ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/116
Karar Sayısı : 2024/56
Karar Tarihi : 22/2/2024
R.G.Tarih-Sayı :19/4/2024-32522
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’nın 5., 12., 14., 17. ve 41.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Boşanmadavasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusukuralın da yer aldığı 166. maddesi şöyledir:
“VI. Evlilik birliğinin sarsılması
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmelerikendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden herbiri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusurudaha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber buitiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinindevamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsaboşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birliktebaşvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliğitemelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için,hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaatgetirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususundataraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, taraflarınve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğüdeğişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlindeboşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağıhükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunandavanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayaraküç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yenidenkurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birininistemi üzerine boşanmaya karar verilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M.Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’ninkatılımlarıyla 13/7/2023 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. ESASINİNCELENMESİ
2. Başvurukararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasakuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Genel Açıklama
3. 4721 sayılı Kanun’un134. maddesinin birinci fıkrasında birbiriyle evlenecek erkek ve kadınıniçlerinden birinin oturduğu yerde bulunan evlendirme memurluğuna birliktebaşvuracakları, 141. maddesinde ise evlenme töreninin evlendirme dairesindeevlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açıkolarak yapılacağı, ancak törenin evleneceklerin talebi üzerine evlendirmememurunun uygun bulacağı diğer yerlerde de yapılabileceği belirtilmiştir.
4. Anılan Kanun’un 142.maddesinde de evlendirme memurunun evleneceklerden her birine birbiriyleevlenmek isteyip istemediklerini soracağı, evlenmenin, tarafların olumlu sözlücevaplarını verdikleri anda oluşacağı ve memurun evlenmenin taraflarınkarşılıklı rızasıyla kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklayacağı hükmebağlanmıştır.
5. Evlendirme memurutarafından yöneltilen soruya verdikleri olumlu cevapla evlilik birliğini kuraneşler ancak Kanun’da öngörülen hâllerde ve hâkim kararıyla boşanabilmektedir.Bu kapsamda Kanun’un 161 ila 166. maddelerinde zina, hayata kast, pek kötü veyaonur kırıcı davranışta bulunma, küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayatsürme, evlilik birliğinden doğanyükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla eşi terk etme veya haklı bir sebepolmadan ortak konuta dönmeme, eşlerden birinin akıl hastalığının bulunmasınedeniyle ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve evlilikbirliğinin ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyeceği derecedetemelinden sarsılması boşanma nedenleri olarak sayılmıştır.
6. 184. maddede iseboşanma davasına ilişkin yargılamanın anılan maddenin birinci fıkrasının (1)ila (6) numaralı bentlerinde yer alan hükümler hâricinde 12/1/2011 tarihli ve6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na tabi olduğu belirtilmiştir. Söz konusubentlerde de hâkimin boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olgularınvarlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamayacağı, anılanolgular hakkında resen veya talep üzerine taraflara yemin öneremeyeceği,tarafların bu konudaki her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı, hâkimindelilleri serbestçe takdir edeceği, boşanma veya ayrılığın ferî sonuçlarınailişkin anlaşmaların hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağı vehâkimin taraflardan birinin talebi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına kararverebileceği öngörülmüştür.
B. Anlam ve Kapsam
7. 4721 sayılı Kanun’un166. maddesinin birinci fıkrasında evlilik birliğinin ortak hayatısürdürmelerinin kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışolması durumunda eşlerden her birinin boşanma davası açabileceği, üçüncüfıkrasının birinci cümlesinde ise evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasıdurumunda eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabuletmesi hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağıbelirtilmiştir.
8. Anılan maddeninitiraz konusu dördüncü fıkrasında da boşanma sebeplerinden herhangi biriyleaçılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiğitarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde her ne sebeple olursa olsun ortakhayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağıve eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verileceği hükmebağlanmıştır.
9. Bu itibarla kuraluyarınca boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan boşanma davasınınreddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl içinde ortak hayatınyeniden kurulamaması hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılacak veher iki eş boşanma kararının verilmesini talep edebilecektir.
10. Kuralla evlilikbirliğinin temelinden sarsılmış sayılmasına ilişkin bir karine öngörülmektedir.Buna göre boşanma davasının reddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibarenüç yıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı ortaya konulduğunda evlilikbirliğinin temelinden sarsıldığının ispat edilmesine gerek kalmayacaktır.
C. İtirazınGerekçesi
11. Başvuru kararındaözetle; itiraz konusu kurala göre boşanma kararı verilebilmesi için daha önceaçılan boşanma davasının reddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren üçyıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerektiği, anılan süreninadil olmadığı, bu nedenle kuralın devletin temel amaç ve görevleriyleçeliştiği, kural nedeniyle eşlerin uzun sürelerin sonunda boşanabildikleri, budurumun herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temelhak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören anayasal hükümle bağdaşmadığı,kuralda öngörülen sürenin ilgililerin evlilik dışı ilişki yaşamalarına nedenolduğu, bu suretle kuralla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkının yanı sıra devletin aileyi koruma yükümlülüğünün de ihlaledildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 12., 14., 17. ve 41. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ç. Anayasa’yaAykırılık Sorunu
12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyönünden incelenmiştir.
13.Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.”denilmiştir.
14.Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde özetle, anılan madde ile kişinin özel hayatının korunmakta olduğu,kişinin özel hayatının ferdî hayat ve bununla bir bütünü teşkil eden ailehayatından oluştuğu, bu anlamda özel hayatın korunmasının her şeyden önce özelhayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilememesianlamına geldiği ayrıca resmî makamların özel hayata müdahale edememesinin, başkabir ifadeyle kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyipyaşayabilmesinin özel hayatın korunmasının diğer bir yönünü oluşturduğu vemaddenin birinci fıkrasında bu hususun da hükme bağlandığı ifade edilmiştir.
15. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru alanında verdiği kararlarda sıkça vurgulandığıüzere özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımıbulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişiselbağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyinkişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır.Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel birortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (SerapTortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No:2013/7666,10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§30-32).
16. Kural uyarıncaboşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan boşanma davasının reddine ilişkinkararın ardından ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilikbirliğinin temelden sarsılmış sayılabilmesi için anılan kararın kesinleştiğitarihten itibaren üç yıl geçmesi gerekmektedir.
17. Evlilik birliğininkurulmasının yanı sıra sona erdirilmesi de özel hayata ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Bu itibarla boşanma davasıreddedildikten sonra ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde ret kararınınkesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmedikçe evlilik birliğinin temelindensarsılmış sayılmasına ilişkin karinenin işlerlik kazanmasına imkân tanımayankural özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelikbir sınırlama öngörmektedir.
18.Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre özel hayatave aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerinkanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülüolması gerekir.
19. Bu kapsamda özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kurallarınkeyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmasıgerekir.
20.Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukukdevletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütüolarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukukdevleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
21. Kuralda hangi hâlve şartlarda evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağının ve bunun hükümve sonuçlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve netolarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucunaulaşılmıştır.
22. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özelhayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına çeşitli sebeplerebağlı kalınarak sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlakolmadığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasındamillî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesisebepleri de sayılmış, böylece bunlara dayalı olarak söz konusu hakkın sınırlanabilmesineizin verilmiştir. Ancak anılan fıkrada söz konusu sınırlamanın arama ve elkoyma tedbirlerine özgü olarak yapılabileceği belirtildiğinden bu sebepler 20.madde bağlamında kural yönünden meşru bir sınırlama nedeni olarak kabuledilemez. Bu itibarla anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınan diğertemel hak ve özgürlüklerin korunması veya Anayasa’nın diğer maddelerindedevlete yüklenen ödevler nedeniyle sınırlanması mümkündür (AYM, E.2020/82,K.2021/20, 18/3/2021, § 15).
23. Anayasa’nın 41. maddesininbirinci fıkrasında “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasındaeşitliğe dayanır.”, ikinci fıkrasında ise “Devlet, ailenin huzur verefahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasınınöğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtıkurar.” denilmiştir.
24. Söz konusu maddeyeilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde özetle; ailenin sosyal yapısının yanı sıra millet hayatındaoynadığı rolün onun korunmasına yönelik bir hükmün Anayasa’da yer almasınızorunlu kıldığı, ailenin korunması fikrinin her şeyden önce 4721 sayılı Kanunanlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak olduğu,nitekim medeni olmadan bir aileden bahsedilemeyeceği ve ailenin ahlaki birçevre olduğu ifade edilmiştir.
25. Boşanma davasınınreddine ilişkin kararın kesinleşmesi ileri sürülen boşanma sebebininispatlanamadığını ve bu bağlamda ilke olarak eşlerin boşanmalarını gerektirenbir hukuki durumun bulunmadığını göstermektedir. Kuralda ise boşanma davasıreddedildikten sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilikbirliğinin temelinden sarsılmasının mümkün olduğu gözönünde bulundurulmaksuretiyle anılan durumda boşanmayı mümkün kılan bir düzenleme öngörülmüştür.
26. Bununla birliktekuralda ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinintemelinden sarsılmış sayılabilmesi için boşanma davasının reddine ilişkinkararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi gerektiği öngörülmeksuretiyle ailenin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyleboşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatınyeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığından sözedebilmek için üç yıl geçmesi gerektiğinin öngörülmesi suretiyle Türktoplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumunun ayakta tutulmasınınhedeflendiği görülmektedir.
27. Bu itibarla kurallaözel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilensınırlamanın Anayasa’nın 41. maddesinde devlete yüklenen aileyi koruma ödevibağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birliktekuralın meşru bir amaca yönelik olmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir.
28. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülükilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmayaelverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunluolmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ileulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilensınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir. Buna göre kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkalt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.
29. Boşanma davasınınreddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmeden önceortak hayatın kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmışsayılmasına ilişkin karinenin uygulanmaması aile kurumunu korumaya katkıdabulunabilecek niteliktedir. Başka bir deyişle ret kararının kesinleşmesindensonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinintemelinden sarsılmış sayılması için üç yıl beklenmesinin aile kurumunu mümkünolduğu ölçüde ayakta tutacağı açıktır. Bu itibarla kuralda özel hayata ve ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın aileyikoruma amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
30. Aile kurumununanayasal önemini gözönünde bulundurmak suretiyle boşanmaya ilişkin usul veesasları düzenleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bubağlamda ortak hayatın yeniden kurulmaması nedeniyle evlilik birliğinintemelden sarsılmış sayılmasının şartlarını belirlemek de kanun koyucunun takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla kuralla özel hayata ve ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik öngörülen sınırlamanınanılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
31. Ortak hayatınyeniden kurulamadığı hâllerde boşanma kararı verilmesine ilişkin şartlarınbelirlenmesi kanun koyucunun takdirinde ise de orantılılık alt ilkesi gereğincekuralın boşanma kararı verilebilmesini önemli oranda güçleştirmemesi ve ortakhayata yeniden dönmek istemeyen ilgilileri makul olmayan süreler boyuncaevlilik birliğini devam ettirmeye zorlamaması gerekir. Başka bir ifadeyle orantılılıkalt ilkesi yönünden yapılacak incelemede ortak hayatın yeniden kurulamamasınedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için kuralda öngörülen sürecinilgililere katlanamayacakları bir külfet yükleyip yüklemediği ele alınmalıdır.
32. Kural gereğinceboşanma kararı verilebilmesi için öncelikle daha önce açılmış bir boşanmadavasının reddedilmiş olması gerekmektedir. Boşanma davasında yazılı yargılamausulünün uygulandığı da gözönünde bulundurulduğunda ilke olarak anılan davanınreddedilmesinin çok kısa sayılamayacak bir sürenin sonunda gerçekleşebileceğikuşkusuzdur.
33. Yine kurala göreortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelindensarsılmış sayılabilmesi için anılan ret kararının kesinleşmiş olmasıgerekmektedir. Ret kararına karşı ilgililerin kanun yoluna başvurmalarınınmümkün olduğu dikkate alındığında kararın kesinleşmesinin de uzun bir sürealabileceği açıktır. Ayrıca kuralda ortak hayatın yeniden kurulamamasınedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılmasına ilişkin karineninişlerlik kazanabilmesi için ret kararının kesinleşmesinden itibaren üç yılgeçmesi gerektiği öngörülmüştür.
34. Buna göre boşanmakararı verilebilmesi için kuralda öngörülen süreç bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde makul olmayanbir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkân tanınmadığıanlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kural, ortak hayatın yeniden kurulamadığıhâllerde evlilik birliğini uzun bir süre boyunca sona erdiremeyen ilgililerekatlanamayacakları bir külfet yüklemektedir.
35. Bu itibarla özelhayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunukoruma amacı arasında makul bir denge sağlamayan kuralın orantılılık altilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlekural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Zühtü ARSLAN, M. EminKUZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 13.ve 20. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5.,12., 14., 17. ve 41. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTALKARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
37. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kuraltekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde ResmîGazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceğitarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
38. 4721 sayılı Kanun’un 166. maddesinin dördüncü fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamuyararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesininüçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasıgereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarakdokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ile İrfanFİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmününAnayasa’nın 153. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DEYAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 22/2/2024 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememizçoğunluğunca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncüfıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
2. İtiraz konusu fıkrauyarınca “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanınreddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yılgeçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulmamışsaevlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerineboşanmaya karar verilir.”
3. Evlilik birliğininsarsılmış sayılmasını belli bir sürenin geçmesine bağlayan kural, Anayasa’nın20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkınayönelik bir sınırlama niteliğindedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarıncasınırlamanın kanunla yapılması, meşru amacının bulunması ve ölçülü olmasıgerekmektedir. Ortak hayatın kurulmamış sayılmasına ve boşanmaya hangi durumdakarar verileceğini açık, net, belirli ve öngörülebilir şekilde düzenleyenkuralın kanunilik şartını taşıdığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
4. Düzenlemenin meşruamacı ise Anayasa’nın 41. maddesinin gerekli kıldığı aile hayatınınkorunmasıdır. Anılan maddeye göre, “Türk toplumunun temeli” olan aileninhuzur ve refahının korunması için devlet gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.Bu maddenin gerekçesinde “millet hayatında oynadığı rol”ün aileninkorunması yolunda bir hükmün Anayasa’da yer almasını zorunlu kıldığı, bukorumanın da evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmayı ve kolaylaştırmayıgerektirdiği belirtilmiştir. Bu bağlamda evlilik birliğinin sona ermişsayılmasının bazı şartlara bağlanmasının meşru amacının evlilik hayatınınkorunmasını ve sürdürülmesini temin etmek olduğu anlaşılmaktadır.
5. Diğer yandan,kuralın Anayasa’ya uygun olması için meşru amacının bulunması yetmez, aynızamanda ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasının sınırı olarak öngörülen ölçülülük ilkesiuyarınca, sınırlamanın meşru amacın gerçekleştirilmesi için elverişli, gereklive makul bir dengeyi sağlayacak şekilde orantılı olması gerekmektedir.
6. Evlilik birliğininbozulması sebebiyle boşanmayı belli şartlar gerçekleştikten sonra son çareolarak gören kuralın ailenin korunması amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişliolduğu açıktır. Sınırlamanın gerekliliği noktasında da kanun koyucunungeniş bir takdir yetkisi olduğu bilinmektedir. Anayasa’nın aile kurumuna vekorunmasına verdiği önem dikkate alınarak, açılan bir boşanma davasının reddineilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren hangi süre içinde evlilik birliğinintemelden sarsılmış kabul edileceğini belirlemek kanun koyucunun takdirindedir(bkz. AYM, E.1997/22, K. 1997/44, 8/4/1997). Dolaysıyla kuralın öngörülen meşruamacın gerçekleştirilmesi yönünden gerekli olmadığı söylenemez.
7. Son olarak, kurallagetirilen sınırlamanın orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.Öncelikle belirtmek gerekir ki, kuralın kanunlaşması sürecinde boşanmadavasının kesin olarak reddinden sonra evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasıiçin geçmesi gereken süre beş yıl iken bu süre Adalet Komisyonunda üçyıla indirilmiştir. Bu sürenin ailenin korunması meşru amacı ile özel hayata veaile hayatına saygı gösterilmesi hakkının korunması arasında makul bir dengekurmaya yönelik olduğu görülmektedir.
8. Öte yandan, itirazkonusu kural boşanma davasının reddine dair kararın kesinleşmesinden itibarenüç yıl geçmeden boşanma kararı verilmesini imkânsız hale getirmemektedir.Eşlerin herhangi bir boşanma sebebiyle söz konusu süre içinde de boşanma davasıaçmalarının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu süre geçmeden de eşleranlaşmak suretiyle evliliğe son verebilecektir. Nitekim 4721 sayılı Kanun’un166. maddesinin üçüncü fıkrasında evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasıdurumunda eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabuletmesi hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağıöngörülmüştür.
9. Açıklanangerekçelerle, kuralın Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığınıdüşündüğümden çoğunluğun iptal yönündeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesinindördüncü fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Red kararının gerekçesinde; özel hayata ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren bu kuralın kanunîlikşartını taşıdığı, meşru bir amacının bulunduğu, ancak orantılılık bağlamındaölçülü olmadığı belirtilerek Anayasanın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğusonucuna ulaşılmıştır.
Kanunun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166.maddesinin dördüncü fıkrasında, Kanunda belirtilen sebeplerden herhangi biriyleaçılan boşanma davasının reddine ilişkin karardan sonra ortak hayatın yenidenkurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılabilmesiiçin, anılan kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi öngörülmüştür.
Kararda da açıklandığı üzere, evlilik birliğininkurulması gibi sona erdirilmesi de özel hayata ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkıyla doğrudan ilgili olduğundan, ortak hayatınyeniden kurulamadığı durumlarda ilgililerin evlilik birliğinin sonaerdirilmesini talep etmeleri de anılan hakkın kapsamındadır. İncelenen kural bunedenle mezkûr hakka bir sınırlama getirmiştir.
Bu kapsamda, çoğunluğun iptal kararının gerekçesindeki;itiraz konusu kuralın evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağı hâllerive bunun sonuçlarını herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve netolarak belirlemesinden dolayı belirlilik ilkesine aykırı olmadığı ve kanunîlikşartını sağladığı, aileyi koruma ödevi bağlamında meşru bir amaca dayandığı, buamaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığının da söylenemeyeceğiyönündeki değerlendirmeleri isabetli bulmakla birlikte, orantılılık alt ilkesiaçısından ölçülü olmadığına ilişkin görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Boşanma davasının reddedilmesinin ardından ortak hayatınkurulamadığı durumlarda uygulanacak herhangi bir hüküm bulunmamasının eşlereaşırı bir külfet yükleyeceği değerlendirilerek yapılan düzenlemenin ve kuraldaöngörülen sürenin makul düzeyde olmadığı söylenemez. Buna göre, anılan hakkagetirilen sınırlama ile ailenin korunmasına yönelik meşru amaç arasında makulbir denge kurulmuştur.
Başka bir anlatımla, mezkûr kural redde ilişkin kararınkesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmeden başka bir boşanma sebebine dayalıolarak boşanma kararı verilmesini imkânsız hâle getirmediği gibi sadece busebeple boşanmaya hükmedilmesi için üç yıl geçmesinin beklenmesinin eşlerekatlanamayacakları bir külfet yüklediğinden ve orantılılık alt ilkesi yönündenölçülü olmadığından da söz edilemez.
Bu itibarla, dava konusu kuralın Anayasanın 13. ve 20.maddelerine aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddedilmesi gerektiğidüşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ
KARŞIOY
1. Çoğunluğun; “ortak hayatın yeniden kurulamadığıhâllerde makul olmayan bir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı eldeetmelerine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır. Kural, ortak hayatın yenidenkurulamadığı hâllerde evlilik birliğini uzun bir süre boyunca sona erdiremeyenilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklemektedir. Bu itibarla özel hayatave aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunu korumaamacı arasında makul bir denge sağlamayan kuralın “orantılılık” altilkesi yönünden “ölçülülük” ilkesini ihlal ettiği, kuralın bu nedenleiptali gerekir” şeklindeki görüşlerine iştirak etmemekteyim. Şöyle ki;
2. Türk MedeniKanunu’nun 166. maddesi;
“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmışbulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayaraküç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yenidenkurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birininistemi üzerine boşanmaya karar verilir.” şeklindedir.
3. Ortak hayatın kurulamaması sebebiyle boşanma davasınınaçılabilmesi 1988 tarihinde Türk Medeni Kanunu’na eklenmiştir. Nispeten yenibir düzenlemedir. Söz konusu kuralın getiriliş amacı yıllarca süren boşanmadavalarından da boşanma yönünde sonuç alınamaması tarafları derinden etkileyenbelirsizliği ortadan kaldırmaktır.
4. Boşanma davasının reddine ilişkin kararınkesinleşmesi, ileri sürülen boşanma sebebinin ispatlanamadığını ve bu bağlamdailke olarak eşlerin boşanmalarını gerektiren bir hukuki durumun bulunmadığınıgöstermektedir. Kuralda ise boşanma davası reddedildikten sonra ortak hayatınyeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasınınmümkün olduğu göz önünde bulundurulmak suretiyle anılan durumda boşanmayımümkün kılan bir düzenleme öngörülmüştür.
5. Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasını açmak içinkusursuz veya daha az kusurlu olmak şartı aranmamaktadır. Fiili ayrılıknedeniyle boşanma davası kusura dayalı olmayan bir boşanma nedenidir. Başka birifadeyle fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasını tarafların kusur durumlarınabakılmaksızın, eşlerden herhangi birisinin açması imkanı getirilmiştir. Başkabir deyişle, reddedilen önceki boşanma davasında davalı taraf olan eş bu seferdavacı taraf olması söz konusu olabilmektedir. Kusur durumu ancak varsa tazminatve/veya nafaka konularında söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla fiili ayrılıksebebiyle boşanma davasının açılabilmesi, bunun için 3 yıllık fiili ayrılıksüresi öngören somut kural ortak hayatın yeniden kurulamadığı hallerdeilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklememekte, tam tersine fiilenbitmiş evliliklerin daha fazla sürdürülmesi, fiilen bitmiş evliliklerin hukukensürmesinin hukuken taraflara, aileye ve topluma bir faydasının olmayacağıdüşüncesi ile böyle bir imkân tanınmıştır. Kanunda öngörülen 3 yıllık fiiliayrılık süresi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına ilişkin kesin karineolma durumu söz konusudur. 3 yıllık bekleme süresi bu yönüyle de bir dengenin,ölçünün bulunduğu söylenebilir.
6. Mukayeseli hukuka baktığımızda benzer düzenlemelerinbaşka ülkelerde de bulunduğu görülmektedir. Fiili ayrılık süresi Almanya veİtalya’da bizdeki gibi üç yıl, İsviçre ve Fransa’da iki yıl olarakbelirlenmiştir. Yasal düzenlemedeki 3 yıllık süre ailenin korunmasınıamaçladığı anlaşılmaktadır. Bu manada, 3 yıllık filli ayrılık süresinin ülkemizaçısından ölçülü olduğunu söyleyebiliriz.
7. Ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilikbirliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için boşanma davasının reddineilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi gerektiğiöngörülmesine rağmen; taraflardan herhangi biri, reddedilen davanın konusuolmayan bir sebep ortaya çıkması halinde yeniden boşanma davası açabilmektehatta her zaman taraflar anlaşmalı boşanma davası açmaları da mümkündür.Çoğunluk tarafından “ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde makul olmayanbir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkân tanınmadığı”şeklindeki gerekçesine bu nedenlerle katılmamaktayım.
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Sayın çoğunluk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’nın 13. ve 20.maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
2. Kuralda boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan davanınreddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıl içinde ortak hayatınyeniden kurulamaması hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağıve eşlerden birinin talebi üzerine boşanma kararı verileceği hükmebağlanmıştır.
3. Bu itibarla boşanma davasının reddine dair kararın ardından 3yıl geçmeden ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinintemelinden sarsılmış sayılmasına ilişkin karinenin uygulanmasına imkân tanıyankural özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkınısınırlamaktadır.
4. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılmasına dairkarinenin uygulanmasına ilişkin şartlar ile bu bağlamda doğacak hukuki sonucunaçık ve net olarak düzenlendiği dikkate alındığında kuralın kanunilik şartınısağladığı açıktır.
5. Anayasa’nın 41. maddesinin 1 fıkrasında “ Aile, Türktoplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayalıdır.” ikincifıkrasında ise “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın veçocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamakiçin gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” Denilmiştir. DanışmaMeclisinin kabul ettiği metinin gerekçesinde de sosyal yapısı ve millethayatında oynadığı rol nedeniyle ailenin korunmasına yönelik bir hükmünAnayasa’da yer almasının zorunlu olduğu, ailenin korunmasının her şeyden önce4721 sayılı Kanun anlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmayı vekolaylaştırmayı ifade ettiği vurgulanmıştır.
6. Kuralda ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilikbirliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için daha önce açılan boşanmadavasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesigerektiği öngörülmek suretiyle Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasındaTürk toplumunun temeli olduğu belirtilen aile kurumunun ayakta tutulmasıhedeflenmiştir. Dolayısıyla kuralın devletin aileyi koruma görevi bağlamındameşru bir amacı yönelik olduğu kuşkusuzdur.
7. Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihtenitibaren üç yıl geçmeden önce ortak hayatın kurulamaması nedeniyle evlilikbirliğinin temelinden sarsılmış sayılmaması aile kurumunu belirli ölçüde ayaktatutacağından kuralın elverişlilik alt ilkesi ile çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
8. Türk toplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumubakımından son derece önemli sonuçlar doğuracağı açık olan boşanmaya ilişkintoplumsal ihtiyaçları belirleme yetkisi anayasal sınırlar içinde kanun koyucuyaaittir. Başka bir ifade ile aile kurumunun anayasal önemini göz önündebulundurmak suretiyle boşanmaya ilişkin usul ve esasları düzenlemek kanunkoyucunun takdirindedir.
9. Boşanma davası reddedildikten sonra ortak hayatın yenidenkurulamamış olması her iki eşin de bu hayatı yeniden korumak istemediklerianlamına gelmemektedir. Başka bir deyişle boşanma davasının reddedilmesininardından eşlerden birinin ortak hayatın yeniden kurulmasına yönelik iradesininbulunabileceğini gözden kaçırmamak gerekir. Bu bağlamda anılan davanın reddineilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren hangi süre içinde ortak hayatınyeniden kurulamamasının evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılmasınıgerektireceğini belirlemek de kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındakalmaktadır. (AYM, E.1996/47, K.1997/43, 8/4/1997; E.1997/22, K.1997/44,8/4/1997).
10. Diğer yandan mülga 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk KanunuMedenisi’nin 162. maddesinin ikinci fıkrasında “Boşanma veya ayrılık davasıikame edildikten sonra karı kocadan her biri, dava devam ettikçe, diğerindenayrı yaşamak hakkını haizdir.” denilmiştir 4721 sayılı Kanun’da aynıdüzenlemeye yer verilmemiş ise de anılan Kanun’un 169. maddesinde boşanma veyaayrılık davasının açılması hâlinde hâkimin davanın devamı süresince gerekliolan özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocuklarınbakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alacağı belirtilmiştir.
11. Yargıtay uygulamasında Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonrakidönemde de boşanma davasının açılması ile birlikte eşlerin ayrı yaşamahaklarının doğduğu kabul edilmektedir (bu yöndeki kararlar arasında bkz.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2010/16006, K. 2011/18864 17/11/2011; YargıtayHukuk Genel Kurulu, E.2017/2-1286, K.2049/142, 14/2/2019). Bununla birlikteboşanma davasını reddine ilişkin kararın kesinleşmesinin ardından eşlerinbirlikte yaşama yükümlülüklerinin tekrar gündeme geleceği açıktır.
12. Buna göre kuralda belirtilen üç yıllık sürenin eşlerin ayrıyaşamalarına imkân tanınan dönemin tamamlanmasından sonra başlamasını öngörmekkanun koyucunun takdirindedir. Başka bir ifadeyle ortak hayatın yenidenkurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesiiçin geçmesi gereken sürenin eşlerin birlikte yaşama yükümlülüklerininbulunduğu tarihten itibaren işlemeye başlamasının öngörülmesi mümkündür.
13. Bu itibarla kanun koyucunun takdir etki yetkisi kapsamında kalankuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkınagetirilen sınırlamanın aileyi koruma amacına ulaşma bakımından gerekli olmadığısöylenemez.
14. Kuralın da yer aldığı maddenin gerekçesinde “Maddeyürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinden 3444 sayılı Kanunla yapılmış olandeğişikliklerle birlikte aynen alınmış, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.”İfadesine yer verilmiştir.
15. Mülga 743 sayılı Kanun’un 4/5/1988 tarihli ve 3444 sayılıKanun’un 4. Maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin dördüncü fıkrasında ise “Boşanmasebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesive bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi halinde, her nesebeple olursa olsun müşterek hayat yeniden kurulamamışsa eşlerinden birinintalebi üzerine boşanmaya karar verilir.” Denilmiştir.
16. 3444 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde özetle; eşlerin uzunsüredir ayrı yaşamalarının olayın tüm şartları dikkate alındığında evlilikbirliğinin devamında yararsız kalmadığını gösteren önemli unsurlardan biriolduğu, bu itibarla her ne sebeple olursa olsun açılmış bir boşanma davasınınreddine karar verilmesi ve bu ret kararının kesinleştiği tarihten beş yılgeçtiği hâlde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması durumunda eşlerdenbirinin talebi üzerine boşanmaya karar verilebileceğinin ön görüldüğü ifadeedilmiştir.
17. Anılan Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de dördüncü fıkrasıylauzun süre fiilen ayrı yaşayan eşlerin boşanmalarına imkân tanındığı, toplumdabeş hatta on yıl ve daha fazla süre ayrı yaşamakta olan eşlerin bulunduğu,açtığı boşanma davası reddedilen ve ortak hayata geri dönmek isteyen tarafıyasal yaptırımların ortak hayata dönmeye zorlayamayacağı, bu nedenle maddeyesöz konusu fıkranın eklenmesinin uygun görüldüğü, ortak hayatın yenidenkurulmasının eşlerin evlenmenin genel hükümlerinden kaynaklanan haklarınkullanılması ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini üstlenecek şekilde biraraya gelmesini ifade ettiği, fiilen ayrı yaşayan eşlerin çocuklar yüzündenveya zorunlu ya da münferit nedenlerle bir araya gelmelerinin ortak hayatınyeniden kurulması şeklinde yorumlanamayacağı belirtilmiştir. Adaletkomisyonunda yapılan görüşmelerde ise fıkradaki beş yıllık süre üçyıla indirilmiştir.
18. Bu itibarla kuralla boşanma davasının reddedilmesinin ardındanortak hayatın kurulamadığı durumlarda uygulanacak herhangi bir hükümbulunmamasının eşleri aşırı bir külfet yükleyeceği değerlendirilmek suretiyleboşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatınyeniden kurulamadığı durumlarda uygulanmak üzere evlilik birliğinin temelindensarsılmasına yönelik bir düzenlemenin öngörüldüğü açıktır. Ayrıca kuraldaöngörülen sürenin makul düzeyde belirlenmediği söylenemez. Buna göre kuraldaözel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi isteme hakkına getirilensınırlama ile ailenin korunmasına yönelik meşru amaç arasında makul birdengenin kurulduğu anlaşılmaktadır.
19. Kaldı ki kural boşanma davasının reddine ilişkin verilen kararınkesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmeden boşanma kararı verilmesini imkânsızhale getirmemektedir. Nitekim eşlerin herhangi bir boşanma sebebine dayanarakanılan süre geçmeden de dava açabilmeleri mümkündür.
20. Bu kapsamda Kanun’un 166. maddesinin üçüncü fıkrasında evliliken az bir yıl sürmüş olması durumunda eşlerin birlikte başvurması ya da bireşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde evlilik birliğinin temelindensarsılmış sayılacağı, bu durumda boşanma kararı verilebilmesi için hakimintarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaatgetirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususundataraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerektiği, hâkimintarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurmak suretiyle anılanaşamada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabileceği, bu değişikliklerintaraflarca da kabulü hâlinde ise boşanmaya karar verileceği, bu durumdatarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağına ilişkin hükmün uygulanmayacağıbelirtilmiştir.
21. Bu itibarla söz konusu fıkra uyarınca işlerin anlaşarakboşanmalarını da imkân tanınmıştır. Başka bir ifade ile kuralda öngörülen sürehenüz geçmemiş olsa dahi fıkraya göre eşler anlaşmak suretiyleboşanabilecektir. Eşlerin fıkra da belirtilen şekilde anlaşamamaları ve boşanmakararı verilmesini gerektiren yeni bir hukuki durumunda bulunmaması hâlinde isekuralda öngörülen süreden önce boşanmaları mümkün olmayabilecektir.
22. Bununla birlikte ilgililerin aile kurumu ile eşlerine karşı ödevve sorumlulukları göz önünde bulundurulduğunda boşanma davasının reddine kararverilmesinin ardından ortak hayatın yeniden kurulamamış olmasının belirli birsürenin geçmiş olması şartıyla boşanma nedeni olarak kabul edilmesi orantısızbir külfet olarak değerlendirilemez. Başka bir ifadeyle boşanma özel hayatasaygı gösterilmesini isteme hakkıyla doğrudan ilişkili ise de boşanmaya ilişkinusul ve esasların ilgililerin özgür iradeleri ile kurdukları evlilik birliğikapsamındaki yükümlülükleri ile ailenin anayasal önemi göz önünde bulundurulmaksuretiyle belirlenmesinin makul karşılanması gerekir.
23. Buna göre boşanma davasının reddine ilişkin kararınkesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmeden ortak hayatın yeniden kurulamamasınedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılmaması eşlerekatlanamayacakları bir külfet yüklememektedir.
24. Bu itibarla orantılılık alt ilkesi ile de çelişmeyen kural ölçülülükilkesini ihlal etmemektedir.
25. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriniaykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümdençoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmadım.
Üye
İrfan FİDAN