ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1996/3 (SiyasîParti Kapatma)
Karar Sayısı:1997/3
Karar Günü:22.5.1997
R.G.Tarih-Sayı:02.06.2000-24067
DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI : Demokratik Barış Hareketi Partisi
DAVANIN KONUSU: Demokratik Barış Hareketi Partisi'ninprogramının, Anayasa'nın136. ve Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddelerineaykırılığı savıyla, aynı Yasa'nın 101. maddesinin(a) bendi uyarıncakapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I- DAVA
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nınkapatılma istemli kamu davasına ilişkin 25.10.1996 günlü, SP.88 Hz. 1996/307sayılı İddianamesinde şöyle denilmektedir :
“I- Giriş
Demokratik Barış Hareketi Partisigerekli bildiri ve belgeleri 1.10.1996 tarihinde İçişleri Bakanlığına vermesiyleSiyasî Partiler Yasası'nın 8. maddesine göre tüzelkişilik kazanmıştır. Kuruluşbildiri ve eklerinin anılan Bakanlıkça Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesiüzerine, Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesinin yüklediği görev çerçevesindedavalı partinin tüzük ve programıyla kurucularının hukuki durumlarının Anayasave yasa hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikle incelenmiş ve programdaaşağıda yazılı olan aykırılık tesbit edilmiştir.
II. Konuylaİlgili Yasal Düzenlemeler
1. AnayasaHükmü
Madde 136.- Genel İdare içinde yer alanDiyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasî görüş vedüşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaçedinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.
B) Siyasî Partiler Yasası Hükümleri
Madde 9- Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukukî durumlarının Anayasave kanun hükümlerine uygunluğu ve belgelerinin tamam olup olmadığını,kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler...
Madde 89- Siyasî Partiler, lâiklikilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak vemilletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilengörevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığının, genelidare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırıamaç güdemezler.
Madde 101- Anayasa Mahkemesince birsiyasî parti hakkında kapatma kararı;
a) Parti tüzüğünün veya programınınyahut partinin faaliyetlerini düzenleyen ve yetkili parti organları veyamercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer parti mevzuatının bu Kanunundördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması,
Hallerinde verilir.
III. DavaKonusu Parti Programı
Davaya esas olarak, davalı partiprogramının inanç sorunları isimli bölümünün, (basılı programının 58. ve 59.sayfalarında) ikinci paragrafında, « ... Biz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın birDevlet Kurumu olmaktan çıkartılmasından yanayız. Kurum inanç sahiplerine deviredilmeli, Kurumda, hangi inanç grubunun, hangi temsil esasına göre var olacağıve mali bütçesinin nasıl düzenleneceği tümüyle bu kurumda yer almak isteyencemaat temsilcilerince belirlenmelidir... » biçiminde bir görüş yer almaktadır.
IV. KapatmaNedenleri ve Değerlendirme
Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesindeki, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasınailişkin Anayasa'nın 136. maddesine aykırı amaç gütme, Siyasî PartilerYasası'nın dördüncü kısmında yer alan hükümlere aykırılık oluşturduğundan, budurum bir partinin doğrudan doğruya kapatılmasını gerektirmektedir.
Bu nedenle, Anayasa'da genel idareiçinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı'nın davalı parti programındabelirtildiği gibi, bir devlet kurumu olmaktan çıkartılması amacının güdülmesiözellikle siyasî partiler yönünden 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
V. Sonuçve İstem
Davalı Demokratik Barış HareketiPartisi'nin yukarıda açıklanan nedenlerle parti programının söz konusu bölümüAnayasa'nın 136. maddesi ile Siyasî Partiler Yasası'nın dördüncü kısmında yeralan 89. maddesine aykırı nitelikte olduğundan, Demokratik Barış HareketiPartisi'nin Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.”
II- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
Demokratik Barış Hareketi Partisi'nintamamı dava dosyasında bulunan 16.12.1996 günlü ön savunmasının ilgilibölümleri aynen şöyledir :
“Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Demokratik Barış Hareketi'ninkapatılması için yapmış bulunduğu başvuru hakkında esas yönündekisavunmalarımıza geçmeden önce, konu ile ilgili yasal mevzuatı ve usulhükümlerinin tartışılmasında yarar görmekteyiz.
Usul Yönünden Ön Savunmamız:
Açılan bu dava, Anayasa'nın kendisindenmenkul ucube hükümleri ile, yargılanmayan dönemler, sorgulanmayan insanlar vekurumlar ile Anayasa'ya aykırılığı irdelenmeyecek ve Anayasa Mahkemesi'ningündemine getirilmeyecek yüzlerce temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasalariçin ayrıcalıklar getirmiştir.
Bugün ülkemizde 12 Eylül'ün meşruiyetitartışılır haldedir. Tüm siyasi partiler, kurum ve kuruluşlar, bu Anayasa'nınve bu dönemdeki yasaların gelişen dünyamızdaki demokrasi anlayışına veuluslararası sözleşmelere uymadığı artık tartışılamaz bir noktadadır. Kaldı ki12 Eylül Hukukunu koyucular da kendi meşruluğunu kendi söylemek veyasalaştırmak gereğini duymuşlardır.
Demokrasilerde, caminin, üniversitenin,adliyenin, orduevinin, meclisin, hükümetlerin yasalar ve anayasalar gereğikapatılmaları olası değilse; gazetelerin, radyoların, siyasi partilerin,demokratik kuruluşların da Anayasa'nın değişemiyecek 4. maddesi dışında yeralan görüş, düşünce ve sergiledikleri dileklerinden dolayı kapatma yollarınınaçık olmasını hiç de demokratik bulmadığımızı açıklamak ve vurgulamak isteriz.
Siyasi Partiler Yasası'nın 9. Maddesi :
Bilindiği gibi SPK'nın ilgili maddesi,Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarının vekurucuların hukuki durumlarını Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu vebelgelerinin tamam olup olmadığını, kuruluşlarını takiben öncelikle veivedilikle inceler. Tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceğiek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile ister ... gönderilmediğitaktirde, siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.
Bu hüküm kaynağını esas olarakAnayasamızın 69/5 maddesince almaktadır. Buna göre; Cumhuriyet Başsavcılığısiyasi parti program ve tüzüğünün yasalara ve Anayasa'ya aykırılığını öncelikleve ivedilikle incelemek ve aykırılıkların ilgilisince 30 gün içindetamamlanmasını istemek durumundadır. Bu istemin gereği yapılmadığı taktirde,siyasi partinin kapatılması yönünde dava açmak yükümlülüğü altındadır.
Kanunun ilgili hükmü, sadece ve sadecekuruluş için başvurusunu yapan siyasi partinin eksik belge ve bilgilerinintamamlandırılması olarak düşünülüp yorumlanamaz. Anayasa ve yasa, bu hükmü ileilgili siyasi partinin gerek program ve tüzük ve gerekse de kurucularınınhukuki durumlarının incelenmesini de esas almaktadır. Yasa, belge ve bilgieksikliği ile, programın yasalara ve Anayasa'ya aykırılık noktalarında birayrım yapmadığı gibi herhangi birine de öncelik tanımamıştır.
Anayasamız, parlamenter demokratiksistemin vazgeçilmez unsurlarından biri ve en önemlisi olarak siyasi partilerisaymaktadır. Buna göre de Anayasamızın ve yasalarımızın temel kabulü siyasipartilerin kapatılması değil, onların, sistemin ana elemanı olarak yaşamasınıamaçladığı inancındayız.
Anayasa ve kanunun ilgili hükümlerisiyasi partileri kuruluş anında kapatma davası ile karşı karşıya bırakmamakiçin vazedilmiş hükümlerdir. Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilmiş bulunan görevve yetki, bu kapsamda Anayasa'ya veya yasalara bir aykırılık var ise, öncelikleve ivedilikle 30 günlük süre içerisinde bunun giderilmesini amaçlamaktadır.Aksi taktirde, yasa siyasi partileri nasıl kapatırım mantığı ile vazedilmişolur ki bu da Anayasa'nın temel kabulüne aykırıdır.
Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa'nın veyasanın kendisine yüklemiş bulunduğu görevi eksik olarak yerine getirmiştir.Kurucuların tüzük ve programdaki imza ve evrak eksikliğinin tamamlanmasıyönünde bildirimde bulunmuş, ancak programın iddia konusu aykırılığıngiderilmesi yönünde bir bildirimde bulunmamıştır. Bu da Anayasa'ya ve Yasa'yaaykırıdır.
Kaldı ki Anayasa'ya aykırılığı iddiaedilen Demokratik Barış Hareketi'nin programının ilgili bölümü SPK'nın 4.kısmında sayılan aykırılıklara açıkça uymamaktadır. Tartışılmaya ihtiyacıvardır. Demokratik Barış Hareketi için önemli olan Lâik Cumhuriyetin Korunmasıdır.Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili düşünce ikincildir. Bu husus esashakkındaki görüşlerimizde ayrıntılı olarak açıklanacaktır.
Anayasa'nın Geçici 15. Maddesi:
Yine bilindiği gibi, Anayasa'nın ilgilihükmü 12 Eylül 1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM'ninBaşkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde... bir yargımerciine başvurulamaz.
Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar,kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanunuyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez.
Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesiAnayasa'ya aykırıdır. Şöyleki;
Anayasamızın 68-69. maddeleri vebunlardan yola çıkarak 14. maddesi siyasî partilerin hangi eylem vedüşüncelerden dolayı temelli kapatılacağını açıkça belirtmiştir. Bu hükümleregöre;
Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilleti ile bölünmez bütünlüğüne,
İnsan haklarına,
Eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine,
Demokratik ve lâik Cumhuriyet,ilkelerine,
Sınıf veya zümre diktatörlüğüne veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veya yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlemeyi teşvik edemez.
Anayasa'ya göre yukarıda belirlenensınırlamalara aykırı davranan siyasî partiler hakkında uygulanacak hükümlerinkanunla belirleneceği ve bu kanun hükümlerine göre de bu partilerin temellikapatılacağı açıktır... Bu hükümlerden herhangi biri Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın yapılanmasını eleştiren veya başka bir yapılanma şekliönerilmesinin, o siyasi partinin temelli kapatılmasının gerekçesi olamayacağıortadadır. (Demokratik Barış Hareketi'nin Programında olduğu gibi)
Anayasamızın 2. bölümünde yürütmebaşlığı altında Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, DevletDenetleme Kurulu, Bakanlar Kurulu, Milli Savunma, yüksek öğrenim kurumlarısayılmış ve devamla İdare başlığı altında yüksek öğrenim kurumları ve üstkuruluşları, Radyo ve televizyon kuruluşları ve kamuya ilişkin haber ajansları,Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları, Diyanet İşleri Başkanlığı sayılmıştır. Bu bölümde sayılan kurum vekuruluşların yapısı ve düzenlenmeleri hakkında görüş bildirmek veya yenidenyapılanmalarını savunmak yukarıda belirtilen esaslar dairesinde bir siyasipartinin kapatılmasına gerekçe olmayacağını düşünmekteyiz. Anayasanın 68. ve69. maddeleri ile 14. maddesinde belirtilen konular nazara alındığında, SiyasîPartiler Yasası'nın 89. maddesinin düzenleniş şekli ve amacı Anayasa'mızaaçıkça aykırıdır.
Bu yasanın Anayasa'nın geçici 15.maddesi itibari ile Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülebileceği inancındayız.
Sayın Yüksek Mahkeme ÜyelerininAnayasa'yı yaşayan canlı bir organizma olarak gördükleri, Yüksek Mahkemekararlarında, Anayasa'yı güncel olarak yorumladıkları Türkiye Kamuoyununbilgisi ve takdirleri dahilindedir.
Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülemeyeceği geçici 15. maddesi ile belirlenen Siyasî Partiler Yasası,yürürlük tarihinden bu güne kadar bir çok kez değişiklik geçirmiştir. Yani, MGKdöneminde çıkartılan kanun olma niteliğini yitirmiştir. MGK döneminde yürürlüğekonan orijinal biçime ve bütünlüğe sahip değildir. Ayrıca, 23 Temmuz 1995tarihinde Anayasa'da yapılan değişiklikler, Siyasî Partiler Yasası'nda da birçok değişikliğin yapılması görevini, TBMM, önüne koymuş bulunmaktadır. GerekAnayasa'daki değişiklikler ve gerekse Siyasî Partiler Yasası'ndaki olan veolması Anayasa hükmü durumundaki değişiklikler, nazara alındığında bu Yasa'nıngeçici 15. madde korumasında düşünülemeyeceği görüş ve kanaatindeyiz.
Geçici 15. maddenin sürekli ve kalıcıbir hüküm olmadığı tartışmasızdır. Anayasa Koyucu, bu konuyu kalıcı bir maddegibi görse idi tıpkı Anayasa'nın 90/5 ve 148/1 vb. maddeleri gibi düzenlerdi.Bu maddenin konu, muhatap ve zaman ögesi artık korumayı gerektirir olmaktançıkmıştır.
Tüm bu arz olunanlar itibari ile sayınYüksek Mahkeme, Siyasî Partiler Kanunu'nun, Anayasa'ya aykırı olduğunoktasında inceleme yapacağı inancındayız.”
Uluslararası Sözleşmeler :
Anayasa'mızın 90. maddesi Uluslararasıandlaşmaları düzenlemiştir. Bu düzenleme itibari ile Avrupa İnsan Haklarısözleşmesi iç hukukumuzda kanun hükmündedir. Bu sözleşme hükümlerine göredüşünce açıklama ve örgütlenme özgürlüğü hüküm altına alınmış bulunmaktadır.Demokratik Barış Hareketi, Lâik Cumhuriyetin Savunulmasının VazgeçilmeziOlarak Görmekte ve bunu koruma yollarından biri olarak Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın devlet yapısı dışına çıkarılmasını bir düşünce formu olarakileri sürmektedir. Tamamen bir düşünce açıklama olarak gördüğümüz bu konudaCumhuriyet Başsavcılığı'nın bunu Lâikliğin ortadan kaldırılması olarak anlamasıve bu yolda iddianame düzenlemesi hem söylediklerimizin ve açıkladıklarımızınyanlış anlaşılması hem de düşünce özgürlüğüne aykırı bir tutum olarakgörmekteyiz.
İddianameye konu edilen husus tamamenbir düşünce açıklamaktır. Bunun siyasî parti kapatma gerekçesi olarak gösterilmesimümkün değildir. Başsavcılığın bu bakış tarzı hem Anayasa'mıza hem deuluslararası sözleşmelere aykırıdır. Anayasa Mahkemesi kararları kesin olmakla,iç hukuk yolları tükendiğinde AİHS'nin 25. maddesi uyarınca yapılacak birbaşvuruda, Türkiye Cumhuriyeti davalı duruma düşecek ve hukuki yaptırımları ilekarşı karşıya kalacaktır. Bu ise arzulamadığımız bir sonuçtur. Gerek CumhuriyetBaşsavcılığının ve gerekse Yüksek Mahkemenin bunu nazara alacağı inancındayız.
Esas Hakkındaki Ön Savunmamız :
Cumhuriyet Başsavcılığı, DemokratikBarış Hareketi'nin programının 58-59. sahifelerinde İnanç sorunları başlığı ileyer alan bölümündeki Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devlet yapısı dışınaçıkarılması yönündeki düşünce ve temennimizi kapatma davasının konusuyapmıştır. Biz, bu iddia karşısında Demokratik Barış Hareketi'nin gerek bukonuda ve gerekse de Lâiklik ve Cumhuriyet konularında neler düşündüğünüaçıklamak durumundayız.
Lâiklik :
Bilinen belli başlı tüm sözlüklerlâikliği, din ile devlet ve yönetim işlerinin birbirinden ayrılması olaraktanımlamaktadırlar.
Lâiklik kök kavram olarak eskiyunanlılarda Laikos,
Ortaçağda Latincede Laicus olaraktanımlanmış, bu tanımlama ile, kiliseye mensup olmayan, herhangi dinsel birişlevi ve unvanı olmayan anlamında kullanılmıştır. Lâiklik kavramının içi esasolarak daha sonraki dönemlerde doldurulmuştur.
Latinceye eş anlamlı olarak Fransızcakültür kümesinde Secularie (Secular) olarak anılmış. İngilizcede ise Secularizmolarak söylenegelmiştir. Bu tanımlama esas olarak bir siyasî ifade tarzıdır.Latince Saecelum (Yüzyıl) teriminden türeyen Saecularis (Yüzyıla Ait Olma)anlamına gelmektedir.
Bu köktanımlar esas alınarak lâiklikşöyle tanımlanabilir :
Hayatı, Ruhani Kürede Yaşamakİsteyenlerle, Dünyevi Kürede Yaşamak İsteyenler Arasındaki Alan Paylaşımıdır.
Bu şekilde tanımlanan lâiklik insanlıkevrimi itibari ile dinsel küre ile çatışarak gelişmiştir. Ortaçağa gelinceyekadar insanlık kültürü dinsel kürenin belirleyiciliği altındadır. Ortaçağkaranlığı kültür alanında, dünyevi küreyi özerk bir alan olarak inşaa etmeyebaşlamıştır. Dünyevi kürenin, insan çabası ile genişletilebileceğinin farkınavarılması ile kapitalizmin gelişimi tarihi süreç olarak birbiri ileçakışmaktadır. Çünkü birim başına üretkenliğin artışı sağlama ve belirsiz birtüketici kitlesi için üretim yapma gibi iki temel öge, Maddi Hayatın Genişletilebilirve Denetlenebilir şekilde insan iradesine bağlı olduğunu ortaya çıkarmıştır.Böylece, tanrının doğayı insanlara bahşettiği yönündeki temel kabul değişmeyebaşlamıştır.
Batıda kilisenin toplumdaki bu üstünkonumuna ve sahip olduğu otoriteye karşı yürütülen mücadelenin sonunda, devletgücünü elinde tutanlar, belli bir din ve mezhebi tutmaktan vazgeçerek her türlüinanca eşit muamele etmeye başlamışlardır. Bu evrimin sonunda devletkuruluşları ile dinsel kuruluşlar birbirinden ayrışmışlardır. Nihayet, hukukdüzeni dinsel kurallardan tamamen arındırılmıştır. Bugün batı da lâiklik,Devletin resmi bir dini olmaması, din hizmetlerinin bir kamu hizmeti olmaktançıkarılarak tamamen kiliseye bırakılması ve hukuk düzeninin dinsel kuralların etkisialtında olmaması olarak anlaşılmakta ve uygulanmaktadır.
Türkiye'de Lâiklik :
Dinsel nitelikli Osmanlı devletindeyalnız devlet hayatı değil, toplumsal hayatta din kurallarıyla çevrelenmişti.Tanzimattan sonra başlayan gelişmeler hukuk ve eğitim alanında din dışı ya dadin ötesi unsurlarında benimsenmesini sağladı. Örneğin şeriye mahkemelerininyanı sıra nizamiye mahkemeleri, medreselerin yanı sıra lâik okulların açılmasıgibi... Tanzimatla birlikte dinsel olanla dinsel olmayan unsurların birlikteliğindendoğan ikilik yaratılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonralâiklik ilkesinin temelleri atılmış, siyasal ve kamusal yaşamdaki bu ikilemeson verilmiştir. Devlet sisteminin lâikleştirilmesi yolunda ilk adım 1924yılında, 1924 Anayasası ilk biçimiyle devletin dininin İslam olduğunubildirmesine karşın, Hilafet Kurumunun kaldırılmasıyla başlamıştır. Yine hukukve eğitimde lâikleştirme girişimleri gerçekleştirilerek 1924 te Şeriye ve EvkafVekaleti kaldırılmıştır. İkinci adım olarak hukuk ve eğitim alanlarında lâikuygulamaya geçildi. (iktibas yoluyla yeni yasallaştırma eylemleri) 3 Mart 1924te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu eğitimde lâikliği 1937 Anayasadeğişikliği ile “Devletin dininin din-i İslam” prensibi terk edilerek lâikliğinbir temel Anayasa prensibi haline getirdi. 1963 Yılında Genel İdare içinde yeralması öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.
Cumhuriyet döneminde lâiklik düşmanlarıAtatürk döneminde gizlilik, sonrasında alenen faaliyette bulunup, lâikliğidinsizlik olarak göstererek bu günkü muhalefet odakları haline geldiler. Sn.Prof. Bülent Nuri ESEN 1950-60 dönemini tanımlarken kullandığı “Din, devletradyosunun mikrofonuna yan gelip yatmıştı. Din, iddia sahibiydi, bu yoldavicdanları etkiliyordu. Devlet dinin emrine girmişti.” bu sözler ne yazık kigünümüzde çok hafif kalmış, devleti yönetenler “Siyaset dinin emrinde” olduğunuilan etmişlerdir. Bu kadar vahim bir tabloda Cumhuriyet Başsavcılığı'nınDemokratik, Lâik Cumhuriyetin savunucusu olan Demokratik Barış Hareketi'ni antilâik bularak dava açması son derece düşündürücüdür.
Demokratik Barış Hareketi'nin lâiklikkonusuna bakışından önce Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mevcut hukuki yapısınıincelemekte fayda görüyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın HukukiYapısı :
Yüce Mahkeme'nin de takdir edeceği gibi,Genel İdare içinde yer alması Anayasa'ca belirlenen bir kurumun, bu niteliğisadece ve sadece Genel Bütçeden pay alması demek değildir. 11 Mayıs 1980Tarihinde Yüce Mahkeme'nin 26 Nisan 1976 Tarih ve 1982 Sayılı Yasa'yı iptalettiğine dair kararı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Bu kanunun iptalindensonra yeni bir kanun hazırlanmamıştır. Danıştay Genel Kurulu'nun E.1971/72,K.1971/36 sayılı ve 24.05.1971 günlü kararından da açıkça takdir edeceğinizgibi bir kanunun iptalinin, bizim hukuk sistemimizde, onun ortadan kaldırdığıya da değiştirdiği kanunun ya da bir hükmünün tekrar kendiliğinden yürürlüğegirmesi sonucunu yaratmadığı kabul edilmektedir. Bu kanunun iptaliyle Diyanetİşleri Başkanlığı'nın örgütlenmesi ile ilgili düzenlemeler kanunla değil, kanunhükmünde kararnamelerle yapılmaktadır. Yüce Mahkemenizin 1987/7 sayılıkararında “TBMM tarafından Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarmayetkisinin ancak önemli, zorunlu ve ivedi durumlarda verilmesi, yasamayetkisinin devri anlamına gelecek biçimde güncelleştirilip, sık sık bu yolabaşvurulmaması Anayasakoyucunun amacına daha uygundur” denilmektedir. Budüzenlemelerin Diyanet İşleri Başkanlığı için sürekli olarak yapılması AnayasaMahkemesi'nin önüne geçmeye çalıştığı hukuk tekniği ile bağdaşmayan icraatınbir parçasıdır. “Kanunla düzenlenmesi gereken alanlarda sürekli yürütmeişlemlerine gidilmesi hukukiliğin ötesinde, yetki gaspı boyutlarına varan birsiyasi tavırdır. Gerekli düzenlemelerin kanunla yapılması yolunda adetakaçınılması, Anayasa yargısının denetiminden uzak bir alanın yaratılmayaçalışıldığı intibaını uyandırıcı niteliktedir.”
Sayın Mahkeme'nin de taktir edeceği gibimevcut hali ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer alması budurum nedeni (633 Sayılı Yasa kadük kalmıştır) ile tartışma konusu iken, birdevlet kurumu niteliğinde olmadığı açıkça ortadadır. Devlet kurumlarının tüzelkişilikleri vardır, iç işleyişleri ile ilgili yönetmelik çıkarma haklarına sahiptirler.Oysa, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tüzel kişiliği olmadığı gibi yönetmelikçıkarma hakkı da yoktur. Danıştay ve Yargıtay'da bu kuruluş elemanlarını kamugörevlisi saymamaktadır. Devlet kurumu olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın,bu duruma göre partinin programındaki devlet kurumu olmaktan çıkarılması dileğiSPK'na aykırı bir durumun da söz konusu olmadığını göstermektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Lâiklik :
Hukukî yönden ve klasik anlamda lâiklik,din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelmektedir. Bu gün dahibazı kimseler ve örgütlerin, dini kötüye kullanmak ve böylece din sömürüsündenbir takım çıkarlar sağlamak eğiliminde oldukları bilinen bir gerçektir. Bunedenle Anayasa ve Yasakoyucuları bu alanı düzenlemişler ve kötüye kullanımaset çekmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları ile kabul edilen lâiklikilkesi geçirilen tarihi tecrübelere, devrimlere, ulusun dini ve siyasiözelliklerine ve yurdumuz koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Şu hususuaçıkça belirtmek gerekir ki, Atatürk devrimlerinin hareket noktasında lâiklikilkesi yatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur (E.983/2, K.983/2Anayasa Mahkemesi kararı).
Bizde Atatürk Devrimlerinin enönemlilerinden olan ve hatta tüm devrimlerinin temelini teşkil eden lâiklik,insanlarının çok büyük kısmı Müslüman olan ve asırlardır teokratik bir düzeniçinde yaşayan bir toplumda gerçekleştirilmiştir. İslam Dininin, Hristiyanlıkdininin aksine, bir inançlar sisteminden ibaret olmayıp, insanların tanrı ileolan ilişkileri yanı sıra, birbirleri ve kamu gücünü elinde tutanlar ile olanilişkilerini de düzenleyen bir din olması; bir başka anlatımla toplumsal birişlevinin de bulunması karşısında, bizde Atatürk Laikliğinin amacı, İslamDinini toplumsal işlevinden soyutlamak, kişilerin iç dünyalarına, vicdanlarınasokmak ve kişilerin iç dünyalarından dışa yansımalarını önlemek; kısaca İslamDinini kişiselleştirmek olmuştur. Bizdeki lâiklik de, batı lâikliği gibi, dinve mezhep ayrımı yapmayan resmi bir dini bulunmayan, din kuralları ileyönetilmeyen ve hukuk düzeni dinsel kurallardan tamamen arındırılmış olan birdevlet düzenini öngörmüştür. Ancak batıdan farklı olarak bizde, devlet dinselhizmetlere uzak kalmamış; tam tersine din hizmetleri bir kamu hizmeti olarakdüzenlenmiş ve bu kamu hizmetlerinin yürütülmesi görevi de devlet teşkilatıiçinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı'na verilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıbazı hukukçular tarafından eleştirilmiştir. “Diyanet İşleri Başkanlığı'na genelidare içinde yer verilmesinin sebebi ve sonuçları ne denli yerinde ve doğrugörülürse görülsün, anılan Anayasa hükmünün, devletin ve özellikle idarekuruluşunun lâiklik ilkesini zedelediği kabul edilmek gerekir. LâikliğinTürkiye Cumhuriyetinde ve Türk toplumu için, batı ülkelerinden vemilletlerinden farklı ve kendine özgü bir anlamı ve kapsamı olabileceği savı,bilimsel bir gerçeklik ve geçerlilik taşımaz” “Diyanet İşleri Başkanlığı sadeceMüslüman halkın dini konuları ve hizmetleri ile görevli olduğuna ve ilgilendiğinegöre, bunlarla öteki dinlere katılan yurttaşlar arasında bir takım eşitsizlikortaya çıkarmaktadır.”
Yüce Mahkemenin Anayasa'nın ruhuna tersdüşen bu Anayasa maddesi ile ilgili aykırılığı dikkate alamayacağını bilerek,Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mevcut durumu ile lâikliği incelemek istiyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı bu günkuruluşundaki amacın ötesine çıkarak sadece Müslümanlığın diyaneti değil,Müslümanlık içindeki hanefi mezhebinin diyaneti haline gelmiştir. “Diyanet,mezhep besleyici bir kurum olmaktan çıkıp, mezhep çekişmelerinin üstünde veötesindeki dinin savunuculuğunu, koruyuculuğunu üstlenecektir... Diyanet, diniçindeki alt kimliklerin yani mezhep, meşrep ve tarikatların kabullerini icraanlamında hizmetler üretmeyecektir. Bu hizmetler o kabullerin sahipleritarafından finanse edileceklerdir.” ... Diyanet İşleri Başkanlığı'nın buyapısını artık ülkemizde yaşayan herkes bilmektedir. Diyanet İşleriBaşkanlığı'nı Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesinde belirtilen lâiklikilkesi doğrultusunda çalışmadığı, aksine lâiklik için bugünkü hali ile birtehlike oluşturduğu alenidir. Yüce Mahkemenin körü körüne kurallarıuygulamayacağına olan inancımız sonsuzdur. “Anayasa Mahkemesi körü körünekuralları uygulamaz. Anayasa'yı yorumlamaya yetkili tek organ olarak, ilericive yapıcı yorumlarla onu güncel kılar. Bir anlamda Anayasa'yı yeniden yapar.”...
Ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı'nın vedayandığı 633 sayılı Yasa'nın; İslam Dini Başkanlığı, İslam dininin korunması,yayılması, savunması yasası veya İslam Dini sünni mezhebini Türkiye'de hakimkılınması için yapılmış bir yasa haline geldiğini söylersek, hiç abartmamışolacağız.
Diyanet İşleri Yasası'nda bulunan,Müslüman vatandaşların milli ilkelere bağlılıklarını koruyucu inanç ve inançayrılıklarının, istismarını önleyici tedbirler alınmasını sağlayıcıamaçlarından tutunuz da; kurulan Hac İşleri Müdürlüğü ve yine illerde kurulanil, ilçe müftülüklerinin görevlerini, Kur'an kurslarının açılışı, eğitim veöğretimleri, Mushafları inceleme kurulu ve görevleri, yine il ve ilçelerdekurulan örgütleri sayarken, il ve ilçe müftüleri, müftü yardımcıları, vaiz,imam, imam-hatip, Kur'an kursu öğreticisi, müezzin-kayyım, memur, kayyım vediğer görevleri açıklarken hepsinin İslam Dininin hizmetinde olduğu, Diyanetİşlerine yapılan atamaların devlet bürokrasisinin uyduğu ve devletbürokrasisinde uygulanan sistem dahilinde olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nınve görevlerin hepsi İslam Dini, bilgi, kültürü koşulları içerisinde olacağınısaymıştır. Peki bu halde, devlet çarkı içerisinde ülkenin demokratik ve lâikbir hukuk devleti ile açıklaması nasıl olacaktır.
633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı'nınkuruluş ve görevleri adlı yasanın 1. maddesi “İslam Dininin inançları, ibadetve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmakve ibadet yerlerini yönetmek” olarak belirtilirken; bu ülke, bu yasa ile İslamDininin dışında bulunan yurttaşlarının din konularının çözümünü getirerekhalkın din sorunlarından doğan ihtiyacına cevap verebilecek midir' Bu boşluğu,bu sıkıntıyı bu yasanın lâik çerçeveden değerlendirmesini yaparken, yaratılmışçelişkiyi es geçebilecek miyiz'
Yukarıda açıkladığımız gibi; bünyesindekurulan fetva kurulları ile bu başkanlık, Osmanlı'nın şeyhülislam müessesesininyerini almıştır. Ve hatta fetva kurulları ile siyasetin içine girmiştir.
Başkanlık bugünkü hali ile, lâiklikilkesi ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi sağlamak amacı bir tarafa tamamenOsmanlı'yı çağrışmaktadır.
“Din” kelimesi, İslam Ansiklopedisine göre; “Örf ve Adet”tir. Buideoloji değildir.
Devletimizde bir çok din ve bu dinlerinmezhep ve tarikatlarına mensup vatandaşlar vardır. Devlet hepsine aynımesafede olmalıdır.
Bugün, Diyanetin bütçesi, milli adı ileandığımız Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesini geçmiştir. Bu şekilde devlet,dini eğitimi, milli eğitimin üzerinde tutmaktadır ve bu rejimin adına, lâik vedemokratik cumhuriyet demektedir. Biz bu çelişkiyi kaldırmak istiyoruz.
Büyük Atatürk, lâiklik için şöyle diyor;“Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tümyurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir. Din ve mezhep, hiçbirzaman politika aleti olarak kullanılamaz. Kutsal ve tanrısal olan inanç vevicdanlarımızı her türlü çıkarlarla, tutkular alanı olan siyasetten kurtarmakzorunluluktur. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruyahayattan almış bulunuyoruz.”
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşamacı ile bu prensipler bağdaşabilir mi' Bu kanun, Anayasa'nın 136.maddesindeki hükme uygun mudur'
... “Çok partili yaşama girdikten sonradevletin temel niteliği olan lâikliğe aykırı, dolaylı ve dolaysız birçokkanunlar çıkarılmıştır.” ...
Çok doğru bir teşhis bu. Diyanet İşleriBaşkanlığı konusunda, 1965 yılında Adalet Partisi zamanında, Anayasa'nınyalnız 136. maddesindeki mücerret diyanet kelimesi, İslam dininin, Osmanlı'dakigibi devlet eli ile yürütülmesi şeklinde yorumlanarak dikte ettirilmiş veileride bu amacın bozulmaması için de Siyasi Partiler Kanunu‘na bu hükümkonulmuştur. Başkanlığın bu şekilde kuruluşu ile lâiklik büyük bir yaraalmıştır.
Bu Kanunun 1. maddesi uyarınca, Diyanetİşleri Başkanlığı, Milli Eğitim başta olmak üzere diğer tüm bakanlıklarüzerindeki bütçesini sırf İslam Dini ve özellikle Hanefi mezhebi için kullanmaktadır.Hem de, Başbakan eli ile. Peki, bu başkanlığın diğer dinlerle ilgisi nedir'Bırakın yardım etmeyi, hiç ilgilenmemektedir. Çünkü, Başkanlık yalnız İslamDini için kurulmuştur. Osmanlı'da, diğer dinlerle ilgilenmez idi.
Bu başkanlık, Türkiye'de tüm dinlerin,mezhep ve tarikatların ibadetlerini devlete herhangi bir şekilde zarar vermesiniönlemek ve Avrupa'da olduğu gibi kabulleri şartı ile, vatandaşların alınacakdin vergilerinin, vatandaşların iradeleri yönünde bu dini kuruluşlaraverilmesi, gelirlerinin ve bütçesinin kontrol edilmesi gibi görevleri, muhtevibir nevi kontrol mekanizması olması gerektiği düşüncesindeyiz.
Burada en önemli husus, dinciliğe karşıdevleti korumaktır.
Oysa, Anayasa'ya aykırı tesis edilenkanunla kurulan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mevcut yapısını korumak amacıile Siyasî Partiler Kanunu'na tamamen lâiklik, düşünce özgürlüğü ve demokrasiilkelerine aykırı 89. maddesi konularak, şeriata dokunulmazlık kazandırmış vedolaylı şekilde Devlete din kisvesi giydirilmiştir.
Bugün, bu kanunun aralığından bütüntarikatlar devlete girmeye başlamış olup, devleti işgal etme gayretiiçindedirler.
Ülkede yirmi milyon kişinin aleviinançlı olduğu söyleniyor. Ülkenin tüm ilk ve orta okullarında 12 Eylül1980'den sonra din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi zorunlu okutuluyor.
Bu okullarda okutulan din kültürünü iseİslam Dininin bir görüşü olan sünni amaca ait oluyor. Yine 12 Eylül PaşalarıTürkiye'deki tüm alevi köylerine cami yaptırıyor, bu camilere sünni inançlıimam atıyor. Bu faaliyetler bir inancın yok sayılması, adeta asimile anlamıtaşıyor.
Ülkenin yöneticileri yıllardır ülkemizdevar olan dini kesimlerin liderlerinden icazet almaktadırlar. Bu Lâik,Demokratik Hukuk Devleti için kabul edilir değildir. Olamaz da.
Demokratik Barış Hareketi, Lâiklik veYasalar :
Demokratik Barış Hareketi, çağdaşhukuku, önce insana değer veren, insanı öne; en öne alan ve insanı eksen kılanbir program ile çağdaş yargıyı getirmek, ulusal egemenliği, lâikliği, cumhuriyetive demokrasiyi ülke insanını sadece yurttaş ve insan kimliği ile kabul eden vebunu yerleştirmek için çalışan, kurulmuş bir partidir. Kurulan diğerpartilerden ayrıcalıklı yönleri vardır;
Gerçekten herşeyin üstünde insanı temelalmak, Anayasa'yı devleti ve hükümeti insan ekseni üzerine kurmak istemektedir.İnsan yaratıcılığına ve yeteneğine çok büyük değer vermektedir.
Lâiklik, partinin temeli olmuştur.
Demokrasi ve cumhuriyet partininvazgeçilmez ilkesidir.
Susanan barış partinin özlemidir.
Her türlü ırkçılığa karşıdır.
Demokratik Barış Hareketi, basınözgürlüğünün ötesinde, yurttaşlara bilgilenme ve söz sahibi olma hakkınısavunmaktadır. Demokratik Barış Hareketi yurttaşları devletten, herşeyin,toplumsal ve ekonomik sorunların, hesabını sormak ve öğrenmek konumunagetirecektir. Parlamentoya işlerlik kazandıracak, kamu yetkililerini görevleridolayısıyla, engelsiz sorumlu tutacaktır.
Demokratik Barış Hareketi; inançlararasında eşitliği koyacak, din ve inanç üstünlüğü tanımayacak, ancak inancaderin saygı duyacaktır.
Demokratik Barış Hareketi; bir mezhebin,bir dinin, bir tarikatın partisi değildir. İnsanların partisidir. Bu koşullardahizmetini sürdürecek ve görevini yerine getirecektir.
Demokratik Barış Hareketi, yukarıdaaçıkladığımız gibi, parti programında İnanç Sorunları bölümünde bulunan;Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devlet çarkı ve genel idare içerisindençıkarılmasından yana bir tavır sergilemiş ve bunu programına dilek olarakkoymuştur.
Dikkat edilmesini ricaediyoruz; programımızdileğin ötesinde bir cümle getirmemiştir. Oysa Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesi ile Anayasa'nın 136. maddesinde belirtilen Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın genel idare içinde bulunmasına karşın “aykırı amaçgüdemezler”sözüdaha etkin ve daha belirginbir gayeyi hedefler. Bu bakımdanSiyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesiniihlal eden, çiğneyen, dışlayan birprogram getirmiş değiliz.
Anayasa Mahkemesi'nin olayı Anayasa'nın68/4 maddesi dahilinde değerlendirme yaparak bu maddeye aykırılığın bulunupbulunmadığının işlenmesini isteriz. Böylece Anayasa Mahkemesi'nin 89. maddeyiihmal metoduyla, inceleme dışı bırakabileceğini düşünürüz. ...
Demokrasi her konu ve sahada fikirözgürlüğü içerisinde, çok çeşitli görüş ve düşüncelerin ortaya atıldığı vetartışıldığı rejimdir. Bu fikir zenginliği demokrasilerin temel düşüncesidir.Bu ülkenin Anayasası ve yasaları, geride yüzyıla yakın bir zaman ve 3-4 nesilgeçmiş olmasına karşın, hala Osmanlı'nın ferman buyruğundan Vali-Paşa emrindenbir türlü kurtaramamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, bu ülkenin ve çağdaşdemokrasinin, güçlü ve son derece fonksiyonelbir kuruluşudur. Ancak uyguladığıyasalar; oturduğu ortam, yaşadığı iklim ve bulunduğu topraklardan elbettenasibini almış ve o ortamda yasalaşmıştır. Anayasa Mahkemesi ise buna rağmen,ülke demokrasisini aşan çağdaş kararları ile kendi varlığını her dönemde ortayakoymakta vehissettirmektedir. Önce, bu gerçeği bir bilim ahlakı içinde ortayakoymak gereğini duyduğumuzu açıklamak istiyoruz.
Demokratik Barış Hareketi, programınınbir çok yerinde lâiklik ilkesinin ateşli bir savunucusu olmuştur. Yaşadığımızzaman diliminde bu ilkeyi hararetle savunmak, gelecekte görünen karanlığıönlemekiçin bir zorunluluk haline gelmiştir. Devrimlerin temel taşının bu ilkeolduğu yolundaki yüce mahkemenin tespitinin isabeti bir kez daha ortayaçıkmıştır. Gerek Anayasa'nın 136. maddesindeki, gerek Siyasî PartilerKanunu'nun 89. maddesindeki ve gerekse Diyanet İşleri Başkanlığı'nınkuruluşundaki amaç bu doğrultudadır. Kanımızca 89. madde de getirilen yasaklamalâiklik karşıtı partilerin kötü niyetli girişimlerine engel olmak amacıylakoyulmuştur.
89. maddenin başındaki “Lâiklik ilkesidoğrultusunda” sözcükleri de bu kanımızı pekiştirmektedir. Bu açıdanbaktığımızda arzulanan değişiklikler lâikliğin korunmasına yöneliktir. “Diyanetİşleri Başkanlığı'nın devletin genel yönetimi içerisinden çıkarılmasındanyanayız” diyerek, sadece dileğini ortaya koyan, bunu dileğin ötesinde bireyleme ve kesin bir hükme gitmeyen programımızdan dolayı, bir parti kapatmadavasına konu oluyorsa; hiçbir kanıt ve belge aranmasına gerek duyulmadan oülkenin demokrasisinde sıkıntı olduğunu hemen anlayabilirsiniz.
19 Ağustos 1990 tarihinde yayınlanan ...Dergisinde ... Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili olarak “Ben şahsenstatükonun muhafazasına taraftarım. Zira zaman İslamın ve Müslümanların lehineişlemektedir. Müslümanlar var güçleriyle yetenekli, üstün, müessir kadrolaryetiştirmelidir. Gün gelecek hak yerini bulacaktır. Sünni İslamlıkta din vedünya ayrımı olmadığına göre mevcut modelin muhafazası en akıllı yoldur;şerrin ehvenidir.” demiştir. Kanunun amacını gözden uzak tuttuğumuzda bu zatyasaya “uygun” davranırken, Demokratik Barış Hareketi “kapatılmayı” haketmiştir. Yorumu Yüce Mahkemeye bırakıyoruz.
Sonuç :
Ülkemizde lâiklik ciddi tehlikedeyken,ulusal egemenliğinin yerine Allah'ın egemenliğinin alma çalışmaları açıkçagözler önünde yapılırken, şeriat nameleri meydanlardan gazete sütunlarına,meclis kürsüsüne kadar gelmiş iken, şimdi lâikliği anıt gibi korumak isteyen bupartinin, salt programında bulunan ve lâikliğin doğal gereği bir düşünce vedilek açıklama nedeniyle kapatılma davasına konu olması nedeniyle;
Öncelikle, Siyasî Partiler Yasası'nın 9.maddesinde belirlenen ihtârâtın yapılmamış olması nedeni ile dosyanınCumhuriyet Başsavcılığı'na iadesine,
Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesinin Anayasa'ya aykırı olması nedeni ile Yasa'nın hükmünün iptaline,
Siyasî Partiler Yasası'nın Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin himayesinde bulunduğu kabul edilir ise, davamızaTürkiye'nin onayladığı Uluslararası Sözleşme Hükümleri çerçevesinde incelemeyapılmasını,
Esas itibari ile de CumhuriyetBaşsavcılığı'nın isnat ettiği fiilin Demokratik Barış Hareketi'nin programındayasada belirlenen saik dikkate alındığında suçun işlenmediği ve doğmadığınınbelirlenmesi ile davanın reddine karar verilmesini,
Esas hakkındaki savunma, belge veverilen görüş bildirme hakkımızın saklı tutulmasını saygı ile arz ve talepederiz” denilmiş ve dava dosyasına konulan kimi belge ve bilgiler sunulmuştur.
III- YARGITAY CUMHURİYETBAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın24.12.1996 günlü SP.88. Hz. 1996/307 sayılı esas hakkındaki görüşü şöyledir :
“Demokratik Barış Hareketi Partisi hakkında 24.10.1996 tarihliiddianamemizle açılan dava dolayısıyla davalı parti tarafından ön savunmadaileri sürülen belli başlı konulara karşı, Yüksek Mahkemenizce istenilen esashakkındaki Cumhuriyet Başsavcılığımızın görüşleri şöyledir:
1. DavanınSiyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine aykırı olarak açıldığı iddiası;
Anılan Yasa'nın sistematiğine göre, 9.maddenin, siyasî partilerin teşkilatlanması başlıklı ikinci kısmının, kuruluşaşamasına ilişkin hükümleri içeren birinci bölümünde yer aldığı ve “CumhuriyetBaşsavcılığı'nın partilerin kuruluşunu denetlemesi” başlığını taşıdığıgörülmektedir. Bu madde hükmü uyarınca, Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulanpartilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa'ya, yasa hükümlerine uygunluğunu ve ayrıca verilmesi gereken bilgi vebelgelerin tamam olup olmadığını öncelikle ve ivedilikle inceler. Bunlardaherhangi bir eksikliğin tesbit edilmesi halinde giderilmesini, ayrıca ek bilgive belgeye lüzum görürse gönderilmesini ister. Eksikliğin belirli süre içindegiderilmemesi ya da istenen ek bilgi ve belgelerin gönderilmemesi halinde,siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu hükümleCumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırlarıbelirlenmiş olmaktadır. Şu halde, kurulan partilerin tüzük ve programlarının vekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olmasıile verilmesi gerekli bilgi ve belgelerde eksiklikler tesbit edilmesi durumlarıarasında fark gözetilmiş ve her biri ayrı hukuksal sonuçlara bağlanmışolmaktadır. Yani, Cumhuriyet Başsavcılığı'nca tesbit edilen eksiklikleringiderilmesi, lüzumu görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi yazıylaistenmedikçe, bu nedenle siyasal partilerin kapatılmasına dair hükümlerinuygulanmamasına başka deyişle, yazılı istemin dava açmanın ön koşuluniteliğinde olmasına karşılık; kurulan partilerin tüzük ve programları ilekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırıolmaları nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde hükmü dışında,böyle bir ön koşulun varlığına bağlı tutulmamıştır.
Öte yandan; anılan maddedeki, CumhuriyetBaşsavcılığı'na verilen, kuruluş aşamasında tesbit edilen eksiklikleringiderilmesi ya da gerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi için yazılıistemde bulunma ödevinin, tüzük ve programlarının tamamen veya kısmen SiyasîPartiler Yasası'nın dördüncü kısmındaki yasaklamalara aykırı olması halinde degeçerli olduğu kabul edilecek olursa, bu koşul yerine getirilmedikçe 100. ve101. maddelerdeki nedenlerle doğrudan kapatma davası açılması olanaksız halegelecektir ki, böyle bir sonucun Siyasî Partiler Yasası'nın kabul ettiğiesaslarla çeliştiğinde kuşku yoktur. Yüksek Mahkemenizin 25.10.1983 gün,E.1983/2 (Parti Kapatma), K.1983/2 sayılı; 8.12.1988 gün, E.1988/2 (SiyasîParti Kapatma), K.1988/1 sayılı; 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî PartiKapatma), K. 1992/1 sayılı; 23.11.1993 gün, E.1993/1 (Siyasî Parti Kapatma),K.1993/2 sayılı kararları da bu yoldadır.
Bu durum karşısında, CumhuriyetBaşsavcılığımızca davalı parti hakkında açılmış olan dava, Siyasî PartilerYasası'nın dördüncü kısmında yer alan 89. maddesine dayanmakta olup, 101.maddenin (a) bendi gereğince kapatılması istenmekte olduğundan, davanın SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesi gereğince Cumhuriyet Başsavcılığımızca uyarıyapılmadan açılmış olduğuna ilişkin davalı partinin savunması yerinde değildir.
2- Yargılamanın duruşmalı olarakyapılması isteği;
Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesi'ninçalışma ve yargılama usullerini düzenleyen 149. maddesinin son fıkrasında,Mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosyaüzerinde inceleyeceği hükmü kabul edilmiştir. Aynı kural, Siyasî PartilerYasası'nın 98. maddesinin ilk fıkrasında kapatma davasından açıkça söz edilmeksuretiyle tekrarlanmış, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Yasa'nın 33. maddesinde de Anayasadaki hükme paralel olaraksiyasal partilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri UsulüYasası hükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenip kararabağlanacağı esası getirilmiştir. Ancak, gerek Siyasî Partiler Yasası'nın,gerekse 2949 sayılı Yasa'nın sözü edilen maddelerinde, Anayasa Mahkemesi'ne, gerekgörüldüğü durumlarda sözlü açıklamaları dinlemek için ilgilileri ve konuhakkında bilgisi olanları çağırma yetkisi tanınmış bulunmaktadır.
Anayasa'nın 149. maddesinin sonfıkrasına son değişiklikle “ve siyasî partilerin temelli veya kapatılmasına ilişkindavalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasîpartinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilinin savunmasınıdinler” hükmü eklenmiştir.
Öngörülen usulde, kapatma davalarındaCeza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın uygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşmayapılması öngörülmemiştir. Uygulanacak yöntem yönünden Ceza Muhakemeleri UsulüYasası'nın uygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşma yapılması, o yasada yeralan her yargılama kuralının uygulanması anlamında olmayıp, «duruşma» dışındadavanın bünyesine uygunluk gösteren kuralların uygulanacağını belirtmekamacıyladır. Birer özel yargılama hukuku hükmü niteliğinde olan ve kamudüzenini ilgilendiren bu Anayasal ve yasal düzenleme karşısında, YüksekMahkemenize ilgilileri dinleme yetkisini kullanma bakımından tanınmış olantakdir hakkı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile kapatılması istenen siyasîparti genel başkanı veya vekilini dinleme görevi dışında parti kapatmadavalarında duruşma açılması mümkün bulunmadığından, davalı partinin bu yöneilişkin isteğinin reddi gerekir.
3- Anayasa'nın geçici 15. maddesinindavada uygulanmaması, Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesinin iptali isteği;
Siyasî Partiler Yasası'nın tamamının yada kimi maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğunun ileri sürülmesine veya buhususun re'sen nazara alınmasına Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrasıhükmü olanak vermediğinden, ön savunmada, öncelikle bu hükmün davadauygulanmaması istenmektedir. Sözü edilen hükümde, maddenin birinci fıkrasındabelirtilen 12.9.1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak TürkiyeBüyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nı oluşturuncaya kadar geçecek süreyegönderme yapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasa hükmündekararnamelerin ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınankarar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceğibelirtilmiş ve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceyekadar Anayasa'ya uygunluk denetimi yoluyla bu hükümlerin tartışılmasınınönlenmesi biçiminde bir siyasal tercih ortaya konmuştur.
Yüksek Mahkemenizin 10.7.1992 gün,E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılı, 23.11.1993 gün, E.1993/1(Siyasî Parti Kapatma), K.1993/2 sayılı kararlarında belirtildiği gibi;yasaların yorumlanması ve uygulanmasında bir yasa kuralının ihmalinin sözkonusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen ve birbiriyle çelişen bir Anayasave yasa kuralının bulunması gerekir. Geçici 15. madde, Anayasa'nın bütünlüğüiçinde bir çelişkinin değil, bir ayrık durumun ifadesidir.
22.4.1983 günlü Siyasî Partiler Yasası,12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmış olan genel seçimden sonra TürkiyeBüyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın oluşması arasındaki dönemde kabuledilmiş olduğundan, geçici 15. maddenin son fıkrası hükmü kapsamındabulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmış olan söz konusuYasa'nın 89. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez. Ancak, hiç kuşkuyok ki söz konusu kural, Anayasa'nın temel ilkeleri ve bu ilkelerin dayanağınıoluşturan hukukun ana kurallarıyla uyum gösterecek biçimde yorumlanmalıdır.
Öte yandan; yine Yüksek Mahkemenizinyukarıda işaret olunan kararlarında ifade edildiği üzere, Siyasî PartilerYasası'nın getirdiği yasaklar Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde yer alankapatma nedenlerinin somutlaştırılması olarak düşünülmelidir. Çünkü Anayasa'nın69. maddesinin son fıkrasında, «siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları,denetleme ve kapatılmaları... yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunladüzenlenir.» denilmektedir. Siyasî Partiler Yasası'ndaki yasaklamaları kabuletmekle Yasakoyucu da Anayasa'nın öngördüğü düzenlemeyi gerçekleştirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, Siyasî PartilerYasası'nın 89. maddesinin iptali isteği yerinde bulunmamaktadır.
1. GenelAçıklamalar :
Anayasa kuralları incelendiğindeAnayasakoyucunun siyasî partilere ilişkin bu konuya özel bir önem ve değervermiş olduğunu görmekteyiz.
Anayasa'nın 68. maddesinin ikincifıkrası hükmü siyasî partileri demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögelerisaydıktan sonra üçüncü fıkrasında siyasî partilerin önceden izin almadankurulabileceği Anayasa ve yasa hükümleri içerisinde çalışmalarınısürdürebilecekleri vurgulanmıştır.
Yüce Mahkemenizin 23.11.1993 gün,E.1993/1 (Siyasî Parti Kapatma), K.1993/2 sayılı kararında değinildiği gibi;
“Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içindeolması temel ilkedir. Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesindebirleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıklarıkuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partileryurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasalkatılmaları somutlaştıran hukuksal yapılardır.
Demokrasinin simgesi sayılan, olmazsaolmaz koşulu olarak nitelenen özgürlük ve hukuksallığın ulusal araçlarıdurumunda bulunan siyasî partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri veulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, Anayasakoyucu, onlarıöteki tüzel kişilerden farklı görerek, kurulmalarından başlayıp çalışmalarındauyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özelolarak belirlemekle kalmamış, Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında,çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkelerçerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenleneceğini öngörmüştür.
Anayasa'nın anılan buyurucu kuralıuyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerinkuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında,belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirmiştir. Getirilensistemde, Anayasa'da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları içinAnayasa Mahkemesi'nde dava açılacağı öngörülmüştür...”
Davalı Siyasî Parti, gerekli bildiri vebelgelerin 1.10.1996 günü İçişleri Bakanlığı'na vermesiyle Siyasî PartilerYasası'nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Kuruluş bildiri veeklerinin anılan Bakanlıkça Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesini takibenAnayasa'nın 69. ve Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddelerinin yüklediği görevçerçevesinde davalı partinin tüzük ve programlarıyla kurucularının hukukîdurumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikleincelenmiş ve programında ayrıntılarına aşağıda yer verilecek olan aykırılıklartesbit edilmiştir.
II- Konuyla ilgili yasal düzenlemelerintamamı ile davalı partinin programının konusuyla ilgili kısımlarına iddianamenin(II) ve (III)no.lu bölümlerinde yer verilmiş olduğundan, tekrardankaçınmaamacıyla burada yeniden belirtilmemiş ve iddianamenin anılan bölümlerinegönderme yapmakla yetinilmiştir.
III. KapatmaNedenleri ve Değerlendirme
A) Kapatma Nedenleri
Genel açıklamalar bölümünde debelirtildiği gibi, siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarına ilişkinesaslar Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde belirtilmiştir. 68. maddenindördüncü fıkrasında, siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesive ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine,demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı... sınıf ve zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayan parti kurulamayacağı kuralı getirilmiştir. 69. maddenin beşincifıkrasında ise; siyasî partilerin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı tüzük ve programının bulunması halinde temelli kapatılacakları,dokuzuncu fıkrasında da, siyasal partilerin yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan, Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardımalamayacakları ve bu hükme aykırı hareket eden siyasal partinin temellikapatılacağı kabul edilmiştir.
Siyasal partilerin uymaları gerekenesasların Anayasa'da düzenlenmesi, faaliyetlerinin Anayasa veyasahükümlerineuygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan derneklerden ayrıtutulmaları ve demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarınınsonucudur.Ancak, siyasal partilerin yukarıda değinilen tanımı ve amaçlarıonların faaliyetlerinde istedikleri gibi davranabileceklerini göstermez. YüksekMahkemenizin 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılıkararında da değinildiği gibi, “... siyasî partilerin baskı ve engellerden uzakkalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da bir gereğidir...
“... Devletlerin (de) saldırı ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır.
“Devletler Hukukunda, genellikle <
Siyasal partilerin kurulmalarına,faaliyetlerine, denetlenmelerine, kapatılmalarına vs. ilişkin esaslarıdüzenleyen Siyasi Partiler Yasası, Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerinde öngörülenilke ve esaslardan hareketle, siyasî partilerle ilgili yasaklar başlıklıdördüncü kısmında, partilerin amaç ve faaliyetlerine uymak zorunda olduklarıhususları ayrıntılı olarak düzenlemiş ve bu ilke ve esaslara uymamanınyaptırımını 101. maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde partinin kapatılmasıolarak belirlemiştir.
Davanın konusuyla sınırlı kalmak üzere,Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesinin incelenmesi.
Siyasi Partiler Yasası'nın 89.maddesiyle, siyasal partilerin, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasalgörüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyiamaç edinerek özel yasasında gösterilen görevleri yerine getirmek durumundaolan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasına ilişkinAnayasa'nın 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemeyecekleri kabul edilmiştir.Madde gerekçesindeki açıklamaya göre, bu hükümle sağlanmak istenen, Diyanetİşleri Başkanlığı'nın genel idare içindeki yerine dokunulmasının önlenmesidir.Bu hükmün dayanağı, metninde de belirtildiği gibi, Anayasa'nın 136. maddesidir.136. maddeye göre, genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı,lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasal görüş ve düşüncelerin dışındakalarak ve ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel yasasında gösterilengörevleri yerine getirecektir. Böylece, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genelidare içindeki yeri güvence altına alınmış olmaktadır. 136. madde, Diyanetİşleri Başkanlığı'na, özel yasasıyla belirlenen görevleri yerine getirirkengözetmesi gereken üç genel ilke göstermiştir ki bunlar «lâiklik ilkesidoğrultusunda hareket etmek» , «bütün siyasal görüş ve düşüncelerin dışındakalmak» ve «ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinmek»tir. Bu suretle,Diyanet İşleri Başkanlığı'nın özel görevlerini bu üç ilke doğrultusunda yerinegetirmesi sağlanmak istenmiştir.
Anayasa'nın 136. maddesi, 1961Anayasası'nın 154. maddesinin bazı eklemelerle tekrarı niteliğindedir. Gerekeski 154., gerekse 1982 Anayasası'nın 136. maddesi, Cumhuriyetin kurulmasındanitibaren genel idare içinde yer alan bu kuruluşun durumunu, toplumsal bir kurumolarak dinin ifade ettiği önemi gözönünde tutarak aynen devam ettirme amacınayöneliktir. Anayasa'nın 136. ve Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddelerindesözü edilen özel yasa 22.6.1965 tarihinde kabul edilen 633 sayılı «Diyanetİşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun»dur. Yasa'nın genelgerekçesinde, hedef aldığı temel ilkeler arasında, Anayasa'nın lâiklik, din vevicdan özgürlüğü anlayışına uygun olarak genel idare içinde yer alan Diyanetİşleri Başkanlığı'nın görev ve yetkilerini belirlemenin bulunduğundan sözedilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşunu takiben Evkafve Şer'iye Vekaletinin kaldırılması sonucu 1924 yılında 429 sayılı Yasa'ylakurulmuş, 1935 yılında 2820 sayılı Yasa'yla kuruluşun görev ve yetkileribelirlenmiştir. Ancak, zaman içinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılama amacıylaçeşitli hükümlerin eklenmesine rağmen, yine de Yasa'nın yetersiz kalmasıyanında, güvenilir bilgilere sahip ve İslam dininin yüksek nitelikleriyleorantılı din görevlilerinin yetiştirilmesi, diğer yandan din hizmetlerinin birdüzen altına alınması gereği yasakoyucuyu bu konuda yeni bir düzenlemeyegitmeye zorlamıştır. Yüksek Mahkemenizin 21.10.1971 gün, E.1970/53, K. 1971/76sayılı kararında da belirtildiği üzere, “... Diyanet İşleri Başkanlığı'nınAnayasa'da yer almasının... birçok tarihi nedenlerin, gerçeklerin ve ülkekoşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir sonuç olduğunda kuşku yoktur.
Gerçekten, Diyanet İşleri Başkanlığı'nınAnayasa'da yer alması nedenleri, Anayasamızda kabul edilen lâiklik düzen veesaslarından ve bir Anayasa hükmü olan 154. maddesindeki Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın kanununda gösterilen görevleri yerine getireceğiyolundakiibareden anlaşılmaktadır. Bunlara göre, Diyanet İşleri Başkanlığı'nınAnayasa'da yer alması şu zorunluluk ve nedenlere dayanmaktadır;
“Dinin devletçe denetiminin yürütülmesi, din işlerinde çalışacakkimselerin yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla dini taassubun önlenmesi vedinin toplum için manevi bir disiplin olmasının sağlanması ve böylece TürkMilletinin çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi, yücelmesi ana ereğiningerçekleştirilmesi gibi nedenlere dayandığı gibi, aynı zamanda toplumunçoğunluğunun Müslüman bulunduğu ülkemizde dini ihtiyaçların karşılanabilmesiiçin dini işleri görecek kişiler, mabet ve başka maddi ihtiyaçların sağlanmasıve bunların bakımı gibi konulara yardım etmek nedenlerine de dayanmaktadır...”
Şu halde, Anayasakoyucunun Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da ve idare örgütü içinde yer almasını öngörürkentakip ettiği öncelikli amacın, bize özgü lâiklik anlayışı doğrultusunda, dinadamlarının yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla, toplumsal bir kurum olandinin toplum yaşantısında bağnazlık oluşturarak toplumun huzurunu tehdit etmesisonucu kamu düzeninin bozulmasının önüne geçmek, ayrıca dinin toplum yaşantısıiçinde bir siyasal güç, odak oluşturarak siyasal iktidarı denetlemesiniengellemek olduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde, bireyler veya bireylerinoluşturduğu «cemaat» adı verilen örgütlü topluluklar, dinsel işlerinyürütülmesi, din adamlarının yetiştirilmesi, mabet ve sair ihtiyaçlarınkarşılanması alanlarından olduğu kadar, siyasal etniklik ve egemenlik kurmaolanaklarından da uzak tutulmuş olmakta, bireylerindinsel niteliktekiihtiyaçlarının sağlanması işlerinin, dağınıklık ve düzensizlikten uzakta,organize ve disiplinli bir biçimde tek elden yürütülmesi gerçekleştirilmişbulunmaktadır.
B) Değerlendirme
Açıklanan Anayasal ve yasal hükümlerinışığı altında, davalı partinin programının değerlendirilmesinden şu sonuçlarortaya çıkmaktadır:
Davalı parti programının inanç sorunlarıisimli bölümünün (basılı programın 58. ve 59. sayfalarında) ikinciparagrafında, « ... Biz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir Devlet kurumuolmaktan çıkarılmasından yanayız. Kurum inanç sahiplerine devredilmeli,kurumda, hangi inanç grubunun, hangi temsil esasına göre var olacağı ve malibütçesinin nasıl düzenleneceği tümüyle bu kurumda yer almak isteyen cemaattemsilcilerince belirlenmelidir... » biçiminde bir görüş yer almaktadır.
Programda Diyanet İşleri Başkanlığı'nınbir devlet kurumu olmaktan çıkarılıp dinin cemaatlere bırakılarak devletin dinişlerine karışmayacağının öngörülmesi, onun klasik laiklik anlayışının gereğiolarak örgütlenmesi, başka deyişle devletin dinsel fonksiyonlar ifa edememesianlamında algılanabilirse de, geleneksel olarak Cumhuriyet dönemiAnayasalarımıza yansıyan lâiklik anlayışının birtakım zorunluluklardan kaynaklanankendine özgü niteliği karşısında, bu ilkeye aykırı biçimde, devletin dinişlerinde kamu yararını sağlama amacıyla sahip olduğu düzenleme yetki vegörevinden yoksun kılınması sonucunu doğuracak böyle bir anlayışın, Anayasa'yauygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Anayasa ibadet yerlerinin ve dinişleriyle uğraşan kişilerin özerk ve bağımsız olmalarını, devlet denetimidışında kalmalarını öngören bir din özgürlüğünü lâiklik ilkesine uygun kabuletmemiştir. Parti programında kabul edildiği üzere, devletin din işlerinekarışmaması, dinin cemaatlere bırakılması halinde, devletin kamu düzeninisağlama amacıyla ve inzibati düşüncelerle dini işlerin bir kesimine karışmasınaolanak veren ve hatta bunu gerekli kılan lâiklik ilkesi çiğnenmiş olacak,Cumhuriyet, onun nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemeyeceği kabuledilen lâiklik niteliğinden soyutlanmış olacaktır. Böyle bir sonucu doğuracakamacın güdülmesi Siyasî Partiler Yasası'nın 78/a maddesiyle yasaklanmışbulunmaktadır. Diğer taraftan; yine bu şekilde Anayasa'da ve Siyasî PartilerYasası'nda genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı'nıngöreceği görevler ortadan kalkacağından kendisinin hukuksal varlığına daihtiyaç kalmayacak ve adı geçen örgüt genel idare içinden Anayasa'nın 136. veSiyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırı olarak tasfiye edilmişolacaktır.
IV- Sonuç ve İstem
Yukarıda yasal dayanakları vegerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı partinin programının söz konusu bölümüAnayasa'nın 136. maddesi ile Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırınitelikte olduğundan, yerinde görülmeyen savunmaların reddiyle,
Davalı Demokratik Barış HareketiPartisi'nin Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.”
IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESASHAKKINDAKİ SAVUNMASI
Demokratik Barış Hareketi Partisi'nin31.1.1997 günlü esas hakkındaki savunmasının ilk bölümünde şöyle denilmektedir:
“Usul Yönünden Savunmamız :
Siyasî Partiler Yasası 9. maddesi hükmüuygulanmaksızın ön savunmamızda da belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi'ndedoğrudan doğruya dava açılması Yasaya aykırıdır.
Burada yapılması gereken partiprogramındaki yasaya aykırılığı tesbit edilen hususların ilgili partiye bildirilmesive yasalara aykırılıkların yürürlükteki hukuk kurallarına uygun halegetirilmesini sağlamaktır. Çünkü, Anayasamızın 69. maddesi gereğince siyasîpartiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Kuruluşlarında ve tüzelkişilik kazanmalarında serbesti geçerlidir. Program ve tüzüklerindeki yasalaraaykırılık tesbiti halinde, siyasî partinin kapatılması prosedürü başlatılmadanönce eksiklik ve aykırılığın Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihtarı üzerinegiderilmesi esastır. Ayrıca, Anayasa da siyasî partilerin kapatılma sebepleritahdidi olarak sayılmıştır. Anayasa da sayılan bu sebeplere, Siyasî PartilerYasası yenilerini ekleyemez. Aksi takdirde temel hak ve hürriyetlerden biriolan, siyasî parti kurma özgürlüğü açısından Anayasa tarafından sağlanmış olangüvence anlamını yitirecektir.
Bu anlamda Anayasa'nın 68. maddesi ileSiyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesi arasında bir uyumsuzluk söz konusudur.
Ön Savunmamıza karşılık olarakCumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen esas hakkındaki görüşte, Yasada hiçbir şekilde programın 104. madde hükmü dışında şarta bağlılık yazılmadığı, 9.maddenin metninde ve gerekçesinde ısrarla yazılı istemin ön koşul olaraknitelendirildiği halde, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2. sayfada da kabuledildiği üzere 100 ve 101. maddelerdeki kapatma davasının açılmasınınengellendiği zannedilerek, 9. maddede var olan programa karşı düzeltme isteminiyok saymışlardır. Bu durumun Yasa'nın özü ile bağdaşması mümkün değildir.
Yüksek Mahkeme Üyesi Sayın Mustafa GÖNÜLazlık oyu olarak aynen şu görüşleri ileri sürmektedir... “Görüldüğü gibiAnayasa kuralına uyum içinde düzenlenen yasa kuralı uygulamanın gerektirdiğiaçıklamalar yanında, Anayasa'nın öngördüğü “öncelikle ...” koşuluna “ivedilikle...”yi de eklemiştir. Ayrıca saptanan eksikliklerin tamamlanması için yazılıtebliğle başlayan 30 günlük süre getirilmiştir. Bu yolla ilgili parti, tüzüğünüya da programını, Anayasa ve yasa kurallarına uygun hale getirebilme hakkındanyoksun bırakılmamaktadır.
Yasakoyucu, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın kurulan bir partinin programını “öncelikle ve ivedilikle...”yapacağıinceleme sonunda “... Anayasa ve kanun hükümlerine ...” uygunolmadığını saptaması durumunda bunu bir “noksanlık” kabul ederek, 30 günlüksüre içinde Anayasa ve Yasa'ya uygun hale getirilmesini, böylece “...noksanlıkların giderilmesini...” ilgili partiden yazıyla istemesini kapatmaistemi öncesinde “koşul-kural” olarak öngörmüştür. Maddenin 2. tümcesinde yeralan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın “tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini,... yazıyla ister.” biçimindeki kural, sadece Siyasî Partiler Yasası'nın 8.maddesinde sözü edilen kuruluş evresine ilişkin bir takım basit belge vebilgileri değil, aynı zamanda partilerin tüzüklerinin, programlarının ve kurucularınınhukuksal durumlarını Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu da kapsamaktadır.Yasakoyucu, bunlar arasında önem ve öncelik bakımından bir ayrıma gitmemiştir.
Yasa kuralında belirlenen süre içindeAnayasa ve yasa kurallarına uygunluk sağlanmadığı ya da yazılı isteme yanıtverilmediği takdirde, yine anılan 9. maddenin son tümcesi uyarınca “... siyasîpartilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.
...
Bu gerekçenin ağırlık noktasını, SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesindeki “uyarı” koşulunun aynı Yasa'nın 100 ve 101.maddelerindeki nedenlerle “kapatma davası açılmasına olanak vermemek” kuşkusuoluşturmaktadır. Bunun sonucunda da davalı partiye programını, Anayasa ve yasakurallarına uygun hale getirebilme hakkı ve şansı tanımamaktadır.” BöyleceAnayasa'nın 68/2 maddesiyle “demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları...” olarak nitelediği Siyasî Partiler, kapatılma durumuna getirilmektedir.Yapıcı yorum yönteminden uzaklaşılmaktadır...”
Bu karşı oy yazısının son kısmındabelirtilen “yapıcı yorum yönteminden uzaklaşılması” sonucu Anayasa'nın 68.maddesine aykırı olarak onlarca parti kapatılmış ve demokratik siyasîhayatımıza büyük bir darbe vurulmuştur.
Ön savunmamızda belirttiğimiz Anayasa'yaaykırılık iddiamız ve bu iddianın gündeme gelebilmesi için Anayasa'nın geçici15. maddesi ile ilgili savunmamız hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı herhangibir yanıt ve iddiada bulunmamış, sadece ilgili maddeyi tekrarlamıştır. Bumadde, Sayın Yüksek Mahkemenin daha önceki parti kapatma davalarında çeşitlitartışmalara ve karşı görüşlere neden olmuştur. Anayasamız'daki sondeğişikliklerden sonra, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan yasalarınartık geçici 15. maddenin koruması altında olamayacağı tartışması ortayaçıkmıştır. Zira yapılan değişikliklerden sonra bizatihi Anayasa, geçici 15.maddenin koruması dışına bırakılmıştır. Hal böyle olunca 12 Eylül sonrasıçıkarılmış bulunan Siyasî Partiler Yasası'nın bu maddenin koruması altındaolacağını düşünmek kanaatimizce hukuka uygun değildir.
Esas Yönünden Savunmamız :
Partimiz aleyhine açılan kapatmadavasında, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kapatma sebebi olarak ileri sürdüğüparti programındaki cümle dolayısıyla parti programının yorumu yapılırkenprogramımızdaki adı geçen cümle tek başına dikkate alınarak sonuca ulaşmakdoğru değildir.
Bilindiği gibi hukukta yorum yapılırken,hüküm; ilk önce ilgili bulunduğu metnin tamamı, daha sonra hukuk düzeniiçerisindeki yeri dikkate alınarak gerçekleştirilir. Bu anlamda partimizin programınıntamamının ve özellikle programdaki inanç sorunları kısmının bir bütün olarakdeğerlendirilmesi gerekir.
“Nitekim siyasî partilerin kapatılmasına karar verilmesinde bellibir amacın varlığına delalet eden emare ve ifadelerin mevcudiyeti yeterliolmayıp, bu belli amacın partinin genel tutum ve eylemleri ile doğrulanmasıgerekir.”
Siyasî Partiler Kanunu'nda kapatmanedeni olarak gösterilen Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare dışınaçıkarılmasını önermek, Anayasa'nın koymuş olduğu siyasî partilerin yasaklanmasınıgenişleten ve şekilsizleştiren bir düzenlemedir. Bir parti tek başına bunedenle Anayasa'da yasaklanan lâiklik karşıtı görüş ve eylem prensibine aykırıdüşmez. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Anayasa'ya aykırılık taşıyan somut bireylem ve bu eylemin lâiklik ilkesine aykırılık teşkil etmesinin kanıtlanmasıhalinde anlam kazanacaktır. Dolayısıyla lâiklik ilkesine aykırı bir amacıolmayan bir partinin sadece ve sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumuolmaktan çıkarılmasını savunduğu için kapatılması Anayasa'nın siyasîpartilerin kapatılmasını öngördüğü sisteme aykırı olur. Kısacası Anayasa'nın136. maddesinin hükmünün amacının ne olduğu araştırılacak olursa, amacınAnayasa'nın 2. maddesindeki Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan (lâiklik)prensibinin korunması olduğu anlaşılır. Partimiz programında inanç sorunlarıbaşlığı altında ilk belirtilen husus partinin “devletin ve dinin birbirindenayrılması demek olan laikliği savunur” hükmüdür.
Partimizin laiklik ilkesini benimsediğive savunduğu tartışmasızdır. Bu ilkenin ülkemizdeki uygulanmasındaki bir aksaklığın,yanlışlığın düzeltilmesini ve görüş olarak programında öngörmüştür.Programımızda “Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir devlet kurumu olmaktançıkarılmasından yanayız” denilmesi lâiklik ilkesinin devlet ve dinilişkilerinin birbirinden ayrılmasının bir gereği olarak bir amacın değil, birgörüşün belirtilmesidir. Nitekim, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dava dilekçesinin3. paragrafının sonunda da bu hususun öngörülmüş olduğunu görüyoruz. Yukarıdaadı geçen cümlede bir amaç değil, bir görüş söz konusu olduğuna göre Partimizinprogramındaki Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumu olarak yer almasınınuygun bulunmadığı yönündeki görüş ve bunun programımızda açıklanması SiyasîPartiler Yasası'nın 89. maddesindeki “amaç güdemezler” hükmüne aykırı olarakyorumlamamak gerekir.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşubaşlangıçta Türkiye'de lâiklik prensibinin yerleşmesi açısından olumlu yorumlansabile daha ilk kurulduğu andan itibaren gerek doktrinde yazarlar tarafından,gerekse politikacılar tarafından sürekli eleştirilmiştir ve eleştirilmeye devamedilmektedir... Hatta, Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesinin ülkemizdetam manasıyla gerçekleşmesi ve yerleşmesinin önünde bir engel olarak görülmeyebaşlanmıştır. Devletin Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla Türkiye'de dinhizmetlerini bir kamu hizmeti olarak toplumun tamamını, tüm inanç gruplarınıiçine alacak şekilde gerçekleştiremediği herkes tarafından kabul edilmektedir.Örnek vermek gerekirse:
Diyanet İşleri Başkanlığı 1982 T.C.Anayasası'nın 136. maddesinde, “Genel İdare içinde yer alan Diyanet İşleriBaşkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasî görüş ve düşünüşlerindışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özelkanunda gösterilen görevleri yerine getirir” şeklinde düzenlenmiştir. Budüzenlemede kurumun “lâiklik ilkesi doğrultusunda” çalışacağının belirtilmesi,anayasakoyucunun devletin dine yaklaşımının salt bir kamu hizmeti olmasıyolunda gösterdiği bir çaba olarak değerlendirilebilir.
Ancak bu lâiklik kavramı, 1965 tarihlive 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'dagörevlerinin belirlendiği 1. maddesiyle ihlâl edilmektedir; zira bu maddededüzenlenmiş “ahlâk esaslarıyla ilgili işleri yürütmek” görevinin idareninişlevi içinde ne bir kamu hizmeti ne de kolluk görevi olarak hukuken yeriyoktur. İdare içindeki bir kurumun teknik bir hizmet vermek amacının ötesinde,bu şekilde bir işlevle donatılması kanımca devleti yurttaşları yönetebilmekiçin yönlendirici bir ideolojik aygıt olarak gören anlayışın tipik ifadesidir.Çağdaş demokratik bir topluma uygun olabilecek bir devlet modelinde ideolojikpropagandanın yeri tartışmalıdır; kanımca da olmamalı, İdare'nin işlevi kamuhizmeti sunmak ve güvenlik, dirlik, esenlik, genel sağlıkla sınırlı kalmaküzere kolluk görevini yerine getirmekle sınırlı kalmalıdır. Oysa genel idareiçinde yer almakta olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevlerinin yukardakısaca belirtildiği üzere, bu çerçevenin ötesine taşacak şekilde düzenlenmişolduğu görülmektedir.
Bugün Diyanet İşleri reisliğinin devletteşkilatı içinde yer alması ve devletin bu teşkilat marifetiyle dini bir takımfaaliyetler ifa etmesi lâiklik esasıyla telif edilemez. Filhakika Müslümanlarınekseriyeti teşkil ettiği ve bu itibarla bunların ihtiyaçlarına cevap vermektedevlet için bir vazife, bir amme hizmeti mahiyeti aldığı ileri sürülebilir.Ancak bu ekseriyet, ekaliyetler gibi bu ihtiyaçlarına kendi teşkilat ve vasıtalarıylacevap verebilir. Devlet belki de bu teşkilata diğerleriyle beraber ve umumimenfaatlere hadim cemiyetlere yaptığı tarzda bazı yardımlar yapabilir. Fakatlaik bir devlette idarenin din sahasında müspet faaliyetler icra etmesine sebepve lüzum yoktur. Diyanet İşleri reisliğinin idare teşkilatının içindeki yeri verolü hukukî esaslardan ziyade siyasî mülahazalarla izah edilmek ve muvakkat vegeçici tedbir saymak daha doğru olur. Aynı suretle tekkelerin kapatılması vebunların amme nizamını, maddî nizamı ihlâl etmeyecek bir şekilde ayinlerinemüsaade edilmemesi de gene siyasî esaslara müstenit ve geçici bir tedbirsayılmak lazım gelir. Bu ancak inkılabın icap ettirdiği ve muayyen bir zaman vemekana mahsus fevkalade bir zabıta tedbiri mahiyetindedir.
Bugün Türkiye'deki içtimai şartlartamamıyla olgunlaşınca, hukuki esaslardan ziyade siyasî mülahazalarla veiçtimai zaruretlerle kabul edilmiş yarı lâik Devlet sistemimizden tam lâikdevlet sistemine yani din işlerinin, devletten ayrılığı rejimine gitmenin enmakul ve en mantıki yol olacağı kanaatındadır. Öğretide bazılarına göre günümüzkoşulları devletin diyanet işlerinden tümüyle sıyrılarak dinselgereksinmelerinin sivil toplum içindeki yapılanmalarca karşılanmasınabırakmasını gerektirmektedir.
Yukarıdaki görüşlerde açıklandığı gibiDiyanet İşleri Başkanlığı'nın merkezi teşkilat içerisinde yer alması toplumumuziçerisinde bir hoşnutsuzluğa sebebiyet vermektedir. Bu durumun hukukkurallarına riayet ederek demokrasinin çizdiği sınırlar içinde düşünce vekanaat ve bunun açıklanması hürriyetinden de yararlanarak, kamuoyunun gündeminegetirmek siyasî partilerin asli fonksiyonlarındandır.
2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun3. maddesinde de belirtildiği gibi belirli bir ülkede belirli bir siyasî programüzerinde anlaşmış kimselerin halkın desteğini kazanıp seçimler yoluyla devletyönetimini ve yerel yönetimleri ele geçirerek iktidar olmak veya muhalefette buyönetimleri denetlemek veya etkilemek suretiyle Anayasa'ya ve kanunlara uygunolarak program ve tüzüklerindeki öngörülen amaçları gerçekleştirmek içinkurdukları sürekli bir örgüttür. Bu tanımda siyasî partinin uyması gerekennormun Anayasa olduğu açıktır. Ayrıca bu husus Anayasa'nın bağlayıcılığı veüstünlüğünü öngören Anayasa'nın 11. maddesi hükmünün de bir gereğidir. Adıgeçen maddede kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağı hükmü de yer almaktadır.Dolayısıyla siyasî partinin faaliyet alanını sınırlandıracak temel normAnayasa'dır. Anayasamız'ın 90. maddesi gereğince Türkiye'nin taraf olduğu MilletlerarasıAnlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlar aleyhine Anayasa Mahkemesi'ne,Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla gidilemez. Bu hüküm ve Anayasa'nın başlangıçkısmında Türkiye Cumhuriyeti'nin, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahipşerefli üyesi olduğu da belirtilmiştir. Netice itibariyle siyasî partilerinuyması gereken prensipler Anayasa'yla birlikte uluslararası hukukun bu alandagetirmiş olduğu kıstaslardır.
Ancak siyasî partiler münferiden hiçbiruluslararası belgede düzenleme konusu olmamıştır. Bundan çıkan netice siyasîpartilerin uyması gereken prensiplerin bütün temel hak ve hürriyetlere ilişkingenel hükümlerin olmasıdır. Öyleyse siyasî partiler sadece demokratik birülkede demokratik düzeni yıkacak nitelikte, faaliyetlerde bulunamayacaklardır.Uluslararası hukuk ve iç hukuk açısından demokratik düzen sadece ilgili ülkeninmevzuatı nazarı dikkate alınarak tespit edilemez. Yani demokratik düzenuluslararası hukukta demokratik kabul edilen ülkelerdeki demokrasiye ilişkinortak prensipler gereğince belirlenir. Hatta bu hususta ilgili devlet kendianayasal düzenini ve bu düzendeki hükümleri ileri sürerek milletlerarasıyükümlülüklerden kurtulamaz ve kendi sistemini demokratik olarak adlandırdığıanda kabul edilmiş olan demokrasiye ilişkin temel prensiplerden farklı hükümlerkabul edemez. Bu husus Türkiye Cumhuriyeti'nin 22 Ocak 1987 tarih ve 87/11439sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Avrupa Konseyi Komisyonu'na kişiselbaşvuruyu kabul beyanındaki çekincesinde belirtilen “Bu beyanla komisyonatanınan yetki bakımından sözleşmenin 8., 9., 10. ve 11. maddelerinin 2.fıkralarında yer alan “demokratik bir toplum” kavramı, Türk Anayasası'nda yeralan ilkelere ve özellikle Anayasa'nın Dibacesi ve 13. maddesine uygun olduğuşekilde anlaşılmalıdır” hükmünü komisyon 5299/89, 15300/89 ve 15318/89 sayılıkararıyla kabul etmemiştir. Çünkü demokratik bir toplum düzeni ilgili ülkeninmevzuatına göre değil sözleşmede belirtilen hükümler çerçevesinde tespit vetayin edilir. Daha sonraki Türkiye'nin komisyona bireysel başvuruyu kabulbeyanlarını uzatan beyanlarda, bu çekince Türkiye tarafından kaldırılmıştır. Budurum bize göstermektedir ki Türk hukukuna demokratik toplumdan ne anlaşılmasıgerektiği sorusuna cevap aranırken Anayasal ve yasal mevzuatımızla birlikteTürkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların hükümlerini de gözönündetutmak gerekecektir ve Türkiye uluslararası hukuk açısından girmiş olduğuyükümlülüklere riayet etmek zorundadır. Uluslararası hukuk da bir siyasîpartinin demokrasiyi kabul edip ancak bunun uygulanması sırasındaki ikincilbir nokta hususunda farklı bir görüş beyan etmesi bu partinin yasaklanmasınıhiçbir suretle gerektirmemektedir. Atatürk'ün belirtmiş olduğu “muasırmedeniyet” seviyesini hedef almış Anayasası'na ve uluslararası hukuka aykırıbir hükme dayanılarak partimizin programında açıkladığımız görüşten dolayıpartimizin kapatılması Türk demokrasisi açısından hukuken kabul edilemez birduruma sebebiyet verecektir. Ayrıca istenilmeyen bu halin gerçekleşmesihalinde uluslararası camiada, Türkiye'de demokrasinin varlığı hususundakiolumsuz düşüncelere bir yenisini ekleyecektir.
Bir siyasî partiyi bu anlamdaki birfonksiyonunu ifa etmesinden dolayı kapatmak siyasî partilerin kapatılmasıolayının arkasındaki gerekçe ile bağdaşmaz. Zira siyasî partilerinkapatılmasının kabulündeki görüş demokrasinin prensiplerinden olan “hürriyetiyok etme hürriyetinin” olmamasıdır. Çünkü doktrinde de söylendiği gibihürriyeti sadece onu yok etmek için kullanmak isteyenler onun üzerinde bir hakiddia edemezler.Her rejim gibi demokratik rejimde varlığına yöneltilecektehlikeler karşısındakendini koruma hakkına sahiptir.
Demokratik sistemin unsurlarından biride siyasal sistemin “lâik” olmasıdır. Ancak lâikliğin mutlak anlamdakurumsallaşmasının yegane yolu Diyanet İşleri Başkanlığı şeklinde örgütlenmedeğildir. Belirtilen bu hususun Siyasî Partiler Kanunu madde 89 ve bununAnayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesini engelleyen Anayasa'nın geçici 15.maddesinin demokratik liberal bir hukuk anlayışı içinde yorumlanması gerekir.Bu yorum gereği bir siyasî partinin Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesineaykırılık nedeni ile kapatılmasını haklı kılacak neden, Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın genel idare içerisinden çıkarılmasının istenmesi “anti lâik saikve amaçlarla” olması haliyle sınırlıdır. Bir başka deyişle Siyasî PartilerKanunu'nun Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare dışına çıkarılmasının birsiyasî parti tarafından önerilmesi halinde kapatılacağı esasını içeren 89.maddesinin lâiklik ilkesine aykırı bir amacı olmayan bir parti için, sırfDiyanet İşleri Başkanlığı'nı kamu kurumu olmaktan çıkarmayı savunduğu içinuygulanması, Anayasa'nın ruhuna ve felsefesine aykırıdır.
Bu arada açıklığa kavuşturulması gerekenbir diğer husus Anayasa Mahkemesi'nin lâikliği nasıl yorumladığıdır. YüksekYargı organının içtihatlarına göre laiklik;
a- Dinin devlet işlerinde egemen veetkili olmaması esasının belirlenmesi,
2. Dininbireyin manevi hayatına ilişkin olan dini inanç bölümünde aralarında ayrımgözetilmeksizin sınırsız bir hürriyet tanımak sureti ile dinin anayasal güvencealtına alınması,
c- Dinin bireyin manevi hayatını aşaraktoplumsal hayatı etkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde kamudüzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla kabul edilmesi ve dininkötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması,
d- Devlete kamu düzeninin ve haklarınınkoruyucusu sıfatıyla dini hak ve hürriyetler üzerinde denetim yetkisitanınmasıdır.
Bu esaslara göre partimizin dava konusuprogramındaki cümle, partinin bu konudaki ve ön savunmamızdaki belirttiğigörüşleri ile birlikte değerlendirildiği zaman Anayasamız'ca benimsenmiş olanlâiklik prensibine aykırı olmadığı görülür. Partimizin programından anlaşıldığıgibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumu olma niteliğinden çıkarılmasıyolu ile Anayasamız'da belirtilen lâiklik ilkesi daha iyi işletilecektir. Vebu alandaki kamu külfetleri karşısındaki eşitlik ilkesi ile kamu hizmetlerindeneşitlik ilkesine göre yararlanma arasındaki oransızlık giderilecektir. O haldepartimiz açısından Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumu niteliğindençıkarılması Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesi ile korunmak istenen amacaaykırılık oluşturmamakta; bilakis lâiklik ilkesini, daha belirgin bir şekildekorumaya ve kuvvetlendirmeye yönelik bir amaç taşımaktadır.
Konu ile ilgili bir diğer husus daAnayasa'nın 136. maddesinin Anayasa'nın 4. maddesinde sayılandeğiştirilemeyecek olan hükümlerden biri olmadığıdır. Anayasa'nın 136.maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lâiklik ilkesi doğrultusundagörevlerini yerine getireceğinin belirtilmiş olması, bu kurumun bu günkühukukî statüsü ile lâiklik prensibinin olmazsa olmaz şeklindeyorumlanamayacağıdır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Bakanlığı'nın bu günkükonumunun değiştirilerek bir genel idare kurumu olmaktan çıkarılması daAnayasa'nın değiştirilemeyecek hükümlerinden olan laiklik ilkesinindeğiştirilmesi anlamına gelmez. Zira yukarıda doktrindeki görüşlerdebelirtildiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içerisinde yeralması bizatihi lâiklik ilkesine aykırı bulunarak eleştirilmiştir. Üstelikülkemizdeki lâiklik prensibine örnek teşkil eden batı ülkelerindeki lâiklikprensibinin uygulanmasında din hizmetleri kamu hizmeti olarak düzenlenmemiş vedinsel kuruluşlara bırakılmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 4. maddesindedeğiştirilmeyeceği belirtilmiş olan Anayasa hükümleri dışındaki pek çok Anayasahükmü de Anayasa'nın 4. maddesinde sayılan Anayasa ilke ve hükümleri ile sıkısıkıya ilişkili olup, bu sıkı ilişkiye bakılarak Anayasa'nın değiştirilemeyecekolan hükümlerinin kapsamlarını genişletmek mümkün değildir. Özetle, Diyanetİşleri Başkanlığı'nın merkezi teşkilat içinde bulunmasına ilişkin Anayasa'nın136. maddesi değiştirilemeyecek hükümlerden değildir. Bir siyasal partiyeiktidara geldiğinde eğer Anayasa'yı değiştirebilme sayısına ulaşmış ise,Anayasa'nın 4. maddesi hükmü dışındaki hükümlerini ve bu arada 136. maddeyideğiştirebilme imkanını Anayasa'nın 175. maddesi ile tanıyıp bu imkanıkullanmayı tüzüğünde belirtmeyi siyasî partinin kapatılması sebebi olaraköngörmek ve yorumlamak bir çelişki olur.” denilmiştir.
Esas hakkındaki savunmanın bundansonraki bölümünde kimi bilim adamlarının görüşlerine de yer verilerek özetle,ön savunmada ileri sürülen hususlar yinelenmiş, ayrıca Demokratik BarışHareketi Partisi'nin Demokratik ve Lâik cumhuriyeti savunduğu, bu anlamdasahiplendiği tek mirasın Mustafa Kemal Atatürk'ün ve arkadaşlarının kurduğudüşünce temeli olduğu, Türkiye Cumhuriyeti'nin devri miras olarak aldığıOsmanlı İmparatorluğu'nun şeriatla yönetilen ehl-i sünnet ve'1 cemaat birtoplum olduğu, İmparatorluğun gerilemesi ve çökmesinin temelinde çok milliliğeve çok dinililiğe “mezhep, inanç grupları vs.” karşı eşit davranılmamasınınyattığı Mustafa Kemal'e ve Kuva-yi Milliye'ye karşı olan şeriatçı dernek veoluşumların faaliyetlerine gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse sonradandevam ettikleri, Cumhuriyet ve lâikliğin bu düşünce ve karşı çıkışlarla inşa olunduğu,Kurtuluş Savaşı'nı yürüten ve başarıya ulaştıran kadroların TürkiyeCumhuriyeti'nin birlik harcını oluşturan lâiklik ilkesini, çağın bir gereği vezorunluluğu olarak kabul ettikleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş şartlarıiçerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın “dinsel gericiliğin” denetim altınaalınması, “dinin siyasallaşmasının” önlenmesi ve toplumun tüm kesimlerinininanç ve ibadet hürriyetlerinin bir teminatı olarak kurulduğu, ancak bir süresonra, amaçlanan konumunun dışına çıkarak günümüzdeki yapısına kavuştuğu,devasa bir kuruluş haline gelen Başkanlığın günümüzde tüm kadroları, kurumlarıve yayımları ile, toplumu yönlendirmeyi amaçladığı, açıkça bilime ve çağdaşuygarlığa karşı faaliyet yürüttüğü, Türkiye'de var olan farklı inanç gruplarınahizmet vermediği tartışmasız olan kurumun sadece sünni İslâm mezhebininpropagandasını ve örgütlenmesini yaptığı bu tutumuyla da Anayasa'nın eşitlikprensibine aykırı davrandığı, Kurum'un ülkemiz nüfusunun yaklaşık üçte biriniteşkil eden alevî inanca mensup olanlarla, farklı inanca sahip diğeryurttaşlarımıza hiçbir biçimde hizmet vermediğinin açık olduğu, bu kurumunyeniden örgütlenmesi gerektiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın iptal edilmesiolası Yasa'nın yerine çıkarılabilecek yeni bir Yasa'ya karşı tedbirini aldığıve Türkiye Diyanet Vakfı'nı kurduğu il ve ilçelerdeki şube yönetim kurulubaşkanlıklarını o il ve ilçelerin müftülerinin yaptığı ve Diyanet İşleriBaşkanlığı gibi çalıştığı, kimi bilim adamlarının bu vakfı ve genelde bu türvakıfların kurulmasını eleştirdikleri, Diyanet İşleri Başkanlığı'nınfaaliyetlerinin lâiklik ilkesine uymadığı, bu durumda başkanlığın dinişleriyle uğraşan kamu kurumu olduğunu söylemenin olanaklı olmadığı ilerisürüldükten sonra şu görüşlere yer verilmiştir:
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 18.maddesi herkesin din ve vicdan özgürlüğüne hakkı olduğu, bu hakkın din ve inançdeğiştirme özgürlüğü, dinini ya da inancını tek başına ya da topluca, açıkveya özel olarak öğretme, öğrenme, uygulama, ibadet ve törenlerle açığa vurmayıdüzenlemektedir.
İnsan Haklarını ve Temel ÖzgürlükleriKorumaya Dair Sözleşme'nin 9. maddesi de düşünce, vicdan ve özgürlüğünüdüzenlemektedir. Anayasamız da bu uluslararası metinlere paralel olarakdüzenleme yapmıştır. Metinlerdeki bu hakkın belirlenen unsurlarının sınırı dinveya inancını açığa vurma özgürlüğü açısından getirilmiştir. Bu sınır kamugüvenliği, kamu düzeninin korunması, genel ahlakın ve başkalarının haklarınınkorunmasıdır.
Yukarıdaki temel hakkın güvencesilâikliktir. Devletin temel ilkesi olan “laiklik” devlet ve din işlerininayrılığı, dinsel ve siyasal iktidarların karşılıklı bağımsızlığıdır. Bu tanımyönünden devlet dine inanmak ya da inanmamak konusunu tamamen kişisel sorunolarak görmek zorundadır.Lâik devlette iki temel unsur bulunur.
Devletin temel yapısı belirli bir dinininanç sistemine ve görüşlerine göre biçimlendirilmemelidir. Buna göre devletindini tanımaması, mali destekte bulunmaması gerekir.
Dinsel görüşler açısından ayrımyapılmamalı ve kişisel inanç sistemleri devletin güvencesi altındabulundurulmalıdır. Bu ilkeye göre ise devletin yurttaşlarının inanç hürriyetinikoruma altına alması ve her türlü saldırıya karşı korumasını içerir.
Bu ilkelerin hayata geçirilmesidoğrultusunda hukuksal varlığını kazanmış bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı bugörevleri yerine Cumhuriyet ve lâiklik karşıtı bir örgütlülüğe ulaşmıştır.
Biz Demokratik Barış Hareketi olarakdevletin bu kurumunun yeniden tartışılması, konumunun belirlenmesiniönermekteyiz. Programımızda hem düşünsel alanda hem de demokratik lâikCumhuriyeti savunan kamuoyunda Mustafa Kemal Atatürk'ün o günkü düşüncelerininaksine lâiklik karşıtı bir örgüt haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı'nıntartışılması niteliğindedir.
Sonuç :
Demokratik Barış Hareketi kurulduğundanbu güne dek lâikliğin en büyük savunucularından biri olmuştur. Programınakoyduğu “Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kamu kurumu olmaktan çıkarılması dileği”Bu dilek, gün be gün karanlığa gömülen şer'i güçlerin palazlandığı Türkiye'mizin,aydınlığa çıkması için atılan bir adımdır. Bizim kaygımız kişisel yasaklarımızdeğil, ülkenin yasaklar ülkesi olmasıdır.
İnanıyoruz ki şu an yargılanan sadece vesadece Demokratik Barış Hareketi değildir.
Yargılanan Türkiye'nin 6366 Sayılı Yasaile onayladığı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşme'deyer alan düşünce, vicdan ve din özgürlüğüdür,
Yargılanan Helsinki Nihai Senedi'nde yeralan insan hakları ve temel özgürlüklerdir,
Yargılanan Paris Şartı'nda yer alananlatım özgürlüğü, toplumun her kesimine karşı hoşgörü ve herkes için fırsateşitliğidir.
Ve nihayet yargılanan yarınımız vedemokrasi anlayışımızdır.
Bizler tüm bu hak ve özgürlüklerinsağlanması, lâik, demokratik Türkiye için çalıştık, çalışacağız. Bizler buülkede kötü yasaların yanında iyi hakimlerin olduğuna inanıyoruz.
“Anayasa Mahkemesi körükörüne kuralları uygulamaz. Anayasayıyorumlamaya yetkili tek organ olarak, ilerici ve yapıcı yorumlarla onu güncelkılar. Bir anlamda Anayasa'yı yeniden yapar.”
Yüce Mahkeme'nin öncelikle SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesindeki ihtârâtın yapılmamış olması nedeni ile,usul hükümleri yerine getirilmediğinden davayı reddetmesini,
Gerek Uluslararası Sözleşmelerçerçevesinde, gerekse süregelen değişiklikler dikkate alındığında Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin Siyasî Partiler Kanunu açısından “Anayasa Yargısıdenetiminden korunma”sı ortadan kalkmıştır. Bu nedenle Anayasa'ya aykırı hükümteşkil eden Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesinin iptalini,
Demokratik Barış Hareketi'nin programınakoyduğu “dileği” “lâiklik ilkesi”ne aykırılık teşkil etmediğinden ve Diyanetİşleri Başkanlığı'nın mevcut durumu nedeni ile “kamu kurumu niteliği” hattakurum olma niteliği olmadığından, Yasa'nın belirttiği işlevleri yerinegetirmemesi ve bu işlevleri devretmesi nedeniyle suçun işlenmediği vedoğmadığından bahisle davanın reddini, saygılarımızla arz ve talep ederiz”
V- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NINSÖZLÜ AÇIKLAMASI İLE DAVALI PARTİ TEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ SAVUNMALARI
Anayasa Mahkemesinin Çalışma veYargılama Usulü'nü belirleyen Anayasa'nın 149. maddesinin son fıkrası uyarınca,25.2.1997 gününde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın sözlü açıklamasındansonra, davalı siyasî parti temsilcisinin sözlü savunması dinlenilmiştir.
A- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nınSözlü Açıklaması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı sözlüaçıklamasında, dava ile ilgili esas hakkındaki görüşlerini ayrıntılı olaraksunduklarını belirterek, Demokratik Barış Hareketi Partisi'nin programındadiyanet işlerine ilişkin olarak yer alan bölümün Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüş ve Parti'nin kapatılmasınıistemiştir.
B- Davalı Parti Temsilcisinin SözlüSavunması
Demokratik Barış Hareketi Partisi GenelBaşkanı, sözlü savunmasında özetle, önceki, savunmalarını yinelemeyeceğini,Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kırk-elli yıl çok güzel çalıştığını, sonrabugünkü duruma düştüğünü, kendilerinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devletdışında yer almasından yana olduklarını, bunun bir eylem değil, düşünceolduğunu, Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesinde “bir amaç güdemezler”denildiğini, amacın ayrı, görüşün ayrı olduğunu, “yanayız” demenin partikapatma nedeni olmaması gerektiğini, uluslararası sözleşmelerin düşünce açıklanmasındandolayı bir partinin kapatılmasına olur vermediğini ileri sürmüştür.
Parti Genel Başkanı Sözlü Savunmasındansonra, kimi belge ve bilgileri ek olarak vermiştir.
VI- DEĞERLENDİRME
A- Ön Sorunlar Yönünden
1- Davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9.Maddesine Aykırı Olarak Açılıp Açılmadığı Sorunu
Parti, savunmalarında davanın SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesine aykırı olarak açıldığını ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iseesas hakkındaki görüşünde, özetle, 89. maddenin Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmında yer aldığını ve Dördüncü Kısımdaki yasaklara aykırı davranılmasıdurumunda ihtara gerek olmadan doğrudan kapatma davası açılabileceğinibildirmiştir.
Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesinegöre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, partilerin, tüzük ve programları ilekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğunuve ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığınıkuruluşlarından sonra öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır.Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeye dayanarak saptadığı noksanlıklarıngiderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ileisteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasının yaptırımı da, siyasi partilerinkapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasıdır. Böylece, CumhuriyetBaşsavcılığı'nın partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmişolmaktadır. Siyasi Partiler Yasası'nda, kurulan partilerin tüzük ve programlarıile kurucularının hukuksal durumlarıyla, her türlü eylemlerinin doğrudankapatma nedenleri yönünden Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ya dabunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirinden ayrılmış ve değişikhukuksal sonuçlara bağlanmıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığı, davalı Partiprogramındaki Diyanet İşleri Başkanlığı'yla ilgili bölümün, Anayasa'nın 136. veSiyasî Partiler Yasası'nın 89. maddelerine aykırılığı savıyla kapatılmasınıistemektedir.
89. madde, Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmı'nda yer almaktadır. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'nın 9.maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na noksanlıkların giderilmesi ile ilgiliolarak tanınan yetkiyi, yukarıda belirtilen aykırılıkları da kapsayacak birduruma getirmek ve bu hususu bir dava koşulu olarak kabul etmek, siyasipartilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa'nın Dördüncü Kısmındaki“Siyasi Partilerle ilgili Yasaklar”a aykırı olmaları durumunda, bu koşul yerinegetirilmeden, doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davasıaçılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Yasa'nın Dördüncü Kısmı'ndakiyasaklara aykırılık gerekçesiyle Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine göreYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarı yapılmadan açılmış bulunan davada,davalı Parti'nin itirazı yerinde görülmemiştir.
2- Siyasî Partiler Yasası'nın 89.Maddesinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
Davalı Parti savunmalarında, SiyasîPartiler Yasası'nın yürürlüğe girdiği tarihten bu güne kadar birçok kezdeğişikliğe uğradığını, Millî Güvenlik Konseyi döneminde çıkartılmış yasa olmaniteliğini yitirdiğini, ayrıca Anayasa'nın kimi maddelerinde de değişiklikyapıldığını, Anayasa'da ve yasada yapılan bu değişiklikler gözönündebulundurulduğunda, Yasa'nın 89. maddesinin Anayasa'nın Geçici 15. maddeninkoruması altında olduğunun kabul edilemeyeceğini ve Anayasa'ya aykırılığınınincelenebileceğini ileri sürmüştür.
Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesinin Anayasa'ya aykırılığını tartışmak Anayasa'nın geçici 15. maddesininaçıklığı karşısında olanaksızdır. Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrasıile birinci fıkrası arasında, belirli bir dönemde çıkarılan yasalarınAnayasa'ya aykırılıklarının iddia edilememesi yönünden bir zaman ayrımıyapılmamış, üçüncü fıkrada yer alan “bu dönem” sözcükleri birinci fıkradaaçıklanmıştır. Böylece, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'yaaykırılık savında bulunulamayacağı öngörülmüştür. Geçici maddeler, uygulamasüreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarlakendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam iledeğerlendirilmelidir. Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasındabağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş birzaman dilimine yayılmasını sağlar. Geçici maddelerin diğerlerinden farkı budur.Hukuksal değer bakımından ise, geçici maddelerle diğerleri arasında birfarklılık bulunmamaktadır. Geçici madde yasama organı tarafından yürürlüktenkaldırılıncaya kadar uygulanması zorunlu bir kuraldır. Kenar başlığının “geçicimadde” olması da bu sonucu etkilemez. Tersine görüşler yerinde olsaydı,Anayasa'nın 177. maddesinde bu konuda bir açıklık olur ya da Anayasa'ya hiçkonulmazdı. Anayasa'da düzenlenen bir konunun Anayasa Mahkemesi'nceuygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa'nın geçici 15. maddesi, 22 EylülHarekâtı ve yönetimi süresince değil, madde yürürlükte kaldığı sürece 12 Eylül1980'den ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ninBaşkanlık divanı oluşturuluncaya (6 Aralık 1983) kadar yapılan düzenlemelerekarşı Anayasa yargısı yolunu kapattığından, bu dönem içinde çıkarılan 22.4.1983günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesinin Anayasa'yaaykırılığı savında bulunulamaz.
Güven DİNÇER, Lütfi F. TUNCEL ve FulyaKANTARCIOĞLU bu görüşlere katılmamışlardır.
3- Uluslararası Sözleşmeler KarşısındaSiyasî Partiler Yasası'nın Kimi Kurallarının İhmali Sorunu
Davalı parti, savunmalarında,uluslararası sözleşmelerin düşünce açıklanmasından dolayı bir partininkapatılmasına olur vermediğini, bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'nın ilgilikuralları yerine iç hukukumuza göre yasa hükmünde olan Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin uygulanması gerektiğini bildirmiştir.
Anayasa'nın 90. maddesinde “Usulüne göreyürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” denilmektedir.Buna göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kuralları da yasa hükmündedir.Ancak, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası davada Sözleşme'ye nazaran özel yasaniteliğinde olduğundan uygulanma önceliğine sahiptir. Kaldı ki, Sözleşme siyasîparti kapatma davalarında uygulanacak somut kuralları da içermemektedir.
Bu nedenlerle, davada Siyasî PartilerYasası hükümlerinin ihmal edilerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili kurallarınındoğrudan uygulanması olanağı bulunmamaktadır.
Güven DİNÇER bu gerekçeye katılmamıştır.
4- Yargılamanın Duruşmalı YapılıpYapılmaması Sorunu
Davalı Parti ön savunmasında, davanınduruşmalı olarak görülmesi isteminde bulunmuş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıise, esas hakkındaki görüşünde bu düşünceye katılmadığını ve istemin reddigerektiğini belirtmiştir.
Anayasa'nın 149. maddesinin sonfıkrasında, “Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışındakalan işleri dosya üzerinde inceler” denilmektedir. 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 33. maddesinde deAnayasa'daki hüküm doğrultusunda, “Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkindavalar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle dosyaüzerinde incelenir ve karara bağlanır” kuralına yer verilmiştir. Aynı kural,Siyasî Partiler Yasası'nın, 98. maddesinin ilk fıkrasında da, yinelenmiş, ancakburada da, davanın duruşmalı görülmesi esası benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, siyasi partikapatma davalarında duruşma yapılması olanağı bulunmadığından davalı Parti'ninbu konudaki istemi yerinde değildir.
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamıştır.
B- Esas Yönünden
Çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alankurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaş demokrasilerde, bireysel iradeleribirleştirip yönlendirerek onlara ağırlık kazandıran özgün kuruluşlaragereksinim duyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal görüşleri birleştiripaçıklık ve güç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak veözgürlükleri güvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasalilkeler doğrultusunda kamuoyu oluşturarak yaşama aydınlık getirmek yönündenvazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa'nın 68. maddesinin ikincifıkrasında, “Siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurlarıdır” denildikten sonra üçüncü fıkrasında da “Siyasî partiler öncedenizin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerinisürdürürler” kuralına yer verilerek, bu konuya özel bir önem verilmiştir.
Partilerin kuruluş ve çalışmalarındaözgür olmaları temel ilkedir. Partiler, belli siyasal düşünceler çevresindebirleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıklarıkuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemli etkisi olan partiler, yurttaşlarınistem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımlarısomutlaştıran hukuksal yapılardır.
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olarakgörülen partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencingerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, Anayasakoyucu, onları ötekitüzelkişilerden farklı tutarak, kurulmalarını, çalışmalarında uyacaklarıesasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları, özel olarakbelirlemekle kalmamış, Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma,denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesindeçıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini öngörmüştür.
Bu madde esas alınarak çıkarılan 2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nda, siyasî partilerin, kuruluşlarındanbaşlayarak, çalışmaları, denetimleri ve kapatılmaları konularında, ayrıntılıkurallar getirilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği vedurumlarında yasalara aykırılık görülenler hakkında, kapatma istemiyle davaaçılacağı belirtilmiştir.
Siyasal partilerin, demokratik siyasîyaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğunilişki içinde bulunmaları, onların her istediklerini yapabilecekleri anlamınagelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmalarını sağlamayayönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarlasınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda Anayasa'nın 2. maddesinde kurala bağlanandemokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Çünkü hukuk devleti herşeyden önce hukukun üstünlüğünü tanıyan ve koruyan devlettir.
1- Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa BUMİN veFulya KANTARCIOĞLU'nun Gerekçeleri
Anayasa'nın 68. maddesinin ikincifıkrasında, siyasî partilerin demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıolduğu belirtildikten sonra dördüncü fıkrasında, “siyasî partilerin tüzük veprogramları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine,millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz;sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez” denilmiştir.
Siyasî partilerin uyacakları esaslarıbelirleyen 69. maddenin beşinci fıkrasında da, bir siyasî partinin tüzüğü veyaprogramının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halindetemelli kapatma kararı verileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa, siyasîpartilerin kapatılma nedenlerini tek tek saymış, yasakoyucuya, bunların dışındadüzenleme yapmaya elverişli bir yasama alanı bırakmamıştır. Bu durumda, siyasîpartilerin, 68. maddenin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışında bir nedenle,tüzük ve programlarının bu fıkraya aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılmalarınaolanak yoktur. Devletin temel hukuk düzeninin kaynağı ve belirleyicisi olanAnayasa'daki bu açıklık karşısında, Siyasi Partiler Yasası'nın farklı birdüzenleme getiren 89. maddesine geçerlik tanımak, Anayasa kuralının uygulamadışı bırakılması anlamına gelir. Oysa, sözkonusu Anayasa kuralı, 22.4.1983günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'ndan sonra 23.7.1995'te yapılanAnayasa değişikliği ile getirilmiştir. Yasakoyucunun bu değişikliğe koşutolarak zaman geçirmeden Siyasi Partiler Yasası'ndaki uyumsuzlukları gidermesigerekirken, bunu gerçekleştirmemiş olması, aynı konuda ayrıntılı düzenlemegetiren ve Yasa'ya göre üst hukuk normu niteliğinde olan Anayasa kuralının,uygulanmaması sonucunu doğurmaz. Bu, kısaca “Anayasanın bağlayıcılığı veüstünlüğü” ilkesi olarak tanımlanan ve Anayasa kuralının “Anayasa hükümleri,yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş vekişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”denilen Anayasa'nın 11. maddesinin de gereğidir.
Parti programının “inanç sorunları”başlıklı bölümü, bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde, lâiklik ilkesineaykırılık içermediği, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu ilkeyi gerçekleştirmekamacıyla Devlet kurumu olmaktan çıkartılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Demokratik BarışHareketi Partisi'nin 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesininbirinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kapatılması isteminin reddi gerekir.
2- Güven DİNÇER'in Gerekçesi
Siyasi Partilere yönelik kurallarAnayasa'nın “Siyasi Haklar ve Ödevler”le ilgili Dördüncü Bölümünde yer alan 68.ve 69. Maddelerde düzenlenmiştir.
Siyasi partilerin düzenlediği 68.ve 69.Maddeler, bu maddelerin Anayasa'da yer aldığı bölüm ve özellikle 68. Maddeninikinci fıkrasında yer alan (Siyasi Partiler demokratik siyasi hayatınvazgeçilmez unsurlarıdır.) kuralı, siyasi partilerin Anayasa'da “Anayasal birkurum”olarak benimsendiğini ve düzenlediğini göstermektedir.
Anayasal müesseseler hakkındauygulanacak yaptırımlar ancak anayasalarda düzenlenebilir ve yer alabilir.Başka bir deyişle siyasi partilerin varlığı ve sona ermesi ile ilgili kurallar“Anayasal alan” içindedir.
Anayasada kapatma nedeni olabilecektemel kurallar Anayasanın 69. Maddesinin beşinci, altıncı ve dokuzuncufıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre:
Bir Siyasi Partinin tüzüğü ve programı,devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine millet egemenliğine , demokratik ve laikCumhuriyet ilkelerine aykırı olursa; sınıf veya zümre diktatörlüğüne veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veya yerleştirmeyi amaçlarsa o partitemelli olarak kapatılır. Ayrıca, bir siyasi parti bu netlikteki fiillerinişlediği bir odak haline gelirse kapatılır.
Bunların dışında siyasi partilerin,uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddi yardım almaları da kapatılma sebebidir.
Siyasi Partilerin kapatılma nedenleriAnayasanın 69 . maddesindeki kurallarla sınırlıdır. Ancak, bu kurallaraaykırılık siyasi partilerin kapatılmasına neden olur.
Siyasi partilerle ilgili olarak yapılanayrıntılı yasal düzenlemeye göre teşkilatlanma, mali yönetim ve diğerkonulardaki yasaklanmalarla ilgili olarak çeşitli yasaları ihlal ve ihmal edendurumlar siyasi partilerin kapatılmasını değil bunlara başka müeyyideleruygulanmasını gerektirir. Bir teşkilatlanma, yönetim ve muhasebe hatası veyanoksanı ile yasa kurallarını ihlali yüzünden bir siyasi parti kapatılamaz.Çünkü siyasi parti kapatma nedenleri Anayasada , sayılarak belirlenmiştir. Bukapatma nedenlerine ek nedenler yasalarla ihdas edilemez.
Siyasi Partilerin kapatılmasıyla ilgiliolarak yasalarla yapılan ek düzenlemeler Anayasanın ilgili kuralları ileçelişkili olduğu ve aykırılık doğurduğu takdirde Anayasa Mahkemesi, yerine göreAnayasaya uygunluk denetimi yoluyla bu kuralları iptal ederek veya bu kurallarıihmal ederek Anayasa Kurallarına göre hüküm tesis etmek zorundadır.
Olayda Siyasi Partiler Yasası'ndabulunan Anayasaya aykırı bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Yalnız Anayasa iledüzenlenebilecek bir alana, Anayasanın 68. Ve 69. Maddelerine, adeta siyasipartiler yasası ile ilaveler yapılmıştır. Siyasi Partiler Yasasının 89. Maddesiile konulan ve Diyanet İşleri Bakanlığının genel idarede yer almasına ilişkinAnayasanın 136. Maddesi hükmüne aykırı amaç gütme yasağına dayanan Siyasi PartiKapatma müeyyidesinin olayda uygulanmayarak olayın yalnızca Anayasanın 68. Ve69. Maddelerine göre çözümlenmesi gerekir. Demokratik Barış Harekatı PartisiAnayasanın 68. Ve 69. Maddelerine aykırı bir davranışta bulunmamıştır.
Davalı parti hakkındaki kapatmaisteminin bu nedenlerle reddi gerekir.
3- Haşim KILIÇ ve Sacit ADALI'nınGerekçeleri
1995 yılında değiştirilen Anayasa'nın69. maddesine göre, siyasî partilerin, kapatılma nedenleri,
- tüzük ve programlarının Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı bulunması,
- 68. maddenin dördüncü fıkrasındabelirlenen kurallara aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmesi,
- Yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden yardımalınması,
biçiminde belirlenmiştir.
Yasakoyucu'nun, bunlar dışında yenikapatma nedeni koyması Anayasa'ya aykırılık oluşturur.
1995 yılında yapılan Anayasadeğişikliğiyle oldukça daraltılan siyasî parti kapatılma nedenleri, 2820 sayılıSiyasî Partiler Kanunu'nda geniş biçimde yer almaya devam etmektedir. Başka birdeyişle, Anayasa'ya uygun değişiklik yapılmamıştır. Demokratik Barış HareketiPartisi'nin 2820 sayılı Yasa'nın 89. maddesine göre kapatılmasıistenilmektedir. Bu maddede belirtilen kapatılma nedeni Anayasa'daöngörülmemiştir. Ancak, bu madde Anayasa'nın geçici 15. maddesi kapsamındaolduğundan, Anayasa'ya aykırılık savında bulunma olanağı yoktur.
Anayasa'ya aykırılık savındabulunulamayan böyle bir durumda, 2820 sayılı Yasa'nın 89. maddesi yerine Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin uygulanması gerekir. Çünkü, Anayasa'nın 90.maddesine göre bu Sözleşme, uygulanması gereken kanun hükmündedir. Maddeyegöre, ulusal yasalarda değişiklik gerektiren anlaşmalar Türkiye Büyük MilletMeclisi'nin onayını öngören bir yasayla uygun bulunduğundan, kanun hükmündekisözleşmeler için gerekli olan yasama organı iradesi de yerine getirilmiş olur.Kaldı ki, uygulanması arzu edilmeyen Sözleşme kuralları için “çekince” dekonulabilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10.ve 11. maddeleri siyasî partileri de kapsayan örgütlenme ve düşünceyi açıklamaözgürlüğünün sınırlarını belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun veDivanının kararlarında da bu konuda somut görüşlere yer verilmiştir. Buna göre,barışçı yolları amaç edinenlerin şiddete başvurmadan her ortamda düşünceleriniörgütlü ya da örgütsüz ifade edebilmeleri “demokratik toplum düzeninin”vazgeçilmez koşuludur. Bu düşünceler, hoşa gitmeyen ya da toplumu rahatsız edernitelikte olabilir, ama yine de bunları engelleyen sınırlamalar getirilemez.
Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesinde öngörülen parti kapatma nedeni, örgütlenme ve düşünceyi açıklamaözgürlüğünü kullanılamaz duruma getiren bir sınırlama içermektedir. Busınırlama Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen “Temel hak ve hürriyetlerleilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırı olamaz...” kuralına açıkça aykırıdır. Anayasa'nın 13. maddesinde hak veözgürlüklerin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olaraksınırlandırılamayacağının öngörülmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'neyapılan açık bir yollamadır. Başka bir anlatımla, Sözleşme'ye 13. maddekapsamında anayasal bir düzey kazandırılmıştır. Sözleşme, demokratikdevletlerin hak ve özgürlük konusunda ortaklaşa saptadıkları referans normlarıiçermektedir. Bu nedenle, 13. madde ile demokratik toplum düzeninin gereklerineyapılan yollama, Sözleşme'nin uygulanmasını zorunlu kılar. Ayrıca, birbiriyleçelişen iki yasa arasında özel-genel ya da önceki-sonraki yasa ayrımlarıyapılarak Anayasa'ya açıkça aykırı bir yasaya öncelik tanımak Anayasa'nınüstünlüğü ilkesiyle de bağdaşmaz.
Bu nedenle, Anayasa'nın 13. maddesiyleuyum içinde olan Sözleşme'nin 10. ve 11. maddeleri gereğince şiddetebaşvurmadan bir düşünceyi açıklamaktan başka eylemi bulunmayan Demokratik BarışHareketi Partisi'nin kapatılması için yapılan başvurunun reddi gerekir.
Selçuk TÜZÜN, Ahmet Necdet SEZER, YalçınACARGÜN, Ali HÜNER ile Lütfi F. TUNCEL davalı Parti'nin kapatılması gerektiğigörüşüyle davanın reddine ilişkin yukarıdaki gerekçelere katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın25.10.1996 gün ve SP.88.Hz.1996/307 sayılı İddianamesi ile Programı, 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırı görülerek aynı Yasa'nın101. maddenin (a) bendi gereğince Demokratik Barış Hareketi Partisi hakkındaaçılan kapatılma davasının REDDİNE, Selçuk TÜZÜN, Ahmet Necdet SEZER, YalçınACARGÜN, Ali HÜNER ile Lütfi F. TUNCEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,22.5.1997 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkavekili
Güven DİNÇER
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet Necdet SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
Çoğunluk görüşüne göre, 22.4.1983tarihinde kabul edilen Siyasî Partiler Yasası, 12 Eylül 1980 tarihinden ilkgenel seçimler sonucu toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin BaşkanlıkDivanını oluşturduğu 6.12.1983 tarihine kadar geçen dönem içindeçıkarıldığından bu Yasa kurallarının, belirtilen tarihten sonra değiştirilmişolmadıkça Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin getirdiği sınırlama nedeniyleAnayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez.
Demokratik Barış Hareketi Partisi'ninkapatılmasına ilişkin davada, Siyasî Partiler Kanunu'nun uygulanması gereken89. maddesinin daha sonra herhangi bir değişikliğe uğramaması nedeniyleAnayasa'nın Geçici 15. maddesi kapsamında olduğu tartışmasız ise de, Yasa'nınbu maddesinin dayanağını oluşturan Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri 23.7.1995günlü, 4121 sayılı Yasa ile değiştirilmiştir. Geçici 15. madde ile bellidönemde çıkarılan yasaların Anayasa'ya uygunluk denetiminin yasaklanmasının1982 Anayasası'nın sonradan değişikliğe uğramayan kuralları ile sınırlıtutulması gerekir. Tersine bir düşünce yasak kapsamındaki yasa kurallarınaAnayasa'nın üstünde bir yer vermek anlamına geleceğinden kabul edilemez.
Anayasa'da yapılan değişiklikle bellibir konunun somut olarak düzenlenmesi durumunda buna aykırı yasa kuralınınihmal edilerek doğrudan Anayasa'nın uygulanması Anayasa'nın üstünlüğü vebağlayıcılığı ilkesinin zorunlu sonucu ise de bu uygulamanın örtülü birAnayasa'ya uygunluk denetimi olduğu da açıktır. Çünkü burada yasa kuralı ileAnayasa kuralı karşılaştırılmakta arada çelişki olduğu saptandığı için üstünhukuk normu uygulanmaktadır. Oysa, Geçici 15. madde kapsamındaki yasaların,1982 Anayasası'nın değiştirilen kurallarına uygunluğunun denetlenmesiAnayasa'ya uygunluk denetiminin amacına da uygun olacaktır.
Açıklanan nedenlerle, Siyasî PartilerYasası'nın 89. maddesinin Geçici 15. madde kapsamında olması nedeniyleAnayasa'ya uygunluk denetimine bağlı tutulamayacağı yolundaki çoğunluk görüşünekatılmıyoruz.
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY YAZISI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın25.10.1996 günlü, SP.88 Hz.1996/307 sayılı iddianamesiyle Parti programında,Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasına ilişkinAnayasa'nın 136. maddesi ile Siyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırıbir bölüm bulundurduğundan, davalı Demokratik Barış Hareketi Partisi'ninSPY'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmezunsurları olarak kabul edilen siyasi partilerin, Devlet yönetimindekietkinlikleri, ülkenin ve milletin isteklerinin gerçekleşmesindeki siyasirolleri nedeniyle Anayasakoyucu, siyasi partileri diğer tüzelkişilerden farklıgörerek kurulmalarında, çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarındaizlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemiş ve Anayasa'nın 69.maddesinin son fıkrasında da, siyasi partilerin, kuruluş ve çalışmalarının,denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'da belirlenen esaslar çerçevesinde yasaile düzenleneceği belirtilmiştir. Bu kural uyarınca, 2820 sayılı SiyasîPartiler Yasası çıkarılmış; Partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları,denetimleri ve kapatılmaları ile ilgili konularda, belirli bir sistemiçerisinde, geniş ve ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Bu kurallar arasında,siyasi partilerin Yargıtay C.Başsavcılığı'nca izleneceği, kuruluşlarında veçalışmalarında Yasa'ya aykırılık görülmesi halinde kapatılmaları için AnayasaMahkemesi'ne dava açılacağı öngörülmüştür.
Anayasa'nın 136. maddesinde, “Genelİdare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda,bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma vebütünleşmeyi amaç edilenerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerinegetirir” denilmektedir. Bu Anayasal kural, Siyasî Partiler Yasası'nın “Diyanetİşleri Başkanlığının yerinin korunması” başlıklı 89. maddesinde yaptırımabağlanarak siyasi partilerin, Diyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içindeyer almasına ilişkin Anayasa'nın 136. maddesine aykırı amaç güdemeyecekleribelirtilmiştir. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili kurala hemAnayasa'da hem de Siyasî Partiler Yasası'nda yer verilmiştir.
Davalı Parti Programının “İnançSorunları” başlıklı bölümünde aynen “...Demokratik Barış Hareketi devletin vedinin birbirinden ayrılması demek olan laiklik anlayışını savunur. Ülkemizde,bugüne kadar gerçek anlamda laisizm egemen kılınmamıştır. Demokratik Barış Hareketi,devletin tüm din gruplarından eşit uzaklıkta durması için gerekli tümdüzenlemeleri yapacaktır. Biz, Diyanet İşleri Başkanlığının bir devlet kurumuolmaktan çıkartılmasından yanayız. Kurum inanç sahiplerine devir edilmeli,Kurumda, hangi inanç gurubunun, hangi temsil esasına göre var olacağı ve malibütçesinin nasıl düzenleneceği tümüyle bu kurumda yer almak isteyen cemaattemsilcilerince belirlenmelidir...” denilmektedir.
Siyasi Partilerin, demokratik siyasihayatın vazgeçilmez unsurları olmaları, Devlet örgütü ve kamu hizmetleriyleyoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istediklerini yapabilecekleri veyaamaç edinebilecekleri anlamına gelmez. Siyasi Partilerin baskı ve engellerdenuzak kalmalarını sağlamaya yönelik kurulma, teşkilatlanma ve çalışma özgürlüğü,Anayasa'nın ve bu alanı düzenleyen yasaların koyduğu ilkelerle sınırlıdır. Bubelirleme ve sınırlamalar, Anayasa'nın 13., 68. ve 69. maddelerinde öngörülenilkelere dayanmakta olup 2. maddesinde kurala bağlanan demokratik hukuk devletiolmanın da gereğidir.
Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasınailişkin Anayasa'nın 136. maddesine aykırı amaç gütme, parti kapatma nedeniolarak kabul edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Anayasal konumunukoruyan bu kuralda Kurumun, “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüşve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaçedinerek” görev yapması zorunluluğu vurgulanmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, dinsel birörgüt olmayıp Anayasa'nın 136. maddesinde öngörüldüğü üzere genel idare içindeyer alan yönetsel bir örgüt olup bu Kuruma bağlı kişiler de, özel yasasıgereğince memur niteliğinde sayılmışlardır. Bu Kurumun Anayasa'da yer alması vegörevlilerinin memur sayılmasının, ülke koşullarının ve gereksinmelerinindoğurduğu bir zorunluluk sonucu olduğunda kuşku yoktur. Anayasa'nın 136.maddesinin gerekçesinde, “Cumhuriyetin hemen başlangıcından itibaren, genelidare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yine aynı statüye bağlıkalması yerinde görülmüştür” denilmekte, 1961 Anayasası'nın aynı kuralı içeren154. maddesinin gerekçesinde de, “Dinî inanç ve kanaat hürriyetini, temel hakve hürriyetler arasında ilân eden, ibadet ve dinî törenlerin serbestisiniteminat altına alan Anayasa'da sosyal bir müessese olarak dinin taşıdığı önembakımından, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bugüne kadar olduğu gibi genel idareiçinde yer alması tabîî ve zaruri görülmüştür. Bu sebeple tasarının ek 2.maddesinde sevkedilen hüküm, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın özel kanunundakigörevleri yerine getireceği esasını muhafaza etmektedir” denilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Anayasa'dayer alması hususu, din hizmetleri denetiminin Devletçe yürütülmesi, din işlerindeçalışacak kimselerin yetenekli ve bilgili olarak yetiştirilmesi yoluyla dinîtaassubun önlenmesi, ahlâkın ve dinin toplum için manevî bir disiplin durumunagelmesi ve böylece değişik dinlerdeki tüm inananları ve inanmayanlarıyla TürkUlusu'nun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi amacının gerçekleştirilmesinedenleri yanında, çoğunluğun müslüman olduğu ülkemizde, dini gereksinimlerinkarşılanabilmesi için din hizmetleri görecek kişilerin, mabetlerin ve başkacamaddi ihtiyaçların sağlanması, onarım ve bakımları gibi konulara da katkısıolması nedenlerine dayanmaktadır. Devletin, her toplumsal kurumda olduğu gibi,toplumun dini gereksinmelerine yardım etmesinin ve Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın Anayasa'da yer almasının lâiklik ilkesine aykırı bir yanı bulunmamaktadır.Devletin bu alandaki yardımı ve Kurum görevlilerinin memur sayılması, Devletindin işlerini yürüttüğü anlamına gelmeyip ülke koşullarının zorunlu kıldığıdurumlara uygun bir çözüm yolu bulmak amaç ve anlamını taşımaktadır. EsasenAnayasa'nın 136. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, görevlerini“lâiklik ilkesi doğrultusunda” yapacağı belirtilmektedir.
Böylece Anayasa'da genel idare içindevarlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevlerini ortadan kaldırmak,onu Devlet Kurumu olmaktan çıkarmak, bu Kurum'un hukuksal varlığına son vermek,Kurum'un inanç sahiplerine veya dini gruplara bırakılmasını istemek ve bunlarıprogramlarıyla amaçlamak, siyasî partiler yönünden 2820 sayılı Yasa'nın 89.maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Bu nedenlerle, programının “inançsorunları” başlıklı bölümü Anayasa'nın 136. ve Siyasî Partiler Yasası'nın 89.maddelerine aykırı bulunduğundan aynı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendigereğince davalı Demokratik Barış Hareketi Partisi'nin kapatılmasına karar verilmesigerekirken aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet Necdet SEZER
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
KARŞIOY YAZISI
Davalı Parti programının inanç sorunlarıisimli bölümünde “Biz Diyanet İşleri Başkanlığının bir devlet kurumu olmaktançıkarılmasından yanayız. Kurum inanç sahiplerine devredilmeli, kurumda hangiinanç grubunun, hangi temsil esasına göre var olacağı ve malî bütçesinin nasıldüzenleneceği tümüyle bu kurumda yer almayı isteyen cemaat temsilcilerincebelirlenmelidir” denilmektedir.
Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncüfıkrasına göre, “Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlenmesini teşvik edemez.”
Laiklik Cumhuriyetin değiştirilmesiteklif dahi edilemeyecek temel niteliklerinden biridir. Bu ilkenin savunulup,korunması Cumhuriyetin ilelebet yaşayabilmesi için “olmazsa olmaz”koşullarından biridir. Bu nedenle, Anayasamız laikliğe aykırı tüzük ve programıolan partilerin kapatılmasını buyurmaktadır. Anayasa'nın laiklik ilkesi din vemezhep ayrımı yapılmadan ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi sağlayan temelunsurlardan biridir. Bu nedenle, Anayasa'nın 136. maddesiyle Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın genel idare içinde yer alıp “laiklik ilkesi doğrultusunda bütünsiyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma vebütünleşmeyi amaç edinerek özel kurumda gösterilen görevleri” yerine getireceğiöngörülmüştür.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nınAnayasa'nın 136. maddesinde öngörülen,
- Genel idare içinde yer alması
- Laiklik ilkesi doğrultusunda çalışması
- Her türlü siyasî görüş ve düşüncelerindışında kalması
- Ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaçedinmesi ilkesine uygun olarak yapılanması ve çalışması gerekmektedir.Uygulamada görülen ve görülebilecek olan kimi yanlışlıkların bu kurumuncemaatlere teslim edilerek bütünleşme ve dayanışma yerine çekişme ve bölünmeyeri haline getirmek yerine görülen aksaklıklarını alınabilecek yasal ve idarîönlemlerle giderilmesi gerekir. Cumhuriyetimizin kendine özgü kuralları vetarihi gerçekler gözardı edilerek bu kurumun Anayasa'nın öngördüğü laikliğinsağlanması ve korunması için genel idare içinde yer alması zorunludur. Bunedenle, Siyasî Partiler Kanunu'nun 89. maddesi “Siyasî Partilerin, ... Diyanetİşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136ncı maddesi hükmüne aykırı” hareket edemeyeceklerini, 101. maddesinde ise böylehareket eden partilerin kapatılması öngörülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 68.maddesine ve 69. maddesine paralel ve amaca uygun bulunan Siyasî PartilerYasası'nın 89. ve 101. maddeleri gereğince davalı siyasî partinin kapatılmasınakarar verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksine oluşan çoğunluk kararınakarşıyım.
Üye
Yalçın ACARGÜN