ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2002/1 (SiyasîParti Kapatma)
Karar Sayısı:2008/1
Karar Günü:29.1.2008
R.G.Tarih-Sayı:01.07.2008-26923
DAVACI: YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Hak veÖzgürlükler Partisi
DAVANIN KONUSU:Tüzük ve Programında yer alan bazı bölümlerin Anayasa'nın Başlangıç'ı ve 2.,3., 14., 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. maddesinin(a) ve (b) bentlerine, 80. maddesine, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerineaykırılığı savıyla Hak ve Özgürlükler Partisi'nin (HAK-PAR) Anayasa'nın 69.maddesinin beşinci fıkrasıyla 2820 sayılı Kanun'un l00. ve 101. maddesinin (a)bentleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I- DAVA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kapatılma istemlikamu davasına ilişkin 14.3.2002 günlü ve SP 115 Hz.2002/3 sayılı İddianamesindeşöyle denilmektedir:
"II- DAVA KONUSU PARTİ TÜZÜK VE PROGRAMI
Hak ve Özgürlükler Partisi'nin tüzük ve programının davaile ilgili bölümleri şöyledir:
A- Tüzük
Madde 3: PARTİNİN AMACI
Dünya birçok evrelerden geçerek; idari, siyasi,toplumsal ve kültürel olarak yeniden çoğulcu demokratik toplum projesininnormları içinde yapılanıyor, değişiyor. Etnik, ulusal, kültürel ve toplumsaltopluluklar, çoğulcu bir idari sistemiçinde; kendilerini yönetme hakkı dahil, tüm hak ve özgürlüklere kavuşuyor.
Dünyadaki toplumsal gelişmeler, bilim ve kültürdekihızlı evrenselleşme; ulusal devlet modelini ve buna bağlı sistemleri, toplumsalgelişmelerin ve dünyanın bütünleşmesi önünde ayak bağı haline getirmektedir.Gelişmiş, çoğulcu demokrasiyi sistemleştiren ülkeler, yaşadıkları sorunlarıçözmede hızlı adımlar atmak için kendi aralarında ulus-üstü birlikler yolunagiderek çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü yapılanmalar oluşturmaktadır.Türkiye'nin aday üye olduğu Avrupa Birliği, bu konuda en gelişkin modelgörünümündedir.
Dünyanın önemli bölgelerinden birinde bulunan TÜRKİYE,dünyayla bütünleşmek ve Avrupa Birliği'ne (AB'ye) üye olmak istediği halde;çoğulcu demokratik bir devlet yapısını oluşturmamak; toplumsal çoğulculuğu dışlamak için tekçi, otoriter devlet yapısındaısrar ediyor. Bu konuda imzaladığı ilgili uluslar arası sözleşmelerihiçe sayıyor.
Bu yapısından dolayı, Türkiye, temel sorunu olan Kürtsorununu çözemiyor çoğulcu demokrasiyi yapılandıramıyor; toplumsal, siyasal veekonomik sorunları krizlere sokuyor.
Partimiz, Türkiye'yi idari, siyasi, toplumsal veekonomik olarak; evrensel demokratikhukukun, dünyanın ve AB ülkelerinin çoğulcu siyasi sistem normlarıiçinde adem-i merkeziyetçi tarzda yeniden yapılandıracak; Kürt sorununu hakeşitliği temelinde toplumsal uzlaşma ile çözecek."
B- Program
TÜRKİYE DEĞİŞMEK ZORUNDA
Tüm dünyada bu değişim ve dönüşümler yaşanırken, Türkiyeçağdaş olmayan bir çizgide kalmakta ısrar ediyor; kitlelerin Özgürlük vedemokrasi taleplerini şiddetle cezalandırıyor.
Türkiye, tüm iddialarına karşın demokrasi yarışında yolalamamış, söylemde demokrat özde totaliter tutumlar yüzünden inandırıcılığınıyitirmiş, batılı devletler nezdinde güvenilmez bir konuma düşmüştür.
Türkiye'yi yönetenler, insan haklarına saygı; çoğulcudemokrasi ve hukukun üstünlüğü olmadan; ekonomik kalkınma ve toplumsal barışın sağlanamayacağını, bir ayağın mutlaka eksikkalacağını artık görmelidirler. Kürt sorunu başta olmak üzere, sorunlarinkar ve bastırma yoluyla çözmeyi hedefleyen politikaların, çözüm getirmediği,aksine sorunları ağırlaştırdığı ortaya çıkmıştır. Bu politikalar yüzündentoplum militarizmin etkisine girmiş; hukukun üstünlüğünü, insan hakları, temelhak ve özgürlüklerin kullanımı vb. çağdaş değerler konusunda, Türkiye uygardünyanın gerisinde kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, taraf olduğu uluslar arasısözleşmeleri iç hukukuna yansıtmadığı, otoriter devlet anlayışının sonucu olanyasa ve yönetmelikleri değiştirmediği; etnik, dinsel ve toplumsal farklılıklarakarşı hoşgörülü ve bölgeler arası dengesizliği gidermede gönüllü davranmadığıiçin uygar dünyadan her gün biraz daha uzaklaşıyor.
Bugün Kürtlerin haklarını tanımamak uğruna toplumuçağdışı bir geriliğe mahkum eden; düşünce ve ifade özgürlüğüne olanaktanımayan; sorunları diyalog ve uzlaşma yerine, toplumsal gerilim ve çatışmayöntemiyle çözmeye çalışan çağdışı bir anlayış devlette egemen olmuştur.
Hak ve Özgürlükler Partisi, bu anlayışa karşı çıkantoplum kesimlerinin Türkiye'yi yeniden yapılandırma istek ve ihtiyaçlarının birürünüdür; Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'de hiçbir sorunun çözülemeyeceğiinancındadır. Bu nedenle programının merkezinde Kürt sorununun toplumsal uzlaşma yoluyla adil, eşitlikçi ve demokratik birçözüm kavuşturulması hedefini koymuştur; Türkiye hükümetlerinin,Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova vebenzeri ülkelerde bulunan azınlıklar/topluluklar için savunduğu tezleri,Türkiye'de yaşayan Kürtler için de istemesi durumunda, sorunun çözüm yolunagireceği inancındadır.
Burada asıl sorun çoğulcu demokratik devletiyapılandırma ve çağdaş çoğulcu demokratik idari sistemleri kabul edip etmemesorundur.
Hak ve Özgürlükler Partisi, değişik toplum kesimlerinemensup farklı görüş ve düşüncedeki aydın vepolitikacıların, Kürt sorununu adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmak;demokratik hak ve toplumsal özgürlükleri anayasa ve yasaların güvencesi altınaalmak amacıyla, siyasal ve toplumsal sistemi yeniden yapılandırmak için kurulanbir partidir; Kürt sorununun barışçıl, demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşımladiyalog ve toplumsal uzlaşma yoluyla çözümünden yanadır. Bunun gerçekleşmesiiçin devleti çoğulculuğa uygun tarzda yeniden yapılandıracaktır. Partimiz bunugerçekleştirmek için mücadele edecektir.
YENİDEN YAPILANDIRMA
Yeni bir Toplumsal Sözleşme
Türkiye için uluslararası hukuk normlarına uygun;çoğulcu, katılımcı, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü esas alan demokratikbir anayasayı gerekli görüyoruz. Öngördüğümüz anayasa, evrensel hukukilkelerine uygun olacak; toplumsal ve kültürel çoğulculuk esasları üzerendebireysel, grupsal hak ve özgürlükleri teminat altına alacaktır.
Böyle bir anayasa, en geniş toplumkesimlerini katılım ve tartışması sonucunda gerçekleştirecek devletin vetoplumun çok kültürlüğüne, çok dilliliğe, çoksınırlılığa ve çok dinliliğe göre yeniden yapılandırılarakdemokratikleştirilmesi; sivil toplum ve bireyin öne çıkarılması için çalışacak.Vatandaşını tebaa gibi gören bir devleti değil, vatandaşına hizmet götüren, birdevlet yapılanması sağlanacak.
Ademi merkeziyetçi bir anlayışın yerel yönetimler eliylehayata geçirilmesini, hem toplumun hem devletin demokratikleşmesi için gerekligörüyoruz. Yerel yönetimleri düzenlerken katılımcılık ve çoğulculuğunevrensel ilkeleri esas alınacak. Yerel yönetimler özerk yapıya kavuşturulacak.
Seçilmiş yöneticilerin halkın oyu veya yargı kararıdışında görevden alınmasını önleyen yasal düzenlemeler getirilecek.
Devletin merkeziyetçi otoriter yapısına son verilecek.Yerel yönetim yasaları yeniden düzenlenerek, dışişleri ve savunma dışındaki tümhizmetleri bölge meclislerin yasal düzenlemeleriyle, özerk yerel yönetimlereterk edilecek.
Belediye ve İl Genel Meclisleri toplumsal çoğulculuğa verenkliliğe uygun aktif temsil kurumları haline getirilecek.
Eğitim, sağlık, iç güvenlik ve yerel vergi gibi konularözerk yerel yönetimlere terk edilecek.
Belediye ve İl genel Meclisleri temsilcilerinden YerelBölge Meclisleri oluşturulacak.
Valiler, Kaymakamlar, emniyet müdürleri seçimlesaptanacaklar.
Eğitim ve Kültür
Türkiye'de eğitim politikası çok kültürlülük esasınaaykırı, ırkçı ve şovendir. Partimiz, eğitimi bu öğelerden arındıracak; hemdiller ve kültürler hem de bireyler arasında fırsat eşitliğini sağlayacaktır.
Partimiz yüzyılların ihmaline uğramış olan Türkiyetoplumunun eğitim düzeyini yükseltmek için öncelikler Kürtlerden başlayarak bireğitim seferberliğinin başlatılmasını zorunlu görüyor.
Partimiz, eğitim konusunu planlarken, evrensel hukukilkelerini ve Türkiye'nin taraf olduğu antlaşmaları temel alacak, Türkiye'ninçoğulcu ve çok dilli yapısına göre eğitim hakkının sağlanması için gerekenyasal ve idari düzenlemeleri yapacaktır."
III- KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
Davalı siyasi Parti'nin, kapatılma nedeni olarakiddianamede dayanılan ve ilgili görülen Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasıkuralları şunlardır:
A- Anayasa Kuralları
Siyasi Partilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerinkaynağı, Devletin temel öğelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan vetoplumsal uzlaşmanın temelini oluşturan Anayasa'nın aşağıdaki maddelerinde yeralan kurallardır:
Madde 1- "TürkiyeDevleti bir Cumhuriyettir."
Madde 2- "Türkiye Cumhuriyeti toplumunhuzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir."
Madde 3- "TürkiyeDevleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.Dili Türkçe'dir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlıal bayraktır.
Milli Marşı "İstiklal Marşı"dır.
Başkenti Ankara'dır."
Madde 4- "Anayasanın1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Görüldüğü üzere Anayasa koyucu, bu kurallarla ulusalbirliğimizin değişmezliğiyle ülke bütünlüğünü ve devletin tekil yapısını ortayakoymuştur. Burada öncelikli olanlar ülke-ulus bütünlüğüyle Atatürkmilliyetçiliğidir.
Vatana ve ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içteve dışta barışın simgesi sayılan, tüm bireyleri eşitlik ve adaletle kavrayıpçağdaş evrensel değerlerle birleşen ve bu ilkeler, yaşamın her alandaçağdaşlaşmasının ve demokratikleşmesinin kaynağı ve dayanağıdır.
Siyasi partilerin tüzük ve programları yönündenAnayasa'ya aykırılık, yalnızca Anayasa'da sayılan parti yasaklarına ilişkinhükümlerle sınırlıdır.
Madde 68-
Siyasi partilerin tüzük ve programları (...) Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletegemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz;sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. ..."
Madde 69-
Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanır.
Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 incimaddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir."
B- Siyasi Partiler Yasası Kuralları
Anayasamın buyurucu kuralı uyarınca çıkarılan, 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'ndaki dava konusu ile ilgili,
Madde 78- "Siyasi Partiler:
a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; AnayasanınBaşlangıç Kısmımda ve 2.maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın3.maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini;egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunun ancakAnayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanabileceğiesasını; Türk milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye,zümreye veya sınıfa bırakılmayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağınıAnayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü, seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarınagöre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;
Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeyedüşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhepayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayananbir devlet düzeni kurmak;
Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkanlarını bu yolda tahrik veteşvik edemezler.
b) Bölge, ırk, belli kişi aile, zümre veya cemaat, din,mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar."
Madde 80- "Siyasipartiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesinideğiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar."
Madde 81- "Siyasi Partiler:
a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dinikültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunu ileri süremezler.
b) Türkdilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar."
hükümleri yer almaktadır.
Yüksek Mahkemenizin siyasi parti kapatılmasıyla ilgili16.6.1994 (Esas 1993/3, Karar 1994/2) ve 14.2.1997 (Esas 1996/1, Karar 1997/1)günlü kararlarında da belirtildiği gibi;
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın bu kurallarında,devletin tekliği ile ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden sözedilmektedir. Bu maddeler, Anayasa'da yazılı soyut "Bölünmezbütünlük" ve "tekil devlet" kavramlarını açıklayaraksomutlaştırmaktadır. Eş anlatımla, Siyasi Partiler Yasası, devletin tekliği,ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla, ayrılıkçı akımlarınbir parti durumunda Örgütlenmesini yasaklamakta ve yine siyasi partilerinfederal bir sistemi savunamayacaklarını azınlık yaratamayacaklarını (özendiripkışkırtmayacaklarını), bölgecilik, ırkçılık yapamayacaklarını ve eşitlikilkesini korumak zorunda olduklarını vurgulamaktadır. Böylece anayasal ilkelerSiyasi Partiler Yasası'yla yaşama geçirilip yaptırımlara bağlanmıştır.
Madde 100- "Bir siyasi partinin, buKanununun dördüncü kısmında yer alanhükümleri ihlal etmesi sebebiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından partininkapatılması davasının açılması:
a) Resen,
b) Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanınınistemiyle,
c) Bir siyasi partinin istemiüzerine Olur..."
Bu maddede, siyasi partilerle ilgili yasaklara aykırılıkhalinde, ne şekilde kapatma davası açılacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, SiyasiPartiler Yasası'nın dördüncü kısmında yer alan 78, 80, ve 81.madde hükümlerine aykırılıkdurumunda, Cumhuriyet Başsavcılığınca partinin kapatılması istemiyle başka birkoşula bağlı olmadan resen dava açılabileceği açıkça belirtilmektedir.
Madde 101- (Değişik: 12.8.1999-4445/16 md.)"Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;
a) Bir siyasi partinin tüzük ve programının devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikcumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,
b)
c)
Hallerinde verilir."
Anayasanın 68.maddesinin dördüncü fıkrasındaki yasaklaraaykırılık halinde partinin kapatılmasının ayrıca bu maddede yer aldığıgörülmektedir. Nitekim maddenin başlığındada açıkça, Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerinkapatılmasının düzenlendiği belirtilmiştir.
IV- KAPATMA NEDENLERİ VEDEĞERLENDİRME
Davalı partinin tüzüğü ve programında yer alan, kapatmaisteminin nedenleri olarak belirlenen, iddianamemizin ilgili kısmında yazılıbölümlerinin, öncelikle Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda kurala bağlanan,"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün" bozulmasıamacına yönelik olup olmadığının tartışılıp irdelenmesi gerekmektedir.
Davalı parti tüzüğünün 3.maddesi "PartininAmacı" başlığını taşımaktadır. Tüzüğün bu 3.maddesinde, "tekçi,otoriter devlet yapısında ısrar eden" Türkiye'yi "adem-i merkeziyetçitarzda yeniden yapılandırma" ve "Kürt sorununu hak eşitliği temelindetoplumsal uzlaşma ile çözme" hedeflerinin Anayasaya uygunluğu sorunu,Anayasanın 3.maddesinde belirlenen ve 4.maddesiyle de değiştirilemezlikgüvencesiyle donatılan "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğü" ilkesinin anayasal düzen içindeki yeri ile yakından ilgilidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletimin ülkesi ve ulusuylabölünmez bütünlüğü ve bunu pekiştiren ortak dil, kültür, eğitim ve TürkMilliyetçiliği kavramları hukuksal ve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyalgerçeklere dayanmaktadır.
Anayasanın en temel ilkesi olan, "Devletin, ülkesive milletiyle bölünmezliği" ilkesi, Anayasamın birçok maddesinde Özelliklevurgulanmış, Türk Milletimin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaçve görevleri arasında gösterilmiştir (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünükorumak için temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği kabul edilmiş (Madde14); aynı amaçla basın özgürlüğüne özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28, 30);gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı önlemleralınması, devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58); bilimsel araştırma veyayında bulunma yetkisinin; Devletin varlığı ve bağımsızlığıyla, ulusun veülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı, kullanılamayacağı belirtilmiş (Madde130); birlik ve bütünlüğe karşı işlenecek suçlar için özel mahkemelerinkurulması öngörülmüş (Madde 143); aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanıyeminlerinin temel öğelerinden birini oluşturmuştur (Madde 81 ve 103).
Anılan ilke, son Anayasa değişikliğinde de (Değişik:3.10.2001 - 4709/3), hem Anayasanın temel hak ve özgürlüklerin kötüyekullanılamayacağına ilişkin 14. maddesinde korunmuş, hem de düşünceyi açıklamaözgürlüğüne ilişkin bir özel sınırlama nedeni olarak Anayasanın 26. maddesinin2. fıkrasına eklenmiştir (Değişik: 3.10.2001 - 4709/9). Siyasi partilerleilgili, Anayasa'nın 68. maddesinin 4. fıkrası, siyasi partilerin tüzük veprogramları ile eylemlerinin belirli anayasal ilke ve değerlere aykırıolamayacaklarını düzenlemektedir. Bunların arasında "Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü" de yer almaktadır. Anayasanın 69.maddesinin 5. fıkrası 68. maddenin 4. fıkrasına gönderme yaparak, tüzük ve programları "devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne" aykırı bulunan partilerin temellikapatılacağını düzenlemektedir.
Anayasada korunan bu ilke, Siyasi Partiler Yasası ilesomutlaştırılmıştır.
Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesinin (a) bendinde;demokratik devlet düzeninin korunmasına ilişkin yasaklar kapsamında"bölünmez bütünlük" esasının değiştirilmesi yasaklanmaktadır. Aynımadde çerçevesinde, "dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veyasair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayalı bir devlet düzenikurmak" da yasaklanmıştır. Görülüyor ki, siyasipartilerin; devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü yanında, devlet dilininTürkçe olduğuna dair (Anayasanın 3. maddesinin birinci fıkrası, devlet dilininTürkçe olduğu hükmünü taşımaktadır.) kuralı da değiştirme amacınıgüdemeyecekleri ve bu yolda faaliyette bulunamayacakları, yasada açıkçabelirtilmiştir.
Yüksek Mahkemenizin 26.2.1999 gün (Siyasi partikapatma), Esas 1997/2, Karar 1999/1 sayılı kararında da belirtildiği gibi;Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda "Türk" sözcüğü etnik kökeninebakılmaksızın, Türkiye Cumhuriyetime yurttaşlık (vatandaşlık) bağı ile bağlıolan herkesi ifade etmektedir.
Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesinin (b) bendindeise, siyasi partilerin bölge ve ırk esasına dayandırılamayacaklarıbelirtilmektedir. Buna göre, siyasi partiler belirli bir ırka, etnik kökenemensup olanların partisi olduklarını iddia edemezler.
Davalı parti ise, Kürt sorununun çözümüne partitüzüğünün amaç maddesinde ve programının merkezinde yer vermiştir. Kürtsorununun çözümünün parti tarafından acil hedef olarak benimsendiğibelirtilerek, Kürt sorunununçözümlenmesinin temel amaçlardan biri olduğu, tüzük ve programda özelliklevurgulanmıştır. Ayrıca, Kürt kökenlilerin varlık ve kültürleri öneçıkarılmıştır.
Görülüyor ki; parti tüzüğünde ve programında, "KürtSorunu", "Türkiye'nin temel sorunu olarak" tanımlanmıştır. Buanlayış, "Türkler ve Kürtler" ayrımını, "ayrı bir Kürt ulusununvarlığı"nın kabul edilerek vatandaşlık bilinç ve beraberliğini temel alanulus kavramının reddini içermektedir.
Açıklanan nedenlerle, davalı parti'nin tüzük veprogramında "Türkler ve Kürtlerbiçiminde bir ayrım yapılması; ulus bütünlüğü içinde, etnik kimliği olan sorunlarıyadsınan ve baskı altında bulunan bir Kürt ulusunun bulunduğunun ilerisürülmesi, Siyasi Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) ve (b) bentlerindebelirtilen "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve siyasipartilerin ırk esasına dayanamayacakları" ilkelerine, ayrıca SiyasiPartiler Yasasının 101. maddesinin (a) bendindeki, bir siyasi partinin tüzük veprogramının "Devletin (...) ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne" aykırı olamayacağı ilkesine de aykırılık oluşturduğu sonucunavarılmıştır. Yüksek Mahkemenizin de, 26.2.1999 gün, Esas 1997/2 (Siyasi PartiKapatma), Karar 1999/1 sayılı kararında bu görüşte olduğu açıkçavurgulanmaktadır.
Davalı partinin programında, Türkiye'de, merkezihükümetin yerel sorunlara seyirci kaldığından, bu duyarsızlığın çarpıkkentleşme sorununu doğurduğundan söz edilerek, devletin demokratikleşmesi,politik, yönetsel demokratik katılımın ve çoğulculuğun sağlanabilmesi, hizmetinhızlandırılması için öncelikle merkezi devletin yerel yönetimler üzerindekivesayetinin kaldırılacağı, toplumunkendisini yönetenleri doğrudan seçebilmesi, yönetimleri ve yönetenleridenetleyebilmesinin sağlanacağı, merkezi idare küçülürken, yerel yönetimlerinkendi alanlarında daha çok söz sahibi olacağı, Belediye ve İl Genel meclisleritemsilcilerinden Yerel Bölge Meclisleri oluşturulacağı, bu anlayışa uygunolarak, vali, emniyet müdürü, kaymakam gibi yöneticilerin seçimle gelmelerininsağlanacağı, eğitim, sağlık, iç güvenlik ve vergi gibi konuların özerk yerelyönetimlere bırakılacağı belirtilmektedir.
Davalı partinin bu görüş ve hedefleri, Kürt sorunununçözümü için bir çare olarak öngördüğü ve gerçekleştirmeyi misyon olarakbenimsediği idari ademi merkeziyetçi sistem çerçevesinde, devletin idaribölgeler şeklinde yapılandırılması biçiminde belirtilen amaç ile birliktedüşünülmelidir.
Anayasa, özerk bölge, özerk yönetim birimi ya dafederasyon gibi yapılanmalara bilinçli olarak yer vermemiştir. Ulusun tümüneait en üstün kudret olan egemenliğin federe devletler veya özerk bölgelertarafından paylaşılması, ülke bütünlüğünün sadece siyasal sınırların korunmasıbiçiminde anlaşılması, merkeziyetçi olmayan idari yapılanmaların ülkebütünlüğünü bozucu nitelikte görülmemesi kabul edilemez.
Yüksek Mahkemenizin 18.8.1993 gün, Esas 1992/1 (SiyasiParti Kapatma), Karar 1993/1 sayılı kararında da değinildiği gibi, ":...'Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü' kuralı, azınlık yaratılmamasını,bölgecilik ve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasınıiçermektedir.
Davalı siyasi partinin programında, devletin yenidenyapılandırılması adı altında önerdiği idari bölgeler ve egemenlik sahibi özerkbölgeler modelleri ile, Siyasi Partiler Yasasının 78/b ve 80. maddelerineaykırı olarak Devletin tekliği ilkesinindeğiştirilmesi amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Siyasi Partiler Yasasının ulus bütünlüğü ilkesiningüçlendirilerek tekrarlanması niteliğindeki hükümlerinden biri olan"azınlıklar yaratılmasının önlenmesi" başlıklı 81. maddesinin (a)bendinde, siyasi partilerin milli ya da dini, kültür, mezhep, ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri öngörülmüştür.Lozan Barış Antlaşması kapsamında bulunan azınlıklar bundan ayrıktır.
Maddenin (b) bendinde ise, Türk dilinden veyakültüründen başka dil ve kültürleri korumak ve geliştirmek veya yaymak yoluylaTürkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğününbozulması amacını gütmek siyasi partiler açısından yasaklanmıştır.
Yasayla, ülkedeki etnik grupların dil ve kültürleriyasaklanmamıştır. Çeşitli kökenlerden gelen yurttaşlar kendi dil vekültürlerine sahip bulunmakta, onları geliştirmektedir. Tarihi, dinî, gelenekve görenekleri aynı olan, kültürleri güçlü biçimde ulusal kültürde yerini alanbir topluluğun bireyleri arasında ayrımcılık yaratacak düzeyde kültür ayrılığıolduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıp dışlamak gerçeklerlebağdaşmaz.
Parti tüzüğün 3. maddesinde partinin amacı bölümünde"Kürt sorununu hak eşitliği temelinde toplumsal uzlaşma ile çözmek",parti programının "Türkiye değişmek zorundadır" başlıklı bölümünde,"Türkiye hükümetlerinin, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova vebenzeri ülkelerde bulunan azınlıklar/topluluklar için savunduğu tezleri,Türkiye'de yaşayan Kürtler için de istemesidurumunda, sorunun çözüm yoluna gireceği inancındadır." biçimindeki değerlendirmelerile parti programının diğer bölümlerindeki düzenlemeler, farklı ulus ve ulusalazınlıkların varlıklarının kabul edildiklerinin istendiğini göstermektedir.Bunlar birlikte ele alındığında, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veyadini, kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunun söylendiği, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürlerikorumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, davalı partinin tüzük ve programında,Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde kültür, ırk ya da dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunun ileri sürüldüğü,böylece Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amaçlandığından, parti tüzük ve programı,Siyasi Partiler Yasasının 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılıkoluşturmaktadır.
Nitekim Yüksek Mahkemenizin de, 30.11.1993 gün, Esas1993/2 (Siyasi Parti Kapatma), Karar 1993/3; 19.3.1996 gün, Esas 1995/1 (SiyasiParti Kapatma) Karar 1996/1; 26.2.1999 gün, Esas 1997/2 (Siyasi Parti Kapatma)karar 1999/1 sayılı kararlarından aynı görüşte olduğu anlaşılmaktadır.
V- SONUÇ VE İSTEM
Yukarıdagerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı partinin tüzük ve programının bazıbölümlerinin Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 68. maddelerine ve2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesinin (a) ve (b) bentlerine, 80.maddesine, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı olduğundan, Hak veÖzgürlükler Partisinin Anayasanın 69. maddesinin 5. fıkrası ve Siyasi PartilerYasasının ise, 100. maddesinin (a) bendi ile 101. maddesinin (a) bendi uyarıncakapatılmasına karar verilmesi arz ve talep olunur."
II- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
Hak ve Özgürlükler Partisi'nin tamamı dava dosyasındabulunan 10.6.2002 günlü ön savunmada, öncelikle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın kapatma gerekçeleri yorumlanmıştır. Bu çerçevede HAK-PAR'ıntüzük ve programından başka bir delile iddianamede yer verilmediğibelirtilmiştir. Buna gerekçe olarak da Parti'nin kuruluşundan kısa bir süresonra kapatma davasının açıldığı tespiti yapılmıştır. 11 Şubat 2002'de partikuruluşu için gerekli belgelerin İçişleri Bakanlığına sunulmasıyla tüzelkişilik kazanan Parti'nin kapatma davasının kuruluşundan yaklaşık bir ay sonra(14. 03. 2002 günü) olduğu vurgulandıktan sonra özetle aşağıdaki savunmalarayer verilmiştir:
İLK İTİRAZLAR
1) ...Anayasanın 69. maddesinin 1995 değişikliğindenönceki (hali) " siyasi partiler tüzük ve programları dışında faaliyettebulunamazlar, anayasanın 14. maddesindeki sınırlama dışına çıkamaz, çıkanlartemeli kapatılır" şeklindedir. Yeni şeklinde ise "....faaliyetlerini, parti içi düzenlemeler ve çalışmaları demokrasi ilkelerineuygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir." Oysa, tüzük veprogram dışında etkinlikte bulunma yasağı SPK'DA devam ediyor.
Yurtdışında teşkilatlanma, kadın ve gençlik kolu kurmayasağı, bu değişikliklerle kaldırılmıştır; ancak SPK'DA (m.91) devam ediyor.Yine Siyasi Partilerin dernek, sendika, vakıf, kooperatif v.b. örgütlenmelerleilişki yasağı değişiklikle ortadan kaldırıldı; ama SPK'DA (m.92.de) devamediyor. Yüksek öğretim kurumundaki öğretim üyesi ve öğrencilerin siyasipartilere üyelik yasağı değişiklikle kaldırıldı; ama bu yasak SPK'DA (m.11)devam ediyor. Anayasanın 69/8 paragrafında temelli kapatılan bir partinin birbaşka ad altında kurulamayacağı hükmü yer almış ise de, SPK'DA bu kurala aykırıdavranış kapatma sebepleri arasında sayılmamıştır. Bu örnekleri çoğaltmakmümkündür.
SPK'NIN 78, 80 ve 81. maddelerinde yer verilen kapatmanedenleri Anayasanın 1995 ve 2001 yılında değiştirilen 68 ve 69. maddelerindekiyeni düzenleme çerçevesinde değerlendirilmesi, Anayasanın üstünlüğü vebağlayıcılığı ilkesinin zaruri bir neticesi olmalıdır. Anayasa, siyasipartileri demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlamış vedemokratik rejimin işleyişi bakımından taşıdıkları önemleri nedeniyle anayasalgüvencelerle donatmıştır. Kapatma nedenlerinin anayasada belirtilmesi, kapatmadavasının Anayasa Mahkemesinde görülmesi bu öneme işaret eder.
"Vazgeçilmezlikten" öngörülen temel amaç, partilerin kuruluş vefaaliyetlerinin "kural" kapatılmalarının ise ancak sayılı nedenleredayanılarak "istisna" olduğudur. Bu amaç çerçevesindeDemokratik Çoğulcu Katılımcı Siyasal Sistemin gereği olarak AnayasaMahkemesi'nin yorumu, siyasi partiler (SP) lehine olmalıdır. Oysa SPK'DA,Anayasada sayılmayan çok sayıda kapatma nedeni vardır ve Anayasa Mahkemesininpratiğinde SP'LERİN belirtilen önemi, anayasal güvencelerin düzenleme amaçlarınınçok da ciddiye alınmadığı görülmektedir.
SPK, partilerin oluşturacakları politikaların temelilkelerini, hattını (çizgisini), hatta bazen ayrıntılarını egemen "resmiideolojinin" kadim felsefesi çerçevesinde olmasını istemiş, aykırıöneri ve faaliyetleri kapatma nedeni saymıştır. Aynı kulvarda aynı görüş veyönetim modeline sahip birden fazla parti sistemi öngörmüştür. "ÇOKLUK'Aevet ÇOĞULCULUK'A hayır" bir sistem tahayyül etmiştir.
2) SPK'NIN 78, 80 ve 81. maddelerinde yer verilenkapatma nedenleri Anayasanın 1995 ve 2001 yılında değiştirilen 68 ve 69.maddelerindeki yeni düzenleme çerçevesinde değerlendirilmesi, Anayasanınüstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin zaruri bir neticesi olmalıdır. Bugünekadar Anayasanın geçici 15. maddesi nedeniyle denetlenemeyen aykırı hükümler,geçici madde kaldırıldığına göre, Anayasa Mahkemesince denetlenmelidir.
3) İddianamede partimizin kapatılması gerekçesi olarakileri sürülen SPK'NIN 78/a-b, 80 ve 81/a-b hükümleri Anayasanın 68/IVfıkrasındaki yeni düzenleme çerçevesinde değerlendirilmelidir. AnayasaMahkemesi, buna göre, SPK'DAKİ bu hükümleri Anayasaya aykırı bulmalıdır.
4) SPK'NIN 78 / a-b: Anayasanın 68/IV fıkrası" SP'LERİN tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına,ülkesiyle milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukukdevleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyetilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve terleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez"; Anayasanın 69/V hükmü ise "bir SP'NİN tüzüğü veprogramının 68. maddenin 4. fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halindetemelli kapatma kararı verilir" hükmündedir. Oysa, SPK'NIN 78/a-bhükümleri Anayasada bulunmayan ve öngörülmeyen kapatma sebeplerinidüzenlemektedir.
5) İddianamede yer alan kapatma gerekçesi, bölünmezlikilkesiyle bağlantılıdır. İddianamede "Anayasanın 3. maddesindebelirlenen ve 4. maddesi ile de değiştirilmezlik güvencesiyle donatılan,devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, ilkesinin anayasal düzeniçerisindeki yeri ile yakından ilgilidir", biçiminde ifade edilmiştir.İddianamede, Anayasada korunan bu ilkenin, SPK'NIN 78/a ve b bendiylesomutlaştırılmış olduğu öne sürülmüştür. Oysa, SPK'NIN bu hükümleri, partikapatma nedenleri olarak düzenlenen Anayasanın 68/IV maddesinde belirtilenilkelerden hiç birinin zorunlu bir sonucu olarak yorumlanamaz. Partimiz 11Şubat 2002 günü İçişleri Bakanlığına gerekli bilgi ve belgeleri vermesiyletüzel kişilik kazanmış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14 Mart 2002tarihinde iddianame ile kapatma istemli davayı açmıştır. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)'NİN siyasipartileri de kapsayan "örgütlenme özgürlüğünü" düzenleyen 11.maddesi, aynı Sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenen "ifadeözgürlüğünü" bir kullanma biçimidir. Anayasamızın 13. maddesinde temelhak ve hürriyetleri sınırlanması düzenlenmiştir. Buna göre; " temel hakve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz." Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 13. maddesini veuluslararası hukukun genel ilkelerini "dayanak norm" yaparak veAİHM'NİN parti kapatma davalarındaki kriterlerine öncelik vererek ve üstünlüktanıyarak davalı partimiz lehine yorum yapmalıdır. Buna göre; SPK'NIN 78 / a veb bentlerindeki düzenlemeleri Anayasamızın 68/IV maddesine ve 13. maddedekitemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılma ölçütlerine aykırı olduğu tespitedilecektir.
6) SPK m. 80, devletin tekliği: Bu maddeye göresiyasi partiler "devletin tekliği ilkesini değiştirme amacınıgüdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar". Bunun anlamı,siyasi partilerin federalizm ve bölgesel yönetimin güçlendirilmesi gibi yönetimmodellerini savunmalarının yasak olduğudur. Bizce bu yasak, Anayasanın temelilkelerinden biri olan "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğü" nün bir uzantısı değildir. Çünkü, federalizm, özerklik vebenzeri yerelleşmeyi savunan bir partinin devletin ve milletin bütünlüğünüparçalamayı amaçladığını söylemek mümkün değildir. Bu amaç; ancak ilkeye aykırıbir tutumun açıkça ortaya konulması halinde parti yasağı olarakdeğerlendirilebilir. Üniter devlet kavramı, siyasi anlamda idarenin tekmerkezliğine işaret eder. Bu yapı içinde yasama gücü bir mecliste toplanır.Devlet idaresi ülkenin her yerinde aynı hiyerarşik yapıyı korur. Yargı,kurumsal olarak tüm ülkede bütündür. Ama Üniter Devlet, yerel ve bölgeselidarelerin olmadığı anlamına gelmez. Hem belediyelerin hem de il veyabölgelerin seçimle gelmiş meclisleri, seçimle gelmiş yöneticileri olabilir.Bunların varlığı üniter devleti zedelemez. Çünkü yetkilerini, yasa yapma erkinielinde tutan parlamentodan alırlar ve tasarrufları, merkezi idarenin ve ulusalyargının denetimi altındadır. İleriki bölümlerde, belirli bilim otoriteleriningörüşleriyle bu konuyu daha derinliğine açmaya çalışcağız. Ama, şunu belirtmekgerekir ki, Türkiye'deki hakim otoriter/totaliter ve dolayısıyla Başsavcının"üniter devlet" anlayışlarının ve yapılanmasının dünyadakiuygulamalarla da yakından bir ilişkisi yoktur.
7) SPK'NUN 81/a-b hükümleri: SPK'NIN 81.maddesinin 81/a-b-c "........." demek suretiyle bir dizi yasaklamagetirmiştir. SPK'DA yer alan bu yasağın, "azınlık yaratılmasınınönlenmesi" şeklinde ifade edilmesi, azınlıkların dışarıdan bir müdahale vebir irade ile yaratıldığı anlamına gelmektedir ki, bunun bilimsel gerçeklerle,akıl ve mantıkla bağdaşır bir yönü yoktur. İlgili maddenin ilk bendindekiifadelerde sonuç; herhangi bir siyasal partinin, Türkiye'de farklı dil, mezhep,ya da etnik grubun varolduğunu ileri süremeyeceğidir. Oysa, Anayasanın kendisi10. maddesiyle farklı dil, din, ırk ve mezhebe bağlı vatandaşların varlığını kabuletmiş, bunlar arasında ayrım yapılmamasını öngören eşitlik getirmiştir.
İkinci bendi ise, daha da ileri giderek siyasalpartilerin, egemen kültürün dışındaki kültürlerin korunması amacınıgüdemeyeceklerini ve bu doğrultuda etkinlikte ulunamayacaklarını öngörmektedir.
Üçüncü bende göre de, yasa koyucu herhangi bir dilinkullanılmasını kanunla yasaklayabilecektir. SPK'NIN bu hükmü her şeyden öncemevcut anayasaya aykırılık arz etmektedir. Zira, anayasanın çeşitli maddelerindeyer alan "devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi" ,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir bölümünün devletle olan vatandaşlıkbağını koparmaya yönelik amaç ve faaliyetleri yasaklamaktadır. Oysa SPK'NINdüzenlemesi, Anayasanın koyduğu ilkenin dışına çıkmış ve ilkeye aykırılığınifadesi olmayan yasaklamalar da getirmiştir. Böylece de anayasanın sınırlıolarak gördüğü kapatma nedenlerine yenileri eklenmiştir.
Kuşkusuz bu düzenleme, ülke bütünlüğünü sağlama amacınadeğil, ayrılıkçılığa hizmet etmiş ve hizmeti halen devam etmektedir. Toplumundoğal yapısından kaynaklanan farklılıkların varlığını reddeden, farklılıklarızoraki yöntemlerle eriterek yok eden ve bunların çoğulcu bir yapı içindesiyasete yansımasını engellemeye çalışan bu düzenleme, baskıcı-otoriterasimilasyoncu bir anlayışın ürünüdür. Sosyolojik gerçekliği tümüyle yadsıyan bumadde hükmü toplumsal barışı sağlamanın önündeki en önemli yasal engellerdenbiridir. Bunun için yapılması gereken, farklı etnik ve dinsel talepleri dilegetiren siyasi partilerin çoğulcu siyasete dahil edilmesini öngören demokratikanlayışı benimsemek ve bunun gereği olarak da söz konusu hükmü kaldırmaktır.Anayasanın 1995 ve 2001 yılındaki değişikliklerin amacı budur.
Sonuç olarak 81. madde tümüyle Anayasaya aykırıdır.
Bu ciddi nedenlerle, Mahkemenizin, partimiz hakkındaaçılan davayı usul ve esas yönünden görülmezliğine karar vermelidir."
DİĞER SAVUNMALAR
Partimizin kuruluşundan 3 hafta sonra, iddianame bizetebliğ edilmeden önce, Partimiz hakkında kapatılma davasının açıldığı ya daaçılacağı (7 Mart 2002 günü) basında açıklanmıştır. Bu davranışın, tarafsızlıkilkesine aykırı ve önyargılı bir davranış olduğunu saptamanın yanlış olmadığınımahkemenizin kabul etmesini bekliyoruz. Partimiz hakkında bu kadar acele birbiçimde dava açılmış olması, parti program ve tüzüğümüzün hem belgeler olarakve hem siyasal partiler hakkındaki yasal değişikliklerin çok iyi incelenmediği;geçmişte hakkında kapatılma ile karşı karşıya kalan partilere biçilen giysininpartimize giydirildiği; AB üyeliği süresinde Türkiye'de yapılan ve gündemdeolan yapısal hukuksal, siyasal, zihniyetsel değişimlerin gözetilmediği gibi birsonuca varmakta haksız olmadığımızı göstermektedir.
...Partimiz, programını, Türkiye'de belirli birtoplumsal kesim, bölge, etnik gurup, sınıf, din mezhep için yapmamıştır.Partimizin programı, Türkiye'de yaşayan tüm vatandaşların ve toplumsalkesimlerin sorunlarını çözmek için belirlenmiştir.
Parti programımız, Türkiye'de yeniden, çoğulcu,katılımcı demokratik bir yapılanmayı öngörmektedir. Bu yeniden yapılanmayı,değişiklikleri, yeni idari yapılanmayı, yerel yönetimlerin özerkleşmesini vebunun gibi tüm temel konuları Türkiye'nin sınırları ve bütünlüğü içindeöngörmektedir. Programımızın ana felsefesi ve içerdiği ilkeler, projeler veönermeleri incelendiği zaman, partimizin Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğüylebir probleminin olmadığı görülecektir.
Partimiz, demokratik ve kitlesel bir partidir.Türkiye'nin tüm temel sorunlarını bir-bir saptamakta, bu sorunların nasılçözümlenebileceğini, kapsamlı ve bütünlüklü bir "yeniden yapılandırmatoplumsal projesi" içinde ele almaktadır. Bu toplumsal proje, otoriterolmaması ve iktidarın demokratik paylaşımını öngörmesi anlamında tekçi olmayançağdaş, çoğulcu ve katılımcı demokratik bir projedir. Yani partimiz, iktidarınotoriter ve monolitik olmaması anlamında tekçiliğe karşıdır. Adem-imerkeziyetçiliği ve yerel yönetim özerkliklerini, Türkiye CumhuriyetiDevletinin iç idari yapılanması olarak projelendirmektedir.
Partimiz, Kürt sorununu da, Türkiye'ye bütünlüklü bakışve felsefesiyle temel bir sorun olarak saptamaktadır. Kürt sorununun çözümünüde, "Türkiye'nin yeniden yapılandırılması toplumsal projesi" içindegöstermekte ve bir hukuk yapısına kavuşturmaktadır.
Ayrıca, Türkiye'de çözülmesi gereken bir Kürt sorunununolduğunu söyleyen, saptayan sadece bizim partimiz de değildir. AB üyeliğinebağlı olarak gündemde olan yapısal değişiklikler itibarıyla iktidar partileri,muhalefet partileri, sivil ve askeri çevreler, MGK de Kürt sorununun çözümüyleuğraşmaktadır.
Partimiz, Türkiye Cumhuriyeti Yasalarına görekurulmuştur. Ama siyasi bir parti olarak Yüksek mahkemenizin Sayın Başkanı veYargıtay'ın Sayın Başkanı'nın da ifade ettikleri gibi; AB'nin KOB' de dilegetirildiği ve Türkiye'nin ulusal programında da taahhüt edildiği gibi, köklühukuki ve yasal, kurumsal değişiklikler önermekteyiz. Daha sonraki bölümlerdede belirteceğimiz gibi, Siyasi Partiler, yönetmek, hem de iyi yönetmek göreviylekarşı karşıyadırlar, ayrıca uygun olmayan yasaları da halkın iradesini temsileden yasama organı vasıtasıyla değiştirmek görevindedirler.
Demokrasiyi bir ana felsefe ve yaşam tarzı olarakbenimseyen siyasi partilere, Türkiye gibi yarı demokratik ya da demokrasisitopal ve otoriter olan ülkelerde daha büyük görevler düştüğü de ortada. Bupartilerin, demokrasiye, çağdaşlığa, insan hak-özgürlüklerine aykırı olan veözellikle de AB üyelik sürecinin güncelliğini yaşayan bir ülkede köklüdeğişiklikler yapması hem bir görev ve hem de bir kaçınılmazlıktır.
Bu genel saptamalarımız da Partimizin,"azınlık" diye bir olgu ve topluluk yaratmak istemediği, sadeceherkesin, sivil ve askeri çevrelerin, siyasi partilerin ve sivil toplumkuruluşlarının özellikle AB üyeliği sürecinde bahsettikleri, dile getirdikleriKürt sorunu ve çözümünden bahsettiğidir.
Bu nedenle de, davanın usul ve muhteva açısındangörülmez olduğunu ileri sürüyoruz.
...Bu (AB) sürecin(nin) gelip dayanacağı yer,Türkiye'nin AB üyesi olmasıdır. O durumda da, AB hukuk sistemi ve anayasalilkeleri, Türkiye'nin siyasi parti rejimi için de geçerli olacaktır. Bu durumdada, AİHS, AİHM İçtihatları ve diğer ilgili hukuk metinleri mutlak bir tarzdasiyasi parti rejimine hükmedecektir.
O zaman da Türkiye, çok kültürlülük, çok dillilik, çoketniklilik, çok dinlilik, çok sınıflılık gerçeğine göre yeniden yapılandırılmakzorundadır. Zaten günümüzde çoğu ülke kültürel bakımdan çeşitlilikgöstermektedir. Son tahminlere göre dünyadaki 184 bağımsız devlet, bünyesinde600 yaşayan dil gurubu ve 5000 etnik grup barındırmaktadır. Çok az ülkede,yurttaşların aynı dili konuştukları ve aynı etnik-ulusal gruba ait olduklarısöylenebilir.
Sayın Yargıtay Başsavcısı bu durumu gözetmeden,Türkiye'deki demokratikleşmedeki evrimleşmeyi hesap etmeden, birkaç yıl içindeyapısal değişikliklerin ve yeniden yapılandırma projesinin yol alacağıaşamaları ve varacağı konakları hesap etmeden partimiz hakkında kapatma davasıaçmıştır. Bu yönden de, davanın usul ve muhteva açısından red edilmesini,demokratikleşmesi açısından Yüksek Mahkemenizden talep etmekteyiz.
...HAK-PAR'DA bir hükmi şahsiyet olarak, program vetüzüğü kanalıyla kendisini dışarı açma, anlatma özgürlüğünü ifade etmiştir. Neyazık ki, daha düşüncelerini halka ve kamuoyuna tam anlamıyla ulaştıramadan;başka bir deyimle halk ve kamuoyu daha HAK-PAR'DAN haberdar olmadan, SayınBaşsavcı tarafından "düşüncesini ifade etme teşebbüs hali"kapatılmaya gerekçe olmuştur.
...(AİHS ve AİHM kararlarına göre) Örgütlenmeözgürlüğünün kısıtlanması ve partinin kapatılması için gerekli şartlar;partinin, ülke topraklarını parçalamaya yönelmesi, anayasal düzeni şiddetyoluyla değiştirmek istemesi, hak ve özgürlükleri zor ve terörlesınırlandırmaya çalışması, eylemleriyle bölge barışını bozma eğilimi taşıması,komşu devletlerin amaçlarına düşmanca hizmet etmesi, terörü desteklemesi veyayönetmesi, halk içinde kin ve husumeti yaygınlaştırması olarak ortayaçıkmaktadır. Sayın Cumhuriyet Başsavcısı, partimiz hakkında bu tür tespitlerdebulunmadığı gibi, herhangi bir iddia veya iddiasını somutlaştıracak bir delilde sunmamaktadır. Çünkü partimizinprogram ve tüzüğü incelendiğinde, şiddet ve terörün açıkça dışlandığı, Türkiye'dekiyeniden yapılandırmanın, Kürt sorunu ile birlikte tüm sorunların, demokratik vebarışçı bir tarzda çözümlenmek istendiği hemen saptanacaktır... Bu nedenle de,davanın usul ve muhteva açısından görülmemesi gerekir.
... Başsavcının, parti programımızda sadece "Kürtkökenlilerin varlık ve kültürlerinin öne çıkarıldığı" görüşü, partimizinTürkiye'nin diğer sorunları küçümsediği, önemsemediği anlamında yanlıştır veyerinde bir tespit değildir. Kürt sorununun Türkiye'nin temel sorunu olduğu:Uzağa gitmeden, 1984'den sonraki silahlı çatışmalara; uzağa gidildiğinde de,genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş yıllarındaki örgütlenmeler,ayaklanmalara, göz atıldığında rahatlıkla görülecektir. Ayrıca, Kürt sorunununTürkiye'nin temel bir sorunu olduğu, daha önceki bölümlerde de belirttiğimizgibi, tüm siyasal partiler, sivil toplum örgütleri, ideolojik guruplar, askeriçevreler, kamu kurumları ve devlet yetkilileri tarafından da kabul görmektedir.Ama bu sorunun çözümü konusunda değişik görüş ve öneriler söz konusu: Bu dademokrasinin ve toplumsal çoğulculuğun bir gereğidir.
Türkiye'nin AB üyelik sürecinin hızlandırılması içinyapılan tartışmaların yoğunlaştığı ve davamızın görülmekte olduğu bu kritikaşamada, Kürt sorununun çözümü için yapılmakta olan tartışmalar, sorunailişkini gündeme gelen öneriler v.b. gibi davranışlarda söylediklerimizidoğrular ve partimizi onaylar niteliktedir. Parti programımızın, Türkiyetoplumunun tümü için, tüm ulusal ve etnik guruplar, dinler, mezhepler vetoplumsal kesimler için hazırlandığı açıktır. Partimiz, Kürt sorunu dışındaTürkiye'nin diğer temel sorunlarının da mevcut olduğunu açık seçik ifadeetmiştir.
...
l.c) "Yeniden Yapılanma" üçüncü ana başlıktır ve 11 alt başlığı içermektedir. Bubölüm Türkiye'nin temel sorunlarına bütünlüklü bir yaklaşım gösterilmekte, değişikalanlarda (anayasa -yeni bir toplumsal sözleşme-, parlamento, hükümet ve ordu,İnanç özgürlüğü ve laiklik, Hukuk ve Yargı, Eğitim ve Kültür, eğitim-öğretim,Kadın Sorunu, Gençlik, Toplum Sağlığı, Konut ve Çevre Politikası, ÇalışmaHayatı ve Sosyal Yaşam, Ekonomi ve Dış Politika) çözümler önerilmekte ve birbütün olarak toplumsal, siyasal, idari, kültürel yeniden yapılanmaöngörülmektedir. Bu bütünlüklü bakış, program önermesi ve yeniden yapılanmaprojesi içinde de Kürt sorununun çözümlenmesine ilişkin önermeler yapmaktadır.
Türkiye'de Kürt sorununun yanında genel demokratikleşme,ekonomi, yoksulluk, eğitim-öğretim, hukuk, yargı, kadın, anayasa, konut,gençlik gibi bir çok hayati sorunlara parti programımızda değer verildiği ve bualanlarla ilgili çözüm önerileriyle birlikte, çaba gösterilmek istendiğirahatlıkla görülecektir. Bu nedenle de, partimiz hakkındaki davanın hem usul veözellikle de esas (muhteva) açısından görülmemesi gerekir.
2-) İddia makamı, partimizin tüzük ve programında,"Kürtler ve Türkler" diye bir ayrım yapmakla; Kürtler üzerindebaskılar olduğuna işaret ettiğini ileri sürmekle "devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne" aykırı hareket ettiğini ve bu nedenle kapatılması gerektiğini ilerisürmektedir.
İddia makamının literatürüyle uğraşma ve Onunliteratürüyle partimizi açıklama yoluna gitmenin bir tuzak olduğunu biliyoruz.Biz partimizi, hukuk, siyaset biliminin kavramları ve Anayasadaki kavramsalkategorilerle açıklamaya çalışacağız. İddia konusu olan kavramların, demokratikiçeriklerine ağırlık vereceğiz. Çünkü iddia makamı, kavramları ruhsuz, cansızve evrimsiz ele almakta ve sunmakta.
Öncelikle şunu belirtelim ki, Sayın Başsavcının iddiaettiği gibi, partimiz, programında "Türkler ve Kürtler" şeklinde özelbir ayrıma gitmemiştir. İddia makamının ileri sürdüğü saptama kabul gördüğüzaman, Kürtlerin Türklere karşı, ya da Türklerin Kürtler karşı bir sosyolojik,hukuksal ve toplumsal konumlanması gibi, kabul edemeyeceğimiz bir pozisyonortaya çıkar ki, bu partimizin çoğulcu, çağdaş, demokratik ve katılımcıanlayışına aykırıdır.
Partimiz, Kürt sorunu gibi temel ve Türkiye'nin diğerhayati sorunlarından bahsettiği zaman; Türkiye'deki ulusal/etniksel toplulukları,toplumsal kesimleri ve sınıfları, dinleri, mezhepleri, dilleri ve kültürlerikategorize etmek, Onları birbirine karşı güçler haline getirmek, vuruşturmak,birbirlerini alt etmeleri için yapmıyor. Partimiz sadece Türkiye'ningerçeklerini olduğu gibi görüyor, Türkiye'nin bütün renklerinin haritasınıortaya çıkarıyor ve gerçeklere dayalı yeniden tanımını yapıyor. Kürtlerin de,Türkiye haritası içinde bir belirgin, önemli renk ve topluluk olduğunusaptıyor. Partimizin bu yaklaşımı, ayrımcı bir anlayışa dayanmıyor,partimizin bütünlüklü, gerçekçi, organik, tarihsel, çoğulcu, katılımcı vedemokratik bakış açısına dayanıyor.
Partimizin Kürtlerin Türkiye'nin temel etnik/ulusalrenklerinden biri olduğu saptaması da, sadece partimize ait; afaki, tarihselgerçeklere ve olgulara, tarihsel belgeler aykırı bir saptama değildir. Osmanlıİmparatorluğunun yapısal, etnik/ulusal ve kültürel bileşimini konu edinenbinlerce eserde Kürt gerçeğinden, Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu bünyesindekiyerlerine işaret edilir. İslam Ansiklopedisi'nin ilgili "Kürdistan"maddesinde Kürtlere ilişkin çok açık, objektif ve hayati resmi görüşlererastlanır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında ve GençCumhuriyetin kuruluşu aşamasında birçok ulusun devlet kurup ayrılmasındansonra, iki etnik/ulusal unsur; Türkler ve Kürtler birlikte ve belirleyiciolarak birlikte varolmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna yolaçan savaşı, Kürtlerle Türkler ve diğer etnik gruplar birlikte omuzlamışlardır.
Kurtuluş Savaşı'na katılımı hazırlayan Sivas ve ErzurumKongreleri, M. Kemal Atatürk'ün Kürtlerle, Kürt ileri gelenleriyle yaptığıkongreler olduğu, bizzat M. Kemal Atatürk tarafından da dile getirilmektedir.M. Kemal Atatürk, TBMM'nin açılışındaki konuşmasında Türkiye CumhuriyetiDevletinin etnik ve toplumsal bileşiminden bahsederken, Kürtlerin toplumun asliunsurlardan biri olduğuna işaret etmiştir. M. Kemal Atatürk genç cumhuriyetinkuruluşundan sonra, Cizre Komutanlığına çektiği telgraflarda da, ÖzerkKürdistan'dan bahsetmektedir. Lozan Antlaşmasında da, Kürtler üzerine yapılantartışmalar bilinmekte. Lozan Antlaşmasının 39. maddesinde Kürtlerin dillerinive kültürlerini geliştirmesi o dönemin devlet sorumluları, T.C Hükümeti tarafındanimza altına almıyor, bu anlaşma TBMM'de onaylanıyor. Bundan sonraki dönemde herne kadar bu konuda şaşkın, kör bir dönem, Kürtlerin varolmadığı Türk olduğuşeklinde savunulan bir dönem olmuşsa da, zaman içinde acı olaylarca bu sakatanlayış aşılmıştır. 1980 sonrasında, Cumhurbaşkanı Özal'ın "Türkiye'de12 milyon Kürt vardır", Demirel ve Erdal İnönü'nün ortakiktidar döneminde Diyarbakır'da her iki yetkilinin "Kürtler birrealitedir" açıklamalarından sonra, o şaşkın ve kör dönem sonbulmuştur. Kürtlerin varlığı ve yokluğu ilkel tartışması bir tarafabırakılarak, AB üyeliği bazında en azından Kopenhag Siyasi Kriterleriçerçevesinde Kürtlere hangi hakların tanınması gerektiği tartışmaları, hayati,öncel ve Türkiye'nin birinci sorunu haline gelmiştir.
Bu nedenle, partimizin Kürtlerin baskılanma altındaolduğunu belirtmesine bile gerek yok. Her şey ortada. Ayrıca, Kürtlerüzerindeki bu baskılardan bahsetmekle, "devletin ülkesi ve milletiylebölünmezliğiyle" de bir ilişkisi yoktur. Kürtlerin bireysel ve grupsal hakve özgürlüklerinden yoksun olmalarının en açık ve büyük göstergesi, Türkiye'ninAB üyeliği bazında Kürtlerle ilgili gündeme gelen tartışmalar göstermektedir.
Demek oluyor ki, Kürt gerçeği saptaması ve Kürtlerinhaklarından yoksun olduklarını belirtme şerefi sadece bizim partimize de aitdeğildir. Ayıca partimiz, olmayan bir şeyi hayali ve gerçek dışı yaratma gibiasla bir "gaflet ve delalet" içinde de değildir. Partimiz Kürtlerdenbahsederken, sosyolojik bir gerçekten bahsetmektedir. En önemlisi de, eğerKürt diye bir etnik ve ulusal grup yoksa, Kürtlükten bahsetmek de suç olmaz vebir partinin kapatılması için de gerekçe olamaz diye düşünüyoruz.
Sayın Başsavcı, partimizin Kürt Sorunundan bahsetmişolmasını, "devletin... ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne"aykırı davrandığını, partimiz programını bütünlüklü incelemeye tabi tutmadan,ileri sürmektedir. İddianamesinde de,Kürt sorunundan bahsedilme dışında bu ilkenin ihlali konusunda başka bir delilde ileri sürememektedir. Eğer Başsavcının bu dar, ruhsuz mantığıyla hareketedersek, Çerkezlerden, Gürcülerden, Lazlardan bahsetmiş olmak da "devletinbütünlüğüne ve milletin bölünmezliğine" aykırıdır. O zaman da, bu aşamadabaşta Başbakan olmak üzere, Genel Kurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ( Mahkemenizüyesi olduğu zaman DKP Davasında, Kürtlerden bahsetmenin bölücülükolamayacağını, Kürtlerden bahsetmenin "devletin ülkesi ve milletiylebütünlüğüne" karşı olmadığını muhalefet görüşlerinde belirtmiştir),Başbakan Vekilleri ve özellikle de AB'den sorumlu Başbakan Yardımcısı MesutYILMAZ her gün bu suçu işliyor. En önemlisi de AB üyeliğinde Türkiye'nin yolharitası durumundaki Katılım Ortaklığı Belgesi, Kopenhag Siyasi KriterleriBelgesi doğrudan ve Türkiye'nin tayin ettiği "Ulusal Program" dolaylıbölücü belgelerdir.
Bundan daha önemlisi, Türkiye'nin AB üyeliğinin,egemenliğin bir ölçüde devri anlama geldiğini, siyaset ve sosyal bilimciler,siyasetçiler kabul etmektedir. Bu durumda da, T.C hükümetleri, meclisi, siyasalpartileri, sivil toplum örgütleri, siyasetçileri, aydınları, sivil ve askeriyetkilileri ve kurumları bu suçu işlemekteler. O zaman da, Sayın Başsavcınınyaklaşımına göre, bunların tümünün düzeylerine uygun yargı kurumlarındayargılanmaları gerekmektedir. Böyle bir şey olduğu zaman, Türkiye'nin çağdaşdünya karşısındaki konumu ne olur' Zaten siyasi partilerin kapatılması ve bunailişkin AİHM'NİN verdiği kararların ve vardığı sonuçların Türkiye'nin itibarınısarstığı konusunda güçlü bir görüş ve kanaat söz konusu olduğunu, YüksekMahkemeniz de kabul eder.
Partimizin tüzük ve programı incelendiği zaman,Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüyle bir sorununun olmadığını daha öncedesöylemiştik. Partimiz Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü içinde, değişimiöngörüyor, reformlar yapmaya çalışıyor, Kürt sorununu çözmeye çalışıyor,devletin-idarenin yeniden yapılanmasını istiyor ve demokratikleşmeyi sağlamayaçalışıyor; bireysel ve kolektif hakların güvenceye bağlanmasını, yoksulluğun,eşitsizliğin son bulması için projeler geliştiriyor; hukukun üstünlüğünügerçekleştirmek için çaba gösteriyor.
Partimizin, programında belirttiği "tekliğe"karşıtlığı, siyasi sistemin ve iktidarın otoriterliğidir. Sistemin otoriteryapısının son bulması anlamında, tekliğin son bulmasıdır. İktidarın çoğulcudemokratik sistem rasyonelleri içinde paylaşılmasıdır. Daha sonraki satırlardada bahsedeceğimiz gibi, partimiz programında iktidarın paylaşımından, iktidara katılımdan;Onun kurumlaşması ve ilkelerinden bahsetmekle de, Sayın Başsavcının iddiasınıdoğrulamış olmuyor. Yukarıdaki bölümlerin birinde bahsettiğimiz gibi, federalbir devletten bahsetmek bile, iktidarın paylaşılmasından öteye geçmiyor,devletin ve ülkenin parçalaması anlamına gelmiyor. Tersine devletin ve toplumunbütünlüğünün daha da güçlenmesi, yeni kurallar ve kurumlarla temellerininsağlamlaşması anlamına geliyor. Bu nedenle de partimiz hakkındaki davanın usulve esas açısından görülmemesi gerekir.
3) Sayın Başsavcı iddianamesinde, partimizin programının"yeniden yapılandırma" ana başlığı altındaki bölümünü özetleaktararak ve yorumlayarak partimizin:
3.a)adem-i merkeziyetçi anlayışını, "özerkbirim", "özerk yönetim birimi" ve "federasyon" ileözdeşleştirerek, "devletin tekliği" prensibine aykırı hareket ettiğive ilgili kanun hükümlerini ihlal ettiğini;
3.b) Kürtlerin dil ve kültür haklarından bahsetmekleegemen ulus tanımına aykırı hareket ettiği; en önemlisi ve garip olanın daTürkiye hükümetlerinin, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova ve benzeri ülkelerdebulunan etnik/ulusal topluluklar için savunduğu tezleri Kürtlere uygulamasınınsorunun çözülebileceği görüşünün, farklı ulus ve azınlıkların varlıklarınıtanıma anlamına geldiğini, bununla da azınlıklar yarattığını ileri sürmektedir.Yani partimiz, Türkiye'nin çevre devletlerdeki topluluklar/azınlıklarpolitikasından bahsettiği ve benimsediği zaman yanlış yapmakta, suç işlemekteve Türkiye için bir tehlike oluşturmaktadır. Peki, aynı yaklaşımı gösterenTürkiye hükümetleri ve sivil-askeri kurumları neden haklı görürü, Böyle biryaklaşımın hukukun genellik ve eşitlik prensibiyle bir alakası var mı'
Sayın Yargıtay Başsavcısının bu görüş ve iddialarınınalabildiğine dar, siyaset ve sosyoloji bilimleriyle; en önemlisi de Türkiyegerçekleriyle alakalı olmayan görüşler olduğunu ileri sürerken, YüksekMahkemenizin geniş perspektifli bakış açısına sığınmak istiyoruz.
...1982 Anayasanın köklü değiştirilmesi ya da yeni biranayasanın yapılması sadece partimizin de bir isteği değil, geniş toplumsalkesimlerin, diğer siyasi partilerin bir kesiminin ve sivil toplum örgütlerinintümünün de istek ve talebidir. Devletin en yetkili kurumları, yetkilileri veyargı kurumlarının üyeleri ve başkanları da bu görüşe sahiptirler. Bu konudasözü Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk'a bırakırsak, yeni bir anayasatalebinde partimizin ne kadar haklı olduğu daha da belirgin hale gelecektir.
Sayın Sami SELÇUK diyor ki:
"Çıplak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Türkiyemeşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir Anayasayla yeni yüzyıla giremez,girmemelidir. "Meşruluk, toplumbilimin, siyaset biliminin en önemlikavramlarından biridir ve örselenemez.
"Halkta, bir kurumun, yasanın ya da yönetenkişi(ler)in, bilinen ve benimsenen kurallara göre oluşmuş bir çoğunluğuarkalarında bulundurduklarına ilişkin yaygın inanç varsa, o kurum o yasa ya dayöneten(ler) meşrudur (Burdeau, Duverger, Aron, Easton, Kelsen, Lipson, Weber).
"Meşruluk, barış ve dinginliği sağlayan, kurumu,yasayı, iktidarı ayakta tutan büyülü bir inançtır. En zorba yönetimler bile hepkendilerini meşru göstermeye çalışırlar. Bu yüzden İtalyan Tarihçisi Ferraro:'Meşruluk, sitenin/devletin/ toplumun görünmeyen barış meleğidir' der."Meşruluk iki türlüdür. Biçimsel meşruluk... ve maddi meşruluk.
"Çoğunluk kurallara göre sağlanmamış ise biçimsel meşrulukyoktur. Kurallara göre sağlanan çoğunluğun onayı sonradan geri çekilmiş isemaddi meşruluk yoktur.
"Acaba 1982 Anayasası biçimsel ve maddi açılardanmeşru mudur'
"Biçimsel meşruluk açısından ele aldığımızda görünümşudur: Anayasa, halk ya da halkın özgür iradesiyle seçilen bir kurucu iktidar,parlamento tarafından değil, kapatılan parlamentonun sıralarına oturtulanatanmış kişilerce yapılmıştır.
"İkinci olarak, meşruluk bir karara, işleme, herkesinsonuçları sorgulayabilecek ve eşit biçimde, zorsuz ve yasaksız katılmalarınabağlıdır. İradeler tartışma sürecinden geçmedikçe meşruluktan söz edilemez.Çünkü tartışma varsa ve ne denli açıksa, sorunları o denli saydamlaşır. Bilgiedinilir ve yanlışa düşme tehlikesi azalır. 04.06.1888'de Clemenceau,'konuşulan ülkelerde zafer, susulan ülkelerde utanç vardır' demişti.
"1982 Anayasası tartışmaya kapalı tutulmuştur.
"Üçüncüsü, tartışma yasağına koşut olarak tek yanlıbir beyin yıkama bombardımanından sonra oylama yapılmış, halk iğfal edilmiştir.
"Dördüncüsü, Anayasa benimsenmediği takdirdepretoryen diktasının süreceği mesajı verilmiş, ölümü gören eli böğründeki halkçaresiz, sıtmaya razı olmuştur.
"Beşincisi, içini gösteren, 'seni mimlerim'zarflarıyla gizli oy ilkesi çiğnenmiştir.
"Altıncısı, tek işlemle hem devlet başkanı, hem deAnayasa oylanmıştır. Her ikisini destekleyenlerin ya da onlara karşı olanların sayısı,oranı belirsizdir. Anayasa, anayasayı destekleyenler devlet başkanınakatlanmışlarsa Anayasa. Anayasayı destekleyenler, devlet başkanınakatlanmışlarsa devlet başkanı desteksiz kalmış demektir. Peki hangisi çoğunluğuelde etmiştir. Bu bir bilmecedir. Ancak bilinen şudur: İkisi de kuşkuyu içindeyaşıyor. Üstelik devlet başkanı için zaten seçme söz konusu değil. Çünkü tekadaydır. Seçenekler arasında özgür seçimde bulunamayan birey özerk değildir.Çünkü özgürlük özerklikten önce gelir.
"Görülüyor ki, toplumla yapılan bu sözleşme(Anayasa) tehditle, fesada uğratılmış bir iradeyle benimsetilmiştir. Bu yüzdenAnayasa, biçimsel meşruluktan yoksundur...
"Gelelim 1982 Anayasasının maddi meşruluk açısındandurumuna.
"Bilindiği üzere anayasalar, örgütlenmiş siyasalbirim olan devletin gücünü sınırlayan, bireyin hak ve özgürlük alalarıylabunların çiğnenmelerine karşı denetim yolları belirleyen, iktidarın tek eldetoplanmasını önleyerek çoğulculuğu benimseyen, çok iktidar ilişkisindedengeleri sağlayan, her türlü hukuk dişiliği engelleyen metinlerdir.
"1982 Anayasası tersini yapmış, devlet gücünüsınırlayacak yerde hak ve özgürlükleri sınırlamış ve bunları adeta istisnalarhaline getirmiş, halka güvensizliği ruhuna içselleştirmiş, yargı birliğini vebağımsızlığını örselemiş, demokrasi rejimini değil, cumhuriyet yönetiminiöngörmüştür. 1961'in insan hak ve özgürlüklerine dayanan devleti (md.2) gitmişhak ve özgürlüklere lütfen "saygılı" (md2) "kutsal devleti"gelmiştir." (Adli Yıl Açış Konuşması 1999-2000, sayfa: 49-50)
İşte partimizin değiştirmek istediği anayasa, Sayın SamiSelçuk'un tanımladığı bu anayasadır.
Partimiz, programını kaleme alırken,"azınlıklar" ve "çoğunluklar" gibi bir ayrımı gözeterekhareket etmemiştir. Daha önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi, programdaTürkiye'de gerçekleştirmek istediği toplumsal ve siyasi yeni sistemiçerçevelendirerek; Türkiye'deki tüm hayati sorunları ve bu hayati sorunlarıniçinde de Kürt sorununu temel sorun olarak tespit ederek, çözümler üretmiştir.
Ayrıca partimiz, Kürtlerin de azınlık statüsünde olduğugörüşünde de değildir. Kürtler, Türkiye nüfusunun 1/3'i kadardır. Hem belirliiki bölgede yaşayan ve hem de Türkiye'nin belirli bölgelerinde, kentlerindeyoğunlaşma gösteren bir topluluk özelliğin göstermektedir.
Sayın Başsavcı, programımızda genel anlamda dilegetirilen bazı kavramlardan belirli sonuçlara varmakta; Türk dili ve kültürüdışındaki dillerin ve kültürlerin yasak olmadığını ileri sürmekle başka etnikgurupların/azınlıkların olduğunu kabul ediyor ve ne yazık ki bunlardanbahsetmekle de partimizin "azınlıklar" yarattığını ve bununlaanayasal suç işlediğini ileri sürüyor.
Oysa Kürt dili ve Kürt kültürü üzerinde yasaklarınolduğunu, bu yasakların kaldırılması için Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeyapılan tartışmalar hem açıklıyor ve hem de Sayın Başsavcının doğruyu ifadeetmediğini gösteriyor. Ayrıca, bulunduğumuz aşamada, hükümet ve hükümet dışıgüçlerin, yetkililerin, Kürt dilinden, Kürt dilinden yayın ve eğitimdenbahsetmeleriyle, "azınlıklar" yaratmıyorlarsa partimiz de böyle bireylem içinde değildir, anlamına gelir.
Ayrıca, Sayın Başsavcı da iddianamesinin 13. sayfasındaTürkiye'de etnik gurupların varlığını kabul etmekte ve şöyle demektedir: "Yasayla,ülkedeki etnik gurupların dil ve kültürleri yasaklanmamıştır. Çeşitlikökenlerden gelen yurttaşlar kendi dil ve kültürlerine sahip bulunmakta, onlarıgeliştirmektedir." Sayın Başsavcının, Türkiye'de etnik guruplarınvarlığından bahsetmesi dışındaki diğer görüşlerine katılmak mümkün olmamaklabirlikte, Sayın Başsavcının da "azınlıklar yaratma suçunu" işlemekteolduğunu ileri sürmemiz yanlış olmaz.
Görünen o ki, toplumsal olgular, gerçekler ne kadargizlenmeye çalışılsa da, güneşin balçıkla sıvanmayacağı ve mızrağın çuvalasığmayacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalınıyor. Olgular ve gerçekler "karadeliklerini" kapatmak ve tümden perdelemek olanaklı olmuyor.
Kürtlerin varlığı bir gerçek. Türkiye yapılandırılırkenbu gerçek gözetilmemiştir. Oysa Osmanlı İmparatorluğu yapılanmasında Kürtler,toplumsal, siyasal ve idari alanda önemli bir yere sahiptiler. TürkiyeDevletinin kuruluşundan bir dönem sonra, Kürtlerin varlığı inkar edilmiştir.Bunun doğru olmadığı, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinden önce açığa çıkmıştır.Buna rağmen, Kürt dili, kültürünün yasaklılığı devam etmiştir, günümüzde dedevam etmektedir. Kürtçe eğitim-öğretim, basın yayın hakkı Kürtleretanınmamıştır. Bu tutum, insan ve insan topluluklarının sahip olması gerekenbireysel ve kollektif haklar dizisine, uluslar arası sözleşmelere, en önemliside Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır. O sözleşmede herçocuğun ana diliyle eğitim yapma hakkı vardır. Dünyadaki tüm çocuklar kendi anadillerinden eğitim yapma hakkına sahipken, Kürt çocuklarının bundan mahrumbırakılmasının kabul edilir yanı olamayacağını Yüksek Mahkemenizin de kabuledeceğinden şüphe duymuyoruz. Ayrıca bu hakkın tanınması tesadüfi değil, çocukgelişiminin doğal sonucu ve pedagojik bir olgudur.
Yerel yönetimler, çoğulcuve katılımcı demokrasinin yaygın ve genişliğine yapılanmasının önemliplatformları, temsil organları, hizmet alanları ve doğrudan demokrasiilkelerinin işlerlik bulduğu düzeyleridir. Demokrasi, halkın alabildiğincekatılımını ve yönetimde temsil gücünü ve yönetme kapasitesini güçlendirmekanlamına geldiğine göre, bu anlamda da yerel ve hem de özerk yerel yönetimlerinönemi tartışmasızdır. Halk yerel yönetimlerde, kendisini ilgilendiren konulardadoğrudan söz ve karar sahibidir. Bu demokratik özerk yerel yönetim yapılanması,bölünmeyi değil, halkın kendi genel ve özel çıkarları etrafında, farklı dil,kültür, etnik, dinsel, mezhepsel ve sınıfsal renkleriyle birlikte daha dabütünleşmesini sağlar.
Demokrasilerde Bölge Meclisleri, özerk yerel yönetimlerimden daha kapsamlı, daha makrokararların alındığı temsil organlarıdır. Partimiz, Bölge Meclisleriyle özelyeni bölgeler oluşturmuyor. Türkiye'de düşüncemize göre derin tarihsel, siyasalve kültürel referansları olan varolan coğrafi bölgeler üstünde BölgeMeclisleri'nin oluşmasını öngörüyor. Partimiz bu Bölge Meclisi yapılanmasıönermesiyle, devletin tekliği ve bölünmezliğiyle değil; devletin ve siyasisistemin yapısının değişmesi, iktidarın paylaşılmasıyla ilgilenmektedir.
Ayrıca bu idari ve demokratik temsil yapısı önerisiyle,Türkiye'yi bölgelere ayırma ve Anayasaya aykırı bir iş de yapmıyor. Bu düşünceve temsil organı yapılanması, Anayasanın 126. maddesinin 3. fıkrasından da sözkonusu. Anayasanın bu hükmüne göre: "Kamu hizmetlerin görülmesindeverim ve uyumu sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idareteşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatların görev ve yetkileri kanunladüzenlenir." Anayasa, birden çok ili içine alan "merkez idareteşkilatının" oluşmasını öngörüyor. OHAL Bölgesi ve valiliği bunun ensomut göstergesidir. Partimiz de, bölgelerdeki illeri bileştirerek demokratikbir temsil organı olan Bölge Meclislerini oluşturmaya çalışıyor.
Partimiz, bu illerin valilerinin, kaymakamlarının veemniyet müdürlerinin seçimle tespit edilmesini, ülkenin daha demokratikçeyönetimi ve halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek yöneticisini seçmesi,hizmetlerin demokratik bir yarış anlayışı içinde görülmesi için, vazgeçilmezkabul ediyor. Bu projeyle, devletin "tekliği" ve "bütünlüğü"sorununa son verilmiyor, siyasi iktidarın ve sistemin otoriter, tekçikarakterine son verilmek isteniyor. ABD, AB üyesi ülkelerin hepsinde demokratikçoğulcu, partimizin öngördüğü bir sistem ve yapılanma söz konusu. Busistemlerde öngörülen ve gerçekleştirilen bu yapılar, bölünmeye yol açmadıklarıgibi, daha bütünleşmiş toplumsal yapıların ve devletlerin gelişmesine yolaçmıştır.
Partimiz, teknik federal bir sistem önermiyor.Türkiye'nin AB'ye girişinden sonra, idari yapılanmanın kendi doğası içinde,halkın özgür tartışması, seçimi, genel ve bölge meclislerinin belirleyeceğihukuk çerçevesi içinde yapılanacağı ve statü kazanacağı ortada. Topluma ilişkinkonularda, önceden tespit edilen ya da başka yerlerden ihraç edilen şablonmodellerle hareket etmek, en büyük antidemokratikliktir. Bu noktada üniterdevletin yapısal özelliklerini biraz daha açmak, "devletin ülkesi vemilletiyle bölünmezlik" ilkesine daha fazla ışık tutacaktır.
"...Avrupa Birliği üyelerinin üçü dışında hepsiüniter devlettir. Üniter devletlerin anayasalarının başlıca iki özelliği dikkatçekicidir. Birincisi, bunların çoğunda devletin "üniter" vasfınınaçıkça ifade edilmemiş olmasıdır. Bu konuda Portekiz ve İtalya istisna teşkiletmektedir. Nitekim, Portekiz Anayasası'nın 6., İtalya Anayasası'nın 5.maddesinde üniter vasfı açıkça belirtilmiştir. Mamafih, bu terime yer vermeyenkimi üniter anayasalarda devletin "bölünmez" olduğu yazılıdır. Bunlarda Fransa (m.2), Lüksemburg (m.1) ve Finlandiya (m.4) anayasalarıdır. İtalyaAnayasası her iki sıfatı birlikte zikretmiştir (m.5)...
"Üniter devletler arasında bulunan FinlandiyaAnayasasının 17. maddesinde çeşitli toplulukların (örn. Romanlar) ve Samilergibi yerli halkların kendi dil ve kültürlerini koruyup geliştirme hakkına sahipoldukları, ayrıca bu ikinci gurubun kendi dillerini resmi makamlar önündekullanabilecekleri belirtilmiştir.
"İkinci özellik, üniter Avrupa Devletlerin önemlicebir kısmında ya etnik-kültürel topluluklara özerklik tanınmış ya da idariyapının belirgin bir adem-i merkeziyetçiliğe dayandırılmış olmasıdır. Birincigrubun tipik örneğini İspanya oluşturmaktadır. Nitekim İspanya Anayasası'nın 2.maddesinde "anayasa onu oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklikoluşturan hakkı ile birlikte onlar arasındaki dayanışmayı tanır ve garantieder" hükmü yer almaktadır. Ayrıca 3. madde İspanyolca dışındaki diğerdillerin de her bir özerk toplulukta resmi dil olacağını (2. bend) ve İspanyadil zenginliğinin kültürel bir miras olarak özel saygı göreceğini (3. bend)hükme bağlamıştır. Portekiz anayasasında da buna benzer bir hüküm vardır.Nitekim, Anayasa'nın 6. maddesine göre "Azores ve Madeira takım adalarıkendi siyasi ve idari statüleri ve kendi öz-yönetim kurumları bulunan özerkbölgeler oluştururlar." Nihayet yine üniter bir devlet olan İsveç'inAnayasası da 2. maddesinin 4. bendinde "etnik, dilsel ve dinselazınlıkların kendi kültürel ve sosyal hayatlarını koruma ve geliştirmeleri içinfırsatlar artırılır" demektedir.
"Üniter devletler içinde anayasası adem-imerkeziyetçiliği vurgulayan ülkelerin başında İtalya gelmektedir. Nitekim,İtalya Anayasası'nın 5. maddesinde devletin üniter ve bölünmez olduğu, ama aynızamanda yerel özerklikleri tanıdığı ve kamu hizmetlerinde en geniş adem-imerkeziyete yer verileceği hükmü yer almaktadır. Ayrıca bu ülkedeetnik-kültürel azınlıklara özerklik tanınmamışsa da, Anayasa dil azınlıklarınınkorunmasını öngörmektedir.(m.6).
"Üniter devletlerde ilgili olarak işaret edilmesigereken nokta, İrlanda Anayasasındaki "resmi dil" ikiliğidir. Gerçektendede, bu anayasanın 8. maddesi 1. fıkrasında İrlanda dilini "birinciresmi dil", ikinci fıkrasında ise İngilizceyi "ikinci resmidil" olarak tanımlamaktadır." (Mustafa Erdoğan, Prof. Dr veHacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Liberal Düşünce Dergisi, 23. Sayı, sayfa;30-31)
Demek oluyor ki, üniter devletin, etnik-ulusaltoplulukların dilsel ve kültürel haklara sahip olmaları, adem-i merkeziyetçilik,bölgesel özerklikler, resmi dillerin çoğulculuğu ile bir çatışması da sözkonusu olmayabiliyor. Üstelik federalsistemler bile, devletlerin tekliğine son veren sistemler değil, egemenlik veiktidarın bölgeler arasında paylaşılmasını getiren devlet yapılanmalarıdır.Sayın Mahkemeniz üyesi Haşim KILIÇ'ın DKP Davası'ndaki muhalefet gerekçesindede belirttiği, Sosyalist Partinin Mahkemeniz tarafından verilen kapatmakararından sonra AİHM'NİN verdiği karşıt kararda da: "Türk ve Kürtkesimlerini içeren bir federal devlet kurulması düşüncesini ve Kürt halkınınkendi kaderini tayin hakkına sahip yolundaki görüşlerini devletin ülkesiylebölünmez bütünlük ilkesine aykırı" görmemiştir" diyor. (22 Kasım 2001tarih ve 24591 Sayılı Resmi Gazete, sayfa: 199)
Bir ülkenin ve devletin bölünmezliğine son vermek, uygunve uyumlu araçları, yöntemleri seçmeyi de gerekli kılar. Bu araçlar veyöntemler de, toplumların tarihsel tecrübelerinin gösterdiği gibi, şiddet vesilahlı mücadeledir. Demek ki partimizin de Türkiye'nin bölünmezliği içintehdit oluşturması, bölünmezliğine son verme isteği bu araçları ve yöntemleribenimsemesiyle olanaklı olabilirdi. Oysa partimiz, şiddeti ve silahlımücadeleyi kesinlikle red ediyor. Türkiye'deki hayati sorunların ve temel birsorun olan Kürt sorununun çözümü için, "toplumsal uzlaşmayı",eşitlikçi, demokratik hukuka ve uluslar arası demokratik ve Türkiye'nin deimzaladığı sözleşmelere dayalı çözümleri, barışçıl yöntemleri benimsemektedir.Toplumsal uzlaşma, bir arada olmayı, birlikte yaşamayı, birlikte tartışarakçözümler üretmeyi öngörür.
Partimiz tüzüğünün 3. maddesinde bu yöntem ve tarzınıaçıkça belirtmektedir: "Partimiz, Türkiye'yi idari, siyasi, toplumsalve ekonomik olarak; evrensel demokratik hukukun, dünyanın ve AB ülkelerininçoğulcu siyasi normları içinde adem-i merkeziyetçi tarzda yenidenyapılandıracak; Kürt sorununu hak eşitliği temelinde toplumsal uzlaşma ileçözecek."
Başka bir gerçek: Birdevleti ve ülkeyi bölmek isteyen bir parti şiddet ve silahlı mücadeleyi vasıtave yöntem olarak benimsediği zaman, Ona uygun örgütlenme biçimini de seçmekzorundadır. Böyle bir örgütlenme, mevcut hukuka uygun yasal bir örgütlenmeolamaz, yasal olmayan, yani mevcut devlet ve kanun otoritelerinin denetimidışında bir örgütlenme olur. Açık, şeffaf, kitlesel demokratik bir örgütlenmeolmaz. Sıkı, askeri ve otoriter disiplinli, üye alımında alabildiğince seçkincidavranan, üyeleri özel eğitimli olan bir örgütlenme olur. Partimiz ise tüzüğünde,açık, şeffaf, demokratik, kitlesel bir parti olduğunu açıkça belirtmiş; çoğulcudemokrasiyi parti içinde yapılandırmıştır. Partimiz tüzüğünün 2. maddesindepartimizin karakteri konusunda şunlar söylenmektedir:
"HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTİSİ, YENİLİKÇİ, DEĞİŞİMCİ,DEMOKRAT, YURTSEVER DEĞİŞİK GÖRÜŞLERE SAHİP UNSURLARIN ÜYE OLDUĞU ÇOĞULCU,KATILIMCI, KOLLEKTİF VE AKLA DAYALI DEMOKRATİK KİTLE PARTİSİDİR.
"Parti, üye ve örgütlerini, parti çalışmalarıylailgili olarak sürekli ve zamanında yazılı biçimde, özel yapacağı toplantılar,konferanslar, seminerlerle bilgilendirir, denetleme sürecini yaratır.
Parti tüzüğümüzün 4. maddesinde "partinin bağlıolduğu çalışma ilkeleri" incelendiği zaman, partimizin ne kadar açık,şeffaf, demokratik, hem hukuk otoriteleri ve hem de kamuoyu denetimine açıkolduğu rahatlıkla görülecektir. Bu kadar açık, demokratik ve denetlenebilir birpartinin, Türkiye'nin bölünmezliğini tehlikeye sokup sokmayacağı YüksekMahkemenizin takdirleri arasındadır.
DKP Davası'ndaki muhalefet gerekçesinde Sayın Mahkemenizüyesi Haşim KILIÇ ve AİHM'NİN bölünmeyle şiddet ve terör arasında doğrudan birbağ kurması da isabetli, olgusal, tarihsel, sosyolojik olduğu kadar; siyasalsistemlerin yapılanma süreçleriyle de bir uyumluluk içindedir.
"DKP'NİN terörle ve şiddetle bir bağlantısınınkurulamadığı, yakın ve kesin bir tehlikeyi harekete geçirecek söz ve eylembirliğinin olmadığı, kapatılmalarından ötürü Türkiye'nin mahkum olduğu TürkiyeBirleşik Komünist Partisi ile Sosyalist Partinin program ve eylemleri iledavalı Partinin programı arasında benzerlik bulunmasına karşın, AvrupaMahkemesi'nin kararının göz ardı edildiği, otoriter ve totaliter uygulamalarsonunda ortaya çıkan kimi bölgesel sorunları dile getirerek ülkenin bölünmezbütünlüğü içinde barışçıl çözümler öneren Partinin kapatılması AİHS'NİN veAvrupa Mahkemesi'nin içtihatlarına açık aykırılık oluşturmaktadır." (22Kasım 2001 Tarih, 24591 Sayılı Resmi Gazete, sayfa: 199) Aynı davadamuhalefeti olan Sayın Mahkemeniz üyeleri, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI ve FulyaKANTARCIOĞLU'NUN görüşleri de bu doğrultudadır, (aynı Resmi Gazete, sayfa:201-203) Aynı gerçeklerin ve görüşlerin partimiz içinde geçerli olacağıortada. Bu nedenle de, partimiz hakkındaki davanın usul ve muhteva açısındangörülmezliği ortadadır.
ANAYASA İLE FARKLI DEĞERLENDİRME İÇİNDE OLMAK,DEMOKRASİYE AYKIRILIK ANLAMINA GELMEYECEĞİ GİBİ, ANAYASAYI DA İHLAL ANLAMINAGELMEZ..
Partimiz programında, mevcut anayasadan farklıdeğerlendirmelerin olduğu açık. Çünkü partimiz, mevcut anayasaya kendisinibağlı ve Onun kapsamı içinde kurulmasına rağmen, Onu değiştirmek istemektedir.Bu bağlamda, anayasadan farklı değerlendirmeler içinde olması kadar doğal birşey olamaz.
Üstelik, Türkiye'deki Anayasanın evrensel hukuk ve ABhukukuna göre değişikliğe ihtiyacı olduğu, Yüksek Mahkemeniz dahil, bütündevlet kurumları, sivil ve askeri yetkililer, siyasal partiler ve sivil topumörgütleri tarafından da kabul gördüğüne göre, anayasadan farklıdeğerlendirmeler ihlal olmadığı gibi, "devletin ülkesi ve milletiylebölünmezliğine" aykırılık anlamına hiç gelmez.
AB Hukuk mevzuatına uygun Türkiye'deki yasaldeğişikliklerde ölçü, çağdaş, çoğulcu katılımcı demokrasinin kurallarınauyarlılık içinde olması, evrensel demokrasinin kurallarına göre, Ona uygunyerel hukuk, kanunları ve anayasayı şekillendirmedir. Partimiz de, değiştirmekistediği mevcut anayasayla farklı değerlendirmelere sahip olmasına rağmen,bütünlükçü sisteme yol açan çoğulcu, katılımcı demokrasi ve demokratikkurallarla bir uyum içindedir.
...
AİHM'DE PARTİ KAPATMA DAVALARI VE ANAYASANIN GEÇİCİ 15. MADDESİ
...
AİHM, 30.01.1998 tarihli kararı ile TBKP'NİN, 25.05.1998tarihli kararıyla Sosyalist Partinin ve 06.12.1999 tarihli kararıyla ÖZ-DEP'İN,Mahkemenizce kapatılması kararlarını demokratik toplumda zorunlu, meşru amaçlaorantılı bulunmaması nedenleriyle, AİHS'NİN 11. maddesine aykırı bulmuştur.Bunlardan TBKP, mahkemeniziz tarafından isminde komünist ismine yer verdiğinden(SPK, m. 96), tüzük ve programının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezniteliğini bozduğundan (AY, m. 68, SPK, m. 78/a, 81/a, 81/b, 89) kapatılmıştı.Sosyalist Parti ise tüzük ve programlarıyla eylemlerinin anayasaya ve SPK'NİNdördüncü bölümünde yer verilen devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne aykırı amaçlar gütme yasaklarına aykırılık gerekçesiylekapatılmıştı. ÖZ-DEP ise, parti programının devletin ülkesi ve bölünmezniteliği (SPK 78/a, 81/a, 81/b) ile laik devlet niteliğine aykırılık (SPK, m.89) oluşturduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.
"AİHM, her üç parti kapama davasına ilişkinkararlarında şu görüşlere yer vermektedir:
a) Demokrasi, düşünce özgürlüğü ile beslenir. Çoğulculukolmadan demokrasiden söz edilemez. Demokrasinin iyi işleyişi ve çoğulculuğunsürdürülebilmesi açısından siyasal partiler büyük öneme haizdir. Demokrasinintemel prensiplerinden birisi de , bir ülkenin karşılaştığı sorumların şiddetebaşvurulmaksızın, diyalog yoluyla çözümü konusunda fikir ve düşüncelerinserbestçe ifade edilebilmeleri imkanının güvence altına alınmasıdır. Hatta budüşünceler rahatsız edici olsalar bile.
b) Bir parti programındaki istemlerin, projelerin,önerilerin, bir devletin mevcut siyasal ve sosyal yapısıyla ve prensipleriylebağdaşmaması, Onların demokrasi ilkesine aykırılığı sonucu doğurmaz. Birdevletin mevcut organizasyon modeliyle çatışsa da, farklı siyasal programlarınönerilmesi, tartışmaya açılması, demokratik ilkeler içerisinde kalmak, bizzatdemokrasiye zarar vermemek şartıyla demokrasinin özünü ifade eder.
c) Örgütlenme özgürlüğü, yalnızca inandırıcı vezorlayıcı nedenlerle kısıtlanabilir. 11. maddede belirtilen istisnalar, siyasalpartiler söz konusu olduğunda dar bir yorumu zorunlu kılar...
d) Sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenen ifadeözgürlüğü, defalarca belirtildiği üzere, sadece açıklanan düşüncelere taraftarolunduğunda, rahatsız edici bulunmadığında, hoşa gittiğinde ya da farklıolmadığında değil, aynı zamanda taciz edici, rahatsız edici, şok altına sokucuetkileri bulunduğunda da söz konusudur. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açıkfikirliliğin gerekleri olup bunlarsız bir demokratik toplum olamaz.
e)Kapatma, siyasal partilere uygulanabilecek en radikalyaptırım olarak hedeflenen amaçla orantılı, bu amaç bakımından elverişli vedemokratik toplum açısından zorunlu olmadıkça başvurulamaz.
f)......Partinin toplum, devlet ve demokrasi bakımındangerçek bir tehlike oluşturan politikayı benimsemiş olduğunu gösteren açık,somut ve inandırıcı deliller olmaksızın salt ismine bakılarak kapatma yolunagitmek yeterli bir sebep oluşturmaz.
g) İfade özgürlüğü, 11. maddede de düzenlenen toplantı,gösteri yürüyüşü ve örgütlenme özgürlüğünün önemli unsurlarından biridir.Siyasal partiler bakımından 11. madde, 10. maddeyle bir bütün olarakdeğerlendirilir." (Yrd. Doç. Dr. Ömer ANAYURT, Liberal Düşünce dergisi,23. Sayı, s. 11-12-13)
Yüksek Mahkemeniz üyesi Sayın Haşim KILIÇ'IN AİHM'NİNTBKP ve Sosyalist Parti hakkındaki kararından "Kürt halkı","Kürt ulusu" ve "Kürt vatandaşları" kavramlarına veprogramda verilen içeriklerine ilişkin, DKP Davası'ndaki muhalefet görüşlerininüzerinde durmak, onları aktarmak hatırlatma babında bir değere sahip olduğugibi, Sayın Başsavcının partimiz hakkında açmış olduğu kararı da etkilerniteliktedir.
ANAYASA MAHKEMESİNİN Parti Program ve Tüzüğündekiaykırılıklardan dolayı kapatmış olduğu TBKP AİHM'NE başvurmuş ve Mahkeme konuyuinceleyerek özetle "...Türk Anayasa Mahkemesi TBKP'NİN, program vetüzüğünde, Türk ve Kürt halkı arasında ayrım yapılarak azınlık yaratma amacınınortaya çıktığını, Türk ve Kürt ulusları biçimindeki sözleri nedeniyle Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı davrandığını belirterektemelli kapatmıştır. Ancak, parti programında "Kürt halkı" ve"ulusu" ve "Kürt vatandaşları" sözcüklerinin yer almasınınazınlık yaratma amacıyla tanımlanamayacağını ve böyle bir iddiadabulunulmadığını, "Kürt varlığının" sadece kabul edilmesinden başkabir şey istenmediğini, Kürt halkının Türk halkından ayrılması hakkınınverilmesi gibi bir istemlerinin olmadığını, şiddete başvurmadan ülkesorunlarına çözümler önerildiğini, bunların can sıkıcı ve hoşa gitmeyendüşünceler olabileceğini ancak katlanılması gerektiği" düşüncesiyleTürkiye'yi sözleşmeyi ihlalden mahkum etmiştir.
Mahkeme kapatılan Sosyalist Parti kararında da aynıgörüşleri tekrarlayarak, "Sosyalist Partinin Türk ve Kürt kesimlerinikapsayan bir federal devlet kurulması düşüncesini ve Kürt halkının kendikaderini tayin hakkının sahip olduğu yolundaki görüşlerini devletin ülkesiylebölünmez bütünlük ilkesine aykırı" görmemiş, şiddete başvurmadığı sürecesözleşme hukuku korumasından yararlanması gerektiğini ayrıca vurgulamıştır.Mahkeme bu kararı, Sosyalist Partinin dört yıl faaliyette bulunmasına karşınvermiştir.
"Belirtilen bu düşünceler karşısında, bir siyasipartinin ifade özgürlüğünü henüz kullanma aşamasında iken kapatılmasının mümkünolamayacağı, şiddet içermeyen barışçıl önerilerinin de kapatmaya yeter delilolarak kabul edilmeyeceği ortaya çıkmaktadır..." (22 Kasım 2001 tarih,24591 sayılı Resmi Gazete, sayfa: 199)
Açıkça ortaya çıkan bir sonuç var ki, AİHM'NİN bukararları karşısında Sayın Başsavcının partimiz hakkında açtı dava uluslararasıhukuka, AİHM İçtihatlarına oldukça ters ve aykırıdır.
AİHM'NİN parti kapatmalar ve diğer konularda Türkiyealeyhinde verdiği kararların tümü, Türkiye'nin demokrasisini haklı olaraksorgulayıp, hukukunun demokratik karakterini tartışmaya sokmaktadır.
SONUÇ VE İSTEM
Yüksek Mahkemeniz, ileri sürdüğümüz görüşlerimizle,partimizin bütünlüklü düşüncesiyle Türkiye'yi yeniden yapılandırmak konumundaolduğunu rahatlıkla tespit edecek; Sayın Yargıtay Başsavcısı'nın iddia vetaleplerinde de, hukukun üstünlüğü ilkesi, kanunlar, sosyoloji, siyaset bilimive Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla kazanacağı yeni çerçeve ve demokratikleşmeaçısından haksız olduğunu saptayacaktır.
Yüksek Mahkemenizin, ileri sürdüğümüz hayati görüşlerive belirtmediğimiz konuları res'en gözeterek Partimiz hakkında açılmış olandavanın usul ve esas açısından görülmez olduğuna karar vermesini, siyasipartileri kapatma ayıbına ve antidemokratikliğine son vermesini arz ve talepetmekteyiz. Mahkemenizin bu kararı, Türkiye demokrasisinin kalitesininyükseltilmesine hizmet edecek, demokratikleşmeye ivme kazandıracaktır.Saygılarımızla."
III- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİGÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 19.6.2002 gün veSP.114 Hz.2002/3 sayılı esas hakkındaki görüşünde, öncelikle davalı partinin önsavunmasıyla 23.7.1995 ve 3.10.2001 tarihlerinde yapılan Anayasa değişikliklerihakkında siyasi partinin vardığı sonuçlarla talepleri üzerinde durulmuştur.Buna göre ileri sürülen görüşler şöyledir;
"...Anayasanın dayanak aldığıtemel ilkelerden birinin özgürlükçülük olduğu gerçeğikesin olarak bilinmektedir. Ancak, anayasa kurallarının ve özellikle siyasipartilerle ilgili olanların sırf bu ilke açısından değerlendirilip yorumlanmasıhatalı sonuçlara götürebilir. Kaldı ki siyasi partiler hakkındaki anayasa kurallarımutlak bir özgürlük içermemektedir. Devlet yaşamındaki olağanüstü rollerine,iddianamede işaret ettiğimiz siyasi partilerin cumhuriyetin ilkelerini tahripedici bir güç odağı haline gelmesine seyirci kalınamayacağından, bu haldesiyasi partilerin kapatılması esası kabul edilmiştir. O halde, siyasipartilerle ilgili Anayasa normları Anayasanın öteki temel dayanaklarından biriolan devletin güvenliği ile ilgili esasları ile birlikte düşünülmelidir. Buesasların başında dava ile ilişkili olarak Anayasanın 68. maddesinin 4.fıkrasında belirtilen devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesigelir.
Anayasanın 1. maddesinde, Türkiye Devletinin birCumhuriyet olduğu belirtildikten sonra 2.maddede "Cumhuriyetin nitelikleri" başlığı altında Türkiye Cumhuriyetinin;toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarınasaygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkeleredayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu ifade edilmiştir.Bu ifade biçiminden, Devlet ve Cumhuriyetin özdeş kavramlar olarak kabuledildiği ve dolayısıyla devletin güvenliğinin Cumhuriyetin ve onu tanımlayan niteliklerinin de güvenliği anlamınageldiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 14. maddesi ile (değişik 3.10.2001 - 4709/3)Anayasada yer alan hak (ve bu bağlamda siyasi parti kurma ve partiye girmehakları) ve hürriyetlerinden hiçbirinin,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insanhaklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayanfaaliyetler biçiminde kullanılamayacağı genel bir ilke olarak benimsenmiştir.Siyasi partilerle ilgili özel hüküm olan Anayasanın 68. maddesinin 4.fıkrasında, siyasi partilerin tüzük ve programlarının, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 14.maddeyi teyiden tekrarlanmış ve yaptırımı 69. maddenin 5. fıkrasında"temelli kapatma" olarak belirlenmiştir.
Anayasa, Başlangıç'ın 4709 sayılı Yasadan (Değişik;3.10.2001 - 4709/1) sonraki metinde de, hiçbir faaliyetin Türk millimenfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasıkarşısında koruma göremeyeceğini belirtmek suretiyle kuralların yorumlanmasınaışık tutmaktadır. Şu halde, Anayasanın siyasi partilerle ilgili hükümlerinin buhukuki çerçeve içinde yorumlanması gerekir. İddianamedeki yorum yöntemi debudur.
Ön savunmada ileri sürülen diğer bir görüş, 23.7.1995 ve3.10.2001 tarihlerinde Anayasanın 68. ve 69.maddelerinde yapılan değişikliksonucunda Siyasi Partiler Yasasında yer alan kapatma nedenlerinin geçerliliğinikaybettiğidir.
Bu iddiayı incelemek için önce, Anayasanın 68. ve 69.maddelerinin kapatmaya ilişkin bölümlerinin iddianamede uygulanması istenenyasa maddeleri ile sınırlı olarak eski veyeni durumlarını karşılaştırmak gerekir.
Anayasanın 68. maddesinin önceki 4.fıkrası, siyasipartilerin tüzük ve programlarının, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikcumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağını belirlemiş, 4121 sayılı Yasa ileyapılan değişiklikte (Değişik; 23.7.1995/4121/7) bu hususlar aynen muhafazaedilmiştir. 4709 sayılı Yasayla 3.10.2001 tarihinde Anayasada yapılandeğişiklikte ise, bu maddede değişiklik yapılmamıştır.
Anayasanın 69. maddesinin 5. fıkrasında ise, bir siyasipartinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıbulunması halinde, o parti hakkında temelli kapatma kararı verileceğidüzenlenmektedir. Bu maddede, 68. maddenin dördüncü fıkrasına aykırılıkdurumunda partinin temelli kapatılması durumu düzenlenmiş olup, 4709 sayılıYasa ile yapılan değişiklikle bu fıkra hükmü aynen korunmuştur.
Anayasalar belli bir konuyu düzenleme amacıyla yalnızcailke temelinde genel ve soyut hükümler sevk edebilirler. Her konuyu ayrıntılarıile belirlemek Anayasa tekniği ile bağdaşmaz. Bu düşünceden hareket eden, halenyürürlükte bulunan 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası, Anayasanın, siyasi partilerin tüzük ve programlarınınaykırı olamayacağını emrettiği ilkelerine uyulmaması hallerini, yaptırımniteliğinde olmak üzere birer kapatma sebebi olarak ve Anayasal ilkeleri teyidendüzenlemiştir. İddianamede davalı parti hakkında uygulanması istenen Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesinin(a) ve (b) bentleri 80. maddesi ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerihükümleri, Anayasanın değişik 68. maddesinin 4. fıkrasında, siyasi partilerintüzük ve programlarının aykırı olamayacağı kabul edilen ve devletin vedolayısıyla Cumhuriyetin varlığını korumaya yönelik, Anayasanın Başlangıç'tanitibaren pek çok hükmünde tekrarlandığı gibi devletin ülkesi ve ulusuylabölünmezliği ve ulusal devlet ilkelerinin değişik cephelerden ortaya konmuş birer belirtisidir, onlarınsomutlaştırılmış halleridir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi de, 10.7.1992 gün, E.1991/2(Siyasi Parti-Kapatma) K.1992/1 sayılı kararında, "Siyasi PartilerYasasının getirdiği yasaklar, Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alankapatılma nedenlerinin somutlaştırılması olarak düşünülmelidir. Bu hükümler"milli devlet niteliğinin korunması" ilkesinin yaptırımladır. ÇünküAnayasanın 69. maddenin son fıkrasında, siyasi partilerin kuruluş vefaaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunladüzenlenir." denilmektedir, şeklindeki görüşüyle sorunu açıklığakavuşturmuştur.
Ayrıca, Anayasanın ve Siyasi Partiler Yasasının devletinülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini siyasipartilerin amaç ve çalışmaları yönünden güvence altına alan hükümlerivar olmasa bile, Anayasanın 11. maddesi uyarınca, Başlangıç kısmı ile 2. ve 3. maddelerindeki bölünmezlik temel kuralıile bağlı ve sınırlı bulunan bütün siyasi partilerin, ülkenin ya daulusun bir bölümünün, var olan bütünlüğünü bozarak ayrılması sonucunu doğrudanya da dolaylı olarak meydana getirme olasılığı bulunan her türlü davranıştan,sözden ve yazıdan kaçınması veçalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde yürütmesi gerekir.Siyasi partiler ırk ayrımcılığını ve bunun siyasi ve hukuki sonuçlarını amaç veerek olarak benimseyemezler. Tersine davranışları, uluslar arası hukukta dabenimsenen, devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına vevarlığına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıp uygulamak yetkisiçerçevesinde, siyasi partileri de kapsayacak biçimde, alacağı önlemlerle karşılaması devletin doğal hakkı, kamu düzeninikoruma yönünden de görevidir.
Bir an için, Siyasi Partiler Yasasının kapatma sebebiolarak belirtilen maddelerinin yürürlükte bulunmadığı kabul edilse bile,Anayasanın Başlangıç'ı, 2. ve 3. maddeleri ile birlikte yorumlanması gereken68. maddesinin 4. fıkrası ve 69. maddenin 5. fıkrası uyarınca davanın görülmesive sonuçlandırılması yine de mümkündür.
Sonuç olarak; ön savunmadaki usuleilişkin itirazlara karşı belirttiğimiz bu görüşlere ilaveten, davalı partinin yerinde görülmeyensavunmalarının reddiyle, iddianamemizdeyasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, partinin tüzük veprogramının bazı bölümleri Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 68.maddelerine ve 2820 sayılı Siyasi PartilerYasasının 78. maddesinin (a) ve (b) bentlerine, 80.maddesine, 81.maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı olduğundan,Hak ve Özgürlükler Partisinin, Anayasanın 69. maddesinin 5. fıkrası veSiyasi Partiler Yasasının 101. maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılmasınakarar verilmesi arz ve talep olunur."
IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
Hak ve Özgürlükler Partisi'nin 17.9.2002 tarih ve 02-383sayılı yazı ekinde alınan esas hakkındaki savunmasının, ön savunmanın tekrarıniteliğinde olmayan kısımlarında; Partiyle ilgili yargılamanın "DuruşmalıYargılama" platformunda yapılması gerektiği savunulduktan sonra aşağıdakigörüşlere yer verilmiştir:
"...Siyasi partilerin sadece, program vetüzüklerinin Anayasa'nın 68/4 ve 69/6. maddelerinde yer alan kişiye ve zamangöre değişebilen, soyut nitelikteki yasaklara aykırı diye kapatılması korkunçbir hukuksuzluktur. Oysa siyasi partiler, toplumsal sorunlara farklı bakışaçıları, farklı çözümler ve öneriler hatta farklı örgütlenme modeli önerebilirler.Bireyin ve bireylerin oluşturduğu toplulukların iç dünyasındaki düşüncenintopluma aktarılmasında, hayata geçirilmesindebir araç olan siyasi partilerin, şiddet içeren eylemlerin yönetildiği birmerkez olduğu kanıtlanmadığı sürece asla kapatılmaması gerekir. Birpartinin programında beyan ettiği amaçlarından ve niyetlerinden daha farklıniyet ve amaçlara sahip.olduğunu teraziye vurabilmek,bu konuda belirli ölçüler ortaya çıkarabilmek için partinin programı/tüzüğü ilefaaliyetlerini ve savunduğu görüşleri karşılaştırmak gerekir.
Bilinen bir genel doğru var. O daher suçun maddi ve manevi unsurlarının olduğudur.. Hareket olarak ortaya çıkan "eylem" ve"sonuç" manevi unsurlar birleşmedikçe suçun oluşması olanaklı değildir. Bu nedenle hareketin olmadığıbir yerde sadece program ya da tüzükten hareketle, bunların yorumlanmasısuretiyle bir suçun varlığına karar verilemez. Dolayısıyla, henüz siyasi alandayerini almadan, parti programında yer alan ifadelerden dolayı. Anayasa Mahkemesitarafından kapatılması karar verilen TBKP'nin AİHM'nde görülen davasında:"Bir partiyi programı ile yargılamak, amacını yargılamak olarak",tanımlamıştır. Zira soyut olup, eylemle onaya konulacak olan, Anayasa'da veSPK'da getirilen yasakları 'ihlal kastı' ispatlanamayacaktır. Partiyi programıile yargılamak, aslında TBKP'nin bu alandaki amacını da yargılamaktır.Belirtildiği gibi, bir partinin programında beyan ettiği amaçlardan veniyetlerinden daha farklı amaç ve niyetlere sahip olduğunu gizleyebileceği gözdenırak tutulamaz. Partinin amaç veniyetlerini gizlemediğini doğrulamak için partinin programı ile faaliyetleri vesavunduğu görüşlerin karşılaştırılması zorunludur. Bu davada ise, TBKP'nin kuruluşundanhemen sonra kapatılması herhangi bir faaliyette bulunmak için zamanının dahi bulunmaması nedeniyle TBKP'nin programıpratikteki bir faaliyeti ile yalanlanamaz."(AİHM TBKP karan, insan haklarıkararlar belgesi, İstanbul Barosu yayınları, İstanbul 1998, cilt 11, sayfa395).
Aynı kararda şu hususlarda vurgulanmıştır "...Mahkemenin defalarca söylediği gibi çoğulculuk olmadan, demokrasi de olmaz. Bunedenle 10. madde ile düzenlenen ifade özgürlüğü2. fıkradaki sınırlara tabi olarak sadece lehte olduğu kabul edilen veyazararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ya da 'düşünceler' içindeğil; aleyhe olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haber ve düşüncelere deuygulanır. İfade özgürlüğünün topluca kullanılmasısiyasi parti faaliyetlerinin bir kısmını oluşturması kendiliğinden, sözleşmenin10 ve 11. maddesinin sağladığı korumadan yararlanma hakkı verir. MahkemeInformations Verein Lentia ve diğerleri Avusturya kararında devleti çoğulculukilkesinin garantörü olarak tanımlamıştır. Bu sorumluluğun siyasi alandakianlamı, devletin, diğerlerinin yanısıra 1. protokolün 3. maddesine uygun olarakyasama meclisinin seçimi konusunda halkın düşüncesini özgürce ifadeedebileceği, şartların yerine getirildiği bir ortamda, makul aralıklarla vegizli oyla özgür seçimlerin yapılmasını sağlamakla yükümlü olmasıdır. Ülke nüfusu içinde bulunan farklı düşünceleri temsileden, siyasi partilerin çoğulculuğu içinde yer alamayan bu tür ifadenin varlığıdüşünülemez". (AİHM, TBKP Türkiye karan, İnsan Haklan Kararları Derlemesi,İstanbul Barosu Yayınları, İst.1998, cilt 2. sayfa 385).
...03.08.2002 günü, 4771 Nolu Kanun'un 8. maddesiyle, "...Türkvatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir"hükmü,
Aynı Kanun'un 11. maddesiyle,14.10.1983 tarih ve 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanununun adının, "Yabancı Dil Eğitimi veÖğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil veLehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun" şeklinde değiştirilmiştir. Kanunun builgili hükümleri tümüyle ve kanununu onaylanmasından sonra gündeme gelen öneri, eleştiri ve yönetmenliklerinhazırlanmasındaki görüşler çerçevesinde incelendiği zaman ortaya çıkan çok çıplak gerçekler vardır. Bugerçekleri sıralarsak: 1- Türkiye'de Türk dilinden başka diller ve dillerinlehçeleri de vardır. Bu diller ve lehçeler, yaşayan, ağırlığı olan diller velehçelerdir. Bu dilleri somutlaştırırsak: Başta ve ağırlıkla Kürt dili olmaküzere, Çerkez dili, Gürcü dili ve diğer etnik grupların dilleridir. 2- Bugünedek bu dillerden yayın (Gazete, TV, Radyo), eğitim ve öğrenim resmi birşekilde yapılamıyordu; bundan sonra bu dillerden de resmi bir konsept içindeöğrenim ve yayın yapılabilecektir.
....Türkiye'de on yıllardır, Kürtlerin, Kürt dili, kültürününvarolmadığı resmi bir anlayış olarak benimsenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'ninyapısı tek etnik/ulusal topluluğa göre yapılandırılmıştır, çözümler ona göreyapılmıştır. Yönetimde, siyasal, sosyal yaşamda temsil (daha doğrusutemsilsizlik) bu temel üzerinde yükselmiştir. Bu da, antidemokratik,otoriter/totaliter bir yapılanmaya yol açmıştır. T.C Devletinin kuruluşundansomaki dönemlerde sık-sık olduğu gibi, son yaşadığımız aşamada da bu resmianlayıştan hareketle sonuçlara varılmıştır. Partimiz hakkında açılmış dava da,bu anlayışın, felsefenin, resmi yaklaşımın ve yapılanmanın bir ürünüdür.
"AB Uyum Yasaları"nınilgili hükümleri, Kürtlerin ve Kürt dilinin varlığım kabul etmekle, bu resmi anlayışı dışlamış;yanlışlığını, gerçek dişiliğim ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, tüm dillerden velehçelerden, Kürtçe'den de yayın ve öğrenim yapılabilineceğinikanunlaştırmıştır.
Bu durum karşısından, partimizin, Kürtlerdenbahsetmekle, bir azınlık yarattığı, bununla devletin ve milletintekliği-bölünmezliğine zarar verdiği/karşı olduğu savının ileri sürülmesinin,hukuken kabul edilmesi olanaksızdır. Zaten daha önceki bölümlerde debelirttiğimiz gibi, partimizin Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüyle bir sorunusözkonusu değil. Partimiz sadece birlik ve bütünlük kavramlarını yeni biriçerikle tanımlamakta, Kürt sorununun çözümünü istemekte, Kürt sorunununçözümünün Türkiye'yi geliştireceğini, büyümesine yol açacağını savunmaktadır.
"AB Uyum yasaları"nın da ortaya çıkardığıkesin bir sonuç var ki; bugüne dek, hukuksal, siyasal, sosyal, kültürel,felsefe alanında kullanılan bazı kavramların yeni içeriklerle ele alınmasınınkaçınılmazlığıdır. Yani bundan böyle, Türkiye'de ulus, iktidar, kültür, birlik-bütünlük kavramları çoğulcu bir yaklaşımla ve çokrenklilikle tanımlanmak zorundadır.
Özetle "AB Uyum Yasaları",Türkiye'de Türklerdışında Kürtler ve diğer etnik grupların yaşamaktaolduğunu tescil etmektedir. Türkçe dışında, Kürtçe ve diğer diller sözkonusudur. Bu nedenle, sadece Türkçe ile yayın ve öğrenim yapılmayacak;Kürtçe ve diğer dillerden de yayın ve öğrenim yapılacaktır.
Bu gerçeklik, yeni bir sosyal denklemi ve Türkiye'ninyeniden tanımlanmasını ifade etmektedir. Mahkemenizin bu yeni denklem veTürkiye tanımlaması karşısında, partimiz hakkındaaçılan kapatma davasını usul ve esastan ele almayacağım düşünmekteyiz.
...TC Devletinin benimsediğibatılı demokratik rejimde, siyasal partilerin büyük bir rolü vardır. Denilebilir ki, dokunulmazlığı olan canlı sosyalkurumlardan biridir. Siyasal partilerin bu rolü, teknik bir rol değil, halkıntemsili rolüdür. Bu nedenle. Siyasal Partiler sorununda hassas ve dengeli birhukuk sistemi söz konusudur. Siyasal partilerin bu hassas ve dengeli hukuksisteminde, siyasal partilerin yaşamlarına son verilmesi alabildiğincezorlaştırılmıştır. AB'ye üye olma iddiası taşıyan Türkiye'de de anlayış,felsefe, psikoloji ve hukuk açısından, siyasal partilerin kapatılmasınınalabildiğince zorlaştırılması eğilimi güçlenmektedir. Bu eğilimin sonucudur ki,Anayasa'da, yetersiz de olsa değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
...03.08.2002 Tarihli 4771 Nolu "AB'ye Uyum Yasası--3, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" da,örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını genişleten, AB hukukstandartlarında bir özgürlük alanını yaratmak isteyen bir gelişme sözkonusudur.
İlgili Kanununun 2. maddesinin A fıkrasında Türk CezaKanununun 159 uncu maddesinde yapılan değişiklik; 3. maddenin 6.10.1983 tarihlive 2908 Sayılı Dernekler Yasasında yaptığı değişiklikler; 5.6.1935 tarihli ve2762 Sayılı Vakıflar Kanununun 1. maddesinde Cemaat Vakıfların taşınmaz maledinebilmeleri ve taşınmaz mallar üzerinde tasarrufta bulunabilmelerihakkındaki hükümler; 5. maddede 6.10.1983 tarih ve 2911 sayılı Toplantı veGösteri Yürüyüşleri Kanununun 3. maddesinin ikinci fıkrası ve 10.maddelerindeki değişiklikler; 9. maddesindeki 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılıBasın Kanunu'nda yapılan değişiklikler; örgütlenme, düşünce ve ifadeözgürlükleri alanlarındaki iyileştirmelerdir.
Mahkemenizin, partimiz hakkındaki davayı görüşürken budeğişiklikleri gözeteceğinden şüphe duymuyoruz.
Bu değişikliklerin, Yargıtay Başsavcısının düşünce veifade özgürlüğünü dar çerçevede ve demokratik hukuk kurallarına uygun olmayanyorumlarını dışlamakta olduğu da bir gerçektir.
Yargıtay Başsavcısının bu dar düşünce ve ifade özgürlüğüalanındaki yorumu, kaçınılmaz olarakpartimiz hakkında kapatma davasının açılması kanaatini geliştirmiştir. Buyaklaşımın, demokratikleşme, Türkiye'nin AB hukuk standartlarınauyumluluğu açısından büyük bir tehlike oluşturduğu da ortadadır.
Yüksek Mahkemenizin, "AB Uyum Yasaları"çerçevesinde ortaya çıkan bu hayati gelişmeyi degözeterek, partimiz hakkındaki davaya esastan bakılmayacağına karar vermesinitalep etmekteyiz.
...Bölge, tek merkezli devletlerde ortaya çıkan bir idaribirimdir. Birinci özelliği il-üstü bir kademeolmasıysa; ikinci özelliği bir devlet olmamasıdır. Bu anlamda federe devletlersiyasal bölgelere (Örneğin İspanyol Özerk Topluluklarına) çok benzemeklebirlikte bölge niteliğinde değildir. Üçüncü olarak bölgenin en az ölçütüonun hukuki ve idari bir varlık olarak tanınmasıdır. Bu tüzel kişilik anlamınagelmez. Fakat basit hukuki tanımadan tüzelkişiliğe sahip olmaya ve nihayet;kendi halkıyla, yasama organıyla siyasal tanımaya varan geniş yelpazede bölgekavramı çok değişik biçimler gösterebilir. Bölge ile federe devlet, bu ikisiayrı tarihsel ve doktriner kaynaklara sahiptir.
Ülke içinde bölgelerarası ekonomikbüyümenin orantısızlığı bölgeselleşmenin önemli bir itici gücüdür. Gelişmiş ve azgelişmiş bölgelerin merkeziiktidardan istemlerinin taban tabana zıtlığı pek çok kez değişik ekonomikplanlama ve politikalarını gerektirmektedir. Nitekim İspanya'nın ve İtalya'nıngüneyi, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu merkezileşme süreci içinde ekonomikkalkınmadan yeterince yararlanamamış bölgelerdir. Bu açıdan bölgeselleşmenin etik temelinin/amacının dağıtıcıadaleti sağlamak olduğu söylenebilir. Bu biçimde gelişmede denklik vedaha adil bir paylaşım mekanizması kurulmak istenmiştir. Türkiye'de GAP BölgeKalkınma İdaresi ekonomik nedene dayalı bölgeselleşmenin bir örneği olaraknitelendirilebilir.
İç güvenlik pek çok kez il üstü güvenlik belgelerininkuruluşuna yol açmaktadır. Bunun örnekleri bakımdan Türkiye zengin bir geçmişesahiptir. Geçmişin Umumi Müfettişlik uygulamasıgünümüzde güvenlik bölgesinin ortaya çıkışma yol açan Olağanüstü Hal BölgeValiliği ve Olağanüstü Hal Hukuku güvenlik gereksinimine dayana bölgeselleşmeninönemli örnekleridir. Güvenlik gereksinimi Fransa'da da bölgeselleşmenindayandığı iki temel gerekçeden bir tanesidir. 1941 Fransa'nın güvenlik amaçlıbölgeselleşmesi, 1944 yılının hükümetkomiserliği uygulaması, 1947 yılının ağır grevlerinin ardından İdareninOlağanüstü Görevli Genel Müfettişliklerin kurulması güvenlikgereksinimine dayalı bölgeselleşme örnekleridir.
Bölgeselleşmede temel siyasal neden, merkezi devletyapısının siyasal bir yetersizlik durumu ilekarşı karşıya kalmasıdır. Merkezi devlette görülen tıkanma ve etkisizleşmeolgusu siyasal iktidarın kullanımınadaha geniş katılımı gerektiren bir özerklik gereksinimini doğurmaktadır. Bu durum, yerel güçlerin, ulusal planlamaya dahaetkin müdahalelerini mümkün kılmaktadır. Bu açıdan bölgeselleşme, ulusaldevlete sorunların çözümünde yardımcı olacaktır. Bu durum BüyükBritanya'da yetkilerin devri eğiliminin ve Mitterand iktidarından bu yanabölgesel yerinden yönetimin siyasal nedenleridir. Çok farklı olmakla birlikteher iki durumda da merkeziyetçi vebürokratik devletin işlevlerini, iç siyasal düzlemde de olsa hafifletme iradesigözlemlenmektedir.
Kimi ülkelerde bölgeselleşmenin ağırlıklı nedenleriarasında kültürel ve dilsel öğeler bulunmaktadır. Belçika'nın Valon, Flaman veAlman kültürel topluluktan gibi, İspanya'nın Bask ve Katalonya ÖzerkToplulukları gibi.
Bu nedenlere, Avrupa bütünleşmesi sürecinin getirdiğigerekçeleri de eklenebilir. Avrupa Birliği'ninbölgeler politikası ulusal devletlerin yanında bölgesel birimlerin yeni ve dahaetkin bir muhatap olmalarını yaratmaktadır. Başka bir anlatımlayurttaşlara uzak ulusal devletler yerine veya onlarla birlikte, yurttaşlaradaha yakın bölgesel birimler muhatap olma durumundadır.
Bölgeselleşme, Plan-Program Bölgeleri ve EkonomikBölgeselleşme, idari bölge, siyasal bölge, kültürel bölge modelleri şeklindeortaya çıkabilir.
1961 ve 1982 Anayasalarının 129.Maddesi ve 126/3 maddesi plan bölgeler modelinin geniş bir dayanağıdır. Portekiz Anayasası da plan bölgeleriniöngörür. İdari bölge Modeli, iki yönlüişlev görür. Hem genel yönetim hizmetlerinin görüldüğü bir idari çevredir vebuna bağlı olarak, yetki genişliği veya planlama gibi esasları daiçerir; hem de yerel topluluğun idari özerkliğinintanındığı bir yerel yönetimdir. Siyasal bölge modeli, siyasal yetkileresahip ve genellikle hukuki değer yönünden ya anayasaya eşit (İtalya'dabirinci derece 5 bölgenin statüsü, yaanayasayla yasa arasında yer alan (İspanya'da bütün bölge statüleri) yasa, yada yasalarla eşdüzeyde olmakla birlikte (İtalyan ikinci derece bölgeleri) gerekhazırlanma, gerek kabul, gerekse değiştirme yönünden istisnai kurallarabağlı olan statülerle kurulan ve yetkilerini de Anayasa, statü ve yasalarınbelirlediği ve kural olarak organları seçimle gelen bölge modelidir. Kültürel bölge modeli, çok kültürlü, çok dilli,çok dinli toplumlarda görülen bir bölgeselleşme tipidir. Federalizmöncesi Belçika'nın iki düzeyli bölgeselleşmesinde (kültürel bölge/coğrafi ve ekonomik bölge) kültürel bölgeler bu tiptebölgelerdir ve bunların, kültürel alanda normatif iktidarı vardır. Bu bölgelertemelde kültürel bir ölçütle tanımlansa da yersel bir öğe içerir. Çünkü,örneğin Valon Kültür Konseyi'nin yasaları sadece Valon bölgesinde ve Brüksel'in Fransızca konuşulan kantonlarındageçerliydi."
Esas savunmanın "AB Uyum Yasaları" Ve Aihm'nin Kararlarının Uygulanması" başlıklı kısmında ise AB Uyum Yasaları ileAİHM'nin kararlarının uygulanmasına yeni bir çerçeve kazandırıldığı, yenilikçive bağlayıcı bir değişiklikle 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza MuhakemeleriUsulü Kanunu'nun 327. maddesine bir ekleme yapılarak AİHM ihlal kararlarınınyargılamanın yenilenmesi sebebi sayıldığı hatırlatılarak, Anayasa Mahkemesininbu değişikliği de göz önüne alarak, sonuca varacağından şüphe duyulmadığı ifadeedilmiştir. Sonuç ve istem kısmında ise,
"Yüksek Mahkemeniz, esas hakkındaki savunmamızı,program ve tüzüğümüzü incelediği zaman, partimizin bütünlüklü düşüncesiyleTürkiye'yi yeniden yapılandırmak konumunda olduğunu rahatlıkla tespitedecektir. Ayrıca Partimizin kuruluş sürecinin, ana belgeleri olan tüzük veprogramının da Anayasamıza ve diğer ilgili yasalara uygunluk, uyumlulukgösterdiği görülecektir. Sayın Yargıtay Başsavcısı'nın da iddia vetaleplerinde, hukukun üstünlüğü ilkesi, kanunlar sosyoloji ve siyaset bilimi;Türkiye'nin AB üyesi olması halinde kazanacağı yeni çerçeve, hukukmevzuatındaki köklü değişik ve genel demokratikleşme açısından haksız olduğunusaptayacaktır.
Yüksek Mahkemenizin, Ön savunmamızda ileri sürdüğümüztemel görüşlerimizle sentezleşen ve AB Uyum Yasalarını kesinlikle göz önünealan "Esas Hakkındaki Savunma"mızdaki görüşleri inceleyerek;belirtmediğimiz fakat mahkemenizin res'en gözeteceği konuları gözeterek:Partimiz hakkındaki açılmış olan kapatma davasının usul ve esas açısındangörülmez olduğuna karar vermesini, siyasi partileri kapatma ayıbına ve antidemokratikliğineson vermesini arz ve talep etmekteyiz. Mahkemenizin bu kararı, Türkiyedemokrasisinin kalitesinin yükseltilmesine ayrıca hizmet edecek,demokratikleşmeye ivme kazandıracaktır" denilmek suretiyle esas hakkındasavunma noktalanmıştır.
V- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NIN SÖZLÜ AÇIKLAMASIİLE DAVALI PARTİ TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ SAVUNMALARI
Anayasa Mahkemesinin Çalışma ve Yargılama Usûlü'nübelirleyen Anayasa'nın 149. maddesinin son fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi,31.10.2002 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının sözlü açıklamasını,7.11.2002 tarihinde ise davalı siyasî parti temsilcilerinin sözlü savunmalarınıdinlemiştir.
A- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Sözlü Açıklaması
Başsavcının sözlü açıklaması şöyledir:
"Siyasî partiler, belli siyasal düşünce ve amaçlarçerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıpayrılabildikleri kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşmasında diğer kurumlardan dahadeğişik etkisi bulunan siyasal partiler, yurttaşların istem ve özlemleriningerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır.Tüzük ve programları doğrultusundaki çalışmalarıyla ulusal iradeninoluşmasındaki rol ve görevleri nedeniyle siyasal partilerin demokratik siyasalyaşamdaki önemleri tartışmasızdır.
Siyasî partilere ilişkin Anayasa kurallarıincelendiğinde, Anayasa Koyucunun bu konuya özel önem ve değer vermiş olduğuaçıkça görülmektedir. Anayasa, temel ilke olarak siyasal partilerin kuruluş veçalışmalarının özgürlük içinde olması gerektiğini öngörmektedir.
Anayasanın 68 inci maddesinin birinci fıkrasında"vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme vepartilerden ayrılma hakkına sahiptir" ilkesine yer verilerek, ikincifıkrasında "siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurlarıdır" denildikten sonra, üçüncü fıkrasında da "siyasîpartiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleriiçerisinde faaliyetlerini sürdürürler" hükmü öngörülmüştür.
Siyasî partilerin, demokratik siyasî yaşamın vazgeçilmezöğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içindebulunmaları onların her istediklerini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasîpartilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma veçalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alam düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bubelirleme, aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.
Nitekim, Anayasanın 2 nci maddesinde "TürkiyeCumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir" denilmektedir. Hukuk devletide, her şeyden önce hukukun üstünlüğünü kabul eden ve koruyan devlettir. Siyasîpartilerin uyacakları esasların Anayasada yer alması, çalışmaların Anayasa veyasa kurallarına uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan birdernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır.
Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında"Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin bağımsızlığına, ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez" diye belirttikten sonra; 69 uncu maddesinin beşinci fıkrasında da"Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının, 68 inci maddenin dördüncüfıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararıverilir."
Dördüncü fıkrasında ise "Siyasî partilerinkapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine AnayasaMahkemesince kesin olarak karara bağlanır" denilmiştir.
Görülüyor ki, devlet yönetimindeki etkinlikleri veulusal iradenin gerçekleşmesinde başlıca araç oluşları nedeniyle, AnayasaKoyucu, siyasî partileri öteki tüzelkişilerden farklı görerek temelli kapatılmanedenlerini Anayasada özel biçimde düzenlemiştir.
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan partilerin,sosyal ve siyasal yaşamdaki etkileri ve ulusal iradenin gerçekleşmesindekirolleri nedeniyle. Anayasa Koyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutarak,kurulmalarını, çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecekyöntem ve kuralları özel olarak belirlemekle kalmamış, Anayasanın 69 uncumaddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasadabelirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini deöngörmüştür.
Anayasanın anılan buyurucu kuralı uyarınca çıkarılan2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasında, siyasî partilerin kuruluşlarındanbaşlayarak, çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında belirli birsistem içerisinde çok ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemdeAnayasada yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları için AnayasaMahkemesinde dava açılacağı öngörülmüştür.
Davalı Hak ve Özgürlükler Partisi, gerekli bildiri vebelgeleri 11.2.2002 günü İçişleri Bakanlığına vermesiyle Siyasî PartilerYasasının 8 inci maddesine göre tüzelkişilik kazanmıştır. Kuruluş bildiri veeklerinin anılan bakanlıkça Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesini takiben,Anayasanın ve Siyasî Partiler Yasasının yüklediği görev ve verdiği yetkikapsamında, davalı partinin tüzük ve programı, Anayasa ve Siyasî PartilerYasası hükümlerine uygun olup olmadığı incelenmiş, tüzük ve programının bazıbölümlerinin Anayasa ve Siyasî Partiler Yasasına aykırılıklar oluşturduğusaptanmıştır.
Bu nedenle, 14.3.2002 tarihli iddianamede, tüzük veprogramın hangi bölümlerinin Anayasanın ve Siyasî Partiler Yasasının hangimaddelerine aykırılıklar oluşturduğu, ayrıntılı bir biçimde, yasal dayanaklarıve gerekçeleriyle açıklanarak, davalı parti hakkında Yüksek Mahkemenize temellikapatma davası açılmıştır. Mahkemenizce gönderilen davalı partinin ön savunmasıyazısı üzerine, 19.6.2002 tarihli esas hakkındaki görüşümüzde de, 23.7.95 ve3.10.2001 tarihlerinde yapılan anayasa değişikliklerinin, parti kapatma davalarınailişkin hükümleriyle, Siyasî Partiler Yasasının parti kapatmaya ilişkin sözkonusu bu davayla ilgili kuralları tek tek ele alınarak irdelenmiştir.
Davalı partinin tüzüğü ve programında yer alan kapatmaisteminin nedenleri olarak belirlenen iddianamemizin ilgili kısmında yazılıbölümlerinin öncelikle Anayasa ve Siyasî Partiler Yasasında kurala bağlanandevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün bozulması amacına yönelikolup olmadığının tartışılıp irdelenmesi gerekmektedir.
Davalı parti tüzüğünün 3 üncü maddesi "Partininamacı" başlığını taşımaktadır. Tüzüğün bu maddesinde, tekçi, otoriterdevlet yapısında ısrar eden Türkiye'yi, ademi merkeziyetçi tarzında yenidenyapılandırma ve Kürt sorununu hak eşitliği temelinde toplumsal uzlaşmayla çözmehedeflerinin Anayasaya uygunluğu sorunu. Anayasanın 3 üncü maddesindebelirlenen ve 4 üncü maddesiyle de değiştirilemezlik güvencesiyle donatılandevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesinin anayasal düzen içindekiyeriyle yakından ilgilidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve ulusuylabölünmez bütünlüğü ve bunu pekiştiren ortak dil, kültür, eğitim ve Türkmilliyetçiliği kavramları, hukuksal ve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyalgerçeklere dayanmaktadır. Anayasanın en temel ilkesi olan devletin ülkesi vemilletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasanın birçok maddesinde özelliklevurgulanmış, 5 inci maddede, Türk Milletinin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle,ülkenin bölünmezliğini korumak, devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir
Ülke, ulus bütünlüğünü korumak için, temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği kabul edilmiş, aynı amaçla basın özgürlüğüneözel sınırlamalar getirilmiş, gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme vegelişmelerini sağlayıcı önlemler alınması devlete özel olarak görev biçimindeverilmiş; bilimsel araştırma ve yayında bulunma yetkisinin, devletin varlığı vebağımsızlığıyla, ulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağıbelirtilmiş, birlik ve bütünlüğe karşı işlenecek suçlar için özel mahkemelerinkurulması öngörülmüş, aynı konu Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veCumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerinden birini oluşturmuştur.
Anılan ilke, son anayasa değişikliğinde de, hemAnayasanın temel hak ve özgürlüklerinin kötüye kullanılamayacağına ilişkin 14üncü maddesinde korunmuş hem de düşünceyi açıklama özgürlüğüne ilişkin bir özelsınırlama nedeni olarak Anayasanın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasınaeklenmiştir.
Siyasî partilerle ilgili Anayasanın 68 inci maddesinindördüncü fıkrası, siyasî partilerin tüzük ve programlarıyla eylemlerininbelirli anayasal ilke ve değerlere aykırı olamayacaklarını düzenlemektedir;,bunların arasında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü de yeralmaktadır. Anayasanın 69 uncu maddesinin beşinci fıkrası, 68 inci maddenindördüncü fıkrasına gönderme yaparak, tüzük ve programları devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı bulunan partilerin temellikapatılacağını düzenlemektedir. Anayasada korunan bu ilke Siyasî PartilerYasasıyla somutlaştırılmıştır.
Siyasî Partiler Yasasının 78 inci maddesinin (a)bendinde, demokratik devlet düzeninin korunmasına ilişkin yasaklar kapsamında,bölünmez bütünlük esasının değiştirilmesi yasaklanmaktadır. Aynı maddeçerçevesinde dil, ırk, renk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangibir yoldan bu kavram ve görüşlere dayalı bir devlet düzeni kurmak da yasaklanmıştır.
Görülüyor ki, siyasî partilerin, devletin ülkesi veulusuyla bölünmez bütünlüğü yanında, devlet dilinin Türkçe olduğuna dair-Anayasanın 3 üncü maddesinin birinci fıkrası, devlet dilinin Türkçe olduğuhükmünü taşımaktadır -kuralı da değiştirme amacını güdemeyecekleri ve bu yoldafaaliyette bulunamayacakları yasada açıkça belirtilmiştir.
Yüksek Mahkemenizin 26.2.99 gün (siyasî parti kapatma)esas 97/2 karar 99 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, Anayasa ve SiyasîPartiler Yasası da, Türk sözcüğü etnik kökenine bakılmaksızın TürkiyeCumhuriyetine yurttaşlık, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi ifadeetmektedir.
Siyasî Partiler Yasasının 78 inci maddesinin (b)bendinde ise, siyasî partilerin bölge ve ırk esasına dayandırılamayacaklarıbelirtilmektedir. Buna göre, siyasî partiler, belli bir ırka, etnik kökenemensup olanların partisi olduklarını iddia edemezler.
Davalı parti ise, Kürt sorununun çözümüne, parti tüzüğününamaç maddesinde ve programının merkezinde yer vermiştir. Ayrıca, Kürtkökenlilerin varlık ve kültürleri öne çıkarılmıştır. Parti tüzüğünde veprogramında Kürt sorunu, Türkiye'nin temel sorunu olarak tanımlanmıştır. Buanlayış, Türkler ve Kürtler ayırımını, ayrı bir Kürt ulusunun varlığının kabuledilerek vatandaşlık bilinç ve beraberliğini temel alan ulus kavramının reddiniiçermektedir.
Açıklanan nedenlerle, davalı partinin tüzük veprogramında "Türkler ve Kürtler" biçiminde bir ayırım yapılması, ulusbütünlüğü içerisinde etnik kimliği olan, sorunları yadsınan ve baskı altındabulunan bir Kürt ulusunun bulunduğunun ileri sürülmesi. Siyasî PartilerYasasının 78 inci maddesinin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen devletin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğü ve siyasî partilerin ırk esasınadayanamayacakları ilkelerine; ayrıca. Siyasî Partiler Yasasının 101 incimaddesinin (a) bendindeki bir siyasî partinin tüzük ve programının devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı ilkesine deaykırılık oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Yüksek Mahkemenizin de, 26.2.99 günve 97/2, 99/1 sayılı kararında bu görüşte olduğu açıkça vurgulanmaktadır.
Davalı partinin programında, Türkiye'de merkezîhükümetin yerel sorunlara seyirci kaldığından, bu duyarsızlığın çarpıkkentleşme sorununu doğurduğundan söz edilerek, devletin demokratikleşmesi,politik, yönetsel demokratik katılımın ve çoğulculuğun sağlanabilmesi, hizmetinhızlandırılması için öncelikle merkezî devletin yerel yönetimler üzerindekivesayetinin kaldırılacağı; toplumun kendisini yönetenleri doğrudan seçebilmesi;yönetimleri ve yönetenleri denetleyebilmesinin sağlanacağı; merkezî idareküçülürken yerel yönetimlerin kendi alanlarında daha çok söz sahibi olacağı;belediye ve il genel meclisleri temsilcilerinden yerel bölge meclislerioluşturulacağı; bu anlayışa uygun olarak vali, emniyet müdürü, kaymakam gibiyöneticilerin seçimle gelmelerinin sağlanacağı; eğitim, sağlık, iş güvenlik vevergi gibi konuların özerk yerel yönetimlere bırakılacağı belirtilmektedir.
Davalı partinin bu görüş ve hedefleri, Kürt sorunununçözümü için bir çare olarak öngördüğü ve gerçekleştirmeyi misyon olarakbenimsediği idarî ademi merkeziyetçi sistem çerçevesinde devletin idarîbölgeler şeklinde yapılandırılması biçiminde belirtilen amaçla birliktedüşünülmeli ve değerlendirilmelidir.
Anayasa, özerk bölge, özerk yönetim birimi ya dafederasyon gibi yapılanmalara bilinçli olarak yer vermemiştir. Ulusun tümüneait en üstün kudret olan egemenliğin, federe devletler veya özerk bölgelertarafından paylaşılması, ülke bütünlüğünün sadece siyasal sınırların korunmasıbiçiminde anlaşılması, merkeziyetçi olmayan idarî yapılanmaların ülke bütünlüğünübozucu nitelikte görülmemesi kabul edilemez.
Yüksek Mahkemenizin 18.8.93 gün 1-1 sayılı kararında dadeğinildiği gibi, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü kuralı,azınlık yaratamamasını, bölgecilik ve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlikilkesinin korunmasını içermektedir. Egemenlik ve devlet kavramlarının uluskavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir kökenden gelenlerle ya daherhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni,ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın sınıflarüstü bir kavramolmasıdır. Bunun için egemenliğin kullanılmasından alıkoyan ve egemenliği bölendüzenlemeler, bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine ters düşer.
Davalı siyasî partinin programında, devletin yenidenyapılandırılması adı akında önerdiği idarî bölgeler ve egemenlik sahibi özerkbölgeler modelleriyle Siyasî Partiler Yasasının 78/b ve 80 maddelerine aykırıolarak devletin tekliği ilkesinin değiştirilmesi amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.Siyasî Partiler Yasasının ulus bütünlüğü ilkesinin güçlendirilerektekrarlanması niteliğindeki hükümlerinden biri olan "azınlıklaryaratılmasının önlenmesi" başlıklı 81 inci maddesinin (a) bendinde, siyasîpartilerin millî ya da dinî kültür, mezhep, ırk ya da dil ayırımına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri öngörülmüştür. Lozan BarışAntlaşması kapsamında bulunan azınlıklar bundan ayrıktır. Maddenin (b) bendindeise, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak ve geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını gütmek, siyasî partiler açısındanyasaklanmıştır.
Yasayla, ülkedeki etnik grupların dil ve kültürleriyasaklanmamıştır. Çeşitli kökenlerden gelen yurttaşlar, kendi dil vekültürlerine sahip bulunmakta, onları geliştirmektedir. Tarihi, dini, gelenekve görenekleri aynı olan, kültürleri güçlü biçimde ulusal kültürde yerini alanbir topluluğun bireyleri arasında ayırımcılık yaratacak düzeyde kültür ayrılığıolduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıp dışlamak gerçeklerlebağdaşmaz.
Parti tüzüğünün 3 üncü maddesinde "partininamacı" bölümünde, Kürt sorununu hak eşitliği temelinde toplumsal uzlaşmaylaçözmek, parti programının "Türkiye Değişmek Zorundadır" başlıklıbölümünde,"Türkiye hükümetlerinin, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosovave benzeri ülkelerde bulunan azınlıklar, topluluklar için savunduğu tezleriTürkiye'de yaşayan Kürtler için de istemesi durumunda sorunun çözüm yolunagireceği inancındadır" biçimindeki değerlendirmelerle, parti programınındiğer bölümlerindeki düzenlemeler, farklı ulus ve ulusal azınlıklarınvarlıklarının kabul edildiklerinin istendiğini göstermektedir. Bunlar birlikteele alındığında, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî, kültürveya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğununsöylendiği, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, davalı partinin tüzük ve programında,Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde kültür, ırk ya da dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunun ileri sürüldüğü, böylece Türk dilinden veya kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklaryaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amaçlandığından, parti tüzük ve programı.Siyasî Partiler Yasasının 81 inci maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılıkoluşturmaktadır.
Nitekim, Yüksek Mahkemenizin de, 30.11.93 gün, esas 93/2(siyasî parti kapatma) karar 93/3, 19.3.96 gün, esas 95/1 (siyasî parti kapatma)karar 96/1, 26.2.99 gün esas 97/2, (siyasî parti kapatma) karar 99/1 sayılıkararlarından, aynı görüşte olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç ve istem: Bugünkü sözlü açıklamalarımızla, ayrıcaiddianamede ve esas hakkındaki görüşümüzde yasal dayanakları ve gerekçeleriyleaçıkladığımız nedenler gözetilerek, davalı partinin yerinde görülmeyensavunmalarının reddiyle, partinin tüzük ve programının iddianamemizdeaçıkladığımız bölümlerinin Anayasanın başlangıç kısmıyla 2,13, 14, 68 inci maddelerineve 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 78 inci maddesinin (a) ve (b)bentlerine; 80 inci maddesine, 81 inci maddenin (a) ve (b) bentlerine aykırıolduğundan, Hak ve Özgürlükler Partisinin, Anayasanın 69 uncu maddesininbeşinci fıkrası ve Siyasî Partiler Yasasının 100 üncü maddesinin (a) bendiyle101 inci maddesinin (a) bendi uyarınca temelli kapatılmasına karar verilmesinisaygıyla arz ve talep ederim."
B- Davalı Parti Temsilcilerinin Sözlü Savunmaları
Davalı Parti'nin sözlü savunması Parti Genel BaşkanıAbdulmelik Fırat ve ve Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Güçlü tarafındanyapılmıştır. Abdulmelik Fırat kısa bir giriş içerisinde hayatına dair kısa birkesite yer verdikten sonra Anayasayı değiştirmek veya yeni bir yönetim sunmanınTürkiye'yi bölmek manasına gelmediğini, Türklerle birlikte Cumhuriyeti kuranKürtlerin sonradan kimliğinin yok olduğunu, bu nedenle halkımızın büyükzararlara uğradığını belirterek kendi kimlik, hüviyet ve kültürlerindenbahsetmeyi suç sayan bir mantığı kabul etmediğini beyan ettikten sonra ABülkelerinden örneklere atıf yapmış ve kapatma davasının reddedileceği ümidiylesözü yardımcısına bırakmıştır.
İbrahim Güçlü'nün sözlü savunmalarının ilgili kısmışöyledir:
"...Aslında bu anlamıyla, esas hakkındakisavunmamızda belirttiğimiz gibi, duruşmanın, yani, bu safhanın da duruşmalıolmasının hakkaniyet, hukuk ilkeleri ve de bu aşamadaki mahkemenin yaptığınayüklediğim anlam itibariyle anlamlı olacağım, yani, özellikle, Sayın YargıtayBaşsavcısının da burada bulunmasının bizim için önemli olacağını düşünüyorum.Yani, bazen yazılarla, hele ki, yazılanlardaki canlılığı ve dinamizmi yakalamaruhundan uzaklaşmış iseniz, yazılanları anlayabilmek, o yazanların iç dünyasınıanlayabilmek, o yazılanların amaçlarını anlayabilmek olabildiğince zordur.
Siz, hepiniz bizlerden daha tecrübelimeslektaşlarımsınız, bu konuda tecrübeleriniz var. Bu anlamda ben, davanınduruşmalı olmamasını doğrusu, yani bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. Bukonuda Sayın Yargıtay eski Başkanımız Sami Selçuk'un, biliyorsunuz, bu sorunlailgili veciz bir görüşü var. Öyle zannediyorum, belki sizlere ait olan bunayönelik görüşler var, izleyemediğim için, ya da herhangi bir yerdeyakalayamadığım için ifade edemiyorum, beni bağışlayınız. Sayın Selçuk diyorki: "Duruşmasız yargılama, yargılama değildir" Çünkü, duruşmadan amaçşudur: Bizi anlamak, karşılıklı birbirimizi anlamaktır diye anlıyorum ve yine,mahkemeleri, çok teknik olan bir sorunun ötesinde toplumsal bir vakıa olarakdeğerlendirdiğimiz zaman, ben, sizleri de., mahkemenizi de, kendimizi de,mahkemenin tabiî teknik statüsünü, hukuksal statüsünü, yetki vesorumluluklarını görerek, kendimizden bir parça olarak değerlendirdiğim içinbunu ifade ediyorum.
Şimdi, Sayın Kanadoğlu, 31.10.2002 günlü sözlüsavunmasında, bizim söylediklerimizden, bizim ön savunmada ileri sürdüğümüzgörüşlerden ve yine esas hakkındaki savunmada ileri sürdüğümüz görüşlerden hiçetkilenmeden... Haydi bizden etkilenmemesini anlayabilmek mümkündür;Türkiye'nin izlediği rotayı, doğrultuyu, yani, Avrupa Birliği üyeliğikonusundaki çabalarını, doğrultusunu ve bu çabaların teknik bir sorununötesinde bir değişim, yeniden bir yapılanma sorunu olduğu ve bu yapılanmanınhukuk alanını daha çok ilgilendirdiği, biraz sonraki konuşmalarımızda hukukneden hayatımızın bütün alanlarını kapsadığını -benden daha iyi biliyorsunuz,ben de yeri gelince ifade edeceğim- çok önemli bir alan olduğunu, yani, birtoplumda hukuk yoksa, bir toplumda adalet yoksa, o toplum sosyolojik anlamda damodernitesi, hatta modemite öncesi birtakım toplum şekillenmelerinden daha geriolarak ifade edebilirler.. Modern toplum, hukuk demektir. Hukuk da -yine birazsonra ifade edeceğimiz ve kabul edeceğimiz gibi- demokrasiyle iç içe geçmiştir.Modernite, demokrasi demektir, hukuk demektir, adalet demektir. Bu anlamıyla,Sayın Kanadoğlu, isterdim ki yine burada gerçekten karşılıklı konuşmamızınyararlarının olacağını düşünüyoruz biz.
Biz, sayın genel başkanımın da ifade ettiği gibi,aslında zor bir işle ilgileniyoruz, Türkiye'nin çok önemli zor işlerindenbiriyle ilgileniyoruz, Türkiye'nin fay hattını oluşturan, çatışma sorunlarındanbirisiyle ilgileniyoruz. Hem de toplumun, eğer tabi olduğumuz, aidiyetimiz olanbüyük Türkiye toplumunu ele aldığımız zaman, hem de tabi olduğumuz etnik ulusaltopluluğu, Kürt toplumunu ele aldığımız zaman, çatışmayı isteyen şahinlererağmen, önemli bir iş görmeye çalışıyoruz.
Ben, şuna inanıyorum, benim tecrübem bana bunuÖğretiyor, hukuk kültürüm bana bunu öğretiyor: Bugüne dek birlik ve beraberliktezini kuru bir içerikle savunanların, devletin birliği ve bütünlüğünüiçeriksizce savunanların, devletin bütünlüğünü, yahut da devleti iyi bir ailereisleri olarak göremeyenlerin, eşitlikçi, adaletçi aile reisleri olarakgöremeyenlerin, bu toplumda çatışma ortamını, bu toplumda çatışmaya nedenolduklarını ve zaman zaman büyük çatışmalara neden olduklarını hatta bizatihiorganize ettiklerini...
Biliyorsunuz, Kürtlerle ilgili işte "28 isyanyapıldı ve 29 uncuyu da bastırdık" denilmektedir; ama, sadece bu sanki biraskerî sorunmuş gibi; yani, bu ayaklanmalar niye çıktı, neden çıktı, kimlerçıkarttı, birtakım özel güçlerin bu hareketi erdeki rolleri ne oldu'!..
Bırakalım öncesini, yakın tarihimize bakalım; şu son15-20 yıldaki silahlı çatışma dönemine bakalım; bu silahlı çatışma döneminde,ben, devletin özel güçlerinin, organize güçlerinin çok önemli bir roloynadığım, bazı güçlerin, iktidar odaklarının kendi iktidarlarını devamettirmek için bu çatışmaya ihtiyaç duydukları düşüncesindeyiz biz. Bu, bizimtoplumlarımızı karşı karşıya getirdi; iç dinamiklerimizi parçaladı.
Gidip bölgeyi, Kürt bölgesini -mutlaka sizler deizliyorsunuz- gidip izlemek gereklidir; bu toplum 21 inci asırda hangi aşamada,kendi dinamiklerinin ötesinde nasıl alabora olmuş, demografisi nasıl değişmiş,nasıl bir ast üstlük söz konusudur, buna baktığımız zaman bile, bugüne kadarsürdürülmüş olan politikaların çok doğru sürdürülmediğini göreceğiz.
Mesela yine. Sayın Genel Başkanımızın 45 yıllık siyasîhayatından örnek vermesinin şöyle bir anlamı olsa gerek, ben şöyle algılıyorum:Ben ki, 45 yıl bu memlekette siyaset yapıyorum, eğer, bu ülkeyi bölmek istemişolsaydım, bölmek fiilî bir olaydır, o zaman ben de 45 yıllık süre içinde dağaçıkmam gerekliydi, silahı ele almam gerekliydi, çatışma yaratmam gerekliydi.Bunu yaratamadığıma göre, bu, Sayın Savcıya ve sizin mahkemenize mutlaka büyükbir mesaj veriyordur.
Şimdi, ben kendimi ele alayım. Ben, 12 Eylülden sonra 18yıl yurtdışında kaldım ve 1998 yılında Türkiye'ye döndüm. Dönmemin nedeni,olanaklarımın da çok iyi olmasına rağmen, -biliyorsunuz, yani herkesinAvrupa'da belli ölçüde olanakları iyi olabilir- dönmemin nedeni, gerçekteniçler acısı o gelişmeler karşısında bizim bazı şeyleri yapabileceğimizdi; yani,bazı katkılarda bulunabileceğimizdi. Biz bu katkıyı da, kendim siyasetçiolarak, işte, hukukçu, siyasetçi, siyaset bilimiyle az çok ilgilenen,sosyolojiyle ilgilenen bir insan olarak katkıda bulunacağımı düşünüyordum; ama,bu kadar iyi niyetle başlatılmış olan bir çabanın, bir hareketin hem departimizin kapatılmasından 2 hafta sonra ya da 1 ay sonra, Şubatta kuruluyoruz,7 Martta gazetelerde, bizim partimiz hakkında Sayın Yargıtay Başsavcısının davaaçtığını öğreniyoruz. Yani, bizi denemeden, bizi sınamadan, belki de teknikanlamda -belki de- diyorum, teknik anlamda programda yanlış kavramlar dakullanmış olabiliriz, bazen kavramlarla, kavramlaştırmalarla hayat aynıdeğildir. Hatta, biz çoğu zaman kavramların ötesinde bazı şeyler yaparız. Onuniçindir ki, Türkiye'de deniliyor ya "hukukla yaşam bağdaşmaz, hukukunboşlukları çoktur" Bu, belki de bunun tam ifadesidir, bu siyasetle ilgilide vardır.
İkincisi, eğer, bir ülkede sınırsız bir düşünceözgürlüğü, ifade özgürlüğü söz konusu değilse ve bu, bireysel, kollektif hak veözgürlükler çerçevesinde, güvenceye alınmış hak ve özgürlükler çerçevesindeyaşayan bir topluluk değilseniz, özgürce kendinizi ifade edemiyorsanız, ifadeettiğiniz zaman da kavramlar mutlaka reaksiyonel kavramlara dönüşebilir. Çünkü,kavramlar, kavramsallaştırmalar canlı bir organizma gibidir. Canlı organizmanasıl gelişirse kavramlar da öyle geliştir.
Hukuk felsefesine bakalım, hukuk pratiğine bakalım; bizbunu çok rahatlıkla görebiliriz. Yani, 20 yıl öncesinde sayınbüyüklerimizin, profesörlerimizin, hocalarımızın kullandıkları kavramlarla veyükledikleri anlamlarla bugünkü anlamların çok farklı olduğunu, çok farkedebilecek durumdayız biz; çünkü, koşullar değişmiştir. O anlamda bazen deyanlış kavramlaştırma da söz konusu olabilir.
Ve ben 18 yıl sonra geliyorum, bölücü bir partikuruyorum, Türkiye'yi bölmek için!.. Ve diğer arkadaşlarım da -sayın genelbaşkanımın da ifade ettiği gibi kurucu arkadaşlarım- daha önce birçok partilerekurucu olmuşlar, o partiler kapatılmış ve yine biz kader birliği yapmışız,"Hak ve Özgürlükler Partisini" kurmuşuz ve o arkadaşlarımızın çoğu da5 yıl 10 yıl hapis cezaları alıyor, buna rağmen, bu Türkiye ile ilgili olan,Türkiye'deki halkla ilgili olan sevgisini, insanlıkla olan ilgisini devamettiriyorlar; demiyorlar ki, biz de bu ülkenin dışına çıkalım ve ülkenindışında Türkiye'ye karşı salvolar yapalım. Diyorlar ki biz yine buradakalacağız, bizi cezalandırın, biz yine kalacağız: çünkü, biz biliyoruz ki, budurum değişecektir.
Sayın Yargıtay Başsavcısının kurgusu şu: Şimdi bir defa,Avrupa Birliği sürecinde ya da Avrupa Birliğini bırakalım bir tarafa, eğer,demokratik bir toplum ve yeniden yapılanacak bir toplum, geleneksel bugünkullanılan hepimizin aşağı yukarı üzerinde anlaştığımız bu kavramları eğergenel ifadelerle kullanırsak, farkına var... Senaryosunun dışında eskisenaryonun takipçisi Sayın Yargıtay Başsavcısı. Yani, Türkiye, 1970 lerinTürkiyesi değil.
İşin doğrusu, ben, Sayın Yargıtay Başsavcılarının eskisenaryoya bağları olmalarına rağmen, yani, Kürtlükten bahsettiğim zaman,Kürtlerden, etnik gruplardan, farklı inanç gruplarından bahsettiğiniz zamaneğer, dava açılacaksa, neden Süleyman Demirel hakkında dava açılmadığınıanlamış değilim, anlamış değiliz. Ya da Sayın Turgut Özal hakkında, onunpartisi hakkında. Sayın Mesut Yılmaz ve onun partisi hakkında. Sayın Erdalİnönü ve onun partisi hakkında neden kapatılma davası açılmadığı konusundadoğrusu anlamaktan zorluk çekmenin ötesinde bunun bir çifte standartlık, bununbir önyargı olduğunu görmemiz gereklidir.
Sayın Turgut Özal diyor ki: "Bu memlekette 12milyon Kürt var," Üstelik orada da kalınmıyor, daha sonraki tartışmalarıbiliyorsunuz; eğer, bir halk varsa, onun bireysel ve kolektif haklan da vardır.Demek ki, Kürtlerin bireysel, kollektif hakları da söz konusudur. "Bunlarıtartışalım" demiştir Sayın Turgut Özal.
Hatta, zaman zaman bazen düşünsel anlamda provakatifolarak gündeme şöyle şeyler gelmiştir: Türkiye federalizm mi yoksa otonomimuhtariyet mi söz konusu olabilir. Şunu çok iyi biliyorum ki, Sayın TurgutÖzal, bunlar benim sorunum değil, bunlar tartışıla tartışıla bir yere varılır,bunları tartışa tartışa bir yere vardırabiliriz. Yani, toplumların yenidenyapılanması sorununda, ki, ana nokta şu, hareket noktası Türkiye'nin... Çünkü,12 Eylülde, 12 Eylül rejiminden, askerî rejiminden çıkıyordu, demokratikleşmesigerekir, yani, "biz demokrat değiliz daha, bu ülkede demokrasi yok"diyordu.
"2- Yarı ve yerli malı demokrasi içinde bile, bizdaha realitelerimizi ifade edebilir durumda değiliz" diyordu.
Dolayısıyla, biz bu realiteleri ifade ettikçe,demokratikleşme ve yeni yapılanmayla -ben öyle algılıyorum- bence AvrupaBirliği süreci de bugün odur, ya da biz öyle algılıyoruz; bugünden şablonlarıgeçiremeyiz biz toplumun üstüne. Yani, tamam, kavramsal yanlışlar yapabiliriz:ama, demokratik zihniyetimizden dolayı topluma bir şey dayatmıyoruz,programımız incelendiği zaman.
Gene Sayın Başsavcının söylediği gibi, federalizmi mi'..Bölge meclislerinden bahsetmişsiniz, yerel yönetimlere özerklikten, vali,kaymakam ve emniyet müdürlerinin seçimle tespit edilmesi konusunda, "olsaolsa bu federalizm olur" gibi bir sonuç çıkarıyor Sayın Başsavcı.
Şimdi, şunu çok içtenlikle söylüyoruz biz: Biz, şunaikna olursak, Türkiye'de bizim kafamızda o şablon şekillenirse ve Türkiye'ninrefah ve Türkiye insanının refah ve mutluluğunun, o bizim kafamızda şekillenenfederalizm modeliyle gerçekleşebileceğini düşünürsek, biz, onu aynenprogramımıza geçeriz; çünkü, sistemler, her şey insanın mutluluğu içindir; bizöyle düşünüyoruz... Her şey insanın mutluluğu içindir; her şey, bu ülkede,Kürdüyle, Türküyle, diğer etnik gruplarıyla, Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisiyle,Sünnisiyle, Musevisiyle, Hıristiyanı ve Müslümanıyla herkesin mutluluğuiçindir. Eğer bir sistem, eğer bir proje, toplumsal bir hukuk, bir toplumahuzur, refah getirmiyorsa, siz onda ne kadar diretirseniz diretin, biz ne kadardiretirsek diretelim, refah ve mutluluğu getirmediği gibi refah ve mutluluğudaha da dumura uğratır.
Biz şunu söylüyoruz: Türkiye'de el yordamıyla yenidenyapılanıyoruz. Gerçekten Türkiye insanı, gerçek demokrasinin temsil anlamındakendi kafasında yaşadığı bir model söz konusu değildir. Bir tek model var;büyükler söyler, biz uyarız; babalar anneler söyler, biz uyarız; devletimizsöyler, biz uyarız; komutanımız söyler, biz uyarız; ağamız söyler, bizuyarız.... Şimdi, bu model, demokratik bir temsil modeli değil; bu, birotoriter, totaliter sistem modelidir. Bizdeki zihniyet, bizdeki davranış tarzı,yaşam tarzı budur; biz, buna alışmışız. Dolayısıyla, yeni modeller yaratmakönemli ölçüde bir tartışmayı, araştırmayı ve incelemeyi gerektiriyor.
Avrupa Birliği ülkelerinin demokrasi tarihi eski birtarihtir. Şimdi, bu eski tarih içinde, son dönemlerde Avrupa konvansiyonelioluştu. Nedeni şu: Mevcut olan demokrasinin, mevcut olan modellerin AvrupaBirliği için yeterli olmadığını saptamış olmalarıdır. Mevcut olan demokrasinindoğrudan demokrasi ve doğrudan temsili engellemek, engelleyen sistem içintıkanıklıkları tespit etmiş olmalarından dolayıdır. Onlar bile, mevcut olantemsilî demokrasiyi yeterli görmüyorlar, daha ileriye götürebilmek için, dahaderinleştirebilmek için yeni modeller peşindeler, yeni bir anayasa arıyorlar.
Bizim Sayın Başsavcı, Anayasanın değişmesindenbahsettiğimiz için "bu parti, olsa olsa bölücü bir parti olur" diyor.Şimdi, düşünebiliyor musunuz, güçlü anayasal düzenlere, demokratik anayasaldüzenlere sahip olan Avrupa, yeni anayasa yapmak istiyor, yeni bir anayasayıoluşturmaya çalışıyor.
Yüce Mahkemenizin üyeleri ve Sayın Başkanı, buanayasayla ilgili rahatsızlıklarını belirtiyorlar. Haksızlık olmasın diyesöylüyorum, haksızlığın; yani, rahatsızlığı belirtmenin ötesinde Yargıtay eskiBaşkanımız "bu, olsa olsa ordunun tüzüğü olabilir" dedi. Şimdi,ordunun tüzüğüyle nasıl bir demokratik toplum olabiliriz'!.
Anayasayı bizim dışımızda herkes tartışır, onlar bölücüolmaz, onlar yıkıcı olmaz; ama, biz Kürk kökenli vatandaşlar, Türkiye'dekivatandaşlar konuşuruz, bölücü oluruz ya da anayasayı gerçek tanımınakavuşturalım dediğimiz zaman bölücü oluruz, yıkıcı oluruz, bizim kurumlarımız,bizim partimiz yıkıcı, bölücü olur; ama, yeni hükümet "biz yeni anayasayapacağız" dediği zaman yıkıcı, bölücü olmaz. Biz, onun da, yıkıcı, bölücüolmadığını düşünüyoruz; çünkü, neden; toplum, 1980'den bu yana 22 yıl geçti,herkes ifade ediyor bunu; Yüce Mahkemeniz ediyor, Yargıtay ediyor bunu,siyasetçilerimiz söylüyor, sivil toplum örgütlerimiz söylüyor, sermayedarımızsöylüyor, işçimiz söylüyor, köylümüz söylüyor, kadınımız, çocuğumuz söylüyor,Kürdü söylüyor, Türkü söylüyor, Lazı söylüyor, Çerkezi söylüyor; ama, bunarağmen, biz, halen şu noktadayız: Anayasayı değiştiremezsiniz. Neden, çünkü.Anayasaya uygun kurulmuşsunuz. Evet, biz, Anayasaya uygun kurulduk, doğrudur.Siz, bir hukuk sisteminin içerisinde hareket edersiniz; ama, bir anayasayıdeğiştirme talebi kişilerin ve kurumların hakkıdır, bunu talep etmek bununhakkıdır; meşru demokratik zeminlerde bunu talep etmek ve bunun koşullarımkitleselleştirerek, kitlesel bir uzlaşmayla, toplumsal bir uzlaşmayla bunu gerçekleştirmekdemokratik bir tutumdur. Yani, Anayasaya göre kurulmuş olan kurumlar, siyasalpartiler... Yeri gelince ifade edeceğim. Öyle zannediyorum Sayın Haşim Kılıç'ıngörüşlerinden bir tanesidir ve aynı zamanda şu andaki Anayasa Mahkemesi eskibaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer'in de bu doğrultuda görüşleri var.Demokratik Kitle Partisinin kapatılmasıyla ilgili gerekçeli karara gözatarsanız, orada, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin, mahkemenizin kapatmakararıyla ilgili yaptığı; yani, birtakım kararların yorumunda diyor ki;Anayasaya uygun olan bir kurum. Anayasayla çelişen düşünceler, görüşler ilerisürebilir; bu, hiçbir zaman anayasayı ihlal anlamına gelmez demokrasilerde.Eğer biz mevcudu kabul edeceksek, biz bir siyasal partiyiz, bizim dışımızda partilervar. Biz kurulduğumuz zaman 40 parti mi, 41 parti mi vardı; biz, niye yenidenbir parti kuralım, yani, bizim yeniden bir toplumsal projemiz yoksa; biz, buülkeye yeni bir anayasa; biz, bu ülkeye yeni bir hukuk; biz, bu ülkeye yeni biridarî sistem; biz, bu ülkeyi yeniden tanımlamak diye bir durumumuz olmayacaksaveyahut da biz, eğer mevcut olan hukukun yetersizliğini görüp, varılmasıgerekli olan hukuk sistemi için bir proje üretemeyeceksek ve bunun arasındakiilişkileri kurmaya çalışmak istemezsek, neden yeni bir siyasî parti olalım yada eğer mevcut olan siyasal partiler ve hatta resmî ideolojinin Türkiyetanımlamasına katılırsak, biz, niye bir siyasal parti olalım ya da hiçbirimizinolmasına gerek yok; bir tane devlet partisi kurardık, hepimiz de o partininüyeleri olurduk. Neticede de, biliyorsunuz, 1946 öncesinde bir tek partimizvardı; ama, sonradan anlaşıldı ki, bu parti bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermez;bu, demokrasi değildir. Onun gelişim sürecini benden iyi biliyorsunuz, benimanlatmama gerek yok; ama, bu, şu demektir, bunu şunu ifade etmek içinsöylüyorum; Yani, hiçbir olay tesadüfen çıkmaz, sosyolojik temelleri vardır,psikolojik, sosyopsikolojik, sosyokültürel nedenleri vardır.
Yıllardır bir şeyi bir türlü anlayamaz Türkiye: Türkiyekendisini, şu tanım etrafında tutarak kendisine en büyük kötülüğü yapmıştır.Bizim partimiz bunu eleştiriyor, tek ulusa dayalı olacağız, tek dine dayalıolacağız, tek mezhebe olacağız, tek sınıfa dahil olacağız... İnsanlar "buülkede işçi sınıfı var" diye yıllarca, onyıllarca hapis yattılar, işçidenbahsetmiş olmak komünizm oldu. Kendim de, 1970'te Kürtçü olarak yakalandım,cezası 3 yıl falandı, sonunda sıkıyönetim mahkemesi, olağanüstü dönem mahkemesibaktı ki, zaten, bu 3 yılı fazlasıyla yattı, en iyisi buna bir de komünistKürtçü örgütleyip, 15 yıllık bir süreyle bunları uzun tutalım. Şimdi, tek işçivarsa bu memlekette... Neticede çıktı ki ortaya, hayır, bu memlekette tek sınıfyok. İnsanlar, bunu ısrarla söylediler, bunun için bir yığın insanımız şu andatoprağın altında, bununla ilgili olarak birbirimize düşmanlık besledik bumemlekette, çile çektik, sürgünler yaşadık... Sonunda, bu memlekette, hakikatenişçiler de var, bunlar için sendika gereklidir; köylüler var, köylüler içinkooperatif gereklidir; sermayedarlar var, bunun için TÜSİAD gereklidir...
Şimdi, peki, tek ulus var... Peki, nedir tek ulus; TürkUlusu var, onun dışında hiçbir etnik gruptan, topluluktan bahsedemezsiniz;yani, 20 milyon Kürt, nüfusun üçte biri Kürt, Kürtçe mi konuşuyor, yani, neanlamı var, çok mu önemlidir diyebilir; Çerkez mi; o da önemli değil... Şimdi,birileri de diyor ki, bunu yapmakla, siz toplumu yeniden tanımlayamazsanızyeniden İnşa edemezsiniz. Toplumun doğal dengeleri var. Neden, acaba, bubölgeler arasında bu tür bir dengesizlik söz konusu'.. Neden, yani, Hakkârigeri, öbürü ileri; bunların galiba nedenleri olsa gerektir. Şimdi, nedenlerinisaptamadığımız zaman, böyle bir dünyanın içerisinde nasıl denge kurabileceğiz.Yani, korkularla, kuşkularla, Sayın Kanadoğlu'nun düşünceleriyle, senaryo vetoplumsal kurgusuyla ya da onun gibi düşünen çevrelerin, güçlerin, Türkiye'yihiçbir türlü çatışma kültürünün dışına çıkarmak istemeyen o özel güçlerindışında biz bunu nasıl sağlayabiliriz' Ya da, peki bu yok. Sayın Kanadoğlu'na,esas savunmamızda da belirtmiştik, sayın mahkemenize de bu konuda şey yapmak...Avrupa uyum yasalarında evirdiler çevirdiler... Dediler ya, biz"Kürt" dediğimiz için yargılanıyoruz, ceza alıyoruz ya da "biz"derken, sadece Kürtler değil; çünkü, bunu söyleyen sadece Kürtler de değil, onuda söyleyeyim Sayın Başkan, sayın mahkeme üyeleri, bizim dışımızda da bugerçekleri görenler var; yani, Kürtlerin dışında da yırtınıp yakınanlar var,diyorlar ki "bu gerçekleri görelim, bizim çocuklarımız çatışmasın. Burealiteleri gördükten sonra da toplumu onun üzerinde inşa edelim"diyorlar.
Avrupa uyum yasalarında şu gerçek kabul edildi, ifadeedilmedi. Sanki derseniz ki, ülkemizde Türkçenin dışında Laz, Çerkez, Kürtlerinde lehçeleri, dilleri var, dünya yıkılır. Tabiî, biz şunun farkına varmayız:Bunu ifade etmemekle o toplumun dışlandığını, o toplumun horlandığını, otoplumun kendisini egemen olanla, hükmedenle, o da Türk kavramıyla ifadeediliyorsa, mukayese ederek, içinde çatışma kültürünü, şiddet kültürünübeslediğini bizim yöneticilerimiz göremez durumdalar. Diyorlar ki "yabancıdillerde ve lehçelerde..," Ondan sonra yönetmelikler... Siz,televizyonlarda 4 saat; pardon, bütün bu dilleri televizyonda haftada 2 saatradyoda 4 saat... Burada söylemek istediğim şu Sayın Başkan, sayın üyeler; bubir şeyi çıkardı ortaya; yıllardır birtakım doğruları söyleyen insanlardoğrulandı.
Geçen gün Avrupa Birliği ve Türkiye üzerine birsempozyuma katıldım, sempozyumda dediler ki "bu Avrupa uyum yasaları negetirdi ne götürdü'" Dedim ki, belki fazlasını götürecek... Bazen bir şeyiyapmamak yapmaktan daha iyidir; yani, adama "sizi tanımıyoruz,televizyonda Kürtçe programa gerek yoktur" dersiniz, onu anlarsın; fakat,eğer derseniz ki, haftanın 2 günü... Ondan sonra onlar da bakarsa ki, yahu 40ulusal televizyon var, yerel bölge televizyonları var ve o televizyonlardabangır bangır Türkçe programlar yapılıyor... Bu insanlar diyecekler ki, bizneyiz, biz de bu memlekette vergi ödeyen insanlarız, askerlik yapıyoruz, bumemleketi koruyoruz, bu memleketin insanlarıyız, neden bu ayırımcılık'! Evet,bu tamda bir etnik ayırımcılıktır ve şu anda bizim yöneticilerimiz, devletimiz,etnik ayırımcılık yapıyor, uluslararası sözleşmeler açısından da tam da böylebir ayırımcılıkla karşı karşıyayız. Bir şey söylüyor, diyor ki, bunlarıyıllarca söylediniz; ama, biz, sizi dolaylı doğruluyoruz. Böyle bir mesajı bizeiletmekle, biz de, yıllardır yırtınıp söylediğimizin, hep "yahu doğru değildir"dedikleri zaman, "acaba mı doğru değildir" kompleksinden birazkurtulup, "Demek ki, bizim de söylediğimiz 40 yıl sonra doğrulandı..'.'Sayın Turgut Özal söylemese, Sayın Süleyman Demirel ve Erdal İnönü "Kürtgerçeği var" demese; yani, bu...
O bakımdan biz, bu senaryoyu, bu kurguyu değiştirmekzorundayız; yani, Türkiye ile ilgili senaryo, kurgu değişmezse, Türkiye'yiyeniden tanımlamazsak, eşitlikçi yaklaşımlar göstermezsek, bunun adı demokrasiolur olmaz, o ayrı bir olaydır; ama, aile reislerinin, anne ve babanın bütünçocuklarına eşitçe yaklaşması prensibini, anlayışını devlete egemen kılamazsak,modern bir toplum olmamız, refah ve mutluluğa kavuşmamız olanaklı değildir.
Bugün bir haber, Avrupa Birliği üyeliği konusunda,aslında hem önemli bir gün, Kopenhag zirvesinin olduğu bir gün, mahkememizinbugüne denk gelmiş olmasının, umut ederim ki, geçiş toplumu açısından damahkemeniz de aynı zamanda bir geçiş sağlayacaktır; yani, bu çok önemli birolay olacaktır, böyle bir gün gerçekten çok önemli; çünkü, Kopenhag zirvesidemek, şu anda uğraştığımız olay şu demektir: Bazı sosyolojik siyaset bilimindekırılma noktası dediğimiz ya da daha yumuşatılmış ifadelerle, toplumumuzyeniden yapılanıp, demokratikleşip, demokratikleşmemenin tam da geçişnoktasında, bugün öyle bir gün. Çok tesadüf değil bugünler; çünkü, tarihler,günler bazen tesadüf gibi görünür; ama, belirli gelişmelerin ürünüdür vebakıyoruz ki, bugün, hükümetimiz, AK Parti Hükümeti, eğer 2005'te şartlımüzakere tarihi verirseniz diye, birinci uyum paketini askıya almış. Bugün,Anayasa Mahkemesinin salonundayken, öyle zannediyorum ki, Anadolu Ajansındangelen bir basın mensubu arkadaş ifade etti. Ortaya çıkıyor ki, demek ki, bizkendimiz için bir demokrasiyi, halkımıza layık gördüğümüz bir demokrasiyi,halkımızın kollektif, bireysel ya da halklarımızın bireysel ve kollektif hak veözgürlüklerini güvence altına almak için bu işleri yapmıyoruz, Avrupa Birliğinegirmek için yapıyoruz. Tabiî, bu, ciddî bir aldatmacadır. Sorunlar, yıllardırböyle geliyor Sayın Başkan, sayın üyeler, Türkiye'de yıllardır böyle geliyor.
Bizim partimiz, bu senaryoyu, bu kurguyu değiştirmekiçin, Türkiye'yi yeniden tanımlamak için ortaya çıktı. Başarı vebaşarısızlıklar ayrı tartışma konusudur; ama, biz, bir defa önce doğru tespityapmayı doğru görüyoruz, Türkiye'yi yeniden tanımlamaya çalışıyoruz; ama, bizimSayın Başsavcı, bunları gözetmeden; yani, parti program ve tüzüğümüzügözetmeden alelacele, üç hafta sonra ya da bir ay sonra bizim partimiz hakkındadava açıyor.
Bizim düşüncemize göre, yine, mahkemenizin birtakımsayın üyelerinin de görüşünün bu olduğunu biliyorum, sadece parti program vetüzüğünden dolayı bir partinin kapatılması demokrasiye aykırıdır. Yine, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesinde, yine sizin mahkemenizin birçok kararında da ifadeedildiği gibi, program ve tüzükler ifade özgürlüğü kapsamında ele alınmakdurumundadır; çünkü, partilerde aşağı yukarı, tesadüf olmasa gerektir, şahsiyetolarak tanımlanırlar; ama, onlar hükmî şahsiyetlerdir. Demektir ki, hükmîşahsiyetler canlı, belki bizim gibi kanlı ve canlı değillerdir; ama, bizdendaha kanlı canlı başka yönleri vardır, kendilerini bu anlamda ifade ederler.Dolayısıyla, kurumun kendisi, bir dönem sonra, eğer siyasal partiyi elealdığımız zaman, kurucuları ve üyeleri yöneticilerle birlikte yeni bir sentezoluştururlar. Dolayısıyla bu, hükmî şahsiyetin kendisini ifade etmesigereklidir; İfadesi de, programlarda, tüzüklerde kendisini ifade eder. Buanlamıyla biz, sadece program ve tüzüğümüze bakarak, hakkımızda açılmış olankapatılma davasının yerinde olmadığını; yani, esas savunmamızda da bunubelirttiğimiz gibi, mahkemenizin bunu gözeteceğini düşünüyoruz.
Yine, mahkemenizin, esas hakkındaki savunmamızda belkibelirtmiş olmamıza rağmen, üzerinde durması gerekli olan bir şey var. Bazı,tesadüfen demiyoruz, biz parti olarak ya da bizim dışımızda belirli talepleridile getiren partiler bir ihtiyacın ürünüdür. Biz, ciddî bir ihtiyacınürünüyüz. Biz, demokratik entegrasyonu, çok dilli, çok kültürlü toplumsalyapıyı yeniden yapılandırmanın çok önemli görevlerini yüklenmiş olan bir sivilkuruluşuz aynı zamanda; yani, biz, toplumda Kürtlerin taleplerini, istekleriniağırlıkla ifade ve formüle etmemiz, bu toplum için bir ihtiyaçtır.
Eğer olmazsa, bizim gibi partiler; yani Hak veÖzgürlükler Partisi gibi partiler, daha öncesinde kapatılmış olanpartilerimizin ağırlıkla önemli bir bölümü olmazsa, bu toplumda, farkınavarmadan, bizim, sizin elinizde değil, çatışma kültürü gelişmeye başlar veçatışma ortaya çıkar.
Biz ise parti olarak, çatışmasız, şiddetsiz, sorunlarınçözümü için bir araç, bir vasıta olmaya çalışıyoruz ve bugüne kadar da -GenelBaşkanımızın da ifade ettiği gibi- bizim partimiz de hep bunu gösterdi. Hattazaman zaman evrensel demokratik ilkeler açısından yapılan haksızlıklardan meşrumüdafaa hakkını bile bir hak olarak kullanmayı belirli dönemlerde kendimiz içindoğru bulmadık. Şiddetle karışık olmasına rağmen, şiddetten kaçarak,baskılardan kaçarak, şiddet ortamını zayıflatmaya, mümkün mertebe uzlaşmakültürünü, demokratik uzlaşma kültürünü, birlikte yaşama kültürünü geliştirmeyeçalıştık. Bunun için bizim partimiz, partimiz gibi partilerin temel bir ihtiyaçolduğunu düşünüyoruz. Ve yine bizim partimiz, şuna inanıyor: Kendisinidemokrasiye bağlı görüyor. Bizim partimizin programında da belirttiği gibi,biz, Avrupa Birliğinin standartlarında, en azından standartlarında birdemokrasinin, Türkiye için, Türkiye'nin ona layık olduğunu söylüyoruz; ama, şugerçeği de görüyoruz: Türkiye, demokrasi rejimini benimseyen bir rejim. Batıdemokrasisine öykünerek ortaya çıkan bir rejim. İşte, Osmanlı İmparatorluğundanele alırsanız, işte Batılılık ve demokrasi geleneğini eğer oralarda başlatırsa,iki yüz yıllık bir tarihi var bunun. Ama, her zaman yapar göründük biz; biz,hep yapar görünürüz, yapmayız. Biz, demokrat görünürüz, demokrat olmayız. Bu,genel bir kültürdür. Bu kültürü değiştirmek istemeyiz ya da farkına varmadanüstelik moderniteyi savunmuş olan yöneticiler olarak, geleneksel ve demokrasiyigeliştirmeyecek olan bir siyasî kültürün referanslarına hep kendimizi, kendiküçük çıkarlarımız için teslim ederiz. Türkiye'de, hep, bu böyle olmuştur. Hep"demokrasi" denilmiştir; ama, hiçbir zaman demokrasi layıkıylaolmamıştır.
Biz demokrasiyi savunmuşuzdur, evimize dönmüşüzdür,eşlerimizin üzerinde hegemonya kurmuşuzdur. Herkes, fırsat bulduğu zaman oradahegemonyacı kültür kendisini göstermiştir. Bu, toplumumuz için geçerli olandır.
Biz, buna son vermek istiyoruz. Gerçekten, yapar görünendeğil, yapan bir demokrasi istiyoruz, sorunları çözen bir demokrasi istiyoruz.Herkesin kendisini ifade ettiği, ben bu topluma gönüllü bağlıyım diyen insantoplumunu yaratacak bir demokrasiyi öngörüyor bizim partimiz; biz, böyle birdemokrasiyi savunuyoruz.
Siz, bana baskı yapabilirsiniz, sevmediğimi söylemeyebilirim;ama, içimde, sevmiyorsam sevmiyorumdur. Zorla hiçbir kimseyi, örneğinzorbalıkla egemen olan elit, kendi dışındakine baskı yapmaya çalışmıştır, herzaman tepki görmüştür. Son zamanlarda yaşadık, şimdi herkes vah tuh ediyor, onuda anlamlı bulmamakla birlikte, biz kendi açımızdan anlamlı, demokrasiaçısından bir renklilik görmekle birlikte, biz, hep rüzgâr eker, fırtınabiçeriz. Şu yakın seçimlerde, illa birilerini iktidar yapacağız dediler, halkdedi ki "hayır, iktidar yapacaksanız, buyurun, ben yapıyorum." Onuniçin, rüzgâr ektiniz, fırtınayı biçersiniz. Umut ederim ki, tabiî, bu fırtınadeğil, söz gelişi olduğu için söylüyorum; yani, AK Parti ve Hükümetini, oanlamda bir yaklaşım anlamında demiyorum; ama, özel müdahalelerle özel güçleriiktidar yapmak açısından bir fırtına biçilmiş oldu.
Şimdi, bu anlamda da demokrasinin en önemliunsurlarından birisi ya da demokrasinin gereği, demokrasilerde siyasîpartilerin kapatılması zorlaştırılmıştır. Hiç yoktur demiyorum; çünkü, yakınsürede İspanya Örneği var, Bask örneği var; Batassuna Partisi; yani, ETA'nın...ETA, bir şiddet örgütü ve de kapatılan parti onun yan örgütü olmasına rağmen,uzun bir dönem demokrasi bu riski göğüsledi ve partiyi kapatmadı; ama,biliniyordu, herkes biliyordu, ETA var, bunun bir de legal olan partisi var.Demokrasiyi yaşatmak için ona tahammül gösterdiler, en son noktada kapatıldı.
Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin... Tabiî ki, sizin pozitif hukuk ilkelerine bağlı aldığımız,birçok üyenizin içine sindirmediği kapatma davaları konusunda aldığı kararlarhaklı kararlardır; yani, bu partileri kapatmakla. Sayın Genel Başkanımınbelirttiği gibi, belki, zannediyorum ki, Yüce Mahkemenizin Başkanının da bu türbir açıklaması vardı; yani "Türkiye siyasal partiler mezbahasınadöndü" diye. Şimdi, bu partileri kapatıyorsunuz, eskiden 5 parti vardı,şimdi 45 parti var, demek ki, parti kapatmakla partiler engellenemiyor. Ya daşöyle bir şey söyleyeyim: Şimdi, ben kendimi Hak ve Özgürlükler Partisindenifade etmek istiyorum, bizler ifade etmek istiyoruz. Siz, bizi kapatırsanızyeni parti kurarız; yani, açık bir biçimde, biz, birbirimizi aldatmış mı olalımSayın Başkan, sayın üyeler. Parti kapatıyorsunuz, yeni partiler kuruluyor veaynı insanlar kuruyor ya da bazı değişiklikler oluyor. Bu mizahın, butiyatronun son bulması gerekir; yani, demokrasilerde bu tür tiyatrolaroynanmaz, gerçek tiyatrolar oynanır. Olmayan tiyatrolar oynamakla...
Şunu da biliyorum ki; Yüce mahkemeniz, hukuk yıpranıyor.Gelişmek için yapacağımız uğraşların yerine gereksiz işlerle uğraşıyoruz gibigeliyor bana. Ben bunu söylerken burada aynı zamanda bir hukukçu, aynı zamandabu ülkenin bir vatandaşı olarak, hukukçularımızın yapacağı çok şeyleri bildiğimiçindir. Hukuk önemli, hâkimler önemli; yani, Türkiye'deki otoriter sistemin,Türkiye'deki bu imtiyazlar sisteminin onurunu zedelediği hâkimlik kurumu herdönemde çok önemli olmuştur; hukuk ve adalet çok önemli olmuştur. Biz, buanlamda, demokrasilerde zorlaştırılan, zor zor hatta imkânsız olan sürecinbizim ülkemizde başlamasını söylüyoruz.
Elbette şu değildir; Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesindeki ölçütlere aykırı davranan, demokrasi ölçütlerine aykırıdavranan... Hadi, bırakalım insan hakları sözleşmesini, kendi düşüncesini zorve şiddetle uygulamaya çalışanları, demokrasi olmasa bile, mutlaka engellemerefleksi vardır; eğer gücünüz yetiyorsa bunu engellersiniz.
Şimdi, bizim partimiz ise demokratik bir kitle partisive gerçekten -Sayın Başkan ve üyeler mutlaka inceleyeceklerdir- bizim programve tüzüğümüz incelendiği zaman korkunç şeffaf bir partidir. Mevcut olan hiçbirsiyasî partide olmayan bir şeffaflık vardır; yani, bizim gibi bölücüler dahaşeffaf Diyorlar ki, partide yapılmış olan her şeyi siz meydana çıkaracaksınız.Şimdi, bir ülkeyi bölmek isteyen bir parti, bu tür metotlarla çalışır mı'İllegal parti tecrübeleri varken ya da şiddetten; yani, bölmenin de böylesözle, lafla olmayacağım, otoriter toplumlarda, otoriter siyasî sistemlerde...
Ama, evet, bölünme, gönüllülük temelinde, demokratiktoplumlarda gerçekleşebiliyor, Çekoslovakya örneği var. Slovakya, Çekoslovakya"biz birlikte yaşamıyoruz, ayrılıyoruz" dediler, hiçte kavga etmediler.Ama, otoriter sistemlerde mutlaka bir şeyi başarmak, özellikle iktidaralanlarına egemen olabilmek için şiddeti kullanmak kaçınılmazdır, işte,Irak'taki deney var. Türkiye daha farklı bir deney yaşıyor; yani, işte darbelerdönemi vardır. Bu anlamda darbelere baktığımız zaman; yani, partilerinkapatılmasının bize zarar vermesinin en önemli süreçlerini darbelerde yaşadık.Her siyasî darbeden sonra yeni partiler kuruldu ve bu yeni partiler, hiçbirzaman bir türlü kurumlaşamadılar, bir türlü yapılanamadılar. Halen parti midirdeğil midir tartışmalıdırlar ve biz, halen bu partiyi; bizim partilerimizliderler tarafından yönetilen parti durumundadır.
Şimdi, modern demokratik toplumlarda siyasal partilerdeliderler yönetir mi; kollektif akıldır çünkü, bir sentezdir orası. Ama neden;çünkü, bizde iki arada bir derede ve sadece yapmak için değil, yapar görünenbir demokrasiye sahip olduğumuz için, yamalı ve bohçalı bir demokrasiye sahipolduğumuz için bizim partilerimiz de bir türlü kurumlaşamazlar.
Bence, şu anda lider şef hegemonyasının var olduğusiyasî partiler sisteminin en önemli nedenlerinden bir tanesi de, bu otoritersistemin kendisini beslemiş olmasıdır. Bunlardan da kurtulabilmek için, bizce,demokrasilerde ya da demokratik bir toplumun, başka bir ifadesi var; çünkü,belki, sizler de mutlaka katılırsınız, demokrasi, siyasî partilerin özgürlüğüdemektir. Siyasî partiler yoksa, o konuda Anayasamızda ve Sayın Başsavcı da,haklı olarak uzun uzun anlatıyor, kavramsal olarak ona katılmamam mümkündeğildir; ama, biz, onları nasıl hayata geçirdiğimiz daha da önemlidir. Mademki, siyasî partilerin özgürlüğü demektir, o halde, hemen bir partininkuruluşundan üç hafta sonra bir parti hakkında kapatma davası lüksüne sahip olamayız.Madem ki, demokrasilerde, anayasal demokratik düzenlerde siyasal partiler bukadar önemlidir, bu kadar hayatidir ve neticede de siyasal partisiz ülkeyiyönetemeyeceksek, bunun sonucu, biz, mutlaka....
Sayın Başkan, sayın üyeler; bu anlatımlarımdan sonra,Sayın Yargıtay Başsavcısının program ve tüzüğümüze yönelik olan birtakımkonularını elimden geldiğince özetleyerek kısa, sizin de, daha fazla zamanınızıalmadan, öyle zannediyorum ki, sizin sorularınıza da mazhar kalacağız, önemligördüğüm birtakım noktalara daha işaret etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.
Birinci işaret etmek istediğim, zaman zaman da belkidokundum; ama, yeniden ifade etmeyi uygun gördüğüm bir sorun var. Bizimpartimiz, sadece Türkiye'de Kürt sorununu çözmek için var olan bir parti değil;yani, bizim programımızı incelediğiniz zaman, Kürt sorununa özel bir önemverdiği görülecektir. İşte, temel, Türkiye'nin önemli bir sorunudur gibitanımlar kullanılmaktadır; fakat, bunu dile getirirken hiçbir zaman, SayınBaşsavcının ileri sürdüğü gibi, bir azınlık, çoğunluk konumlanması, bir karşıkonumlanma, bir ayırım ve çizgisi olarak ortaya koymuyor. Biz, Türkiye'de Kürtsorununu bir sorun olarak ortaya koyuyoruz; yani, Türkiye'nin bir sorunudurdiyoruz ve Türkiye'deki Kürt sorununun sorun olması, sadece Kürtler için sorunolan bir sorun değildir. Eğer, etnik tanımlamayla ele alırsak, belki de dahafazla Türklerin sorunudur; yani, bizim daha çok demokratik bir toplumyaratabilmemiz için var olan sorunlarımızın çözümlenmesi mantığıyla elealınmıştır ve programımız incelendiği zaman bir dünya senaryosu var.
Biz şuna inanıyoruz: Türkiye kendi başına yaşamakdurumunda değildir. Sadece Türkiye değil, hiçbir ulus, hiçbir ülke, hiçbirdevlet tek başına yaşamak durumunda değildir, özellikle de bu globalleşme,evrenselleşme koşullarında dünyada bir yer edinmek durumundayız ve zaten,denilebilir ki, Türkiye'nin Avrupa üyeliği konusundaki çabaları da bunun birişareti, bunun bir sonucudur, yoksa keyfî bir çaba değildir bu; yani, bizdünyanın bir parçası olmayı düşünüyoruz ve dünyanın bir parçası olurken soğuksavaş koşullarında, yani, dünyanın sosyalist ve kapitalist, özgür demokrasidünyası diye ikiye bölündüğü koşullarda belirli ittifaklarda yer alıyorduk,dünyanın şekillenmesi farklı projelerle gerçekleşiyordu; fakat, günümüzdeevrensel ve insanın en önemli gelişmelerinden biri olan Avrupa Birliğiprojesinde yer almaya çalışıyoruz. Avrupa Birliği de, dünyanın en önemli birprojesidir. Belki de denilebilir ki, gelecek toplum projesinin de önemligelişkin, hem sayısal anlamda hem niteliksel anlamda gelecek için modelolabilecek alanlardan bir tanesidir. Yani, bizim partimiz demek ki, sadeceTürkiye ile değil dünya ile de ilgileniyor ve Türkiye'nin çıkarlarını, busorunların çözümünün dünya ile daha doğrusu, dünyalık düşündüğümüz zamançözmenin daha kolay olduğunu düşünüyor.
Aslında bu, bir zihniyet sorunudur. Yani, sadece,bazılarının, bazı siyasî partilerin ele aldığı gibi, bizim partimiz bu türbirlikleri, teknik, ekonomik çıkarlar, birtakım günah savuşturma anlayışıyla buişlere bakmıyor. Dünyalı olmak demek, insanın iç dünyasının zenginleşmesidemektir; yani, dünyaya açılmamız demektir, herkesi hoşgörüyle görebilmemizdemektir; verebilmek, alabilmek demektir. Bu, bir kültür sorunudur. Bizimpartimiz böyle bir konsepti benimsiyor, böyle bir anlayışla yola çıkıyor. Dünyaile ilgili düşündüğümüz bu konsepti, Türkiye için de yapıyoruz, düşünüyoruz.Yani biz, biri birimiz olmadan, birlikte olmadan iyi bir yaşam kurulamayacağınıdüşünüyoruz, birlikte iyi bir yaşam kuracağız. Farklı etnik gruplarla, farklıdinî gruplarla birlikte iyi bir dünya kuracağız. Birbirimize açıldığımız zamanmevcut olan handikaplarımızın aşılacağını düşünüyoruz, kültürel kısırlıktanbununla kurtulabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü dünyalı düşünmeyince, Türkiyelidüşünmediğimiz için, şu anda ciddî bir kültür kısırlaşmasıyla karşı karşıyayız.Bu memlekette, o zengin kültür kısırlaşmış durumdadır; çünkü birbirimizden alıpveremiyoruz, çünkü, birimiz, bir diğerini reddetmektedir, gücü ele geçirenlerde bir diğeri üzerinde hegemonya kurarak, onların inkârına yönelmektedir ve buinkâr politikaları da çok tehlikeli sonuçlar doğruyor. Bizim partimiz, mümkünmertebe, hiç kimsenin, hiçbir kurumun inkârına dayalı bir politikanın başarısağlamayacağını ve insana mutluluk getirmeyeceğini düşünüyor. Biz, onun içinTürkiye'nin yeniden yapılanması gerekir diyoruz, onun için yeni bir anayasadiyoruz ve bu konuda mahkeme üyelerimizin. Sayın Başkanımızın ve birçok değerlihukukçumuzun, anayasa konusundaki dile getirdiği görüşlerine katılıyoruz, onuniçin yeni bir anayasa diyoruz.
Tabiî, yeni anayasa dediğimiz zaman, bu da sadece birteknik, kuru bir olay değildir. Bu şu demektir; Kurumlarıyla yeniden yapılanmademektir; yanİ, yargı, yasama, yürütmenin yeniden dizayn edilmesi demektir,yetki ve sorumlulukların birbirinden demokratik bir tarzda ayrılması demektir,birinin diğeri üzerinde hegemonya kurmaması demektir.
Yine, Anayasa, yasaların anası demektir ve de çok güzelbir kavram, bütün yasaların anasıdır; ama, aynı zamanda toplumu tanımlayan enönemli belgedir, yani, Anayasa, toplumu tanımlar. Anayasada doğru bir tanımolmadığı için toplumu, doğruyu tanımlayamadığı için biz bu sorunlarla karşıkarşıyayız. Eğer anayasa, bu sorunlarımızı doğrudan tanımlarsa; yani, bizTürkiye'yi doğrudan tanımlamaya başlarsak, bence, sorunların çözümü de çokkolaydır. Ama, ne yazık ki, geleneksel kültürün ve geçmiş kültürlerindevraldığımız tutucu olan yönleri bizde bir özellik daha geliştirmiştir; işte,yapmama kültürünün yanında bir de gerçekleri kabul etmemek gibi biralışkanlığımız, bir kültürümüz var.
Bu, sadece ve sadece devlet sisteminde değil, sadecesiyasî sistemlerde değil, bu bir köyde bile böyledir; yani, ağamız, köylüsünüdoğru tespit etmez, onu bir şeyden saymaz, sonra çatışma çıkar; oysa bir şeysayması lazım; çünkü, onunla ortak bir yaşam sürdürecektir. Biz, bu anlamda,yani, bizim partimiz, Kürtler gibi bir azınlık, Türkler gibi bir çoğunluk,Çerkezler gibi bir azınlık, Türkler gibi çoğunluk yaratma diye bir iddia sahibideğildir. Yani, şunu içtenlikle söylemek istiyorum: Biz, bu programıoluştururken de hiçbir zaman böyle düşünmedik. Doğrusu, Sayın YargıtayBaşsavcısının bu tanımıyla karşılaştığım zaman da dehşete kapıldım; çünkü, butanımlar çatışma kültürünün tanımlarıdırlar, soğuk savaş döneminintanımlarıdırlar.
Tabiî ki, sistemler çözüldü. Biz, genel anlamda soğuk savaşınson bulduğunu söylüyoruz; ama, yerel anlamda çatışmalar son bulmuş değil, bukültür son bulmuş değildir ve bu kültür, bizce, Türkiye'de Türkiye halklarına,Türkiye insanına hiçbir yarar getirmez. Biz niye azınlık olalım, Türkler niyeçoğunluk olsun; Türkler niye azınlık olsun, niye biz çoğunluk olalım. Bir de,azınlık ve çoğunluk bir şey ifade edebilir mi; farz edelim biz tek kişi olsakne olabilir!.. Ben, günlerden bir gün bir televizyon programını izlemiştim, çokekstrem bir tanımdı belki, bir Kürdü çağırmışlardı programa, orada tartışılanşey şu idi... Çatışmalar da devam ediyor o zaman, PKK olayı devam ediyor,insanlarımız ölüyor, iç dinamikler parçalanıyor, insanlar şunu tartışıyorlar:"Siz yoksunuz ki... Diliniz yok ki..." Katılımcılardan biri şunusöyledi: "Ben bilmiyorum, Kürtler var mı, yok mu; fakat, ben ayrı bir dilesahibim, bu dilin geliştirilmesini istiyorum, ben bu hakka sahibim; yani, siz,bu hakkı bana vermeyecek misiniz' Eğer vermiyorsanız bu bir zorbalıktır. Ama,benim bir talebim varsa, bu, ekmek ve su gibi bir şeydir. Ben birkişiyim."
Şimdi, o bakımdan, biz zaten, azınlık ve çoğunluksorununa da böyle bakıyoruz. Biz, haklar ve özgürlükler açısından bakıyoruz,çünkü, haklar ve özgürlükler açısından bakmazsak sorunları çözemeyiz.Dolayısıyla kadın ve erkek sorununu da Türkiye'de çözebildik mi; çözemiyoruz.Aşağı yukarı bizim düşüncemizin arka planında kadınlar azınlıktırlar. Dediğimizazınlık sayısal azınlık değil, hükmedilmesi gerekli olan bir azınlık olduğuiçindir, dolayısıyla o sorunu bir türlü çözemeyiz. Bu, bir mantıktır; bu, birzihniyettir. Bizim partimiz, doğrusu, bu zihniyeti değiştirmeye çalışıyor.
Sayın Başsavcı bize diyor ki, tabiî ki, Sayın GenelBaşkan söyledi, vaktinizi almayayım, esas hakkındaki savunmamızda da uzun uzunanlattık. Tarihsel referansları da inkâr eder duruma gelmiş; yani, ErzurumKongresinde, Sivas Kongresinde söylenenleri, Mustafa Kemal'in söyledikleri var,İnönü'nün söyledikleri var; yani, Türkiye'nin kurucuları çok önemli şeylersöylemişler; Meclis tutanakları var.
Sayın Savcı diyor ki "Kürtlerden bahsetmekleazınlık yaratıyorlar; ama -hemen kendi iddianamesinde hemen ekliyor- aslında bumemlekette etnik gruplara da hak ve özgürlükler veriliyor" Peki, biz nediyoruz; yani, biz etnik gruplardan bahsettiğimiz zaman ayırımcılık, bölücülükoluyor da. Sayın Savcı bundan bahsettiği zaman, yani, bu çelişkiyi ifade ettiğizaman ya da bunu ifade ettiği zaman neyi ifade etmiş oluyor; bizi doğrulamışolmuyor mu' O bakımdan, yani biz Türkiye'de, tabir caizse, belki de birtakımacı gerçeklerin görülmesini, belki de şeytanın avukatlığını yapıyoruz. Ama, herdönemin acı çekenleri olur; yani, biz, o zaman Türkiye'deki kurtuluşhareketinden ne dersler çıkarabiliriz'.. Mustafa Kemaller nasıltanımlamışlardı'... Egemenlere göre; her egemen kendisinden sonra gelenlerinasıl tanımlar' Oysa, böyle uç haksız tanımlamalar yerine, birbirimizi anlamakültürünü geliştirmek zorundayız. "O, yurtsever; diğeri hain" tanımlarıyerine, "farklı farklı konumları birlikte nasıl yaşatabiliriz, nasılbirlikte anayasal bir düzen içerisinde dizayn edebiliriz" sorunudur. Bununiçin bu çok önemli bir olaydır.
Ya da mesela biz şunu söylüyorsak, yerel yönetimlerdeözerklik demişiz; bu, bölge oluşturma anlamına geliyor, diyor ki "bölge,ayırımcılık" yapıyorlar. Peki, 7 bölge var ülkemizde, hangi referansadayalıdır bu' Neden Karadeniz Bölgesi, neden Marmara Bölgesi ya da nedenAkdeniz, Güneydoğu, Doğu Anadolu Bölgesi'... Tabiî, bunlar tesadüf değil, bununsosyolojik ve siyasî tarihsel referansları var.
Ya da uzağa gitmeyelim, 1982 Anayasasına bakalım, 1961Anayasasında da var... Yani, GAP'ı özel bir bölge olarak sunmak hangi referansadayalıdır' Niye bölücü değildir Güneydoğu işte bilmem ne projesi'... Ya da,OHAL Valiliği ya da geçmişte müfettişlikler var... Şimdi, biz bunlarısöylediğimiz zaman...
Tabiî ki, bunları bir programa sığdırmam mümkündeğildir, o anlamda duruşmalı olmasını çok önemsediğimi söylüyorum. Aslında, busistemleri geliştirmek lazım, iddianameyi, belki de yeni bir hukuk sistemiiçinde, bir teknik içinde iddianameler tanzim edilmeden önce tarafların görüşüde alınabilir mi, belki de yaradı olur diye düşünüyorum. Çok düşünmemiştim;ama, şu anda onu söylüyorum, belki bu yanlışları yapma durumunda olmayız.
Bölge meclisleri diyoruz ve üniterlik problemi diye birproblem var bizde. Bu, tabiî paranoya dönüşmüş durumdadır. Şimdi, enteresan birşey, İspanya üniter bir devlet, hem de tarihsel gelenek itibariyle en eskiüniter devletlerden biridir ve yine de halen Finlandiya, İtalya, Avrupa Birliğiiçerisinde 3 devlet hariç, hepsi kendisini üniter devlet olarak ifade ediyor.Biz, şimdi üniter devlete sığınarak, var olan etnik, ulusal, dinsel, sosyal,siyasal grupların fikirsel, felsefî grupların temsilini engelleyeceğiz midemektir; yani, bu olamaz mı' Ya da efendim, üniter bir devlette bir bölgeninmeclisi olamaz mı' Neticede, bölge meclisi dediğimiz olaylar temsilolaylarıdır; yani, en iyi temsili sağlayabilmektir, toplumu en iyi yönetebilmemekanizmalarıdır.
Bunlar zaman zaman, renkler işler mi bölge meclislerine;işleyebilir, etnik renkler, dinî renkler işleyebilir, çağdaş dünya bundan dahiç korkmuyor, yani, o meclise, kendi gelenekleriyle Yahudi geldiği zaman dünyada yıkılmıyor. Bir başkası da gelebilir, Kürtler de gelebilir, Türkler degelebilir; ama, asıl olarak meclisin fonksiyonu vardır; Kürtlük, Türklük yapmakdeğildir, onları en iyi temsil etmektir, onları en iyi yaşatabilmemekanizmalarıdır. Yani biz, bu olaylara bakarken, bu senaryo içinde bakıyoruz,bölünme paranoyasının ötesinde, toplumu daha iyi yönetmek, daha ileri götürebilmemeselesindedir.
Doğru, bizim resmî ideolojiyle, daha önce de İfadeettim, farklı tanımlarımız var, sizlerin de var Sayın Başkan, sayın üyeler.Aynı da düşünmeyeceğiz, zaten aynı düşündüğümüz zaman, o bu toplumundeğişmesine gerek yok. Farklı düşünceler bizi zenginleştirip, ileriyegötürebilirler. Şu anda global dünyanın da belki en önemli zenginliklerindenbir tanesidir.
Şimdi, Avrupa Birliği tesadüfen mi gelişmiştir; yani,onlar Avrupalı olduğu için, İngiliz olduğu için mi gelişmişlerdir; biz, Türk,Kürt, Arap olduğumuz için mi geri kalmışızdır'! Yani, bizim ulusalözelliklerimiz, genlerimizle mi ilgili bir olaydır; hayır. Oysa Avrupa'nın geriyaşadığı dönemler vardır, ama, daha sonra kendilerine, onları geliştirebilecekolan sistemi bulmuşlardır. Çoğulcu, katılımcı, demokratik, öyle bir sistem, onauygun kurumlar, öyle yapılanmalar göstermiştir ki, toplum birden, hem kültürelolarak hem ekonomik olarak gelişme göstermeye başlamıştır, hem de bütünlüklüolarak gelişmeye başlamıştır.
Şimdi, diyelim ki, Avrupa'da... İşte, yaşadım, birazdeney de var, İsveç'te kaldım. Stockholm İsveç'in başkentidir. Stockholmlülerdiyebilir ki, "Ben devlet olmak istiyorum..." Var^ çünkü, yaniekstrem bir toplumun sıra dışı insanları da var. 'İstiyorsan, buyurun, hodrimeydan, referandum yap, olacaksan ol" diyor. Ya da, İsveç'in içinde birada gibi, ekonomik olarak, sosyal olarak yaşama şansı bulabilecekseniz, yapındiyorlar. İnsanlarda akıl var. Neticede bütün insanlar iyi yaşam için hareketederler; insan yerine konulmak içindir; yani, etik, ahlakî tanımlarla ifadeedersek... Bu anlamda bizim bakış açımız budur; biz, işe böyle bakıyoruz. Yani,bölge temsilcileri anayasayı isterken; yanlışı olabilir mi, olabilir; biz onuda tartışabiliriz; çünkü, bizim söylediklerimizin hepsi doğru değildir. Enönemli bir şey vardır biliyorsunuz, partiler programlarını sık sık dadeğiştirirler. Neden değiştirirler; çünkü, bakıyor, ihtiyaca cevap vermiyor.Geçmişte yaptığı tanımlara uygundu, belki de yeni gelişmelere uygun değildir,yeni dengelere uygun değildir, yeni sorunlar ortaya çıkmıştır, yeni sorunlarıçözmek için onu programa almak gerekiyor. Yani, neticede partilerin programlarıda kalıcı değildir, mutlak değildirler, onlar da sürekli değişiyor; nasıl ki,anayasal düzenlerde anayasalar sık sık değişiyorsa.
Şimdi, ben gelir ayak -rahmetle anayım- Sayın BülentTanör'ün "Anayasalar-Osmanlıdan Günümüze" kitabına tekrar şöylebaktım. Ne değişiklikler olmuş Sayın Başkan, sayın üyeler, daha nedeğişiklikler olacak!.. Demek ki, hayat, başka bir ifadeyle değişim demektir.
Onun için biz, değişimi birlikte yapmak istiyoruz veTürkiye önemli bir geçiş dönemi noktasındadır. Bütün alanlarda, mutlaka bu geçişdöneminin problemlerini akılla, adaletle hukukla çözmek zorundayız.
Siyasî partilerle ilgili, kapatma davalarıyla ilgili, bualanda size önemli görevler düşmektedir. Yani, siz, siyasî partilerikapatmamakla sadece teknik bir iş yapmamış olacaksınız, yeni bir hukuk anlayışıgetirmiş olacaksınız. Tabiî ki, mevcut olan kurallar önemli ölçüdebağlayıcılıkları olur; ama, şu anda toplum, şu anda Türkiye'nin gelişim trendişunu gösteriyor: Haklı olarak siz üyeler. Sayın Başkan, nasıl ki partilerinkapatılmasından rahatsızsa, bu toplum da rahatsız; ama, toplumun yinedemokratik olmayan yönetiminden dolayı, yönetilememesinden dolayı çözülemeyensorunlarının bedelini biz insanlarımıza ödetmemeliyiz. Bu anlamda partimizhakkındaki kapatma davasının reddedilmesini, yani, bunun Türkiye için önemliolduğunu düşünüyoruz."
VI- DEĞERLENDİRME
A- Ön Sorunlar Yönünden
1- Siyasî Partiler Kanunu'nun 78., 80. ve 81.Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
Parti, savunmalarında, iddianamede yer alan SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) ve (b) fıkralarıyla, 80. ve 81.maddelerinin, 1995 ve 2001 Anayasa değişiklikleri sonucunda Anayasa'dabulunmayan kapatma nedenlerine yer vermesinden dolayı Anayasa'nın 68.maddesinin dördüncü fıkrasıyla 13. maddelerine aykırı olduğunu, bu kurallarınAnayasa'nın Geçici 15. maddesi kapsamından çıkarılması nedeniyle davanınusulden reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise gerek iddianamedegerekse sonraki aşamalarda anılan hükümlerin anayasal ilkelerinsomutlaştırılmış biçimleri olduğundan bahisle, Anayasa'ya aykırı olmadıklarınıve davada uygulanmaları gerektiğini savunmuştur.
Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasını aynentekrar eden 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin birincifıkrasının (a) bendine göre, bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikcumhuriyet ilkelerine aykırı olması; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması; suçişlenmesini teşvik etmesi kapatma sebebidir.
Buna göre, anılan yasa hükümlerinin Anayasa'nın 68.maddesindeki kapatma sebeplerinin sayısını artırması veya bunların kapsamınıgenişletmesi durumunda Anayasa'ya aykırılıkları gündeme gelebilir. Bu açıdan,bu kuralların Anayasa'nın kapatma sebepleriyle örtüştüğü orandauygulanabilecekleri, bu nedenleri artıran, ya da böyle bir durum olmaksızın varolan kapatma sebeplerinin alanını genişleten bir içeriğe sahip olmalarıdurumunda Anayasa'ya aykırılıkları söz konusu olabilir. Böyle bir durumda,sorunun ciddi bulunmasına bağlı olarak, davaya bakan mahkeme sıfatıyla konununAnayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi gerekebilir. Ancak bunun için sözkonusu yasa hükümlerinin davada uygulanma niteliğine sahip olmaları gerekir.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre,mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmündekararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali içinAnayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca birmahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış veMahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların dao davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanan yasa kurallarından,davanın değişik aşamalarında ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayısonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan,uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye, kararın dayanağını oluşturmayayahut tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde karara varmakta ön plandatutulması zorunlu yasa hükümleri anlaşılmalıdır.
Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinde "AnayasaMahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;
a) Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikcumhuriyet ilkelerine ayrı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suçişlenmesini teşvik etmesi,
b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinindördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin AnayasaMahkemesince tespiti,
c) Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden,uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddi yardım alması.
Hallerinde verilir.
(Ek: 26/3/2002- 4748/4 md.) Anayasa Mahkemesi,yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatmayerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almaktaolduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, buyardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişseaynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.";
Hükmüne yer verdikten sonra, Yasa'nın 104. maddesinde de"Bir siyasi partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredicihükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerineaykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine,Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi, sözkonusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgilisiyasi parti hakkında ihtar kararı verir. Bu yazının tebliği tarihindenitibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, CumhuriyetBaşsavcılığı o siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunbırakılması için Anayasa Mahkemesine re'sen dava açabilir." denilmektedir.
Kapatılma davası, 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesinin(a) bendi uyarınca açılmıştır. Bu durumda olayda Siyasi Partiler Kanunu'nuneyleme uyan 101. maddesinin (a) bendinin uygulanması gerekir. Yasa'nın 78., 80.ve 81. maddelerinin uygulanabilmesi, davanın Yasa'nın 104. maddesine göreaçılmasına bağlıdır.
Bu nedenle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nunAnayasa'ya aykırılığı ileri sürülen 78., 80. ve 81. maddeleri bakılmakta olandavada uygulanacak kurallar niteliğinde bulunmadıklarından Anayasa Mahkemesinebaşvuru isteminin reddine oybirliğiyle karar verilmiştir.
2- Yargılamanın Duruşmalı Yapılıp Yapılmaması Sorunu
Davalı Parti aşamalardaki savunmalarında, davanınduruşmalı olarak görülmesi isteminde bulunmuş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıise esas hakkındaki görüşünde bu düşünceye katılmadığını ve istemin reddigerektiğini belirtmiştir.
Anayasa'nın 149. maddesinin son fıkrasında,"Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri dosya üzerinde inceler" denilmektedir. 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 33. maddesinde deAnayasa'daki hüküm doğrultusunda, "Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkindavalar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle dosyaüzerinde incelenir ve karara bağlanır" kuralına yer verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, siyasi parti kapatma davalarındaduruşma yapılması olanağı bulunmadığından davalı Parti'nin bu konudaki istemiyerinde değildir.
B- Esas Yönünden
İddianamenin kapatma nedenlerinin değerlendirildiğigerekçe bölümüyle buna göre oluşturulan sonuç kısmında dile getirilipaşamalarda sürdürülen iddialarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı;
- Tüzük ve programda yer alan "tekçi, otoriter devletyapısında ısrar eden" Türkiye'yi "adem-i merkeziyetçi tarzda yenidenyapılandırma" ve "Kürt sorununu hak eşitliği temelinde toplumsaluzlaşma ile çözme" şeklindeki Parti hedeflerinin Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığını; Anayasa'da korunan builkenin Siyasi Partiler Yasası ile somutlaştırılmış olması nedeniyle söz konusuibarelerin bu Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendine de aykırı olduğunu,
- "Kürt Sorunu"nun "Türkiye'nin temelsorunu olarak" tanımlanmış olmasının "Türkler ve Kürtler" ayrımımeydana getirerek, "ayrı bir Kürt ulusunun varlığı"na ve böylecevatandaşlık bilinç ve beraberliğini temel alan ulus kavramının reddiniiçerdiğini; bu durumun Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) ve (b)bentlerinde belirtilen "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüve siyasi partilerin ırk esasına dayanamayacakları" ilkelerine; ayrıcaSiyasi Partiler Yasasının 101. maddesinin (a) bendindeki, bir siyasi partinintüzük ve programının "Devletin (...) ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne" aykırı olamayacağı ilkesine de aykırılık oluşturduğunu,
- Devletin yeniden yapılandırılması adı altında önerilenidari bölgeler ve egemenlik sahibi özerk bölgeler modelleriyle Devletin tekliğiilkesinin değiştirilmesinin amaçlandığını,
- Parti Tüzüğü'nün 3. maddesinde "Kürt sorununu hakeşitliği temelinde toplumsal uzlaşma ile çözmek", parti programının"Türkiye değişmek zorundadır" başlıklı bölümünde, "Türkiye hükümetlerinin,Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova ve benzeri ülkelerde bulunanazınlıklar/topluluklar için savunduğu tezleri, Türkiye'de yaşayan Kürtler içinde istemesi durumunda, sorunun çözüm yolunagireceği inancındadır." biçimindeki değerlendirmeler ile partiprogramının diğer bölümlerindeki düzenlemelerin, farklı ulus ve ulusalazınlıkların varlıklarının kabul edilmesinin istendiğini gösterdiğini, bunun,Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacınıgüttüğünü bu nedenle Siyasî PartilerYasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık oluşturduğunu,
İleri sürerek, davalı Partinin, tüzük ve programınınbazı bölümlerinin Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 68. maddelerineve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) ve (b) bentlerine,80. maddesine, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı olduğundan,Anayasa'nın 69. maddesinin beşinci fıkrası ve Siyasi Partiler Yasası'nın 100.maddesinin (a) bendi ile 101. maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılmasına kararverilmesini talep etmiştir.
Buna karşılık davalı Parti davanın aşamalarındaiddiaları reddetmiş, bu bağlamda özetle;
Kürt diye bir etnik ve ulusal grup yoksa, Kürtlüktenbahsetmenin de suç oluşturmayacağı ve bir partinin kapatılmasına gerekçeolamayacağını; Kürt sorunundan bahsetmenin Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne aykırılık anlamına gelmeyeceğini; iyi incelendiğinde Tüzükve programın Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüyle bir sorununun olmadığınıngörüleceğini; bölge meclisleriyle yeni bölgeler oluşturulmadığını, Türkiye'detarihsel, siyasal ve kültürel referansları olan coğrafi bölgeler üzerinde bölgemeclislerinin oluşturulmasının benimsendiğini, bunun da Anayasa'nın 126.maddesinin 3. fıkrasına uygun olduğunu, Partinin teknik olarak federal birsistem önermediğini savunmuştur.
Anayasa'nın 69. maddesinin beşinci fıkrasında, "Birsiyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir."; 68.maddesinin dördüncü fıkrasında da "Siyasi partilerin tüzük ve programlarıile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletegemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıfveya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez" denilmektedir.Bu kapatılma nedenleri 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 101. maddesininilk fıkrasında da aynen benimsenmiştir.
Siyasal çoğulculuğuve katılımcılığı esas alan kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaşdemokrasilerde, bireysel iradeleri birleştirip yönlendirerek onlara ağırlıkkazandıracak özgün kuruluşlara duyulan gereksinim, dağınık siyasal görüşleribirleştirmek suretiyle halk iradesini oluşturan ve açığa çıkaran siyasalpartiler vasıtasıyla karşılanmaktadır. Partiler, belli siyasal düşüncelerçevresinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıpayrıldıkları hukuksal yapılardır. Siyasi partilerin kendilerine göre öne çıkardıklarıülke sorunlarına ilişkin farklı çözüm önerileri getirmeleri, demokratik siyasiyaşamda üstlendikleri işlevin doğal sonucudur. Bu nedenle siyasi partiler,Anayasanın konuya ilişkin kuralları ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin"örgütlenme", "düşünce ve ifade özgürlüğü" konusundaki 10.ve 11. maddelerinin koruması altındadırlar.
Demokratik rejimin olmazsa olmaz ön koşulu sayılmalarınedeniyle siyasî partiler Anayasa'da özel olarak düzenlenmiş, 68. maddeninikinci fıkrasında, siyasî partilerin demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları oldukları; üçüncü fıkrasında da siyasî partilerin önceden izinalmadan kurulacakları ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerinisürdürecekleri belirtilmiştir. Böylece, siyasî partilerin diğer tüzelkişilerdenfarklı olarak kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin esaslar Anayasal güvenceyekavuşturulmuş, kapatılmalarına yol açabilecek nedenler ise Anayasa'nın 14.maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını engelleyen düzenlemede gözetilerek tek tek sayılmış, yasakoyucuya bunların dışında düzenlemeyapmaya elverişli bir alan bırakılmamıştır.
Belirtilen düzenlemelerle Anayasa koyucu siyasîpartilerin varlıklarını sürdürmelerini esas alıp, kapatılmalarını ise ayrıkdurumlarla sınırlı tutarak, öncelikle demokratik rejimin, sağlıklı biçimdeyaşatılmasını amaçlamış, ancak korunması gereğini de göz ardı etmemiştir.
Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncüfıkrası hükümlerine aykırılığı değerlendirilirken, Anayasa'nın siyasi partilereverdiği özel önemi vurgulayan diğer kurallarının da göz önünde bulundurulmasıgerekir. Bu nedenle, siyasi partilerin, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülentüzük ve programlarındaki söylemlerinin demokratik yaşam için doğrudan açık veyakın tehlike oluşturmaması durumunda, bunların ifade özgürlüğü kapsamındakaldığının kabulü gerekir. Demokratik rejimin tüm kurum ve kurallarıylaözümsendiği ülkelerde de rejim için ciddi bir tehlike oluşturmadıkça siyasipartilerin kapatılmasına olur verilmediği gözetildiğinde çağdaş uygarlıkdüzeyinin üstüne çıkma hedefini esas alan Anayasamızın da salt ifade özgürlüğükapsamında kalan tüzük ve program düzenlemesini kapatma nedeni saydığını kabuletmek olanaklı değildir.
Tüzük ve Programında HAK-PAR'ın, genel olarak adem-imerkeziyetçi bir yönetime ağırlık verdiği, Türkiye'nin temel sorunu olarakkabul ettiği Kürt sorununu hak eşitliği temelinde çözmeyi seçmenine vaadettiğigörülmektedir.
Tüzük ve Programında ifade edildiği biçimde Parti'nin,Kürt sorunu olarak ele alıp değerlendirdiği soruna, kendine göre çözümönerileri getirmesi, vatandaşlık temelinde ulus kavramının reddi olaraknitelendirilemez. Kapatma davasının Parti'nin kuruluşundan kısa bir süre sonraaçıldığı da gözetildiğinde, belli bir sorunun varlığına ve buna dair çözümönerilerine ilişkin ifadelerin demokratik bir rejimde düşünce ve ifadehürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Gerek iddianamede gereksesonraki aşamalarda, Parti'nin söz konusu amaçları gerçekleştirmek için Anayasadışı bir yöntemi uygulayacağına ilişkin herhangi bir kanıta da yerverilmemiştir.
Yukarıdaki açıklama ve değerlendirmeler çerçevesindeParti'ye, tüzük ve programında yeralan ifadelere dayanılarak yaptırımuygulanması, örgütlenme ve ifade özgürlüğüne ağır bir müdahaleoluşturacağından, İddianame'de ileri sürülen gerekçelerle Parti hakkındakapatma ya da yerine başka bir yaptırım uygulanması demokratik bir toplumdazorunlu bir tedbir niteliğinde görülemez.
Açıklanan nedenlerle Hak ve Özgürlükler PartisininAnayasa'nın 69. maddesinin beşinci fıkrası ve 2820 sayılı Siyasî PartilerYasası'nın 101. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kapatılmasıisteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK bu görüşlere katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın, Hak ve ÖzgürlüklerPartisi'nin kapatılmasına karar verilmesi istemini içeren 14.3.2002 günlü,SP.115 Hz. 2002/3 sayılı İddianamesi ve ekleri, konuya ilişkin rapor, ilgiliAnayasa ve yasa kuralları okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Hak ve Özgürlükler Partisi'nin kapatılma davasındayapılan oylamada, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK'ın "Parti'ninkapatılması", Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Serruh KALELİile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın ise "Parti'nin kapatılmaması" gerektiğiyolundaki oyları sonucunda, Anayasa'nın 149. maddesinin birinci fıkrasındabelirtilen nitelikli çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle kapatılma istemininREDDİNE,
B- Gereği için karar örneğinin Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'na gönderilmesine,
29.1.2008 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Davalı Parti'nin amacını ve sürdüreceğifaaliyetlerini açıkça ortaya koyan Tüzüğü'nün "Partinin Amacı"başlıklı 3. maddesinin 4. ve 5. paragrafları ile davalı Parti Programı'nın 2.sahifesindeki "TÜRKİYE DEĞİŞMEK ZORUNDA" başlıklı bölümün 3., 4., 5.,16. ve 21. paragrafları ve yine "Program"ın 4. sahifesindeki"YENİDEN YAPILANDIRMA" başlıklı bölümün 3., 4., 6., 8., 9., 11.paragrafları ve "Program"ın 5. sahifesindeki 2., 5., 8., 9. ve 10.paragraflar incelendiğinde, Anayasa'nın 68. maddesinde belirtilen"...devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne..." açıkçaaykırı görüş ve değerlendirmelere yer verildiği anlaşılmaktadır.
2- Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenendüzenleme, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkinmilletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesinedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esasalınacağını öngörmektedir.
Anayasa'nın 69. maddesinin beşinci fıkrası ise birsiyasi partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine(dava konusunda devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına)aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verileceğini belirtmektedir.
Davanın somutunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin11. maddesiyle çeliştiği ileri sürülen "iç norm" bir yasa kuralıdeğil, Anayasa hükmüdür. Dolayısiyle, Anayasa'nın 90. maddesinin davadauygulama kabiliyeti yoktur. Yine Anayasa'nın 138. maddesine göre hâkimler"...Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verirler..." ve bu nedenle de Anayasa Mahkemesinin bu somut Anayasalkurallar dururken, yorum yoluyla doğrudan AİHM içtihadını esas alarak hüküm tesisetmesi söz konusu edilemez.
Anayasa (Md. 68 ve 69) açıkça bir siyasi partinin tüzükve programının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına aykırıolması halinin varlığını tek başına kapatma nedeni saydığından ve bununötesinde söz konusu yasak doğrultusunda eylem ve faaliyette bulunma haliniaramadığından, ayrıca bu hal Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesininikinci fıkrasındaki "meşru amaç" sınırları içerisinde kaldığından; buyönü itibariyle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir normunvarlığından bahsedilemez. Dolayısıyla, belirtilen Anayasal düzenlemenindemokratik bir toplumda zorunlu bir müdahale olarak değerlendirmesi gerekir.
3- Açıklanan nedenlerle, davalı parti hakkında koşullarıoluştuğundan, Anayasa'nın 68 ve 69. maddeleri ve 2820 sayılı Siyasî PartilerKanunu'nun 101. maddesi uyarınca hüküm tesisi gerektiği kanısına vardığımızdan,aksi yöndeki karara katılamıyoruz.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK