ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/139
Karar Sayısı:2025/205
Karar Tarihi:8/10/2025
R.G.Tarih-Sayı:31/12/2025-33124
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kırşehir 2. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinin birincifıkrasında yer alan “…küçüğün,…” ibaresinin “ayırt etme gücüne sahipküçükler” yönünden Anayasa’nın 2., 10., 20. ve 35. maddelerine aykırılığıileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Trafikkazası nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükmü
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 369. maddesişöyledir:
“II. Sorumluluk
Madde 369- Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün,kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiğizarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onugözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararınmeydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akılzayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zararadüşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkilimakamdan ister.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
Kanun’un;
1. 16. maddesi şöyledir:
“Ayırt etme gücüne sahip küçükler vekısıtlılar
Madde 16- Ayırt etme gücüne sahipküçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendiişlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkısıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler vekısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.”
2. 339. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Ana ve baba, çocuğun bakım veeğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar.”
3. 340. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Ana ve baba, çocuğu olanaklarınagöre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsalgelişimini sağlar ve korurlar.”
II. İLK İNCELEME
1.Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan TahsinGÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf ŞevkiHAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR Muhterem İNCE, YılmazAKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 17/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİRANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu veilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kurallarıve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonragereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 4721 sayılı Kanun’un 367. maddesininbirinci fıkrasında aile hâlinde yaşayanbirden çok kimsenin oluşturduğu topluluğun kanuna, sözleşmeye veya örfe görebelirlenen bir ev başkanının olması durumunda evi yönetme yetkisinin ona aitolduğu belirtilmiştir. Buna göre evbaşkanlığından bahsedebilmek için birden çok kişinin ortak bir ev başkanlığıyönetimi altında birlikte yaşaması gerekmektedir.
4. Anılan fıkraya göre ev başkanlığıkanuna, sözleşmeye veya örf ve âdete göre kurulabilir. Söz konusuKanun’un 335. maddesinde ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velayetialtında olduğu, yasal sebep olmadıkça velâyetin ana ve babadan alınamayacağı;336. maddesinde ise evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velayetibirlikte kullanacakları düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun’un 186. maddesinin ikincifıkrasında evlilik birliğini eşlerin beraberce yönetecekleri belirtilmiştir.Dolayısıyla anne ve babasıyla yaşayan ergin olmayan çocukların anne ve babanınvelayeti altında olmaları, velayeti birlikte kullanmaları ve evlilik birliğinibirlikte yönetmelerine ilişkin bu düzenlemeler anne ve baba ile küçükarasındaki ev başkanlığı ilişkisinin kanuni temelini oluşturmaktadır.
5. Öte yandan 367. maddenin birincifıkrasına göre bir arada yaşayan kişilerin sözleşmeyle ev başkanınıbelirlemeleri de mümkündür. Sözleşme ilişkisine dayalı ev başkanı, gerçek kişiolabileceği gibi özel hukuk tüzel kişisi de olabilir. Geniş ailenin söz konusuolduğu birden çok kan ve/veya kayın hısımlarının bir arada yaşadığı durumlardaise ev başkanı örf ve âdete göre belirlenebilir.
6. Dolayısıyla ev başkanı ilişkisindenbahsedebilmek için aile hâlinde birlikte yaşama iradesine sahip kişilerüzerinde bir yönetim yetkisinin bulunmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Sözkonusu yönetim yetkisi zamana göre değişebilecek, diğer bir ifadeyle kişi farklızamanlarda iki farklı ev başkanının yönetimine tabi olabilecek ve bu hâllerde evbaşkanlığı yönetimi ve bu kapsamdaki sorumluluk birinden diğerine geçebilecektir.
7. Anılan fıkrada her ne kadar “Ailehâlinde yaşayan…” ibaresine yer verilmişse de söz konusu maddenin ikincifıkrasında evi yönetme yetkisinin kan veya kayın hısımlığı, işçilik, çıraklıkveya benzeri sebeplerle ya da koruma ve gözetme ilişkisi içinde ev halkı olarakbir arada yaşayanların hepsini kapsadığının belirtildiği gözetildiğinde evbaşkanlığı ilişkisinde bir arada yaşayan insanların sadece birbiriyle kan veyakayın hısımlığı bulunan aile bireyleri olması zorunluluğunun aranmadığıanlaşılmaktadır. Dolayısıyla koruma ve gözetme ilişkisinin bulunması şartıylafıkrada sayılmayan başka bireylerin de ev başkanının yönetimine tabi kişilerolması mümkündür.
8. 369. maddede ev başkanının sorumluluğu düzenlenmiştir.Anılan maddenin birinci fıkrasında ev başkanının ev halkından olan küçüğün,kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiğizarardan, alışılmış şekilde, durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onugözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararınmeydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumlu olduğubelirtilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “…küçüğün…” ibaresi itirazkonusu kural olup kural “ayırt etme gücüne sahip küçükler” yönündenincelenmiştir.
9. Doktrin ve yargı kararlarında da belirtildiği üzeremaddede ev başkanının yönetimi altındaki kişiler üzerindeki bu sorumluluğundikkat ve özen yükümlülüğüne dayanan kusursuz sorumluluk olduğu anlaşılmaktadır(birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2023/2412,K.2024/625, 14/2/2024; E.2023/1757, K.2023/3745, 14/12/2023). Birden fazla evbaşkanının olduğu hâllerde ise ev başkanları gözetim ve denetimi altındakikişilerin verecekleri zararlardan müteselsil olarak sorumlu olacaklardır (aynı yönde bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,E.2017/3-1049, K.2021/799, 17/6/2021; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2023/2431, K.2024/341,23/1/2024).
10. Öte yandan ev başkanının aynı zamanda veli olmasıdurumunda ev başkanının ayırt etme gücüne sahip küçükler üzerindeki özen vegözetim yükümlüğü velayet hakkından doğmaktadır. 339. maddenin birincifıkrasında anne ve babanın çocuğun bakımı ve eğitimi konusunda onun menfaatinigözönünde tutarak gerekli kararları alacağı ve uygulayacağı; 340. maddeninbirinci fıkrasında ise anne ve babanın olanaklarına göre çocuğu eğitecekleri veonun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlayarakkoruyacakları düzenlenmiştir. Anne ve babaların ayırt etme gücüne sahipçocuklarının üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumlu tutulmaları bu özen vegözetim yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır.
11. 369. maddenin birinci fıkrasında ayrıca evbaşkanı/başkanlarına kurtuluş kanıtı getirme imkânı sağlanmak suretiyle bukişilerin alışılmış şekilde, durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle zararvereni gözetim altında bulundurdukları veya bu dikkat ve özeni gösterselerdidahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceklerini ispat etmeleri hâlindesorumluluktan kurtulacakları belirtilmiştir. Anılan fıkrada ayrıca ev başkanınıngözetim ve denetimi altındaki kişilerin verdiği zararlardan sorumlu olacağıbelirtilerek sorumluluğun kapsamının haksız fiillerle sınırlandığıanlaşılmaktadır.
12. Diğer yandan ev başkanının/başkanlarının sorumluolduğu zararın üçüncü kişilere verilen maddi ve manevi zararları kapsadığıanlaşılmaktadır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2017/2764, K.2017/11656,25/10/2017).
13. Kuralda geçen küçük ibaresi ergin (reşit)olmayan kişiyi ifade etmektedir. Öte yandan 11. maddenin birinci fıkrasındaerginliğin on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı; ikinci fıkrasındaevlenmenin kişiyi ergin kılacağı; 12. maddesinde de on beş yaşını dolduranküçüğün, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabileceğidüzenlenmiştir.
14. 13. maddede ise yaşının küçüklüğü yüzünden veya akılhastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyleakla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin Kanun’a göreayırt etme gücüne sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralın kapsamınıoluşturan ayırt etme gücüne sahip küçüklerin on sekiz yaşını doldurmamış veergin kılınmamış olmakla birlikte akla uygun davranma yeteneğinden yoksunolmayan çocukları ifade ettiği anlaşılmaktadır.
B. İtirazın Gerekçesi
15. Başvuru kararında özetle; ayırt etme gücüne sahipküçüklerin haksız fiil sorumluluklarının bulunmasına karşın itiraz konusu kuralgereğince ev başkanının da küçüğün eylemi nedeniyle aynı zarardan sorumluolduğu, bu durumun normlar arasında çelişki oluşturduğu, bu yönüyle kuralın hukukdevleti ilkesiyle bağdaşmadığı, kuralla ayırt etme gücüne sahip küçükler ileayırt etme gücüne sahip diğer kişiler arasında haksız fiil sorumluluğubakımından eşitsizlik meydana getirildiği, ayrıca her anne ve babanın,çocuklarının fiillerinden kusursuz olarak sorumlu tutulmalarının çocuklara evdışındaki hayatlarında sürekli olarak müdahale edilmesine neden olacağı, budurumun özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkıylaörtüşmediği, anne ve babanın kusuru olmaksızın zarardan sorumlu tutulmalarınınise mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek kuralınAnayasa’nın 2., 10., 20. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
16. 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5.ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
17. Anayasa’nın17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkıile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkıbağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.
18. Anayasa’nın 5.maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır.
19. Anayasa’nın17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan yaşam hakkı ile maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkili şekilde korunmasıyalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Bubağlamda Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitifyükümlülükleri de bulunmaktadır. Anılan pozitif yükümlülükler bazı durumlardasöz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasınıgerektirir (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86,14/11/2019, § 13).
20. Devletin sözkonusu pozitif yükümlülüğü, kişinin uğradığı zararı tespit ve tazmin edeceketkili mekanizmalar kurma, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunanyargısal prosedürleri sağlama, bu suretle yargısal ve idari makamlarınkişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil birkarar vermelerini temin etme sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82,K.2022/167, 29/12/2022, § 49).
21. Öte yandan Anayasa’nın35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar,ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkınınkullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyethakkı güvenceye bağlanmıştır.
22. Mülkiyethakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğusınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondantasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (AYM,E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1.B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).
23. Anayasalanlamda mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilenher türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2018/106, K.2019/80,16/10/2019, § 14). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşkubulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlıayni haklar ve fikrî ve sınai mülkiyet haklarının yanı sıra icrası kabil olanher türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (bazı farklılıklarlabirlikte bkz. AYM, E.2017/172, K.2018/32, 28/3/2018, § 26; Mahmut Duran vediğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
24. Mülkiyethakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakkamüdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarıncadevletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.Devlet; kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkilibir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısalve diğer önlemleri almak zorundadır.
25. Devletin sözkonusu yükümlülük çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsunya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarınakavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özelkişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitifyükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır (AYM,E.2024/10, K.2024/97, 4/4/2024, § 23; E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17;E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §§ 13-14; Eyyüp Boynukara [1. B.], B.No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39, 40).
26. Bununlabirlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerde menfaatler dengesininkurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkıyönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafınmenfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir neticedoğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığınındeğerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönündebulundurulması zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte AYM, E.2019/11,K.2019/86, 14/11/2019, § 16).
27. İtiraz konusukural, ayırt etme gücüne sahip küçüklerin haksız fiil işlemek suretiyle üçüncükişilere verdikleri zararlardan ev başkanının sorumlu olmasını öngörmektedir.Kuralın ev başkanının ve üçüncü kişinin mal varlığı değerleri ile maddi vemanevi varlıklara ilişkin düzenleme içermesi nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 35.maddeleri bağlamında devlete yüklenen pozitif yükümlülükler çerçevesindeincelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede ise zarargören üçüncü kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı vemülkiyet hakkı ile ev başkanının mülkiyet hakkından kaynaklanan menfaat dengesidikkate alınmalıdır.
28. Ayırt etmegücüne sahip küçükler, 4721 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre haksızfiillerinden dolayı üçüncü kişilere verdikleri zarardan sorumludurlar. Bununlabirlikte kuralla, ayırt etme gücüne sahip küçüklerle birlikte, gözetimindeoldukları ev başkanları da küçüğün üçüncü kişiye verdiği zararlardan sorumlututulmuştur. Diğer bir ifadeyle ev başkanının sorumlu olması küçüğünsorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
29. Nitekim yargıkararlarında da fiil ehliyetine sahip bulunmayan küçükler tarafından haksız fiilişlenmesi durumunda iki tür sorumluluğun ortaya çıktığı, küçüklerin haksız fiilfaili olarak, ev başkanının ise anılan Kanun'un 369. maddesi gereğince zarargörene karşı sorumlu oldukları, her iki sorumluluğun da birbirinden farklıhukuki nedenlere dayandığı, zarar görenin küçüğe ve aile başkanına karşı birlikteveya ayrı ayrı dava açılabileceği, aynı zarardan her ikisinin de kendi mal varlıklarıile ayrı ayrı sorumlu oldukları belirtilmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi,E.2023/5776, K.2024/3527, 5/11/2024). Haksız fiilde bulunan küçüğünyanında ev başkanının da meydana gelen zararlardan sorumlu tutulması, hukukensorumlulukları bulunsa da küçüklerin çoğunlukla kendi mal varlıklarınınbulunmaması nedeniyle fiilen zararı tazmin etmekten yoksun olmalarındankaynaklanmaktadır (benzer yönde bkz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi,E.2015/12161, K.2018/5977, 7/6/2018; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2017/2764, K.2017/11656,25/10/2017). Nitekim sadece küçüğün sorumlu tutulduğu hâllerde çoğunlukla zarargören kişilerin bu zararlarını tazmin edemeyecekleri açıktır.
30. Diğer yandananne ve/veya babanın küçüğü topluma hazırlamak amacıyla dikkatli ve özenli eğitmesive yetiştirmesi, Kanun’un 339. ve 340. maddeleri gereğince anne ve babalarayüklenen bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün ev başkanı olan anne ve/veya babatarafından yerine getirilmemesi sonucu üçüncü kişilerin zarar görmesi hâlindeev başkanının ortaya çıkan zarardan sorumlu olmasının hakkaniyete aykırı olduğusöylenemez.
31. Ayırt etmegücüne sahip küçüklerin anne ve baba dışında ev başkanı olabilecek diğerkişilerin gözetiminde yaşamaları da mümkündür. Böyle bir durumda ev başkanı ileküçük arasında velayet bağı bulunmamakla birlikte küçük üzerinde özen vegözetim yükümlülüğünü ev başkanına yükleyen hukuksal bir bağ kurulduğu açıktır.Her hâlükârda ev başkanının sorumluluğu küçük üzerindeki özen ve gözetimyükümlüğünden kaynaklanmakta olup bunun kapsamını söz konusu yükümlülüğünyerine getirilip getirilmemesi oluşturmaktadır.
32. Kuralla ayırtetme gücüne sahip küçüğün üçüncü bir kişiye zarar vermesi hâlinde ev başkanınınbu zarardan sorumlu olması, karine olarak kabul edilmekle birlikte ev başkanıalışılmış şekilde, durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle küçüğü gözetimaltında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydanagelmesini engelleyemeyeceğini ispat ettiği takdirde söz konusu sorumluluktankurtulabilecektir. Kuralda yer alan alışılmış şekilde durum ve koşullarıngerektirdiği dikkat ölçütü her olayın özelliğine göre değerlendirilecektir.
33. Dolayısıylaayırt etme gücüne sahip küçüklerin üçüncü kişilere verdikleri zarardan evbaşkanının özen ve gözetim yükümlülüğünden kaynaklanan sorumluluğununöngörülebilir ve sınırlı olduğu, söz konusu yükümlülüğün yerine getirildiğiveya getirilse bile zararın oluşmasına engel olunamayacağının ortaya konulmasıhâlinde sorumluluktan kurtulmanın da mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
34. Öte yandan evbaşkanının kurtuluş kanıtıyla sorumluluk karinesinin aksini ispat etmesidurumunda doğrudan ayırt etme gücüne sahip küçüğün sorumluluğuna gidebilecektir.Ayrıca ayırt etme gücüne sahip küçüğün haksız fiilinden doğan zarardan küçüğünyanı sıra ev başkanının sorumlu tutulmasına ilişkin kuralın üçüncü kişininzararının giderilmesi açısından tamamlayıcı nitelikte olduğu açıktır.
35. Bu itibarla kuralkapsamında ayırt etme gücüne sahip küçükler yönünden üçüncü kişiye verilenzararlardan dolayı ev başkanının sorumlu tutulmasının buna ilişkin kurtuluşkanıtının varlığı da gözetildiğinde ev başkanı aleyhine aşırı bir külfete yolaçmadığı, ayrıca zarar gören açısından ayırt etme gücüne sahip küçüğün doğrudansorumluluğuna gidilebileceği dikkate alındığında tarafların çatışan menfaatleriarasındaki makul dengenin de ortadan kaldırılmadığı, bu yönüyle kuraldadevletin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyethakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle çelişen bir yönün bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine deaykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlarınAnayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyleAnayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 20. maddeleriyle ilgisigörülmemiştir.
IV. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun369. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…küçüğün,…” ibaresinin “ayırtetme gücüne sahip küçükler” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına veitirazın REDDİNE 8/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR