anayasa mahkemesi kararı
Esas Sayısı : 2024/130
Karar Sayısı : 2024/235
Karar Tarihi : 25/12/2024
R.G. Tarih – Sayı : 26/2/2025- 32825
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;
A. 142. maddesinin(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…oturduğu yer…” ibaresindensonra gelen “...ağır ceza mahkemesinde…” ve “…en yakınyer ağır ceza mahkemesinde...” ibarelerinin,
B. 142. maddesinin(8) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Cumhuriyet savcısı…”ibaresinin,
C. 142. maddesine1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 139. maddesiyle eklenen (9) numaralıfıkranın ikinci cümlesinin,
Anayasa’nın 2., 37. ve 142. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Korumatedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kurallarınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 142. maddesi şöyledir:
“Tazminat isteminin koşulları
Madde 142 – (1)Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay veher hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içindetazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır cezamahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakınyer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. (Ekcümleler:2/3/2024-7499/13 md.) Ancak, 141 inci maddenin birinci fıkrasının (e),(f) ve (l) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 9/1/2013 tarihli ve 6384sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları HakkındaKanun hükümleri uygulanır. Bu fıkra uyarınca 6384 sayılı Kanun kapsamındaolmasına rağmen ağır ceza mahkemesine yapılan istemler, Komisyona gönderilir.Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikteyapılmış ise ağır ceza mahkemesi görev alanına girmeyen istemleri ayırmaksuretiyle Komisyona gönderir. Bu hâllerde ağır ceza mahkemesine yapılan istemtarihi esas alınır.
(3) Tazminat isteminde bulunankişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin vezararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesigereklidir.
(4) Dilekçesindeki bilgi ve belgelerin yetersizliğidurumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi hâlde isteminreddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresinde eksiği tamamlanmayan dilekçe,mahkemece, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur.
(5) Mahkeme, dosyayı inceledikten sonra yeterliliğinibelirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini Devlet Hazinesinin kendiyargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ederek, varsa beyan ve itirazlarını ikihafta içinde yazılı olarak bildirmesini ister.
(6) İstemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesindeve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarınınsaptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veyahâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.
(7) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/20 md.) Mahkeme,kararını duruşmalı olarak verir. İstemde bulunan ile Hazine temsilcisi,açıklamalı çağrı kâğıdı tebliğine rağmen gelmezlerse, yokluklarında kararverilebilir.
(8) Karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyetsavcısı veya Hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir; incelemeöncelikle ve ivedilikle yapılır. (Ek cümleler:2/3/2024-7499/13 md.) Kararyerinde görülmezse bölge adliye mahkemesince işin esası hakkında karar verilir.Bölge adliye mahkemelerince bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.
(9) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/144 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7078/139 md.) Tazminat davaları nedeniyle Avukatlık AsgariÜcret Tarifesi gereğince hesaplanan nisbî avukatlık ücreti ödenir. Ancak,ödenecek miktar Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler içinbelirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalariçin belirlenen maktu ücretten fazla olamaz.
(10) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/144 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7078/139 md.) Tazminata ilişkin mahkeme kararları,kesinleşmeden ve idari başvuru süreci tamamlanmadan icra takibine konulamaz.Kesinleşen mahkeme kararında hükmedilen tazminat ile vekâlet ücreti, davacıveya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesapnumarasına, bu bildirimin yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde ödenir.Bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde, karar genel hükümler dairesinde infazve icra olunur.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleriuyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, RıdvanGÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, SelahaddinMENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ınkatılımlarıyla 27/6/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında önceliklebaşvuruya engel bir durumun varlığı ile uygulanacak kural sorunlarıgörüşülmüştür.
2. Anayasa’nın152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmaktaolan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığıkararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardanbirinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varmasıdurumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmayayetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesinebaşvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren birdavanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olmasıgerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerindeortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya daolumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
3. 5271sayılı Kanun’un 142. maddesinde tazminat isteminin şartları ve yargılama usulü düzenlenmiştir.Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu ibarelerin yer aldığıbirinci cümlesinde tazminat davasının açılacağı görevli ve yetkili mahkemebelirlenmiştir. Anılan cümleye göre tazminat istemi,zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır cezamahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağırceza dairesi yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacaktır.
4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme,koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasında yetki hususunu değerlendirirken Kanun’un 142. maddesinin(2) numaralı fıkrasının “İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır cezamahkemesinde … karara bağlanır.” kısmına dayanmıştır. Dolayısıyla davayakonu tazminat talebiyle ilgili olarak zarara uğrayanın oturduğu yerdeki ağırceza mahkemesinin tazminat konusu işlemle ilişkili olması ve aynı yerde başkabir ağır ceza dairesinin bulunmaması nedeniyle en yakın yer ağır cezamahkemesinde tazminat talebinin ileri sürülmesi hususlarının söz konusuolmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla anılan cümlede yer alan “…enyakın yer ağır ceza mahkemesinde...” ibaresinin bakılmakta olan davadauygulanma imkânının bulunmaması nedeniyle söz konusu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddigerekir.
5. Öte yandan Anayasa’nın“Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işinesasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra onyıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrarbaşvuruda bulunulamaz.” denilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un “Başvuruyaengel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da“Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetedeyayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasayaaykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.” hükmüne yerverilmiştir.
6. 5271sayılı Kanun’un 142. maddesine 7078 sayılı Kanun’un 139. maddesiyle eklenen (9)numaralı fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinin “…ödenecek miktar Tarifedesulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az…”bölümüne yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 4/5/2023 tarihli ve E.2023/54,K.2023/90 sayılı kararıyla esastanreddedilmiş ve bu karar 15/6/2023 tarihli ve 32222 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itirazbaşvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen bölüm hakkında yeni birbaşvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 15/6/2023tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllıksüre henüz dolmamıştır. Bu itibarla anılan bölüme yönelik itirazbaşvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
7. Açıklanan nedenlerle 5271 sayılı Kanun’un;
A. 142. maddesinin(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…en yakın yer ağır cezamahkemesinde...” ibaresinin itirazbaşvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurununMahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 142. maddesinin(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...ağır cezamahkemesinde…” ve (8) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yeralan “…Cumhuriyet savcısı…” ibarelerinin esasının incelenmesine,
C. 142. maddesine1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 139. maddesiyle eklenen (9) numaralıfıkranın ikinci cümlesinin;
1. “...ödenecekmiktar Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenenmaktu ücretten az,...” bölümüne yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncüfıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğinceREDDİNE,
2. Kalan kısmınınesasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
8. Başvuru kararı ve ekleri, RaportörÖmer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusukanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunlarıngerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
A. GenelAçıklama
9. Ceza muhakemesi faaliyetinin amacına uygun olarakyürütülebilmesi ve muhakeme sonucunda hükmün infaz edilebilmesi için soruşturmave kovuşturma evresinde şüpheli veya sanık hakkında koruma tedbirleriuygulanmaktadır. Temel hak ve özgürlüklere doğrudan müdahale niteliğinde olmasınedeniyle koruma tedbirleri kanunda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş vebelirli şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar gerçekleşmeden tedbirlere maruz kalankişilerin maddi ve manevi zarara uğramaları söz konusu olabilir (AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, § 3).
10. Ülkemizde hukuka aykırı olarak hakkında koruma tedbiriuygulanan kişilerin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amacıyla tazminatyolu öngörülmüştür. Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde suç soruşturmasıve kovuşturması sırasında kişilerin uğradığı her türlü maddi ve manevizararlarını devletten isteyebilecekleri düzenlemesine yer verilmiştir. AnılanKanun’un 141. maddesinde tazminat nedenleri, 142. maddesinde tazminat talebininşartları ve yargılama usulü, 143. maddesinde tazminatın geri alınmasınıgerektiren hâller, 144. maddesinde ise tazminat isteyemeyecek kişilerdüzenlenmiştir.
11. Korumatedbirlerinden dolayı tazminat davası açma hakkı, hakkında koruma tedbiriuygulanan kişilere tanınmıştır. Tazminat davası bir dilekçe ile açılır.Kanun’un 142. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca tazminat isteminde bulunan kişinindilekçesine açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelikve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir. Anılan maddenin (6) numaralı fıkrasında ise söz konusudavalarda mahkemenin tazminat miktarını tazminat hukukunun genel ilkelerinegöre belirleyeceği belirtilmiştir.
12. Koruma tedbiri nedeniyle tazminat davasında davalıHazinedir. Maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca mahkeme dosyayı incelediktensonra yeterliliğini belirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini devletHazinesinin kendi yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ederek varsa beyan veitirazlarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmesini ister. (7) numaralıfıkrada ise mahkemenin kararını duruşmalıolarak vereceği, istemde bulunan ile Hazine temsilcisinin açıklamalı çağrıkâğıdı tebliğine rağmen duruşmaya gelmemeleri hâlinde yokluklarında kararverilebileceği hükme bağlanmıştır.
B. Kanun’un 142. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının BirinciCümlesinde Yer Alan “…oturduğu yer…” İbaresinden SonraGelen “...ağır ceza mahkemesinde…” İbaresinin İncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
13. Başvuru kararında özetle; 5271 sayılı Kanun’un 141.maddesinde öngörülen maddi ve manevi tazminata konu olan ve ceza yargılaması sırasındameydana gelen hukuka aykırı işlemlerin tespitinin ağır ceza mahkemelerinceyapılmasının gerekli olmadığı, bu tespitin hukuk mahkemelerince de yapılabileceği,ağır ceza mahkemelerinin asıl görevinin nitelikli bazı suçların yargılamalarınıyürütmek olduğu, dolayısıyla tazminat yargılamaları hususunda yeterli tecrübeyesahip olmadıkları, bu durumun ise davacılar ve davalı bakımından hakkayıplarına neden olabileceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 37. ve 142.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
14. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.
15. İtiraz konusukuralda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminin zarara uğrayanınoturduğu yer ağır ceza mahkemesinde görüleceği hükme bağlanmıştır.
16. Anayasa’nın“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınanhak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4,26/1/2022, § 28).
17. Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu,görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”hükmüne yer verilmiştir. Buna göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmakşartıyla düzenlenmesi hususu kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanunkoyucu takdir yetkisini kullanırken Anayasa’daki kurallara, özellikle de hukukdevleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir (AYM,E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
18. Bu itibarla kanunkoyucu, uyuşmazlıkların niteliklerini gözeterek Anayasa’daki yargı ile ilgilitemel ilkelere ve güvence kurallarına aykırı bulunmamak şartı ile mahkemeleringörevini ve yetkisini belirleyebilecektir. Bu bağlamda getirilen usulkurallarının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkınınöngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması gerekmektedir (AYM, E.2015/37,K.2015/119, 23/12/2015, § 13).
19. Kuralda korumatedbirleri nedeniyle tazminat davasının zarara uğrayanın oturduğu yer ağır cezamahkemesinde görüleceği hükme bağlanmak suretiyle söz konusu davalara bakmaklagörevli ve yetkili olan mahkeme belirlemiştir. Haksız koruma tedbirlerine karşıaçılacak tazminat davalarının ağır ceza mahkemesi dışında başka bir mahkemedeincelenmesini zorunlu kılan herhangi bir anayasal hüküm bulunmamaktadır. Anayasalbağlamda tazminat davalarında gözetilecek temel ilke söz konusu talebinbağımsız ve tarafsız bir mahkemede adil yargılanma hakkının güvencelerine uygunbir şekilde incelenerek uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi imkânının bulunupbulunmadığıdır.
20. 5271 sayılı Kanun’un 142. maddesinin(1) numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği; aynımaddenin (6) numaralı fıkrasında ise tazminat miktarının belirlenmesindemahkemenin gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerdenbirine yaptırmaya yetkili olduğu belirtilmiştir.
21. Anılan düzenlemeler dikkatealındığında koruma tedbiri niteliğindeki uygulamalar nedeniyle haksız olarakzarara uğradığı gerekçesiyle tazminat isteminde bulunan kişinin dava açma,iddia ve savunmada bulunma, her türlü delili ileri sürebilme hakkının bulunmasıyanında ilgili mahkemenin de gerekli gördüğü araştırmaları yapmaya yetkiliolduğu anlaşılmaktadır.
22. Öte yandan koruma tedbirleri,soruşturma ve kovuşturma sürecinde bir temel hakkı hükmün kesinleşmesinden öncekısıtlayan, geçici, gecikemez ve ilke olarak hâkim kararını gerektirentedbirlerdir (Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019, § 17). Koruma tedbirleri kanunlarda ayrıntılı bir şekildedüzenlenmiş ve belirli şartlara bağlanmıştır. Bazı koruma tedbirleri yönündenanılan şartlara uyulmaması söz konusu Kanun’un 141. maddesinde tazminat nedeniolarak öngörülmüştür.
23. Anılan maddede sayılan korumatedbirleri yönünden tazminat hakkının doğabilmesi için kişinin hukuka aykırıbir işleme tabi tutulduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bu durum ise ilke olaraktazminat davasına ilişkin yargılamayı yürüten mahkemenin öncelikle davaya konutedbirin hukuka aykırı olduğunu tespit etmesini gerektirecektir (benzer birdeğerlendirme için bkz. M.E. [2.B], B. No: 2018/696, 9/5/2019, §46).
24. Dolayısıyla ceza muhakemesisürecinde başvurulan bir koruma tedbirinin hukuka aykırılığının tespitinin cezamahkemesine bırakılmasını öngören kuralın mahkemeler arasında ihtisaslaşmanın sağlanmasının bir gereği olarak kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında yaptığı birdüzenleme olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın adil yargılanma hakkıgüvencelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
25. Öte yandan kural kapsamında koruma tedbiri niteliğindeki uygulamalar nedeniyle tazminat taleplerininzarara uğrayan kişinin oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde görülmesinin yargılamausulüne ilişkin olarak kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu buyönüyle kuralın Anayasa’nın 142. maddesiyle de çelişmediği anlaşılmaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddigerekir.
KuralınAnayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamdabelirtilen hususların Anayasa’nın 36. ve 142. maddeleri yönünden yapılandeğerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesiyönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 37. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un142. Maddesinin (8) NumaralıFıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Cumhuriyet savcısı…” İbaresininİncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
27. Başvuru kararında özetle; asıl görevi cezasoruşturması yürütmek olan Cumhuriyet savcısının hukuk muhakemesininuygulandığı koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında yeterlitecrübeye sahip olamayacağı, bu durumun da hak kayıplarına yol açacağı belirtilerekkuralın Anayasa’nın 2., 37. ve 142. maddelerine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
28. İtiraz konusu kuralda,koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında mahkeme kararına karşıCumhuriyet savcısının da istinaf kanun yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir.
29. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti;eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak veözgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunugeliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum vetutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimineaçık olan devlettir.
30. Hukuk devleti ilkesi gereğincekanunların kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. AnayasaMahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararıamacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nınçeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımıyapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibikamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır.Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece bellikişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde vekesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesineaykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlereuygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceğikanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesiyapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, §23).
31. Hâkimin gerek maddi vakıalarındeğerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıyadüşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm vermesi söz konusu olabilmektedir.Bu nitelikteki kararlara ilgililerin veya toplumun katlanmasını beklemek adaleteolan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu nedenle adil ve isabetliolmadığı düşünülen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesibir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
32. Bununla birlikte mahkemelerceverilen hükümlerin denetlenmesi konusunda devletin kanuni düzenleme yapmasıgerekmektedir. Mahkeme kararlarına karşı ne tür bir denetim mekanizmasınınöngörüleceğinin, bu denetimin hangi yargısal makam tarafından gerçekleştirileceğinin,kapsam ve sınırlarının, kimlerin talepte bulunabileceğinin belirlenmesihususlarında anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun geniş takdir yetkisibulunmaktadır (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2020/21, K.2020/53,1/10/2020, § 20).
33. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmadahazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaceza mahkemelerince yapılan duruşmalarda,hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve anılan Kanun’unzorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunmasının şartolduğu hüküm altına alınmıştır. Koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminatdavaları yönünden herhangi bir istisna öngörülmediğinden Cumhuriyet savcısının anılandavaların yargılamalarına katılacağı anlaşılmaktadır. Kanun’un 33. maddesinin(1) numaralı fıkrasına göre ise duruşmada verilecek kararlar Cumhuriyetsavcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten;duruşma dışındaki kararlar Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşüalındıktan sonra verilecektir. Söz konusu düzenlemeler gereğince korumatedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında Cumhuriyet savcısı duruşmalarabizzat katılacak, mahkemelere sunduğu mütalaalarla yargılama sürecine doğrudan etkidebulunacaktır.
34. Ceza muhakemesihukukunda hakikatin araştırılarak gerçeğe ulaşılması, kolektif yargılamayöntemi ile sağlanmaktadır. Kolektif yargılama; hükmün verilmesine iddia,savunma ve yargılama makamlarının birlikte katılmasını ifade eder. Kolektifyargılamanın metodu, hüküm verme faaliyetine katılacakların düşüncelerinikarşılıklı olarak bildirerek bütün süjelerin birbirlerinin fikirleriniöğrenmeleridir (AYM, E.2011/43, K.2012/10, 19/1/2012).
35. Cumhuriyet savcısı,ceza muhakemesinin gayesini gerçekleştirmek için sanığın lehine ve aleyhinedeliller ileri sürebilen, taleplerde bulunabilen, asıl amacı muhakemediyalektiğinin sağlanması olan, kendine has statü içinde bir ceza muhakemesisüjesidir (AYM, E.2011/43, K.2012/10, 19/1/2012).
36. İddia makamı olanCumhuriyet savcısı, kolektif hüküm verme faaliyetinin ve bunun sonucunda maddigerçeğe ulaşmanın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Cumhuriyetsavcısı bu görevini maddi gerçeğin araştırılmasını amaç edinen bir soruşturmayapmak, şüpheli veya sanığın lehine ve aleyhine elde ettiği bütün delillerihâkim veya mahkemeye sunmak, bu delillerin tartışılmasını sağlamak, bunun içinduruşmalara katılmak ve kararlara karşı yasa yollarına başvurmak suretiyleyerine getirir (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2011/43, K.2012/10,19/1/2012).
37. Cumhuriyet savcısınınkanun yoluna başvurabileceği mahkeme kararları, onun hukuka aykırı olduğunudeğerlendirdiği kararlardır. Koruma tedbirleri nedenine dayalı tazminatdavalarında bir yargılama süjesi olarak dava hakkında yakinen bilgi sahibi olanCumhuriyet savcısının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararları içinkanun yoluna başvurarak söz konusu kararların hukuka uygun olup olmadığınınistinaf mahkemelerince denetlenmesine imkân tanımasının adalete olan güvenininsağlanmasına, bireylerin hak ve özgürlükleri ile toplum menfaatinin korunmasınahizmet edeceği açıktır. Bu itibarla koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminatdavalarında mahkeme kararına karşı Cumhuriyet savcısının da istinaf kanunyoluna başvurabilmesini öngören kuralın kamu yararı amacına yönelik olduğusonucuna ulaşılmıştır.
38. Öte yandan kuraldaCumhuriyet savcısına istinaf kanun yoluna başvurması hususunda yetki verilmesininyargılama usulüne yönelik bir düzenleme olduğu ve bu hususun kanun koyucununtakdir yetkisi kapsamında bulunduğu gözetildiğinde kuralın Anayasa’nın 142.maddesiyle de çelişmediği anlaşılmaktadır.
39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddigerekir.
Kuralın Anayasa’nın 37. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ç. Kanun’un 142. Maddesinin (9) Numaralı Fıkrasının İkinci CümlesindeYer Alan “Ancak, …” ve “…ağır ceza mahkemelerinde takip edilendavalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamaz.” İbarelerininİncelenmesi
1. İtirazın Gerekçesi
40. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarladavacı ve davalı vekilleri adına hükmedilen vekâlet ücretlerine yönelik olarak hukukmahkemelerinde görülen tazminat davalarından farklı olarak önemli ölçüdesınırlama getirildiği, bu durumun ise vekiller yönünden hak kaybına yol açacağıbelirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 37. ve 142. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
41. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesiuyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönündende incelenmiştir.
42. İtiraz konusu kurallarla korumatedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilecek vekâlet ücretinin,Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde (Tarife) ağır ceza mahkemelerinde takipedilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamayacağı öngörülmektedir.
43. Kurallarla öngörülen düzenlemeninhakkında koruma tedbiri uygulanan davacı ile davalı devlet bakımından iki yönübulunmaktadır. Dolayısıyla kuralların anayasallık denetiminde bu iki hususunayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.
44. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır.Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisinesahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı birhaksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığıhaksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüpkanıtlayabilmesinin ya da zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yoluyargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/37,K.2021/63, 22/9/2021, § 17; E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104,K.2023/28, 16/2/2023, § 10).
45. Dava hakkının etkili bir şekildekullanılabilmesi, hukuk, idari ve ceza yargılamalarında kişilere avukatyardımından faydalanmaları hususunda gerekli imkânların sağlanmasıyla mümkündür. Yargılama gideri olan vekâlet ücretininmiktarının, hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların da bukapsamda değerlendirilmesi gerekir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, §20).
46. Bu itibarla dava aşamasında kimin lehine ya daaleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul hükmü olupmahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38; Mehmet Okutan ve MustafaOkutan, B. No: 2018/293, 18/5/2021, §43). Dolayısıyla taraflar aleyhine vekâlet ücretine ve yargılamagiderlerine hükmedilmesini ve tarafların yargılama sürecinde yüklendiklerigiderlerin karşı tarafa yükletilmesi talebinin reddini öngören düzenlemelermahkemeye erişim hakkını sınırlayabilir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B.No: 2018/27686, 17/11/2021, § 98). Bununla birlikte taraflar lehine hükmedilmesigereken vekâlet ücretinden tamamen veya kısmen yoksun bırakılması sonucunudoğuran uygulamalar da anılan hak açısından sınırlamalara neden olabilir (benzerbir değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 21).
47. Kurallar, dava değerinin yüksekolduğu yargılamalarda hakkında koruma tedbiri uygulanan ve davacı konumundaolan gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişileri lehine karar verilmesi yönündenincelendiğinde; hükmedilecek vekâlet ücretinin oransal hesaplama (nispivekâlet ücreti) yerine Tarifede ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalariçin belirlenmiş maktu ücretin üst sınırına kadar hükmedilmesi, davacı lehinedaha az vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.
48. Davacının, lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinden kısmenyoksun bırakılma sonucunu doğuran kurallarmahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.
49. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilensebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişimhakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’daöngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
50. Bu kapsamda mahkemeyeerişim hakkını sınırlamaya yönelik kanunidüzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıpkurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikteolmalıdır.
51. Esasen temel hakları sınırlayankanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukukdevleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıcakamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımındanda zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). DolayısıylaAnayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilikAnayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığındayorumlanmalıdır.
52. 5271 sayılı Kanun’un 142. maddesininitiraz konusu kuralların da yer aldığı (9) numaralı fıkrasında koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında Tarifegereğince hesaplanan nispi vekâlet ücretine hükmedileceği düzenlenmiş, itirazkonusu kurallarda ise nispi vekâlet ücreti için bir üst sınır belirlenereködenecek vekâlet ücretinin Tarifede ağır cezamahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenmiş maktu ücretten fazla olamayacağıhüküm altına alınmıştır. Buna göre koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminatdavasında vekâlet ücretinin tespitinde Tarifenin esas alınması öngörülmektedir.
53. Tarafların avukatlık sözleşmesiçerçevesinde avukat vasıtasıyla takip ettikleri bir ceza yargılamasında mahkemetarafından yargılama gideri kabul edilerek kararda ilgilisine yükletilecek vekâlet ücretininbelirlendiği Tarife 19/3/1969 tarihli ve 1136sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca her yıl TürkiyeBarolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca hazırlanmakta ve Adalet Bakanlığıncaonaylanarak yürürlüğe girmektedir.
54. Tarifede genellikle vekâlet ücretinin hesaplanmasında konusu para olmayan ve paraile ölçülemeyen davalarda maktu tarife, konusu para olan veya para ileölçülebilen davalarda ise nispi tarife esas alınmaktadır. Bazı durumlarda isekonusu para olan veya para ile değerlendirilebilen davalarda dahi maktutarifenin uygulanması kararlaştırılabilmektedir. Bazı istisnalar haricindekanunlarda hangi davalarda nispi, hangilerinde ise maktu tarifenin uygulanacağınailişkin bir hüküm bulunmamakta olup bu husus TBB’nin takdirine bırakılmıştır.
55. Kurallarda koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminatdavasında Tarife gereğince hesaplanan nispi vekâlet ücretinin uygulanması esasıbenimsenmiş olmakla birlikte hükmedilecek nispi vekâlet ücretinin yine Tarifedeağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalariçin belirlenen maktu ücretten fazla olmayacağı belirtilmek suretiyle budavalar yönünden ödenecek ücretin üst sınırı kanunla tespit edilmiştir.
56. Buna göre kurallarda korumatedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilebilecek vekâlet ücretiyleilgili olarak öngörülen üst sınırın herhangi birtereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğindekuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve buyönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.
57. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemeye erişim hakkıiçin herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlamanedeni belirtilmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özelsınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM,E.2023/101, K.2023/207, 30/11/2023, § 27).
58. Ayrıca adil yargılanma hakkı,niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira buhakkın Anayasa’da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte,bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargıteşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletindüzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahipolduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yöneliksınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlarlistesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin AnayasaMahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No:2016/14586, 10/11/2022, § 74).
59. Kuralların,koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında davanın kabulü hâlinde vekaletücretinden sorumlu olan Hazinenin aşırı yüksek ve ağır yargılama gideri yüküyle karşılaşmasının önüne geçilmesine katkısunacağı açıktır. Kamu kaynaklarının mali açıdan yönetiminin doğru ve etkin birşekilde yapılabilmesi için devletin karşılaştığı yargılama giderlerininazaltılması yönünde düzenlemelerin yapılması,kamunun bütçe dengesinin korunmasını sağlayacaktır. Bu itibarla kamuya aşırımali külfet yükleyeceği gerekçesiyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminatdavalarında Hazinenin ödeyeceği vekâlet ücretini azaltan kuralların anayasalyönden meşru bir amacının olmadığı söylenemez.
60. Kurallarlamahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması içinaynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altınaalınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanınamaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımındansınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif birsınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakkagetirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir.
61. Kurallar gereğince devletin ödeyeceği vekâletücretinin Tarifede ağır ceza mahkemelerindetakip edilen davalar için belirlenen maktu vekâlet ücretinin üzerindeolmamasının, devletin aşırı yüksek ve ağır yargılamagideri yüküyle karşılaşmasının önüne geçilmesini sağlayacağı, bu itibarlakuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğuaçıktır.
62. Kamu kaynaklarınınkorunması amacıyla Hazinenin aşırı yüksek ve ağır yargılama gideri yüküyle karşılaşmasının önünegeçilmesi için alınacak önlemler hususundaki takdir yetkisi kanunkoyucuya aittir. Koruma tedbirleri nedeniyletazminat davası açan davacının yargılama sonunda alacağı vekâlet ücreti içinmaktu bir üst sınırın öngörülmesi de söz konusu yetki kapsamındadeğerlendirilebilecek araçlardandır. Dolayısıyla kurallarla öngörülen vekâlet ücretine ilişkin sınırlamanın sözkonusu amaçlara ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
63. Mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamanınölçülü olabilmesi için orantılılık ilkesi gereğince öngörülen sınırlama ileelde edilmek istenen kamu yararı amacı arasında adil ve makul bir dengegözetilmelidir. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına öngörülen sınırlamanın,kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir.
64. Hukukdevletinde, bir kimsenin, başka bir kişinin hukuka aykırı işlem ve eyleminedeniyle uğradığı zararı o kişiden tazmin etmesini sağlayacak hukuksalmekanizmaların oluşturulması gerekir. Bu durum, aynı zamanda Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının da birgereğidir. Bu anlamda, haksız yere dava açmak zorunda bırakılan veya kendisinekarşı haksız yere dava açılan bir kimsenin o dava nedeniyle yaptığı masraflarınkarşı taraftan tazmini amacıyla tedbir alınması hukuk devletinin bir gereğidir(bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
65. Haksız yere dava açan veya dava açılmasına sebebiyetveren kişinin karşı tarafın yaptığı masraflardan sorumlu tutulması suretiylemali bir külfete katlanması, yargılama masraflarının bu kişi üzerindebırakılmasını gerektirmektedir. Başka bir ifadeyle yargılama giderinin haksızçıkan taraftan tahsil edilmesi, davada haklı çıkan tarafın o dava nedeniyle yaptığımasrafların giderilmesini sağlamaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014). Haklı çıkan tarafın masraflarınıngiderilmesine yönelik söz konusu amacın etkili bir yargılama yapılarak maddigerçeğe ulaşılması açısından da önemli olduğu açıktır.
66. Dava değerindenbağımsız olarak açılan her davanın tarafları açısından belirli ölçülerdeortalama bir maliyeti bulunmaktadır. Davanın nitelik itibarıyla karmaşık veçözümünün zor olması hâlinde vekilinin harcayacağı emek ve mesainin daha fazlaolacağı, bu durumun ise vekâlet ücreti bağlamında yargılama maliyetini daha daartıracağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla davacının dava açmakla katlanacağı külfetinavukatın hukuki yardımından etkili ve güvenceli bir şekilde yararlanması, busuretle yargılamada maddi gerçeğin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasıamacını zedelememesi ya da ortadan kaldırmaması gerekir (benzerdeğerlendirmeler için bkz. AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, §§ 58,59).
67. Davanın konusunun paraolması ya da parayla değerlendirilebilir nitelikte olması hâlinde vekâletücreti ve harç gibi yargılama giderlerinin bu değere göre belirlenmesigerektiği söylenebilir. Bu durumda tarafların avukata ödediği ücret davanındeğerine göre değişebilecektir. Ancak bazı durumlarda davanın değerindenbağımsız olarak objektif ve kabul edilebilir miktarlarla maktu vekâletücretleri belirlenebilir. Dolayısıyla yargılama giderlerine katlanmak zorundakalan tarafın haklılığının tespit edilmesi durumunda yaptığı masrafların giderilmesiiçin kendisine ödenecek vekâlet ücreti bakımından asgari ve üst sınırınbelirlenmesi mümkündür (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM,E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 39).
68. Davada haklı çıkantaraf ile avukat arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesindeki ücretin her birsözleşmede çok farklı miktarlarda olması mümkündür. Hükmedilecek vekâletücretinin tespitinde avukatlık sözleşmesinde belirlenen tutarın esas alınmasınınfarklı ve haksız uygulamalara yol açabileceği açıktır. Bu durum konusu vesebebi birbiriyle tamamen aynı olan davalarda farklı vekâlet ücretlerinehükmedilmesine, davada haksız çıkan bazı kişilerin benzer durumdaki diğerkişilere nazaran yüksek miktarlarda vekâlet ücreti külfetiyle karşılaşmasınasebebiyet verebilecektir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 38).
69. Bunun yanı sıra tarafların kendiaralarında yaptıkları sözleşmede belirlenen ücretin öznel olması vedenetlenebilir bir ölçütünün olmaması nedeniyle taraf açısından bu ücrete göredeğerlendirilebilecek bir maliyetin de her durumda gerçek maliyeti ifadeetmeyebileceği belirtilmelidir (AYM,E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 61). Dolayısıylayargılama sonucunda haksız çıkan kişi aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretitutarının belirlenmesinde haklı çıkan kişinin avukatıyla yaptığı sözleşmedekiücretin değil standarda bağlanmış bir tarifenin esas alınmasının makul olduğuanlaşılmaktadır.
70. Diğer yandan kurallar kapsamında tarafların lehine ya da aleyhine kararverilmesi hâlinde hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen maktu vekâletücreti her yıl TBB tarafından yayımlanan Tarifede belirlenmektedir. NitekimKanun’da vekâlet ücreti ile ilgili düzenlemelerin yapılacağı belirtilen ve 3/10/2024tarihli ve 32681 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarifenin ikinci kısmınınikinci bölümünde ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalarda maktu vekaletücreti 48.000 TL olarak belirlenmiştir.
71. AnayasaMahkemesi, yargı mercilerince karşı tarafayükletilecek vekâlet ücretine yönelik düzenleme öngören 1136 sayılı Kanun’un 169. maddesinin “…avukatlıkücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.” bölümünüincelediği kararında anılan bölümü davadeğerinin yüksek olduğu yargılamalarda gerçek kişi veya özel hukuk tüzelkişileri lehine karar verilmesi yönünden incelenmiştir. Söz konusu kararda hukuk,idari ve vergi uyuşmazlıklarında davaların niteliği, yargılama süreci, sarfedilen emek ve mesai gibi ölçütler dikkate alınarak bölüm kapsamında yargımercilerince taraflar lehine maktu ücrete göre belirlenen alt ve üst sınırlariçinde vekâlet ücretine hükmedilmesine imkân tanınmasının makul olduğu belirtilerekkuralın bu yönden orantılı olduğuna hükmedilmiştir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, §§ 62-64).
72. Kurallarla ağır ceza mahkemelerince dava değerindenbağımsız olarak karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücreti için Tarifeye görebelirlenen maktu vekâlet ücretinin üst sınırınınülke şartlarında makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu dolayısıyla kurallardakikamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasındaki dengeninbozulmadığı anlaşılmaktadır.
73. Bu itibarla koruma tedbirleri nedeniyle tazminatdavalarında davanın niteliği, yargılama süreci, sarf edilen emek ve mesai gibiölçütler dikkate alınarak kurallar kapsamında ağır ceza mahkemelerince davacılehine maktu ücrete göre belirlenen üst sınır içinde vekâlet ücretinehükmedilmesine imkân tanınmasının makul olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan ağır ceza mahkemelerince bu sınırı geçmemek kaydıyladüşük veya yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi durumunda da bunailişkin gerekçelerin kararda gösterilmesi gerektiği, bu yöndeki itirazların üstderece mahkemeleri nezdinde ileri sürülmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
74. Dolayısıyla kurallarda öngörülen sınır nedeniyle davadeğerinin yüksek olduğu yargılamalarda davacı lehine daha az vekâlet ücretine hükmedilmesiyle davacının dava açmaklakatlanacağı külfet arasındaki makul dengenin ortadan kaldırıldığı söylenemez.Bu itibarla kurallarla davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülenüst sınırın hedeflenen meşru amaç bakımından orantılı olduğu açıktır.
75. Diğer yandan kurallar, dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda davalı Hazine lehine kararverilmesi yönünden incelendiğinde;davalı Hazine lehine, dava değeri dikkate alınmadan Tarifede ağır cezamahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenmiş maktu ücretin üst sınırınakadar vekâlet ücretine hükmedilmesi, Hazine lehine daha az vekâlet ücretinintakdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.
76. Anayasa’nın 142.maddesine göre yargılama usulüne ilişkin kuralların belirlenmesi ve bu konudaihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması, bu kapsamda tarafların yaptığı hangitür giderlerin yargılama gideri olarak kabul edileceği ile yargılama gideri adıaltında hükmedilecek vekâlet ücretinin hangi ölçütlere göre tespit edileceğininbelirlenmesi anayasal ilke ve sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir(AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, § 36; E.2021/58, K.2024/14,23/1/2024, § 50).
77. Kanun koyucu takdir yetkisikapsamında anılan düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereğiolan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke gereğince bir kural ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin bulunması zorunludur (AYM, E.2021/18,K.2022/97, 8/9/2022, § 20).
78. Kurallar, davalıdevlet lehine karar verilmesi durumunda koruma tedbirlerine maruz kalan davacıaleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin tayininde esas alınacak meblağınobjektif olarak belirli, öngörülebilir ve ekonomik yönden onun üzerinde çokağır ve ciddi bir etki yaratmayacak, adalet ve hakkaniyet duygusunuzedelemeyecek makul bir miktar olmasının sağlanmasını amaçlamaktadır. Buitibarla kuralların bu yönüyle de meşru bir amaç taşımadığı söylenemez.
79. Davada haksız çıkan tarafayükletilecek vekâlet ücreti bakımından bir üst sınır öngörülmesinin objektif vekabul edilebilir nedenlerinin bulunduğu gözetildiğinde kuralların anılan meşruamaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu da anlaşılmaktadır.
80. Kanun koyucunun bazı davaların özelniteliğini de dikkate alarak tarafların yüksek miktarlarda vekâlet ücretitehdidi altında kalmaması amacıyla dava değerinden bağımsız olarak bu konulardabelirli sınırlar öngörmesi doğal karşılanabilir. Ancak bu sınırlara ilişkinkurallarla ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin de bulunmasızorunludur.
81. Avukatın emeği, çabası, işin önemi,niteliği ve davanın süresi gibi nesnel ölçütlerle en fazla Tarifede ağır cezamahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu vekâlet ücretikadar hükmedilecek ücretin standarda bağlanmışkabul edilebilir bir maliyeti ifade ettiği açıktır. Bu itibarla korumatedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarının niteliği, yargılama süreci,sarf edilen emek ve mesai gibi ölçütler dikkate alınarak kurallar kapsamındaağır ceza mahkemelerince taraflar lehine maktu ücrete göre belirlenen üstsınıra kadar vekâlet ücretine hükmedilmesine imkân tanınmasının makul olduğuanlaşılmaktadır.
82. Diğer yandan ağır cezamahkemelerince bu sınırı geçmemek kaydıyla düşük veya yüksek miktarda vekâletücretine hükmedilmesi durumunda da buna ilişkin gerekçelerin karardagösterilmesi gerektiği, bu yöndeki itirazların üst derece mahkemeleri nezdindeileri sürülmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarnedeniyle dava değerinin yüksek olduğu yargılamalarda Hazine lehine daha az vekâlet ücretine hükmedilmesi sonucundadevletin haksız bir şekilde davaya muhatap olmakla katlanacağı külfet ile davacıtarafın yüksek miktarlarda vekâlet ücretitehdidi altında kalmaması şeklindeki bireysel yarar arasındaki makuldengenin ortadan kaldırıldığı söylenemez. Bu itibarla kurallarla Hazine lehinehükmedilecek vekâlet ücreti için öngörülen üst sınırın hedeflenen meşru amaçbakımından ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
83. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2., 13,36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 37. maddesiyle ilgisigörülmemiştir.
IV. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun;
A. 142. maddesinin(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…oturduğu yer…” ibaresindensonra gelen “...ağır ceza mahkemesinde…” ibaresinin,
B. 142. maddesinin(8) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Cumhuriyet savcısı…”ibaresinin,
C. 142. maddesine1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 139. maddesiyle eklenen (9) numaralıfıkranın ikinci cümlesinde yer alan “Ancak,...”ve “...ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktuücretten fazla olamaz.” ibarelerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI