ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2022/110
Karar Sayısı : 2023/115
Karar Tarihi : 22/6/2023
R.G.Tarih-Sayı :19/9/2023-32314
İPTAL DAVASINI AÇAN: TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte129 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunuile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2. maddesiyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun mülga ek 70. maddesinin yenidendüzenlenen ikinci fıkrasında yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin,
B. 29. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı NoterlikKanunu’nun 27. maddesine eklenen üçüncü fıkranın,
C. 47. maddesiyle 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılıEngelliler Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncücümlesinde yer alan “...dört yılı...” ibaresinin “...sekiz yılı...”şeklinde değiştirilmesinin,
Ç. 50. maddesiyle 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı KurumlarVergisi Kanunu’na eklenen geçici 15. maddenin (1), (2), (3), (4), (5), (6),(7), (8), (9), (10), (11) ve (12) numaralı fıkralarının,
D. Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “...üçüncüfıkrası...” ibaresinin,
Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13.,17., 20., 23., 35., 42., 49., 61., 73., 90. ve 128. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesitalebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUNHÜKÜMLERİ
Kanun’un iptali talep edilenkuralların da yer aldığı;
1. 2. maddesiyle 5434 sayılı Kanun’un yeniden düzenlenen mülgaek 70. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile ikinci fıkrası şöyledir:
“b) (Yenidendüzenleme:1/7/2022-7417/2 md.) Zam, tazminat ve ödenekler ile benzeri ödemelertoplamına karşılık gelmek üzere en yüksek Devlet memuru aylığı (ek göstergedahil) brüt tutarının;
- Ek göstergesi 8400 ve dahayüksek olanlarda % 255’ine,
- Ek göstergesi 7800 (dahil) -8400 (hariç) arasında olanlarda % 215’ine,
- Ek göstergesi 7000 (dahil) -7800 (hariç) arasında olanlarda % 195’ine,
- Ek göstergesi 5400 (dahil) -7000 (hariç) arasında olanlarda % 165’ine,
- Ek göstergesi 3600 (dahil) -5400 (hariç) arasında olanlarda % 145’ine,
- Ek göstergesi 2800 (dahil) -3600 (hariç) arasında olanlarda % 85’ine,
- Diğerlerinde % 55’ine,
tekabül eden miktarı, emeklilikkeseneğine ve kurum karşılığına tabi tutulur.
(Yenidendüzenleme:1/7/2022-7417/2 md.) Birinci fıkradaki oranları, ayrı ayrı veyabirlikte üç katına kadar artırmaya, yukarıdaki ek gösterge gruplarınıdeğiştirmeye ve personel kanunlarında yer alan ek göstergelerin artırılmasıhalinde gruplardaki ek göstergeleri yeniden düzenlemeye Cumhurbaşkanıyetkilidir.”
2. 29. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un üçüncü fıkranıneklendiği 27. maddesi şöyledir:
“Atama usulü:
Madde 27 – (Değişik: 16/11/1989- 3588/2 md.)
Birinci sınıf noterliğe birincisınıf, ikinci sınıf noterliğe birinci veya ikinci sınıf, üçüncü sınıf noterliğebirinci, ikinci veya üçüncü sınıf noterler arasından, 22 nci maddeye göreyapılan ilanları izleyen bir ay içinde başvuran isteklilerden birisi, AdaletBakanı tarafından atanır. Noterlik belgesi sahiplerinin üçüncü sınıf birnoterliğe atanabilmesi, üçüncü veya daha üst sınıf noter isteklilerinbulunmamasına bağlıdır. İkinci ve üçüncü sınıf noterliklere atamada bir üstsınıftan olan noterlerin atanma isteği diğer isteklilere tercih edilir.Bulunduğu noterlikte iki yılını doldurmamış bulunan noterlerin atanma isteğinazara alınmaz.
(Değişik ikinci fıkra:2/12/2014-6572/3 md.) Atama yapılırken aynı sınıftan noterlerin meslektekikıdemleri esas alınır. Kıdemde eşitlik hâlinde Adalet Bakanlığınca verilennoterlik belge sıra numarası önce olan tercih edilir.
(Ek fıkra: 1/7/2022-7417/29md.) İki defa yapılan ilana rağmen, birinci fıkra uyarınca atama yapılamayanbir noterliğe; üst sınıf veya aynı sınıf noterler, bu sınıflardan isteklininbulunmaması halinde, bir alt sınıf noterler arasından atama yapılabilir. Bufıkra kapsamında yapılacak atamalarda birinci fıkranın son cümlesindeki ikiyıllık süre bir yıl olarak uygulanır.”
3. 47. maddesiyle 5378 sayılı Kanun’un üçüncü cümlesindeibare değişikliği yapılan geçici 3. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
“(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/34md.) Bu Kanunun geçici 2 nci maddesi ile bu maddede belirtilen erişilebilirlikstandartlarının ve yükümlülüklerinin uygulanmasının izlenmesi ve denetimi herilde Aile ve Sosyal Politikalar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji, İçişleri, Çevre veŞehircilik, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıkları ile engelliler ileilgili konfederasyonların temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından yapılır.İhtiyaç halinde birden fazla komisyon kurulabilir. Denetim sonucunda ilgilibelediye ve kamu kurum ve kuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlüyapıların ve açık alanların malikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerineeksikleri tamamlaması için birinci fıkrada belirtilen sürenin bitimindenitibaren sekiz yılı geçmemek üzere ek süre verilebilir.”
4. 50. maddesiyle 5520 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddeşöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 15- (Ek: 1/7/2022-7417/50 md.)
(1) Gerçek veya tüzelkişilerce, yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğersermaye piyasası araçları 31/3/2023 tarihine kadar banka veya aracı kurumlarabildirilir.
(2) Birinci fıkra kapsamınagiren varlıklar, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardankullanılan ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlıolan kredilerin en geç 31/3/2023 tarihine kadar kapatılmasında kullanılabilir.Bu takdirde, defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesindekullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilme şartı aranmaksızın bu maddehükümlerinden yararlanılır.
(3) Bu maddenin yürürlüktarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasasıaraçlarının bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmeksuretiyle karşılanmış olması hâlinde, söz konusu avansların en geç 31/3/2023tarihine kadar defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu madde hükümlerindenyararlanılır.
(4) Gelir veya kurumlarvergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defterkayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermayepiyasası araçları ile taşınmazlar, 31/3/2023 tarihine kadar vergi dairelerinebeyan edilir.
(5) Birinci ve dördüncüfıkra kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar 213 sayılı Kanunuyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim veya beyan tarihiitibarıyla kanuni defterlere kaydedilir. Bilanço esasına göre defter tutanmükellefler, bu madde hükümleri uyarınca kanuni defterlerine kaydettiklerikıymetler için pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı bildirim veyabeyan tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemez, sermayeyeilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz, işletmenin tasfiye edilmesihalinde ise vergilendirilmez. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabıesasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerindeayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz vebildirim veya beyan tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabikazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkatealınmaksızın işletmeden çekilebilir. Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar,bu fıkrada yer alan beyan dışındaki diğer şartlar aranmaksızın maddehükümlerinden yararlanabilirler, bunlar tarafından taşınmaz dışındakivarlıkların en geç beyan tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlarayatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunludur. Dördüncü fıkra kapsamındabeyan edilerek işletme kayıtlarına alınacak taşınmazların işletmeye devrineilişkin tapuda yapılacak işlemlerden, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı HarçlarKanunu uyarınca harç alınmaz, bu taşınmazların işletmeye devri 193 sayılıKanunun mükerrer 80 inci maddesi uygulamasında elden çıkarma sayılmaz.
(6) Banka ve aracıkurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibindenbildirilen varlıkların değeri üzerinden 30/9/2022 tarihine kadar yapılan bildirimleriçin %1, 1/10/2022 tarihi ila 31/12/2022 tarihi (bu tarih dahil) arasındayapılan bildirimler için %2, 31/3/2023 tarihine kadar yapılan bildirimler için%3 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın onbeşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlıbulunduğu vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler. Şu kadar ki vergioranı; bildirilen varlıkların, Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılanhesaplara transfer edildiği veya yurt dışından getirilerek bu hesaplarayatırıldığı tarihten itibaren en az bir yıl süreyle tutulması halinde %0 olarakuygulanır. Bu takdirde, banka ve aracı kurumlar tarafından bildirim esnasındatahsil edilerek vergi dairesine ödenen vergi, bildirim sahibinin ilgili vergidairesine başvurusu üzerine iade edilir.
(7) Vergi dairelerine beyanedilen varlıkların değeri üzerinden %3 oranında vergi tarh edilir ve bu vergi,tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenir. Bu fıkraya vealtıncı fıkraya göre ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka birvergiden mahsup edilemez.
(8) Bildirim ve beyana konuedilen varlıklarla ilgili olarak 213 sayılı Kanunun amortismanlara ilişkinhükümleri uygulanmaz. Bu varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar,gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarakkabul edilmez.
(9) Bildirilen veya beyanedilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesive vergi tarhiyatı yapılmaz. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri iletakdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamındabildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti vebildirilen veya beyan edilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit yada fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz. Bulunanmatrah farkının, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortayaçıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olmasıdurumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır. Vergiincelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirim veya beyana konuedilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda,bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlar, bulunan matrahfarkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır.
(10) Birinci fıkra uyarıncabildirildiği halde, bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihtenitibaren üç ay içinde Türkiye’ye getirilmemesi veya Türkiye’deki banka ya da aracıkurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ile bildirilen veya beyanedilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi ve bumaddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde dokuzuncufıkra hükmünden yararlanılamaz. Vergi incelemesine başlanılan veya takdirkomisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu madde kapsamında yapılan bildirim vebeyanlar dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararlarısonucunda yapılacak tarhiyatlar için de dokuzuncu fıkra hükmü uygulanmaz.Tahakkuk eden verginin vadesinde ödenmemesi vergi aslının gecikme zammı ilebirlikte 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsiline engel teşkil etmez.Tahsil edilmiş olan vergiler red ve iade edilmez.
(11) Bildirim ve beyansüresi sona erdikten sonra bildirim veya beyanlara ilişkin düzeltme yapılamaz.
(12) Hazine ve MaliyeBakanlığı, madde kapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi vebildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim vebeyana esas şekli ile maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgelerile iade işlemlerine ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeyeyetkilidir.
(13) Bu maddeyi ihdas edenKanunla, Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yapılandeğişiklik hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce sermaye artırımıyapan veya ilk defa kurulan şirketler için 2022 yılı hesap dönemi dahil olmaküzere 5 hesap dönemi için uygulanır”
5. Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) Konusu suç teşkil etmemekve kesinleşmiş bir yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla, bu maddeninyürürlük tarihine kadar personeline yemek yardımını nakden ödeyen ya da kupon,kart, fiş, bilet ya da bu mahiyette bir ödeme aracı üzerinden gerçekleştirmekamacıyla bu ödeme araçlarının teminini bütçesinden hizmet alımı yoluylakarşılamış olan ve 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu GörevlileriSendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun 32 nci maddesinin üçüncü fıkrasıhükümlerine aykırı olarak sosyal denge tazminatı verdiği tespit edilen il özelidareleri, belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkilive görevli personeli hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaz,başlamış olanlar işlemden kaldırılır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğügereğince Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, RıdvanGÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, SelahaddinMENTEŞ, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 8/9/2022 tarihinde yapılanilk inceleme toplantısında dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esasinceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri,Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, davakonusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları vebunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 2. Maddesiyle 5434 SayılıKanun’un Mülga Ek 70. Maddesinin Yeniden Düzenlenen İkinci Fıkrasında Yer Alan “...Cumhurbaşkanı...”İbaresinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
3. 31/5/2006 tarihli ve 5510sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “5434 sayılıKanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinde; anılan Kanun’unyürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun uyarınca emekli aylığıbağlananlar ile iştirakçi iken 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla anılan Kanun’un 4. maddesininbirinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ve yine söz konusu Kanun’unyürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarakçalışmış olup 5510 sayılı Kanun’un 4.maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmayabaşlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında anılan Kanun ile yürürlüktenkaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine göreişlem yapılmaya devam edileceği, geçici 4. madde kapsamına girenlerin aylıklarınınbağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptanödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ile emekliikramiyeleri hakkında 5510 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan hükümleri dedâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun’a göre işlem yapılacağı, yine 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiolup bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Kanun’un 4. maddesininbirinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanların kesenek ve karşılıkları,fiili hizmet zammı ve itibari hizmet süresi karşılıkları ile %100 artışfarkları hakkında 5434 sayılı Kanun’un 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmedenönceki hükümleri uyarınca işlem yapılacağı belirtilmiştir.
4. Bu çerçevede 5434 sayılı Kanunuyarınca sigortalılar (iştirakçiler) ve kurumlarından kesilecek emeklilikkesenekleri ve kurum karşılıkları anılan Kanun’un mülga 14. ilâ mülga 19.maddeleri ile mülga ek 70. maddesinde yer alan hükümler doğrultusunda hesaplanmaktadır.
5. Kanun’un mülga 14. maddesinde EmekliSandığının (Sandık) gelirleri belirlenmiş olup anılan maddenin (a) bendinde iştirakçilerinemeklilik keseneğine esas aylık tutarları üzerinden her ay kesilecek %16emeklilik kesenekleri; (d) bendinde ise (a) bendinde yazılı %16emeklilik keseneğine karşılık %20, (b, c, ve ç) bentlerinde yazılı paralaraeşit olarak kurumlarınca verilecek karşılıklar Sandığın gelirleriarasında sayılmıştır. Kanun’un mülga 15. maddesinde emeklilik keseneğine tabitutulacak aylık, ücret ve ödenekler belirlenmiş; mülga 16. maddesinde iseemeklilik keseneklerinin kurumlarca aylık, ücret veya ödeneklerin bordrolarındagösterileceği ve bunların hak sahiplerine ödenmesi sırasında kesileceği hükmebağlanmıştır.
6. Kanun’un mülga 15. maddesindeemeklilik keseneğine tabi tutulacağı belirtilen aylık, ücret ve ödeneklerinyanı sıra Kanun’un mülga ek 70. maddesinin birincifıkrasının (b) bendinde kamu görevlilerinin görev aylıklarına esas alınan zam,tazminat ve ödenekler ile benzeri ödemeler toplamına karşılık gelmek üzere enyüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dâhil) brüt tutarının ek göstergeoranları esas alınmak suretiyle Kanun’da belirlenen oranlara tekabüleden miktarının da emeklilikkeseneğine ve kurum karşılığına tabi tutulacağı öngörülmüştür.
7. Dava konusu kuralda ise anılanmaddenin birinci fıkrasındaki oranları, ayrı ayrı veya birlikte üç katına kadarartırmaya, yukarıdaki ek gösterge gruplarını değiştirmeye ve personelkanunlarında yer alan ek göstergelerin artırılması hâlinde gruplardaki ekgöstergeleri yeniden düzenlemeye Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğu hükmebağlanmıştır. Söz konusu fıkrada yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresi davakonusu kuralı oluşturmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
8. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği, yasama yetkisinindevredilmezliği ilkesine aykırı olduğu,ayrıca memurların ve diğer kamu görevlilerinin aylıkve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın7., 35. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesi uyarıncakural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi TürkMilleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmektedir. Anayasa’nın açıkça kanunladüzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenlemeyapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür.Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konulardayasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olanyürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanmasızorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve,Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha genişolabilecektir. Başka bir ifadeyle Anayasa’ya göre kanunla düzenlenmesigerekmeyen bir konu, kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyiciişlemlerine bırakılabilir (AYM, 19/2/2020, E.2018/91, K.2020/10, § 110).
11. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımındankural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesiyeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konulardagenel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasamayetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenleAnayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri maliyükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasırankanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri veçerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunladüzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktansonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevselnitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013).
12. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.
13. Mülkiyethakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğusınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bubağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerindetasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksunbırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM,E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, §13).
14. 5434sayılı Kanun’un mülga ek 70. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca en yüksek devletmemuru aylığı (ek gösterge dâhil) brüt tutarının ek gösterge oranları esasalınmak suretiyle Kanun’da belirlenen oranlara tekabül eden miktarının emeklilikkeseneğine ve kurum karşılığına tabi tutulması mülkiyet hakkı kapsamındadır. Buitibarla anılan maddenin dava konusu ikinci fıkrasında, birinci fıkradaki oranları, ayrı ayrı veyabirlikte üç katına kadar artırmaya, ek gösterge gruplarını değiştirmeye ve ekgöstergeleri yeniden düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’na verilmesi suretiyle mülkiyethakkına yönelik olarak bir sınırlama öngörüldüğü açıktır.
15. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirendüzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygunve ölçülü olması gerekir.
16. Anayasa’nınanılan hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda dikkatealınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. AnayasaMahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen varolması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli,ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
17. Esasen temelhakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukukdevletinin temel unsurlarından olan hukukibelirlilik ilkesiuyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2019/106, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; E.2020/15,K.2020/78, 24/12/2020, § 10). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlamaölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınanhukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
18. Anayasa’nın 128. maddesininikinci fıkrasında da “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödeneklerive diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkintoplu sözleşme hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle memurlar ve diğerkamu görevlileri özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur.Kanuni düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasınıve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan biryasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntılarınbelirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesi, kanuni düzenlemeilkesine aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2021/130,K.2022/110, 28/9/2022, § 32; E.2018/110, K.2018/99, 17/10/2018).
19. Dava konusu kuralda,Cumhurbaşkanı’na 5434 sayılı Kanun’un mülgaek 70. maddesinin birinci fıkrasının (b)bendinin birinci fıkrasındaki oranları, ayrı ayrı veya birlikte üçkatına kadar artırmaya, ek gösterge gruplarını değiştirmeye ve ek göstergeleriyeniden düzenleme yetkisi verilmiş ise deCumhurbaşkanı’nın söz konusu oranları ve gösterge gruplarını değiştirmesineveya ek göstergeleri yeniden düzenlemesine ilişkin objektif bir ölçütün belirlenmediği görülmektedir.Bu itibarla kuralla Cumhurbaşkanı’na tanınanyetkinin genel çerçevesinin çizilmediği, temel esaslar ve ilkelerinbelirlenmediği, bu konulardaki takdir yetkisinin bütünüyleCumhurbaşkanı’na bırakıldığı anlaşılmaktadır.
20. Bu durumda kuralla 5434sayılı Kanun’un mülga ek 70. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci fıkrasındaki oranların ve gösterge gruplarının değiştirilmesi veya ekgöstergelerin yeniden düzenlenmesi konusundaki ölçütlere ilişkin yasal çerçevebelirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan biryetki tanınmasının mülkiyet hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı gibi yasama yetkisinin devredilmezliğiilkesiyle de çeliştiği sonucuna varılmıştır.
21. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7., 13., 35.ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
B. Kanun’un 29. Maddesiyle 1512Sayılı Kanun’un 27. Maddesine Eklenen Üçüncü Fıkranın İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
22. 1512 sayılı Kanun’un 1.maddesinde noterliğin bir kamu hizmeti olduğu, noterlerin, hukuki güvenliğisağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendireceği vekanunlarla verilen başka görevleri yapacağı hüküm altına alınmıştır.
23. Söz konusu Kanun’un 4.maddesinde noterliklerin dört sınıfa ayrılacağı, birinci, ikinci ve üçüncüsınıf noterliklerin, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak AdaletBakanlığınca (Bakanlık) sınıflandırılacağı hükme bağlanmış, ayrıcanoterliklerin sınıflandırılmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.Anılan maddenin altıncı fıkrasında ise dördüncü sınıf noterliğe indirmehakkındaki 31. madde hükmünün saklı olduğu belirtilmiştir.
24. Kanun’un “Noterin sınıfı veasgari hizmet süresi:” başlıklı 4/a maddesinde noterlerin üç sınıfaayrılacağı, ilk defa üçüncü sınıf bir noterliğe atanarak mesleğe girenlerin,işe başladıkları tarihte üçüncü sınıf hizmetinin başladığı, noterin ikinci veüçüncü sınıfta asgari hizmet süresinin dörder yıl olduğu öngörülmüştür. Kanun’un5. maddesinde ise noter olabilmek için noterlik stajını tamamlayarak noterlikbelgesini almış olmanın şart olduğu hükme bağlanmıştır.
25. Noterliğe atama usulü Kanun’un22. ilâ 27. maddelerinde düzenlemiştir. 22. maddenin birinci fıkrasındaboşalan, açılan veya dördüncü sınıftan üçüncü sınıfa geçirilen noterliklerinResmî Gazete’de ilan olunacağı; ikinci fıkrasında yaş tahdidi sebebiyleboşalacak noterliklerin noterin yaş tahdidine tabi tutulmasından önce ilanınınzorunlu olduğu; üçüncü fıkrasında ise yapılacak ilanda, boşalan ve üçüncüsınıfa geçirilen noterliğin bir evvelki yıla ait gayrisafi gelirinin, açılannoterliğin ise emsallerine göre Adalet Bakanlığınca tahmin edilecek gayrisafigeliri ve isteklilerin hangi belgelerle birlikte başvurmaları gerektiğiningösterileceği hükme bağlanmıştır. Kanun’un 23. maddesinde ilan edilen noterliklerebaşvuru usulü düzenlenmiştir.
26. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıfnoterliklere atama usulü ise Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı 27. maddesindedüzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında birinci sınıf noterliğebirinci sınıf, ikinci sınıf noterliğe birinci veya ikinci sınıf, üçüncü sınıfnoterliğe birinci, ikinci veya üçüncü sınıf noterler arasından, 22. maddeyegöre yapılan ilanları izleyen bir ay içinde başvuran isteklilerden birisininAdalet Bakanı tarafından atanacağı, noterlik belgesi sahiplerinin üçüncü sınıfbir noterliğe atanabilmesinin üçüncü veya daha üst sınıf noter isteklilerinbulunmamasına bağlı olduğu, ikinci ve üçüncü sınıf noterliklere atamada bir üstsınıftan olan noterlerin atanma isteğinin diğer isteklilere tercih edileceği, bulunduğunoterlikte iki yılını doldurmamış olan noterlerin atanma isteklerinin dikkatealınmayacağı öngörülmüştür.
27. Maddenin ikinci fıkrasında atamayapılırken aynı sınıftan noterlerin meslekteki kıdemlerinin esas alınacağı, kıdemdeeşitlik hâlinde Adalet Bakanlığınca verilen noterlik belge sıra numarası önceolanın tercih edileceği hükme bağlanmıştır.
28. Maddenin dava konusu üçüncüfıkrasında ise iki defa yapılan ilana rağmen birinci fıkra uyarınca atamayapılamayan bir noterliğe; üst sınıf veya aynı sınıf noterler, bu sınıflardanisteklinin bulunmaması hâlinde bir alt sınıf noterler arasından atamayapılabileceği, ayrıca bu fıkra kapsamında yapılacak atamalarda bulunduğunoterlikte iki yılı doldurmuş olma şartının bir yıl olarak uygulanacağı öngörülmüştür.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
29. Dava dilekçesinde özetle; davakonusu kuralda iki defa yapılan ilana rağmen atama yapılamayan bir noterliğebir alt sınıf noterler arasından da atama yapılabilmesine imkân tanındığı veiki yıllık bekleme süresinin bir yıla indirildiği, noterliğe atamada ilkeolarak sınıf esasının benimsendiği ve ayrıca bir noterin atama talebindebulunabilmesi için bulunduğu noterlikte iki yıl beklemesi zorunluluğununöngörüldüğü, sınıf sisteminin değiştirilmesinin keyfî uygulamalara yolaçabileceği, bu itibarla kuralın hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve belirlilikilkelerine aykırı olduğu, aynı sınıfta bulunan noterlerin farklı sınıftakinoterliklere atanmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağı, söz konusuuygulamanın çalışma barışının bozulmasına neden olacağı belirtilerek kuralınAnayasa'nın 2., 10. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
30. Anayasa’nın 2. maddesindebelirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarınasaygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukukdüzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan veyargı denetimine açık olan devlettir.
31. Anayasa’nın anılan maddesindegüvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereği kanunlar kamu yararı amacıylaçıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeylebireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifadeetmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi içinçıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir.Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızcabelirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsaamaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur.
32. Açıklanan hâl dışında birkanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç veyöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarakkanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesiyapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, §102).
33. Bu itibarla Anayasa’yauygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetliolup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin yada grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir.Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamuyararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamuyararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM,E.2016/140, K.2017/92, 12/4/2017, §§ 6,7; E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, §§10, 11; E.2022/50, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).
34. Noterlik, 1512 sayılı Kanun’un1. maddesi uyarınca bir kamu hizmeti olup noterler hukuki güvenliği sağlamak veanlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirmekte ve kanunlarla verilendiğer görevleri yapmaktadırlar. Anılan Kanun’un 82. maddesinde noterlikişlemlerinin resmî nitelikte olduğu belirtildikten sonra düzenleme biçimindeyapılmış işlemlerin içeriğinin, onaylama biçiminde yapılmış işlemlerin de imzave tarihinin sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olduğu; diğer noterlikişlemlerinin ise aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. Buitibarla hukuki güvenliği sağlamak ve hukuki anlaşmazlıkların çıkmasını önlemekamacıyla bizatihi düzenlemek yahut onaylamak suretiyle işlemlere resmiyetkazandırmak yani işlem güvenliğini tesis etmek, noterlerin aslî ve temelişlevlerindendir. Bu nedenle noterler, klasik kamu hizmeti olan adalethizmetinin bir parçası durumundadırlar.
35. Kanun’un 2. maddesi uyarıncanoterlik faaliyetinin yürütülebilmesi için her asliye ve münferit sulhmahkemesinin bulunduğu yerde ve gerek görülen diğer yerlerde noterlik kurulmasızorunludur. Ayrıca belirli ölçütler ve usuller esas alınarak iş yoğunluğundaartış görülen yerlerde birden çok noterlik açılması da mümkündür. Bu çerçevede Kanunuyarınca kurulup faaliyete geçen noterliklerin tayin, emeklilik, istifa ve diğersebeplerle boşalması hâlinde noterlerin yerine getirdiği kamu hizmetininaksamadan yürütülebilmesi ve noterlik hizmetinin devamının sağlanabilmesi içinboşalan noterliklere en kısa sürede atama yapılması gerektiği kuşkusuzdur.Nitekim noterlik atamasının istekli bulunması durumunda gerçekleştirilebildiğidüşünüldüğünde boşalan bir noterliğe atanma hususunda istekli bulunmaması sebebiyleilgili yerdeki noterlik hizmetinin verilememesi ve bu nedenle kamu hizmetininisleyişinin aksaması ihtimal dâhilindedir.
36. Ayrıca hukuki güvenliğisağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgeleme görevi bulunannoterlerin tamamının aynı işlemleri ve aynı işlem formüllerini uygulamakdurumunda olduğu gözetildiğinde gerek yapılan işlemlerin niteliği gerekse tabi olduklarısorumluluklar bakımından noter sınıfları arasında bir fark bulunmamaktadır. Bunedenle atama yapılamayan bir noterliğe; üst sınıf veya aynı sınıf noterler, busınıflardan isteklinin bulunmaması hâlinde, bir alt sınıf noterler arasındanatama yapılabilmesinin noterlik hizmetinin devamının sağlanabilmesi amacınahizmet etmediği söylenemez.
37. Bu itibarla noterlerin yerinegetirdikleri kamu hizmetinin aksamadan sürdürülebilmesi amacıyla öngörüldüğüanlaşılan kuralda kamu yararı dışında bir amacıngözetilmediği sonucuna varılmıştır.
38. Öte yandan kuralda hangidurumlarda bir noterliğe alt sınıf noterler arasından atama yapılabileceğiaçıkça düzenlenmiştir. Buna göre öncelikle boşalan noterliğe aynı sınıftakinoterler arasından atama yapılabilmesi amacıyla Kanun’da öngörülen usulde ikidefa ilan yapılması, yapılan iki ilana rağmen boşalan noterliğe aynı veya üstsınıf noterler arasından Kanun’un 27. maddesinin birinci fıkrası uyarınca atamayapılamaması gerekmektedir. Ayrıca iki defa yapılan ilana rağmen boşalan birnoterliğe; öncelikle üst sınıf veya aynı sınıf noterler, bu sınıflardanisteklinin bulunmaması hâlinde bir alt sınıf noterler arasından atamayapılabilmesi mümkündür.
39. Bunun yanı sıra iki ilanarağmen üst sınıf ya da kendi sınıfından atama talebinde bulunulmaması durumundabelirli şartları taşıyan bir alt sınıf noterler arasından atama yapılması hâlindede atamaların 1512 sayılı Kanunun 27. maddesinin birinci fıkrasındaki sınıfsistemi ile ikinci fıkrasındaki kıdem esası gözetilerek yapılmasıgerekmektedir. Ayrıca kuralda öngörülen atama usulünün uygulanması sırasındaKanun’da öngörülen noterlerin atanmasına ilişkin diğer ilke ve hükümlerin butür atamalarda da uygulanacağı açıktır.
40. Diğer yandan bulunduğunoterlikte iki yılını doldurmuş olma şartının da sadece bu tür atamalarda biryıl olarak uygulanacağı anlaşılmakla birlikte bir yılını doldurmuş bulunannoterlerin atanma isteğinde bulunması durumunda da öncelikle görev süresi dahafazla olan noterlerin atanmasının yapılması gerekmektedir. Nitekim bu durumda1512 sayılı Kanun’un 27. maddesinin ikinci fıkrasında benimsenmiş olan kıdemesasının bu noter atamaları hakkında da uygulanacağı açıktır.
41. Bu itibarla kuralda boşalan noterliklere bir altsınıf noterler arasından atama yapılabilmesine ilişkin şartların açık ve netbir şekilde belirlendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralda öngörülenhususların temel ilkeleri ve çerçevesinin kanunla düzenlenmesi sebebiyle kuralınkeyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirnitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
KuralınAnayasa'nın 10. ve 49. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un 47. Maddesiyle 5378Sayılı Kanun’un Geçici 3. Maddesinin Altıncı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde YerAlan “...dört yılı...” İbaresinin “...sekiz yılı...” ŞeklindeDeğiştirilmesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
43. 5378 sayılı Kanun’un 1.maddesinde bu Kanun’un amacının engellilerintemel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştansahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşitşartlarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyicitedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamak olduğuhükme bağlanmıştır.
44. Kanun’un 3. maddesinin (f) bendinde erişilebilirlik, binaların, açık alanların,ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisininengelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak ulaşılabilir ve kullanılabilirolması şeklinde tanımlanmış; (g) bendinde ise erişilebilirlik standartlarının TürkStandardları Enstitüsünün erişilebilirlikle ilgili yayımladığı standartlarıifade ettiği belirtilmiştir.
45. Kanun’un 7. maddesinin birincifıkrasında yapılı çevrede engellilerinerişebilirliğinin sağlanması için planlama, tasarım, inşaat, imalat,ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerinde erişilebilirlik standartlarınauygunluğun gerçekleştirileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında özel ve kamutoplu taşıma sistemleri ile sürücü koltuğu hariç dokuz veya daha fazla koltuğubulunan özel ve kamu toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğineuygun olmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmış; üçüncü fıkrasında isebilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin engelliler içinerişilebilir olmasının sağlanacağı hükme bağlanmıştır.
46. Kanun’un anılan maddelerinde yapıların, açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerinerişebilirliğine uygun hâle getirilmesi zorunlu kılınmış olup bu yerlerinengellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesi için ise bir geçiş süreciöngörülmüştür.
47. Bu çerçevede Kanun’un geçici 2. maddesinde kamu kurum ve kuruluşlarına aitmevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşilalanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ilegerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren hertürlü yapıların bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sekiz yıliçinde engellilerin erişebilirliğine uygun duruma getirileceği hükmebağlanmıştır.
48. Geçici 3. maddesinin birincifıkrasında ise büyükşehir belediyeleri vebelediyelerin, şehir içinde kendilerince sunulan ya da denetimlerinde olansürücü koltuğu hariç dokuz veya daha fazla koltuğu bulunan araçlarla sağlanantoplu taşıma hizmetlerinin engellilerin erişilebilirliğine uygun olması içingereken tedbirleri alacağı, mevcut özel ve kamu toplu taşıma araçlarının, buKanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sekiz yıl içinde, sürücü koltuğuhariç dokuz ila on altı oturma yeri olan araçlarla verilen toplu taşımahizmetleri, turizm taşımacılığı yapılan araçlarla sağlanan taşıma hizmetleri veözel ve kamu şehirler arası toplu taşıma hizmetleri ile yolcu gemilerinin7/7/2018 tarihine kadar engelliler için erişilebilir duruma getirileceğiöngörülmüştür.
49. Anılan maddenin altıncıfıkrasının birinci cümlesinde geçici 2.madde ile bu maddede belirtilen erişilebilirlik standartlarının veyükümlülüklerinin uygulanmasının izlenmesi ve denetiminin her ilde Aile veSosyal Hizmetler, Sanayi ve Teknoloji, İçişleri, Çevre, Şehircilik ve İklimDeğişikliği, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıkları ile engellilerle ilgilikonfederasyonların temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından yapılacağı;ikinci cümlesinde ihtiyaç hâlinde birden fazla komisyonun kurulabileceğibelirtilmiştir.
50. Geçici 3. maddenin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesindeise denetim sonucunda ilgili belediye ve kamu kurum vekuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların ve açık alanlarınmalikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleri tamamlaması içinbirinci fıkrada belirtilen sürenin bitiminden itibaren sekiz yılı geçmemeküzere ek süre verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan “…dörtyılı…” ibaresinin “…sekiz yılı…” şeklinde değiştirilmesi dava konusukuralı oluşturmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
51. Dava dilekçesinde özetle; engellilerin yaşamkoşullarının iyileştirilmesi ve hak ve özgürlüklere ulaşmasının önündekiengellerin kaldırılmasının devletin görevi olduğu, bu çerçevede bina ve diğeraltyapı tesisleri ile toplu taşıma hizmetlerinin engellilerin erişim vekullanımına uygun hâle getirilmesi gerektiği, dava konusu kuralla kamu kurum vekuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplutaşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine ve kullanımına uygun durumagetirilebilmesi için belirlenen sürenin uzatılmasının devlete yüklenenengellilerin korunmalarını ve toplum hayatına uyumlarını sağlayıcı tedbirlerinalınması şeklindeki pozitif yükümlülüğe aykırı olduğu, sosyal devlet ilkesi ileeşitlik ilkesini ihlal ettiği, devletin sağlıklı ve düzenli kentleşmeyigerçekleştirme yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu, bu yükümlülüklerin yerinegetirilmesi için belirlenen sürenin uzatılmasının yaşam hakkı, maddi ve manevivarlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, özel hayata saygı hakkı, eğitimhakkı ve çalışma hakkını ihlal ettiği, engelli haklarının korunmasına ilişkinusulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla bağdaşmadığı belirtilerekkuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 17.,20., 23., 42., 49., 61. ve 90. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
52. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir”hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmezve vazgeçilmez haklarındandır.
53. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevivarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç vegörevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarakgüvence altına alınmış olan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin buhaklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleriuyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitifyükümlülükler bazı durumlarda söz konusu temel hakların korunması için belirlitedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11,K.2019/86, 14/11/2019, § 13).
54. Bunun yanı sıra devletin engellilereyönelik pozitif yükümlülükleri kapsamında Anayasa’da çeşitli düzenlemelere yerverilmiştir. Bu bağlamda Anayasa’nın 10. maddesi gereğince engellilere ilişkinbu görevlerin yerine getirilmesi için pozitif ayrımcılık içeren tedbirlereşitlik ilkesine aykırı sayılmayacaktır (AYM, E.2022/51, K.2022/94, 20/7/2022,§ 18).
55. Anayasa’nın 61. maddesinin ikincifıkrasında ise “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatınaintibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” denilmek suretiyle engellilerinsosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler kapsamında olduğubelirtilmiştir.
56. Buna göre Anayasa’nınanılan maddeleri uyarınca, engellilerin korunmasını ve toplum hayatına uyumunusağlamak için gerekli tedbirleri alma görevi devlete yüklenen pozitifyükümlülükler kapsamında kalmaktadır. Bu çerçevede 5378 sayılı Kanun’un anılan maddelerinde belirtilen yapıların, açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerinerişebilirliğine uygun hâle getirilmesi de maddive manevi varlığın korunması ve geliştirmesi hakkı bağlamında devletinengellilere ilişkin pozitif ödevleri kapsamında değerlendirilmesigerekmektedir.
57. Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı geçici 3.maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde ise geçici2. madde ile bu maddede belirtilen erişilebilirlik standartlarının veyükümlülüklerinin uygulanmasının izlenmesi ve denetimi amacıyla kurulankomisyon tarafından yapılan denetimler sonucunda ilgili belediye ve kamu kurumve kuruluşları ile umuma açık hizmet veren her türlü yapıların ve açıkalanların malikleri ile toplu taşıma araçlarının sahiplerine eksikleritamamlaması için geçici 3. maddenin birinci fıkrasında belirtilen süreninbitiminden itibaren verilebilecek ek süre sekiz yıla çıkarılmıştır.
58. Kanun’un anılan maddelerinde umumaaçık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşımaaraçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesi zorunlukılınmış ise de bu yerlerin engellilerin erişebilirliğine uygun hâlegetirilmesi için bir geçiş süreci öngörülmüştür. Bununla birlikte 4/7/2012 tarih ve 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesiyle ihdas edilengeçici 3. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinin ilk hâlindebelirtilen yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için iki yılı geçmemeküzere ek süre verilebileceği hükme bağlanmıştır. 23/7/2020tarih ve 7252 sayılı Dijital Mecralar Komisyonu Kurulması İle Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 7. maddesiyle bu süre “üç yıl”şeklinde yeniden düzenlenmiş, 18/7/2021 tarih ve 7333 sayılı BazıKanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesiyle süre “dört yıl” olarak tekrarbelirlenmiştir. Son olarak dava konusu kuralla anılan cümlede yer alan “…dörtyılı…” ibaresi “…sekiz yılı…” şeklinde değiştirilmiş, bu yolla gerekgeçici 2. maddede gerekse geçici 3. maddede geçiş süreci için öngörülen sürelerinkanuni düzenlemeler ile müteaddit defalar uzatılması yoluna gidilmiştir.
59. Kanun’un anılan maddelerinde umumaaçık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşımaaraçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesi için öngörülensürenin devamlı uzatılmasının engellilerin toplum içinde yer almaları, işgücüne katılmaları ve bireysel olarak yaşayabilmeleri imkânını olumsuzetkileyeceği açıktır.
60. Bunun yanı sıra Kanun’da umumaaçık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşımaaraçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilip getirilmediğinindenetlenmesi amacıyla bir komisyon kurulması öngörülmüş ve ayrıca Kanun’ungeçici 4. maddesinde sürenin bitiminden itibaren öngörülen yükümlülükleriniyerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilenler hakkında idari paracezasının uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak söz konusu alanların ve toplutaşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesi içinöngörülen sürenin devamlı uzatılması Kanun’da öngörülen denetim mekanizmasınıişlevsiz hâle getireceği gibi Kanun’un öngördüğü yükümlülüklere uymayanlar hakkındaidari yaptırım uygulanması imkânını da ortadan kaldırmaktadır. Süre uzatımınındevamlılık kazanması ise söz konusu alanları ve toplu taşıma araçlarınıengellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesi yükümlülüğü bulunanlarınyükümlülüklerini yerine getirme hususunda istekli davranmamasına yol açacakniteliktedir.
61. Öte yandan umuma açık hizmetveren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarının engellilerinerişebilirliğine uygun duruma getirilmesinin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıile özel hukuk kişilerine aşırı külfet yüklemeyeceği, söz konusu yapılar,alanlar ve toplu taşıma araçları üzerinde gerçekleştirilecek bir takım ufaktadilat ve tamirat ile yapılacak bazı eklemelerle söz konusu yapılar, alanlarve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun durumagetirilmesinin mümkün olduğu açıktır.
62. Buna göre Kanun’unyayımlandığı tarih de dikkate alındığında geçen süre içinde her türlü yapılarve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğineuygun duruma getirilmesi amacıyla gerekli iş ve işlemlerin yapılması içinöngörülen sürenin dört yıl daha uzatılmasının maddi ve manevi varlığın korunmasıve geliştirmesi hakkı bağlamında devlete yüklenen engellilerinkorunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almaşeklindeki pozitif yükümlülüğe aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 5., 17. ve 61. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural,Anayasa’nın 5., 17. ve 61. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğindenayrıca Anayasa’nın 2., 10., 20., 23., 42., 49. ve 90. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
Ç. Kanun’un 50. Maddesiyle 5520 Sayılı Kanun’a EklenenGeçici 15. Maddenin (1), (2), (3), (4), (5), (6), (7), (8), (9), (10), (11) ve(12) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
64. Dava konusu kurallarla belirli şartlarıngerçekleştirilmesi hâlinde gerek yurtdışında bulunan gerekse Türkiye’de kayıtdışı kalan bazı varlıklara ilişkin vergi avantajı sağlanmıştır.
65. Kurallar gereğince gerçek veya tüzel kişilerce, yurtdışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasasıaraçlarının 31/3/2023 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesigerekmektedir. Ayrıca bu varlıklar, yurt dışında bulunan banka veya finansalkurumlardan kullanılan ve 5520 sayılı geçici 15. maddesinin yürürlük tarihiitibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 31/3/2023 tarihinekadar kapatılmasında da kullanılabilir. Bu takdirde, defter kayıtlarından düşülmesikaydıyla borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilmeşartı aranmaksızın bu madde hükümlerinden yararlanılır.
66. Anılan maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kanunidefterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para,altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının maddeninyürürlüğe girmesinden önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış olmasıhâlinde, söz konusu avansların en geç 31/3/2023 tarihine kadar defterkayıtlarından düşülmesi kaydıyla madde hükümlerinden yararlanılabilmesimümkündür.
67. Kurallar gereğince gelir veya kurumlar vergisimükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defterkayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermayepiyasası araçları ile taşınmazların 31/3/2023 tarihine kadar vergi dairelerinebeyan edilmesi gerekmektedir.
68. Yine kurallar gereğince bildirilen veya beyan edilenvarlıklar 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca deftertutan mükellefler tarafından bildirim veya beyan tarihi itibarıyla kanunidefterlere kaydedilecek, bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkatealınmayacak ve bildirim veya beyan tarihinden itibaren iki yıl geçmesikoşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancıntespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecektir.
69. Banka ve aracı kurumların, kendilerine bildirilenvarlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeriüzerinden bildirim tarihlerine göre değişen oranda vergi sorumlusu sıfatıylatahsil ettiği vergiyi bir beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyanetmesi ve aynı sürede ödemesi gerekmektedir. Bildirilen varlıkların, Türkiye’yegetirildiği tarihten itibaren en az bir yıl süreyle tutulması hâlinde, ödenenvergi, bildirim sahibinin ilgili vergi dairesine başvurusu üzerine iadeedilecektir. Ayrıca bu kapsamda ödenen vergilerin, hiçbir suretle gider olarakyazılamayacağı ve başka bir vergiden mahsup edilemeyeceği hüküm altınaalınmıştır.
70. Kurallarla Türkiye’ye getirilen veya kanunidefterlere kaydedilen varlıkların vergi dışı tutulmasıyla uyumlu olarakbunların elden çıkarılmasından doğan zararların, gelir veya kurumlar vergisiuygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyeceği deöngörülmüştür.
71. Kurallarda ayrıca varlıklarını yurtdışındangetireceklere ve yurtiçinde kayıtlı hâle getireceklere güvence sağlanarak bildirilenvarlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı da hükümaltına alınmıştır. Öte yandan diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri iletakdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamındabildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti vebildirilen veya beyan edilen varlık tutarının bulunan matrah farkına eşit ya dafazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmayacağıöngörülmüştür. Bulunan matrah farkının bildirilen veya beyan edilen varlıklarnedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarındanbüyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatıyapılacak, vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirimveya beyana konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespitedilmesi durumunda ise madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlar,bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılabilecektir.
72. Bununla birlikte kurallarda bildirimde bulunulmasınarağmen bildirilen varlıkların bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ayiçinde Türkiye’ye getirilmemesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlardaaçılacak bir hesaba transfer edilmemesi ile bildirilen veya beyan edilentutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi ve maddede yeralan diğer şartların yerine getirilmemesi hâllerinde vergi incelemesi ve vergitarhiyatı yapılmayacağına ilişkin imkândan yararlanılamayacağı belirtilmiştir.
73. Madde kapsamına giren varlıkların Türkiye’yegetirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları,bildirim ve beyana esas şekli ile maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi vebelgeler ile iade işlemlerine ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisikurallarla Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
74. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla yurtiçi ve yurt dışında kayıt dışımenkul varlığı olan gerçek ve tüzel kişilerin bu varlıklarını belirli birtarihe kadar beyan ederek kayıt altına alma imkânınınsağlandığı, ancak varlıklarını süresinde beyaneden mükellefler tarafından daha yüksek oranda vergi ödenirken kurallarınöngördüğü imkândan yararlanmak suretiyle varlıklarını beyan eden mükelleflerinbu varlıklarını cüzi miktarda vergiödemek suretiyle kayıt altına aldırabilmelerinin mümkün kılındığı, bu durumun verginin mali güce göre belirlenmesi ile vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkelerineaykırılık oluşturduğu, mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurduğu, hukukdevleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın2., 10., 13., 35. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
75. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
76. Anayasa’nın 73. maddesinde herkesin kamu giderlerinikarşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu hüküm altınaalınmıştır. Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriylevergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Maligücün unsurları gelir, servet ve harcamalardır. Mali güç; ödeme gücününkaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık şartıdır. Kanun koyucunun vergilendirmede,kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini gözönünde bulundurmasıgerekir. Mali güce göre vergilendirme, verginin yükümlülerin ekonomik vekişisel durumlarına göre alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2017/117,K.2018/28, 28/2/2018, § 22).
77. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırımyapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergiödemesini ifade eder. Anılan ilkenin amacı sosyal sınıf farkı gözetilmeksizinherkesin elde ettiği gelir, servet ya da harcamalar üzerinden vergi ödemesininsağlanmasıdır.
78. Vergilendirmede eşitlik ilkesine göre de belirli kişiveya gruplar dil, din, ırk, cinsiyet gibi nedenlerle vergi dışı bırakılamaz.Vergilendirmede ancak mali politika, sosyal, ekonomik ve vergi tekniğiningerektirdiği nedenlerle bazı kişiler veya gelirler vergi kapsamı dışındatutulabilir (AYM, E.2017/117, K.2018/28, 28/2/2018, § 25). Bu durum vergininmali amacı doğrultusunda kamu hizmetlerinin finansmanı için tahsilinin yanısıra farklı amaçlarla da kullanılan bir maliye politikası aracı olmasındankaynaklanmaktadır. Özellikle ülke ekonomisini olumsuz etkileyen ve ekonomidedaralmaya neden olan olayların meydana geldiği dönemlerde ekonomik sorunlarıngiderilmesi ve istihdam düzeyinin korunması için vergi indirim, istisna vemuafiyetlerinden yararlanılmaktadır.
79. 7417 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde ülkemizdekiekonomik gelişmelere uyum, ekonomik program hedeflerinin gerçekleştirilmesi,vergide adalet, vergi rekabeti, basitlik, etkinlik ve verimlilik ilkeleriçerçevesinde bazı güncellemelerin yapılmasına ihtiyaç duyulmakta olduğu, buçerçevede hazırlanan Teklifle, mükelleflerin gönüllü uyumunu gözeten, vergigüvenliğini güçlendiren, kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayan, idareninetkin ve hızlı karar almasını sağlayan değişikliklerin öngörüldüğü ifadeedilmiştir.
80. Bu kapsamda kurallar da anılan amaçlara yöneliktedbirlerden biri olarak ihdas edilmiştir. Kurallarla yurt dışında bulunan altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasasıaraçlarının Türkiye'ye getirilmesi suretiylemilli ekonomiye kazandırılarak ekonominin canlandırılmasının amaçlandığı, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunanve Türkiye'de bulunan ancak işletmelerin kayıtları arasında yer almayan para,altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları iletaşınmazların kanuni defterlere kaydedilmesi suretiyle kayıtlı hâle getirilmesive bu suretle işletmelerinin bünyelerinin güçlendirilmesinin hedeflendiğianlaşılmaktadır.
81. Bu bağlamda gerek yurt dışında bulunan ve gerekseyurt içinde bulunup kayıt dışı kalan varlıkların bildirenler adına kaydageçirilmesinin başka bir deyişle gerçek sahiplerinin araştırılmamasının birönemi bulunmamaktadır. Ayrıca kurallardan yararlanılarak bildirilen varlıklar dönem kazancının tespitinde gözetilmeksizin işletmeyedâhil edilebileceği ve defterlere kaydedilebileceği gibi vergiye tabi kazancınve kurumlar için dağıtılabilir kazancın belirlenmesinde gözönündebulundurulmaksızın işletmeden çekilebilecektir. Bu suretle kişiler lehine vergibağışıklığı sağlandığı görülmektedir.
82. Ekonomik süreçte meydana gelen kimi değişiklikleryeni bir verginin konulmasını veya mevcut vergilerin kaldırılmasını ya daoranlarının azaltılıp artırılmasını gerektirebileceği gibi verginin maliamacından taviz verilmesine de neden olunabilir.
83. Kurallarla söz konusu varlıkların Türkiye’yegetirilmesi veya kayıt altına alınmasını teşvik etmek amacıyla bu varlıklarhakkında hiçbir surette vergi incelemesinin ve vergi tarhiyatınınyapılmayacağının öngörülmesi suretiyle bildirilen varlıkların mali gücügöstermelerine karşın verginin mali amacından taviz verilerek anılan amaçlarıngerçekleştirilmesinin aracı olarak kullanılması söz konusudur. Özellikle sonyıllarda küresel alanda yaşanan ekonomik daralmanın oluşturduğu olumsuzluklarıngiderilmesi ve ekonomik program hedeflerinin gerçekleştirilmesi bakımındanönemi de gözetildiğinde bu varlıkların milli ekonomiye kazandırılması vekayıtlı hâle getirilmelerinde kamu yararının bulunmadığı söylenemez.
84. Diğer yandan kurallar gereğince sözkonusu varlıklar hakkında vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak olsada vergi kanunları hâricindeki mevzuat hükümleri bu varlıklar bakımından dageçerli olmaya devam edecek ve bu kapsamda varlıkların gerekli incelemeleretabi tutulması ve gerektiğinde yaptırım uygulanması söz konusu olabilecektir.Bu nedenle kurallar suçtan elde edilen gelirlerin aklanmasına imkânvermemektedir.
85. Dava konusu sekizinci fıkrada Türkiye’ye getirilenveya kanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğanzararların, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veyaindirim olarak kabul edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
86. Madde gereğince bildirilen varlıkların vergidenbağışık tutulmasıyla uyumlu olarak bu varlıkların elden çıkarılmasından doğanzararların gider veya indirim olarak gözetilemeyeceği hüküm altına alınmaksuretiyle bildirilen varlıkların mükelleflerin vergilendirilmeleriylebağlantısı kesilmiş, lehe ve aleyhe etki etmesi önlenmiştir. Böylece söz konusuvarlıkların satılması hâlinde ortaya çıkabilecek zararların vergilendirmedegözönünde bulundurulup bulundurulamayacağına ilişkin tereddütleringiderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
87. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bueşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacaktedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar,özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gazileriçin alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. / Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaztanınamaz./Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önündeeşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmeksuretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
88. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önündeeşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ileeylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynıdurumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarınısağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Builkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik,herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişikkuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrıhukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlikilkesi zedelenmez (AYM, E.2021/129, K.2022/33,24/3/2022, § 23).
89. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacakanayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı yada benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespitedilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılıkgözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından isefarklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olupolmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasındahakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer birifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasınıgerektirmektedir (AYM, E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32).
90. Eşitlikilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için bir kanunun aynı hukuksal durumdaolanlar arasında bir ayırım veya ayrıcalık yaratması gerekir. Kurallarlayurt dışında bulunan varlıkların veya yurt içinde bulunup kayıt dışı kalanvarlıkların kime ait olduğu konusunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın herkesinyararlanabileceği bir düzenleme yapılmıştır. Dolayısıyla yurtdışında veyayurtiçinde anılan varlıklara sahip olmak bakımından aynı konumda bulunanherkese aynı imkânlardan yararlanma hakkının verildiği görülmektedir. Öteyandan yurtiçi ve yurt dışında kayıt dışımenkul varlığı olan ve bu varlıklarını kurallardan yararlanmak suretiyle beyanederek kayıt altına aldıranlarla kuralların yürürlüğe girmesinden önce varlıklarını beyan eden ve bu varlıklarailişkin vergisel yükümlülüklerini tamamlamış olanların aynı hukuksal konumdaolmadığı açıktır. Bu nedenle kurallarıneşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
91. Dava konusu on ikinci fıkraylaHazine ve Maliye Bakanlığına, kural kapsamına giren varlıkların Türkiye’yegetirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları,bildirime esas değerlerin tespiti, bildirimin şekli, içeriği ve ekleri ileyapılacağı yeri, kuralların uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ileuygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir.
92. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında "Vergi,resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veyakaldırılır." denilerek verginin kanuniliği ilkesine yer verilmiştir.Anılan ilke takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanundayer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerinkonulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanunla yapılmasını zorunlukılmaktadır.
93. Vergi ve mali yükümlülüklerin kanunla konulmasınıöngören anılan madde, mali yükümlülüğün yalnızca kanun ile konulabileceğini vekanunun hiçbir şekilde bu konuda yürütme organını ve idareyi yetkilikılamayacağını ifade etmektedir. Bu bağlamda bireylerinsosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfî uygulamalara neden olunmaması için vergilendirmede, vergiyi doğuranolayın ve vergilerin matrah ve oranlarının, yukarı ve aşağı sınırlarının, tarhve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibibelli başlı temel ögelerinin kanunlarla belirlenmesi gerekir. Ancak kanun ileher konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin mümkün olmadığıdurumlarda çerçevesi çizilerek bu sınırlar içinde kalmak şartıyla uygulamayailişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı niteliktedüzenleyici idari işlem yapma yetkisi verilebilir.
94. Kurallarla gerek yurtdışındaki varlıklarınıTürkiye’ye getirerek ve gerekse yurtiçindeki varlıklarını kayıtlı hâlegetirerek vergi bağışıklığından yararlanabilecekler, yararlanma şartları vesüresine ilişkin esasların belirlendiği görülmekte olup kuralların vergi bağışıklığınailişkin esaslı unsurları düzenlemediği söylenemez. Dava konusu on ikincifıkrayla Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan yetki ise kurallar kapsamınagiren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhiledilmelerine ilişkin hususları, bildirime esas değerlerin tespiti, bildiriminşekli, içeriği ve ekleri ile yapılacağı yeri, kuralların uygulanmasındakullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslarıbelirleme yetkisi olup bu yetkinin bağışıklığın esaslı unsurlarına ilişkinolmayan teknik ve ayrıntıya ilişkin yetkiler olduğu görülmektedir.
95. Vergi bağışıklığının temel esaslarının kanunladüzenlenmiş olması ve Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen yetkinin teknik veayrıntıya ilişkin olması dolayısıyla anılan kuralın verginin kanuniliğiilkesine aykırı olduğu söylenemez.
96. Açıklanan nedenlerle kurallar,Anayasa’nın 2., 7., 10. ve 73. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebininreddi gerekir.
KurallarınAnayasa'nın 13. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
D. Kanun’un Geçici 1.Maddesinin (3) Numaralı FıkrasındaYer Alan “...üçüncü fıkrası...” İbaresinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
97. 27/6/1989 tarihli ve 375sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) ek 15. maddesinde belediyeler ve bağlıkuruluşları ile il özel idarelerinin kadro ve pozisyonlarında istihdam edilenkamu görevlilerine sosyal denge tazminatı ödenebileceği, sosyal denge tazminatınınödenebilecek aylık tutarının 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu GörevlileriSendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’na göre yapılan toplu sözleşmedebelirlenen tavan tutarı geçmemek üzere ilgili belediye ve il özel idaresi ileilgili belediye ve il özel idaresinde en çok üyeye sahip kamu görevlilerisendikası arasında anılan Kanun’da öngörülen hükümler çerçevesindeyapılabilecek sözleşmeyle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
98. 4688 sayılı Kanun’un 32.maddesinin birinci fıkrasında 375 sayılı KHK’nın ek 15. maddesi hükümleriçerçevesinde sosyal denge tazminatının ödenmesine belediyelerde belediyebaşkanının teklifi üzerine belediye meclisince, il özel idaresinde valininteklifi üzerine il genel meclisince karar verilmesi hâlinde, sözleşme dönemindeverilecek sosyal denge tazminatı tutarını belirlemek üzere ilgili mahallîidarede en çok üyeye sahip sendikanın genel başkanı veya sendika yönetim kurulutarafından yetkilendirilecek bir temsilcisi ile belediyelerde belediye başkanı,il özel idaresinde vali arasında toplu sözleşme sürecinin tamamlanmasınıizleyen üç ay içinde sözleşme yapılabileceği, bu sözleşmenin bu Kanun’unuygulanması bakımından toplu sözleşme sayılmayacağı ve bu kapsamda KamuGörevlileri Hakem Kuruluna başvurulamayacağı öngörülmüştür.
99. Kanun’un 32. maddesinin ikincifıkrasında yapılacak sözleşmenin toplu sözleşme dönemi ile sınırlı olarakuygulanacağı ve sözleşme süresinin hiçbir şekilde izleyen mahallî idarelergenel seçimi tarihini geçemeyeceği, mahallî idareler genel seçim tarihiniizleyen üç ay içinde de toplu sözleşme dönemiyle sınırlı olmak üzere sözleşmeyapılabileceği, bu sözleşmeye dayanılarak yapılan ödemelerin kazanılmış haksayılmayacağı hükme bağlanmıştır.
100. Anılan maddenin üçüncüfıkrasında ilgili mahallî idarenin; vadesi geçmiş vergi, sosyal güvenlik primiile Hazine ve Maliye Bakanlığına olan borç toplamının gerçekleşen en son yılbütçe gelirlerinin yüzde onunu aşması, ödeme süresi geçtiği hâlde ödenmemişaylık ve ücret borcu bulunması veya gerçekleşen en son yıla ilişkin toplampersonel giderinin, gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin belediyelerdeyüzde otuzunu, il özel idaresinde yüzde yirmi beşini aşması hâllerinde bu maddekapsamında sözleşme yapılamayacağı, sözleşmenin yapılmasından sonra bu şartlarınoluşması durumunda mevcut sözleşmenin kendiliğinden hükümsüz kalacağıbelirtilmiştir.
101. 7417 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise konusu suç teşkil etmemek vekesinleşmiş bir yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla, bu maddenin yürürlüktarihine kadar personeline yemek yardımını nakden ödeyen ya da kupon, kart,fiş, bilet ya da bu nitelikte bir ödeme aracı üzerinden gerçekleştirmekamacıyla bu ödeme araçlarının teminini bütçesinden hizmet alımı yoluylakarşılamış olan ve 4688 sayılı Kanun’un 32. maddesinin üçüncü fıkrasıhükümlerine aykırı olarak sosyal denge tazminatı verdiği tespit edilen il özelidareleri, belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkilive görevli personeli hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamayacağı,başlamış olanların işlemden kaldırılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkradayer alan “...üçüncü fıkrası...” ibaresi dava konusu kuralıoluşturmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
102. Dava dilekçesinde özetle;dava konusu kuralla yerel yönetimlerin ödemegücü ve mali kapasitesine aykırı olarak çalışanlarına sosyal denge tazminatıödeyen yerel yönetimlerin yetkili ve görevlipersonelinin idari ve mali sorumluluğunun kaldırıldığı,buna karşın 4688 sayılı Kanun’un 32.maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ile 375 sayılı KHK’nın ek 15. maddesineaykırı bir şekilde sosyal denge tazminatına ilişkin sözleşme imzalamalarınedeniyle idari ve mali sorumluluğunabaşvurulan yerel yönetimlerin yetkili vegörevli personelinin sorumluluğununkaldırılmamasının eşitlik, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmadığıbelirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
103. Dava konusu kuralda, 4688sayılı Kanun’un 32. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerine aykırı olarak sosyaldenge tazminatı verdiği tespit edilen il özel idareleri, belediyeler,büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkili ve görevli personelihakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamayacağı, başlamışolanların işlemden kaldırılacağı hükme bağlanmıştır.
104. Kural, kamu görevlilerininkuralda belirtilen karar ve fiilleri nedeniyle idari ve mali sorumluluklarınınolmadığını öngörmektedir.
105. Kamu görevlisinin idarisorumluluğu kamu görevlisi ile idare arasındaki disiplin hukuku çerçevesindekiişlemlerde ortaya çıkmaktadır. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereğigibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş, yapma veya yapmama biçimindebeliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan idari yaptırımlardır.
106. Kamu görevlisinin göreviningereklerini yerine getirmemesi nedeniyle her hâlükârda disiplin işlemlerininyürütülmesini zorunlu kılan bir hükme Anayasa’da yer verilmemiştir. Yasamanıngenelliği ilkesi gereğince Anayasa’da düzenlenmemiş bir konuda kanun koyucunundüzenleme yapabileceği, bu konudaki tercihin Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıylakanun koyucunun takdiri kapsamında kaldığı kabul edilmelidir. Bu bağlamdadevletle kamu görevlisi arasında gerçekleşen disiplin hukukunun sonucu olanidari sorumluluğun ortadan kaldırılması kanun koyucunun takdirindedir (AYM, E.2020/18, K.2021/38, 3/6/2021, § 34).
107. Bunun yanı sıra idari eylem ve işlemler ihdas edilirken bireylerin bazıhaklarının ihlal edilmesi nedeniyle çeşitli zararların ortaya çıkmasımümkündür. Bu zararların giderilmesi yükümlülüğü, hukuk alanında sorumlulukolarak kabul edilmektedir. Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasına göre “Memurlarve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardandoğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunungösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”Bu hükümle, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri hertürlü kusurdan kaynaklanan tazminat davalarının muhatabının idare olduğu açıkçaifade edilmektedir. Ancak kusuruyla idareyi zarara uğratan kamu görevlisininsorumluluğu ortadan kaldırılmamış, uğranılan mali zarar için sorumlu kamugörevlisine rücu edilmesi zorunlu kılınmıştır.
108. Dava konusu kuralda ise kamu görevlisinin görevselkusurundan kaynaklanan tazmin sorumluluğuna ilişkin bir düzenlemenin yeralmadığı, 4688 sayılı Kanun’un 32. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerine aykırıolarak sosyal denge tazminatı verdiği tespit edilen kamu görevlileri hakkındamali sorumluluğun ortadan kaldırıldığıanlaşılmaktadır.
109. Bunagöre il özel idareleri, belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarınınyetkili ve görevli personelinin kuralda belirtilen karar ve fiilleri nedeniyleidari ve mali sorumluluklarının olmadığını öngören kuralın kanun koyucunun takdir yetkisi çerçevesindeAnayasa’yla bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.
110. Öte yandan kuralda, 4688sayılı Kanun’un 32. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerine aykırı olarak sosyaldenge tazminatı verdiği tespit edilen il özel idareleri, belediyeler,büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkili ve görevli personelihakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamayacağı, başlamışolanların işlemden kaldırılacağı hükme bağlanmış olup 4688 sayılı Kanun’un 32.maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ile 375 sayılı KHK’nın ek 15. maddesineaykırı bir şekilde sosyal denge tazminatına ilişkin sözleşme imzalayan mahallîidarelerin yetkili ve görevli personeli hakkında herhangi bir düzenlemeyapılmamıştır.
111. 4688 sayılı Kanun’un 32. maddesinin üçüncü fıkrasında sosyaldenge tazminatı verilebilmesi için ilgili mahallî idarenin vadesi geçmiş vergi,sosyal güvenlik primi ile Hazine ve Maliye Bakanlığına olan borç toplamınailişkin kısıtlamaların dikkate alınması gerektiği, borç toplamının anılanfıkrada belirtilen sınırların üzerinde olması durumunda sosyal dengetazminatına ilişkin sözleşme yapılamayacağı düzenlenmiştir. Söz konusu maddeninbirinci ve ikinci fıkrası ile 375 sayılı KHK’nın ek 15. maddesinde ise sosyaldenge tazminatının miktarı ve tespit usulü, sözleşme yapmaya yetkili olanlarile sözleşme yapılamayacak dönemlere ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
112. Buna göre anılan Kanun’un 32.maddesinin üçüncü fıkrası ile aynı maddenin birinci ve ikinci fıkrası ve 375sayılı KHK’nın ek 15. maddesinden kaynaklanan nedenlerle yapılacak olan idariveya mali yargılama ve takibatlara ilişkin eylemlerin ve şartların farklıolduğu anlaşıldığından anılan düzenlemelerin kapsamına giren kişilerin aynı hukuksal konumda olmadığı görülmektedir.Dolayısıyla belirtilen kişiler arasında eşitlik karşılaştırması yapılmasınaimkân bulunmamaktadır.
113. Bu itibarlakuralda aynı durumda bulunan bazı kişi ve topluluklara ayrı kurallaruygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali sonucunu doğuracak bir düzenlemesöz konusu değildir. Farklı hukuksal konumda olanların farklı hukuksaldüzenlemelere tabi olmalarının eşitsizliğe yol açtığı ileri sürülemez (AYM,E.2008/54, K.2011/45, 10/3/2011). Dolayısıyla kuralın kanun önünde eşitlikilkesini ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.
114. Kaldı ki 4688 sayılı Kanun’a 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılıKanun’un 10. maddesiyle eklenen geçici 16. maddede; “Konusu suç teşkiletmemek kaydıyla; bu maddenin yürürlük tarihine kadar bu Kanun veya 375 sayılıKanun Hükmünde Kararnamenin ek 15 inci maddesi hükümlerine aykırı olarak sosyaldenge tazminatı ödediği tespit edilen il özel idareleri, belediyeler,büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşları ile bunların üyesi olduğu mahalliidare birliklerinin yetkili veya görevli olan sorumluları hakkında yapılan buödemeler nedeniyle idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaz; başlamışolanlar işlemden kaldırılır.” denilmek suretiyle 4688 sayılı Kanun veya 375sayılı KHK’nın ek 15. maddesi hükümlerine aykırı olarak sosyal denge tazminatıödediği tespit edilen yerel yönetimlerin yetkili ve görevli personelinin idariveya mali sorumluluğu da kaldırılmıştır.
115. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
116. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralıfıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veyatümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesinceiptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
117. 5434 sayılı Kanun’un mülga ek 70. maddesinin ikincifıkrasında yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresi ile 5378 sayılıKanun’un geçici 3. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...sekizyılı...” ibaresinin iptalleri nedeniyleuygulanma imkânı kalmayan 5434 sayılı Kanun’un mülga ek 70. maddesininikinci fıkrasının kalan kısmı ile 5378 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesininaltıncı fıkrasının üçüncü cümlesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptallerigerekir.
V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASITALEBİ
118. Dava dilekçesindeözetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına kararverilmesi talep edilmiştir.
1/7/2022 tarihli ve7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı KanunHükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A.1. 2. maddesiyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye CumhuriyetiEmekli Sandığı Kanunu’nun mülga ek 70. maddesinin yeniden düzenlenen ikincifıkrasında yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresine,
2. 47. maddesiyle 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılıEngelliler Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncücümlesinde yer alan “...dört yılı...” ibaresinin “...sekiz yılı...”şeklinde değiştirilmesine,
yönelik yürürlüğündurdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. 1. 29. maddesiyle18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 27. maddesine eklenenüçüncü fıkraya,
2. 50. maddesiyle 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı KurumlarVergisi Kanunu’na eklenen geçici 15. maddenin (1), (2), (3), (4), (5), (6),(7), (8), (9), (10), (11) ve (12) numaralı fıkralarına,
3. Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan“...üçüncü fıkrası...” ibaresine,
yönelik iptal talepleri22/6/2023 tarihli ve E.2022/110, K.2023/115 sayılı kararla reddedildiğinden bufıkralara ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,
22/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI.HÜKÜM
1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunuile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un;
A. 2.maddesiyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılıTürkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun mülga ek 70. maddesinin yenidendüzenlenen;
1. İkinci fıkrasındayer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2. İkincifıkrasının kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğince İPTALİNE,
B.29. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512sayılı Noterlik Kanunu’nun 27. maddesine eklenen üçüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,
C.47. maddesiyle 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’ungeçici 3. maddesinin altıncı fıkrasının;
1.Üçüncü cümlesinde yer alan “...dört yılı...” ibaresinin “...sekizyılı...” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’yaaykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2. Üçüncücümlesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
Ç.50. maddesiyle 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’naeklenen geçici 15. maddenin (1), (2), (3), (4), (5), (6), (7), (8), (9), (10),(11) ve (12) numaralı fıkralarının Anayasa’yaaykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,
D.Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “...üçüncü fıkrası...”ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına veiptal talebinin REDDİNE,
22/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR