ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2020/90
Karar sayısı : 2023/88
Karar Tarihi : 4/5/2023
R.G.Tarih-Sayı :14/6/2023-32221
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Düzce 2. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/4/1926tarihli ve 818 mülga sayılı Borçlar Kanunu’nun;
A. 26., 125. ve128. maddelerinin,
B. 332. maddesine29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen ikincifıkranın,
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Maruz kaldığı iş kazası sonucu sürekli iş göremez durumagelen sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan ödemelerin davalı işverenden kusuroranına göre rücuen tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kurallarınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu;
1. 26. maddesişöyledir:
“4- İhmal yüzünden hata
Madde 26- Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğiniiddia eden taraf, eğer hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin busuretle feshinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf hatayavakıf olmuş veya vakıf olması muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazımgelmez.
Eğer hakkaniyet icabederse hakim, mutazarrır olan tarafınlehinde daha fazla tazminat hükmedebilir.”
2. 125. maddesişöyledir:
“1- On senelik müruru zaman
Madde 125- Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığıtakdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”
3. 128. maddesişöyledir:
“a) Umumiyet itibariyle
Madde 128- Müruruzaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbarvukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyaneder.”
4. Kuralın da yeraldığı 332. maddesi şöyledir:
“4- Tedbirlerve mesai mahalleri
Madde 332- İşsahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesindekendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığıtehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışmamahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yertedarikine mecburdur.
(Ek : 29/6/1956 - 6763/41 md.) İş sahibinin yukarıki fıkra hükmüne aykırı hareketineticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzdenuğradıkları zararlara karşı istiyebilecekleri tazminat dahi akde aykırıhareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.”
II. İLK İNCELEME
1. AnayasaMahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, KadirÖZKAYA, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI,Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Basri BAĞCI’nın katılmalarıyla 10/12/2020günü yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural vesınırlama sorunları görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasınınciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca birmahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış vemahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın dao davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olandavanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktekikurallardır.
3. Başvuru kararında 818 sayılı mülga Kanun’un 26.maddesinin de iptali talep edilmiştir. Anılan madde hata nedeniyle sözleşmedendönülmesi hâlinde sözleşmeden dönen tarafın tazminat yükümlülüğünüdüzenlemektedir. Bakılmakta olan dava ise hata nedeniyle sözleşmeden dönülmesidurumunu konu edinmeyip maruz kaldığı iş kazasısonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan ödemelerindavalı işverenden kusur oranına göre rücuen tahsili talebine ilişkindir. Buitibarla Kanun’un itiraz konusu 26. maddesinin bakılmakta olan davada uygulanmaimkânı bulunmamaktadır.
4. Öte yandan Kanun’un itiraz konusu genel zaman aşımınıdüzenleyen ve zamanaşımının başlangıç tarihini belirleyen 125. ve 128.maddeleri ile işveren aleyhine açılacak tazminat davasında zamanaşımına ilişkinbu hükümlerin uygulanacağını öngören 332. maddesinin ikinci fıkrasının hizmetakdi ile çalışanların uğradığı tüm zararların tazmini bakımından geçerli ortakkural niteliği taşıdığı, bakılmakta olan davanın konusunun iş kazası nedeniyleişçiye ödenen tazminatın rücuen işverenden tahsili olduğu gözetildiğinde itirazkonusu kurallara ilişkin esas incelemenin “17/7/1964 tarihli ve 506 sayılıSosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi” yönünden yapılmasıgerekmektedir.
5. Açıklanan nedenlerle 22/4/1926 tarihli ve mülga 818sayılı Borçlar Kanunu’nun;
A. 26. maddesininitiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânıbulunmadığından bu maddeye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyleREDDİNE,
B. 125. ve 128.maddeleri ile 332. maddesine 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41.maddesiyle eklenen ikinci fıkranın esasının incelenmesine, esasa ilişkinincelemenin 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nunmülga 26. maddesi yönünden yapılmasına,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Alparslan KOÇAK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor,itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları vebunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A. Uygulanacak Kural Sorunu
7. 818sayılı mülga Kanun’un 332. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasında işsahibinin anılan maddenin birinci fıkrası hükmüne aykırı hareket etmesineticesinde işçinin ölmesi hâlinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzdenuğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminatın sözleşmeye aykırılıktandoğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olduğu hükme bağlanmıştır.
8. Bakılmakta olan davanın konusu ise işçinin ölmesihâline ilişkin olmayıp sürekli iş göremez duruma düşmesi nedeniyle rücuentazminat talebidir. Bu itibarla söz konusu maddenin itiraz konusu ikincifıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
9. Açıklanan nedenle 818 sayılı mülga Kanun’un 332.maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliğinedeniyle reddi gerekir.
B. İtirazın Gerekçesi
10. Başvuru kararında özetle; itirazkonusu kurallarda zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağının ve üst sınırınınbelirtilmediği, makul ve belirlenebilir bir zamanaşımı süresinin öngörülmediği,bu nedenle kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında bırakıldıklarıbelirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
C. Genel Açıklama
11. Kanun tarafından belirlenen sürenin geçirilmesihâlinde dava ve takip hakkının kaybedilmesine zamanaşımı adı verilmektedir.Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyen alacaklınındava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir. Kazandırıcızamanaşımı mülkiyet hakkında değişiklik oluştururken düşürücü zamanaşımı,hukuki güvenliği sağlamak amacıyla öngörülen genel düzenlemelerden biridir.
12. Zamanaşımının gerçekleşmesiyle birlikte alacakhakları, kendiliğinden sona ermemekte, eksik borç hâline dönüşmekte; sadeceborçluya bir defi hakkı vermektedir. Bu durumda borçlu, borcu ifa ederse bugeçerli bir ifa olmakla birlikte borçlunun borcunu ifa etmeme imkânıbulunmaktadır. Bir başka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklıiçin sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama da kabul edilmezve zamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davasıaçamaz.
Ç. Anlam ve Kapsam
13. 818 sayılı mülga Kanun’un itiraz konusu 125.maddesinde anılan Kanun’da aksine hüküm bulunmadıkça her davanın on yıllıkzamanaşımına tabi olduğu öngörülmüştür.
14. Yerleşik yargı içtihatlarında 22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Genel nitelikli hükümler” başlıklı5. maddesinin “Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri,uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanır.” şeklindekihükmü gözetilerek itiraz konusu kuralda yer alan “Bu kanunda…” ve“…her dava… ” ibareleri özel hukuka ilişkin tüm kanunlarda ve heralacak hakkı şeklinde geniş yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Bir başkadeyişle Kanun’un 125. maddesinde düzenlenen on yıllık zamanaşımı süresi sadece818 sayılı mülga Kanun’dan kaynaklanan alacak hakları için değil, özel hukukailişkin diğer kanunlardan doğan ve hakkında özel düzenleme bulunmayan tümalacak hakları için de geçerlidir.
15. 506 sayılı Kanun’da iş kazası veya meslek hastalığınedeniyle sigortalılara bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerdenkaynaklanan rücu davalarıyla ilgili herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
16. İşçinin işveren karşısında zayıf olması, ekonomik vesosyal açıdan işverene bağımlı olması ve işçi ile işveren arasındaki hizmetsözleşmesindeki kişisellik unsuru nedeniyle işverene işçiyi gözetme borcuyüklenmiştir. Bu bağlamda işverene işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamakiçin gerekli her türlü önlemi alma, araç ve gereçleri noksansız bulundurmayükümlülüğü getirilmiştir. İşçinin uğradığı zararın ilke olarak sosyal sigortatarafından karşılanması amaçlanmasına rağmen işçinin uğradığı zararın tümünün sosyalsigorta tarafından karşılanamaması nedeniyle işverenin de sorumluluğu kabuledilmiştir. Bu bağlamda 506 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle gerek işvereningerekse üçüncü kişilerin söz konusu zararlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna(Sosyal Güvenlik Kurumu) karşı kusur sorumlulukları ayrıca düzenlenmiştir. İşgüvenliği önlemlerini almayan işveren, hizmet akdinden doğan işçiyi gözetmeborcunu yerine getirmemiş olacağından sözleşmeye de aykırı davranmış sayılmaktadır.Dolayısıyla söz konusu rücu davalarında haksız fiillere ilişkin zamanaşımısüresi değil 818 sayılı mülga Kanun’un 125. maddesinde belirlenen on yıllıkzamanaşımı süresi uygulanmaktadır.
17. Anılan mülga Kanun’un itiraz konusu 128. maddesindede zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağıöngörülmüştür. Muacceliyet tarihi alacaklının hakkını hukuken korunabilirşekilde arayabileceği tarihi ifade etmektedir. Bu nedenle zamanaşımı süresininişlemeye başlaması için alacaklının kural olarak alacağını bilmesi veya bilmekzorunda olması gerekli değildir. Muacceliyetin bir ihbar şartına bağlı olduğuhâllerde zamanaşımı süresi, ihbarın yapılıp alacağın muaccel olduğu tarihtedeğil, muacceliyet ihbarının yapılabileceği tarihte başlayacaktır.
18. Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sigortalıya ya da haksahibine iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sosyal sigorta yardımlarındabulunabilmesi için iş kazası ya da meslek hastalığından haberdar olmasıgerekir. Bu nedenle 506 sayılı Kanun’un mülga 27. maddesinde iş kazasının mülga28. maddesinde ise meslek hastalığının SGK’ya bildirilmesi şeklindeki işvereninyükümlülüğü ile aksine davranışların yaptırımı düzenlenmiştir.
19. İtiraz konusu kurallar 17/7/1964 tarihli ve 506sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi yönündenincelenmiştir.
D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
20. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
21. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığıhakkını kapsamaktadır (AYM, E.2018/106, K.2019/80, 16/10/2019, § 14).
22. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunantaşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayanhak ve alacakları da içermektedir. İşverenin rücuen SGK’ya ödemekle yükümlütutulduğu tazminatın malvarlığı değerlerinden olduğu ve işveren yönünden mülk teşkilettiği açıktır.
23. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevivarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç vegörevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tamanlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunmasıamacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.
24. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarakgüvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesiyalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5.ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkinpozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimidurumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyethakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM,E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; Eyyüp Boynukara, B. No:2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik HizmetleriPetrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649,15/2/2017, § 44).
25. Devlet özel borç ilişkilerindekoruyucu önlemler alırken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncükişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarınınkorunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandanalacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkinbir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradan etkilenenborçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfîveya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itirazedebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86,14/11/2019, § 15; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. veTic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; Nihal Soydan,B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).
26. Alacağın süresinde ödenmemesinedeniyle açılan dava veya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlununmülkiyet hakları çatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerininalacaklı ve borçlu tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesigerekmektedir. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerinmenfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe nedenolması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bubağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi vesürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekildesonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulupkurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânlarıngözönünde bulundurulması zorunludur.
27. İtiraz konusu kurallarla alacaklar için genelzamanaşımı süresi ile zamanaşımı süresinin hangi tarihte ve ne suretlebaşlayacağı düzenlenmiştir. Uzun yıllar öncesine dayanan bir borcun ödendiğininya da sona erdiğinin ispat edilmesi, ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkinhukuki işlemlere ait belgelerin saklanması ve eski olguların mahkemelercedeğerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerek alacak hakkının talep edilmesibelirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuatta öngörülen benzer itiraz ve davaaçma süreleri aynı zamanda hukuk devletinin gereklerinden olan hukuki güvenlikve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudan ilgili olup düzenlemelerle anılanilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır. İtiraz konusu 125. madde genelzamanaşımı süresi öngörmektedir. Kendi alacağına karşı on yıl gibi uzun bir sürekayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık hukuki himayeden yoksun bırakılarakborçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek uyuşmazlıklara karşıkorunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altında kalmasının önlenmesiamaçlanmaktadır.
28. Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusundahareketsiz kalması nedeniyle alacağının tahsili için gerekli hukuki himayedenmahrum bırakmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu 128. maddeyle söz konusu sürealacaklının alacağının tahsili amacıyla gerekli kanuni yollara başvurmaimkânını elde ettiği tarihten itibaren başlatılmaktadır. Alacaklının hakkınıhukuken korunur şekilde talep etmesi ancak alacağın muaccel olması ya da muacceliyetinbir ihbar şartına bağlı olduğu hâllerde muacceliyetin ihbar edilebilir hâlegelmesi ile mümkün olur.
29. Genel olarak sözleşmeden doğan alacaklar içinzamanaşımı süresi alacağın hukuken himayesinin talep edilebilir olduğu tarihtenbaşlatılmaktadır. Zira anılan tarih alacaklının alacağının tahsili amacıylagerekli hukuki süreç ve işlemleri başlatabileceği tarihtir. Ayrıca alacakmüeccel olduğu sürece alacaklı alacağını talep edemez. Bu nedenle zamanaşımınınalacağın talep edilemez olduğu bir tarihten başlatılması zamanaşımı kurumununtanım ve amacına aykırı olur.
30. Zamanaşımı, def’i niteliğinde olup mahkemelertarafından resen gözetilemez. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, süresiiçinde zamanaşımı definde bulunmalı, böylece alacağın dava edilme niteliğinikaybettiğini ileri sürmelidir. Alacağın istenmesini güçleştiren veya imkânsızkılan sebepler bulunması hâlinde 818 sayılı mülga Kanun’un 132. maddesiuyarınca zamanaşımının duracağı yani işlemeyeceği düzenlenmiştir. Öte yandananılan mülga Kanun’un 133. ve devamı maddelerinde bazı işlemlerin gerçekleşmesihâlinde o zamana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin ortadan kalkması ileyeniden baştan işlemeye başlaması durumu düzenlenmiştir. Böylece alacağınıyasal yoldan arayan, çaba gösteren alacaklı korunmaktadır.
31. 506 sayılı Kanun’un mülga 26. maddesinde düzenlenenrücu alacağın yönünden zamanaşımı süresi SGK zararının oluştuğu gelirleraçısından SGK’nın yetkili organı tarafından tahsisin onayı, diğer sosyalyardımlar yönünden ise harcama ve ödeme tarihinden başlamaktadır. Zira rücualacaklısı konumundaki SGK’nın zararı ancak anılan tarihlerde oluşmaktadır.
32. SGK’nın iş kazası veya meslek hastalığından geçhaberdar olması ya da erken haberdar olsa bile idari tahkikatın uzamasınedenleriyle rücu yetkisinin kullanılabilir hâle gelmesi iş kazası veya melekhastalığının gerçekleşmesinden çok uzun bir süre sonra söz konusuolabilmektedir. Bu da işverenin iş kazası veya meslek hastalığının meydanagelmesinin üzerinden oldukça uzun bir süre geçmesinden sonra SGK’nın rücu talebinemaruz kalma riskini ortaya çıkarmaktadır.
33. Belirtilmelidir ki işverenin iş kazasının veya meslekhastalığının meydana geldiği tarihten çok uzun bir süre sonra SGK’nın rücutalebiyle karşılaşması tek başına mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitifyükümlülüklerin ihlal edildiği anlamına gelmez. İş kazası ve meslek hastalığısöz konusu olduğunda devletin mağdurun maddi ve manevi varlığının korunmasınıisteme hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu gözden uzaktutulmamalıdır. Ayrıca gelirlerinin büyük çoğunluğu primlerden oluşan SGK’nınaktüeryal dengesinin korunması da SGK’ya prim ödeyenlerin ve SGK’dan çeşitlimali yardımlar elde edecek olanların menfaatlerinin korunması bakımındanönemlidir. Dolayısıyla kanun koyucunun işverenin mülkiyet hakkı ile mağdurlarınve sosyal güvenlik sistemine katkı sunanlar ile sosyal güvenlik sistemindenyararlananların menfaatleri arasında denge kurması gerektiği ifade edilebilir.
34. Bu noktada iş kazasının veya meslek hastalığınınbulunup bulunmadığı veya varsa mağdurların zararının miktarının tespit edilmesisürecinin uzun sürmesi devletin idari ve yargısal başvuru yollarının makul birsüre içinde sonuçlandırma yükümlülüğü bakımından birtakım sorunlara yol açsa damülkiyet hakkında ve Anayasa’da güvence altına alınan diğer hak veözgürlüklerde mündemiç olan hukuk güvenliği ilkesini ihlal etmemektedir. Hukukgüvenliği işverenin hukuken öngörülemez risklere karşı korunmasını güvencealtına almaktadır. SGK’nın hak sahiplerine ödediği tazminatı rücuedebileceğinin makul bir biçimde anlaşılabildiği durumlarda -tahkikat veya davasüreci ne kadar uzun sürerse sürsün- artık işveren yönünden öngörülemez birdurumun varlığından söz edilemez.
35. Öte yandan öngörülemezliğin işverenin kusurundankaynaklandığı hâllerde bu durum işveren aleyhine değerlendirilebilir. Bubağlamda SGK’nın rücu yetkisi işverenin kanuni yükümlülüklerinin ihlalisebebiyle geç kullanılabilir hâle gelmişse bu takdirde işverenin bununsonuçlarına katlanması hakkaniyete aykırı olmaz. Mağdurların iş kazası veyameslek hastalığının gerçekleştiği tarihten çok uzun bir süre sonra SGK’yamüracaat etmesinin, buna bağlı olarak SGK’nın mağdurlara ödeyeceği tazminatiçin işverene geç rücu etmesinin işveren açısından öngörülemez bir duruma yolaçtığı düşünülebilirse de işverenin Kanun’un mülga 27. ve 28. maddeleriuyarınca iş kazası veya meslek hastalığını bildirme yükümlülüğü altındabulunduğunun altı çizilmelidir. Bir öngörülemezlik söz konusuysa bundaişverenin kanuni yükümlülüklerini ihlal etmesinin önemli bir etkisi vardır.
36. Dolayısıyla işyerinde iş kazası veya meslek hastalığıolmaması için işçiyi gözetme borcu ile anılan Kanun’un mülga 27. ve 28.maddelerinde özel olarak düzenlenen iş kazası veya meslek hastalığını bildirmeyükümlülüğü bulunan, aynı zamanda iş kazası veya meslek hastalığınınoluşmasında kusuru olması nedeniyle yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyleoluşan SGK zararından sorumlu olan ve iş kazası ya da meslek hastalığının veyasürekli iş göremezlik oranının tespiti davalarında kendisine husumetyöneltilmesi gereken işveren açısından zamanaşımının söz konusu tarihlerdenbaşlatılmasının borçlu işveren aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığınınkabulü gerekir. Bu nedenle mülkiyet hakkı bağlamında tarafların çatışanmenfaatlerinin dengelendiği anlaşıldığından kuralların mülkiyet hakkına aykırıbir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 5. ve 35.maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 36.maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 36. maddeleriyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
Mülga 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun;
A. 125. ve 128.maddelerinin 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga26. maddesi yönünden Anayasaya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, SelahaddinMENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. 332. maddesine29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen ikincifıkranın itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemeninyetkisizliği nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
4/5/2023 tarihindekarar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
KARŞI OY
1. 22/04/1926 tarihlive 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun; 125. Ve 128. maddelerinin 17/7/1964 tarihlive 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. Maddesi yönünden Anayasayaaykırı bulunmayarak sayın çoğunluk tarafından reddine karar verilmiştir.Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
2. Dava konusukurallar incelendiğinde Kanunun 125. Ve 128. Maddelerin 506 sayılı kanunun 26.Maddesi yönünden iptaline karar verilmesi gerekmektedir. İşçi geçirdiği işkazası ve meslek hastalığı sebebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna zamanaşımı süresinetabii olmadan başvurabilmekte eğer şartları oluşmuş ise Sosyal Güvenlik Kurumutarafından şahsa gelir, iş göremezlik ödemesi ve tedavi masraflarıödenmektedir. Kurum bu ödemeyi 506 sayılı Kanun’un Mülga 26. Maddesi uyarıncaişverene kusuru oranında rücu edebilmektedir. 506 sayılı Kanunda kurumun bualacağı ile ilgili zamanaşımı süresi öngörülmediğinden genel hükümleregidilmesi gerekmekte bu çerçevede de olayın gerçekleştiği tarihte yürürlüktebulunan Mülga 818 sayılı kanunun 125. Maddesinde belirtilen on yıllıkzamanaşımı süresi ve bu sürenin alacağın muaccel olduğu tarihten itibarenbaşlayacağını öngören 128. Maddesi de işlevsiz hale gelmektedir. Bu durumdainceleme 506 sayılı Kanun 26. Maddesi yönünden yapılmakta zamanaşımı süresiolayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıl olarak değil de on yılı aşacakhatta süresi belli olmayan bir zamana sari hale gelebilecektir.
3. Anayasa’nın 2.Maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi mahkememizin kararlarında da geçtiğiüzere “ eylem ve işlemler hukuka uygun insan haklarına saygılı, hak veözgürlüklerin koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan anayasaya aykırı durum vetutumlardan kaçınan hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimiaçık olan devlettir.
4. Mevcut düzenlemelerile kişilerin hukuki güvenliğini sağlanamadığı açıktır. 506 sayılı kanunun 26.Maddesi yönünden olayın meydana geldiği tarih hiç dikkate alınmadan ödemeninyapılmasına ilişkin işlevin onay tarihinden itibaren alacağın muaccel halegeleceğinin kabul edilmesi kişilerin hukuki güvenliğini ihlal etmektedir. KuralAnayasa’nın 2. Maddesi uyarınca iptali gerektiği gerekçesiyle sayın çoğunluğungörüşüne katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ