ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2002/2 (SiyasîParti Kapatma)
Karar Sayısı:2009/1
Karar Günü:09.07.2009
R.G.Tarih-Sayı:12.02.2011-27844
DAVACI: YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: TürkiyeSosyalist İşçi Partisi
DAVANIN KONUSU: Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen yasaklara aykırı eylemlerinedeniyle Davalı Parti'nin Anayasa'nın 69. ve Siyasi Partiler Yasası'nın 101.ve 103. maddeleri uyarınca temelli kapatılması istemi.
I- DAVAYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kapatılma istemli6.6.2002 günlü ve SP.49 Hz.2002/9 sayılı İddianamesi şöyledir:
'GİRİŞ:
Çağdaş demokrasilerde, yurttaşların devlet yönetiminekatılmaları, genel ve eşit oy hakkı ile sağlanır. Kişilerin sahip olduklarıdeğişik siyasal görüşleri, seçim yoluyla oy hakkı çerçevesinde birleştirerekiktidara ulaşmayı amaçlayan ise, siyasal partilerdir. Tüzük ve programlarıdoğrultusundaki çalışmaları ile ulusal istencin (iradenin) oluşmasındaki rol vegörevleri nedeniyle siyasal partilerin demokratik siyasi yaşamdaki önemleritartışmasızdır.
Siyasal partiler, belli siyasal düşünce ve amaçlarçerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıpayrılabildikleri kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşmasında diğer kurumlardan dahadeğişik etkisi bulunan siyasal partiler yurttaşların istem ve özlemleriningerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır.
Siyasal partilere ilişkin Anayasa kurallarıincelendiğinde Anayasa koyucunun, bu konuya özel önem ve değer vermiş olduğuaçıkça görülmektedir. Anayasa, temel ilke olarak siyasal partilerin kuruluş veçalışmalarının özgürlük içinde olması gerektiğini öngörmektedir.
Anayasa'nın 68. maddesinin birinci fıkrasında,'Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerdenayrılma hakkına sahiptir' ilkesine yer verilerek ikinci fıkrasında, 'Siyasipartiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır' denildikten sonraüçüncü fıkrasında da 'Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar veAnayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler' kuralına yerverilmiştir.
Siyasi partilerin demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmezöğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içindebulunmaları, onların her istediklerini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasalpartilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma veçalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bubelirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.Nitekim Anayasa'nın ikinci maddesinde 'Türkiye Cumhuriyeti, (') demokratik, (')bir hukuk Devletidir.' denilmektedir. Hukuk devleti de, her şeyden önce hukukunüstünlüğünü kabul eden ve koruyan devlettir.
Siyasal partilerin, uyacakları esasların Anayasa'da yeralması, çalışmaların Anayasa ve yasa kurallarına uygunluğunun özel biçimdedenetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamınvazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır.
Anayasa'nın, 68. maddesinin dördüncü fıkrasında, 'Siyasipartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez.' diye belirtildikten sonra, 69. maddesinin altıncı fıkrasında da, 'Birsiyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak onun bu niteliktekifiillerinin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespitedilmesi halinde karar verilir.' dördüncü fıkrasında ise, 'Siyasi partilerinkapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine AnayasaMahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanır.' denilmişti.
Görülüyor ki, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusalistencin gerçekleşmesinde başlıca araç oluşları, Anayasa koyucu, siyasal partileriöteki tüzelkişilerden farklı görerek kapatılma nedenlerini Anayasa'da özelbiçimde düzenlemiştir.
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan partilerin, sosyalve siyasal yaşamdaki etkileri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rollerinedeniyle, Anayasa koyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutarak,kurulmalarını, çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecekyöntem ve kuralları, özel olarak belirlemekle kalmamış, Anayasa'nın 69.maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'dabelirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenlemesini deöngörmüştür.
Anayasa'nın anılan buyurucu kuralı uyarınca çıkarılan2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nda; siyasi partilerin kuruluşlarındanbaşlayarak çalışmaları, denetimleri ve kapatılmaları konularında, belirli birsistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde,Anayasa'da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları için AnayasaMahkemesi'nde dava açılacağı öngörülmüştür.
Davalı siyasi parti, gerekli bildiri ve belgeleri03.01.1993 günü İçişleri Bakanlığına vermesiyle Siyasi Partiler Yasası'nın 8.maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Genel Merkez ve ilmerkezinin bulunduğu binada 12.12.2000 günü yapılan aramada silahlı örgütüyelerinin resimleri, döviz ve pankartları bulunmuştur. Bu nedenle davalıpartinin Genel Başkanı Turgut KOÇAK ile merkez yürütme kurulu üyesi Hasan YAVAŞve Necmi ÖZYURDA hakkında parti binalarını silahlı çetelerin organize ettiğieylemcilere bilerek açtıkları ve binalarının bir kısmının tamamen onlarınhizmetine verdikleri nedeniyle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetBaşsavcılığınca 'Hürriyetçi demokratik düzeni yıkarak yerine komünist birdüzeni kurmak için kurulu silahlı çetenin hal ve vasfını bilerek yardım etmek'suçundan 09.01.2001 gün ve 2000/620 Hazırlık, 2001/5 Esas sayılı iddianame ilekamu davası açılmıştır. Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince, sanıklarınatılı suçtan dolayı; TCY.nın 169, 59, 40, 31 ve 3713 sayılı Yasa'nın 5.maddeleri uyarınca sonuç olarak 3'er yıl 9'ar ay ağır hapis cezası ilecezalandırılmalarına ve 3'er yıl süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarınakarar verilmiş ve bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanarak kesinleşmiştir.Parti Genel Başkanı ile Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin ayrıntılarına aşağıdayer verilecek olan mahkemece saptanan eylemlerinin, Anayasa ve Siyasal PartilerYasası'na aykırılık oluşturduğu kanısına varılmıştır.
II- DAVA KONUSU EYLEMLER
Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 15.5.2001günlü 2001/7 esas ve 2001/70 sayılı kararında belirtildiği gibi, adı geçen davalıparti Genel Başkanı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri hakkında açılan kamudavası TCY.nın 169. maddesinden kaynaklanan silahlı örgüt mensuplarına yardımve yataklık suçuna ilişkindir. Davaya konu olay şöyledir:
12.12.2000 günü F tipi cezaevlerini protesto eden ve ölümoruçlarına destek veren örgüt mensupları davalı partinin Genel Merkez ve ilörgütünün bulunduğu, Ziya Gökalp caddesindeki binası önünde gösteri yapmayabaşlamışlardır. Göstericilerin gösteri sırasında, Güvenlik kuvvetleri saldırıdabulunmaları üzerine Güvenlik kuvvetlerinin de gösteri yapanlara müdahale ettiğive gösteri yapanların da çevredeki binalara kaçtıkları bundan dolayı da davalıparti binasının olay günü arandığı anlaşılmıştır.
Mahkemece kabul edilen duruma göre davalı partinin Genelmerkez binasında yapılan aramada << '2x1.5 ebadında kırmızı bez üzerinesarı harflerle yazılmış 'yaşasın ölüm orucu, direnişimizin zaferi', 4x2.5ebadında sarı bez üzerine kırmızı harflerle yazılmış, 'Buca-Ümraniye-Ulucanlar'evlatlarımız hiç teslim olmadı ki', Tiyadlı aileler imzalı, 3x1.5 ebadındakırmızı bez üzerine sarı harflerle yazılmış 'Hücreler ölümdür, karşı çıkalım'ibareli bez pankartların ve aynı zamanda 'Hayati Can-Bayrampaşa Cezaevi TKP/ML,Hicabi Küçük- Bursa Cezaevi TİKB, Ali Ayata- Bursa Cezaevi TKP/ML, MüjdatYanat- Aydın Cezaevi DHKP/C, Bilginç Özkeskin- Bayrampaşa Cezaevi DHKP/C,Tahsin Yılmaz- Bayrampaşa Cezaevi TİKB, Hüseyin Demircioğlu Ankara KapalıCezaevi MLKP, Aygün Uğur Ümraniye Cezaevi TKP/ML, Altan BerdanKerimgiller-Bayrampaşa Cezaevi DHKP/C, Osman Akgün-Bayrampaşa Cezaevi TİKB,Alye İdil Ekmen-Çanakkale Cezaevi DHKP/C isimli şahışların 20x40 ebadındafotoğrafları ve ayrıca hücrelere izin vermeyeceğiz Ankara Tiyad imzalı,'Hücrelere değil, Sağlığa Bütçe, Tutsak Yakınları imzalı' evlatlarımızıöldürtmeyeceğiz, Tiyadlı aileler, yaşasın açlık grevi direnişimiz Tiyadlıaileler, F tipi kapatılsın, Tutsak aileleri imzalı' ibareli dövizlerin asılıolduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca Sosyalist İşçi Partisinin binasında yapılanaramada, vitaminli ağrı kesici ilaçlar, bebek mamaları, serum için kullanılaninffüzyon setleri, beyaz bez üzerine siyah yazılar ile yazılmış, şahıslarınüzerlerinde giydikleri, 'Yaşasın ölüm orucu direnişimiz' imzalı 10 adet,Hücrelere girmeyeceğiz Tiyad imzalı 7 adet, Hücrelere izin verme Tiyad, imzalı3 adet olmak üzere toplam 20 adet yelek, ayrıca salon içerisinde yeşil renklikenneks marka spor çanta içerisinde Tiyadlı anneler Ankara'ya yürüdü yazılı 6adet video kaseti, 1x2 ebadında kırmızı bez üzerine beyaz harflerle yazılmışyaşasın ölüm orucu direnişimiz, Tiyadlı aileler yazılı, 5x2 ebadında kırmızıbez üzerine sarı harflerle yazılı, yaşasın ölüm orucu direnişimiz Tiyadlıaileler yazılı, 5x10 ebadında kırmızı bez üzerine sarı yazılar ile yazılmış,yaşasın ölüm orucu direnişimizin zaferi, Tiyadlı aileler yazılı, 1.5x6 ebadındakırmızı bez üzerine sarı yazılar ile yazılı gıda iş 5x4 ebadında kırmızı bezüzerine sarı harflerle yazılı 'Evlatlarımız ölümlere ya siz bu yükü taşımayahazır mısınız' Tutsak aileleri imzalı, 2x3 ebadında kırmızı bez üzerine sarıharflerle yazılmış 'Yaşasın ölüm orucu direnişimizin zaferi Tiyadlı ailelerimzalı, 50x75 ebadında cezaevinde sözde işkence gördüğü iddia edilen şahıslarınkırmızı fon üzerine yapıştırılmış 25 adet fotoğrafı, tutsaklar değil katilleryargılansın, adalet istiyoruz Tiyad aileleri imzalı 1 adet, DGM'ler kapatılsın,TMY kaldırılsın, Tiyad aileleri imzalı, direniş geleneği sürüyor tutsakaileleri imzalı, anaların öfkesi katilleri boğacak şeklinde yazılmışdövizler>> bulunmuştur.
III- KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
Davalı siyasi partinin, kapatılma nedeni olarakiddianamede dayanılan ve ilgili görülen Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasıkuralları şunlardır:
A- Anayasa Kuralları
Siyasi Partilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerinkaynağı, Devletin temel öğelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan vetoplumsal uzlaşmanın temelini oluşturan Anayasa'nın aşağıdaki maddelerinde yeralan kurallardır:
Madde 68-
''
Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlenmesini teşvik edemez''
Madde 69-
''
Bir siyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak onun bunitelikteki fiillerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'ncetespit edilmesi halinde Karar verilir. (Ek cümle: 3.10.2001- 4709/25 md.) Birsiyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekildeişlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkezkarar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genelkurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bufiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğitaktirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır''
B- Siyasi Partiler Yasası Kuralları
Anayasa'nın buyurucu kuralı uyarınca çıkarılan, 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'ndaki dava konusu ile ilgili,
Madde 101- (Değişik: 12.8.1999 - 4445/16 md.) 'AnayasaMahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;
a) Bir siyasi partinin tüzük ve programının devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletin egemenliğine, demokratik ve laikcumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suçişlenmesini teşvik etmesi,
b) Bir siyasi partinin, Anayasa'nın 68 inci maddesinindördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin AnayasaMahkemesince tespiti,
c) '
Hallerinde verilir.
Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b)bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerinağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımımiktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamenyoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesinekarar verilebilir.'
Madde 103- (Değişik: 12.8.1999 - 4445/18 md.)
'Bir siyasi partinin Anayasa'nın 68 inci maddesinindördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığıhususu Anayasa Mahkemesince belirlenir.
Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partininüyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veyagenel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük MilletMeclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkçabenimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarıncakararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmişsayılır.'
IV-KAPATMA NEDENLERİ VE DEĞERLENDİRME
Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasına göre, birsiyasi partinin eylemlerinden dolayı temelli kapatılması için 68. maddenindördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinin AnayasaMahkemesince saptanması öngörülmektedir.
Anayasa'nın 68. maddesinde, 'sınıf diktatörlüğünü savunmave yerleştirmeyi amaçlama', 'suç işlenmesine teşvik etmek' eylemleri yasakeylemlerden sayılmıştır.
Sınıf diktatörlüğünü savunan yukarıda adları açıklanansilahlı örgüt mensuplarına ait, pankart, döviz ve resimleri parti binasındasaklamak bu örgütlerin eylemlerinin davalı parti tarafından benimsendiğinin vedesteklendiğinin bir göstergesidir.
Bunlarında, Anayasa'nın 68. maddesinde yasaklanan 'sınıfdiktatörlüğünü savunma' görüşünü benimseme ve 'suç işlenmesini teşvik etmek'eylemi niteliğinde olduğu açıktır. Söz konusu bu eylemlerden dolayı davalıpartinin genel başkanı Turgut KOÇAK ile merkez yürütme kurulu üyeleri HasanYAVAŞ ve Necmi ÖZYURDA'nın, mensubu oldukları partinin genel merkez binasındasilahlı örgüt mensuplarının döviz, pankart ve örgüt mensuplarının resimlerinisaklamak suretiyle, TCY.nın 169. maddesinde yazılı silahlı örgüt mensuplarınayardım ve yataklık etme suçunu işlediklerinden dolayı hükümlülüklerine kararverilmiştir.
Görülüyor ki, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasıhükmüne aykırı eylemler, Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrası ile SiyasiPartiler Yasası'nın 103. maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği gibi,partinin genel başkanı ile merkez karar yönetim organı üyeleri tarafındankararlılık içinde işlendiğinden, partinin söz konusu eylemlerin odağı durumunagelmiş sayılacağı kuşkusuzdur.
Bu nedenlerle, davalı Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin,Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerindendolayı, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın (b) bendi ile 103. maddeleri veAnayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca kapatılmasına kararverilmesi gerekmektedir.
V- SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı partinin eylemleriAnayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olduğundan, TürkiyeSosyalist İşçi Partisi'nin 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101.maddesinin (b) bendi ile 103. maddeleri ve Anayasa'nın 69. maddesinin altıncıfıkrası uyarınca temelli kapatılmasına karar verilmesi iddia ve talep olunur.'
II- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ÖNSAVUNMASI
Davalı Siyasi Parti'nin 13.8.2002 tarihli ön savunmasışöyledir:
'1) TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) 2820 sayılıSiyasi Partiler Yasası'na göre siyasi hükmi şahsiyeti haiz Anayasal birkuruluştur.
2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ait 09.01.2001tarih ve 2001/4 sayılı iddianame müstenidatında yer alan suç ve fiiller ilesuçlamaların parti tüzel kişiliği ile rabıtası bulunmaktadır.
3) Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığınaait 15.05.2001 gün ve 2001/7 E., -2001/70 karar sayılı dosya kapsamında sanıkolarak yargılanan ve aleyhlerine hüküm tesis olunan Turgut Koçak, Necmi Özyurdave Hasan Yavaş her ne kadar siyasi partimizin eski genel başkanı ve partimeclisi üyeleriyse de işlenen suç bireysel olup kendilerini ilzam etmektedir.Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı nezdinde yardım ve yataklıkfiilinden dolayı aleyhlerine kamu davası açılan sanıkların organize olarak TSİPveya TSİP tüzel kişiliği altında suç işlemleri mümkün değildir.
4) TSİP hiçbir şekilde suça ve fiile iştirak etmemiş, suçve fiilde sanıklarla irade birliği içerisine girmemiştir. Aksi halde TSİP'intüm organlarını teşkil eden yöneticileri aleyhine de dava açılması gerekirdi kifiilin niteliği ve parti tüzel kişiliği ile bir ilgisi olmaması nedeniyle buyönde dava ikamesi yoluna gidilmemiştir. Bu anlamda partimizin isnat olunanfiillerle hiçbir rabıtası bulunmamaktadır.
5) 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na göre YargıtayBaşkanlığı'nca gönderilen ihtara istinaden 05.05.2002 tarihinde partinin olağangenel kurulu yapılmış ve parti yöneticileri ve organları teşkil etmiştir.
Son savunmaya esas olmak üzere yukarıdaki kısaaçıklamalarımızın ve ön savunmamızın dosyasına alınması ve 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası uyarınca olağan genel kurulunu yapan partimiz hakkındakikapatma talebinin reddi için başvurmak zarureti hasıl olmuştur.
YASAL DAYANAKLAR: Anayasa, 2820 sayılı Yasa, ilgilimevzuatı
MADDİ DAYANAKLAR: Dosya, her türlü delail
SONUÇ: Yukarıda sunulan nedenlere ve ekli belgelereistinaden;
A-) 05.05.2002 tarihinde olağan genel kurulunu tamamlayıppartinin genel başkan ve organlarının yeniden teşkil etmesinin de göz önünealınmasıyla aleyhlerine hüküm tesis olunan Turgut Koçak, Necmi Özyurda ve HasanYavaş'ın suç ve fiillerinin partimiz ile hiçbir rabıtasının olmadığınınkabulüne,
B-) 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'na aykırı hiçbirişlem ve eylemi olmayan partimiz aleyhindeki kapatma talebinin reddine kararverilmesi hususunda Yüce Başkanlığın emir-tensip ve müsaadelerini saygılarımlaarz ederim.'
III- YARGITAY CUMHURİYETBAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.10.2002 tarihliesas hakkındaki görüşü şöyledir:
''
Davalı Parti ön savunmasında;
- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetBaşsavcılığı'nca düzenlenen 09.01.2001 tarih ve 2000/260 hz, 2001/4 sayılıiddianamede yer alan suçlamaların Parti tüzel kişiliği ile ilgisininbulunmadığını; ayrıca belirtilen dava nedeniyle Ankara 1 Numaralı DevletGüvenlik Mahkemesi tarafından 15.5.2001 tarih ve 7/70 sayılı kararla mahkumedilen Turgut Koçak, Necmi Özyurda ve Hasan Yavaş'ın eylemlerinin adı geçenkişileri bağlayacağını ve bu kişilerin Parti tüzel kişiliği adı altında suçişlemelerinin mümkün olmadığının; Parti'nin mahkumiyete konu olaylara ilişkinolarak mahkum olanlarla irade birliği içerisinde bulunmadığını;
- Adı geçen kişilerin Parti'yle ilgilerinin son bulup,yerlerine görevlendirilmeler yapılmış olduğunu belirterek, açılan davanınreddini talep etmiştir.
Davalı Parti'nin savunması Anayasa ve 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası yönünden dayanaktan yoksundur. Şöyle ki; Başsavcılığımızcadüzenlenen 06.6.2002 tarihli iddianamede de açıklandığı ve vurgulandığı üzere;
- Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasına göre,bir siyasi partinin eylemlerinden dolayı temelli kapatılması için 68 incimaddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğininAnayasa Mahkemesince saptanması öngörülmektedir.
Anayasanın 68 inci maddesinde, 'sınıf diktatörlüğünüsavunma ve yerleştirmeyi amaçlama', 'suç işlenmesini teşvik etmek' eylemleriyasak eylemlerden sayılmıştır.
Adı geçen kişilerin mahkumiyetlerine konu eylemler, Partiile ilgisi olmayacak şekilde işlenmiş değildir. Ankara Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Bassavcılığınca düzenlenen iddianamede ve bu iddianameyedayalı mahkumiyet kararında sayılan sınıf diktatörlüğünü savunan silahlı örgütmensuplarına ait, pankart, döviz ve resimlerinin partinin genel merkezindesaklanması ve bulundurulması, bu örgütlerin eylemlerinin davalı partitarafından benimsendiğinin ve desteklendiğinin bir göstergesidir.
Anayasanın 68 inci maddesinde yasaklanan 'sınıfdiktatörlüğünü savunma' görüşünün benimsenmesinin 'suç işlenmesini teşviketmek' eylemi niteliğinde olduğu açıktır. Söz konusu bu eylemlerden dolayı(Başsavcılığımız Siyasi Partiler Sicil Bürosu kayıtlarına göre suç tarihiitibarıyla) davalı Partinin Genel Başkanı olan Turgut Koçak ile merkez yürütmekurulu üyeleri olan Hasan Yavaş ve Necmi Özyurda'nın, mensubu olduklarıpartinin genel merkez binasında silahlı örgüt mensuplarının döviz, pankart veörgüt mensuplarının resimlerini saklamak suretiyle, TCY'nın 169 uncu maddesindeyazılı silahlı örgüt mensuplarına yardım ve yataklık etme suçunuişlediklerinden dolayı hükümlülüklerine karar verilmiştir.
Görülüyor ki, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncüfıkrası hükmüne aykırı eylemler, Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasıile Siyasi Partiler Yasasının 103 uncu maddesinin ikinci fıkrasındabelirtildiği gibi, partinin genel başkanı ile merkez karar ve yönetim organıüyeleri tarafından kararlılık içinde işlendiğinden, partinin söz konusueylemlerin odağı durumuna gelmiş sayılacağı kuşkusuzdur.
- Mahkum olan kişiler yerine parti organlarında başkaüyelerin görevlendirilmesi hususu, açılan dava 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 102 nci maddesine dayanmadığından sonuca etkili değildir.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin, Başsavcılığımızcadüzenlenen iddianame ile yukarıda belirtilen nedenlerle, Anayasanın 68 incimaddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden dolayı, 2820sayılı Siyasi Partiler Yasasının 101 inci maddesinin (b) bendi ile 103 üncümaddeleri ve Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrası uyarınca(fiillerinin ağırlığı da gözetildiğinde) temelli kapatılmasına karar verilmesigerekmektedir.
SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Başsavcılığımızcadüzenlenen 06.6.2002 tarih ve 2002/9 hz. sayılı iddianame doğrultusunda TürkiyeSosyalist İşçi Partisi'nin temelli kapatılmasına karar verilmesi talep olunur.'
IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİSAVUNMASI
Davalı Siyasi Parti'nin yaptığı 21.4.2003 tarihlisavunması şöyledir:
'AÇIKLAMALAR
Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin olarakmahkemenizce kullanılan yetkinin, 'yargılama yetkisi' niteliğinde olduğu veparti tüzel kişiliği açısından yaratacağı sonuçlar bakımından bir ceza davasısayılması gerektiği açıktır. Temel Hak ve Özgürlükler rejimi açısından adil biryargılanma sonucu verecek 'alenilik, sözlülük, karşılıklılık, silahlardaeşitlik' ilkelerinin bir ceza yargılaması açısından ancak duruşma ile teminedileceği göz önünde bulundurularak, 18.06.2002 tarihli mahkemeniz kararının 7.fıkrasında öngörülen dinleme ile yetinilmeyerek
YARGILAMANIN DURUŞMALI YAPILMASINI talep ediyoruz.
1) Gerek 06.06.2002 tarihli iddianamede, gerekse25.10.2002 tarihli davanın esası ile ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıgörüşünde parti kapatma isteminin Anayasanın 68. maddesinin 4. fıkrasındabelirtilen yasaklara aykırı eylemlere dayandırıldığı görülmektedir. Bu durumdaiki hususun altı çizilmelidir:
A- Başsavcılıkça 'eylemler' değil, tek bir gün ve tek bireylem gösterilmektedir. Bu, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2001/7E. 2001/70 K. sayılı 15.05.2001 tarihli kesinleşmiş hükmünde değinilen olaydır.Sözü geçen tek olayın Anayasanın 68. maddesinin 4. fıkrasında ve 2820 sayılıSiyasi Partiler Kanunu'nun 101/b maddesinde sözü edilen 'odak haline gelme'anayasal kavramını karşılayıp karşılamadığı tartışılacaktır.
B- Bu durumda Başsavcılık, 2820 sayılı Siyasi PartilerKanunu'nun 101/a bendi kapsamında herhangi bir iddia ileri sürmemekte, başkabir deyişle Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP)'nin tüzük, program ve diğertemel yazılı belgelerinde Anayasanın 68. maddesinin 4. bendi yasaklarınaherhangi bir aykırılık görmemektedir. Bu nedenle dava dosyası içerisinde hiçdeğinilmemiş olan parti tüzüğünün başsavcının iddialarını çürütücü niteliği gösterilmeyeçalışılacaktır.
A-l)
- TSİP, Siyasi Partiler Yasasının 8. maddesine göre tüzelkişilik kazandığı 03.01.1993 tarihinden bu yana hiçbir soruşturma yahutkovuşturmaya uğramamıştır.
- Bu tarihten bu yana hiçbir TSİP üyesi, Anayasanın 68.maddesi 4. fıkrasında öngörülen parti yasaklarının Türk Ceza Kanunu ve TerörleMücadele Kanunu'ndaki karşılıklarını düzenleyen herhangi bir ceza kovuşturmasıgeçirmemiştir.
- F tipi kapalı cezaevlerine karşı 20.10.2000 tarihindenbaşlayarak günümüze kadar süren çeşitli ve kapsamlı protesto etkinliklerineilişkin 2911 sayılı Yasaya, Basın Kanununa, Terörle Mücadele Kanunu'namuhalefet nedeniyle Ankara Mahkemelerinde açılmış bulunan 100'e yakın davadaparti tüzel kişiliğine, yöneticilerine veya üyelerine yönelik bir suçlama önesürülmemiştir. Oysa; aynı dönem içerisinde Türk Tabipleri Birliği MerkezKonseyi Onur Kurulu, Tüm Yargı Sen Genel Merkezi Yönetim Kurulu, İnsan HaklarıDerneği Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, Halkevleri Mamak ve Dikmen ŞubeleriYönetim Kurulları, Tutuklu Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği YönetimKurulu üyeleri hakkında cezalandırma ve tüzel kişilikler için kapatma taleplidavalar açılmıştır. TSİP'in bu alanda etkin ve yasadışı bir faaliyetibulunsaydı soruşturma ve kovuşturma yürütülmüş olacağı açıktır.
Yukarıda 3 bent halinde değerlendirdiğimiz temelde, PartiTüzel kişiliğinin 'F Tipi Kapalı Cezaevlerinin protesto edilmesi' konulu 'yoğunbir biçimde işlenmiş, süreklilik ve kararlılık içinde tekrarlanmış, tek tek vetoplu olarak değişik zaman ve mekanlarda gerçekleştirilen, partinin yöneticikademeleri ve yetkili kurullarında açıkça veya zımnen benimsenmiş' birfaaliyeti bulunmadığı ortadadır. Bu sayılanların 'odak olma' Anayasalkavramının kapsam ve mahiyetini oluşturdukları tartışmasızdır. (AnayasaMahkemesi 1998/2 E., 1998/1 K. Başkanvekili Güven DİNÇER'in değişik gerekçeşerhi.)
A-2)
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun mülga 103.maddesinin 2. fıkrasında 'suç mihrakı haline gelme' şartları sayılmakta idi veparti üyelerinin parti yasaklarına aykırı davranışlarından dolayı hüküm giymişolmaları, bunlar arasındaydı. Oysa bugünkü düzenlemede; partinin önceki GenelBaşkanı Turgut KOÇAK, önceki Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Hasan YAVAŞ ve öncekiüye Necmi ÖZYURDA hakkında, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafındanverilen hükmün, yürürlükteki yasaya göre 'odak olma' sorunu ile herhangi birilgisi bulunmayıp ancak 2820 sayılı Yasanın 102. maddesi kapsamındaüyeliklerinin sona erdirilmesi değerlendirilmesine konu edilebileceği açıktır.Oysa Başsavcının bu konu ile ilgili herhangi bir girişimi olmamıştır.
Dosyanız içerisindeki 04.06.2002 tarihli tutanağıntamamen yanlış bilgiler içerdiği, yaptığımız başvuruya verilen 03.04.2003tarihli cevaptan anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle kanatma davasınınanılmasından tam 1 ay önce yapılan büyük kongrede adı geçen kişilerin parti ileilişkileri tamamen kesilmiştir. 05.05.2002 tarihli kongre hazirun cetvelinde deisimleri bulunmamaktadır.
Gerek bu tutanağın ve buna dayalı olarak hazırlananiddianame ve mütalaanın gerekse Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesiişlemlerinin bir başka önemli maddi hataya daha dayandığı anlaşılmaktadır.Necmi ÖZYURDA partinin hiçbir yönetici kurulunda bulunmayıp sadece üyesidir.Ancak çeşitli aşamalarda belirtilmiş olmasına rağmen iddia makamlarının bukonudaki maddi hatası düzeltilememiştir.
A-3)
İddianamenin tek dayanağı olan Ankara 1 No'lu DevletGüvenlik Mahkemesi kararı, bu yargılamaya esas alınabilecek nitelikte değildir.
- Dönemin kolluk politikaları ve siyasal konjonktürünedeniyle tamamen F tipi cezaevi protestolarının kontrol altına alınmasıamacıyla, yani önleyici kolluk psikolojisi içerisinde verilerekkesinleştirilmiş bulunan bu karar, adil ve hukuksal değildir. Nitekim Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinde devam etmekte olan bir başvurunun konusudur.Başvuruların kabulü halinde, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu'nun değişik 327.maddesi uyarınca yargılamanın iadesi talebine konu edilecektir. Zira mahkemenizönündeki yargılamada temel kabul edilmiş olması, bu adaletsiz hükmünsonuçlarının tazminat ile ortadan kaldırılamayacağının en önemli göstergesidir.
- Bu hükmün gerekçesinde bizzat kıdemli hakim üyetarafından muhalefet şerhiyle belirtilen hususlar göz önüne alınmak zorundadır.'Pankart, döviz ve diğer malzemelerin sanıklar tarafından parti binasınakonulduklarına dair delil bulunmadığı' sanıkların bu malzemelerin kendilerineait olmadığı yönündeki savunmalarının aksi ispat olunmadığı... salt partibinasında bulunmasının suç teşkil etmeyeceği' açıktır.
12.12.2000 günü, Parti Genel Merkezinin de bulunduğu Ziya Gökalp Caddesi'nin Kızılay'a yakınkesiminde büyük toplumsal olaylar ve karışıklıklar meydana gelmiş 'Ülkücü'olarak bilinen gruplarca partinin kapısı kırılmak suretiyle içeri girilerekağır zarar verilmiştir. Temin ederek sunmaya çalışacağımız Ulusal Basın veYayın Kanallarında yayımlanmış görüntülerde partinin camlarından sokağa'Bozkurt işareti' yapan, bayrak sallayan ve eşyaları caddeye fırlatan kişilerbulunduğu görülebilecektir. Tüm bu olaylar sırasında yargılanan sanıklar dadahil olmak üzere hiçbir parti üyesinin binada bulunmadığı, yine kolluktarafından yapılan arama ve zaptetmeye de hiçbir parti temsilcisininkatılmadığı açıktır. 12.12.2000 tarihinde Kızılay'da saldırıya uğrayan ve Ftipi hapishaneleri protesto etmek amacıyla bir araya gelmiş kalabalığın,kendilerine saldıran siviller ve kolluk görevlilerinden kurtulabilmek içiniçerisinde Özgürlük ve Dayanışma Partisinin (ÖDP), Eğitim Sen 1 No'lu Şubenin,Pir Sultan Abdal Derneği Genel Merkezi'nin de bulunduğu binaya kaçtıklarıtartışmasızdır.
Aynı gün yapılan kolluk aramalarında sokakta, binaiçerisinde ÖDP Ankara İl Merkezine ait dairede aynı nitelikteki döviz vepankartlardan çokça ele geçmiş ve bu husus tutanak altına alınmıştır. Aynıpankart ve dövizlerin zaptedildiği ÖDP hakkında herhangi bir soruşturmayapmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının TSİP hakkındaki tutumunu anlamakmümkün değildir.
Parti ile hiçbir ilişkisi bulunmayan ve sokaktakiçatışmalardan kaçan kişilerin ellerinde döviz ve pankartlar bulunduğu, bizzatmahkeme tarafından da (Gerekçeli karar sayfa 4) belirtilmektedir. Olaylarsonunda bir çoğu yaralanan ve bir kısmı gözaltına alınan bu kişilerden'yasadışı silahlı örgüt mensubu' diye söz etmek hem hüküm mahkemesinin hem dedosyanızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının içerisine düştüğü ağır ve kabuledilemez bir hukuksal yanılgıdır. Sadece bir kısmı hakkında o da 2911 sayılıYasaya muhalefetten dava açılan bu kişilerden tamamına yakını beraat etmişyahut haklarında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir.Hukuksal kabul edilemeyecek ön yargılarla isimleri ve haklarındaki hukuksalsüreç dahi bilinmeyen bu kişilere 'silahlı örgüt üyesi' yaftasınınyapıştırılması dayanaktan yoksundur.
- Ortada yasadışı silahlı örgüt mensubu bulunmadığı gibiTürk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi kapsamında bir yardım ve yataklık faaliyetide söz konusu değildir. Ancak ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunduğugöz önüne alınarak sorunun; sanıklar Turgut KOÇAK, Hasan YAVAŞ ve Necmi ÖZYURDA'nın'yasadışı silahlı örgütlere yardım' edip etmedikleri değil, dosya içerisindekimaddi oluşun, 2820 sayılı Kanunun 101. maddesi b bendi ve Anayasanın 68.maddesi 4. fıkrası kapsamında TSİP'in 'odak olma' Anayasal tanımına girmesinisağlayıp sağlamadığıdır. Başka bir deyişle, bizce adil ve hukuksal olmamasınarağmen tek bir sanık için yardım ve yataklık yönünde kesin bir hükme konuedilmiş davranışının, o kişinin üyesi olduğu parti için de aynı anda odak olmasonucunu doğurmaya yeterli veya elverişli olup olmaması sorunudur. Yukarıda dadeğindiğimiz gibi odak olma, münferit bir olaya veya birkaç olaya bağlanamaz,belirli yönde yoğun-sürekli-kararlı siyasal eylem ve söylemler bütünlüğügerektirir. Tek bir güne, tek bir olaya yahut tek bir üveye davalı kararların okişinin cezalandırabilmesine yettiği durumlarda bile odak olma haline yeterligelmeyeceği açıktır.
B-l)
Parti tüzüğünün, Amaç başlıklı 1. maddesinin b bendinde 'TürkiyeSosyalist İşçi Partisi'nin amacı, sosyalizme giden yolda ülkemizin emperyalizminve yerli ortaklarının tahakkümünden kurtularak özgürleşmesi, halkın demokratikiktidarının kurularak doğrudan sosyalizme geçilmesidir.' Örgüt yapısı üstbaşlığını taşıyan 10. maddesinde yer alan 'Parti örgütü merkez organları, ilve ilçe örgütleri, TBMM, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi gruplarındanoluşur.' ibarelerinden açıkça anlaşılacağı gibi parlamenter ve demokratikilkeler çerçevesinde kurulmuş ve teşkilatlanmıştır. Gerek 1974-1980 yıllarıarasındaki 1. kuruluş gerekse 1993'ten günümüze devam eden 2. kuruluşdönemlerinde Anayasal parlamenter rejimin yasadışı ve şiddet temelindedeğiştirilmesini öngören hiçbir siyasal eylemi yahut eğilimi bulunmamış ve bukapsamda her hangi bir suçlama ile karşılaşmamıştır.
Köklü ve uzun süreli bir sosyalist-siyasal faaliyetgöstermiş olan partinin siyasal yelpaze içerisinde önemli kategorikfaklılıklarla yahut ideolojik ve siyasal ilkelerle ayrıldığı silahlı siyasalfaaliyetleri teşvik veya kışkırtmak ile suçlanması tarihsel ve siyasal açıkgerçeklerle bağdaşmamaktadır.
TSİP'in tüzük ve programı ortadayken, 1974 yılından buyana herhangi bir yasadışı silahlı faaliyetle ne siyasal ne de hukuksal olarakilişkilendirilmemişken, başka ve silahlı siyasal faaliyetleri teşvik ettiğiyahut bunlara yardım ve yataklık ettiği, bu amaçla bir odak haline geldiğiiddiası hem siyasal hem de hukuksal literatür yönünden anlamdan yoksundur.
Adı geçtiği iddia olunan DHKP-C, TKP/ML, MLKP, TİKBörgütleri hakkında mahkemenizce de bilgi sorulmuş ve gelecek bilgininyargılamanın esasında kullanılacağı izlenimi oluşmuştur. Bu isimler neredenelde edilmiştir' Parti binasında bu isimlerin yer aldığı örgütsel dokümanlar,yayın organları, belgeler, imzalı yazılar BULUNMAMAKTADIR. Söz konusu örgütisimleri 1996 yılında Türkiye çapında cezaevlerinde yürütülen açlık grevi veölüm orucu eylemlerinde yaşamını yitirmiş tutuklu ve hükümlülerinfotoğraflarının yapıştırılı bulunduğu bir dövizden alınmıştır. Örgüt adlarınınkullanılma yeri, fotoğrafı verilen kişinin hangi cezaevinde ve hangi siyasidavadan tutuklu veya hükümlü bulunduğunu belirtir fotoğraf altıaçıklamalarıdır. Örneğin; Hayati CAN - Bayrampaşa Cezaevi - TKP/ML, HicabıKÜÇÜK - Bursa Cezaevi - TİKB, Müjdat YANAT - Aydın Cezaevi -DHKP-C gibi...
1996 yılında yaşamını yitirmiş bu kişilerden çoğu henüztutuklu iken ölmüş olup sadece yargılandıkları davaları gösterir bu fotoğrafaltı ibaresinin sanki adı geçen örgütlerin sağ, faal ve kesinleşmiş hükümlerile örgütsel bağları sabitlenmiş mensuplarıymış ve desteklenmeleri yoluylaörgütlere yardım ediliyormuş şeklinde yorumlanmasının hukuken kabul edilebilirolmadığı ortadadır. Bu kişilerin isim ve fotoğrafları ile yargılandıklarıdavaların ve siyasal örgüt isimlerinin belirtildiği bir çok gazete, kitap veyayın serbestçe satılmakta hakkında dava açılmış olan bir kısmı hakkında daberaat kararı verilmiştir.
SONUÇ VE İSTEM:
1. Açıkladığımız nedenlerle; davamızın duruşmalı olarakgörülmesine,
2. Savunmalarımız ve duruşmada yapacağımızdeğerlendirmeler ile sunduğumuz tüm delil ve belgeler göz önünde bulundurularakdavanın reddine karar verilmesini dilerim. Saygılarımla. 21.04.2003'
V- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NIN SÖZLÜAÇIKLAMASI İLE DAVALI PARTİ TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ SAVUNMALARI
Anayasa Mahkemesinin Çalışma ve Yargılama Usûlü'nübelirleyen Anayasa'nın 149. maddesinin son fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi,31.10.2002 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının sözlü açıklamasını,7.11.2002 tarihinde ise davalı siyasî parti temsilcilerinin sözlü savunmalarınıdinlemiştir.
A-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Sözlü AçıklamasıBaşsavcının sözlü açıklaması şöyledir:
'BAŞKAN - 5 Haziran 2003 Perşembe Saat 10.03
Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılması istemiyleaçılan, esas 2002/2 Siyasî Parti Kapatma Sayılı Davanın 7.5.2003 günündeyapılan inceleme toplantısında, Anayasanın 149 uncu maddesinin son fıkrası ve2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanunun 33 üncü maddesi gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınındinlenmesine karar verilmekle;
Başkan Mustafa Bumin,
Başkanvekili Haşim Kılıç,
Üyeler: Yalçın Acargün, Sacit Adalı, Ali Hüner, FulyaKantarcıoğlu, Ertuğrul Ersoy, Tülay Tuğcu. Ahmet Akyalçın, Enis Tunga ve MehmetErten'den oluşan Kurul yerini aldı.
Raportör Kemal Başlar yerinde.
Ses Teknisyeni Kadir Karagülmez ile daha önce yeminleriyaptırılan stenograflar Cengiz Tanrıverdi ve Alaaddin Ayten hazır.
Sayın Nuri Ok, ses düzeni itibariyle konuşmalar bandaalındığından açıklamaların kürsüden yapılması gerekmektedir.
Buyurun Sayın Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI NURİ OK -Sayın Başkan,Türkiye Sosyalist İşçi Partisi hakkında açılan temelli kapatılma davasınailişkin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere huzurunuzda bulunuyorum; şahsınızda,Yüksek Mahkemenizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi hakkında Başsavcılığımıztarafından 5.6.2002 tarihinde Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasınaaykırı eylemlerin odağı haline geldiğinden dolayı, 69 uncu maddesinin altıncıfıkrasıyla, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 101 inci maddesinin birincifıkrasının (b) bendi uyarınca temelli kapatılması istemiyle dava açılmıştır.
12.12.2000 tarihi saat 12.30'sularında, Ankara'nınSakarya Caddesinde F-Tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla, yasal olmayanşekilde toplanan bir gruba, güvenlik kuvvetlerince müdahale edilmesi üzerine,eylemcilerin bir bölümü, Türkiye Sosyalist İşçi Partisine ait binaya girmiş, bubinadan, güvenlik kuvvetlerine yönelik olarak, taşlı, sopalı saldırılardabulunulmuş ve iki güvenlik görevlisi, atılan taşlar nedeniyle yaralanmıştır.
Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinin aynıtarihte verdiği arama kararı üzerine, saat 14.30 sıralarında binaya girengüvenlik görevlileri, binanın ikinci katında eşyalarla oluşturulan,barikatlarla karşılaşmışlar, ancak, bu barikatlar bertaraf edilerek, yasal veyöntemine uygun olarak davalı partinin aynı adresteki genel merkez ve Ankara İlBaşkanlığı birimlerinde arama yapmışlardır.
Davalı partinin, genel merkez ve Ankara İl Başkanlığıolarak kullanılan adreste, sınıf diktatörlüğünü savundukları tartışmasız olanTürkiye Komünist Partisi Marksist ve Leninist, Türkiye İhtilalci KomünistlerBirliği, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi, Marksist ve Leninist KomünistPartisi silahlı örgüt mensuplarının pankart, döviz ve resimleri elegeçirilmiştir.
Arama tutanağı incelendiğinde, bunların, parti binasınıniç duvarlarında asılı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, duvarlarda ölüm orucueylemlerinde ölen örgüt mensuplarının isim ve resimleri de yer almaktadır.
Yine anılan örgüt mensuplarının cezaevlerindeki ölümoruçlarını destekleyen dövizlerle ölüm oruçlarında kullanılan sağlıkmalzemeleri de elde edilmiştir. Bu malzemelerin miktarı, bireysel kullanımboyutunu aşmakta olup, parti binasına polis takibinden kaçan kişilercegetirilip bırakılmış değildirler. Resim, pankart ve dövizlerin bir kısmı, çokönceden düzgün bir şekilde teşhir amaçlı olarak duvarlara yerleştirilmiş veasılmıştır.
12.12.2000 tarihindeki bu eylemden önce, 5.12.2000 tarihindeaynı yerde yapılan ve gene cezaevlerini konu alan eyleme katılanların birbölümü, davalı partinin aynı adresinden çıkarak bu eyleme katılmışlardır. Bukonuda Devlet Güvenlik Mahkemesinin sözünü ettiğimiz dava dosyasında tutanakmevcuttur.
Kaldı ki, adı geçen mahkemeden verilen ve kesinleşenmahkûmiyet kararları mevcut olan Turgut Koçak, Hasan Yavaş ve NecmiÖzyurda'nın, gerek cumhuriyet savcılığı gerekse Devlet Güvenlik Mahkemesi yedekhakimliğindeki ifadelerinde, ölüm oruçlarına katılan kişilerin, annelerinin veyakınlarının partilerine ait binada ölüm orucu eylemleri süresince ve buoruçlara destek olmaları amacıyla misafir edildikleri ifade edilmiştir.
Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, F Tipi cezaevleriniprotesto eden ve silahlı örgüt mensuplarını savunan grubun girdiği davalıpartiye ait binanın, polis takibi üzerine aniden gelişen ve kaçış yolu üzerinderastlantı sonucu zorunlu olarak girilen bir sığınma yeri olmadığının kabulügerekir. Bu yere girip sığınmaları, partiden, bu konuda çok önceden berigörmekte oldukları destek ve yardımdan dolayı özellikle, seçilmiş saklanma vekorunma yeri nedeniyledir.
Çünkü, davalı parti, bu konulardaki örgüt mensuplarınıngeçmişteki eylemlerini benimsemekte, desteklemekte ve gündemde tutmaktadır. Bukonuda sadece 12.12.2000 gününe mahsus bir durum söz konusu değildir. Anılanpartinin genel merkez ve Ankara il teşkilatı tarafından müştereken kullanılanbinada ele geçirilen ve zapt edilen, iddianamemizde de tek tek sayılanmateryallerin muhafaza edilmesi suretiyle, silahlı mücadeleyi benimseyen bahsekonu örgütlerin eylemlerine destek verilmiş ve yardım edilmiştir.
Biraz önce ifade ettiğim üzere, söz konusu eşyalarınparti binasında bulunması, bu partinin ölüm oruçları konusundaki tutumuna uygundüşmekte ve bu materyallerin parti yönetiminin bilgisi dahilinde bina içindeolduğunu sabit kılmaktadır. Örgüt mensuplarının demokratik istek ve tepkiboyutunu aşan söz konusu eylemleri, anılan parti tarafından sadece savunulmaklakalmamış, benimsenerek, aktif olarak da desteklenmiştir.
Davalı partinin Genel Başkanı Turgut Koçak ile MerkezYürütme Kurulu üyeleri Hasan Yavaş ve Necmi Özyurda, binada ele geçirilenbelgeler ve malzemeler nedeniyle, anılan silahlı örgütlere yardım ve yataklıksuçlarından dolayı, Ankara 1 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından TürkCeza Kanununun 169 uncu maddesinin uygulanması suretiyle cezalandırılmıştır.Cezalandırılmaya ilişkin karar, Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.Silahlı örgütlere ait parti binasında ele geçirilen materyallerin sanıklarlailgisi olmadığı nedenine ilişkin olan yargılamanın iadesi talebi de, yerelmahkemece kabule şayan görülmeyerek reddedilmiştir.
Anayasamızın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre,siyasî partiler eylemleriyle, insan haklarına, hukuk devleti ve demokratikcumhuriyet ilkelerine uygun davranmalı, herhangi bir diktatörlüğü savunmamalıve yerleştirmeyi amaçlamamalı, suç işlenmesini teşvik etmemelidir. Aksi halde,bu tür eylemlerin odağı haline gelmeleri durumunda, Anayasanın 69 uncu maddesininaltıncı fıkrası, temelli kapatılma veya izleyen fıkra uyarınca, dava konusufiilin ağırlığı dikkate alınarak, temelli kapatılma yerine, devlet yardımındankısmen veya tamamen yoksun bırakılma yaptırımları öngörmüştür. Siyasî PartilerYasasının 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle son fıkrası da,bu doğrultuda düzenleme içermektedir.
Davalı siyasî parti açıkladığımız eylemleriyle,Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasını ihlal etmiştir. Anayasa veSiyasî Partiler Yasasının sözünü ettiğimiz kurallarına kolay erişebilmek mümkünolup, açık ve kesin ifadeler de içermektedir.
Temelli kapatılma istemiyle açılan bu dava, belliyargısal ölçütlere göre haklı nedene dayanmakta ve yasal temeli debulunmaktadır. Bu temel, yani yasal amaç, biraz önce belirttiğimiz Anayasanın68 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki hususlardır. Aynı zamanda, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesinin 'dernek kurma ve toplantı özgürlüğü' başlıklı 11inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ''bu hakların kullanılması,demokratik bir toplulukta zorunlu önlemler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik,kamu güvenliği, düzeni koruma, suçun önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunmasıiçin kanunla sınırlandırılabilir' şeklindeki hükmüne de dayandırılmıştır. Adıgeçen partinin davaya konu eylemleri, Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olançoğulcu demokrasi anlayışı içerisinde geçerli sayılamaz. Bu eylemlerin yargısalölçütler itibariyle, sadece şoke edici, taciz edici, rahatsız edici olmalarıesas alınmış değildir. Hem bu özellik ve nitelikleri taşımaları hem de buölçütleri de aşan eylemleri, içerikleri itibariyle ifade özgürlüğünün topluolarak kullanılması sınırları içerisinde kalmamaktadır. Bu nedenle, davanınaçılması, demokrat toplum yönünden gereklilik boyutundadır.
Davaya konu eylemlerin, Avrupa İnsan Hakları MahkemesiBüyük Dairesince Refah Partisi kararının 101 inci ve 113 üncü paragraflarındada vurgulandığı üzere, partinin amaç ve eğilimlerini bütünüyle sergilemesigerekmekte olup, bir genel başkanın eylemi de, açıkça kendi kişisel görüşüolduğu ifade edilmemişse, partiyi bağlayacaktır.
Aynı şey, merkez yürütme kurulu üyeleri için degeçerlidir. Partinin eğilimlerini içermesi ve eylemlerde bulunanların kişiseldavranışları boyutunda olmaması nedenleriyle sergilenen ve devlet güvenlikmahkemesi kararıyla sabit olduğu da kabul edilen eylemlerin, bu şekilde partiyeisnat edilebilirliği tartışmasızdır. Bu husus, Anayasanın 69 uncu maddesininaltıncı fıkrasında ve Siyasî Partiler Yasasının 103 üncü maddesinde de ifadeedilmiştir.
İşlenen eylemler, süreklilik ve yoğunlukları itibariyle,siyasî partinin kapatılması yönünden yeterlilik düzeyine ulaşmıştır. Yargısalkararlarda 'uygun zamanlama' olarak ifade edilen bu ölçüt uyarınca, somut birtehlikenin ortaya çıkması şart olmayıp, demokratik standartlarla çelişenadımların atılabilmesinin söz konusu olması yeterlidir.
Davalı parti, genel merkez ve il başkanlığı binasındasilahlı örgütlere ait malzeme bulundurmakta, o örgüt mensuplarının cezaevindekieylem ve direnişlerine destek vermekte, örgütün siyasî kanadının ötesindehareket etmektedir. Davanın açılması, bahse konu örgüt mensuplarına desteğinsürdürülmemesi ve örgütlerle olan bağlantısının koparılması yönünden zorlayıcıbir sosyal gereksinimden kaynaklanmaktadır ve öngörülen yaptırım,gerçekleştirilen eylemlerin önem ve ağırlığı yönünden dengeli ve orantılıdır.
Eylemleri işleyenlerin parti genel başkanı ve merkezyürütme kurulu üyeleri olmalarının ötesinde, ayrıca, eylemlerin işlendiğiyerler de parti genel merkezi ile parti il başkanlığı binasıdır. Bir partiningenel merkezi, o partinin genel yönetim yeridir. Eylemlerde, genel merkezbinasının kullanılması, parti yönünden olaya bütüncül ve genel bir destek vermeanlamını ortaya kovmaktadır.
Bu nedenlerle, Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca,içhukuk kuralı haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 inci maddesiyönünden de davalı partinin eylemlerinin koruma görmesi mümkün değildir.
Eylemlerin parti organları tarafından kararlılıklaişlenmesiyle, Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrası ve 2820 sayılıYasanın 103 üncü maddesi yönünden odak olma hali gerçekleşmiş bulunmaktadır.Partinin kararlılıkla işlediği bu eylemler, ayrıca parti binasında aramanınyapıldığı 12.12.2000 tarihi öncesi dikkate alındığında, süreklilik de arzetmektedir. Demokrasi içerisinde koruma göremeyecek silahlı örgütlere,açıkladığımız eylemlerle kamuoyu önünde destek verilmesi demokratik birdavranış olarak kabul edilemez.
Bu nedenlerle, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncüfıkrasına aykırılık oluşturan eylemlerin ağırlıkları ve orantılık ölçüsügözetildiğinde, davalı partinin kapatılması zorunludur.
5.6.2002 tarihli iddianamemiz ile 25.10.2002 tarihli esashakkındaki görüşümüzü de aynen tekrar ediyoruz.
Açıkladığımız nedenlerle, Türkiye Sosyalist İşçiPartisinin, Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasıyla, Siyasî PartilerYasasının 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temellikapatılmasına; ayrıca, kapatılmaya eylemleriyle neden olan Turgut Koçak, NecmiÖzyurda ve HasanYavaş'ın 2949 sayılı Yasanın 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca, bu koninin ilgili olarak sözlü açıklama yapmak ve düşüncelerini ilerisürmek hakkı ve olanağı da tanınarak, Anayasanın 69 uncu maddesinin dokuzuncufıkrasıyla, Siyasî Partiler Yasasının 95 inci maddesi uyarınca, kapatmakararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren 5 yıl süreyle bir başkapartinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacaklarına kararverilmesi kamu adına talep olunur.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok'un sözlüaçıklamaları dinlendi. Yapılan açıklamalar banda alındı, ayrıca, stenograflarcada saptandı. Tekrar teşekkür ediyorum Sayın OK'
B-Davalı Parti Temsilcilerinin Sözlü SavunmalarıDavalı Parti adına yapılan sözlü açıklamalar şöyledir:
'BAŞKAN - 19 Haziran 2003 Perşembe Saat 14.00
Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılması istemiyleaçılan, Esas 2002/2 Siyasî Parti Kapatma Sayılı Davanın 7.5.2003 günündeyapılan inceleme toplantısında, Anayasanın 149 uncu maddesinin son fıkrası ve2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanunun 33 üncü maddesi gereğince Parti Genel Bakanlığının veya tayin edeceğibir vekilin savunmasının dinlenmesine karar verilmekle;
Başkan Mustafa Bumin,
Başkanvekili Haşim Kılıç,
Üyeler; Samia Akbulut, Yalçın Acargün, Sacit Adalı, AliHüner, Fulya Kantarcıoğlu, Ertuğrul Ersoy, Tülay Tuğcu, Ahmet Akyalçın veMehmet Erten'den oluşan Kurul yerini aldı.
Raportör Kemal Başlar yerinde.
Ses Teknisyeni Kadir Karagülmez ile daha önce yeminleriyaptırılan stenograflar Cengiz Tanrı verdi ve Alaaddin Ayten hazır.
Sayın Mehmet Sümbül, savunmanın bir bölümünü sizyaptıktan sonra kalan bölümünü Sayın Selçuk Kozağaçlı'ya bırakabilir ya datamamını avukatınıza yaptırabilirsiniz.
Ses düzeni itibariyle konuşmalar banda alındığından,açıklamaların kürsüden yapılması gerekmekledir.
Buyurun Sayın Mehmet Sümbül.
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI MEHMETSÜMBÜL
- Sayın Başkan. Sayın Mahkeme üyeleri; konuşmamabaşlamadan önce Mahkemenizi saygıyla selamlarım.
Huzurunuzda Türkiye Sosyalist İşçi Partisininkapatılmasıyla ilgili davaya savunma yapmak üzere bulunmaktayım, savunmamıyapacağım, daha sonra Avukatımız Sayın Selçuk Kozağaçlı devam edecek.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının 6.6.2002 tarihli 2002/9hazırlık sayılı esas hakkındaki görüşünü, karşı Mahkemenizin 114 hazırlık2002/9 sayılı yazısındaki istemi üzerine, partimizin esas hakkındaki sözlüsavunmasını yapıyorum.
Dava konusu, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncüfıkrasında belirlenen yasaya aykırı eylemleri nedeniyle davalı partininAnayasanın 69, Siyasî Partiler Yasasının 101, 103 üncü maddeleri uyarıncatemelli kapatılması davası açılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının detaylı iddia vegörüşleri. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki görüşleriincelendiğinde, partimiz hakkındaki iddia ve görüşlerinde değişiklik olmadığıgörülmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının iddia ve görüşlerini, önsavunmamızda özetlemiştik. Yargıtay Cumhuriyet başsavcının iddia ve görüşleriniyorumlamakla birlikle, aşağıya aktarıyoruz.
Bu davanın açılmasındaki iddialar akıllara durgunlukvermektedir. Partimiz hakkında açılan kapatma davası gerekli titizlikgösterilmeden, inceleme yapılmadan, hukukî dayanaklardan yoksun, hukuk adınatrokomik olduğu gibi alelacele açılmış bir dava olduğu itibariyle herkesihayretler içerisine düşürmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu davayıaçmasını derinliliğine analiz ettiğimiz bu davanın, geleneksel hukukunüstünlüğüne, ilkelerine aykırı olduğunu, demokratikleşmeyi engelleyenantidemokratik bir davranış olarak değerlendiriyoruz. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısının iddianamede öne sürdüğü delillerin maddî temellerinin olmadığı,hukukî hiçbir değerinin olmadığı görülmektedir.
12.12.2000 günü F tipi cezaevlerini protesto eden birgrup insan tarafından, genel merkez ve il binamızın bulunduğu Ziya GökalpCaddesi üzerinde yapmaya başlamıştır. Güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi sonucu,arbede yaşanmış ve o arbede sonucu parti önünde gösteri yapan göstericilerikovalayan MHP'li insanlar, faşistler, parti binamızı tahrip etmişlerdir.İçeride bulunan bütün eşyaları, faks makinesini, televizyonu, bilgisayarıdışarı atmışlardır. Bu durum, o günkü TV haberlerinde ve bir sonrakigazetelerde genişçe yer almıştır. Bu gazete kupürlerini sizlere sunacağız,dosyada mevcuttur. Bunların incelenmesi sonucu görülecektir ki, bu eylemleriyapanlar, pencereden çıkarak zafer kazanmış edasıyla dışarıdaki kitleye vebasın mensuplarına elleriyle kurt işareti yaparak gösteride bulunmuşlardır,Bunların hepsi, size sunduğumuz resimde de mevcut olup, inceleme halinde,görülecektir.
Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partimize davaaçmakla bize büyük haksızlık yapmakladır. Asıl dava açılması gereken kişilerortadayken, partimize dava açılarak, sanki, partimiz suçluymuş gibi gösterilmekistenmiştir. Doğal olarak partimize açılan bu davanın maddî ve hukuksal birtemelli bulunmamaktadır. Yine, polis ve bu eylemleri gerçekleştiren kişilertarafından bırakıldığı bizce kesin olan, Kur'an-ı Kerim'le alay eden 'nurtan-ıkerim' isimli ne olduğu belirsiz bir belge dosyası partiye bırakılmış, bukonuda partimize dava açılmış ve bu dava beraatla sonuçlanmıştır.
Bundan anlaşılacağı üzere, parti binasında bulunduğuiddia edilen, pankart, döviz ve benzeri bir iki malzemeler, polis tarafından yada parti binamıza gelen MHP'li faşistler tarafından da konulmuş olabilir.
Polisin düzenlediği 12.12.2000 tarihli arama tutanağındananlaşılacağı üzere, parti binamızda, o gün, parti yöneticileri ve üyelerimizdenherhangi birisinin olmadığı ve tutanak da bizlerin bilgisi dışında hazırlanıptanzim edildiği ve bahse konu olan partimizin Ankara il binasında bulunduğuiddia edilen afiş, döviz ve benzeri malzemelerin, partimiz genel merkezi Ankarail örgütüyle hiçbir ilgisi yoktur. TAYAD aileler imzalı olan bu dövizler,pankartlar, imzalarından da anlaşılacağı gibi. Dernekler Kanununa göre kurulmuşyasal, hukukî bir dernek olan TAYAD'a aittir. Hu TAYAD Bülteni, şu an açık, İstanbul'dafaaliyette, Ankara'da da Sağlık Sokakta faaliyetini yürütmektedir. Bupankartların altındaki iddianamedeki tüm belgeler TAYAD'lı aileler ve TAYADadımıdır. Bu, yasal ve hukukî bir dernektir. Bu dernek adına yasal işlemyapılması gerekirken, partimiz adına dava açılmıştır. Bunu anlamakta güçlükçekiyoruz.
İddianamede adı geçen 96 yılında ölüm orucu eylemlerindeölen ve onların da aileleri tarafından taşınan resim, döviz, dışarıdakieylemden dolayı polis ve MHP'lilerden korkup kaçan, partimize sığınan aileler,saldın esnasında F-Tipi cezaevlerine karşı çıkan ailelerin, o bölgede en müsaityer olması ve kamuya açık olması sol, sosyalist bir partiye sığınmaları kadardoğal bir şey olamaz. Bunlar tarafından parti binamıza bırakılmış da olabilir.
Zaten, ölü insanlara yardım ve yaltaklık edilemeyeceğimümkün olmadığından onların mümkün değildir. F-Tipi Cezaevlerine girmekistemeyen siyasî tutsaklar ölüm orucuna yatmışlardır. Bunlardan aileleri 1996yılında ölüm orucunda ölenler gibi olmamaları için, çocuklarının ölmemesi içinkamuoyu oluşturma amacıyla, aileleri, partimize gelerek destek istemişler, suçolmamaktadır. İnsanî nedenlerden dolayı insanların ölmemesi için F-Tipicezaevlerinin fiziksel ve ruhsal olarak insanlar üzerinde tahribat yaratacağından,çocukların da içeride olmasından dolayı, ailelerin bunlara karşı çıkmalarını dadoğal karşılıyoruz; çünkü, bizler bu durumu kabul etmemekle birlikte, kendisineinsanım diyen herkesin, insanların göz göre göre ölmemesi, seyirci kalmamasıgerektiğine inanıyoruz. Bundan dolayı F-Tipi cezaevlerine karşı çıkmanın suçolmadığı, demokratik bir talep olduğu, bu dönemde parti olarak biz de, bizesığınmak isteyen ailelere kapımızı kapatmamız düşünülemezdi; hele, kendisinesosyalistim diyen insanların kapılarını asla kapatması düşünülemez.
Partimizin temelden kapatılma istemi, Anayasanın 68 ve 69uncu maddeleriyle. 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 101 ve 103 üncümaddelerine dayandırılarak tarafımıza tebliğ edilen kısa iddianamede odak olmahalinin gerçekleşmesiyle ilgili katılmak istemiştir.
Oysa, partimizin, Anayasanın 68 inci maddesindebelirtilen eylemlerin odağı haline geldiği yönündeki savları gerçeğiyansıtmadığı gibi, odak halinin tespit ve takdirinin Anayasa Mahkemesinintespitine bırakmıştır. Anayasanın 69 uncu maddesi, 4709 sayılı Kanunun 25 incimaddesine eklenen cümlede, odak halinin ne anlama geldiği açıklanmıştır. Bunagöre, bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller ve parti üyelerince yoğun birşekilde istendiği ve bu durum partinin büyük kongresi veya genel başkan veyamerkez karar ve yönetim kurulu organları, Türkiye Büyük Millet Meclisi grupGenel Kurulu veya grup yönetim kuruluna zannen veya açıkça belirlenmediği yahutbu fiillerin doğrudan doğruya anılan parti organlarının kararlılık içinde işlendiğitakdirde söz konusu fiilin odağı haline gelineceği sayılmaktadır.
Görüldüğü gibi, yazımızdaki yasa koyucunun ifadelerindenanlaşılacağı üzere, partimiz TSİP'in bu yasakları kapsayan yapmış olduğu hiçbireylemi mevcut değildir. TSİP Yönetim Kurulu, Parti Meclisi açmış olduğu hiçbirkarar ve eylemi yoktur. 16 kişilik parti yönetim kurulundan sadece üç kişininceza almasından dolayı parti sorumlu tutulamaz., parti kapatılamaz. PartilerKanununa göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, ceza alan bu üyelerimizhakkında disiplin cezası, üyelerin düşürülmesi yolunda bir telkinde bulunmasıgerekirken, partimiz hakkında temelli kapatma davası açarak hukuksal skandalasebebiyet vermektedir.
Kaldı ki, 5.5.2002 tarihinde olağan genel kurulumuzuyapmıştır. O tarihte şahısların parti üyelikleri düşmüştür. Yine, yönetimkurulu oluşturularak resmî kazanmıştır. Buna rağmen, bu kongreden bir ay sonra,6.6.2002 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız, hakkında kapatma davasıaçılmıştır; yani, bizim genel kurul yapıp yönetime gelmemizden bir ay sonra,parti hakkında kapatılma davası açılmıştır.
Partimize gönderilen dizi pusulasında 4 üncü sıradakiYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Siyasî Partiler Sicil Bürosunun 4.6.2002tarihli tutanağa bir sayfa alınmıştır. Yine 4.6.2002 tarihinde tebliğ edilenYargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Müdür İsmet Özçelik, Filiz Sap, Sinan Uralimzasıyla tanzim edilen tutanaktaki bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. 4.6.2002tarihinde yönetici olmadığı mümkün olamaz; çünkü, ondan bir ay önce büyük kongremiziyaparak yönelim değişmiştir. Parti binasında bulunduğu iddia edilen resimlerin,1996 yılında değişik cezaevlerinde ölen, ölüm oruçlarından dolayı öldükleri vebu şahısların hiçbirinin yaşamadığı aşikârdır.
Kaldı ki, aynı resimlerin, partimizin bulunduğu aynıbinanın bir alt katındaki ÖDP İl binasında da bulunduğu polis tutanaklarındamevcuttur. Buna rağmen ÖDP'ye dava bile açılmamıştır. Bu, çifte standart değilmidir' Eğer, bunlar suç olsaydı, ÖDP'ye de dava açılırdı. Bu görüşlerle.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, partimiz hakkında dava açarak önyargılıdavranmıştır.
Ayrıca, partimizde bulunan aynı resimlerden dolayıİstanbul'da Yer yayınları tarafından basılan ve 1996 ölüm orucunda ölenkişilerin resimlerini de içeren bu resimlerden dolayı açılan dava beraatlasonuçlanmıştır. Bu kararı da ekte Yüksek Mahkemenize sunuyoruz. Ölü insanlariçin yardım ve yaltaklık yapılamayacağına dair başka kararlar da istenirseMahkemenize sunulacaktır.
Hal böyle iken, Kızılay'da bilumum ülke genelinde kafe,bar, kültür merkezlerinde Deniz Gezmiş, Mahir Cayan. Che Guavera gibi resimlerduvarları süslemektedir. Bunlara göre, bu resimleri bulunduran kurumlarhakkında da bunların hepsine dava açmak gerekmektedir. Eğer, dava açılmasıgerekiyorsa, bu gibi kurumlara neden dava açılmıyor' Eğer, açılmıyorsa, nedenpartimiz TSİP hakkında bu nedenlerden dolayı dava açılıyor'
İddianamede dört örgüte birden yardım, yaltaklıkettiğimiz iddia edilmektedir. Bir kişi aynı anda dördüne birden nasıl yardımyaltaklık eder, bunu da anlamak mümkün değildir.
Kaldı ki, partide ele geçirilen evrakların hiçbirindeörgütlerin dokümanı yoktur. Bu örgütlerle ilgili sadece resimlerin altındahangi örgütlerin olduğu, hangi cezaevlerinde yattığı, kişilerin isimleri var.Bunun dışında herhangi bir bulguya rastlanmamaktadır.
Yine, Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002-0Esaslı gerekçeli kararında, muhalif üye olan 18454 yaka nolu hakim görüşü olanda, olay tarihinde parti binasında arama yapan emniyet güçlerinin bulduklarıpankart, döviz ve diğer malzemelerin sanıklar tarafından parti binasınakonulmadıklarına dair herhangi bir delil bulunmamıştır. Sanıkların bumalzemelerin kendilerine ait olmadığı yönündeki savunmalarının da aksi ispatedilememiştir. Söz konusu malzemelerin salt parti binasında bulunması suçteşkil etmemektedir. Bunların sanıklar tarafından teşhir edildiği, başkalarınagösterildiği ispatlanamamıştır. Bu durumda, mevcut suç meyili sayılması yönündeoluşmadığından, sanıkların beraatlarına karar verilmesi gerekirken, mahkumiyetlerinekarar verildiği, keza muhalif üye, 15.5.2001 tarihinde muhalefet şerhikoymuştur.
Buradan da anlaşıldığı gibi, partimiz herhangi bir siyasîeylemin odağı değildir, hiçbir zaman olmamıştır. Zaten, 1974'te kurulduğundanbugüne kadar herhangi bir eylemsellik yapmamıştır, yani, bir odak olmak birtarafa, kendi tüzelkişiliğim ancak yerinde devam ettirmekledir, herhangi biryasadışı eylemle ilgisi yoktur, yasal bir partidir. Daha önce 1974 seçimlerinede girmiştir partimiz. Bu yapılan partimize haksızlıktır. Partimiz, sadecedemokratik, yani, Kızılay'da F-Tipi cezaevlerini protesto etmek için bir arayagelen muhalefet, yani, o gün orada basın açıklaması yapmak isteyen vedemokratik taleplerini yerine getiren insanlara saldırılması sonucu sağa solakaçtıklarından dolayı partimize çıkmışlardır.
Kaldı ki, partimizdeki aramada parti üyesi yoktur;tutanakta parti üyelerinden herhangi biri; parti yöneticileri de yoktur; bu,açık ve nettir.
Kaldı ki, Sayın Savcının iddianamesinde yine dokümanlararasında saydığı 'gıda iş' yazan, pankart, yani, eski genel başkan TurgutKoçak'ın, güzel resim yaptığı için, kendisine Gıda-İş Sendikası tarafındanbırakılan beze, Gıda îş Sendikası olarak, sarı harflerle kırmızı harfler 5'e1,5 metre olarak yazdığı Gıda İş Sendikası için, sadece ''Gıda İş Sendikası'yazan isim de, sanki suçmuş gibi iddianamede gösterilmiştir ve buna benzertıbbî malzemelerden bahsedilmektedir doküman olarak. Orada ilaçlarlarbulunmuştur, o ilaçlar sağlık için, yani, ağrı kesici, ya da B vitamini bunlarbir suç aleti değildir, bomba değildir, silah değildir. Yani, herhangi bir,partide yasadışı örgütlerle kesinlikle bir alakası yoktur, örgütlerle hiçbir.Onların yayın organlarında da anlaşılmaktadır, yani, bunlar açılıp okunduğunda,zaten, partiye 'reformist' olarak 'revizyonist' olarak küfretmektedirler.Sizler, küfreden bir insana yardım ve yaltaklık yapar mısınız' Bizim o türörgütlere yardım ve yaltaklık yapmamız mümkün değildir. Onlar, her türlü yayınorganlarında incelendiğinde. TSİP'e küfürler etmektedirler; yani, reformistolarak görmektedirler.
Dolayısıyla, bizim onlara kesinlikle bir yardımımız sözkonusu olamaz. Kaldı ki, partideki aramada herhangi bir örgüt üyesi debulunmamıştır. Dolayısıyla, partimizin beraat etmesi gerekmektedir, bize göreherhangi bir suçun odağı olmamıştır.
Sayın Cumhuriyet Başsavcısının, ülkemizde 26 tane partiyikapatarak, ülkeyi bir mezarlığa göndermiştir, yani, ölü partiler mezarlığınagöndermiştir. Avrupa Birliğine girmeye çalışan Türkiye'nin. Avrupa'da, dünyanınher yerinde imajı bozulmaktadır; yani, ülkemizin imajı bozulmaktadır. Sıradadört tane daha parti kapatılma, hatta, 7 tane de, üst üste iki defa seçimegirmemekten dolayı 10 tane parti daha kapatılmak istenmektedir.
Bu da gösteriyor ki, mevcut antidemokratik Anayasanın, 12Eylül tarafından, 12 Eylül hukuku sonucu meydana getirilen bu antidemokratikAnayasayla şu an yargılanmaktayız. Bu Anayasanın demokratik olmadığı, ülkeyikötü duruma düşürdüğü, asıl yargılanması gerekenin Anayasayı ihlal eden,ortadan kaldıran, 1961 reformist, 1961 Anayasası demokratik nitelikte olmasınarağmen, onu ortadan kaldıran kişilerin, Anayasayı reddetmiş, onların asılyargılanması gerekir.
Bu yasanın antidemokratik olduğu, demokratikleşmesigerektiği, bizim bağımsız demokratik bir Türkiye istiyoruz, bağımsız demokratikbir anayasa talebimiz var. Bu doğrultuda demokratik mücadelemizi parti olarakyürütüyoruz.
Mevcut sınıf diktatörlüğünden bahsedilmektedir. Asıl,Türkiye'de tabiî ki sınıflar vardır, bu bir gerçektir, işçi sınıfı üzerine,emekçiler üzerine baskı burjuva sınıfından gelmektedir. Burjuva sınıfı, işçisınıfı üzerine tahakküm kurmuştur, ezmiştir ve ezmektedir hâlâ Türkiye'de. Asıldava, Sayın Cumhuriyet Savcısının, cumhuriyet, gerçekten bir sınıfın bir sınıfüzerine tahakkümüne karşı dava açılması gerekirse, burjuva partilerine açılıp,onların işçi sınıfını, emekçi halkımızı ezdiği için onların yargılanması, bukürsüde olması gerekirken, bizler, işçiler, emekçiler bu kürsüdeyiz. Buradaolmamamız gerekir çünkü, bizim yasal hakkımız emeğimizi savunmak.
Yani, bu binada, biliyorsunuz, Genel İş Sendikasıtarafından, işçilerin parasıyla yaptırılan, Abdullah Baştürk tarafından,binada, işçi sınıfının partisi şu an yargılanmaktadır. Yani, Türkiye Sosyalistİşçi Partisi, işçisinin partisidir. Bu binada kurulan, emeğiyle, emek artıdeğeriyle, aidatlarıyla yapılan bir binada, sayın üyelerimiz, biziyargılıyorsunuz. Buna da dikkatinize çekiyorum.
Biz, bu 12 Eylül hukukunu tasvip etmiyoruz,antidemokratik buluyoruz Anayasayı. Bunun değişmesi için gereğinin yapılmasıgerektiğini söylüyoruz. Kaldı ki, geçmişteki Cumhurbaşkanı Turgut Özal da ''birsefer Anayasayı ihlâl etmekle bir şey olmaz' demektedir. Kendisi ihlâletmektedir. Cumhurbaşkanı da, Anayasayı defalarca ihlal etti; ama, 17 yaşındainsanlar Anayasayı ihlal etti diye bu ülkede Erdal Eren'ler asılmıştır, hem deyaşı büyütülerek 17 yaşında kişiler asılmıştır. Biz bunları, gerçekten buülkede antidemokratik uygulamalara karşı, hukuk dışı, hortumcuları, bankahortumcuları, devleti soyan. Bugün, insanlar ekmek bulamıyor, çöplükten ekmekbularak geçmiyor, işçi sınıf, emekçi halk. Bu insanların biraz refah olmasıiçin, bu insanların vergileriyle, bizlerin vergileriyle bugün burjuvapartileri, işte asıl sınıf diktatörlüğünü yapan partiler, halkımız üzerindediktatörlüğünü kuran onlardır, halkımızı inim inim inletmektedir, işçisınıfını, emekçi halkı sömürmektedir, bizleri kötü duruma bırakmaktadır. Bizbunları tasvip etmiyoruz, yargılanması gereken TSİP'in olmadığını, burjuvapartilerinin olduğunu, onlara dava açılması gerektiğini, asıl sınıfdiktatörlüğünü, mevcut ülkeyi yöneten siyasî partiler olduğunu söylüyoruz veonlara dava açılması gerekirken, TSİP hakkında dava açılmıştır. TSİP'in,kesinlikle yasadışı örgütlerle bir ilgisi yoktur, olmaz; yasal siyasî birpartidir, demokratik yasalar doğrultusunda mücadelesine devam etmektedir.
Bundan sonraki savunmamızı Sayın Avukatım SelçukKozağaçlı'ya bırakıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN-Buyurun.
AVUKAT SELÇUK KOZAĞAÇLI - Sayın Başkan, Yüksek Mahkemeninsayın üyeleri; saygıyla selamlıyorum hepinizi efendim.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi tüzelkişiliğinin vekiliolarak huzurundayım. Temelli kapatma davasında partinin bazı hukukîitirazlarını kısaca tekrar edip, hatırlatmaya çalışacağım.
Gerek 6.6.2002 tarihli iddianamede gerekse 25.12.2002tarihli davanın esasıyla ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanverilen mütalaada, nihayet tutanağına ulaştığımız 5.6.2003 tarihli SayınBaşsavcının sözlü değerlendirmesinde görülmektedir ki, ısrarlı bir biçimde,Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin Anayasanın 68 inci maddesi dördüncüfıkrasında belirtilen yasakları ihlâl eder bir odak olduğu iddiasısürdürülmektedir.
İki temel bölümde Sayın Heyetinize bazı düşüncelerimisunmak istiyorum. Birincisi, Başsavcılıkça 'eylemler' diye, belki, odak olmahalinin niteliği yüzünden eylemler olması gerekir diye, belki de alışkanlıktan'eylemler' diye bahsedilen meselenin, gerçekte tek bir eylem olduğudur. Ankara 1Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2001/7 Esas, 2001/70 Karar sayılı dosyasındasözü geçen eylemdir bu. Bu eylem nedeniyle, partinin önceki genel başkanı, birönceki merkez yürütme kurulu üyesi ve eski bir üyesi halen cezaevindedirler.Mahkemenin verdiği hüküm kesinleşmiştir, onanmıştır ve halen cezaevindedirler.Sözü edilen eylem budur. Başsavcılık her üç belgede de 'eylemler' demesinerağmen -alışkanlık itibariyle zannediyorum- başka bir eylemden söz etmişdeğildir, zaten de böyle eylem bulunmadığı için sözü edilmeyeceğidüşüncesindeyiz. Bu karara ilişkin görüşlerimi aktarmak istiyorum.
İkincisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 101/Abendi kapsamında herhangi bir iddiayla karşı karşıya bulunmadığımızı görüyoruz.Partinin tüzüğünden, programından, tüzük veya programı dışındaki esaslı temelbelgelerinden Sayın Başsavcının bir şikâyeti yoktur. 1980 öncesi de uzunca birsüre, yaşam faaliyet göstermiş bir partidir TSİP, Daha sonra ikincikuruluşunda, 1993 kuruluşundan bu yana da faaliyet göstermektedir. Demek ki,partinin tarihi, tüzüğü, programı bundan evvelki eğilimlerine ilişkin birşikâyet bulunmamaktadır; fakat, biz, bazı lehimize bu alanda cereyan ettiğiinancındayız. Bunları da Sayın Mahkemeye hatırlatmaya çalışacağım.
Sayın Başkan, sayın üyeler; TSİP, Siyasî PartilerYasasının 8 inci maddesine göre tüzelkişilik kazandığı 3.1.1993 tarihinden buyana, hiçbir soruşturma yahut kovuşturma geçirmemiştir TSİP tüzelkişiliği.Ülkemizde birçok hareketli toplumsal olaylar, siyasal olaylar olmuştur 1993yılından bu yana; fakat, TSİP tüzelkişiliği bir soruşturmaya maruz kalmamıştırya da kovuşturmaya. Keza, 1993 kuruluşundan bu yana hiçbir TSİP üyesi,yöneticisi yahut üyesi, Anayasanın 68 inci maddesi dördüncü fıkrasındaöngörülen parti yasaklarının Türk Ceza Kanununda, Terörle Mücadele Kanununda,Basın Kanununda, 2911 sayılı Yasada olan karşılıklarından dolayı yargılanmamış,soruşturulmamış, kovuşturulmamıştır.
Bir üçüncüsü; böyle bir iddianın, soruşturmanın,kovuşturmanın başladığı döneme ilişkindir, F -Tipi Kapalı Cezaevi, infazda-F-Tipi Kapalı Cezaevi rejimine geçilme kararı, verilmesiyle, 20.10.2000tarihinden başlamış hapishane eylemleri vardır.
Sayın Heyetinize, bugün artık hafızalarda kalmadığı,esasen, ölüm orucu eyleminin kendisi devam ediyor, hapishane protestoları devamediyor; fakat, o süreç oldukça unutuldu, akılda kalmadı, kısaca o sosyal,siyasal ortamı hatırlatmak istiyorum.
Binlerce insan sokaklardaydı, oldukça eylemli bireleştiri hakkı kullanılıyor idi. Dönemin Adalet Bakanı, yoğun bir biçimde bueylemli eleştirilerden etkilendiklerini beyan ederek, demişti ki 'böyle birısrar karşısında, gözden geçirmek durumundayız biz de, böyle bir eylemleeleştiri karşısında,'
Yine, öyle bir havaydı ki bu dönem, infaz idaresi vebağlı olduğu hükümet, bu protestoları durdurmaya çalışıyordu. Bu protestoyudurdurmak için sadece Ankara'da 100'e yakın dava açılmıştır.
Sayın Başkan, sayın üyeler; Türk Tabipleri Birliği MerkezKonseyi Onur Kurulu yargılanmıştır. F-Tipi hapishanelerde hekimin rolüneilişkin eleştirel görüşleri nedeniyle beraat etmişlerdir. İnfaz personeliniiçerisinde, bünyesinde barındıran o dönemki, tüm Yargı-Sen, tüm Yargıçalışanları Sendikası Genel Merkez Yöneticileri yargılanmıştır; F-Tipi cezaevirejiminin infaz personeli yönünden özelliklerini eleştirdikleri için, yardım veyataklık suçlaması; Türk Ceza Kanununun 169 uncu maddesinden yargılanmışlardır;beraat etmişlerdir.
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, halendevam etmekte olan bir yargılamanın süjesi olmuştur ve bu suçlamada da iddia,bu davada da iddia, yasadışı silahlı örgütlere yardım, yataklık edildiğiyönündedir. Bu işin birinci dereceden ilgililerinden olan Tutuklu AileleriDerneği, maalesef, kapatılmıştır ve birçok üye ve yöneticisi cezalandırılmayoluna gidilmiştir.
Sadece bundan ibaret değildir. 30'a yakın avukatyargılanmışlardır aynı dönemde F-tipi protestosu nedeniyle; beraat etmişlerdir.İstanbul Barosu Yönetim Kurulu hükümet tarafından görevden alınmayaçalışılmıştır. Adalet Bakanlığının müdahalesiyle; soruşturma sonucunda gelecektepkiden rahatsız olunarak bırakılmıştır. 1000'e yakın insan, 2911 sayılı Yasakapsamında, böyle bir havadır.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin, F-Tipi cezaevlerihakkındaki fikrini beyan ettiği dönem böyle bir dönemdir ki, bu, eylemli birbeyan ediş de değildir; basın açıklamalarıyla yahut parti sirküleriyle beyanetmiştir. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, hiçbir zaman ölüm orucu eyleminindoğrudan kendisine yahut niteliklerine yönelik bir övme ya da desteklemeiçerisine girişmemiştir; zaten, eşyanın tabiatına aykırıdır. Sadece, ölümoruçlarında dikkat çekmeye çalıştığı infaz sorununa dikkat çekmeye çalışmıştır.
Şimdi 106 insan öldü, 500'ün üzerinde insan 'renzekikorsekof sendrom' denilen ağır bir fiziksel ve ruhsal sakatlık içerisinde tedavigörüyorlar, 15'e yakın insan şu anda ölüm orucu eylemine devam ediyor, 15Temmuz itibariyle bininci gününe girerek, dünyada yapılmış en uzun sürelihapishane eylemi olmak özelliğine kavuşacak.
Böyle bir eyleme karşı bu partinin ilgisiz kalmasıdüşünülemez; fakat, ilgili kalmış da ne yapmış; hiçbir şey. Bu dönem açılantoplam 130 davadan, Basın Kanunu, 2911 sayılı Kanun, Terörle Mücadele Kanunu,2845 sayılı Kanun veya davadan bir tanesinde, bile herhangi bir TSİP'li yokherhangi bir TSİP'li yargılanmamış bu dönemde. Taa ki, ne güne kadar; 12 Aralıkgününe kadar. 12 Aralık 2000 gününe kadar.
Biz, bu süreci şu şekilde değerlendiriyoruz: Eğer, F-Tipiprotestoya odak olmuş olsaydı Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, bu kadarhareketli, bu kadar çok kurulun ve kurumun yargılandığı bir dönemde,zannediyorum, bir yargılama konusu edilirdi bu odak olma durumu; fakat, yoktur,bu yüzden de edilmemiştir.
Dolayısıyla, yoğun bir biçimde süreklilik ve kararlılıkiçinde tekrarlanmış değişik zaman ve mekânlarda gerçekleştirilen bir faaliyetibu dönem olmamıştır; olsaydı yerel savcılıklar tespit etmiş olur idi. İkincihusus, işte, bu odak haline gelme meselesine ilişkindir Sayın Heyetinizindikkatine sunmaya çalıştığımız.
Siyasî Partiler Kanununun 103 üncü maddesinin mülga bir ikincifıkrası var idi ve suç mihrakı haline gelmek, orada çok daha kolayca tarifedilebiliyordu ve önceki genel başkan ile önceki merkez yürütme kurulu üyesinindurumları buna uymaktaydı. Bir terörle mücadele, devlet güvenlik mahkemekapsamında ceza aldılar, bu ceza onandı. Bu mülga madde, artık odak halinegelme, tamamen Yüksek Heyetinizin takdirine ve değerlendirmesine bırakıldığıhalde, Başsavcılıkça, kanaatimize göre, sanki, halen yürürlükteymiş gibidavranılmaktadır. Bir genel başkanın ve bir merkez yürütme kurulu üyesinin,devlet güvenlik mahkemesinde, onanarak kesinleşmiş bir hüküm almış olması,sanki partinin bu gibi türden eylemlerin odağı haline gelmesine yeterliymişgibi davranılmaktadır. Niçin böyle düşünüyoruz; çünkü, devlet güvenlik mahkemesidosya münderecatından başkaca hiçbir şey ileri sürülmemektedir, hiçbir şeyledesteklenmemektedir iddia. Yüksek heyetinizin, devlet güvenlik mahkemesidosyasına bakarak, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin odak haline geldiğinidüşünmesi, bunu kâfi bulması beklenmektedir. Oysa, bu düşüncenin önemli ölçüdeyanlış olduğuna inanıyoruz.
Bu vesileyle iki önemli maddî hatayı belirtmek istiyorum.Birisini, sayın vekil edenin, partinin genel başkanı biraz önce hatırlattılar.Bir kere, bu üç kişiden birisi Necmi Özyurda -bu konuda Sayın Yüksek Heyetinizede dilekçeyle başvurduk- partinin hiçbir yönetici kurulunda üye değildir,partinin sıradan bir üyesidir. Maalesef, bir devlet güvenlik mahkemesicumhuriyet savcısının fezlekesinde, kendisinin parti yöneticisi olarak adınıngeçmesinden sonra bu maddî hata telafi edilememiştir. Siyasî Partiler Bürosutarafından sunulan evrakta dahi bunun çok açık gözükmesine rağmen, şu anda daparti yöneticisi gözükmektedir; böyle bir durum yok. Maalesef, Devlet GüvenlikMahkemesindeki yargılama sırasında da bunu anlatamadık ve gerekçelikararlarında dahi, Necmi Özyurda'nın parti üyesi olduğu iddiasında oldu yerelmahkeme.
İkinci bir maddî hata: Temelli kapatma davasının açıldığıtarihte bu 3 kişinin, halen partiye üye olduğu, hatta, bu 3 kişiden 2'sininpartinin yönetici kurullarında olduğu yönünde Siyasî Partiler Bürolarının veSayın Yüksek Mahkemenin siyasî partilerle ilgili departmanında verdiğiyazılardır. Bunlar maddî hatadır. Zira, temelli kapatma davasının açılmasındantam bir ay önce yapılmış olan kongrede, haziran cetvelinde dahi isimleribulunmaksızın, bu 3 kişinin, yasa gereği, partiyle ilişkileri kesilmiştir.Temelli kapatma davasının iddianamesinin hazırlanmasından bir ay önce genelbaşkanlık görevi, tüm yönetici kurullar değişmiştir ve bu kişiler, artık partiüyesi değildir kapatma davası tarihinde. Oysa ki, dosya içerisindeki belgelerdebu hususun da açıklık kazanmadığını görüyoruz.
Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararından birparça söz etmek istiyorum şöyle önemli bir sebeple: Birincisi, SayınBaşsavcılığın, bu dosya üzerinden sizleri bir karara sevk ettiğini düşündüğümiçin.
İkincisi, Ceza Muhakemeleri Usul Yasasının 327 ncimaddesinde yapılan bir değişiklikle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesikararlarının yargılamanın iadesi sebebi yapılmaya başlanmış olması. Bu karar;yani, onanmış 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı, bugün, Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin önündedir. Çok açık bir biçimde temel hak ve özgürlüklerinkorunması için Avrupa Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin ihlali niteliğindedir, 11inci maddesinin ihlali niteliğindedir. Biz eminiz ki, bu mahkemeniniçtihadından da bellidir, son on senelik içtihadından, benzer olaylarda verdiğikararlardan da bellidir ve bu mahkeme, bu kişilerin adil yargılanmadığına kararverecektir; 11 ve 6 ncı madde ihlali konusunda karar bekliyoruz.
Yeni düzenlememize göre bu karar, bu kişiler yönündenyargılamanın iadesi sebebiyle yapılacaktır. Bugün, İstanbul ve Ankara DevletGüvenlik Mahkemelerinde 1996 tarihli üç dosya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesikararı nedeniyle, yargılamanın iadesi sebebiyle yapılmış ve iade edilenyargılama beraatla sonuçlanmıştır. Bütün bir partiyi kapatma davasının zeminiolarak kurulan bir davanın, bundan iki sene sonra, yeniden yargılama yoluylaortadan kaldırılması, beraat kararı verilmesi halinde, bir yüksek mahkemenin bukadar köklü bir kararının da, bir siyasî parti kapatma kararının da, bu kadarçürük bir zemine dayanmış olması gerçeği açığa çıkacaktır. Belki, kişilerinhapis cezası yatmış olmaları madden telafi edilebilir bir zarardır; ama, siyasîbir partinin siyasal yaşamdan tamamen ortadan kaldırılmış olmasının telafisibulunmamaktadır. Bu hususa da, Sayın Mahkeme dikkat edeceklerdir diyeinanıyorum.
Burada, daha önce de belirtildi, kıdemli üyenin muhalefetşerhinden daha fazla söylenecek bir şey yok. Hiçbir şey ispatlanamamış, hatta,bu pankartların, dövizlerin, partide bulunduğu iddia edilen şeylerin, sokaktakiinsanların elinde olduğuna dair mahkemenin bizzat kendisinin de tespiti var.Gerekçeli karar sayfa 4'te diyor ki: 'Partiyle hiçbir ilişkisi bulunmayan vesokaktaki çatışmalardan kaçan kişilerin elindeki döviz ve pankartlar.' Kendigerekçeli kararında dahi belirtmiş.
Yine, maalesef, yerel devlet güvenlik mahkemesinin bireğilimi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da paylaşılmıştır;kanaatimizce hukuk dışı bir eğilimdir. İsimleri dahi bilinmeyen birtakım, osırada orada hareket halinde bulunan kişilerden 'yasadışı silahlı örgütmensubu' diye söz edilmektedir. Bu kişilerin 80'i o gün gözaltına alınmıştır.Bugün, vekil edenin partinin kapatma davasına konu edilen olayın olduğu gün, 80kişi gözaltına alınmıştır. İçlerinde yasadışı örgütten dolayı ceza alan yoktur.Bunların 60'ı savcılık aşamasında serbest bırakılmıştır; 20'si hakkında 2911sayılı Yasaya muhalefetten dava açılmıştır, bir kısmı beraat etmiştir, birkısmının davası sürmektedir. Bu kadar açık bir hukuksal gerçek varken, buradakikişilerden yahut çocuklarının ölmemesi için gayret eden anne ve babalardanyahut birtakım, F tipi cezaevine karşı protesto eylemi yapan kişilerden'yasadışı örgüt mensubu' diye söz etmek, bizim kanaatimizce, hukukun kabuledebileceği bir şey değildir. Başsavcılığın, huzurunuzdaki davaya sunduğumetinlerde de, maalesef, bu hatanın sıkça tekrar edildiğini görmekteyiz.
Bizim inancımız, tek bir olayla hem de bütün Türkiye'ninilgi duyduğu, bütün Türkiye'nin içerisinde bulunduğu bir dönemde meydana gelmiştek bir olayla, bir partiyi, bir suçun odağı haline getirme düşüncesiyanlıştır.
Sayın Heyetinize bir hatırlatma daha yapmak istiyorum. 12Aralık günü neydi; 11 Aralık günü. Türkiye'de en büyük yasadışı silahlı gösteriyapılmıştı. 15 000 polis, tabancalarını çekerek, Ankara ve İstanbulsokaklarında silahlarım halka göstermişlerdi. İşte, bu 11 Eylül'ün arkasındaki12 Eylül'dür. Kamu idaresinin büyük bir zafiyet gösterdiği ve Ankara veİstanbul sokaklarının, on binlerce silahlı polis tarafından yasadışı birsilahlı gösteriye sahne olduğu, bu olayın arkasından 12 Aralık günütezgâhlanmıştır. Tamamen bir provokatif gündemdir; bu polis eylemininetkilerinin azaltılmasına, kamuoyunda unutturulmasına yönelik, ertesi gün,Ankara Kızılay'da böyle bir eylem patlak vermiştir.
Peki, bugün, 2911 sayılı Yasa kapsamında bileyargılamaları devam ettirilmeyen bu 15.000 silahlı eylemci hakkında hiçbirişlem yapılmayıp da, ertesi gün meydana gelen olaylar nedeniyle bir siyasîpartinin kapatılmasını beklemenin düzgün bir hukuksal iradeyi yansıtmadığıinancındayız.
İkinci bölümde de kısaca, Türkiye Sosyalist İşçiPartisinin tüzüğünden ve 1973'ten bu yana ki, iki aylık kuruluş döneminden sözetmek istiyorum. Parti tüzüğünün 'amaç' başlıklı maddesinin (b) bendi,doğrudur, bir sosyalist partiye aittir. Türkiye Sosyalist İşçi Partisininamacı, sosyalizme giden yolda ülkemizin emperyalizmin ve yerli ortaklarınıntahakkümünden kurtarılarak özgürleştirilmesi, halkın demokratik iktidarınınkurularak sosyalizme geçilmesidir; fakat, hemen arkasından, parti, bu amacı neşekilde yerine getireceğini de tarif ediyor: 'Parti örgütü, merkez organları,il ve ilçe örgütleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, il genel meclisi vebelediye meclisi gruplarından oluşur' 1973 tüzüğünde de, 1993 tüzüğünde de,kuruluşunu tamamen yasal, anayasal, mahallî idareler ve parlamento sisteminegöre organize etmiş bir parti, Sayın Genel Başkan biraz önce söylediler,silahlı siyasal faaliyetlerce ancak reformizmle yahut revizyonimzlesuçlanabilir. Nitekim, böyle olduğu da olmuştur sıkça.
Eğer, bir parça yerel mahkemelerde genel siyasal merak,ilgi yahut kültür, 1980 öncesi yahut ilk yıllarında, 1980-1983 dönemlerdeolduğu kadar yüksek olsaydı, ben, gerek yerel sayın savcının gerek yerelmahkemenin, Türkiye Sosyalist İşçi Partisini silahlı bir işleilişkilendirmenin, Türkiye'nin siyasal tarihine, eşyanın tabiatına, butüzüklerin, bu kategorik ayırımların durumuna aykırı olacağını farkedeceklerini düşünüyorum; fakat, maalesef, bizler, bugün, sıkıyönetimmahkemelerinin bu konuda verdikleri kararlar kadar bile sağlıklı kararlaralamamaktayız devlet güvenlik mahkemeleri tarafından.
Son olarak bir hususa değinerek konuşmamı bitirmekistiyorum. Sayın Başkan, sayın üyeler: mahkemenin bazı harf terkiplerinin birörgüt adı olması ihtimaline binaen İçişleri Bakanlığından sordurduğu malumunuz.Bu cevap da gelmiş, bir örneğini biz de aldık. Böyle bir cevabın yahut böylebir meselenin, iddianın esas hükümde de kullanılması ihtimaline binaen birhususa değinmek istiyorum. DHKP/C, TKP-ML, MLKP, TKB. Sayın Başsavcılık diyorki 'bu örgütlerle ilişkilidir. Bu partinin odak haline gelerek yardım veyataklık ettiği yasadışı silahlı örgütler bunlardır.' 'Sayın mahkeme de, haklıolarak sormuş 'böyle örgütler var mı, faaliyetleri nedir' diye.
Peki, Sayın Başsavcılık, bu isimleri nereden bulmuş,nereden almış' Partinin bunlarla ilişkisini neye dayandırmış' Biraz öncesöylediğim gibi, devlet güvenlik mahkemesi dosyasına, bu örgütlerin adlanDevlet Güvenlik Mahkemesi dosyasında da geçiyor. Devlet Güvenlik Mahkemesidosyası nereye dayandırmış; örgütsel belgeler, ilişkiler, haberleşmeler,dokümanlar mı var; hayır. Sadece, bir adet pano resmi olduğu iddia edildi ve buresimde, 1996 yılında ölüm orucunda ölen kişilerin fotoğraflarının bulunduğu,onların ölmediğinin iddia edildiği, onların önemsendiği fotoğraflarının. Herfotoğraf altında da, o kişinin ismi yazılırken; yani, şu gibi 'Hayati Can;Bayrampaşa Cezaevi TKP-ML, Hicabi Küçük; Bursa Cezaevi, TKB...' Bu kişilerinçoğu tutukludur öldüklerinde. Henüz haklarında kesin bir mahkeme kararı dahiyoktur. 1996 yılında yaşamlarını yitirdiklerinde. Böyle bir panonun anlamışudur: Hayati Can öldü, Bayrampaşa Cezaevindeydi, TKP-ML davasındanyargılanmaktaydı öldüğünde ve bunlar küçük fotoğraf altı ibareleridir. İşte,Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin, o yasadışı örgütlerle meşkuk, menfur ilişkisive bu örgütlerin isimlerinin tespiti, bu fotoğraf altı ibareleridir. Bunuciddiye almak, bunu anayasal bir parlamenter partinin, yasadışı siyasîhareketlerle ilişkisi olarak kabul etmek, en hafif tabirle, ciddiyettenyoksundur diye inanıyoruz.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, iddia edildiği şekilde,kapatılmayı gerektirecek herhangi bir davranış içerisinde bulunmamıştır. Bunedenle davanın reddini diliyoruz ve teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kozağaçlı.
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Sayın Başkan, bir yanlış ifadedebulunuldu, onu sormak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Acargün, hangi yanlışlarıyaptılar'
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Konuşmanızda, polis birliklerininsilahlı gösteri yaptıkları tarihi '11 Eylül' olarak belirttiniz arkasından 'bu12 Eylülü getirdi' dediniz. Sonra, bu tarihin esasında 11 Aralık ve 12 Aralıkolması gerektiğini anlıyorum konuşmalarınızdan. Sürçülisan ettiniz, lütfen,düzeltiniz efendim.
AV.SELÇUK KOZAĞAÇLI - Çok teşekkür ediyorum efendim.
Eğer, farkına varmadan öyle bir hata ettiysem, doğrudur;12 Aralık 2000'dir.
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Davalı parti Genel Başkanına dasorum var efendim.
Sayın Başkan, konuşmanızda 'siyasî tutsak aileleri' diyebir deyim kullandınız, tutanaklarda var. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, CezaKanunu ve kanunlarımızdaki öğelere uygun olarak suç teşkil eden fiillerdendolayı, kişiler mahkemelerce tutuklanır ve ceza mahkumiyetiyle sonuçlanırsahükümlü hale gelirler. Bunun dışında 'siyasî tutsak' deyimiyle neyikastettiniz'
TSİP GENEL BAŞKANI MEHMET SÜMBÜL - Politik tutuklularanlamında söylüyorum. Politik; yani...
ÜYE YALÇIN ACARGÜN -Niçin 'tutsak' deyiminikullanıyorsunuz'
TSİP GENEL BAŞKANI MEHMET SÜMBÜL - Tutuklu, hükümlü.
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Hayır efendim. Tutsak, muharipgüçler arasında ele geçirilen muharip unsurların, Cenevre Sözleşmesine bağlıolarak özgürlüklerinden men edilmiş halleridir; tutsaklık budur. Yani siz, ülkeyönetimine talip bir siyasî parti olarak bu deyimleri yerli yerinde kullanmanızgerekmez mi' Tutsak, o demektir.
TSİP GENEL BAŞKANI MEHMET SÜMBÜL - Tutsak şu anlamda:Ceza almamış; yani hüküm giymemiş insan anlamında kullanmıştım.
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Tutuklu başka, tutsak başkabeyefendi. Siz ikisini karıştırıyor musunuz' Aynı mı görüyorsunuz'
TSİP GENEL BAŞKANI MEHMET SÜMBÜL - O anlamda kullandım,evet.
ÜYE YALÇIN ACARGÜN - Peki, düzeltin o zaman lütfen.
TSİP GENEL BAŞKANI MEHMET SÜMBÜL - Söylediğiniz gibidüzeltiyorum efendim.
BAŞKAN - Sorusu olan var mı arkadaşlarımdan' Yok.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkanı MehmetSümbül ile Parti Vekili Avukat Selçuk Kozağaçlı'nın sözlü savunmaları dinlendi.Yapılar açıklamalar banda alındı, ayrıca stenografi arca da saptandı.
Teşekkür ederim Sayın Mehmet Sümbül ve Sayın SelçukKozağaçlı.'
C-Davalı Parti Eski Genel Başkanı ve İki Üyesinin Sözlü SavunmalarıAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğinceMustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Sacit ADALI, Ali HÜNER, FulyaKANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve FazılSAĞLAM'ın katılımlarıyla 27.1.2004 gününde yapılan toplantıda davalı Parti'nineski Genel Başkanı Turgut KOÇAK ile eski Merkez Yürütme Kurulu üyeleri HasanYAVAŞ ve Nemci ÖZYURDA'nın sözlü açıklamalarının dinlenmelerine, Samia AKBULUT,Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER ile Ertuğrul ERSOY'un 'Dosyadakibilgi ve belgelerin yeterli olduğu dinlenilmeye gerek bulunmadığı' yolundakikarşıoyları ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
Söz konusu kişilerin 26.2.2004 günlü sözlü açıklamalarışöyledir:
'BAŞKAN - 26 Şubat 2004 Perşembe. Saat: 10.11
Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılması istemiyleaçılan, Esas 2002/2 Siyasî Parti Kapatma Sayılı Davanın, 27.1.2004 günündeyapılan inceleme toplantısında, partinin eski genel Başkanı Turgut Koçak ileeski merkez yürütme kurulu üyesi Hasan Yavaş ve Necmi Özyurda'nın sözlüaçıklamalarının dinlenilmesine karar verilmekle;
Başkan Mustafa Bumin, Başkanvekili Haşim Kılıç, üyelerSacit Adalı, Ali Hüner, Fulya Kantarcıoğlu, Aysel Pekiner, Ertuğrul Ersoy,Tülay Tuğcu, Ahmet Akyalçın, Mehmet Erten ve Fazıl Sağlam'dan oluşan kurulyerini aldı. Raportör Kemal Başlar yerinde. Ses teknisyeni Kadir Karagülmez iledaha önce yeminleri yaptırılan stenograflar Cengiz Tanrıverdi ve Alaaddin Aytenhazır.
Davalı, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin eski GenelBaşkanı Turgut Koçak ile eski merkez yürütme kurulu üyeleri Hasan Yavaş veNecmi Özyurda yerlerine alındılar.
Sayın Koçak, sizinle başlayacağız; ses düzeni itibariylekonuşmalar banda alındığından açıklamaların kürsüden yapılması gerekmektedir.Yalnız, biliyorsunuz davalı partinin savunmasını yetkili temsilcileri buradayaptılar Haziran ayı itibariyle. Siz, Başsavcının iddianamesinde size isnatedilen ve partinin kapatılması için öne sürülen eylemlerle parti arasındakiilişki bakımından sınırlı olarak savunmanızı yapın.
Buyurun sizi dinliyoruz.
TURGUT KOÇAK (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi EskiBaşkanı) - Sayın Başkan, sayın üyeler; ben, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin1993'ten 2001 tarihinin sonlarına kadar genel başkanlığını yaptım. 1993'ten2000 tarihine kadar Türkiye Sosyalist İşçi Partisiyle ilgili, Türkiye Sosyalistİşçi Partisinin üyeleri ve bizimle ilgili terör suçlamasıyla bir kez olsun davaaçılmamıştır; ancak, 2000 tarihinin Aralık ayında F-Tipi cezaevleriyle ilgiliyapılan gösteriler sonrasında, bizim partimiz de bu gösterilerin içerisinekatılmış, bu gösteriler sonrası adları sayılan illegal örgütlere yardım veyataklık yaptığımız iddiasıyla hakkımızda dava açılmıştır.
Gerek tutuklandığımız zaman gerekse mahkeme aşamalarındabizimle ilgili suçlamaların maddî temeli olmadığını pek çok kez açıklamışolmama karşın, bununla beraber yine de hüküm aldık; ama, ben, bu hükmün yerindeolmadığını, bugün de yerinde olmadığını düşünüyorum.
Şöyle ki: Türkiye Sosyalist İşçi Partisiyle ilgili tutanakpolislerce hazırlanmış; bir, 5 Aralık tutanağı; iki, 12 Aralık tutanağı. 5Aralık tutanağında, gösterilerin Ankara Adliyesinin önünde yapıldığı, bugösterilerde, polisin zor kullanarak dağıttığı yazılı. Türkiye Sosyalist İşçiPartisinin herhangi bir üyesi -bırakalım yöneticisini- herhangi bir üyesininbile katılmadığı bu gösteri, bir şekilde Türkiye Sosyalist İşçi Partisiylenasıl ilişkilendirildiğini, ben, hâlâ da anlamış değilim.
Aynı şey; 12 Aralıkta Kızılay'da yapılan gösteriyle debizim bir ilgimiz yok Bu gösterinin, parti olarak ne içindeyiz ne herhangi birüyemiz katılmış; ama, bu gösteri sonrasında da yine olaylar çıkmış, buolayların sonrasında, polis zor kullandığı için, gösteri alanından kaçankimseler, parti binasının bulunduğu apartmana sığınmışlar. O apartmanda,Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Eğitim-Sen gibikuruluşlar da mevcuttur. Kapılar kapandığı için polisin ve Ankara EmniyetMüdürünün gözlerinin önünde; çünkü, bunlar televizyonların çekimlerinde mevcuttur;biz, bu çekimlerin mahkemeye defalarca gelmesini istediğimiz halde, mahkemebunu asla dikkate almamıştır, ama aynı çekimler, 9 uncu Asliye CezaMahkemesinde, Gösteri ve Yürüyüş Yasasına aykırı hareket etmekten yargılanan 63sanığın dosyasında mevcuttur.; 14 kanaldan yapılan bu çekimler bu dosyadamevcuttur.
Şimdi, ben, aşağı yukarı bir ay boyu televizyonlardan ogünkü olayları izledim. O olaylarda, meydanlarda insanlar dövülüyordu, dövenpolislere bir başka polis, işte 'ona dokunmayın o ülkücüdür' deyip -bunlar,çekimlerde mevcuttur- 'o ülkücüdür' deyip, birtakım insanları da binayayöneltip, binada bulunan bütün işyerleri -bizim partimiz dahil- taşlanırkenpolis asla müdahale etmiyor, hiçbir şey yapmıyor. Bunu ben kendimtelevizyonlarda gördüm, çünkü, televizyonlar bir ay boyu yayın yaptı. Dahasonra 4'e doğru, olaylar duruluyor, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığındanpartinin binasının aranması için izin alınıyor, binaya giriliyor; tutanaktaondan sonra yazılı olanlar şöyle: Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin binasınıniçerisinde şu şu pankartların bulunduğu şu şu resimlerin bulunduğu. Bupankartlar ve bu resimler, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin yöneticilerininadı geçen örgütlere yardım ve yataklık yaptığına bir kanıt olarak gösteriliyor.
Oysa, binaya bırakılan bu pankartlar, kaçan insanlartarafından bırakılmış pankartlardır, ki, ben o gün partide değilim arkadaşımHasan Yavaş partide değil. Partide kimse yok. Tutanağa dikkatlice bakıldığındaşunlar görülecek: Dışarıdan atılan taşlarla bilgisayarlar, dışarıdan atılantaşlarla partinin faksı, telefonu, müzik seti ve bütün eşyalarının kırıldığıbelirtiliyor. Şimdi, tutanağa göre, beşinci kata dışarıdan atılan taşlar, faksdahil, telefon dahil hepsini tahrip ediyor. Ben, saat 6'da partiye geldiğimde, sağlambir tek eşya yoktu, sağlam olarak bir kalem dahi yoktu, hepsi kırılmış çöpyığınına döndürülmüştü. Tutanakta da aynen şöyle yazıyor ve devam ediyor: 'Sözügeçen eşyalar barikat olarak kullanılmıştır, bilgisayarlar dahil barikat olarakkullanılmıştır' şimdi ne kadar taraflı ne kadar gerçeklerle ilintili olmayanbir tutanaktır ki; biz, diğer partilere benzemiyoruz, belki ekmeğimizdenartırdığımız paralarla biz o bilgisayarları aldık; ama, o bilgisayarlarpolislerce parçalanmış, kırılmıştır, ama barikat kurulduğu iddia edilmektedir.
Yine, o günleri ben çok iyi anımsıyorum, 11 Aralık günüİstanbul'da bir başka örgütün 2 polise giriştiği eylem var, öldürülen 2 polisvar. Bu 2 polisin öldürülmesinden sonra ülkede -bana göre, bunlar tabiî kikarşı çıkılacak olaylar, asla onaylanmayacak olaylar- O iki polisinöldürülmesinden sonra adı geçen eylemi yapanlardan bu ülkenin yasaları hesapsormalı. Polisin görevi, bu eylemi yapan insanları tutuklayıp mahkemenin önüneçıkarmaktır; ama, öyle mi oldu; hayır. Türkiye'nin her tarafında çıplaktabancalarını çıkarmış, namlularını aşağı çevirmiş 'ya Allah, Bismillah,Allahuekber' sloganlarıyla yürüyen polislere tanık olduk. O polisler, 12 Aralıkgünü, aynı eylemi Kızılay'da da gerçekleştirdiler. Aynı polisler -yine bunlar görüntülerdemevcuttur- Türkiye Sosyalist İşçi Partisine girdiklerinde kimsenin olmadığınıiddia ediyorlar; doğrudur bu. Eşyalarının tahrip edildiğini iddia ediyorlar; buyanlıştır.
Şimdi, bir şekilde hiçbir yöneticisinin olmadığı, hiçbirparti üyesinin olmadığı bir partide arama yapılıyor, işte parti koridorlarındasözü geçen pankartların, resimlerin bulunduğu söyleniyor, aynı polisler camaçıkıp, kurt işareti yapıp, partinin çekmecesinden aldıkları Türk Bayrağınıasıyor...
Şimdi, bunlar, hiçbir şekilde kabul edilecek bir şeydeğildir. Ben, kişi olarak, bu ülkenin yurttaşı olarak, böyle eylemleri tabiîki kabul edemem. Ben, mahkemede de söyledim, aynen şunları söyledim; Bu sözügeçen polis memurları Ulubatlı Hasan mıdır' Bir başka ülkenin toprağını işgal etmeküzerine mi girmişlerdir' Biz, başka bir ülkenin toprağında mı bulunuyoruz,düşman mıyız'
Şimdi, Sayın Başkan, sayın üyeler, gerçek şudur:Gerçekten de Türkiye'de bir anlayış vardır ki, o anlayış, -biz ne düşünürsekdüşünelim, bu ülkeyi ne kadar seversek sevelim- bizi düşman görmektedir vetavırlarını da buna göre ayarlamaktadır.
Şimdi, belki konumuzla ilgili değil ama, ben ilginç birörnek vermek istiyorum. Biz mahkemeye çıkarıldığımız gün polis müdürlerindenbir tanesi bana diyor ki: 'Yahu, sizin hatanız suçunuz yok ama, sizinpartinizin programında Ermeni devleti kuracağınız yazılıymış.'
Şimdi, eğer, bir polis müdürü, gerçeklerden bu kadar uzakolabilirse, onların bu tutanakları da bu kadar gerçeklerden uzak olurdüşüncesindeyim. Çünkü, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ayda kurulmuş, yıldızdakurulmuş bir parti değil; bunun programı var ilgili yerlere iletilmiş, Buprogramda 'Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin programında, bütün dünyahalklarının ve ülkemizin baş düşmanı emperyalizm olduğu' söyleniyor ve biz şuanda karşınızda Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılmasıyla ilgilibuluyoruz. Odak haline geldiği söyleniyor. Ben defalarca, arkadaşım NecmiÖzyurda defalarca söylediği halde, bunlar bugüne kadar düzeltilmedi. Bunu, birkez daha yinelemek istiyorum. Necmi arkadaşımız, partinin sade bir üyesidir;genel yönetim kurulu üyesi de değildir, merkez yürütme kurulu üyesi dedeğildir; bunlar düzeltilmedi, herhalde, bunda bir şey düşünülüyor olsa gerekki, düzeltilmedi.
Şimdi, 19 Aralık günü yapılan bir operasyonla biztutuklandık. 19 Aralık operasyonu F-Tipi cezaevlerine karşı yapılanoperasyonlarla ilgilidir; ki, bunları, bu operasyona karşı konulacakdüşüncesiyle bizim partimizin bulunduğu bölgede, polis orayı kordon altınaaldığı için, giren çıkanlardan bizler de dahil olmak için partimize veriyoruz,bizleri de dahil olmak üzere gözaltına almışlardır. Ben, belki TürkiyeSosyalist İşçi Partisinin Genel Başkanı olarak mahkeme önüne çıkarabilirdim,eğer o gün, Hasan Yavaş arkadaşımız ya da Necmi Özyurda arkadaşımız orayagelmemiş olsalardı bu suçun faili olmayacaklardı.
Yine, bilmiyorum dosyanızda mevcut mudur; bir tutanakdaha var ki, o da çok ilgi çekicidir, ama, ben düşünüyorum, demokratik birülkede böyle olmalıdır, ama, tersi olursa, o demokratik ülkenin mevcut konumunuzedeler diye düşünüyorum. Özgürlük ve Dayanışma Partisiyle ilgili tutanak davardır dosyada. O tutanakta da, bizde yazılanların aynısı onlarda da yazılıdır,fazlalığı yazılıdır üstelik; çünkü, Özgürlük ve Dayanışma Partisinde 63 kişiningözaltına alındığı yazılıdır. Bu 63 kişinin 1 tanesi, Türkiye Sosyalist İşçiPartisinin üyesi değildir; ama, bunlar Gösteri ve Yürüyüş Yasasına muhalefettenyargı önüne çıkarılmışlardır; bize ne söylendi ise; Özgürlük ve DayanışmaPartisine de aynı şeyler söylendiği halde, onunla ilgili 169 uncu maddedenyardım, yataklık suçlamasından dava açılmamış.
Şimdi, bir ülkede eğer, yasalar bu kadar eşitsizkullanılıyorsa, bunu kullananlar da yargının önüne getirilip 'bunlar delildir'diye sunanlar da, bana göre, tarih önünde suçludur diye düşünüyorum.
Biz, aldığımız cezanın 2 yılına yakınını yattık, şu andada yeniden yargılanıyoruz. Ben, o mahkemede de şunları söyledim: Biz,söylediğimiz her şeyin arkasında-karşılığı ne olacaksa olsun, bedeli neolacaksa olsun- dururuz. Hem insanın doğasına aykırı olan bir durumu, nasıloluyor da mahkemeniz yerinde değerlendiremiyor, çünkü, şöyle: Biz, DHKP-C,MLKP, TKP-ML, TIKKO, TKİP ve diğerleri hepsine yardım, yataklık yapmış oluyoruz!. Bu, insanın doğasına aykırı. İnsan, ideolojik olarak bir yakınlık duyar,örgütsel olarak bir yakınlık duyar haydi, bir şey olur, bu, belki birazanlaşılabilir; ama, böylesine, bizim çıldırmış olmamız lazım, çıldırmış olmamızlazım; aynı zamanda Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin programına, üyelerine vekendini savunduğumuz dünya görüşüne ters düşen insanlar olmamız lazım.
Yine, ben mahkemede söyledim, dedim ki: 'Biz, TürkiyeSosyalist İşçi Partisi olarak, siyaseten, kişi olarak ölüm oruçlarını insanîbulmuyoruz, ahlakî bulmuyoruz.' Gerçek de bu; yani, ben, ölüm oruçlarınıyerinde gören bir insan olsaydım 'yerinde görüyorum' derdim. Ben, basınaçıklamalarımda da bunu söyledim, öyle de görüyorum, dünya görüşüm de bu.
Şimdi, biz odak falan değiliz; ama, belki konumuzun pekiçinde olmayabilir ama ben ilişkilendiriyorum, sizler bunudeğerlendireceksiniz; Türkiye Sosyalist İşçi Partisi bu ülkenin varlıklarınıbir avuç insana çekmeye kalkmadı, 1,3 milyar dolara TÜPRAŞ'ı satmaya kalkmadı;Odaksa, bunlar odak. Tekeli yok pahasına satmaya kalkan biz değiliz; ne şuakımın ne de bu akımın peşkeş çekilmesinde bizim partimizin hiçbir şeyi olmadı.Bizim partimizin hiçbir üyesi pek çok dosyadan yargılanmadı, ülkeyi zorasokacak borçlanmadan yargılanmadı.
Bizim partimizin milletvekilleri de olmadı. Onlarcamilletvekilinin yolsuzluk dosyaları vardır Mecliste bekleyen; odaksa, onlarodaktır bana göre, odaksa onlar odaktır. Ben bu ülkenin yurttaşı olarakülkesini ve insanlarını seven bir insanım; siyasî görüşüm de buna göreşekillenmiştir. Bu ülkenin askerlerinin kafasına çuval geçirenlerin karşısındasusanlar odaktır odaksa. Belki, bir yerlere kadar uzanabilir ucu bunun; ama,ben, o görevin başında bulunan bir insan olsaydım istifa ederdim. Ama, bu olay,bana, benim yurtseverliğime önemli bir katkı getirmiştir; o katkı da şudur: Beninanıyorum ki, Türkiye'nin askerlerinin kafasına çuval geçirenler bize bir şeyde bulunmuşlardır; bu ülkenin sosyalistleri de onların kafasına çuvalgeçirecektir. Ben, böylesine yurtsever bir insanım, böylesine ülkesini sevenbir insanım.
Dolayısıyla, adı geçen olayla hiçbir ilişkimiz yoktur.Buna rağmen ülkenin mahkemeleri bize ceza vermiştir. Bu cezanın biz bir kısmınıiçeride geçirmişiz, tekrar ceza verilirse, yine yatacağız; ama, biz, ne olursaolsun, neyle karşılaşırsak karşılaşalım, bu ülkenin bir yurttaşıyız, bu ülkeyien çok sevenleriyiz. Aynı zamanda vicdanlıyız diyebilirim; çünkü, vicdanlıolmak şudur aynı zamanda; : bu ülkenin insanlarına bir kilo pirinç, bir kilomakarna, bir kilo şeker dağıtmak demek değildir; onları kandırmak üzeredağıtmak demek değildir; vicdanlı olmak, onları iş sahibi, aş sahibi yapmaktırve bunların kaynağının ne olduğunu tespit edip siyaseten çözüm bulmaktırvicdanlı olmak.
Ben, bunun için, sosyalist bir insanım, öyle yaşadım,öyle yaşayacağım ve ne Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin ne benim kimseyeödenecek minnet borcu yok. Yani, bundan kastım şudur: Sözü geçen örgütselyapılarla ideolojik olarak hiçbir benzerliğimiz yok; örgütsel olarak hiçbirbenzerliğimiz yok. İdeolojik olarak böylesine hiçbir benzerliği olmayan,örgütsel olarak benzerliği olmayan Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin -1974'tekurulmuş bir partidir- 2000 yılında başına böyle bir şey gelmiş olması banagöre -bir deyimidir, halk deyimidir- bir marangoz hatasıdır. Marangoz hatası neyazık ki düzeltilemez; çünkü, rendeyle tahtayı yontmaya başladığınız zaman, birbudağa denk geldiği zaman o budak derinleşir, düzeltemezsiniz. Biz, aynı buşekilde ceza aldık, hüküm aldık. Bu, bir marangoz hatasıdır, bizim işlediğimizsuç değildir; bu, asla ilişkilendirilemez diye düşünüyorum.
Bu anlamda, Sayın Mahkemenizin durumu doğrudeğerlendireceğini biliyorum ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi 1974'te kurulmuşbir partidir, Türkiye'nin en eski partilerinden biridir, sosyalizmisavunmaktadır, sınıfsız, sömürüşüz bir toplumu savunmaktadır, böyle birpartinin kapatılmamasında büyük yarar vardır. Bu anlamda, böyle bir kararvereceğinizi umuyor, teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Turgut Koçak.
Sayın Yavaş, sizin katmak istediğiniz bir şey var mı'Aynı şeyi tekrar etmeyin lütfen, yani, siz, o söylenenleri tekrar tekrarsöylemeyin, yorulmayın, zaman kaybetmeyin. Ona ilave olarak katmak istediğinizbir şey varsa sizi dinliyoruz.
HASAN YAVAŞ (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Eski M.Y.KÜyesi) - Var.
BAŞKAN-Buyurun.
HASAN YAVAŞ (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Eski M.Y.KÜyesi) - Sayın Başkan, sayın üyeler; şu an, önünüzde duran Türkiye Sosyalistİşçi Partisinin kapatılması ile ilgili dava dosyası nedeniyle bulunuyorum.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ile ilişkim, sadece bupartinin yöneticisi konumunda olmamdan öte, çocukluk arkadaşım diyebilecekkadar eski; ancak, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kurulduğu 1974 gününden buyana bugünkü varlık nedeniyle, gerek ideolojik yapısı itibariyle gerekseTürkiye ve dünya gerçekleriyle toplumsal olarak sosyal, siyasal iddiaları ilede öne sürdüğü sömürü, baskı, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere, butopraklar üzerinde yaşayan tüm insanların eşit haklara sahip olduğunu savunagelmiş, bu duruşuyla da çok genç bir parti.
Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde, yardım veyataklık iddiası ile yargılanıp ceza almam sonrasında da, mahkemeniztarafından, Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılmaya yönelik bu haksızkararı tüm hukuk yollarının çiğnenerek cezalandırılmamız esas alınarakyapılmıştır.
19 Aralık 2000 tarihinde tutuklandığım zaman partininkongre çalışmaları için Ankara'ya gelmiştim. Bu tarihe kadar 15 yıldır MuğlaMarmaris'te ikamet ettim. Dosya tarafsız bir şekilde incelendiğinde, Türk CezaKanununun 169 uncu maddesinde yer alan, yardım ve yataklık hükmüne uyan bireylemim olmadığı görülecektir.
Yaşam pratiğim ve parti ideolojimde iddia olunanörgütlerin F-Tipi eylemlerini ret ettiğimiz gibi, Aralık 2000 tarihinde F-Tipiölüm oruçlarına karşı olduğumuzu, partim, kamuoyuna, basın açıklaması ilereddetmiştir. Partimiz hangi somut delillere dayanılarak kapatılmakistenmiştir' Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, benim yargılanarak ceza almışolmam gerekçe gösterilerek kapatılamaz, Yüksek Mahkemeniz bu kararı retetmelidir.
Demem o ki, gerek benim Devlet Güvenlik Mahkemesindeyargılanıp ceza almam gerekse Yüksek Mahkemenizde Türkiye Sosyalist İşçiPartisinin yargılanması, Türkiye'nin toplumsal, tarihsel, sosyolojik yapısıylada bağdaşmadığı, örtüşmediği gibi günümüzde barışın kalıcılığı açısından dayaşam bulmamaktadır.
Bu düzmece iddialarla yargılandık ve mahkemeniz, bu tezedayanarak bu tezi doğru bularak partim Türkiye Sosyalist İşçi Partisininkapatılması düşünülüyor. Bu düzmece iddiaları öne sürenler, kendilerini çağdaş,demokratik bir Türkiye'ye kapattıkları gibi, önlerine koyulan davalara dahiçbir hukuk kurallarını işletmeyerek, dikkate almayarak karar vermişler vegiydikleri o cüppelere de uygun düşmediği kanaatindeyim. Bir oldu bitti vekomplo ile gerek şahsıma gerekse partime saldırı olduğunu düşünüyorum.
Yine bugün, daha bir ay öncesinde, Rize Pazar İlçesininKayağantaş Köyü Muhtarının seçim hilelerinden tutun da pek çok yolsuzluğuyapılmasına karşılık, devletin denetim mekanizması işletilmediği gibi,Anayasada belirtilen bireylerin seçilmişleri denetleme hakkı bilekullandırılmamış ve bir oldu bittiye getirilmiştir.
Aslında, kullanılan haklarımız Anayasa ile güvence altınakısmen de olsa alınmasına karşın, diğer taraftan ceza yasalarıyla bu hakelimizden alınıyor. Kullandığımız zaman ise, Türkiye Cumhuriyeti savcıları,fermanlar dolusu iddianamelerle bizi suçluyorlar, cezaevlerine atıyorlar.Kısaca, Devletin bu kurumları pek çok çelişki olmasına karşın, bizlere veinsanlarımıza büyük bir kızgınlık içinde olduğunu; bu da, Devlet kavramınınevrensel ölçülerde ve değerlerde bir duruşa sahip olmadığı anlaşılıyor; çünkü,Devletin halkına karşı şikâyet hakkı yoktur ve Devletin istifa etme hakkı dabulunmamaktadır.
Sayın Başkan ve Yüksek Mahkemenin değerli üyeleri; budavayı, hiç vakit geçirmeden derhal reddetmelisiniz. Ben, TürkiyeCumhuriyetinin bir vatandaşıyım; 4 yılı aşkın bir süredir bu davayla ilgiliyaşamım baştan aşağı arızaya girmiş, cezaevinde ölümle sonuçlanabilecek birkalp krizi ve maddî zarar gördüm.
Yüce Mahkemeniz tarafından gereğinin yapılarak davanınreddedilmesini saygılarımla arz ederim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hasan Yavaş.
Sayın Necmi Özyurda, sizin o tarih itibariyle MYK üyesideğil, bir parti üyesi olduğunuzu genel başkan ifade etti.
NECMİ ÖZYURDA Evet, parti üyesiyim.
BAŞKAN - Sizin ilave edeceğiniz bir şey var mı '
NECMİ ÖZYURDA-Hayır efendim, yok.
BAŞKAN -Peki, teşekkür ederim oturabilirsiniz.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin eski Genel BaşkanıTurgut Koçak ile eski Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Hasan Yavaş ve Üyesi NecmiÖzyurda'nın sözlü açıklamaları dinlendi, yapılan açıklamalar banda alındı,ayrıca stenograflarca da saptandı.
Teşekkür ederim Sayın Turgut KOÇAK, Hasan Yavaş ve NecmiÖZYURDA.
VI- İNCELEME
-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kapatma davasıaşamalarında özetle;
12.12.2000 tarihinde F tipi ceza evlerini protestoeylemlerine katılanlara yönelik polis müdahalesi üzerine eylemcilerin birbölümü parti binasına girerek, binadan güvenlik kuvvetlerine saldırdığını,güvenlik güçlerinin parti binasına geldiklerinde mevcut barikatları bertarafederek yaptıkları aramada binada sınıf diktatörlüğünü savundukları kuşkusuzsilahlı örgüt mensuplarının pankart, döviz ve resimleriyle, ölüm oruçlarındaölenlerin resimlerini ele geçirdiklerini, bulunan ölüm oruçları eylemindekullanılan sağlık malzemelerinin miktarına bakıldığında, bunların partitarafından temin edildiği, resim ve pankartların da önceden teşhir amaçlıolarak parti binasına yerleştirilip asıldığını, 12 Aralık eyleminden önce 5Aralıkta da aynı eylemcilerin bir bölümü parti binasından çıkarak eylemekatıldıklarını, mahkûm olan üç kişinin, ölüm oruçlarına katılan kişilerin,annelerinin ve yakınlarının partilerine ait binada ölüm orucu eylemlerisüresince ve bu oruçlara destek olmaları amacıyla misafir edildiklerini beyanettiklerini, dolayısıyla eylemcilerin rastlantı sonucu binaya girmediklerini,binanın önceden görülen destek ve yardımdan dolayı özellikle seçilmiş saklanmave korunma yeri olarak kabul edildiğinin anlaşıldığını, partinin, bu örgütmensuplarının geçmişteki eylemlerini benimsediğini, desteklediğini ve gündemdetuttuğunu, binada ele geçirilen ve zapt edilen materyallerin muhafaza edilmesisuretiyle, silahlı mücadeleyi benimseyen yasadışı örgütlerin eylemlerine destekverildiğini ve yardım edildiğini, dolayısıyla partinin, örgüt mensuplarınındemokratik istek ve tepki boyutunu aşan eylemlerini savunmakla kalmadığını,benimseyerek aktif olarak da desteklediğini, üç parti yetkilisinin de bueylemden dolayı mahkûm olduğunu,
Anayasa'ya aykırı olan bu eylemlerin Avrupa kamudüzeninin temel unsuru olan çoğulcu demokrasi anlayışı içinde geçerlisayılamayacağını, içerik itibariyle ifade özgürlüğünün toplu olarakkullanılması sınırları içersinde kalmadığını, bu nedenle davanın açılmasının,demokrat toplum yönünden gerekli olduğunu,
parti başkanı ve merkez yürütme kurulu üyelerinineylemlerinin partiye isnat edilebilirliği tartışmasız olduğunu, işleneneylemlerin, süreklilik ve yoğunlukları itibariyle, siyasi partinin kapatılmasıyönünden yeterlilik düzeyine ulaştığını, yargısal kararlarda 'uygun zamanlama'olarak ifade edilen bu ölçüt uyarınca, somut bir tehlikenin ortaya çıkması şartolmayıp, demokratik standartlarla çelişen adımların atılabilmesinin söz konusuolmasının yeterli olduğunu,
davalı partinin, genel merkez ve il başkanlığı binasındasilahlı örgütlere ait malzeme bulundurduğunu, o örgüt mensuplarınıncezaevindeki eylem ve direnişlerine destek verdiğini, bu şekilde örgütün siyasikanadının ötesinde hareket ettiğini, davanın açılmasının, bahse konu örgütmensuplarına desteğin sürdürülmemesi ve örgütlerle olan bağlantısınınkoparılması yönünden zorlayıcı bir sosyal gereksinimden kaynaklandığını,öngörülen yaptırımın, gerçekleştirilen eylemlerin önem ve ağırlığı yönündendengeli ve orantılı olduğunu, eylemlerde genel merkez binasınınkullanılmasının, parti yönünden olaya bütüncül ve genel bir destek vermeanlamına geldiğini, bu nedenle partinin AİHS'nin 11. maddesi kapsamında korumagörmesinin mümkün olmadığını,
Eylemlerin parti tarafından kararlılıkla işlenmekle odakkoşulu gerçekleştiğini, 12.12.2000 öncesi dikkate alındığında süreklilikunsurunun da bulunduğunu, eylemlerin ağırlıkları ve orantılılık ölçütü dikkatealındığında davalı partinin kapatılması zorunlu olduğunu,
bu nedenle partinin kapatılması ve kapatılmayaeylemleriyle yol açan üç kişinin 5 yıl süreyle siyasi yasaklı sayılmasıgerektiğini ileri sürmüştür.
- Davalı Parti davanın aşamalarında özetle:
TSİP'in kuruluşundan beri hiçbir soruşturma vekovuşturmaya uğramadığını, hiçbir TSİP üyesinin Anayasa'nın 68. maddesinindördüncü fıkrasında belirtilen yasakların karşılıklarını düzenleyen yasamaddeleri nedeniyle kovuşturma geçirmediğini, F tipi kapalı cezaevlerine karşıyürütülen 20.10.2000 tarihinden başlayan çeşitli ve kapsamlı protestolarnedeniyle açılan 100'e yakın davanın hiç birinde TSİP yönetici ve üyelerineyönelik bir suçlama bulunmadığını, dolayısıyla partinin anayasaya aykırı eylemlerinodağı haline gelmediğinin açık olduğunu; suçlanan üç yöneticinin dava açıldığıtarihten bir ay önce ilişkilerinin kesildiğini, bu kişilerden birinin iseyönetici değil üye olduğunun göz ardı edilmesi nedeniyle davanın maddi birhataya dayandığını;
12.12.2000 tarihinde parti merkezinin bulunduğu Kızılaysemtinde büyük toplumsal olayların olduğunu, 'ülkücü' olarak bilinen gruplarınparti merkezine saldırarak zarar verdiğini, olaylar sırasında yargılanansanıklar dâhil olmak üzere hiçbir parti üyesinin binada bulunmadığını, yinekolluk tarafından yapılan arama ve zapta hiçbir parti temsilcisininkatılmadığını, bu tarihte Kızılay'da F tipi cezaevlerini protesto etmekamacıyla bir araya gelmiş kalabalığın, kendilerine saldıran siviller ve kollukgüçlerinden kurtulmak için aralarında ÖDP, Eğitim Sen 1 Nolu Şube ve Pir SultanAbdal Derneği Genel Merkezinin de bulunduğu binaya kaçtıklarını, olay sırasındapartiyle hiçbir ilişkisi bulunmayan ve sokaklardaki çatışmalardan kaçankişilerin ellerinde döviz ve pankartların bulunduğunu, bizzat mahkemetarafından çoğu saldırılar sonucu yaralanan bu kişilerin 'silahlı örgütmensubu' olarak nitelendirilmesinin ağır bir hukuksal yanılgı olduğunu,haklarında takipsizlik ya da beraat kararı verilen bu kişilerin silahlı örgütüyesi kabul edilmesinin dayanaktan yoksun olduğunu, tek bir güne ve olayailişkin mahkeme kararına dayanılarak, üç kişinin eyleminin partiyi anayasayaaykırı eylemlerin odağı haline getirmeyeceğini;
Parti tüzüğünden anlaşıldığı üzere TSİP'in anayasal parlamenterrejimin yasadışı ve şiddet temelinde değiştirilmesini öngören hiçbir siyasaleylemi yahut eğiliminin bulunmadığını ve bu kapsamda hiçbir suçlamayla dakarşılaşmadığını;
Adı geçtiği iddia olunan DHKP-C, TKPML, MLKP ve TİKPörgütlerinin isimlerinin, 1996 yılında Türkiye çapında yürütülen açlık grevi veölüm orucu eylemlerinde yaşamını yitirmiş tutuklu ve hükümlülerinfotoğraflarının yapıştırıldığı bir dövizden alındığını, 1996 yılında yaşamınıyitirmiş bu kişilerin çoğu henüz tutuklu iken ölmüş olup sadece yargılandıklarıdavaları gösteren bilgilerin, sanki adı geçen örgütlerin sağ, faal vekesinleşmiş hükümler ile örgütsel bağları sabitmiş gibi ve desteklenmeleriyoluyla örgütlere yardım ediliyormuş biçiminde yorumlanmasının hukuken kabuledilemeyeceğini, bu kişilerden, çocukların ölmemesi çabasında olan ailelerdenve F tipi cezaevlerini protesto eden kişilerden 'yasadışı silahlı örgüt' diyesöz etmenin yasal olmadığını ve sınıf diktatörlüğünü savunmadıklarını
ileri sürmüşlerdir.
Haklarında siyasi yasaklılık istenen Turgut KOÇAK, NecmiÖZYURDA ve Hasan YAVAŞ sözlü savunmalarında aynı doğrultuda açıklamadabulunmuşlardır.
- Değerlendirme
Anayasanın 68. maddenin ikinci fıkrasında siyasîpartilerin demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları; üçüncüfıkrasında önceden izin almadan kurulacakları, Anayasa ve kanun hükümleriiçerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri belirtilerek diğer tüzelkişilerdenfarklı biçimde kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin esaslar anayasal güvenceyekavuşturulmuş, kapatılmalarına yol açabilecek nedenler ise Anayasa'nın 14.maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını engelleyendüzenleme de gözetilerek tek tek sayılmıştır.
Anayasa'nın 69. maddesinin beşinci fıkrasında, 'Bir siyasipartinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir'; 68. maddesinindördüncü fıkrasında da 'Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri,Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insanhaklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratikve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünüveya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlenmesini teşvik edemez' denilmektedir. Bu kapatılma nedenleri 2820 sayılıSiyasî Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin ilk fıkrasında da aynenbenimsenmiştir.
Belirtilen düzenlemelerle Anayasa koyucu siyasîpartilerin varlıklarını sürdürmelerini esas alıp, kapatılmalarını ise ayrıkdurumlarla sınırlı tutarak, öncelikle demokratik rejimin, sağlıklı biçimdeyaşatılmasını amaçlamış, ancak korunması gereğini de göz ardı etmemiştir.
Anayasa'nın 69. maddesinde, bir siyasi partinin 68.maddenin dördüncü fıkrasına aykırı eylemleri nedeniyle, hangi şartlardayaptırım uygulanacağı hususu düzenlenmiştir. Beşinci fıkrada bir siyasîpartinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verileceği, altıncı fıkrada dabir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerinişlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesihalinde karar verileceği hükme bağlanmıştır. Bu fıkraya göre bir siyasî parti,bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve budurum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetimorganları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grupyönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudandoğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır. Anayasa Mahkemesi, yukarıdakifıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göreilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunbırakılmasına karar verebilir.
Anayasa, parti üyelerinin Anayasaya aykırı fiilleriniodak olmanın koşulu kılarken, bunu bir yoğunluğa bağlamakta, yani, üyelerce tektek ya da topluca işlenen bu tür fiillerin, odaklaşma izlenimini objektifolarak verebilecek nitelikte ve sayıca fazlalığını şart koşmaktadır. Başka biryönden, partinin söz konusu eylemlerin toplandığı, yoğunlaştığı veyakaynaklandığı bir yer haline gelmiş olması gerekir.
Öte yandan, siyasi partilerin Anayasaya aykırı eylemlerinodağı haline gelmesi, bu tür eylemlerin doğrudan doğruya Anayasanın 69. maddesininaltıncı fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen organlarca kararlılıklaişlenmesi durumunda da söz konusu olabilir. Kararlılıktan söz edebilmek için,eylemlerin Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasının ikinci cümlesindetüketici biçimde sayılan parti organlarınca tekrarlanmakla süreklilikkazanması, zaman içinde sürüp gitmesi, aynı zamanda yasak eylemlerinkaynağındaki organ iradesinin kesinliğinin ve değişmezliğinin nesnel olaraksaptanabilmesi gerekir.
İddianamede dava konusu eylemler, 12.12.2000 günü F tipicezaevlerini protesto eden ve cezaevlerinde çocukları tutuklu bulunan aileleredestek amacıyla parti binasını açmak, parti binasında yasadışı örgütmensuplarının resimlerini, onların eylemlerini olumlayan pankart ve dövizleriparti binasında bulundurmak suretiyle sınıf diktatörlüğünü savunan silahlıörgüt mensuplarına yardım ve yataklık etmek, F tipi cezaevlerini protesto etmekamacıyla ölüm orucu başlatan mahkûm ve ailelerini desteklemek yoluyla 'suçişlenmesini teşvik etmek' olarak belirtilmektedir.
Bu eyleme dayalı olarak parti başkanı, bir merkez yönetimkurulu üyesi ile bir üye olmak üzere toplam üç kişi sınıf ve zümrediktatörlüğünü savunan silahlı örgüt mensuplarına yardım ve yataklık suçunuişledikleri, Yargıtay'ca onanmış mahkûmiyet kararından da anlaşılmaktadır.
Ancak davalı Partinin Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncüfıkrasına aykırı olduğu sabit olan tek bir eyleminin 69. maddenin altıncıfıkrasında öngörüldüğü üzere odaklaşma için zorunlu olan yoğunluğusağlayamayacağı açıktır. Öte yandan eylemin parti organlarınca işlenmişolduğunun kabulü durumunda dahi, yukarıda belirtilen eyleme bakılarakkararlılıktan söz edilemeyeceği tabiidir.
Davalı partiye isnat edilen eylemler bakımından yoğunlukveya kararlılık koşulları yerine gelmediğinden dolayı, söz konusu partininAnayasa'ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinden söz etmek mümkündeğildir.
Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 69. maddesinin altıncıfıkrası ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin ikincifıkrasının (b) bendi uyarınca temelli kapatılmasına karar verilmesi istemininreddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ve SerruhKALELİ bu sonuca farklı gerekçelerle katılmışlardır.
VII-SONUÇYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın, Türkiye Sosyalistİşçi Partisi'nin temelli kapatılmasına karar verilmesi istemini içeren 6.6.2002günlü, SP.49 Hz. 2002/9 sayılı İddianamesi ve ekleri, konuya ilişkin rapor,ilgili Anayasa ve yasa kuralları okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerde bulunduğu ileri sürülen Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin,22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin (b)bendi ile 103. maddesi ve Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrası uyarıncatemelli kapatılması isteminin REDDİNE,
B- Gereği için karar örneğinin Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'na gönderilmesine,
9.7.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
FARKLI GEREKÇE
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin eylemleri nedeniylekapatılması istemiyle açılan davada, Mahkememizce Esas: 2002/2 (SPK), Karar:2009/1 sayılı kararla verilen Red kararına ilişkin Üye Fulya KANTARCIOĞLU'nunfarklı gerekçesine katılıyoruz.
Başkan
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
FARKLI GEREKÇE
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin eylemleri nedeniylekapatılması istemiyle açılan davada, dayanılan kanıtlar arasında bulunan davalıParti'nin genel başkanı ve bir merkez yönetim kurulu üyesi ile bir üyenin'Hürriyetçi demokratik düzeni yıkarak yerine komünist bir düzeni kurmak içinkurulu silâhlı çetenin hal ve vasfını bilerek yardım etmek' suçundan TCK. 169.,59., 40., 31. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca açılan vemahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin Yargıtay'ca da onanarak kesinleşenkararın, dayanağı olan eylem, çoğunluk gerekçesinde 'odak haline gelme' ye esasalınabilecek sübut bulmuş bir eylem olarak değerlendirilmiş ancak, Anayasa'nın68., 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesindeki unsurlaroluşmadığından kapatılma istemi reddedilmiştir.
Bir siyasi partinin eylemleri nedeniyle kapatılması,Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na göre Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncüfıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin işlendiği bir odak haline geldiğininAnayasa Mahkemesi'nce saptanması halinde olanaklıdır. Bu durumun varlığınıaraştırırken, Anayasa Mahkemesinin değerlendireceği husus, bir eyleminmahkûmiyetle sonuçlanmış ve kesinleşmiş olması nedeniyle sübut bulması değil,'odak haline gelme'nin oluşmasına katkısıdır. Bu yönüyle hukuka aykırı olduğuileri sürülen bir eylemin mahkûmiyetle veya beraatla sonuçlanmasının önemiyoktur. Dolayısıyla beraat eden kişinin de sabit olan bir eyleminin 'odakhaline gelme' olgusuna esas alınmasına engel bulunmamaktadır. Çünkü, siyasiparti davalarında yargılanan ve yaptırım uygulanacak eylem 'odak halinegelme'dir. Söz konusu eylemin değerlendirilmesinde ise 'odak haline gelme'sonucuna yol açtığı ileri sürülen eylem ve beyanların bir mahkûmiyet kararınabağlanmasından çok, oluş biçimi niteliği ve amacının belirlenmesi önemlidir.Ancak, bu durumda parti bakımından Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'ndabelirtilen yoğunluk, kararlılık, benimsenme gibi unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğikonusunda sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne yukarıdabelirtilen farklı düşünceyle katılıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
FARKLI GEREKÇE
Dava açılmasına sebep olan olay yönünden;
12.12.2000 günü, Sakarya Caddesinde F tipi cezaevleriniprotesto eden gruba polisin müdahalesi üzerine bir kısım eylemcinin Ziya GökalpCaddesi No: 16'daki Özgürlük ve Dayanışma Partisi ile Türkiye Sosyalist İşçiPartisi'ne ait dairelere girmeleri üzerine açık olan parti merkezine ait olandaireye girerek apartman yönetici nezaretinde parti yetkilisi dahil kimseninbulunmadığı daire içerisinde yapılan aramada çeşitli bez pankartlar, protestodövizleri, ilaçlar, şahısların giydikleri yelekler, şahıslara ait fotoğraflarbulunmuştur.
D.G.M Cumhuriyet Başsavcılığı'nın parti kapama davasıaçılmasına sebep olan eylem'e ilişkin görülen dava dosyası içeriğiincelendiğinde, olay yerinde ve anında partiyle ilgili kimse bulunmamasınarağmen 24.11.1996 günlü yaptığı genel kurul sonucu davadaki sanık TurgutKoçak'ın Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin genel başkanı, Hasan Yavaş'ın genelyönetim kurulu üyesi seçildiği ve diğer seçilenlerle birlikte YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'na 20.12.1996 günü bildirildiği, ancak diğer sanık NecmiÖzyurda'nın ismine bildirim listesinde rastlanmadığı ancak sanık olarakyargılanmış olduğu, ayrıca aynı genel kurulda aynı organa 9 (dokuz) kişiseçilmiş olmasına rağmen neden listede yazılı (Hasan Yavaş) ile yanında yazılıolmayan (Necmi Özyurda) adlı kişinin sanık olarak yargılandığı tartışmasız birdelile istinaden anlaşılamamıştır.
Bu hali ile 12.12.2000 günlü eyleme ilişkin karar, olaydasorumluluğu bulunup taraf ve sanık sıfatını alanlar ve de yönetime seçildiğihalde diğer almayanlar yönünden şüphe barındırmaktadır. Parti genel başkanı ileparti merkez yönetim kurulunun herhangi 2 üyesi sanık sıfatı ile yargılanmış vekararda imzası bulunan bir hakim üyenin bulunan pankart vb.lerinin partiyesanıklar tarafından konulmadığı, ya da kendilerine ait olmadığı yolundakisavunmaların aksinin ispatına yarar delilin bulunmadığı, bulunanların saltparti binasında bulunmasının suç olmadığı yolundaki muhalefetine rağmen 1 NoluAnkara D.G.M'nin 2001/07 E, 70 K. sayılı ilamı ile cezalandırıldıkları ve bunedenlede, bu bir tek eyleme dayalı olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca2002/2 E. sayılı dosya ile mahkememize siyasi partinin Anayasa'nın 68.maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen yasalara aykırı EYLEMLERİN odağıolduğu nedeniyle temelli kapatılması istemi ile dava açtığı görülmektedir.
Mahkememiz siyasi partilerin Anayasa'ya aykırı olaraknitelenen eylemlerini değerlendirirken bu eylem hakkında ilgili mahkemeninverdiği hürriyeti bağlayıcı ceza ile bağlı değildir. Bu gerçeklik sadeceeylemin varlığının araştırılmasına gerek bırakmayan bir sübut niteliği taşır.
Siyasi partiler bir kalıba sokulmadan siyasal düzen vekatmanlarında serbestçe diğer düşünce yapıları ile rekabet edecek fırsateşitliğine sahip siyasal karşıtlıkların mutlak çatışmasına aracı olmak zorundaolan çoğulcu demokrasinin yaşamsal organlarıdır.
Zihnin rasyonel üretimi 'düşünce', çeşitli şekillerdedışavurum ihtiyacında olup Anayasa'nın 26. maddesi ve siyasi partiler yönündende İHAS 10. ve 11. maddeleri ışığında koruma görür. Dışa vurulan düşüncenin,ona saygı duyulmasını bekleme hürriyetini de beraberinde getirdiği ve özelliklesiyasal parti ifadelerinin toplumsal sorun içerikli olmaları, onlara karşı dahahoşgörülü olmayı ve üzerinde ve sistematik düşünülmesini hatta çözüm bulunanakadar içeriğinde ihlal niteliği barındırsa da demokratik sistemde alenenAnayasa'ya açıkça aykırı hal içermediği sürece varlığını korumasına fırsattanınmalıdır.
Bu anlamda olayda tespit edilen eşyaların tek başlarınabulunmasının suç niteliği taşımadığı, üzerlerinde yazılı ifadelerin tacizedici, hoşlanılmayan, şok edici, değersiz, tüm anlatımları kapsasa dademokratik toplumda tolere görmesi gerektiği, buluntulara bakılarak yapılan vesanıklarla ilgisinin inandırıcı şekilde tartışıldığı ya da suç niteliği verilenpankart vs.lerin şiddet yaratmak kastdı ile sanıklarca ya da fikri korumagörmeyecek bir içerikte yapıldığı, konulduğu ya da kullanıldığına ilişkin kabulolmadıkça eylemin ifade ve düşünceyi yayma hürriyeti kapsamı içinde kaldığıdüşünülmeden Anayasa'nın 68/4. maddesinin öngördüğü anlamda bir delil olarakele alınması veya odak olmaya esas bir delil olarak nitelenmesi mümkündeğildir.
Sebep olduğu, ancak mahkememiz çoğunluğu, eylemimahkumiyet kararını esas almak suretiyle esas incelemeye taşımıştır. Ayrıca,çoğunluk parti kapama için aradığı eylemlerde 'yoğunluğu' birden fazla eylemolmasını gerektiği şeklinde algılayıp bu nedenle tek eylemle hem yoğunluk hemkararlılık unsurunun da var olamayacağından bahisle davanın reddi sonucunagitmiş ise de; Anayasa'nın 68/4. kapsamına giren tek bir eylem, içeriğinde venesnel niteliğinde tek başına ülkenin anayasal düzenine, ulusal güvenliği veyabenzeri ilkelerine telafisi imkansız zararlar da verebileceği düşünüldüğünde,yoğunluk nitelemesinin eylemde teklikden ziyade eylemin, niteliği ve işlenişbiçimi ile siyasi partinin ihlal ettiği anayasal kuralın önemi ve demokratiktaammüllerde dikkate alınarak kapama kararı da verilmesine imkan verecekboyutta olabileceği ancak bu davamızda parti kapama davasına sebep olan eyleminniteliği yönünden Anayasa'nın 68/4. maddesi ihlali varsayılamayacağı görüşü ileredde bu farklı mütalaa ile katılınmıştır.
Üye
Serruh KALELİ