ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2022/129
Karar Sayısı: 2023/189
Karar Tarihi: 8/11/2023
R.G.Tarih-Sayı: 23/2/2024-32469
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri EnginALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili
İPTALDAVASININ KONUSU: 13/10/2022 tarihli ve7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un 29. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’naeklenen 217/A maddesinin Anayasa’nın 2., 13., 25., 26., 28., 38. ve 153.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasınakarar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un iptali talep edilen 217/A maddesişöyledir:
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenenyayma
Madde 217/A- (Ek:13/10/2022-7418/29 md.)
(1) Sırf halk arasında endişe,korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dışgüvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi,kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yılakadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
(2) Fail, suçu gerçek kimliğinigizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birincifıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA,Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, YusufŞevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfanFİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’ninkatılımlarıyla 26/10/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaeksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurmatalebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burak FIRATtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılanAnayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Dava konusu kural ile halkı yanıltıcı bilgiyialenen yayma suçu ihdas edilmiştir.
4. Kuralın (1) numaralı fıkrasında sırf halk arasındaendişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkeniniç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı birbilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimselerin biryıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
5. Kuralda düzenlenen suçun oluşabilmesi için gerçeğeaykırı bir bilginin var olması, bu bilginin ülkenin iç ve dış güvenliği, kamudüzeni ve genel sağlığı ile ilgisinin bulunması, yine söz konusu bilginin kamubarışını bozmaya elverişli olması ve alenen yayılması, son olarak da failinsırf halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hareket etmesigerektiği anlaşılmaktadır.
6. Kuralın (2) numaralı fıkrasında ise failin bu suçu gerçekkimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlindecezanın yarı oranında artırılacağı öngörülmüştür.
7. Kuralda halk arasında endişe, korku veya panikyaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamudüzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışınıbozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimsenin cezalandırılacağı ifadeedildiğinden suçun faili herkes olabilir.
8. Ayrıca kuralla düzenlenen halkı yanıltıcı bilgiyialenen yayma suçu, 5237 sayılı Kanun’un “Özel Hükümler” başlıklı ikincikitabının “Topluma Karşı Suçlar”ı düzenleyen üçüncü kısmının “Kamu Barışına KarşıSuçlar” başlıklı beşinci bölümünde yer almakta olup söz konusu Kanun’un218. maddesi, bu bölümün tamamı için ortak hüküm niteliğindedir. Anılanmaddenin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde haber verme sınırlarınıaşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suçoluşturmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla haber verme sınırlarını aşmayanve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları niteliğindeki fiiller kuraldadüzenlenen suçun kapsamında yer almayacaktır.
B. İptal Talebinin Gerekçesi
9. Dava dilekçesinde özetle;
-Kuralda düzenlenen suçla ifade özgürlüğüne ağır bir müdahaledebulunulduğu, gerçeğe aykırı bilgi kavramının belirsizlik taşıdığı, gerçeğin çokboyutlu olmasından dolayı kuralın yorum ve uygulanmasında öngörülemezsonuçların ortaya çıkabileceği, kuralda geçen iç ve dış güvenlik, kamudüzeni ve genel sağlık gibi ifadelerle soyut kategorilerin oluşturulduğu,bu nedenle failin kastını tespit etmenin uygulayıcılar açısından kolayolmayacağı, bu anlamda suçun manevi unsurunun da belirsiz olduğu,
-Yine kuralda yer verilen kamu barışı ibaresininifade özgürlüğünün sınırlanmasında öngörülen meşru amaçlardan biri olmadığı,Türk hukukunda hem erişim engelleme hem de ceza normu olarak kamu düzeninibozucu nitelikteki yanlış bilgiyle mücadele edebilecek diğer araçların dabulunduğu, suç için öngörülen ceza nedeniyle tutuklama tedbirinebaşvurulmasının mümkün olduğu, bu durumun caydırıcı etki meydana getireceği,düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına da aykırı olduğu,
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 25., 26., 28., 38. ve 153.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
10. Anayasa’nın25. maddesinin birinci fıkrasında herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahipolduğu belirtildikten sonra “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, düşünce ve kanaatlerinisöz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veyayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızınhaber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükmüne yerverilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
11. İfadeözgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçeulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması, bunları tek başınaveya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlüaraçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyigerçekleştirme ve başkalarını bu konuda ikna etme çabaları, bu çabalarınhoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşünceninbarışçıl bir şekilde serbestçe ifade edilmesiyle mümkündür. Bu itibarladüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsalönemdedir (Bekir Coşkun, [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-34; MehmetAli Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan,B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-36, 38).
12. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü, sadece düşünce ve kanaate sahip olma özgürlüğünü değil aynızamanda sahip olunan düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma, bunabağlı olarak haber veya görüş alma ve verme özgürlüklerini dekapsamaktadır. Bu çerçevede düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, insanınserbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiğidüşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veyabaşkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 29). Bubakımdan bilgi yaymanın veya haber aktarmanın da ifade özgürlüğü kapsamındaolduğu açıktır.
13. Dava konusukuralla sırf halk arasında endişe, korkuveya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dışgüvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyikamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimselere hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi öngörülmek suretiyle ifade özgürlüğüne sınırlamagetirilmektedir.
14. Anayasa’nın13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
15. Buna göreifade özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hakve özgürlüklerin sınırlanması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesiningözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın söz konusu maddesi uyarıncaifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların kanunlayapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplumdüzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması zorunludur.
16. Bu kapsamda ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik kanunibir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek düzeyde belirli, ulaşılabilir veöngörülebilir nitelikte olması gerekir.
17. Esasen temel hak veözgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2.maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukukdevletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlamaölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınanhukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
18. Kanunilik şartı kapsamında kuralın belirsizliğe yolaçıp açmadığı değerlendirilirken kuralda düzenlenen suçun unsurlarının dikkatealınması gerekir. Kural uyarınca suçun oluşabilmesi için öncelikle gerçeğeaykırı bir bilginin varlığı gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi ifade ve basınözgürlüğü kapsamında vermiş olduğu kararlarında, haberlerde veya makalelerdeyer alan ifadelerin olgusal temele dayanıp dayanmadığı, uyuşmazlık konusu açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenipdesteklenmediği hususlarını çatışan haklar arasında dengelemeyapılabilmesinin ölçütlerinden biri olduğunu ifade etmiştir (Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık ReklamcılıkLtd. Şti. (3), B. No: 2016/5653,9/1/2020, § 49; Estetik Yayıncılık A.Ş. (2), B. No:2017/30591, 13/1/2021, § 47).
19. Anayasa Mahkemesi ayrıca basın özgürlüğü kapsamında bir değerlendirme yapılırken basının birolgunun doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmesinin kendisindenbeklenemeyeceğini, basının araştırma yükümlülüğünün somut gerçeklik anlamındadeğil yayının yapıldığı andaki olayın ortaya çıkma biçimine uygunluk olarakanlaşılması gerektiğini belirtmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. OrhanPala, B. No: 2014/2983,15/2/2017, § 51; Uğurlu Gazetecilik Basın YayınMatbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019,§ 52).
20. Benzer şekilde Yargıtay da basın özgürlüğü ilekişilik haklarının çatıştığı olaylara ilişkin verdiği kararlarında görünürdekigerçekliğe uygun bir yayının hukuka aykırı kabul edilemeyeceğini ve yayınyoluyla kişilik hakkı ihlal edilen kişinin tazminat talebinde bulunamayacağınıkabul etmiştir. Söz konusu kararlara göre, görünürdeki gerçekliğe uygun birhaberin maddi gerçekliğe aykırı olması nedeniyle tazminat istenmesi mümkündeğildir. Görünür gerçeklik ise o anda belirlenen, var olan ve orta düzeydekikişilerce de kabul edilen olguları ifade etmektedir.
21. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları dikkatealındığında kuralda ifade edilen ve yargı makamları tarafından gözetilecek olangerçekliğin mutlak bir gerçeklik değil, olgusal temele dayanan bir gerçeklikolduğu anlaşılmaktadır.
22. Bu kapsamda diğerönemli bir husus ise ifadeye konu bilginin gerçekliğinin kanıtlanabilir olupolmamasıdır. Bu açıdan gerçeğe aykırı bilgi ancak doğruluğu kanıtlanabilirnitelikteki olay ve olgularla ilgili olabilecektir. Buna bağlı olarak bilginingerçekliği, ifadeye konu olgularla sınırlı bir şekilde düşünülmelidir.Dolayısıyla ifadeye konu değer yargılarının veya bu yargılardaki hatalarınanılan suç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Aras Türay ve diğerleri, “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu(TCK M.217/A): Ceza Hukukuna İlişkin Değerlendirmeler”, İstanbul BilgiÜniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2022, s.12).
23. Gerçeğe aykırı bilgi ile ilgili gözetilmesi gerekenbaşka bir husus da failin alenileştirerek yaydığı bilginin bu aşamada gerçeğeaykırı olduğunu bilmesi gerektiğidir. Bu bağlamda yayıldığı anda gerçeğe aykırıolduğu bilinmeyen veya gerçeğe aykırılığı daha sonra ortaya çıkan bilgiler bukapsamda değerlendirilemeyecek ve dolayısıyla kuralda düzenlenen suçoluşmayacaktır.
24. Suçun oluşabilmesi için gereken bir diğer unsur,gerçeğe aykırı bilginin ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genelsağlığı ile ilgili olmasıdır. Gerçeğe aykırı bir bilgi anılan üç husustanbiriyle ilgili olmadığı takdirde fiil suç kapsamında değerlendirilmeyecektir.
25. Gerçeğe aykırı bilginin suç kapsamındadeğerlendirilebilmesi için diğer bir şart ise söz konusu bilginin kamu barışınıbozmaya elverişli nitelikte olmasıdır. Kamu barışı, toplumu oluşturanbireylerin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep,cinsiyet gibi farklılıklarının barış ve güven içinde korunduğu ve birlikteyaşama duygusunun sağlandığı bir düzenin varlığını ifade etmektedir. Bu anlamdakamu barışının bozulması, toplumu oluşturan bireylerin sahip olduğufarklılıklar arasındaki ahengin bozulması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla gerçeğeaykırı bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olduğunun somut davakoşullarında hangi delil ve/veya olgularla tespit edileceği yargı makamlarıncagerekçelendirilecektir.
26. Kuralla ihdas edilen suçun diğer bir unsuru gerçeğeaykırı bilginin alenen yayılması şartının gerçekleşmesidir. Yargıtayagöre aleniyet, herkesin veya birçok kimsenin okuyup görmesiyle değil, okuyupgörebilmesi mümkün ve muhtemel olan yerlerde fiilen işlenmesiyle sağlanır.Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu kamu barışına karşı suçlar hakkındakibeşinci bölümde yer almaktadır. Buradaki aleniyet ifadesinden, suçun belirlikişi veya kişilere karşı değil, genel olarak kamuya karşı işlenmesi hâlini anlamakgerekmektedir.
27. Son olarak suçun oluşabilmesi için gerçeğe aykırı bilginin sırfhalk arasında endişe, korku, panik yaratmak saikiyleyayılması gerekliliğidir. Bu bakımdan failingerçek olmayan bilgiyi yaymasında endişe, korku ve panik yaratma amacıbulunmuyorsa suçun oluşmayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla kuraldaöngörülen suçun ancak özel kasıtla işlenebileceği anlaşılmaktadır.
28. Öte yandan herkuralda olduğu gibi dava konusu kuralla ilgili bazı uygulama sorunlarınınortaya çıkabileceği söylenebilir. Kanun yapma tekniğinin doğası gereği kanunlargenel ve soyut nitelikte kurallar olup kanun koyucu tarafından somut olayınözelliğine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden kuralda düzenlenmesimümkün değildir. Bu bağlamda mevcut uyuşmazlıklara ilişkin sorunların her somutolayın özelliği dikkate alınarak kuralın amacına uygun şekilde yorumlanmasısuretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Kuralın lafzı ileamacı birlikte yorumlanarak çözülebilecek sorunların uygulamaya ilişkin olduğuaçıktır. Bu nedenle de kuraldan ziyade kuralın yorumlanmasıyla ilgili olarakçıkabilecek sorunlar anayasallık denetiminin konusu dışında kalmaktadır (AYM,E.2017/135, K.2019/35, 15/5/2019, § 31).
29. Bu itibarla suçun maddive manevi unsurlarının, suça ilişkin yaptırımın niteliğinin ve miktarının,suçun nitelikli hâllerinin kuralda herhangi birtereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğindekuralın belirsiz ve öngörülmez nitelikte olduğundan söz edilemez. Bu yönüyle kuralınkanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.
30. Anayasa’nın 26. maddesinde ifadeözgürlüğü sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, anılan maddenin ikincifıkrasında bu hakkın millî güvenlik, kamudüzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınya da kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
31. İfadeözgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve bireylerin gelişmesi için esaslı şartlardanbiri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. Demokratiktoplum özgür ve özgün düşüncelerin varlığı ile gelişir. Özgür ve özgündüşüncelerin varlığı ise ancak sağlıklı bir bilgi akışının sağlanmasıyla mümkünolabilir. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle günümüzde bilginin yayılma hızıoldukça artmıştır. Bu durum birçok olumlu unsuru bünyesinde taşısa da gerçeğeaykırı bilgilerin doğruların yerini alması, bireylerde özgün kanaat oluşumunuolumsuz yönde etkilemektedir. Bu itibarla sırf halk arasında endişe, korku veyapanik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği,kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamubarışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimselerin hürriyeti bağlayıcıceza ile cezalandırılması, kamu barışının korunması ve bu suretle kamudüzeninin bozulmasının önlenmesi amacına katkısunacağı açıktır. Bu itibarla kuralın kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasıve sağlanmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
32. İfade özgürlüğüne yönelik birsınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, bir başkaifadeyle demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir(Mehmet Ali Aydın, §§ 68-73; AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/06/2022, §21).
33. Gerçeğeaykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde yayılmasının ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıile ilgili önemli kamusal menfaatleri tehlikeyeatabileceği, ayrıca anılan bilginin kamusal tartışmalara herhangi bir katkısağlamayacağı dikkate alındığında kuralla getirilen düzenlemenin zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.
34. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir.Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi, elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanınzorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama aracıile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilensınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir.
35. Sırfhalk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle,ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğeaykırı bir bilginin kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılmasınınyaptırıma bağlanmasının kamu düzeninin ve güvenliğinin bozulmasına karşıcaydırıcı bir etki meydana getireceği gözetildiğinde kuralın kamu düzeninin ve güvenliğinin korunması ve sağlanmasışeklindeki meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
36. Öte yandan düzenlemenin niteliği dikkate alındığındakuralda öngörülen fiilin suç olarak yaptırıma bağlanmasının objektif ve kabuledilebilir nedenlerinin bulunduğu, bu yönüyle kuralın öngörülen meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu anlaşılmaktadır.
37. Orantılılık ilkesigereği ifade hürriyetinin sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamuyararı ile bireyin hakları arasında makul bir denge kurulmalıdır. Ayrıca kuraldatemel hakka yönelik sınırlamanın amacına uygun ve orantılı bir şekildekullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere de yer verilmesi gerekir.
38. Ceza hukukunda kişinin bir suç nedeniylecezalandırılabilmesi için suçun maddi ve manevi unsurlarının birliktegerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dava konusu kuralda ilk olarak failtarafından gerçeğe aykırı olduğu bilinen bir bilginin varlığı gerekmektedir.Yine kurala göre bu bilgi ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genelsağlığı ile ilgili olmalıdır. Kural suçun oluşabilmesi için ayrıca ülkenin içve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili olan ve failtarafından gerçeğe aykırılığı bilinen bu bilginin kamu barışını bozmayaelverişli şekilde alenen yayılması şartının gerçekleşmesini aramaktadır.Gerçeğe aykırı bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olma şartı suçun maddiunsurlarından biri olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan bir eylemin kuralkapsamındaki suçu oluşturduğu yargı makamlarınca değerlendirilirken kamubarışını bozmaya elverişliliği delil ve/veya olgularla ortaya konulacaktır. Sonolarak suç ancak gerçeğe aykırı olduğu fail tarafından bilinen bir bilgininsırf halk arasında endişe, korku, panik yaratma saikiyleyayılması hâlinde oluşacaktır. Bu itibarla anılan şartlardan herhangi biriningerçekleşmemesi durumunda kuralda düzenlenen suçun oluşmayacağı açıktır.
39. Ayrıca suçun temel şekli için öngörülen yaptırımıntürü ve miktarı, suçun nitelikli hâllerinin tehlike düzeyi dikkate alınarakbelirlenen artırım oranı, verilen hükme karşı ilgililerin istinaf ve temyizkanun yollarına başvurma imkânının bulunduğu gözetildiğinde kuralın öngördüğüsınırlamanın orantılılık ilkesiyle çelişmediği, bu çerçevede kuralın ölçülülükilkesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddigerekir.
ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
KuralınAnayasa’nın 2., 25., 28. ve 38. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş isede bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 26. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamındaele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 25., 28. ve 38. maddeleri yönündenayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
41. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanmasıhâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerekyürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
13/10/2022 tarihli ve7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un 29. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’naeklenen 217/A maddesine yönelik iptal talebi 8/11/2023 tarihli ve E.2022/129,K.2023/189 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddeye ilişkin yürürlüğündurdurulması talebinin REDDİNE 8/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
V. HÜKÜM
13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılı Basın Kanunu ile BazıKanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 29. maddesiyle 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na eklenen 217/A maddesinin Anayasa’ya aykırıolmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 8/11/2023 tarihinde kararverildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 13/10/2022 tarihli ve7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun’un 29. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenen 217/Amaddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine kararverilmiştir.
2. Dava konusu kuralın (1)numaralı fıkrası uyarınca “Sırf halk arasında endişe, korku veya panikyaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamudüzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışınıbozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapiscezasıyla cezalandırılır.” Maddenin (2) numaralı fıkrasında da failin “suçugerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesihâlinde” cezanın yarı oranında artırılması öngörülmektedir.
3. Kural, Anayasa’nın 26.maddesinde korunan ifade özgürlüğüne bir sınırlama getirmektedir. Busınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen şartların sağlanması gerekir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü 26.maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kamu düzeni ve kamu güvenliğininkorunması gibi sebeplerle ve kanunla sınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlama,hakkın özüne dokunmamalı, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülükilkesine de uygun olmalıdır.
4. Temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasında adeta ön şart olan kanunilik, sadece şeklianlamda “kanun” adı altında bir normun bulunmasıyla sağlanamaz. Bunormun aynı zamanda hem kişiler hem de kamu otoriteleri yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,öngörülebilir ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu gücünün keyfi uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekmektedir. Esasen temel hakları sınırlayankanunların bu niteliklere sahip olması aynı zamanda Anayasa’nın 2. maddesindegüvence altına alınan, hukuki güvenlik ve belirlilik gibi temel unsurlarıihtiva eden hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir (bkz. AYM, E. 2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2021/97, K.2022/36, 24/03/2022, § 18; (AYM,E.2023/102, K.2023/203, 30/11/2023, § 26; İ.K. [GK], B.No: 2019/20904, 15/4/2021, § 47 ).
5. Dava konusu kuraldasomut, belirli ve öngörülebilir olan neredeyse tek husus vardır, o da öngörülenhapis cezasının bir yıldan üç yıla kadar olmasıdır. Bunun dışında suçununsurları ve aranan sâik tamamen soyut, yoruma ve subjektif değerlendirmelere açık mahiyettedir.
6. Bunların başında “gerçeğeaykırı bilgi” ibaresi gelmektedir. Buradaki belirsizlik iki yönlüdür.Birincisi “gerçek” ibaresi, doğası itibarıyla belirlenmesi zor birdurumu ifade etmektedir. İkincisi “gerçeğe aykırı” olup olmadığıbelirlenecek bilginin alanı oldukça geniş bir şekilde düzenlenmiştir. Ülkeniniç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili olan tüm bilgilersuçun kapsamındadır. Bu kavramların elastiki ve yoruma açık olduğu dikkatealındığında, hemen her türlü bilginin yayılmasının suç kapsamına alındığıanlaşılacaktır.
7. Diğer yandan, gerçeğeaykırı bir bilginin yayılmasının suç olarak kabul edilmesi için, söz konusubilginin “kamu barışını bozmaya elverişli şekilde” alenen yayılmasıgerekmektedir. Kuralda yer alan “elverişli” ibaresinin yoruma açıkolduğu ve belirsizlik taşıdığı görülmektedir. Bu belirsizlik kuralla düzenlenentehlike suçunun “soyut” veya “somut” olup olmadığı noktasındatartışmalara yol açacak niteliktedir.
8. Dava konusu kuralıngerekçesinde fiilin “kamu barışını bozmaya elverişli” olması şartındanhareketle öngörülen suçun “somut tehlike suçu olduğu” belirtilmiştir.Hâlbuki, benzer nitelikteki somut tehlike suçlarında “açık ve yakın tehlike”kriterine yer verilmiştir. Sözgelimi TCK’nın “Suçu ve suçluyu övme”başlıklı 215. maddesinde bu suçun failinin “bu nedenle kamu düzeni açısındanaçık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde” cezalandırılmasıöngörülmektedir. Aynı Kanun’un 216. maddesi uyarınca da halkı kin ve düşmanlığatahrik suçu, bu fiil nedeniyle “kamu güvenliği açısından açık ve yakın birtehlikenin ortaya çıkması halinde” oluşacaktır.
9. Dava konusu kural isesuçun oluşması için somut bir tehlikenin ortaya çıkması şartını aramamaktadır.Başka bir ifadeyle, suçun oluşup oluşmadığı belirlenirken gerçeğe aykırıbilginin yayılması fiili nedeniyle kamu barışını bozmaya yönelik açık veyakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinin bulunup bulunmadığınabakılmayacaktır. Bu da öngörülen suçun “soyut tehlike suçu” olduğunuakla getirmektedir. Zira gerçeğe aykırı bir bilginin yayılması sonucunda kamubarışının fiilen bozulmuş olması değil, buna “elverişli” olmasıyeterlidir. Nitekim Yargıtay içtihatlarında da elverişlilik suçu şeklindedüzenlenen suçlar bakımından elverişliliğin tespitiyle yetinildiği, elverişlihareketin somut bir tehlike meydana getirip getirmediğine ayrıca bakılmadığıanlaşılmaktadır (bkz. Yargıtay 8. C.D., E. 2019/10194, K. 2019/11813,3/10/2019).
10. Bunun yanında suçun “Sırfhalk arasında endişe, korku veya panik yaratmak” şeklinde ifade edilen saikinin de sorunlu olduğu açıktır. Bir bilginin halkarasında “endişe”, “korku” veya “panik” yaratıpyaratmadığı/yaratmayacağı nasıl belirlenecektir? Dahası bazı bilgiler vegörüşlerin açıklanması halk arasında “endişe” veya “korku”yaratabilir. Bu durum esasen ifade özgürlüğünün doğasında vardır. NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin sıklıkla vurguladıklarıüzere “ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlıkiçeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veyarahatsız edici olanlar için de geçerlidir” (Handyside/BirleşikKrallık, B.No: 5493/72,7/12/1976, § 49; Bekir Coşkun [GK], B.No:2014/12151, 4/6/2015, § 36; AYM, E.2017/162, K.2018/100, 17/10/2018, §109).Benzer şekilde, ifade özgürlüğünün belli ölçüde “abartıya ve hattakışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği”ne dikkat çekilmiştir (ZübeydeFüsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §102).
11. Dava konusu kuraldakeyfi ve öngörülemez uygulamalara yol açmaya elverişli olan tüm bubelirsizlikler, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunilik şartınısağlamadığı anlamına gelmektedir. Bununla birlikte bir an için kuralın belirliolduğu ve kanunilik şartını sağladığı düşünülse bile Anayasa’nın 13. maddesineaykırı olmaması için demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygun olmasıgerekmektedir.
12. Anayasa Mahkemesikararlarında vurgulandığı üzere, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altınaalınan ifade özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Demokratik toplumşiddet içermemek kaydıyla her türlü görüşün savunulabildiği, serbestçe ifadeedilebildiği ve başkalarıyla paylaşılabildiği bir ortamın varlığını gerektirir.Farklı görüşlerin ifade edilemediği bir toplumda çoğulculuktan, çoğulculuğunolmadığı bir toplumda da demokrasiden söz edilemez. Birbirinden farklıdüşüncelerin her türlü araçla açıklanması, bu yönde başkalarını ikna etmeçabaları ve buna ilişkin çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratikdüzenin gereklerindendir (AYM, E.2017/162, K.2018/100, 17/10/2018, § 112).
13. Demokratik toplum düzenihoşa gitmeyen, toplumun bir kesimi için şok ve rahatsız edici sözlerin de ifadeözgürlüğü kapsamında korunmasını gerektirmektedir. Dava konusu kural ise hoşagitmeyen ve rahatsız edici bulunan bilgilerin “gerçeğe aykırı” olduğugerekçesiyle paylaşılmasını engellemeye ve bu konuda caydırıcı bir işlevgörmeye oldukça elverişli bir düzenlemedir.
14. Kural kaçınılmaz olarak“gerçeklik” konusunda bir denetimi, bu kapsamda alenen yayılan suça konubilginin “gerçek” olup olmadığı tartışmasını beraberinde getirecektir.Unutmamak gerekir ki, tarih boyunca düşünceyi bastıranların en büyük gerekçesi“gerçek” iddiası olmuştur. “Hakikat”insihirli küresine sahip olduğunu düşünenler, kendileri gibi düşünmeyenleri “hakikatdüşmanı” veya “sapkın” olmakla suçlayabilmişlerdir. Muhtelif zamanve mekanlarda “gerçek” adına, “yanlış” ve “yanıltıcı”bilgilerin ve görüşlerin savunulması yasaklanabilmiş, bunları yayanlar en ağırşekilde cezalandırılabilmiştir.
15. Anayasa’nın 13.maddesinde yer verilen “demokratik toplum düzeni” kavramı ise farklıgörüş ve düşüncelerin bir arada bulunmasına hizmet eden toplumsal ve siyasalçoğulculuğu gerektirmektedir. Bu çoğulculuğun korunması da her şeyden önce kamugücüyle desteklenen bir “gerçeklik tekeli”nin bulunmamasına bağlıdır.
16. Belirtmek gerekir ki,demokratik toplumun temeli olan çoğulcu düşüncenin önündeki en büyük engel tektipçi yaklaşımdır. Bu yaklaşımın sakıncasını geçen yüzyılın en büyükfilozoflarından biri olan Wittgenstein, “Felsefihastalığın ana nedeni tek yanlı beslenme, yani kişinin düşüncesini tek tipörnekle beslemesidir” sözüyle çok güzel ifade etmiştir (Ludwig Wittgenstein, PhilosophicalInvestigations, trans. G.E.M. Anscombe,Oxford: Basil Blackwell, 1958, §593, s. 155).
17. Sonuç olarak, davakonusu kural, tanımlanması ve somut olaylara uygulanması oldukça güçkavramlarla ifade özgürlüğünü sınırlayan bir soyut tehlike suçu oluşturmuştur.Üç yıla kadar hapis cezası öngören kuralın ifade özgürlüğünü kullananlarüzerinde caydırıcı bir etki doğuracağı da açıktır. Bu haliyle kuralınzorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği, dolayısıyla demokratik toplumdüzeninde gerekli olduğu söylenemez.
18. Açıklanangerekçelerle, iptali istenen kuralın Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğunudüşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Suçlarla ilgili düzenlemeler kamusal bir yararıgerçekleştirmeyi amaçlamakla birlikte çoğu kez bazı temel hakları sınırlamayızorunlu kılmaktadır. Bu durumda Anayasal denetimde konunun temel haklardoğrultusunda incelenmesi gerekmektedir. Nitekim 7418 sayılı Kanunun 29.maddesiyle Türk Ceza Kanununa eklenen 217/A maddesiile yapılan düzenleme düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğüne ilişkin birmüdahale içermektedir. Gerekçeden de hareketle Kanun koyucunun düşünceyiaçıklama özgürlüğünün kötüye kullanılmasının önlenmesi amacıyla bir düzenlemeyaptığı değerlendirilebilir. Bu amacın Anayasa’nın 26/2. maddesinde belirtilenmeşru sınırlama nedenlerinden bir kısmına girebileceği söylenebilir. Demokratiktoplum düzeni için bu alanın düzenlenip yaptırıma bağlanması gerekli deolabilir. Bununla birlikte meşru amacın varlığı tek başına kuralın anayasayauygun kabulü için yeterli değildir. Konunun incelenmesinde Anayasa’nın 2., 13.,26, 28. maddeleri kapsamında müdahalenin kanuniliği, demokratik toplumdagerekliliği ve ölçülülüğü bağlamında inceleme yapılması gerekmektedir.
2. Güncel olayların veya haberlerin aktarılması, kamusalfaaliyetlerin izlenmesi, yorumlanması ve eleştirilmesi ile bu düşüncelerinözgürce başkalarına iletilip paylaşılması düşünceyi açıklama özgürlüğünün vedemokratik rejimin en temel unsurlarındandır. Anayasa Mahkemesi’nin çeşitlikararlarında ifade edildiği üzere Anayasamız çoğulcu demokrasianlayışını esas almıştır (Diğerleri arasındabkz. AYM, E.2020/60, K.2020/54, 01/10/2020, par. 76; AYM, E.2004/60, K.2005/33,01/06/2005; AYM Elif Özkan, B. No: 2018/7757, 8/6/2021, par. 19).Bu anlamda toplumdaki farklı ya da azınlıkta kalanların düşüncelerinin sert vesarsıcı da olsa özgürce ifade edilebilmesi, çoğulcu demokrasinin ayırdedici ve vazgeçilmez bir unsurudur. Başka deyişledüşünceyi açıklama özgürlüğü çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğintemeli olup bu özgürlük olmadığında demokratik rejimin temelini oluşturan“demokratik toplumdan” bahsedilemeyecektir.
3. Öte yandan demokratikbir sistemde devletin eylem ve işlemlerinin adli ve idari yetkililerin olduğukadar, kamuoyunun denetimi altında bulunması gerekmektedir. Bu görevi basınmensupları yerine getirmektedir. Bu nedenle yazılı, işitsel veya görselmedyatik ortamlarda basın mensupları halk adına kamu gözetleyiciliğiyaparak kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini veihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak vatandaşların karar alma süreçlerinekatılımını kolaylaştırmaktadır. Bu açıdan basın özgürlüğünün kamuoyunaçeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaatoluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, par. 63). Bu nedenlerle demokratik toplumlar için basınözgürlüğü yaşamsal değerde kabul edilmektedir (bkz. Emin Aydın (2), B.No: 2013/3178, 25/6/2015, par. 36, 37; Abdullah Öcalan, par. 74; FatihTaş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, par. 65). Anayasa Mahkemesi;Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan düşünceyi açıklama özgürlüğü ile onun özelgüvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basınözgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumunilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birinioluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda düşünceyi açıklamaözgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi içinyaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın, § 69; Bekir Coşkun, par.34-36).
4. Bununla birlikte düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğüsınırsız değildir, Anayasal meşru nedenlerle sınırlanabilir. Öte yandansınırlamanın ise Anayasa’da belirtilen ilke ve kriterlere uygun olmasızorunludur. İlk olarak, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik ölçütü şeklî bir kanunun varlığınıgerekli kılar (Tuğba Arslan, [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, par. 96). Fakat kanunilik ölçütü aynı zamanda maddibir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır (TuğbaArslan, par. 97). Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkinkuralın erişilebilirliği ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade edenbelirliliğini garanti altına alır (Metin Bayyarve Halkın Kurtuluş Partisi [GK], B. No: 2014/15220, 4/6/2015,par. 56; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B.No: 2014/920, 25/5/2017, par. 55; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş[GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, par. 37; Hamit Yakut [GK], B.No: 2014/6548, 10/6/2021, par. 77-78).
5. Belirlilik ilkesi, bir kuralın keyfîliğeyol açmayacak bir içerikte olmasını ifade eder. Temel hakların sınırlandırılmasınailişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli,muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olmasıgerekir. Diğer taraftan temel hakka müdahale eden kuralda kamu otoritelerininkeyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir.Belirlilik ilkesi bu yönden de bir güvence sağlamaktadır. Bu ilkeye göre yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçlarınbağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinindoğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konmalıdır. Bu durumdabireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultudatanzim etmeleri olanaklı hâle gelebilir. Böylece hukuk güvenliği sağlanarakkamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçilmiş olur (HayriyeÖzdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, par. 56, 57; Eğitim ve BilimEmekçileri Sendikası ve diğerleri, par. 56; Halk Radyo ve TelevizyonYayıncılık A.Ş., par. 38; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548,10/6/2021, par. 79) ; norm denetimine ilişkinkararlarda belirliliğe ilişkin açıklamalar için çok sayıda karar arasındanikisi için bkz. AYM, E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2011/18,K.2012/53, 11/4/2012).
6. AYM çeşitli kararlarında bireylerin kendilerine düşenyükümlülükleri öngörme ve davranışlarını ona göre belirleme imkânını vermeyennormlar hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceğini ve bunun da bireylerin tümeylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini engellediğini vurgulamıştır.Çünkü hukuksal durumların takdirindeki belirsizlik, temel haklar alanındagetirilen güvencelerin işlevsiz hâle gelmesine neden olur (Sara Akgül [GK],B. No: 2015/269, 22/11/2018, par. 108). Ayrıca belirtmek gerekir ki ilgilikanuni düzenleme temel haklara ne oranda müdahale ediyorsa söz konusudüzenlemede aranacak belirlilik oranı da aynı doğrultuda yükselecektir (SaraAkgül, par. 109; Hayriye Özdemir, par. 58; Hamit Yakut [GK],B. No: 2014/6548, 10/6/2021, par. 80).
7. Konu suç ve cezalar ile ilgili olduğunda yaptırımınağırlığı nedeniyle suç ve cezanın belirliliğinin sağlanmasının yaşamsal önemiortaya çıkacaktır. Suç ve cezalar bakımından Latince “Nullumcrimen nulla poena sine lege” deyişiyleifade edilen ve Anayasa'nın 38. maddesinde koruma altına alınan "kanunsuzsuç ve ceza olmaz" ilkesi ceza normlarında anayasal bir kriterdir.İlkenin en önemli ayaklarından biri olan suç ve cezaların belirliliğiilkesi, suç tipinin ve cezanın karışıklığa yer bırakmayacak bir şekildetanımlanmasını sağlayarak birey hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvencesinioluşturmaktadır. Suç tipleri ve bunlar hakkında öngörülen cezanın kapsamıyönünden geçerli olan belirlilik ilkesi sayesinde suçlar ve cezalar öncedenbelirlenerek kişi hürriyetlerinin sınırları çizilmektedir (Hamit Yakut[GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, par. 81).
8. İptali istenen kural yukarıdaki ilkeler ışığındaincelendiğinde, suçun hem maddi hem manevi unsurunun hem de öngörülen özelkastın, suç ve cezaların belirliliği ilkesine aykırı olacak biçimde tamamenyargı yorumuna muhtaç bırakıldığı görülmektedir. Nitekim gerek “halk arasında endişe,korku veya panik yaratmak saiki” gerekse “ülkenin içve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı” hususları ile “gerçeğe aykırıbilgi” ve “kamu barışını bozmaya elverişlilik” ile alenen yayma unsurlarınıntamamı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin asgari olarak gerektirdiğikesinlik ve öngörülebilirlikten oldukça uzak ve geniş yorumlanmaya müsaitkavramlardır. Suç kuralı ihdasının teknik zorlukları nedeniyle yargı yorumunahiç alan bırakmayacak kesinlikte kanunların üretilmesinin güç bir ideal olduğusöylenebilir ise de değerlendirme konusu kural metninde yargıya kanunuuygularken en azından bir başlangıç referansı sağlayabilecek kesinlikte biribare dahi bulunmamaktadır. Kuralda yer alan her ibarenin geniş anlam yelpazesikarşısında suç öğelerinin neleri kapsayıp, neleri dışarda tuttuğuna ilişkinolarak bireylerin öngörü sahibi olmaları mümkün görünmemektedir. Bu durum isehukuki öngörülebilirliği olumsuz etkilemektedir.
9. Bu anlamda örneğin “gerçeğe aykırı” ifadesinedeğinilebilir. İbareden ne anlaşılması gerektiği, gerçeğin ne olduğuna kimintarafından karar verileceği ve hukuk normlarının salt gerçeği korumak amacınayönelip yönelemeyeceği gibi oldukça tartışmalı bir kavramın suç unsuru halinegetirildiği görülmektedir. Çoğunluk gerekçesinde “gerçeğe aykırı”ibaresinden anlaşılması gerekenin “görünür gerçeklik” olduğu, “görünürgerçeklik” kavramının yargı içtihadıyla yeterince belirlilik kazandığı veböylece ifade ve basın özgürlüğünün korunacağından bahsedilmektedir. Bununlabirlikte normda açıkça “gerçeğe aykırı bir bilgi” olarak öngörülenibarenin, yargı tarafından “görünür gerçeklik” olarak yorumlanacağınındüşünülmesi ve temenni edilmesinin, normun soyut olarak denetiminde suç vecezaların kanuniliği ilkesinin garantilerinin sağlanması yönünden bir anlamifade etmediği düşünülmektedir. Görünür gerçek yorumunun genel kabul görmesidurumunda dahi olgu veya haberlerle ilgili eksik, hatalı, kısmen gerçeğeuymayan aktarımların suç oluşturup oluşturmayacağı konusundaki belirsizliğingiderilmesi kolay görünmemektedir. Öte yandan kamusal faaliyetlerle ilgiliifade açıklamaları bağlamında mutlak gerçeğin kamu gücü otoritesinin elindeolduğu durumda suç isnadı altında olanların mutlak gerçeği ortaya çıkarmaimkanları bulunmamaktadır. Hatta bazı konularda “gerçek” kamu idaresiningösterdiğinden ibaret görünecektir. Bu durum ise “sansür ve kanaat denetimi”riskini ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla “gerçeğe aykırı bir bilgi”ibaresinin normda yer almasıyla hem gerçeğin ne olduğu ve gerçeğe kimintarafından karar verileceği hususları büyük bir belirsizlik içerisindebırakılmakta hem de kişilerin, yaydıkları bilginin gerçek olmadığınıbilmemeleri halinde dahi cezalandırılabilmelerinin önünde hiçbir engelbulunmamaktadır.
10. Benzer değerlendirmelerin “ülkenin iç ve dışgüvenliği”, “kamu düzeni”, “genel sağlık” ibareleri yönünden de yapılmasımümkündür. Tüm bu kavramların sınırlarının çizilmesi oldukça zor olup,kavramların anlam dünyaları içerisinde bireylerin hangi ifade açıklamasıdolayısıyla suçlu duruma düşebileceklerini net bir biçimde öngörebilmelerimümkün görünmemektedir.
11. Kanunilik kriterinin aşılamaması durumunda esasensonraki kriterlerin incelenmesi gerekli değildir. Bununla birlikte bir an içinbu açıdan sorun bulunmadığı kabul edilirse diğer kriterler yönünden nasıl birdeğerlendirme yapılacağının test edilmesinin de konunun anlaşılması bakımındanyarar sağlayacağı söylenebilir.
12. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamadadevreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “demokratikbir toplumda gereklilik” ve “ölçülülük” ilkeleridir. AnayasaMahkemesi’ne göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir (müdahale)zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çareniteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (örn. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, par.51; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, par. 51). Bir hareket noktasıbağlamında meşru sınırlama nedenlerinden kaynaklı olarak bireylerin şeref veitibarlarının, özel yaşamlarının veya kamu düzeninin korunması amacıyla düşünceaçıklaması hakkının istismarının önlenmesinin toplumsal bir ihtiyaç olduğudüşünülebilir. Bununla birlikte kuralın demokratik toplumda gerekli olduğukabul edilse dahi ölçülülük ilkesi yönünden test edilmesi gerekir.
13. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük,temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyiyansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amacaulaşılmak için seçilen araçların denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğüalanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen meşru amaca ulaşabilmek içinseçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığıdeğerlendirilmelidir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015,par. 54). Bu incelemede Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi birsınırlamanın güdülen meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli olduğutespit edilse dahi temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü birsınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4,K.2007/81, K.T. 18/10/2007; Bekir Coşkun, par. 53).
14. İncelenen kuralda öngörülen unsurların tamamınınyargı yorumuna muhtaç olduğu ve özellikle “gerçeğe aykırı bir bilgi”bulunup bulunmadığının teyidi yönünden detaylı ve zaman gerektiren bir muhakemesüreci yürütülmesi gerekeceği dikkate alındığında, suç için belirlenen cezanınüst sınırının 3 yıl hapis cezası olması nedeniyle tutuklama tedbirininuygulanabilecek olmasının, düşünceyi açıklama özgürlüğü yönünden ölçülülükilkesine aykırı bir müdahale oluşturduğu ve ciddi bir caydırıcı etki yaratacağıdeğerlendirilmektedir. Suçun değinilen yapısı ve niteliği dikkate alındığındakorunmak istenen hukuki değerin soruşturma ve kovuşturma sürecindeki daha hafifkoruma tedbirleriyle garanti altına alınabileceği açık olduğundan bu durumdüşünceyi açıklama özgürlüğü yönünden açıkça ölçüsüz bir müdahaleoluşturmaktadır.
15. Ayrıca düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü gibidemokratik toplum için gerçekten çok önemli temel haklara yönelik birmüdahalede gerçekle uyumu konusunda sorunlu görülen veya gerçeğe aykırı olduğudeğerlendirilen ifadelerin kişiye bildirilerek düzeltme imkanı tanınması, acildurumda yayılmasının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması, idariyaptırımlar, para cezası vb. diğer yaptırım türlerine başvurulmaksızın doğrudanhapis cezası öngörülmesi ve tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi de ölçülük kriteri açısından sorunlu görülmektedir.
16. Tehlike suç tiplerinde ceza hukuku açısından soyutveya somut tehlike suçlarının öngörülebileceği kabul edilmektedir. Bununlabirlikte düşünce açıklaması ve basın özgürlüğü söz konusu olduğunda kanaatdenetimi ve sansür riskine karşı düzenlemelerin, tehlikenin gerçektensomutlaştığı veya yakın tehlike arzettiği hallerlesınırlı tutulması gerekir. Aksi durumda suç öğelerinin somutlaştırılmasındakigüçlükle birlikte yapılacak düzenlemeler konjonktüreldönemlere bağlı olarak keyfi yorum ve uygulamalara kapı açabilecektir. Bu durumise hukuk güvenliği ilkesine ve suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılıkteşkil edeceği gibi, ikinci olarak keyfilik riski bulunan ve hapis yaptırımıöngörülen bir suç düzenlemesinde meşru amacın bulunduğu da söylenemeyecektir.Bu bakımdan bu tür düzenlemelerde söz gelimi açık ve yakın tehlike kriterinindikkate alınması keyfiliğe karşı güvence olabilecektir.
17. Açıklanan gerekçeler uyarınca kuralın hukuk devletiilkesinin belirlilik, öngörülebilirlik ve hukuk güvenliği ilkesine ve budoğrultuda suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine (AY m. 2; 38/1-3) aykırıolduğu, öte yandan Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında ölçülülük kriterine uygunbulunmadığı gerekçeleriyle iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. “Halkıyanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenleyen kuralın ilk fıkrasında sırfhalk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle,ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğeaykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayankimselerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması hükümaltına alınmıştır. Kuralın (2) numaralı fıkrasında ise failin bu suçu gerçekkimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlindecezanın yarı oranında arttırılacağı belirtilmiştir.
2. Anayasa’nın“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin birincifıkrasında “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar.” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğügüvence altına alınmıştır.
3. İfade özgürlüğü; kişinin haberve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce vekanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıylabirlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi,savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme vegerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları, bu çabalarınhoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla,düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsalönemdedir (Bekir Coşkun, [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-34; MehmetAli Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43).
4. Davakonusu kuralla sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genelsağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişlişekilde alenen yayan kimselere hürriyetibağlayıcı ceza verilmesi hüküm altına alınarak ifade özürlüğüne bir sınırlama getirilmektedir.
5. İfadeözgürlüğüne yönelik sınırlamaların temel hak ve özgürlüklerinsınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi çerçevesinde olması gerekir.Bu nedenle sınırlamaların kanunlayapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplumdüzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması şarttır. Bir temelhakkı sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasıyeterli olmayıp kuralların keyfiliğe yol açmayacak şekilde belirli,ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler içermesi beklenir. Bu gereklilik vebeklenti aynı zamanda Anayasa’nın 2. maddesindegüvenceye alınan hukuk devleti ilkesinden kaynaklanmaktadır. Hukuk devletindekanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi birduraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi bir zorunluluktur (E: 2012/157, K: 2013/79,18.06.2013).
6. Kural’ın getirdiği suçun işlenmesinde aranan ilk koşulgerçeğe aykırı bir bilginin varlığı ve bu bilginin ülkenin iç ve dış güvenliği,kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili olmasıdır. Buna ek olarak gerçeğeaykırı bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olması şartı da aranmaktadır.Suçun oluşması için gerçeğe aykırı bilginin kamu barışını bozması şart olmayıpkamu barışını bozmaya elverişli olması yeterlidir. Son olarak suçun oluşumu için gerçeğe aykırıbilginin sırf halk arasında endişe, korku, panik yaratmak saikiyleyayılması gerekmektedir.
7. Kanun koyucu, kuralın gerekçesinde kuralın getirdiği suçunsomut tehlike suçu olduğunu belirtmekle birlikte, kuralda düzenlenen suçunişlenebilmesi için gerçeğe aykırı bilginin yayılması sonucu kamu barışınınbozulmasına yönelik somut bir tehlikenin oluşması şart olmayıp, soyut birtehlikenin varlığı da yeterlidir. Kuralda yer verilen “kamu barışını bozmayaelverişlilik” ifadesi soyut bir tehlikenin de kural kapsamındadeğerlendirilmesinin mümkün olduğuna işaret etmektedir.
8. Dava konusu kuralın kanunilik ölçütünü ne ölçüde karşıladığınabaktığımızda, ortaya çıkan en önemli sorun gerçeğe aykırı bilgikavramının belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Kuralın yorum ve uygulamasıkişiler açısından rahatlıkla öngörülebilir değildir. Kanun koyucu bir fiili suçolarak nitelendirirken bu fiilin tüm bileşenlerini kişiler üzerinde herhangibir duraksamaya ve onların zihinlerinde tereddüde mahal bırakmayacak şekildeolabildiğince açık ve somut olarak düzenlemelidir. Muğlaklık ve sınırlarıbelirsizlik içeren suç sayılan fiiller geniş yorumlandıklarında temel hakler veözgürlükler için hiç de iç açıcı olmayan sonuçlara yol açabilecektir. Buradaaranan belirlilik hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerindendir.
9. Bir bilginin gerçeğe aykırı olup olmadığının tespiti bilgininverildiği ilk anda hemen mümkün olmayabilir. Bu durum özellikle basın-yayınorganlarının kamuoyu bilgilendirme faaliyetleri için önem taşımaktadır. Gelişenbir olayla ilgili anında kamuoyunu bilgilendirmek isteyen basın-yayın organlarıve/veya sosyal medya kullanıcıları olayla ilgili bilgilerin gerçekliğini tamolarak en başta teyit edemeyebilirler. Bu da basın yayın organlarının haberveya bilgiyi aktarmada tereddüt yaşamalarına sebep olabilir. Basın organlarıdoğaları gereği bir haberi aktarırken okuyucuların ilgisini çekmek içinsıklıkla abartıya başvururlar. Gerçeğe aykırı bilgi ile bariz abartı arasındakiçizgi çok net değildir ve bariz abartılı bir bilgi veya haber otoritelercegerçeğe aykırı bilgi olarak değerlendirilebilir.
10. Mahkememiz ifade ve basınözgürlüğü kararlarında basının bir olgunun doğruluğunu kanıtlayan savcı gibihareket etmesinin kendisinden beklenmemesi gerektiğini, basının araştırmayükümlülüğünün somut gerçeklik anlamında değil yayının yapıldığı andaki olayınortaya çıkma biçimine uygunluk olarak anlaşılması gerektiğinin altınıçizmektedir (Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd.Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019, § 52). Burada arananmutlak bir gerçeklikten ziyade, olgusal temele dayalı olan görünür birgerçekliktir. Bir olay ve olguyla ilgili bilgilerin bilginin yayılma anındagörünür gerçekliğe uygun olması o bilginin o an için gerçek sayılması içinyeterli sayılmalıdır. Aksi durumda sadece gerçekliği kesin olarak teyit edilmişbilgiler dışındaki bilgilerin yayılması sorunlu hale gelecektir.
11. Bir olay veya olgunun ancak kesin gerçekliğinin ortayakonulması koşuluyla yayılabileceğinin kabulü ifade ve basın özgürlüğü açısındanson derece mahzurlu sonuçlar doğuracaktır. Bu durumun da toplumun belli konularhakkında bilgi sahibi olmasının ve bunların tartışılmasının önüne set çekeceğiaçıktır. Medyanın en temel görevi yaşanan olay ve olguları haberleştirerektoplumun bunlardan haberdar olmasını sağlamaktır.
12. Kanunilik ölçütüyönünden bir diğer sorun da suçun manevi unsuru olan ‘sırf halk arasındaendişe, korku veya panik yaratmak saikinin nasılbelirleneceğidir. Dava konusu kuralın düzenlediği suçun oluşmasında arananşartlardan biri olan bu saikin nasıl tespit edileceğide son derece belirsizdir. Benzer şekilde neyin veya nelerin korku, endişe vepaniğe neden olacağı da net değildir. Zira bu kavramların anlamı konusundageniş bir uzlaşıyı sağlamak her zaman mümkün değildir.
13. Dava konusu kurallaifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanunilik ölçütünü sağlamadığısonucuna ulaşmakla birlikte konunun önemine binaen diğer sınırlama ölçütleriyönünden kuralla ilgili değerlendirmelerimizi sürdürmekte fayda vardır.
14. Tüm dünyada kamu otoritelerigerçeğe aykırı bilginin kasıtlı olarak yayılmasını yani dezenformasyonuengellemek için çeşitli önlemler almaktadır. Dezenformasyonun ülkenin iç ve dışgüvenliği ve kamu düzenine yönelttiği tehditler ciddidir ve bununla mücadeleedilmesi gereklidir. Dolayısıyla, kural, kamu düzeni ve kamu güvenliğinikorumaya yönelik meşru bir amaca sahiptir.
15. İfade özgürlüğüne yönelik birsınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesiiçin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir (Bekir Coşkun, §§53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81,18/10/2007).
16. Gerçeğe aykırı bir bilgininkamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde yayılmasının ülkenin iç vedış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili önemli kamusal menfaatlere zarar verebileceği, söz konusu bilgininkamusal tartışmalara herhangi bir katkı sağlamayacağı göz önüne alındığındakuralla getirilen düzenlemenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğisöylenebilir. Bununla beraber, demokratiktoplum düzeninde zorunlu bir toplumsal ihtiyacın varlığı, gerçeğeaykırı bir bilginin alenen yayılmasının kamu barışı üzerinde nasıl bir sonuçyarattığının gösterilmesiyle ortaya konabilir.
17. Kuralın getirdiği suçunoluşması için yetkili organların gerçeğe aykırı bilginin yalnızca kamu barışınıbozmaya soyut olarak elverişli olup olmadığını değerlendirmesiyleyetinilecektir. Bu bilginin kamu barışının bozulmasına yol açacak somut birtehdit oluşturup oluşturmadığı veya açık ve yakın bir tehlike doğurupdoğurmadığı gibi değerlendirmelerin yapılmasına gerek duyulmayacaktır.
18. İfade ve basın özgürlüğüüzerinde sınırlamayı meşru kılacak zorlayıcı toplumsal ihtiyacın varlığındanbahsedebilmek için gerçeğe aykırı bilginin kamu barışı üzerindeki etkisininsomut olarak gösterilmesi gerekir. Gerçeğe aykırı bilginin sırf halk arasındaendişe, korku veya panik yaratmak saikiyle kastenyayılmasının kamu barışı ve güvenliği için somut, açık ve yakın bir tehlikeyeneden olduğu ortaya konulmadıkça ifade özgürlüğüne müdahale edilmesinigerektiren zorlayıcı toplumsal ihtiyacın var olmadığının kabulü gerekir. Bunedenle, kural gerçeğe aykırı bilginin kamubarışının bozulmasına somut olgulara dayalı olarak bir tehdit veya açık veyakın bir tehlike oluşturup oluşturmadığına göz önüne almaksızın soyut olarakkamu barışını bozmaya elverişli olan her türlü gerçeğe aykırı bilgininyayılmasının cezalandırılabilmesinin önünü açmaktadır.
19. İfade, kamu barışınıbozmaya elverişli olmasına rağmen somut bir tehlikeye yol açmamışsa ifadeyemüdahale edilmesini gerektiren zorlayıcı toplumsal ihtiyacın meydana geldiğisöylenemez. Dolayısıyla kuralla ifadeözgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerineuygun olmadığı da görülmektedir.
20. İfade özgürlüğününkişilerce herhangi bir endişeye kapılmadan kullanılması bir demokrasinin enayırt edici özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Kuşkusuz ifade özgürlüğümutlak bir hak değildir ve anayasal çerçeveye aykırı düşmemek şartıyla sınırlandırılabilir.Bununla birlikte, ifade özgürlüğüne meşru amaçlar doğrultusunda müdahaleyapılırken bunun dar yorumlanması, amacı aşacak şekilde geniş yorumlanmamasıgereklidir. Aksi halde, ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen kişi ve kuruluşlarüzerinde ciddi bir caydırıcı etki ortaya çıkacaktır. Böyle bir durum dademokratik toplum düzeninin oluşmasına ve gelişmesine olumsuz etki yapacaktır.
21. Açıklanan nedenlerle kuralınAnayasa’nın 2. 13. 26. ve 28. maddelerine aykırılık taşıdığı düşüncesiyle,çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun217/A maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine kararverilmiştir.
Red kararının gerekçesinde; dava konusu kuralın belirlilikve öngörülebilirlik ölçütlerini sağladığı, kamu düzeninin ve güvenliğininkorunması ve sağlanmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğu, zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşıladığı ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bir yönününbulunmadığı belirtilerek red sonucuna ulaşılmıştır.
İncelenen kuralın (1) numaralı fıkrasında, sırf halkarasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle,ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğeaykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayanlarınbir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacakları; (2) numaralıfıkrasında ise failin bu fiili gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütünfaaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, verilen cezanın yarı oranındaartırılacağı hükme bağlanmıştır.
Önceki kararlarımızda da belirtildiği üzere, hukukdevletinde, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatıngerekleri dikkate alınarak suç ve ceza siyasetinin belirlenmesi yetkisi kanunkoyucuya aittir. Yasama organı, bu yetkisini kullanırken şüphesiz ki hangifiillerin cezalandırılacağı ve bu cezaların türleri ile ölçüleri konusundatakdir yetkisine sahiptir. Bununla birlikte, kanun koyucunun bu yetkisinianayasal sınırlar içinde belirlilik, öngörülebilirlik, adalet ve hakkaniyetilkelerine uygun şekilde kullanması ve ölçülülük ilkesini gözetmesi gerekir.
Yasama organı söz konusu takdir yetkisi çerçevesinde,5237 sayılı Kanuna eklenen 217/A maddesinde yeni bir suç ihdas ederek, bu fiiliişleyenlere hapis cezaları verilmesini öngörmüştür. Kanun koyucunun mezkûrfiili suç olarak belirlemesinin ve cezalar öngörmesinin, kamu yararınısağlamaya yönelik olduğu kabul edilse bile, Anayasanın 2. maddesinde belirtilenhukuk devletinin unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi ve bu ilke ilebağlantılı olarak 38. maddesinde yer alan suçun ve cezanın kanunîliğiilkesi, ayrıca her iki maddenin de gerekli kıldığı ölçülülük ilkesi bakımındançoğunluğun görüşüne katılmak mümkün değildir.
Bilindiği gibi, Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukukdevletinin gerektirdiği belirlilik ilkesi, kanunî düzenlemelerin herhangi birtereddüde ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık, net, anlaşılır, nesnel vesınırlarının belirli olmasını, ayrıca keyfîliğe yolaçmayacak bir içeriğinin bulunmasını; hukukî güvenlik ilkesiyle bağlantılıolarak da normların öngörülebilir olmasını ve kanunda belirli bir kesinlikiçinde hangi somut olgulara hangi sonuçların bağlandığının görülebilmesini zorunlukılmaktadır. Bu ilkeler yasama organının takdir yetkisini hukuk devletiilkesine uygun şekilde, anayasal sınırlar içinde adalet ve hakkaniyetölçütlerini gözönünde tutarak kullanıpkullanmadığının belirlenmesi bakımından da önem taşımaktadır (geniş açıklamaiçin bkz. 3/6/2021 tarihli ve E.2020/9, K.2021/37 sayılı karara ilişkin karşıoy gerekçem).
Kanun hükümleri, ilgililerin bir işlem veya fiilinbelirli şartlarda ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeydeöngörmelerini mümkün kılacak ve kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkântanımayacak şekilde düzenlenmeli; soruşturma ve kovuşturma mercilerine tanınantakdir yetkisinin kapsamı da bireyleri keyfî ve öngöremeyeceklerimüdahalelerden koruyacak ölçüde ve açıklıkta belirlenmelidir.
Belirlilik ilkesi ve bununla bağlantılı olarak bütün hakve hürriyetlerin korunması bakımından temel bir teminat oluşturan kanunîlik ilkesi, suçların ve bunlara verilecek cezalarında kanunla belirlenmesini zorunlu kılar. Kanunîlikilkesinin bu alanda uygulanmasıyla, kişilerin kanunen yasaklanmamış vemüeyyideye bağlanmamış fiillerinden dolayı suçlanmalarının vecezalandırılmalarının; başka bir deyişle, bu yetkilerin keyfî ve hukuk dışıamaçlarla kullanılmasının önlenmesi mümkün olabilir.
Ancak Anayasanın 13. ve 38. maddeleri kapsamında kanunîlik şartının karşılandığını söyleyebilmek için temelhak ve hürriyetleri sınırlamaya ve bu kapsamda bazı fiilleri suç olarakbelirleyerek bunlar için ceza hükümleri getirmeye yönelik kanunî düzenlemelerinşeklen var olması yeterli olmayıp keyfî yorumlara ve uygulamalara izinvermeyecek şekilde ve öngörülebilir nitelikte düzenlemeler içermesi gerekir.Şüphesiz bu, Anayasanın 2. maddesinde teminat altına alınan hukuk devletiilkesinin de gereğidir.
Çoğunluğun red gerekçesinde,incelenen kuralla suçun unsurlarının ve cezasının açık ve net olarakbelirlendiği, dolayısıyla kuralın kanunîlik şartınıkarşıladığı belirtilse de, bu görüşe katılmam mümkünolmamıştır.
İncelenen kuralda suçun unsuru olarak öngörülen bazıkavramlar belirsiz olduğundan, keyfî yorumlara ve uygulamalara yol açacakniteliktedir. Özellikle “gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmayaelverişli şekilde” yayma şartının -belirsizliği nedeniyle- çok sayıda ihlaleyol açma potansiyelinin bulunduğu ve kanunîlik ilkesiaçısından sorun oluşturduğu açıktır. Anayasaya uygunluk denetiminde, incelenenkuralların anılan ilkeye uygun olup olmadığının uygulamadan bağımsız olarakkanun hükmü üzerinden değerlendirilmesi ve muhataplarınca öngörülebilir birnormun bulunup bulunmadığının bu şekilde tespit edilmesi gerekse de, maddenin bazı soruşturma makamlarınca yapılan yorumu vebuna dayanan farklı uygulamaları da bu sorunu ortaya koymuştur.
Ayrıca, 5237 sayılı Kanunun “Cezanın belirlenmesi”başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendi uyarınca, hâkiminkanunda suç için belirlenen cezaların alt ve üst sınırları arasında temelcezayı tespit ederken gözönünde bulundurması gerekenveya ifade hürriyetinin sınırlanmasına ilişkin düzenlemelerde ilâve bir güvencesağlamak için aranabilecek olan saikin (özel kastın)bu konuda ihdas edilen bir suçun unsuru olarak öngörülmesi de isabetlideğildir. Saikin, incelenen kuraldaki gibi suçun birunsuru olarak düzenlenmesi, niteliği itibariyle keyfî değerlendirmelere veuygulamalara yol açabilir.
Bu sebeplerle, maddenin (1) numaralı fıkrasının kanunîlik şartını taşıdığından söz edilemez.
Diğer taraftan, Anayasanın 13. maddesine göre, bütün hakve hürriyetlerin sınırlanmasında olduğu gibi ifade hürriyetine getirilensınırlamaların da demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineuygun olması zorunludur.
Kararda da kabul edildiği üzere, toplumun ilerlemesi vebireylerin gelişmesi için zorunlu şartlardan olan demokratik toplum düzeninintemellerinden biri de ifade hürriyetidir. Sınırsız bir hak olarak düzenlenmesede ifade hürriyetine yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeniningereklerine uygun olması gerekir. Bu konudaki değerlendirme ise, sınırlamanınamacı ile bu amacı gerçekleştirmek için başvurulan araç arasındaki ilişkitemeline dayanan ölçülülük ilkesinden bağımsız olarak yapılamaz.
Anayasanın 13. maddesinde, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama şeklinde -aralarında sıkıilişki bulunan- iki ayrı ölçüte yer verilmesi de bu kriterlerin birliktedeğerlendirilmesini gerektirir (bkz. 29/11/2017 tarihli ve E.2017/130,K.2017/165 sayılı; 31/5/2018 tarihli ve E.2018/69, K.2018/47 sayılıkararlarımız).
Bu kapsamda, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın zorunlu/zorlayıcıbir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikteolması; böyle bir ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için de, amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en sonçare ve alınabilecek en hafif tedbir olarak değerlendirilebilmesi zorunludur (örn. olarak bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No:2014/12151, 4/6/2015, § 51). İncelenen kural bakımından bu şartlarıngerçekleştiği söylenemez.
İfade hürriyetine getirilen sınırlamanın ölçülü olarakkabul edilebilmesi için ayrıca, sınırlamayla ulaşılmak istenen hedef/amaç veöngörülen tedbir arasında dengesizlik bulunmaması; başka bir ifadeyle,bireylerin hak ve hürriyetleri ile kamunun veya diğer bireylerin hak vemenfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması anlamında orantılılık ilkesinede uygun olması gerekir.
İncelenen kural, yukarıda açıklanan sebeplerle kanunîlik şartını karşılamadığı gibi buna bağlı olarak,gerçeğe aykırı olduğu ve kamu barışını bozmaya elverişli bulunduğu iddia edilenher türlü bilginin hapis cezasıyla cezalandırılmasına imkân tanıyacakgenişlikte olduğundan, kuralla ifade hürriyetine getirilen sınırlama demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve orantılılık ilkesine uygun değildir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, dava konusu kuralınAnayasanın 2., 13., 26. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesigerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red kararınakarşıyım.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğunun 13/10/2022 tarihli ve 7418sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un29. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na eklenen217/A maddesinin Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olmadığı şeklindekikararına katılmamaktayım.
2. Kanun’un iptali talep edilen “Halkı yanıltıcıbilgiyi alenen yayma” başlıklı 217/A maddesinin (1) numaralı fıkrası hükmü“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle,ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğeaykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse,bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” şeklindedir. Davakonusu ikinci fıkrada ise failin suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya birörgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde birinci fıkraya göre verilencezanın yarı oranında artırılacağı öngörülmektedir.
3. Kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi bağlamındaöncelikle ifade edilmelidir ki Anayasa’ya uygun olmak şartıyla ceza normuihdasında kanun koyucunun takdir yetkisi mevcuttur. Kamu düzeninin korunmasıamacıyla suç ve cezalara ilişkin olarak kanun koyucu bu yetkisinikullanmaktadır. Kanun koyucunun suç ve ceza normu ihdası sürecinde Anayasalilke ve kurallara uygun düzenlemeler yapması konumuz bağlamında burada öneçıkan en önemli husustur.
4. Dava konusu kuralla sağlanmaya çalışılan amaç nihaiaşamada kamu düzeninin korunmasıdır. Bununla birlikte bu amaca ulaşmanoktasında dava konusu 217/A maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla getirilendüzenlemenin kişilerin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifadeözgürlüğünü Anayasa’ya aykırı biçimde sınırlandırıp sınırlandırmadığının ortayakonulması önem arz etmektedir.
5. İfade özgürlüğüne sınırlama getirdiği açık olan davakonusu kuraldaki yukarıda zikredilen ibarelerin Anayasa’ya uygunluk denetimindeöncelikle Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında kanunilik koşulu boyutu iledeğerlendirilmesi ve bu bağlamda dava konusu kanun hükmünde yer verilenibarelerin belirlilik ve öngörülebilirlik şartını sağlayıp sağlamadığınınortaya konulması gerekir.
6. Mahkememiz çoğunluğunca kuralın Anayasa’ya aykırıolmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çoğunluk kararında kuralın suçun maddi vemanevi unsurlarının, suça ilişkin yaptırımın niteliğinin ve miktarının, suçunnitelikli hâllerinin kuralda herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz ve öngörülmeznitelikte olduğundan söz edilemeyeceği ve bu yönüyle kuralın kanunilik şartınıtaşıdığı ifade edilmektedir (Bkz.: §§ 16-29).
7. Oysa dava konusu 217/A maddenin (1) numaralıfıkrasında yer alan “halk arasında endişe, korku veya panik yaratma”,“ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı”, “gerçeğe aykırıbir bilgi”, “kamu barışını bozmaya elverişli” olma ve “alenen yayankimse” ibarelerinin her birinin farklı biçimde yorumlanabilecek nitelikte, subjektif anlamlara sahip olduğunu ifade etmek gerekir.Zira bu ibarelerin ülke gündemindeki siyasi, ekonomik, kültürel, güvenlik vebenzeri oldukça farklı konularla ilgili özellikle suç soruşturmasına konuolabilecek düşünce açıklamalarını da kapsadığını değerlendirmede dikkate almakgerekmektedir. Yanı sıra bahse konu açıklamaların ülke gündemini meşgul edenkonularla ilgili olması nedeniyle kişilerin kamusal meselelerle ilgili olarakkendi düşüncelerini açıklama özgürlüğü ile doğrudan ilgili oldukları da gözönünde tutulmalıdır.
8. Kanun metnindeki ifade ve ibarelerin subjektif yorumlanmaya müsait olması ve kuralın açık veanlaşılır olmaması Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartının sağlanmasınoktasında önemli bir sorundur. Kanun hükmündeki muğlak ifadelerden kaynaklıçok farklı uygulamaların ortaya çıkma ihtimali ifade özgürlüğünün kullanımınaAnayasa’ya aykırı kısıtlamalar getirilmesine neden olabilecektir.
9. Oysa Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında davurgulanmakta olduğu üzere bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterliolmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekildebelirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekmektedir (AYM,E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 13). Anayasa Mahkemesine göre bubağlamdaki belirlilik ilkesi kanunla getirilen düzenlemelerin hem kişiler hemde idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekildeaçık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirlibir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veyasonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşenyükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını buna göre ayarlayabilir (AYM,E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, § 153).
10. Yine bununla bağlantılı biçimde hukuk devletininönkoşullarından olan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılmaktadır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, § 154).
11. Ancak ifade etmek gerekir ki ifade özgürlüğü ileilgili bir düzenleme niteliğinde olan dava konusu kuraldaki belirliliğinin yargısaliçtihatlarla sağlanması mümkün değildir. Kişilerin ifade özgürlüğüne sınırlamagetiren kanun hükmünün bizatihi kendisinin belirliliği sağlayacak nitelikteolması temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimindeki en temelgüvencelerden birisi olan Anayasa’nın 13. maddesindeki “kanunilik” ilkesiyönüyle zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi gereğince ifade özgürlüğü veyadiğer herhangi bir hak veya özgürlüğü sınırlandıran kanun hükmündekibelirliliğin ve öngörülebilirliğin tamamen kanuni düzenlemelerle sağlanmasıgerekmektedir. Aksi durum ifade özgürlüğü veya diğer hak ve özgürlükleraçısından güvencesiz bir durum ortaya çıkarabilir.
12. Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak veözgürlüklere müdahale eden ve belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayan birkanunun varlığı, Anayasa Mahkemesi içtihadında da vurgulandığı üzere yürütme veyargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlıkalmasını ve hukuk düzeninde Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılankanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerinkolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan (Bkz.: ŞerafettinCan Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49) fevkalade önemlibir güvence konumundadır.
13. Konumuzla ilgili olarak dava konusu kuralda yerverilen ibarelere bakıldığında bu ibarelerin belirsiz nitelikte olduklarını veöngörülemez biçimde uygulanabilme ihtimalini bünyesinde taşıdıklarını görmekmümkündür. Dolayısıyla dava konusu kuraldaki yukarıda zikredilen ibarelerinifade özgürlüğüne yönelik Anayasa’ya aykırı bir sınırlama getirmeye müsaitoldukları görülebilmektedir.
14. Aslında sadece dava konusu kuraldaki “gerçeğeaykırı bilgi” ibaresi bile bu kuralın ifade özgürlüğü açısından belirsizbir sınırlama getirmekte olduğunu ortaya koyma noktasında yeterli kabuledilebilir. Kişilerin ülke gündemini meşgul eden çok farklı konulara ilişkinyoğun tartışma ve gelişmelerin olduğu bir siyasi ortamda yaptığıdeğerlendirmeler çok rahat bir şekilde “gerçeğe aykırı bilgi” olarakgörülebilecektir. Hele de ülke güvenliği ve benzeri hususlardaki siyasitartışmaların hararetli ortamında gerçekleşen ifade açıklamalarıyla ilgiliolduğunda dava konusu maddedeki bu ibarelerin hem kişilerin ifade özgürlüğünü hemde başkalarının bilgi ve haber alma özgürlüklerini ne derece olumsuz biçimdeetkileyebileceği üzerinde daha dikkatli biçimde düşünülmesini gerektirmektedir.
15. Gerçekten demokratik toplumda ifade özgürlüğününayrıcalıklı konumu itibariyle bakıldığında açıklanan bilgilerin mutlak biçimdegerçeğe uygun olması mecburiyetini aramanın fevkalade zor olduğu aşikârdır.Kaldı ki demokratik toplumlarda gerçeğe uygun bilgi olduğunu teyit edecek birmekanizmanın varlığı da söz konusu değildir. Özellikle iç politika, milligüvenlik, istihbarat ve ekonomi gibi alanlarda farklı düşüncedeki kişilerin bukonulara ilişkin açıklamalarını gerçeğe aykırı bilgi gerekçesiyle cezalandırmagirişimi esasında kamusal meselelerde kişilerin düşünce ve kanaatlerini özgürbiçimde ifade etmesine ciddi engeller getirebilir.
16. Oysa demokratik bir toplumda bir habere ilişkinolarak olgusal bir temelin varlığı kişilerin bu konuda bir değerlendirme veyabilgi açıklaması yapabilmesi için yeterli görülmelidir. Nitekim basın özgürlüğübağlamında Anayasa Mahkemesi içtihadında da olgusal temelle ilgili olarakkişilerin kendilerinden bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareketetmesi gerektiğine, gazetecilerin ileri sürdüğüolgusal iddiaların doğruluğu konusunda yeterli araştırmayı yapıp yapmadığınoktasındaki araştırma yükümlülüğünün de somut gerçeklik anlamında değilyayının yapıldığı andaki olayın ortaya çıkış biçimine uygunluk olarakanlaşılması gerektiğine ve gazetecinin haber kaynaklarının söz konusu iddialarbakımından makul olarak güvenilir olup olmadığı ile doğru ve güvenilir bilgilersunmak için iyi niyet çerçevesinde çaba gösterip göstermediğini ortayakoymasının yeterli olması gerektiğine işaret edilmektedir (UğurluGazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No:2016/12313, 26/12/2019, §§ 51-52) . Aksi durumda bu bilgi veya haberin mutlakbiçimde doğru olması koşulunun aranması kişilerin demokratik bir toplumdakidüşünce açıklamalarını ve ülke gündemini meşgul eden konulara ilişkindeğerlendirme yapabilmelerini tamamen imkansızkılabilir.
17. Dava konusu kuraldaki bir diğer ibare olan “kamubarışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan” ibaresi de kendi içindeciddi bir belirsizlik taşımaktadır. Zira buradaki ibareye göre gerçeğe aykırı bilgiacaba kamu barışını bozduğunda mı yoksa kamu barışını bozmamış olsa bile sırfkamu barışını bozmaya elverişli olması durumunda da mı cezalandırılacaktır.Kural bu yönü ile farklı biçimlerde uygulanma ihtimalini bünyesindebarındırmaktadır.
18. Burada ibarenin anlamı objektif biçimde ortayakonulmaya çalışıldığında bu ibarenin kamu barışını bozmasa bile bozmayaelverişli nitelikteki bir bilgi yayımını bile cezalandıracağı söylenebilir. Budurum da esasında ifade özgürlüğüne yönelik getirilen sınırlamanın aynı zamandaAnayasa’nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ilebağdaşmayacağı sonucuna ulaşmamıza sebep olacaktır. Zira bu durumda henüz somutbir tehlike durumu bulunmamasına rağmen kamu barışını bozma potansiyeli taşıyandüşünce açıklamaları cezalandırılabilecektir.
19. Benzer şekilde kuralda yer alan “halk arasındaendişe, korku veya panik yaratma” ve “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamudüzeni ve genel sağlığı” şeklindeki ibareler de muğlak nitelikte olup belirliliğisağlamaktan uzak olmaları nedeniyle demokratik bir toplumda kişilerin ifadeözgürlüğüne gereksiz müdahalelere dayanak oluşturabilirler.
20. Oysa demokratik bir toplumdaki ifade özgürlüğününişlevi ve konumundan hareketle kişiler ülke gündemini meşgul eden, yoğuntartışmaların olduğu değişik konulara ilişkin çok farklı nitelikteki ve hattabaşkalarını şoke edebilecek düşüncelerini bile özgürce ortaya koyabilmelidir.İfade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki en temel işlevlerinden birisi olankamusal sorunların çözümüne katkı sağlama noktasında kişilerin toplumdatartışılan bu “can yakıcı” sorunlara ilişkin düşünce açıklamasındabulunabilmelerinin hukuken korunabilmesi özel bir öneme sahiptir. Aksi durumdaifade özgürlüğü sürekli biçimde cezalandırma tehdidi altında kalacaktır kiböyle bir ortamda kişilerin ifade özgürlüğünün kullanımı ile ilgili olarakciddi bir caydırıcı etki gündeme gelebilecektir.
21. Dolayısıyla dava konusu Kanun metninde yer alan vemuğlak niteliği sebebiyle farklı biçimde yorumlanmaya fevkalade müsaitibarelerin varlığı kişilerin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğünün kullanımında çok fazla sınırlandırıcı bir etki doğuracaktır.Zira dava konusu kural, gerçeğe aykırı bilgininkamu barışının bozulması noktasında somut biçimde bir tehdit oluşturupoluşturmadığı hususlarının yargı makamları tarafından değerlendirilmesine imkântanımaktan uzak görünmektedir.
22. Esasında kural hiçbir somutlaştırmave değerlendirme ihtiyacı duyulmaksızın kamu barışını bozmaya elverişli olanher türlü gerçeğe aykırı bilginin cezalandırılabilmesine imkân tanıyan yönü ilekamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı ifade özgürlüğünü koruyucu bir niteliğesahip olmaktan uzaktır. Bundan dolayıdır ki dava konusu kural ifade özgürlüğünedemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıbir sınırlama niteliği taşımaktadır.
23. Yukarıda sıralanan nedenlerle 5237 sayılı Türk CezaKanunu’na eklenen dava konusu 217/A maddesinin belirsiz olduğu ve demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun bir sınırlama getirmediği göz önündetutulduğunda Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğu için iptaligerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞI OY
1. 7418 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’na eklenen 217/A maddesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına dairçoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
2. Davakonusu kural ile halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ihdas edilmişolmakla ifade özgürlüğünebir sınırlama getirilmiştir.
3. Anayasa’nın13. maddesinde Temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği busınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağıbelirtilmiştir.
4. Anayasa’nın25. Maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü, 26. maddeyle sahip olunan düşünceyiaçıklama ve yayma hakkına sahip olmayı kapsayacağı belirtilerek resmîmakamların müdahalesini engelleyecek bir düzenleme güvence altına alınmıştır.
5. Yasama organının suç ve ceza siyasetini belirlemedegeniş bir takdir yetkisi vardır. Demokratik bir hukuk devletinde Yasama organı,kamu güvenliği ve özgürlükler dengesinin korunmasında çok hassas bir yaklaşımsergilemelidir. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması zifiri karanlıktaortamı aydınlatan lambanın ışığının kısılmasına benzer. Müdahale edilen haklaryönünden lambanın çok kısılması, adeta söndürülmesi karanlığı doğurur. Birhukuk devletinde asıl olan aydınlıktır.
6. Kamu düzenini sağlamak gayesi ile temel haklarınsınırlanmasında öncelikle kademeli olarak diğer araçlara başvurulmasının,hürriyeti bağlayıcı ceza seçeneğinin en son düşünülmesinin demokratik toplumdüzeninin gereklerine daha uygun ve ölçülü olabileceği değerlendirilmelidir.
7. Dava konusu kural ile uygulamada suçun ispatındakizorluk ve belirsizlik yanında tutuklama tedbiri verilmesi önünde bir engelolmaması ifade özgürlüğü açısından caydırıcı bir etkiye sebep olarak çok sayıdaihlal üretme sonucu doğuracaktır.
8. Uygulamada kuralın öngördüğü suçunoluşması için yargılama makamları gerçeğe aykırı bilginin yalnızca kamubarışını bozmaya soyut olarak elverişli olup olmadığını değerlendirecek, bubilginin kamu barışının bozulmasına yönelik somut bir tehdit oluşturupoluşturmadığı veya açık ve yakın bir tehlike doğurup doğurmadığı gibihususların tespitine ihtiyaç duymayacaktır.
9. Halbuki ifade özgürlüğünü sınırlamayıgerektiren zorlayıcı toplumsal ihtiyacın varlığından söz edebilmek için gerçeğeaykırı bilginin kamu barışı için somut bir tehlike meydana getirmesi gerekir.Aksi durumda ifade özgürlüğüne müdahale edilmesini gerektiren zorlayıcıtoplumsal ihtiyacın doğduğundan söz edilmesi güç olacaktır.
10. 36.Kural, gerçeğe aykırı bilginin kamu barışının bozulmasına somut olgulara dayalıolarak bir tehdit veya açık ve yakın bir tehlike oluşturup oluşturmadığıhususlarının yargı makamları tarafından değerlendirilmesine imkântanımamaktadır. Dolayısıyla kural gerçeğe aykırı bilginin kamu barışının bozulmasınasomut olgulara dayalı olarak bir tehdit veya açık ve yakın bir tehlikeoluşturup oluşturmadığına bakılmaksızın soyut olarak kamu barışını bozmayaelverişli olan her türlü gerçeğe aykırı bilginin cezalandırılabilmesine imkântanımaktadır.
11. Bu itibarlakuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeniningereklerine uygun olmadığı gibi ölçülü de olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
12. Dava konusu kuralla düzenlenen suç ile ifadeözgürlüğüne ağır bir müdahalede bulunulmuş, “gerçeğe aykırı bilgi” kavramınınbelirsizlik taşıması, suçun manevi unsuru olan “failin niyetini” tespit etmeninzorluğu dikkate alındığında kural Anayasa’nın 2. Maddesine de aykırıdır.
13. Açıklanan gerekçelerle kuralAnayasa’nın 2., 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiğikanaati ile iptal talebinin reddine dair çoğunluk görüşüne iştirakedilmemiştir.
Üye
Kenan YAŞAR