ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/102
Karar Sayısı : 2023/203
Karar Tarihi : 30/11/2023
R.G.Tarih-Sayı :19/1/2024-32434
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 259. maddesinin birinci fıkrasının “adliyardımlı davalar” yönünden Anayasa’nın 2., 5., 13., 35. ve 36. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Maddi vemanevi tazminat talebiyle açılan davada itirazkonusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali içinbaşvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 259. maddesişöyledir:
“İhtiyati hacizde teminat:
Madde 259 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.)
İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığıtaktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardanmesul ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı teminatıvermeğe mecburdur.
Ancak alacak bir ilama müstenid ise teminat aranmaz.
Alacak ilam mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkemeteminata lüzum olup olmadığını takdir eder.
Tazminat davası ihtiyati haczi koyan mahkemede dahigörülür.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN,Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, SelahaddinMENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 31/5/2023tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemineuygun olup olmadığı hususu görüşülmüştür.
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurulardaizlenecek yöntem belirlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında birdavaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veyaCumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlindeveya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğukanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarakAnayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; söz konusu fıkranın (a)bendinde de “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırıolduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” Anayasa Mahkemesinegönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasındaise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itirazbaşvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizingerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itirazyoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılığı ilerisürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerleaykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermesigerektiği, (2) numaralı fıkrasında da itiraz başvurusunda gerekçeli başvurukararının aslının Anayasa Mahkemesine sunulacağı ifade edilmiştir.
4. Anılan İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvurudaeksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esasincelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir.
5. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından iptali istenenkuralın “İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirdeborçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul…”bölümüne ilişkin herhangi bir gerekçe belirtilmediği tespit edilmiştir.
6. Bu itibarla kuralın “İhtiyati haciz istiyenalacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzdenuğrayacakları bütün zararlardan mesul…” bölümüne yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40.maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddigerekir.
7. Açıklanan nedenlerle; 2004 sayılı Kanun’un 3890 sayılı Kanun’un1. maddesiyle değiştirilen 259. maddesinin birinci fıkrasının,
A. “İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığıtaktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardanmesul…” bölümünün iptaline yönelik başvurunun başvuruda bulunan Mahkemecebu kısma ilişkin gerekçe sunulmaması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40.maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,
B. “…ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesindeyazılı teminatı vermeğe mecburdur…” bölümünün esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLUtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleriokunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
9. 2004 sayılı Kanun’un 257. ila 268. maddelerinde ihtiyati hacizkurumu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz ile alacaklının bir para alacağınınzamanında ödenmesini güvence altına almak amacıyla mahkeme kararına dayanılarakborçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması sağlanmaktadır.
10. 2004 sayılı Kanun’un 259. maddesinde ihtiyati hacizde teminatusulü düzenlenmiştir. Buna göre kural olarak ihtiyati haciz isteyen alacaklıhacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzdenuğrayacakları bütün zararlardan sorumlu olduğu gibi ilama dayanan alacaklarhariç olmak üzere alacaklı, ihtiyati haciz isteyebilmek için teminat vermekzorundadır. Alacak ilam niteliğinde bir belgeye dayanıyor ise teminatın gerekliolup olmadığı hususunda mahkemenin takdir yetkisi bulunmaktadır.
11. Kanun’un 259. maddesinde ayrıca ihtiyati haciz istenebilmesineyönelik teminat tutarı için 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunularak ihtiyati haciz isteyenin söz konusuKanun’un 96. maddesinde yazılı teminatı vermeye mecbur olduğu belirtilmiştir.Ancak 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca mevzuatta mülga 1086 sayılı Kanun’ayapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturanmaddelerine yapılmış sayılacağından belirtilen hususta 1086 sayılı mülgaKanun’un 96. maddesine karşılık gelen 6100 sayılı Kanun’da Teminathükümlerinin düzenlendiği Beşinci Bölüm’de yer alan “Teminatın tutarı veşekli” başlıklı 87. maddenin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır.
12. Bununla birlikte 2004 sayılı Kanun’un 259. maddesindealacaklılar için ekonomik bir külfet teşkil eden bu teminatın ödenmesinde adliyardımdan yararlanan kişilerin muaf tutulmasına yönelik açık bir düzenlemebulunmamaktadır.
13. Öte yandan 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinde “İcratakiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesitarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerinetevfikan ittihaz olunur.” denilmekte, 1086 sayılı mülga Kanun’un “Müzaheretiadliye” başlıklı 465. ve takip eden maddelerinde ise adli yardım kurumunundüzenlendiği görülmektedir.
14. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinde mülga 1086 sayılı Kanun’un 465. vetakip eden maddelerine yapılan atıfların anılan hükümlere karşılık gelen 6100sayılı Kanun’un “Adli yardım” başlıklı 334. ve takip eden maddelerineyapıldığı anlaşılmaktadır.
15. 6100 Kanun’un 334. ila 340. maddelerinde, bir yargılamasürecinin gerektirdiği mali külfetlerden ekonomik sebeplerle geçici olarak muaftutulabilmeyi sağlayan adli yardım kurumuyla ilgili düzenlemelere yerverilmiştir. Kanun’un 334. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kendisi veailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılamaveya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olankimselerin, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icratakibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adliyardımdan yararlanabilmesine imkân tanınmıştır.
16. 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin gerekçesinde “…Bazendava açılmadan önce talep edilmesi gereken ihtiyatî haciz ve ihtiyatî tedbirgibi geçici hukukî korumalarda özellikle teminatların oldukça yüksek meblağlaraulaşabileceği göz önüne alındığında, bu teminatı ve diğer yargılama giderleriniödemek zorunda kalacak olan kişilere, haklı oldukları yolunda hâkimde kanaatuyandırmaları hâlinde, adli yardım sayesinde, tüm giderlerden geçici olarakmuafiyet tanınması, etkin bir hukukî korumanın gerçekleşmesine önemli ölçüdehizmet edecektir…” denilmiştir.
17. Bu çerçevede ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi kurumlarınişletilebilmesi bakımından yüksek teminat tutarları söz konusu olduğunda etkinbir hukuki koruma sağlanabilmesi için ekonomik koşulları müsait olmayankişilerin de adli yardımdan yararlanabilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
18. Kanun’un 335. maddesinde ise adli yardımkararının, yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarakmuafiyet; yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet;dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin devlettarafından avans olarak ödenmesi; davanınavukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat teminişeklindeki hususları sağlayacağı belirtilerek adli yardım kurumunun kapsamıbelirlenmiştir.
B. İptal Talebinin Gerekçesi
19. Başvuru kararında özetle; ihtiyati haczin ihtiyati tedbirin özelbir türü olduğu ancak ihtiyati tedbir bakımından adli yardımdan yararlanandavacılardan teminat istenmediği hâlde ihtiyati hacizde bu hususundüzenlenmemesinin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu, bu durumun hakarama özgürlüğünü açıkça engellediği, uygulamada istinaf mahkemelerinceihtiyati haciz kararı verilebilmesi için her durumda teminat yatırılmasıgörüşünün benimsendiği, kuralla ekonomik durumu müsait olmadığı için adliyardımdan yararlanan kişilerin mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale yapıldığı,teminatın miktarı bakımından hiçbir belirleme içermeyen kuralın anayasalanlamda herhangi bir meşru amaç taşımadığı belirtilerek kuralın “adliyardımlı davalar yönünden” Anayasa’nın 2., 5., 13., 35. ve 36. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileriönünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahipolduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğeryandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkingerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınmahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz.İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
21. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişininmahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren,bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalarmahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
22. 2004 sayılı Kanun’un 257. ve takip eden maddelerinde usul veesasları düzenlenmiş bulunan ihtiyati haciz kurumu ile bir para alacağınınzamanında ödenmesini güvence altına almak için borçlunun mallarına öncedengeçici olarak el konulması sağlanmaktadır. Bu sayede alacağa ulaşmak için başlatılanicra takibi veya açılan dava sürecinde borçlunun mallarına kesin haciz koydurmayetkisi elde edilmesinin uzun zaman almasından kaynaklanabilecek sakıncalarhafifletilmiş olacaktır. Dolayısıyla ihtiyati haciz kurumu, konusu ve amacıitibarıyla icra veya dava süreçlerinin uzayabilmesi ihtimaline karşı alacağınesasıyla ilgili ileride verilecek bir mahkeme kararının icra edilebilmesinekatkı sunan bir araç niteliğindedir.
23. Bu itibarla ihtiyati haciz talebi için teminat gösterme şartıöngören kuralla mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir.
24. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göretemel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması,meşru amaca dayanması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülüolması gerekir.
25. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı gibitemel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasalkuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir veöngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olmaları gerekir.
26. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun buniteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukukdevleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olanhukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerininkeyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunmasıgereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13.maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
27. İtiraz konusu kural, herhangibir tereddüde yer vermeyecek biçimde ihtiyati haciz kararı verilebilmesi içinteminat gösterilmesinin zorunlu olduğunu hüküm altına almakla birlikte buteminatın neye göre belirleneceğini de açıkça göstermektedir. Dolayısıyla kuralıntemel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasalilkeye aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.
28. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü kapsamında yeralan mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler iledevlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak veözgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2022/124, K.2023/135, 26/7/2023, § 16;E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 24; E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 288).
29. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereğidevletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa'daifade edilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin buhaktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması veyargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisiolduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple adilyargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayanbelirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun butakdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (BekirSözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).
30. İhtiyati haciz kurumu, alacak iddiasında bulunan tarafınmenfaatinin korunmasına hizmet etmekle birlikte, alacakla ilgili uyuşmazlıkhenüz çözümlenmeden ihtiyati hacze konu eşya üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanmasınasebebiyet vereceğinden gerek borçlu gerekse üçüncü kişiler yönünden katlanılmasıgereken birtakım külfetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu külfetlerinalacaklının takip ya da dava sonunda iddiasında haksız çıkması durumundaborçlunun ve/veya üçüncü kişilerin zararına dönüşmesi de söz konusu olabilir.
31. Bu itibarla kural kapsamında ihtiyati hacze konu edilen değerlerüzerinde borçlu ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkına ilişkin tasarrufyetkilerinin kısıtlanması sonucunu doğuracak taleplerin ileri sürülebilmesiningüçleştirilmesi ve ihtiyati haciz kararı uygulanmasından dolayı ileride bukişiler yönünden oluşabilecek zararların telafi edilebilmesi amacıyla teminatşartının öngörüldüğü açıktır. Dolayısıyla kuralın mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasıbakımından anayasal anlamda meşru bir amacının bulunmadığı söylenemez.
32. Mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13.maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi ise elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeyeelverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanınzorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ileulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir.
33. İhtiyati haciz kararının uygulanabilmesini teminat gösterilmesi şartınabağlayan kuralın borçlunun ya da üçüncü kişilerin değerleri üzerindeki tasarrufyetkilerinin kısıtlanmasının güçleştirilmesi ve ihtiyati haciz nedeniyle ortayaçıkabilecek zararların karşılanması şeklindeki meşru amaca ulaşmak bakımındanelverişli olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu amaca ulaşılabilmesi içindaha hafif bir sınırlama aracının etkili ve yeterli olabileceği, dolayısıylakuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın gerekli olmadığı dasöylenemez.
34. Hukuki uyuşmazlıkların çözümlenmesi sürecinde bir tarafın hak vemenfaatlerinin korunması amacıyla alınan geçici hukuki koruma tedbirlerinindiğer tarafın hakları üzerinde olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabileceği açıktır.Bu bağlamda karşı tarafın menfaatlerini etkileyen geçici hukuki korumatedbirlerinin uygulanmasını güçleştirmek ve ortaya çıkabilecek zararlarıkarşılamak amacıyla talepte bulunan tarafa belli külfetler öngörülebilmesimümkündür. Ancak itiraz konusu kuralda olduğu gibi ihtiyati haciz kararınınuygulanmasında aranan teminat şeklindeki mali külfetlerin ekonomik durumumüsait olmayan kişilerin mahkemeye erişim hakkını tamamen ortadan kaldırmamasıya da aşırı derecede güçleştirmemesi gerekir.
35. Bu doğrultuda 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinde atıf yapılan6100 sayılı Kanun’un 334. ila 340. maddelerinde düzenlenen adli yardım kurumuile kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin,gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücündenyoksun olan kimselerin geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde,taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdanyararlanabilmelerinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 6100 sayılıKanun’un 334. maddesinin gerekçesinde de ihtiyati haciz gibi geçici hukukîkorumalarda istenilecek teminatlar bakımından adli yardım sayesinde tümgiderlerden geçici olarak muafiyet tanınması hususuna vurgu yapılmıştır. Ayrıca6100 sayılı Kanun’un 335. maddesinde takip giderleri için teminat göstermektenmuafiyetin adli yardım kapsamında olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır (bkz.§§ 9-18).
36. Bu itibarla itiraz konusu kuralla mahkemeye erişim hakkınagetirilen sınırlamanın kişilere orantısız bir külfet getirmediği ve ölçülüolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerineaykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine de aykırıolduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmışolması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 35. maddeleri yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 5. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 259.maddesinin birinci fıkrasının “...ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96ncı maddesinde yazılı teminatı vermeğe mecburdur.” bölümününAnayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE