ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/42
Karar Sayısı : 2024/114
Karar Tarihi : 30/5/2024
R.G. Tarih – Sayı : 2/8/2024- 32620
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İzmir 15. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun185. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 17. maddesine aykırılığı ilerisürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Boşanmadavasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varanMahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusukuralın da yer aldığı 185. maddesi şöyledir:
“I. Genelolarak
Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliğikurulmuş olur.
Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak veçocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekleyükümlüdürler.
Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak veyardımcı olmak zorundadırlar.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca ZühtüARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M.Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’ninkatılımlarıyla 9/3/2023 tarihinde yapılan ilkinceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE kararverilmiştir.
III. ESASINİNCELENMESİ
2. Başvurukararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasınailişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasakuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 4721 sayılı Kanun’un185. maddesinin birinci fıkrasında evlenmeyle eşler arasında evlilik birliğininkurulmuş olacağı hükme bağlanmıştır.
4. Anılan maddeninikinci fıkrasında eşlerin evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamakve çocukların bakımı, eğitimi ile gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüoldukları belirtilmiştir.
5. Maddenin itirazkonusu üçüncü fıkrasında ise eşlerin birlikte yaşama, birbirine sadık kalma veyardımcı olma konusunda yükümlülüklerinin bulunduğu ifade edilmiştir.
6. Bu itibarla kuraluyarınca evlilik birliği devam ettiği sürece eşlerin birlikte yaşamaları,birbirine sadık kalmaları ve yardımcı olmaları gerekmektedir.
B. İtirazınGerekçesi
7. Başvuru kararındaözetle; insanın biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için karşıcinse ihtiyaç duyduğu, boşanma davası açıldıktan sonra bu kararınkesinleşmesine kadar geçen süre içinde tarafların karşı cinsten biriyleyakınlık kurmasının yeni bir boşanma davasına konu edilebildiği ve bu davanınilk boşanma davasıyla birleştirilmesine karar verilmesi nedeniyle yargılamasürecinin uzadığı, boşanma kararı kesinleşinceye kadar geçen sürede eşlerin itirazkonusu kuralda öngörülen yükümlülüklere tabi olmalarının kişinin maddi vemanevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerekkuralın Anayasa’nın 17. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43.maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyönünden incelenmiştir.
9.Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin birincifıkrasında “Herkes, özel hayatınave aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın veaile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”denilmiştir.
10.Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde özetle, anılan maddeyle kişinin özel hayatının korunmakta olduğu,kişinin özel hayatının ferdî hayat ve bununla bir bütün teşkil eden ailehayatından oluştuğu, bu anlamda özel hayatın korunmasının her şeyden önce özelhayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilememesianlamına geldiği, ayrıca resmî makamların özel hayata müdahale edememesinin,başka bir ifadeyle kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibidüzenleyip yaşayabilmesinin özel hayatın korunmasının diğer bir yönünüoluşturduğu ve maddenin birinci fıkrasında bu hususun da hükme bağlandığı ifadeedilmiştir.
11. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarda sıkça vurgulandığıüzere özel hayat eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır.Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayatasaygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesinistenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkınasahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyleuyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap Tortuk, B. No:2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No: 2013/7666,10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016,§§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32).
12. Kuralda; eşlerinbirlikte yaşamaları, birbirine sadık kalmaları ve yardımcı olmaları gerektiğihükme bağlanmıştır.
13. Eşlerin evlilik birliğindendoğan yükümlülükleri özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkıyla doğrudan ilgilidir. Bu itibarla eşlerin birlikte yaşamaları, birbirinesadık kalmaları ve yardımcı olmaları gerektiğini öngören kural, anılan hakkayönelik bir sınırlama öngörmektedir.
14.Anayasa’nın 13. maddesinde “Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre özel hayata ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunlayapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine, demokratik toplum düzeniningereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.
15. Bu kapsamda özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kurallarınkeyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmasıgerekir.
16.Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukukdevletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu niteliklerhukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuknormlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerindedevlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güvenduygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütüolarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukukdevleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
17. Kuralda eşlerinyükümlülüklerinin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve netolarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucunaulaşılmıştır.
18. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özelhayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına çeşitli sebeplerlesınırlamalar getirilebileceği belirtilmek suretiyle bu hakkın mutlak olmadığıkabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasında millîgüvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi desayılmıştır. Ancak anılan fıkradaki sınırlama sebepleri arama ve el koymatedbirlerine yönelik düzenlendiğinden bu sebepler 20. madde bağlamında kuralyönünden meşru bir sınırlama nedeni olarak kabul edilemez. Bu itibarla anılanhakkın Anayasa’da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerinkorunması veya Anayasa’nın diğer maddelerinde devlete yüklenen ödevlernedeniyle sınırlanması mümkündür (AYM, E.2020/82, K.2021/20, 18/3/2021, § 15).
19. Anayasa’nın 41.maddesinin birinci fıkrasında “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşlerarasında eşitliğe dayanır.”, ikinci fıkrasında ise “Devlet, aileninhuzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aileplanlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,teşkilâtı kurar.” denilmiştir.
20. Söz konusu maddeyeilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde özetle; aileninsosyal yapısının yanı sıra millet hayatında oynadığı rolün onun korunmasınayönelik bir hükmün Anayasa’da yer almasını zorunlu kıldığı, ailenin korunmasıfikrinin her şeyden önce 4721 sayılı Kanun anlamında evliliklerin kurulmasınıyaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak olduğu, nitekim medeni olmadan bir ailedenbahsedilemeyeceği ve ailenin ahlaki bir çevre olduğu ifade edilmiştir.
21. Türk toplumununtemeli olarak kabul edilen ailenin toplumsal değerlerin sonraki nesillereaktarılması gibi önemli işlevleri bulunmaktadır (AYM, E.2022/155, K.2023/38,22/2/2023, § 45). Ayrıca aile kurumununtoplumsal hayatın sağlıklı ve huzurlu bir şekilde devam etmesi bakımındantaşıdığı önem de açıktır.
22. Kuralda eşlerinbirlikte yaşamaları, birbirine sadık kalmaları ve yardımcı olmaları gerektiğiöngörülmek suretiyle Türk toplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumununüstlendiği rolün hayata geçirilmesinin, bu suretle sağlıklı bir toplumsalyapının sağlanmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.
23. Öte yandan kuraldaöngörülen yükümlülüklerin evlilik birliği içinde eşleri korumaya yönelik, başkabir deyişle aile kurumunu korumaya ilişkin bir amacının da bulunmadığısöylenemez.
24. Bu itibarla kuralınaile kurumunun korunması ve sağlıklı bir toplumsal yapının sağlanmasına yönelikmeşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kuralın meşru bir amacınınbulunmasının yanı sıra demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyaca yönelik olmasıda gerekir.
25. Eşlerin birlikteyaşama, birbirine sadık kalma ve yardımcı olma yükümlülüklerinin bulunmadığıbir hukuk düzeninde aile kurumunun korunması ve toplumsal işlevinin yerinegetirilmesi güçleşebilecektir. Bu itibarla kuralla özel hayata ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın demokratik toplumdazorunlu bir ihtiyaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kuraldaöngörülen sınırlamanın ölçülülük ilkesiyle de çelişmemesi gerekmektedir.
26.Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesielverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmayaelverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunluolmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ileulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilensınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir. Buna göre kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesiniisteme hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkalt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.
27. Eşleri birlikteyaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlü tutan kural ailekurumunun korunması ile sağlıklı ve huzurlu bir toplumsal yapının sağlanmasınakatkıda bulunacak niteliktedir. Bu itibarla kuralın anılan meşru amaca ulaşmabakımından elverişli olduğu değerlendirilmiştir.
28. Toplumun sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi iletoplumsal ilişkilerin huzur, barış ve güvenlik içinde devam edebilmesibakımından aile kurumunun sağlam temellere oturtulmasının taşıdığı önemnedeniyle gerek eşlerin kendi aralarındaki gerekse ana, baba ile çocuklararasındaki kişisel ve mali ilişkileri düzenleyen hükümlerin öngörülmesimümkündür (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2015/104, K.2016/20,16/3/2016, § 20; E.2016/36, K.2016/187, 14/12/2016, § 17).
29. Bu bağlamda Türktoplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumunun anayasal önemini gözönündebulundurmak suretiyle evlilik birliği içinde eşlerin yükümlülüklerinibelirlemek kanun koyucunun takdirindedir. Dolayısıyla eşlere birlikte yaşama, birbirinesadık kalma ile yardımcı olma yükümlülüğü getiren ve kanun koyucunun takdiryetkisi kapsamında kalan kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekliolmadığı da söylenemez.
30. Eşlerin evlilikbirliği kapsamındaki yükümlülüklerini belirlemek kanun koyucunun takdirinde isede orantılılık alt ilkesi gereğince kuralın özel hayata ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına makul olmayan bir sınırlama getirmemesi,başka bir ifadeyle eşlere katlanamayacakları bir külfet yüklememesi gerekir.
31. Kural uyarıncaeşlerin birlikte yaşama yükümlükleri bulunmakla birlikte anılan Kanun’un 186.maddesinin birinci fıkrasında eşlerin oturacakları konutu birlikte seçecekleriöngörülmek suretiyle tek tarafın belirlediği konutta yaşama zorunluluğuna bağlıolarak eşlere aşırı bir külfet yüklenmesinin önüne geçilmiştir. Söz konusumaddenin gerekçesinde de mülga 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk KanunuMedenisi’yle konutun seçiminde kadına nazaran üstün konuma getirilmiş bulunankocanın tek başına konutu seçmesi imkânının ortadan kaldırıldığı ifadeedilmiştir.
32. Ayrıca 4721 sayılı Kanun’un 197. maddesinin birinci fıkrasında eşlerdenbirinin, ortak hayat sebebiyle kişiliğinin, ekonomik güvenliğinin veya aileninhuzurunun ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahipolduğu, ikinci fıkrasında ise birlikte yaşamaya ara verilmesinin haklı birsebebe dayanması hâlinde hâkimin eşlerden birinin talebi üzerine birinin diğerineyapacağı parasal katkıya, konut ile ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerinmallarının yönetimine ilişkin önlemleri alacağı öngörülmüştür. Dolayısıylakişilik, ekonomik güvenlik veya ailenin huzuru bakımından ciddi biçimde tehlikeoluşturması durumunda birlikte yaşama yükümlülüğünün ortadan kaldırılabilmesinede imkân tanınmıştır.
33. Öte yandan anılanKanun’un 161 ila 166. maddelerinde zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcıdavranışta bulunma, küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, evlilikbirliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla eşi terk etme ya dahaklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmeme, eşlerden birinin akılhastalığının bulunması nedeniyle ortak hayatın diğer eş için çekilmez durumagelmesi ve evlilik birliğinin ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerdenbeklenemeyeceği derecede temelinden sarsılması hâlleri boşanma nedenleri olaraksayılmıştır. Bu itibarla eşlerin birlikte yaşama, birbirine sadık kalma veyardımcı olma yükümlülüklerinin katlanılamayacak bir külfet hâline gelmesineneden olacak olguların boşanma nedeni olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
34. Mülga 743 sayılıKanun’un 162. maddesinin ikinci fıkrasında “Boşanmaveya ayrılık davası ikame edildikten sonra karı kocadan her biri, dava devamettikçe, diğerinden ayrı yaşamak hakkını haizdir.” denilmiştir. 4721 sayılı Kanun’da aynı düzenlemeyeyer verilmemiş ise de anılan Kanun’un 169. maddesinde boşanma veyaayrılık davasının açılması hâlinde hâkimin davanın devamı süresince gerekliolan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine veçocukların bakımı ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alacağıbelirtilmiştir.
35. Bu kapsamdaYargıtay uygulamasında Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde deboşanma davasının açılmasıyla birlikte eşlerin ayrı yaşama haklarının doğduğukabul edilmektedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 2. HukukDairesi, E.2010/16006, K.2011/18864, 17/11/2011; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,E.2017/2-1286, K.2019/142, 14/2/2019).
36. Buna göre boşanmadavasının açılması durumunda kuralda öngörülen birlikte yaşama yükümlülüğününeşlere katlanamayacakları bir külfet yüklemesini engellemeye yönelik birgüvencenin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca eşlerin ayrı yaşamalarına imkântanınan dönem içinde yardım yükümlülüğünün aynı şekilde devam edeceğinisöylemek oldukça güçtür. Başka bir ifadeyle bu dönemde anılan yükümlülüğünbirlikte yaşamayla doğrudan ilgili olan yardımları da kapsayacağı söylenemez.
37. Öte yandan boşanmadavasının reddine karar verilebileceği gözönünde bulundurulduğunda eşlerin birbirinesadık kalma yükümlülüklerinin bu dava süresince de devam etmesinin makul görülmesigerekir. Nitekim boşanma davasının sonunda evlilik birliğinin sona ermediğihâllerde bu dava sürecinde birbirine sadık kalmayan eşlerin devam ettireceklerievlilik birliğinin ciddi ölçüde zarar görebileceği, ayrıca bu durumun ailekurumunu ve genel anlamda toplumsal hayatı olumsuz yönde etkileyebileceğiaçıktır. Başka bir ifadeyle boşanma davası sonuçlanmadan önce sadakatyükümlülüğünün ortadan kaldırılması aile kurumuna zarar verebilecektir.Dolayısıyla evlilik birliği hukuken sona ermediği sürece eşlerin birbirinesadık kalmakla yükümlü tutulmalarının katlanılamayacak bir külfet olarakdeğerlendirilmesi mümkün değildir.
38. Kaldı ki kuraldaöngörülen yükümlülüklerin her iki eş için de geçerli olması nedeniyle eşlerinlehine sonuçlar da doğuracağı kuşkusuzdur.
39. Buna göre eşleri birlikteyaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlü tutan kuralda eşlerinözel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme haklarınınkorunmasındaki bireysel yararları ile anılan meşru amaç arasında makul birdenge kurulmadığı söylenemez.
40. Bu itibarla orantılılıkalt ilkesiyle de çelişmeyen kuralın ölçülülük ilkesini ihlal etmediğisonucuna ulaşılmıştır.
41. Açıklanannedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İtirazınreddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın17. maddesinede aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamındaele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 17.maddesi yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun185. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’yaaykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 30/5/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR