ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2024/104
Karar Sayısı: 2024/173
Karar Tarihi: 17/10/2024
R.G. Tarih – Sayı : 9/1/2025 - 32777
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 4. maddesinin Anayasa’nın 2. ve 36.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Yurtdışındaki mahkeme tarafından verilen kararın tenfizitalebiyle açılan davada itiraz konusu kuralınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİİSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 4. maddesi şöyledir:
“Yabancı mahkeme ilamları:
Madde 4 – Yabancıbir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi içinaçılacak davalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetinegöre (1) sayılı tarife gereğince harç alınır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca HasanTahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE,Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDENtarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen kanun hükmü,dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçesi ile diğeryasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Sınırlama Sorunu
3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacakbir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırıgörmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddiolduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesinebaşvurmaya yetkilidir ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin AnayasaMahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemeningörevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davadauygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanındeğişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunankurallardır.
4. Kural, yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamın tenfizi için açılacak davalardan bu ilamlarda hükmolunmuşşeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarife gereğince harçalınacağını öngörmektedir.
5. Bakılmakta olan davanın konusu sözleşmeden kaynaklananalacağın ödenmesine yönelik yabancı mahkeme ilamının tenfizineilişkin olup mahkeme ilamında belli bir tutarın davalı tarafından davacıyaödenmesine hükmedilmiştir. Dolayısıyla tenfiziistenen yabancı mahkeme kararında hükmedilen şeyin bir parasal değere ilişkinolduğu gözetildiğinde kuralda yer alan “…nevi ve mahiyetine…” ibaresininbakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
6. Öte yandan itiraz konusu 4. maddenin “…Yabancı birmahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılacakdavalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin…” ve “…göre (1) sayılı tarifegereğince harç alınır.” bölümleri maddede yer alan “…değeri…”ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan “…nevi ve mahiyetine…” ibaresi bakımından da geçerli ortakkurallar niteliğindedir. Bu itibarlabakılmakta olan davanın konusu gözetilerek esasa ilişkin incelemenin maddedeyer alan “…değeri,…” ibaresi ile sınırlıolarak yapılması gerekir.
B. Anlam ve Kapsam
7. 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası ÖzelHukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasındayabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devletkanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesininyetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararıverilmesine bağlı olduğu belirtilmiştir.
8. Anılan Kanun’un 51. maddesinin (1) numaralı fıkrasındatenfiz kararları hakkında asliye mahkemesinin görevliolduğu, 56. maddesinde mahkemece ilamın kısmen veya tamamen tenfizineveya istemin reddine karar verilebileceği ifade edilmiştir. 57. maddede ise tenfizine karar verilen yabancı ilamların Türkmahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunacağı hüküm altına alınmıştır.
9. İtiraz konusu kuralla yabancı bir mahkeme tarafındanverilen ilamların tenfizi için açılacak davalardan builamlarda hükmolunmuş şeyin değerine göre 492 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılıtarife gereğince harç alınması öngörülmüştür.
10. Anılan tarifenin “(A) Mahkeme Harçları:” başlıklıbölümünün “III – Karar ve ilam harcı:” başlıklı kısmının (1) numaralıfıkrasının (a) bendinde konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esashakkında karar verilmesi hâlinde hükümaltına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında karar veilam harcının alınacağı, (e) bendinde ise bu nispetin bölge adliye mahkemelerive Yargıtayın tasdik veya işin esasını hüküm altınaaldığı kararları için de aynen uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
11. Buna göre yabancı bir mahkeme tarafından verilen vebelli bir değerle ilgili olan ilamların tenfizi içinaçılacak davalardan, kural uyarınca hüküm altına alınan değer üzerinden binde68,32 oranında karar ve ilam harcı alınacaktır.
12. Söz konusu Kanun’un 22. maddesinde davadan feragatveya davayı kabul ya da sulh muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa karar veilam harcının üçte birinin, daha sonra olursa üçte ikisinin alınacağı, 28.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde nispi karar veilam harcının dörtte birinin peşin, geri kalanın ise kararın tebliğindenitibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiği, 30. maddesinde muhakeme sırasındatespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğuanlaşılırsa yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseyekadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davayadevam olunmayacağı, 32. maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlarödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı belirtilmiştir.
13. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 120. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da davacının yargılamaharçlarını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu ifadeedilmiştir.
C. İtirazın Gerekçesi
14. Başvuru kararında özetle; tenfizdavasının tespit davası niteliğinde olduğu, bu tür davalarda maktu harçalınması gerektiği, davanın nispi harca tabi tutulmasının hak arama özgürlüğünüengellediği, bu durumun hukuki güvenlik ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerekkuralın Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
15. 6216 sayılı Kanun’un43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleriyönünden de incelenmiştir.
16. Anayasa’nın 35.maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmeksuretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değerifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkınıkapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek vekanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren birhaktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma vemülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veyamülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil eder (AYM,E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, §§ 26, 27; E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§17, 18; E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 22).
17. Anayasa’nın “Hakarama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında da “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesinioluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, bu hakların kullanımınıengelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak kanun hükümlerinin Anayasa’nınanılan maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır. Maddeyle güvence altına alınanhak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4,26/1/2022, § 28).
18. Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerdendeğer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktuesas üzerinden alınmaktadır. Maktu harca tabiişlemlerde harç peşin ödenmektedir. Nispi harç alınması gereken hâllerde iseharcın 1/4’ünün peşin olarak ödenmesi gerekmektedir. Davanın reddine kararverilmesi durumunda davacı maktu karar ve ilam harcından sorumlu tutulmaktadır.Davanın kısmen veya tamamen kabulüne karar verilmesi durumunda ise davacıödediği karar ve ilam harcının tamamını -davalıdan- geri alabilmektedir.
19. Belli bir değerleilgili yabancı mahkeme kararının tenfizi talebiyleaçılan davada davanın kısmen veya tamamen kabul edilmesi durumunda davacı peşinödediği harçları davalıdan geri alsa da dava sonuçlanana kadar nispi karar veilam harcı olarak ödediği tutardan mahrum kalmış olmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmelerbkz. AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 26). Hüküm altına alınanuyuşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanan karar ve ilam harcı ise davalıyayükletilmektedir (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).
20. Ayrıca davanın kabuledilen kısmına karşı istinafa veya temyize başvurulması durumunda karar ve ilamharçları açısından (1) sayılı tarifedeki oranlar bölge adliyemahkemeleri ve Yargıtayın tasdik veya işin esasınıhüküm altına aldığı kararları için aynen uygulanmaktadır. Bu itibarla tenfizdavalarında hükmolunmuş şeyin değerine göre nispi harç alınmasını öngörenkuralın davanın taraflarının mülkiyet hakkı ile hak arama özgürlüğünü-mahkemeye erişim hakkını- sınırladığı sonucuna ulaşılmıştır.
21. Anayasa’nın 13.maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlükleresınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması Anayasa’da öngörülensınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
22. Bu kapsamdamülkiyet hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanunidüzenlemenin şeklen var olması yeterliolmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecekşekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
23. Harç, kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğuhizmetlerden yararlananlardan bu yararlanmaları karşılığı alınan bedel olupkamu hizmetinden yararlananların ödeme güçlerine bakılmaksızın harca tabitutulması asıldır (AYM, E.2012/91, K.2013/86, 10/7/2013). Yargı faaliyetleri deuyuşmazlıkların çözümü yoluyla kişilere özel bir yarar sağladığından bufaaliyetlerden dolayı ilgililer harca tabi tutulabilir.
24. Bununla birlikte devletin harç alma yetkisinindayanağını oluşturan Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Vergi,resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veyakaldırılır.” denilmektedir. Bu kapsamda vergilendirmede genel kural kanunlabelirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınmasıdır.Dolayısıyla kanunla yapılması koşuluyla bir kamu hizmetinden harç alınması veharcın hesaplanma ölçüsü ile miktarının belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisindedir (AYM, E.2016/195,K.2017/158, 16/11/2017, § 44).
25. Temel haklarısınırlayan kanunun keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilirnitelikte olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devletiilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişilerhem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecekşekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). DolayısıylaAnayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığındayorumlanmalıdır.
26. Kuralla tenfiz talebindebulunulan karar nedeniyle ödenecek harcın hangi ölçütlere ve hangi cetvele görebelirleneceği hususu herhangi bir tereddüde yervermeyecek biçimde açık, net, belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirnitelikte belirlendiğinden kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanmasıgerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır.
27. Anayasa’nın 35.maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıylasınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise hak aramaözgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakkın sınırlandırılmasımümkündür.
28. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında da “Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”denilmiş ve usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilkeyle yargılamamaliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlıyöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu ifadeedilmiştir (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 18).
29. Yargı harçları, yargıhizmetinden yararlanılması karşılığında devlete ödenen katkı payını ifadeetmektedir. Yargı harcı ödeme yükümlülüğünün getirilmesiyle, bölünebilen birkamu hizmeti olan yargı hizmetinden yararlananların bu hizmetin maliyetinin birkısmına katlanması hedeflenmektedir (FamiyeBeğim ve Mehmet Tahir Beğim,B. No: 2017/21882, 10/2/2021, § 45; KemtaşTekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023, §59).
30. Bununla birlikte yargı harçları, yargı mercilerinegereksiz talepler yöneltilmesinin engellenmesi işlevine de sahiptir. Yabancıbir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi içinaçılacak davalardan bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değerine göre (1) sayılıtarife gereğince harç alınacağını öngören kural yargı mercilerinin iş yükününazaltılması amacını taşımaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 33).
31. Yargı mercilerinin işyükünün azaltılması ve bu sayede önlerine gelen uyuşmazlıkları mümkün olan enkısa sürede çözebilmelerinde kamusal bir fayda bulunduğu açıktır. Bu itibarlakuralla mülkiyet hakkına ve hak arama özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kamuyararı dışında bir amaca yönelik olduğu söylenemez (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 33).
32. Bu yönüyle kural meşru bir amaca dayanmaktadır ancakkuralın meşru bir amaca yönelik olması yanında ölçülü de olması gerekir.
33. Anayasa’nın 13.maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç altilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmayaelverişli olmasını, gereklilikamaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amacadaha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre bellibir değere ilişkin tenfiz davalarında karar ve ilamharcının dörtte birinin peşin geri kalanının kararın tebliğinden itibaren biray içinde ödenmesi öngörülerek hak arama özgürlüğü ile mülkiyet hakkınagetirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerineuygun olması gerekir.
34. Taraflar dava açmakla ve davayı devam ettirmeklekural gereğince belli bir mali yüke katlanmak durumunda kalacağından kuralınsöz konusu amacı gerçekleştirmek için elverişli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Bu amaca daha hafif bir sınırlama ileulaşılmasının mümkün olduğu söylenemeyeceğinden kuralın gereklilik ilkesine deaykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
35. Kural gereğince davacı tenfizinitalep ettiği mahkeme ilamında yer alan değerin binde 68,31 oranı üzerindenhesaplanan karar ve ilam harcının 1/4’ünü dava açarken peşin ödemekdurumundadır. Davanın sonuçlanmasına kadar davacı bu mali yüke katlanmaktadır.Davanın reddi durumunda maktu karar ve ilam harcı davacının üzerindekalmaktadır. Davanın kabulü durumda ise peşin harçla birlikte kalan bakiyekarar ve ilam harcı davalıya yükletilmektedir.
36. Harcın nispi tarife üzerinden hesaplanmasınınorantılı olup olmadığının davalı yönünden de değerlendirilmesi gerekir.Öncelikle vurgulanması gerekir ki davalının yabancı mahkeme kararıyla tespitedilen borcunu, davacıyı tenfiz davası açmak zorundabırakmadan ifa etmesi mümkündür. Diğer bir ifadeyle davalının yabancı mahkemekararıyla tespit edilen borcunu ifa etmesi için yabancı mahkeme kararının tenfizine Türk mahkemelerince karar verilmiş olmasıgerekmemektedir. Davalının borcunu rızaen ifaetmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda borçlunun,yabancı mahkeme kararıyla tespit edilmiş borcunu rızaenifa etmeyerek aleyhine dava açılmasına ve yargı mercilerinin meşgul edilmesinekendisinin sebebiyet verdiğinin altı çizilmelidir. Borcunu rızaenifa etmeyen davalının, aleyhine açılacak muhtemel bir tenfizdavası sonucunda harç yüküyle karşılaşacağı da öngörülebilir niteliktedir.Ayrıca tenfiz talepleri için öngörülen harcın ilk kezTürkiye’deki mahkemelerde açılan davalarda ödenecek harç ile aynı orandaolduğunun da belirtilmesi gerekir.
37. Sonuç olarak tarafların katlanacakları mali yük ilemahkemelerin iş yükünün azaltılması yoluyla yargılamaların en kısa zamandasonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar karşılaştırıldığında kuralın tenfiz davasının taraflarına aşırı külfet yüklediğisöylenemeyeceği, kuralla elde edilmek istenilen kamusal yarar ile anılankişilere yüklenen külfet arasında orantısızlığın bulunmadığı sonucunavarılmıştır. Dolayısıyla kural mülkiyet hakkı ile mahkemeye erişim hakkınaölçüsüz bir müdahalede bulunmamaktadır.
38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bugörüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 35. ve 36.maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
IV. HÜKÜM
2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun;
A. 4. maddesininesasına ilişkin incelemenin anılan maddede yer alan “…değeri,…”ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE,
B. 4. maddesindeyer alan “…değeri,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, HasanTahsin GÖKCAN, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
17/10/2024 tarihinde karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI
KARŞIOY GEERKÇESİ
1. İncelenen kural ile yabancı mahkeme ilamlarının yerinegetirilmesine ilişkin Türk mahkemelerine açılacak davalarda, ilamlarda hükmekonu şeyin değerine, nev’ine ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harçalınacağı düzenlenmiştir. Çoğunluk gerekçesinde iptali istenen kurala göreyabancı bir mahkeme tarafından verilen ve belli bir değerle ilgili olanilamların tenfizi için açılacak davalarda hükümaltına alınan değer üzerinden binde 68,32 oranında karar ve ilam harcıalınacağı kabul edilmiştir. Nitekim iptal istemine vesile olan davanın daparasal değere ilişkin olduğu gözetildiğinde, bu tür davalarda kuralda yer alan“…nevi ve mahiyetine…” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanmaimkânı bulunmamaktadır.
2. Hak arama özgürlüğü kapsamında açılacak davalardayargı harcı alınıp alınmaması ve miktar ya da oranları konusunda yasamaorganının takdir yetkisi bulunmaktadır. Yabancı ilamların yerine getirilmesiyleilgili davalarda ilgili ülkede de harç ödenmiş olabilir. Bu durumda ülkemizmahkemelerinden tenfiz kararı alınması için harçkonulmasının da takdir alanı içinde olduğu söylenebilir. Bununla birlikte sözkonusu yetkinin ve takdir alanının da anayasal ilkelerle sınırlı olduğugözetilmelidir.
3. Harç, kamu hizmetlerinden yararlanacaklardan devlettarafından alınan bir bedel olup herkesten eşit oranda alınması gerekmekle (AYM10.7.2013, E. 2012/91 – K. 2013/86) birlikte harçların hizmetin gerçekkarşılığı olarak alınması gerektiği düşünülmemelidir. Bilindiği üzere hak aramaözgürlüğü ve etkili dava veya başvuru yolları oluşturulması devletin anayasalpozitif yükümlülükleri kapsamındadır. Anayasa’da güvence altına alınan temelhakların uygulamada ve gerçekte korunabilmesi bu etkili yolların kurulupişletilmesiyle bağlantılıdır. Devletin etkili idari ve yargısal yollarıoluşturma yükümlülüğüne karşın mahkemelere yapılacak başvurular için alınacakharçların da bu kapsamda değerlendirilmesi, toplumun ekonomik koşullarınauygunluğunun ve ölçülülüğünün gözetilmesi gerekir.
4. Davalara ilişkin maktu harçlar ülkenin genel ekonomikdurumuna göre ortalama bir bedel olarak belirlenmektedir. Buna karşın nisbi harçlar ise davanın konusunu oluşturan maddi değerinbelirli bir oranı olarak öngörülmektedir. Örneğin 50 milyon Türk Lirasıdeğerindeki bir davada binde 68.32 oranında alınacak nisbi harç miktarı üç milyon dörtyüzonaltı bin TL olmaktadır. Yabancı ülke mahkemesindede belirli bir oranda nisbi harç alınmış olmasıörneğinde ise bu rakam ikiye katlanabilecek veya daha da fazla olabilecektir.Dava açarken davacının peşin harcı ödediği, dava sonucuna göre nihayetindedavalının bu harcı üstlendiği düşünüldüğünde belirlenen harç bedeli iki tarafiçin de mahkemeye ve adalete erişime müdahale oluşturmaktadır. Sözgelimi aynımiktar dava konusuyla ilgili iki kez nisbi harcınödenmiş olması durumunda her iki taraf yönünden dava konusunun önemli biroranına tekabül eden bir harca katlanılması söz konusu olmaktadır. Bu durumyargı harcı vesilesiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüzlüğüne yolaçmaktadır. Bu nedenle kuralın iptali gerektiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 4. Maddesinde düzenlenen yurt dışındaki mahkemetarafından verilen kararın tenfizinde, ilamlardahükmolunmuş şeyin değerine göre nispi harç alınmasının mahkememizçoğunluğu Anayasa’ya aykırı olmadığına kararvermiştir. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu karara katılma imkânı olmamıştır.
2.Kural yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamın tenfiziiçin açılacak davalarda, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri göre (1) sayılıtarife gereğince (nispi) harç alınacağını öngörmektedir.
3. 492 sayılı Kanun’a bağlı (1) nolutarifede kural olarak asliye hukuk mahkemelerine dilekçe veya tutanakla davaaçma ve delil tespiti ilgili taleplerde başvuru harcı adı altında maktu harçalınacağı düzenlenmiştir.
4. Öte yandan anılan tarifede, belli bir değerle ilgilibulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi hâlindehüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranındakarar ve ilam harcının alınacağı hükme bağlanmıştır.
5. Davanın açılması sırasında kurallabelirlenen peşin harç yatırılmadan dava açılamadığından ve sonraki işlemlerdevam ettirilemediğinden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı açısından bir müdahale sözkonusudur.
6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70,21/2/1975, § 36).
7. AİHMmahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adilyargılanma hakkının sınırlandırılmasında sözleşmeci devletlerin takdir alanınasahip olduklarını kabul etmekte ancak,bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amacadayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararınıngerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacakşekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemesi gerekliliğiniifade eder. (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, §36; Sabri Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).
8. Anayasa Mahkemesi’ne göre de mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleriarasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28;Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç., B. No: 2012/1061,21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,§ 41).
9. Mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yolunabaşvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya caydırıcı nitelikte kişininmahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını ya da kişinin bizatihimahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeyeerişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, §31).
10. Tenfiz talebine ilişkindavada ancak tenfiz şartlarının mevcut olup olmadığıhususunda inceleme yapılabilir, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığıhususunda bir inceleme yapılamaz.
11. Anayasa Mahkemesinin önceki bir kararında; “…kanunkoyucunun yargı hizmetlerinin verilmesi karşılığında harç alınması biçimindedüzenleme yapma yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisinin Anayasa'nın36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal etmemesi için “harcınmiktarının makul olması”, “harcın alınmasında haklı bir amacın olması”,“ulaşılmak istenen amaç ile harç miktarı arasında orantı olması” ve “ödeme gücüolmayanlar bakımından etkili adli yardım sisteminin olması” kriterlerineuygun şekilde kullanılması gerekmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi içtihatları da bu yöndedir (Tolstoy-Miloslavsky/İngiltere,13.6.1995, No: 18139/91; Kreuz/Polonya, 18.6.2001,No: 28249/95; Bakan/Türkiye, 12.6.2007, No: 50939/99; Ülger/Türkiye, 26.6.2007,No: 25321/02).” denilmiştir (E.2012/60, K.2013/62, 22/5/2013).
12. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilipedilmediğinin tespiti açısından öncelikle “ödeme gücü olmayanlar bakımındanetkili adli yardım sisteminin olması” kriteri değerlendirilmelidir.
13. Dosyadaki davacı sermaye şirketi olan bir tüzelkişidir. 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinde tüzel kişiler açısından sadecekamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründüklerive mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamenödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler.Uygulamada da bunun dışındaki tüzel kişiler -örneğin sermaye şirketleri- anılandüzenlemedeki diğer koşulları sağlasalar da adli yardımdan yararlanamazlar(Yargıtay 3. HD, E.2023/2920, K.2024/845, 28/2/2024; Yargıtay 7. HD,E.2023/3074, K.2023/3748, 12/7/2023; Yargıtay 11. HD, E.2023/5719, K.2023/6055,23/10/2023).
14. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi bireysel başvurukararlarında ödeme güçlüğü içindeki sermaye şirketi olan tüzel kişilerin adliyardım müessesesinden yararlanamamasını mahkemeye erişim hakkı ihlali olarakgörse de uygulamada sermaye şirketleri bu haktan yararlanamamaktadır. AnayasaMahkemesi’nin kararlarının sübjektif etkisinin dahi tartışıldığı bir ortamdabir sermaye şirketi olan davacının benzer durumdaki şirketlerin adli yardımdanyararlanması konusundaki bireysel başvuru kararların objektif etkisi nedeniyleyararlanabileceği varsayımı gerçeklikten uzaktır. Tenfiztalebinde bulunan ve ödeme güçlüğü içinde bulunan herhangi bir sermaye şirketiancak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak bu haktanyararlanabilecektir. Bu durum ise başvuru harcının nispi olarak alınmasınedeniyle çoğu zaman davacı tarafa çok büyük bir külfet yüklemekte vedavacıların mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmektedir.
15. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalarınöncelikle meşru amacının olması gerekir. Mahkememiz çoğunluğu yargı mercilerinin gereksiz bir iş yüküylekarşılaşmaması ve bu sayede önlerine gelen uyuşmazlıkları mümkün olan en kısasürede çözebilmelerinde kamusal bir fayda bulunduğu gerekçesi ile sözkonusu kuralın meşru amacının olduğu sonucuna ulaşmıştır.
16. Söz konusu kuralın meşru amacının olmadığıkanaatindeyiz. Yargı sistemimizde alacak davalarında başvuru harcı olarak nispiharç alınırken bu ilamların icrası aşamasına geçildiğinde maktu harçalınmaktadır. Çünkü ilamın icrası da bir yönüyle alacak davasını açmadakigayeyi gerçekleştirmeye matuf bir aşamadır. İlamların icrası gereksiz değildir,bu durum yargı mercilerinin gereksiz bir işyüküyle karşılaşması sonucunu doğurmaz. Kişi alacağına yönelik ilamı almış olsada icra aşaması olmadan ilam bir sonuç doğurmamaktadır. Hiç kimse elinde ilamolmadan bu şekilde gereksiz bir şekilde mahkemeleri ya da icra dairelerinimeşgul edemez. Aynı şekilde yabancı mahkemelerce verilen ilamların Türkiye’deicra edilebilmesi için tenfiz işlemi gereklidir.Elinde yabancı bir mahkemece verilen ilam olmayan biri Türk mahkemelerinebaşvuramaz. Tenfiz işleminde nispi harç alınması yargı mercilerinin gereksiz bir iş yüküylekarşılaşmasını önlemez. Tenfiz davalarında nispi harçalınması gereksiz dava açılmasına değil hiç dava açılamamasına sebep olur. Budurum ise tarafların mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
17. Yine mahkememiz çoğunluğu söz konusu kuralınAnayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınanölçülülük ilkesinin üç alt ilkesiolan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık ilkelerine uygunolduğuna karar vermiştir.
18. Söz konusu kuralın gereklilik ve orantılılıkilkelerine de uygun olmadığı kanaatindeyiz.
19. Yargılama giderlerinin ölçüsüz olması, hak aramaözgürlüğü ve sağladığı güvenceleri işlevsiz hale getirme sonucudoğurabilecektir. Yüksek miktardaki giderler idarenin muhtemel keyfi işlemlerikarşısında bireylerin haklarını aramalarını zorlaştırabilecek, özellikle ödemegücü zayıf olan kişiler üzerinde caydırıcı sonuçlar doğurup, onların mahkemeyeve adalete erişimini engelleyebilecektir.
20. Gereklilik ilkesi, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahaleninzorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasınınmümkün olmamasını ifade eder. Mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasıiçin seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte bulunmalıdır. Söz konusukural ile dava açılması sırasında başvuru harcı nispi olarak alındığı gibidevamla Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hükümaltına aldığı kararları için de aynen uygulanmaktadır. Söz konusu kural ileulaşılmak istenen amaca maktu harç gibi daha hafif bir sınırlama ile ulaşılması mümkün olduğundan somut kural gereklilikilkesine aykırıdır.
21. Diğer yandan söz konusu kural mahkemeye erişimhakkına yönelik müdahale yönünden orantılı da değildir. Ziraorantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasınıgerektirmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamaylaulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkındanyararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığındasınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir. (Mustafa Berberoğlu, B. No: 2015/3324,26/2/2020, § 49).
22. Yargılama sistemimizdedava açılırken genel olarak; eda davalarında nispi harç;tespit davalarında ise maktu harç alınmaktadır. Somut dosyadaki tenfiz davasında işin esasına yönelik bir inceleme yapılmadığıgözetildiğinde, bu tür davalar eda davasından çok tespit davasına benzeyenyabancı tenfize konu ilamların icrasını sağlayan suigeneris bir yargı yoludur. Tenfizdavaları, genellikle evrak üzerinde, fazla emek ve mesai sarf etmeden ve kısasürede sonuçlandırılır. Örneğin bir boşanma ilamının tenfizindeyapılacak işlemler ile alacak içeren bir ilamın tenfizindekiişlemler arasında bir fark yoktur. Buna rağmen tenfizdavasında boşanma ilamı için maktu harç; alacak ilamı için nispi harçalınmasının haklı bir gerekçesi yoktur.
23. Taraflar asılyargılamanın yapıldığı yabancı mahkemelerde harç ödemektedirler. Ayrıca bukararların tenfizine ilişkin Türkiye’de binde 68,31oranında nispi harç ödemektedirler. Davanın kabulünden sonra davalı tarafındanistinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulması ve bu aşamalarda da kararıntasdiki durumunda yeniden harç ödemektedirler. Yabancı mahkemelerde ödenen harçhiç hesaba katılmasa bile tarafların Türkiye’de ödediği harç %20,50 oranınaulaşabilmektedir. Tenfiz sonrası icra aşamasında daödeyecekleri %10’u aşkın harç ile icra masrafları ve vekalet ücreti dikkatealındığında alacağın yarısından çoğu yargılama sistemi içinde kaybolmaktadır.Bu nedenle taraflara ağır ekonomik yük getirebilecek miktarda olan söz konusukural mahkemeye erişim hakkı açısından orantılı değildir.
24. Yukarıda açıklanansebeplerle dava konusu 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 4. maddesinin “…değeri,…” ibaresi Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerineaykırıdır.
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Kenan YAŞAR