ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1989/5 (SiyasîParti İhtar)
Karar Sayısı:1990/1
Karar Günü:22.2.1990
R.G.Tarih-Sayı:04.04.1990-20482
İHTARİSTEMİNDE BULUNAN : Cumhuriyet Başsavcılığı
İHTARİSTEMİNİN KONUSU : Kesinleşen mahkûmiyetleri nedeniyle Ferit İlsever ile HasanAli Karşılıyan'ın parti kurucu üyeliği ve parti üyeliğinden, Hüseyin Akar'ın daparti kurucu üyeliğinden çıkarılması hakkındaki Cumhuriyet Başsavcılığıbildiriminin gereğini yerine getirmeyen Sosyalist Parti'ye yasaya aykırılığıngiderilmesi amacıyla Siyasî Partiler Yasası'nın 104. maddesi uyarınca ihtaryapılması istemidir.
I-Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sosyalist Parti Genel Başkanlığı'na gönderdiği26.10.1989 günlü ve SP. 23 Hz. 1989/107 sayılı yazıda :
"Partinizkurucu üyelerinden Genel Başkan Ferit İlsever ile Merkez Karar ve YönetimKurulu üyeleri Hüseyin Akar ve Hasan Ali Karşılıyan hakkında 2820 sayılı SiyasîPartiler Kanunu açısından yapılan inceleme sonunda :
AdıgeçenlerinAnkara 4. Kolordu Komutanlığı nezdinde kurulu Sıkıyönetim 3 Numaralı AskerîMahkemesinin 20.8.1974 gün, esas 1974/1 ve karar 1974/25 sayılı kararıyla TürkCeza Kanunu'nun ikinci kitabının birinci babında yer alan 141 inci maddeuyarınca mahkûmiyetlerine karar verilmiş, bunlardan Ferit İlsever hakkındaki 20yşl, Hasan Ali Karşılıyan hakkındaki 15 yıl ağır hapis cezalarından 12'şeryılının 1803 sayılı Af Kanunu'nun 1 /C maddesi uyarınca infaz edilmediği,Hüseyin Akar'â ait 8 yıl ağır hapis cezasının ise 1803 sayılı Af Kanunu'nun 1/B maddesi uyarınca affa uğradığı saptanmıştır.
2839sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11 /f-2. maddesinde, milletvekiliseçilemeyecekler arasında "affa uğramış olsalar bile; .... TCK.nun 2.kitabının 1. babında yazılı suçlardan .... mahkûm olanlar" dasayılmaktadır.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrası siyasî partilerinmilletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar tarafından kurulabileceğinihükme bağlamıştır.
AynıKanunun 11/b-4. maddesinde de, TCK. nun 2. kitabının 1. babında yazılısuçlardan mahkûm olanlar siyasî partilere üye olamayacakları belirtilmiştir.
Bubakımdan; Ferit İlsever ile Hasan Ali Karşılıyan'ın siyasî parti kurucu üyesiolamayacağı gibi siyasî partilere üye olma yeterliliğine de sahip bulunmadıkları,Hüseyin Akar'ın ise siyasî parti kurucu üyesi olamayacağı saptanmışbulunduğundan, 2820 sayılı Kanun ve partiniz tüzüğü hükümleri uyarınca Feritİlsever ile Hasan Ali Karşılayan'ın partiniz kurucu üyeliğinden ve partiüyeliğinden, Hüseyin Akar'ın da partiniz kurucu üyeliğinden çıkarılması vesonucunun yazımızın tebliği tarihinden itibaren 20 gün içinde bildirilmesi ricaolunur" denilmektedir.
II-Sosyalist Parti'nin Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği 16.11.1989 gün ve 89/469sayılı karşılıkta :
"Başsavcılığınızınilgili yazısı ile Genel Başkanımız Ferit İlsever ile kurucularımızdan Hasan AliKarşılıyan'ın kurucu üye ve parti üyesi olamayacağı, kurucularımızdan HüseyinAkar'ın ise kurucu üye olamayacağı belirtilerek, Ferit İlsever ile Hasan AliKarşılıyan'ın üyelikten, Hüseyin Akar'ın ise kurucu üyelikten çıkarılmasıistenmektedir.
Kamuhukukunda, yapılan düzenlemelerin geriye yürümeyeceği, kazanılmış haklarınortadan kaldırılamayacağı ilkesi yerleşmiş bulunmaktadır. Adıgeçenkurucularımız, 2820 sayılı Yasa öncesinde milletvekili olma ve siyasî partikurma haklarına sahip bulunuyordu. 2820 sayılı Yasa, bu hakkı ortadankaldırmamıştır. Yapılan yeni düzenleme, hukukun temel ilkelerine uygundeğildir, ancak, 1803 sayılı Yasadan yararlananların haklarını ortadankaldırmamıştır.
1803sayılı Af Yasası'nın 7/B maddesi, "bu kanundan kısmen yararlananlarınfer'i ve mütemmim cezaları, ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarını da kapsamaküzere affedilmiştir" hükmünü taşımaktadır. Af Yasası'nın 7/B maddesindenyararlanan Ferit İlsever ve Hasan Ali Karşılıyan'ın aldığı mahkûmiyetinsonuçları ortadan kalkmıştır. 2820 sayılı Yasa'nın, sonradan haklarınakısıtlama koyması mümkün değildir. 2820 sayılı Yasa'nın 8. maddesi ile 2839sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11/b-2 maddesi hükmünün, bu yasalarınyayımlandığı tarihten sonra, aftan yararlanarak cezaları ortadan kalkanlarhakkında hüküm ifade etmesi gerektiği açıktır.
Nitekimuygulama da bu yöndedir. İlgili yasaların çıkarılışından önceki yıllardanbenzeri mahkûmiyetleri olan bazı "affa uğramış" yurttaşlar, partikurucusu ve milletvekili seçilebilmişlerdir.
Sonuçolarak, açıkladığımız nedenlerle, Genel Başkanımız Ferit İlsever ile MKYKüyemiz, Hasan Ali Karşılıyan'ın kurucu ve üye, kurucu üyemiz Hüseyin Akar'ınise kurucu üye olmasına yasal bir engel bulunmadığından, talebiniz yerinegetirilmemiştir" denilmektedir.
III-Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sosyalist Parti'ye ihtarda bulunulması isteminiiçeren 4.12.1989 günlü ve SP. 23.Hz.1989/107 sayılı başvurusu özetle şöyledir :
2839sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11/f-2 maddesi ". . . affa uğramışolsalar bile..." Türk Ceza Yasası'nın İkinci Kitabının birinci babındayazılı suçlardan mahkûm olanların milletvekili seçilemeyeceğini öngörmüş, 2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasında da siyasîpartilerin milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar tarafındankurulabileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca bu Yasa'nın 11. maddesinin ikincifıkrasının (b) bendinin 2. sırasında, Türk Ceza Yasası'nın İkinci KitabınınBirinci Babın'da yazılı suçlardan mahkûm olanların siyasî partilere üyeolamayacakları açıklanmıştır.
SosyalistParti kurucu üyelerinden, Genel Başkan Ferit İlsever ile Merkez Karar veYönetim Kurulu üyeleri Hüseyin Akar ve Hasan Ali Karşılıyan'ın Ankara 4.Kolordu Komutanlığı nezdinde kurulu Sıkıyönetim 3 No.lu Askeri Mahkemesi'nin20.8.1974 gün, Esas 1974/1 ve Karar 1974/25 sayılı Kararıyla Türk CezaYasası'nın ikinci kitabının birinci babında yeralan 141. maddesi uyarıncamahkûmiyetlerine karar verildiği, bunlardan Ferit İlsever hakkındaki 20 yıl,Hasan Ali Karşılıyan hakkındaki 15 yıl ağır hapis cezalarından 12'şer yılının1803 sayılı Af Kanunu'nun 1. maddesinin (C) bendi uyarınca infaz edilmediği,Hüseyin Akar'a ait 8 yıl ağır hapis cezasının ise aynı maddenin (B) bendiuyarınca affa uğradığı saptanmıştır.
Bunedenle Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26. 10. 1989 günlü ve SP. 23. Hz. 1989/107sayılı yazısıyla Yasa hükmünün yerine getirilmesi için Ferit İlsever ile HasanAli Karşılıyan'ın siyasî parti kurucu üyeliğinden ve siyasî parti üyeliğinden,Hüseyin Akar'ın ise siyasî parti kurucu üyeliğinden çıkarılması SosyalistParti'den istenmiştir.
Adıgeçensiyasî parti tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen 16.11.1989 gün ve1989/469 sayılı yazıdan bu isteğin yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
Oysa,2820 ve 2839 sayılı Yasa'lar, Anayasanın 68., 69. ve 76. maddesindeki esaslaragöre düzenlenmişler ve Sosyalist Parti de bu yasaların yürürlüğe girmesindensonra kurulmuştur. Ayrıca Anayasanın 76. maddesindeki "... affa uğramışolsalar bile ...." ibaresinde bu konuda geriye doğru işlerlik de kabuledilmiştir. Bu nedenlerle, Yasa'nın aradığı yeterliğe sahip bulunmayanların,siyasî parti kurucu üyesi ve siyasî parti üyesi olmaları düşünülemez.
Açıklananyasaların buyurucu hükümleri uyarınca Sosyalist Parti kurucu üyelerinden Feritİlsever ile Hasan Ali Karşılıyan'ın siyasî parti kurucu üyeliğinden ve siyasîparti üyeliğinden, Hüseyin Akar'ın siyasî parti kurucu üyeliğindençıkarılmasında zorunluluk bulunduğundan bunun sağlanması amacıyla, 2820 sayılıSiyasî Partiler Kanunu'nun 104. maddesi uyarınca bu siyasî partiye ihtar kararıverilmesi arz ve talep olunur.
IV-ESASIN İNCELENMESİ :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın başvuru yazısı ile ekleri, ilgili dosya ve işinesasına ilişkin rapor incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A)"İhtar kararı" verilmesi istenilen Sosyalist Parti, 1.2.1988 dekurulmuştur.
Adıgeçen siyasî parti hakkında, 15.2.1988 günlü İddianame ile Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmında yazılı kurallara aykırı davranması nedeniyle açılan kapatmadavası Anayasa Mahkemesinin 8.12.1988 gün, Esas 1988/2 ve Karar 1988/1 sayılıkararıyla reddedilmiştir.
Budava sırasında, parti kurucularıyla ilgili çalışmalarını sürdüren CumhuriyetBaşsavcılığı, ihtar istemine neden olan kurucu üyelerden Ferit İlsever, HasanAli Karşılıyan ve Hüseyin Akar'ın Anakara Sıkıyönetim 3 Numaralı AskerîMahkemesinin Esas 1974/1 ve Karar 1974/25 sayılı kararıyla mahkum olduklarınısaptamıştır.
Kuruculardan,Ferit İlsever'in Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının birinci babında yer alan141 /1 . ve 141/6. maddeleri uyarınca toplan 20 yıl ağır hapis cezasına mahkûmolduğu, cezasının 12 yılının 1803 sayılı Af Yasası'nın 1. maddesinin (C) bendiuyarınca affedildiği, Hasan Ali Karşılıyan'ın ise, aynı Yasa'nın 141 /1 .maddesi uyarınca 15 yıl hapis cezasına mahkûm olduğu ve 1803 sayılı Yasa'danyukarda belirtilen biçimde yararlandığı, Hüseyin Akar'ın cezasının da, yine afyasası uyarınca ortadan kalktığı anlaşılmıştır.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun "Partilerin kurulması" başlıklı 8.maddesinin birinci fıkrasında, siyasî parti kurucularının milletvekili seçilmeyeterliğine sahip bulunmaları koşulu öngörülmüştür. Bu yollamayla siyasî partikurucu üyeliği ile milletvekili olma koşulları arasında bağlantı kurulmuştur.Anayasa'nın "Milletvekili seçilme yeterliliği" başlıklı 76.maddesinin ikinci fıkrasında, açıklıkla "... taksirli suçlar hariç toplambir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar;.... ideolojik veya anarşik eylemlere katılmâ ... suçlarından biriyle hükümgiymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler."denilmektedir. 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun "Milletvekili seçilemeyecekolanlar" başlıklı 11. maddesinin (f) bendinin 2. sırasında "Türk CezaKanunu'nun İkinci Kitabının, Birinci Babında yazılı suçlardan ..... mahkûmolanlar" hükmünün yer alması da bu düzenlemelerle yasaklanan durumlarınneler olduğunu göstermektedir. Anayasa'da öngörülen "... ideolojikeylemler" ile 2839 sayılı Yasa'daki "Türk Ceza Yasası'nın İkinciKitabının birinci babında yer alan suç" sözü geçen Yasa'nın 141., 142. ve146. maddelerinin de amaçlandığını ortaya koymaktadır.
Siyasîparti kurucuları için öngörülen koşullar böylece Anayasa'dan kaynaklanan birdüzenlemeye dayanmaktadır. Ancak şu nokta belirtilmelidir ki, milletvekiliseçilebilmek için gerekli nitelikler Anayasa'da doğrudan belirtilmesine karşınsiyasî parti kurucuları için böyle bir anayasal düzenleme yoktur. Siyasî partikurucuları için öngörülen koşullar yasakoyucunun takdirine göreoluşturulmuştur.
CumhuriyetBaşsavcılığı, Yasa'nın öngördüğü düzenlemeye dayanarak yetkisini kullanmış veyasaya aykırı gördüğü aksaklığın giderilmesini ilgili siyasî partidenistemiştir. Bu istemin siyasî partice reddi üzerine, Siyasî Partiler Kanunu'nun104. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne ihtar için başvuruda bulunmuştur.
B)Siyasî Parti Kurucu Üyelerinin Yasal Niteliklerindeki Aykırılıkların İhtaraKonu Olup Olamayacağı Sorunu :
Hukuksalaykırılığın, Siyasî Partiler Yasası'nın 104. maddesinde öngörülen ihtarkararına konu olup olmayacağı, başka bir deyimle bu tür işlerin AnayasaMahkemesi'nin görev alanına girip girmeyeceği sorunu üzerinde de durulmuştur :
Birsiyasî partinin kurucu üyelerinde bulunması gerekli yasal nitelikler, SiyasîPartiler Yasası'nın 8. maddesinde gösterilmiştir. Bu niteliklere ilişkinaykırılıkların denetim ve giderilme yöntemi ile sonradan uygulanacakyaptırımlar aynı Yasa'nın 9. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; CumhuriyetBaşsavcılığı, öncelik ve ivedilikle kurucuların hukuksal durumunu incelemek vesaptayacağı aykırılıkların giderilmesini istemekle yükümlüdür. Bu aykırılıklar,Yasa'nın öngördüğü süre içerisinde giderilemezse parti kapatılmasına ilişkinhükümlerinin işletilmesi yoluna gidilmesi gerekir.
Partilerinkâpatılmasına ilişkin hükümler 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun Beşincikısmında düzenlenmiştir. Sözü edilen kurallar, kapatılma davası yönteminidavanın hangi nedenlere dayanılarak açılacağını ve dava açılma koşullarınıgöstermektedir.
Siyasîparti kurucu üyelerinin niteliklerinin Yasa'nın öngördüğü koşullara aykırılıkoluşturması durumu, Siyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmı'nda gösterilensiyasî partilerle ilgili yasaklar dışında kalmaktadır. Öte yandan, hukukaaykırılığın temelinde, bir bilgi veya belgenin verilmemesi değil, salt hukuksalbir uyuşmazlık bulunmaktadır. Bu durumda, bu tür hukuksal aykırılığıngiderilmemesinin yaptırımını Siyasî Partiler Yasası'nın 104. maddesi içeriğindearama:k gerekir. Gerçekten, bu maddenin işlevi, Cumhuriyet Başsavcılığı'nca birsiyasî partinin bu Yasa'nın Dördüncü Kısmı'nda yer alan yasaklar dışındakibuyurucu kurallarıyla diğer yasaların siyasî partilere ilişkin buyurucu kurallarınaaykırılık halinde bulunması nedeniyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi'nebaşvurarak ihtar kararı verilmesini sağlamaktır. Eldeki işte sözü edilen 104.maddenin uygulama alanı içerisine giren ve Siyasî Partiler Yasası'nın DördüncüKısmı dışında kurucu üyelerin nitelikleri üzerinde hukuksal bir anlaşmazlık sözkonusudur. Uyuşmazlık konusunun Siyasî Partiler Yasası'na aykırı olupolmadığını saptayacak makam da Anayasa Mahkemesidir. Kaldı ki, bu Yasa'nın,Danışma Meclisi'ndeki görüşmelerinde konu Anayasa Komisyonu sözcüsü tarafındanaçıkça dile getirilmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına girenve ihtar kararına konu olabilecek bir başvurudan söz edilebilir.
C)Kurucu Üye ve Parti Üyeliği Konusunda Hukuksal Noksanlığın Bulunup BulunmadığıSorunu :
SiyasîPartiler Yasası'nın 8. maddesi, siyasî parti kurucu üyelerinin taşımalarıgereken nitelikleri, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11. maddesineyollamada bulunarak göstermiştir. Sözü edilen maddede, seçilme yeterliliğikoşulları arasında, ".... affa uğramış olsalar bile ..." Türk CezaYasası'nın İkinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan mahkûm olmamakoşuluna da yer verilmiştir. Buna göre; bir siyasî parti kurucu üyesinin buolumsuz koşulu taşımaması zorunluluğu vardır.
İhtarkonusu olayda ise; kuruculardan üçünün de maddenin kapsamına giren cezamahkûmiyetlerine uğradıkları tartışmasızdır. Bunlardan, Ferit İlsever Türk CezaYasası'nın İkinci Kitabının birinci babşnda yazılı 141 /1 . ve 141 /6.maddeleri uyarınca toplam 20 yıl ağır hapis cezasına, Hasan Ali Karşılıyan,aynı nitelikteki suç nedeniyle toplan 15 yıl ağır hapis cezasına, diğer kurucuüye Hüseyin Akar ise aynı madde uyarınca 8 yıl ağır hapis cezasına mahkumedildikleri dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır.
Bukişiler hakkında 15.5.1974 günlü, 1803 sayılı Af Kanunu'nun ilgili hükümleriuygulanmış ve her üçü de fer'i ve mütemmim cezalarıyla ceza mahkûmiyetlerininsonuçlarını da kapsamak üzere affedilmişlerdir. 18.5.1974 gününde yürürlüğegiren bu Af Yasası'nın 7. maddesinin (B) bendinde "Bu kanundan kısmenyararlananların fer'i ve mütemmim cezaları, ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarınıda kapsamak üzere affedilmiştir." denilmekte ve partiden çıkarılmasıistenen kişilerin mahkûmiyet nedenleri maddenin devam eden tümcesinde yer alanayrık suçlar dışında kalmaktadır.
Anayasa,affın niteliklerinden ve sonuçlarından söz etmemiş, bunu yasaya ve dolayısıylayasakoyucunun takdirine bırakmıştır. Bundan ötürüdür ki, yasakoyucu, Anayasasınırları içinde çıkarılacak herhangi bir af yasasından affın hukukisonuçlarını ve etkisini bir yana bırakabileceği gibi değişik türde suçişleyenlerin ya da değişik cezalara çarptırılanların, aftan değişik ölçülerdeyararlanmalarını, hattâ haklı nedenleri varsa bir kısmının hiç yararlanmamasınısağlamaya yetkilidir.
Yasakoyucuyukarıda açıklandığı üzere, niteliğine müdahale etmediği takdirde, genel af,Türk Ceza Yasası'nın 97. maddesi gereğince "mahkûmiyetin neticesi olan tümehliyetsizlikleri" de ortadan kaldırır. Bu itibarla herhangi bir yasayagöre, ceza mahkûmiyeti bir ehliyetsizlik doğuruyorsa, o mahkûmiyetin genel afile düşmesi, ehliyetin geri dönmesini sağlar.
Anayasa'nın67. maddesinde yer alan "Seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasîparti içinde siyasî faaliyette bulunma ..." hakları, temel haklardandır.Anayasa'nın 76. maddesinde öngörülen "affa uğramış olsalar bile,milletvekili seçilemezler" diyen yasaklayıcı hüküm, bu hakkınkullanılmasına engel teşkil eden hürriyeti bağlayıcı asli cezaya yasal neticeolarak belirlenmiş bir "mütemmim" ceza türüdür. Mütemmim cezaların,mahkûmiyetin yasal sonucu olması nedeniyle ayrıca kararda belirtilmesi degerekmez.
1961Anayasası'nın 68. maddesinin ilk metninde bulunan "....affa uğramışolsalar da..." milletvekili seçilemezler hükmünü kaldıran 12.11.1969günlü, 1188 sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesi'nin 16.6. 1970 günlü ve 1 /31 sayılıkararıyla biçim yönünden iptal edildikten sonra 16.4.1974 günlü, 1801 sayılıYasa'yla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yasanın dayandığı gerekçe şöyledir ."Affa uğramış olsalar da ibaresinin metinden çıkarılması Anayasanınöngördüğü prensiplerin icabı olduğu kadar Ceza Hukuku'nun genel kurallarının dabir gereğidir. Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi de bu tertipkısıtlamalara cevaz vermez .... Bu itibarla mazide kalmış siyasî zedeleme veyaraların kâmilen sarılmasını teminen ve eşitlik prensibini tekabbül suretiyleçok mahdut kişilerin seçme ve seçilme imkânını engelleyen 68. madde metnindeyazılı -affa uğramış olsalar da- ibaresinin çıkarılması uygungörülmüştür."
Genelaf, memnu hakların iadesi kurumları, bireylerin yaşamını alt-üst eden, onlarıtoplumdan kopmanın ve ölünceye kadar birçok haklardan yoksun bırakmanındayanılmaz acısından kurtarmak için insancıl nedenlerle oluşturulmuşlardır.Onun için Türk Ceza Yasası'nın 97. maddesi hükmünce yukarıda da belirtildiğiüzere genel af, kapsamına aldığı suç ve suçlular yönünden ceza yasalarınıgeçici olarak ortadan kaldıran bir işlemdir. Bir başka deyimle genel af,işlenmiş olan eylemin suç olma niteliğini ortadan kaldırır ve böylece kanunsuzsuç ve ceza olmaz kuralı gereğince o eylem hakkında kamu davası açılamaz, aftanönce açılmış ise davaya devam olunamaz; genel af mahkûmiyet hükmükesinleştikten sonra çıkmış ise, ceza infaz edilemez ve mahkûmiyetin yasalsonucu olan ehliyetsizlikler de ortadan kalkmış olur.
SosyalistParti kurucu üyelerinden Genel Başkan Ferit İlveser ile Merkez Karar ve YönetimKurulu üyeleri Hüseyin Akar ve Hasan Ali Karşılıyan, Ankara 4. KolorduKomutanlığı nezdinde kurulan Sıkıyönetim 3 Numaralı Askerî Mahkemesi'nin20.8.1974 günlü, Esas 1974/1 ve Karar 1974/25 sayılı kararıyla mahkûm olmuşlarve ancak mahkûmiyetlerin nedeni olan suçları 7.2.1974 tarihinden önce işlemişbulundukları için 1803 sayılı ve 15.5.1974 günlü "Cumhuriyetin 50 nci YılıNedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun" danyararlanmışlardır. Bu suretle yitirilen ehliyetsizlikleri geri gelmiş vemilletvekili seçilebilmek ve dolayısıyla siyasî partilere kurucu üye olmakhakkı artık kendileri için belirlenmiş ve kazanılmış bir hak niteliğinedönüşmüştür.
Anayasa'nın15. maddesinin ikinci fıkrasında "... suç ve cezalar geçmişe yürütülemez..." denilmekte, 38. maddesi de "Kimse işlendiği zaman yürürlüktebulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçuişlediği zamân kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusundada yukarıdaki fıkra uygulanır ..." kuralını içermekte ve yine Türk Ceza Yasası'nın2. maddesi de "suçun işlendiği zamanın kanununa tâbi olacağı"ilkesini benimsemiş bulunmaktadır. Bu nedenle, 1961 Anayasası'nın verdiği birhakkın, olaydan çok sonra yürürlüğe giren 1982 Anayasası'yla geri alınması vekanunların yürürlük tarihinden önceyi kapsamı dışında bırakmasıdüşünülemeyeceği gibi hukuk düzenini kuran ve ayakta tutan hukukun üstünkurallarıyla bağlı bir hukuk devletinde bu tür ters bir uygulamanın yeriolamaz. Bu kural, ceza yasaları yönünden mutlak olmakla birlikte kimi ayrık durumlardışında tüm yasalar için dahi geçerli bir kuraldır. Yasa kuralları, genelde,konuldukları gün ve gelecek içindir. Böylece yeni çıkarılan bir yasada açıklıkyoksa, önceden yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre gerçekleşmiş durumlarlaelde edilmiş haklara dokunulamaz. Geçmiş, yeni bir yasanın etki alanı dışındakalır. Bu nedenle, 1982 Anayasası'nın ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nunyürürlüğünden önce milletvekili seçilebilme ve dolayısıyla siyasî partikurucusu olabilme hakkına sahip kılınmış ve sözü geçen haklar yönünden etkisibulunmayan bir mahkumiyetin yeniden ele alınması ve geriye yürüyecek biçimdebir uygulamaya konu edilmesi olanaklı değildir.
Açıklanannedenlerle, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sosyalist Parti'ye ihtarda bulunulmasıisteminin reddine karar verilmelidir.
MehmetÇINARLI, Servet TÜZÜN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN ve Erol CANSEL bu görüşekatılmamışlardır.
VI-SONUÇ :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'na aykırıdavranıldığı savıyla Siyasî Partiler Kanunu'nun 104. maddesi gereğinceSosyalist Parti'ye ihtarda bulunulması isteminin REDDİNE, Mehmet ÇINARLI,Servet TÜZÜN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN ve Erol CANSEL'in karşıoyları veoyçokluğuyla,
22.2.1990gününde karar verildi.
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
KARŞIOYYAZISI
EsasSayısı : 1989/5 (Siyasî Parti İhtar)
KararSayısı : 1990/1
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın, Siyasî Partiler Kanunu'na aykırı hareketindendolayı Sosyalist Parti'ye ihtarda bulunulması yolundaki talebinin reddine dairolan çoğunluk kararına -Sayın Üyeler Servet TÜZÜN, İhsan PEKEL ve ErolCANSEL'in karşıoy yazılarında belirtilen gerekçelerle- katılmıyorum.
Üye
Mehmet ÇINARLI
KARŞIOYGEREKÇESİ
EsasSayısı : 1989/5 (Siyasî Parti İhtar)
KararSayısı : 1990/1
İhtarkonusu uyuşmazlık, doğrudan siyasî parti kurucularının nitelik ve hukuksaldurumlarına ilişkin bir yasal düzenlemeden kaynaklanmaktadır.
Bunedenle, soruna, bu tür düzenlemelerin yarattığı hukukî durumların ortayakonmasıyla başlamak, daha sonra kural tasarrufların, bu tür hukukî durumlaraetkisini belirleyecek diğer konuları açıklamak yararlı olacaktır.
a)Genel ve Gayri Şahsî Hukukî Durumlar :
Hukukkurallarının doğurduğu kudret ve yetkilerle sorumluluklar hukukî durumuoluşturur. Bu durumlar ya genel ve gayri şahsi objektif veya muayyen - ferdîsubjektif olabilir.
Aynışartlar altında, aynı halde bulunan her şahsın aynı şekilde haiz olduğu kudretve yetkiler veya tâbi olduğu sorumluluk ve yükümlülükler genel, objektif hukukîdurumları teşkil eder. Kamu hukukunda siyasî haklar veya kamu hakları dediğimizyetkilerin tamamı, maliklerin durumu gibi maddî anlamda yasaların yarattığı tümdurumlar bu özelliği taşır.
Budurumlar, tanzimî objektif hukukî kaide tasarruflardan doğar. Bu tasarruflarınbelli konular üzerinde meydana getirdiği hukukî kurumlar birer statü oluşturur.Statü düzenlendiği zaman belli ve muayyen bir şahsın durumu gözönünde tutulmuşdeğildir. Statü ve doğurduğu hükümler, hukukî durumlar tamamen gayri şahsî,umumi ve objektiftir.
Objektifhukuku durumların dört temel özelliği vardır :
1-Genellik ve gayri şahsîlik, 2- Daimîlik, 3- Kural tasarruflarladeğiştirilebilmek, 4- Mutlak bir suretle feragat imkânsızlığı.
Genelhukuki durumlar aynı koşullar altında bulunan herkes için eşit ve aynı olduğundangenellik ve gayri şahsîlik özelliği taşırlar.
Budurumların daimiliğinden maksat, bunları doğuran hukuk kuralının mevcut olduğusürece, durumun da devam edeceği anlamındadır. Bu nedenle, devamlılık özelliğimutlak olmayıp bağlı bir durumdur.
Genelhukukî durumlar ilgili ferdin arzu ve iradesinin sonucu olmadığı, yasamaorganının veya yetkili idari organın kural bir tasarrufundan oluştuğu için,şartları da kendini doğuran kurala bağlıdır. Bu kuralın değişmesi ona dayananhukukî durumun da değişmesi sonucunu doğurur.
Sonbir özellik olarak bu durumlar ilgililerin arzu ve iradelerine değil,kendilerini doğuran objektif kural tasarrufa bağlı oldukları için bu, durumuniçinde bulunanların kudret ve yetkilerden vazgeçmeleri de hiç bir hükümdoğurmaz (Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları,Cilt:l, Sh. 479 v.d.).
Buaçıklamalardan sonra, denilebilir ki; Siyasî Partiler Yasası'nın siyasî partikurucularının hukukî niteliklere ilişkin olarak ortaya çıkardığı durum, genelve gayri şahsî bir hukukî durumdur. Kurucular için bir statü oluşturmuştur.
b)Kural Tasarruflardaki Değişikliklerin Hukukî Durumlara Etkisi :
Anayasa,Yasa, Tüzük, Yönetmelik gibi kural tasarruflar daima kaldırılabilir veyadeğiştirilebilirler. Bu da bunları ilga veya fesih veya değiştiren yeni birkural tasarruflarla olur.
Objektifhukuk alanında oluşan bu değişikliğin, bu kural tasarrufların doğurmuş olduğuobjektif ve genel hukukî duruma tesir edeceği ileride doğacak hükümlerikaldıracağı ve mevcut durumlara da son vereceği kuşkusuzdur. Objektifkuralların ve onlardan doğan genel hukuki durumların mahiyetlerinden çıkan bunetice o kadar mutlaktır ki bunların devamları için bir müddet tayin edilmişolması, belli ve geçici bir zaman için değiştirilemeyeceklerine dair birkuralın mevcut bulunması yasama veya kural düzenleme yetkisini taşıyanorganları ve bu değiştirme kudretleri üzerinde hiç bir tesir oluşturmaz. Zamanve mekân ihtiyaçlarından doğan ve o zaman ve mekânın kıymet hükümlerine tâbiolan objektif kuralın değişmezliğine dair olan hiç bir hüküm, kayıt ve şartınkıymeti yoktur. Bu gibi kayıt ve şartlara rağmen kural tasarruf değişebilir vebuna bağlı olan genel hukuki durumlar da aynı suretle değişebilir.
Vatandaşlık,seçim, askerlik, mülkiyet ve memur statüsündeki değişiklikler, eski statüdendoğan genel hukukî durumlara tesir eder. Eski durumlar ortadan kalkmış,yerlerine yeni statü hükümleri geçmiş olur. Bu sonuç siyasî bakımdan da hukukîbakımdan da kolayca açıklanır.
Siyasîbakımdan, her statü değişikliği toplumsal yaşamdaki ihtiyaçlara ve gelişimedayandığı için yeni statünün toplumun ihtiyaçlarına eskiden daha uygun olduğuve gelişme gösterdiği böylece, eski statüye göre daha üstün bulunduğu doğaldır.Bu yönden kıymetini kaybetmiş ihtiyaçlara karşın yetersizliği saptanmış eskistatünün uygulanması doğru olmaz.
Hukuksalaçıdan; genel hukukî durumlar, soyut ve gayri şahsi nitelikleri itibariyle haksahiplerini ferdî olarak ilgilendirmezler, bunların dayandığı objektif hukukkurallarının, statünün değişmesiyle beraber soyut ve gayri şahsî, genel hukukîdurumla da ortadan kalkmıştır. Bir Yasakoyucunun, bir neslin, bir siyasîzümrenin idaresi gelecekteki Yasakoyucuları ve nesilleri bağlayamaz. Bu nedenlehâle ve geleceğe, yürürlükte olan hukukî kıymeti ve kuvveti olan tek statününyani yeni statünün uygulanması tabiidir.
c)Genel hukukî durumlarda "kazanılmış hak" kavramı söz konusu olabilirmi' Yeni statü ortaya çıktıktan sonra eski statünün hal ve gelecekteuygulanmasına imkân olmadığı gibi yeni statünün kendisinden evvel ortaya çıkmışve tamam olmuş olaylara tatbikine imkân yoktur. Bu hadiseler o günün hukukîdüzeni içerisinde meydana gelmiş ve tamamlanmış oldukları için hukuk dünyasındayer almışlardır.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerden dolayı genel hukukî durumlarda kazanılmış hak da sözkonusu olamaz.
Örneğinidare hukuku alanında, İdare Hukukunun objektif kural tasarruflarla oluşturduğustatülerde kazanılmış hak hiç bir zaman bahis konusu değildir. Buradakazanılmış hak ancak statünün şartları dairesinde ferdî bir durum doğduktanyani genel durum ferdi duruma dönüştükten sonra söz konusu olur. Örneğinmemurun maaşı işledikten ve bu suretle ferdi bir alacak haline dönüştüktensonra kazanılmış haktan söz edilir.
NitekimAnayasa Mahkemesi de vermiş olduğu kararlarda bu görüşü yansıtmıştır. Örneğin"Albaylığa terfi koşullarını değiştiren kuralın yasanın yayımı tarihindeyürürlüğe girmesine" ilişkin itiraz yoluyla gelen bir davada şu görüşlereyer vermiştir.
"...Gerek öğreti,de ve gerek uygulamalarda tanımı çeşitli görüşe ve kabuleelverişli bir kavram olan (kazanılmış hak), özel hukuk ve kamu hukukualanlarında bireyler açısından önemli bir konudur ve genel olarak bir haksağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlariçin doğan öznel hakkın korunması anlamında kabul edilebilir.
Yasakoyucunun,bir kamu hizmetinde söz gelimi askerlik alanında görevin gerektirdiğinitelikleri ve koşulları saptamasını ya da saptanmış olanların değiştirmesini,Anayasa çerçevesi içinde kalmak kaydıyla, görevin ve ülkenin gereklerine vezorunluklarına göre serbestçe takdir edilebileceğini kabul etmek yerinde olur.Çünkü bu gerek ve zorunlukları en iyi bilecek durumda olan Yasakoyucudur.İtiraz konusu kural ile de yapılmış olan budur. Burada değişiklik tarihindenönce bir kazanılmış hak bulunup bulunmadığı önem kazanmaktadır ..."
"...Belli bir kuralın benzer olaylarda ve değişik zamanlarda değişik biçimdeuygulanması idarî işlemlerde istikrarı, idarenin ciddiyetini bozar, ilgililerinidareye karşı güvenlerini sarsar. Ancak kuralların değişmesi ile uygulamanın dadeğişmesi doğaldır. Kamu idaresi yürürlükten kalkmış bir kuralı değil, onunyerine konmuş yeni kuralı uygulamak zorundadır. Öte yandan idarenin kararlılıkilkesine uygun davranmış olup olmadığını denetlemek görev ve yetkisi AnayasaMahkemesi'nin değil, idari yargı yerlerinindir. Buna karşılık Anayasa'ya aykırıolmamak koşuluyla, yürürlükteki yasaların günün gereksinmelerine göredeğiştirilmesi veya kaldırılması ve koyduğu yasa kurallarının, kamu hizmetiningerektirdiği biçimde belli tarihlerde yürürlüğe konulması Yasakoyucununanayasal görevleri ve yetkileri içindedir. Bu bakımdan itiraz konusu yasakuralının idari istikrarı bozduğu savı da yersizdir.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerden dolayı itiraz konusu kural Anayasa'ya aykırıgörülmemiştir.
(10.3.1977,E. 1976/51, K. 1977/16; D. 15/216-243; RG. 25.6.1977/15977).
d)Siyasî Parti Kurucularına İlişkin 2820 Sayılı Yasanın 8. Maddesinin OrtayaÇıkardığı Durum :
Sözüedilen kural, siyasî parti kurucularına yönelik olmak üzere yeni bir statüortaya çıkarmış ve kurucuların taşıması gerekli nitelikleri objektif hukukkuralları ile gayri şahsî biçimde düzenlenmiştir.
Yasanınyürürlük tarihinden itibaren, tüm parti kurucuları yönünden uygulanacak kuraltasarruflar bu yasanın belirlediği kurallar olacaktır.
Buarada hatırlanmalıdır ki, 1982 Anayasası T.C. Devleti yaşamında yeni biranayasal dönem başlatmış, devletin temel kurumlarını yeniden oluşturmuştur.
İştesiyasî partiler de, yeni dönemde 2820 sayılı Yasanın öngördüğü hükümlere göreyapılanmaya başlamış, kuruluşlarını tamamlamışlardır.
SiyasîPartiler Yasası'nın yürürlüğe girdiği tarihte, siyasal yaşamda hiç bir siyasîparti mevcut olmadığı gibi bunların kurucuları da söz konusu değildir. Yeni birdüzende yeni bir partileşme öngörülmüş ve bu siyasî partilerin bağlı olacaklarıtemel kurallar belirlenmiştir.
Böylecedenilebilir ki, yeni anayasal düzene bağlı olarak kabul edilen Siyasî PartilerYasası tüm parti kurucularının uyması zorunlu statü kurallarını yeni baştanortaya koymuştur. Devletin yeniden yapılandığı bir dönemde, kabul edilen yenistatü istisnasız uygulanacaktır. Eski Anayasa ve buna bağlı yasalarınoluşturduğu genel hukuk^ı durumlar sona erdiği için bu dönemde yürürlükte olan,kural tasarruflara dayanılarak kazanılmış hak savanda da bulunulamaz.
İşte,yeni dönemde uygulanması zorunlu bir kural da; 2820 sayılı Yasa'nın 8.maddesinin, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11. maddesine yollamadabulunmak suretiyle kabul ettiği bir düzenlemedir. Bu kurala göre; affa uğramışolsalar bile, T. C. K.'nun ikinci kitabının birinci babında yazılı suçlardanveya bu suçların işlenmesini alenî olarak tahrik etme suçundan mahkûm olanlarınsiyasî parti kurucu üyesi olamayacağı öngörülmüştür.
Amacıve anlamı son derece açık alan bu kuralın tüm siyasî parti kurucuları içinuygulanması kaçınılmaz ve zorunludur.
e)Uygulanması istenilen yasa kuralının amaç ve kapsamı son derece belirgindir.Yasakoyucu yeni bir anayasal kurumlaşmanın başladığı bir dönemde devlet siyasalyaşamında, çok önemli görevler üstlenecek siyasal partilerin kurucularınıngeçmişte af edilmiş olsalar dahi belli suçlardan mahkûm edilmiş olmalarıhalinde, bu görevi üstlenemeyeceklerini açıklamıştır.
İhtardavasına konu olan kurucuların da; kuralın yasakladığı biçimde mahkûmiyeteuğradıkları tartışmasız olduğuna göre ihtar davasının koşullarıgerçekleşmiştir.
Öteyandan, söz konusu kuralın belirlenen biçimde anlaşılıp uygulanması da yeni birolgu olmayıp, Yüksek Seçim Kurulu'nun devamlılık gösteren karar veuygulamalarıyla saptanmıştır (Y.S.K. 22.5.1985 günlü, 313 sayılı ve 16.6.1987günlü, 235 sayılı kararları) .
f)Anayasal Kuralların Bağlayıcılığı, Üstünlüğü ve Yasakoyucu'nun Takdiri: Siyasîparti kurucularının niteliklerini belirleyen kural aslında, Anayasa'da yer alanâynı içerikli bir kuraldan kaynaklanmaktadır. Anayasanın 76. maddesindemilletvekillerinin niteliklerine ilişkin olarak yer alan bu kural, 2839 sayılıMilletvekili Seçimi Kanununun 11. maddesine geçmiş Yasakoyucu, Anayasa'nın 69.maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak aynı kuralı siyasî partikurucuları için de kabul etmiştir.
Şuduruma göre, Anayasal düzende ortaya çıkan bir kuralın uygulanması söz konusuolmaktadır.
Anayasalkuralların ise, üstünlüğü ve tüm kurum ve kuruluşları bağlayıcılığıtartışmasızdır.
Buarada yine belirtilmelidir ki, bir Anayasa Mahkemesi kararında denildiği gibi;"... seçme seçilme siyasî faaliyette bulunma hakkı kimi zaman AnayasaKoyucu tarafından kimi zaman Anayasanın verdiği sşnırlı yetkiye dayanılarakYasama Organı tarafından belirlenen SINIRLI HAKLARDIR ..." (An. M.K.E.1986/17, K.1987/11, 22.5. 1987, RG. 18.9. 1987/19580, Sh. 59) .
Öteyandan, Yasakoyucu belli konularda düzenleme yaparken takdir hakkını kullanırve buna Anayasa'nın öngördüğü kurallara uyulması halinde karışılamaz.
Nitekimbelli suçlardan mahkûm olmuş kişilerin avukatlık mesleğini yapamayacağınailişkin bir kuralın, Anayasa Mahkemesince, çok kısa bir süre önce yapılandenetim sırasında aynen; " ... Yasakoyucu kuralıyla belirlediği suç cezave durumları avukatlık mesleğiyle doğrudan ilgili görmüştür. Bu bir anlayış,değerlendirme, yorum olabileceği gibi avukatlık mesleğini düşünüş ve kabulkonusudur. Meslekle bağdaşmasını uygun bulmadığı eylem ve durumları, meslekdisiplin ve ahlâki kapsamında düşünen Yasakoyucunun takdirine anayasal ilke vekurallar yönünden sakatlık yoksa buna karışılamaz." görüşüne yer vermiştir(An. M.K. E. 1988/50, K. 1989/27, 23.6.1989, RG. 4.10.1989/20302, Sh. 20 v.d.).
Avukatlıkmesleği gibi siyasî parti kuruculuğu da önem ve özellik arz eden bir görevdir.Anayasanın siyasî partilere verdiği konum da gözönünde tutulursa, kurucularındurumu daha da önem kazanır ve bu tür bir düzenlemede Yasakoyucunun takdirinekarışılamaz.
Kaldıki; bu takdirin kaynağı; Anayasa'nın özel bir düzenlemesine dayanıyorsa, durumdaha da özellik kazanır ve Anayasa'nın özel bir sınırlamasıyla karşı karşıyakalınır. Bu tür sınırlama nedenleri ise Anayasa'nın 13. maddesinde de yer alantemel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında esas alınan nedenlerdir. Bu yöndensorun bir Anayasal denetimde de gözönünde tutulacak nitelikte ve önemtaşımaktadır.
g)Hakları kısıtlayan yaptırımlar grubuna giren ve mevzuatımızda tatil, men,memnuniyet, mahrumiyet, kapatma gibi terimlerle ifade edilen bu türmüeyyidelerin teknik anlamda ceza niteliği olmayıp bunlar çoğu kez bir tedbirniteliğindedir. Kaldı ki, incelemeye konu olan husus, hak arama hürriyeti; suçve ceza ile ilgili olmayıp, siyasî parti kurucularına ilişkin olarak bir statüoluşturulmasından ibarettir.
Anayasa'nın76. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere bir yeterlik ve yeteneknedeni olarak konulan söz konusu genel bir kuralın, Anayasa'nın yürürlüktarihinden önceki durumlarda uygulanamayacağı şeklindeki bir ayrıcalığahukuksal bir dayanak bulmak olanaksız ve yasaların amacına uygun bir yorumlauygulanması asıldır.
Açıklanannedenlerle red kararını oluşturan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Erol CANSEL
KARŞIOYYAZISI
EsasSayısı : 1989/5 (Siyasî Parti İhtar)
KararSayısı : 1990/1
Üçkurucu üyenin Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının birinci babında yazılısuçlardan mahkûm olup, 1803 sayılı Af Yasası'ndan yararlandıklarıanlaşılmaktadır.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun "Partilerin kurulması" başlıklı 8.maddesinin birinci fıkrasında siyasî partilerin kurucu üyelerinin, milletvekiliseçilme yeterliliğine sahip bulunmaları gerektiği açıklanmış, 2839 sayılı ve13.6.1983 tarihli Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11. maddesinin (f) fıkrasının2. bendinde, Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının birinci babında yazılısuçlardan mahkûm olanların affa uğramış olsalar bile milletvekiliseçilemeyecekleri belirlenmiştir.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun siyasî partilere üye olma başlığı altındakoşullarını saptayan 11. maddesinde "affa uğramış olsalar bile"deyimi bulunmamakta, yasakoyucunun kurucu üyelikle partiye üye olma durumunufark1ı düşündüğü ve ayrı koşullara bağlı kıldığı görülmektedir.
Milletvekiliseçilme yeterliliğini düzenleyen 1982 Anayasası'nın 76. maddesinde bellisuçlardan biriyle hüküm giymiş olanların "affa uğramış olsalar bile"seçilme hakkı engellenmiştir. Anayasa'nın 69. maddesinde de siyasî partilerinkuruluş ve faaliyetlerinin belirtilen esaslar dairesinde kanunla düzenleneceğiöngörülmüştür.
SiyasîParti kurucu üyeliğine ilişkin bir düzenleme, genel hukuki durumlara ilişkinbir düzenlemedir. Bu kurallar yasakoyucunun değerlendirmesine bağlı olarakdeğiştirilebilir.
"Affauğramış olsalar bile" deyimi geçmişi de kapsamına almaktadır.
1803sayılı Af Yasası'ndan sonra yürürlüğe giren Siyasî Partiler Kanunu ileyasakoyucu affa rağmen belirli hükümlülükleri siyasî parti kurucuları içinolumsuzluk olarak görmüş ve bu şahısların siyasî parti kurmalarını kabûl etmemiştir.
Genelhukuki durumlarda kazanılmış hak olamaz. Kazanılmış hak umumi durum ferdiduruma dönüştükten sonra bahis konusu olabilir.
Genelaf işlenmiş olan fiili değil, onun suç olma niteliğini ortadan kaldırır. Esasitibariyle objektif ve gayri şahsidir.
Aflaortadan kalkan, eylemin suç niteliğidir. Suç olmaktan çıkan eylem haksız eylemolarak kalır.
Açıklanannedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sosyalist Parti'ye ihtarkararı verilmesi için yaptığı başvurunun yerinde olduğu kanısında olduğumdan,istemin reddine dair sayın çoğunluk kararına katılmamaktayım.
Üye
Selçuk TÜZÜN