ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/4
Karar Sayısı : 2025/101
Karar Tarihi : 22/4/2025
R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve AylıkBağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerineaykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: 2330 sayılıKanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatınsorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralınAnayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLENKANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükmü
Kanun’un itiraz konusu3. maddesi şöyledir:
“Nakdi tazminat
Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden;
a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanunimirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100katı tutarında,
b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak içingerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ilesürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere(a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise %20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre,
Nakdi tazminat ödenir.
Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık;tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının(Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.
c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakditazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızcafüruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birineayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtimaeden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancakana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazlaolamaz.
d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporunalınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre,olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranıüzerinden avans ödenir.
Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yeralan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakditazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun;
1. 73. maddesi şöyledir:
“II. Rücu isteminde
MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği vebirlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâldetazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiylezamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumubirlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirdezamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihteişlemeye başlar.”
2. 146. maddesişöyledir:
“I. On yıllık zamanaşımı
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, heralacak on yıllık zamanaşımına tabidir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI,Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, YıldızSEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, YılmazAKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASINİNCELENMESİ
2.Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlananişin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasakuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunupincelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A.Uygulanacak Kural Sorunu
3. Anayasa’nın 152.ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olanmahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesininhükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğüaykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümleriniptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeleruyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elindeyöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptalitalep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kuralise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunlarınçözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacaknitelikte bulunan kurallardır.
4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 2330 sayılı Kanun’un nakdîtazminatı düzenleyen 3. maddesinin iptali talep edilmiştir. Anılan maddeninbirinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde söz konusu Kanun kapsamınagirenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, yaşamakiçin gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım vedesteğiyle sürdürebilecek şekilde malul olanlara, engelli hâle gelenlere veyaralananlara hangi oranda nakdî tazminat ödeneceği, (c) bendinde nakdîtazminatın kanuni mirasçılara intikali hâlinde ödeme usulü, (d) bendinde kesinraporun alınmasının uzayacağının anlaşılması hâlinde avans ödenmesine ilişkinhususlar düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise olağanüstü hâl durumunda nakdîtazminat miktarının indirilmesi ve nakdî tazminata ilişkin hükümlerinuygulanmaması konusunda Cumhurbaşkanının yetkili olduğu belirtilmiştir.
5. Bakılmakta olan davanın konusu kamu görevlisine 2330sayılı Kanun uyarınca ödenen tazminatın idare tarafından ilgililerden rücuentahsiline ilişkindir. Bu itibarla maddenin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu fıkra ve bentlere ilişkin başvurununMahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
B. Genel Açıklama
6. Haksız fiillerden doğan zararlarıntazminine ilişkin usul ve esaslar 6098 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un49. maddesinde kusurlu ve hukuka aykırı birfiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu hüküm altınaalınmış, 51. ve devamı maddelerinde tazminatın belirlenmesine ilişkin hususlardüzenlenmiştir. Buna göre haksız fiilden kaynaklananölüm veya bedensel zarar durumunda ölenin yakınları ve bedensel zarara uğrayankişi, zararın tazmin edilmesini bu Kanun’un anılan hükümlerine göre haksızfiilde bulunan kişiden talep edebilecektir.
7. Rücu davası başkasına ait bir borcuyüklenerek yerine getiren kişinin malvarlığında oluşan kaybı zarara neden olankişiden talep ettiği bir dava türüdür. Haksız fiil nedeniyle uğranılan zararıödeyen kişi de ödediği bedelin haksız fiilde bulunan kişiden tahsil edilmesiiçin rücu davası açabilir. Bu bağlamda haksız fiil nedeniyle meydana gelenzararı karşılayan idarenin haksız fiilde bulunan kişiye karşı rücu davasıaçması mümkündür.
8. Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyenalacaklının dava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir.Zamanaşımı süresi geçtikten sonra borçlu, borcu ifa ederse bu geçerli bir ifaolmakla birlikte borçlunun bu borcu ifa etmeme imkânı da bulunmaktadır. Birbaşka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklı için sebepsizzenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama olarak da kabul edilmez vezamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davasıaçamaz (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 11, 12).
9. Kanun’un 73. maddesinde rücu isteminin tazminatın tamamınınödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılınve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılıngeçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca 146. maddede kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, heralacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiş olup bu süre genelzamanaşımı süresi olarak kabul edilmektedir.
C. Anlam ve Kapsam
10. 2330 sayılı Kanun’da; bu Kanunkapsamında belli faaliyetlerde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı yada görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhâl veya buyüzden maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu ölmeleri veya engelliduruma gelmeleri hâlinde ödenecek nakdî tazminat ile birlikte bağlanacakaylığın ve sayılan nedenlerle yaralanmaları durumunda ödenecek nakdî tazminatınesas ve yöntemleri düzenlenmiştir.
11. Anılan Kanun’un 2. maddesinde Kanunkapsamına giren kamu görevlileri ve diğer kişiler belirlenmiş, 3. maddesindeise bu kapsama girenlere ödenecek nakdî tazminata ilişkin usul ve esaslarbelirtilmiştir.
12. Kanun’un 3. maddesinde nakdîtazminatın hesaplanma usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasınınitiraz konusu (a) bendinde Kanun kapsamınagirenlerden; ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek devlet memuru brütaylığının (ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, (b) bendinde ise yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz vehayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın %25'inden % 75'ine kadar yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilikve yaralanma derecesine göre nakdî tazminat ödeneceği belirtilmiş, sözkonusu bentleri bağlayan hükümde ise bu nakdî tazminatın tespitine esastutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek devletmemuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt tutarı olduğu belirtilmiştir.
13. Bukapsamda Kanun’la, başvuruları aranmaksızın, idare tarafından resen hareketegeçilerek Kanun kapsamındaki kişilere itiraz konusu kural uyarınca belirtilentutarda nakdî tazminat ödenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Ç. İtirazın Gerekçesi
14. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda nakdîtazminatın hesaplanmasında esas alınacak tarihin belirlenmesine rağmentazminata karar verecek olan komisyona başvuru ve komisyonun karar vermesüresine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, tazminat miktarı karar tarihinegöre değişkenlik göstereceğinden başvuru ve karar süresine ilişkinbelirsizliğin nakdî tazminatın rücu edileceği üçüncü kişilerin sorumlu olacağımiktarı öngörememelerine neden olduğu, kuralın bu yönüyle belirli veöngörülebilir olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 5.,17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
15. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez vevazgeçilmez haklarındandır.
16.Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır.Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınmış olanyaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkilibir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasınabağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitifyükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda sözkonusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasınıgerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §13).
17.Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin yaşama hakkı ile maddi vemanevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelereyönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkilimekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunanyargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamlarınkişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil birkarar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82,K.2022/167, 29/12/2022, § 49).
18.Ölüm veya cismani zarara uğrayan kişi bu vebenzeri zararlarının giderilmesini zarara neden olan gerçek veya tüzel kişidentalep edebilir. Ancak kanun koyucu kamusal nitelikteki bazı hizmetlerinifasındaki tehlike nedeniyle bu hizmetlerde ölenlerin yakınlarının veya yaralananlarınzararının devlet tarafından karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapabilir.Nitekim bazı görevlerin yerine getirilmesindeki tehlike gözetilerek 2330 sayılıKanun kabul edilmiş ve itiraz konusu kural kapsamında tazminatın hesaplanmasınailişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
19.Haksız fiilden kaynaklanan bedensel zararıntazminine ilişkin sistemin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisikapsamında olup bu konuda anayasal sınırlar içinde tazmin mekanizmasınındüzenlenmesi mümkündür. Kuralın da yer aldığı söz konusu Kanun, belli kamusalnitelikteki görevleri üstlenen kişilerin görevleri nedeniyle uğradıklarıbedensel zararın hızlı ve etkin biçimde tazmin edilmesini amaçlamaktadır.
20.Zarara uğrayan kişilere başvuru şartı aranmaksızın Kanun kapsamında nakdîtazminatın ödenmesi öngörülmüştür. Ancak idarenin resen harekete geçmemesidurumunda nakdî tazminat talep eden kişinin tazminatın ödenmesi için idareye başvurması, idarenin butalebi reddetmesi veya talebe cevap vermemesi hâlinde de 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre süresi içinde dava açması mümkündür.
21.Kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, nakdîtazminatın tespitine esas tutulacak aylığıntazminat verilmesine dair karar tarihindeki ek gösterge dâhil en yüksek devlet memuruaylığının brüt tutarı olduğu belirlenmeksuretiyle nakdî tazminat komisyonuna başvurunun gecikmesi veya komisyonun kararalma sürecinin uzaması hâlinde paranın satın alma gücünde değer kaybınauğraması önlenerek kişinin zararının etkin şekilde tazmin edilmesiamaçlanmıştır. Kaldı ki Kanunkapsamında karşılanmadığı düşünülen zararların doğrudan haksız fiilde bulunankişilerden tazmin edilmesine de herhangi bir engel bulunmamaktadır.
22. Bu itibarla kamusalnitelikte belli hizmetleri yerine getiren kişilerin zararlarının etkin şekildetazmin edilmesine ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Anayasa’nın 5. ve 17.maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
23. Öte yandan nakdî tazminatın ödenmesine eylemleriyleneden olan kişilere rücu edilmesine ilişkin bir düzenlemeye 2330 sayılıKanun’da yer verilmemiştir. Bununla birlikte idarenin ödediği tazminatı,tazminat ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere genel hükümlere göre rücuetmesi mümkündür. Başvuru kararında kuralda tazminatın hangi tarihteödeneceğine ilişkin olarak bir süre sınırı bulunmaması nedeniyle kuralın rücudavasına muhatap olan üçüncü kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altındabırakılmalarına sebebiyet verdiği ileri sürüldüğünden kuralın rücuen tazminatdavaları yönüyle de incelenmesi gerekir.
24.Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.” denilmeksuretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde birtemel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili birşekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıylasağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkınınkorunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.
25.Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklarile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerinalacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğubulunmaktadır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıylayararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıylayasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Buna göre biryandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması içinetkin bir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradanetkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılanmüdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkinbiçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11,K.2019/86, 14/11/2019, § 15; Hesna FundaBaltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, §72; Nihal Soydan [2. B.], B. No:2015/3112, 23/1/2019, § 35).
26. Alacağın süresinde ödenmemesi nedeniyle açılan davaveya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet haklarıçatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerinin alacaklı ve borçlutarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi gerekmektedir. Bununlabirlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesininkurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkıyönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her ikitarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardanbiri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir.Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesindeise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM,E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, § 26).
27. Uzun yıllaröncesine dayanan bir borcun ödendiğinin ya da sona erdiğinin ispat edilmesi,ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkin hukuki işlemlere ait belgelerin saklanmasıve eski olguların mahkemelerce değerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerekalacak hakkının talep edilmesi belirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuattaöngörülen benzer itiraz ve dava açma süreleri aynı zamanda hukuk devletiningereklerinden olan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudanilgili olup düzenlemelerle anılan ilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır.Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusunda hareketsiz kalması nedeniylealacağının tahsili için gerekli hukuki himayeden mahrum bırakmaktadır. Buşekilde borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecekuyuşmazlıklara karşı korunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altındakalmasının önlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§27, 28).
28.6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine görekanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımınatabidir. 2330 sayılı Kanun’da nakdî tazminata hak kazanan kişinin ne kadar sürede idareyebaşvurabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte genel zamanaşımısüresinin bu alacak bakımından da geçerli olduğu açıktır. Nitekim Danıştayiçtihadında da nakdî tazminat talebiyle yapılacak başvurunun 6098 sayılıKanun’da yer alan on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde yapılmasıgerektiği kabul edilmektedir (diğerleri arasından bkz. Danıştay 12. Dairesi, E.2019/7790, K.2021/4075,17/6/2021; E.2019/7714, K.2020/944, 5/2/2020; Danıştay 11. Dairesi, E.2016/435,K.2018/971, 20/2/2018; Danıştay 15. Dairesi, E.2013/2340, K.2015/1242,3/3/2015).
29. Anılan Kanun’un 73.maddesine göre rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlukişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatıntamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.Kişinin yerine getirdiği görev nedeniyle ölüm veya bedensel zararın idarecedoğrudan giderilmesini amaçlayan 2330 sayılı Kanun gereğince ödemeyi yapanidarenin bu tazminatın ödenmesine neden olan kişiye karşı açacağı rücudavasında da anılan zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Bu itibarla kuralın zarara neden olan kişilere karşı rücutalebinin ileri sürülebileceği süre yönünden hukukigüvenlik ve hukuki istikrar ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
30. Diğer yandan haksızfiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar her bir olayın somutözelliklerine göre tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde belirlenmekteolup haksız fiili nedeniyle tazminat ödenmesine neden olan kişinin sorumluluğuve bu kişiye rücu edilecek bedel kişinin neden olduğu zararla sınırlıdır.Dolayısıyla rücu edilecek kişinin haksız eylemi nedeniyle sorumlu olduğu miktarı öngöremeyeceği desöylenemez.
31. Bu itibarla haksızfiiliyle tazminat ödenmesine neden olan kişiye yöneltilebilecek rücu davasıbakımından, zarara uğrayan kişinin on yıllık genel zamanaşımı süresi içindeidareye başvurması gerektiği, idarenin tazminatın ödenmesine neden olan kişiyesorumlu olduğu miktarda rücu edebileceği ve bu alacak bakımından da 6098 sayılıKanun’un 73. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin geçerli olduğugözetildiğinde kuralın rücu davasına muhatap olan kişileri belirsiz bir süreödeme baskısı altında bıraktığı söylenemeyeceği, bu yönüyle kişilere ölçüsüzbir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle kural,Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilenhususların Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri yönünden yapılandeğerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40.maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
3/11/1980 tarihli ve2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin;
A. Birinci fıkrasının;
1. (c) bendi ileanılan fıkraya 7/6/1990 tarihli ve 3658 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen(d) bendinin itiraz başvurusunda bulunanMahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bentlereilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazınREDDİNE,
B. İkincifıkrasının itiraz başvurusunda bulunanMahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkrayailişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
22/4/2025 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI