ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2022/130
Karar Sayısı: 2023/14
Karar Tarihi: 25/1/2023
R.G.Tarih-Sayı: 8/3/2023-32126
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Batman İcra Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31/5/2005 tarihli ve 5358sayılı Kanun'un 10. maddesiyle değiştirilen 339. maddesinin birinci fıkrasınınAnayasa’nın 2., 13., 19. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürerek iptalinekarar verilmesi talebidir.
OLAY: Beyandansonra mal ve kazançta olan artışı bildirmemesi nedeniyle sanık hakkında açılandavada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen KanunHükmü
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 339. maddesişöyledir:
“Beyandan sonra mal ve kazançta olan tezayüdübildirmeyen borçlunun cezası:
Madde 339 – (Değişik: 31/5/2005-5358/10 md.)
Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirindevaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul birmazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veyaşifahi surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariylemevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariylemakbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ilecezalandırılır.
Bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine karar verilir.Kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükmü
Kanun’un 77. maddesi şöyledir:
“Sonradan kazanılan veya ziyadeleşen malların beyanı:
Madde 77 – İcra dairesine vakı olan beyanda malıolmadığını bildirmiş veya borcuna yetecek mal göstermemiş yahut beyandan imtinaetmiş olan borçlu sonradan kazandığı malları ve kazancında ve gelirinde vukuagelen tezayütleri yedi gün içinde mezkür daireye taahhütlü mektupla veya şifahiolarak bildirmeğe mecburdur.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M.Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’ninkatılımlarıyla 9/11/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itirazkonusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. İtirazınGerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; icra takiplerinde borçlununmal varlığının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ve entegre olan diğersistemler aracılığıyla sorgulanmasının mümkün olduğu, itiraz konusu kuralınanılan sistemlerin oluşturulmasından önce borçlunun mal varlığının tespitindekizorlukların gözönünde bulundurulması suretiyle ihdas edildiği, günümüzdekiimkânlar gözetildiğinde mal varlığında meydana gelen artışı bildirmeyen borçluhakkında disiplin hapsi şeklinde bir yaptırım uygulanmasının ölçülülük ilkesiniihlal ettiği, yine borçlu sıfatını taşıyan kişiye sonradan kazandığı mallarıile kazancında ve gelirinde meydana gelen artışları bildirme şeklinde biryükümlülük yüklenmesinin ve bu yükümlülüğe dair borçluya herhangi birbildirimde bulunulmaksızın disiplin hapsi uygulanmasının çalışma hakkınısınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın2., 13., 19. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 38. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
5. 2004 sayılı Kanun’un 339. maddesinin itiraz konusubirinci fıkrasında sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirindegerçekleşen artışı, bu Kanun gereğince bildirmeye mecbur olan borçlunun,geçerli bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlümektupla veya şifahi surette bildirmemesi ve bu mal veya kazancının asıl veyabedel itibarıyla mevcut olması hâlinde, on gün; mal veya kazancını asıl veyabedel itibarıyla geçerli bir sebep olmaksızın elden çıkarması hâlinde ise biraya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılanmaddenin ikinci fıkrasında ise bu cezalara alacaklının şikâyeti üzerine kararverileceği ve kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde bucezanın düşeceği belirtilmiştir.
6. Anayasa’nın 38.maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunankanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçuişlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da “Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilmeksuretiyle cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesiuyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecekcezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırlarıbelli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasakfiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak veözgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (AYM, E.2011/129, K.2012/81,24/5/2012).
7. Suçta ve cezadakanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak veözgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalaryönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilikilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel öneminedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecekşekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15).
8. Borçlunun mal varlığında veya gelirinde meydana gelenartışı bildirmemesi dolayısıyla verilecek disiplin hapsine ilişkin kuralınşeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir olduğu anlaşılmaktadır.Bunun yanı sıra kuralın açık, anlaşılır vesınırlarının belirli olduğu, yaptırıma tâbi fiillerin öngörülebilirolduğu, kararın bir idari makam tarafından değil Anayasa’nın 19. maddesininikinci fıkrasının gereklerine uygun olarak bir mahkeme tarafından verildiği,yargılamadaki usul ve esaslar ile verilecek karara karşı başvurulacak kanunyollarının 2004 sayılı Kanun’da açıkça belirtildiği, bu kapsamda kuralınkanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
9. Öte yandan Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.” denilmektedir. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ile fikrî hakların yanı sıra icrası mümkün olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60).
10. İtiraz konusu kuralla borçlunun sonradan kazandığımalları veya kazancındaki ve gelirindeki artışı bildirmemesinin yaptırımıöngörülmektedir. Bildirim yükümlülüğüne konu mal ve gelirin Anayasa'nın 35.maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır.
11. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarakgüvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zararvermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyidilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanmaolanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanmave mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanmasımülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
12. Kural olarak bir kimsenin mülkünü yetkili otoritelerebildirme yükümlülüğü altına sokulması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmez.Ancak hakkında icra takibi başlatılan borçlunun mal varlığını icra dairesinebildirmekle yükümlendirilmesi -bildirilen mal varlığının haczedileceği degözetildiğinde- mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
13. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temaseden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş,ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangikoşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksunbırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin sonfıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğerbazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (RecepTarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
14. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türübelirlenirken sonucunun yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınmasıgerekmektedir (Sedat Haspolat, B. No: 2019/12849, 20/7/2017, § 67).Borçluya mal varlığını bildirme yükümlülüğü yüklenmesinin temel amacı cebriicra düzeninin korunmasıdır. Kanun koyucu, alacaklının alacağının barışçıl birbiçimde cebri icra sistemi içinde tahsilini sağlamak gayesiyle borçluya malvarlığında meydana gelen artışları bildirme ödevi yüklemiş, bu ödevin ihlalihâlinde yaptırım uygulanması suretiyle cebri icra düzeninin korunmasını hedeflemiştir.Dolayısıyla cebri icra düzenine aykırı davranış nedeniyle disiplin hapsiuygulanması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetinkontrolü kapsamında görülmesi gerekmektedir.
15. Anayasa’nın 13.maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlükleresınırlama getiren kanuni düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülensınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
16. Bu itibarla mülkiyethakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterliolmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli,ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. İtirazkonusu kuralın kapsamının belirli ve öngörülebilir olduğu yukarıda suçta vecezada kanunilik ilkesi yönünden yapılan incelemede saptanmıştır (§ 8). Suçtave cezada kanunilik ilkesi bağlamında yapılan tespitler mülkiyet hakkınayönelik müdahalenin kanuniliği incelemesi yönünden de aynen geçerlidir.
17. Anayasa'nın 13. ve 35.maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıylasınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamuyararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle birsınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacıdışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırıoluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).
18. Borçlunun sonradan kazandığı malları veyakazancındaki ve gelirindeki artışı bildirmekle yükümlendirilmesinin ve buyükümlülüğün ihlali hâlinde yaptırım uygulanmasının amacı alacaklının mülkiyethakkının ve cebri icra düzeninin (§ 14) korunmasıdır. Alacaklının mülkiyethakkının ve cebri icra düzeninin korunması amacıyla borçluya, sonradankazandığı malları veya kazancındaki ve gelirindeki artışı bildirme yükümlülüğüyüklenmesinin ve bu yükümlülüğün ihlali hâlinde ceza uygulanmasının kamuyararına dönük olduğu ve anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığıanlaşılmaktadır.
19. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeyeelverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
20. Sonradan kazandığı malları veya kazancındaki vegelirindeki artışı bildirmeyen borçlunun disiplin hapsiyle cezalandırılmasıalacaklının mülkiyet hakkının korunması amacına ulaşılması bakımından elverişlibir araçtır.
21. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygunolabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının yanında gerekliolması da gerekir. Gereklilik yukarıda da belirtildiği üzere hakka müdahaleteşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen aracınseçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğü sınırlayan tedbirlerden hangisidiğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az müdahale edilmesi sonucunudoğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir. Bununla birlikte hakka müdahaleoluşturacak aracın seçiminde kanun koyucunun belli ölçüde takdir payınınbulunduğu da kabul edilmelidir. Zira kanun koyucu, öngörülen amaca ulaşılmasıbakımından hangi aracın etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarakisabetli karar verme noktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatifaracın bulunmadığı veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılmasıbakımından etkili olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kanunkoyucunun araç seçimi hususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterinisağlamadığının söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir(benzer yönde değerlendirme için bkz. D.C., B. No: 2018/13863, 16/6/2021,§ 48).
22. Türk hukukunda borçlunun yalnızca mal varlığıylasorumluluğu kabul edilmiştir. İcra takibi yapıldığında alacaklı ilke olarak,borçlunun mal varlığı değerlerinin haczedilip satılması suretiyle tatminedilir. Bu sebeple borçlunun mal ve haklarının neler olduğunun tespiti gerekir.Mal beyanını düzenleyen hükümler bu amaçla ihdas edilmiştir. Modern hukuksistemlerinde borçlunun borcu için hapis kurumu bulunmamaktadır. Ancakborçlunun mallarının nerede olduğunun belirlenmesi, cebri icra sisteminin kötüniyetli olarak işlemez duruma getirilmesini önlemek ve cebri icrayı daha etkinkılmak maksadıyla bazı eylemler bakımından yaptırımlar öngörülmüştür. Böylece,bir yandan alacaklının kendiliğinden hak alması yasaklanırken bir yandanborçluya mal beyanında bulunma yükümlülüğü yüklenerek borçlu ile alacaklımenfaatleri arasında bir denge kurulmuş ve bu surette cebri icra düzenikorunmaya çalışılmıştır.
23. Bu bağlamda 2004 sayılı Kanun’da da bazı eylemlerdisiplin hapsine tabi tutulmuştur. Disiplin hapsi 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde kısmî bir düzeni korumakamacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenekyaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlasalıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarınageçirilmeyen hapis şeklinde tanımlanmıştır.
24. İtiraz konusu kuraldaki disiplin hapsi, hukukiniteliği itibariyle borçlunun 2004 sayılı Kanun uyarınca yapmaya mecbur olduğubeyandan sonra kazandığı malları veya kazancındaki ve gelirindeki artışı icradairesine bildirmemesi nedeniyle öngörülen bir yaptırımdır. Bu bağlamda kuralınKanun’da yer alan bir emrin yerine getirilmesini sağlayarak borcun ödenmesidolayısıyla alacaklının hakkının ve cebri icra düzeninin korunması amaçlarınıgerçekleştirmeye yönelik bir düzenleme olduğu açıktır (AYM, E.2017/14,K.2017/83, 29/3/2017, § 14).
25. İtiraz konusu kuralda öngörülen disiplin hapsininborçlunun hürriyetinden yoksun bırakılması sonucunu doğurduğundan nispeten ağırbir yaptırım olduğu söylenebilir. Ancak borçlunun sonradan edindiği malvarlığının tespiti bakımından alacaklının ve cebri icra idaresinin imkânlarınınkısıtlı olduğu gözetildiğinde bildirim yükümlülüğünü ihlal eden borçluyadisiplin hapsi uygulanmasının kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındabaşvurulabilecek araçlar arasında olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyladisiplin hapsi uygulanmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğikabul edilmiştir.
26. Öte yandan mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerorantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ilebaşvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasınaişaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adilbir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilensınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişinin mülkiyet hakkındanyararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığındasınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (D.C.,§ 49).
27. Alacaklı ve icra dairesinin tüm teknolojik imkân vearaçlara rağmen borçlunun tüm mal varlığından, üçüncü kişilerdeki hak vealacaklarının tamamından haberdar olması mümkün değildir. Bu nedenle borçlununyapmaya mecbur olduğu beyandan sonra kazandığı malları veya kazancındaki vegelirindeki artışı icra dairesine bildirmesi suretiyle cebri icranın normal işleyişininkorunmasına sağlayacağı katkıyla kuralın öngördüğü yaptırımın niteliği vemiktarı gözönünde bulundurulduğunda, elde edilecek yarar ile borçluya yüklenenkülfet arasında gözetilmesi gereken adil dengenin bozulmadığı, diğer birifadeyle kuralın öngördüğü yaptırımın orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddigerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 19. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,35. ve 38. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 19. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 49. maddesiyleilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun31/5/2005 tarihli ve 5358 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle değiştirilen 339.maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE25/1/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE