ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/135
Karar Sayısı : 2025/20
Karar Tarihi : 16/1/2025
R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2025-32886
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyleeklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılıKanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesitalebidir.
OLAY: Davacı tarafından, taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığıiddiasıyla açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırıolduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yeraldığı ek 1. maddesi şöyledir:
“Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.)
Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmîkurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekildetasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarınınyürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veyaimar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgiliidarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engelteşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliğiyapılır/yaptırılır. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.:2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (Ek cümle:16/11/2022-7421/3 md.) Busüre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleritarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin açılacak davalar, adliyargıda görülür.
(İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)
(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)
(İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, EnginYILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU,Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİLve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 23/7/2024 tarihinde yapılan ilk incelemetoplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesineOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı veekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkinrapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kurallarıve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Kamu yararının gerektirdiği hâllerdegerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazmalların devlet veya kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasına ilişkin usul veesaslar 2942 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Ancak idarelerin zaman zaman usulüneuygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın kamu hizmetlerine tahsis amacıylataşınmazlara fiilî veya hukuki olarak el attığı çeşitli durumlarlakarşılaşılabilmektedir. Buna göre kamulaştırma işlemlerine hiç başlanmamış veyakamulaştırma işlemleri tamamlanmamış olmasına rağmen taşınmazın fiilen kamuhizmetine ayrılması, üzerinde tesis yapılması, malikin rızası olmaksızıntaşınmazlara kısmen veya tamamen el konulması ya da malikin taşınmazınıkullanmasının fiilî veya hukuki olarak engellenmesi kamulaştırmasız el atmaolarak ifade edilmektedir.
4. Kural, kamulaştırmasız el atmanın birgörünümü olan hukuki el atma sebebine dayalı olarak bedel talebiyle açılandavalarla ilgilidir. 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinde; uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmîkurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekildetasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarınınyürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programlarının veyaimar uygulamalarının yapılacağı ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlarınilgili idarelerce kamulaştırılacağı veya her hâlde mülkiyet hakkınıkullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planıdeğişikliğinin yapılacağı veya yaptırılacağı belirtilmiştir.
5. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde, idarelerinbeş yıllık sürede söz konusu işlemleri yapmaması hâlinde uzlaşma süreci ile 3/5/1985tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda öngörülen idari başvuru ve işlemlertamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idariyargıda dava açılabileceği öngörülmekte ve bu davalarda taşınmazın değerinintespiti, tescili ve terkini, ödenecek bedel ve ödeme şekli gibi hususlardüzenlenmekteyken sözkonusu cümle Anayasa Mahkemesinin 28/12/2018 tarihli ve E.2016/181,K.2018/111 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Kararda, kanun koyucunun maddeninbirinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, mülkiyet hakkını kısıtlayan imarplanının değiştirilmemesi hâlinde taşınmazın ilgili idare tarafındankamulaştırılmasını amaçladığı, kamulaştırmanın ise Anayasa’nın 46. maddesindeöngörülen ilkelere göre yapılması gerektiği, ikinci cümlenin idarelerin özelmülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesini sürekli hâle getireceknitelikte olduğu, idarelerin söz konusu cümleyle kamulaştırma yapmak yerinekamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazlarıelde edebilme imkânına sahip olabileceği, böyle bir durumda devletin hukukabağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğinde ortadan kalkacağı belirtilmiştir (aynı kararda bkz. §§ 64, 67).
6. İptal kararı üzerine itiraz konusukural ihdas edilerek beş yıllık süre içinde söz konusu birinci cümledeaçıklanan işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafındanmülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak sorumlu idare aleyhine adliyargıda dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre uygulama imarplanlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre sonunda, tasarrufuhukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında kamulaştırma kararının verilmesi veya mülkiyethakkının kullanılmasına engel teşkil eden kısıtlılığı kaldıracak şekilde imarplanı değişikliğinin yapılması gerekmektedir. İlgili idarenin kamulaştırmayapmaması ya da kısıtlılığı kaldıran imar planı değişikliğinigerçekleştirmemesi hâllerinde ise kural uyarınca taşınmaz malikleri sorumluidare aleyhine mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak adli yargıdadava açılabilecektir.
7. Dolayısıylakural, ilgili idarelerin beş yıllık sürede belirtilen işlemleri yapmamasıhâlinde başvurulacak yargı kolunu belirlemekle birlikte hukuki el atmanınvarlığı hâlinde maliklere taşınmazın kamulaştırılmasını talep etme hakkını davermektedir. Nitekim uygulamada da hukuki el atmadan kaynaklı davalarda 2942sayılı Kanun’un ek 1. maddesi kapsamında taşınmaz değerine ilişkin olarak tespitedilen bedelin davalı idareden tahsili ile davacıya ödenmesine ve taşınmazındavacı adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline kararverilmektedir. Bu itibarla kural, yalnızca bir yargılama usulü hükmü olmanınötesinde ayrıca bir maddi hukuk kuralı olma özelliği de taşımaktadır.
B. İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallamülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin davaların adli yargıda açılmasınınöngörüldüğü, imar planlarının yapılması ve uygulanmasının idari işlemniteliğinde olduğu, bu itibarla söz konusu davalarda idari yargının görevliolması gerektiği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 125. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisinedeniyle Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri yönünden incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”denilmektedir.
11. Fiilî ve hukuki el atmanın konusunu oluşturantaşınmaz malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddütbulunmamaktadır.
12. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasınınhakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluylasahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma vetasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817,19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerindenyararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birininsınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlamaoluşturur (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Hak sahibinintaşınmazına kamulaştırmasız olarak el konulması mülkiyet hakkına yönelik birsınırlama niteliğindedir.
13. İmar planları onaylanarak idare ve bireyler açısındanhukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının onaylanmasından sonra özellikleimarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar planve programlarına uygun davranma, her türlü yapı için ilgili idareden izin almave izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etme yükümlülüğü ilgililer açısındandoğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılmasımülkiyet hakkını hukuken ortadan kaldırmamakla birlikte malikin mülkiyethakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu bağlamda kamuhizmetine ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşaat yapılması mümkünolamadığı gibi bu durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarınıntesisi yönünden yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından daolumsuz etkileri vardır.
14. Dolayısıyla imar uygulamalarının, bu bağlamdataşınmazların imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyethakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1.maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlaraayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir.Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi, mülkiyet hakkına getirilen busınırlamanın uzun süreli olması durumunda mülkiyet hakkına yönelik olaraköncekinden ayrı, yeni bir müdahale daha söz konusu olmaktadır (AYM, E.2016/196,K.2018/34, 28/3/2018, § 15). Diğer bir ifadeyle taşınmazın kamu hizmetineayrılmasından doğan kısıtlılıkların uzun sürmesi durumunda bu kısıtlılıklardankaynaklanan ve mülkiyetin kontrolü ve düzenlenmesi yetkisi kapsamında kalansınırlamaya ek olarak mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamındakalan yeni bir müdahale daha ortaya çıkmaktadır. Dava konusu kural, bu ikincimüdahalenin sonlandırılması ve giderilmesine yönelik olarak birtakımdüzenlemeler ihdas etmektedir. Buna göre, malikin mülkiyet hakkından kaynaklıbedele ilişkin olarak adli yargıda dava açma imkânı getirilmektedir. Yargı mercilerininuygulamaları gözetildiğinde bu davanın sonucunda mahkemece, malik lehinetaşınmaz bedelince tazminata hükmedilmenin yanısıra taşınmazın idare adınatesciline de karar verilmektedir.
15. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma işleminin tamamlanmadığıdurumda veya hiç kamulaştırma yapılmaksızın gerçekleştirilen müdahalelerde deAnayasa’nın 35. ve 46. maddelerindeki güvencelerin dikkate alınması gerektiğinibelirtmektedir (aynı yöndeki karar için bkz. AYM, E.2023/101, K.2023/207,30/11/2023, § 56; E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 173; E.2022/61, K.2022/101,8/9/2022 § 40).
16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyethakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür.Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerinsınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin degözönünde bulundurulması gerekmektedir.
17. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
18. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı,Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülükilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir.
19. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temelhakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallarınkeyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilirdüzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun buniteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukukdevleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olanhukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerininkeyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunmasıgereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
21. Kuralda hangi kapsamdaki hangi durumda, hangi yargıkolunda, kim tarafından ve hangi taleple dava açılacağı hususu tereddüde yervermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralınkanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
22. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa’nın sözüne de aykırı olamayacağıhükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hak veözgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüneuygunluktur.
23. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “Anayasa'nınsözü” ifadesi Anayasa’nın metnini, yani lafzını ifade etmektedir. Temel hakve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa’nın sözüne uygun olması şartıözellikle Anayasa’nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusuolduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğüyalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak içinbazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederekkoruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın normalanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ekbir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (2)[GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK],B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).
24. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde“Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçekkarşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallarıntamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir./Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakdenve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji vesulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanlarınyetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılantoprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitleödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; butakdirde taksitler eşit olarak ödenir./Kamulaştırılan topraktan, o toprağıdoğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşinödenir./İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemişkamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizuygulanır.” denilmektedir.
25. Anayasa’nın anılan hükmü gözetildiğinde kamu hizmetiiçin ihtiyaç duyulan ve imar planında kamu hizmetine tahsis edilen özelmülkiyetteki bir taşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesi ancak Anayasa’nın 46.maddesindeki ilke ve güvencelere uygun olarak gerçekleştirilen bir kamulaştırmasüreci sonucunda söz konusu olabilir. Kamu hizmetine ayrılan özel mülkiyettekibir taşınmazın Anayasa’nın 46. maddesindeki güvenceleri karşılamayan bir usullekamu mülkiyetine geçirilmesi mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nınsözüne aykırı olması sonucunu doğuracaktır.
26. Anayasa’nın söz konusu maddesine göre; özelmülkiyette bulunan taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olaraködenmesi, maddede sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması,taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerindekamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırma içinbelirtilen esaslardır.
27. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasındakamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıylakullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığınınödenmesi Anayasa’nın anılan maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özelbir güvence niteliğindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmedenyapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa’nın söz konusu maddesinin birincifıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır (AYM,E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 174; Kübra Yıldız ve diğerleri [GK],B. No:2018/32734, 28/7/2022, § 61).
28. Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülükilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılansınırlamalarda hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasındagözetilmesi gereken adil denge ancak malike kamulaştırmaya konu taşınmazınbedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırmasuretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike bedelinödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temineden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerekkamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçekkarşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleriarasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifadeedilmiştir (AYM, E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 18; bazı farklarla birliktebkz. Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).
29. Diğer yandan kamu hizmetlerinin yerine getirilmesiiçin taşınmaza ihtiyaç duyulması hâlinde 2942 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda kamulaştırmaiçin öngörülen usul ve esaslara uygun hareket edilmesi gerekmektedir.Kamulaştırmasız el atmanın bir görünümü olan hukuki el atma durumunda mevzuattaöngörülen süre içinde idarece kamulaştırma veya kısıtlılığı kaldıracak şekildeimar işlemlerinin yapılmaması hâli ortaya çıkmaktadır. Buna görekamulaştırmasız el atma sebebiyle mahkemelerce taşınmazın değerine ilişkin olarakhükmedilen bedel hukuka aykırı olarak ortaya çıkan durumun telafi edilmesisuretiyle tasfiyesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan yalnızca mahkemelercekamulaştırmasız el atma sebebiyle bedele hükmedilmesi değil hükmedilecekbedelin bir an evvel hak sahiplerine ödenmesi de hukuka aykırı durumun ortadankaldırılmasının bir gereğidir.
30. İtiraz konusu kuralda ise kamulaştırma işlemlerineilişkin olağan hukuki süreç tersine çevrilerek dava açma külfeti taşınmazınakamulaştırmasız el atılan malike yüklenmektedir. Ayrıca mahkeme kararlarıylahükmedilen taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi şartının yerinegetirilmesi sağlanmadan taşınmaz malikine ait tapu kaydının iptali ile davalıidare adına tesciline karar verilmesi hâlinde gerçek anlamda bir telafiden veyatasfiyeden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Zira Anayasa’nın 46. maddesininbirinci fıkrası -anılan maddenin ikinci fıkrasında belirtilen istisnai durumlarhariç- gerçek karşılığı peşin ödenmedikçe taşınmazın kamulaştırılmasına, diğerbir ifadeyle idare adına tesciline imkân tanımamaktadır. Hükmedilen bedelinmalike ödenmesi sağlanmadan taşınmazın idare adına tescil edilmesini önleyenherhangi bir güvence getirilmeden tasfiye amaçlı düzenlemenin Anayasa’nın 46.maddesindeki gereklilikleri karşıladığı söylenemez.
31. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihlive E.2016/181, K.2018/111 sayılı kararından sonra Kanun’un ek 1. maddesineeklenen kuralla hukuki el atma hâlinde taşınmaz malikleri tarafından bedeleilişkin olarak dava açılabileceği ve bu davalarda adli yargının görevli olduğubelirlenmekle birlikte anılan kararda vurgulananın aksine kamulaştırmanınAnayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ilkelere uygun yapılmasını sağlayacakherhangi bir kanuni güvenceye yer verilmediği görülmektedir. Bu hâliylekuralın, Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı olan kamulaştırmasız el atmauygulamasını olağanlaştırıp hukukileştirdiği ve kamulaştırmasız el atmayı,kamulaştırmaya alternatif olarak başvurulabilecek bir hukuksal araç olarakkabul ettiği izlenimi oluşmaktadır. Oysa idareyi Anayasa’nın 46. maddesindeöngörüldüğü şekliyle kamulaştırma yapma yükümlülüğünden kurtaracak herhangi birusul Anayasa’nın sözüne aykırı olacaktır.
32. Dolayısıyla imar planlarında umumi hizmetlere ayrılantaşınmazlara ilişkin olarak idarelere, kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırmaiçin Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde etme imkânıtanıyan kuralın Anayasa’nın sözüyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 125. maddesine de aykırı olduğuileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 35. ve46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olmasınedeniyle Anayasa’nın 125. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya dabunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetedeyayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kuraltekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığıgünden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemeküzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
35. 2942 sayılı Kanunu’nunek 1. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin iptali nedeniyledoğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğündenAnayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66.maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın ResmîGazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygungörülmüştür.
V. HÜKÜM
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddeninbirinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyleeklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya aykırıolduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncüfıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DEYAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI