ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2021/17
Karar Sayısı : 2021/103
Karar Tarihi : 30/12/2021
R.G. Tarih-Sayısı :23/3/2022-31787
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hatay 6. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve SavcılarKanunu’nun 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ilebirlikte yeniden düzenlenen 28. maddesinin yedinci fıkrasının “…kovuşturmaveya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafındanbelirlenir.” bölümünün Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 138.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Sanığın 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyleaçılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİİSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenenKanun Hükmü
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 28. maddesişöyledir:
“Kanun yoludeğerlendirme formu:
Madde 28- (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yenidendüzenleme: 1/7/2016 – 6723/25 md.)
Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarıncayapılan kanun yolu incelemeleri sonunda;
a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan dairebaşkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar,
b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veyahükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapanhâkimler,
c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasındagörev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veyakanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları,
hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir.
Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği,iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma,kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafasebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksızçıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geriçevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi,bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturmaveya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanındayapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçelikarar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarıgösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıfşeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaatedinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir.
Hükmün onanmış veya bozulmuş olması tek başına olumluveya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmez. Ayrıca, incelenen kararauygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamaz.
Bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleridairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda yukarıdakifıkralarda belirtilen kriterler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formudüzenlenir. Aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucudüzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenendeğerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerincedüzenlenen değerlendirme formu esas alınır.
Değerlendirme formu, kararı inceleyen heyetin başkanıtarafından düzenlenir. Hakkında değerlendirme formu düzenlenenler, formunUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)’ne kaydedilmesinden itibaren bir ayiçinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yenidenincelenmesini isteyebilir. Yeniden inceleme talebi, başvuru tarihinden itibarenbir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanır.
Yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin usul veesaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle Hâkimler ve SavcılarYüksek Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanmasıiçin öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşüalınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir.”
B.İlgili Görülen Kanun Hükmü
Kanun’un21. maddesi şöyledir:
“Dereceyükselmesinin koşulları:
Madde21- (Değişik: 22/12/2005 - 5435/8 md.)
Hâkimlikve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerinin yapılabilmesi için;
a)Derecesi içinde iki yıl bulunmuş veya bu Kanuna göre bulunmuş sayılmaları,
b)Yükselmeye engel kesinleşmiş mahkeme hükmü veya disiplin cezalarınınbulunmaması,
c)Ahlakî gidişleri, meslekî bilgi ve anlayışları, gayret ve çalışkanlıkları,gördükleri işlerin birikmesine sebep olup olmadıkları, çıkardıkları işlerinmiktar ve mahiyetleri, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulanmasınailişkin çalışmaları, göreve bağlılıkları ve devamları, üst merciler vemüfettişlerce haklarında düzenlenen hâl kâğıtları ve sicil fişleri, kanun yoluincelemesinden geçen işleri, kanun yolu değerlendirme formları, örnek karar vemütalâaları ve varsa meslekî eser ve yazıları ile katıldıkları meslek içi veuzmanlık eğitimleri göz önünde tutularak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluncailân edilen derece yükselme ilkelerinde aranan koşulları taşımaları,
Gerekir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, CelalMümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, YusufŞevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfanFİDAN’ın katılımlarıyla 3/3/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine Kadir ÖZKAYA, RıdvanGÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları veOYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2.Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜN tarafından hazırlanan işinesasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlamve Kapsam
3. 2802sayılı Kanun’un 28. maddesinin yedinci fıkrasında soruşturma, kovuşturma veyayargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hâkimler ve SavcılarYüksek Kurulunun (Kurul) görüşü alınarak Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafındanbelirleneceği öngörülmektedir. Anılan fıkranın “kovuşturma veya yargılamanıntamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunungörüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir” bölümü itirazkonusu kuralı oluşturmaktadır.
4. Sözkonusu maddede kanun yolu değerlendirme formunun düzenlenmesine ilişkin esas veusuller belirlenmiştir. Bu kapsamda 30/9/2016 tarihli ve 29843 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Kanun Yolu Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesineİlişkin Yönetmelik’in 3. maddesinde de kanun yolu değerlendirme formu “Kanunyolu incelemeleri neticesinde hâkim ve Cumhuriyet savcılarının dosyadaki hukukibilgi, uygulama ve performanslarının değerlendirildiği belge…” şeklindetanımlanmıştır.
5.Kanun’un 28. maddesinin ikinci fıkrasında kovuşturma veya yargılamanın hedefsürede tamamlanması, hâkimlerin ve savcıların hakkında çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlen ya daolumlu veya olumsuz kanaat oluşmadığı belirtilen kanun yolu değerlendirmeformunun oluşturulmasında dikkate alınması gereken bir ölçüt olarakbelirlenmiştir.
6.Kanun’un 21. maddesinde ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların dereceyükselmelerinin yapılmasına ilişkin şartlar düzenlenmiştir. Bu kapsamdahâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerinde kanun yoludeğerlendirme formlarının da gözönünde tutulacağı hükme bağlanmıştır.
7.23/6/2017 tarihli ve 30105 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Soruşturma,Kovuşturma veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasınaİlişkin Yönetmelik’in 4. maddesinin (d) bendinde ise hedef süre, “Soruşturma,kovuşturma veya yargılamaların tamamlanmasında gözetilen, ilgilileri için hakdoğurmayan, yargısal süreçleri iyileştirmeyi amaçlayan ve Kurul’un görüşüalınarak Bakanlık tarafından belirlenen süre…” şeklinde tanımlanmıştır.
8. Hedefsürelerin belirlenmesi ve duyurulması usulü anılan Yönetmelik’in 5. maddesindedüzenlenmiştir. Buna göre hedef süresi belirlenecek soruşturma, kovuşturma veyayargılama türleri ile bunlara ilişkin hedef süreler, Kurulun görüşü alınarakBakanlıkça belirlenir. Bu belirleme sırasında 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılıTürkiye İstatistik Kanunu’na dayanılarak oluşturulan Resmî İstatistik Programıkapsamında ve mülga 29/3/1984 tarihli ve 2992 sayılı Adalet BakanlığınınTeşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiştirilerekKabulü Hakkında Kanun uyarınca Bakanlıkça hazırlanan adli istatistiklerdegösterilen ortalama soruşturma, kovuşturma veya yargılama süreleri, fiilengörev yapan hâkim ve savcı sayısı, derdest dosya sayısı, soruşturma veyayargılama usul kuralları ve Cumhuriyet başsavcılıkları ile adalet komisyonu başkanlıklarıncagönderilen yıllık raporlar dikkate alınır.
B.İtirazın Gerekçesi
9. Başvurukararında özetle; adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanmanınsağlanması için yargılama mercilerinden kaynaklanan gecikmelerin önlenmesiamacıyla bazı tedbirlerin alınmasının gerektiği, hedef süre uygulamasının butedbirlerden biri olduğu, hedef sürelerin kim tarafından belirleneceğinin önemarz ettiği, yargıda hedef süre uygulamasının hâkimleri de bağlayıcı bir hedefortaya koyduğu, yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin olduğu, itiraz konusukural uyarınca bu sürelerin Bakanlık tarafından belirlendiği, hedef sürelerinyürütme organınca belirlenmesinin ise hukuk devleti ile yargının bağımsızlığıilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
10.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyleAnayasa’nın 7. ve 140. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
11.Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasındahukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır. Kişilerin hukukigüvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2018/7, K.2018/80, 05/07/2018, §28).
12. Hukukdevletinin en temel gereklerinden biri de hiç kuşkusuz kuvvetler ayrılığıilkesidir. Nitekim Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk milletiadına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği; 8.maddesinde yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacağı;9. maddesinde de yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce ifaedileceği belirtilerek temel bir anayasal tercih olarak kuvvetler ayrılığıilkesinin benimsendiği açıkça ortaya konulmuştur. Anayasa’nın Başlangıçkısmının dördüncü paragrafında ise “Kuvvetler ayrımının, Devlet organlarıarasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki vegörevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü veişbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu”belirtilerek bu ilkenin niteliği açıklanmıştır (AYM, E.2015/41, K.2017/98,4/5/2017, § 158).
13.Anayasa’da yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı hüküm altınaalınmakla beraber yargı işlevinin ne olduğu tanımlanmamıştır. Doktrinde yargıişlevi, genel olarak hukuki anlaşmazlıkların yargısal yöntemlerle çözümekavuşturulması fonksiyonu olarak nitelendirilmektedir (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, § 159).
14. Anayasa’nın“Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinde bağımsızlığınkapsamı “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukukauygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler./ Hiçbir organ, makam,merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emirve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz./Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisininkullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi birbeyanda bulunulamaz./ Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkemekararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbirsuretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”şeklinde belirlenmiştir.
15.Anayasa’nın hâkimlik ve savcılık mesleğinin düzenlendiği 140. maddesinin üçüncüfıkrasında “Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları veödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görevyerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplinkovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veyagörevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması veyargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veyayetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işlerimahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenir.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca hâkim vesavcıların özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıesaslarına göre kanunla düzenlenmesi gerekir.
16.Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanunkoyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmaklabirlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerleyürütme organına düzenleme yapma yetkisinin verilmesi, yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’datemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri maliyükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasırankanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri veçerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunladüzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kurallarıbelirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenintürevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarakyorumlanamaz (AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
17. Özlükhakları, bir görevi yürüten kişiye o görevi yürütmesi dolayısıyla tanınanhakları ifade etmektedir. Söz konusu haklar, ilgililerin bulunduğu kadro esasalınarak tanınmakta ve bunların bir kısmı aylık ve ödenek gibi mali hakları;bir kısmı ise izin hakkı, terfi, emeklilik hakkı gibi diğer haklarıkapsamaktadır (AYM, E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 72).
18. 2802sayılı Kanun’un 15. maddesinde hâkimlik ve savcılık mesleğinin üçüncü sınıf,ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfaayrıldığı belirtilmiştir. Hâkim ve savcıların belirtilen sınıf ve derecelereyükselmesinde aranan şartlar ise söz konusu Kanun’un 21. maddesindedüzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca kanun yolu değerlendirme formları hâkimve savcıların derece yükselmelerinin yapılabilmesi için gözönündebulundurulması gereken hususlar arasında yer almaktadır.
19. Dereceyükselmesinin yapılmasına ya da yapılmamasına Kanun’un çeşitli maddelerindebazı sonuçlar bağlanmıştır. Bunların başında bir derecede iki veya bir sınıftaüç defa yükselmeye layık görülmeyen hâkim ve savcıların meslekte kalmalarınınuygun olup olmayacağının Kurul tarafından değerlendirilmesi yer almaktadır. Buitibarla Kanun’un 30. maddesine göre yapılacak değerlendirme sonucunda meslektekalmaları uygun görülmeyen hâkim ve savcıların görevlerinin sonlandırılacağıaçıktır. Yine Kanun’un 103. maddesinde düzenlenmiş olan aylık tablosunda hâkimve savcılar için ödenen aylık ve yargıödeneği toplamından oluşan malî haklar da hâkimya da savcının bulunduğu sınıf veya dereceye göre belirlenmiştir. Bunun yanısıra Yargıtay veya Danıştay üyeliğine seçilmek için aranan şartlar arasında da birincisınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birincisınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olmak bulunmaktadır.
20. Buitibarla kanun yolu değerlendirme formu hâkim ve savcıların meslekte kalıpkalmamalarının değerlendirilmesine, mesleki kariyerlerinin ilerlemesine ve bubağlamda özlük haklarına etki eden hususlardan birini oluşturmaktadır.
21. İtirazkonusu kural, kanun yolu değerlendirme formunun düzenlenmesinde dikkate alınanölçütlerden biri olan hedef sürenin belirlenmesini hüküm altına almaktadır(bkz. § 5). Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının biröğesini makul sürede yargılanma hakkı oluşturmaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın141. maddesi de davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtmekle bu konuda biryükümlülük öngörmektedir. Soruşturma ve yargılamaların makul süredetamamlanması tarafların uzun süren soruşturma ve yargılama faaliyetinedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardankorunmasıyla adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancınmuhafazasının sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Bu itibarla kuralınsoruşturma ve yargılamaların makul sürede tamamlanması amacıyla düzenlendiğianlaşılmaktadır.
22. Herbir tür soruşturma, kovuşturma veya yargılama açısından ayrı bir hedef süreninbelirlenmesi ve bu aşamada hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi için makul bir sürenin tanınması gerektiği gözetildiğinde değişkenve farklılaşan hedef sürenin önceden kanun koyucu tarafından sabit bir veriolarak belirlenmesinin mümkün olmayabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu sürelerin idare tekniğine ve uzmanlığailişkin bir konu olarak ilgili kamu otoritelerince dinamik olarak belirlenmesiişin doğasının zorunlu bir sonucu olarak görülebilir. Bununla birlikte Kanun’un28. maddesinde kuralın öngördüğü şekilde belirlenecek olan hedef sürenin birölçüt olarak dikkate alındığı kanun yolu değerlendirme formunun düzenlenmesi vedeğerlendirilmesine ilişkin kapsamlı bir düzenlemenin bulunduğu dagörülmektedir. Bu çerçevede hâkim ve savcıların özlük haklarına etki eden kanunyolu değerlendirme formunun düzenlenmesine ilişkin temel kurallarınbelirlenmesinden sonra hedef sürelerin tespiti şeklindeki uzmanlık ve idaretekniğine ilişkin hususun yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerinebırakılmasında Anayasa’yla bağdaşmayan bir yön bulunmamaktadır.
23. Mahkemelerinbağımsızlığı ilkesi, yargının yasama ve yürütme başta olmak üzere her kişive kuruma karşı bağımsızlığını ifade etmektedir. Söz konusu bağımsızlık,yargılama fonksiyonunun gereği gibi yerine getirilmesi amacını gütmekte vehukuk devleti ilkesinin bir gereğini oluşturmaktadır. Mahkemelerin bağımsızlığıilkesi, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduklarını ifade etmektedir. Yargınınbir karakteri olan bağımsızlık, hâkimin çekinmeden ve endişe duymadan, hukukunöngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan, yansız veözgürce karar verebilmesidir. Hâkimlerin görevlerinde bağımsızlıkları, onlaratanınan bir ayrıcalık olmayıp adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı,yönlendirme ve kuşkudan uzak dağıtılması amacını gütmektedir. Bu nedenlemahkemelerin bağımsızlığı, insan haklarının ve özgürlüklerinin en etkingüvencesidir (AYM,E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 26).
24. İtirazkonusu kuralda soruşturma ve yargılamaların tamamlanmasında gözetilmesi gerekenhedef sürelerin Kurulun görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenmesiöngörülmektedir. Hedef sürenin davanın tarafları bakımından hak doğurucu birniteliği bulunmayan, soruşturma ve yargılama makamları için bağlayıcılıkiçermeyen, soruşturma ve yargılamaların Anayasa’nın 36. maddesi ve 141.maddeleri uyarınca makul sürede tamamlanmasını sağlamak üzere getirilen birprogram hükme dayandığı görülmektedir. Bu bağlamda anılan hedef sürelerinmeselenin uzmanlık ve teknik boyutu da dikkate alınarak Adalet Bakanlığıncabelirlenmesine izin verilmesi tek başına mahkemelerin bağımsızlığı ilkesineaykırılık oluşturmaz. Ancak hâkimlerinderece yükselmelerinde esas alınacak unsurlardan biri olarak hedef sürenindikkate alınmasının onların bağımsızlığı üzerinde etkili olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekir.
25. İtirazkonusu kuralın da yer aldığı Kanun’un 28. maddesinde kanun yolu değerlendirmeformu, içinde kovuşturma ve yargılamanın hedef sürede tamamlanmasının dabulunduğu birçok hususun dikkate alınmasıyla düzenlenmektedir. Soruşturmanınniteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi,gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veyahazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniylegeri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi,bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturmaveya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanındayapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçelikarar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarıgösterilmesi gibi hususlar soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedefsürede tamamlanması ile birlikte kanun yolu değerlendirme formunundüzenlenmesinde dikkate alınan diğer unsurlardır. Bu çerçevede formundüzenlenmesine etki edecek birçok unsur bulunmakta iken kovuşturma veyayargılamanın hedef sürede tamamlanması unsurunun tek başına anılan formunbelirleyici ögesi olduğunu söylemek mümkün değildir.
26. AnılanKanun hükmü uyarınca hâkim ve savcı hakkında olumlu veya olumsuz birdeğerlendirme yapılabilmesi için yukarıda yer verilen ve kanun yoludeğerlendirme formunun düzenlenmesinde dikkate alınan hususların aynı anda veaynı oranda gerçekleşmesi de gerekmemektedir. Bu bağlamda kararı hukuka uygunve isabetli olan bir hâkimin yargılamayı hedef sürede tamamlayamamış olması ohâkimin kesin olarak olumsuz değerlendirmeyle karşı karşıya kalacağınıgöstermediği gibi yargılamayı hedef sürede tamamlayan ancak yukarıdaki kanunhükmünde belirtilen hususlara aykırı işlem yapan bir hâkim hakkında da kesinolarak olumlu değerlendirme yapılması gerektiği söylenemez.
27. Buaşamada Kanun’un, kanun yolu değerlendirme formunun hâkim ve savcıların dereceyükselmelerinde hakkaniyete aykırı olarak kullanılmasını önleyebilecekgüvenceyi de öngördüğünün belirtilmesi gerekir. Kanun’un 28. maddesinin beşincifıkrasında hakkında değerlendirme formu düzenlenenlerin, formun Ulusal YargıAğı Bilişim Sistemi’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerinibelirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebileceğihüküm altına alınmıştır. Bu durum formun düzenlenmesinde gözetilen diğerhususlar yönünden geçerli olduğu gibi hedef sürede soruşturma ve kovuşturmanıntamamlanması yönünden de geçerlidir.
28. Öteyandan yargılamanın hedef sürede tamamlanmasının, kanun yolu değerlendirmeformunun tek ölçütü ve belirleyicisi olmamakla birlikte, anılan formundüzenlenmesinde gözetileceği ve bu formun da Kanun’un 21. maddesi gereği hâkimve savcıların derece yükselmelerinde dikkate alınacağı açıktır. Hâkim vesavcıların derece yükselmelerinin düzenlendiği Kanun’un 21. maddesinde dereceyükselmesi için sadece kanun yolu değerlendirme formunun değil bunun yanındabelli birtakım süre ve ceza şartları ile hâkim ve savcıların ahlakı gidişleri,meslekî bilgi ve anlayışları, gayret ve çalışkanlıkları, gördükleri işlerinbirikmesine sebep olup olmadıkları, çıkardıkları işlerin miktar ve mahiyetleri,alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulanmasına ilişkin çalışmaları,göreve bağlılıkları ve devamları, üst merciler ve müfettişlerce haklarındadüzenlenen hâl kâğıtları ve sicil fişleri, kanun yolu incelemesinden geçenişleri, örnek karar ve mütalâaları ve varsa meslekî eser ve yazıları ilekatıldıkları meslek içi ve uzmanlık eğitimleri gibi hususların da gözetilmesigerekmektedir.
29.Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca kurulan Hakimler ve Savcılar Kurulunungörevleri anılan maddenin sekizinci fıkrasında “Kurul, adlî ve idarî yargıhâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme,yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygungörülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevdenuzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemeninkaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerinikarara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerinegetirir.” şeklinde sayılmıştır. Hâkim ve savcılar hakkında derece yükselmeleridâhil meslekte kalıp kalmamalarından terfi işlemlerine kadar tüm kararlarınKurul tarafından alınacağı ve Kurulun da mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlikteminatına sahip olduğu Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilmiştir.
30. Hâkimve savcıların derece yükselmesinin şartları Kanun’un 21. maddesinde düzenlenmişolup daha öncede ifade edildiği üzere hâkim ve savcıların derece yükselmesiiçin sadece hedef sürenin bir unsurunu oluşturduğu kanun yolu değerlendirmeformu dikkate alınmamakta, bunun yanında belli birtakım süre ve ceza şartlarıile diğer birçok unsur (bkz. § 31) birlikte değerlendirilmektedir. Budeğerlendirme, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına sahip olanKurul tarafından yapılmaktadır. Kurul kararı sonucu derece yükselmesi yapamayanhâkim ve savcıların durumlarına itiraz etme ve yeniden inceleme talep etmehakları da bulunmaktadır.
31. Bubağlamda, kovuşturma ve yargılamanın hedef sürede tamamlanması ölçütünün kanunyolu değerlendirme formunun tek belirleyicisi olmadığı, hâkim ve savcılarınderece yükselmelerinin aralarında kanun yolu değerlendirme formunun dabulunduğu birçok unsurun birlikte değerlendirilmesiyle yapıldığı, budeğerlendirmeyi yapmakla görevli Kurulunmahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına sahip olduğu gözetildiğindehedef süreye ilişkin itiraz konusu kuralın hâkim ve savcıların bağımsızlığınıihlal ettiği söylenemez. Ayrıca kuraldahedef sürelerin belirlenmesinde Kurulun görüşünün alınacağının belirtilmesisuretiyle Kurulun konuya ilişkin görüşlerinin Bakanlık tarafından gözetilmesiimkânı da sağlanmıştır. Bu nedenle kuralın mahkemelerin bağımsızlığı ilkesiyleçelişen bir yönü de bulunmamaktadır.
32.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 7., 138. ve140. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
IV. HÜKÜM
24/2/1983 tarihli ve2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılıKanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 28. maddesininyedinci fıkrasının “…kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması içinöngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarakAdalet Bakanlığı tarafından belirlenir.” bölümünün Anayasa’ya aykırıolmadığına ve itirazın REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 30/12/2021tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından 24/2/1983 tarihli ve2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun (Kanun) 28. maddesinin yedincifıkrasının “…kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedefsüreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığıtarafından belirlenir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına kararverilmiştir.
2. İtiraz konusu kural, hâkim ve savcıların hukuki bilgi,uygulama ve performanslarının değerlendirilmesine yönelik olarak hazırlanan “kanunyolu değerlendirme formu”na ilişkin usul ve esasların belirlendiği 2802sayılı Kanun’un 28. maddesinde yer almaktadır. Anılan maddenin ikincifıkrasında “kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması”değerlendirme kriterlerinden biri olarak belirtilmiş, iptali istenen kuralla dabu hedef sürelerin Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmesi öngörülmüştür.
3. Öncelikle belirtmek gerekir ki, yargılamaların makulsürede sonuçlandırılması adil yargılanma hakkının gereklerindendir. Bu amacayönelik olarak ihdas edildiği anlaşılan hedef süre uygulamasının buanlamda yerinde olduğu da söylenebilir. Ancak bir uygulamanın gerekli veyerinde olması, onun Anayasa’ya uygun şekilde düzenlenmesi zorunluluğunuortadan kaldırmamaktadır.
4. Bir yargılamanın tamamlanacağı sürenin belirlenmesineyönelik hususun yargılama usulüyle yakından ilgili olduğu açıktır. Bu sebeple,hedef sürelerin belirlenmesi doğrudan yargısal bir faaliyet olmamakla birliktekişilerin temel haklarını etkileyen bir usul düzenlemesi mahiyetindedir.Nitekim Anayasa Mahkemesi makul sürede tamamlanmayan soruşturma, kovuşturmaveya yargılamalar nedeniyle bir yandan adil yargılanma hakkının, diğer yandanetkili soruşturma/kovuşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiylebaşta yaşama hakkı olmak üzere birçok anayasal hakkın ihlal edildiğine kararvermektedir.
5. Bu kapsamda yargılamanın makul sürede tamamlanmasıyargı mercilerinin görevlerinin başında gelmektedir. Ancak uyulması gereken bumakul sürenin ne olduğuna yürütme organının karar vermesi, Anayasa’nın 138.maddesinde güvenceye alınan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesiylebağdaşmamaktadır.
6. Kuşkusuz hedef sürenin belirlenmesi, yargılamanın şuya da bu yönde sonuçlanmasına yönelik bir müdahale değildir. Bu anlamdadoğrudan hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkilediği de söylenemez.Bununla birlikte hedef sürenin yapılacak duruşma sayılarından duruşmaların nesıklıkla yapılacağına, dinlenecek tanık sayısından bilirkişilere başvurulmasınakadar yargılama sürecine ilişkin birçok unsuru etkileme potansiyeline sahipolduğu da izahtan varestedir. Bunu da son tahlilde değerlendirecek olandosyanın sahibi konumundaki yargısal mercilerdir.
7. Diğer yandan yargısal tarafsızlık aynı zamanda görünümmeselesidir. Tarafsız olmak yeterli değildir, aynı zamanda tarafsız olunduğunungörülmesi ve gösterilmesi de gerekir. Bu bakımdan hedef süre belirlemeyetkisinin yürütmenin parçası olan Adalet Bakanlığına verilmesi bağımsızlık vetarafsızlık görünümünü ve algısını zedeleyebilecektir.
8. Bu noktada Anayasa’nın 159. maddesi uyarıncahâkimlerin görevlerini kanuna uygun şekilde yapıp yapmadığını denetlemeyetkisine sahip olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) görüşününalınmasının bu görünümü olumlu yönde etkileyebileceği söylenebilir.Lakin HSK’nın bu konudaki yetkisi “görüş” bildirmekten ibarettir. AdaletBakanlığının hedef süreye karar verirken tavsiye niteliğindeki bu görüşe uymazorunluluğu bulunmamaktadır.
9. Öte yandan Anayasa’nın 140. maddesi hâkim vesavcıların özlük haklarının kanunla düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır.Kanun’un 21. maddesinde hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların dereceyükselmelerinde hedef sürenin de içinde yer aldığı kanun yolu değerlendirmeformlarının dikkate alınacağı belirtilmektedir. Derece yükselmelerinin hâkimlerve savcıların aylıkları başta olmak üzere mesleki hayatları üzerindeki etkilerigözetildiğinde hedef süre düzenlemesinin özlük haklarıyla doğrudan bağlantılıolduğu, dolayısıyla kanunla düzenlenmesi gerektiği konusunda tereddütbulunmamaktadır.
10. Anayasa Mahkemesinin hem norm denetiminde hem debireysel başvuruda sıklıkla vurguladığı gibi bir konunun kanunla düzenlenmesi okonuda yalnızca bir kanun hükmünün bulunması anlamına gelmemektedir.Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti kanunlarınbelirli ve öngörülebilir olmasını gerektirmektedir. Aynı şekilde bir konuyailişkin temel ilke ve esaslar belirlenmeden düzenleme yetkisinin yürütmeyebırakılması Anayasa’nın 7. maddesinde korunan yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
11. İtiraz konusu kural hedef süreye ilişkin hiçbir esas,şart ve kriter belirlemeden bu konudaki yetkiyi yürütmeye bırakmaktadır. Bunedenle kural belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerineaykırılık teşkil etmektedir.
12. Açıklanan gerekçelerle itiraz konusu kuralınAnayasa’nın 2., 7., 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümden redyönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 2802 sayılı Kanunun 28. maddesinin incelemeye konu 7.fıkrasında kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedefsürelerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak AdaletBakanlığı tarafından belirleneceği düzenlenmiştir. İncelenen kuralın yer aldığımadde ise ilk derece ve istinaf mahkemeleri hakim ve C. Savcılarının Yargıtayve Danıştay kanun yolu incelemesinden geçen kararlar üzerinden ilgili hakim veC. Savcısı hakkında kanunyolu değerlendirme formu düzenlenmesiöngörülmektedir. Maddenin 2. fıkrasında ilgili mahkeme kararı ve iddianameninkanun yolu denetimi sonunda bu maddede belirtilen kriterler üzerinden Yargıtayve Danıştay ilgili Dairesi tarafından hakim ya da C. Savcısı hakkında çok iyi,iyi, orta ve zayıf olarak nitelenen notların verilmesi öngörülmektedir.
2. Diğer taraftan 28. maddenin ikinci fıkrasında yer alanbu kriterler arasında “soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın hedef süredetamamlanması” da yer almıştır. Dolayısıyla iptali istenen 7. fıkradaki kuralaslında hakimlerin terfi ve dolayısıyla özlük haklarına ilişkin birdüzenlemenin parçasıdır. Bu nedenle konunun bu bütünlük içerisindedeğerlendirilmesi gerekir. Öte yandan hakimlerin terfi sistemi içerisindedüzenlenmiş olmakla birlikte itiraz yoluna başvuran Mahkemenin haklı olarakişaret ettiği gibi bu kural mahkemelerin yargılama usulüyle deilgilidir. Davada soruşturma evresi inceleme dışında kaldığından buradakideğerlendirmeler yalnızca yargılama evresiyle ilgili olacaktır.
3. Öncelikle kuralın yargılama usulüne ilişkin hükümlerlebağlantısına değinilmelidir. Bilindiği gibi hukuk ya da ceza mahkemelerindekiyargılama usulü, süreler ve süreçler Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile CezaMuhakemesi Kanununda düzenlenmiştir. Mahkemelerin işleyiş ve uyuşmazlıklarınçözüm şekilleriyle ilgili olan yargısal nitelikteki bu hususların Anayasanın142. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi zorunludur. Bu düzenlemelerinde Anayasanın 138-140. maddelerinde belirtilen mahkemelerin bağımsızlığı vehakimlik teminatı ilkelerine uygun olarak yapılması gerekmektedir. AyrıcaAnayasanın 140/3. maddesi uyarınca hakimlerin özlük haklarıyla ilgilidüzenlemeler de mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkelerine görekanunla düzenleneceği gibi hakimlik teminatı kapsamında özlük haklarınınkanunlarca belirlenen ilke ve usuller çerçevesinde korunması işi Anayasanın159. maddesi ile HSK’ya verilmiştir.
4. Konu hakimlerin özlük hakları kapsamında düzenlenmişise de Bakanlık tarafından yürürlüğe konulan Soruşturma, Kovuşturma VeyaYargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in7. maddesinin 2. fıkrasında ceza mahkemelerinde sanık, müdafi veya kanunitemsilcisine iddianameyle birlikte hedef süreyi gösterir belgenin de tebliğedileceği belirtilmektedir. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise “Hukuk, idare vevergi mahkemelerinde, dava açılırken davacı veya vekiline tevzi bürosutarafından UYAP üzerinden tanzim edilerek verilen tevzi formlarında hedef sürebelirtilir. Davalı veya vekiline ise bu formlar dava dilekçesi ekindegönderilir.” hükmü yer almıştır. Görüldüğü üzere hedef süreye uygunlukdavanın tarafları, Bakanlık ve HSK tarafından denetleneceği gibi bu durumayrıca hakimin terfisini olumlu veya olumsuz etkileyecektir. Bu kuralınhakimler üzerinde ne derecede baskı yaratacağını izaha ihtiyaç yoktur. Maksatdavaların makul sürede karara bağlanmasını sağlamak ise anılan 28/2. maddedeyer alan “duruşmalara hazırlıksız çıkılarak gecikmeye neden olunması veyayargılamanın doğru zamanda yapılması” gibi kriterlerin de aynı maksada yönelikolduğu belirtilmelidir. Sonuçta bu düzenlemeyle usul kanunlarında mahkemelerinişleyiş düzenine ilişkin var olan kurallara ayrıca hedef süreye uygunluk adıverilen yeni bir usul kuralı eklenmiştir. Bu eklemenin kanunla yapıldığı içinbir sorun oluşturmayacağı ileri sürülebilir. Ne var ki hedef süre idaretarafından belirlenmektedir. Diğer yandan Anayasa’da hakimlerin özlük işleri vehaklarının hakimlik teminatı içinde yürütülmesi için kurulmuş olan HSK varken,hatta Anayasada mahkemelerin kurulması ve kaldırılmasına ilişkin tekliflerindahi HSK tarafından karara bağlanması (AY m. 159/8) öngörülmüşken, hedefsürenin belirlenmesi işi Bakanlığa verilmiştir. Şu durumda incelenen kural biryandan maddi bir usul kuralının diğer taraftan da hakimlerin özlük haklarınailişkin bir kriterin doğrudan idare (Bakanlık) tarafından belirlenmesi sonucunudoğurmuştur. Bu nedenle yasama alanına ilişkin bir yetkinin devri vemahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkelerine aykırı olması (AY m.7, 138-140) nedenleriyle kuralın iptali gerekmektedir.
5. İkinci olarak incelemeye konu 28. maddenin hakimlerinterfi sistemi ve özlük haklarını düzenlemesi nedeniyle 7. fıkranın maddebütünlüğü içerisindeki anlamı üzerinden de değerlendirilmesi gerekmektedir.Maddede özetle hakimlerin kanun yolu denetiminden geçen kararları nedeniyledenetim yapan Yargıtay ve Danıştay Dairelerinin bu kararları maddede gösterilenkriterler etrafından bir değerlendirmeye tabi tutarak hakimlere meslekibaşarıları anlamında not vermesi amaçlanmaktadır. Hakimlerin yargısistemi içindeki temel ve vazgeçilmez rolü ve verdikleri kararların doğrudanadil yargılamayı veya diğer anayasal temel haklar üzerindeki etkilerikarşısında hakimlik mesleğinin denetimsiz bırakılması düşünülemez. Fakatkuvvetler ayrılığı ilkesinin (AY m. 6-9) ve hukuk devleti ilkesinin önemli birunsuru olan yargı bağımsızlığı ilkesinin (AY m. 2, 138-141, 159) bir gereğiolarak hakimlerin mesleki yönden denetiminin de belirtilen anayasal ilkelereuygun olması gerekmektedir. Bilindiği gibi mahkemelerin bağımsızlığınınen temel güvencesini hakimlik teminatı oluşturur. Hakimlerinmesleklerini yürütürken mahkemeler sistemi ile birlikte yasama organına,yürütme organına ve yargı sistemi içerisindeki diğer yargı organlarına karşıbağımsızlığının yasalarca güvence altına alınması Anayasal ilkeleringereklerindendir. Bu anlamda hakimlerin özlük işleri hakkındaki tümdüzenlemelerin de Kanunla yapılması, idari bir merciin kararına tabitutulmaması gerekmektedir.
6. Hakimlik teminatı bakımından hakimlerin diğermahkemeler ve üst mahkemelere karşı bağımsızlığının sağlanması da önemli birhusustur. Hakimler yargılama fonksiyonlarını görürken kanunyolu denetimi yapandiğer bir hakim veya üst mahkeme karşısında da bağımsızlıklarınıkoruyabilmelidir. Mahkemelerdeki görevleriyle yargısal egemenliği (AY m. 6, 9)kullanan hakimler arasında yargısal yetki kullanımı dolayısıylaüstlük-altlık ilişkisi kurulamaz. Yalnızca bu şekilde yargının kendi içyapısı ve örgütlenmesi yönünden bağımsızlığın korunduğu söylenebilir (Prof. Dr.Çetin Özek, Yargının İdari Denetimi, İÜHFM 1982, S. 1-4, s. 922). Başka deyişlekanunyolu denetimi yargılama usulüne ilişkin kanunların ve adil yargılanmahakkının bir gereği olmakla birlikte bu denetimin kararı incelenen hakimüzerinde üstlük-altlık ilişkisi kurulması biçiminde yapılması hakimlikteminatını zedeleyecektir. Elbette meslekteki uzmanlıkları ve birikimleri ilekanun yolu denetiminde yüksek mahkemelerin verdikleri kararların hukukisorunların çözüm yöntemlerini gösterme, içtihat birliğini sağlama ve hatta öğreticilikgibi işlevleri bulunmaktadır. Fakat bir yargısal denetim yolunun aynı zamandahakimin mesleki performansını ölçen başarı not sistemi olarakkullanılması herşeyden önce kanunyolu sisteminin anayasal anlamına ve işlevineaykırıdır. Bu sistem, denetim yapan hakimlerin, kararını inceledikleri hakimlerüzerinde hiyerarşik bir ilişki kurmasına neden olmaktadır. Bilindiğiüzere idare hukukunda üst amir tarafından kullanılan hiyerarşik yetki; tayin,terfi, disiplin gibi işlemlerin tesisi yetkisini kapsar. Yargısal birdenetimde, terfi ve disiplin işleminde kullanılacak şekilde başarı notuverilmesi, denetim yapanı hiyerarşik amir konumuna getirmektedir. Öte yandan bubir uygulama sorunu olmayıp, son derece objektif ve özenli bir not uygulamasıyapılıyor olması da sistemin yargı bağımsızlığı üzerindeki etkisini ortadankaldırmamaktadır. Diğer bir ifadeyle Kanunun 28. maddesindeki bu düzenlemesonucunda yüksek mahkeme dairesi hakimleri ile istinaf veya ilk derecemahkemesi hakimleri arasında hukuken hiyerarşik bir ilişki kurulmaktadır. Böylebir durum Anayasal hakimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkeleriylebağdaştırılamaz. Hatta hakimler üzerinde bu yöntemle bir psikolojik baskıkurulması (hakimlerin not endişesiyle kendi hukuksal görüşlerini karara derçetmekten kaçınması) davanın taraflarının adil yargılanma haklarını dazedeleyebilecektir. Bu söylediklerimiz, temyiz denetiminden geçen kararlarınhakimlerin terfilerinde dikkate alınamayacağı anlamına gelmemektedir. Fakattemyiz denetiminin bir parçası olarak böyle bir sistemin kurulmasının anayasalilkeleri ihlal ettiği açıktır. Kaldı ki bu sistem alternatifsiz de değildir.Mahkemelerin tabi olduğu Uyap sisteminde tüm kararların elektronik kaydınınbulunduğu gözetildiğinde terfilerle görevli Anayasal Kurum olan HSK’nın ilgilibirimlerinin bu kararlardaki isabet derecesini terfi dönemleri öncesinde analizetmesi çok güç olmasa gerektir.
7. Ülkemizde makul sürede yargılanma hakkı ihlallerininulaştığı yüksek rakamlar karşısında hedef süre uygulaması gibi bir yönteminyerinde olmadığı görüşü hiç de sevimli gelmeyecektir. Bununla birlikte hakiminmesleki performansında hedef süre gibi bir kriterin yer almasının yaratacağıbaskı, usul kanunlarındaki yargısal süreçlerin izlenmemesi, pratik kaygılarla taraflarınhukuki dinlenilme haklarının (HMK m. 27) veya sanığın savunma hakkınınkısıtlanması gibi çeşitli usul ihlallerine neden olabileceği ve bunların dasonunda yargısal süreci uzatabileceği de ihtimaller içerisindedir. Fakat bundandaha önemlisi sistemin usul kanunlarındaki adil yargılanma ilkelerini aşındırmaetkisiyle ilgilidir. Nitekim 1981 tarihli Hukuk Kollokyumunda not sisteminingetirilmesini düşüncesini değerlendiren Prof. Eralp Özgen bu sistemin savunmahakkının kısıtlanmasına yol açabileceğine değinmiş ve böyle bir denetimyapılacaksa bile Yargıtay dışında yapılması gerektiğini ifade etmiş, yine Prof.Çetin Özek de temyiz denetimi üzerinden terfi sistemi kurulmasının yanlışlığınaişaret etmiştir (bkz. Kollokyum tartışma bölümü; İÜHFM 1982, S. 1-4, s. 999,1004).
8. İptal istemine konu oluşturan 7. fıkranın aynımaddedeki temyiz denetimine bağlı performans başarı sisteminin bir parçasıolduğu görülmektedir. Özünde mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatıilkelerine aykırı olan düzenlemenin hedef süre uygulamasıyla birliktebelirtilen anayasal ilkelere aykırılık derecesini artırdığı görülmektedir.Hakimlerin terfilerinde önemli bir işlev görecek olan hedef süre kriterininkanunla düzenlenmesi yerine idarenin işlemine bırakılması, öte yandan buişlemin hakimlik teminatını güvence altına almak üzere kurulmuş HSK yerineBakanlık tasarrufu olarak düzenlenmiş olması yönleriyle de Anayasaya aykırılıksöz konusudur. Belirtilen nedenlerle kuralın iptal edilmesi gerektiğigörüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o davasebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesininhükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda buhükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancakanılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi içinelinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması,iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacakkural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunlarınçözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacaknitelikte bulunan kurallardır.
2. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme,Kanun’un 28. maddesinin yedinci fıkrasının “… kovuşturma veya yargılamanıntamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunungörüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir.” bölümünün iptaliniistemiştir.
3. Bakılmakta olan dava sanığın2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefettencezalandırılması talebiyle açılanmıştır. Davadaki uyuşmazlığın konusunu isesanığın icra ettiği iddia olunan fiilin 2863 sayılı Kanun’un 65. maddesindedüzenlenen suç tipine uygun olup olmadığı ve bu fiilin sanık tarafındangerçekleştirilip gerçekleştirilmediği oluşturmaktadır.
4. İptali istenen kural ise hâkimve Cumhuriyet savcıları için düzenlenen kanun yolu değerlendirme formununoluşturulmasında dikkate alınması gereken “soruşturma, kovuşturma veyayargılamanın hedef sürede tamamlanması” kriterinde belirtilen hedef süreninnasıl belirleneceğini düzenlemektedir. Yargılamanın belirlenen hedef süredetamamlanması somut olay kapsamında ceza muhakemesinin ilerleyişine bir etkisibulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile hedef sürenin yargılamadaki usulişlemlerinin yapılıp yapılmaması üzerinde etkisi bulunmamaktadır. Bununlabirlikte hedef süre somut olayda iddia olunan fiilin sübutuna ilişkin yapılacakdeğerlendirmelerde de etkisi olan bir kural değildir. Bu bağlamda, itirazkonusu kuralın bakılmakta olan davada uyuşmazlığı olumlu ya da olumsuz yöndesona erdirecek bir kural olduğu söylenemez. Dolayısıyla itiraz konusu kural,başvuruda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak kural değildir.
5. Açıklanan nedenlerle, itirazkonusu kurala ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddinekarar verilmesi düşüncesiyle, saygın çoğunluğun aksi yöndeki kararınakatılmamız mümkün olmamıştır.
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 2802 sayılı Kanunun 28. maddesinin yedinci fıkrasındayer alan soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülenhedef sürelerin Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) görüşü alınarak AdaletBakanlığı tarafınca belirleneceği düzenlemesi itiraz yolu ile Mahkememiz önünegelmiş ve oyçokluğuyla Anayasaya uygun bulunmuştur.
2. Davaların makul bir sürede sonuçlandırılmasıAnayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının birparçasıdır. Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu da hükümaltına alınmıştır. Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması içinhedef sürelerin öngörülmesin anılan maddelerdeki anayasal amaçlarıngerçekleşmesine katkı sağladığı kuşkusuzdur.
3. Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasında kovuşturmaveya yargılamanın hedef sürede tamamlanması hâkim ve savcılar hakkında kanunyolu değerlendirme formunun oluşturulmasında dikkate alınması gereken bir ölçüolduğu belirtilmiştir. Anılan maddede kanun yolu değerlendirme formunundüzenlenmesine ilişkin esas ve usullere yer verilmiştir. Buna göre, Kanun YoluDeğerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin Yönetmeliğin 3. maddesinde yerverildiği şekliyle kanun yolu değerlendirme formu kanun yolu incelemelerineticesinde hâkim ve Cumhuriyet savcılarının dosyadaki hukuki bilgi, uygulamave performanslarının değerlendirildiği belgedir. Kanunun 21. maddesi uyarıncakanun yolu değerlendirme formları hâkim ve savcıların derece yükselmelerininyapılabilmesi için göz önüne alınması gereken hususlardan birinioluşturmaktadır. Sonuç itibarıyla bu form hâkim ve savcıların meslekteilerlemelerine ve mesleki kariyerlerine, dolayısıyla özlük haklarına etki edenbir özelliğe sahiptir.
4. Anayasanın 140. maddesinin üçüncü fıkrası uyarıncahâkim ve savcıların meslekte ilerlemelerinin kanunla düzenlenmesi gereken birkonu olduğu açıktır. Kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülenhedef süreler, bu madde uyarınca hâkim ve savcıların nitelikleri, hakları veödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, meslekten çıkartılmayıgerektiren yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerine yönelik bir düzenlemeolduğundan bu sürelerin belirlenmesine ilişkin temel ilkelerin ve çerçeveninmahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenmesi gerekir.
5. İtiraz konusu kuralla, hakimlerin dereceyükselmelerinde esas alınan unsurlardan biri olan hedef sürenin düzenlenmesikonuya ilişkin temel ilkeler ve çerçeve kanunla belirlemeksizin tamamıylayürütmenin bir parçası olan Adalet Bakanlığına bırakılmaktadır. Yasamayetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu vedevredilemeyeceği Anayasanın 7. maddesinde güvence altına alınmıştır.
6. Mahkememize göre, “türevselnitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanun koyucunun genelifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’dakanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organınadüzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesineaykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurlarınatanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülenkonularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir.Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasamaorganının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkinhususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasamayetkisinin devri olarak yorumlanamaz” (AYM, E:2019/36,K.2021/15, 4/3/2021; AYM,E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013).
7. Yukarıdaki açıklamalar ışığında kuralın Anayasanın 7.ve 140. maddelerine aykırı olduğu açıktır. Kural, bu maddelerin yanı sıra,Anayasanın 2., 9. ve 138. maddeleriyle de uyarlılık taşımamaktadır. Şöyle ki;hedef sürelerin belirlenmesinin yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili birdurum olduğu gayet açıktır. İtiraz konusu kurala göre bu süreler HSK’nın görüşüalınarak Adalet Bakanlığınca belirlenmektedir. Nihai karar verici olarakBakanlık, HSK’nın görüşüne uymak zorunda değildir.
8. Yürütme erkinin bir parçası olarak Adalet Bakanlığıhedef süre uygulamasıyla davaların hangi sürede bitirilmesi gerektiği hususundahakimler için bağlayıcı hedefler koymaktadır. Anayasanın 138. maddesine göre“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygunolarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merciveya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir vetalimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz…”. Benzerşekilde Anayasanın 9. maddesine göre “Yargı yetkisi, Türk Milleti adınabağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Son olarak Anayasanın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu hüküm altınaalınmıştır.
9. Bir üstte belirtiğimiz Anayasa maddeleri çerçevesindede itiraz konusu kuralın, kuvvetler ayrılığı yönünden Anayasayla uyumluolmadığı görülmektedir.
10. Kuvvetler ayrılığının negatif ve pozitif olmak üzereiki yönü bulunmaktadır. Negatif anlamda hükümet gücünü sınırlama ve denetlemeişlevini içerirken, pozitif manada da farklı kurumların işleyişinidüzenlemektedir. İdeal bir dünyada erklerden beklenen kendi özerk alanlarınailişkin işlevleri yerine getirirken diğer erklerin alanına müdahil olmaktankaçınmalarıdır. Aslında kuvvetler ayrılığı,ayrılıktan ziyade devlet organları arasındaki farklılıkların vurgulanması,güçlerinin dengelenmesi ve bünyelerine uygun olmayan yetkileri kullanması veişlevlere sahip olmasının önüne geçilmesi anlamına gelmektedir. Her üçkuvvet de Anayasanın ve hukukun çizdiği sınırlar dahilinde işlevlerini yerinegetirmek, yetkilerini kullanmakla mükelleftir ve bu açıdan hukuk devleti ilekuvvetler ayrılığı birbirini tamamlamaktadır.
11. Belirtilen gerekçelerle, itiraz konusu kuralınAnayasanın 2., 7., 9., 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğu kanaatinevarıldığından, çoğunluk kararına katılmak mümkün olmamıştır.
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
KARŞIOY GEREKÇESİ
2802 sayılı Kanunun 28. maddesinin yedinci fıkrasının“…kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığıtarafından belirlenir.” bölümünün Anayasaya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin reddine karar verilmiştir.
Red kararının gerekçesinde; Anayasanın 140. maddesiuyarınca hâkim ve savcıların özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı vehâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenmesi gerektiği, ancak Anayasakoyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda da yasama organınıntemel kuralları belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkinhususları yürütmenin düzenleyici işlemlerine bırakmasının yasama yetkisinindevri olarak yorumlanamayacağı, hâkim ve savcıların özlük haklarına etki edenkanun yolu değerlendirme formunun düzenlenmesinde esas alınacak ölçütlerdenbiri olan hedef sürenin her bir kovuşturma ve yargılama türü açısından kanunlaayrı ayrı belirlenmesinin mümkün olmadığı, bu sürelerin idare tekniğine ilişkinbir konu olarak dinamik şekilde belirlenmesinin zorunlu olduğu, kanun yoludeğerlendirme formuyla ilgili diğer konularda kapsamlı bir düzenlemeninbulunduğu ve yargılamanın hedef sürede tamamlanması ölçütünün değerlendirmeformunun tek belirleyicisi olmadığı da dikkate alındığında hedef sürelerintespitine ilişkin hususların yürütmenin düzenleyici işlemlerine bırakılmasındaAnayasa ile bağdaşmayan bir yön bulunmadığı, ayrıca hedef sürelerinbelirlenmesinde HSK’nın görüşünün alınacağının hükme bağlanması sebebiylekuralın hâkimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkeleriyle deçelişmediği belirtilmiştir.
2802 sayılı Kanunun iptali talep edilen kuralın dabulunduğu 28. maddesinde, Yargıtay ve Danıştayda yapılan kanun yoluincelemeleri sonunda ilgili hâkimler ve savcılar hakkında düzenlenecek kanunyolu değerlendirme formunda dikkate alınması gereken hususlar sayılarak bunlararasında “kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması”na da yerverilmiş; son fıkrasında ise sözü edilen hedef sürelerin HSK’nın görüşüalınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmesi öngörülmüştür.
Kanunun “Derece yükselmesinin koşulları” başlıklı 21.maddesinde de, hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerininyapılabilmesi için kanun yolu değerlendirme formlarının da gözönünde tutulacağıbelirtilmiştir.
Derece yükselmesinin yapılmasına veya yapılmamasına iseKanunun çeşitli maddelerinde bazı sonuçlar bağlanmıştır. Bunlardan biri, birderecede iki, bir sınıfta üç defa yükselmeye layık görülmeyen hâkim vesavcılardan Kanunun 30. maddesine göre yapılacak değerlendirme sonucundameslekte kalmaları uygun görülmeyenlerin görevlerine son verilebilmesidir.Ayrıca Kanunun 103. maddesinde düzenlenen aylık tablosunda hâkimler ve savcılariçin ödenen aylık ve yargı ödeneği toplamından oluşan malî haklar, bunlarınbulunduğu sınıf ve dereceye göre belirlenmiş; Yargıtay ve Danıştay üyeliğineseçilmek için aranan şartlar arasında birinci sınıfa ayrıldıktan sonra üç yıldaha başarılı görev yapmış olma da sayılmıştır.
Dolayısıyla, kanun yolu değerlendirme formu ve bukapsamda mezkûr hedef süreler hâkimlerin ve savcıların meslekte ilerlemelerindeveya meslekten çıkarılmalarında yahut malî haklarının belirlenmesinde esasalınan unsurlar arasında yer aldığından, diğer hususların yanında bunların damahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenmesini öngören Anayasanın 140. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesigerekir.
Başka bir anlatımla, hedef süreler, Anayasada kanunladüzenleneceği özel olarak hükme bağlanan hususlar arasında sayılmış olmasa dayukarıda açıklanan sebeplerle kanunla düzenlenmelidir. Nitekim kanun yoludeğerlendirme formu da Anayasada kanunla düzenleneceği açıkça belirtilenhususlar arasında yer almamasına rağmen, Anayasanın 140. maddesine uygun olarakKanunun 28. maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Anılan hedef sürelerin belirlenmesinin, makul süredeyargılanma hakkının korunması yönünden çok önemli olduğu tartışmasızdır. Busürelerin, hâkimlerin ve savcıların yükselmelerinde gözönünde bulundurulacakkanun yolu değerlendirme formunda yer verilmesi gereken hususlar arasındasayılması da aynı sebeple kamu yararına uygundur ve yasama organının takdir yetkisikapsamındadır.
Ancak kanunla düzenleme, hukuk devleti ile yasamayetkisinin devredilmezliği ilkelerine de uyulmasını gerektirir. KanunlarınAnayasaya uygunluk denetiminde de, kanun hükümlerinin Anayasanın 2. ve 7.maddelerinde öngörülen bu ilkelere uygun olup olmadığı değerlendirilir.
Bilindiği gibi, Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukukdevletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi, kanunîdüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüte veşüpheye yer bırakmayacak şekilde açık, net, anlaşılır, nesnel ve sınırlarınınbelirli olmasını, ayrıca keyfîliğe yol açmayacak bir içeriğinin bulunmasınıgerektirmekte; hukukî güvenlik ilkesiyle bağlantılı olarak da normlarınöngörülebilir olmasını ve kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi somutolgulara hangi sonuçların bağlandığının görülebilmesini zorunlu kılmaktadır(geniş açıklama için bkz. 3/6/2021 tarihli ve E.2020/9, K.2021/37 sayılı kararailişkin karşıoy gerekçem).
Bu ilke uyarınca kanun hükümleri, ilgililerin bir işlemveya fiilin belirli şartlarda ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul birdüzeyde öngörmelerini mümkün kılacak ve kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına imkân tanımayacak şekilde düzenlenmeli ve idareye verilen takdiryetkisinin kapsamı ve uygulama usulü açık olarak belirlenmelidir.
Kuşkusuz -yukarıda belirtilen karşıoy gerekçemde de ifadeedildiği üzere- kanunî düzenlemelerde, yukarıda açıklanan ilkelere ilişkinşartların aranması, bunlara uygun bir kanunî düzenleme yapılmadığı takdirde yürütmeorganının mutlaka keyfî düzenlemeler yapacağı anlamına gelmediği gibi kanunhükmündeki belirsizlik hukukî güvenlik ilkesiyle bağdaşmayan sonuçlar dadoğurmayabilir. Ancak Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletiilkesinin gereği olan bu ilkeler, Anayasaya uygunluk denetiminde, uygulamadanve kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan düzenleyici işlemlerden bağımsızolarak, sadece kanun hükmü üzerinden değerlendirilir ve bu değerlendirmeye göreyürütmenin düzenleyici işlemlerinin dayanacağı, muhataplarınca öngörülebilirbir normun bulunup bulunmadığı belirlenir.
Anayasanın 7. maddesinde de yasama yetkisinin TürkiyeBüyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği hükme bağlanmakta;yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesini engellemeyen bu ilkekanunla düzenlenmesi gereken konularda genel ifadelerle değil, kanunla temelkuralların ve esasların belirlenmesinden ve konunun çerçevesinin çizilmesindensonra ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını gerektirmekteve düzenleme konusunda bu şartlara uyulmadan çok geniş bir takdir yetkisiverilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır(geniş açıklama için bkz. 3/6/2021 tarihli ve E.2020/9, K.2021/37 sayılı kararailişkin karşıoy gerekçem).
Yukarıda aktarılan anayasal ilkelere göre, kanunladüzenleme, konuya ilişkin bütün ayrıntılara kanunda yer verilmesinigerektirmemekle ve kuralların, özellikle de kanun hükümlerinin belli bir ölçüdesoyutluk içermesinin kaçınılmaz olduğu tartışmasız olmakla birlikte, birkonudan kavramsal veya kurumsal olarak bahsedilmesinin yeterli olduğu anlamınada gelmemektedir. Anayasaya göre, kanunla düzenlenmesi gereken konularda genelifadelerle yetinilmemesi, temel esasların belirlenmesinden ve konunun çerçevesininçizilmesinden sonra ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılması;kanun koyucunun tespit edeceği temel esaslar ile çizeceği çerçevenin de yürütmeorganının düzenleyeceği ayrıntıların belirlenmesinde yol gösterecek nitelikteolması gerekmektedir.
İncelenen kuralda ise hiçbir esas öngörülmeden hedefsürelerin Bakanlıkça belirleneceği hükme bağlanarak bu konuyu düzenlemebakımından idareye çok geniş bir takdir alanı bırakılmıştır. Buna karşılıkidarenin hangi ölçütleri esas alarak bu süreleri belirleyeceği mezkûr hükümdede Kanunun başka bir maddesinde de açık, anlaşılır ve nesnel bir şekildedüzenlenmemiş ve bir çerçeve çizilmemiştir. Bu nedenle düzenleme, yorum vedeğerlendirme farklılıklarına bağlı olarak keyfî uygulamalara yol açabilecek,başka bir ifadeyle belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılıkoluşturacak nitelikte olduğu gibi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiylede bağdaşmamaktadır.
Başka bir ifadeyle, mezkûr sürelerin yasama organıtarafından her bir dava türü açısından doğrudan kanunla ayrı ayrı belirlenmesi-uygulamada karşılaşılması muhtemel sorunlar sebebiyle- pratik olarak mümkünolmasa da, özellikle davaların türü, davacı, davalı, sanık ve müdahil sayısıgibi kriterler ile aynı tür davalardaki ortalama yargılama süreleri, hâkimsayısı, mevcut dosya sayıları ve verilen kararların bunlara oranı gibihususların dikkate alınmasını öngören bir çerçeve çizilmeden, düzenleyeceklerideğerlendirme formlarında bu konuda asıl değerlendirmeyi yapacak olan temyiz mercileriningörüşleri de aranmadan ve ayrıntıların belirlenmesinde yol gösterecek niteliktehiçbir ilke getirilmeden hedef sürelerin Bakanlıkça belirlenmesininöngörülmesinin, anayasal anlamda kanunla düzenleme zorunluluğunun yerinegetirilmiş sayılması için yeterli olduğu söylenemez. Dava konusu kural aynısebeplerle, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına da uygundeğildir.
Bu itibarla, dava konusu ibarenin Anayasanın 2., 7. ve140. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyleçoğunluğun red kararına karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğunun 2802 sayılı Hakimler veSavcılar Kanunu’nun 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiylebaşlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 28. maddesinin yedinci fıkrasının “…kovuşturmaveya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafındanbelirlenir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kanaatinekatılmamaktayım.
2. Dava konusu kuralla kovuşturma ve yargılamaların hedefsürelerde tamamlanabilmesi için Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarakAdalet Bakanlığı tarafından hedef sürelerin belirlenmesi esası getirilerekyargılama sürecindeki temel bir sorunun çözümüne yönelik bir politikanın hayatageçirilmesi amaçlanmaktadır.
3. Gerçekten de Türkiye’de yargılamaların uzun sürmesiadil yargılanma hakkı bağlamındaki en önemli sorunlardan birisi olarakgörülmektedir. Yargının iş yükü yoğunluğu, hakim ve savcı sayısınınyetersizliği, fiziksel imkanlarla ilgili sorunlar ve başka bazı faktörler uzunsüren yargılama sorununun ortaya çıkmasında önemli etkenler olarak ortayaçıkmaktadır. Adil yargılanma hakkı bağlamında makul süreyi aşan yargılamasüreleri sorunu Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu bireysel başvuruincelemelerinde de kendisini göstermekte olup, bugüne değin AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru ile ilgili istatistiklerinde makul süredeyargılanma hakkının ihlali açık ara biçimde halen ilk sırada yer almaya devametmektedir.
4. Bu yönü ile bakıldığında adil yargılanma hakkıbağlamında makul sürede yargılanma hakkının tesis edilmesi amacıyla dava konusukuralla kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için hedef sürelerinbelirlenmesi fevkalade önemli ve gerekli adımlar olarak görülebilir. Ancakönemle ifade etmek gerekir ki yargılamadaki hedef süre adil yargılanma hakkınıntesisi açısından sadece bir araç olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla bukonuya ilişkin reform çalışmalarında yargılamaların belirlenen hedef süreiçinde sonuçlandırılması hiçbir zaman nihai bir amaç haline getirilmemelidir.Zira bir hukuk devletinde adil yargılanma hakkı bağlamındaki temel amaç,gerçekleştirilen yargılama sürecinin adil yargılanma hakkının tüm ilkelerineriayet edilerek sonuçlandırılması olmalıdır. Dolayısıyla hedef süre ile ilgilidüzenleme yapılırken bu hususların dikkate alınması da önem arz etmektedir.
5. Bununla birlikte dava konusu kuralla ilgili Anayasa’yauygunluk denetiminde ortaya çıkan temel sorun ise hedef sürenin belirlenmesinoktasında Kanun’da yer alan hükümler bağlamında kendisini göstermektedir.Dolayısıyla burada öncelikle ifade edilmesi gerekir ki dava konusu kuralınAnayasa’ya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ile yargılamadaki hedefsürenin gerekliliği birbiri ile karıştırılmamalıdır. Kanun koyucununyargılamada hedef süre ile ilgili düzenleme yapması tek başına Anayasa’yaaykırılık teşkil etmez. Aksine yukarıda da ifade edildiği üzere Türkiye’dekiuzun süren yargılamalar sorunu dikkate alındığında kanun koyucunun buna yönelikdüzenlemeler yapması adil yargılanma hakkının etkili biçiminde tesisi açısındanfevkalade gerekli de görülebilir. Ancak dava konusu kuralla ilgiligerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde böyle bir hususun denetimetabi tutulmamakta olduğunu özellikle ifade etmek gerekir.
6. İptali talep edilen hüküm sadece “kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülenhedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak AdaletBakanlığı tarafından belirlen”eceğinidüzenlemektedir. “Hedef süre”ye 2802 sayılıHakimler ve Savcılar Kanunu’nda ayrıca “Kanun yolu değerlendirme formu”başlıklı 28. maddenin ikinci fıkrasında “soruşturma, kovuşturma veyayargılamanın hedef sürede tamamlanması” şeklindeki kullanımla Yargıtay veDanıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemelerindehakim ve savcıların değerlendirmeleri konusunda dikkate alınacak hususlararasında yer verilmiştir. Bunun dışında Kanun’un başka hiçbir yerinde hedefsüre ile ilgili bir hükme yer verilmemiştir.
7. Dolayısıyla dava konusu kuralda da ifade edildiğiüzere kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerHâkimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafındanbelirlenmektedir. Nitekim bu doğrultuda Adalet Bakanlığınca 23/6/2017 tarih ve30105 sayılı Resmî Gazete’de Soruşturma, Kovuşturma veya Yargılama HedefSürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik yayımlanmıştır.
8. Mahkememiz çoğunluğu kuralın Anayasa’ya aykırıolmadığı sonucuna ulaşırken farklı aykırılık iddialarını toplu biçimde şugerekçe ile özetleyerek reddetmiştir:
“Bu bağlamda, kovuşturma ve yargılamanın hedef süredetamamlanması ölçütünün kanun yolu değerlendirme formunun tek belirleyicisiolmadığı, hâkim ve savcıların derece yükselmelerinin aralarında kanun yoludeğerlendirme formunun da bulunduğu birçok unsurun birliktedeğerlendirilmesiyle yapıldığı, bu değerlendirmeyi yapmakla görevli Kurulunmahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına sahip olduğu gözetildiğindehedef süreye ilişkin itiraz konusu kuralın hâkim ve savcıların bağımsızlığınıihlal ettiği söylenemez. Ayrıca kuralda hedef sürelerin belirlenmesinde Kurulungörüşünün alınacağının belirtilmesi suretiyle Kurulun konuya ilişkingörüşlerinin Bakanlık tarafından gözetilmesi imkânı da sağlanmıştır. Bu nedenlekuralın mahkemelerin bağımsızlığı ilkesiyle çelişen bir yönü debulunmamaktadır” (§ 31).
9. Öncelikle ifade edilmelidir ki Anayasa’ya uygunluğubağlamında kuralın asıl sorunlu yönlerinden birisi hedef süre ile ilgili olarakbaşkaca bir hususa Kanun’da yer verilmeden bu konunun Hâkimler ve SavcılarKurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmesi noktasındakendisini göstermektedir. Zira hedef sürenin belirlenmesi, uygulanması vetakibi gibi değişik boyutlarına ilişkin hiçbir hususu ile ilgili olarakKanun’da bir düzenlemeye yer verilmemektedir.
10. Anayasa’nın 7. maddesi gereğince yasama yetkisinikullanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, özellikle yargılama sürecini deilgilendirdiği dikkate alındığında hedef süre gibi bir konuyu düzenlerkensadece bu konuya değinip temel çerçeveyi, kovuşturma ve yargılamadaki hedefsüre konusunun usul ve esaslarını hiçbir şekilde belirlemeden bu alanda tümüyleidareyi yetkili kılan bir düzenleme yaptığında esasında kendisine ait olanyasama yetkisini devretmiş olmaktadır. Bu yönü ile kural yasama yetkisininTürkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğunu ve bu yetkinin devredilemeyeceğiniöngören Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır.
11. 2802 sayılı Kanun’un 28. maddesinin son fıkrasındadava konusu kovuşturma ve yargılamada hedef süre düzenlenirken maddede aynızamanda “kanun yolu değerlendirme formu” ile ilgili değişik hususlarayer verilmiştir. Kovuşturma ve yargılamanın hedef sürede tamamlanması dahilkanun yolu değerlendirmesinde dikkate alınacak diğer hususlar da madde metnindeyer almaktadır. Kanun’un 21. maddesinde hakimlik ve savcılık mesleğindebulunanların derece yükselmelerinin yapılabilmesi için kanun yolu değerlendirmeformlarının da göz önünde tutulacağı öngörülmekle esasında kovuşturma veyayargılamanın hedef sürede tamamlanması da hakim ve savcıların meslekteilerlemeleri noktasında önemli bir kriter olarak belirlenmiş olmaktadır. Bunedenle hedef sürelerle ilgili çerçevenin kanunla belirlenmemesi, kanunda hiçbirilke ve esasa yer verilmeden bu konuyla ilgili tüm hususların belirlenmesininidareye bırakılması aynı zamanda Anayasa’nın 140. maddesine de aykırılık teşkiletmektedir.
12. Zira Anayasa’nın “Hakim ve savcılık mesleği” başlıklı140. maddesinin üçüncü fıkrasında hakim ve savcıların “meslekteilerlemeleri”nin de mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarınagöre kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Mesleki ilerlemeler konusunda kanunyolu değerlendirme formunun tek belirleyicisi olmadığı aşikar olmakla birlikteburada yer alan “kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması” dahakim ve savcıların meslekteki ilerlemeleri sürecinde dikkate alınacağına görebu konunun ana hatlarıyla kanunda düzenlenmesi Anayasa’nın 140. maddesinin üçüncüfıkrasının bir gereğidir.
13. Dolayısıyla ancak hakim ve savcıların meslektekiilerlemeleri ile doğrudan ilgili olan konuya ilişkin temel çerçevenin ve hedefsüreye ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesi durumunda uzmanlıkgerektiren ve detaya ilişkin hususların idare tarafından düzenlenmesi yasamayetkisinin devri olarak değerlendirilemez.
14. Önemle ifade etmek gerekir ki Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konulardakanunda bu konuya ilişkin hiçbir belirleme yapılmaksızın genel ifadelerleyürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Anayasa’da açıkça kanunladüzenlenmesi öngörülen konularda yasama organının temel kuralları belirlediktensonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevselnitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (Bkz.:AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
15. Dava konusu kuralın Anayasa’ya uygunluğudenetlenirken açıklığa kavuşturulması gereken bir diğer husus ise kovuşturmaveya yargılamalardaki hedef sürelerin “Hâkimlerve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından” belirlenmesi konusunda ortaya çıkmaktadır. AdaletBakanlığının idari bir niteliği sahip olduğu ve yürütme içerisinde yer aldığı,Hakimler ve Savcılar Kurulunun ise kendisine ait ayrı bir kamu tüzelkişiliğibulunan ve hakim ve savcıların özlük hakları ile ilgili olarak anayasalyetkilerle donatılmış, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatıesaslarına göre görev yapan bir yüksek yargısal kurul olduğu dikkatealındığında burada dava konusu kuralın aynı zamanda Anayasa’nın 9. maddesine deaykırılık teşkil ettiği ifade edilmelidir. Zira dava konusu kurala göre biryüksek yargısal kurul olarak Hakimler ve Savcılar Kurulunun sadece görüşüalınmakta, ancak kovuşturma ve yargılamalardaki hedef süreler nihai olarakAdalet Bakanlığı tarafından belirlenmektedir.
16. Dolayısıyla dava konusu kuraldaki bu düzenleme biçimikuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı açısından Anayasa’nın 9. maddesi ileçelişmektedir. Zira hedef süreleri belirlemeyi öngören dava konusu kuralesasında uygulamada yargısal süreçleri ve yargı mensuplarının meslekiilerlemelerini de etkileyen bir nitelik taşımaktadır. Kural bu yargısalsüreçleri ve yargı mensuplarının mesleki ilerlemelerini etkileyebilecekniteliği bulunan hedef süreyi belirlemeyi Hakimler ve Savcılar Kurulu gibi biryüksek yargısal kurula değil, Adalet Bakanlığı gibi idari bir birimevermektedir. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 7. ve 140. maddeleri yanında aynızamanda 9. maddesine de aykırılık taşıdığı açıktır.
17. Hedef sürelerin belirlenmesinde inisiyatifin Hakimlerve Savcılar Kurulunda olması durumunda kuralın bu yönü ile Anayasa ile uyumluolması söz konusu olabilirdi. Ancak hakim ve savcıların özlük hakları ileilgili yetkilere sahip anayasal bir kurum olarak Hakimler ve Savcılar Kurulumevcut iken, Anayasa’nın hiçbir hükmünden yargılama süreçleri ile doğrudanilgili olan kovuşturma ve yargılamadaki hedef sürenin belirlenmesi biçimdekibir yetkinin Adalet Bakanlığına verilebileceği sonucunu çıkarmak mümkündeğildir. Hakim ve savcıların değerlendirilmesi ve mesleki ilerlemelerindebelli ölçüde etkisi olan hedef sürelerin belirlenmesinin yargısal sürece etkisigöz önünde tutulduğunda dava konusu kuralın Anayasa’nın öngördüğü kuvvetlerayrılığı ilkesine aykırılığı daha bariz biçimde kendisini göstermektedir.
18. Yukarıda sıralanan gerekçelerle dava konusu kuralınAnayasa’nın 7., 9. ve 140. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerektiğikanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ