ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Esas Sayısı : 2021/20
Karar Sayısı : 2022/84
Karar Tarihi : 30/6/2022
R.G. Tarih-Sayısı :6/9/2022-31945
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 2. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8.maddesinin (b) bendine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 6. maddesiyleeklenen sekizinci paragrafta yer alan “…veya parselasyon planları…”ibaresinin Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Parselasyon uygulamasına ilişkin belediye encümenikararının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralınAnayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 8.maddesinin (b) bendi şöyledir:
“b)İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir.Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak,belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgilibelediyelerce yapılır veya yaptırılır. (Ekcümle:14/2/2020-7221/6 md.) Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıtaltına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortamayüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır.Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Yeniden düzenleme dördüncü cümle: 12/7/2013-6495/73 md.) Bu planlaronay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerindeve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarakilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediyebaşkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediyemeclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediyeve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veyailgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirdeonaylanarak yürürlüğe girer. (Yenidendüzenleme üçüncü cümle: 12/7/2013-6495/73 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilanyerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlıolarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisindeinceleyerek kesin karara bağlar.
(Ekparagraf:14/2/2020-7221/6 md.) İmar planları ve bu planlardakideğişikliklerin nerede askıya çıktığına dair bilgilendirme ilanı, askı süresi ileeş zamanlı olarak ilgili muhtarlıkların panosunda duyurulur. Ayrıca plandeğişikliği hakkında, değişikliğe konu alanda görülebilir bir şekilde en az 2adet tabela ile 30 gün süreyle bilgilendirme yapılır.
(Ekparagraf:14/2/2020-7221/6 md.) Kentsel tasarım projeleri uygulama imar planlarıylabirlikte hazırlanabilir. Bu kentsel tasarım projelerinin uygulamasına ilişkinusul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.
Onaylanmışplanlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşenimar planlarının bir kopyası, Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortamdakiUlusal Coğrafi Bilgi Sistemi Altyapısı üzerinden, ilgili idaresi tarafından,arşivlenmek üzere Bakanlığa gönderilir.
İmarplanları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. BelediyeBaşkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmınıkopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücretkarşılığında isteyenlere verir.
(Ekparagraf:14/2/2020-7221/6 md.) Kesinleşen imar planları veya parselasyonplanlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içindedava açılabilir.
(Ekparagraf:14/2/2020-7221/6 md.) İmar planlarında bina yükseklikleri yençok:serbest olarak belirlenemez.
(Ekparagraf:14/2/2020-7221/6 md.) Sanayi alanları, ibadethane alanları ve tarımsal amaçlısilo yapıları hariç olmak üzere mer’i imar planlarında yençok: serbest olarakbelirlenmiş yükseklikler; emsal değerde değişiklik yapılmaksızın çevredekimevcut teşekküller ve siluet dikkate alınarak, imar planı değişiklikleri verevizyonları yapılmak suretiyle ilgili idare meclis kararı ile belirlenir. Buşekilde ilgili idare tarafından belirlenmeyen yükseklikler, maliyetleri dönersermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak üzere Bakanlıkça belirlenir. Oluşacakmaliyetlerin %100 fazlası ilgili idaresinden tahsil edilir. Bu şekilde tahsiledilememesi halinde ilgili idarenin 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özelİdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay VerilmesiHakkında Kanun gereğince aktarılan paylarından kesilerek tahsil olunur. Tahsilolunan tutarlar, Bakanlığın döner sermaye işletmesi hesabına gelir olarakkaydedilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, CelalMümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, YusufŞevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfanFİDAN’ın katılımlarıyla 3/3/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2.Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işinesasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kurallarıve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 3194sayılı Kanun’un 15. maddesine göre imar planı bulunan alanlarda, uygulama imarplanına uygun olarak öncelikle parselasyon planının yapılması esastır. İmarplanı bulunan alanlarda ifraz ve tevhit işlemleri, parselasyon planı tesciledilmiş alanlarda yapılabilir. Parselasyon planı tescil edilmiş yerlerdeyapılacak ifraz veya tevhidin imar planlarına ve imar mevzuatına uygun olmasışarttır.
4. Parselasyon planı 22/2/2020 tarihli ve 31047 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik’in4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendinde tanımlanmıştır. Buna göreparselasyon planı; 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi hükümlerine ve uygulamaimar planına uygun olarak imar parsellerinin oluşturulduğu, parselasyon planıaçıklama raporu, parselasyon paftaları ile tescile esas belgeleri içerenuygulama dosyası ile bir bütün olan plandır.
5.Parselasyon planlarının hazırlanması ise anılan Kanun’un 18. maddesindedüzenlenmiştir. Buna göre imar hududu içindebulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer haksahiplerinin muvafakati aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamukurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunlarıyeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veyakat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve resen tescilişlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye vemücavir alan dışında ise anılan yetkiler valilikçe kullanılır.
6. Kanun’un 19. maddesine göre imar planlarına göre parselasyon planları yapılıp belediyeve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulununonayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir ay müddetle ilgili idaredeasılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir.Tashih edilecek planlar hakkında da aynı usul uygulanır. Kesinleşen parselasyonplanları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu dairelerilgililerin muvafakati aranmaksızın, sicilleri planlara göre resen tanzim vetesis ederler. Bir parsel üzerinde birden fazla bina ve tesisin yapımıgerektiğinde (Kooperatif evleri, siteler, toplu konut inşaatı gibi) imarparselasyon planları ifraza gerek kalmadan bu ihtiyacı karşılayacak şekildedüzenlenir veya değiştirilir ve burada talep hâlinde 23/6/1965 tarihli ve 634sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uygulanır.
7. 3194 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (b) bendinin sekizinciparagrafında ise kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşıkesinleşme tarihinden itibaren her hâlde beş yıl içinde dava açılabileceğihüküm altına alınmış olup anılan paragrafta yer alan “…veya parselasyonplanları…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
B.İtirazın Gerekçesi
8. Başvurukararında özetle; idari işlemlere karşı açılacak davalar için hak düşürücüsüreler öngörülebilir ise de bunun ölçülü ve temel hak ve özgürlüklerin özünedokunmaması gerektiği, mülkiyet hakkına ilişkin idari işlemlere karşı açılacakdavalarda ilgili hak sahibinin bilgisine girmeyen idari işlemler için genel birhak düşürücü süre öngörülmesinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkilettiği, ilgili kişinin parselasyon işlemini öğrenemediği durumlarda parselasyonişleminin kesinleşmesinden itibaren beş yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyledava hakkını kaybetmesinin mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı belirtilerekkuralın Anayasa’nın 13., 35., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
C.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
10. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birimahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bukonuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını dakapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisinisavunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşıhaklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin enetkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.
11. İtiraz konusu kural, kesinleşen parselasyonplanlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her hâlde beş yıl içinde davaaçılabileceğini öngörmek suretiyle mahkemeye erişim hakkı yönünden bir sınırlama teşkil etmektedir.
12. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirendüzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’nın sözü ile Anayasa’da öngörülensınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
13. Anayasa’nın anılan maddesi hak veözgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir kural olarakbenimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılan sınırlamalardadikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. AncakAnayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanununşeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecekşekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olmasıgerekir.
14. Esasen temel hakları sınırlayankanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınanhukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarındanolan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıcakamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur. Nitekim hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarakbelirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devletiilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
15. Kuralda kesinleşen parselasyon planlarına karşı kesinleşmetarihinden itibaren dava açılabilecek süre herhangibir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak düzenlendiğigörüldüğünden kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğuanlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın kanunilik şartını taşımadığı söylenemez.
16. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına getirilensınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi gereğince Anayasa’nın sözüne de uygunolması gerekir.
17. Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında“İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihindenbaşlar.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirimtarihinden başlayacağı vurgulanarak ilgilinin hakkında tesis edilen işleminiçeriğinden haberdar edilmesi ve bu yolla işleme karşı kullanabileceği davaaçma hakkının korunması amaçlanmıştır.
18. Yönetimde açıklık ilkesinin de bir sonucu olan yazılıbildirimin amacı, ilgilinin hakkında tesis edilen işlem konusundabilgilendirilmesidir. Anayasa’nın anılan hükmünde dava açma süresinin yazılıbildirim tarihinden itibarenden işlemeye başlayacağı belirtilmekle birlikteyazılı bildirinin yapılış usulüne ilişkin herhangi bir sınırlayıcı hükme yerverilmemiştir. Elbette asıl olan hakkında idari işlem yapılan her bir kişiyeayrı ayrı şahsen tebliğ yapılmasıdır. Ancak somut olayın zorunlu olarakgerektirmesi halinde ve yazılılık ile bildirme unsurlarınıtaşımak kaydıyla posta yoluyla şahsen tebliğ dışındaki tebliğ yöntemlerinin de Anayasa’nınanılan hükmüne aykırılık teşkil etmeyeceğinin kabul edilmesi gerekir.
19. İtiraz konusu kuralda parselasyon planlarına karşıkesinleşme tarihinden itibaren her hâlde beş yıl içerisinde dava açılabileceğihükmüne yer verilmiş, 3194 sayılı Kanun’un 19. maddesinin birinci fıkrasındaise parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili idarede asılacağı ayrıcamutat vasıtalarla duyurulacağı ve bu sürenin sonunda planın kesinleşeceğihükmüne yer verilmiştir. Parselasyon planlarınınişin mahiyeti gereği bir veya birden fazla mahalleyi, dolayısıylayüzlerce/binlerce kişiyle ilgili olması, kuralın kesinleşme işlemininparselleme yapılan yerdeki tüm taşınmazların mülkiyetine ilişkinbelirsizliklerin biran önce giderilmesi amacına matuf olması ve kuraldaöngörülen sürenin beş yıl olması karşısında kuralla öngörülen yönteminAnayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen hükme aykırı biryönünün olmadığı ve bu usülde yazılılık ve bildirme unsurlarının gerçekleşmediğininsöylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çerçevede kuralın Anayasa’nın sözüneaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
20. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez.Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemişhak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
21. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri veçevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./Çevreyigeliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin vevatandaşların ödevidir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Buna göre çevreningeliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesineyönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet,çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmaklayükümlüdür (AYM, E.2020/10, K.2020/67, 12/11/2020, § 14;E.2019/21, K.2020/51, 24/9/2020, § 41).
22. 3194 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacınınyerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevreşartlarına uygun teşekkülünü sağlamak olduğu belirtilmiştir.
23. İtiraz konusu kuralın“İmar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemede kalmaması, mülkiyethaklarının kısıtlanmaması ve idari işlemlerin istikrarının sağlanması amacıylakesinleşmiş planlara ve parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihindenitibaren herhalde beş yıl içinde dava açılabilmesi… amaçlanmaktadır.”biçimindeki gerekçesinden imar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemedekalmaması, böylece mülkiyet hakkına ilişkin belirsizliklerin ortadankaldırılması ve idari işlemlerin istikrarının sağlanması amacıyla anılandüzenlemenin getirildiği anlaşılmaktadır.
24. Bu bağlamda parselasyon planlarınınişlevi, imar planı bulunan alanlarda parselasyon planı tescil edilmek suretiyleimar planlarına ve imar mevzuatına uygun ifraz ve tevhit işlemlerininyapılmasıdır. İmar mevzuatına uygun söz konusu işlemlerin yapılmasının yerleşme yerlerindekiyapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun şekilde yapılmasınısağlamaya yönelik olduğunda kuşku yoktur. Bu bağlamda itiraz konusu kuralınparselasyon planlarına karşı dava açabilmek için belirli bir süre belirlemeksuretiyle imar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemede kalmayarak imarmevzuatına uygun inşaatların bir an önce yapılmasını sağlamayı amaçladığıanlaşılmaktadır. Kuralın şehirlerin daha hızlı bir şekilde imar mevzuatınauygun olarak ifraz ve tevhitişlemlerinin yapılarak kişilerin daha sağlıklı ve dengeli bir çevredeyaşamalarını temine yönelik anayasal anlamdameşru bir amaca dayalı olarak mahkemeye erişim hakkını sınırladığıgörülmektedir. Ancak sınırlamanın meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıpölçülü olması da gerekmektedir.
25. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilikve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanınzorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ileulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilensınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir.
26. Parselasyon planlarının kesinleşmesindensonra dava açma süresinin uzaması taşınmaz mülkiyetine ilişkin tereddütlerin vehukuki belirsizliklerin yaşanmasına neden olabilecektir. Yapılan parselasyonplanlarına karşı dava açma süresinin öngörülmesinin tek bir taşınmazın değil,parselleme yapılan yerdeki tüm taşınmazların mülkiyetine ilişkinbelirsizlikleri belirli bir süre sonra sona erdirme amacı taşıdığı açıktır. Bubağlamda pek çok parseli ilgilendiren parselasyon planlarına karşı dava açmakiçin bir süre belirlenmesinin anılan amaca ulaşma yönünden elverişli olmadığısöylenemez.
27. Kuralda belirtilenparselasyon planları bir veya birden fazla mahalleyi, dolayısıylayüzlerce/binlerce kişiyi ilgilendirebilecektir. Bu türden geniş alanları ve çoksayıda kişiyi ilgilendiren çalışmalar bakımından her bir kişiye tek tek şahsentebligat yapılabilmesi bu çalışmaların sonuçlandırılabilmesini önemli ölçüdegeciktirebilir. Bu nedenle dava açma süresinin parselasyon planlarınınkesinleşme tarihinden itibaren başlamasının yukarıda değinilen sınırlandırmasebebi bakımından gerekli olduğu da söylenebilir.
28. Parselasyon planlarıylamülkten yoksun bırakma sonucuna yol açılmadığı,bu planların kesinleşebilmesi için bir ay süreyle ilgili idarede asılması vemutat vasıtalarla duyurulması gerektiği vekesinleşme tarihinden itibaren her hâlde beş yıl içinde dava açılabileceğidikkate alındığında söz konusu işlemlerin bir an önce sonuçlandırılması içinihtiyaç duyulan dava açma süresinin başlamasına ilişkin belirlenen usulün davaaçmayı aşırı derecede zorlaştırmadığı da açıktır. Ayrıca taşınmazmülkiyetine ilişkin hukuki güvenlik ve istikrar ile kişilerin bir an evvel dahasağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamalarının temini amacıyla öngörülen beşyıllık dava açma süresinin kişilerin dava haklarını kullanabilmeleri açısındankısa ve yetersiz olduğuda ileri sürülemez.
29. Buçerçevede kuralla bireyin hakları ile kamu yararı arasındaki makul dengeningözetildiği ve kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı anlaşılmıştır.Dolayısıyla kuralın hak arama özgürlüğü yönünden ölçüsüz bir sınırlama niteliğitaşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Kenan YAŞAR bugörüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 35. ve 125. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamındaele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 125. maddeleri yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8.maddesinin (b) bendine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 6. maddesiyleeklenen sekizinci paragrafta yer alan “…veya parselasyon planları…”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 30/6/2022 tarihindekarar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 3194 sayılı İmarKanunu’nun 8. maddesinin (b) bendine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un6. maddesiyle eklenen sekizinci paragrafta yer alan “… veya parselasyonplanları…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.
2. İtiraz konusuibarenin de içinde bulunduğu kural uyarınca “Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıliçinde dava açılabilir.”
3. Çoğunluk kararındada belirtildiği üzere kesinleşen parselasyon planlarına karşı beş yıldava açma süresi öngören itiraz konusu ibare mahkemeye erişim hakkına yönelikbir sınırlama niteliğindedir (§ 11). Kuralın Anayasa’ya aykırı olmaması içinAnayasa’nın 13. maddesinde öngörüldüğü üzere, diğer şartlar yanında,sınırlamanın meşru bir amacının bulunması ve ölçülü olması gerekmektedir.
4. İtiraz konusukuralın, imar planlarına uygun ifraz ve tevhit işlemlerinin yapılmasınısağlayan parselasyon planlarının sürüncemede bırakılmadan hızlı bir şekildeuygulanmasını sağlayarak, Anayasa’nın 56. maddesinde güvenceye alınanbireylerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarını temin etme amacıyla mahkemeyeerişim hakkını sınırladığı, dolayısıyla sınırlamanın meşru amacının bulunduğusöylenebilir (§ 24). Ancak meşru amacın bulunması yeterli olmayıp, söz konususınırlamanın ölçülü olması, başka bir ifadeyle izlenen meşru amaç bakımındanelverişli, gerekli ve orantılı olması da gerekmektedir.
5. Parselasyonplanlarına karşı kesinleşmeden itibaren beş yıl içinde dava açılmasızorunluluğunu getiren kuralın anılan meşru amaç bakımından elverişsiz vegereksiz olduğu söylenemez. Ancak dava açma süresinin başlangıcı olan kesinleşmeyeilişkin hükümlerle birlikte değerlendirildiğinde bu sürenin orantılı olduğunusöylemek güçtür.
6. 3194 sayılıKanun’un 19. maddesinin birinci fıkrasında parselasyon planlarının bir aysüreyle ilgili idarede asılacağı, ayrıca mutat vasıtalarla duyurulacağı ve busürenin sonunda planın kesinleşeceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 125. maddesiuyarınca “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirimtarihinden başlar”. Buradaki “bildirim”inidari işlemin etkilediği kişilerin işlemin içeriğinden haberdar olmasınısağlayacak mahiyette olması gerektiği izahtan varestedir.
7. Nitekim tam da bunedenle, Danıştay’ın parselasyon planlarına ilişkin işlemleri “bireyselişlem” olarak nitelediği ve davacının parselasyon planını öğrendiğitarihten itibaren dava açma süresini başlatma eğiliminde olduğuanlaşılmaktadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yakın tarihli birkararında belirttiği üzere, parselasyon işlemlerine karşı “yasal dava açmasüresinin işlemeye başlaması için, bu işlemin, işlem tarihindeki muhatabınausulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmiş olması ya da muhatabın bu işlemi tümunsurlarıyla birlikte öğrendiğinin açık ve net bir şekilde ortaya konmasıgerekmektedir” (Danıştay İDDK, E. 2021/154, K.2021/1202, 9/6/2021).
8. Anayasa Mahkemesi,yazılı bildirimin en yaygın yöntemleri olan posta veya memur eliyle tebliğindışında ilan yoluyla tebliğin de “muhatabın adresinin bilinmemesi yahutbaşkaca sebeplerle tebliğin imkânsızlığının kesin olarak tespit edildiğinoktada” başvurulabilecek bir yöntem olduğuna, bu şartlar altındaAnayasa’nın 125. maddesine aykırı olmayacağına hükmetmiştir (AYM, E.2016/14, K.2017/170, 13/12/2017, § 29). Mahkeme bu karardan sonra verdiği 2018/113 ve2020/39 sayılı kararlarında, orman kadastro komisyonunca alınan kararlarailişkin tutanak ve haritalar ile arazi toplulaştırması ve tarla içi geliştirmehizmetleri muhtevasında yapılacak duyuruların askı suretiyle yapılmasını şahsentebliğ edilmiş sayan hükümlerini Anayasa’ya uygun bulmuştur. Aynı şekildetebligat sonrasında anılan tutanak ve haritalara karşı kesinleşmeden itibaren arazitoplulaştırması sonuçlarına karşı da tescil tarihinden itibaren on yıl içindedava açılabilmesinin de Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olmadığına kararverilmiştir (AYM, E. 2018/33, K. 2018/113, 20/12/2018, § 30; AYM, E. 2018/104,K. 2020/39, 16/07/2020, § 47).
9. Mahkememiztoplulaştırma çalışmalarına ilişkin ilanların, “kadastro ve orman kadastrosuçalışmalarında olduğu gibi bir veya birden fazla köyü ya da mahalleyi,dolayısıyla yüzlerce/binlerce parseli ve kişiyi ilgilendirebilecek” olduğundan“her bir kişiye tek tek şahsen tebligat yapılabilmesi bu çalışmalarınsonuçlandırılabilmesini önemli ölçüde geciktirebilir” gerekçesiyleAnayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/104, K. 2020/39, 16/07/2020, §§ 47, 50). Böylece Anayasa Mahkemesi, şahsentebliğin orman kadastrosu ve toplulaştırma çalışmaları gibi binlerce kişiyiilgilendiren, dolayısıyla kitlesel muhatapları olan işlemlerin, tek tek şahsentebliğinin anılan çalışmaların sonuçlandırılmasını önemli ölçüde geciktirmesikarşısında askı suretiyle ve internet sayfalarında ilan etme gibi diğeryollarla duyurulmasının Anayasa’daki “yazılı olma” ve “bildirme”şartlarını sağladığını kabul etmiştir.
10. Kuşkusuz, çoğunlukkararında vurgulandığı üzere, işin mahiyeti gereği bir veya birden fazlamahalleyi, dolayısıyla binlerce kişiyi ilgilendiren parselasyon planlarınailişkin işlemlerin hızlı bir şekilde uygulanması zorunluluğu, bizzat kişiyeyazılı bildirim yönteminden farklı olarak “ilgili idarede asma” ve diğermutat yöntemlerin kullanılmasını gerektirebilir. Bununla birlikte, anılanargümanın parselasyon planlarının idari kesinleşmesi açısından geçerli olduğu,fakat kişilerin yargı yoluna başvurabilmesi için planların muhataplarına şahsentebliğ edilmesinden vazgeçilmesini gerektiren bir zorunluluğun bulunmadığı dasöylenebilir. Başka bir ifadeyle parselasyon planlarının bir ay boyunca ilgiliidarede asılması ve diğer mutat yollarla duyurulması, planların bir an önceuygulamaya geçirilmesi bakımından gerekli olabilir. Ancak, idari kesinleşmesürecinde veya kesinleşmeyi müteakip parselasyon planlarının ilgili şahıslaraşahsen tebliğ edilmesini ve dava açma süresini bu tebligattan itibarenbaşlatmayı engelleyen bir zorunluluğun bulunduğu söylenemez.
11. Öte yandan, hakdüşürücü sürenin işlemin askı suretiyle ilanını ve diğer mutat yolları müteakipkesinleşmesinden itibaren başlatılması durumunda, mahkemeye erişim hakkınınihlal edilmemesi için (a) öngörülen sürenin kişilerin işlemden haberdarolabilmesini sağlayacak kadar makul olması ve (b) haklı mazeretlerin varlığıhalinde hak düşürücü süreden sonra da dava açılabilmesine imkân sağlanmasıgerekir. Anayasa Mahkemesi soybağının reddi davasının herhalde doğumdanbaşlayarak beş yıl içinde açılmasını öngören kuralı “bu sürenin haklıneden olmadan geçmesi halinde dava açma hakkı henüz doğmadan kocanın elindenalınmak suretiyle kendisine ait olmayan çocuğu sahiplenmek zorunda bırakılmakta”olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir (AYM, E. 2008/30,K. 2009/796, 25/6/2009).
12. Buna karşılık TürkMedeni Kanunu’nun 300. maddesinin birinci fıkrasında yer alan tanıyanın davahakkının “… herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle…” düşeceğiniöngören kural, aynı maddenin dördüncü fıkrasındaki “haklı sebep”durumuyla birlikte değerlendirilerek Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. Mahkeme “meşrunedenleri olan davacılar açısından beş yıllık mutlak hak düşürücü süre geçsedahi … dava açma hakkının sona ermediği, gecikmeyi haklı kılan sebeplerinvarlığı hâlinde bu sebeplerin ortadan kalkmasından itibaren ilgililerin davaaçabilmelerinin mümkün olduğu” gerekçesiyle iptal talebini reddetmiştir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 28).
13. İtiraz konusukuralda öngörülen hak düşürücü süre, benzer mahiyetteki orman kadastrosu vearazi toplulaştırmalarındaki sürenin (10 yıl) yarısıdır. Daha da önemlisikuralda haklı sebeplerin varlığı halinde beş yıllık sürenin sona ermesindensonra da dava açılabileceğini öngören herhangi bir düzenlemeye yerverilmemiştir.
14. Bu nedenlerle kişilereşahsen tebliğ edilmeyen parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihindenitibaren beş yıl geçtikten sonra dava açılamaması -bu planlarınkişilerin mülkiyet hakları üzerindeki etkisi de dikkate alındığında-muhataplara orantılı olmayan bir külfet yüklemektedir. Dolayısıyla itirazkonusu kuralla Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğu söylenemez.
15. Açıklanangerekçelerle dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesigerektiğini düşündüğümden çoğunluğun red yönündeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. İncelenen kuralda; kesinleşen imar planları veyaparselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıliçinde dava açılabileceği belirtilmektedir. Başka deyişle imar planı veyaparselasyon planı askı ilanı suretiyle ilan yoluyla tebliğ edilerek öngörülenbir aylık süre itiraz edilmeden geçer veya itiraz üzerine idarenin incelemesisonucunda ret kararı verilerek kesinleşmesinden itibaren 5 yıl geçmişse parselsahiplerinin dava açma hakları sona ermektedir.
2. Kurala göre, işleme karşı dava açma hakkı imar veyaparselasyon planının idari kesinliğe ulaştığı tarihte başlamaktadır. Bir idariişleme karşı dava yoluna başvurulabilmesi için ilgilisinin o işlemden haberdarolması sağlanmalıdır. Tebligat, gerek hak arama hürriyeti, gerekse adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı (AY m. 36) yönündenoldukça önemli bir usul işlemidir. Tebliğin amacı öğrenmenin sağlanmasıdır.İdari eylem ve işlemlere karşı bireylerin korunması ve dava hakkının (AY m.125/1) kullanılabilmesinin ön şartı da usule uygun tebligat yapılmasıdır.İncelenen maddede planlara ilişkin idari işlemin tebliği için, belediyelercebelirlenen ilan yerlerinde ve idarenin internet sayfalarında ilan yöntemibelirlenmiştir. İlan, tebliğ yöntemlerinden biridir. Fakat her durumdauygulanması olağan görülmesi gereken bir yöntem değildir. Olağan tebliğ yöntemiilgiliye doğrudan yazılı veya sözlü bildirimi ifade eden tebliğ ve tefhimusulleridir. İlgili idari işlemi içeren yazılı metnin muhatabına yazı ilebildirilmesi tebliğ, sözlü olarak yüzüne karşı açıklanması ise tefhim olarakifade edilmektedir.
3. Davaların açılması için öngörülen süre şartı mahkemehakkını sınırlamaktadır. Fakat geçmiş iddiaların süresiz olarak ilerisürülebilmesinin yarattığı sakıncalar (yıllar sonra bu iddiaları cevaplamakiçin delil sunmanın zorlukları, hukuki belirsizlik vb.) ve hukuk güvenliğiilkesi gereği dava ve başvuru sürelerinin sınırlanması gerekligörülebilmektedir. Bununla birlikte işin mahiyetine göre öngörülen süreninilgili hukuki veya idari işleme karşı dava veya başvuru gibi hak aramayollarını zorlaştıracak derecede olması, mahkeme hakkının özünü zedeleyebilir.(AİHM Eşim/Türkiye, No: 59601/09, 17.9.2013, par. 21). Öte yandan davaya temelolan işlemin öğrenilmesini temin edecek tebliğ işlemi olmaksızın davasürelerinin öngörülmesi mahkeme hakkının ve buna bağlı şekilde diğer temelhakların (örn. mülkiyet, özel yaşama saygı, vb.) sınırlanması anlamına gelecekve bu durum hak ihlaline neden olabilecektir. Ayrıca hak arama yollarınabaşvurulması veya dava açma hakkının kullanılabilmesi için öngörülen sürelerin,muhatabın öğrenmesinden itibaren başvuru veya davanın hazırlıklarınınyapılabilmesini sağlayabilecek yeterli ve makul bir süre olması gerekir. Bugereklilik Anayasanın 36., 40. ve 125. maddelerinden kaynaklanmaktadır. Hukuksistemimiz bakımından bu sürenin yasa koyucu tarafından belirlenmesi gerektiğinden,sözünü ettiğimiz gerekliliğin yasama organınca dikkate alınması beklenir. İşinmahiyetine göre dava süresinin yeterli olmaması, mahkeme hakkının ihlaledilmesine neden olabilir.
4. İncelenen kuralda 5 yıl gibi uzun bir sürenin öngörülmesinedeniyle ilk bakışta dava açma hakkı yönünden fazlasıyla yeterli bir süreninbelirlenmiş olduğu akla gelebilir. Fakat bu düşüncenin hatalı noktası, davasüresini başlatan ve idari kesinleşme için temel alınan tebliğin olağan(gerçek) tebliğ yöntemi olmayıp farazi bir tebliğ yöntemi olduğunun gözdenkaçırılmasıdır.
5. İlanen tebliğ yöntemi adli tebligatın düzenlendiğiTebligat Kanunu ve diğer ilgili kanunlarda da benimsenen bir yöntemdir. Bununlabirlikte anılan düzenlemelerde ilan yöntemine yalnızca olağan tebliğ yönteminebaşvurulmasına karşın (güncel adresin bilinememesi, muhataba ulaşılamamasıgibi) sonuç alınamadığı istisnai durumlarda başvurulmaktadır (örn. bkz. 7201/m.28). İlanen tebliğde “öğrenme” olgusu kesin olarak değil, varsayımsalolarak sağlanabilmektedir. Başka deyişle ilanen tebliğ yöntemi esasen farazibir öğrenme sağlamakta ve yalnızca fiili nedenlerle zorunluluk dolayısıylakabul edilen bir yöntem olmaktadır. Bu nedenle ilanen tebliğ yöntemininyalnızca zorunlu hallerde tercih edilmesi, bu durumda ise dava süresinin işinmahiyetine göre belirlenmesi gerekir.
6. İmar düzenlemelerinin bir şehrin tamamı veya birkısmındaki taşınmazları kapsaması ve binlerce, hatta ortak mülkiyetlerlebirlikte onbinlerce kişiyi ilgilendirmesi nedeniyle olağan tebliğ yöntemleriylesonuç alınmasının güçlüğü bilinmektedir. Bu nedenle yasa koyucu imarplanlarının makul bir süre içinde icra edilebilmesi amacıyla ilan-askıyöntemiyle tebliğ yöntemini tercih etmiştir. Burada işin mahiyeti gereği birzorunluluğun olduğu, ilan yönteminin fiili durumun zorlaması nedeniyle tercihedildiği kabul edilmelidir. Bu anlamda mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin gerekli ve elverişli olduğu söylenmelidir. Gereklilik, birtoplumsal ihtiyacı göstermekte ise de kural bütünlüğünde idari kesinliğinilanen tebliğle sağlanması karşısında müdahalenin orantılılığı tartışmalıdır.Müdahalede temel hakları daha az kısıtlayan yöntemlerin tercih edilmemesiorantısızlığa neden olabilir. Gerçekten Tebligat Kanununda adrestebulunamamanın sonucu olarak uygulanan ilanen tebliğ yönteminden farklı olarakburada ilan yöntemi doğrudan ve asıl tebliğ yöntemi olarak benimsenmektedir Bunoktada ilanen tebliğ yönteminin öğrenmeyi tam olarak sağlamadığı, öğrenmeninnormatif ve farazi bir kabule bağlandığı hatırlanmalıdır. Dolayısıylamüdahalenin orantılı olabilmesi için bu durumu dengeleyecek, öğrenmeyi dahagüvenceli kılacak biçimde süre unsurunun oldukça uzun tutulması gerekir.
7. Günümüzde sosyal hareketlilik çok fazladır. Birşehirde doğanların neredeyse önemli bir kısmı aynı şehirde yaşamamakta, hattayurt dışında yaşayabilmektedir. Bu nedenle imar planlarında yapılan değişikliksonucunda kişinin örneğin kendi arsasının başka bir yere taşındığı veya ortakparsel haline getirildiği bilgisini öğrenme imkanı kısıtlıdır. Askı ilanı başkaşehirlerde yaşayan kimselerin imar planlarından haberdar olmasını sağlamak içinyeterli olmamaktadır. Bireyler bu bilgiyi zaman içerisinde arsalarıyla ilgiliolarak belediyede resmi işlemler yaptıklarında veya aralıklarla o şehregeldiklerinde yakın çevresinden duyduklarında öğrenebilmektedir. Bireyler çokdaha uzun bir süre sonra imar değişikliği olduğunu öğrenebilmekte, fakat budurumda dava süresi geçtiği için haklarını arama imkanı bulamamaktadır. Bubakımdan incelenen kuralda idari kesinleşme ve öğrenme için ilanen tebliğyönteminin doğrudan uygulandığı gözetildiğinde beş yıllık dava açma süresi,imar planıyla kişilerin mahkemeye erişim ve mülkiyet haklarına yapılan müdahalenindengelenmesi için yeterli bir süre olarak kabul edilemez. Dolayısıyla kuraldakibeş yıllık dava açma süresinin ölçüsüz olduğu gözetilerek iptal edilmesinekarar verilmelidir.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptale konu kural 3194 sayılı İmar Kanunu’un 8. Maddesi(b) bendi, parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren herhalde beş yıl içinde dava açılabileceği hükme bağlanmak suretiyle ilgililerinbu süre sonunda söz konusu işlemlere karşı idari yollara başvurması ve davaaçmaları mümkün olmadığından hak arama hürriyetine ve mülkiyet hakkına yönelikbir sınırlama içermektedir.
Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın sözüne uygunluk kriteri çoğunluklaAnayasa’nın bir temel hak ve hürriyet için ek bir güvence getirdiği durumlardasöz konusu olmaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinin “İdari işlemlere karşıaçılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar” şeklindeki üçüncüfıkrası dava açma sürelerinin başlangıcını özel olarak düzenlemek suretiyle hakarama hürriyetinin süre yönünden sınırlandırılması kapsamında ek bir güvencegetirmekte ve kanunlarla bu güvencelere istisna getirilmesine imkânvermemektedir.
Bireylerin hak arayışlarında dava açma sürelerininişlemeye başlaması için işlem tarihindeki muhatabına usulüne uygun bir şekildetebliğ edilmiş olması ya da muhatabın bu işlemi tüm unsurlarıyla birlikteöğrendiğinin açık ve net bir şekilde ortaya konulması gerekir.
Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrası karşısındaparselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili idarede asılmasının ve ayrıcamutat vasıtalarla duyurulması “yazılı bildirim” sayılamaz. Zira Anayasa’nınöngördüğü bir güvenceye kanunla istisna getirilmesi mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi, 19/9/2019 tarihli ve E.2018/144,K.2019/72 sayılı kararında, “Elektronik ortamda tebligat, muhatabınelektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmışsayılır.” şeklindeki kuralı Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasıyönünden de incelemiş ve elektronik tebligatın bilgilendirme ve belgelendirmefonksiyonunun mevcut olduğunu belirterek Anayasa’nın 125. maddesi kapsamındayazılı bildirim niteliği taşıdığı sonucuna varmış, elektronik tebligatınbelgelendirme fonksiyonuna vurgu yapmıştır.
“213 sayılı Kanun kapsamında uygulanması öngörülenelektronik tebligat sistemini düzenleyen mevzuat hükümleri incelendiğindemuhatabın vergi dairesince elektronik adresine gönderilen tebliğ evrakına internetvergi dairesi ve kendisine ait kullanıcı şifresi aracılığıyla erişebileceği,dolayısıyla hakkındaki idari işlemin içeriğinden yazılı şekilde haberdarolabileceği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan elektronik ortamda yapılan tebligatınyazılı bilgilendirme fonksiyonunun mevcut olduğu görülmektedir. Öte yandantebliğ evrakının muhatabın elektronik adresine hangi tarihte ulaştığının sistemüzerinden belgelendirilmesi mümkün olduğundan elektronik tebligatınbelgelendirme fonksiyonu da bulunmaktadır. Bu itibarla elektronik tebligatınkanun koyucu tarafından 213 sayılı Kanun kapsamında uygulanan diğer gelenekseltebliğ yöntemlerinden ayrı bir yöntem olarak düzenlendiği ve bunlarla aynıhüküm ve sonuçlara sahip olduğu, diğer tebliğ yöntemlerinde olduğu gibi bilgilendirmeve belgelendirme fonksiyonunun mevcut olduğu, yalnızca tebligat işlemindekullanılan araçlar yönünden farklılık arz ettiği gözetildiğinde elektronikortamda yapılan tebliğin Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında yazılı bildirimniteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.”
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi 13/12/2017 tarihli veE.2016/14, K.2017/170 sayılı kararında;“Aşağıda yazılı hallerde tebliğ ilanyoluyla yapılır.
1. Muhatabın adresi hiç bilinmezse;
2. Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur vebu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse;
3. Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğyapılmasına imkan bulunmazsa;
4. Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasınaimkan bulunmazsa.” şeklindeki kuralıilan yoluyla tebliğ usulünün yazılı bildirim türleri içinde yer almadığını,bununla birlikte ilan yoluyla tebliğin yazılı bildirimin imkânsızlığı nedeniylebir zorunluluk olarak uygulandığını belirtmek kaydıyla söz konusu kurallarınAnayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olmadığı sonucunaulaşmıştır.
Davaya konu kural sayesinde ise idare ilgiliye tebliğkonusunda hiçbir çabaya girmeden doğrudan ilanen tebliğ yoluna gitmektedir.
Bununla birlikte haklı mazeretlerin varlığı halinde beşyıllık süre sonunda dava açılabileceğini öngören bir güvenceye yer verilmemesi dekuralı Anayasaya aykırı kılmaktadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, kocanın soybağının reddidavasını herhâlde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorunda olduğunubelirten kuralı “Kişinin genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayançocuğu reddetme hakkı en temel haklarından biridir. İtiraz konusu ibare ile buhak doğumdan itibaren beş yıllık süre ile sınırlandırılmakta ve bu süreninhaklı neden olmadan geçmesi halinde dava açma hakkı henüz doğmadan kocanınelinden alınmak suretiyle kendisine ait olmayan çocuğu sahiplenmek zorundabırakılmaktadır. Hukuk devleti ilkesi, kocanın temel hak ve hürriyetlerindenolan genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkınınönündeki bu hak ile bağdaşmayan engelleri kaldırmayı da içerir.”gerekçesiyle Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı bularak iptaletmiştir.
İletişimin bu denli kolay hale geldiği bilgi çağında temelhak ve özgürlükleri korumakla yükümlü devletin yaklaşık yüz yıl önce kurulduğutarihteki ilanen tebliğ yolunu doğrudan tercih etmesi yerinde görülemez.
Birçok yasada düzenlendiği üzere ilan yoluyla bildiriminancak tebliğe ilişkin mernis adresine tebliğ, elektronik tebligat gibi birkaçaşama sonrası yapılması Anayasanın 19. Maddesinin ve hukuk devleti olmanın birgereğidir.
Yukarıda açıklanan huşular ışığındakuralın Anayasa’nın 13. ve 125. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptaltalebinin reddine dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Kenan YAŞAR