ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2021/5
Karar Sayısı : 2023/109
Karar Tarihi : 1/6/2023
R.G. Tarih - Sayı :18/10/2023 - 32343
İPTAL DAVASINI AÇAN: TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte131 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU:11/11/2020 tarihli ve 7256 sayılı Bazı Alacakların YenidenYapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
A. 5. maddesiyle25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen ek 7.maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Fondan…”ibaresinin,
B. 12. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin;
1. Birincifıkrasının;
a. (b) bendinin,
b. (c) bendindeyer alan “…Fondan…” ibaresinin,
2. Dördüncüfıkrasının,
3. Beşincifıkrasının birinci cümlesinin “…işsizlik sigortası primi de dâhil olmaküzere sigorta primi tahakkuk ettirilmez…” bölümünün,
C. 13. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin ikinci fıkrasının,
Ç. 14. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin,
D. 21. maddesiyle31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 93.maddenin,
E. 22. maddesiyle28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nunek 158. maddesinin;
1. İkincifıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “…bir üye ile Türkiye SağlıkEnstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulunca belirlenen Sağlık BilimleriÜniversitesi dışından bir üye…” ibaresinin “…iki üye…” şeklindedeğiştirilmesinin,
2. Beşincifıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinin,
3. Beşincifıkrasına eklenen dördüncü ve beşinci cümlelerin,
F. 26. maddesiyle3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 9. maddenin üçüncü vedördüncü fıkralarının,
G. 27. maddesiyle3194 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin;
1. İkincifıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…izin veya…” ibaresinin,
2. Üçüncüfıkrasının birinci cümlesinin,
3. Dördüncüfıkrasının,
Ğ. 28. maddesiyle7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 9.maddesinin dokuzuncu fıkrasına eklenen ikinci cümlenin,
H. 32. maddesiyle31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık SigortasıKanunu’nun 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tablonun değiştirilen 16.sırasının “14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın kartı sahibiolmak suretiyle fiilen çalışanlar.” bölümünün,
I. 41. maddesiyle1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme KomisyonuKurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin (1) numaralı fıkrasının;
1. İkincicümlesinde yer alan ‘‘…en geç altı ay…’’ ibaresinin,
2. Üçüncücümlesinin,
İ. 44. maddesiyle16/4/2020 tarihli ve 7244 sayılı Yeni Koronavirüs (Covid-19) SalgınınınEkonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesinin;
1. (1) numaralıfıkrasının (ç), (d) ve (e) bentlerinin ikinci cümlelerinde yer alan “…üçaya…” ibarelerinin “…üçer aylık sürelerle üç defaya…” şeklindedeğiştirilmesinin,
2. (1) numaralıfıkrasına eklenen (l) bendinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 12.,13., 17., 26., 27., 28., 33., 35., 36., 40., 48., 49., 56., 60., 65., 73., 90.,123., 125., 128., 129., 130., 135., 137., 153. ve 171. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ VE İLGİLİ GÖRÜLEN CUMHURBAŞKANLIĞIKARARNAMESİ (CBK) KURALI
A. İptali İstenen Kanun HükümleriKanun’uniptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 5. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen ek 7. madde şöyledir:
“Ek Madde 7- (Ek:11/11/2020-7256/5 md.)
İşsizlik ödeneğinden yararlandırılıp,işten ayrılmalarını takip eden 90 gün içerisinde özel sektör işyerlerinde buKanun kapsamında işe giren ve işe girdiği tarihten itibaren hizmet akdine tabiolarak en az on iki ay süreyle kesintisiz çalışanlardan talepte bulunanların,5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarıncasigortalı sayılmak suretiyle, işe başladıkları tarihten önce yararlandıkları enson işsizlik ödeneği süresi için Kurumca Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemeyapıldığı tarihte geçerli prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanacakuzun vadeli sigorta primi işveren ve sigortalı hisselerinin tamamı Fondankarşılanır. Bu fıkra hükümlerinden aynı işsizlik ödeneği hak sahipliği içinsadece bir defa yararlanılır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumcabelirlenir.”
2. 12. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin ilgili kısmı şöyledir:
“Geçici Madde 27 – (Ek:11/11/2020-7256/12md.)
1/10/2020 tarihi itibarıyla SosyalGüvenlik Kurumuna bildirilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar veprim hizmet beyannamelerinde kayıtlı olanlar, sosyal güvenlik kuruluşlarındanemeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olanlar ile yabancılar hariç; 4857sayılı Kanun kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın her türlü iş veya hizmetsözleşmesiyle hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilerek veyabildirilmeksizin istihdam edilip 1/1/2019-17/4/2020 tarihleri arasındakidönemde iş veya hizmet sözleşmesi 4857 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin birincifıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer Kanunların ilgili hükümlerine göreahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve benzeri sebepler dışında sonaerenler ile hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla istihdam edilmeye devam edilmekte olanların,iş veya hizmet sözleşmelerinin sona erdiği ya da hâlihazırda çalışmaktaoldukları en son özel sektör işverenine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihitakip eden 30 gün içerisinde başvuruda bulunmaları ve işveren tarafından;
…
b) İşe başlatılıp 4857 sayılı Kanunungeçici 10 uncu maddesi uyarınca işveren tarafından ücretsiz izne ayrılanlara,kısa çalışma ödeneğinden faydalanmamak kaydıyla, 4857 sayılı Kanunun geçici 10uncu maddesinde yer alan fesih yapılamayacak süreyi geçmemek üzere, bu süreiçinde ücretsiz izinde bulundukları süre kadar, Fondan günlük 39,24 Türk lirasınakdi ücret desteği verilir. Yapılan ödemelerden damga vergisi hariç herhangibir kesinti yapılamaz. Bu fıkra kapsamında nakdi ücret desteğindenyararlananlar 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g)bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılırlar ve genel sağlıksigortasına ilişkin primleri Fondan karşılanır. Bu fıkra kapsamında nakdi ücretdesteğinden yararlanan işçinin başvuruda bulunduğu işveren tarafından fiilençalıştırıldığının tespiti hâlinde işverene, bu şekilde çalıştırılan her işçi veçalıştırıldığı her ay için ayrı ayrı olmak üzere fiilin işlendiği tarihteki4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesince belirlenen aylık brüt asgari ücrettutarında çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerince idari para cezası uygulanırve ödenen nakdi ücret desteği ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziile birlikte işverenden tahsil edilir.
c) Başvurusunun kabul edilmediğini Kuruma bildirenleriçin hanesinde sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir ya da aylık alan, kısaçalışma ödeneğinden ya da işsizlik ödeneğinden faydalanan veya 5510 sayılıKanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, (b) bendi ve (c) bendikapsamında sigortalı olan veya 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesikapsamındaki sandıklara tabi olarak çalışan ile düzenli sosyal yardım alanbulunmamak şartlarını sağlayanlara 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı SosyalYardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu kapsamında yapılacak değerlendirme gözönüne alınarak 4857 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde yer alan fesihyapılamayacak süreyi geçmemek üzere Fondan hane başına günlük 34,34 Türklirası destek verilir.
…
Hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizinçalıştırıldığı işveren tarafından kabul edilenlere, işveren tarafından buşekilde çalıştırıldıkları döneme ilişkin olarak ücret ve ücrete bağlı haklarıhariç olmak üzere diğer haklarından feragat etmiş sayılır ve bu şekilde çalıştırıldıklarıdönemde ilgili mevzuatı uyarınca daha önce yararlanmış oldukları sosyal yardımve diğer haklar borç çıkarılmaz.
Bu madde uyarınca başvuruda bulunanlardan hizmetleriniSosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin istihdam ettiğini kabul edenişverenlere; ilgililerin işveren yanında hizmetleri bildirilmeksizinçalıştırıldığı dönemler için 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesine göre idaripara cezası uygulanmaz, işsizlik sigortası primi de dâhil olmak üzeresigorta primi tahakkuk ettirilmez ve ilgili mevzuatta yer alan ortalama vetoplam sigortalı sayısı hesabında dikkate alınmaz. Bu işverenlerin,hizmetlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin istihdam ettiğini kabuletmesi; bu Kanun veya diğer Kanunlar uyarınca sağlanan sigorta primi indirimi,teşvik ve desteklerden yararlanmasına engel teşkil etmez ve daha önceyararlanmış oldukları sigorta primi indirimi, teşvik ve destekler için borççıkarılmaz.
…”
3. 13. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin ilgili kısmı şöyledir:
“GeçiciMadde 28 – (Ek:11/11/2020-7256/13 md.)
1/10/2020 tarihi itibarıyla SosyalGüvenlik Kurumuna bildirilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar veprim hizmet beyannamelerinde kayıtlı olanlar, sosyal güvenlik kuruluşlarındanemeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olanlar ile yabancılar hariç; özelsektör işyerlerinde 2019/Ocak ila 2020/Nisan aylarında/dönemlerinde aylık primve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 5510 sayılıKanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadelisigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdekisigortalı sayısına ilave olarak veya 17/4/2020 tarihinden sonra ilk defa 5510sayılı Kanun kapsamına alınan ya da daha önce tescil edildiği hâlde 2019/Ocakila 2020/Nisan aylarında/dönemlerinde sigortalı çalıştırılmaması nedeniyleSosyal Güvenlik Kurumuna aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve primhizmet beyannamesi vermeyen özel sektör işyerlerinde bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren işe alınanların fiilen çalıştırılmaları hâlinde, primödeme gün sayısının 44,15 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar 4857sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde yer alan fesih yapılamayacak süreyigeçmemek üzere, her ay bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleritüm primlerden mahsup edilmek suretiyle işverene Fondan destek sağlanır. Bumaddeyle sağlanan destekten yararlananlar geçici 27 nci maddede düzenlenendestekten yararlanamaz.
Bu madde kapsamında işe başlatılıp 4857 sayılı Kanunungeçici 10 uncu maddesi uyarınca işveren tarafından ücretsiz izne ayrılan vekısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan sigortalılara 4857 sayılı Kanunungeçici 10 uncu maddesinde yer alan fesih yapılamayacak süreyi geçmemek üzere,bu süre içinde ücretsiz izinde bulundukları süre kadar, Fondan günlük 39,24Türk lirası nakdi ücret desteği verilir. Yapılan ödemelerden damga vergisihariç herhangi bir kesinti yapılamaz. Bu fıkra kapsamında nakdi ücretdesteğinden yararlananlar 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birincifıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılırlar ve genelsağlık sigortasına ilişkin primleri Fondan karşılanır. Bu fıkra kapsamındanakdi ücret desteğinden yararlanan işçinin başvuruda bulunduğu işverentarafından fiilen çalıştırıldığının tespiti hâlinde işverene, bu şekildeçalıştırılan her işçi ve çalıştırıldığı her ay için ayrı ayrı olmak üzerefiilin işlendiği tarihteki 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesince belirlenenaylık brüt asgari ücret tutarında çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerince idaripara cezası uygulanır ve ödenen nakdi ücret desteği ödeme tarihinden itibarenişleyecek kanuni faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.
…”
4. 14. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde şöyledir:
“Geçici Madde 29 – (Ek:11/11/2020-7256/14md.)
Yeni Koronavirüs (Covid-19) sebebiyle işverenlerinyaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvurularının alınması,değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemler hakkında Bakanlık ve Kurumpersoneline herhangi bir sorumluluk yüklenemez. Bu kapsamda 2020 Ekim ayı veöncesi döneme ait işverenlerin hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla ve yersizödemelerden bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tahsil edilmemiş olanlarterkin edilir. Tahsil edilenler iade veya mahsup edilemez.”
5. 21. maddesiyle193 sayılı Kanun’a eklenen geçici 93. madde şöyledir:
“Geçici Madde 93 – (Ek:11/11/2020-7256/21md.)
Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet vediğer sermaye piyasası araçlarını, bu maddedeki hükümler çerçevesinde,30/6/2021 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildiren gerçekve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilirler.
Birinci fıkra kapsamına giren varlıklar, yurt dışındabulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve bu maddenin yürürlüktarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 30/6/2021tarihine kadar kapatılmasında kullanılabilir. Bu takdirde, defter kayıtlarındandüşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’yegetirilme şartı aranmaksızın bu madde hükümlerinden yararlanılır.
Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerdekayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz,menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu maddenin yürürlüğegirmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması hâlinde,söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu maddehükümlerinden yararlanılır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutanmükellefler, bu madde kapsamında Türkiye’ye getirilen varlıklarını, dönemkazancının tespitinde dikkate almaksızın işletmelerine dâhil edebileceklerigibi aynı varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilirkazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilirler.
Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunanve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın,döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar,30/6/2021 tarihine kadar vergi dairelerine bildirilir. Bildirilen söz konusuvarlıklar, 30/6/2021 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkatealınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebilir. Bu takdirde, söz konusuvarlıklar vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancıntespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilir. Bu fıkra kapsamındabildirilen taşınmazların ayni sermaye olarak konulmak suretiyle işletmekayıtlarına alınması hâlinde, sermaye artırım kararının bildirim tarihiitibarıyla alınmış olması ve söz konusu kararın bildirim tarihini izleyenonuncu ayın sonuna kadar ticaret siciline tescil edilmesi kaydıyla, bu maddehükümlerinden faydalanılabilir.
Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlere kaydedilenvarlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisiuygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.
Bu madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbirsuretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Bu hükümdenfaydalanılabilmesi için birinci fıkra uyarınca bildirilen varlıkların,bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veyaTürkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesişarttır.
Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan süreleri, bitimtarihlerinden itibaren her defasında altı ayı geçmeyen süreler hâlinde bir yılakadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, madde kapsamına giren varlıklarınTürkiye’ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkinhususları, bildirime esas değerlerin tespiti, bildirimin şekli, içeriği veekleri ile yapılacağı yeri, maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi vebelgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”
6. 22. maddesiyle2809 sayılı Kanun’un değişiklikler yapılan ek 158. maddesinin ikinci ve beşincifıkraları şöyledir:
“Üniversitenin yönetim organları, 2547 sayılıYükseköğretim Kanununda öngörülen organlar ile Mütevelli Heyetinden oluşur. (İptalikinci ve üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesinin 2/11/2016 tarihli ve E: 2015/61,K: 2016/172 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler:15/11/2018-7151/17 md.) MütevelliHeyeti; Rektör, eğitim ve araştırma konusunda görevlendirilmiş Sağlık BakanıYardımcısı, Sağlık Bakanının seçtiği bir üye, Yükseköğretim Kurulu tarafındanseçilen profesör unvanına sahip iki üye olmak üzere, toplam beş üyedenoluşur. Mütevelli Heyeti, Rektör başkanlığında ilk toplantısını yapar ve butoplantıda yapılacak seçim ile Mütevelli Heyeti Başkanı belirlenir. MütevelliHeyeti, en az dört üye ile toplanır ve salt çoğunlukla karar alır. Bakan veYükseköğretim Kurulu tarafından seçilen üyelerin görev süresi dört yıldır.Mütevelli Heyetinin çalışma usul ve esasları, Mütevelli Heyetinin teklifiüzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir.
…
Üniversite, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırmahastaneleriyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanununun ek 9 uncu maddesi çerçevesinde birlikte kullanım protokolleri yaparaksağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütür. Üniversitenin birliktekullanım protokolü imzaladığı eğitim ve araştırma hastaneleri, aynı zamandaÜniversitenin uygulama ve araştırma merkezi statüsü kazanır. (Değişikcümle:11/11/2020-7256/22 md.) Üniversiteye tahsis edilen öğretim elemanıkadrolarının nitelikleri ve dağılımı, birlikte kullanılan eğitim ve araştırmahastanelerinin eğitim birimleri, ihtiyacı ve nitelikleri dikkate alınarak,Üniversite ve Sağlık Bakanlığınca müştereken belirlenir. (Ekcümleler:11/11/2020-7256/22 md.) Öğretim elemanı ile 3359 sayılı Kanunun ek9 uncu maddesine göre sözleşme imzalanır. Sözleşmenin feshi veya süresinin sonaermesi hâlinde öğretim elemanı, Üniversitenin Bakanlıkla birlikte kullanımprotokolü imzaladığı diğer hastanelerle de yeniden sözleşme yapabilir veyaÜniversitenin görevlendireceği birimlerde ve hizmetlerde çalıştırılır.Üniversitenin birimlerine tahsis edilecek öğretim üyesi norm kadro sayısı,Rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir.”
7. 26. maddesiyle3194 sayılı Kanun’a eklenen ek 9. madde şöyledir:
“Elektronik haberleşme altyapılarında yapı ruhsatı alınması
Ek Madde 9 – (Ek:11/11/2020-7256/26md.)
Dördüncü fıkradaki kule ve direkler hariç, Devletin hükümve tasarrufu altındaki yerler ile umumi hizmet alanları gibi kamu hizmetinetahsis edilmiş tüm alanlar ile kamu veya özel mülkiyete tabi arsa ve arazilerdeyapılacak olan 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunukapsamında elektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus on beşmetreden yüksek kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapı unsurları1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında, alan fonksiyonu tahdidi olmaksızın veherhangi bir bedel, ücret ve harç alınmaksızın gösterilir.
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile umumihizmet alanları gibi kamu hizmetine tahsis edilmiş tüm alanlar ile kamu veyaözel mülkiyete tabi arsa ve arazilerde; 1/1000 ölçekli uygulama imarplanlarında gösterilen kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapıunsurları için ruhsat alınır. Ruhsat başvurularında yatay ve dikey görünüşüihtiva eden kroki ile statik ve elektrik projeleri dışında herhangi bir projeveya belge istenemez. Ruhsat başvurusuna malik ya da tasarruf sahibi ileişletmeci arasında yapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkin belge eklenir. Bukule veya direkler ile kurulumu bunlarla birlikte yapılacak elektronikhaberleşme cihazlarına ait bulunduğu konteyner, kabin, kabinet ve benzerialtyapı unsurları için tek ruhsat düzenlenir.
1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında gösterilmeyen veyüksekliği on beş metreden fazla olmayan elektronik haberleşme istasyonlarınınDevletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile umumi hizmet alanları gibikamu hizmetine tahsis edilmiş tüm alanlar ile kamu veya özel mülkiyete tabiarsa ve arazilerde kurulumuna mahsus kule ve direkler ile bunlara ait zorunlualtyapı unsurlarına, statik bakımından sakınca olmadığına dair inşaatmühendislerince hazırlanacak raporun sunulması, fennî mesuliyetin üstlenilmesi,malik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veyakullanıma ilişkin belgenin sunulması ve Bilgi Teknolojileri ve İletişimKurumunun ilgili mevzuatında belirlenen gerekli ve yeterli koruma mesafesininbırakılması ile yer seçim belgesinin alınmış olması kaydıyla başkaca bir şartaranmaksızın ilgili idarelerce izin verilir.
Yapı ve binalarda kule ve direkler ile bunlara aitzorunlu altyapı unsurlarına; yüksekliği on metreden az olmak, statik veelektrik bakımından sakınca olmadığına dair inşaat ve elektrik/elektronikmühendislerince hazırlanacak rapor ile bu meslek mensuplarınca fennîmesuliyetin üstlenildiğine dair taahhütname verilmek ve malik ya da tasarrufsahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkinbelgenin sunulması kaydıyla başkaca bir şart aranmaksızın ilgili idarece izinverilir.
İkinci fıkra uyarınca yapılan ruhsat ve yapı kullanmaizin belgesi başvurularında 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye GelirleriKanunu uyarınca ruhsat harcı ve yapı kullanma izin harcı alınır. Üçüncü vedördüncü fıkralar uyarınca yapılan izin başvurularında ruhsat harcı ve yapıkullanma izin harcı tutarı toplamı kadar izin belgesi bedeli alınır. Bu maddekapsamında, ruhsat harcı, yapı kullanma izni harcı ve izin bedeline esas olanhaberleşme istasyonlarına mahsus kule ve direklerin alanı [tabanalanı*(yükseklik/5)] şeklinde hesaplanır. Bunlar dışında herhangi bir harç,ücret ve bedel alınamaz.
Her tür elektronik haberleşme cihazları ile bu cihazlarınteknik donanım ve bileşenleri izin veya ruhsata tabi değildir. Ancak ikinci,üçüncü ve dördüncü fıkra uyarınca kule ve direkler ile konteyner, kabin, kabinetiçin yapılan ilk izin veya ruhsat başvurusunda elektronik haberleşme cihazlarıile teknik donanımları statik projelerde veya raporlarda gösterilir. Elektronikhaberleşme cihazları ile teknik donanımlarında; teknoloji değişikliği, ilavesiveya revizyon yapılması durumunda bu hususlar için ayrıca proje veya rapordüzenlenmez.
Elektronik haberleşme istasyonları için kamu kurum veyakuruluşları tarafından yer kullandırılması hâlinde; sözleşme uyarınca tahsiledilecek yıllık yer kullanım bedeli, büyükşehir belediyelerinde Ulaştırma veAltyapı Bakanlığının yer seçim belgesi için belirlediği ücretin beş katını,diğer yerlerde üç katını geçemez. Bu hükme aykırı yapılan sözleşmelergeçersizdir.
Elektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus kule,direk, konteyner, kabin, kabinet gibi altyapı unsurlarının imar planlarındagösterilmesi, bunların kurulumu için yapılacak ruhsat veya izin başvurularındasunulacak projeler, raporlar, bilgi ve belgeler, bunlara mahsus izin belgesi,yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesine ilişkin usul ve esaslar Ulaştırmave Altyapı Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça yönetmelikledüzenlenir.”
8. 27. maddesiyle3194 sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. madde şöyledir:
“Geçici Madde 24 – (Ek:11/11/2020-7256/27 md.)
Ek 9 uncu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten öncekurulmuş olup aynı maddenin birinci fıkrası kapsamına giren kule ve direkler bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren işletmecilerin bir yıl içindebaşvurusu üzerine üç yıl içinde 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına, alanfonksiyonu tahdidi olmaksızın ve herhangi bir bedel, ücret ve harç alınmaksızınişlenir. Başvuru yapılmaması hâlinde 32 nci ve 42 nci maddeler uyarınca işlemyapılır.
Ek 9 uncu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten öncekurulmuş bulunan elektronik haberleşme istasyonlarına mahsus kule ve direklerile bunların zorunlu altyapı unsurları için elektronik haberleşme istasyonunuilk kuran işletmeci tarafından bir yıl içinde müracaat dilekçesi ibraz edilmekve üç yıl içinde gerekli belgeler tamamlanmak şartıyla statik bakımından uygunolduğuna dair inşaat mühendislerince hazırlanacak raporun ve BilgiTeknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından düzenlenen güvenlik sertifikasınınveya güvenlik sertifikasına tabi olmayanlar için radyolink frekansı tahsisedildiğine ilişkin kullanım hakkı yetki belgesi, elektrik aboneliği veya ilgilitarihi tevsik edici bir belgenin idareye sunulması ve söz konusu kule vedireklerin statik/betonarme fennî mesuliyetinin üstlenilmesi kaydıyla başkacaherhangi bir belge aranmaksızın ve ek 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında yeralan yöntem ile hesaplanan bedelin ödenmesi şartıyla belirtilen haberleşmeistasyonlarına mahsus kule ve direkler ile bunların zorunlu altyapı unsurlarıiçin izin veya ruhsat verilmiş sayılır. Bu ücret dışında herhangi birharç, ücret veya bedel alınmaz.
2/7/2004 ile 1/10/2009 tarihleri arasında kurulmuş olanelektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus yapılmış kule ve direkleriçin izin veya ruhsat aranmaz.Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından verilen güvenlik sertifikasıveya güvenlik sertifikasına tabi olmayanlar için radyolink frekansı tahsisedildiğine ilişkin kullanım hakkı yetki belgesi, elektrik aboneliği veya ilgilitarihi tevsik edici bir belgenin idareye sunulması ile bu tarihler arasındakurulum yapıldığı tevsik edilir ve başkaca herhangi bir belge aranmaz.
Ek 9 uncu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceyapılmış olan elektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus kule vedirekler için 32 nci ve 42 nci maddeler uyarınca alınmış tüm idari yaptırımkararları iptal edilmiş sayılır ve yıkım kararları uygulanmaz, idari paracezaları tahsil edilmez. Ancak ödenmiş olan idari para cezaları iade edilmez.”
9. 28. maddesiyle3359 sayılı Kanun’un dokuzuncu fıkrasına cümlenin eklendiği ek 9. maddesişöyledir:
“Ek Madde 9 – (Ek: 21/1/2010-5947/11 md.; Değişik:11/10/2011-KHK-663/58 md.; Değişik: 4/7/2012-6354/8 md.)
(Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/39 md.) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı sağlık tesisleriile üniversitelerin tıp ve diş hekimliği alanında lisans ve uzmanlık eğitimiveren kurumları; eğitim, araştırma ve sağlık hizmeti sunumu için insan gücü,mali kaynak, fiziki donanım, bina, tıbbi cihaz ve diğer kaynakları karşılıklıolarak aşağıdaki usul ve esaslara göre birlikte kullanabilir. Ancak, büyükşehirolan iller dışındaki illerde eğitim ve araştırma hizmetleri, bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırmahastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden yalnızcabiri tarafından verilebilir. Bu illerde Bakanlık ve bağlı kuruluşları ileüniversiteler, tıp lisans eğitimi ve/veya tıpta uzmanlık eğitimi için ortakkullanım ve işbirliği yapar.
Birlikte kullanılacak sağlık tesisleri için, Bakanlık veYükseköğretim Kurulu Başkanlığının uygun görüşü alınarak, Türkiye KamuHastaneleri Kurumu Başkanı ile üniversite rektörü arasında birlikte kullanımprotokolü akdedilir.
(Ek fıkra:15/11/2018-7151/20 md.) Birlikte kullanıma konu sağlık tesisleri için bu maddedebelirtilen esaslar çerçevesinde birden fazla üniversite ile de protokolyapılabilir. Birlikte kullanımdaki hastane tarafından üniversitenin tıpfakültesi ve diş hekimliği fakültesi öğretim elemanları ve bunların kadrosundabulunan öğretim elemanı dışındaki diğer personelle, ilgili fakülte dekanınıngörüşü alınarak, yürütülecek hizmetlere ilişkin en fazla üç yıl süreli ayrıayrı sözleşme imzalanabilir. Bu fakültelerin dışındaki üniversite personeli ilede rektörün görüşü alınarak sözleşme yapılabilir. Bu sözleşmelerde, sunulacakhizmetin niteliği, performans hedefleri ve süresi yer alır. Öğretimelemanlarıyla yapılan sözleşmelerde mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası eğitimile bilimsel çalışmalara ilişkin yetki ve sorumluluklar ayrıca belirtilir.Süresi biten sözleşmeler yenilenebilir. Sözleşme bitim tarihinden bir ay öncetarafların aksine yazılı bildirimi yoksa sözleşme kendiliğinden birer yıllıksürelerle uzar.
(Ek fıkra:15/11/2018-7151/20 md.) Üniversitelerin sağlık uygulama ve araştırma merkezleriile ağız ve diş sağlığı uygulama ve araştırma merkezlerinin uygulamalarıüniversiteler tarafından işletilen hastanelerde ve sağlık tesislerinde veyahutüniversitelerin birlikte kullanım protokolü imzaladığı hastanelerde veya sağlıktesislerinde yapılabilir.
Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlıkve lisans eğitimleri, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhilolmak üzere, ilgili mevzuata göre ilgili fakülte dekanının yetki vesorumluluğunda yürütülür. (Ek cümleler: 20/8/2016-6745/39 md.) Dekan, hastaneyöneticisinin görüşünü alarak varsa profesör, yoksa doçent unvanını haizöğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitimgörevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarak görevlendirir. Başhekim aynızamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürüsayılır. Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesisleri, Bakanlığın tâbi olduğumevzuat uyarınca işletilir ve tesis, üniversitenin görüşü alınarak Bakanlıkçaatanan başhekim tarafından yönetilir. Birlikte kullanıma geçilen sağlıktesisinin kamu hastane birliği kapsamında olması hâlinde, o tesise ait yöneticigörevlendirmeleri kamu hastaneleri birliği mevzuatı çerçevesinde yapılır. (Ekcümle: 2/1/2014-6514/44 md.) Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde mesaisonrası hizmetler için 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar veGenel Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre ilaveücret alınmaz.
(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesislerinin dönersermaye hesapları, sadece birlikte kullanılan birimlerle sınırlı olmak vebirlikte kullanıma geçildikten sonraki tasarruflara etkili olmak kaydıyla birleştirilir.Ancak borcun mevcut bir taşınıra ilişkin olması durumunda protokolün imzatarihinden önceki borçlar, sağlık tesisinin döner sermaye bütçesindenkarşılanır.
(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanımdaki sağlık tesisleri ve ilgili birimlerdegörevli öğretim elemanları dâhil tüm personel; ihtiyaç duyulan tıbbi vebilimsel danışmanlık, nöbet, konsültasyon ve diğer sağlık hizmetlerini yerinegetirmekle ve bu kapsamda kendilerine yapılan davete icabet etmekle yükümlüdür.Bu şekilde nöbet tutan öğretim üyelerine de 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılıDevlet Memurları Kanununun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde ve eğitim görevlisiiçin belirlenmiş olan gösterge rakamı üzerinden nöbet ücreti ödenir.
(Değişik fıkra: 2/1/2014-6514/44 md.) 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının (1)numaralı bendinde sayılan ve ilgili fakültenin temel tıp bilimlerinde görevyapan öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi ile birliktekullanımdaki sağlık tesislerinde fiilen görev yapan personele, üniversitepersoneli için 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 incimaddesinde öngörülen ek ödeme matrahı ve tavan ek ödeme oranları, Bakanlık vebağlı kuruluşları personeli için ise 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı SağlıkBakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon)Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci maddesindeöngörülen ek ödeme matrahı ve tavan ek ödeme oranları esas alınarak Bakanlığıntabi olduğu ek ödeme mevzuatı doğrultusunda ek ödeme yapılır. Üniversiterektörü, rektör yardımcıları, genel sekreteri, ilgili birimin dekanı ve dekanyardımcılarına 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi gereğince yönetici payıolarak yapılacak ek ödeme, birlikte kullanımdaki sağlık tesisinin döner sermayehesabından yapılır.
Birlikte kullanılan sağlık tesisinde görev yapanpersonelin disiplin ve tüm özlük işlemleri kadrosunun bulunduğu kurumun ilgilimevzuatına göre yürütülür. (Ek cümle:11/11/2020-7256/28 md.) Ancak bupersonelin birlikte kullanılan sağlık tesisinde sözleşme kapsamındaki hizmet vefaaliyetlerinden dolayı işledikleri disipline aykırı fiilleri hakkında,başhekim tarafından 657 sayılı Kanunun disiplin hükümlerine göre işlem yapılır.
Üniversite tarafından, birlikte kullanılan kurum ve kuruluşlardagörevli personelin profesör ve doçent kadrolarına atanabilmesi için Bakanlığave bağlı kuruluşlarına ait eğitim görevlisi kadroları da kullanılabilir.
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının sağlık tesisleriile üniversitelerin sağlık bilimleri eğitimi veren birimleri arasında, dönersermayeleri ayrı olmak suretiyle sağlık hizmeti sunumu, eğitim, araştırma, halksağlığını geliştirme ve kurumların diğer faaliyet alanlarında işbirliğiyapılabilir. İşbirliği protokolleri, üniversitenin ve ilgisine göre Bakanlıkbirimleri veya bağlı kuruluşlarının teklifi üzerine, Bakanlık ve YükseköğretimKurulu Başkanlığının uygun görüşü alınarak vali ile rektör arasında imzalanır.Üniversitenin sağlık bilimleri alanında faaliyet gösteren birimlerinde görevyapan öğretim elemanlarından işbirliği kapsamında Bakanlık ve bağlı kuruluşlarısağlık tesislerinde ya da Bakanlık ve bağlı kuruluşları personelindenüniversitede çalıştırılacaklar, karşılıklı mutabakat ile protokol eki liste ilebelirlenir.
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanım ve işbirliğine ilişkin usul ve esaslarile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde döner sermaye gelirlerinden personeleyapılacak ek ödemelere ilişkin diğer hususlar Maliye Bakanlığının veYükseköğretim Kurulunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafındançıkarılan yönetmelikle belirlenir.”
10. 32. maddesiyle5510 sayılı Kanun’un tablosunda değişiklik yapılan 40. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Fiilî hizmet süresi zammı
MADDE 40- (Değişik: 17/4/2008-5754/25 md.)
Aşağıda belirtilen işyerlerinde ve işlerde 4 üncümaddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında çalışansigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu işyerlerinde ve işlerde geçençalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayıları,fiilî hizmet süresi zammı olarak eklenir. 360 günden eksik sürelere ait fiilîhizmet süresi zammı, 360 gün için eklenen fiilî hizmet süresi ile orantılıolarak belirlenir. Çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamındadeğerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarındabelirtilen sigortalılar hariç sigortalının kapsamdaki işyerleri ile birliktebelirtilen işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruzkalması şarttır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/42 md.) Tablonun (10) numaralısırasında belirtilen sigortalıların, fiili hizmet süresi zammındanyararlandırılacakları dönem içinde kalan; yıllık ücretli izin, sıhhi izin,hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile eğitim, kurs, iş öncesive sonrası hazırlık sürelerinde fiilen çalışma ve söz konusu işlerin risklerinemaruz kalma şartı aranmaz.
Aşağıdaki bentlerden birden fazlasına dahil olanlar için,en yüksek olan bentten fiilî hizmet süresi zammı uygulanır.
…
Kapsamdaki İşler/İşyerleri
Kapsamdaki Sigortalılar
Eklenecek Gün Sayısı
…
…
…
16) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 25/12/2019 tarihli ve E.: 2019/62, K.: 2019/98 sayılı Kararı ile) (Yeniden düzenleme:11/11/2020-7256/32 md.) Basın ve gazetecilik mesleğinde
14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar.
90
…
…
…
…”
11. 41. maddesiyle7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Bu Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen işlemlerebağlı olarak olağanüstü hal kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilavetedbirlere karşı hakkında tedbir uygulanan kişi, kanuni temsilcisi ya damirasçıları tarafından tedbiri uygulayan veya tedbirle ilgili olan kamu kurumve kuruluşlarına bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içindebaşvurulur. Kamu kurum ve kuruluşları, başvuru üzerine yapacağı incelemesonucuna göre en geç altı ay içinde başvurunun reddine veya tedbirinkaldırılmasına karar verir. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı PasaportKanununun ek 7 nci maddesi hükmü saklıdır.”
12. 44. maddesiyle7244 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve bendin eklendiği 2.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Süre uzatımı, toplantı erteleme ve uzaktan çalışma
MADDE 2 – (1) Yeni koronavirüs(Covid-19) salgını kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle;
…
ç) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre derneklertarafından verilecek bildirim ve beyannameler ile dernek genel kurultoplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, üçer aylıksürelerle üç defaya kadar İçişleri Bakanınca uzatılabilir. Ertelenen genel kurultoplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır.Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasındayapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.
d) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunukapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Busüre, ilgili Bakan tarafından üçer aylık sürelerle üç defaya kadaruzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiğitarihten itibaren altı ay [değişiklik öncesi: üç ay] içinde yapılır. Mevcutorganların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacakilk genel kurula kadar devam eder.
e) 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri,Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 29/6/2004 tarihli ve 5200 sayılı TarımsalÜretici Birlikleri Kanunu kapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020tarihine kadar ertelenir. Bu süre, Tarım ve Orman Bakanınca üçer aylıksürelerle üç defaya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları,ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcutorganların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacakilk genel kurula kadar devam eder.
…
l) (Ek:11/11/2020-7256/44md.) 31/10/2006 tarihli ve 5553 sayılıTohumculuk Kanunu kapsamında 2020 yılında yapılması gereken genel kurultoplantıları 31/12/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, Tarım ve OrmanBakanınca dört aya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları,ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcutorganların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacakilk genel kurula kadar devam eder.”
B. İlgili Görülen CBK Kuralı24/7/2018 tarihli ve 30488 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan (14) numaralı İletişim Başkanlığı Teşkilatı HakkındaCumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Görev
Madde 3 – (1) Başkanlığın görevleri Cumhurbaşkanıtarafından belirlenen temel ilke, hedef ve amaçlar çerçevesinde şunlardır:
…
k) Basın-yayın kuruluşu mensuplarına basın kartıdüzenlemek, Basın Kartı Komisyonunun sekretarya faaliyetlerini yürütmek.
…”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleriuyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM,Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ,Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ veBasri BAĞCI’nın katılımlarıyla 4/2/2021 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasındakarara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Abdullah TEKBAŞ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusukanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 5. Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 7.Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ‘‘…Fondan…’’İbaresinin İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
3. 4447 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin birincifıkrasının birinci cümlesiyle işsizliködeneğinden yararlandırılıp işten ayrılmalarını takip eden doksan gün içindeözel sektör işyerlerinde anılan Kanun kapsamında işe giren ve işe girdiğitarihten itibaren hizmet akdine tabi olarak en az on iki ay süreyle kesintisizçalışanlardan talepte bulunanların 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birincifıkrasının (a) bendi uyarınca sigortalı sayılmak suretiyle işe başladıklarıtarihten önce yararlandıkları en son işsizlik ödeneği süresi için Türkiye İşKurumunca (Kurum) Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ödeme yapıldığı tarihtegeçerli prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanacak uzun vadeli sigortaprimi işveren ve sigortalı hisselerinin tamamının İşsizlik Sigortası Fonundan(Fon) karşılanacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan “…Fondan…”ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
4. Şartların sağlanması hâlinde 4447 sayılı Kanun’un 50.maddesine göre hizmet akdinin sonaermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak kaydıyla son üç yıliçinde, 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödenmiş olanlara 6 ay süreyle,900 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödenmiş olanlara 8 ay süreyle, 1.080gün süreyle işsizlik sigortası primi ödenmiş olanlara 10 ay süreyle işsizliködeneği ödenmesi gerekmektedir. Dava konusu kural ile doksan gün içinde,dolayısıyla işsizlik ödeneği süresinin tamamından yararlanılmadan işe girilmesidurumunda yararlanılan en son işsizlik ödeneği süresi için uzun vadeli sigortaprimi işveren ve sigortalı hisselerinin tamamının Fondan karşılanması biçimindekiprim desteği ile kuralın gerekçesinde de belirtildiği üzere işsizliködeneğinden yararlandırılan kişilerin işsiz kaldıkları sürenin azaltılması veiş gücüne daha çabuk dönmelerinin teşvik edilmesi amaçlanmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
5. Dava dilekçesinde özetle; Fonun asıl işlevinin işsizliködeneği ödemek olduğu, devletin uzun vadeli sigorta primlerini ödeme görevibulunmadığı hâlde dava konusu kuralla belirli şartların gerçekleşmesi hâlindeFondan uzun vadeli sigorta kolları primlerinin ödenmesi öngörülmekle Fonunamacı dışında kullanılmasına ve Fon kaynaklarının tüketilmesine dolayısıylaihtiyaç durumunda işçilere ödeme yapılamamasına neden olunduğu, devletin uzunvadeli sigorta kollarını Hazineden veya genel bütçeden desteklemesi gerektiğibelirtilerek kuralın Anayasa’nın 60. ve 65. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 49. maddesi yönünden de incelenmiştir.
7. Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışma,herkesin hakkı ve ödevidir” denmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahipolduğu hüküm altına alındıktan sonra anılan maddenin ikinci fıkrasında devleteçalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek içinçalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği gidermeyeelverişli ekonomik bir ortam oluşturmak için gerekli tedbirleri alma ödevi deverilmiştir (AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 11).
8. Sosyal hukuk devletinin temelkavramlarından biri olan sosyal güvenlik hakkı ise Anayasa’nın 60. maddesinin “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir” şeklindeki birinci fıkrasıyla güvencealtına alınmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında da “Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alırve teşkilatı kurar”denilerek bu görevin devlet tarafından oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerinegetirilmesi öngörülmüştür. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca devlete yüklenengörevler devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.
9. Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışındaoluşan sosyal risklerin kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü olduklarıkişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en azaindirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altınaalabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için devletin pozitifyükümlülükleri çerçevesinde sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak ve/veyadiğer araçlarla, kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza, ölüm ve işsizlikgibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır(AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010).
10. Bu kapsamda oluşturulan işsizlik sigortası, bir iş yada işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğindeolmasına karşın tamamen kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedençalışanlara bir yandan yeni bir iş bulunmasına gayret edilirken, diğer yandanda bunların işsiz kalmaları nedeni ile uğradıkları gelir kaybını kısmen de olsakarşılayarak kendisinin ve ailesinin zor duruma düşmesini önlemek amacı ilebelli süre ve ölçüde ödemeyi kapsayan, sigortacılık tekniği ile faaliyetgösteren, devlet tarafından kurulmuş zorunlu bir sigorta koludur (AYM,E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). Bu sigorta koluna ilişkin hizmetler de dâhilolmak üzere 4447 sayılı Kanun’un gerektirdiği görev ve hizmetler için malikaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek, Kanun’unöngördüğü ödemelerde bulunmak üzere Fon kurulmuştur.
11. Anayasa, kişileresağlanacak sosyal güvenlik hakkının ölçüleri konusunda ayrıntılı ilkelerkoymamıştır. Sosyal güvenlik sisteminin yapısını ekonomik ve sosyal koşullarınbelirleyeceği bilinen bir gerçektir. Çünkü sosyal güvenlik programlarıylaekonomik ve sosyal yapı karşılıklı etkileşim içindedir (AYM, E.2019/46,K.2020/55, 15/10/2020, § 14). Anayasa’nın kişilere sağlanacak sosyal güvenlikhakkının ölçütleri konusunda ayrıntılı ilkeler koymadığı hususu da dikkatealındığında işsizlik sigortasından yararlanmanın şartlarının yumuşatılmasınınveya ağırlaştırılmasının istihdam, iş gücü verimliliği, gelir dağılımı,enflasyon, ücretler vd. üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve buna göre buşartları belirlemek, bu bağlamda Fonun istihdamın artırılması amacıyla kullanılmasınısağlamak hususlarının kanun koyucunun takdirinde olduğu kuşkusuzdur (kısmenbkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010).
12. Dava konusu kuralla ek 7. maddenin birinci fıkrasındaişsizlik sigortasından yararlandırılmakta iken işten ayrılmalarını takip edendoksan gün içinde işe girmeleri ve on iki ay süreyle kesintisiz hizmet akdinetabi olarak çalışmaları hâlinde sigortalıların işsizlik ödeneğindenyararlandıkları süre için hesaplanacak uzun vadeli sigorta primlerinin Fondankarşılanacağı öngörülmektedir.
13. Kuralın “Maddeile işsizlik ödeneğinden yararlandırılan kişilerin işsiz kaldıkları süreninazaltılması ve işgücüne daha çabuk geri dönmelerinin teşvik edilmesi amacıylaişten ayrılmalarını takip eden 90 gün içerisinde işe girmeleri ve 12 ay süreylekesintisiz hizmet akdine tabi olarak çalışmaları halinde işsizlik ödeneğindenyararlandıkları süre için hesaplanacak uzun vadeli sigorta primlerinin İşsizlikSigortası Fonundan karşılanması amaçlanmaktadır.” biçimindeki gerekçesi gözönünde bulundurulduğunda teşvik niteliğindekikuralla istihdamın artırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
14. Anayasa’nın 60. maddesinde devlete sosyal güvenlikhakkını sağlayacak gerekli tedbirleri alma ödevi yüklenmiş iken 49. maddesinegöre devletin ayrıca işsizliği önlemeye yönelik ekonomik bir ortam yaratmayükümlülüğü de bulunmaktadır. Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla bu kapsamdaalınacak tedbirleri, bu tedbirlerin kapsamını, içeriğini, şeklini ve usulünübelirleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi vardır (benzer yöndekideğerlendirme için bkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). Dava konusukuralla da işverene ve sigortalılara sağlanacak prim desteği tutarının Fondankarşılanmasının öngörülmesiyle ilave çalışan istihdamının kolaylaştırılmasınınhedeflendiği açıktır. Bu yönüyle kural devletin işsizliği önlemeye yönelikekonomik bir ortam yaratmak yükümlülüğü kapsamında aldığı bir tedbirniteliğindedir (AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 17).
15. 4447 sayılı Kanun’un 46. maddesinde kanundaöngörülen hizmetlerin verilmesinin işsizlik sigortasının amaçları arasındasayılması, 53. maddesinde işsizlik ödeneği dışındaki bazı işler için de Fondangider yapılacağının kabul edilmesi ve bu kapsamda örneğin geçici 6. madde ilebazı yatırımların desteklenmesi amacıyla Fonun nema gelirlerinin bir kısmınınkullanılabileceğinin kabul edilmesi hususları dikkate alındığında kanunkoyucunun Anayasa’nın 49. maddesi ile devlete verilen istihdamı artırmagörevini yerine getirmek için çeşitli tedbirler aldığı, bu tedbirlerle ilgilifinansman ihtiyacını Fon kaynaklarından karşılamayı uygun gördüğüanlaşılmaktadır.
16. Öte yandan kural, sosyal güvenlik hakkının sağlanmasınahizmet eden işsizlik sigortasının işleyişinde herhangi bir değişikliköngörmemekte; işsizlik durumunda sigortalıya yapılan ödeme ve sunulanhizmetlerde herhangi bir sınırlamada bulunmamaktadır. Sigortalı, kuralöncesinde sahip olduğu imkânları kural sonrasında da aynen muhafaza etmeyedevam etmektedir. Bu itibarla işveren ve sigortalılara sağlanan prim desteğitutarının Fondan karşılanmasının öngörülmesinin sigortalıların sosyal güvenlikhakları bakımından bir kayba yol açtığı söylenemez (AYM, E.2019/46, K.2020/55,15/10/2020, § 18).
17. Diğer yandan anılan Kanun’un 49. maddesi uyarıncaişsizlik sigortası priminin sigortalının prime esas aylık brüt kazançlarından%1 sigortalı, %2 işveren ve %1 devlet payı olarak alındığı gözönündebulundurulduğunda Fonun başlıca geliri olan anılan primin yalnızca sigortalıtarafından ödenen meblağdan oluşmadığı, sigortalıdan daha yüksek orandaişverenin ve sigortalıyla aynı oranda devletin Fona katkıda bulunduğu açıktır.Kanun’un 53. maddesinde Fonun açık vermesi durumunda devletçe sağlanacakkatkıların da Fonun gelirleri arasında sayılmış olması karşısında belirlişartlar dâhilinde işverene ve sigortalılara sağlanan prim desteği tutarınınkural uyarınca Fondan karşılanmasının Fonun zayıflamasına yol açacağı ve busuretle işsiz kalan sigortalılara yapılacak ödemeleri olumsuz etkileyeceğiileri sürülemez (AYM, E.2019/46,K.2020/55, 15/10/2020, § 19).
18. Kanun’un 50. maddesine göre şartları sağlayanlara 180gün, 240 gün veya 300 gün süre ile işsizlik ödeneği ödenecektir. Dava konusukural ile işsizlik ödeneğinden yararlandırılıp işten ayrılmalarını takip eden doksangün içinde işe girenler bakımından prim desteği sağlanabileceği öngörülmüştür.Buna göre hak ettiği işsizlik ödeneğinin bir kısmını aldıktan sonra işe girmeksuretiyle işsizlik ödeneği hakkının tamamını kullanmayan işçiler için Fondanprim desteği sağlanması ek bir gider olmaktan ziyade ödenmesi gereken işsizliködeneğine ikame bir giderdir. İşe girilmesi durumunda vazgeçilen işsizliködeneği miktarının fazla olması durumunda kuralın Fondan daha az gideryapılması sonucuna da hizmet edeceği görülmüştür.
19. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 49. ve 60.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 65. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
B. Kanun’un 12. Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici27. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin, (c) Bendinde Yer Alan ‘‘…Fondan…’’İbaresinin, Dördüncü Fıkrasının ve Beşinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin ‘‘…işsizliksigortası primi de dâhil olmak üzere sigorta primi tahakkuk ettirilmez…’’Bölümü ile 13. Maddesiyle Anılan Kanun’a Eklenen Geçici 28. Maddenin İkinciFıkrasının İncelenmesi1. Geçici 27. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendi, (c)Bendinde Yer Alan “…Fondan…” İbaresi ile Geçici 28. Maddenin İkinciFıkrasıa. Anlam ve Kapsam
20. Dava konusu kurallarla nakdî ücret desteğine ilişkindüzenlemeler yapılmıştır.
21. 4447 sayılı Kanun’un geçici 27. maddesinin birincifıkrasının (b) bendiyle, belirli tarihler arasında işten çıkarılmış veya kayıtdışı çalışmakta olan işçilerin istihdamı/kayıt altına alınması amacıylaistihdam öncesi ve istihdam sonrasına ilişkin belirli şartların sağlanmasınabağlı olarak işçilere nakdi ücret desteği sağlanması öngörülmektedir. Bubağlamda ilke olarak her türlü iş veya hizmet sözleşmesiyle hizmetleri SGK’yabildirilerek çalıştırılanlar destekten yararlanabileceği gibi bildirilmeksizinçalıştırılanlar da destekten yararlanabileceklerdir.
22. Hizmetleri bildirilerek çalıştırılanların destektenyararlanabilmeleri için bunların 1/1/2019-17/4/2020 tarihleri arasındakidönemde iş veya hizmet sözleşmelerinin 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İşKanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunlarınilgili hükümlerine göre ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller vebenzeri sebepler dışında sona ermiş olması, SGK’ya bildirilmeksizin çalıştırılanlarındestekten yararlanabilmesi için ise maddenin yürürlük tarihi olan 1/12/2020tarihi itibarıyla istihdam edilmeye devam edilmeleri gerekmektedir.
23. Destekten yararlanabilmek için ayrıca her iki gruptabulunanların da geçici 27. maddenin yürürlük tarihinden itibaren otuz güniçinde iş veya hizmet sözleşmelerinin sona erdiği ya da hâlihazırda çalışmaktaoldukları en son özel sektör işverenine başvuruda bulunmaları, bu başvuruüzerine dava konusu kural gereğince işe başlatılıp 4857 sayılı Kanun’un geçici10. maddesi uyarınca işveren tarafından ücretsiz izne ayrılmaları ve kısaçalışma ödeneğinden faydalanmamaları gerekmektedir.
24. Geçici 28. maddenin ikinci fıkrasında da benzeri birdüzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre anılan madde kapsamında işe başlatılıp4857 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesi uyarınca işveren tarafından ücretsizizne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan sigortalıların işverentarafından ücretsiz izne ayrılmaları hâlinde bu sigortalılar da nakdi ücretdesteğinden yararlanabilecektir.
25. Geçici 27. maddede nakdi destek ücretindenyararlanmak için kısa çalışma ödeneğinden faydalanmamak şart olarak öngörülmüşolup bu düzenlemeden kısa çalışma ödeneğinden faydalanabileceği hâlde bundanfaydalanmayan sigortalıların destekten yararlanabileceği anlaşılmaktadır.Geçici 28. maddede ise nakdi ücret desteğinin kısa çalışma ödeneğindenyararlanamayan sigortalılara sağlanacağı öngörülmüştür. Aradaki bu farka karşınher iki kuralda da esas olan kısa çalışma ödeneğinden yararlanmıyor olmaktır.
26. Kurallar gereğince Fondan karşılanacak olan destekmiktarı günlük 39,24 TL olup 4857 sayılı Kanunun geçici 10. maddesinde yer alanfesih yapılamayacak süre olan üç ayı geçmemek üzere bu süre içindesigortalıların ücretsiz izinde bulundukları süre boyunca ödenecektir. Destekmiktarı üzerinden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmayacaktır.Nakdi ücret desteğinden yararlananların ayrıca genel sağlık sigortalısısayılacakları öngörülmüş ve genel sağlık sigortası priminin de Fondankarşılanacağı hüküm altına alınarak ikinci bir destek daha sağlanmıştır.
27. Kurallar gereğince nakdi ücret desteğindenyararlananların başvuruda bulunduğu işveren tarafından fiilençalıştırıldıklarının tespiti hâlinde idari para cezası uygulanacak ve ödenennakdi ücret desteği kanuni faiziyle birlikte tahsil edilecektir.
28. Geçici 27. maddenin birinci fıkrasının (c) bendigereğince başvurusunun işverence kabul edilmediğini bildirenlere hanesindegelir ya da aylık alan, işsizlik ödeneğinden faydalanan, sigortalı olan, 506sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklara tabi olarak çalışanveya düzenli sosyal yardım alan bulunmaması şartıyla belirli süreyle nakdiücret desteği sağlanacaktır.
29. Geçici 27. maddenin altıncı fıkrası gereğincehizmetleri SGK’ya bildirilmeksizin istihdam edildiği işverence kabul edildiğihâlde yanlış beyanda bulunulduğunun tespiti hâlinde destek tutarı kanunifaiziyle birlikte işverenden tahsil edilecek ve hem işverene hem de destektenyararlanana idari para cezası uygulanacaktır.
30. Bunun yanı sıra geçici 28. maddenin beşincifıkrasında anılan madde hükümlerine aykırı işlem yapılması hâlinde yapılanfazla ve yersiz ödemelerin ilgili fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla kanunifaiziyle birlikte işverenden tahsil edileceği ve idari para cezası uygulanacağıhüküm altına alınmıştır. Ayrıca her bir sigortalı için brüt asgari ücrettutarında idari para cezası uygulanacaktır.
31. Geçici 27. ve 28. maddeler yeni koronavirüs salgınıdöneminde düzenlenen destek sisteminin unsurları olarak öngörülmüş olup bumaddelerde yer verilen benzer desteklerden sadece birinden yararlanılabileceğihem geçici 27. maddenin ikinci fıkrasında hem de geçici 28. maddenin birincifıkrasının ikinci cümlesinde ifade edilmiştir. Böylelikle maddelerin herbirindeki destek bir diğerinin alternatifi olarak öngörülmüştür.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
32. Dava dilekçesinde özetle; kayıt dışı olarakçalıştırılan veya iş akitleri haklı neden harici feshedilen işçilerin işe başlatılıpücretsiz izne ayrılmaları uygulamasının işçilere sağlanması gereken ekonomikgüvencelere aykırı olduğu, ayrıca işçilerin iş akitlerinin yapılmasının hemenardından ücretsiz izine çıkarılmaları nedeniyle işçinin iş akdinin tarafıolarak hak ettiği ücret ve diğer haklarından mahrum bırakıldığı, işçininzorunlu ücretsiz izne ayrılmasının anayasal hükümlerle bağdaşmadığı, kurallarlaişçilerin ücretsiz bırakıldıkları, verilen nakdi ücret desteğinin yetersizolduğu, çalışanların hayat seviyesinin yükseltilmesi gerekirken düşükmiktardaki nakdi ücret desteği nedeniyle işçi gelirinin açlık sınırının altınadüşürüldüğü, ücretsiz izne ayrılan işçinin başka bir yerde çalışamayacağı, işçileryerine işverenin korunmak suretiyle çalışma barışının bozulduğu, sınırlamanınmeşru amacının bulunmadığı ve ölçülü olmadığı, işçinin korunması ilkesininihlal edildiği, bu desteğin ve sosyal yardımların Fondan sağlanması nedeniyleFonun amacı dışında kullanıldığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5.,10., 12., 13., 48., 49., 60. ve 65. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
33. Anayasa’nın 60. maddesine göre sosyal güvenlikhakkını sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve 49. maddesine göre işsizliğiönleme görevleri bulunan kanun koyucunun olağan dışı bazı gelişmeler nedeniyleekonomideki küçülmeye bağlı olarak işsizlik oranlarının ve kayıt dışıistihdamın artma tehlikesinin bulunduğu bu dönemde sosyal desteklerdenyararlanma şartlarının gevşetilmesi suretiyle daha fazla kişiye sosyal güvenlikimkânı sunmasında kamu yararının olmadığı söylenemez. Nitekim Anayasa’ya aykırıolmamak kaydıyla bu kapsamda alınacak tedbirleri, bu tedbirlerin kapsamını,içeriğini, şeklini ve usulünü belirleme konusunda kanun koyucunun takdiryetkisi bulunmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2008/57,K.2010/26, 4/2/2010).
34. Anılan görev gereğince ve takdir yetkisi kapsamında yenikoronavirüs salgınının neden olduğu ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi,bu kapsamda çalışanların desteklenmesi için çeşitli kanuni düzenlemelerleşartları olabildiğince esnetilmiş bir sosyal güvenlik şemsiyesioluşturulmuştur.
35. Dava konusu kurallarla bir yandan ilave istihdamı vekayıt dışı çalışan işçilerin kayıt altına alınmasını sağlamak üzereişverenlerin işçileri belirli süreyle ücretsiz izne ayırabilmeleriimkânına/şartına bağlı olarak bu işçilerin bu dönemde asgari düzeydegiderlerini karşılamak üzere ekonomik yönden desteklenmeleri ve sağlıkhizmetlerinden yararlanabilmeleri için nakdi ücret desteği ve genel sağlıksigortası prim desteği sağlanmasına yönelik düzenleme yapılmış; diğer yandanbaşvurusu işverence kabul edilmeyenlere belirli şartlar altında nakdi ücretdesteği sağlanmasına yönelik düzenleme yapılmış, bu desteklerin Fondankarşılanacağı hüküm altına alınmıştır. Kurallar, gereğince kısa çalışma ödeneğiile nakdi ücret desteklerinden sadece birinden yararlanılabilecek olması, kanunkoyucunun kaynakların elverdiği ölçüde, mümkün olduğunca çok sayıda kişinin adilbir biçimde destek bütçesinden desteklenmesinin amaçlandığını göstermektedir.
36. Bu bağlamda 4447 Kanun’daki ilgili düzenlemelerçerçevesinde Fonun yalnızca sigortalılara işsiz kalmaları hâlinde yapılacaködeme ve hizmetler için değil işsizliği önlemek, istihdamı ve verimliliğiartırmak, bu suretle ekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek amacının dabulunduğu gözetildiğinde kurallarla öngörülen anılan amacın Fonun amacı dışındakullanılmasına yol açtığı söylenemez (AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010).
37. Öte yandan Fonun bu şekilde kullanımının işsizliksigortasının işleyişinde olumsuz etkisi olmayacağı gibi Fon kaynaklarınınyetersiz kalması hâlinde açık devlet tarafından kapatılacaktır.
38. Kurallarla sağlanan desteklerin amaçları doğrultusundakullanılmasını sağlamak üzere şartlara uyulmaması veya destektenyararlananların fiilen çalıştırılmaları hâllerine ilişkin olarak desteğinkanuni faiziyle birlikte tahsil edilmesi ve idari para cezası uygulanmasıbiçiminde çeşitli yaptırımlar öngörülmüş olup bu yaptırımlar da yukarıdabelirtilen kamu yararını gerçekleştirmeye yöneliktir.
39. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa'nın 49. ve 60.maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 49.ve 60. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 10.,12., 13. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2. Geçici 27. Maddenin Dördüncü Fıkrasıa. İptal Talebinin Gerekçesi
40. Dava dilekçesinde özetle; çalışanların işe başlamaklasigortalı oldukları, sigortalılığın hem hak hem de yükümlülük olduğu, sosyalgüvenlik hakkından feragat edilemeyeceği, sistemin devamının sağlanabilmesiiçin prim yatırılmasının zorunlu olduğu aksi taktirde önemli sorunların ortayaçıkabileceği, primin ücretin unsuru olduğu, çalışmakla hak edildiği, geriyedönük olarak ortadan kaldırılamayacağı, dava konusu kuralla prim ödeme günsayısında eksikliğe neden olunduğu, primi ödenenle ödenmeyenin ayrıştırıldığı,primi ödenmeyenlerin sosyal güvenlik haklarının ortadan kaldırıldığı, işçilerinkorunmayıp kayıt dışı çalıştıran işverenin korunduğu belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 10., 13., 35., 48., 49. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
41. 5510 sayılı Kanun’un 7. maddesinde hizmet akdiyleçalıştırılanların çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigorta hak veyükümlülüklerinin başlayacağı, 8. maddesinde işverenlerin sigortalı sayılankişileri sigortalılık başlangıç tarihinden önce SGK’ya bildirilmekle yükümlüoldukları ve sigortalıların işe başladıkları tarihten itibaren en geç bir ayiçinde, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını SGK’ya bildirecekleri hükümaltına alınmıştır.
42. Anılan Kanun’un 92. maddesi gereğince sigortalılıkzorunludur. 79. maddesi uyarınca kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genelsağlık sigortası için SGK tarafından prim alınacak olup ilgililer prim ödemekzorundadır.
43. Dava konusu kuralla SGK’ya bildirilmeksizinçalıştırılanların bildirilmeksizin çalıştırıldıkları döneme ilişkin olarak ücretve ücrete bağlı haklar hariç olmak üzere diğer haklarından feragat etmişsayılacakları hüküm altına alınarak işverenler lehine ve onların geçmiş dönemdedoğmuş ancak yerine getirmedikleri yükümlülüklerinden kurtulmalarına yönelikbir düzenleme yapılmıştır. Kural gereğince bildirimsiz çalıştırılanlar ücret veücrete bağlı haklarını talep edebilecekler ancak ücrete bağlı olmayan haklarınıtalep edemeyecektir. Buna karşılık bildirimsiz çalıştırılan bu kişilere işsizgörünmeleri nedeniyle sağlanmış sosyal yardım ve diğer haklar borççıkarılmayacaktır.
44. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60). Fazla çalışma ücreti, yıllık izin ve tatilzamanlarında gerçekleştirilen çalışmalar sebebiyle ödenmesi gereken ve benzeriişçilik alacaklarının da mülkiyet hakkı kapsamında kaldığı açıktır (fazlaçalışma ücreti yönünden benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Onur Özdamar,B. No: 2019/1450, 22/2/2022, §§ 30, 31).
45. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakımpozitif yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açıkbir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilenmüdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerinortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılanmaddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkınıngerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaledenkaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletinnegatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir.Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkınınkorunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusupozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar dadâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerinalınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842,17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri PetrolÜrünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, §43).
46. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkı işçinin işçilik alacaklarından feragat etmesini kural olarakyasaklamamaktadır. Ayrıca haklı sebeplerin bulunması ve taraflarınmenfaatlerinin gözetilmesi kaydıyla işçinin bazı haklarından feragat etmişsayılması yönünde kanuni düzenleme yapılması da Anayasa’ya aykırı olmayabilir.Ne var ki feragatin geçerli olabilmesi için haktan feragat edilmesini meşruolmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının bulunmaması gerekir (benzerdeğerlendirmeler için bkz. Onur Özdamar, B. No: 2019/1450, 22/2/2022, §§42, 43).
47. Dava konusu kuralda, işçinin ücret ve ücrete bağlıhakların dışında kalan ve bazı hâllerde tazminata da dönüşebilen haklarındanferagat etmiş sayılması öngörülmektedir. İşçinin sözü edilen haklarındanferagat etmiş sayılmasında işçinin kayıtlı hâle geldiği ve işverenlerinyükümlülüklerinin hafifletilmesi suretiyle dava konusu kural kapsamında başvuruyapmada çekingen davranmasının önlenmesi düşüncelerinin etkili olduğu anlaşılmıştır.Öncelikle belirtilmelidir ki işçinin kayıtlı hâle getirilmesi işveren tarafındansağlanmış bir lütuf olmayıp işverenin kanuni yükümlülüğüdür. Dolayısıylaişçinin kayıtlı hâle getirilmesi onun lehine getirilmiş ve yasal haklarınınötesine geçen bir avantaj olarak görülemez. Ayrıca işverenin yükleneceğikülfetin hafifletilmesi amaçlanıyorsa bunun yolu işçinin kanuna aykırı olarakçalıştırılmasından doğan haklarının feragat ettirilmesi değildir. Kuşkusuzişvereni kayıt dışı çalıştırdığı işçileri kayıtlı hâle getirmeye teşvik edendüzenlemeler yapılabilir. Ancak işverene yönelik olarak getirilecek bu türteşviklerin külfeti işçiye yükletilmemelidir.
48. Kanuni hakkı olan sigortalı hâle getirilme ve ücretve ücrete bağlı haklarının ödenmesi dışında kendisine bir avantaj sağlanmayanişçinin bazı işçilik haklarından feragat etmiş sayılması bir yandan devletinmülkiyet hakkının korunmasına ve işçilerin sosyal güvenliğinin sağlanmasınayönelik pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmemesine, diğer yandanişverenle işçinin menfaatleri arasında kurulması gereken dengenin işçi aleyhinebozulmasına neden olacaktır.
49. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 35, 49. ve 60.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN veMuhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 35., 49. ve 60.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kural Anayasa’nın 35., 49. ve 60. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10., 13. ve 48. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
3. Geçici 27. Maddenin Beşinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…işsizliksigortası primi de dâhil olmak üzere sigorta primi tahakkuk ettirilmez…”Bölümüa. İptal Talebinin Gerekçesi
50. Dava dilekçesinde özetle; geçici 27.maddenin dördüncü fıkrasına yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın, 2., 10.,13., 35., 48., 49. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
51. 4447 sayılı Kanun’un geçici 27. maddesinin birincicümlesinde bu madde uyarınca başvuruda bulunanlardan hizmetlerini SGK’yabildirilmeksizin istihdam ettiğini kabul eden işverenlere, ilgililerin işverenyanında hizmetleri bildirilmeksizin çalıştırıldığı dönemler için 5510 sayılıKanun’un 102. maddesine göre idari para cezasının uygulanmayacağı, işsizliksigortası primi de dâhil olmak üzere sigorta priminin tahakkuk ettirilmeyeceği,ilgili mevzuatta yer alan ortalama ve toplam sigortalı sayısı hesabında dikkatealınmayacağı öngörülmüştür. Anılan cümlenin “…işsizlik sigortası primi dedâhil olmak üzere sigorta primi tahakkuk ettirilmez…” bölümü dava konusukuralı oluşturmaktadır.
52. Söz konusu madde gereğince işverenin işçiyibildirimsiz çalıştırdığını kabul etmesi durumunda idari ve yargısaluyuşmazlıkların önüne geçilmiş olacak; işverenin işçiyi fiilen çalıştırmayabaşlaması, işe başlatıp ücretsiz izne ayırması veya başvuruyu kabul etmemesiihtimalleri söz konusu olabilecektir. Böylelikle bir yandan idarenin veyargının iş yükü hafifletilirken diğer yandan kayıt dışı istihdam edilenlerinbir kısmının kayıtlı hâle gelmesi, bunların sosyal güvenlik şemsiyesi altınaalınması ve sosyal güvenlik kuruluşlarının prim geliri elde etmesi söz konusuolabilecektir. SGK’ya bildirilmeksizin çalıştırılan işçilerin kayıt dışıkalmaya devam etmeleri hâlinde ise hem bu kişilerin sağlanan desteklerdenyararlanamaması hem de sosyal güvenlik sistemine dahil olmama nedeniylegüvencesiz kalmaları söz konusu olacaktır.
53. 4447 Kanun’daki ilgili düzenlemelere bakıldığında Fonunyalnızca sigortalılara işsiz kalmaları hâlinde yapılacak ödeme ve hizmetleriçin değil işsizliği önlemek, istihdamı ve verimliliği artırmak böylelikleekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek amaçlarıyla da oluşturulduğuanlaşılmaktadır (bkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). Anayasa’nın 60.maddesine göre sosyal güvenlik hakkını sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve49. maddesine göre işsizliği önleme görevleri bulunan kanun koyucunun buamaçlar doğrultusunda düzenleme yapması takdir yetkisindedir.
54. Mevzuatı gereğince tahsil edilmesi gereken işsizliksigortası priminin tahsilinden Fonun amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelikolarak vazgeçilmesi de Fondan sağlanan destek niteliğindedir. Benzer şekildesigorta priminden vazgeçilmesi de sosyal güvenlik bütçesinden sağlanan destekniteliğindedir. Her iki hâlde de mevcut kaynakların destek amacıylaharcanmasıyla prim tahsilinden vazgeçilmesi arasında fark bulunmamaktadır.Kuralla gerçekleştirilmek istenen amaç kayıt dışı istihdamla mücadele veböylelikle işçilerin kayıt altına alınıp sosyal güvenlik sistemine dahiledilerek istihdamı olduğundan tahsilinden vazgeçilmek suretiyle Fonkaynaklarından yapılan harcamaların Fonun niteliği ve amaçlarıyla bağdaşmadığısöylenemez.
55. Öte yandan Fonun bu şekilde kullanımının işsizliksigortasının işleyişine olumsuz etkisinin olacağı söylenemeyeceği gibi Fonkaynaklarının yetersiz kalması hâlinde açık, devlet tarafından kapatılacaktır.
56. Bu bağlamda yanlış beyanda bulunulması durumundamaddenin altıncı fıkrası gereğince madde kapsamında verilen desteklerin kanunifaizi ile birlikte tahsil edilecek ve idari para cezası kesilecek olması dasağlanan desteklerin amacı dışında kullanılmasının önlenmesi bakımından güvenceoluşturmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 49. ve 60.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 49. ve 60.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10.,13., 35. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un 14. Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici29. Maddenin İncelenmesi1. İptal Talebinin Gerekçesi
58. Dava dilekçesinde özetle; kaynağını Anayasa’danalınmayan bir yetki kullanılarak ihdas edilen dava konusu kuralla Çalışma veSosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanlık) ve Kurum personelinin sorumluluğununkaldırılmasının kanunsuz ve keyfî davranışlara sebep olacağı, bu bağlamda Kurumpersonelinin kısa çalışma ödeneği talebini hukuka aykırı olarakreddedebileceği, bu ve benzeri aykırılıkların bir yandan sosyal güvenlikhakkının özüne dokunulması sonucunu doğuracağı diğer yandan mülkiyet hakkınamüdahale oluşturacağı, sorumlular aleyhine hukuk yollarına başvuru hakkınınortadan kaldırıldığı, dolayısıyla hak arama özgürlüğünün kullanımınınengellendiği, hatalı işlemlerden kaynaklanan fazla ve yersiz ödemelerintahsilinden vazgeçilmesinin sebepsiz zenginleşmeye ve kamu zararına sebepolacağı, bu düzenlemenin af niteliğinde olduğu, fazla ve yersiz ödemelerdentahsil edilenler iade edilmezken tahsil edilmeyenlerin terkininin eşitlikilkesi ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,6., 10., 13., 35., 36., 40., 60., 90., 125., 129. ve 137. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Birinci Cümle
59. Dava konusu kuralla yeni koronavirüs salgınısebebiyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışmabaşvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemlerhakkında Bakanlığa ve Kurum personeline herhangi bir sorumluluğunyüklenemeyeceği öngörülmüştür.
60.Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına göre “Memurlar ve diğer kamugörevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminatdavaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil veşartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” Bu hüküm,kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri her türlü kusurdankaynaklanan tazminat davalarının muhatabının idare olduğunu açıkça ifadeetmektedir. Ancak kusuruyla idareyi zarara uğratan kamu görevlisininsorumluluğu ortadan kaldırılmamıştır. Anayasa’nın anılan maddesi uğranılan malizarar için sorumlu kamu görevlisine rücu edilmesini zorunlu kılmaktadır. Sözkonusu maddenin gerekçesinde bu husus “Kamu hizmeti görevlilerinin görevleriile ilgili olarak kusurlu eylem ve işlemleri ile idareye verdikleri zarardansorumlu olacakları ise esasen uygulanmakta olan bir ilkenin tekrarıdır.” şeklindeifade edilmiştir.
61. Dava konusu kuralla, bağışık tutulan sorumluluğuntürü hakkında bir sınırlama yapılmadığı gözetildiğinde kural gereğince Bakanlıkve Kurum personeline herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır.Ancak bu sorumsuzluk durumu kısa çalışma başvurularının alınması,değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemlerle sınırlı olacaktır. Buitibarla kural, kamu görevlisinin göreviylebağlantısı bulunan kusurlarına ilişkin düzenleme öngörmekte olup bu türkusurlar doktrinde hizmet içi kişisel kusur ya da görevsel kusur olarak datanımlanmaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkan sorumluluk, idari eylem ve işlemlerihdas edilirken bireylerin bazı haklarının ihlal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan zararların giderilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir (AYM, E.2020/18, K.2021/38, 3/6/2021, §16).
62.Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında kişilerin resmî görevlilertarafından gerçekleştirilen haksız işlemler sonucu uğradığı zararların devletçetazmin edileceği ve devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkının saklıolduğu ifade edilmiş, Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında damemurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işlediklerikusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceğibelirtilmiştir. Nitekim bu doğrultuda 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı DevletMemurları Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrasında kişilerin kamu hukukunatabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı sadece ilgilikurum aleyhine dava açabileceği düzenlenmiştir.
63. Davakonusu kuralla, kamu görevlisinin görev kusurundan kaynaklanan tazminsorumluluğu düzenlenmekte; idarenin kamu görevlisine rücu etme imkânı ortadankaldırılmaktadır.
64. Kuraldadüzenlenen sorumluluk kamu görevlisinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyleidarenin maddi olarak zarara uğraması durumunda ortaya çıkmaktadır. Anayasa’nın129. maddesinin beşinci fıkrasına göre kamu görevlisinin neden olduğu maddizarar kamu görevlisine rücu edilmek şartıyla idare tarafından karşılanmaktadır.Kural kamu görevlisinin sorumluluğunu ortadan kaldırmak suretiyle söz konusuAnayasa hükmüyle çelişmektedir.
65.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 129. maddesine aykırıdır. İptaligerekir.
BasriBAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 129. maddesiyönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyleAnayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural Anayasa’nın 129. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 6.,10., 13., 35., 36., 40., 60., 90., 125. ve 137. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
b. İkinci Cümle
66. Kuralın ikinci cümlesiyle de birinci cümle kapsamında2020 Ekim ayı ve öncesi döneme ait işverenlerin hatalı işlemlerindenkaynaklanan fazla ve yersiz ödemelerden geçici 29. maddenin yürürlük tarihiitibarıyla tahsil edilmemiş olanların terkin edileceği, üçüncü cümlesinde isetahsil edilenlerin iade veya mahsup edilmeyeceği öngörülmüştür.
67. Fon kaynaklarının sigortalıların işsiz kalmalarıhâlinde yapılacak ödeme ve hizmetler, işsizliği önlemek, istihdamı veverimliliği artırmak, bu suretle ekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmekamaçlarıyla kullanılabileceği (bkz. § 12) gözetildiğinde bu amaçlarla ilgisiolmayan işverenlere yapılan fazla ve yersiz ödemelerin tahsil edilmemesisuretiyle kaynaklarının bu ödemelerin finansmanında kullanılmasının Fonunniteliği ve amaçlarıyla bağdaştığı söylenemez.
68. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 60.maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 60. maddesiyönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyleAnayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kural Anayasa’nın 60. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 6.,10., 13., 35., 36., 40., 90., 125., 129., ve 137. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
c. Üçüncü Cümle
69. Kuralın üçüncü cümlesiyle de ikinci cümle kapsamında2020 Ekim ayı ve öncesi döneme ait işverenlerin hatalı işlemlerindenkaynaklanan fazla ve yersiz ödemelerden geçici 29. maddenin yürürlük tarihiitibarıyla tahsil edilenlerin iade veya mahsup edilmeyeceği öngörülmüştür.
70. 4447 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinin ikincicümlesinin iptali nedeniyle dava konusu kuralın uygulanma imkânı kalmamıştır.Bu nedenle kural 6216 sayılı Kanun’un 43.maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kuralyönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Ç. Kanun’un 21. Maddesiyle 193 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 93.Maddenin İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
71. Dava konusu kuralla belirli şartlarıngerçekleştirilmesi hâlinde gerek yurt dışında bulunan gerekse Türkiye’de kayıtdışı kalan bazı varlıklara ilişkin vergi avantajı sağlanmıştır.
72. Kural gereğince yurtdışında bulunan para, altın,döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını 30/6/2021 tarihinekadar Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildiren ve bildirim tarihindenitibaren üç ay içinde Türkiye’ye getiren veya Türkiye’deki banka ya da aracıkurumlarda açılacak bir hesaba transfer eden gerçek ve tüzel kişiler, sözkonusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilecektir. Bu varlıkların yurt dışındabulunan banka ve finansal kurumlardan kullanılan kredilerin kapatılmasında vekanuni defterlerde kayıtlı sermaye avanslarının kapatılmasında kullanılmasıveya işletmeye dâhil edilmesi hâllerinde de kural hükümlerindenyararlanılabilecektir.
73. Yine kural gereğince gelir vergisi ve kurumlarvergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defterkayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermayepiyasası araçları ile taşınmazların 30/6/2021 tarihine kadar vergi dairelerinebildirilmesi ve belirli şartların sağlanması hâlinde bu varlıklar, dönemkazancının ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkatealınmayacaktır.
74. Kuralla, Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlerekaydedilen varlıkların vergi dışı tutulmasıyla uyumlu olarak bunların eldençıkarılmasından doğan zararların gelir veya kurumlar vergisi uygulamasıbakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyeceği de hüküm altınaalınmıştır.
75. Varlıklarını yurt dışından getireceklere ve yurt içindekayıtlı hâle getireceklere güvence vermek üzere bildirilen varlıklar nedeniylevergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı da hüküm altına alınmıştır.
76. Belirli bir tarihe kadar bildirimde bulunma şartıylabelirli bir süre uygulanmak üzere ihdas edilmiş kural hükümlerindenyararlanılabilmesi için öngörülen süreleri, bitim tarihlerinden itibaren herdefasında altı ayı geçmeyen süreler hâlinde bir yıla kadar uzatma yetkisikuralla Cumhurbaşkanı’na verilmiştir. Bunun yanı sıra Hazine ve MaliyeBakanlığı da kuralın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusundayetkili kılınmıştır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
77. Başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu kurallakurala konu varlıklara ilişkin vergilerin ödenip ödenmediği araştırılmaksızınserbestçe tasarruf etme imkânının sağlandığı, varlıkların bildirenlere aitolduğunun ispat edilmesi şartının aranmadığı, bu itibarla suçtan elde edilenvarlıkların da bu imkândan yararlanabileceği, mali gücü olan varlıksahiplerinin vergi dışı tutulduğu, verginin adaletli ve dengeli dağıtılmadığı,vergi ödeyenlerle ödemeyenler arasında ayrımcılık yapılarak vergisel yükümlülükleriniyerini getiren mükelleflere haksızlık yapıldığı belirtilerek kuralınAnayasa’nın 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
78. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
79. Anayasa’nın 73. maddesinde herkesin kamu giderlerinikarşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu hüküm altınaalınmıştır. Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriylevergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
80. Mali gücün unsurları gelir, servet ve harcamalardır.Mali güç ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık şartıdır. Kanunkoyucunun vergilendirmede kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile maligüçlerini gözönünde bulundurması gerekir. Mali güce göre vergilendirme,verginin yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasınıgerektirmektedir (AYM, E.2017/117, K.2018/28, 28/2/2018, § 22).
81. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırımyapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergiödemesini ifade eder. Anılan ilkenin amacı sosyal sınıf farkı gözetilmeksizinherkesin elde ettiği gelir, servet ya da harcamalar üzerinden vergi ödemesininsağlanmasıdır.
82. Vergilendirmede eşitlik ilkesine göre de belirli kişiveya gruplar dil, din, ırk, cinsiyet gibi nedenlerle vergi dışı bırakılamaz.Vergilendirmede ancak mali politika, sosyal, ekonomik ve vergi tekniğiningerektirdiği nedenlerle bazı kişiler veya gelirler vergi kapsamı dışındatutulabilir (AYM, E.2017/117, K.2018/28, 28/2/2018, § 25). Bu durum vergininmali amacı doğrultusunda kamu hizmetlerinin finansmanı için tahsilinin yanısıra farklı amaçlarla da kullanılan bir maliye politikası aracı olmasındankaynaklanmaktadır. Özellikle ülke ekonomisini olumsuz etkileyen ve ekonomidedaralmaya neden olan olayların meydana geldiği dönemlerde ekonomik sorunlarıngiderilmesi ve istihdam düzeyinin korunması için vergi indirim, istisna vemuafiyetlerinden yararlanılmaktadır.
83. Dava konusu kuralın da yer aldığı 7256 sayılıKanun’un genel gerekçesinde hazırlanan kanun teklifi ile tüm dünyayı etkisialtına alan yeni koronavirüs salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerininazaltılması ve diğer bazı faydaların amaçlandığı, bu çerçevede diğer bazıtedbirlerin yanı sıra mükelleflerin gönüllü uyumunu gözeten, vergi güvenliğinigüçlendiren, yatırımları ve sermaye piyasasını teşvik eden düzenlemelerin dehayata geçirildiği dile getirilmiştir.
84. Bu kapsamda kural da anılan amaçlara yöneliktedbirlerden biri olarak hayata geçirilmiştir. Kuralla yurt dışında bulunanaltın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye'yegetirilmesi suretiyle millî ekonomiye kazandırılarak ekonominincanlandırılmasının amaçlandığı, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerincesahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak işletmelerin kayıtları arasında yeralmayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarıile taşınmazların kanuni defterlere kaydedilmesi suretiyle kayıtlı hâlegetirilmesi, bu suretle işletmelerinin bünyelerinin güçlendirilmesininhedeflendiği anlaşılmıştır.
85. Bu bağlamda gerek yurt dışında bulunan ve gerekseyurt içinde bulunup kayıt dışı kalan varlıkların bildirenler adına kaydageçirilmesinin, başka bir deyişle gerçek sahiplerinin araştırılmamasının birönemi bulunmamaktadır. Ayrıca kuraldan yararlanılarak bildirilen varlıklardönem kazancının tespitinde gözetilmeksizin işletmeye dâhiledilebileceği/defterlere kaydedilebileceği gibi vergiye tabi kazancın vekurumlar için dağıtılabilir kazancın belirlenmesinde gözönündebulundurulmaksızın işletmeden çekilebilecektir. Bu suretle kişiler lehine vergibağışıklığı sağlandığı görülmüştür.
86. Ekonomik süreçte meydana gelen kimi değişiklikler,yeni bir verginin konulmasını veya mevcut vergilerin kaldırılmasını ya daoranlarının azaltılıp artırılmasını gerektirebileceği gibi verginin maliamacından taviz verilmesine de neden olabilir.
87. Kuralla, söz konusu varlıkların Türkiye’yegetirilmesi veya kayıt altına alınmasını teşvik etmek amacıyla bu varlıklarhakkında hiçbir surette vergi incelemesinin ve vergi tarhiyatınınyapılmayacağının öngörülmesi suretiyle bildirilen varlıkların mali gücügöstermelerine karşın verginin mali amacından taviz verilerek anılan amaçlarıngerçekleştirilmesinin aracı olarak kullanılması söz konusudur. Yeni koronavirüssalgını kaynaklı ekonomik daralmanın oluşturduğu olumsuzlukların giderilmesibakımından önemi de gözetildiğinde bu varlıkların millî ekonomiyekazandırılması ve kayıtlı hâle getirilmesinde kamu yararının bulunmadığısöylenemez.
88. Diğer yandan kural gereğince sözkonusu varlıklar hakkında vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak olsada vergi kanunları hâricindeki mevzuat hükümleri bu varlıklar bakımından dageçerli olmaya devam edecek ve bu kapsamda varlıkların gerekli incelemeleretabi tutulması ve gerektiğinde yaptırım uygulanması söz konusu olabilecektir.Bu nedenle kural suçtan elde edilen gelirlerin aklanmasına imkân vermemektedir.
89. Kuralın altıncı fıkrasında Türkiye’ye getirilen veyakanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğanzararların, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veyaindirim olarak kabul edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
90. Madde gereğince bildirilen varlıkların vergidenbağışık tutulmasıyla uyumlu olarak bu varlıkların elden çıkarılmasından doğanzararların gider veya indirim olarak gözetilemeyeceği hüküm altına alınmaksuretiyle bildirilen varlıkların mükelleflerin vergilendirilmeleriylebağlantısı kesilmiş, lehe ve aleyhe etki etmesi önlenmiştir. Böylece söz konusuvarlıkların satılması hâlinde ortaya çıkabilecek zararların vergilendirmedegözönünde bulundurulup bulundurulamayacağına ilişkin tereddütlerin giderilmesininamaçlandığı anlaşılmaktadır.
91. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkeklereşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamaklayükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarakyorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dulve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırısayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devletorganları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesineuygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmeksuretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
92. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanunönünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur.Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesininamacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlıtutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önündeeşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksaldurumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesizedelenmez.
93. Kuralla, yurt dışında bulunan varlıkların veya yurtiçinde bulunup kayıt dışı kalan varlıkların kime ait olduğu konusunda herhangibir ayrım yapılmaksızın herkesin yararlanabileceği bir düzenleme yapılmıştır.Dolayısıyla yurt dışında veya yurt içinde anılan varlıklara sahip olmakbakımından aynı konumda bulunan herkese aynı imkânlardan yararlanma hakkınıveren kuralın eşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
94. Kuralın sekizinci fıkrasıyla Cumhurbaşkanı’na kuraldayer alan süreleri bitim tarihlerinden itibaren her defasında altı ayı geçmeyensüreler hâlinde bir yıla kadar uzatma, Hazine ve Maliye Bakanlığına kuralkapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeyedâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirime esas değerlerin tespiti,bildirimin şekli, içeriği ve ekleri ile yapılacağı yeri, kuralın uygulanmasındakullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslarıbelirleme yetkisi verilmiştir.
95. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasamayetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkidevredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük MilletMeclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığıilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesiningerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasirejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olaraknitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede "Millet adına kanun koymayetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak,Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmeksuretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesindende anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koymayetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir.Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM,E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73,K.2022/51, 21/4/2022, § 15).
96. Türevsel niteliktekidüzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi sınırlı,tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu işlemler bakımından kural olarakkanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterliolmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genelifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinindevredilemezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’datemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri maliyükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasırankanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri veçerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunladüzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktansonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel niteliktekiişlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013).
97. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında "Vergi,resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veyakaldırılır." denilerek verginin kanuniliği ilkesine yer verilmiştir.Anılan ilke takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanundayer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerinkonulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanunla yapılmasını zorunlukılmaktadır.
98. Vergi ve mali yükümlülüklerin kanunla konulmasınıöngören anılan madde, mali yükümlülüğün yalnızca kanun ile konulabileceğini vekanunun hiçbir şekilde bu konuda yürütme organını ve idareyi yetkilikılamayacağını ifade etmektedir. Bu bağlamda bireylerinsosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfî uygulamalara neden olunmaması için vergilendirmede vergiyi doğuranolayın ve vergilerin matrah ve oranlarının, yukarı ve aşağı sınırlarının, tarhve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibibelli başlı temel ögelerinin kanunlarla belirlenmesi gerekir. Ancak kanun ileher konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin mümkün olmadığıdurumlarda çerçevesi çizilerek bu sınırlar içinde kalmak şartıyla uygulamayailişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı niteliktedüzenleyici idari işlem yapma yetkisi verilebilir.
99. Dava konusu kuralla gerek yurt dışındaki varlıklarınıTürkiye’ye getirerek ve gerekse yurt içindeki varlıklarını kayıtlı hâlegetirerek vergi bağışıklığından yararlanabilecekler, yararlanma şartları vesüresine ilişkin esasların belirlendiği görülmekte olup kuralın vergibağışıklığına ilişkin esaslı unsurları düzenlemediği söylenemez. Kuralınyürürlüğe girmesinden sonra kuralın amacının gerçekleşmesini sağlamak içinyeterli başvuru olup olmayacağına ve meydana gelebilecek ekonomik gelişmeleregöre kuraldan yararlanma süresinin kuralla sınırları çizilmiş zaman dilimleriiçinde Cumhurbaşkanınca kullanılmasına ilişkin yetkilendirmenin verginin esaslıunsurlarına ilişkin bir yetkilendirme olduğu söylenemez. Kuraldan yararlanılabilmesibakımından 30/6/2021 tarihi esas alınmış ve ilgili bildirimlerin bu tarihekadar yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak bu tarihe kadar kurallaamaçlanan düzeyde bildirimde bulunulmamasını veya zaman içinde ortayaçıkabilecek ekonomik ihtiyaçları gözeten kanun koyucu, kuralda yer alansürelerin bitim tarihlerinden itibaren her defasında altı ayı geçmeyen sürelerhâlinde bir yıla kadar uzatma yetkisini Cumhurbaşkanı’na tanımıştır. Buitibarla Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının belirliolmadığı söylenemez.
100. Öte yandan kuralla Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınanyetki, kural kapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve bildirimiile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirime esas değerlerintespiti, bildirimin şekli, içeriği ve ekleri ile yapılacağı yeri, kuralınuygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslarıbelirleme yetkisi olup bu yetkinin bağışıklığın esaslı unsurlarına ilişkinolmayan teknik ve ayrıntıya ilişkin yetkiler olduğu görülmüştür.
101. Vergi bağışıklığının temel esaslarının kanunladüzenlenmiş olması, süresi belirlenmiş olarak Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiningerekliliği, Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen yetkilerin teknik veayrıntıya ilişkin olması dolayısıyla kuralın verginin kanuniliği ilkesineaykırı olduğu söylenemez.
102. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7., 10. ve73. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
D. Kanun’un 22. Maddesiyle 2809 Sayılı Kanun’un Ek 158.Maddesinin İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…bir üye TürkiyeSağlık Enstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulunca belirlenen Sağlık BilimleriÜniversitesi dışından bir üye…” İbaresinin “…iki üye…” ŞeklindeDeğiştirilmesinin, Beşinci Fıkrasının Değiştirilen Üçüncü Cümlesi ile BeşinciFıkrasına Eklenen Dördüncü ve Beşinci Cümlelerin İncelenmesi1. İkinci Fıkranın Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…ikiüye…” İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi103. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla benzerbir düzenlemenin daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, kuralınbu karar ile uyumsuz olduğu, üniversitelerde bilimsel özerkliğin yanı sıraidari ve mali özerkliğin de sağlanması gerektiği, üniversitelerin merkezî idaretarafından doğrudan atanan kişiler tarafından yönetilmesinin üniversiteleri dışetkiye açık hâle getireceği ve bilimsel özerkliği zedeleyeceği, rektörün Cumhurbaşkanıtarafından atanmasının ve Sağlık Bakanı (Bakan) Yardımcısı ile Bakan’ınseçeceği bir üyenin de Mütevelli Heyetinde bulunması nedeniyle beş kişilikkurulun üç üyesinin merkezî idare tarafından belirlendiği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 130. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu104. 2809 sayılı Kanun’un ek 158.maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi (Üniversite)Mütevelli Heyetinin Rektör, eğitim ve araştırma konusunda görevlendirilmişBakan Yardımcısı, Bakan’ın seçtiği bir üye, Yükseköğretim Kurulu (YÖK)tarafından seçilen, profesör ünvanına sahip olan iki üye olmak üzere toplam beşüyeden oluşacağı hükme bağlanmış olup anılan cümlede yer alan “…iki üye…” ibaresidava konusu kuralı oluşturmaktadır.
105. Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarınıdüzenleyen 130. maddesinin birinci fıkrasında ”Çağdaş eğitim-öğretimesaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uyguninsan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerdeeğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye veinsanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine vebilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”,dördüncü fıkrasında ”Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcılarıserbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, buyetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğialeyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.”, dokuzuncu fıkrasında da “Yükseköğretimkurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev,yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkınıkullanma usulleri, … öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde veçağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.”hükümleri yer almaktadır.
106. Bu itibarlaAnayasa’nın anılan maddesinde üniversiteler anayasal bir kuruluş olarak kabuledilmiş ve maddenin birinci fıkrasında üniversitelerle ilgili başlıca kurallarbelirlenmiştir. Söz konusu fıkrada üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine vebilimsel özerkliğe sahip olmaları ve devlet tarafından kanunlakurulmaları öngörülmüştür. Maddenin dokuzuncu fıkrasında da yükseköğretimkurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev,yetki ve sorumluluklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bunagöre yükseköğretim kurumlarının yönetim organlarının kimlerden oluşacağınıbelirleme yetkisi kanun koyucuya aittir. Ancak kanun koyucunun bu yetkisinianayasal sınırlar içinde özellikle üniversitelerin bilimsel özerkliğinigözönünde tutarak kullanması gerekir.
107. Bilimsel özerklik, bilimselçalışmaların üniversite ortamında yürütülebilmesinin olmazsa olmaz şartı olupüniversite mensuplarının ekonomik ve siyasi yönden nüfuz sahibi bulunan kişi vekurumların baskısı, yönlendirmesi olmadan ve toplumda hâkim olan düşünce vekabuller doğrultusunda sonuçlara varmak gibi bir zorunluluk hissetmeden sadecebilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim, araştırma veyayın yapabilme imkânlarına sahip bulunmalarını ifade etmektedir (AYM,E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 70). Üniversitelerin bilimsel özerkliği;üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerinplanlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisininserbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarınınkullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçealınabilmesini gerektirmektedir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 43).
108. Bilimsel özerklik, idari ve maliözerklikle birlikte üniversitelerin özerkliği için olmazsa olmaz nitelikte birbütünün parçalarını oluşturmaktadır. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacakmüdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine sebebiyetverecektir. Bu bağlamda üniversite yönetim organlarının, merkezi idarenin müdahalesineimkân verecek şekilde yapılandırılması, diğer bir ifadeyle üniversitelerinmerkezî idare tarafından doğrudan atanan kişiler tarafından yönetilmesi, bukurumların bilimsel özerkliğini de doğrudan etkileyecektir. Üniversitemensuplarının bilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim,araştırma ve yayın yapabilmesi için bunlara her türlü dış etkiden uzak kalacakbir ortamın sağlanması gerekir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 45).
109. Anayasa’nın 130. maddesinin birincifıkrasında üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzel kişileri olaraktanımlanması ve bunların ancak devlet tarafından kanunla kurulabileceklerininhükme bağlanması ile güdülen amacın siyasal çevrelerin ve değişik baskıgruplarının üniversite çalışmaları ile eğitim ve öğretimi etki altındatutabilme yolunu kapatmak ve bu çalışmaların bilimsel gerekler vegereksinmelerden başka herhangi bir dış etkiden uzak kalacak bir ortamdasürdürülmesini sağlamak olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
110. 2809 sayılı Kanun’un ek 158.maddesinin ikinci fıkrasında Üniversitenin yönetim organlarının, 4/11/1981tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda öngörülen organlar ileMütevelli Heyetinden oluşacağı, Mütevelli Heyetinin Rektör, eğitim ve araştırmakonusunda görevlendirilmiş Bakan Yardımcısı, Bakan’ın seçtiği bir üye ve YÖKtarafından seçilen, profesör ünvanına sahip olan iki üye olmak üzere toplam beşüyeden oluşacağı, en az dört üye ile toplanıp salt çoğunlukla karar alacağı,Bakan ve YÖK tarafından seçilen üyelerin görev süresinin dört yıl olduğu hükümaltına alınmıştır.
111. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında iseMütevelli Heyetinin görevleri Üniversitenin stratejik planı ve bütçe teklifiüzerinde görüş bildirmek, kamu kurum ve kuruluşları ve gerçek ve özel hukuktüzel kişileriyle iş birliği yapılmasına ve ortak projeler yürütülmesine katkıvermek, Rektör tarafından gündeme alınması önerilen konularda karar vermekşeklinde sayılmıştır.
112. Anayasa Mahkemesi 2/11/2016 tarihli veE.2015/61, K.2016/172 sayılı kararıyla 2809 sayılı Kanun’a 27/3/2015 tarihli ve6639 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen ek 158. maddesinin ikinci fıkrasının“Mütevelli Heyeti; Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, Rektör, Sağlık Bakanınınseçeceği iki üye ile Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen profesör unvanınasahip bir üye olmak üzere, toplam beş üyeden oluşur.” şeklindeki ikincicümlesini iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu iptal kararında,Mütevelli Heyetinin üniversite yönetimine ilişkin mevcut yetkileri ile en azdört üyeyle toplanıp salt çoğunlukla karar alabildiği gözönündebulundurulduğunda Heyet üyelerinin çoğunluğunun Bakanlık Müsteşarı ile Bakan’ınseçeceği iki üyeden oluşmasının merkezî idareye Mütevelli Heyeti kanalıylaüniversite yönetimine ilişkin karar alma sürecinde belirleyici olacak şekildesöz hakkı tanındığını, merkezî idareye üniversite üzerinde denetim ve gözetimyetkisini aşan nitelikte bir yetkinin verildiğini, bu nedenle anılan cümleninAnayasa’nın 130. maddesiyle güvence altına alınan bilimsel özerklik ilkesiylebağdaşmadığını belirtmiştir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, §§ 46-48).
113. Anılan iptal kararı sonrasında kanun koyucu15/11/2018 tarihli ve 7151 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle Üniversite Mütevelli Heyetinin oluşumunu yenidendüzenlemiş, bu kapsamda Bakan’ın seçeceği üye sayısını ikiden bire indirmiş,diğer üyenin ise Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Yönetim KuruluncaÜniversite dışından belirleneceğini öngörmüştür.
114. Dava konusu kuralla Mütevelli Heyetinin oluşumundabir kez daha değişikliğe gidilmiş ve bu kapsamda TürkiyeSağlık Enstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulunca Üniversite dışından bir üyeninbelirlenmesinden vazgeçilerek YÖK tarafından seçilecek üye sayısı birden ikiyeçıkarılmıştır. Kuralın gerekçesinde “…İlgili hükümde yapılacak yenidüzenleme ile, Üniversitenin Mütevelli Heyetinin yapısında değişikliğegidilerek Anayasa Mahkemesinin anılan Kararının gerekçesine uygun şekildebilimsel özerkliğin temini amaçlanmakta…” olduğu ifade edilmiştir.
115. Anayasa Mahkemesinin iptalkararının gerekçesi gözetilmek suretiyle düzenlenen kuralın üniversitelerinbilimsel verileri yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak,ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesiniengellediği söylenemeyeceği gibi üniversitelerin bilimsel özerkliği kapsamındayürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması,düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçekullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarınınkullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçealınabilmesini engellediği de ileri sürülemez (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2019/13, K.2021/31, 29/4/2021, § 55).
116. Ayrıca YÖK tarafından seçilen,profesör ünvanına sahip olan üye sayısını birden ikiye çıkarmaktan ibaret olankuralın üniversitelerin bilimsel özerkliği kapsamında üniversite mensuplarınınekonomik ve siyasi yönden nüfuz sahibi bulunan kişi ve kurumların baskısı veyayönlendirmesi olmadan ya da toplumda hâkim olan düşünce ve kabullerdoğrultusunda sonuçlara varmak gibi bir zorunluluk hissetmeden sadece bilimselölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim, araştırma ve yayınyapabilme imkânlarını kısıtladığından da söz edilemez.
117. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın130. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
2. Beşinci Fıkranın Üçüncü Cümlesi
a. İptal Talebinin Gerekçesi118. Dava dilekçesinde özetle; öğretim elemanlarınınkadrolarının ve istihdam yöntemlerinin 2547 sayılı Kanun’a göre belirlenmesigerektiği, beş kişiden oluşan Mütevelli Heyetinin üç üyesinin yürütmetarafından belirlenmesi nedeniyle dava konusu kuralla öğretim elemanı kadrolarınınniteliklerine ve dağılımına bilimsel, mali ve idari özerkliğe aykırı olarak merkezîidare tarafından karar verildiği, kurulan sistemle temel tıp bilimlerininöneminin azalacağı, yerini klinik tıp bilimlerinin alacağı, tıp fakültelerindeönceliğin hizmet değil eğitim olması gerektiği, öğretim üyesi ihtiyacı vedağıtımı belirlenirken üniversite özerkliğinin gözetilmesi gerektiği, kuralınbelirsiz olduğu, bu itibarla Sağlık Bakanlığının (Bakanlık) keyfîuygulamalarına neden olabileceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 130.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu119. Üniversitelerin idari özerkliği karar almasüreçlerinde her türlü dış etkiden uzak kalınmasını gerekli kılmaktadır.
120. 2809 sayılı Kanun’un ek 158. maddesinin beşincifıkrasının birinci cümlesi uyarınca Üniversite, sağlık uygulama ve araştırmafaaliyetlerini ancak Bakanlığa bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriylebirlikte kullanım protokolleri yaparak yürütebilecektir. Üniversitenin buprotokolü yapıp yapmama konusunda bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.
121. Dava konusu kural ise Üniversitenin sağlık uygulamave araştırma faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için yapmak zorunda olduğubirlikte kullanım protokolüne bağlı olarak Üniversiteye tahsis edilen öğretimelemanı kadrolarının nitelikleri ve dağılımının, birlikte kullanılan eğitim vearaştırma hastanelerinin eğitim birimlerinin ihtiyacının ve niteliklerinindikkate alınarak Üniversite ve Bakanlıkça müştereken belirlenmesiniöngörmektedir. Bu durumda Bakanlıkla ortak bir karara varılamaması başka birifadeyle Bakanlığın razı olmaması hâlinde Üniversitenin kendisine tahsis edilenkadroların niteliklerini ve dağılımını belirleyebilmesi mümkün olamayacaktır.
122. Üniversitelerin idari özerkliği bunların kadrolarınınniteliklerinin ve dağılımlarının üniversitelerin kendi organları tarafındanbelirlenmesini gerektirmektedir. Kadroların niteliklerinin vedağılımının Üniversite ile Bakanlıkça birlikte belirlenmesinin üniversitelerinidari özerkliğine ilişkin anayasal gerekliliklerle bağdaştığı söylenemez. Öteyandan üniversitelerin özerkliğine ilişkin olarak Anayasa’nın 130. maddesindeyer alan güvenceler tüm üniversiteler yönünden geçerli olup bu güvencelerisağlamayan herhangi bir üniversite modeli Anayasa’ya uygun olmaz. Bakanlık davakonusu kuralla kendisine tanınan yetki sayesinde, Üniversitenin karar almasürecinde belirleyici olacak böylelikle merkezi idare, üniversite üzerindedenetim ve gözetim yetkisini aşan nitelikte bir yetki kullanma imkânına sahipolacaktır. İdari özerkliğe aykırı bu durum aynı zamanda bilimsel özerkliğin de ihlalisonucunu doğuracaktır.
123. Açıklanan nedenlerle kuralAnayasa’nın 130. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Muammer TOPAL, Recai AKYEL, Basri BAĞCI,İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 130. maddesi yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
3. Beşinci Fıkranın Dördüncü ve Beşinci Cümleleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi124. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kurallarlaÜniversite öğretim görevlilerine özgü bir sözleşmeli statünün oluşturulduğubelirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu125. 6216 sayılıKanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128.maddesi yönünden de incelenmiştir.
126. Dava konusu kurallar Üniversite ile Bakanlıkarasında yapılan birlikte kullanım protokolü kapsamında Üniversite öğretimelemanlarına protokole konu hastanelerle sözleşme imzalama yükümlülüğügetirmekte, sözleşmenin feshi veya süresinin sona ermesi hâlinde öğretimelemanının Üniversitenin Bakanlıkla birlikte kullanım protokolü imzaladığıdiğer hastanelerle de yeniden sözleşme yapabilmesini veya Üniversitenin görevlendireceğibirimlerde ve hizmetlerde çalıştırılmasını mümkün kılmaktadır.
127. 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddenin üçüncü fıkrasınagöre birlikte kullanımdaki hastane tarafından üniversitenin tıp fakültesi vediş hekimliği fakültesi öğretim elemanlarıyla ilgili fakülte dekanının görüşüalınarak, yürütülecek hizmetlere ilişkin en fazla üç yıl süreli ayrı ayrısözleşme imzalanabilir. Bu fakültelerin dışındaki üniversite personeli ile derektörün görüşü alınarak sözleşme yapılabilir. Bu itibarla anılan fıkra uyarıncaÜniversitenin Bakanlıkla birlikte kullanım protokolü imzaladığı hastanelerdegörev alan öğretim elemanlarıyla ilgili fakülte dekanının görüşü alınarak,yürütülecek hizmetlere ilişkin en fazla üç yıl süreli ayrı ayrı sözleşmeimzalanacaktır.
128. Ek 9. maddenin söz konusu fıkrasında “…imzalanabilir.”ibaresine yer verilmişken dava konusu dördüncü cümlede “…imzalanır.”denilmek suretiyle öğretim elemanlarına herhangi bir serbestînin tanınmadığıgörülmüştür.
129. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasındamemurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev veyetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlükişlerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınarak çeşitli güvencelere yerverilmiş; 130. maddesinin öğretim elemanlarının YÖK’ün veya üniversitelerinyetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsungörevlerinden uzaklaştırılamayacakları yönündeki yedinci fıkrası ile öğretimelemanlarının görevleri, atanmaları, yükselmeleri ve disiplin işleri gibibirçok hususun kanunla düzenleneceğini belirten dokuzuncu fıkrasıgözetildiğinde öğretim elemanları yönünden diğer kamu görevlilerine nazarandaha güvenceli bir personel rejimi öngörülmüştür (aynı yöndeki karar için bkz.AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 27). Bu durum aynı zamanda bilimselözerkliğin de bir gereğidir.
130. Hukuk devletinin gereği olarakyukarıda belirtilen hususlarda öğretim elemanlarına ilişkin olarak kanunlayapılacak düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devletegüven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunuzedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98,4/5/2017, §§ 153, 154).
131. Kuralla, Üniversite öğretim elemanları kendiüniversitelerinden başka bir kamu idaresiyle (merkezî idare) sözleşme yapmayamecbur kılınmış olup böylelikle ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması hasebiylemerkezi idare hiyerarşisine dâhil olmayan üniversitenin personeli olan öğretimelemanları merkezî idare hiyerarşisine dâhil edilmiştir. Bu durumun bilimselözerklikle bağdaşmadığı açıktır.
132. Diğer yandan hastane ile öğretim elemanınınimzalayacağı sözleşmeye ilişkin olarak ek 9. maddenin üçüncü fıkrasında enfazla üç yıl süreyle sözleşme imzalanacağı, sözleşmenin içeriğinde de sunulacakhizmetin niteliği, performans hedefleri ve süresinin yer alacağı hüküm altınaalınmış bunun dışında ayrıca bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu itibarla öğretimelemanlarının hastanede yürütecekleri görevle ilgili kanunla yeterli düzeydebelirliliğin ve öngörülebilirliğin sağlandığından da söz edilemez.
133. Öte yandan dava konusu beşinci cümleyle sözleşmeninfeshi veya süresinin sona ermesi hâlinde öğretim elemanının ÜniversiteninBakanlıkla birlikte kullanım protokolü imzaladığı diğer hastanelerle de yenidensözleşme yapabileceği veya Üniversitenin görevlendireceği birimlerde vehizmetlerde çalıştırılacağı öngörülmüş olmakla birlikte anılan sözleşmeninhangi hâllerde feshedilebileceğine dair yasal belirlilik de sağlanmamıştır.
134. Açıklanan nedenlerle kurallarAnayasa’nın 128. ve 130. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Muammer TOPAL, Recai AKYEL, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN veMuhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğuileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 130. maddesi yönünden yapılan değerlendirmelerkapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıcabir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
E. Kanun’un 26. Maddesiyle 3194 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 9.Maddenin Üçüncü ve Dördüncü Fıkraların İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
135. 3194 sayılı Kanun’un “Elektronik haberleşmealtyapılarında yapı ruhsatı alınması” başlıklı ek 9. maddesi ile devletin hüküm ve tasarrufu altındakiyerler ile umumi hizmet alanları gibi kamu hizmetine tahsis edilmiş tümalanların yanı sıra kamu veya özel mülkiyete tabi arsa ve araziler ile yapı vebinalarda yapılacak elektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus tümkule ve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapı unsurları için ruhsat ve izinsüreçleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda kule ve direk yüksekliği ve bunların yapıve binalarda bulunup bulunmamasına göre ayrım yapılarak farklı usulleröngörülmüştür.
136. Anılan maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göreon beş metreden yüksek kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu alt yapıunsurları 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarında alan fonksiyonu sınırlamasıolmaksızın ve herhangi bir bedel, ücret ve harç alınmaksızın gösterilecektir.Bunlar için ruhsat alınacak ancak ruhsat başvurularında yatay ve dikey görünüşüihtiva eden kroki ile statik ve elektrik projeleri dışında herhangi bir projeveya belge istenmeyecektir. Bu kule veya direkler ile kurulumu bunlarlabirlikte yapılacak elektronik haberleşme cihazlarına ait bulunduğu konteyner,kabin, kabinet ve benzeri altyapı unsurları için tek ruhsat düzenlenecektir.Ruhsat başvurusuna malik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılankiralamaya veya kullanıma ilişkin belge de eklenecektir. Böylelikle 15 metredenyüksek kule ve direkler için diğer yapılara göre ruhsat alma usulünün kolaylaştırıldığıanlaşılmıştır.
137. Maddenin dava konusu üçüncü fıkrasında on beşmetreden fazla olmayan elektronik haberleşme istasyonlarıyla ilgili kule vedirekler ile bunlara ilişkin altyapı, dava konusu dördüncü fıkrasında ise yapıve binalardaki kule ve direkler ile bunlara ilişkin alt yapı unsurlarıylailgili düzenlemelere yer verilmiştir.
138. Dava konusu üçüncü fıkrada devletin hüküm vetasarrufu altındaki yerler ile umumi hizmet alanları gibi kamu hizmetine tahsisedilmiş tüm alanların yanı sıra kamu veya özel mülkiyete tabi arsa vearazilerde 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarında gösterilmeyen veyüksekliği on beş metreden fazla olmayan elektronik haberleşme istasyonlarınınkurulumu için gerekli kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu alt yapı unsurlarıiçin statik bakımından sakınca olmadığına dair inşaat mühendislerincehazırlanacak raporun sunulması, fennî mesuliyetin üstlenilmesi, malik ya datasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veya kullanımailişkin belgenin sunulması, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK)ilgili mevzuatında belirlenen gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılmasıile yer seçim belgesinin alınmış olması kaydıyla başkaca bir şart aranmaksızınilgili idarelerce izin verileceği öngörülmüştür. Bu itibarla kuralda anılanşartların yerine getirilmesi hâlinde bu istasyonların yapı ruhsatı ve yapıkullanma izni alınmaksızın ilgili idarenin vereceği izinle kurulabilmesineimkân tanınmıştır.
139. Dava konusu dördüncü fıkrada ise yapı ve binalardakidireklerle bunlara ilişkin altyapı unsurlarının kurulup işletilebilmesineilişkin şartlara yer verilmiştir. Kurala göre bu kule ve direkler on metredenyüksek olmamak ve statik ve elektrik bakımından sakınca olmadığına dair inşaatve elektrik/elektronik mühendislerince hazırlanacak rapor ile bu meslekmensuplarınca fennî mesuliyetin üstlenildiğine dair taahhütnamenin verilmesi vemalik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veyakullanıma ilişkin belgenin sunulması kaydıyla başkaca bir şart aranmaksızınilgili idarece kurulmalarına izin verilecektir.
140. Dava konusu kuralların kule, direk ve zorunlualtyapı unsurlarıyla ilgili olmaları nedeniyle sabit elektronik haberleşmeistasyonlarına ilişkin olduğu, mobil istasyonları kapsamadığı anlaşılmıştır.
141. Söz konusu Kanun’un 5. maddesinde ilgili idare,belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye, dışında valilik olaraktanımlanmıştır. Buna göre elektronik haberleşme istasyonlarının bulunduğu yeregöre izin verme yetkisi belediyelere veya valiliklere ait olacaktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
142. Dava dilekçesinde özetle; sağlıklı bir çevredeyaşama hakkının imar planı ve yapı ruhsatının düzenlenmesiyle sağlanabileceği,şehir içindeki kule ve direklerin estetikten uzak olduğu, dava konusukurallarla elektronik haberleşme faaliyetlerinin sosyal gereklere uygunyürütülmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınmasına engel olunduğu, haberleşmeözgürlüğünün genel sağlık gerekçesiyle sınırlanabileceği, kurallarda kamuyararının bulunmadığı, kuralların Anayasa Mahkemesince iptal edilendüzenlemeyle benzer nitelikte olduğu ve uluslararası anlaşmalarla bağdaşmadığı,bu suretle devletin gözetim ve denetim görevinin yerine getirilemeyeceğibelirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 6., 17., 48., 56., 90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Üçüncü Fıkra143. Anayasa'nın 5. maddesinde “Devletin temel amaç vegörevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilmektedir.
144. Anayasa'nın anılan maddesiyle kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi devlete verilirken Anayasa’nın56. maddesiyle de herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahipolduğu belirtilerek bu hakkı korumanın yine devletin ve vatandaşların ödeviolduğu vurgulanmaktadır. 56. maddeye göre çevrenin bireylerin beden ve ruhsağlığı içinde yaşamını sürdürebilecek biçimde korunması ve geliştirilmesi,bunu sağlamak üzere devletin gerekli tedbirleri alması gerekmektedir (Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 47). 56. maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzeredevletin bu konuda gerekli mevzuat altyapısını oluşturmasının yanı sıra gözetimve denetim görevini de etkin biçimde yerine getirmesi gerekmektedir.
145. İmar mevzuatıyla getirilen düzenlemeler, diğer amaçlarınyanı sıra Anayasa’nın 5. ve 56. maddeleri uyarınca devlete verilen görevlerinyaşama geçirilmesiyle de ilgilidir. Bu görevlerin yerine getirilmesi, belirlibir plan ve program çerçevesinde yapılacak gözetim ve denetimlegerçekleştirilebilir. Anayasa'da yer alan sağlıklı ve dengeli çevrekavramına doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiğiher türlü kirlenmenin önlendiği bir çevre kadar belirli bir plan ve programagöre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur.
146. Çevreye yönelik müdahalelerin genellikle özelteşebbüsün faaliyetleri çerçevesinde gündeme geldiği gözetildiğinde çevreninkorunmasına ve geliştirilmesine yönelik düzenlemelerin Anayasa’nın 48.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen “Devlet, özel teşebbüslerin millîekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik vekararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” kuralı dadikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Söz konusu hüküm aynı zamanda ilgilifaaliyete ilişkin kamusal menfaat ile bireyin maddi ve manevi varlığınınkorunması ve geliştirilmesine ve haberleşme özgürlüğüne ilişkin menfaatarasında gözetilmesi gereken dengeyi de vurgulamaktadır (benzer yönde bkz. HüseyinTunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 48).
147. Elektronik haberleşme hizmetininkurulması ve işletilmesi faaliyetlerinin milli ekonominin gereklerine ve sosyalamaçlara uygun olmadığı söylenemez. Nitekim ek9. maddenin gerekçesinde “Elektronik haberleşme hizmetinin sekteye uğraması;kamu güvenliğine dair ihtiyaçlar, acil durum ve afet durumlarına dair eylemplanlarına dair yükümlülükler, kamu düzeni, kamu sağlığı ve milli güvenlikaçısından ciddi tehlikeler doğurmakta, kamunun vatandaşlara elektronik ortamdaverdiği hizmetleri de aksatmakta ve bu nedenle kamu hizmetlerininsürdürülmesinde bazı sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu durum mobilişletmecilerin kapsama ve hizmet kalitesi gibi yükümlülüklerini yerinegetirmesine engel teşkil etmektedir.” denilmek suretiyle elektronikhaberleşme hizmetinin önemi ifade edilmiştir.
148. Günümüzde elektronik haberleşmeninsadece Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme özgürlüğüyle ilgiliolmaktan çıkıp eğitim, sağlık, güvenlik,çalışma, temel ihtiyaçların karşılanması gibi konularda pek çok hak ve özgürlükleilgili zorunlu bir araç hâline gelmiş olması, haberleşme altyapısınıngeliştirilmesi yoluyla haberleşme hizmetlerinin sürdürülebilirliğininsağlanmasındaki yüksek kamu yararına işaret etmektedir.
149. Söz konusu kamu yararının en yüksek düzeydegerçekleştirilebilmesine yönelik olarak dava konusu kuralla imar mevzuatıbakımından elektronik haberleşme istasyonlarına yönelik bazı istisnalarıntanındığı görülmektedir. Ancak tanınan bu istisnaların imar hukukundadenetimsiz bir alan oluşturmaması ve devletin bu konudaki gözetim ve denetimgörevinin yerine getirilmesini engellememesi gerekir (AYM, E.2006/129,K.2009/121, 1/10/2009).
150. Bu kapsamda ek 9. maddenin dava konusu üçüncüfıkrasında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile umumi hizmetalanları gibi kamu hizmetine tahsis edilmiş tüm alanlar ile kamu veya özelmülkiyete tabi arsa ve arazilerde 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarındagösterilmeyen ve yüksekliği on beş metreden fazla olmayan elektronik haberleşmeistasyonlarının kurulumu için gerekli kule ve direkler ile bunlara ait zorunlualtyapı unsurları için bazı şartların sağlanması hâlinde yapı ruhsatı ve yapıkullanma izni olmaksızın ilgili idaresince izin verileceği hüküm altınaalınmıştır. Bu imkândan yararlanmak için sağlanması gereken şartlar statikbakımından sakınca olmadığına dair inşaat mühendislerince hazırlanacak raporunsunulması, fennî mesuliyetin üstlenilmesi, malik ya da tasarruf sahibi ileişletmeci arasında yapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkin belgenin sunulmasıve BTK’nın ilgili mevzuatında belirlenen gerekli ve yeterli koruma mesafesininbırakılması ile yer seçim belgesinin alınmış olmasıdır. Bu şartların sağlık,imar mevzuatı bakımından yapı güvenliği ile kent ve yapı estetiği ve mülkiyethakkına yönelik olduğu görülmüştür.
151. Elektronik haberleşme istasyonlarının yaydığıelektromanyetik dalganın çevre ve insan sağlığı üzerinde meydana getirebileceğietkileri en aza indirgemek, böylelikle canlı sağlığını korumak amacıylaelektronik haberleşme istasyonlarının kurulacağı yerler ile yaşam alanlarıarasında gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılması da şartlar arasındasayılmıştır. Söz konusu mesafe, 21/4/2011 tarihli ve 27912 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazları Güvenlik SertifikasıYönetmeliği’nde ulusal ve uluslararası standartlara göre belirlenmiş olupistasyonlar kurulmadan önce bu gerekliliğin sağlandığını göstermek üzeregüvenlik sertifikası verilmekte, kurulup faaliyete geçtikten sonra da anılanYönetmelik hükümlerine göre denetime tabi tutulmaktadır. Bu suretleelektromanyetik dalgaların canlı sağlığı üzerindeki etkileri zarar vermeyecekseviyede tutulmaya çalışılmaktadır.
152. Elektronik haberleşme cihazları için BTK tarafındanverilen izin, sabit elektronik haberleşme cihazlarının kurulabilmesi içinverilen izni ifade etmektedir. Söz konusu cihazlar, BTK tarafından verilensistem kurma izinlerinde belirtilen bölgelerde ve sayıda kurulmaktadır.Güvenlik sertifikası ise elektronik haberleşme cihazlarından yayılanelektromanyetik dalganın çevre ve insan sağlığı üzerinde meydana getirebileceğietkileri en aza indirgemek amacıyla belirlenen elektromanyetik alan şiddetilimit değerlerinin aşılmadığı mesafe gözetilerek bu mesafeye göre kurulancihazlara verilmektedir.
153. BTK tarafından çıkarılan yönetmeliklerle de sabittelekomünikasyon cihazlarının kurulması ve işletilmesi esnasında ortamda oluşanelektromanyetik alan şiddetinin limit değerlere uygunluğunun belirlenmesi,ölçüm yöntemleri ve denetlenmesi ile ilgili esaslar belirlenmiş; konuya ilişkinayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir.
154. Sabit elektronik haberleşme cihazlarınınkurulabilmesi için BTK tarafından verilmesi gerekli olan izin, ruhsat vesertifikaların söz konusu cihazların kurulumunun yanı sıra elektromanyetikdalgaların insan sağlığı bakımından ortaya çıkaracağı zararların önlenmesineyönelik olup imar mevzuatı yönünden gerekli olan izin ve ruhsatların alınmazorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu itibarla BTK tarafından farklıamaçlara yönelik olarak verilen izin, ruhsat veya sertifikaya sahip olunmasıimar mevzuatına göre alınması zorunlu olan yapı ruhsatı ve yapı kullanmaizninden muaf tutulmayı haklı kılmaz.
155. Statik bakımından sakınca olmadığına dair inşaatmühendislerince hazırlanacak raporun sunulması ve fennî mesuliyetinüstlenilmesi yapının güvenli olduğunu ortaya koymakta ve bu konudakimesuliyetin meslek mensuplarınca üstlenilmesini sağlamaktadır.
156. Koşullardan bir diğeri olan yer seçim belgesi 3/7/2005tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının(r) bendinde belediye mücavir alan sınırları içinde 5/11/2008 tarihli ve 5809sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırmave Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda tesis edilecekelektronik haberleşme istasyonlarına kent ve yapı estetiği ile elektronikhaberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak ücret karşılığında verilmesibelediyelerin yetki ve imtiyazları arasında sayılmış bir belgedir. Bu belge ilekurulacak istasyonların kent ve yapı estetiği bakımından denetlenmesisağlanmaktadır.
157. Malik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasındayapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkin belgenin sunulması suretiyle mülksahiplerinin mülkiyet hakkından doğan çıkarlarının korunması amaçlanmıştır.
158. Anılan şartların sağlanması hâlinde on beş metredenyüksek olmayan kule, direk ve bunlara ait zorunlu altyapı istasyonlarının kuruluşunabaşkaca bir şart aranmaksızın ilgili idarenin izin vereceği hüküm altınaalınmıştır. Başkaca bir şart aranmayacağı için bu istasyonların kurulabilmesive kullanılabilmesi için yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni istenmeyecektir.
159. Söz konusu şartların sağlanmasından sonra ilgiliidarece izin verilecek olması denetim imkânı sağlamaktadır. İzin sürecindeilgili idarenin güvenlik sertifikasının bulunup bulunmadığını, inşaatmühendislerince sunulan rapor üzerinden yapı güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığını,istasyonun yer seçim belgesinde gösterilen yerde kurulup kurulmadığını,maliklerle yapılmış kiralama veya kullanım sözleşmesinin bulunup bulunmadığınıdenetleme ve bir eksiklik durumunda izin vermeme yetkisi bulunmaktadır.
160. Bu itibarla kuralla imar mevzuatı bakımındanistisnai yapılardan olan yüksekliği on beş metreden fazla olmayan elektronikhaberleşme istasyonlarının kurulabilmesi için getirilen sağlık, yapı güvenliği,kent ve yapı estetiği ve mülkiyet hakkına ilişkin şartlarla denetime tabi biralanın oluşturulduğu, elektronik haberleşme altyapısının geliştirilmesiamacıyla imar mevzuatının ve ilgili diğer mevzuatın amaçları arasında makul birdengenin kurulduğu anlaşıldığından kuralın devletin gözetim ve denetimfonksiyonunu engellediği söylenemez.
161. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5. ve 56.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 17. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5.ve 56. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 48., 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b. Dördüncü Fıkra162. Dava konusu kuralda yapı ve binalardaki direklerlebunlara ilişkin altyapı unsurlarının kurulup işletilebilmesine ilişkin şartlarayer verilmiştir.
163. Kurala göre bu kule ve direkler on metreden yüksekolamayacak ve statik ve elektrik bakımından sakınca olmadığına dair inşaat veelektrik/elektronik mühendislerince hazırlanacak rapor ile bu meslekmensuplarınca fennî mesuliyetin üstlenildiğine dair taahhütname verilmek vemalik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veyakullanıma ilişkin belgenin sunulması kaydıyla başkaca bir şart aranmaksızınilgili idarece kurulmalarına izin verilecektir. Anılan şartlardan sonra “başkacabir şart aranmaksızın” denilmek suretiyle bu şartların sağlanması hâlindeilgili idarelerce izin verileceği hüküm altına alınmakla, bu idareler eliyledevletin gözetim ve denetim görevinin sadece bu şartların sağlanmasıyla sınırlıolarak yerine getirileceği düzenlenmiştir.
164. 3194 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin üçüncüfıkrasında yer alan gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılması ve yerseçim belgesinin alınmış olması şartları kurala konu yapı ve binalardayapılacak kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapı unsurlarındaaranmamıştır. Bu itibarla kurala konu yapı ve binalarda güvenlik sertifikasıalınmaksızın ve yer seçim belgesi olmaksızın kule ve direkler ile bunlara aitzorunlu altyapı unsurlarının inşa edilebileceği ve kullanılabileceği anlaşılmaktadır.Bu hâliyle kuralın üçüncü fıkranın Anayasa’ya uygunluk kısmında ifade edilengerek canlı sağlığına gerekse kent ve yapı estetiğine yönelik devletin gözetimve denetim görevini yerine getirmesi bakımından yeterli güvence sağladığısöylenemez.
165. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5. ve 56.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 17. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5.ve 56. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 6., 48., 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F. Kanun’un 27. Maddesiyle 3194 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici24. Maddenin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ‘…izin veya…’’İbaresinin, Üçüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinin ve Dördüncü Fıkrasınınİncelenmesi1.İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…izin veya…’’ İbaresi ileÜçüncü Fıkranın Birinci Cümlesia. İptal Talebinin Gerekçesi166. Dava dilekçesinde özetle, 3194 sayılı Kanun’un ek 9.maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın2., 5., 6., 17., 48., 56., 90. ve 153. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunui. İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “…izin veya…’’İbaresi167. 3194 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle elektronikhaberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus tüm kule ve direkler ile bunlaraait zorunlu altyapı unsurları için ruhsat ve izin süreçleri düzenlenmiş, bumaddenin yürürlük tarihinden önce yapılan kule ve direkler ile zorunlu altyapıunsurlarının imar durumuna ilişkin olarak da geçici 24. maddede düzenlemeleryapılmıştır. Bu suretle özel düzenlemenin bulunmadığı dönemlerde yapılmış kuleve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapı unsurları için belirlistandartların getirildiği görülmektedir.
168. Anılan maddenin birinci fıkrasında on beş metredenbüyük kule ve direklerle bunlara ait altyapı unsurlarının 1/1.000 ölçekliuygulama imar planlarına işlenmesine ilişkin süre ve şartlara yer verilmiştir.
169. Maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde isebazı şartların sağlanması hâlinde ek 9. maddenin yürürlüğe girmesinden öncedenyapılmış kule ve direkler ile bunların altyapı unsurlarına izin veya ruhsatverilmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan “…izinveya…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu imkândan yararlanılabilmesiiçin elektronik haberleşme istasyonunu ilk kuran işletmeci tarafından bir yıliçinde müracaat dilekçesi ibraz edilmek ve üç yıl içinde gerekli belgelertamamlanmak şartıyla statik bakımından uygun olduğuna dair inşaatmühendislerince hazırlanacak raporun, BTK tarafından düzenlenen güvenliksertifikasının veya güvenlik sertifikasına tabi olmayanlar için radyolinkfrekansı tahsis edildiğine ilişkin kullanım hakkı yetki belgesinin ve elektrikaboneliği veya ilgili tarihi tevsik edici bir belgenin idareye sunulması, sözkonusu kule ve direklerin statik/betonarme fennî mesuliyetinin üstlenilmesi ek9. maddenin beşinci fıkrasında yer alan yöntem ile hesaplanan bedelin ödenmesigerekmektedir. Bu şartlara bağlı olarak kule ve direkler ile bunların altyapı unsurlarıbakımından izin veya ruhsat verilmiş sayılacaktır. Ancak geçici 24. maddeninüçüncü fıkrasında 2/7/2004 ile 1/10/2009 tarihleri arasında kurulmuş olanelektronik haberleşme istasyonlarının kule ve direkleri bakımından özel birdüzenleme öngörülmüş olup bu kule ve direkler dava konusu kuralın dışındatutulmuştur.
170. Kuralla ek 9. maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenönce kurulmuş ve hâlihazırda aktif olan elektronik haberleşme istasyonları yapıunsurlarının da kural çerçevesinde imar mevzuatına göre ruhsatlandırarak 3194sayılı Kanun’un kapsamına alınması ve dolayısıyla hem imar hukuku hem dehaberleşmenin devamlılığı yönünden kamu yararının sağlanmasının amaçlandığıanlaşılmaktadır.
171. İkinci fıkrada herhangi bir ayrım yapılmaksızınbütün yapı unsurları aynı şartlara tabi tutulmuştur. Ancak ek 9. maddede kuleve direklerin yüksekliklerine ve yapı üzerinde bulunup bulunmamalarına göreayrım yapılarak ruhsat ve izin şartlarının düzenlendiği görülmüştür. Ek 9.maddede on beş metreden yüksek kule ve direkler ile bunlara ait zorunlu altyapıunsurlarının ruhsat başvurularında yatay ve dikey görünüşü içeren kroki ilestatik ve elektrik projeleri dışında herhangi bir proje veya belgeninistenmeyeceği, başvuruya malik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasındayapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkin belgenin ekleneceği hüküm altınaalınmıştır. On beş metreden fazla olmayan kule ve direkler ile bunlara aitzorunlu altyapı unsurları için statik bakımından sakınca olmadığına dair inşaatmühendislerince hazırlanacak raporun sunulması, fennî mesuliyetin üstlenilmesi,malik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veyakullanıma ilişkin belgenin sunulması ve BTK’nın ilgili mevzuatında belirlenengerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılması ile yer seçim belgesininalınmış olması şartlarının sağlanmasıyla ilgili idarelerce izin verileceğiöngörülmüştür. Yine aynı maddeye göre yapı ve binalarda kule ve direkler ilebunlara ait zorunlu altyapı unsurları için yüksekliği on metreden az olmak,statik ve elektrik bakımından sakınca olmadığına dair inşaat veelektrik/elektronik mühendislerince hazırlanacak rapor ile bu meslekmensuplarınca fennî mesuliyetin üstlenildiğine dair taahhütname verilmek vemalik ya da tasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya veyakullanıma ilişkin belgenin sunulması şartları sağlandığında ilgili idarece izinverilecektir.
172. Kural ile anılan madde hükmü karşılaştırıldığındakuralın esas itibarıyla ek 9. maddeyle öngörülen şartlardan ikisi hariçdiğerlerinin varlığı şartının aranmaya devam edildiği anlaşılmıştır. Bubağlamda ek 9. maddede bulunan şartlardan malik ya da tasarruf sahibi ileişletmeci arasında yapılan kiralamaya veya kullanıma ilişkin belgenin sunulmasıile yer seçim belgesinin alınmış olması şartlarına kuralda yer verilmemiştir.Söz konusu yapı unsurların öteden beri kullanılmakta olduklarından malik ya datasarruf sahibi ile işletmeci arasında yapılan kiralamaya ya da kullanımailişkin belgenin sunulmasının gerekli olmadığı ortadadır.
173. Buna karşılık geçmişte yapılmış haberleşmeistasyonlarının yer seçim belgesi temin edilmeden yapılması, bu durumun idaretarafından tespit edilmemiş olması ya da tespit edilmesine karşın yıkım kararıalınmaması veya uygulanmaması mümkündür. Nitekim kuralın da yer aldığı maddenindördüncü fıkrasında geçmişte alınan yıkım kararlarının uygulanmayacağınınöngörülmesi de bu hususa işaret etmektedir. Bu itibarla kuralla yer seçimbelgesi veya onun yerine ikame edilebilecek bir belgenin sunulması şartınınöngörülmemesi geçmişte yapılmış haberleşme istasyonlarının kent ve yapıestetiği bakımından denetlenmesini imkânsız kılmaktadır.
174. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5. ve 56.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 56.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kural Anayasa’nın 5. ve 56. maddelerine aykırı görülerekiptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 6., 17., 48., 90. ve 153. maddeleriyönünden incelenmemiştir.
ii. Üçüncü Fıkranın Birinci Cümlesi175. Haberleşme istasyonlarına ilişkin özel imardüzenlemesi getiren 4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve TelefonKanunu’nun ek 35. maddesi Anayasa Mahkemesinin 1/10/2009tarihli ve E.2006/129, K.2009/121 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.Anılan maddenin yürürlük tarihi ise 2/7/2004’tür. Kural uyarınca maddeninyürürlüğe girdiği tarih ile anılan iptal kararı tarihi olan 1/10/2009 tarihleriarasındaki dönemde kurulmuş olan elektronik haberleşme istasyonlarınınkurulumuna mahsus yapılmış kule ve direkler için izin ve ruhsat aranmayacaktır.
176. Geçici 24. maddenin ikinci fıkrasıyla getirilenyükümlülüklerin yanı sıra yer seçim belgesi sunma şartının da gerekligörülmediği ve Anayasa’ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi tarafından kararabağlanmış hükme göre anılan dönemde yapılmış haberleşme istasyonlarına ilişkinyapı unsurları için izin ve ruhsat aranmayacağına ilişkin kuralın gerek canlısağlığına gerekse kent ve yapı estetiğine yönelik devletin gözetim ve denetimgörevini yerine getirmesi bakımından yeterli güvence sağladığı söylenemez.
177. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5. ve 56.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 17. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5.ve 56. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural Anayasa’nın 5. ve 56. maddelerine aykırı görülerekiptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 6., 48., 90. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
2.Dördüncü Fıkraa. Anlam ve Kapsam178. 3194 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle elektronikhaberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus tüm kule ve direkler ile bunlara aitzorunlu altyapı unsurları için ruhsat ve izin süreçleri düzenlenmiş, davakonusu kuralla bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olanelektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus kule ve direkler için3194 sayılı Kanun’un 32. ve 42. maddeleri uyarınca alınmış bulunan tüm idariyaptırım kararlarının iptal edilmiş sayılacağı, yıkım kararlarınınuygulanmayacağı, idari para cezalarının tahsil edilmeyeceği, ancak ödenmiş olanidari para cezalarının iade edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
179. Anılan Kanun’un “Ruhsatsız veya ruhsat veeklerine aykırı olarak başlanan yapılar” başlıklı 32. maddesinde ruhsatalınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine veya ruhsat alınmadanyapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapıyapıldığının tespiti durumunda yapının mühürlenerek inşaatın derhâldurdurulacağı hüküm altına alınmıştır. Yapı sahibinin en çok bir ay içindeaykırılığı gidererek mührün kaldırılmasını istemesi ve mührün kaldırılmasımümkündür. Aksi taktirde ruhsat iptal ettirilerek yapı yıktırılacak ve masrafıyapı sahibinden tahsil edilecektir. Belirli süreler içinde yıkım kararıalınmayan veya yıktırılmayan yapıların Çevre, Şehircilik ve İklim DeğişikliğiBakanlığınca yıkılması veya yıktırılması da mümkündür.
180. Kanun’un “İdari müeyyideler” başlıklı 42.maddesinin birinci fıkrasında bu maddede belirtilen ve imar mevzuatınaaykırılık teşkil eden fiil ve hâllerin tespiti hâlinde belirtilen idariyaptırımların uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan maddede farklı fiilve hâllere ilişkin cezalar belirlenmiş olup bunlardan bir kısmı elektronikhaberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus tüm kule ve direkler ile bunlaraait zorunlu altyapı unsurlarıyla ilgilidir. Buna göre ruhsat alınmaksızın veyaruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere ve imar mevzuatına aykırı olarak yapılanyapılar için yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna,niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetinitehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre yapının inşaat alanınınhesaplanabilmesi veya hesaplanamamasına göre farklı miktarlarda idari paracezaları öngörülmüştür. Madde gereğince Kanun’un değişik maddelerindedüzenlenen yükümlülüklere aykırı davranılması, sonradan can ve mal emniyetineaykırı gelen yapılarla ilgili tedbirlerin alınmaması hâllerinde de idari paracezası kesilecektir. Ayrıca yetki belgeli yapı müteahhidi olmaksızın başlanılanyapının ruhsatı iptal edilerek yapı mühürlenecektir.
181. Bu itibarla dava konusu kural kapsamında bulunan elektronikhaberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus tüm kule ve direkler ile bunlaraait zorunlu altyapı unsurlarına ilişkin olarak uygulanabilecek yaptırımlarınruhsatın iptali, yapının yıkılması/yıktırılması ve idari para cezaları olduğuanlaşılmaktadır. Kural gereğince yaptırım kararları iptal edilmiş sayılacak,yıkım kararları uygulanmayacak ve tahsil edilmemiş idari para cezalarınıntahsilinden vazgeçilecek, tahsil edilmiş idari para cezaları ise iadeedilmeyecektir.
b. İptal Talebinin Gerekçesi182. Dava dilekçesinde özetle; davakonusu kuralla daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukukisonuçların ortadan kaldırılmasının öngörülmesinin hukuki güvenlik ilkesiylebağdaşmadığı, idari yaptırımların yargıkararıyla iptal edilebileceği, kanunla iptal edilemeyeceği, belirli kişilerlehine idari yaptırım kararlarının iptalinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu,devletin gözetim ve denetim görevini işlevsizleştirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nınBaşlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 10., 17., 35., 48., 56., 90. ve 153.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunui. Fıkrada Yer Alan “…tüm idari yaptırımkararları iptal edilmiş sayılır ve yıkım kararları uygulanmaz,…”Bölümü183. 3194 sayılı Kanun’un 32. maddesinde mevzuata aykırıyapı yapıldığının tespiti hâlinde yapının mühürlenerek inşaatın durdurulacağı,aykırılığın belirli bir süre içinde giderilmemesi hâlinde de ruhsat iptalettirilerek yapının yıktırılacağı hüküm altına alınmıştır. 42. maddede ise paracezalarının dışında belirli hâllerde yapı müteahhidinin yetki belgesinin iptaledileceği, yetki belgeli yapı müteahhidi olmaksızın başlanan yapının ruhsatınıniptal edileceği ve yapının mühürleneceği öngörülmüştür.
184. Bu yaptırımlar idari para cezalarından farklı olarakhukuka aykırı bir davranışı cezalandırma amacından çok hukuka aykırı durumudavranış öncesi duruma getirmeyi hedeflemektedir. Dava konusu kural bağlamında ek9. maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan elektronik haberleşmeistasyonlarının kurulumuna mahsus kule ve direklerin ruhsatının iptal edilmesive yıkılması, yetki belgesi olmayan müteahhidin yapı yapmasının engellenmesi buyapıların insan sağlığı ve çevreye olan olumsuz etkilerini giderecekyöntemlerdir.
185. Her ne kadar geçici 24. maddenin ikinci fıkrasınınbirinci cümlesinde ek 9. maddenin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış kule vedirekler ile bunların altyapı unsurlarına ilişkin belirli yükümlülükler getirilmiştir.Dolayısıyla mevzuata aykırılıklar giderilmek istenmişse de yer seçim belgesitemin edilmesi şartının öngörülmemesi nedeniyle anılan cümlede yer alan “…izinveya…” ibaresinin iptaline karar verilmiş olup anılan ibarenin Anayasa’yauygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden degeçerlidir. Bu itibarla kuralın insan sağlığı ve çevrenin korunması bakımındandevletin yükümlülüklerini yerine getirmesine uygun olduğu söylenemez.
186. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 5. ve 56.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 17. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5.ve 56. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 5. ve 56. maddelerine aykırıgörülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 10.,35., 48., 90. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
ii. Fıkranın Kalan Kısmı187. Kural öncesinde elektronik haberleşmeistasyonlarının kurulumuna mahsus kule ve direkler için kendilerinden idaripara cezası tahsil edilenler ile idari para cezası uygulanmasına karşın kuralgereğince bu cezaların tahsilinden vazgeçilenlerin eşitlik ilkesi yönündenkarşılaştırılmasında Anayasa'nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzerdurumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespitedilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılıkgözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra farklı muameleninobjektif ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve nihayetinde objektif vemakul bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı muamelenin ölçülü olup olmadığıhususları irdelenmelidir.
188. Elektronik haberleşme istasyonu kuranlar arasındatahsil edilemeyen idari para cezalarının yükümlüleriyle anılan ceza kendisindentahsil edilmiş olanların karşılaştırma yapmak bakımından benzer durumda oldukları görülmektedir. Öteyandan yalnızca tahsil edilemeyen idari para cezalarının iptalinin öngörülmesisuretiyle tahsil edilemeyen idari para cezalarının yükümlüleri ile cezasıkendisinden tahsil edilmiş olanlar arasında ilki lehine farklı bir durumunoluşturulduğu açıktır.
189. Eşitlik ilkesinin gereği olarak aynı veya benzerdurumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin birayrıcalık tanınması niteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temeledayanması ve ölçülü olması gerekir.
190. 3194 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle haberleşmeistasyonlarına ilişkin yapı unsurları için kolaylaştırılmış özel imardüzenlemeleri yapılmış, böylelikle bir yandan bu yapıların kurulumuna ilişkinyükümlülükler güncellenmiş, diğer yandan yerine getirilmesi mümkün olmayanyükümlülükler nedeniyle idari para cezası kesilmesinin önüne geçilmekistenmiştir. Bununla uyumlu olarak dava konusu kuralla geçmişte uygulanmış ancakhenüz tahsil edilmemiş para cezalarının tahsilinden vazgeçilmiştir.
191. İmara ilişkin özel bir alana yönelik özeldüzenlemeler getirilirken daha önce uygulanmış idari para cezalarının tahsiledilip edilmeyeceği anayasal kural ve ilkelere aykırı olmamak kaydıyla kanunkoyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Kanun koyucu ortaya çıkan sorunlarıgidermek üzere elektronik haberleşme istasyonlarının yapı unsurları bakımından yenibir hukuki durum öngörmüştür. Dolayısıyla sorunların doğduğu ve özel düzenlemeboşluğu bulunan bir alanda sorunları çözmeye yönelik yapılan düzenlemelerin biryandan uygulanmamış yaptırımları ortadan kaldırmasının diğer yandan uygulanmışyaptırımlar bakımından sona ermiş hukuki ilişkiler üzerinde sonuçdoğurmamasının makul olmadığı ve nesnel bir temele dayanmadığı söylenemez.
192. Kuralın haberleşme istasyonu kurma yetkisine sahipsınırlı sayıda muhatapla ilgili olduğu, bunların geçmiş dönemde yaptırımuygulanması/uygulanmaması bakımından benzer durumda bulundukları dikkatealındığında bu yönden de eşitlik ilkesine aykırılığın söz konusu olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
193. Ayrıca kural geçmişte belirli bir döneme özgü ve odöneme ilişkin uyuşmazlıklara uygulanabilecek geçici bir madde kapsamındadüzenlenmiş olup kuralla tahsil edilen ve edilemeyen idari para cezalarıarasında yapılan ayrım geçici nitelik taşımaktadır.
194. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10. maddesineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 17.,35., 48., 56., 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
G. Kanun’un 28. Maddesiyle 3359 Sayılı Kanun’un Ek 9. MaddesininDokuzuncu Fıkrasına Eklenen İkinci Cümlenin İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
195. 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde sağlıkta insan gücü, mali kaynak, fiziki donanım, bina, tıbbicihaz ve diğer kaynakların birlikte kullanımına ilişkin düzenleme yapılmıştır.Anılan maddenin birinci fıkrasında birlikte kullanımın Türkiye Kamu HastaneleriKurumuna bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin tıp ve diş hekimliğialanında lisans ve uzmanlık eğitimi veren kurumları arasında söz konusuolabileceği hüküm altına alınmıştır.
196. Maddenin ikinci fıkrası gereğince birliktekullanılacak sağlık tesisleri için Bakanlıkve YÖK Başkanlığının uygun görüşü alınarak Türkiye Kamu Hastaneleri KurumuBaşkanı ile üniversite rektörü arasında birlikte kullanım protokolüakdedilecektir.
197. Üçüncü fıkra uyarınca tıp fakültesi ve diş hekimliğifakültesi öğretim elemanları ve bunların kadrosunda bulunan öğretim elemanıdışındaki diğer personelle veya bu fakülteler dışındaki üniversite personeliile birlikte kullanımdaki hastane arasında en fazla üç yıl süreli ayrı ayrısözleşme imzalanabilecektir. Bu sözleşmelerde, sunulacak hizmetin niteliği,performans hedefleri ve süresi yer alacaktır. Süresi biten sözleşmeleryenilenebilecek, sözleşme bitim tarihinden bir ay önce tarafların aksine yazılıbildirimi yoksa sözleşme kendiliğinden birer yıllık sürelerle uzayacaktır.
198. Beşinci fıkraya göre birlikte kullanımdaki sağlıktesislerinde gerek tıpta uzmanlık ve lisans eğitimleri gerekse Bakanlıkuzmanlık öğrencilerinin eğitimi ilgili mevzuata göre ilgili fakülte dekanınınyetki ve sorumluluğunda yürütülür. Dekan, hastane yöneticisinin görüşünü alarakvarsa profesör yoksa doçent ünvanını haiz öğretim üyelerinden birini, doçent deyoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarakgörevlendirir. Başhekim aynı zamanda üniversite yönünden sağlık uygulama vearaştırma merkezi müdürü sayılır.
199. Dokuzuncu fıkranın birinci cümlesi gereğincebirlikte kullanılan sağlık tesisinde görev yapan personelin disiplin ve tüm özlükişlemleri kadrosunun bulunduğu kurumun ilgili mevzuatına göre yürütülecektir.Ancak dava konusu kurala göre bu personelin birlikte kullanılan sağlıktesisinde sözleşme kapsamındaki hizmet ve faaliyetlerinden dolayı işledikleridisipline aykırı fiilleri hakkında başhekim tarafından 14/7/1965 tarihli ve 657sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disiplin hükümlerine göre işlemyapılacaktır.
200. Kuralla disiplin işlemi uygulanacak eylemler biryandan sözleşme kapsamındaki hizmet ve faaliyetlerle sınırlandırılmışken diğeryandan bu hizmet ve faaliyetlerin yürütüleceği mekân olan birlikte kullanımdakisağlık tesisleriyle sınırlandırılmıştır. Kural uyarınca bu hizmet vefaaliyetler nedeniyle ilgili personele disiplin işlemini kendi kurumununmevzuatında yer verilen disiplin amiri yerine sözleşme ile çalıştığı kurumdakibaşhekim uygulayacak ve disipline aykırı fiilleri hakkında kendi kurumununmevzuatı yerine 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
201. Dava dilekçesinde özetle; birlikte kullanılan sağlıkkuruluşlarında çalışan sözleşmeli personelin dava konusu kural öncesinde tümözlük ve disiplin işlerinin bağlı bulunduğu kurumun ilgili mevzuatına tabiolduğu, kuralla disiplin bakımından ikili hukuk oluşturulduğu, kuralınbelirsizliklere neden olacağı, hangi fiilin sözleşme kapsamında olduğununtespitinin güç olduğu, sağlık hizmetlerindeki disiplinsizliklerin farklılıkiçerebileceği, disipline ilişkin hükümlerle ödüllendirmeye ilişkin hükümlerinaynı kanun içinde olması gerektiği, denetim ve gözetim yetkilisi ile disiplinyetkilisinin farklılaştırılmaması gerektiği, ikiliuygulama dolayısıyla akademik ve bilim özgürlüğünün olumsuz etkileneceği, disiplinbakımından tabi olunan mevzuattaki belirsizliğin tıp eğitimi ve sağlıkhizmetinin verilmesini aksatacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 27.,128. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
202. 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin üçüncü fıkrasıgereğince birlikte kullanıma konu sağlık tesislerinde çalışmak üzereüniversitelerde istihdam edilen diğer personelin yanı sıra öğretimelemanlarıyla da sözleşme yapılabilecektir. Dava konusu kuralla da herhangi birayırım yapılmaksızın sözleşme yapılan personelin disipline aykırı fiillerinedeniyle başhekim tarafından 657 sayılı Kanun hükümlerine göre işlemyapılacağı hüküm altına alınmıştır.
203. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisaditeşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerinmemurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği öngörülmüştür. Anılanmaddede geçen diğer kamu görevlileri kavramı söz konusu asli ve sürekligörevlerde kamu hukuku ilişkisiyle görev yapan fakat memur olmayan kişileriifade etmekte olup üniversite öğretim elemanları da bu kapsamda yer alan kamugörevlilerindendir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 24).
204. 657 sayılı Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrasındaöğretim elemanlarının kendi özel kanun hükümlerine tabi olduğu ifade edilmiş veaynı Kanun’un disiplin kurallarını düzenleyen 125. maddesinin altıncıfıkrasında özel kanunların disiplin suç ve cezalarına ilişkin hükümlerininsaklı olduğu belirtilmiştir.
205. Diğer yandan 657 sayılı Kanun’un kamu personelrejimini düzenleyen temel kanun niteliği taşıması nedeniyle diğer kamugörevlilerine ilişkin özel kanunlarda hüküm bulunmayan hususlarda 657 sayılıKanun’a atıfta bulunmak suretiyle anılan Kanun hükümlerinin uygulanabileceğitabiidir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken düzenlemeye konu kamugörevlileri hakkında Anayasa ile ortaya konulan ilke ve ayrımların kanun koyucutarafından dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20,10/4/2019, § 26).
206. Anayasa’nın 130. maddesinde üniversite, bilimselçalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilipbilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklıdeğerlendirilmiştir. Anılan maddenin öğretim elemanlarının YükseköğretimKurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarcaher ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacakları yönündeki yedincifıkrası ile öğretim elemanlarının görevleri, atanmaları, yükselmeleri gibibirçok hususun kanunla düzenleneceğini belirten dokuzuncu fıkrasıgözetildiğinde öğretim elemanları yönünden diğer kamu görevlilerine nazarandaha güvenceli bir personel rejiminin öngörüldüğü anlaşılmaktadır (AYM,E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 27). Buna göre Anayasa’nın anılan maddesindebelirtilen ve bilimsel özerkliğe dayalı farklı konumları gereğince öğretimelemanları hakkında yapılacak düzenlemelerde söz konusu farklılığın dikkatealınması gerektiği açıktır (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 29).
207. Anayasa’nın söz konusu maddesinde belirtilen bilimselözerklik kavramı, yargı içtihatları ve öğretide, bilimsel çalışmaların amacınauygun şekilde yürütülebilmesinin olmazsa olmaz koşulu olarak görülmekte veöğretim elemanlarının ekonomik, siyasi veya diğer başka yönlerden nüfuz sahibibulunan kişi ve kurumların baskısı, yönlendirmesi olmadan ve toplumda genelolarak hâkim olan düşünce ve kabuller doğrultusunda sonuçlara varmak gibi birzorunluluk hissetmeden, sadece bilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesindeeğitim, öğretim, araştırma ve yayın yapabilme imkânlarına sahip bulunmalarıbiçiminde açıklanmaktadır (aynı yöndeki karar için bkz. AYM, E.2017/33, K.2019/20,10/4/2019, § 70).
208. Anayasa’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlardaher türlü araştırma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmek suretiyle bilimve sanat özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Söz konusu güvence herkes içinöngörülmüş olmakla birlikte bilimsel özerkliği olan üniversiteler bünyesindeifa edilen görevin kapsam ve niteliği gözetildiğinde öğretim elemanlığı ilebilim ve sanat hürriyeti arasında daha yakın bir ilişki olduğu görülmektedir(AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 30).
209. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinintemel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılıolup birey, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguyahangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir (AYM, E.2017/33,K.2019/20, 10/4/2019, § 31).
210. Dava konusu kuralla, birlikte kullanılan sağlıktesisinde 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümlerine göre işlem yapılabileceğihüküm altına alınmıştır. Buna göre bu kapsamda 657 sayılı Kanun’da yer alan fiillernedeniyle disiplin sorumluluğuna gidilebilecektir. Ancak söz konusu fiillerinbir kısmının öğretim elemanlarına uygulanması anayasal bakımdan sorunlara yolaçacak niteliktedir. Radyo ve televizyon kanallarında demeç vermek, siyasipartiye üye olmak, kılık kıyafete ilişkin hususlar gibi bazı disiplinfiillerinin öğretim elemanlarının yürüttükleri hizmet ile uyumlu olmadığı açıktır(AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, §§ 33, 34, 39).
211. Bu bağlamda 657 sayılı Kanun’un 125. maddesindesayılan fiillerin bir kısmı gerek içerik gerekse kullanılan kavramlar ve ifadetarzı itibarıyla öğretim elemanlığı görevinin kapsam ve niteliğiyleörtüşmemektedir. Nitekim kullanılan kavramlar noktasında ortaya çıkan bazıuyumsuzlukları kanun koyucunun da öngördüğü anlaşılmaktadır. Örneğin 657 sayılıKanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde “memurluksıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunma” fiili devlet memurluğundan çıkarma cezasının nedeniolarak gösterilirken 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (b) fıkrasının (6)numaralı bendinin (c) alt bendinde “kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatıile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunma” fiili kamu görevinden çıkarma cezasının nedeni olarakgösterilmiştir. Her iki fiil de 2547 sayılı Kanun kapsamında görev yapan tümkamu personeli yönünden kamu görevinden çıkarma cezasını gerektirmektedir. Aynıdisiplin cezasına dayanak olan bu iki fiil arasında fiili işleyenlerin meslekisıfatı dışında bir farklılık bulunmamaktadır. Kanun koyucunun yükseköğretimkurumlarında görev yapan tüm kamu personeline uygulanacağını öngördüğü birfiilin memurluk sıfatına özgülenmiş olduğunu gözeterek öğretimelemanı sıfatına sahip olanlar yönünden aynı fiili ayrıca düzenleme gereğiduyması kamu personel rejimine ilişkin kavramsal farklılıkların uygulamadaoluşturabileceği belirsizlikleri önleme amacını göstermektedir (AYM, E.2017/33,K.2019/20, 10/4/2019, § 36).
212. 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin dokuzuncufıkrasının birinci cümlesinde birlikte kullanılan sağlık tesisinde görev yapanpersonelin disiplin ve tüm özlük işlemlerinin kadrosunun bulunduğu kurumunilgili mevzuatına göre yürütüleceği hüküm altına alındıktan sonra bu ilkeyedava konusu kuralla istisna getirilerek bu personelin birlikte kullanılansağlık tesisinde sözleşme kapsamındaki hizmet ve faaliyetlerinden dolayı işledikleridisipline aykırı fiilleri hakkında başhekim tarafından 657 sayılı Kanunundisiplin hükümlerine göre işlem yapılacağı öngörülmüştür. Yukarıda da açıklandığıüzere “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” ibaresininAnayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varılmış olup bu ibarenin iptali nedeniylekuralın kalan kısmı itibarıyla artık özel bir belirleme söz konusuolmayacağından başhekim tarafından uygulanacak disiplin hükümleri birliktekullanılan sağlık tesisinde görev yapan personelin kadrosunun bulunduğu kurumunilgili mevzuatındaki disiplin hükümleri olacaktır.
213. Söz konusu personel hakkında disiplin işlemininbaşhekim tarafından yapılacak olmasının ise ayrıca değerlendirilmesigerekmektedir. 2809 sayılı Kanun’un ek 158. maddesinin beşinci fıkrasınındördüncü cümlesiyle Üniversite öğretim elemanlarına birlikte kullanımdakihastanelerle sözleşme imzalama yükümlülüğü getirilmiş, bu konuda kendilerineserbesti tanınmamıştır. Bu durumda dava konusu kuralın kendi üniversitesindenbaşka bir kamu idaresiyle (merkezî idare) sözleşme yapmak zorunda bırakılanüniversite öğretim elemanlarını merkezî idarenin bir memurunun hiyerarşisine dâhilederek bu başhekimi akademisyenlerin disiplin amiri hâline getirdiği anlaşılmıştır.Böylelikle merkezî idareye üniversite üzerinde denetim ve gözetim yetkisiniaşan nitelikte bir yetki tanınmış olup bu durum bilimsel özerklik ilkesiylebağdaşmamaktadır.
214. Bu itibarla birlikte kullanılan sağlık tesislerindesözleşme yaparak çalışacak olan üniversite personeli içinde öğretim elemanlarıda bulunmasına karşın görevin niteliğinden kaynaklanan ve Anayasa tarafındanöngörülen ayrım ve farklılıklar dikkate alınmaksızın bütün personelin sözleşmekapsamındaki hizmet ve faaliyetlerinden dolayı işledikleri disipline aykırı fiillerihakkında başhekim tarafından 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümlerine göreişlem yapılacak olması Anayasa’da öğretim elemanları için öngörülengüvencelerle örtüşmediği gibi gerek uygulayıcılar gerekse disiplin kurallarınınmuhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açabilecek niteliktedir.
215. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 27. ve 130.maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 27. ve 130. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında elealınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir
Kural, Anayasa’nın 27. ve 130. maddelerineaykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 128. maddesi yönündenincelenmesine gerek görülmemiştir.
H. Kanun’un 32. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’un 40. Maddesininİkinci Fıkrasında Yer Alan Tablonun Değiştirilen 16. Sırasının “14 sayılıCumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilençalışanlar.” Bölümünün İncelenmesi216. 5510 sayılıKanun’un 40. maddesinin ikinci fıkrasında bulunan tablonun 16. sırasının davakonusu “14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın kartı sahibiolmak suretiyle fiilen çalışanlar.” bölümünde yer alan “14 sayılıCumhurbaşkanlığı Kararnamesine” ibaresi 13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılıKanun’un 24. maddesiyle “9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununa”şeklinde değiştirilmiştir.
217. Açıklanannedenle konusu kalmayan bölüme ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar vermek gerekir.
I. Kanun’un 41. Maddesiyle 7075 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 4.Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan ‘‘…en geç altıay…’’ İbaresi ile Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi1. Anlam ve Kapsam
218. 7075 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesiyle olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen kanunlarda yeralan ilave tedbirlere karşı idari ve yargısal başvuru yolu ihdas edilmiştir.Anılan maddede ilave tedbirlere karşı hakkında tedbir uygulanan kişi, kanunitemsilcisi ya da mirasçıları tarafından tedbiri uygulayan veya tedbirle ilgiliolan kamu kurum ve kuruluşlarına başvurulabileceği öngörülmüştür. Kuralıngerekçesinde “Özellikle tedbir uygulandığı tarihten sonra kapatılan veyabünyesinde bulunduğu teşkilatı değiştirilen kurum ve kuruluşlar bakımındanbaşvuru tarihi itibariyle söz konusu tedbirle ilgili olan kurum ve kuruluşabaşvurulması gerekmektedir.” denilmek suretiyle hükümet sistemi değişikliğinedeniyle idari teşkilattaki değişiklikler dolayısıyla başvurulacak kurum vekuruluşlar gösterilmiştir.
219. Başvurunun hakkında tedbir uygulanan kişi, kanunitemsilcisi ya da mirasçıları tarafından tedbiri uygulayan veya tedbirle ilgiliolan kamu kurum ve kuruluşlarına bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren üç ay içinde yapılması gerekmektedir.
220. Başvuruların incelenmesi ve sonuçlandırılması içinzorunlu olmamakla birlikte başvuru sayısı ve niteliği gözönüne alınarak kurumve kuruluşlar bünyesinde komisyon kurulabileceği, başvurularınsonuçlandırılması için her türlü bilgi ve belgenin ilgililerden talepedilebileceği, bu maddenin uygulanmasına ilişkin ortaya çıkabilecekuyuşmazlıkların Cumhurbaşkanlığınca giderileceği, kamu kurum ve kuruluşlarınınkararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idaremahkemelerinde iptal davası açılabileceği hüküm altına alınmıştır.
221. Maddenin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesindekamu kurum ve kuruluşlarının, başvuru üzerine yapacağı inceleme sonucuna göreen geç altı ay içinde başvurunun reddine veya tedbirin kaldırılmasına kararverecekleri belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “…en geç altı ay…”ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.
222. Söz konusu fıkranın dava konusu üçüncü cümlesindeise 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun ek 7. maddesi hükmününsaklı olduğu öngörülmüştür.
2. İkinci Cümlede Yer Alan “…en geç altı ay…”İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi223. Dava dilekçesinde özetle; 7075 sayılı Kanun’un 2.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “...ilave tedbirler ile...”ibaresinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, dava konusu kurallailave tedbirlere karşı yeni bir idari başvuru yolunun öngörüldüğü, idaribaşvurularda idarenin altmış gün içinde cevap vermemesi hâlinde davaaçılabildiği, hâlbuki kuralla altı ay gibi uzun bir sürenin öngörüldüğü,uygulanan ilave tedbirin ölçülü olup olmadığının ancak idari ve yargısaldenetimler yoluyla belirlenebileceği, idarenin zımni reddine ilişkin olaraköngörülen altı aylık sürenin mahkemeye erişim hakkının ölçüsüz biçimdesınırlanmasına neden olduğu ve etkili başvuru hakkının özüne dokunduğubelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 36., 40. ve 125. maddelerine aykırı olduğuileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu224. Hukuk devleti olmanın gereklerinden biri dekanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesidir. Bu nedenle kanunkoyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasalsınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarakkullanması gerekir (AYM, E.2016/144, K.2020/75,10/12/2020, § 40).
225. Anayasa'nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı36. maddesinde herkesin meşru araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önündedavacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir.Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir.
226. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında idareninher türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, Anayasa'nın142. maddesi uyarınca mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi veyargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Dava açmasüreleri gibi dava açılması için geçmesi gereken süreler de yargılamausulleri içinde yer almaktadır. Bu sürelere ilişkin olarak Anayasa’da birbelirleme yapılmaması hâlinde yasama yetkisinin genelliği ilkesi gereğinceanayasal ilkelere uygun olmak şartıyla bu süreleri belirleme yetkisi kanunkoyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu takdir yetkisi çerçevesinde idaretarafından çözülmesini öngördüğü uyuşmazlıklar bakımından ilgili şartlarıgözeterek dava açma sürecine ilişkin süreler belirleyebilecektir. Belirlenensüreler içinde uyuşmazlığın çözülememesi veya herhangi bir işlem yapılmamasıhâlinde Anayasa’nın 125. maddesi gereğince yargı yoluna başvurulabilmesimümkündür.
227. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun “İdari makamların sükutu” başlıklı 10. maddesinin (1)numaralı fıkrasında ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek birişlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, (2)numaralı fıkrasında ise otuz gün içinde bir cevap verilmezse isteğinreddedilmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Başvuru konusu idari işlemintürü ve özellikleri belirlenmeksizin genel olarak belirlenen bu süreninkişilerin haklarını aramaları için yargı yollarına başvuru imkanının doğmasınısağlamaya yönelik genel bir süre olarak öngörüldüğü anlaşılmıştır.
228. Anılan Kanun idarenin zımni ret kararı hâlinde otuzgünlük genel bir süre öngörmüş olmakla birlikte özel kanunlarda idarenin sükutuhâlinde dava açma imkânının doğabilmesi için farklı sürelerin öngörüldüğügörülmüştür.
229. 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye CumhuriyetiAnayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la Anayasa’da değişiklikleryapılmış ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. Bu kapsamda hükümetdeğişikliği sebebiyle 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Anayasada YapılanDeğişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yenisisteme uyum sağlamak amacıyla birçok kurum ve kuruluş kapatılmış ve başta (1)numaralı CBK ile 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan(4) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile DiğerKurum ve Kuruluşlar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olmak üzere çoksayıda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile birçok kurum yeniden oluşturulmuştur.Bunun sonucu olarak olağanüstü hâl kapsamında uygulanan ilave tedbirlerinkaldırılması için kişilerin başvurmaları gereken kurum ve kuruluşlar kapatılmışya da isim değiştirmiş olabileceği gibi kişilerin başvuracakları idareyi doğrutespit edememe ihtimali de ortaya çıkmıştır. Buna göre yetkili olmayan kurum vekuruluşlara yapılan başvurular yetkili olduğu değerlendirilen kamu kurum vekuruluşuna gönderilecek ve durum başvurana bildirilecektir.
230. 7055 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarıncailgililer tarafından yapılan başvurular üzerine kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacakişlem, talebin reddedilmesi olabileceği gibi başvurunun kabulü şeklinde deolabilecektir. Kurum ve kuruluşlar tarafından başvuruya konu tedbirin asıltedbirden ayrılabilip ayrılamadığı, ayrılabiliyor ise dayandığı mevzuata uygunolup olmadığı ve devamının gerekip gerekmediği hususları araştırılacaktır.Ayrıca başvuruların incelenmesi ve sonuçlandırılması için zorunlu olmamaklabirlikte başvuru sayısı ve niteliği gözönüne alınarak kurum ve kuruluşlarbünyesinde komisyon kurulabilecektir.
231. Hükûmet sistemindeki değişiklik nedeniyle kurum vekuruluşlardaki değişiklikler, olağanüstü hâl nedeniyle başvurulan ilavetedbirler dolayısıyla başvuru sayısının çokluğu, kurumların yapacaklarıincelemenin niteliği ve gerektiğinde komisyon kurulacak olması hususlarıbirlikte değerlendirildiğinde ilave tedbirlere ilişkin incelemenin titizlikleyapılabilmesi, uyuşmazlıkların idari aşamada çözülmesi suretiyle daha uzun sürehak kaybının önlenmesi ve yargı organlarının yükünün azaltılması amaçlarınısağlamaya yönelik olarak ihdas edildiği anlaşılan başvuru yolunda idareninkarar vermesi için öngörülen altı aylık sürenin makul olmadığı söylenemez.Diğer yandan bu sürenin azami bir süreyi ifade ettiği sürenin duruma göre altıaydan kısa sürebileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
232. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. ve 125.maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 36. ve 125.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 40.maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
3. Üçüncü Cümle
233. Dava konusu kuralla 5682 sayılı Kanun’un ek 7. maddesi hükmünün saklı olduğuöngörülmüştür. 5682 sayılı Kanun’un kuralın atıfta bulunduğu ek 7. maddesi ise Anayasa Mahkemesinin 3/6/2021tarihli ve E.2019/114, K.2021/36 sayılı kararıyla iptaledilmiştir.
234. Açıklanan nedenle konusu kalmayancümleye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına kararvermek gerekir.
K. Kanun’un 44. Maddesiyle 7244 Sayılı Kanun’un 2. Maddesinin (1)Numaralı Fıkrasının (ç), (d) ve (e) Bentlerinin İkinci Cümlelerinde Yer Alan “…üçaya…” İbarelerinin “…üçer aylık sürelerle üç defaya…” ŞeklindeDeğiştirilmesinin ve Anılan Fıkraya Eklenen (l) Bendinin İncelenmesi1. İptal Talebinin Gerekçesi
235. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarınilişkin olduğu hukuki oluşumların örgütlenme özgürlüğünün gerçekleştirilmesiningörünümleri olduğu, genel kurul toplantılarının ertelenmesi konusunda idareyesınırları kanunla çizilmemiş geniş bir takdir yetkisi verildiği, sürelerinhangi hâllerde uzatılacağının kanunda belirlenmediği, ertelemenin bir yandangenel kurullarda yapılan seçimlerin de ertelenmesine diğer yandan ilgilisektörlerde kamuoyu oluşmasına engel olacağı, erteleme ile kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşlarının özerkliklerinin işlevsiz hâle getirildiği, ertelemesüreleri belirlenirken makul bir oranın gözetilmediği, salgının ne zaman sonaereceği belli olmadığından bu tedbirin elverişli olmadığı, daha hafif birsınırlama yeterli iken ağır bir sınırlama tedbirinin seçildiği, söz konususınırlamanın demokratik toplumda kabul edilemeyeceği, ölçülü olmadığı veörgütlenme özgürlüğünün özüne dokunduğu, kural kapsamındaki oluşumlarınfaaliyetlerine sınırlama getirilirken siyasipartilerin toplu olarak icra edilen faaliyetlerinin devam etmesine izinverilmesinin çelişkili olduğu, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ylede bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10., 13., 33.,48., 90., 123., 135. ve 171. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
236. Kural konusu düzenlemelerin muhatabı olan dernek,kooperatif ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları örgütlenmeözgürlüğünün öznesi konumundaki örgütler ile diğer örgütlenme biçimlerininörneklerindendir. Anayasa’nın 33. maddesinde derneklere ilişkin, 135.maddesinde kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin ve 171.maddesinde kooperatiflere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa’nın anılanmaddeleri gereğince kanun koyucu tarafından derneklere ilişkin 4/11/2004tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu, kooperatiflere ilişkin 24/4/1969tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, dernek ve kooperatiflere benzeroluşumlar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin farklıkanunlar kabul edilmiştir.
237. Anayasa’nın “Dernek kurma hürriyeti” başlıklı33. maddesinin dördüncü fıkrasında dernek kurma özgürlüğünün kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterileceği; “Çalışma vesözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinin ikinci fıkrasında devletin,özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygunyürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirlerialacağı, “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları” başlıklı 135.maddesinin birinci fıkrasında bu meslek kuruluşlarının kanunla kurulacağı veorganlarının kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizlioyla seçileceği, “Kooperatifçiliğin geliştirilmesi” başlıklı 171.maddesinde ise devletin millî ekonominin yararlarını dikkate alarak öncelikleüretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğingelişmesini sağlayacak tedbirleri alacağı hüküm altına alınmıştır.
238. Anılan Anayasa maddeleriyle dernek, kooperatif vekamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yükümlülüklerine, organlarına,organların çalışma usullerine ve bu kapsamda toplantı zamanlarına ilişkindüzenleme yapma yetkisinin kanun koyucuya tanındığı, kanun koyucunun bu konudatakdir yetkisi olduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucu bu kapsamda belirtilenhukuksal oluşumlara ilişkin kanunlarda genel kurul toplantılarının yapılacağızamana ilişkin ya doğrudan düzenleme yapmış ya da kuruluş belgelerinde toplantızamanının gösterilmesi zorunluluğunu öngörmüştür. Ayrıca 5253 sayılı Kanun’laderneklere bildirimde bulunma ve beyanname verme yükümlülükleri yüklenmiştir.
239. Yeni koronavirüs salgınının ekonomik ve sosyalhayata etkilerinin azaltılması amacıyla kabul edilen 7244 sayılı Kanun’un 2.maddesiyle dernekler tarafından verilecek bildirim ve beyanname süreleri iledernekler, kooperatifler, ıslah amaçlı yetiştirici birlikleri ve tarımsalüretici birliklerinin genel kurul toplantıları ile dernekler tarafındanverilecek bildirim ve beyannameler 31/7/2020 tarihine kadar ertelenmiş, busürenin ilgili bakanlarca üç aya kadar uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır.İlgili bakanlara üç aya kadar tanınan bu yetki dava konusu ibarelerle “üçeraylık sürelerle üç defaya” biçiminde değiştirilmiş ve bu suretle ertelemeyetkisinin süresi uzatılmıştır. Ayrıca dava konusu (l) bendiyle de 31/10/2006tarihli ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu kapsamında 2020 yılında yapılmasıgereken genel kurul toplantıları 31/12/2020 tarihine kadar ertelenmiş; busürenin Tarım ve Orman Bakanınca dört aya kadar uzatılabileceği, ertelenengenel kurul toplantılarının ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ayiçinde yapılacağı, mevcut organların görev, yetki ve sorumluluklarının ertelemesüresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam edeceği hükmebağlanmıştır. Böylelikle örgütlenme ve teşebbüs özgürlüklerinin sınırlandığıgörülmüştür.
240. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunlayapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olmasıgerekir.
241. Anayasa'nın 56. maddesinde güvence altına alınansağlık hakkı, devlete kişilerin sağlık hakkından tam anlamıyla yararlanabilmesiamacıyla uygun yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almazorunluluğunu ifade eden gereğini yerine getirme yükümlülüğü şeklindepozitif yükümlülük yüklemektedir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
242. Sağlığın korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerikapsamında devletin kamu yararını sağlamak üzere anayasal ilkelere uygunçeşitli tedbirler alabilmesi mümkündür. Kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardanayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızınyalnız özel çıkarlar için veya yalnız belirli kişilerin yararına olarak kanunhükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanmasıhâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklananayrık hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı,hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercihsorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararıdeğerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmayacaktır (AYM, E.2021/132, K.2022/69, 1/6/2022, § 6).
243. Dava konusu kuralların gerekçesinde “…yapması gereken genel kurulların ertelenmesineilişkin madde kapsamında…Bakanına tanınan yetkinin, salgınla mücadele veinsanların bir araya gelmesini gerektiren etkinliklerin yapılmasınınoluşturduğu risk durumu gözönünde bulundurularak uzatılması amaçlanmaktadır.” denilmek suretiyle kuralların yeni koronavirüssalgınıyla mücadele amacına yönelik olduğu belirtilmiş olup sağlığınkorunmasına ilişkin tedbirler kapsamında kabul edildiği anlaşılmıştır.Bu itibarla kuralların kamu yararı amacıyla kabul edildikleri sonucunaulaşılmıştır.
244. Örgütlenme ve teşebbüs özgürlüklerine yöneliksınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için kanunla yapılması ve kamu yararınayönelik olmasının yanında ölçülü olması da gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülükilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenenamacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenenamaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amacadaha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
245. Salgın hastalık tehlikesine karşı toplum sağlığınınkorunması amacıyla genel kurul toplantılarının ertelenmesi ve gerektiğindeyeniden ertelenmesi yetkisinin idareye verilmesi yönündeki tedbirin elverişlive gerekli olmadığı söylenemeyeceği gibi dünya çapında pandemi ilan edilmesi,tehlikenin yaygınlığı ve sonuçlarının öngörülemezliği karşısında ertelemetedbiriyle sağlanacak kamu yararı karşısında sınırlanan özgürlüklerinöznelerine yüklenen külfetin orantısız olduğu da söylenemez.
246. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13., 33.,48., 135. ve 171. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddigerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğuileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 33.,48., 135. ve 171. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında elealınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 10., 90. ve 123. maddeleriyleilgisi görülmemiştir.
IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
247. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralıfıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veyatümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesinceiptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
248. 4447 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinin ikincicümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin üçüncücümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğinceiptali gerekir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
249. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 6216 sayılıKanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemeningerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’deyayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi biryılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
250. 2809 sayılı Kanun’un ek 158. maddesinin beşincifıkrasının üçüncü, dördüncü ve beşinci cümlelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edeceknitelikte görüldüğünden Anayasa’nın153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin(3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerininkararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğegirmesi uygun görülmüştür.
VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
251. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasınakarar verilmesi talep edilmiştir.
11/11/2020tarihli ve 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
A.1. 12. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik SigortasıKanunu’na eklenen geçici 27. maddenindördüncü fıkrasına,
2.14. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’aeklenen geçici 29. maddeye,
3. 26. maddesiyle 3/5/1985tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenenek 9. maddenin dördüncü fıkrasına,
4. 27. maddesiyle 3194sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin;
a. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...izinveya...” ibaresine,
b. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesine,
c. Dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...tüm idari yaptırım kararları iptal edilmiş sayılır veyıkım kararları uygulanmaz,...”ibaresine,
5. 28. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı SağlıkHizmetleri Temel Kanunu’nun ek 9. maddesinin dokuzuncu fıkrasına eklenen ikincicümleye,
yönelik yürürlüğündurdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. 22. maddesiyle 28/3/1983tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun ek 158. maddesinin;
1. Beşinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesine,
2. Beşinci fıkrasına eklenen dördüncü ve beşinci cümlelere,
yönelikiptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümlelereilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C. 1. 5. maddesiyle 4447sayılı Kanun’a eklenen ek 7. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yeralan “...Fondan...” ibaresine,
2.12. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’aeklenen geçici 27. maddenin;
a. Birinci fıkrasının;
i. (b) bendine,
ii. (c) bendinde yer alan “...Fondan...” ibaresine,
b.Beşinci fıkrasının birinci cümlesinin “...işsizlik sigortası primi de dâhil olmak üzere sigortaprimi tahakkuk ettirilmez...” bölümüne,
3. 13. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28.maddenin ikinci fıkrasına,
4. 21. maddesiyle 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 93. maddeye,
5. 22. maddesiyle 2809sayılı Kanun’un ek 158. maddesinin ikincifıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “...bir üye ile Türkiye SağlıkEnstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulunca belirlenen Sağlık BilimleriÜniversitesi dışından bir üye...” ibaresinin “...iki üye...”şeklinde değiştirilmesine,
6. 26. maddesiyle 3194sayılı Kanun’a eklenen ek 9. maddenin üçüncüfıkrasına,
7. 27. maddesiyle 3194sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenindördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...tüm idari yaptırım kararları iptal edilmiş sayılır veyıkım kararları uygulanmaz,...” ibaresidışında anılan fıkranın kalan kısmına,
8. 41. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılıOlağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun HükmündeKararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 4.maddenin (1) numaralı fıkrasının ikincicümlesinde yer alan “...en geç altı ay...” ibaresine,
9. 44. maddesiyle 16/4/2020 tarihli ve 7244 sayılı Yeni Koronavirüs(Covid-19)Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ileBazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesinin;
a. (1) numaralıfıkrasının (ç), (d) ve (e) bentlerinin ikinci cümlelerinde yer alan “...3aya...” ibarelerinin “...üçer aylık sürelerle üç defaya...” şeklindedeğiştirilmesine,
b. (1) numaralıfıkrasına eklenen (l) bendine,
yönelik iptal talepleri1/6/2023 tarihli ve E.2021/5, K.2023/109 sayılı kararla reddedildiğinden bumaddeye, fıkralara, bentlere, bölüme, ibarelere, değişikliklere ve kısmailişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
Ç. 1. 32. maddesiyle 31/5/2006tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tablonundeğiştirilen 16. sırasının “14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine görebasın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar.” bölümüne,
2. 41. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4.maddenin (1) numaralı fıkrasının üçüncücümlesine,
yönelikiptal talepleri hakkında 1/6/2023 tarihli ve E.2021/5, K.2023/109 sayılıkararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu cümleye vebölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YEROLMADIĞINA,
1/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII. HÜKÜM
11/11/2020 tarihli ve 7256 sayılı Bazı AlacaklarınYeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması HakkındaKanun’un;
A. 5. maddesiyle 25/8/1999tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen ek 7. maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...Fondan...” ibaresininAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 12.maddesiyle 4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin;
1.Birinci fıkrasının;
a. (b)bendinin,
b.(c) bendinde yer alan “...Fondan...”ibaresinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Dördüncüfıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ile MuhteremİNCE’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. Beşincifıkrasının birinci cümlesinin “...işsizliksigortası primi de dâhil olmak üzere sigorta primi tahakkuk ettirilmez...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptaltalebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
C.13. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin ikincifıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ç. 14. maddesiyle4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. maddenin birinci fıkrasının;
1. Birincicümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ile Muhterem İNCE’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. İkincicümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
3. Üçüncücümlesinin 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un43. maddesinin (4) numaralıfıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 21. maddesiyle 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na eklenengeçici 93. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
E. 22. maddesiyle 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim KurumlarıTeşkilatı Kanunu’nun ek 158. maddesinin;
1. İkincifıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “...bir üye ile Türkiye SağlıkEnstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulunca belirlenen Sağlık BilimleriÜniversitesi dışından bir üye...” ibaresinin “...iki üye...”şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. a. Beşincifıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinin,
b. Beşincifıkrasına eklenen dördüncü ve beşinci cümlelerin,
Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, MuammerTOPAL, Recai AKYEL, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ile Muhterem İNCE’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DEYAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
F. 26. maddesiyle 3/5/1985tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 9. maddenin;
1. Üçüncü fıkrasınınAnayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Dördüncüfıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
G. 27. maddesiyle 3194sayılı Kanun’a eklenen geçici 24. maddenin;
1. İkincifıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...izin veya...” ibaresinin,
2. Üçüncüfıkrasının birinci cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE OYBİRLİĞİYLE,
3. Dördüncüfıkrasının;
a. Birincicümlesinde yer alan “...tüm idari yaptırım kararları iptal edilmiş sayılırve yıkım kararları uygulanmaz,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna veİPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. Kalan kısmının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ğ. 28. maddesiyle7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 9.maddesinin dokuzuncu fıkrasına eklenen ikinci cümlenin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
H. 32. maddesiyle 31/5/2006tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tablonun değiştirilen 16. sırasının “14sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın kartı sahibi olmak suretiylefiilen çalışanlar.” bölümüne ilişkin iptal talebi hakkında KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
I. 41. maddesiyle1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme KomisyonuKurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul EdilmesineDair Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin (1) numaralı fıkrasının;
1. İkincicümlesinde yer alan “...en geç altı ay...” ibaresinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Üçüncü cümlesineilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
İ. 44. maddesiyle 16/4/2020tarihli ve 7244 sayılı Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik veSosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesinin;
1. (1) numaralıfıkrasının (ç), (d) ve (e) bentlerinin ikinci cümlelerinde yer alan “...3aya...” ibarelerinin “...üçer aylık sürelerle üç defaya...” şeklindedeğiştirilmesinin,
2. (1) numaralıfıkrasına eklenen (l) bendinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerininREDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
1/6/2023 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Muhterem İNCE
2. Dava konusu kuralla Sosyal Güvenlik Kurulu’na bildirimyapılmadan çalıştırılanların çalıştıkları döneme ilişkin olarak ücret ve ücretebağlı haklar hariç diğer haklarından feragat etmiş sayılacakları hüküm altınaalınmıştır.
3. Bu sayede işverenler lehine onların geçmiş dönemdeyerine getirmedikleri yükümlülüklerinden kurtulmalarına yönelik bir düzenlemeyapılmıştır. Kural gereğince bildirimsiz çalıştırılanlar ücret ve ücrete bağlıhaklarını talep edebilmelerine karşılık, ücret dışındaki haklarını talepedemeyeceklerdir. Bunun yanı sıra bildirimsiz çalıştırılanlar, işsizgörünmeleri nedeniyle sağlanmış sosyal yardım ve diğer haklar nedeniyleborçlandırılmayacaklardır.
4. Kuralda bir dengeleme yapılarak işçinin işverentarafından sağlanması gereken haklarından feragat etmiş sayılmasına karşılıkyararlandığı sosyal yardım ve diğer hakların borç çıkarılmayacağı hüküm altınaalınmıştır.
5. Böylece bir yandan kayıtlı çalışmaya ilişkin hukukiyükümlülüklerini yerine getirmeyen işçinin bu eylemi yaptırıma bağlanmışkendiğer yandan denetim görevini yeterince yerine getirmeyen devletin de bununkülfetini işçiye yüklemesinin önüne geçilmek suretiyle dengeleme sağlanmayaçalışılmıştır.
6. İşverenin bazı yükümlülüklerden kurtarılması, işçininyararlandığı sosyal yardım ve diğer bazı haklardan borç çıkarılmaması vedevletin ödediği sosyal yardımların tahsilinden vazgeçilmesi suretiylekülfet/nimet dengelemesine ilişkin kural, sosyal güvenlik sisteminin amaçlarınayönelik olup anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisindeolduğundan, çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Muhterem İNCE
2. Kural ile Sağlık Bilimleri Üniversitesine tahsisedilen öğretim elemanı kadrolarının nitelikleri ve dağılımının, birliktekullanılan eğitim ve araştırma hastanelerinin özellikleri dikkate alınarakanılan üniversite ve Sağlık Bakanlığınca (Bakanlık) müştereken belirleneceğihüküm altına alınmaktadır.
3. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”, üçüncüfıkrasında ise “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini düzenler.” Denilmek suretiyle devlete yüklenen pozitifyükümlülükler belirtilmektedir (AYM, E.2016/181, K.2018/111, 20/12/2018, §110).
4. Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında devlete,iş birliğini gerçekleştirerek sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp bualanda hizmet sağlama görevi de verilmektedir. 3359 sayılı Kanun’un 3. maddesindesağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar açıklanmaktadır. Bu temel esaslarkaliteli ve verimli hizmet, kaynak israfının önlenmesi, sağlık personelinin vehizmetin ülke genelinde dengeli dağılımı, planlama, kamu ve özel sağlıkkuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyonve iş birliği şeklinde özetlenebilir (AYM, E.2016/181, K.2018/111, 20/12/2018,§ 115).
5. Bunun yanı sıra 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı HakkındaCumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 352. maddesinde Bakanlığın görevlerine yerverilirken, sağlık eğitimi ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi, insangücünde ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlanması ve verimin artırılması,sağlıklı insan gücünün ülke genelinde dengeli dağılımı ve bütün paydaşlararasında iş birliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt düzeyinde eşit, kalitelive verimli hizmet sunumunun sağlanması, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ilegerçek kişiler tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke genelindeplanlanması ve yaygınlaştırılması konularında Bakanlığa düşen görevlerinsınırları belirlenmektedir.
6. Oluşturulan yeni model ile sağlık birimlerinde eğitimfaaliyetlerinin yönetimi Üniversiteye, işletme yönetimi ise Bakanlığabırakılmıştır. Bununla birlikte Üniversite yönetiminden sorumlu dekan ileişletme yönetiminden sorumlu başhekimin iş birliği içinde hareket etmeleriamaçlanmıştır.
7. Dava konusu kural Sağlık Bilimleri Üniversitesinetahsis edilen kadroların niteliklerinin ve dağılımının belirlenmesine ilişkindir.Kuralın önceki hâlinde anılan üniversiteye tahsis edilecek kadrolarınbelirlenmesi yetkisi Bakanlığın talebi ve Rektörün önerisi üzerine MütevelliHeyetine verilmişken dava konusu kuralla Üniversiteye tahsis edilen kadrolarınnitelikleri ve dağılımının Üniversite ve Bakanlıkça müştereken belirleneceğihüküm altına alınmıştır. Buna göre kural uyarınca kadroların belirlenmesindeBakanlığın rolü bulunmayıp kadrolar, tabi olduğu mevzuata göre belirlenecektir.İlgili kurallar gereğince üniversiteye kadro tahsisinde unvan, derece ve sayıbelirlenmektedir.
8. Diğer taraftan Bakanlığın ortak tesislerde görev yapanakademisyenlerin bilimsel özgürlüğüne müdahale edeceği de söylenemez.
9. Bu itibarla kendine özgü bir yapılanma türü olanbirlikte kullanım modeli çerçevesinde birlikte görev üstlenen iki kurumun ortakkullanılan insan kaynağına ilişkin kadroların niteliğini ve dağılımını birliktebelirlemesine yönelik kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
B. 1. 7256 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile 2809 sayılıKanun’un değişiklikler yapılan ek 158. maddesinin 5. fıkrasının 4 ve 5.cümlelerinin incelenmesinde çoğunluk, hükmü Anayasa’ya aykırı bularak iptalinekarar vermiştir.2. 2809 sayılı Kanun’un ek 158. maddesinin beşincifıkrasının dava konusu dördüncü cümlesiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Bakanlıklabirlikte kullanım protokolü imzaladığı hastanelerde görev alan öğretimelemanlarıyla 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesine göre sözleşme imzalanacağıöngörülmüştür.
3. Bu itibarla kural uyarınca Sağlık BilimleriÜniversitesinin Bakanlıkla birlikte kullanım protokolü imzaladığı hastanelerlegörev alan öğretim elemanlarıyla ilgili fakülte dekanının görüşü alınarak,yürütülecek hizmetlere ilişkin en fazla üç yıl süreli ayrı ayrı sözleşmeimzalanacaktır. Ek 9. maddede “…imzalanabilecektir…” ibaresine yerverilmişken dava konusu kuralda farklı olarak “…imzalanır…” denilmeksuretiyle öğretim elemanlarına serbesti tanınmadığı görülmektedir. Bufarklılığın Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin diğer üniversitelerin tıp ve dişhekimliği alanında lisans ve uzmanlık eğitimi veren kurumlarından farklı olarakkendi uygulama ve araştırma merkezi bulunmamasından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
4. Sağlık Bilimleri Üniversitesinin uygulama ve araştırmafaaliyetlerini tamamen Bakanlığa bağlı hastanelerde yürüteceği anlaşılmaktadır.Dolayısıyla Sağlık Bilimleri Üniversitesinde yürütülecek tıp eğitimininayrılmaz bir parçası olan uygulama ve araştırma faaliyetlerinin yürütülebilmesibakımından öğretim elemanlarının Bakanlığa bağlı hastanelerde istihdamınıngerekli olduğu söylenebilecektir.
5. Ek 158. maddenin beşinci fıkrasının dava konusubeşinci cümlesinde ise sözleşmenin feshi veya süresinin sona ermesi hâlindeöğretim elemanının, Üniversitenin Bakanlıkla birlikte kullanım protokolüimzaladığı diğer hastanelerle de yeniden sözleşme yapabileceği veya Üniversiteningörevlendireceği birimlerde ve hizmetlerde çalıştırılacağı hükme bağlanmıştır.
6. Dava konusu dördüncü cümleye konusözleşmenin amacının zaten Üniversitebünyesinde istihdam edilmekte olan öğretim elemanının Bakanlıkla birliktekullanıma konu hastanelerde görev almasını sağlamak olduğu, bu suretle biryandan etkin ve verimli sağlık hizmetinin sunumunun sağlanmasına diğer yandanda müstakil araştırma ve uygulama merkezi olmayan Üniversitenin öğretimelemanlarının tıp eğitimine ve bilimsel çalışmalarına katkıda bulunulacağıaçıktır.
7. Öte yandan 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesi uyarıncasüresi biten sözleşmelerin yenilenebileceği, sözleşme bitim tarihinden bir ayönce tarafların aksine yazılı bildirimi yoksa sözleşmenin kendiliğinden bireryıllık sürelerle uzamış sayılacağı, 2809 sayılı Kanun’un ek 158. maddesininbeşinci fıkrasının dava konusu beşinci cümlesine göre de sözleşmenin feshi veyasüresinin sona ermesi hâlinde öğretim elemanının, Üniversitenin Bakanlıklabirlikte kullanım protokolü imzaladığı diğer hastanelerle de yeniden sözleşmeyapabilmesinin veya Üniversitenin görevlendireceği birimlerde ve hizmetlerdeçalıştırılmasının mümkün olduğu gözetildiğinde sözleşmenin herhangi bir sebeplesona ermesinin ardından öğretim elemanları için mesleki güvencelerinoluşturulduğu görülmektedir.
8. Ayrıca kuralların Üniversitenin bilimsel özgürlüğünetemas eden bir yönü bulunmamaktadır.
9. Bu gerekçelerle incelenen kuralların Anayasa’ya aykırıbir yönünün bulunmadığını değerlendirdiğimizden çoğunluğun iptal yönündekigörüşlerine iştirak edilmemiştir.
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Recai AKYEL
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Muhterem İNCE
Karşı Oy
1. Kanun’un 14. Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici29. Maddenin İncelenmesinde kuralın Anayasa’ya aykırı olduğunu değerlendirençoğunluk hükmün iptaline karar vermiştir.2. Dava konusu kuralın birinci cümlesi, yeni Koronavirüssalgını sebebiyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısaçalışma başvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkinişlemler hakkında Bakanlığa ve Kurum personeline herhangi bir sorumluluğunyüklenemeyeceğini hüküm altına almaktadır. Bu sorumsuzluk kısa çalışmabaşvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemlerlesınırlı bir sorumsuzluktur.
3. Kuralkamu görevlilerinin sorumluluğu ile ilgili olup bu anlamda sorumluluk, idarieylem ve işlemler ihdas edilirken bireylerin bazı haklarının ihlal edilmesinedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir (AYM, E.2020/18, K.2021/38, 3/6/2021, §16). Kuralla söz konusu zararların ortaya çıkmasına sebep olan işlemleri yapankamu görevlilerin bu zararlardan sorumlu olmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
4. Kanunlaverilmiş olan bir görevin yerine getirilmesi ya da bu kapsamda bir kararalınması, kişiye verilmiş bir görevken aynı zamanda bu görevin yerinegetirilmesinin hukuka aykırılık oluşturması çelişkiye sebep olur. Bu nedenlekişilerin kanunlarca verilmiş olan görevleri kanuni usul ve esaslara uygunolarak yerine getirmeleri ya da bu kapsamda karar almaları sonucunda hukuki,idari, mali ve cezai sorumluluklarının doğmaması tabiidir (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019,§ 132; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 48; E.2017/21, K.2020/77,24/12/2020, § 249; E.2018/93, K.2021/69, 13/10/2021, § 120).
5. YeniKoronavirüs salgınının neden olduğu olumsuz ekonomik şartlar nedeniyle çoksayıda işyerinde kısa çalışmaya geçilmiş, çok sayıda kısa çalışma başvurusunedeniyle Bakanlık ve Kurum görevlileri aşırı bir iş yüküyle karşı karşıyakalmışlardır. Kısa çalışma başvurularının alınmaya ve ödemelerinin yapılmayadevam edildiği süreç içinde yürürlüğe giren kuralla kamu görevlilerinin hatayapma kaygısıyla rutin ve yavaş çalışmalarının önüne geçilerek daha hızlıçalışmaları ve kısa çalışma desteğinin daha kısa sürede ihtiyaç sahiplerineulaştırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
6. İncelemeye konu edilen kural ile belirtilen kişilerehukuka aykırı, haksız fiil veya suç işleme görev veya yetkisinin verilmediği veverilemeyeceği açık olduğuna göre kuralın haksız fiil veya suç teşkil eden eylemlerikapsamadığı aşikardır (Benzer yönde bkz. AYM,E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 134; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, §49; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 251; E.2018/93, K.2021/69, 13/10/2021,§ 122).
7. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’ya aykırıolmadığını değerlendirdiğimizden aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirakedilmemiştir.
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Muhterem İNCE