesi,suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve cezalarınkanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak beklemeyecekleridolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunudoğuracaktır. Lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiylebağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişensosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığıkabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önceişlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet vehakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.” (bkz. AYM, E.2019/9, K.2019/27,11/04/2019, par. 18, 19).
4. AYM’nin bizim de katıldığımız anılan kararındabelirtilen değerlendirmeler maddi bir ceza normunda yapılan değişikliklerbakımından mutlak olarak geçerlidir. Başka deyişle doğrudan suç tanımında,yaptırımında, yaptırımı belirleyen veya bireyselleştiren maddi ceza hukukukurallarında (örn. TCK m. 29-44; 61-62) yapılan lehe değişikliklerin Anayasanın38/1. maddesi kapsamında geriye yürütülmesi zorunluluğu kabul edilmelidir.Örneğin normda tanımlanan fiilin suç olmaktan çıkartılması veya cezasınınmiktar veya nitelik yönüyle hafifletilmesi bu şekildedir. Çünkü AYM kararındada ifade edildiği üzere bu tür değişiklikler, gelişen sosyal düzen ve değişentoplumsal ihtiyaçlar karşısında hukuk düzeninde bu tür eylemlerin artık suçoluşturmadığı veya daha hafif bir yaptırımla karşılanması gerektiğinin kabuledildiği anlamına gelmektedir. Sözü edilen değişiklikler, fiilin artık yenihukuk düzeninde haksızlık teşkil etmediği veya haksızlık içeriğinin daha hafifkabul edildiği anlamına gelmektedir. Maddi ceza hukukuna ilişkin böylesidüzenlemelerin sanık lehine yansıtılması hukuk devleti ilkesi kapsamında adaletve hakkaniyet ilkelerinin ve Anayasanın 38/1. maddesinin gereği olarakgörülmelidir.
5. Bununla birlikte bir usul hukuku kuralınınuygulanmasının dolaylı sonucu olarak ceza indirimi uygulanması veya niteliğinindeğiştirilmesini gerektiren kanun değişikliklerinde hukuk düzeninin ve toplumunbu suçun haksızlık algısında veya yaptırımında değişiklik öngördüğü sonucuçıkarılamayacaktır. Başka bir anlatımla soyut biçimde “bir kural değişikliğininsanık lehine olması” ölçütü her durumda lehe hükmün geriye yürütülmesi içinyeterli bir kriter olarak kabul edilmemelidir. Bu ölçüt maddi ceza hukukukurallarındaki değişikliklerde uygun ise de usul kurallarını karşılamaktayetersizdir. Yasamanın asliliği ve genelliği ilkesi gereğince, adaletsisteminin verimli çalışması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi yada onarıcı adalet anlayışlarına bağlı olarak genel yargılama yöntemlerinealternatif usullerin öngörülmesi her zaman mümkündür. Kanun koyucu bu türkuralların yürürlükten önceki tarihli usul işlemlerine ve hatta kesinleşmişuyuşmazlıklar bakımından da uygulanması konusunda tercihte bulunabilir. Butercihini kimi durumda uygulamayı kısıtlayıcı kural koymayarak da yapabilir.Fakat kimi kamusal kaygılarla ve hatta öngörülen usul kuralının mahiyeti gereğibelli usul aşamaları sonuçlanmış uyuşmazlıklarda yeni usulün uygulanmamasıgerektiğini de kabul edebilir. Ceza normu ile yasaklanan fiilin haksızlıkvasfını veya ilgili maddesinde öngörülen cezasını değiştirmeyip, bir usulkuralına bağlı olarak yaptırımı sanık lehine etkileyen kuralların geçmişe yürürlüğübakımından başka bir kriterin uygulanması gerekmektedir. Bu kriterin, öngörülenyeni usul kuralının ceza soruşturması ve kovuşturması süreçlerindeki uygulanabilirliğiolduğu değerlendirilmelidir. Bu açıdan, uygulanabilirlik kriterinin, öngörülenyeni usul kuralının mahiyetinden çıkartılması gerekir. Esasen geçici 5.maddedeki bu kurala ilişkin Adalet Komisyonu gerekçesinde de ; “genelhükümlere göre kovuşturma evresine başlanan dosyaların yine genel hükümleregöre sonuçlanması gerekmektedir. Tüketilmiş evreler bakımından bu usullerinuygulanması söz konusu olmayacaktır.” ifadeleriyle de bir anlamdauygulanabilirlik kriterinin esas alındığı görülmektedir.
6. Nitekim AYM daha önce “1.1.2020tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresi hakkında verdiği iptalkararının gerekçesinde, “henüz hüküm kurulmamış olması dolayısıyla yeniusulün uygulanabileceği dosyalarda” ibaresiyle basit yargılama usulününuygulanabilirliği kriterine işaret etmiştir (bkz. AYM, K.2019/27, par. 27).Mahkememiz, basit yargılama usulü yönünden geçici 5. maddedeki “kesinleşmişdosyalarda” ibaresinin iptal istemini reddederken de aynı kriterden sözetmiştir; “Muhakeme sürecinin kesinleşmiş mahkeme kararıyla tamamlanmasınedeniyle kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanabilirliğibulunmamaktadır. Dolayısıyla kesinleşmiş dosyalarda basit yargılamausulünün uygulanmamasını öngören kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırılıkteşkil etmez.” (AYM 14.1.2021, 2020/81 E. – 2021/4 K.)
7. Belirttiğimiz uygulanabilirlik kriterinin alternatifiise; uygulanacak ceza miktarını doğrudan veya dolaylı biçimde azaltan her türlükanun değişikliğinin geçmişe yürütülmesi gerektiği görüşüdür. Bu görüş Yargıtaykararlarında da benimsenmekte ve bir yönüyle maddi ceza hukukuna temas ettiğibelirtilen usul kurallarının da geçmişe yürütülmesi gerektiği savunulmaktadır.Ancak, bu yorum lehe kanunun geriye yürürlüğü ilkesini belki maksadı aşan birsınırsızlığa evriltmekte ve bu yolla yasamanın genelliği ilkesine karşın kanunkoyucunun benzer usul düzenlemeleri yapma konusundaki iradesi bir anlamdasınırlanmış olmaktadır. Çünkü kanun koyucu böylesi bir yorum nedeniyleyargılama usulüyle ilgili her değişikliğin, kesinleşen dosyalardakiyargılamaların dahi tekrarlanmasına yol açması riski karşısında, bu alternatifmaliyeti hukuk sisteminin ve toplumun üzerine yükleyip yüklememenin hesabınıyapmak durumunda olacaktır.
8. Bu doğrultuda, incelenen Kanunun geçici 5/d.maddesi ile, bir usul hukuku kurumu olduğunda şüphe bulunmayan seriyargılama usulünün, kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış davalardauygulanamayacağı belirtilmiştir. Böylece usuli bakımından farklı safhalardaki(kovuşturma evresindeki) davaların seri usul uygulanması amacıyla tekrarsoruşturma evresine aktarılması önlenmek istenmiştir. CMK’nın 250. maddesindedüzenlenen seri yargılama usulü uygulandığında iddianame düzenlenmemekte, birkovuşturma yürütülmemektedir. C. Savcısı mahkemeden bu usulün uygulanmasınıyazı ile talep etmekte, mahkeme uygun görmediği takdirde talebi reddedip genelhükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyayı C. Savcısına iade etmektedir.Görüldüğü üzere seri usul tümüyle soruşturma evresine özgü, basitleştirilmiş,istisnai ve özel bir usul hukuku düzenlemesidir. Bu usule ilişkin kurallar,kapsam içindeki suçların unsurlarında veya ceza miktarında doğrudan birdeğişiklik yapmamaktadır. Usulün uygulanmasına bağlı olarak ceza indirimiyapılıyor olması da kuralın maddi hukuk kuralı olarak kabulünü zorunlukılmamaktadır.
9. Şu halde düşüncemize göre kanunda öngörülen seriyargılama usulü tümüyle soruşturma evresine özgülenmiş bir usulhukuku kurumudur. Bu nedenle konunun, lehe kuralların geçmişe yürütülmesiilkesinin usul kuralları yönünden uygulanmasında esas alınması gerekenuygulanabilirlik kriteri doğrultusunda ele alınması gerekir. İddianamedüzenlenerek davası açılmış ve kovuşturma evresine geçilmiş davalar bakımındanseri yargılama usulünün uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Bu nedenlekovuşturma evresine geçilmiş ve hükme bağlanmış davalarda uygulanabilir olmayanseri yargılama usulü bakımından lehe kanunun geriye yürütülmesi ilkesiningeçerli olmadığı için iptal talebinin reddi gerektiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞI OY GEREKÇESİ
Mahkememiz sayınçoğunluğunca 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5.maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş,…” ibaresininaynı bentte yer alan “…seri muhakeme usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun ile ceza muhakemesisistemimize seri muhakeme usulü adıyla yeni bir düzenleme getirilmiştir. Serimuhakeme usulü 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinde düzenlenmiştir. 7188 sayılıkanun ile getirilen seri muhakeme usulü soruşturma ve kovuşturma usulüne görefarklı ve kendine özgü bazı kurum ve kavramları beraberinde getirmiştir.
İyi işleyen etkin bir ceza adalet sisteminin inşası,hukuk devletinin temel amaçlarından birisidir. Bu amacın gerçekleşmesi için,toplumdaki uyuşmazlıkların en kısa sürede, en az masrafla, en etkili vetarafları tatmin eder bir biçimde sonuçlandırmak önem arz etmektedir. Bu nedenlede dünyada alternatif çözüm yöntemleri geliştirilmekte veyaygınlaştırılmaktadır. Bu usuller ile amaçlanan, adalet sistemini zorlayan işyükünü hafifleterek bozulan kamu düzeninin tesis edilmesinin bir an öncesağlanmasıdır.
Seri muhakeme usulü; CMK 250. Maddesinde düzenlenmiş,kanunda sayılan suçlar bakımından klasik muhakeme usulüne göre farklı vekendine özgü bazı kurum ve kavramları beraberinde getirmiştir.
İtiraz konusu kural belirli bir tarihten önce kovuşturmaaşamasına geçilmiş dosyalarda seri yargılama usulünün uygulanamayacağınıöngörmektedir. Kuralın iptali halinde söz konusu dosyalarda da daha önce hangiyargılama işlemlerinin yapıldığına bakılmaksızın seri yargılama usulüuygulanabilecektir.
Bu nedenle sayın çoğunluğun salt ceza indirimi nedeniylekanunilik ilkesine aykırılık nedeniyle kuralın iptal edilmesi yönündeki kararı,tükenmiş usul işlemlerinin yeniden başlatılmasına, kişiler hakkında başlamışolan yargılamaya etkin katılım, duruşmada hazır bulunma hakkı, çelişmeliyargılama hakkı gibi hakların kullanılmaması sonucunu doğurabilecektir. Kaldıki kuralın iptaliyle kanunda öngörülen salt ceza indiriminin kişiler hakkındadoğurduğu sonuçlar üzerinden düşünülecek olursa, bu yönden de söz konusu usulünher durumda sanık lehine olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Ziradavada tarafların usule itiraz edip etmeyecekleri, hâkimin davada bu usulüuygulayıp uygulamayacağı, istinaf ve ilk derece mahkemelerinde usulişlemlerinin başlatılması konusunda bir istikrar sağlanıp sağlanmayacağı öncedenbelirlenebilecek nitelikte değildir.
Bu bağlamda, kovuşturma aşamasına geçilmiş olmasısayesinde duruşmada hazır bulunma hakkını elde etmiş olan sanıktan rızası dahiolmaksızın mahkeme huzurunda sözlü savunma hakkını, tanık dinletme ve tanığasoru sorulmasını isteme hakkını, duruşmada okunacak delillere karşıdiyeceklerini sözlü olarak bildirme ve delil tartışmasını taraflarla birliktemahkeme huzurunda yapabilme hakkının geri alınması sanığın aleyhine sonuçlarayol açabilecektir. Elbette seri yargılama usulünde de yazılı savunmanın vedelillerin sunulabildiği, böylelikle sanığın mağduriyetine yol açılmayacağıdüşünülebilir. Ancak ceza yargılamalarında yüzyüzelik ilkesi ve duruşmayakatılma hakkının önemi açıktır. Sanık mahkeme huzurunda, hâkimin sorgususırasında dava konusunu aydınlatıcı bilgiler verebileceği gibi, sözlüsavunmanın avantajlarını kullanarak suç işlemediğine yönelik mahkemeyi dahakuvvetli bir araçlarla ikna etme imkânını haiz olabilecektir.
Bununla birlikte seri yargılama usulünü düzenleyen 5271sayılı Kanun’un 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasında mahkemenin 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun 61. maddesini dikkate alınmak suretiyle cezayıbelirleyeceği öngörülmüştür. Anılan madde incelendiğinde hâkimin, suç konusununönem ve değerini, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını vefailin güttüğü amaç ve saik gibi nedenleri göz önünde bulundurarak, işlenensuçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temelcezayı belirleyeceği görülmektedir. Cezanın bireyselleştirmesinde sanık lehinedikkate alınacak hususlar, özellikle duruşmada sanığın ve tanıkların yüz yüzedinlenilmesi ve görülmesi sonrası edinilecek kanaatle oluşacaktır. Bu nedenle,anılan madde uyarınca cezanın belirlenmesinde, duruşmada bulunma hakkı sanıklehine önemli bir güvence oluşturmaktadır. Seri yargılama usulünde öngörülenusul nedeniyle bazı güvencelerin uygulanmamasının esasen sanık aleyhine birsonuç doğurabildiği de ileri sürülebilir.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, sanık tarafındanelde edilmiş olan duruşmada hazır bulunma hakkının, iptal kararında yer alankanunilik ilkesi altında lehe kanun değerlendirmesi gerekçesine dayanarak,mahkemece resen ortadan kaldırılmasının her zaman sanık lehine bir sonuçdoğurmayabileceğinin gözetilmesi gerekir.
Anayasa’da yer alan haklar ve ilkelerin yarıştığı vekesiştiği yerlerde, pratik uyumlaştırma ilkesi gereği çatışan haklar, normalanının belirlediği kendi nesnel sınırlarına göre yorumlanmalıdır.
Açıklanan gerekçelerle itiraz konusukuralı Anayasa’ya aykırı görmediğimizden iptal isteminin reddi gerektiğidüşüncesiyle çoğunluğun iptal kararına katılmıyoruz.
Üye
Recai AKYEL
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞI OY GEREKÇESİ
4.12.2004 tarihli 5271 sayılı CMK’na 17.10.2019 tarihli ve7188 sayılı Kanun’un 31. maddesine eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinin “01.01.2020tarihi itibarıyla kovuşturma evresini geçirilmiş hükme bağlanmış veyakesinleşmiş dosyalarda … seri muhakeme usulü … uygulanmaz” bölümününAnayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir.
1. Kanun koyucu söz konusu düzenleme ile bazı ispatıkolay, cezası düşük olarak değerlendirilen suçlara ilişkin uyuşmazlıklarınhızlı bir şekilde çözülmesi, muhakeme süreçlerinin çeşitli usullerindenarındırılarak basitleştirmeyi ve kısıtlamayı amaçlamıştır.
2. Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen “Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması” ilkesi ile adilyargılanma hakkının diğer bileşenleri arasında bir denge sağlanarak, alternatifbir ceza sistemi getirilmek istenmiştir.
3. Usul hukukuna ilişkin yapılan düzenlemelerin lehe olanhükümlerin sanık lehine uygulanacağı hükmüne dayanılması mümkün olmamaktadır.
Ceza muhakemesi hukukuna ilişkin yasaların zamanbakımından uygulanması “derhal uygulanma” prensibine dayanır. Burada amaç yeniyasanın yürürlük tarihinden itibaren açılacak davaların tüm aşamalarında olduğukadar daha önce açılmış davaların henüz yapılmamış işlemlere uygulanmasıdır.Bunun yanında eski yasanın yürürlükte olduğu aşamada tamamlanmış işlemleringeçerli sayılması hedeflenir.
Ceza Muhakemesine ilişkin yürürlüğe giren yasanın sanığınlehine veya aleyhine olması önemli değildir. Bu bakımdan ceza muhakemesiyasaları ceza yasalarından farklı olup yeni yasa sanığın aleyhine de olsa uygulanır.
Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasındagenel ilke, yasa değişikliklerindeki geçici düzenlemelerde aksi belirtilmişolmadıkça, derhal uygulama “hemen uygulama” ilkesi geçerlidir. Bu ilke yeniYasanın eskisinden daha mükemmel olması ve ülkede aynı anda birden çokyargılama yasasının uygulanmaması yasaların bulundukları süre içerisinde,düzenledikleri alanlarda uygulanacağı görüşüne dayanmaktadır. Derhaluygulanırlık ilkesinin doğal sonucu olarak, usul işlemleri, yapılacağı sırada yürürlüktebulunan yargılama yasası hükümlerine tabi olacak ve ceza yargılaması sırasında,yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanacak, ancak, bu durum,önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde dönemde, o yasaya uygun biçimdeyapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini degerektirmeyecektir. Bu ilkenin sonucu olarak;
a. Usul işlemleri mutlaka yürürlükteki yasaya göreyapılacaktır.
b. Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradanyürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
c. Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gerekenusul işlemleri yeni yasaya tabi olacaktır.
d. Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veyaaleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır (Yarg. CGK. 22.11.2005, 2005/16-139,2005/139).
4. İtiraz konusu kural belirli bir tarihten öncekovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmamasınıöngörmektedir. Kuralın iptali ile tekrar başa dönülmesi maçın skorunun bilerekmaçın tekrarlanması gibi bir garip sonuç doğurmaktadır.
5. Bu sebeple itiraz konusu kuralı Anayasa’ya aykırıgörmediğimizden iptale ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Üye
Kenan YAŞAR