ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1993/3 (SiyasîParti-Kapatma)
Karar Sayısı:1994/2
Karar Günü:16.6.1994
R.G.Tarih-Sayı:30.06.1994-21976
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Demokrasi Partisi
DAVANINKONUSU : Demokrasi Partisi Genel Başkanı'nın 29.5.1993 tarihinde FederalAlmanya'nın Bonn; 15.8.1993 tarihinde Irak'ın Erbil kentlerinde yapmış olduğukonuşmalarla Parti Merkez Yürütme Kurulu'nun "Demokrasi Partisinin BarışÇağırısıdır" başlıklı bildirisinin, Anayasa'nın Başlangıc'ı, 2., 3., 14.ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığı ileri sürülerek anılan Parti'ninaynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) fıkrası uyarınca kapatılması istemidir.
I-İDDİANAME
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 2.12.1993 günlü, SP.52.Hz.1993/55 sayılıİddianamesinde aynen şöyle denilmektedir:
"Deliller: Davalı partinin genel başkanı Yaşar Kaya'nın 29.5.1993 tarihinde FederalAlmanya'nın Bonn; 15.8.1993 tarihinde Irak'ın Erbil şehirlerinde yaptığıkonuşmalara dair video kasetler, bunların çözümüne ve çevirisine ilişkintutanaklar, Davalı partinin merkez Yürütme Kurulunun 1993 yılı Ağustos ayındayayınlayıp dağıttığı "Demokrasi Partisinin Barış Çağrısıdır" başlıklıbildirisi,
Bukonularda Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca yapılanhazırlık soruşturmalarına ilişkin 1993/425, 426, 443 sayılı dosyalarınınörnekleri ve o dosyalardaki Yaşar Kaya ile Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin anlatımları,
I-Giriş
Çalışmalarıylaulusal iradeyi oluşturarak genel ve yerel seçimler yoluyla siyasal iktidarasahip olmayı ve siyasal kararları etkilemeyi hedef alan kuruluşlar olan siyasalpartileri, Anayasanın 68. maddesinin ikinci fıkrası hükmü, demokratik siyasalhayatın vazgeçilmez ögesi saymak suretiyle demokrasinin belirleyici özelliğiolarak kabul etmiştir. Kişilerin genel oy hakkı çerçevesinde tek tek sahipoldukları siyasal tercihleri, programları yönünde toplayıp birleştirereksiyasal iktidara ulaşmayı amaçlayan siyasal partilerin ulusal iradeninoluşmasındaki rol ve görevleriyle olağan derneklerden farklı bir durumdabulunduğunu gözeten Anayasa, bu nedenle onları öncelikle kendi yapısı içindedüzenleme gereğini duymuş ve 68. ve 69. madde lerinde kuruluşları, tüzük veprogramlarında ve çalışmalarında uy makla yükümlü oldukları hususlar vekapatılmaları hakkında genel nitelikteki kuralları getirmiştir. Ancak, öncedenizin alınmadan kurulabileceği ve onlar olmadan gerçek bir demokratik hayatın varolamayacağı kabul edilen siyasal partilerin, çalışmalarında hiçbir sınırlamayabağlı olmayacaklarını söylemek olanaksızdır. Çünkü, toplum hayatında çok önemliişlevlere sahip bulunan siyasal partilerin demokratik düzeni ve cumhuriyetinniteliklerini hedef alan bir güç merkezi durumuna gelmesi toplumu tehdit etmeyebaşlar ve kamu düzeni bozulur. Toplumun hukuksal açıdan örgütlenmiş biçimi olandevletin bizzat kendi varlığına yönelen bu gibi tehlikelere karşı hukuk devletiilkesi çerçevesi içinde gereken önlemleri alması onun demokratik hukuk devletiolma niteliğinin gereğidir. Anayasa, siyasal partileri demoratik, siyasalhayatın vazgeçilmez ögesi ve demokrasinin simgesi saymış olmakla birlikte,çalışmalarında sınırsız bir özgürlük tanımamış, onların ülke zararınaçalışmaların odağı olabilmesi olasılığını öngörerek bu gibi hallerdekapatılabileceklerini kabul etmiştir. Getirilen yasaklamalara uyulmamasıdurumunda, Türkiye Cumhuriyetinin kendisiyle özdeşleşmiş olan niteliklerin vedevletin dayanağını oluşturan temel ilke ve esasların sarsılacağı ve TürkiyeCumhuriyeti Devletinin tehlikeye düşeceğinde hiç kuşku yoktur.
Yukarıdabelirlenen nitelikler ve işlevlerin sonucu olarak Anayasa 69. maddesiyle,kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarınınAnayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun kuruluşlarını takiben ve öncelikledenetleme ve gerektiğinde kapatma davası açma görevini CumhuriyetBaşsavcılığımıza vermiştir.
Siyasalpartilerin kuruluşlarından itibaren çalışmaları, denetimleri konularında olduğukadar kapatılmalarına ilişkin ilke ve esaslar belli bir düzen içerisindeayrıntılı olarak Siyasî Partiler Yasası (Daha sonra "SPY" olarakanılacaktır)'nda yer almış, Anayasa'da belli edilen yasaklara uymadığıCumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilen siyasal partiler hakkında AnayasaMahkemesinde kapatma davası açılması benimsenmiştir.
Davalısiyasal parti, gerekli bildiri ve belgelerin 7.5.1993 tarihinde İçişleriBakanlığına verilmesiyle SPY.nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır.Cumhuriyet Başsavcılığımız da Anayasa ve SPY.nın yüklediği görev uyarınca,diğer partiler gibi, davalı siyasal partinin yurt düzeyindeki çalışmalarınıkuruluşundan başlayarak izlemeye başlamış, görevden ötürü (re'sen) yapılanizleme yanında, SPY.nın 106. maddesi gereğince yerel adlî ve idarî makamlardanCumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilen bilgi ve belgelerindeğerlendirilmesinden, davalı siyasal partinin çalışmalarında, (II) no.lubölümde belirtilen ve kapatmayı gerektiren yasaklamalara aykırı davranışlarınvar olduğu kanısına varılmıştır.
II-Davayla İlgili Yasa Hükümleri
A)Anayasa Hükümleri
1-Başlangıç kısmı: "... bu Anayasa ... hiçbir düşünce ve mülahazanın Türkmillî menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğiesasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği ilkeve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ... fikir,inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlaksadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere Türk Milleti tarafından, demokrasiye âşıkTürk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
2-2. madde: "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adaletanlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milleyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal birhukuk Devletidir." 3- 3. maddenin 1. fıkrası: "Türkiye Devleti ülkesive milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
4-4. madde: "Anayasanın birinci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
5-14. maddenin 1. fıkrası: "Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden hiçbiri,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmüz bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin veCumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din vemezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşleredayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamazlar."
Aynımaddenin 3. fıkrası: "Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yeralan hak vehürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekildeyorumlanamaz."
6-66. maddenin 1. fıkrası: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkes Türktür."
7-68. madde: "... Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurlarıdır.
Siyasîpartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler.
Siyasîpartilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz..."
8-69. maddenin 1. fıkrası: "Siyasî partiler, tüzük ve programları dışındafaaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışınaçıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır."
B)2820 Sayılı Siyasî Partiler Yasasındaki Hükümler:
1-5. maddenin 3. fıkrası: "Siyasî parti kurma hakkı,
Anayasanınbaşlangıç kısmında belirtilen temel ilkelere aykırı olarak ve Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Devletin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin birkişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın, diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din, mezhep ayrımı veya bölgefarklılığı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere veyaherhangi bir diktatörlük türüne dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıylakullanılamaz."
2-78. madde: "Siyasî partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında veikinci kısmında belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 ncü maddesinde açıklananTürk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,millî marşına ve başkentine dair hükümlerinin; egemenliğin kayıtsız şartsızTürk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göreyetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olanegemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayanbir devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarınınserbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargıyönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek; Türk Devletinin veCumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,dil, ırk, renk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bukavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; Amacını güdemezler veyabu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvikedemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d)Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e)Genel ahlâk ve âdâba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
f)Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar."
3)81. madde: "Siyasî partiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)...."
4)101. madde: "Anayasa Mahkemesince bir siyasî parti hakkında kapatmakararı:
a)Parti tüzüğünün veya programanının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen veyetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer partimevzuatının bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması,
b)Parti büyük kongresince, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun ikiayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgili kurulca veya Türkiye BüyükMillet Meclisi grup yönetim veya grup genel kurullarınca bu kanunun dördüncükısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı karar alınması veya genelge veyabildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullar tarafındanaynı hükümlere aykırı faaliyette bulunulması veya parti genel başkanı veyagenel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddelerhükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması,
c)Parti merkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilenkonuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin, radyo ve televizyonda yaptığıkonuşmanın bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırıolması,
hallerindeverilir.
..."
III-Açıklamalar
SPY.nın78. ve 81. maddelerini de içeren, dördüncü kısımdaki yasaklara aykırılıkhalinde partinin kapatılmasını düzenleyen 101. maddesinde bir siyasal partihakkında kapatma kararının şu hallerde verileceği belirlenmiştir: (a) Partitüzük, program ve diğer mevzuatının yasanın dördüncü kısmında yer alanhükümlere aykırı olması veya (b) Parti büyük kongresinde, merkez karar ve yönetimkurulunca veya bu kurulun iki ayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgilikurulca ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi grup yönetim veya grup genelkurullarınca yasanın dördüncü kısmındaki hükümlere aykırı karar alınması veyagenelge ve bildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullarcaaynı hükümlere aykırı faaliyetlerde bulunulması yahut parti genel başkan veyagenel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddelerhükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması veya (c) partimerkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilenkonuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin radyo ve televizyonda yaptığıkonuşmanın yasanın dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı olması.
Budava açısından 101. maddenin (a) ve (c) bentlerinin uygulanması sözkonusudeğildir. Bu nedenle, var olan kanıtların (b) bendi uyarınca değerlendirilmesigerekmektedir. Belirtildiği üzere, (b) bendi sözlü ya da yazılı beyanlarıylapartinin kapatılmasına neden olabilecek parti organları arasında merkez kararve yönetim kurulu veya bu kurul iki ayrı kuruluş olarak oluşturulmuş isebunların her biri ile genel başkanı saymıştır. Genel Başkan Yaşar Kaya'nınyurtdışında genel başkan sıfatıyla ve partisini temsilen yapmış olduğukonuşmalarla parti tüzel kişiliğini sorumlu kılacağı üzerinde daha fazla sözedilmesini gerektirmeyecek kadar açıktır.
Partininbildiri yayınlayan Merkez Yürütme Kurulunun durumuna gelince; davalı siyasalpartinin tüzüğünün SPY.nın 16. maddesinin birinci fıkrasındaki, merkez karar,yönetim ve icra organlarının tüzükte belirtilen ad, biçim ve sayıdakurulacağından söz eden hükmünden yararlanarak, yönetim ve yürütme organlarını"genel başkan"ın yanında, 22. maddesinde "parti meclisi",25. maddesinde "merkez yürütme kurulu" olarak düzenlediğigörülmektedir. Bu durumun, SPY.nın 101. maddesinin (b) bendindeki, merkez kararve yönetim kurulunun iki ayrı kuruluş olarak oluşturulduğu halde bu kurullardanherbirinin yazılı ya da sözlü beyanlarının partinin kapatılmasına nedenolabileceği biçimindeki düzenlemeye uygun bulunduğu ve merkez yürütmekurulunun, parti meclisi üyeleri arasından seçilen, parti meclisinden ayrı veona bağlı olarak tüzükte belirlenen görevleri yerine getiren yönetim ve icra organıolduğu anlaşılmakta ve merkez yürütme kurulunun bildirisinin de parti tüzelkişiliğini sorumlu kıldığı sonucuna varılmaktadır.
Eldeedilen bilgi ve belgelerin incelenmesinde, yukarıda açıklandığı üzere, SPY.nın101. maddesinin (b) bendi anlamında, beyanlarıyla parti tüzel kişiliğinibağlayan davalı Demokrasi Partisi Genel Başkanı Yaşar Kaya'nın iki ayrı yerdeve tarihte genel başkan sıfatıyla ve partisi adına konuşmalar yaptığı ve MerkezYürütme Kurulunun da "Demokrasi Partisinin Barış Çağrısıdır" başlıklıbir bildiri yayınlayıp dağıttığı anlaşılmıştır.
Sözüedilen konuşmaların ve bildirinin içerikleri, tarih sırasına göre, aynenşöyledir :
A)Genel Başkan Yaşar Kaya'nın 29.5.1993 günü Federal Almanya'nın Bonn şehrindekikonuşması:
"Sevgilikardeşlerim. Böyle bir günde sizinle beraber yaşadığım için mutluyum. Hepinizhoşgeldiniz. Sizi DEP adına sevgiyle selamlıyorum. Sizler ateşin ve güneşülkesinin çocuklarısınız. Size böyle hitap etmek zorundayım. Çünkü Türkiye'desizin adınızı anmak, sizin ülkenizin adını anmak daha da siyasî partiler içinkapatılma sebebidir. Elbette 70 yıllık inkâr, soykırım, sürgün, darağacı, kan,irin, gözyaşı, barut bizim ülkemizde birbirine karışmış, analarımız ak sütyerine bizi gözyaşı ile emzirmişlerdir. Biz ülkemizin tarihi yiğitçe direnenMahmut Berdemci (Berzenci, olmalı)lerin ve Mahabat'ta Çarçıra Meydanında idamedilen Gazi Muhammed'lerin, Şark İstiklâl Mahkemesinin astığı Şeyh Sait'lerin,Dersim lideri Seyit Rıza'ların, Ali Şan'ların, Ağrı direnişlerinin, Zilanderesine kan akıtanların, bazı rejime (Baas rejimine, olmalı) 30 yıl direnenMustafa Barzani'lerin, Diyarbakır zindanlarının cellatlarını hiçe indiren HayriDurmuş'ların, Kemal Pir'lerin, çağdaş Kawa Mazlum Doğan'ların tarihidir. Evet,bizim tarihimiz kahramanca direnen çağdaş Kawa'ların tarihidir. Bu sizin büyükyürüyüşünüzdür. Bu tarihte ilk ve tek buluşmamızdır. Bu ilk birliğimizdir. Bunutarihe böyle kayıt düşün. Ben size Ağrı'nın, Tendürek'in, Zilan'ın, Gabar'ın,Botan'ın karlı dağlarının ardında, ak saçlarını Diyarbakır köşelerinde alkanlar içerisinde bırakarak gülümseyen şehitler babası Musa Anter'den selâmgetirdim. Son otuz yıllık aydınlanma döneminden sonra tarih bir noktada bizibir araya getirdi. Bugün burada özgür bir ülke ve ulusal birlik için yürüyoruz.Yaşasın ulusal birliğimiz. Yaşasın bizi biz eden sevda.
"Sevgilikardeşlerim, yürüyenler yalnız biz değiliz, kalbi bizimle olan bütünhalkımızdır. Kürt halkı artık düşürülmüş bir halk değil, serhildanda başını diktutan bir halktır. Demokrasi Partisi sizin birliğinizin, sizin ulusalmutabakatınızın eseridir. Osmanlı Devletinin 600 yıllık mirası, İttihatçıkomploculuğu ve Cumhuriyetin 70 yıllık tarihi üstüne kurulan CumhuriyetTürkiye'si üç şeyi beceremedi. Birincisi, demokratik bir devlet yapısıkuramadı. İkincisi, Kürt sorununu demokratik bir yolla çözüme götüremedi.Üçüncüsü, geniş halk kitleleri ve emekçiler üzerindeki sömürüyü kaldıramadı.İşte Demokrasi Partisi böyle bir zaruretten doğmuştur. Dünyada yaşanangelişmelere rağmen, Türkiye'de yönetim anlayışı değişmedi. Kürtler hep zindanı,inkârı, sürgünü ve ölümü yaşadılar. Bugün gelinen noktada Kürtlerin inkârımümkün değildir. Silahlı mücadele Kürt sorununu Kürt halkının önüne, Kürt veTürk halkının önüne, dünya kamuoyunun önüne koydu. Bunu söylerken Kürtdevriminin arka bahçesinde bulunan kültürel rönesansı da selâmlıyorum.Kürtlerin demokrasi ve değişim isteklerine sözcü olabilecek onugerçekleştirebilecek nitelikte bir örgütlenmenin olmaması kısır bir döngüdür.Bu çıkmazı aşmanın yolu gerçek demokrasi ve değişimden yana olan güçleriseferber etmek ve sağlıklı bir kanala yöneltip örgütsel birliği kurmaktır.Demokrasi Partisi bu kulvarda mücadele edecek demokrat bir kitle partisidir.Kürt sorununa barışçı ve âdil bir çözüm bulmak kaçınılmazdır. Savaşlar sonsuzakadar sürmez. Bir halkı imha etmek mümkün değildir. Kürt halkının isteklerivardır, bizim isteklerimiz vardır. Biz öncelikle Türkiye'de Kürt sorunu dahilher sorunu yasaksızca tartışabileceğimiz bir demokrasi istiyoruz. Oysa ki,Türkiye'de her yer mayın tarlasıdır. Özgür Gündem gibi bir gazete sekiz aydakendi mensuplarından sekiz şehit vermiştir. Böyle bir ülkede demokrasidenbahsetmek mümkün değildir. Ben geçen gün İstanbul DGM.de şahit olduğum birolayı size aktarmak isterim. Ben ve arkadaşlarımın, Özgür Gündem'cilerin 14duruşması vardı. Biz bir kapıda bekliyorduk. Öbür kapıda Azadi Gazetesi'nin vesorumlularının duruşması vardı. Öbür mahkemenin kapısında Medya Güneşi'nin vearkadaşlarının duruşması vardı. Bir arkadaşımızı tevkif ettiler. DGM.lerinkoridorlarına baktım. Bu olağanüstü mahkemeler sanki biz, yalnız Kürtler içinkurulmuştur. Böyle bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir."
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca Cumhuriyet Başsavcılığımızagönderilmiş bulunan 1993/443 sayılı hazırlık soruşturması dosyası örneğininincelenmesinden; Genel Başkan Yaşar Kaya'nın Bonn'daki konuşmasını içeren birvideo kasetin Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca eldeedilerek, 23.9.1993 gün, 1993/310 B.Muh. sayılı yazı ile gereğinin takdir veifası için Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınagönderildiği,
YüksekMahkemenize de sunulmakta olan kasetin çözümüne ilişkin 29.9.1993 günlü raporagöre, "Kürdistan Ulusal Birlik Yürüyüşü" adıyla başlayan kasetin ilkbaşlarında PKK. örgütünün lideri Abdullah Öcalan'ın yaptığı bir konuşmanınseslendirici tarafından anlatımının yer aldığı, daha sonra yürüyüşe katılanbüyük bir kalabalığın PKK. örgütünün, onun cephe faaliyetlerini yürüten ERNK.ile silâhlı gücünü ifade eden ARGK.nin bayrak ve flamalarını taşıdığı; birsergide örgütün bayrak, flama, pankartları, halı, kilim ve heybe gibi eşyanınsergilendiği, bir folklor grubunun sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşangiysilerle halk oyunları oynadığı; kalabalığın Kürtçe ve Almanca ibareleryazılı pankartlarla birlikte, "Yaşasın Apo", "YaşasınKürdistan", "Liderimiz Abdullah Öcalan", "Yaşasın PKK,KSK,PDK, KUK, RNK" gibi sloganlar bağırdığı; yürüyüşe katılanlarla küçükröportajlar yapıldığı, verilen cevaplarda, katılımcıların Almanya'nın çeşitlişehirlerinden ve Fransa ve Belçika gibi ülkelerden geldiklerini söyledikleri,bir konuşmacının, "Yüz bin Kürt halkı hepsi bir arada toplanıp yürüyorlar.Çok mutluyuz. Kürdistan'ın özgürlüğü için nice işkenceler çektiler. Kahramancaçıkıp Kürdistan için Botan dağları ve aralarında Mardin'de, Sason'da ve Siirt'ekadar yürüyüp savaştılar. Yaşasın Apo. yaşasın özgürlük mücadelemiz. Kürt halkıiçin kimse söyleyemez, Kürtler öldüler (diye). Kürtler ölmezler. Kürtler herzaman canfedadırlar. Biz Kürdistan şehitleri(ni) unutmayız." şeklindesözler söylediği; "Kürdistan Ulusal Birlik Yürüyüşü" adı altındadüzenlenen, PKK. örgütünün egemen öge olarak yer aldığı ve akışı kalınçizgilerle özetlenen bu açık hava toplantısında Demorasi Partisi MilletvekiliHatip Dicle'nin çok kısa bir konuşma, Genel Başkan Yaşar Kaya'nın da yukarıdabelirtilen konuşmasını yaptıkları: bu hususta ifadesine başvurulan Genel BaşkanYaşar Kaya, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki7.10.1993 günlü anlatımında, "Almanya'nın Bonn kentinde 29 Mayıs 1993 günüyapılan toplantıya Demokrasi Partisi Genel Başkanı olarak katıldığını ve genelbaşkan olarak konuşma yaptığını, kaset çözümünden okunan konuşmayı kendisininyaptığını, konuşmanın bütünüyle kendisine ait olduğunu, bu konuşmada partisiningörüşlerini, eksiksiz bir demokrasinin nasıl olması gerektiğini, Kürt ve Türkkardeşliğinin nasıl olacağını, iki halkın nasıl bir arada yaşayacağını vesonucuna nasıl çözüm bulunacağını anlattığını" söylemiş,
Sevkedildiği Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliğindeki aynı günlü anlatımında,"Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesini aynen kabulve tekrar ettiğini beyanla, konuşmanın kendisine ait olduğunu, cümledüşüklükleri dışında kaset çözümünün genellikle doğru ve bu görüşlerinkendisinin ve partisinin görüşleri olduğunu, Kürt ve Türk halkının kardeşçeyaşamasını temenni ettiğini, yaptığı konuşmanın tamamen partisinin görüşleriniaçıklamaya yönelik bulunduğunu" belirttiği; Genel Başkan Yaşar Kayahakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının 22.10.1993gün, 1993/443-112-91 sayılı iddianamesiyle o yer Devlet Güvenlik Mahkemesinde,Türkiye Cumhuriyetinin ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelikpropaganda yaptığı iddiasıyla 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1.maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
B)Genel Başkan Yaşar Kaya'nın Irak'ın Erbil şehrinde düzenlenen Irak KürdistanDemokrasi Partisi'nin 11. Genel Kurulunun açılışında 16.8.1993 tarihindeyaptığı konuşma: (Kürtçe olarak yapılmış olan bu konuşmanın elde üç ayrıçevirisi bulunmaktadır. Bunlardan özet nitelikte bir tanesi Ankara DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının Hz.1993/425 sayılı soruşturmadosyası içinde yer almakta olup, bir tanesi de Genelkurmay Başkanlığının1.10.1993 gün, İSTH: 3590-493-93 İKK. ve GÜV.D.İç.İsth.Ş.(614) sayılı yazısıekinde gönderilen ve konuşmanın kayıtlı olduğu kasetten yapılan çeviri yazıdır.Mevcut çevirilerin özet niteliği gözönünde bulundurularak, konuşmanın tamamınıelde edebilmek ve bu suretle bütünsel bir değerlendirme yapabilmek amacıylavideo kasetteki konuşma Cumhuriyet Başsavcılığımızca Türkçeye çevirtilmiştir.
Bilindiğigibi, bir metnin veya konuşmanın ayrı ayrı kişilerce yapılan çevirilerininüslûp ya da form bakımından birbirlerinin tıpatıp aynı olması beklenemez.Hatta, aynı kişi tarafından yapılan çeviriler bile, hele üzerinden belli birzaman geçmişse, birbirine benzemeyebilir. Çeviriyi yapan kimsenin her iki dileolan egemenliği, anlatım gücü, üslûbu çeviriyi etkileyen faktörlerdir. Çevirideönemli olan anlamın değişmemesi, gerçek anlamın aktarılması ya dayansıtılmasıdır.
Sözkonusukonuşmanın mevcut çevirileri dikkate alındığında, üslûp ve biçim yönündenfarklılıkların ortaya çıktığı görülmekte ise de, anlamda herhangi biraykırılığın bulunmadığı ve her birinin genelde birbirinin aynı olan anlamıverdiği görülmektedir.)
"Eybacılarım ve kardeşlerim; bugün iyi bir gündür. Biz azat olmuş Kürdistan'danKDP.nin kongresine gelmişiz. Bu bizim için bir rüyadır. Ben dört parçaKürdistan adına ve Demokrasi Partisi adına size hoş sefa gelmişsiniz diyorum.Ben Demokrasi Partisi adına lider Mesut Barzani'yi ve hazır bulunan misafirlerisaygılarımla selâmlarım.
Eyhazır bulunan kardeşlerim; Kürdistan halkının sorunu yüzelli senedir ihanetsorunu ve başkaldırma sorunudur. Şeyh Ubadullah Nehdi (Ubeydullah Nehri)'dentutun da şimdiye kadar Kürdistan'ın bağımsızlığı ve kurtuluşu için kimne yapmışsabiz hepsine saygı duyuyoruz. Hepsi Kürdistan devleti için.
EyKürdistan Demokrasi Partisi'nin silahlı askerleri; sizin partinizin sorunuadınız, sesiniz, sedanızdır. Adınız bizim orada da (duyulmuştur), (aynızamanda, zaten) savaş merkezidir. Herkes bizi biliyor. Her Kürt arslan vekaplan gibidir. Sorununuz (davanız) sevgidir, zaferdir, rahmetli MollaMustafa'dır. Muhammedin gazasıdır (Gazi Muhammed), güleryüzdür, savaşmeydanında, milletin kahramanı, ölmeyen, rahmetli Molla Mustafa Barzani'dir. HasaneynHeykel, Molla Mustafa için diyordu ki, o Kürdistan'ın yaşlı kartalıdır. Sizindavanız Barzani'nin koşusudur. Davanız Kürdistan'ın kurtuluşudur. Davanız tümKürdistan partilerinin anasıdır.
Eykıymetli kardeşlerim; ben Serhat'ten, Tendürek'ten, Ağrı'dan, Van Gölü'nden,General İhsan Nuri'nin yanından geliyorum. Ben Piran'dan, Bingöl'den,Diyarbakır'dan, İhtiyar Şeyh Sait'in yanından geliyorum. Ben Koçgiri'dekahraman Ali Şer'in yanından, ben Dersim'den Seyit Rıza'nın yanından geliyorum.Ben Diyarbakır zindanlarından, Mazlum Doğan'ın yanından, Bitlis'ten Hasan HayriBey'in yanından geliyorum. Ben şehitlerin babası ve Musa Anter'in babasınınyanından geliyorum.
Eyaletin(ülkenin) şehitleri şöyle diyorlardı: Biz sizden ümitliyiz. Bugün kardeşlikgünüdür, birlik günüdür.
İnsantek (başına) oldu mu, ne dost ne de düşman size değer vermez. Süleymaniye'dentut, Dersim'e kadar, Mahabat'a kadar, Cebel-i Ekrat'a kadar hepsi şehitlerinziyaretgâhıdır, kandır, baruttur. Yıldızlar kadar şehitlerin mezarları vardır.
Hepsi(bütün bunlar) niçin' Kürt kardeş olmadı, dost olmadı, onun için. Düşmanınelinin altından kurtulamaz. Kürt kardeş olmazsa Kürdistan olmaz. Düşmanınelinde Kobra helikopterleri var. Bizim gönlümüzde sadece kardeşlik var, birlikvar, Düşman öldürdüğü zaman bu KDP., bu YDK., bu PKK. demiyor, bunlar Kürttürdiyor. Kurtun yanındaki Kürdistan'da (Diğer çevirilerde bu ibare "KuzeyKürdistan" olarak belirtilmiş, bizzat genel başkan Yaşar Kaya da,doğruluğunu kabul ettiği 15.9.1993 günlü kolluk anlatımında (s.21),konuşmasında "Kuzey Kürdistan" demiş olduğunu ifade ettiğinden,ibareyi bu şekilde anlamak gerekir.) büyük savaş vardır. Arkadaşlar dediler ki:Halepçe'yi unutmadık. Evet, hiçbir Kürt Halepçe'yi unutamaz. Ama, şimdi kurtunyanındaki (Kuzey) Kürdistan'da Şırnak var, Sarıka mış var, Digor var. (Şırnak,Sarıkamış, Digor il ve ilçelerimizin yer aldığı ülke parçasına"Kürdistan" denildiğine göre, ister "Kuzey" sözcüğüyle,ister başka bir sıfatla nitelendirilmesinin sonucu etkilemediği açıktır.
Eykardeşlerim; Kürt birlik olmayıncaya kadar, evet biz Kürdistan için birlikolamıyoruz. Düşman Türk, Arap ve Acem menfaatleri için birlik oluyorlar. Acababiz Kürdistan için niye birlik olamıyoruz ' Ben dedim ki Kürdistan'ın sorunuihanetlik sorunudur. Hiç Kürtlerin başkaldırması sorunsuz sönmemiştir. Hile,desise, müzakere, siyaset ve bizim içimizdeki hainlerle, kandırmayla veiçimizdeki düşmanla bizi kandırmışlar ve söndürmüşler. Herkes bizi aldatmış.1600 sene Kürtler İslâmiyete hizmet etmişlerdir. Bugün Kürt İslâmiyetinyetimidir. Bu kadar İslâm devletleri Kürtler için bir karar almıyorlar. Kürtlersosyalizme de hizmet etmişler. Bizler marksist Türk, Arap ve Acem'in kölesiolmuşuz. Askerler bize Kürtlüğü kader işi yapmışlar. Burjuvalar, kapitalistlerbizi Kürtlük (Kürt olduğumuz) için kabul etmiyorlar. Kürtlük devleti içinbirlik olmak ve kurtulmak bizim şiarımızdır. Hür olmak ve serbest olmakpahalıdır. Bizim halkımız erkektir (yiğittir). Halkımız davası için, kurtuluşuiçin kızını, gelinini, oğlunu bize veriyor. Dağlarda günde 40-50 tanesi şehitdüşüyor. Kürdistan eski Kürdistan değil, Kürt eski Kürt değil. Kürtler yeminetmişler. Yeminimiz ölümdür. Ey ülke senin uğrunda canımız feda, senin yolunda.Bizim kefenimiz giysilerimizdir. Ferman ve hediye birşey istemiyoruz dünyadaölümden başka. Bizim kanımız satılıktır, onunla alın Kürdistan'ı, bizimrüyalarımız olur. Biz başka birşey istemiyoruz.
Kardeşlikve birlik için KDP.nin kongresi başarılı olsun, siz sağ selâmet olun. Allahyardımcınız olsun."
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının bu konudaki Hz.1993/425sayılı hazırlık soruşturmasına ilişkin dosya örneğine göre; Genel Başkan YaşarKaya'nın 15.9.1993 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünce bu konuşmasıyla ilgiliolarak ifadesine başvurulduğunda, özetle, gazeteci Emin Çölaşan'ın 28.8.1993tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan "Kim kime ihanet ediyor '"başlıklı yazısında, konuşmadan yapılan alıntıya işaret ederek, bu yazılarınyaklaşık olarak kendisinin kongrede yapmış olduğu konuşma olduğunu,konuşmasında "Kuzey Kürdistan" olarak tanımladığı yerin Güneydoğu veDoğu Anadolu bölgelerinde bulunan bazı illeri kapsadığını, "KuzeyKürdistan" derken Türkiye'nin bir bölümünü kastettiğini; DemokrasiPartisi'nin, Kürt kimliğinin, Kürt halkının demokratik özlemlerinin demokrasikuralları içinde konuşulmasından ve verilmesinden yana olduğunu, partinin Kürtsorununun Kürt ve Türk Halkının kardeşliği temelinde savaşsız, ölümsüz,silahsız çözümünden yana olduğunu; Irak'a Demokrasi Partisi genel başkanı olarakdavet edildiğini ve bu sıfatla oraya gittiğini;
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki 16.9.1993 tarihliifadesinde ise, özetle, Irak Kürdistan Demokrasi Partisi'nin 15.8.1993tarihindeki 11. Olağan Kongresine davet üzerine Demokrasi Partisi genel başkanısıfatıyla katılıp, bu sıfatla Demokrasi Partisi adına konuşma yaptığını;
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliğindeki 16.9.1993 tarihli ifadesinde de,özetle, kongreye parti genel başkanı olarak resmi davetli olduğunu, olayhakkında DGM. Cumhuri yet Savcılığında ve kollukta etraflı olarak beyandabulunduğunu, bu ifadelerinin doğru olduğunu ve onları tekrar ettiğini söylemiş,
HakkındaAnkara DGM. Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 1.10.1993 gün, 1993/425-91-74sayılı iddianame ile, o yer Devlet Güvenlik Mahkemesinde, TürkiyeCumhuriyetinin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelikpropaganda yapma suçundan dolayı 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1maddesi uyarınca kamu davası açılmış olduğu anlaşılmıştır.
C)Demokrasi Parti Merkez Yürütme Kurulunun 1993 yılı Ağustos ayında yayınladığı"Demokrasi Partisi'nin Barış Çağrısıdır" başlıklı bildirisi:
"Antidemokratik yöntemlerle ülke sorunlarını çözmek mümkün değildir. Bugün ülkemizdeilân edilmemiş adı konulmamış bir savaş yaşanmaktadır.
Uluslararasıhukuk kurallarının açıkça çiğnendiği bu savaş yüzünden Kürtler de Türkler deçok ağır bedeller ödemektedir.
Savaştaher gün 30 insanımız hayatını kaybetmektedir. Savaş boyunca, 17.700 insanımızöldü. Yaklaşık 400 köy tümden veya kısmen boşaltıldı ve yakıldı. Ormanlar vetarihi değerler yok edildi. Milyonlarca insan topraklarından koparıldı. Toplugöçler ve sürgünler yapıldı. Yoksul insanlarımızın cebinden alınan milyonlarcapara bu savaş için harcandı.
Emekçiler,İnsan Hakları Savunucuları, Barış severler,
Heriki taraftan ölen 17.700 insanın hepsi bizim insanımız. Savaşın bütün yüküyoksul halkımıza fatura ediliyor.
Bilelimki, bu savaş ne kadar sürerse sürsün, ne kadar insan ölürse ölsün, Kürt sorunuçözülemeyecektir. Askeri politikalar 70 yıldır uygulanıyor. Devlet bupolitikalarla neyi çözebildi' Katliamla, sürgünle, inkârla Kürt sorunuçözülebilseydi, bugüne kadar çoktan çözülmüş olurdu.
Sorun,"Ekonomik geri kalmışlık veya terör sorunu" değildir. "Sorunsiyasidir ve adı da Kürt Sorunudur.
Onuniçin daha çok insan ölmeden, daha çok kan dökülmeden, daha çok ekonomik yıkımauğramadan, demokratik hak ve özgürlüklerimizden daha fazla ödün vermeden BARIŞsağlanmalı, siyasi çözüm yolları bulunmalıdır.
"Ulusalmutabakat" ve "Vatanın bölünmesi tehlikesi" yalanlarıylahaklarınız ve özgürlükleriniz elinizden alınmaktadır. Bu ağır bedeli ödemekzorunda değilsiniz. Bu savaşa hep birlikte dur diyelim. Savaşa karşı barışısavunmak insanlık görevidir. Topyekün savaşa karşı, topyekün barışı savunalım.barış içinde, eşit ve özgür koşullarda yaşamak hepimizin hakkı. Kendihaklarımıza ve görevlerimize sahip çıkalım. Ekmeğimizi, özgürlüklerimizi,kardeşliğimizi, barış içinde ve demokratik bir ortamda yaşama hakkımızı savaşyanlılarının insafına terketmeyelim. Onlar bir avuçtur. Onları durdurabiliriz.Akan kana ve tüm acılara son verebiliriz. Birlikten doğan gücümüzle sorunlarıçözebiliriz.
Bununiçin öncelikle silâhlar susmalıdır. PKK ve devlet ATEŞKES ilân etmeli vekararlarına uymalıdırlar. Ateşkes tarafsız güçlerce denetlenebilmelidir.
Sorununköklü çözümü; barışçıl ve demokratik bir ortamda ve eşitlik temelinde siyasiyol ve yöntemler uygulanarak bulunacaktır. Kürt kimliğinin tüm sonuçlarıylabirlikte kabul edildiği, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün eksiksizuygulandığı demokratik bir ortamda siyasi çözüm yollarını birlikte bulabiliriz.
Barışıkazanmak ve kalıcılaştırmak için;
1-Devlet, Kürtlerin her düzeyde seçilmiş meşru temsilcileriyle görüşmeler yolunuaçmalıdır.
2-Türkiye'nin sosyolojik gerçeğine uygun olarak Kürt kimliği tüm sonuçları ilebirlikte tanınmalı, Anayasa ve yasalarca garanti altına alınmalıdır.
3-Kürt kimliğinin kabulü temelinde, Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararasıanlaşmalara konulmuş çekinceler geri alınmalı ve sorunun AGİK süreci ve ParisŞartına uygun olarak çözümü için adımlar atılmalıdır.
4-Kürtler, kendilerini çağdaş anlamda ifade edebilmek için dilini, kültürünü vesanatını yazılı ve sözlü olarak kullanabilmeli ve geliştirebilmelidir.
5-Anadilde eğitim hakkı sağlanmalı, radyo ve TV'lerde Kürtçe yayın yapılmalıdır.
6-Kürt sorunu ve diğer tüm sorunların çözüm yollarının, bütün boyutlarıyla veözgürce tartışılabileceği demokratik bir ortam sağlanmalıdır.
7-Olağanüstü Hal Uygulaması, bütün kurumları ile birlikte kaldırılmalıdır.
8-Özel Tim bölgeden çekilmelidir.
9-"Faili meçhul cinayetler" aydınlatılmalı, kontrgerilla örgütü açığaçıkarılıp, dağıtılmalıdır.
10-Köy koruculuğu sistemine son verilmelidir.
11-Anti-Terör Yasası yürürlükten kaldırılmalıdır.
12-12 Eylül'ün sonuçlarını ortadan kaldıracak bir genel af ilân edilmelidir.
13-Adil bir seçim yasası çıkartılmalı ve her türlü düşüncenin serbestçeörgütlenmesi sağlanmalıdır.
14-Boşaltılan, yakılan ve yıkılan köyler yeniden inşa edilmeli, köylülerinuğradığı zararlar karşılanmalıdır.
15-Bölge ekonomisinin canlandırılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
16-İsmi değiştirilen yerleşim birimlerine eski isimleri iade edilmelidir.
Savaştançıkarı olmayan en geniş kesimleri, BARIŞ çağrımıza destek olmaya çağırıyoruz.Sesinizi yükseltin. Öncelikle barış ortamını sağlayalım. Barış ortamını kalıcıkılmak ve demokrasiyi kazanmak yaşamsaldır. İnsanca yaşama hakkımızı hepbirlikte savunalım.
-Yaşasınhalkların kardeşliği
-Silahlarsussun, akan kan dursun
-Askeriçözüm değil, demokratik çözüm istiyoruz
-Barışkampanyamıza katıl, güç ver "
Davalıpartinin Merkez Yürütme Kurulu tarafından kaleme alınan bu bildirinin yurdunçeşitli yerlerinde dağıtılmak üzere gönderildiği, bu cümleden olarak İzmir ilbaşkanlığının İzmir Valiliğine verdiği 2.7.1993 günlü dilekçede bildirininİzmir ilindeki dağıtımına Konak, Buca, Karşıyaka, Bornova, Balçova, Gaziemir,Selçuk, Torbalı, Menemen, Aliağa ve Narlıbahçe ilçelerinde başlanacağınınbildirildiği, İzmir Emniyet Müdürlüğünden Cumhuriyet Başsavcılığımıza yazılan4.8.1993 gün 068728 sayılı yazıda da bildirilerin 3.8.1993 tarihinde anılanilçelerde dağıtıldığından bilgi verildiği ve bildirilerin bir örneğiningönderildiği,
Aynıbildirilerin Manisa ilinde dağıtımını gerçekleştiren davalı partinin Manisa ilbaşkanı Ahmet Sağın ile sekreter üye Bedrettin Mutlu hakkında, halkı ırk vebölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinden söz edilerekİzmir DGM. Cumhuriyet Savcılığının 27.4.1993 gün 1993/356-143-123 sayılıiddianamesiyle T.Ceza Yasasının 312/2 maddesi uyarınca İzmir Devlet GüvenlikMahkemesinde kamu davası açıldığı, il başkanı Ahmet Sağın'ın 23.8.1993tarihinde Manisa Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinde, bildirilerin parti genelmerkezinden gönderildiğini belirttiği,
BildirilerinDiyarbakır'da da dağıtılmak istenmesi üzerine, Diyarbakır (1) no.lu DevletGüvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliğinin 10.7.1993 gün, Müt.1993/275 sayılıkararıyla, T.Ceza Yasasının 312/2 maddesi kapsamında bulunduğu kanısınavarılmakla 2950 sayılı Yasayla 5680 sayılı Basın Yasasının Ek-1 maddesine göredağıtılmasına engel olunup, el konulmasına ve toplatılmasına karar verildiği,Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliğinin 16.8.1993 gün, 1993/180Değ.İş sayılı kararıyla da sözkonusu bildirilerin toplatıldığı,
İlgilisoruşturma kağıtlarının Diyarbakır ve Malatya DGM.Cumhuriyet Savcılıklarıtarafından Ankara DGM.Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesini takiben, MerkezYürütme Kurulu üyelerinin ifadelerine başvurulduğunda, kurulu oluşturanlardanİbrahim Aksoy, İsmail Arslan, Kemal Okutan, Ali Beyköylü, Kemal Bilget, SaraAkan, Osman Özçelik, Cabbar Gezici, Bahattin Güner, Nesim Kılıç, Refik Karakoç,Nevzat Özbay, Murat Bozlak ve Raşit Deli 27.9.1993 günlü anlatımlarında,özetle, bildirinin iç barışın sağlanması amacıyla başlattıkları kampanyadolayısıyla Merkez Yürütme Kurulunca hazırlandığını söyledikleri,
GenelBaşkan Yaşar Kaya da dahil olmak üzere adları geçenler hakkında düzenlenen4.10.1993 gün, 1993/426-92-75 sayılı iddianameyle Ankara DGM.nde, devletinülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik propaganda yapmasuçundan 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1. maddesi uyarınca kamudavası açıldığı,
ektesunulan belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır.
IV-Kapatma Nedenleri ve Değerlendirme :
A)Kapatma Nedenleri
Dahaönce de değinildiği gibi, siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarınailişkin esaslar Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.68. maddenin dördüncü fıkrası, siyasal partilerin tüzük ve programlarınındevletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine,demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı; beşinci fıkrası,sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan parti kurulamayacağı kuralını getirmiş; 69. maddeninbirinci fıkrası ise, siyasal partilerin tüzük ve programları dışında faaliyettebulunamayacakları, Anayasanın 14. maddesinde yer alan sınırlamaların dışınaçıkamayacakları, çıkanların temelli kapatılacakları; sekizinci fıkrası da,siyasal partilerin yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancıülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve naktî yardım veemir alamayacakları ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğüaleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamayacakları, bu hükümlere aykırıhareket eden siyasal partinin temelli kapatılacağı kuralını kabul etmiştir.
Çalışmalarıile ulusal iradenin oluşmasını sağlayarak siyasal iktidara sahip olmayıhedefleyen siyasal partilerin toplum düzeni ve demokratik hayatın devamıbakımından taşıdıkları önem onların kuruluş ve faaliyetlerinin izlenmesininbenzeri örgütlerden farklı olmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim, genel çizgileriitibariyle, olağan derneklere benzese bile, siyasal partilerin uymaları gerekenesasların Anayasa'da yer alması, çalışmalarının Anayasa ve yasalar hükümlerineuygun olup olmadığının derneklerden farklı olarak özel biçimde izlenip,denetlenmesi, demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarının sonucudur.Ancak, siyasal partilerin yukarıda belirtilen hedefe ulaşmaları içinyapacakları çalışmalarda mutlak bir özgürlükten yararlanmaları beklenemez.Demokratik hukuk devleti olmanın gereği olarak, bu özgürlük Anayasa veyasalarla sınırlandırılmış, siyasal partiler çalışmalarında tümüyle serbestbırakılmamışlardır. Çünkü, bu sınırlamalardan herhangi birinin çiğnenmesihalinde, Anayasa'nın Türkiye Cumhuriyetinin özünden ayrılmayacak olannitelikler ve devletin dayandığı temel ilke ve görüşler hiçe sayılmış olur veböylece doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti tehlikeye düşer.
Siyasalpartilerin kurulmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, kapatılmalarınailişkin esasları düzenleyen SPY. Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde öngörülenilke ve esaslara paralel olarak, siyasî partilerle ilgili yasaklar başlıklıdördüncü kısmında partilerin amaç ve faaliyetlerinde uyacakları hususlarıdüzenlenmiş, bu ilke ve esaslara uymamanın yaptırımını 101. maddenin (a), (b)ve (c) bentlerinde "partinin kapatılması" olarak belirlemiştir.
Siyasalpartiler için öngörülen yasaklamalar, davanın konusunu ilgilendirdiği ölçüde,şu biçimdedir:
SPY.nın78. maddesinde; "Siyasî partiler:
a)Türkiye Devletinin .... Anayasanın başlangıç kısmında ve 2. maddesindebelirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline ... dair hükümlerini ...değiştirmek;
....dil, ırk .... ayırımı yaratmak amacını güdemezler veya bu amaca yönelikfaaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
..."hükmü getirilmiştir. Sözkonusu yasaklamaların Cumhuriyetin niteliklerini,devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini ve Atatürk milliyetçiliği ilkesinikorumaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Madde metninde belirtilen AnayasanınBaşlangıç'ında, "... hiçbir düşünce ve mülâhazanın ... Türk varlığınındevleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının ... Atatürk milliyetçiliği, ilke veinkılâpları ... karşısında koruma göremeyeceği" ifade edilmiş, Anayasa'nın2. maddesinde ise, Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken Başlangıç'a göndermeyapılmak suretiyle "bölünmezlik" ya da bütünlük ilkesinden dolaylıolarak söz edilmiş, 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Türkiye Devletiülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." biçimindekihükümle "bölünmezlik" ilkesi açık olarak konulmuş, 14. maddesininbirinci fıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin hiçbirinin devletin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak.... dil, ırk, din ve mezhep ayırımıyaratmak ... amacıyla kullanılamayacağı kabul edilerek temel hak veözgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Sözüedilen bölünmezlik ilkesinin siyasal, tarihsel ve hukuksal dayanaklarını AmasyaGenelgesi ile başlayıp, Misak-ı Millî (Ahd-ı Millî) bildirgesi ile sonuçlananbelgeler dizisi oluşturur. Gerçekten, 21-22.6.1919 tarihli Amasya Genelgesinin1. maddesinde, "Vatanın tamamiyeti, milletin istiklâli tehlikededir."Tesbiti yapıldıktan sonra, 7.8.1919 tarihli Erzurum Kongresi kararlarında,"Trabzon vilayeti ve canik sancağiyle Vilayât-ı Şarkiye adını taşıyanErzurum, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Van, Bitlis vilâyeti ve bu sahadahilindeki müstakil livalar, hiç bir sebep ve bahaneyle birbirinden ve Osmanlıtopluluğundan ayrılması düşünülemeyen bir bütündür. Buralarda yaşayanmüslümanlar birbirlerinin sosyal ve ırki durumlarına saygılı ve özkardeştirler.", "Vatanın bütünlüğü, millî istiklâlin sağlanması veSaltanat ve Hilâfetin masuniyeti için kuvâ-yı milliyeyi âmil ve irade milliyeyihâkim kılmak esastır." ve "Mondros mütakeresiyle sınırlarımız içindekalan ve her bölgesinde olduğu gibi Doğu Anadolu Vilâyetlerinde de ezici birçoğunluğu İslâmlar teşkil eden, iktisadî ve kültürel üstünlüğü Müslümanlara aitbulunan ve yekdiğerinden gayrıkabil-i infikâk öz kardeş olan din veırkdaşlarımızla meskûn memleketlerimizin bölünmesinden vazgeçilmeli,mevcudiyetimize, hukuk-ı tarihiye, ırkîye ve dînîyemize riâyet edilmelidir."biçimindeki ilkelerle ülke ve ulusun bölünmezliği vurgulanmıştır. 11.9.1919tarihli Sivas Kongresi Kararlarında ise, "Heyet-i Temsiliye, şarkîAnadolu'nun heyet-i umumiyesini temsil eder." ibaresi yerine "Heyet-iTemsiliye vatanın heyet-i umumiyesini temsil eder." hükmü getirilmiş,"Hükûmet-i Osmaniye bir tazyik-i düvelî karşısında buraları (yani ŞarkVilayetlerini) terk ve ihmal etmek ızdırarında bulunduğu anlaşıldığı takdirdealınacak idarî, siyasî, askerî vaziyetlerin tayin ve tesbiti" yani geçiciyönetim oluşturmak meselesini düzenleyen hükümde yer alan "buraları"ibaresi yerine de "mülkümüzün herhangi bir cüzünü terk ve ihmal etmek..." biçiminde kapsamlı ve genel bir kayıt getirilmiştir. İstanbul'datoplanan Meclis-i Mebusan'ca 28.1.1920 tarihinde kabul edilip Büyük MilletMeclisi'nce de benimsenen Misâk-ı Millî Bildirgesinin 1. maddesinde,"Devlet-i Osmaniye'nin münhasıran Arap ekseriyetiyle meskûn olup 30Teşrinievvel 1918 tarihli mütarekenin hin-i akdinde muhasım orduların işgalialtında kalan aksamın mukadderatı, ahalinin serbestçe beyan edecekleri ârayatevfikan tayin edilmek lâzım geleceğinden, mezkûr hatt-ı mütareke dahilindedînen, ırkan ve aslen müttehit, yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile vefedekârlık hissiyatıyla meşhun ve hukuk-ı ırkiye ve içtimaiyeleri ile şeriat-ımuhitalarına tamamiyle riayetkâr Osmanlı-İslâm ekseriyetiyle meskûn bulunanaksamın heyet-i mecmuası hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple tefrik kabuletmez bir küldür." denilerek bölünmezlik ilkesi doğrulanmıştır.
Anayasa'nın,bir tarihsel olgu ve hukuksal temel niteliğinde olan bölünmezlik ilkesinedevletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5., temel hak ve özgürlüklerinsınırlanmasıyla ilgili 13., basın özgürlüğünü düzenleyen 28. ve 30., dernekkurma özgürlüğünü düzenleyen 33., gençliğin korunmasından söz eden 58., siyasalpartilerin tüzük ve programlarının uyacakları esasları belirten 68.,yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130., radyo-televizyon idaresi ve kamuylailişkili haber ajanslarını düzenleyen 133., kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarını düzenleyen 135. maddelerinde bu ilkeye yer verdiği 143.maddesiyle bu bütünlük aleyhine işlenen suçlar için özel yargı yerleri olanDevlet Güvenlik Mahkemeleri kurduğu, hatta 81. maddesinde milletvekili, 103.maddesinde Cumhurbaşkanı yemini metnine dahil ettiği görülmektedir. Bütün budüzenlemeler, Anayasa'nın Türkiye Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğiilkesine karşı gösterdiği duyarlık ve titizliğin birer işaretidir. Gerçekten,toplumun hukuksal bağlamda örgütlenmesi demek olan devletin ve dolayısıylatoplumun kendi varlığına yönelebilecek tehditlere karşı korunmasını sağlayanbölünmezlik ilkesi bir yönüyle ülkenin tümlüğünü, diğer yönüyle de ulusumeydana getiren ögelerin bütünlük oluşturmasını ifade eder. Bu ilkenin öylesinebir özelliği vardır ki, bir yönünün herhangi bir biçimde ihlâl edilmesi, diğeryönünün de ihlâl edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
LozanBarış Antlaşması görüşmelerinde Başdelege İsmet Paşa, "Büyük MilletMeclisi Hükûmeti; Türk yurdunun birliğine ve bölünmezliğine en büyük önemivermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerin yurttaşlarcaeşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeki sözlerlebütünlük ilkesini açıklığa kavuşturmuştur.
78.maddenin (a) bendi, siyasal partilerin devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğü yanında, devlet dilinin Türkçe olduğuna dair kuralı da değiştirmeamacını güdemeyeceklerini ve bu yolda faaliyette bulunamayacaklarınıbelirtmektedir. Anayasa'nın 3. maddesinin birinci fıkrası, devlet dilininTürkçe olduğu hükmünü taşımaktadır. Bölünmezlik ilkesinin bir gereği ve sonucuolan bu hüküm, resmî işlemlerin ve yazışmaların Türk dilinde yapılması, resmîbelgelerin bu dilde düzenlenmesi, öğretimin ve ulusal kültürün yalnızcaTürkçe'ye dayanması, başka deyişle ülkedeki tek ulusal kültürü Türk kültürününoluşturması demektir. Türkçe bireyler arasında yalnızca bir resmî dil olmadurumunu çoktan aşmış; ayrı etnik kökenlerden gelseler bile, yüzyıllar boyuncakarışıp kaynaşmış ve bir ortak kaderi paylaşmış, ortak bir kültüre ulaşmışkitlelerin hem günlük yaşantıda, aile içinde ve işyerinde yaygın biçimdekullandığı ortak bir iletişim aracı olabilmiş, hem de aynı kitlelerin ortakbilim, kültür ve sanat dili olma derecesine ulaşabilmiş ve böylece gerekbireysel, gerekse toplumsal iletişimin sağlanmasında ana araç olmuştur.Türkçe'nin kazandığı bu yaygınlık ve genellik gözönüne alındığında, etnikgrupların sahip oldukları yerel dillerin resmi dil yerine genel iletişim veeğitim dili olarak kullanılması düşüncesi kabul edilemez. Yerel düzeyde kalmış,gelişememiş diller bireylere manevi varlıklarını geliştirme olanağı sağlayamaz.
Diğertaraftan, hernekadar Anayasa'nın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında,"Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olanherhangi bir dil kullanılamaz." hükmü getirilmişse de, günümüzdekullanılması yasaklanmış bir dilin bulunmadığı, her yurttaşın istediği diliözel yaşantısında özgürce kullandığı yaşanan gerçeklerdendir. Anayasa'nın 42.maddesinin son fıkrasında, "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretimkurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz veöğretilemez..." kuralı yer almış, uluslararası sözleşmelerin hükümleribundan ayrı tutulmuştur. İlköğretimin zorunlu olması, eğitim ve öğretimbirliğinin sağlanması gereği olarak böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.
Dilkonusunda Anayasa'da bulunan bir diğer hüküm de 14. maddenin ilk fıkrasındaki,"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek ... amacıyla kullanılamazlar..." biçimindekikuraldır. Bu hükümle, Anayasa'daki hak ve özgürlükleri dil ayırımı yaratmakamacıyla kullanılamayacağı kabul edilmiştir.
Davanınkonusu bakımından, SPY.nın 78. maddesinin (a) bendinde incelenmesi gereken birbaşka husus da "millet (ulus)" ve "milliyetçilik (Atatürkmilliyetçiliği)" kavramlarıdır. Yüksek Mahkemenizin de 16.7.1991 gün, Esas1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı, 10.7.1992 gün, Esas 1991/2(Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/1 sayılı ve en son 14.7.1993 gün, Esas1992/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1993/1 sayılı kararlarında belirtildiğigibi; "..."millet" kavramı; insanlığın gelişme süreci sonundavardığı en ilerlemiş birlikteliği oluşturan toplumsal yapıyı anlatır."Ulus" ve yerine göre "Halk" sözcükleriyle de anlatılan buyapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir."Milliyetçilik" ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "Milletdüşüncesi"nin üzerine kurulu olan çağın en etkin kültür ve politikanlayışıdır. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temelve önde gelen ilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve"milliyetçilik" kavramları, başta teokrasiden demokrasiye geçişisağlayan Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temelilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982Anayasalarında yer almıştır. 1982 Anayasası'nın Başlangıç'ında, "...Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı...", 2. maddesinde "...Atatürk milliyetçiliği...", 42. maddesinde "...Atatürk ilkeleri..." ve 134. maddesinde "Atatürkçü düşünce..." sözcükleriyleAtatürk milliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk milliyetçiliği,ayrımcı ve ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkınınkökeni ne olursa olsun, Devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenliklibirliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığıdışlayıp "ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnikkökenleriyle kimlikleri ayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olaraksöylenmesini engellemektedir....
"Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde, ortak yaşam istek veamacına bağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. "Ulus" kavramı darçerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka ögearamayan ümmet kavramlarından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyalgelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik vefilolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarihbilinci yaratmamış göçebe, yerli dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik biryapı olan kavim de değildir..."
Anayasa'nın2. maddesinin gerekçesinde, "Atatürk milliyetçiliği" olarak ifadeedilen milliyetçilik kavramı, bütün bireylerin kaderde, kıvançta ve tasadaortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, ulusal dayanışma veadalet anlayışı içinde yaşamaları olarak tanımlanmıştır. Başlangıç'ın dokuzuncuparagrafında Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç vekederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde vemillet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğunun belirtilmesi de Atatürkmilliyetçiliğinin tanımından başka bir şey değildir.
TürkiyeCumhuriyeti'nin niteliklerinden olan ve onun ulusal devlet olmasının bir sonucuolan Atatürk milliyetçiliği çağdaş milliyetçilik anlayışıdır. Yani, hangikökenden gelirse gelsin, bireyleri bir araya getiren, bir arada yaşatan şey,onlardaki aynı bir ulusa mensup olma duygu ve düşüncesi, bu yolda gösterilenkararlılık ve irade birliğidir. Subjektif nitelikteki bu milliyetçilikdüşüncesinde esas olan, kökeni ne olursa olsun, bireyin, kendisi gibi olanlarlabirlikte, kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütünoluşturdukları duygu, düşünce ve inancıdır. Bu bakımdan, sınırları bellibölünmez vatan esasını temel alır. Gerçekçi ve çağdaş milliyetçilik anlayışınıtemsil eder. Irk düşüncesi, kan bağı, diğer biyolojik ölçütler ve soyca başka görünentoplulukların bütünden ayrı sayılmaları düşüncesi bi millliyetçilik anlayışındayer almaz. Kültür milliyetçiliğidir. Bu nedenle, kökenlerine, soylarına,bakılmaksızın, bireyleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilinci ve mavevîmutabakatı etrafında toplar, onları "tek ulus" yapısı içindekaynaştırıp, bütünleştirir. Yüksek Mahkemeniz de bir tarihsel olgu olarak bumilliyetçilik anlayışını kararlılık gösteren bir biçimde böyle yorumlamaktadır.Nitekim, 20.7.1971 gün, Esas 1971/3 (Parti Kapatılması), Karar 1971/3 sayılıkararda, "..... Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk milliyetçiliğiideolojisi egemendir ve Anayasamız (Başlangıç) kuralları arasında bunubildirdiği gibi, bütün Anayasa yapısının oturduğu temel dahi budur. Bu, Türkkültürüne dayanan bir milliyetçiliktir ve bunda ırk düşüncesi ve kökence başkagörünen toplulukların ayrı tutulması düşüncesi yer almış değildir...";8.5.1980 gün, Esas 1979/1 (Parti Kapatılması), Karar 1980 sayılı kararda,"...geçmişte "panislâmist" ve "panturanist" görüşlerinneden olduğu acı deneyimleri yaşamış olan Türk Ulusu'nun din, dil, ırk vemezhep gibi esaslara dayalı ayrılık çabalarına ödün vermeyen, birleştirici vetoplayıcı bir "milliyetçilik" anlayışına Anayasa'nın Başlangıçhükümleri arasında yer verilmesi, imparatorluktan ulusal devlete dönüşmüş olanbir toplumun bilinçli bir davranışıdır...."; 27.11.1980 gün, Esas 1979/31,Karar 1980/59 sayılı kararda, "...Anayasada, ırkçılık, turancılık ya dadin veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden TürkDevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici vebütünleştirici bir milliyetçilik anlayışı benimsenmiştir..."; 18.2.1985gün, Esas 1984/9, Karar 1985/4 sayılı kararda, "...Atatürk milliyetçiliği,Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, dil, ırk,din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayırımı ret eden, birleştirici vebütünleştirici bir anlayışı temsil eder..." biçimindeki görüşlere yerverilmiştir.
Özellikleson iki yıl içinde benzer davalar dolayısıyle vermiş olduğu kararlarda YüksekMahkemenizin, giderek kazandığı öneme paralel olarak sözü edilen ilkeninanlamını daha da artan bir duyarlılıkla yorumlayıp zenginleştirdiğigözlenmektedir. Nitekim, 16.7.1991 gün, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma),Karar 1991/1 sayılı kararında şöyle denilmiştir. "Bugün, TürkiyeCumhuriyeti içinde yaşayan insanların bir kesimi değişik kaynaklardan gelsebile kültürleriyle tek bir yapı oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyetinde dil vekültürün bugünkü düzeye gelmesinde, ülkenin her karış toprağında, her kökendenve soydan gelen vatandaşlarımızın payı vardır... Ülkenin her yeri heryurttaşındır.
"KurtuluşSavaşı'ndan önce Anadolu'nun yer yer işgal edildiği bütün güç ve olanaklarınael konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötü koşullar içinde Anadolu'nun bir kısımtopraklarının parçalanması için yoğun çabaların sürdürüldüğü sıralarda, 19Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün 18.6.1919 günü, 1.Kolordu KomutanıCafer Tayyar Paşa'ya çektiği telgrafta; "Bütün Anadolu halkının millîbağımsızlığı kurtarmak için baştan aşağı tek bir vücut gibi birleşmiş"olduğu belirtilmektedir.
"Atalarımıztarihin geçmiş günlerinde olduğu gibi, o karanlık günlerde de bölücü propagandave desteklere kapılmadan, kendi özgür istençleriyle ve ortak istekleriyleçağların yarattığı ortak kültürde birleşmeyi ve Türk Ulusu'nu oluşturmayısağlamıştır. Bu olgu, bugün de ulusça bağlı olduğumuz bir tür ulusal ant vetoplumsal uzlaşmadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarıyla yönetimgörevlerinde, yerleşimde, çalışma hayatında, temel hak ve özgürlüklerdeeşitliği kabul eden bu tarihsel dayanışma, kaynaşma ve oluşum, KurtuluşSavaşı'nda zafere ulaşmayı, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olan TürkiyeCumhuriyeti devletini kurmayı başarmıştır.
"TürkDevletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasalveya hukuksal aykırılık söz konusu değildir.. Türk Milleti içinde yer alan herkökenden vatandaş, hiç bir ayırım gözetilmeksizin, istem ve başarılarına göreher görev ve işte çalışmış, Türkiye'nin her yerinde, köyünde, şehirinde yaşama,yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile Türk dil ve kültüründenfaydalanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur....
"Türkiye'de;Türk Ulusu'nun dengeli, tutarlı tutumu, hoşgörüsü, insan sevgisi vedeğerbilirliği millî bütünlüğü adaletli biçimde sağlamıştır. Millîbütünlüğümüzün temeli, ortak kültüre, lâiklik ilkesi ile akla, mantıklıdüşünceye, sağduyuya, adalete dayanan "Atatürk milliyetçiliği"dir.
"Anayasamız,Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile sağlı olan herkesi Türk sayan birleştiricive bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirginniteliklerinden birini oluşturmaktadır.
"AnayasaMahkemesi'nin yine siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3,Karar 1971/3 sayılı kararında bu konuda şöyle denilmiştir:
"1921Anayasası'ndan 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş birilke olan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurumve Sivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misakı Millî kurallarındadayanağını bulmaktadır. Misakı Milli'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriylekaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukuka aykırılık kabul etmez birbütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürt halkındanhiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Antlaşması görüşme vekararlarında da, Misakı Millî'nin çizdiği sınırlar içinde azınlıklar sayılırkenKürt ayırımına yer verilmemiştir.
"Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıolmaktadır. Bu gerçeğin de en aydınlık anlamıyla doğrudan doğruya Atatürk'ünulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediğinotlarında: "Bugünkü Türk Milleti, siyasî ve içtimaî camiası içindekendilerine Kürtlük fikri, çerkezlik fikri ve hatta lâzlık fikri veya Boşnaklıkfikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakatmazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir milletferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bumillet efradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka vehukuka sahip bulunuyorlar" demiş ve "Ulus"u "TürkiyeCumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir."..."biçiminde tanımlamış)
"10.7.1992gün, Esas 1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/1 sayılı kararda;"...Uluslar, varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar.Ortak kültüren, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu,gelişip güçlenmesi tarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısıiçinde bütünleşerek Kurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı Türk Vatanı,Milleti Türk Milleti, Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya çağlar boyu Anadoluiçin "Türkiye" ve burada yaşayanlar için "Türkler" adınıkullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik gruplarıgörmeme anlamına gelmez.
"TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun tümlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü desavunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti'nin bağımsızlığına,kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarlauğraşmak uluslararası hukuksal belgelerin benimsendiği temel bir görev vehaktır..
"Yüzyıllardanberi süregelen tarihsel ve manevî birliğe ek olarak, bütün yıkıcı ve bölücüfaaliyetlere karşın birlikte Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılıp Cumhuriyeti kuranve böylece kader ve gönül birliğini kanıtlamış bulunan; ülkenin her yöresindekivatandaşlar arasında ulusal bütünlük perçinlenerek, Türk Ulusu'nun siyasal vetoplumsal birliği kurulmuştur.
"TürkiyeCumhuriyeti vatandaşları, ortak tarihsel değerlere ve kültüre sahip, aynıulusal kimlik taşıyan ve tek vücut olan Türk Ulusu'nun bireyleridir.
"TürkiyeCumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temelilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünükoruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenliklebağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan AtatürkMilliyetçiliği toplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği,yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynızamanda ulusal varlığın korunmasına ve yüceltilmesine hizmet edecek yaşamanlayışı ve biçimidir. İnsalcıl, uygar ve barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi,dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar...." denilmiş; 14.7.1993gün, Esas 1992/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1993/1 sayılı son kararda iseönceki iki kararda yer alan esaslar aynen tekrarlanmak suretiyle Anayasamızdakimilliyetçilik anlayışının niteliği bir kez daha vurgulanmıştır.
SPY.nın78. maddesinin (b) bendinde yasaklanan bir husus da siyasal partilerin ırkesasına dayanmalarıdır. Buna göre, siyasal partiler belirli bir ırka mensupolanların toplandıkları, sırf onla ra mahsus bir parti olduklarını iddiaedemeyeceklerdir. Tersine davranışa izin verilmesi halinde bundan önceliklebölünmezlik ilkesinin zarar göreceği kesindir.
Anayasa'nınBaşlangıç kısmı ile 2. maddesinde yer verilmek suretiyle Türkiye Cumhuriyetinindayandığı temel görüş ve ilkeler arasına katılmış olan Atatürk Milliyetçiliğiile 3. madde de belirtilen, Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ile dilinedair hükümler korumasız bırakılmamış, 4. madde ile bu ilke ve esaslarıbelirleyen 2. ve 3. maddelerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklifedilemeyeceği öngörülmüş, 14. maddede, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerinhiçbirinin devletin ve ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak, TürkDevletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek... dil, ırk,....ayırımı yaratmak... amacıyla kullanılamayacağı kuralı getirilmiş, siyasalpartiler yönünden de, 68. maddeyle, tüzük ve programlarının devletin ülkesi veulusuyla bölünmezliğine, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 69. madde ile de 14. maddede belirtilensınırlamalara aykırı davranan partilerin kapatılacağı kabul edilmiştir.
Bölünmezlikilkesinin bir diğer güvencesini oluşturan SPY.nın 81. maddesinin (a) bendinde,Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde ulusal ya da dinsel kültür ya da mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek; (b)bendinde ise Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklaryaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmek ve bu yolda faaliyettebulunmak yasaklanmıştır. Maddenin gerekçesine göre, "Ülkemizde LozanAntlaşmasıyla kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi birülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulmasıazınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, Ekonomik ve kültürel alanlarda olduğugibi her alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olantek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir.
"Birmemlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi hangi alanda olursaolsun, eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerinçabukluk ve selâmetle yürütülmesi bakımından yararlı, hatta zorunludur. Buitibarla, resmî dili genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak devletin görevidir."
Maddenin(a) bendinde siyasal partilere, ulusal ya da dinsel veya .... ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır.Gerekçede de açıklandığı gibi, Lozan Barış Antlaşmasıyla kabul edilenazınlıklar bu yasağın dışında kalmaktadırlar.
İçhukuk kuralı haline gelmiş olan ve uluslararası hukuk alanında da sonuçlardoğuran Lozan Barış Antlaşmasının Türkiye'deki azınlıklar konusundakihükümlerine esas teşkil eden hazırlık çalışmalarına Yüksek Mahkemeniz özellikleson bazı kararlarında ayrıntılı olarak yer vermektedir. Bunlara göre,"...Müslüman topluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsütanınmadığı, kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkta Lozan BarışKonferansı tutanaklarında bir çok kez vurgulanmıştır.
"Altkomisyon önce, etnik azınlıkların, başka bir deyimle, müslüman olmayanazınlıkların da, örneğin Kürtlerin, Çerkeslerin ve Arapların tasarıdaki korumatedbirlerinden yararlanmalarında direnmiştir. Türk temsilci heyeti, buazınlıkların korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altındabulunmaktan tamamiyle memnun olduklarını söylemiştir. Alt komisyon buinandırıcı sözler üzerinde koruma tedbirlerini yalnız müslüman olmayan azınlıklarlasınırlamayı kabul etmiştir.
"Barışgörüşmelerinde söz alan İsmet İnönü: "Türkiye'de hiçbir müslüman azınlıkyoktur; çünkü, kuramsal yönden olduğu kadar uygulamada da müslüman nüfusunçeşitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir." demiştir.Aynı konferansın 20 Kasım 1922 günlü oturumunda Rıza Nur Bey tarafından okunanbildiride şu görüşler yer almıştır: "Müttefiklerin tasarısı Müslümanazınlıklardan söz etmekte idi; oysa, Türkiye'de bu gibi azınlıklar söz konusuolamaz; çünkü, tarihsel gelenekler, moral düşünceler, görenekler,yapılagelişler, Türkiye'de yaşayan Müslümanlar arasında en tam bir birlikyaratmaktadır."
"TürkDelegasyonunun bu görüşleri Konferansça benimsenmiş ve "Müttefik TemsilciHeyetlerince Sunulan Azınlıkların Korunmasına İlişkin" 15 Aralık 1922günlü tasarısının 4., 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen "din ya dadil", "soy, din ya da dil azınlıkları" sözcükleri yerini"gayrımüslim ekalliyetler" sözcüklerine bırakmıştır. Böylece, Türkiye'dedeğişik bir dil kullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasındaölçü olarak kabul edilemiyeceği Lozan Barış Antlaşması'yla kabul edilmiştir.Aynı Konferansta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle Lord Curzontarafından gösterilen çabalar, Türk Delegasyonunun "Kürtler, kaderlerininTürklerin kaderleriyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlık haklarındanyararlanmak istememektedirler." gerçeğini bildirmeleri karşısında kabulgörmemiştir..." (Anayasa Mahkemesi'nin siyasal parti kapatılmasına ilişkin16.7.1991, 10.7.1992, 14.7.1993 günlü kararları)
Busuretle, ülkemizde sadece "Müslüman olmayanlar" azınlık kapsamınadahil edilmişlerdir. Müslüman olmayanlara da Müslümanlara sağlanan medenî veyasiyasî haklardan yararlanma olanağı verilerek yasalar önünde din ayırımı yapılmaksızınherkesin eşit olduğunu belirtmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmiş veörneğin antlaşmanın 38. maddesinin ikinci fıkrasında, "Gayrümüslimekalliyetlerin bütün Türk tebaasına tatbik edilen ...serbesti-i seyrüsefer vehicretten tamamiyle istifade etmeleri", 40. maddede, "Gayrimüslimekalliyetlere mensup Türk tebaasının ... masrafları kendilerine ait olmak üzereher türlü müessesatı hayriye, diniye veya içtimaiyeyi, her türlü mektep ve sairmüessesatı talim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek ve buralarda kendilisanlarını serbestçe istimal ve âyini dinilerine serbestçe icra etmekhususlarında müsavi bir hakka malik bulunacakları" kabul edilmiştir.(Anayasa Mahkemesi'nin siyasî parti kapatılmasına ilişkin 16.7.1991 günlükararı)
Bundanayrı olarak, bir de, 18.10.1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında,Türkiye'de yaşayan Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de, yeniTürk Devletinin lâik mevzuatı kabul etmesinden sonra bu kimseler azınlıkstatüsünden kendiliklerinden vazgeçmişlerdir.
Sonuçolarak, Türkiye'deki hukuk düzeninde bu iki antlaşma ile kabul edilenlerindışında herhangi bir azınlığın bulunduğu söylenemez. Özellikle, belirli birbüyüklüğe ulaşmış devletlerde ırk, dil, din, mezhep yönünden çeşitli boyutlaravaran farklılıklara sahip toplulukların, yani ulus olgusuna oranla ikincilnitelikte kesimlerin bulunması doğal olduğu kadar, gözlenen bir gerçektir de.Yüksek Mahkemenizin 8.5.1980 gün, Esas: 1979/1 (Parti Kapatılması) Karar:1980/1 sayılı kararında belirtildiği üzere, bu gibi toplu lukların dilinin yada dininin toplumun öteki kesimlerinden ayrı olduğundan nesnel biçimde sözetmek tek başına bir "azınlığın bulunduğunu ileri sürmek" anlamınagelmez. SPY.nın 81. maddesine benzer hükmü içeren eski 648 sayılı Yasa'nın 89.maddesinin birinci fıkrasını yorumlayan Yüksek Mahkemeniz, aynı kararında,"azınlıklar bulunduğunun ileri sürüldüğünün" kabul edilebilmesi için,"söz konusu topluluğun toplumun öbür kesimlerinden ayrılan varlığını veniteliklerini koruması ve sürdürmesi için kendisine özel bir hukuksal güvencetanınması gerektiğinin, yani bu kimselerin "azınlık hukuku"ndanyararlanmaya hak kazanmış olduklarının da açık ya da üstü örtülü biçimde ilerisürülmüş olması gerektiğini" belirtmiş bulunmaktadır. Bu gibi topluluklarınher birine azınlık hakkı tanınması ülke ve ulus bütünlüğü ilkesine aykırıdüşer. Hele böylesi topluluklar ortak geçmişten gelen tarihsel, kültürel vemanevî bütünlük anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusun kaderleriyleözdeşleştirme istek ve iradesini göstermişlerse, böyle bir hakkın tanınmasınagerek kalmaz.
Bizimtoplumumuzda da "farklı kesimlerin varlığı" olgusunu görmekmümkündür. Gerçekten, X. yüzyılda Türklerin Anadolu yarımadasına gelmelerindensonra, Türkler ve o dönemde Anadolu toprağında yaşamakta olan her soydantopluluk birbirini izleyen çeşitli siyasal oluşumlar içinde birlikteyaşamışlar, bu oluşumlar arasından yükselen Osmanlı İmparatorluğunun çatısıaltında da bu yaşayış devam etmiş, zaman içinde bu birlikteliğe Kafkasya, Balkanve Arap Yarımadası ahalisi de dahil olmuştur. Daha sonra, çeşitli tarihsel veaskersel olaylar sonucunda, Osmanlı Devleti sınırlarını Doğu Trakya veAnadolu'ya kadar küçültmek zorunda kalmış ve tarih sahnesindeki yerini TürkiyeCumhuriyetine terketmiştir. Böylece, bin yıllık bir süreç içerisinde Türkler vediğer etnik topluluklar aynı siyasal oluşumlar içinde iyi ve kötü günleribirlikte yaşamışlar, acılara birlikte göğüs germişler, sevinçli günleribirlikte kutlamışlar, gerek birbirleriyle , gerekse başka topluluklarla,çeşitli tarihsel siyasal nedenlerle ya da göç hareketleri sonucunda karışıpkaynaşmışlar, aynı toplumsal kaderi paylaşmışlardır. Bu kader birliği, her türetnik topluluğu aynı toplumsal pota içinde kaynaştırıp, bütünleştirmiştir. Ortakbir geçmişe, tarihe, dine, ahlâka, hukuka, değer yargılarına, başka deyişleaynı bir ortak kültüre sahip insanlar, soyu ne olursa olsun, tek bir ulusamensup olma bilinç ve istenciyle, bir tür toplumsal ant ve toplumsal uzlaşmasonucu ulusal sınırlar içinde "Türk Ulusu"nu oluşturmuşlar ve ortakkararlılık, istenç ve heyecanla Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bubirliktelik duygu ve düşüncesi o kadar güçlüdür ki örneğin, Kürt kökenlilerdiğer yurttaşlarla omuz omuza Kurtuluş Savaşı'na fiilen katılarak can, kan vegözyaşı pahasına yurdumuzun işgalci düşmanlardan temizlenmesinde ve onu takibenTürkiye Cumhuriyetinin kurulmasında üstün hizmetler görmüşlerdir. Bugün dahiTürk Ulusuyla birlik ve bütünlük içinde olma duygusunun eksilmeden devam ettiğigörülmektedir. Nitekim, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki ayrılıkçı terörden kaçanyurttaşlar, soydaşlarının bulunduğu Irak'a veya İran'a sığınmamakta, tersine,hepsi de İstanbul, Ankara, İzmir, Adana v.s. gibi şehirlere göç ederekgeleceklerini yurdun başka yörelerindeki yurttaşlarla birlikte güvence altınaalmak istemektedirler. Bu itibarla, Türk Ulusu yanyana yaşamlarını sürdürençeşitli halklardan değil, kendi özgür iradesiyle, ortak geçmişin yarattığıortak kültürde geleceği de kapsayacak biçimde birleşmeye, kaynaşıp,bütünleşmeye karar vermiş olan tek halktan, Türk halkından meydana gelmiştir.
Anayasa'nın66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk Ulusundan sayılmak için kabuledilen tek koşulun "vatandaşlık bağı" olduğu, bunun dışında kalandil, din, ırk v.s. gibi farklılıkların nazara alınmadığı, Türk Ulusu'nun, birhukuksal bağ anlamında vatandaş sayılanların oluşturduğu bütünlüğü ifade ettiğibenimsenmiştir. "Türk olmak" Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşı olmakdemektir. Bu ulus bütünlüğü içinde, şu ya da bu nedenle, Yasa'nın deyişiyle,ulusal veya dinsel kültür, mezhep yahut ırk ya da dil ayrımına dayananazınlıklar yoktur. Yüksek Mahkemenizin siyasî parti kapatılmasıyla ilgili10.7.1992 ve 14.7.1993 günlü kararlarında belirtildiği gibi, "...TürkUlusu'nu oluşturan etnik gruplar arasında çoğunluk ya da azınlık biçiminde birayırıma yer verilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi "Türk" sayan birleştirici ve bütünleştiricimilliyetçilik anlayışı kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinevatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, hangi etnik gruptan olursa olsun,"Türk" sayılması, onun etnik kimliğini inkâr anlamında değil,dünyaca, devletine "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", ulusuna "TürkUlusu" ve vatanına "Türk Vatanı" denen ve toplum yapısındaçeşitli etnik gruplar bulunulan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğinsağlanması ve hepsi çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesiniönleme amacına yöneliktir.
"Diğerkökenli yurttaşlar gibi, Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerin belirtmeleriyasaklanmamış, ancak, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülemeyecekleri, devlet bütünlüğü için yer alacakları ortaya konulmuştur..."
Birdevletin nüfus ögesini oluşturan bireylerin hepsinin ayrımsız aynı soydan vedilden olmaları olanaksızdır. Genellikle her ülkenin nüfusu değişik oranlardada olsa, başka soya ya da soylara mensup toplulukları içerir. Ancak, bu gibitopluluklara soy ve dil farklılığına dayanılarak azınlık hakları tanımak ülkeve ulus bütünlüğü ilkesine uymaz. Türk Ulusu'nu oluşturan, ulus bütünlüğüiçinde yeralan etnik ögeler, Anayasa'nın 66. maddesinin birinci fıkrasındaanlamını bulan ve Türk Devletine sadece vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesiTürk sayan milliyet anlayışı karşısında toplumda azınlık ya da çoğunlukoluşturumazlar. Türk Ulusu'nun manevi bütünlüğü içinde karışıp kaynaşmış olanher birey hukuksal ve toplumsal bağlamda mutlak eşit durumdadır. Hiç bir etnikkökenin diğerine üstünlüğü yoktur. Her yurttaş, başka yurttaşlara tanınmış olanher türlü siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, medeni v.s. haklardansınırsız biçimde yararlanabilmektedir. Türk Vatandaşlığı kavramı herkesi eşitve ayrıcalıksız kılmaktadır. "Eşit Vatandaş"lık, Fransız BüyükDevrimi (1789)'nden bu yana, hepsi çoğunluğu oluşturan her bireyin, soy, dil,din ve mezhep gibi ayırıcı özellikleri dikkate alınmaksızın, en üst düzeyde veen değerli varlık olarak kabul edilmesi demektir. Herkesin böylesine eşit veayrıcalıksız olduğu bir hukuksal statüde azınlıktan ya da çoğunluktan söz etmekolanaksızdır.
81.Maddenin (b) bendinde ise, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasıamacını gütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bu hükümleanlatılan, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasıamacını siyasal partilerin güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyetgösteremeyecekleridir. Burada belirtilmesi gereken, 81. madde ile ulusuoluşturan bireyler arasındaki etnik ayırımların, sahip bulunulan farklı dil vekültürlerin yasaklanmadığıdır. Ancak yüzyıllardır birlikte hayat sürmüş, ortakbir geçmişe, tarihe, dine, geleneklere ve değer yargılarına sahip bireylerinoluşturduğu ulus bütünlüğü içinde bu ögelerden meydana gelen ortak kültürdenayrı, bireyler arasında bu bakımdan ayrımlaşma nedeni olabilecek yoğunlukta birkültür farklılığından söz edilemez. Özel yaşantılarında çeşitli etnikkökenlerden gelen yurttaşların kimliklerini belirtmeleri, dillerinikonuşmaları, gelenek ve göreneklerini uygulamaları karşısında herhangi biryasal ya da toplumsal engel yoktur. Yasaklanan, azınlık ve ayrı bir ulusoluşturduklarının ifade edilmesi suretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacınıgütmeleridir.
Sözkonusu kuralın küçük değişikliklerle benzeri olan eski 648 sayılı SPY.nın 89.maddesinin (b) bendini yorumlayan Yüksek Mahkemeniz 8.5.1980 gün, E.1979/1(Parti Kapatma), K. 1980/1 sayılı kararında şu hükme varmıştır: "...Buhükümde de.."azınlıklar yaratma" deyiminin açıklığa kavuşturulmasıgerekmekte olup, sözkonusu deyimin de maddenin tümü içinde değerlendirilmesi vebirinci fıkrasındaki "azınlıklar bulunduğunun ileri sürülmesi"deyimiyle sıkı ilişki gözönünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanmasızorunludur. Böyle bir yorumla varılacak sonuç ise "azınlık yaratma"deyiminin ancak bir "vatandaş topluluğunda azınlık hukukundanyararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratma" anlamına gelebileceğidir...
"Yukarıdada değinildiği gibi, azınlıklar dil, din ve ırk gibi nitelikleri nedeniyle toplumunçoğunluğundan ayrı varlıkları ve bu varlıklarını sürdürmeye hakları bulunduğuhukukça tanınan vatandaş toplulukları olduklarından, ülkemizde azınlıkhukukundan yararlanmaya hak kazanmış gruplar bulunduğunu ileri sürmek, ya daTürk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla kimi vatandaş gruplarında azınlık hukukundan yararlanmalarıgerektiği düşüncesini yaratmaya çalışmak, kuşkusuz, yukarıda açıkça ortayakonulan Anayasal durum karşısında Anayasa'nın Başlangıcı ile 2. ve 3.maddelerinde yeralan "ülke ve ulus bütünlüğü" temel hükmüne ve butemel hükmü içeren 57/1 maddesine aykırı düşer..."
YineYüksek Mahkemenizin 20.7.1971 gün, E. 1970/1 (Parti Kapatılması), K. 1971/1sayılı kararında belirtildiği gibi, "... bir siyasî partinin Türkiyeülkesi üzerinde Türkçeden başka dil konuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerekve o azınlığı erek edinerek onun için birtakım haklar ve yetkiler tanınmasınıistemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması demekdir. YineTürk yurttaşları arasında Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürlerikoruma çabalarına girişmek Türkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulmasısonucunu doğurmağa elverişli bir tutumdur..."
Şuhalde, dillerini, kültürlerini ve sanatlarını kullanabilmeleri vegeliştirebilmelerini, ana dillerinde eğitim hakkı sağlanmasını istemeksuretiyle bir kısım yurttaşları ırk, dil ve kültür bakımlarından şu veya bu adaltında ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlarda bu bütünlükten ayrı bir azınlıkoluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma, ulus bütünlüğünün bozulmasıylasonuçlanabilecek ya da en azından böyle bir tehlikenin belirmesine yolaçabilecek olan, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlık yaratma demektir.Siyasal partiler yönünden böyle bir amaç ülke ve ulus bütünlüğü ilkesineterstir. Daha önce de belirtildiği gibi, Türk Ulusu bütünlüğü içinde belirliuluslararası sözleşmelerle azınlık oldukları kabul edilen "Müslümanolmayan" yurttaşlar hariç, herhangi bir azınlıktan söz etmek olanaksızdır.Her Türk yurttaşı hukuk düzeninin sağladığı her türlü hak ve özgürlükten,herhangi bir etnik ayırımcılık söz konusu olmaksızın sınırsız ve mutlak biçimdeyararlanmakta, ulus bütünlüğü içinde bireysel mutluluk ve huzurunugerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böylesine ayrıcalıksız konumdaki bir kısımyurttaşlar arasında, bir azınlığa mensup olduğu duygu ve düşüncesini yaratmakve onların sınırlı haklar rejimine tabi kılınmasını, ulusun bizzat kendisi ikenazınlık haline gelmesini istemek ulus bütünlüğünü bozmaktan başka biçimdeyorumlanamaz.
B)Değerlendirme
DavalıDemokrasi Partisi Genel Başkanı Yaşar Kaya'nın yukarıda belirtilen konuşmalarıile parti Merkez Yürütme Kurulu'nun "Demokrasi Partisinin BarışÇağrısıdır" adlı bildirisinin Anayasa ve SPY.ndaki kimi esaslar açısındanyapılan çözümlemesinde;
TürkUlusu bütünlüğünden ayrı bir ulus oluşturduğu anlamında Türkiye'de Kürthalkının var oluşundan söz edilerek, bu kitlenin varlığının Cumhuriyetinkuruluşundan bu yana yetmiş yıldan beri inkâr edildiği, Kürtlerin baskı vesoykırım uygulamasına maruz kılındığı, milyonlarca insanın topraklarındankoparıldığı, toplu göç ve sürgünler yapıldığı, bu inkâr ve yok etmepolitikalarının "Kürt sorunu" adını verdikleri bir siyasal sorunoluşturduğu, Cumhuriyetin, bu sorunu demokratik yollardan çözemediği; DemokrasiPartisi'nin, Cumhuriyetin sorunu çözememesinin meydana getirdiği zorunluluklardandoğduğu, partinin Kürtlerin değişim isteklerinin sözcüsü olabilecekörgütlenmenin sağlanması için mücadele edeceği ve belgelerinin "Kürtdevleti için birleşmek" olduğu belirtilerek;
Kürthalkının isteklerinin başında bu sorun da dahil olmak üzere, her sorunun yasaksızolarak tartışılabileceği bir demokrasi isteğinin geldiği söylenip, ekonomikgeri kalmışlık ya da terörle ilgisinin bulunmadığı, "siyasal" olduğuifade edilen sorunun köklü çözümünün, sanki Türkiye'deki Kürt kökenlileresistematik şiddet uygulanıyormuş ve Kürt kökenliler Türk ulusunu oluşturandiğer soylardan gelen yurttaşlarla tam bir eşitlik içinde değillermiş gibi,barışçıl ve demokratik ortamda ve eşitlik temelinde "siyasal" yol veyöntemlerin uygulanması suretiyle sağlanacağı, siyasal çözüm yollarınınbulunması gerektiği, "siyasal çözüm"ün Kürt kimliğinin tümsonuçlarıyla kabul edildiği, düşünce, örgütlenme özgürlüğünün eksiksizuygulandığı demokratik bir ortamda bulunabileceği savunulmaktadır.
Edinilenbeyanlar ve yayınlanan bildiride dikkati çeken bir diğer husus, ülkemizdeyaşanmakta olan "ayrılıkçı terör" olgusuna karşı sergilenen yaklaşımbiçimidir. Bu bağlamda, devletin devlet olma gereğinin bir ifadesi olarakyurttaşların can ve mal güvenliğini, kamu düzenini ve esenliğini sağlamakamacıyla, terörü yok etmek için hukuk devleti kuralları içinde meşru güçleriyleterör örgütü PKK.ya karşı giriştiği mücadele bir savaşa benzetilerek, ülkedebir savaş yaşandığı, bu savaşta uluslararası hukuk kurallarının uygulanmadığı,Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun il ve ilçelerinden olan Şırnak, Sarıkamış veDigor'un yer aldığı yurt parçası "Kuzey Kürdistan" olarakadlandırılarak savaşın Kürdistan'da cereyan ettiği, bu silâhlı mücadelenin Kürtsorununu, Kürt ve Türk halklarının ve dünya kamuoyunun önüne getirdiği, busavaşta "düşman" olarak nitelendirilen silâhlı kuvvetlerimizin Kobrahelikopterlerine karşılık, bölücü terörü yöneten yasadışı örgüt mensuplarıylakendilerinin bir ve aynı saflarda yer alan kimseler olduklarını belirtecekşekilde, çoğul birinci şahıs zamirinin tamlayanı olan "bizim" sözcüğükullanılarak (bizim gönlümüzde) gönüllerinde kardeşlik ve birlik duygularınınbulunduğu, bölücü örgütün yapmakta olduğu terör eylemlerinin bir savaş olduğuve Kürt kökenli yurttaşların bu savaşı destekledikleri anlamında ve bir halksavaşı olduğu izlenimini verecek biçimde, halkın kendi kurtuluşu için kızını,oğlunu, gelinini kendilerinin yanına verdiğini, savaşın barışa dönüşmesi içinsavaşın tarafları olan PKK. adlı silahlı çete ile devletin ateşkes ilân etmelerive ateşkesin tarafsız güçler tarafından kontrol edilmesi, devletin Kürtlerinher düzeyde seçilmiş meşru temsilcileriyle görüşmesi, Kürt ulusunun varlığıanlamında, Kürt kimliğinin Anayasa ve yasalarda bütün sonuçlarıyla tanınarakgüvence altına alınması savları ileri sürülmektedir.
Genelçizgileriyle bir yerinme ve özeleştiri niteliğinde olan ve özgür bir Kürtdevletinin oluşumu için, ülkemizdeki ulus bütünlüğünü oluşturan ögelerden olan,Kürt soyundan gelenler ile kimi komşu ülkelerdeki aynı kökenliler arasındakibirleşme konusuna değinen Erbil konuşmasında, Genel Başkan Yaşar Kaya;"Kürdistan"ın, bir parçasını da ülkemizin Doğu ve Güneydoğubölgelerinin oluşturduğunu üstü kapalı olarak ifade eder biçimde, dört parçayaayrılmış olmasını, Kürtler arasında birlik olmayışına bağlayarak, birlikolmazsa hiç kimsenin kendilerine değer vermeyeceğini, Süleymaniye (Irak)'denDersim (Tunceli ilinin eski adı), Mahabat (İran)'a Cebel-i Errad'a kadar uzananbölgede, her yerin, Kürtler arasında kardeşlik ve dostluk bulunmayışının sonucuolarak, şehitlerle dolu olduğunu, Kürtler arasında kardeşlik olmadığı takdirdeKürdistan'ın da olmayacağını, Kürtlerin Kürtlük için birlik olamadıklarını,Kürt tarihinin ihanetlerle dolu olduğunu söyleyerek bağımsız Kürdistandevletinin doğabilmesi için birlik ve kardeşliğin gerekliliğine dikkatleriçekmiştir.
Davalıpartinin merkez yürütme kurulunun söz konusu bildirisinde, ayrıca Kürtkimliğinin bütün sonuçlarıyla Anayasa ve yasalarda güvence altına alınmasınabağlı olarak Kürt kimliğinin kabulü anlamında, Türkiye Cumhuriyeti'ninuluslararası antlaşmalara koymuş olduğu tüm çekincelerden vazgeçilmesi vesorunun AGİK süreci ve Paris Şartına uygun biçimde çözümlenmesi için adımlaratılması gerektiğinin ifade edildiği; Kürtlerin dillerini, kültürlerini vesanatlarını yazılı ve sözlü olarak kullanabilmeleri ve geliştirebilmelerineolanak sağlanması, ana dilde eğitim hakkı verilmesinin savunulduğugörülmektedir.
GenelBaşkan Yaşar Kaya'nın her iki konuşmasında hitap ettiği topluluklara, kendilerindenselâm getirdiğini beyan ettiği Şeyh Sait, Seyit Rıza, General İhsan Nuri, AliŞir (Şen, Şan) gibi isimlerin Cumhuriyet öncesi ya da sonrası girişilmiş Kürtbaşkaldırı hareketlerinin temsilcileri olmaları, Şeyh Sait isyanınınbaşlatıldığı Piran kasabasından, 1945-1946 ayaklanması sırasında İran'dakurulan Kürdistan Bağımsız Cumhuriyeti'nin başkenti olan Mahabad kentinden sözedilmesi, Şeyh Ubeydullah Nehrî'den başlayarak Kürdistan'ın bağımsızlığı vekurtuluşu için hizmeti geçenlere saygı duyduklarının belirtilmesi, terörolaylarına karşı sergilenen yaklaşım biçimiyle uyumlu ve konuşmaların içerdiğiöz ve kitlelere ulaştırmak istediği mesaj bakımından anlamlı bulunmuştur. Buadlarla birlikte belirtilen ve Diyarbakır zindanlarından oldukları söylenen KemalPir hakkında, Ülkem Basın ve Yayıncılık San. Tic. ŞTi. adına Yaşar Kaya'nınimtiyaz sahibi bulunduğu Özgür Gündem adlı gazetenin 17.8.1993 günlü nüshasındayayımlanan "15 Ağustos atılımı karanlığa sıkılan ilk kurşundur" adlıyazı dizisinde, "Türkiye devrimini Kürdistan devriminde görüyorum"diyen PKK-MK üyesi Kemal Pir, engin öngörüsü, siyasî ve askerî alanlardasunduğu katkı ile enternasyonalist devrimciler arasında yerini almıştır. HakiKarer vasıtasıyla ideolojik grup çalışmalarına katılan Kemal Pir, Ortadoğualanına ilk çıkarılan PKK kadroları arasında bulunmuştur. Tutsak düştüktensonra konulduğu Diyarbakır zindanında, siyasî savunma savaşımı için girilenölüm orucunda ölmüştür. Kemal Pir ilk gruplarla gelip eğitim görürkenFilistinlilerin verdiği parayı "biz paralı asker değiliz" diyerekreddetmiş." biçiminde, Mazlum Doğan hakkında da aynı gazetenin 18.8.1993günlü nüshasındaki aynı yazı dizisinde, "12 Eylül'ün vahşet ormanında,Diyarbakır zindanlarında, "Direnmek yaşamaktır" şiarını yükseltmekiçin 1982 yılının 20 Mart'ını 21 Mart'ına bağlayan gece 35. koğuşun 9.hücresinde kendini yaktı. Yaktığı üç kiprit çöpü aynı zamanda Newroz ateşioldu." biçiminde birer değerlendirmenin fotoğraflarıyla birlikte yeraldığı, ayrıca bu kişilerle birlikte Hayri Durmuş'un "Özgürlükşehitleri" olarak 27 Kasım vesilesiyle anılmalarına ilişkin bir ilânınÖzgür Gündem gazetesinin 21, 22, 23.11.1993 günlü nüshalarında ard ardayayınlandığı görülmektedir.
Üzerindeayrıca durulması gereken bir konu, merkez yürütme kurulunun bildirisindeki,Kürt sorununun AGİK süreci ve Paris Şartına uygun olarak çözümü için adımlaratılması çağrısıdır.
3.7.1973-1.8.1975tarihleri arasında toplantılarını sürdürmüş olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliğiKonferansı (AGİK) sonucunda kabul edilen Helsinki Sonuç Belgesi'nde yer alanilkeler: (1) Egemen eşitlik, egemenlik niteliğindeki haklara saygı, (2) Güçtehdidine başvurmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma, (3) Sınırlarınçiğnenmezliği, (4) Devletlerin toprak bütünlüğü, (5) Antlaşmazlıkların barışçıçözümü, (6) İçişlerine karışmama, (7) Düşünce, Vicdan ya da inanç özgürlüğüdahil insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı, (8) Halkların hak eşitliğive kendi yazgılarını belirleme hakkı, (9) Devletler arasında işbirliği, (10)Uluslararası hukuka göre üstlenilen yükümlülüklerin iyi niyetle yerinegetirilmesidir.
AGİK'inkendi adıyla anılan süreç içerisinde, Paris'te yaptığı toplantılar sonucunda21.11.1990 tarihinde imzalanan "Yeni Bir Avrupa İçin Paris Antlaşması(Şartı)" da, demokrasi ve insan haklarına ağırlık veren ilkeleri arasında,ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması,ulusal azınlığa mensup olanların ayırıma uğramaksızın ya da yasa önünde tam bireşitlik kimliklerini özgürce dile getirme, koruma ve geliştirme haklarından sözetmiştir. (Sencer, M. Paris Şartı ve İnsan Hakları, 16.12.1991 günlü cumhuriyetGazetesi) Davalı partinin merkez yürütme kurulunun yukarıdaki çağrısından,Helsinki Sonuç Belgesindeki, halkların kendi kaderini belirleme hakkı ile ParisŞartının azınlık haklarına ilişkin hükümlerine uygun çözümlerin amaçlandığısonucuna varmak gerekir. Uluslararası bir sözleşme niteliğinde olmayan ve bunedenle hukuken bağlayıcılığı bulunmayan Helsinki Sonuç Belgesi'nde yer alan,halkların kendi kaderini belirleme hakkından ilk kez 1918 tarihli Wilson
ilkeleriarasında söz edilmiş, uluslararası hukukta kabulü de
BirleşmişMilletler Antlaşmasında yer almasıyla gerçekleşmiştir. Bu
hakkınanlamı ve kapsamı, özellikle 1960'lı yıllarda başlayan bir
süreçiçerisinde kabul edilen Birleşmiş Milletler kararlarıyla belirlenmişbulunmaktadır. Buna göre, kendi kaderini belirleme hakkının iki yönünün olduğugörülmektedir. Birinci yönü, devletlerin iç
örgütlenmelerineilişkin olup, bir halkın dilediği yönetim biçimini,
herhangibir dış baskı olmadan seçmesi hakkı bulunduğunu, yani devlet ve hükümetbiçimlerinin saptanmasında halklara serbestlik tanınmasını ifade etmektedir.İkinci yönü, bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahil, dilediği devletebağlı olmayı seçme hakkı olarak anlaşılmaktadır. Ancak, kendi kaderinibelirleme hakkının, bu ikinci yönü bakımından kullanılması, yerleşmiş biruluslararası ilkesi olan ve Helsinki Sonuç Belgesi'nin de doğruladığı"devletin ülkesinin bütünlüğü"ne saygı gereği olarak bazı sınırlamalarabağlanmıştır. Bu bağlamda, kendi kaderini belirleme hakkı sömürge yönetimialtındaki halklara tanınmakta, bir devletin tam parçasını oluşturan topraklarüzerinde bulunan toplulukların ayrılması yoluyla yeni bir devletin kurulmasıkabul edilmemektedir. Bu haktan yararlanmak isteyen bir topluluğun sömürgeyönetiminde yaşayan bir halk mı, yoksa içinde yaşadığı devletin ülkebütünlüğünü bozacağı gerekçesiyle bu hakkı kendisine tanınmayan bir halk mıolduğu bakımından kabul edilen ölçüte göre, bir devletin ülkesinin tümündegeçerli olan genel statüde bulunup herhangi bir ayırıma bağlı tutulmayan ülkeparçalarında yaşayan toplulukların birtakım değişik özelliklere sahip olması,kendini belirleme hakkından yararlanabilecekleri anlamına gelmemekte, (Pazarcı,H., Uluslararası Hukuk Dersleri Cilt: II, 2.baskı, Ankara, 1990, ss.8-12);başka deyişle, eğer devletlerin yönetimleri çeşitli grupları temsil edici birnitelik taşıyorsa ve gruplara karşı etnik köken, din, dil, renk yahut başkafarklılıklara dayalı bir ayrımcılık güdülmüyorsa, artık kendi kaderinibelirleme hakkından söz edilmemektedir. (Soysal, M., Tutarlılık, 7.4.1992 günlüHürriyet Gazetesi)
1993yılının Haziran ayında AGİK süreci içinde kabul edilen Viyana Bildirgesi'ndeise., kendi kaderini belirleme hakkı terörizmden ayrılmış, sömürge halklarıiçin kabul edilen bu hakkın sadece meşru eylemler yoluyla kabul ettirilmesineçalışılması benimsenerek, terör yöntemi sömürge halklarının kendi kaderinibelirleme mücadelesinde bile geçerli sayılmamıştır.
Bu esaslaraçısından bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti'nde kendi kaderlerini belirlemehakkından yararlanması gereken sömürge halkı niteliğinde veya başkaca birtopluluk, grup v.s. yoktur. Türkiye bu konuyu Lozan Barış Antlaşması ile kesinolarak çözümlemiştir. Türkiye'de tek bir ulus, Türk Ulusu vardır. Kürt kökenlivatandaşlar, diğer etnik kökenli vatandaşlarla "ulus" bütünlüğünüoluşturmuş ve birbiriyle kaynaşarak "Türk Ulusu"nu meydanagetirmiştir. Ulusu meydana getiren bireyler arasında, temel hak ve özgürlüklerdenyararlanma ve onları kullanma yönünden hukuksal ve pratik olarak hiçbir ayırımyoktur. Ayrıca bir ulus, ayrı bir halk ya da azınlık varmış gibi, üstü kapalıibarelerle, dolaylı yoldan yapılan çözüm çağrılarının bölünmeyi amaçladığıkuşkusuzdur.
Hukuksalyönden bağlayıcılığı bulunmayan Paris Şartı her ne kadar azınlıklara birtakımhaklar tanımışsa da, kimlerin azınlık sayılacağı konusunda bir tanımlamagetirmemiştir. Esasen, uluslararası hukukta üzerinde oybirliği sağlanan birazınlık tanımlaması da bulunmamaktadır. Böyle olunca, azınlık veya Şart'tageçen ve sınırlandırılmış biçimiyle "ulusal azınlık" terimininyorumlanması imzacı devletlerin kendi hukuk düzenlerine ve uygulamalarına bağlıkalmaktadır. (Kırca, C., Paris Şartı'na Göre Azınlıklar ve Türkiye, 24.12.1991tarihli Cumhuriyet Gazetesi) Türkiye Devleti'nin kendi azınlık hukukunu hangibiçimde düzenlediğine ve kimleri azınlık saydığına daha önce ayrıntılarıyladeğinilmişti. Bir kez daha ve kısaca belirtmek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti'ndeLozan Antlaşması ve Türkiye ile Bulgaristan Arasındaki Dostluk Antlaşmasıhükümlerine göre azınlık oldukları kabul edilen Rum., Ermeni, Musevi veBulgar'lardan başka azınlık yoktur.
Açıklanannedenlerle, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini bozmaya yönelikgirişimlere olanak veren hükümler taşımayan Helsinki Sonuç Belgesi ile YeniAvrupa İçin Paris Antlaşması (Şartı)nın sözde çözüme esas alınması çağrısınınhiç bir dayanağı yoktur.
GenelBaşkan Yaşar Kaya'nın konuşmaları ve merkez yürütme kurulunun bildirisinde,davalı parti adına açıklanan görüşlerden çıkan genel sonuç ve anlam, Türklerdenayrı bir varlığa sahip olduğu bildirilen Kürtlerin Türklerden kopartılması veKürt kökenli yurttaşlarımızın Türk ulusunun kaynaştırıcı bütünlüğündensoğutulması ve ayrılması amaç ve ereğinin ve bu yolda bir kışkırtmacılığınizlenmekte oluşudur. Oysa, Anayasa'nın ve SPY.nın devletin ülkesi ve ulusuylabölünmezliğini siyasal partilerin amaç ve çalışmaları yönünden güvence altınaalan hükümleri var olmasa bile, Anayasa'nın 11. maddesi gereğince, Başlangıçkısmı ile 2. ve 3. maddelerindeki bölünmezlik temel kuralı ile bağlı ve sınırlıbulunan tüm siyasal partiler ve davalı Demokrasi Partisi'nin ülkenin ya daulusun bir bölümünün, var olan bütünlüğü bozarak ayrılması sonucunu doğrudan yada dolaylı olarak meydana getirme olasılığı bulunan her türlü davranıştan,sözden ve yazıdan kaçınması ve çalışmalarını bu bütünlüğü daha da güçlendirecekbiçimde yürütmesi gerekir. Siyasal partiler ırk ayırımcılığını ve bunun siyasalve hukuksal sonuçlarını amaç ve erek olarak benimseyemezler. Tersinedavranışları, uluslararası hukukta da benimsenen, devletin varlığınıgüçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına ve varlığına yönelik tehlikelere karşıönlemler alıp uygulamak yetkisi çerçevesinde, siyasal partileri de kapsayacakbiçimde, ülkesi ve ulusuyla tümlüğünü korumak amacıyla alacağı önlemlerlekarşılaması devletin doğal hakkı ve kamu düzenini ve insan haklarını korumayönünden de görevidir.
Davalıpartinin genel başkanının konuşmalarındaki beyanlar ile merkez yürütmekurulunun bildirisi içerikleri, açıklanan Anayasa ve SPY hükümlerinin ışığıaltında, taşıdıkları düşünsel bütünlük içinde değerlendirildiğinde, yasayaaykırılık hallerinin şu biçimde belirdiği görülmektedir:
a)Bu konuşmalar ve bildiride;
-TürkiyeCumhuriyetinde Kürtlere karşı yetmiş yıldan beri inkâr, soykırım, sürgün,darağacı, kan ve barut politikalarının uygulandığı, Kürtlerin hep zindanı,inkârı, sürgünü ve ölümü yaşadıkları,
-CumhuriyetTürkiye'sinin Kürt sorununu demokratik yolla çözemediği bu sorunun ekonomikgeri kalmışlık veya terör değil, siyasal bir sorun olduğu, çözümünün demokratikbir ortamda ve eşitlik temelinde siyasal yol ve yöntemlerin uygulanmasısuretiyle olabileceği, siyasal çözümün Kürt kimliğinin tüm sonuçlarıyla kabuledildiği, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün eksiksiz uygulandığı demokratikbir ortamda bulanabileceği,
-Kürthalkının ayaklanmada başını dik tutan bir halk olduğu ve isteklerininbulunduğu,
-Terörörgütü PKK. ile yapılan mücadele bir savaşa benzetilerek, ülkede savaşyaşandığı, bu savaşın ülkenin "Kürdistan" olarak adlandırılan birbölümünde cereyan ettiği, bu silahlı mücadelenin Kürt sorununu Türk ve Kürthalkları ile dünya kamuoyunun önüne getirdiği, (Kürt) halkın(ın) bu kurtuluşsavaşı için çocuklarını örgütün yanına gönderdiği, Kürtlerin ülkeleri uğrundaölmeğe yemin ve canlarını feda ettikleri,
-Özgürbir ülke ve ulusal birlik için yürüdükleri, özgür ve serbest olmanın pahalıolduğu, belgilerinin Kürt devleti için birlik olmak ve kurtulmak olduğu, beyanedilmek ve Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin bir kısmı "Kürdistan" olarakadlandırılmak suretiyle, Anayasa'nın 69. maddesinin birinci fıkrası ile SPY.nın78. maddesinin (a) bendine aykırı olarak, Anayasa'daki ulus bütünlüğü dışınaçıkılıp, ulusun Türk ve Kürt halkları olarak bölündüğü, ayrı bir Kürt ulusununvarlığının vurgulandığı ve bu ulusun özgürlük uğruna, kendisini baskı altındatutan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı mücadeleye giriştiği, son hedefinözgür bir ülke ve özgür Kürt devleti olduğu ifade edilmektedir.
Oysa,Türkiye Cumhuriyeti devletin birden fazla ulus olamaz. Soyu, dili, dini,mezhebi farklı da olsa, Türk ulusunun kaynaştırıcı bütünlüğü içinde yer alanherkes Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçeğin anlatımı olan "TürkUlusu" olgusunun ve devletin ülkesiyle bölünmezliğinin ortadankaldırılması sonucunu verecek, ırkçılığa dayalı siyasal ayrılıklar veoluşumların ve Türk yurttaşlığı niteliğini değiştiren iddiaların ileri sürülmesineAnayasa ve SPY.izin vermemektedir.
b)Cumhuriyet Türkiyesi'nin Kürt sorununu çözmeyi başaramadığı, DemokrasiPartisi'nin böyle bir zorunluluktan doğduğu, partinin Kürtlerin değişimisteklerinin sözcüsü olabilecek bir örgütlenmenin bulunmayışının yarattığıkısır döngünün aşılması için gerçek demokrasi ve değişimden yana olan güçleriseferber ederek örgütsel birliği sağlama yolunda mücadele edecek bir partiolduğu belirtilerek, SPY.nın 78. maddesinin (b) bendine aykırı biçimde,partinin Kürtlerin sorunlarını çözebilme ve onlar arasındaki örgütsel birliğikurma amacıyla oluşturulduğu ve bu yolda mücadele edeceği söylenmekte veböylece parti ırk esasına dayandırılmaktadır.
c)Siyasal çözümün, Kürt kimliğinin tüm sonuçlarıyla kabul edildiği bir ortamda bulunabileceği,Kürt kimliğinin tüm sonuçlarıyla Anayasa ve yasalarca garanti altına alınması,uluslararası antlaşmalara konulmuş çekincelerin geri alınması, sorunun AGİKsüreci ve Paris Şartına uygun olarak çözülmesi için adımlar atılmasınınsöylenmesi suretiyle SPY.nın 81. maddesinin (a) bendine aykırı biçimde, ayrıbir dile sahip farklı bir kesimin bulunduğundan objektif bir biçimdesözedilmesinin ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde, ayrı bir ulusalve kültürel kimliğe sahip olan ve varlığı ile kimliğinin korunması vesürdürülmesi için kendilerine azınlık hukukun uygulanması gereken bir Kürtazınlığının bulunduğu ileri sürülmüştür.
d)Kürt devriminin arkasındaki kültürel rönesans (yeniden doğuş) selâmlanarak,Kürtlerin dillerini, kültürlerini ve sanatlarını yazılı ve sözlü olarakkullanabilmeleri ve geliştirebilmeleri, ana dilde eğitim hakkının sağlanmasıgerektiği belirtilerek Türk dili ve kültüründen başka bir dili ve kültürükorumak, geliştirmek yoluyla azınlık yaratılarak ulus bütünlüğünün bozulmasıamacı izlenmiş ve SPY.nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmıştır.
Halbuki,Yüksek Mahkemenizin siyasal parti kapatılmasıyla ilgili 14.7.1993 gün, Esas1992/1, Karar 1993/1 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, "...ülkedekietnik farklılıkların ve bunların dil ve kültürünün yasaklanması değildir.Çeşitli kökenden gelen yurttaşlarımız kendi dil ve kültürüne sahip bulunmakta,onları geliştirmektedir. Günlük yaşamda bu açıkça görülmekte, ülke ve ulusbütünlüğü içinde onurlu yerini almakta ve saygı görmektedir. Bin yıldırbirlikte yaşamış, tarihi, dini, gelenek ve görenekleri aynı olan, birbirindenayrılması ve koparılması olanaksız kültürleri güçlü biçimde ulusal kültürdeyerini alan bir topluluğun bireyleri arasında ayrılığı gerektirecek düzeydekültür ayrılığı olduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıp dışlamakgerçeklerle bağdaşmaz. Kürt kökenli Türk yurttaşı ile başka kökenli Türkyurttaşı arasında temel hak ve özgürlüklerden yararlanma açısından hiçbir farkyoktur. Türk vatandaşlığı, ayrımları önleyen ve herkesi insan hak veözgürlükler(in) de birleştiren bir kurumdur. "Kürtlerin kültürel ve ulusalhakları" sözleri azınlık yaratmaya ve buna bağlı olarak somut ayrılıklarıgündeme getirmeye yöneliktir. Kürt kökenli yurttaşların dillerini, gelenek vegöreneklerini özel yaşamlarında sürdürmelerine hiçbir engel yoktur. Davalıpartinin amacını devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü yıkarakdevlet yapısını değiştirmek ve ırk esasına dayanan oluşumları gerçekleştirmekolduğu anlaşılmaktadır. Buna Anayasa olur vermemektedir. Türkçe'nin çeşitlietnik soydan gelen vatandaşlar arasında resmî dil olması yanında ortak iletişimaracı, kültür ve eğitim dili olduğu, bu olgunun tarihi ve sosyolojik gerçekleredayandığı göz ardı edilmemelidir.
"....yasaklanan,farklılıkların açıklanması değil, bunların Türk ve Cumhuriyeti ülkesi üzerindeolmayan azınlıklara özendirerek, zorla azınlık yaratmaya çalışarak ulusbütünlüğünün bozulması ve buna dayalı yeni bir devlet düzeni kurma amacınıgütmektir. Bunun hiçbir ulusal ve bireysel yararı yoktur. İstekler, insanhaklarına dayalı vatandaşlık hakları ile ilgili değildir. İstenilen kültürelhaklar da, etnik bir grup haklarının üstünde ulusal varlığının temeli olarakileri sürülmekte ve ulusal özgürlük ortaya konmaktadır. Oysa, haklar veözgürlükler yönünden yurttaşlar arasında ayrım ve bir yurttaşa eksik ya dafazla verilen bir hak yoktur..."
V.Sonuç ve İstem
Yukarıdayasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı DemokrasiPartisi'nin genel başkanının Bonn ve Erbil'de yapmış olduğu konuşmalarda veparti merkez yürütme kurulunun yayınlamış olduğu "Demokrasi Partisi'ninBarış Çağrısıdır" başlıklı bildirisinde, Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile2., 3., 14., 69. maddelerinde ve SPY.nın 78. maddesinin (a) ve (b), 81.maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı nitelikte beyan ve açıklamaların mevcutolduğu anlaşıldığından,
DemokrasiPartisi'nin SPY.nın 101. maddesinin (b) bendi gereğince kapatılmasına kararverilmesini arz ve talep ederim."
II.DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
DemokrasiPartisi'nin 28.1.1994 gün 994/1445 sayılı ön savunmasında aynen şöyledenilmektedir :
"1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen, Demokrasi Partisininkapatılması istemli, 02.12.1993 günlü, SP.52.Hz. ve 1993/55 sayılı iddianameninCumhuriyet Başsavcılığı'na iadesi gerekir.
DemokrasiPartisi, gerekli belge ve bildirilerini 7.5.1993 tarihinde İçişleriBakanlığı'na vererek, SPY'nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır.Parti tüzüğü ile programının, yasalara aykırılığı ileri sürülmemiştir.
SiyasiPartilerin kapatılması davaları öz itibariyle bir ceza davasıdır. Kapatma tüzelkişiliğin sona erdirilmesi müeyyidesini taşıdığı için, en ağır ceza olan idamile eşdeğerdir. Bu nedenle hazırlık tahkikatı önem taşımaktadır. İddianamededelil olarak, Genel Başkan Yaşar KAYA'nın 29.05.1993 tarihli FederalAlmanya'nın Bonn, 15.08.1993 tarihli Irak'ın Erbil şehrinde yaptığı iki konuşmaile Merkez Yürütme Kurulunun "Barış Kampanyası" gösterilmektedir.
SYP'nın106 ncı maddesi uyarınca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'nca,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na intikal ettirilen belgeler ve soruşturmaevrakları sonucu, Ankara DGM'de 93/114 ile 115 E. davalar açılmış olup,derdesttir. Bu dosyalara ait deliller aynı zamanda kapatılma iddiasınıntemelini teşkil eden delillerdir.
Cezausulümüzde her ne kadar vicdanî delil sistemi benimsenmişse de, delillerin,yasalara, usule, hukuka, ahlaka uygunluğu ve meşru olarak temini zorunludur.CMUK'nuna göre Savcılar delil toplarken, aynı zamanda lehe ve aleyhe olan tümdelilleri toplamak ile yükümlüdürler. Ankara DGM Savcılığı'nın başlattığısoruşturmada, bu hususlara riayet edilmediği için Başsavcı Nusret DEMİRALhakkında Adalet Bakanlığı'na yaptığımız başvuru sonucu Bakanlık soruşturma iznivermiş olup, Adalet Bakanlığı Başmüfettişliğince başlatılan soruşturmasürmektedir.
Erbilkonuşmasının kasetinin, hangi yolla temin edildiği meçhuldur. Genel Kurmaykaynaklarınca temin edilmiş ise, istihbarat veya başkaca hangi yoldan örneğin,diplomatik kanalla veya başkaca bir yazışma sonucu temin edilip edilmediğininsaptanması ve konuşmanın tamamının sağlıklı bir biçimde temini gerekmektedir.Ayrıca Irak Kürdistan Demokrat Partisinin DEP ile ilgili davetiye veyazışmalarının temini, konuşmanın hangi gün ve saatte yapıldığının tümününtespiti zorunludur. Aynı husus Bonn konuşması için geçerli olup, Almanmakamlarıyla temas kurulup, toplantının kimin adına yapıldığı, DEP GenelBaşkanı Yaşar KAYA'nın hangi sıfatla katılıp konuştuğu hususunun SPY'nın 101/bmaddesi uyarınca saptanması zorunludur. Yine parti MYK sının barış bildirisikapatma gerekçesi olarak gösterildiği için, "Barış Kampanyasının"parti kurultay kararı olup olmadığının, kararı ise ne tür bir karar olduğununayrıca bu konuda parti Meclisinin aldığı bir kararın olup olmadığınınsaptanması zorunluluğu vardır. Bu hususların araştırılması, ondan sonraiddianame tanzimi gerekirken, SPY'nın 9. maddesine aykırı olarak davaaçılmıştır.
Delillerineksik, hatalı, bütünlüğü bozucu olması, gerekli titizliğin gösterilmemişolması, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, toplanması karşısında iddianameniniadesi gerekmektedir.
2-Kapatma davaları öz itibariyle bir ceza davasıdır. Bu durumda iddiaya dayanakedilen delillerin, tartışılması soruşturmanın genişletilmesi sonucudur ki sübutdelillerinin bulunup bulunmadığı değerlerdirme konusu yapılabilir.
AnkaraDGM'de 1993/114-115 Esas derdest davalar, kapatılma iddiasının dayanağınıteşkil ettiğinden bu davaların sonuçlanmasının beklenmesi bir zorunluluktur.İleri sürülen iddialar sübuta ermediği takdirde, kapatma iddiasınıngerekçeleride ortadan kalkacaktır. Bu nedenle bu iki davanın "Mesele-imüstehire" addedilmesi hukuki bir zorunluluktur.
3-Halkın Emek Partisinin kapatılması davası, bireysel başvuru yoluyla Avrupaİnsan Hakları Komisyonuna götürülmüştür. Komisyonda 22723/93, 22724/93,22725/93 sayılı dosyalar derdesttir.
TürkiyeAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesini 1954 yılında kabul etmiş olup, 6366 sayılıyasa ile yürürlüğe girmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesine göre iç hukuktakanun hükmünde olup uygulanma kabiliyeti olan sözleşme karşısında sözkonusudavalarda Genel Sekreter İbrahim AKSOY'unda bulunması nedeniyle, şahsi ve fiiliirtibat bulunduğundan "Mesele-i Müstehire" kabul edilmesi gerekmektedir.
4-Terörle Mücadele Yasasının 9 uncu maddesi Anayasaya aykırıdır. DEP'inkapatılması istemli iddianamede, delil olarak Ankara DGM Savcılığı'nıniddianame ve DGM Mahkemesinin 1993/114-115 esas dava dosyaları delil olarakgösterilmektedir. Siyasi Partilerin denetimi münhasıran Anayasa Mahkemesine aitolmasına rağmen, 3713 sayılı Yasa'nın 9 uncu maddesi nedeniyle Devlet GüvenlikMahkemesinde dava açıldığından, Anayasa Mahkemesinin münhasıran denetimi ihlaledildiğinden, 9 uncu maddenin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmelidir.Anayasanın 14 üncü maddesi "temel hak ve hürriyetleri" 68 incimaddesi Siyasi Partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez koşulu, 69 uncumaddesi "siyasi partilerin kuruluş ve denetimlerinin münhasıran AnayasaMahkemesine ait oduğu" 2820 sayılı SPY'nın 98 ve 101 inci maddeleri ileDGM'lerin yargılama usulu kanunun 9 uncu maddesinin son fıkrasına aykırıdır. Buyasa ile Terör suçlarından Devlet Güvenlik Mahkemeleri görevi kapsamı içindeolduğu belirtilmiştir.
SHP'ninAnayasa Mahkemesinde açtığı iptal davasında hernedense bu madde gözardı edilmişve iptale konu edilmemiştir. Anayasa Mahkemesinin 31.3.1992 tarih 91/18 E-92/20K. sayılı kararında sözkonusu madde inceleme konusu yapılmadığından ve Anayasaaykırılığı ciddi bulunduğundan, dikkate alınması gerekmektedir.
5-Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasında bir takım değişiklikler yapılmasınedeniyle orijinal halinden uzaklaşılmış olmakla, SPY'nın Anayasayaaykırılığının ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.
SPY'nın78 inci maddesi, Anayasa'nın başlangıç bölümüne 1, 2, 3, 4, 5 ve 66 ncımaddelerini yasak kapsamına aldığından Anayasaya aykırıdır.
Sözkonusuyasalar sosyoloji bilimine, toplumsal uzlaşmaya, uluslararası sözleşmelere veAnayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca iç hukuk hükmü olan AİHS nin 9, 10, 11, 14üncü maddelerine aykırıdır. Türkiye sözkonusu sözleşmeye imza atmakla vesözleşme yürürlüğe girmekle, "Pacta Sun senvanda" yani ahde vefagereği iç hukuk mevzuatını buna uydurmakla yükümlüdür.
Hakimler,yalnızca kanun takipçisi olarak dar bir yorumlamaya gidemezler hukukun evrenselilkeleri ve uymakla zorunlu olduğu tüm hukuk kurallarının uygulanması kanunyerine hukukun uygulanması zorunluluğu vardır. Bu nedenle Anayasaya aykırılıkiddiamızın ciddi kabul edilerek incelenmesi gerekir. Anayasanın geçici 15 incimaddesi bir döneme ait yasama işlemlerini Anayasal denetimin dışına çıkararak,"hukuk devleti" anlayışına ters De facto bir durum yaratmıştır.Sözkonusu yasa, atanmış bir meclisin ürünü yasaları tabu durumuna sokarken,hukukçuların kendilerini böyle bir yasa ile kayıtlaması mümkün değildir. Biryandan uluslararası sözleşmelere imza atılırken, diğer yandan çağın gereklerineuygun yeni yasalar çıkarılırken, orijinallığı bozulmuş, yasalarda uygulamakabiliyetini yitirdiğini varsaymak ve "keemlemyekün saymak" hukukungereğidir. 669 yasa, 90 adet KHK 2324 sayılı yasa uyarınca 76 adet MilliGüvenlik Konseyi kararını, 3 adet Milli Güvenlik Konseyi bildirisini değişmezve dokunulmaz saymak, yaşama toplumun değişmesine, çağın gereklerine, evrenselhukuk değerlerine aykırıdır. Özgürlükçü demokrasi ve bunun icaplarıylabelirlenmiş hukuk düzenine aykırı 15 inci madde, hukuk pramidinin üstü olanAnayasanın üstü durumunda ki AİHS ne aykırı olduğundan, Türkiye hakkındaaçılacak tüm bireysel başvuruların mahkumiyetle sonuçlanması anlamınagelmektedir. Hukukçuların bu durumu dikkate alınması ve yasanın amacından yolaçıkılarak sınırlama konusunda 6.12.1983 tarihini dikkate alması hukuki açıdanbir zorunluluktur. Bu nedenle 24.04.1983 tarih ve 2820 sayılı SPY'nın 78 ve 81inci maddelerinin Anayasaya aykırılık savının incelemeye alınmasıgerekmektedir.
6-Duruşma İstemi
SiyasiParti kapatma davalarının öz itibariyle ceza davası olması, Ceza MuhakemeleriUsulü'nün uygulanması nedeni ile, SPY'nın 98 inci maddesinin "...dosyaüzerinde incelenme yapılarak karara bağlanır..." hükmü davanın duruşmalıyapılmasına engel değildir. Bu nedenle duruşma yapılmasını talep ediyoruz.
AnayasaMahkemesi uygulamada hukuk mahkemelerinde görülen bir isticvap benzeriuygulamayla yetinmektedir. Bu ise niteliği itibariyle bir sorgudur. Sorguyalnızca ilgililerin beyanları ile sınırlı kaldığından yeterli olmaz.Delillerin bir kısma konuşma olarak geçtiğinden, bilirkişi incelemesi tercüman sorunu,tanık ve diğer yan deliller ile maddi kanıtlar açısından, savunma hakkınındatam olarak kullanılabilmesi için tam bir duruşma yapılması gerekmektedir.Kapatma davasına gerekçe gösterilen ve Ankara DGM'de derdest olan dosyalarındelil olarak taktiri sözkonusu olduğundan, yalnızca bekletici mesele olarakdüşünülmesi ve yetinilmeside yeterli olmayacaktır. Açıkladığımız nedenlerleyargılamanın duruşmalı yapılması gerekmektedir.
7-Uluslararası hukuk açısından değerlendirme
Anayasanın90 ıncı maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, iç hukukta kanunhükmündedir. Bu itibarla iddia makamının bu anlaşmaları dikkate almadan, AGİKve Paris Şartına değinerek bunların iç hukukta uygulanmayacağı görüşünübelirtirken, bağlayıcı sözleşmeleri dikkate almaması hukuka aykırıdır. AİHS dedüşünce, örgütlenme özgürlüğü, 14 üncü madde ırk, din, dil, mezhep ayrımıyapılmayacağı hükmü karşısında, kapatma davasının yasal dayanaklarıbulunmamaktadır.
Kapatmadavasını 27 Mart 1994 tarihinden sonraya bırakılması istemimiz her na kadarreddedilmişse de; Türkiye'nin imzalayıp, onayladığı ve iç hukuktauygulanabilir, hüküm niteliğinde olan AİHS'ne ek 1 nolu protokolun 2 ncimaddesinde halkın özgür iradesinin tezahürünün, seçim yoluyla yansımasınınkoşullarının oluşturulması, eşit koşullarda adil seçim zemininin hazırlanmasıhükmü karşısında, sözkonusu protokolü Türkiye'de imzaladığından, seçim takvimibaşlamış olmakla, kapatma davasının seçim takvimi sonrasına bırakılmasızorunluluğu doğmuştur. Genel Yerel seçimlerde, belediye başkanı, il ve belediyeencümeni binlerce partilinin seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırıcınitelikte olan kapatma tehditi altında, demokrasinin işleyişi mümkün değildir.Anayasanın vazgeçilmez unsuru olan bir siyasi partinin, diğer siyasi partilerdenfarklı ve eşit olmayan koşullarda seçime girmesi durumu sözkonusu olduğundansonradan aday olan üyelerin siyasi faaliyetlerinin kısıtlanması sözkonusudur.Adil ve eşitlikçi olmayan bu duruma son verilmesi için kapatma davasınınduruşma sonuna bırakılması gerekir.
İddianameyekonu eylemler konuşma ve bildiri eylemleri olduğundan, düşünce açıklamaniteliğindedir. Şiddet unsuru içermeyen, terörle alakası olmayan, normal siyasiparti faaliyetlerinin kapatma gerekçesi olarak gösterilmesi mümkün değildir. AnayasaMahkemesi kararları kesin olmakla içhukuk yolları tükendiğinde AİHS'nin 25 incimaddesi uyarınca "bireysel başvuru" hakkı kullanıldığında davalıkonuma düşecek olan ve yargılanacak olan T.C. Hükümetidir. Bu yargılama sonucuiç hukuk mevzuatının değişmesi ile birlikte ödence gibi ağır müeyyidelerbulunmaktadır. Bu nedenle dikkate alınması zorunlu hukuk hükümlerinitaşımaktadır.
8-Demokrasi Partisinin tüzük ve programı yasalara uygun görülmüş ve kapatmagerekçesi yapılmamıştır. İddia makamının Genel Başkanın konuşmaları ile MYK'nunbildirisinin, öncelikle tüzük ve programına uygun olup olmadığını incelemesigerekirken, bu yönden bir inceleme yapılmadan dava açılmıştır. Bu nedenleAnayasa Mahkemesine dava açılırken, "dava şartı" gerçekleşmemiştir.Tüzük ve programın yasalara uygunluğunun bir ön mesele olarak ele alınmasıgerekmektedir.
SiyasiParti faaliyetlerinde yetkili kurul ve organların söz ve yazılı eylemlerininparti tüzük ve faaliyetlerine uygun olup olmadığı, aynı zamanda kendi içişleyişi açısından da önem arzetmektedir. Disiplin mekanizmesı ve benzerimüeyyideler yanında, SPY uyarınca "ihtar" lüzumunu değerlendirilmesizorunluluğu bulunmaktadır. Bu hususun dikkate alınarak, dava şartıgerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
9-İddialara Karşı Diyeceklerimiz.
a)İddianamede Bonn konuşması, parti ile ilgisi olmayan bir sanıkta ele geçirilenvideo kasete dayanmaktadır. Kasetin çözümü yapılmış, onun dışında herhangi biraraştırma yapılamamıştır. Ankara DGM'nin 93/114 E. dosyasının iddianame vedelilleri dayanak olarak gösterilmektedir.
İddiaedildiği gibi, Bonn yürüyüşünü PKK Genel Sekreteri Abdullah ÖCALANdüzenlememiştir. Alman resmi makamlarında herhangi bir araştırma yapılmamıştır.Yapılmış olsaydı yasal bir toplantının tertipleyicilerinin kim olduğu, adları,soyadları ve kimin adına düzenledikleri açıklığa kavuşacaktı.
Toplantıyaçok sayıda kuruluş katılmıştır. Bunların tesbiti halinde, toplantının amacı vedüzenleme biçimi saptanacaktı. Ancak bu araştırma hazırlık aşamasındayapılmamıştır. Yine DEP Genel Başkanı Yaşar KAYA'nın Genel Başkan sıfatıyladavet edildiğine ve katıldığına dair herhangi bir belge ibraz edilememiştir.Almanya resmi makamlarıyla diplomatik yolla bir araştırma yapıldığı için,konuşmaların tamamı temin edilmemiş konuşma tümlüğü içinde amaç saptanmamıştır.
Sözkonusukonuşma nedeniyle yargılama Ankara DGM'de sürdüğünden, öncelikle iddianınispatı gereklidir. Bu hususlar saptanmadan esasa girmek mümkün değildir.
b-Erbil konuşması, önceleri saptanmamış, daha sonra dosyaya bir kaset ibrazedilmiş ve Genel Kurmay kaynaklarınca temin edildiği belirtilmiştir. KonuşmaKürtçe yapılmış olup, temin edilen kaset eksik bilgiler içermektedir.Konuşmanın tamamını kapsamamaktadır. Kürtçe çeviri özüne uygun yapılamamıştır.
GenelKurmay Başkanlığı'nın 1.10.1993 gün, İSTH: 3590-493-93 İKK veGüv.D.iç.İEskh.Ş.(614) sayılı yazı ekinde gönderilen ve konuşmanın kayıtlıolduğu kaset, soruşturma başlattıktan çok sonra temin edilmiş, temini usül veyasalara aykırı olduğu gibi, nasıl temin edildiği ve nereden temin edildiğikonusunda bir açıklama yer almamaktadır. Öncelikle bu delillerin sıhatderecesinin araştırılması ve gerçekleştiğinin kanıtlanması yükümü iddiamakamına düşmektedir. Konuşmanın nasıl temin edildiğinin neden diplomatikyoldan elde edilmediğinin ve soruşturma sonrası temin edildiğinin saptanmasızorunluluğu doğmaktadır. Aksi halde, hukuka ve ahlaka aykırı olarak teminedilen delillerin değerlendirilmesi mümkün değildir.
Heriki konuşma ile ilgili olarak, ciddi bir araştırma ve duruşma sonrası, bilgi vegörgü temelinde tanıkların dinlenmesi sonucu aydınlığa kavuşabilir.
Kasetlerinmontajların mümkün olabilmesi ihtimali de dikkate alınarak teknik araştırma veinceleme zorunluluğu doğmaktadır. Anayasa Mahkemesinin ve Yargıtayın bir çokkararında kasetlerin tek başına delil olmayacağı dikkate alınmalı ve yandelillerle doğrulanması araştırılmalıdır. Bütün bunların dosya üzerindeyapılması mümkün değildir.
İddianamede,Bonn ve Erbil konuşma kasetlerinin, usule, hukuka ve diplomatik yolla eldeedildiğine dair bir kayıt olmadığından, dosyadan çıkarılması gerekmektedir.Anayasa Mahkemesinin bu kasetleri delil olarak değerlendirebilmesi için,usulüne uygun diplomatik yolla Irak ve Almanya Adalet Bakanları kanalıyla sağlıklıbir şekilde istemesi gerekmektedir. Bundan sonra tercüme dahil, teknikbilirkişi incelemesi, yapılması zorunludur.
c-MYK kararı ile henüz dağıtılmadan toplattırılan "Barış Bildirisinin"bölücülük suç propogandasının unsurlarını taşımadığı ortadadır. Türkiyemozaiğinin bir parçası olan Kürt yurttaşlarımızdan sözedilmesini bölücülükolarak varsayım yoluyla kabulü mümkün değildir. Kürt sözcüğü devletin resmimakamlarınca ifade edilmekte DYP-SHP koalisyonu Kürt realitesini kabul ettiğiniaçıklarken hergün medyada bu konuda açıklamalar yapılmaktadır. Diğer siyasipartilerinde Türkiye'nin bir numaralı sorunu hakkında görüş ve programlarımevcut olup, bu konuda çifte standarttan uzak, sosyolojik ve bilimselgerçeklerin dile getirilerek çözüm yollarının aranması ve bu arayışın yasalzeminde meşru yapılması karşısında, müsnet suç unsurlarının oluşamadığıaçıktır.
İddianamededelil olarak gösterilen bildirinin, hangi organın tasarrufu olduğu vesorumluluk konusunda araştırılmadan dava açıldığı için, öncelikle SPY'nın 101inci maddesinin "b" fıkrasının tatbiki mümkün değildir.
d-SPY'nın 78 inci maddesi açısından
"....Türkdevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline....dairhükümleri....değiştirmek...dil...ırk ayrımı yapmak..." amacı güdülmemiş buyolda amaca yönelik faaliyette bulunulmamış... başkaları tahrik ve teşvikedilmemiştir.
Bukonuda ki iddialar soyut varsayımlara dayanmaktadır. Demokrasi Partisi programıile bir ırk partisi olmadığını Türkiye mozayiğinin, zenginliğinin yansıtıcısıolduğunu ve kardeşçe birarada yaşamak için barış kampanyasını başlatmıştır.
Barışistemini bölücülükle suçlamak hukuken mümkün olmayıp, politik bir yaklaşımlasöylenmeyen ve gerçeği yansıtmayan bir takım varsayımlarla anlamlar türetmek vesonuçta bölücülük yapılıyor demek mümkün değildir. Böylesi bir mantıkla yolaçıkılacak olursa Barzani ve Talabani ile görüşen Cumhurbaşkanı, Başbakan,Hükümet üyeleri ve üst düzey yetkililerin yüce divanda yargılanmalarıgerekirdi. Aynı şekilde sürekli olarak konuyu yazan medyanın susturulması vemensuplarının yargı önüne getirilmesi gerekirdi. Bu durum diğer siyasi partileriçinde sözkonusu olup, Kürt Enstitüsü kurmayı programına alan Hükümet ortağıSHP'nin de aynı iddiayla yargılanması gerekirdi. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkünAdaletin çifte standartlardan uzak, hukuka ve evrensel ilkelerine uygun biryaklaşımla değerlendirmede bulunması kaçınılmazdır.
e-İddianameye göre Türkiye'de Kürtlerin varolduğunu söylemek, bölücülüktür.Sosyolojik gerçekleri, bilimi yok saymak devletin resmi istatistiklerini yoksaymak, meclis tutanaklarını yok saymak gerekir. Böylesi bir yaklaşımın hukukuolmadığı ve bazı gerçekleri dile getirmenin de bölücülük olmadığını belirtmekistiyoruz. AGİK'e imza koymuş, Paris Şartını kabul etmiş, Türkiye'de düşünceaçıklama hürriyetini ortadan kadıran bir yaklaşımla, siyasi partilerin herfaaliyetlerini bölücülük olarak görmek, değerlendirmek hukuken mümkün değildir.Kıyas mantığı veya varsayımlar la, olmayacak bir şeyi varmış gibi göstermeninhukuki ve mantıki izahı olmaz. Bölücülük suçu açıkça ayrı bir devlet kurmayıhedefler. Barış Bildirisinde böylesi bir amaç olmadığı gibi, böylesi bir sonucuzorlama yoluyla çıkarmakta mümkün değildir.
f-İddianamede, barış bildirisinde, silah kullanan tüm güçlerin silahlarısusturması istemi, farklı bir mantıkla yoruma alınmaktadır. Demokrasi Partisibir bakıma eleştirilirken, "...Ülkede bir savaş yaşandığı..."yönündeki görüş hukuki olmayan bir açıdan ele alınmaktadır. Savaş tanımlanmasıdevletin yetkili makamlarınca "küçük ölçekli savaş" "cephe"vb. tanımlamalarla dile getirilmektedir. Aynı mantığı kıyaslama yolunagidersek, Genel Kurmay, Milli Savunma Bakanınıda aynı şekilde suçlamakgerekecek ki, bu doğru hukuki yaklaşım değildir.
g-Kuzey Irak'ta Erbil kentinde Irak Kürdistan Demokrat Partisinin kongresinde,kongrede bulunanlara yurtdışında bölücü propoganda yapıldığı iddiasınındahiçbir inandırıcılığı yoktur. Seçimlerini yapmış, hükümetini kurmuş Irak'lıKürtlere propoganda yapmayı gerektirecek koşullar yoktur. Yurtdışında bu türsuçlarla ilgili olarak TCK'nun 140 ıncı maddesinin uygulanması ihtimalidüşünülse de sözkonusu madde yürürlükten kaldırıldığı için, uygulama kabiliyetibulunmamaktadır.
10-İddianame Çelişkilerle Dolu
49sayfalık iddianamenin içinde, parti eylemlerine ve kapatılma iddialarınaayrılan kısım toplam 5-6 sayfayı geçmiyor. Tamamı Anayasa, SPY ve geçmişAnayasa Mahkemesi kararları ile Lozan ve uluslararası hukukundeğerlendirmelerine ayrılan iddianamede Demokrasi Partisi'nin"bölücülük" iddiası somut, inandırıcı, kesin hiçbir kanıtadayandırılmamış olduğundan iddia kendi içinde çelişkilerle doludur. Bunuörneklemek gerekirse:
a-"...bizim toplumumuzda da "farklı kesimlerin varlığı" olgusunugörmek mümkündür. Gerçekten, x. Yüzyılda Türklerin Anadolu yarımadasınagelmelerinden sonra Türkler ve o dönemde Anadolu toprağında yaşamakta olan hersoydan topluluk birbirini izliyen siyasal oluşumlar içinde birlikteyaşamışlar..."
Lozananlaşmalarından alıntı yapan, "Kürtler, Çerkezler, Araplar..."danbahseden iddianame, Anayasa Mahkemesinin kararlarından da bu gerçekliğivurgulamaktadır. Daha sonra:
"...Yasaklanan,farklılıkların açıklanması değil, bunların Türk ve Cumhuriyeti ülkesi üzerindeolmayan azınlıklara özendirerek, zorla azınlık yaratmaya çalışarak ulusbütünlüğünün bozulması ve buna dayalı yeni bir devlet düzeni kurma amacınıgütmektir..."
Biryandan bu açıklamalara yer verilirken diğer yandan, DEP'in Kürt'lerdenbahsetmesini başlı başına "bölücülük" olarak değerlendirmekte veolmayan bir ulus, halk, azınlık yaratılma gayreti olarak değerlendirilmektedir.Kendi iddiaları ile çelişip bu yaklaşımı hukuki bulmak mümkün değildir.Bölücülük, ayrı coğrafya, ayrı bayrak, ayrı sınır, ayrı devlet örgütlenmesidemektir. Hiçbir konuşma ve yazılı metinde böylesi bir açıklamabulunmamaktadır.
b-MYK bildirisinde, Helsinki Sonuç Belgesi, AGİK ve Paris Şartının yerinegetirilmesi isteğide bölücülük olarak tavsif edilmiştir. Türkiye'nin imzacısıolduğu bu sözleşmeleri savunmanın, bölücülük olarak değerlendirilmesinialgılamakta güçlük çektiğimizi belirtmek isteriz.
c-1993 yılı Haziran ayında AGİK süreci içinde kabul edilen "ViyanaBildirgesi" kendi kaderini belirleme hakkını terörizmden ayırmış, sömürgehalklar için kabul edilen bu hakkın sadece meşru eylemler yoluyla kabulettirilmesine çalışılmasını benimsemiştir. Denilen iddianamede hukuki olmaktançok politik bir değerlendirme yapıldıktan sonra;
ParisŞartı her ne kadar azınlıklara bir takım haklar tanımışsada... Türkiye açısındanhukuksal bağlayıcılığı yoktur denilmekte. İddianame :
Türkiye'nintaraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini, Türkiye tarafından kabuledilerek bir yasa ile onanan ve yürürlüğe giren Avrupa Konseyi tarafından kabuledilen "Avrupa insan haklarını ve ana hürriyetlerini korumaya dairsözleşmeyi", 22.1.1987 tarih ve 1987/11439 sayılı Bakanlar Kurulu kararıile adı geçen sözleşmenin 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna"Bireysel Başvuru" hakkını, 22.1.1993 tarih 1993/3987 sayılı BakanlarKurulu kararı ile "Avrupa İnsan Hakları Divanı'nın zorunlu yargıyetkisini" ise görmemezlikten gelmektedir.
Birdevlet uluslararası sözleşmede imza koyduktan sonra "Pacta sunsenvanda" yani ahde vefa yükümlülüğü ile karşı karşıya olup, anlaşmalarasaygı elbette öncelikle yürütme ve yasamanın görevi olmakla birlikte,Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca iç hukuk hükmü olan bu sözleşmelerin deuygulanmasında yargıçlar tıpkı siyasi partiler yasasını uygulamak kadarsorumludurlar. DEP'in bu nedenle uluslararası sözleşmelerin uygulanmasıistemini kapatma gerekçesi olarak sunmak, hem hukuka aykırı hem de demokrasiylebağdaşmamaktadır.
d-İddianamede Anayasa Mahkemesinin 14.7.1993 gün 1992/1 - 1993/1 sayılı kararındayapılan bir alıntıda "...ülkedeki etnik farklılıkların ve bunların dil vekültürünün yasaklanması değildir. Çeşitli kökenden gelen yurttaşlarımız kendidil ve kültürüne sahip bulunmakta..." denilmekte, diğer yandan, DemokrasiPartisi MYK'sının Barış Bildirgesinde Kürt kimliğinin bütün sonuçlarıyla Anayasave yasalarda güvence altına alınması..." istemi meşru, yasal ve normal birsiyasal parti faaliyeti olmakla birlikte bölücülük olarak değerlendirilmekte vekapatma gerekçesi olarak sunulmaktadır. Soyut yorumlarla, zorlama gerekçelerletanzim edilmiş bir iddianame ile karşı karşıya bulunmaktayız.
e-İddianamede, "Kürt halkının isteklerinin başında bu sorunda dahil olmaküzere, her sorunun yasaksız olarak tartışılabileceği bir demokrasi isteği"de kapatma gerekçesi olarak gösterilmektedir. 1982 Anayasası'nın 12 Eylül ararejimi sonucu teşkil edildiği ve günümüz gelişmelerine, toplumsal değişime,çağdaşlaşmağa, gelişen teknoloji ve bilgisayar iletişim çağında birçokanti-demokratik hükümle dolu olduğundan değiştirilmesi istemi, tüm siyasipartilerce benimsenmekte, ve bu konuda Meclis Başkanının girişimi ile siyasiparti liderleri toplantılar yapmakta, sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı da mevcutAnayasanın değişmesi gerektiğini söylemekte ve demokrasilerde bu tür biristemin en doğal hak olarak kabulü ve siyasi partiler açısından asli bir görevolduğu düşünülmeden, kapatma gerekçesi yapılması üzücüdür.
f-Siyasal çözümün, AGİK ve Paris Şartına uygun olarak çözülmesi için adımlaratılmasının söylenmesi suretiyle SPY'nın 81 inci maddesinin (a) bendine aykırı olduğuiddiası... ayrı bir dile sahip farklı bir kesimin bulunduğu... ayrı kültürlerinbulunduğu... azınlık yaratıldığının ileri sürüldüğü şekilde bir sonuçlabağlanmaktadır. Öncelikle şunu belirtmekte yarar görüyoruz. Demokrasi Partisihiçbir açıklamasında "azınlık" sözünü kullanmamıştır. Diğer hususlarise esasen iddianemede kabul görmektedir. İddianame bu yönüyle de kendi içindeçelişkilidir.
11-Adil yargılama hakkı "ayrımsız" yargılama sürecinin tüm aşamalarında"geçerli ve vazgeçilmez" bir haktır.
AnayasaMahkemesinde bugüne kadar görülen siyasi parti kapatma davalarında izlenenusül, süre Demokrasi Partisi içinde geçerlidir. Bir siyasi Partinin kapatmadavasının normalde sekiz ayı aşkın bir süre olduğu dikkate alınacak olursa,aynı usül ve teemmül haline gelen uygulamanın DEP içinde sözkonusu olduğuyönünde bir tereddütümüz yoktur. Ancak,
Avrupainsan hakları sözleşmesinin 6 ncı maddesi uyarınca "adil biryargılama" yapılması istemimiz vardır. Hiçbir önyargı ve varsayımlahareket etmeden, başka bir değişle suç delillerini getirme yükü savcıya aitolmakla, savunmaya kendi kanıtlarını getirme, savunma olanağı tanınmalıdır.
Erbilve Bonn konuşmaları ile ilgili delil istemlerimizin yerine getirilmesi zaruretidoğmaktadır. Bunlar sağlanamadığı takdirde savunma olarak bunları temin yönündetarafımıza makul bir süre tanınması, yurtdışına çıkmak için vize bağışıklığıdahil olmak üzere olanak tanınması gerekmektedir.
12-Anayasanın 38 inci maddesi uyarınca "ceza sorumluluğu şahsidir" yanifailden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmükarşısında, kapatma davası sonucu etkilenecek olan Milletvekillerinin ve tümparti yöneticilerinin sözlü olarak dinlenmeleri zorunluluğu doğmaktadır. Aksihalde, kendi eylem ve davranışları dışında cezalandırılmaları mağdur olmalarısözkonusu olacaktır.
Anayasanın84 üncü maddesi uyarınca kapatılan bir siyasi partinin, davanın açıldığıtarihteki milletvekillerinin üyeliği sona ereceğinden kendilerini savunmalarınaolanak tanınması adil bir yargılamanın gereğidir.
SiyasiParti kapatma davalarında, partiye gönül veren üye ve taraftarlarının durumu,ülkenin içinde bulunduğu demokratikleşme süreci, ulusal ve uluslararası konum,o ülkenin imzacısı olduğu ve iç hukukunda bağlayıcı olan uluslararasısözleşmeler, dikkate alınarak, ülke ve Mahkemenin saygınlığı alınan kararınkamu vicdanında adil olması, Anayasal temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasıaçısından çok yönlü değerlendirme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Anayasakurallarından da öte onların üzerinde, hukukun genel kurallarının, evrenseldeğer ve ilkelerinin uluslararası sözleşme ve yükümlülüklerinin ışığında çokyönlü bakılması zorunluluğu doğmaktadır. Demokrasi Partisi herhangi bir şiddeteylemi nedeniyle yargılanmamaktadır. Düşünceleri nedeniyle yargılanan birpartinin, özellikle çoğulculuk, katılımcılık, düşünce ve örgütlenme özgürlüğütemelinde, baskı ve şiddete başvurmadan, darbelerle iktidarı amaçlamadan,özgürce faaliyet yürütebilmeleri ve Anayasal korumadan yararlanmalarıgerekmektedir.
DemokrasiPartisi sözlü ve yazılı düşünceleri nedeniyle yargılanmaktadır. TCK'nun 141,142, 163 üncü maddeleri kaldırıldıktan sonra 3713 sayılı Terörle MücadeleYasası ile getirilen hükümler, Anayasa Mahkemesinin siyasi partilere ilişkinmünhasır yetkisinide ortadan kaldırmıştır. Demokrasi Partisi Genel Başkanıaylarca tutuklu kalmıştır. Bir Genel Başkanın tutuklanması o siyasi partifaaliyetinin durdurulması anlamına gelir. Bu mahsurları gidermek için 1961Anayasasında getirilen ve daha sonra 1982 Anayasasında yer alan siyasipartilerin denetimine ilişkin, münhasırın yetkiye müdahale edildiği nitelikdekiTerörle Mücadele Yasası ile demokrasimiz ciddi yara almıştır.
İçhukukumuza, yükümlediğimiz uluslararası sözleşmelere uydurmak için,Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Komisyonu veya insan hakları adalet divanındamahkum olmayı beklemeye gerek yoktur. Kanun tatbiki yerine özellikle hukukuntatbikinde Anayasa Mahkemesine büyük görevler düşmektedir.
Sonuçve İstem : Yukarıda açıkladığımız nedenlerle;
1-Dava şartı gerçekleşmediğinden iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığı'naiadesine,
2-Usul ve hukuka aykırı olarak, temin edilip dosyaya konulan; Genel Başkan YaşarKAYA'nın Bonn ve Erbil'deki konuşmalarını içerdiği iddia edilen bantlarınaltında imza, isim, makam bulunmayan istihbarat notlarının yayınlanmayan HasanÖZGÜN'e ait olduğu iddia edilen yazı, kaynağı doğrulanmayan Emin ÇÖLAŞAN'a aitihbari yazının dosyadan çıkartılmasına varsa asıllarının mahkemece ilgilidevletlerden diplomatik yolla istenmesine,
3-Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesindeki 93/114 ve 115 E. dosyalar ile HEP'inAvrupa İnsan Hakları Komisyonundaki derdest davalarının Mesele-i Müstehirekabul edilmesine,
4-Duruşma isteğimizin kabulüne, kapatma davası nedeniyle etkilenecek Milletvekilive yöneticilerin sözlü olarak dinlenmelerine;
5-TCY'nın 9 ve 2820 sayılı yasanın ilgili maddelerinin Anayasaya aykırılığınınincelenerek iptaline,
6-AİHS'ne ek I nolu protokolün 2. maddesi uyarınca Genel Yerel Seçim takvimibaşladığından eşitlik açısından davanın seçim sonrasına bırakılmasına,
7-Bonn ve Erbil konuşmaları ile ilgili savunma delillerimizi toplayabilmek içintarafımıza makul bir süre verilmesine, ondan sonra esas hakkında süretanınmasına,
8-Davanın reddine karar verilmesini davalı parti adına vekaleten dileriz."
III-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 21.2.1994 günlü, SP.52 Hz.1993/55 sayılı EsasHakkındaki Görüşü'nde aynen şöyle denilmektedir :
"DavalıDemokrasi Partisi hakkında 2.12.1993 günlü iddianame ile açılan kapatma davasıdolayısıyla Yüksek Mahkemenizden istenilen esas hakkındaki görüşümüzle birliktedavalı parti savunmalarının 28.1.1994 günlü, ön savunmalarında değinilennoktalara verilen yanıtlar aşağıda sunulmuştur.
Önsavunmanın l. bendindeki, iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesineilişkin istek ile kanıtların elde ediliş biçimine yöneltilen itirazlara ileridedeğinilecektir.
l-Ön savunmanın 2. ve 3. bentlerinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/114ve 115 esas sayılı davalarının ve Halkın Emek Partisi'nin kapatılmasıyla ilgiliolarak Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapılmış olan başvurularda genelsekreter İbrahim Aksoy'un da bulunması dolayısıyla ortaya çıkan kişisel veeylemsel bağ nedeniyle bu başvuruların sonuçları alınıncaya kadar bekleticisorun sayılmaları isteği:
Yargılamahukukunda bekletici sorun, bir mahkemenin görmekte olduğu bir davada, davanınsonucunu etkileyecek ve çözümlenmesi o mahkemenin görevi dışında kalan biruyuşmazlık ortaya çıktığında söz konusu olur. Görülmekte olan davanın konusuitibariyle, ortada bekletici sorun sayma zorunluluğu olan bir durum yoktur.Konuşmaları yapan kişi ile bildiriyi yayınlayan parti merkez yürütme kuruluüyeleri hakkında açılmış kişisel ceza davaları ve hele daha önce kapatılmışolan Halkın Emek Partisi'yle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nabireysel başvuruda bulunulmuş olması ile parti kapatma davası arasında, kapatmadavasının sonucunu etkileyecek doğrudan bir ilişki söz konusu değildir. Budurumda, bütün kanıtları ortada bulunan kapatma davasında, Ceza MuhakemeleriUsulü Yasasının 254. maddesi göz önünde bulundurularak, söz konusu kanıtlarsoruşturmadan edinilecek kanıya göre değerlendirilerek sonuca varılmasıgerekir.
Açıklanannedenlerle, ceza davaları ile bireysel başvuru sonucunun beklenmesine dairisteğin reddi gerekmektedir.
2-3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 9. maddesinin, Anayasa Mahkemesininsiyasal partiler üzerindeki münhasır denetim yetkisine karışma niteliğinde vebu nedenle Anayasanın 69. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesiisteği:
2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın,görev ve yetki konularını düzenleyen l8. maddesinin (2) no.lu bendi, "....siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda aynı madde (Anayasanın 152.maddesi) gereğince ön mesele olarak bakması gereken işleri karara bağlamak ..."biçimindeki hükümle Anayasa Mahkemesini, parti kapatma davasında ön sorunniteliğinde ileri sürülecek Anayasaya aykırılık iddialarını inceleyipsonuçlandırma yetkisiyle donatmıştır. Ancak, böyle bir durumda, Anayasanın 152.ve 2949 sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca, iptali istenen yasahükmünün/hükümlerinin o davada uygulanacak kural olması da bir koşuldur.
3713sayılı Yasanın iptali istenen 9. maddesi şöyledir: "Bu kanunun kapsamınagiren suçlarla ilgili davalara Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bakılır ve busuçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler hakkında bu Kanun ve2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun hükümleri uygulanır."
YüksekMahkemenizde görülmekte olan bu dava ise Siyasi Partiler Yasası(daha sonra,SPY. olarak anılacaktır)nın 78, 81, l0l. maddelerine göre açılmış bir partikapatma davasıdır. Bu davada uygulanacak yasa hükümleri SPY. ile AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın belirli kurallarıolup, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının iptali istenen 9. maddesinin budavada uygulama yeri yoktur. Her ne kadar, kapatma davasının açılmasına nedenolan beyanlar ve bildirinin sahipleri olan (eski) genel başkan ile merkezyürütme kurulunu oluşturan kişiler hakkında SPY.nın ll7. maddesi yoluyla 3713sayılı Yasanın 8/l maddesi uyarınca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamudavaları açılmış bulunuyorsa da, bu davaların parti kapatma davasıyla doğrudanbir ilişkisi bulunmadığı gibi, davaların açılmasına aracı olan SPY.nın 117.maddesi de kapatma davasında uygulanacak kurallardan değildir.
Açıklanandurum karşısında, iptali istenen kural, görülmekte olan parti kapatma davasındauygulanacak kural olmadığından, isteğin öncelikle bu nedenle reddi gerekir.
3-Anayasa ve SPY.nda birtakım değişiklikler yapılması nedeniyle orijinal halindenuzaklaşılmış olmakla SPY.nın Anayasaya aykırılığının incelenmesi ve anılanYasanın 78. ve 81. maddelerinin Anayasanın Başlangıç bölümü ile l., 2., 3., 4.,5., 6. maddelerini yasak kapsamına aldığından dolayı Anayasaya aykırı olduğusavı:
Busavın yanıtlanmasında, konu ile Anayasanın geçici 15. maddesi arasındaki ilişkiöncelikle incelenmelidir. Sözü edilen maddenin son fıkrasında, birinci fıkradabelirtilen 12.9.1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak TürkiyeBüyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süreyegönderme yapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasa hükmündekararnamelerin ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınankarar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmişve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar Anayasayauygunluk denetimi yoluyla bu hükümlerin tartışılmasının önlenmesi biçiminde birsiyasal tercih ortaya konmuştur.
22.4.1983tarihinde kabul edilmiş olan SPY, 12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmışolan ilk genel seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınınoluşması arasındaki dönemde kabul edilmiş olduğundan, geçici l5. maddenin sonfıkrası kapsamında bulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmışolan söz konusu yasanın tümünün ya da kimi maddelerinin Anayasaya aykırılığıileri sürülemez.
Öteyandan, SPY.nın getirdiği yasaklar ve dolayısıyla 78. ve 8l. maddelerdeöngörülen kısıtlamalar, Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatmanedenlerinin somutlaştırılması, başka deyişle bu kapatma nedenlerinin beliriş,ortaya çıkış biçimleri olarak düşünülmelidir. Bu hükümler "ulusal devletniteliğinin korunması" ilkesinin siyasal partiler yönünden öngörülmüşyaptırımları demektir. Çünkü, Anayasanın 69. maddesinin son fıkrasında,"siyasal partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmalarıyukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir." kuralı getirilmiş,yasakoyucu da SPY.ndaki yasaklamaları kabul etmek suretiyle Anayasada öngörülendüzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Yüksek Mahkemeniz de 10.7.1992 gün, E.1992/l(Siyasi Parti Kapatma), K.1992/1 sayılı kararında aynı sonuca varmışbulunmaktadır.
Belirtilennedenlerle, SPY.nın 78. ve 8l. maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu savıyerinde değildir.
4-Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteği:
Anayasanın,Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usullerini düzenleyen 149. maddesininson fıkrasında, Mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri dosya üzerinde inceleyeceği hükmü kabul edilmiştir. Aynı kural, SPY.nın98. maddesinin ilk fıkrasında kapatma davasından açıkça söz edilmek suretiyletekrarlanmış, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama UsulleriHakkında Yasanın 33. maddesinde de Anayasadaki hükme paralel olarak siyasalpartilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasıhükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenip karara bağlanacağıesası getirilmiştir. Ancak, gerek SPY.nın, gerekse 2949 sayılı Yasanın sözüedilen maddelerinde, Anayasa Mahkemesine, gerek gördüğü durumlarda sözlüaçıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanlarıçağırma yetkisi tanınmış bulunmaktadır. Öngörülen usulde, kapatma davalarındaCeza Muhakemeleri Usulü Yasasının uygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşmayapılması benimsenmemiştir. Uygulanacak yöntem yönünden Ceza Muhakemeleri UsulüYasasına gönderme yapılması, o yasada yer alan her yargılama kuralınınuygulanması anlamında olmayıp, "duruşma" dışında davanın bünyesineuygunluk gösteren kuralların uygulanacağını belirtmek amacıyladır. Birer özelyargılama hukuku hükmü niteliğinde olan ve kamu düzenini ilgilendiren bu Anayasalve yasal düzenleme karşısında, Yüksek Mahkemenize ilgililer ve bilgisi olanlarıdinleme yetkisini kullanma bakımından tanınmış olan takdir hakkı saklı kalmaküzere, parti kapatma davalarında duruşma açılması mümkün bulunmadığından,davalı partinin bu yöne ilişkin isteğinin reddi gerekir.
5-Davanın genel yerel seçimlerin yapılacağı 27 Mart 1994 gününden sonrayabırakılması isteği ve dava sonucunda İnsan Haklarını ve Ana HürriyetleriKorumaya Dair Sözleşmenin 25. maddesi uyarınca bireysel başvuru hakkıkullanıldığında T.C. Hükümetinin davalı konumuna düşeceği ve yargılanacağı, buyargılama sonucu iç hukuk kurallarının değişmesi ile birlikte ödenceyaptırımının söz konusu olacağının gözetilmesi gerektiği savı:
Davanıngenel yerel seçimden sonraya bırakılması isteği hakkında, Yüksek Mahkemenizin20.1.1994 günlü ara kararıyla, Ceza Yargılama Usul Yasası hükümlerine uygunolmadığı gibi bu konuda 2949 ve 2820 sayılı Yasalarda kabule olanak veren birkuralın bulunmaması gerekçesiyle ret kararı verilerek sorun çözümlenmişolduğundan bu konuda yeni bir karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.
Kuralolarak, her dava açıldığı tarihte geçerli olan durum ve koşullara göre görülüpsonuçlandırılır. Öte yandan, bir olasılık olarak ileri sürülen bireysel başvuruhakkı henüz kullanılmadığına, ileride kullanılsa bile, başvuru sahibininyararına sonuçlanacağı kesin ve belli olmadığına göre, gelecekte gerçekleşeceğibelirsiz durumların görülmekte olan davayı etkilemesi düşünülemez ve bu nedenlegöz önünde bulundurulması söz konusu olamaz.
Bunedenlerle, davalı partinin yukarıda özetlenen sav ve isteğinin reddi gerekir.
6-Kapatma davasının, (eski) genel başkanının beyanları ve Merkez YönetimKurulunun bildirisinin öncelikle partinin tüzük ve programına uygun olupolmadığı incelenmeden ve böylece dava şartı gerçekleşmeden açıldığı,"ihtar" gereğinin yerine getirilmediği savı:
Davalıparti hakkındaki kapatma davası SPY.nın l0l. maddesinin (b) bendinedayanmaktadır. Sözü edilen kuraldan anlaşılacağı gibi, kapatma kararı, partininmerkez yürütme kurulunun ....yasanın 78. ve 8l. maddelerini de içeren dördüncükısmında yer alan hükümlere aykırı....bildiri yayınlaması....veya parti genelbaşkanının belirtilen bu kurallara aykırı sözlü....beyanda bulunması hallerindeverilir. Gerek l0l. madde hükmünde, gerekse siyasal partilerin kapatılmasınıdüzenleyen beşinci kısımda, parti organ ve görevlilerinin bu gibifaaliyetlerinden dolayı dava açılmadan önce, partiye ihtarda bulunulmasını şartkoşan bir düzenleme yer almamıştır. Esasen, böyle faaliyetlerde ihtar koşunlunuaramak işin mantığına da uygun düşmez. Çünkü, yasa, dördüncü kısımındakiyasaklara aykırı beyanda bulunulmasını, bildiri yayınlanmasını cezalandırdığınagöre, beyanın yapıldığı veya bildirinin yayınlandığı anda, yaptırımuygulanmasını gerektiren yasaya aykırılık hali meydana gelmiş olacağından, buaykırılığın yapılacak ihtar sonrasında parti tarafından giderilmesiolanaksızdır. Böyle bir koşulun öngörülmesi SPY.l0l. maddesinin işlemesineengel olur ki yasa koyucunun amacının bu olduğu söylenemez.
Bunedenlerle, şartı gerçekleşmeden dava açıldığı savı yerinde görülmemiştir.
7-Bonn konuşmasını içeren video kasetin çözümünün dışında başka herhangi biraraştırma yapılmadığı, yürüyüş hakkında Alman resmi makamlarından bilgialınmadığı, Yaşar Kaya'nın genel başkan sıfatıyla davet edildiğini vekatıldığına dair belge ibraz edilmediği; Erbil konuşmasını içeren kasetinnereden ve nasıl sağlandığı konusunda açıklama bulunmadığı, kasetlerin montajolabileceği, çevirinin konuşmanın özüne uygun yapılmadığı; Hukuka ve ahlakaaykırı olarak sağlanan kanıtların değerlendirilmesinin olanaklı olmadığı, bunedenle dava dosyasından çıkartılmaları gerektiği savı:
İddianamedeBonn yürüyüşünün Abdullah Öcalan tarafından düzenlendiğine dair bir beyanyoktur. Sadece, 29.9.1993 günlü çözüm tutanağına ve kasetin seyredilmesindenedinilen izlenime göre, "Kürdistan Ulusal Birlik Yürüyüşü" adıaltında düzelenen yürüyüşte PKK. örgütünün egemen öge olarak yer aldığıbelirtilmiştir. Konuşmanın yapıldığı bu toplantı ve yürüyüşü kimin tertiplemişolduğu davanın konusu dışındadır. Dava yönünden önem taşıyan husus, YaşarKaya'nın bu toplantıda genel başkan sıfatıyla konuşma yapıp yapmadığı, yapmışise konuşmanın içeriğidir. Kasette yer alan, Yaşar Kaya'nın dava konusukonuşması Türkçe yapılmış olup, görüntü ve ses herhangi bir duraksamaya yervermeyecek kadar açık ve nettir. Bonn konuşmasında olduğu gibi, herkese açıkbir ortamda yapılan yürüyüş sırasında yine herkese açık koşullarda, birdinleyici topluluğuna yapılmış olan konuşmada gizlilikten söz edilemeyeceğinegöre, konuşmanın kimin tarafından kasete kaydedilmiş olduğu hususu kanıtıngeçerliliği açısından önemli ve araştırılması gerekli değildir. Kasetiniçeriği, hazırlanış biçimi, kullanılan ögeler bunun propaganda amacıylahazırlanmış olduğu izlenimi vermektedir. Üstelik, Yaşar Kaya, Ankara DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı ve Yedek Hakimliğindeki 7.10.1993 günlüanlatımlarında, 29.5.1993 günü Bonn kentinde yapılan toplantıya DemokrasiPartisi genel başkanı olarak katılıp konuştuğunu, kaset çözümünden okunankonuşmayı kendisinin yapıtığını, konuşmanın bütünüyle kendisine ait olduğunu,bu konuşmada partisinin görüşlerini... anlattığını söylemiş, mahkemedekisorgusunda da Yedek Hakimlikteki anlatımının da doğru olduğunu, bu toplantıiçin parti adına davet gelip gelmediğini bilmediğini, kendisinin genel başkanolarak her yerde partisini temsil etme hakkı bulunduğunu ifade etmiştir.
Bonnkonuşması için söylenenler Erbil konuşması yönünden de geçerlidir. IrakKürdistan Demokrasi Partisi'nin 11 nci Olağan Kongresi de çağrılıların ve basınmensuplarının hazır bulunduğu açık ortamda yapılmış, bu ortamdan yararlanılarakYaşar Kaya'nın konuşması görüntü ve ses olarak tespit edilmiştir. Konuşmanınyapıldığı ortamda bir gizlilik ve kapalılık söz konusu olmadığından, görüntününtespit ediliş yönteminin araştırılmasına gerek yoktur. Kasetteki görüntü ve seshiçbir kuşku ve duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve nettir. üstelik,konuşmanın sahibi Yaşar Kaya, bu konuyla ilgili olarak hakkında yapılansoruşturma aşamalarında, Irak Kürdistan Demokrasi Partisi'nin 15.8.1993tarihindeki 11. Olağan Kongresine davet üzerine Demokrasi Partisi genel başkanısıfatıyla katılıp parti adına konuşma yaptığını kabul etmiş; konuşmanın,hakkındaki iddianameye konu edilen bölümünün, yaklaşık olarak kendisininkongrede yaptığı konuşma olduğunu ifade etmiş, gerek kendisi ve gereksesavunmaları Devlet Güvenlik Mahkemesine sundukları muhtelif dilekçelerde"konuşma yapmış olma" gerçeğini kabul etmişlerdir. Hatta GenelkurmayBaşkanlığı'nca gönderilen ve bir kopyası da Yüksek Mahkemenizde bulunan, Erbilkonuşmasına ait kasetin 19.1.1994 gününde Devlet Güvenlik Mahkemesince izlenipTürkçe'ye çevrilmesi sırasında Yaşar Kaya hazır bulunarak görüp dinlediğikonuşmasını bizzat kendisi Türkçe'ye çevirmiştir. Eski genel başkan YaşarKaya'nın çevirisi ile Cumhuriyet Başsavcılığımızca 25.10.1993 günündeyaptırılan çeviri arasında öze ilişkin olmayan bir iki nokta dışında hiçbirfark bulunmamaktadır. Böylece çevirinin konuşmanın özüne uygun yapılmadığısavunması bizzat Yaşar Kaya'nın kendi çevirisiyle geçersiz kılınmışbulunmaktadır.
Merkezyürütme kurulunun bildirisine gelince; kurulu oluşturan parti üyelerinin AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki anlatımlarında, bildirinin,iç barışın sağlanması amacıyla başlattıkları kampanya dolayısıyla merkezyürütme kurulunca hazırlandığını ifade ettikleri, bazı üyelerin Devlet GüvenlikMahkemesindeki sorgularında da genelde aynı biçimde beyanda bulundukları,bunlardan İbrahim Aksoy'un, bildirinin, kurultayın almış olduğu karar doğrultusundaparti meclisinin verdiği görev gereğince hazırlandığını söylediğigörülmektedir. Ön savunmada, dağıtılmadığı söylenen bildirinin hangi organıntasarrufu olduğuna, bu konuda parti meclisinin bir kararının bulunupbulunmadığının araştırılmadığına ilişkin olarak ileri sürülen görüşlerinibrahim Aksoy'un bu beyanıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/115 esas sayılı dava dosyasındaki belgeleregöre, bildirilerin Diyarbakır, Malatya ve Gaziantep illerinde dağıtılamamaklaberaber, Ankara, İzmir ve Manisa'da dağıtıldığı anlaşılmaktadır.
Busuretle, SPY.nın 101. maddesinde öngörülen "bildiri yayınlama"koşulunun gerçekleşmiş olduğu kuşkusuzdur. Davalı parti merkez yürütmekurulunun partinin kapatılmasına neden olma yönünden hukuki konumu hakkındaiddianamede yeterli açıklama yapılmıştır. Merkez yürütme kurulunun bu bildiriyikendisine kurultayca ya da parti meclisince verilen görev gereği yayınlamışolması da davalı partinin SPY.nın 101. maddesi karşısındaki hukuki durumundabir değişiklik meydana getirici nitelikte değildir. Çünkü, kurultayın ya daparti meclisinin dahi bu nitelikte bir bildiri yayınlaması SPY'nın 101.maddesinin (b) bendine göre başlıbaşına birer kapatma nedenidir. Bu durumkarşısında, dava konusu bildirinin kökeninin araştırılması, Yüksek Mahkemenizinönünde bulunan dava yönünden gerekli bulunmamaktadır.
CumhuriyetBaşsavcılığımızca yürütülen soruşturmada hiçbir kuşku ve duraksamaya yervermeyen, tamamen objektif nitelikteki kanıtların elde edilmesi sonucu, CezaMuhakemeleri Usulü Yasasının 163. maddesi anlamında, bunlar yeterli görülerekYüksek Mahkemenize işbu dava açılmıştır.
Açıklananhususlar göz önünde buludurulduğunda, ön savunmada ileri sürülen konuşmalarhakkında, yapıldığı ülkelerin resmi makamlarından bilgi alınmadığına, YaşarKaya'nın genel başkan sıfatıyla davet edilip katıldığına ilişkin belge ibrazedilmediğine, Erbil konuşmasını içeren kasetin nereden sağlandığının belliolmadığına, kasetlerin montaj olabileceğine, çevirinin öze uygun bulunmadığına,hukuka ve ahlaka aykırı olarak elde edilen kanıtların değerledirilemeyeceğine,merkez yürütme kurulu bildirisinin kökeninin araştırılmadığına dairsavunmaların reddi gerekir. Ayrıca, ön savunmanın 1. bendinde ileri sürülen veiddianameninin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine dair isteğin de hiçbir yasaldayanağı yoktur. Zira, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, SPY ve 2949 sayılıYasada böyle bir işleme olanak veren bir düzenleme yer almamıştır.
8-Bonn ve Erbil konuşmaları ile ilgili kanıt sağlama yönünden süre tanınmasıisteği:
Yukarıdayeterince belirtildiği üzere, görülmekte olan kapatma davasıyla doğrudanilişkili olan bütün maddi, somut ve esas hakkında hüküm kurmaya elverişlikanıtlar, objektif biçimde toplanıp Yüksek Mahkemenize sunulmuş olduğundan eksüre isteğinin reddi gerekir.
9-Dava sonucundan etkilenebilecek olan tüm partili milletvekilleri ile partiyöneticilerinin sözlü olarak dinlenmeleri isteği:
SPY.nın98. maddesinin birinci fıkrası ile 2949 sayılı Yasanın 33. maddesine göre,parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğü hallerde sözlüaçıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanlarıçağırma yetkisine sahiptir. Bu nedenle, böyle bir işleme gerek görülüpgörülmeyeceği Yüksek Mahkemenizce değerlendirilecek bir husustur.
10-Davanın esasına gelince; davanın yasal dayanakları, gerekçeleri ve kanıtlarıiddianamede açıkça ve ayrıntılı biçimde ortaya konmuş, parti adına yapılankonuşmalar ile yayınlanan bildirinin içerikleri çözümlenmiş, Anayasa ve SPY'ndadüzenlenmiş olan bu davayla ilgili kapatma nedenleri öğreti ve artık kökleşmişbir nitelik kazanmış olan Yüksek Mahkemenizin uygulamaları ışığında açıklanmışve son olarak, konuşmalar ile bildiri bu yasa hükümleri karşısında irdelenerekvar olan kanıtlara göre davalı siyasal partinin kapatılması gerektiği sonucunavarılmıştır. Davanın ilerleyişinde, kanıtlarda bir değişiklik meydanagelmediğinden sonuç bağlamında yeni bir husus bildirilecek değildir.
Ancak,davalı parti merkez yürütme kurulunun dava konusu bildirisinde, varlığı önesürülen Kürt sorunun AGİK süreci ve Paris Şartı'na uygun olarak çözümü içinadımlar atılması gerektiğinin beyan edilmesine ek olarak, ön savunmanın 7.bendinde, Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk kuralı haline gelmiş olanİnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin düşünce,örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen ve ırk, din, dil, mezhep ayırımıyapılamayacağına dair hükümleri karşısında, kapatma davasının yasaldayanaklarının bulunmadığının belirtildiği gözetilerek bu konudaki CumhuriyetBaşsavcılığımızın görüşünün açıklanmasına gerek görülmüştür.
HelsinkiSonuç Belgesi ile Yeni Bir Avrupa için Paris Antlaşması (Şartı) nın hukuksalniteliği ve ana hatlarıyla ilkeleri ve hedefleri hakkında iddianamede, davaylaolan ilgisi ölçüsünde açıklama yapılmış ve bu uluslararası belgelerin, devletinülkesi ve ulusuyla tümlüğünü bozmaya yönelik girişimlere olanak veren hükümlertaşımadığı ve bu nedenle öne sürülen çözüme esas alınmaları çağrısının hiçbirhukuksal dayanağının bulunmadığı belirtilmiştir.
Önsavunmada belirtilen İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya DairSözleşmeye gelince, bu sözleşme genel olarak, insan Hakları EvrenselBildirgesindeki kişisel ve siyasal hakları güvence altına almaktadır. Ancak, busözleşme ve eki protokollerde azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hükümbulunmamaktadır. Sözü edilen her iki uluslararası metinde düzenlenmiş olan hakve özgürlükler Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına dahil edilmişlerdir. Kaldıkı, bubelgelerdeki hak ve özgürlükler sınırsız da değildir.
İnsanHakları Evrensel Bildirgesinin 29. maddesinde, "Herkes haklarını kullanmakve hürriyetlerden istifade etmek hususlarında ancak kanun ile sırf başkalarınınhak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamakmaksadıyla ve demokratik bir cemiyette ahlak, nizam ve genel refahın muhikicaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir."denilmiş, 30. maddesinde de, "İşbu beyannamenin hiçbir hükmü, içinde ilanolunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yokedilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangibir hak gerektirir mahiyette yorumlanamaz." hükmü getirilmiştir. insanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 11. maddesinin ikincifıkrası da, "Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zaruritedbirler mahiyetinde olarak milli güvenliğin, amme emniyetinin, nizamımuhafazının, suçun önlenmesinin sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak vehürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tabi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir." şeklindeki hükmüile sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerin ulusal güvenlik, kamu güvenliği vedüzenin korunması vs. amaçlarıyla sınırlanabileceğini kabul etmiş, 17.maddesinde de, "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğaveya ferde işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veyamezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tabitutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmayamatuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir edilemez." kuralınıgetirmiştir.
Anayasave SPY.da öngörülen, siyasal partilere ilişkin yasaklamalar, sözleşmede yeralan özgürlükleri kaldırıp azaltma anlamında ve demokratik toplum düzeningereklerine aykırı görülemez. Bunlar, Uluslararası Hukukta var olan egemenliği,ülke ve ulus bütünlüğünü korumaya, ırkçılığa dayalı bölünmeleri önlemeğeyöneliktir.
Davalıparti, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 11.maddesinin ikinci fıkrası ile 17. maddesinde düzenlenmiş olan kurallarlabağdaşmayacak biçimde faaliyette bulunmuştur. Özellikle, araç farklı olmakla birlikteDemokrasi Partisi'nin faaliyetlerindeki amaç ile bölücü terör örgütümensuplarının amacı arasındaki benzerlik dikkat çekici ve anlamlıdır.
YüksekMahkemeniz de, parti kapatılması ile ilgili 10.7.1992 gün, E.1992/2, K.1992/1sayılı, 14.7.1993 gün, E.1993/1, K.1993/1 ve en son olarak 23.11.1993 gün,E.1993/1, K.1993/2 sayılı kararlarında davanın konusuyla ilgili olarak sözüedilen uluslararası belgeleri aynı biçimde yorumlamış bulunmaktadır.
Sonuç:
2.12.1993günlü iddianamemizde ve onu tamamlayıcı nitelikte yukarıda yasal dayanakları vegerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı Demokrasi Partisi'nin eski genelbaşkanının Bonn ve Erbil kentlerinde yapmış olduğu konuşmalar ve parti merkezyürütme kurulunun yayınlamış olduğu "Demokrasi Partisinin BarışÇağrısıdır" başlıklı bildirisinde, Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3.,14. ve 69. maddelerine ve SPY.nın 78. maddesinin (a) ve (b), 81. maddesinin (a)ve (b) bentlerine aykırı nitelikte beyan ve açıklamaların mevcut olduğuanlaşıldığından,
DemokrasiPartisi'nin SPY.nın 101. maddesinin (b) bendi gereğince kapatılmasına kararverilmesini arz ve talep ederim."
IV-DAVALI PARTİ TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMALARI
22.3.l994günü yapılan Sözlü Açıklama'da davalı Parti Genel Başkan Vekili Remzi KARTALile davalı Parti Vekili Avukat Hasip Kaplan doğrudan ve yönetilen sorularayanıt olarak aynen şunları söylemişlerdir:
REMZİKARTAL- Dosyamızda partimizin kapatılmasıyla ilgili delil olarak gündemegetirilen konular eski Genel Başkan Sayın Yaşar Kaya'nın yurtdışında yaptığıiki konuşma, bir de parti merkez yürütme kurulunun "bu DemokrasiPartisinin Barış Çağrısıdır" başlığı altındaki bir bildirisi sözkonusudur. Sayın Yaşar Kaya'nın yurtdışında yaptığı konuşmalar sürecinde benpartinin parti meclisi ve diğer yetkili organlarında yoktum, bu vesileylekendisi de basından anladığımız kadarıyla yurt dışındadır, kendilerinin de aynızamanda avukatları olarak Sayın Hasip Kaplan belki o konuyla ilgili söylemesigereken cevapları, bilgileri sizlere herhalde sunacaktır. Ben ancak bu barışçağrısıyla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum.
Bubildiride ele alınan konulardan dolayı ülkenin bölünmez bütünlüğünü hedeflemek,ülkeyi bölmek, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bütün olan Türkiye CumhuriyetiDevletini bu anlamda zaafa uğratmak amacı taşınmamıştır. Daha çok Türkiye'devar olan toplumsal sorunları kendi partimizin düşünceleri doğrultusunda teşhisve bunların tedavisi doğrultusunda Türkiye toplumuna, Parlamentosuna katkısağlamak, bunların Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde iç barışını hedefleyereknasıl çözülebilir konusunda olayın adını teşhisini de kendimize göre koyarakkaleme alınan bir bildiridir. Kaldıki, Türkiye'de Türk kimliğinden kültüründenbaşka bir etnik kimliğin varlığını ifade etmek ve bu kimliğin Türkiye'nin bütünlüğüiçerisinde kendisini ifade etmesine olanak tanımakla ilgili iddialar bizimpartimizin dışında da çeşitli partiler ve kurumlar tarafından dilegetirilmiştir, bugüne dek. 49. uncu ve 50 nci hükümetlerin koalisyon protokolüve programında bu konu çok açıktır. Bu yapıların varlığı, bu yapılarındemokratik sistem içerisinde Türkiye'nin kültür mozaiği olduğu, bunların ifadeedilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin demokratik açılımların sağlanacağıifade edilmiştir. Aynı şekilde Sosyaldemokrat Halkçı Parti tarafından da dahaönce yine Güneydoğu olayları ve Kürt sorunuyla ilgili yapılan çalışmalarda aynıçerçevede konu ele alınmış.
Aynışekilde 49 uncu Hükümetin Başbakanı, bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Demirel'ingerek o zamanki ifadelerinde gerekse bu son günlerde yine basına yansıyanifadelerinde benzer şeyler ifade edilmiştir.
Buradaamaç Demokrasi Partisinin kaleme aldığı bildirisinde amaç: Türkiye'nin mevcutmillet bütünlüğünü bölmek, parçalamak ve Türkiye toprakları üzerinde birbölümünü ayrı bir devlet şeklinde Türkiye'nin bütünlüğünden ayırmak gibi birmaksat söz konusu değildir. Bize göre bugünkü Anayasamız siyasî partilerin bufaaliyetleri açısından birtakım sınırlamalar getirse de Türkiye'nin var olansorunlarının konuşulması, tartışılması ve yine Türkiye Büyük Millet Meclisi veTürkiye'nin diğer sivil örgütleriyle, kamuoyuyla oluşturulacak bir iradeçerçevesinde bu sorunlara çözüm bulunması inancıyla hareket edilerek partimizindüşüncelerini bu vesileyle ifade etmiştir. Ve yine Türkiye olarak uluslararasıarenada altına imza koyduğumuz Paris Şartı, işte Helsinki Nihaî Senedi, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi gibi birçok sözleşmenin de bizlere bu çerçevedesorunlarımızı çözebilme, tartışabilme, konuşabilme olanağını sağladığınainanıyoruz. Bu açıdan ben, Yüksek Mahkemenize birazdan hoşgörünüze sığınarakşunu ifade etmek istiyorum; hukukçu değilim, böyle bir mahkemede de ilk kezifade veriyorum, bu anlamda bir eksiklik de olursa hoşgörünüzü istirhamediyorum.
Türkiye'ninçok zor bir dönemden geçtiğine inanıyoruz. Bu zor süreçte var olan sorunlarınıdemokratik bir sistem içerisinde çözebilme, sıkıntılarını aşabilme, ülke bütünlüğünüsağlama, iç barışını sağlama ve gerek Ortadoğuda gerekse dünya konjonktüründegüçlü bir Türkiye'nin yaratılabilmesi bugün Türkiye'de siyaset yapan kurumlarınsorumluluğu içerisindedir. Bizim anlayışımıza göre türkiye'nin var olansorunlarını bu çerçevede çözüme kavuşturma yükümlülüğünde olan siyasî güçlerbugünkü uyguladıkları tercih ettikleri siyasî politikalarla alternatifpolitikalarla Türkiye'yi içinden çıkılmaz bir hale getirmişlerdir. Türk halkınakarşı, Türkiye'ye karşı ileride tarihte büyük bir vebal altında olduklarınainanıyoruz. Biz parti olarak bu süreçte Türkiye'nin var olan sorunlarınınkonuşulup tartışılabileceği bir ortamın sorunlarının çözümü için birinci şartolduğuna inanıyoruz. Meclisteki varlık nedenimizi buna bağlıyoruz, konuşmalarımızınamacı bu, belki bazı kurumlara göre bazı odaklarla siyasî partilere göreonların değerlendirmelerine göre maksadını aşan konuşmalar olmuş olabilir,yanlış bulunmuş olabilir, ama hedef, amaç bu sorunların tartışılıp konuşulduğuortamı yaratmak gerek Meclis içinde gerekse Meclis dışında ve bu tartışmaortamında düşünce serbestliği ortamında Türkiye'nin sorunlarının çözümününgündeme getirilmesini sağlamak. Bu bildiri de bu çerçevede kaleme alınmıştır.Partimizin bu bildiriyle ülkenin bölünmez bütünlüğüne, ülke ve milletbütünlüğüne yönelik bir düşünce içerisinde olmadığını ifade etmek istiyorum.
Av.HASİPKAPLAN- "Kanımca bugün burada tartıştığımız konu bir hukukî konu olmaklaberaber bir siyasî partinin kapatılma davası olmakla aynı zamanda Türkiye Siyasalyaşamını, toplumsal yapısını günün gelişen koşullarını ve dünya konjonktürünübütün bu etkenleri beraber bu çerçevede değerlendirmeyi gerektiren çok önemlibir konu. O açıdan biz, savunma olarak bu davaya hiçbir zaman meri yasalaryönünden kanun tatbiki anlamında dar anlamda bakmadık, bakmak istemiyoruz, YüceMahkemenin de birçok kararında hukukun evrensel ilkelerinin onun ötesindeuluslararası sözleşmelerle şekillenen ve dünya devletlerinin o uluslar üstüanayasaya doğru iç mevzuatlarını yönlendirmeye başlayan bir hukuk değişimininyapısı içinde ben şöyle düşünüyorum bir avukat olarak, acaba TürkiyeCumhuriyeti Devleti iki konuşma ve bir bildiriyle bölünebilir mi' Acaba TürkiyeCumhuriyeti devletinde düşünce ne zamana kadar suç ve yasak olmaya devam edecek'
Tabiîben bunları düşünürken başından sonuna kadar olan bir süreci sürekligözlerimizin önüne getiriyorum ve biz ön savunmamızda önemle bir beklenticimesele olarak hem Ankara DGM davalarını hem de Avrupa İnsan HaklarıKomisyonunda şu an görülmekte olan ve önemi itibariyle öne alınan hızlandırılanbu Nisan toplantısında Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun gündemine alınanHalkın Emek Partisi davasının bekletici mesele sayılmasında ülkemiz demokrasisiaçısından büyük yararlar olduğuna inanıyorum.
Ben,bu konuda Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna yaptığımız başvuruda tabiî kibireysel başvuru olması nedeniyle Yüce Mahkemenin kararında fiileri kapatılmayaengel olan Sayın Feridun Yazar, Sayın Ahmet Karataş ve Sayın İbrahim Aksoy'unbaşvurularını aynı zamanda tüzelkişi parti olarak yapmıştı. Ve şunu ifade etmekistiyorum, l0-l5 gün önce Strazburg'daydım, düşünce açıklamaları düşünceözgürlüğüyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili hükümleri ve şiddeteylemleri arasında çok ciddi bir ayrım ve değerlendirmenin yapıldığını gördümve ben bu belgeyi sunuyorum, bu davaların orada derdest olduğuna dair birbelgedir.
Diğerbir konuyu önemle açıklamak istiyorum: Bizim 82 Anayasasının 90 ıncı maddesindeimzacısı olduğumuz onayladığımız ve yürürlüğe giren ki, ben tarihe birbakıyorum l954 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamışız, 5366sayılı yasa ile yürürlüğe girmiş; ancak çok yıllar sonra l987 yılında Türkiyebireysel başvuru hakkını kabul etmiş ve bugün komisyonda değerli hocamız SayınŞeref Gözübüyük, üyeler, arkasından l990 yanında Avrupa Bakanlar Komitesininsiyasi denetimi dışında Avrupa İnsan Hakları Adalet Divanının yargı yetkisikabul edilerek bugün Sayın Gölcüklü Hocamızın üye olduğu Türkiye'yi temsilettiği divanının da denetiminde olduğumuzu burada önemle belirtmek istiyorum.Burası elbetteki iç hukukta kesin ve nihaî kararını veren yüce mahkemedir,ancak bu yüce mahkemenin de kararlarının hukukun evrensel ilkeleri ve imzacısıolduğumuz uluslararası sözleşmeler açısından denetime tabi olduğunuz ve biziülke olarak bağladığını belirtmek istiyorum. Ve buna bir örnek olarak da benimsavunmasını yaptığım kamuoyunda Yeşilyurt dışkı yedirme davası olarakadlandırılan ve açıklıkla ifade edeyim ki, savunma avukatı olarak bizimgösterdiğimiz ve iyi niyet ve dostane çözümle biten bu davada devletyükümlülüğü gereği 4 milyar lira tazminat ödemeyi kabullanmıştir. Bununbelgesini arz etmek istiyorum. Çünkü hem memurin yasasının değişimini kabuleden türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hem de tazminat ödemeyi kabul etmiştir, ancakbu arada gururla belirtmek istiyorum ki, Strazburg'daki duruşmada l2 Ocakl993'te yüce mahkemenin memurin muhakematının altıncı maddesinin iptaline dairolan iptal kararını sunduğumda komisyondaki tüm üyelerin hukukçu olmayan buidare kurullarının kararlarının kesin olması, iptal yönündeki bu karara büyükilgi göstermişlerdir, büyük etki yapmıştır. Türkiye'de mevzuatta bu değişikliğikabul etmiştir, ancak Yüce Anayasa Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti Hükümetindenönce bu yasayı iptal etmekle daha önce davranmış oldu ve Yüce Mahkemenin bukararına mütefarık olarak kişi başına 300 bin Frank tazminat ödemeyi taahhüteden dostane çözüm kararını sunmak istiyorum.
Şimdibunlar gerçekten bir hukukçu olarak hem hoşuma gidiyor bazı yanları hem gitmiyor.Çünkü bu davamızda muhtemelen olabilir olumlu veya olumsuz karara göreStrazburg'a gitme durumu söz konusu olabilir. Ancak biz şunu belirtirkenözellikle Fransa'da iç hukukun önemle Avusturya, İtalya, Danimarka'daki içhukukun giderek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda şekillendiğinibelirtmek istiyorum. Bu şekillenme en başta düşünce özgürlüğü ve örgütlenmeözgürlüğü kapsamında ifadesini bulmakta ve bunun sınırı olarak da demokratiktoplum gösterilmektedir. Bu nedenle Halkın Emek Partisinin Avrupa İnsan HaklarıKomisyonundaki davasını bekletici mesele olmasında ve hatta Yüce MahkemeninAvrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurarak bir yazıyla bu dava akibetininsorularak bilgi istenilmesinde kanımca bir hukukçu olarak ben yararbulmaktayım. Hatta sonuçlanma süreci açısından da buna bir gereksinim olduğunainanıyorum 90 ıncı madde uyarınca iç hukuk hükmü halinde olan bu sözleşmeleruyarınca Yüce Mahkemenin böyle bir istemde bulunması kanımca çok hukukîdir. Benöyle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Diğerbir noktaya değinmek istiyorum: eski Genel Başkan Yaşar Kaya'nın Erbil ve Bonnkonuşmalarını ben bir hukuk devletinde gerçekten usulün, soruşturmanın,kovuşturmanın, her şeyin hukukun ilkelerine göre yapılması gerektiğine inananbir hukukçuyum. Erbil bugün Kuzey Irak'ta bir Kürt şehri, orada Kuzey IrakKürdistan Demokrat Partisinin bir kongresi yapılıyor, SHP, ANAP, Menderes'inPartisi şu an demokrat Parti oldu, onun temsilcilerinin çağrıldığı katıldığıbir toplantı yapıldı ve bu toplantıda Sayın yaşar kaya Kürtçe bir konuşmayapıyor. Ankara DGM Savcılığı bunu bir iddianame tanzim ederek deniliyor ki,yaşar Kaya bölücülük suçunu Irak'taki Kürdistan Demokrat Partisi seçime girmiş,gayri resmi de olsa bir federe meclisi olan Kürtçe dili olan, Kürtçe eğitiminiyapan, hatta Kürtçe mahkemeleri, Kürt mahkemeleri olan fakat devletler hukukuaçısından baktığımızda resmi olarak değil, defakta olarak var olan şu veya bunedenle bir gerçeklik ve o gerçekliğe biz Türkiye'den kalkıyoruz gidiyoruz onlarabölücülük yapacağız. Bunun hiçbir inandırıcılığı yok. Tabiî l40 ıncı maddeyürürlükten kaldırıldı, 3713 sayılı yasayla ve bakanlar Kurulunun gündemindel40'ın boşluğunu doldurmak üzere Türkiye dışında Türkiye aleyhine yapılankonuşmalarla ilgili müeyyide getirici yeni bir yasa çalışması da şekillenmediMeclisten geçmedi. Bu da kapatma gerekçesi kapsamında. Tabiî cezai yönü bu.Anayasal açıdan denetlendiğinde belki farklı yorumlanabilir, ancak bir hukukçuolarak bir savunma avukatı olarak biz bu konuşmada ve Bonn konuşmasındaözellikle temsil, davetiye, katılım, katılımdan sonra yapılan konuşmanın usuleuygun, hukuka uygun tartışma götürmeyecek delillerle saptanması gerektiğineinanıyoruz. Erbil konuşmasının bir kaseti var, Ankara DGM'de Sayın Yaşar Kaya tutuklandığındaelde ne konuşma metni vardı, ne de kaset vardı, ikisi de yoktu, tutuklandıktanüç ay sonra bir gün duruşmanın sonunda iddia makamı Genel Kurmay kaynaklı birkasetin olduğunu söyleyip sundular. Sayın Yaşar Kaya da bu kasettekikonuşmaların konuşmanın tümünü kapsamadığını belirtti, tutanaklarda bunlar var.
Şimdiefendim, Anayasa mahkemesinin kapatma iddialarından birisi bu. Önce bizsağlıklı bir tespit yapmak zorundayız. Böyle bir konuşma var mıdır, yok mudur'Kürtçe tercüme konusunu ciddi düşünmemiz gerekiyor, Kürtçe tercümeler doğrumudur, değil midir' Bunu hangi kaynak temin etti, nasıl etti. Yani biz, vicdanîdelil sistemini benimseyen, ceza sisteminde özellikle bir ülke olabiliriz ancakbizim vicdani delil sistemini benimsememiz bu tür delilleri kabul anlamındaolmamalı diye düşünüyorum.
Bonnkonuşmasında ise, parti adına bir davet tespiti yok. Ve henüz kurulmuş olanDemokrasi Partisinin henüz kurulduğu günlerde yeni kurulduğu günlerde SayınYaşar Kaya'nın bulunduğu bir toplantıdaki konuşması kapatılma gerekçesi. Beniki konuşmayı da izledim, iyice düşündüm...
Soruüzerine; İzledim derken, inceledim bağışlayın teyp kaseti de var, izleme derkeno kasetleri de ben kastettim. Video bantlarını, DGM'de var, Ankara devletGüvenlik Mahkemesinde var, Yüce Mahkemeye de sunulmuş olabilir dedikten sonradevamla;
Şimdiefendim bu iki konuşmanın içeriği DEP l25 inci madde anlamında bir bölücülükiddiasının sübut kanıtları yok. Yani şu sınırı çizeceğiz, şu örgütte şu devletikuracağız, şu renkte bayrağı kuracağız, şu rejimle ülkeyi yöneteceğiz değil;tümlük dikkate alındığı zaman, demokratik hak ve istemler eşit ve barış içinde,kardeşçe yaşama isteklerinin ön plana çıktığı görülür. Bu, bir realitesiTürkiye'nin, Anadolu mozayiğinin bir realitesidir; bunu böyle kabul etmekzorundayız. Bu realiteyi Yüce Mahkemenin birçok kararında da görüyoruz; ancakyurttaşlık hukukunu ön plana çıkaran yurttaş hak, ödev, hak ve ödevlerini önplana çıkaran bir anlayışı, demokratik bir anlayışı bu toplumda oturtmanınyöntemi nedir, henüz bunun siyasal açılımı yapılamamıştır; ancak, benim YüceMahkemenin kararlarından edindiğim bir izlenim, yurttaşlık hukukunun, hakeşitliğinin ve ödevlerinin eşitliğinin; örnek olarak Amerikan ulusu, Amerikanvatandaşlık sisteminin benzerinin veya Fransa örneklerinin, Korsika örneğininYüce Mahkemenin kararlarında gösterildiğini, biliyorum, görüyorum; ancak, benFransa örneğinde şunu da görüyorum: Strazburg'da Avrupa Konseyi binasında yemekyiyoruz, televizyonda Fransızca olmayan bir lisan, devlet televizyonu bu tabiîAlsasca olduğunu söylediler, Alsas Loren Eyaletiymiş ve alta italik olarakFransızca yazılıyor. Elbette Fransa'yı örnek gösterirken, oradaki mozayiğin degerçekliğini ve oradaki anayasal yapılanışını da görmek gerektiğini düşünüyoruz.
Benbu delillerin çok karmaşık deliller olması açısından, sadece subut yönündenbizde tereddütler yarattığını belirttikten sonra, Yüce Mahkemede bir noktayıdaha önemle değinmek istiyorum: Ben bir hukukçu olarak rahatsızlık duyduğum birkonu, l96l Anayasası 58 inci maddesiyle siyasî partilerin münhasır denetimiilke sağlanıyor. Gerekçe de Şu: İlk defa çok partili rejime geçiyoruz. Siyasîparti liderleri keyfi olarak tutuklanmasın, siyasî partiler keyfi olarakkapatılmasın, siyasal hayatın demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak faaliyetyürütebilsinler diye; ancak, l96l Anayasasında yer alan hükümlerin aynı şekilde82 Anayasasında yer almasına rağmen, siyasî partilerin denetimine bir DGMdenetiminin getirildiğini ve Anayasanın bu münhasır yetkisinin, maalesefparçalandığını belirtmek istiyorum. Terörle Mücadele Yasası 9; "Bütünsuçlar DGM'de yargılanır" diyor, bu konuda bizim Anayasaya aykırılıkiddiamız var, ön savunmada bunu ileri sürdük; ancak, hem cezai yönden DGM'deyargılama, hem de kapatma, orada kişi olarak l25 yok, 8 inci maddeye aykırılıkvar; l25 olsaydı orada fizikî olarak kişinin idamı, burada da tüzelkişiliğininidamı; kapatma bence idamdır. Yani, iki idam, mükerrer bir yargılama ve siyasîparti asli organı, o organ sıfatıyla, söylediği sözler nedeniyle kapatılan osiyasî parti, maalesef Anayasanın münhasır yargı denetiminin dışında birmercide yargılanıyor ve devlet Güvenlik Mahkemeleri cezaî anlamda bu olaya elatmıştır ve bu da bizim hukuk sistemimizin, Anayasamızın, Siyasî PartilerYasamımızın bir eksikliktir, ulaşamadığımız hukuk devletinde, ulaşamadığımızdemokrasinin çağdaşlığa erişemediğimiz bir eksikliği.
Efendim,şimdi bu eksiklikleri nasıl gidereceğiz; biz bu yasaları olduğu gibiuygulayacakmıyız, yoksa hukuksal açıdan içtihat oluşturacak, açılım getirecekve gerçekten bu tür aksaklıkları giderecek hukuksal değişimi mi sağlayacağız.Elbetteki budur, sağlanacaktır, ben ona inanıyorum; yoksa Hamurabi kanunlarıylayönetilmeye devam ederdik, hiç de değişim gereksinimi duyulmazdı ve bence biryasama organına da hukukçular birtakım değişimleri bırakmamalıdır diyedüşünüyorum. Hukukçuların da öncülük etme gibi bir yükümlülükleri olduğunainanıyorum.
Benburadan öz olarak demokrasi Partisinin kapatılması konusunda biraz fazla aceledavranıldığına inanıyorum ve çok zayıf delillerle bir kapatılma istemindebulunulduğuna inanıyorum; fakat beni ürküten diğer bir yan var. Ben l984 yılınakadar İstanbul'da Avukattım, 84'ten 9l sonuna kadar da memleketim olanŞırnak'ın İdil İlçesinde Avukatlık yaptım, şimdi İstanbul'da Avukatlığa devamediyorum. Ben 84'te İdil İlçesine gittiğim zaman, İlçenin kaymakamı, jandarmakomutanı, oradaki arkadaşlarla rahatlıkla bir köyde, bir vadide hep bir arayaoturabiliyorduk, konuşabiliyorduk, bir yemek yiyebiliyorduk. Bu dönemde olaylarvar mıydı; yoktu; fakat l984 yılında bizim İlçenin karşısında 48 örgüt üyesininolduğu yönünde duyumlar vardı. Ve bugün ülkenin geldiği çembere baktığımızzaman, sürekli yasakla forumların budandığını, susturulduğunu, kısıtlandığınıve bunun da giderek illegalitenin yolunu, şiddetin yonulunu genişlettiğiniartırdığını ve ülkemizin hiç istemediğimiz bir kaos ortamına geldiğinibelirtmek istiyorum. Ben utanç duyuyorum, bir hukukçu, bir aydın olarak l0 senekaldığım İdil İlçesinden irademin dışında ayrıldım. Ben orada olmak, o toplumdakonuşmak isterdim, düşüncelerimi açıklayıp, şiddete teslim olmadan, oradakigelişmelerin olmasını isterdim; ancak, ne yazık ki, düşüncenin suç ve yasakolması, orada koruculuğu, feodaliteyi, oradaki geri kalmış ilişkilerigüçlendirdi ve o bölgede giderek yaygınlaştı. Şimdi bir teneffüs, bir solukalma, bir alan gerekiyor. Bu alanı Demokrasi Partisi eksik veya tam kullandı,ayrı bir konu; ama, ben Demokrasi Partisinin bugün Türkiye demokrasisine veözellikle şiddetin durmasına, özellikle akan kanın durmasına hem DemokrasiPartisinin, hem onun benzeri partilerin çok büyük ihtiyacı olduğuna inanıyorum;çünkü, Türkiye'nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine uygunbir hukuk düzenlemesi kaçınılmaz olmuştur. Yüce Mahkemenin de bu konudakanılarını biliyoruz, kararlarını da okuyoruz. Sayın Başkanın açıklamalarınıbiliyoruz bu Anayasanın değiştirilmesi gerektiği konusunda, Sayın MeclisBaşkanı Sayın Cindoruk'un, Siyasî Parti liderleriyle Anayasa değişikliği konusundakiçalışmalarını biliyoruz ve bu konudaki büyük ölçüde mutabakatı da biliyoruz;ama, bu konudaki aslî görevlerini yerine getiremediklerini de görüyoruz.
Şimdi,böylesi bir dönemin içinden geçilirken, gerçekten çifte standart uygulamadanbirtakım gerçeklikleri yaşama geçirip; ama ülkenin hukuk düzeni içinde,demokratik düzen içinde siyasî partiler açısından yaşamını geliştirme yollarınıbulması gerektiğini düşünüyoruz ve şu konuda dünkü sabah burada SayınCumhurbaşkanımızın açıklaması "Kürtüm diyen varsın desin..." tabiîiçinde çok daha anlamlı sözler de var, "Tarihimizi gözdengeçirmeliyiz" deniliyor. Ne tesadüftür ki, Sayın Başkanım, DemokrasiPartisinde her Kürt sözcüğünü bir ulusal azınlık yaratma ve ayrıcalıklasuçlayan, iddianameyi düzenleyen Sayın Cumhuriyet Savcımız benim hemşehrimdir.Sanıyorum köken olarak Türk değildir; ama, Türk vatandaşıdır. Ben de kürdüm;ama, Türk vatandaşı olmakla da onur duyuyorum ve sanıyorum Yüce Mahkemenin deüyelerinin içinde Türk vatandaşı; ama, etnik yapısı farklı insanlar olabilir.Bu da bizim güzelliğimiz, gerçekliğimiz. Biz bu güzelliği ve gerçekliğisusturarak, toplumda demokrasiye katkı sunacağımıza inanmıyorum. Ve bu kadaruzunca bir açıklama oldu sabırlarınıza teşekkür ediyorum.
"Kürtkimliği tüm sonuçlarıyla birlikte tanınmalı" beyanının açıklanmasıylailgili olarak bir üye tarafından sorulan soru üzerine:
REMZİKARTAL- Bildirinin 2 nci maddesinde Türkiye'nin sosyolojik gerçeğine uygunolarak Kürt kimliği tüm sonuçlarıyla birlikte tanınmalı. Buradaki "Tüm sonuçları"ibaresi, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde bir etnik yapının, kimliğindemokratik olarak kendisini ifade etmesiyle ilgili sonuçlardır. - Mesela,dilidir, kültürüdür, televizyonla ilgili, medyayla ilgili, işte gazetedir buanlamda uluslararası sözleşmelerde Türkiye'nin de altına imza koyduğu, ParisŞartı, bu yani çok detaylandırılmamıştır; ama, daha alt kademelerde, daha altmaddelerde, yani diliyle ilgili, kültürüyle ilgili, radyo, televizyon şeklinde,öbür maddelerde geçiyor. Burada amaç bu yapının Türkiye'nin zenginliği olduğu,kendisini bu etnik yapıda gören insanların kendi kimliklerinin Türkiye'deCumhuriyet Devletinin çatısı altında yaşayarak, geliştirerek bu ülkeye daha çoksadık, bu vatanın daha çok bütünlüğü içinde kendisini ifade edebileceğine olaninancından kaynaklanıyor. Bu noktadan hareketle öbür maddelerde geçiyorKürt.... anadilde eğitim hakkı, radyo ve televizyon, Kürtçe yayın, yani buanlamda öbür maddelerde geçiyor; fakat Anayasa buna uygun mudur; değildir. Birsiyasî parti de konuları tartıştırarak, var olan sorunların çözümü konusundayasama organının gerekli değişiklikleri yapması, siyasî parti de konularıtartıştırarak, var olan sorunların çözümü konusunda yasama organının gereklideğişiklikleri yapması, siyasî partilerin konuyu gündemlerine alması, bu konuyueğer mutabakat sağlanırsa, bu anlamda irade beyan edilirse, gerekli tedbirlerinalınmasını hedeflemektedir.
Yineaynı üyenin, acaba ulusal kimlik kazanmış bir gruptan mı, yoksa azınlıktan mıbahsediyorsunuz ' sorusu üzerine:
Bildirininmuhtevasında zaten konu sanıyorum açıklığa kavuşuyor. Şimdi Anayasa veyasalarca garanti altına alınmalıdır. Yani, 2 nci maddenin son cümlesibahsedilen tüm sonuçların tanınması ve Anayasa ve yasalarca garanti altınaalınması... Bu cümleden ülkenin bütünlüğü çok açık bir şekilde anlaşılmışoluyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasasının, yasalarının güvenceyealdığı haklar, ülkenin bütünlüğünü riske edecek, sorun yaratacak konularolamaz. Ha nedir azınlık hakları; Türkiye Cumhuriyet Devletinin sınırlarıiçerisinde yaşayan bu insanların kendi kültürlerini, kendi kimliklerini ifadeedebilmeleri bunun daha detaylandırılması ise, tabiî ki, türkiye Büyük Milletmeclisinin sorunudur. Eğer Meclis, siyasî partiler bu anlamda konunun öneminikabul eder, konuyu gündemine alır, tartıştırırsa, bunu açabilir, tartışabilirve Meclisten çıkacak kararlarla dil olarak mı, televizyon olarak mı, radyoolarak mı, ne anlaşılıyorsa, o çerçevede demokratik olarak kendilerini ifadeetme haklarının verilmesi işaret edilmektedir. Burada sanıyorum yani bildiridebu anlamda.
Sizyani netice olarak azınlık mı diyorsunuz' sorusu üzerine de: Türkiye'deçoğunluğun dışında bulunan bir grup ise, azınlıktır tabii... Erbil'dekitoplantı ile ilgili davetiye olup olmadığı sorusuna karşılık:
Erbilkonuşmasının 4 siyasî partiye de resmî davet olduğu belli. Ancak, biz gerçektenşunu açık yüreklilikle belirtmek istiyoruz: Biz çok konudaki savunmadelillerimizi parti arşivinden hazırlatıp, bugün bu sözlü savunmada sunmak içinhazırlık yapmıştık. Maalesef veremeyiz efendim, l8 Şubat'ta Parti GenelMerkezinin bombalanması sonucu, sonuç ortada, binada kurtulan bir tek şeykalmadı.
Özelliklebu 4 siyasî partiye davetiye vardı; fakat Bonn toplatısıyla ilgili benaraştırdım, bir vekil sıfatıyla araştırdım resmî bir davetiye yoktu; ancak Bonntoplantısında bir yanlışlık vardı, bir yanlış tespit vardı, DGM Başsavcılığınıniddianamesinde olsun, Cumhuriyet Başsavcılığının kapatma iddianamesinde olsunBonn toplantısını PKK lidere Abdullah Öcalan'ın tertiplediği söyle- niyor. Bende bunu ifade etmek istiyorum: PKK lideri Abdullah Öcalan Almanya'ya gidersehemen tutuklanır. Çünkü orada aranan bir kişi konumunda. Yani, bu durumda o türbir hukuk devletinde bulunma olanağı olmayan bir kişinin toplantı düzenlemesimümkün değil; ancak, düzenleyenler bellidir orada. Bir tertip komitesi olurveya bir dernek olur veya bir kuruluş olur. Ha bunun da tespiti mümkündür,diplomatik yoldan bir yazışmayla, yani Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti faksıngeliştiği, teknolojinin geliştiği bir çağda Bonn'daki Büyükelçiliğimize birfaksla iki saat sonra faksa tekrar cevabın alabilir. Şimdi ben bunuyadırgıyorum. Bir hukukçu olarak bu tür olanaklarımız var, imkanlarımız var veinanıyorum ki, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılıklarının yazışmalarına da büyükhassasiyet ve önemle cevap veriliyor, anında veriliyor. Ama yapılmıyor.
YaşarKaya'nın Erbil konuşması ile ilgili bir soru üzerine O kongreye (Erbil) çoksayıda konuk katılmıştı ve bütün konuklara sırayla, sırası geldikçe konuşmahakkı vermişler. Sayın Ercan Karakaş yanılmıyorsam, Anavatan Partisinden şu anismini hatırlıyamıyorum; ancak Hakkâri milletvekili Esat Canan'la beraber gidenbir temsilci ve büyük Değişim Partisinden birer temsilci ile birlikte sırasıgeldiğinde Sayın Yaşar Kaya'da irticalen bir konuşma yapmış, yani o gününgelişmeleri, o kongrenin havası içinde irticalen bir Kürtçe konuşma yapmış vetakdir edersiniz ki, Yüce Mahkemenin kararlarında da Kürtçe konuşmak artık suçdeğil, Yüce Mahkemenin kararlarında da son içtihatlarında da var.
Yüzeyakın konuşmacı vardır orada, yüze yakın konuşmacı var ve usulen gelen bütünyabancı konuklara konuşma hakkı verilmiş o kongrede. BAŞKAN tarafından"Türkiye'de etnik ve dinsel köken ayrımı yapmadan herkesin bu özellikleriniaçıklama özgürlüğü içinde..." hatırlatılması yapılarak "Kimliğinifadesi olanağı..." nereden başlayıp, nerede biten siyasal, sosyal vehukuksal boyut taşıyor' Bana onu açıklarmısınız' sorusuna karşılık olarak:
Kimliğinifadesi olanağında bir gerçekti Anayasa mahkemesinin tüm kararlarındagörüyoruz, "Türkiye mozayiği vardır" deniliyor. "Türkiye'deTürklerden başka etnik ve azınlık unsurlar vardır" deniliyor. Bütünmahkeme kararlarında var; ama, açılmıyor. Hatta isim olarak da belirtti,"Kürt, Çerkez..." şeklinde de belirtti; ancak, Lozan Anlaşması örneğigetiriliyor. Dinî azınlıklar açısından getiriliyor Lozan örneği Anlaşması veLozan Anlaşmasında bu dinî azınlıkların birtakım hakları var, eğitim,okullaşma, yayın olanakları var. İlginç bir şey belirtmek istiyorum: Benimİlçem İdil'de ilk Müslüman aile bizdik, tamamı Süryaniydi. Ama, ne yazık ki, şuan 25 hane var. Mardin'in Sayın Cumhuriyet Başsavcımızın sanıyorum memleketioranın büyük çoğunluğu Süryaniydi, şimdi l5-20 hane var. Şimdi bu Süryaniler deLozan'a temsilci gönderdikleri zaman o dönemin metropolitanı o kadar kendiniMezopotamya'nın mozayiğiyle bütünleştirmiş ki, "Biz kendimizi ayrı birazınlık hissetmiyoruz ve bir hak ve talebimiz yoktur" demiştir veErmeniler, Rumlar, Yahudiler gibi Süryaniler azınlık statüsüne girmemiştir; amakiliselerinde bugüne kadar yapmışlardır eğitimlerini ve devlet tarafından birbaskı da kendilerine yapılmamıştır.
Şimdi,bunun yanında, Türkiye'de benim annem - yakında vefat etti - tek kelime Türkçebilmiyordu ve ben anlaşmak için elbetteki Kürtçe konuşmak zorundaydım. BirKürtçe konuşma dili var. Normal günlük yaşamda var, Anayasa Mahkemesikararlarında da var. Bugün 20 büyük televizyon, l00'ü aşkın televizyonbölgesel, bini aşkın radyo var. Biz Fransa'nın Korsika örneğini verirken, evet,Fransa Anayasasındaki birlik, üniter yapıyı koyuyoruz demokratik toplum içinde;ancak, her nedense Alsas Loren'deki dil hakkını özgürlüğünü kullanma,televizyon hakkını kullanıyorlar, eğitim hakkını kullanıyorlar, okullardakullanıyorlar görmezlikten geliyor... Bask modelinde eyalet sistemi..İngiltere'nin Galler örneğinde, Belçika'nın Flemenkler olayında, kantonlarolayında, İsviçre'nin kantonlar olayında, hepsinde var ve bu TürkiyeCumhuriyeti Devletinin son koalisyon hükümetinin programında resmî bir ifadeolarak "Kürt realitesi" olarak ifade edildi. Kürt realitesi,kimlikten öte bir geniş anlamı olan bir kelime; ama, Kürt realitesini ifadeeden Doğru Yol Partisi ve SHP hakkında kapatılma davası açılmamıştır. SHP'ninDoğu, Güneydoğu Raporu 1989 senesinde yazılmıştır ve orada ben o dönemde opartinin merkez yöneticiliğini yapıyordum. Kürt kimliği, hatta Kürtenstitülerinin kurulmasına kadar geniş bir süreç içinde bir ifade, bir anlatımvar. Onlar da kapatılma gerekçesi yapılmamıştır, açılmamıştır ve geçmiş siyasîparti kapatma davalarına bakıyorum; küçük sosyalist partiler ve son olarakdemokrasi Partisi, oy oranlarına baktığınız zaman sosyalist partilerin yüzdel'i bulmuyor. Demokrasi Partisi yüzde 3 müdür, 7 midir; tartışma konusu; çünkü,özgür bir henüz seçenekten sandığa ulaşmadı. Şimdi, Kürt kimliğinin sınırışudur: Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, üniter birlik yapısı içinde, bütünlükyapısı içinde kendi dilinden kaynaklanan, kendi kültüründen kaynaklanan vedoğallıktan gelen, doğuşla kabul edilen bu hakların özgürce kullanımı, çağdaşçakullanımı demektir. Yani nevruzun resmî bayram olması için benim ilçemde veyakomşu ilçem Çizre'de ille 50 kişinin ölmesini beklememek gerektiğinidüşünüyorum bir hukukçu olarak. Yine Kürt dilinin televizyonda söylenmesikorkutmamalıdır. Yani, resmî olarak, devlet kaynaklı olarak devlet bunu belkiilk aşamada yapmayabilir; ama yapmasında kanımca denetimsel olarak yararvardır, tıpkı Fransa örneğinde olduğu gibi, ama özel televizyonlarda bir Kürtçetürkünün söylenmesi bu ülkede kardeşliğe mi katkı sunar, ayrıcalıklığa mı katkısunar' Bu çok önemli bir tespittir, bunu çok iyi görmek lazım. Eğer biz bunugöremiyorsak, şimdi Yüce Mahkeme sadece Demokrasi Partisinin kapatılmasıylauğraşırken, Sayın Çiller'in partisi de Diyarbakır'da Şivan'ın kasetleriyleseçim propagandası yaparsa, Şırnak'ta -açık konuşayım- Anavatan Partisi Kürtgruplarının türküleriyle seçim propagandası yaparsaki, bunların hepsi birreailite ve yapılıyor- onlara müeyyide uygulanmazsa ve sadece ve sadece obölgede güçlü olan bir partiye bu müeyyide uygulamaya kalkar, teneffüs, solukalma olanağı kalmaz. DEP de kapatılırsa Sayın Başkanım, ne olacak orada' Başkaparti olacak mı' Şu an yok. Olmayınca... Yani, şimdi ben buraya getiriyorum,kimlik ifadesini demokratik toplum sınırları içinde ve çok net söylüyorum,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ölçüsünde ve çok net söylüyorum, biz TürkiyeCumhuriyeti olarak yükümlülüğümüz var. Pakta sun selvanda, ahde vefa, yanisözleşmeye saygı ve okuyorum Sayın Başkanım; kimliğe cevabımı veriyorum bumaddede (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi l4 üncü madde): "Bu sözleşmedeöne sürülmüş olan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, bir ulusalazınlıktan olma, mülkiyet, doğuş ve benzeri başka bir statü ayrımıgözetilmeksizin herkes için sağlanır." Bu net. Paris Şartı insanî boyutkararlarına bakıyoruz: Artık Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak,Ortadoğu'da parlayan bir yıldız olarak Avrupa'nın 32 üyeli konseyinin bir üyesiolarak, çağdaş bir devlet olma iddiasında olarak 21 inci yüzyılın son çeyreğinealtı kala bu tür basit şeyleri aşabilmesi gerekir diye düşünüyorum. Laz kökenlivatandaşlarımızı, Çerkez kökenli vatandaşlarımızı, Arnavut kökenlivatandaşlarımızı ulusal azınlıklar kapsamında mı görüyorsunuz ya da görmüyürmusunuz' sorusuna karşılık:
Türkiye'deresmî Devlet İstatistik Enstitüsünün kayıtlarını araştırırsanız Sayın Başkanım,çok yakın tarihe kadar nerede kaç Kürt, kaç Laz, kaçı Arapça konuşuyor, kaçıTürkçe konuşuyor, kayıtları var. Yani tek parti döneminde bile var. Bugün yok.Olması gereken bugünde yok. Bu bilimsel bir tanım, bir sosyolojik tanım, birtarihsel sürecin getirdiği bir tanım. Bu ulusal ekaliyet olma veya azınlık olmaveya ulus olma veya halk olma, hiç önemli değil bence. Yani, l5 milyon daolabilir, 2 milyon da olabilir, Bosna-Hersek bugün 2,5 milyon BoşnakMüslümandır, İsrail 3 milyondur, yani sayılar ifade etmiyor.
Şimdi,bu sayı azınlık olma veya çoğunluk olma. Bu sayı olayı kişinin doğuşundangelen, dilinden gelen, kültüründen gelen, tarihinden gelen haklarınındemokratik bir toplumda kullanılması için bu tür kavramların bir anlamı yoktur.Bu tür kavramlar birtakım haklar doğururlar kaygı ve korkusundan kurtulmakgerekir diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinde biz gerçektendüşünüyorum bazen, o bölgede olayların içinde yaşayan bir insan olarak diyorumki binlerce yıllık beraberliğimiz, kardeşliğimiz, din birlikteliğimiz,akrabalıklarımız, ekonomik ortaklıklarımız, bunca güçlü bir bağımız olmasaydıbiz birbirimize karşı bu kadar hor davranan insanlar çoktan Yugoslavya'nınKrayine bölgesini aşmış olurdu. Ben bir hukukçu olarak bunu çok net olarakgörüyorum ve şunu isterdim ki, Yüce Mahkeme bu konuda toplumsal barışınsağlanması konusunda bir öncülük, gerçekten bir açılım versin. Çünkü birtıkanılmışlık, bir kaos var ülkemizde ve bu kaos, milletvekillerini atabiliriz,partiler kapanabilir; hiçbir şey çözmez, A gider, B gelir, yani değişmez. Onunyerine başkası gelir, ama bir gerçek değişmez, hergün daha da boyutlanıyorolaylar ve bu azalmıyor. Olaylar tırmanıyor azalmıyor. Buna bir demokratikteneffüse ben Meclisin, Yasama organının yapısını ne yazık ki müsait görmüyorum.Zaman zaman, demin gösterdiğim gazete örneğinde Sayın Demirel'in bu türaçıklamaları bu sıkıntının ifadesidir, bir çözüm arayışıdır.
Sizinokuduğunuz l4 üncü maddedeki hakları bağlayacağınız kurumsal yapı nedir, neolarak görüyorsunuz Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızı o madde içinde' Sorusunacevaben;
Kısave net cevap vereyim: Ulusal ya da toplumsal köken diyorum. Azınlık, halk,etnik grup demiyorum. Ulusal ya da toplumsal köken. Bilen tek bir vatandaşımızvardı, o da ... vefat etti. Ulusal ya da toplumsal köken...ben sözleşmeninmaddesini aynen yazmışım burada. Aynı şey Paris Şartı, Helsinki Nihai Senedindede daha geniş olarak var.
Sıksık halk ve halklar sözcükleri kullanılıyor. Bu sözcükleri parti nasıltanımlıyor, hangi anlamda kullanıyor bunları' sorusuna karşılık:
Türkiye'deveya Türkiye gibi tarihî geçmişi olan, nüfus yoğunluğu olan, zenginliği olantüm ülkelerde tek ırk, tek ulus, tek etnik yapıdan gelme ari bir yapı bulmanızmümkün değil. Rusya'yı aşın, Rusya'da 200'ü aşkın ulus, ulusal azınlık, grup.Herhangi bir tarafa bakalım. Bir İsviçre örneği, bir Belçika örneği. Anadolubunlardan çok daha tarihî bir yer. Anadolu'da öyle bir tarih yaşanmış ki,öylesine uluslar gelip gitmiş ki, öyle medeniyetler yaşanmış ki, bu topraklarınüzerinde de Türklerin geliş tarihi belli Osmanlılarla, ondan önceKonstantinapolis'te yaşayan azınlıklar bugün de nadir de olsa İstanbul'dayaşıyorlar ve bugün özellikle Türklerin geliş tarihi sonrası yine o topraklarınaslî unsuru olarak oralarda yaşamış olan ve tarihte Osmanlı ve Türk tarihinde,Cumhuriyet tarihinde çok net, çok sık ve hatta Türkiye Cumhuriyetinin KurucusuMustafa Kemal Atatürk'ün söylevlerinde ifade edilen Türk de vardır, Kürt devardır, Çerkez de vardır, Abaza da vardır, Laz da vardır, hatta hatta bunubilimsel araştırmasını yapanlar 49 tane etnik kesimin olduğunu belirtirler.Ancak, bu kadar etnik kesim, kimlik, bugün kendisini ortak, kıvançta, acıda,kadarde ortak noktalarda tinsel olarak şekillendirmişse ve geçmişten gelen birortaklık varsa, bu ortaklığı güzelce bir çiçek demeti gibi yaşatmak gerektiğineinanıyoruz. Çünkü Çanakkale'de yalnız türklerin kanı yok, dökülen kanı yok,kürtlerin de kanı dökülmüştür, Kıbrıs'ta da aynı ve şimdi bu topraklarınkurtuluşunda beraber kan döken insanlar yalnız Türkler değildir. O zaman halkveya halklar kavramından bilimsel olarak da, hukuksal olarak da, tarihselolarak da fazla korkmamak gerekir. Çünkü gerçeklik budur, realite budur ve budevletin resmî belgelerinde budur. Şimdi bu budur diye ben yok saymam ki.
Yoksayılamayacağına göre, bu farklılıkların dün nevruz şenliklerini izledinizekranlarda, yani halay çekiyor insanlar Kürtçe türkü söylüyor. Şimdi biz buKürtçe türkünün yasaklanması için yasaklar koyarak, ifadeyi kapatarak önlerinibiz türk ulusunu homojen yapıyı oluşturamayız ki, buna bilim, buna sosyolojikgerçekler, buna tarih müsait değildir. Yani biz kâğıt üzerinde istediğimizkadar yazalım çizelim gerçeklik budur. Kürt dili eğer kaybolmamışsa bugünekadar ve çok sayıda insan konuşuyorsa, böyle bir dilin olup olmaması önemlideğil, sonradan da gelişmiş, öğrenilmiş olabilir. Yani sonradan gelişmiş,öğrenilmiş bir dil dahi olsa.
Halkinsanlardan oluşan toplulukların adı efendim. Halk kavramını herkes kullanıyor.Politikacı kullanıyor, hukukçu kullanıyor, bakkal kullanıyor.
TerörleMücadele Yasası'nın 9. maddesiyle ilgili bir soru üzerine; 9 uncu madde gereğiDGM'de açılan bir soruşturmanın delilleri dışında iddianameye dayanak edilenbaşka bir delil yoktur. Devlet Güvenlik Mahkemesinin hazırlık dosyalarındanalınan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının siyasî Partiler Yasası l06 ncımaddesi fıkrası uyarınca aldığı belgeler delil olarak gösteriliyor. ŞimdiAnayasa münhasır yargısal denetimi Yüce Anayasa Mahkemesine verecek, bununyanında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 9 uncu maddeye dayanarak "terörsuçu kapsamındadır" deyip bir kavuşturma açacak ve o kovuşturma bugünburada delil olarak sunacak. Bundan daha öte bir hukuksal illiyeti bendüşünemiyorum.
Netolarak söylüyorum. Biri bu. İkincisi, 9 uncu madde Anayasanın münhasıryetkisini kaldırmıştır. 68, 69 ayrıca Devlet Güvenlik Yargılama Usul Yasasının9 uncu maddesinin son fıkrasında çok net. Deniliyor ki, Anayasa Mahkemesininbakacağı davalar hariç. Ama, sonradan getirilen, 3713'te getirilen 9 uncumadde, bunu da kaldırıyor ve ilginçtir, SHP o dönemde iptal başvurusunuyaparken hepsini saymış, nasılsa 9'u atlamış, ben onun mantığını anlayamadımtabiî. Bütün bu maddeler Anayasa Mahkemesinde görüşüldü, iptal istemiyleincelendi, ama bu madde atlanmış nedense. Onu anlayamadım, unutulmuş olabilir.
Başvurudaolmayınca sizler de inceleyemediniz. REMZİ KARTAL- Başkanım, gerek sizin, gereksayın üyemizin şahsıma sorduğu sualle ilgili verilen cevaplarda belki eksikkaldı düşüncesiyle, bir de Sayın Hasip Kaplan'ın şahsına sorulan suallerleilgili, partimle ilgili düşüncelerde katkı sağlamak için söz istirham ettim.
Şimdiikinci maddede Türkiye'nin sosyolojik gerçeğine uygun olarak Kürt kimliğiyletüm sonuçları, Kürt kimliği tüm sonuçlarıyla birlikte tanınmalı, Anayasa veyasalarca garanti altına alınmalıdır. Bu "tüm sonuçlarıyla" nekastediliyor' Ne anlıyorsunuz sorusu vardı. Kürtler azınlık mıdır, halk mıdır,nedir, nasıl tanımlıyorsunuz' Yani, şey sonucu geliyor. Cevap aslında 3 üncümaddede, yani Kürt kimliğinin kabulü temelinde Türkiye'nin taraf olduğu tümuluslararası antlaşmalara konulmuş, çekinceleri geri alınmalı ve sorunun AGİKsüreci ki, bu sürece imza koymuşuz ve Paris Şartına uygun olarak çözümü içinadımlar atılmalıdır.
Dört,Kürtler kendilerini çağdaş anlamda ifade edebilmek için dilini, kültürünü,sanatını yazılı ve sözlü olarak kullanabilmeli ve geliştirebilmelidir.
Şunualtını çizerek arz etmek istiyorum: Geçmişte kapatılan Halkın Emek Partisi,bugünde kapatılmasıyla ilgili davanın sürdüğü Demokrasi Partisi dört yıllık birsüreç içerisinde, son dört yıllık süreçte karşımıza çıkıyor. PartininTürkiye'de olmayan bir sorunu yaratma ve yarattığı sorunla da Türkiye'yi kaosasokma, Türkiye'yi bölme gibi ne bir iddiası var, ne de böyle bir gücü var. Tamtersine, Türkiye'de var olan ve Türkiye'nin bugün sosyal, siyasal, ekonomik,kültürel yaşamının bütün problemlerini hemen hemen ana sorunu haline gelenTürkiye'de yaşanan şiddet olaylarının, terör olaylarının, ekonomik ve siyasîkrizin nedenleriyle ilgili diğer siyasî partilerden farklı olan teşhisi vetedavisiyle ilgili, düşünceleriyle ilgili ortaya çıkış sebebi söz konusu. AdıKürt halkı mı olur, adı Kürt ulusu mu olur, adı bir aşiret mi olur, adı başkabir şey mi olur; problem bu değil. Problem, Türkiye'de birtakım olaylar var.Sayın Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle buna 29 uncu Kürt isyanı diyor, SayınGenelkurmay Başkanı kendi ifadesiyle düşük yoğunlukta savaş diyor. başka birisibaşka bir şekilde adlandırabiliyor. Millî Savunma Bakanı bölgeden gelirken bencepheden geliyorum gibi ifadede bulunuyor. Türkiye'de var olan bu sorunlarıteşhis etmek ve çözme konusunda bizim parti olarak adı ne olursa olsun, ulusmudur, halk mıdır, köken midir, yani bunu Türkiye kamuoyu konuşmalı tartışmalı,ancak sonuç itibariyle çözüme ve tedavisine kamuoyunda oluşacak olan sağduyuylabirlikte bir çare, bir formül bulunmalı, ama mutlak surette bulunmalı ki,Türkiye bu giderek yaşadığı kaosu aşabilsin...
Sizegöre çare nedir' sorusuna karşılık olarak da;
Bizegöre demokrasidir Sayın Başkanım, bize göre Türkiye Cumhuriyeti Devletininordusundan daha güçlü, büyük bir gücü var, 60 milyona yakın insanın ortakiradesidir. Bu 60 milyona yakın olan insanın barış içinde, bir arada, huzuriçinde yaşama ile ilgili olan iradesi her şeyin üstünde en güçlü kuvvettir diyedüşünüyoruz. Bu noktadan hareket edince demokratik ortamda konuşulup tartışılanhiçbir fikrin, ne kadar zararlı da olursa olsun, ne kadar aşırı da olursaolsun, hiçbir fikrin bu sağduyuyu aşabileceğine inanmıyoruz. Bize göre varolan, yaşanan sıkıntıların temelinde 70 yıllık Cumhuriyet tarihi içerisindeTürkiye'nin sosyolojik, etnografik kimliğine uygun olarak çözümsüz bırakılanbirtakım sorunları sebeptir. Bunun adı da Kürt sorunudur. Kürt sorununuDemokrasi Partisi yaratmadı. Kürt sorunu var. Bu Türkiye'nin gerçeğine uygunbir şekilde de siyasî güçler tarafından formüle edilemiyor ve bunun sonucu daTürkiye gerek uluslararası konjönktürde gerekse Ortadoğu konjönktürdeTürkiye'nin birliğiyle ilgili sıkıntıları olan veyahut da problemleri olangüçler tarafından da desteklenen bir boyutuyla Türkiye bu sıkıntıları giderekyaşıyor ve bu sıkıntılar her geçen gün de artıyor. Demokrasi Partisi busorunların çözümüyle ilgili konuları gündeme getirirken, kendiliğinden busorunu yaratmıyor. Bir sorun var, bu sorun nedir, konuşmalıyız, tartışmalıyız,Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Mecli dışındaki bütün sivil toplum örgütleri,kamuoyu medyasıyla bu sorunun adını, tedavisini doğru koymalıyız,tedbirlerimizi almalıyız; ama ne, hangi hedefler için' Türkiye'nin bütünlüğüiçin, Türkiye'nin iç barışı için, Türkiye'nin bölgede ve uluslararası arenadagüçlü bir devlet haline gelmesi bakımından.
Biz,bugünkü yasalara göre, geçmişte Halkın Emek Partisinin kapatıldığı gibi, buparti de kapatılabilir; ancak, biz parti kapatmalarının düşüncesinin önündekiengellerin devamının Türkiye'ye, ülkemize bir fayda sağlamayacağı inancındayızve kendimizi, özellikle bu yaşanan acılı tabloda soruna müdahale etme,demokratik inisiyatifi, parlamento inisiyatifini koymayla görevli görmekteyiz.Bu anlamda kendimizi, klasik anlamda bugüne kadarki kamuoyunun gördüğüanlamdaki bir milletvekili kimliği de görmüyoruz. Esas kimliğimizi bu ülkeninyaşadığı sancıları, acıları gündeme getirmek, tartıştırmak, demin çizdiğim hedeflerçerçevesinde bu sıkıntılı tarihî süreçte üzerimize düşen görevi yapmamızgerektiği inancındayız.
Bupartinin kuruluş amacı bu. Bu partinin Mecliste, kamuoyunda yapmak istediğikatkı bu. Ne ülkeyi bölmektir ne ülkede var olmayan bir sorunu yaratmaktır nede ülkenin giderek içinde yaşadığı bu iç çatışmaların artmasına, yoğunlaşmasınakatkı sağlamaktır. Bu bizim için medyada bizim düşüncelerimize karşı olan, bizekarşı olan güçlerin iddiasıdır.
Biziki şeyi aşamadık: Biz medyayı aşamadık, bunu aşacak gücümüz yok. Bisparlamentodaki bugünki siyasî mutabakatı aşamadık. Siyasî partiler buna"Millî mutabakat" diyorlar, biz bu düşüncede değiliz. yapılan millîmutabakatın Türkiye'nin yararına olmadığına inanıyoruz. Bu sözlerimiz bugüniçin Yüksek Mahkemeniz tarafından da kabul görmeyebilir. Parlamentoda görmediğigibi. Ama, biz tarih önünde Türk halkının süreç içerisinde herşeyi çok dahageriye dönüp baktığı zaman açıklıkla konuşup tartışacağına inanıyoruz. Buçerçevede, burada adı ulus mudur, halk mıdır, aşiret midir, köken midir '...Sorunun bu olmadığı düşüncesindeyiz; ama, şu anda kendi ülkemizin imzaladığıuluslararası sözleşmeler çerçevesinde, bu AGİK süreci ve Paris Şartı 3 üncümadde geçen, buradaki tarifiyle buradaki tanınan demokratik taleplerle Türkiye'niniç hukukuna bunun uygulanmasıyla biz sorunun önemli ölçüde şiddetin elindenalınacağına, ülkenin demokratik sistemi içerisinde 60 milyon insanın iradesiyleşiddetin ülkenin toplumsal gündeminden çıkarılabileceğine ve ülkenin muhtaçolduğu huzur ve iç barışını sağlayacağına inanıyoruz. Bu çerçevededüşüncelerimizi ifade etmek istedik.
Tekildevletle tek ulus konusunda ne düşünüyorsunuz parti olarak' sorusuna karşılık:
BizTürkiye'de bu gerek sorduğunuz soru açısından, gerekse mevcut yaşanan sorunlarınçözümü açısından bir program da yatan ve bu böyle çözülmelidir, bunun formülübudur diyen bir dayatmacı konumda değiliz. Biz bir sorun var, bu sorun mevcutbu politikalarla çözülmüyor daha çok ağırlaşıyor. Bunu tartışsın Türkiye;Parlamento tartışsın, kamuoyu tartışsın, söylediğiniz sorunun da cevabını,çözümlerin de cevabını tartışarak hep birlikte o zaman öğreneceğiz. Bu anlamdaçok açık net programı savunan bu ülkede bu işin çözümü budur, bu yapılmalıdır;ama bugün kamuoyunda tartışılan, bizim de katıldığımız bu ülkede bir üst kimlikaltında, bu ülkede var olan, kendilerini ifade etmek isteyen TürkiyeCumhuriyeti Devleti Bütünlüğü içerisinde alt kimliklerle bu sorunlarınaşılabileceği düşüncesindeyiz. Ancak, parti olarak böyle bir programımız yok."
V-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
DavalıDemokrasi Partisi'nin 15.4.1994 günlü 1993/3 S.P. dosya nolu esas hakkındakisavunmasında özetle şöyle denilmiştir.
"I-Usûle İlişkin
a-Bekletici sorun, davanın sonucunu etkileyeceği gibi, bu sorun, AnayasaMahkemesinin görevi dışındadır.
Başsavcılıkiddianame ve esas hakkında görüşünde, partinin kapatılması istemini, AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesinde derdest olan, 1993/114-115 E.ceza dosyalarındakifiillere dayandırmaktadır. Kanımızca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin,Anayasanın münhasır yargı alanına girmesi, onların yetkilerini paylaşması,Anayasaya aykırıdır. Ancak, açılmış ve derdest davalar bulunduğundan,"bölücülük" suçlarının sübuta erip ermediğinin tesbiti ve bu yöndekesin bir mahkeme kararının bulunması zarureti ortaya çıkmış bulunmaktadır.
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesince cezai yönden suç unsuru bulunmadığını varsayarsak,aklanmış bir fiilin kapatma delili ve gerekçesi olarak sunulması hukuken mümkünolamaz. Bir mahkemenin suç yoktur dediğine, diğer bir mahkemenin suç vardırdemesi, derecesi ne olursa olsun, ceza ve yargılama mantığı açısındanbakıldığında, sonuç olarak çelişki ve mükerrerlik olarak tezahür edecektir.
Bekleticisorun olarak gösterdiğimiz Erbil ve Bonn konuşmaları ile " barışbildirisi"nin 3713 s. y.nın 8/1 nci maddesine aykırılık nedeniyle davakonusu olduğu dikkate alındığında, hem deliller bu dosyalardan temin edilmiş,hemde sübut delilleri bu dosyalar üzerinden araştırılmaktadır. O halde budosyaların kesin sonuçlarının beklenmesi, davanın sonucunu esastan etkileyecekönemdedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bir başka mahkemecegörülen derdest dosyaların sonuçlarının beklenmesi kaçınılmazdır.
b-Avrupa İnsan Hakları Komisyonundaki HEP davası, bekletici sorun teşkil eder.
Avrupaİnsan Hakları Komisyonunda 22723/93, 22724/93, 22725/93 sayılı derdestdosyalar, HEP'in kapatılması davasında dayanak gösterilen Anayasa ve SiyasiPartiler yasasının hükümlerinin, sözleşmeye aykırılık teşkil edip etmediğigörüşüldüğünden, önem arzetmektedir. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, etnik,din, dil farklılıkları ve bunların sonuçları hep birliktedeğerlendirilmektedir.
Türkiyesözkonusu sözleşmeyi imzalamış, onamış ve yürürlüğe koymuş olmakla Anayasanın90 ncı maddesi uyarınca bir iç hukuk hükmü haline gelmekle, buna uyulupuyulmadığıda denetlenmiş olacaktır. Komisyonun Nisan ayı içinde gündeminde olandavanın sonuçlanması mevzuat değişikliği ile birlikte ödence konusunuda gündemegetirecektir.
PactaSun Senvanda, yani ahd-e vefa gereği sözleşmeye saygı, hukuk devleti olmanıngereğidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hergeçen gün dahada geliştirilerek"ortak bir Anayasa" olma yönünde gelişmektedir. Avrupa Konseyi üyesibirçok ülke, mevzuatını yeniden belirlerken sözleşme hükümlerini dikkatealmakta, bu ülkelerde mahkemeler hüküm verirken sözleşme hükümlerini nazaraalmaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Komisyonuna 1987 yılında bireysel başvuru hakkını kabul edenTürkiye 1990 yılında Avrupa İnsan Hakları Divanının yargı yetkisini kabulederek önemli bir adım daha atmıştır. Dünyada tek uluslararası mahkeme olanKomisyon ve Divan'ın üye ülkelerin en seçkin hukukçularından oluşması,insanlığın ortak değerlerinin, evrensel hukuk ilkelerinin yaşama geçmesindebelirleyici ve bağlayıcı etkileri giderek dahaçok kendini hissettirmeyebaşlamıştır.
YüceMahkemenin evrensel hukuk kuralları ve çağdaş gelişen dünyada ki değerleridikkate alması, yasamanın zaman zaman bazı nedenlerle gösterdiği tıkanıklıkkarşısında hukuk içtihatları yaratarak, çağa ihtiyaca cevap verme gibi sonderece zor ama onurlu görevleride bulunmaktadır. Biz bu nedenle, YüceMahkemenin Strasbourg'ta Komisyon nezdindeki gelişmeleri izlemesini, bekleticisorun yapmasını istemekteyiz.
c-Anayasaya aykırılık iddialarımız ciddidir.
TerörleMücadele yasasının 9 ncu maddesi siyasi Partiler Yasası'nın 78, 81 ncimaddelerinin Anayasaya aykırılıklarının incelenmesi gerekir. Geçici 15 ncimadde ise hukuken bağlayıcılığını yitirmiş bir maddedir. Kaldı ki Dünyanınhiçbir hukuk devletinde böylesi bir madde bunca yıl yürürlükte kalmaz.Uluslararası sözleşmlere, hukukun evrensel ilkelerine açıkça aykırı bu hükmünmevcut yasaların orjinal hallerinin bozulması nedeniyle uygulama kabiliyetidekalmamıştır.
Anayasamızagöre Siyasi Partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Özgürcefaaliyetlerini sürdürebilmeleri içinde Anayasa Mahkemesinin münhasır denetimikabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi dışında özellikle Sıkıyönetim veya DGM gibiözel mahkemelerin siyasî partileri kavuşturması durumunda hem Anayasanıntanıdığı "münhasır yetki" zedelenmiş olur. Hemde demokrasiye ve hukukdevletine zarar veren müdahaleler eksilmez.
1961Anayasası ile getirilen güvence, 1982 Anayasasında 68 ve 69 ncu maddelerdeyeralmış olup, özellikle yasama dokunulmazlığı bulunmayan siyasi partiliderlerinin keyfi gözaltı ve tutuklanmalarının önüne geçilmek istenmiştir. Neyazık ki uygulama bunun tersi olarak cereyan etmeye devam ediyor.
SiyasiParti liderleri seçim dönemi olsun ve olmasın sürekli olarak partilerinitanıtıcı toplantı, miting benzeri etkinliklere katılır ve konuşmalar yaparlar.Ülkenin heryerinde yapılan bu konuşmalar nedeniyle her yetkili savcı bir soruşturmaaçmağa kalkarsa, liderler, günlerini nezarette ve ifade kuyruklarındageçirirlerdi. Bu durumda ise demokrasinin gereklerinin yerine getirilmişolduğunu varsaymak mümkün değildir. DEP eski Genel başkanı Yaşar Kaya'nıntutuklanıp üçaya yakın süre tutuklu kalması ile parti faaliyeti engellenmiştir.Siyasi partilerin münhasır yetkisi ihlal edilmemiş olsaydı demokratik birşekilde çalışmalarını sürdürmeleri olanaklı olacaktı. Bu durumda 3713 s.y.nın 9ncu maddesi, Anayasa açıkça aykırılık teşkil ettiğinden iptal isteminin ciddigörülerek incelenmesi gerekmektedir.
d-Usule, hukuka, ahlâka uygun delil toplanması istemimiz dikkate alınmalıdır.
Erbilve Bonn konuşmalarına ilişkin sağlıklı kayıtlar elde edilemediği gibi, nereden,nasıl ve ne şekilde temin edildiği meçhül kasetlerin delil olarakdeğerlendirilmesi mümkün değildir. Önsavunma dilekçemizde belirttiğimiz gibiYüce Mahkemece bu konuda bize yetki ve süre verildiği takdirde bizzat Erbil veBonn'a giderek inceleme ve araştırma yapacağımızı belirtmiştik. Şu ana kadartoplanan deliller ile iki konuşmanın tamamı ve orjinali elde edilememiştir.
AnkaraDGM Savcılığının iddianameleri delil olarak sunulduğundan, bazı iddialarınhayal mahsulu olduğu örneğin Bonn toplantısını PKK Genel Sekreteri AbdullahÖcalanın düzenlemediği, düzenleyen kişi ve kuruluşların ise belli olduğu ancakaraştırılmadığı görülmektedir. Bir sanıkta ele geçen kasetle yetinilmesi mümkündeğildir. Yüce Mahkemede Ceza Usul hükümleri uygulandığından, sübut delilleriaçısından sağlıklı bir araştırma yapılması zarureti ortaya çıkmaktadır. Aksitakdirde, usule, hukuka ve ahlaka aykırı olarak elde edilen delillerin kapatmagerekçesi teşkil edemiyeceğinin karara bağlanması gerektiği kanısıdayız.
PartiMYK'sının aldığı bir kararla "Barış Bildirisinin" de kapatılmagerekçesi olarak gösterildiği dikkate alındığında, ülkenin yaşadığı koşullar vetoplumun barış istemi dikkate alınarak Kurultayın Parti Meclisine yüklediğikararın alınmasında, tüzük ve proğram hükümlerinin ihlal edilip edilmediğininincelenmesi önem arzetmektedir. Daha önce herhangi bir ihtara konu olmayan ikikonuşma ve bir bildiri nedeniyle belirtiğimiz usuli eksiklikleringiderilmesinden sonra esas açısından inceleme yapılması gerekir.
II-Esasa İlişkin
DemokrasiPartisi 7.5.1993 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na başvurusunu yaparak SPY nın 8nci maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Kuruluşundan yirmiikigün sonraeski Genel Başkan Yaşar Kaya'nın katıldığı 29.5.1993 tarihli FederalAlmanya'nın Bonn : 15.8.1993 tarihindeki Erbil şehrindeki konuşma ile Ağustos1993 tarihindeki parti Merkez Yürütme Kurulunun "Demokrasi Partisininbarış çağrısıdır" başlıklı bildirisi kapatılma gerekçesi olarakgösterilmektedir.
Anayasanın69 ncu maddesine göre: Siyasi partiler tüzük ve proğramlarının dışındafaaliyette bulunamazlar..Cumhuriyet başsavcıları kurulan partilerin tüzük veproğramlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu denetler..denilmektedir. "DEP tüzük ve proğramı" sözkonusu denetimden geçmiş veherhangi bir aykırılık görülmemiştir.
a-Siyasi Partiler Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır.
SiyasiPartiler, demokratik, çağdaş, hukuk devletlerinde, siyasal iktidara sahipolmayı hedefleyen dinamik organizmalardır. Siyasal vücutlarını, doktirin veeylemlerinden örülü ideolojileri canlı tutar. Seçimi hedeflemeleri seçmenkitlesinin "Halkın" istemlerinin yasama geçirilmesini hedeflemelerinedeniyle destek arayacakları ilk yer toplumsal kökleridir. Onun içindir İşçiPartisi emekçilerden, Köylü partisi kırsal kesimden, LiberallerKapitalistlerden oy isterler. Günümüzde bu çerçeve ve yelpazeleri değişiketkenlerle çoğaltmak mümkündür. Prof.Dr.Zafer Tunaya göre,
"SiyasalParti, bir proğram (doktirin eylem) çerçevesinde birleşmiş insanları bir örgütiçinde toplar ve siyasal iktidarı, serbest seçimler yoluyla, ele geçirmeyönünde ortak çabaları düzenler ve kanalize eder.
Butanıma giren siyasal parti, açık çoğulcu çok partili rejimin ögesi olmakta vetek partiden ayrılmaktadır. Giderek, tekçi rejimlerin güdümlü çoğulculuğundanayrılmaktadır..."
DemokratikDevletin en büyük özelliği çok partili renkli siyasî yaşama sahip olmasıdır.Siyasal Partilere özgürce çalışmaları ve faaliyette bulunmaları için getirilenAnayasal güvence, bu nedenle Anayasa Mahkemesinin tek ve münhasır yetkisinebağlanmıştır.
SiyasîPartilerin tanımlamaları yapılırken, "Kadro Partileri" ve "KitlePartileri" ayrımına gidilmektedir. Kitle partileri üye ve taraflarsayısını daima arttırmak için bünyelerinde değişik görüşlerede yerveren ortakçıkarlarını öne alan anlayışları ile esnek yapılanmaları ile Kadro ve ideolojipartilerinden ayrılırlar.
DEPbir kitle partisi olduğu proğramında şöyle açıklamaktadır: "DEP toplumdademokrasi için ciddi bir savaşım verebilmenin ön koşulunu, kendi içinde gerçekbir demokratik yapı ve işleyiş sağlamakla görür. Bu nedenle, parti içinde tambir düşünce ve tartışma özgürlüğünü esas alır ve her türlü anti-demokratik vebaskıcı yöntemi dışlar.
DEPDemokrasi ve değişimden yana olan: baskıya haksızlığa karşı çıkan, kitlelerinaldatılmasına son vermek ülkenin ve toplumun çehresini değiştirmek isteyen tümemekçileri, aydınları, gençleri, demokratları, yurtseverleri, barışseverleri veçevrecileri ortak amaca ulaşmak için saflarında birleşmeye ve görev almağaçağırır.." denilmektedir.
DEPmücadele anlayışını ve örgütlenme modelini açıklıkla belirledikten sonra,Anayasal sınırlar içinde meşru ve haklı mücadelesini başlatmıştır.
b-Kapatma gerekçesi iki konuşma bir bildiriden ibaret olup düşünce açıklamasınınkapatılma gerekçesi olması çağdışı ve hukuka aykırıdır.
DEPhakkında "şiddet eylemlerine" başvurduğu için, veya yasadışıeylemlilikler içinde bulunduğu için değil yalnızca Genel Başkanın iki konuşmasıve MYK'nın bir bildirisi nedeniyle kapatılmasının istenmesi Yirmibirinciyüzyıla altı yıl kala "düşünce suçu nedeniyle" yargılanma ayıbıolarak tezahür etmektedir. Hiçbir çağdaş demokratik hukuk devletinde"düşünce suçu" diye bir suç olamaz, TCK'nun 141, 142 ve 163 ncümaddelerinin kaldırılması ile övünen bir devletin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri,hukukun evrensel ilkelerini hiçe sayan bir yaklaşımla düşünceleri nedeniyle birsiyasi partiyi kapatmak istemesi o ülkenin demokratikleşmede geldiği aşamayıgösterdiği gibi, gerçek bir demokrasiden bahsedilmesi olanaklarınındabulunmadığını gösterir. Bu yaklaşım tarzı olaylara hukuki açıdan değil"politik" açıdan bakma yargılama görüntüsü verirki, partilermezarlığına dönen bir ülke asla demokratik bir hukuk devleti olamaz. Resmiideoloji doğrultusunda, tabucu, statükücü, hertürlü değişime tahammülsüz birresmi anlayış ile siyasi partilere böylesi dar, bir giysi giydirmenin hukuklademokrasi ile bağdaşır hiçbir yanı yoktur.
c-İsnad ciddi olmalı T.C. Devleti iki konuşma bir bildiri ile bölünmez.
SiyasiPartiler tıpkı canlı organizmalar gibi gelişen, değişen çağa, tekniğe, topluma,ihtiyaçlara göre kendilerini yenilemek zorundadırlar. Proğramlarını buihtiyaçlara göre belirlerler. Proğramlarını ifade etmek için de sözlü veyayazılı açıklamalarda bulunur düşünce açıklarlar. Toplum hayatında çok önemliyeri olan partilerin siyasi faaliyetlerinde elbette sınırlar vardır. Bu sınırınen başında demokratik mücadele anlayışı dışına çıkmamak gelir. Demokratikmücadele anlayışı dışına çıkmak, şiddet sınırına geçmek en belli başlısınırdır."
"Düşünceaçıklama gibi son derece masum eylemler nedeniyle kapatılması,milletvekillerinin Anayasanın 84 ncü maddesi uyarınca milletvekilliklerinindüşürülmesi gibi ağır yaptırımlar karşısında, iddia ile sonuç arasındakiilliyet yanısıra, ülke demokrasisine getireceği katkınında çok iyideğerlendirilmesi gibi zorlu bir görev ile karşı karşıya bulunmaktayız.
Sosyalyapılar içine girilmeden, gerçekçi bir inceleme ve araştırma yapılmadan,çoğulculuk, katılımcılık ve demokrasi açısındanda sağlıklı çözümlere varamayız.
Prof.Duwerger, çok partili rejimlerin demokrasinin varolduğu, Batı anlamında birdemokrasinin göstergesi olduğu anlamına gelmeyeceğini vurgularken, önemli birnoktaya dikkat çekmektedir.
Nüfusyoğunluğu olan, çeşitli etnik ve dinsel zenginliklerin yaşadığı ülkelerde, bazıpartilerin bu ayrılıkları ve bunlardan doğan meşru hakları savunmak üzeretemsilci olabileceklerini, partileşmede ve parti sistemlerinin ortayaçıkmasında bunun önemli bir etken olduğunu vurgulamaktadır. Çok partili rejimmutlak bir gereklilikmidir' gerçekten demokrasinin şartımıdır. Artık Batıdemokrasileri bu soruya evet yanıtını veriyor ve tartışma konusu dahi yapmıyor.
Çünküdemokrasi çoğulcudur ve bir kamuoyu rejimidir. Siyasi partiler fikirleritoplar, gruplaştırır, biçimlendirir, kişileri yalnızlıklarından kurtarıpülkenin yönetimine yöneltir. Demokrasi siyasi partilere muhtaçtır.
Partisizdemokrasi nasıl bir ütopya ise, partileri ortadan kaldırmak, kapatmakdemokratik hukuk düzeni ile bağdaşmaz. Partiler demokratik siyasi hayatınölçüleridir. Kamuoyu yapma ve bunu dile getirme hürriyeti siyasi partilerinvarlık nedenidir. Onun içindirki iktidardakiler gibi düşünmeme hürriyetidemokrasinin özüdür.
d-Dava açılırken "çifte standart" uygulanmıştır.
DemokrasiPartisi kuruluşundan itibaren hemen takibe alınmıştır. Ankara DGMBaşsavcılığının açtığı soruşturma ve bu dosyalarda ki Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının yazışmaları dikkate alınacak olursa; Bu hız ve gayretin diğersiyasi partiler için gösterilmediği görülecektir. Bugüne kadar kapatılan siyasipartilere göz atacak olursak yakın süreçte, TBKP, SP, HEP, ÖZDEP hakkındakapatılma davaları açıldığı ve Anayasa Mahkemesince kapatılma kararı verildiği,SBP ile DEP hakkındaki davaların ise sürdüğü görülür.
Açılandavaların tümünde ortak bir iddia vardır "Bölücülük", hakkındakapatma davası açılan tüm partiler Sosyalist veya demokratik sol partilerdir.12 Eylül öncesi döneme baktığımız zaman Sıkıyönetim Mahkemeleride SosyalistPartilere karşı acımasız bir tavır içindedir.
Partileryelpazesinde MHP gibi ırkçı, MSP veya RP gibi dini esaslara dayanan partilerinise özenle korunduğu ve. Milliyetçiliğin son dönemlerde, "Türk-İslam"sentezi modelinde giderek resmi bir politikaya dönüştüğü görülür
27Mart 1994 yerel seçimlerine böylesi bir koruma altında giren ve devletkademelerinde kadrolaşan bu tür partilerin yakın bir zamanda genel iktidarlarayönelmeleri ırkçı veya dini esaslara dayalı yönetim biçimlerinin gelişmesikaçınılmazdır. Bir bakıma "irtica" devletin kanatları altında bilerekgüçlendirilmiştir. Ne yazık ki böylesi bir çifte standarda hukukun ve yargınınalet edilmek istenmesinin bağışlanır hiçbir yanı yoktur. Ülke ve ulus çıkarlarıdikkate alındığında buna hizmet eden herkesin kamu vicdanında tarih önündesorumlu duruma düşeceği kaçınılmazdır.
Davaaçılırken siyasi partiler arasında uygulanan çifte standart bununla dakalmamıştır. Bazı partilerin açıklamaları görmezlekten gelinirken, aynı konudaaçıklamalarda bulunan partilerin kapatılması istenmiştir. Örneğin:
"KürtRealitesini tanıyoruz" sözleri Cumhuriyetin 49 ncu Hükümetinin Başbakanışimdiki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yardımcısı eski SHP eski GenelBaşkanı Erdal İnönü'ye aittir. Hükümet proğramında ise bu konuda iyileştiriciadımların atılacağı ve demokratikleşmenin sağlanacağı belirtilmektedir.
SHPnin 1990 yılında yetkili kurullarınca kabul gören "Güneydoğu raporu"ile tüzük ve proğramının son şekline bakıldığında: Kürt kimliğini kabul,kültürel hakların yaşama geçirilmesi hatta bir Kürt Enstitüsünün kurulması istemivardır. C.Başsavcılığına göre SHP nin Kürt realitesini kabul etmesi,Kürtleriçin kökeniyle, diliyle, kültürüyle çözümler üretmesi normaldir. DEP bunlarısöylediğinde ise ortada suç vardır. Anlaşılan o ki demokrasilerde bazı siyasipartiler ayrıcaklı bazılarda üvey evlat olarak uygulamağa muhatap olmaktadır.Düzeni temsil eden, partiler herşeyi söylemekte özgürdür, bu demokrasiningereğidir. Değişimi özgürlüğü ve yeni bir anlayışı savunan partilere ise hayathakkı yoktur.
Devletresmi istatistiklerinde Kürtlerden bahsadebilir. Harp Akademilerinde"Doğuda Kürt Meselesi" isimli kitaplar okutulabilir. Ancak DEPbunları savunamaz. Böylesi bir çifte standardın "eşitlik" ve"demokrasi" ile çoğulcu ve katılımcı parti anlayışı ile bağdaştığınıkabul etmek mümkün değildir. Çifte standart " inkarcı" politika veuygulamada da kendini açıkça göstermektedir.
Devletinen yetkili makamında olanlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, hatta Meclistegrubu bulunan siyasi partiler, Kuzey Irak Kürt Federe Meclisinde temsil bulanIrak Kürdistan Demokrat Parti Lideri Mesut Barzani ile YCK Lideri CelalTalabani ile Ankara'da resmi bir şekilde görüşebilirler. Çankaya'da Meclistegörüşme hakları vardır. Ancak DEP böylesi bir görüşmede bulunmuş ise"bölücülük" kıskacına alınır.
TürkiyeUluslararası sözleşmeleri imzalarken, özellikle AGİK ve Paris Şartı gibigünümüzde önem kazanan yükümlülükleri yerine getirmek, başta Anayasa olmaküzere yasalarını çağa uyarlamak yükümlülüğü yerine, düşünceyi suç kapsamınasokan daha ağır müeyyedileri yeni terörle Mücadele yasa taslağına koymaktadır.
Yasaklar,bugüne kadar hiçbir şeyi çözemedi, Türkiyeye başını daha uzun yıllar ağrıtacakbir "Kürt sorunu" hediye etmiş durumda ve ne yazıkki konuşularaktartışılarak çözüm arama yollarının kapatılması ile silahların konuştuğu körbir kaosa doğru hızlı bir gidişat sergilenmiştir. Bugün 800 Trilyon gider ülkeekonomisini felce doğru getirmektedir. Sivil resmi, halktan veya örgütten gündeellikişiden fazla insanın öldüğü Türkiye'de herşeyin iyi gittiği ve bu şekildeçözüleceğini sanmak korkunç bir gaflettir.
e-Yasaksızbir demokrasi istemek "bölücülük" olarak tavsif edilemez. Bonnkonuşması kapatılma gerekçesi olamaz.
Bonnkonuşması, iddianamede ileri sürüldüğü gibi PKK Genel sekreteri AbdullahÖcalan'ın düzenlediği bir toplantı değildir. Türkiye'nin Federal Almanya ileiyi ilişkileri olup, diplomatik yoldan bir yazışma ile bu toplantıyı kimindüzenlediği, hangi kuruluşların düzenlediği yasal olup olmadıklarısorulabilirdi. Bu husus araştırılmamış, önsavunmamızdaki istemimizde yerinegetirilmediği için, toplantı ve konuşmanın tümünü kapsayan sağlıklı bantçözümlerini temin mümkün olmamıştır.
İddianameyegöre; "Kürdistan Ulusal Birlik Yürüyüşü" adıyla başlayan kasetin,denilmek süretiyle soruşturmalar esnasında DEP ile ilgisi bulunmayan bir kişideyakalanan ve birçok montajı içerdiği hemen belli olan bir kasettenbahsedilmektedir. Abdullah Öcalan bu toplantıya katılmadığına göre bellikimontaj vardır ve toplantı ile ilgili gerçek bir çözümü içermemektedir. İddianameyeböylesi bir alıntı yapılmasını ve kapatılma gerekçesi olarak gösterilmesinianlamakta güçlük çekiyoruz. Davamız ile ilgisi olmayan ve gerçekliğikanıtlanmayan bu tür delillerin dikkate alınmaması gerekmektedir.
ToplantıyaYaşar Kaya'nın genel başkan sıfatı ile katıldığı belirtilmektedir. Öncelikle bukonuda resmi bir davet yoktur. Toplantı tarihi dikkate alınacak olursa, DEPkurulmadan önce tertiplenen bir toplantı olduğu ve DEP kurulduktan sonra"özgür Gündem Gazetesi" imtiyaz sahibi olan eski genel başkanın butür toplantılara şifahen çağrılı olduğu gerçekliği dikkate alınmamıştır.
Toplantıyabirçok kuruluşun katıldığı bir gerçektir. Sayısı yüzbini aşan bir toplantıdaher tür ses ve sloganın bulunması doğal olup, söyleyenleri bağlar. Asıl üzerindedurulması gereken Yaşar Kaya'nın parti adına konuşup konuşmadığıdır. Oradabulunması ve o anda Genel başkan sıfatını taşıması ayrı konulardır.
İddianamedeBonn konuşmasında hangi sözcüklerle Anayasa ve Siyasi Partiler yasasının ihlaledildiği belirtilmiyor. Aynı şekilde esas hakkında görüşte de böylesi birgerekçe bulmak mümkün değildir. İddianamede yeralan yalnızca eski genel başkanYaşar Kaya'nın konuşma yaptığı ve Ankara DGM de yargılandığınınbelirtilmesidir. Anlaşılan Cumhuriyet Başsavcılığı Ankara DGM deki yargılama veiddiayı tek başına yeterli görmektedir.
f-Bonn konuşmasının tümlüğü dikkate alınırsa, cezalandırılmak istenen"kardeşlik" ve demokrasi istemidir.
Konuşmanıngirişi eski Genel Başkanı kaygılarında haklı çıkarmıştır. "...sizi DEP adınasevgiyle selamlıyorum. Sizler ateşin ve güneş ülkesinin çoçuklarısınız. Sizeböyle hitap etmek zorundayım. Çünkü Türkiye'de sizin adınızı anmak, sizinülkenizin adını anmak.. siyasi partiler için kapatma gerekçesidir.."Konuşmada devamla inkar ve baskı potikalarından bahsedilmekte..sorununçözümünün inkar politikalarının terk edilmesi ve demokraside mümkün olacağıbelirtilmekte.. birlik ve kardeşliğin bu şekilde gelişeceği belirtilmektedir.Konuşma elde edilen bölümü ile kısa bir mesaj şeklinde olup: eski genelbaşkanın konuşması içinde "Kürt Halkı" deyimi geçmektedir.
Halkdeyimi üzerinde durma zaruretini hissetmekteyiz. Prof.Dr.Tarık Zafer Tunaya bukonuya şu şekilde açıklık getirmektedir: "Halk kavramı, Millet kavramı ilekarşılaştırıldığında, somutluğu ve bölünebilirliği olan, aynı zamandasayılabilirliği mümkün olan bir toplam aritmetik olgudur. Bir sentez, bir tüzel(ve "manevi") kişi değildir. Partilerde halk kitlesinin bölünmeleriniyansıtırlar. Bu anlamda bu bölünmeler ve kesimler, partilerin sosyaltemellerini, kısaca "tabanını" oluştururlar. Partilerin destekarayacakları ilk yer, toplumsal kökleridir." denilmektedir. Halk kavramıpolitik, bilimsel bir kavram olup, kimi zaman emekçi halk Kürt halkı vs.şekillerde tanımlar bulabilir. Bu tanımları bölücülük olarak değerlendirmekhukuken mümkün değildir.
Bukonuşmanın başlı başına parti kapatma gerekçesi olamayacağı açıktır.Baskılardan, Terörle Mücadele yasasından, soruşturma ve yargılanmalardan, DGMlerden sözeden bir konuşmanın ülke ve devlet bütünlüğünü bozucu olduğu, ancak;varsayım yolu ile ileri sürülebilir. Ceza usulümüzde, sistemimizde ve hukukende varsayım yolu ile sonuca varmak mümkün değildir. Böylesi bir anlayış bizeünlü Abdülhamit döneminin jurnalciliğini orada "hava bulutlu" dediğiiçin, ördek demeyi kastettiği varsayılan vatandaşın konumunu hatırlatıyor.Günümüz ne Abdülhamit devri, hukuk ne o dönemin hukukudur. Konuşmayı Anayasa veyasalar karşısında net çözümlemek ve değerlendirmek zorundayız.
Bağımsızdevlet kurma istemini dile getiren tek bir sözcük yoktur. Kurulacak bağımsızdevletin adı, rejim biçimi, bayrak, ulusal marş, sınır, coğrafya yoktur.İddianame sayfalarca Anayasa hükümleri ve SPY yasasının ilgi hükümlerini boşunayazmıştır. Biz tüm hukukçularca bilinen bu hükümlerin nasıl ihlal edildiğinedair bir cümlecik, haklı, inandırıcı kesin bir tek delil sunulamamıştır.
Birsiyasi parti yasaklara, inkar politikalarına baskılara karşı ise bunlaraalternatif olarak proğramı doğrultusunda değişimi, özgürlüğü ve demokrasiyiörgörüyorsa ve bunu savunuyorsa bu haklı istekleri "bölücülük" olaraktasvif edip parti kapatma gerekçesi olarak göstermenin haklı hiçbir hukuki vemantıklı yanı bulunmamaktadır.
Bonntoplantısına elliyi aşkın kuruluş, parlamenter siyasi parti katılımı olmuştur.Bu gerçekliği gözardı etmek mümkün değildir. Erbil toplantısına da aynı şekildekatılım olmuştur. Bu tür bir katılımda olmayı ise tek başına suç saymanınhiçbir dayanağı yoktur. Böylesi bir suç olsaydı SHP,ANAP ve BDP heyetleriiçinde sözkonu edilmesi gerekirdi.
g-Bonnkonuşması SPYnın 101/b anlamında değerlendirilemez.
CumhuriyetBaşsavcılığı iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eski Genel başkanın bu sıfatlaçağrılı olduğunu ve gittiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Özgür Gündem gazetesiimtiyaz sahibi iken aldığı şifahi bir davete icabet ettiği esnada ayrıca DEPgenel başkanı olması, bu sıfatla katıldığının kanıtını teşkil etmez. Buhususların araştırılmaması kanıtlanmaması, konuşma tümlüğünün sağlıklı birşekilde elde edilmemesi, ayrıca usule, hukuka uygun temin edilmiş delilbulunmadığından değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır.
h-Erbilkonuşma kaseti gerçekliği yansıtmadığı gibi, usule, hukuka ve ahlaka uygundelil- den sözedilemez.
Hukukdevletlerini, aşiret devletlerinden, yine hukuk devletlerini "Polisdevletlerinden" ayıran önemli özellikler vardır. Anayasa Mahkemesinde,ceza usulun uygulanması ve sistemimizin "vicdani delil sistemini"benimsemesi, iddiaya gerekçe olarak gösterilen delillerin usule, hukuka veahlaka aykırı birşekilde toplanmasına cevap vermez. Bu şekilde toplanandelillerin değerlendirme konusu yapılamayacağı birçok içtihatla müstekar halegelmiştir.
16.8.1993tarihinde yapılan Erbil konuşması ile ilgili olarak 28.8.1993 tarihindeHürriyet gazetesinde köşe yazarı Emin Çölaşan'ın "Kim kime ihanetediyor" başlıklı yazısı ihbar kabul edilerek, Ankara DGM Başsavcılığıncaeski genel Başkan Yaşar Kaya hakkında soruşturma açılmıştır.
IrakKürdistan Demokrat Partisinin 11. Genel Kurulunda yapılan konuşma"Kürtçe" olup, elde herhangi bir yazılı metin bulunmadan irticalenyapılmıştır. Yaşar Kaya'nın yaptığı iddia edilen konuşma metni dahi eldeedilmeden, bu konuşma nedeniyle hakkında 3713.s. yasanın 8. maddesineaykırılıktan tutuklama kararı verilmiş 1993/114 E. kamu davası açılmış oluphalen derdesttir.
EminÇölaşan'ın yazısı ihbar kabul edilmiş, celbedilmesine rağmen köşe yazarı savcılığagelerek beyanda bulunmamış, ayrıca yazısının kaynağının ne olduğu gerçeğiyansıtıp yansıtmadığı da sorulamamıştır.
Erbilkonuşması ile ilgili olarak, Ankara DGM Başsavcılığının iddianamesi delilolarak gösterilmekte olup, iddianamede dayanılan delillerden biride, isimsizimzasız hangi makamdan verildiği belli olmayan ancak; istihbarat ve güvenlikbirimlerince tutulduğu varsayılan bir rapor delil olarak gösterilmiştir. Burapor ile yazarın beyanları biribiri ile çelişik olduğu gibi, iddiaya dayanak olarakgösterilen "Son imparator Barzani" isimli yazının da özgür GündemGazetesinde yayınlandığı belirtilmesine rağmen, sözkonusu yazınınyayınlanmadığı faks sistemine girilmek suretiyle usule, ahlaka aykırı olarakelde edildiği saptanmıştır.
Erbilkonuşması ile ilgili usule, hukuka, ahlaka aykırı ve heçbir gerçekliğiyansıtmayan bu delillerden sonra açılan davanın duruşmalarına başlanmış, 7 Ekim1993 günlü duruşmada ise savcılık tarafından "Kaset çözümü" bulunduğuve dosyaya ibraz edildiği ileri sürülmüştür.
Kapatmadavasının ana delillerinden birini teşkil eden Erbil konuşması ile ilgili bugelişmeler dahi toplanan delillerin doğrulanmayan ve konuşma tümlüğünübelgelemeyen, bu itibarla konuşmanın ana amacının ne olduğunu ortaya koyamayandeliller olduğunu kanıtlamaktadır.
i-Kasetçözümleri sağlıksız olup, delil olarak temin ediliş biçimi usule, yasalar veahlaka aykırı.
Başsavcılıkiddianamesinde kaset çevirisinin üç ayrı şekilde yapıldığı belirtilmiştir.Kasetin Genelkurmay Başkanlığının 1.10.1993 tarih İSTH;3590-493-93 İKK veGüv.D.İç.İsth.s.(614) sayıları yazı ekinde gönderildiği belirtilmektedir.
Soruşturmaaçıldıktan aylar sonra, DGM Savcılığının veya Mahkemesinin Genelkurmay'danböylesi bir delil istemi olmamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınındaböylesi bir delil istemi olmamıştır. Olduğu takdirde diplomatik yollardanusulen uygun bir şekilde Dışişleri ve Adalet Bakanlığı ile yazışma suretiyleelde edilmesi gerekirdi.
İstihbaratbirimlerinin yazılı raporları ile kaset içeriğide çelişmektedir.
IrakKürdistan Demokrat Partisinden herhangi bir istemde bulunulmamıştır. O haldekaset nasıl ele geçirilmiştir. Toplantının seyri içinde konuşmanın tümünüyansıtıyormu' orjinalmi' montajmı' ceza usulde ibraz edilen maddi kanıtlarınusul hükümleri uyarınca araştırılması doğru olup olmadığının saptanmasıgerekirdi. Böylesi bir imkanın savunmaya tanınmadığı, emrivaki biçimindedosyaya girdiği anlaşılmaktadır. Ceza usulumuz açısından böylesi bir delilikabul etmenin ve değerlendirmenin hukuken olanağı yoktur.
Erbilkonuşması ile ilgili yerinde inceleme ve sağlıklı tesbitlere varma istememiz önsavunmamızda yeralmış olup, davalı vekili olarak bize bu olanak tanınmadığıiçin gerekli araştırmayı yapma imkanı olmamıştır.
j-Erbil konuşması, içerik olarak bölücü propaganda mahiyetinde değerlendirilemez.Kapatılma gerekçesi olamaz
Eldekimevcut eksik kaset çözümlerine rağmen tabede, çevirmede birçok eksik ve yanlışanlamanın olduğu ortadadır. Konuşma içeriği Irak Kürdistan Demokrat partikongresine göre yapılmış olup, Kuzey Irak'taki durumları ele almakta kürtlerinbaskı altında olduğu belirtilmektedir. Bilindiği gibi, 1988 ile 1991 yılındaIrak'ta Saddam Hüseyin'in Halepçe ve benzeri soykırım politikaları, saldırı vebombalamaları sonucu yüzbinlerce Irak'lı Kürt sınırlarımızdan içeri girmiş birkısmı uzun yıllar Mardin, Muş, Diyarbakır gibi şehirlerimiz de çadırlardamisafir edilmiştir.
1991göçü en kapsamlısı olup, sayıları milyonları bulan sığınmacının, Silop'denÇukurca'ya kadar dağlarda sınır boylarında, karda çamurda içine düştüğü durumdünya kamuoyunun yakın ilgisini çekmiş, birçok devletin yardımlarda bulunması,başta ABD olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinin Kuzey Irak'a müdahelelerisonucunu doğurmuştur. Bu süreçleri yaşayan Irak Kürdistan Demokrat Partisinin kongresinde,doğal olarak baskılar gündeme getirilmiştir.
IrakKürdistanı olarak adlandırılan yerde, yine Kürdistan isimli parti kongresindesöylenenlerin içerik ve amaç olarak, Irak için söylenmiş olmasına 3713.s.y.nın8 nci maddesinde ve Türkiye içinde yapılmış addetmek ve parti kapatma gerekçesiolarak göstermek mümkün değildir.
EskiGenel Başkan Yaşar Kaya Ankara Emniyet Müdürlüğündeki 15.9.1993 tarih ile Savcıve hakim önündeki 16.9.1993 tarihli beyanları dikkate alınacak olursa birçokyanlış anlaşılma, yazılma ve talebinin konuşma içeriğini yansıtmadığıyönündedir.
EskiGenel Başkan Yaşar Kaya: "...Demokrasi partisinin, Kürt kimliğinin, Kürthalkının demokratik özlemlerinin demokrasi kuralları içinde konuşulmasından veverilmesinden yana olduğu.." yönündeki beyanı dahi kapatılma gerekçesiolarak gösterilmiş olup, açılan soruşturmadan sonra elde edilen beyanlarınaleyhe delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Yurtdışındaişlenen bu tür suçlar TCK'nun 140 ncı maddesi kapsamında olup, sözkonusu madde yürürlüktenkaldırılmış olup, yerine yeni bir hüküm konulmamıştır.
k-Demokrasi Partisi MYK sının "Barış Çağrısı" başlıklı bildirisi suçoluşturmadığı gibi, kapatılma gerekçeside olamaz.
DEPkuruluşundan hemen sonra 27 Haziran 1993 tarihinde ilk kurultayını yapmıştır.Bu kurultayda, birçok il örgütü ve kurultay delegesi verdikleri önergelerle,partinin "barış kampanyası" başlatılmasını, akan kanın durması,silahların susması yönünde çalışmalar başlatılmasının kurultay kararı halinegetirilmesini istemişlerdir.
Kurultay"barış kampanyası" kararı almasını ve seçilecek yeni Parti Meclisiüyelerinin bu görevi yerine getirmesini öngördüğünden, Parti Meclisi adınaMerkez Yürütme Kurulu 1993 yılının Ağustos ayı boyunca birçok etkinliktebulunmuştur. Bunlardan biriside "Barış çağırısı bildirisidir".
Bildirinedeniyle Ankara DGM Başsavcılığı MYK üyeleri hakkında 1993/115 E.kamu davasınıaçmış olup, bu dava derdesttir. Aynı bildiri Cumhuriyet Başsavcılığının partikapatma iddianamesinde delil olarak gösterilmiştir. Bildiride Kürt halkındanbahsedilmesi... Kürt halkının isteklerinin başında bu sorunda dahil olmaküzere, her sorunun yasaksız olarak tartışılabileceği bir demokrasi isteğiningeldiği.." denilmek suretiyle bir takım varsayımlardan yola çıkılarak.. bazıyurttaşların diğer yurttaşlarla tam eşitlik içinde olmadıkları izlenimiyaratılmak istenmektedir, denilmektedir.
Konuşmalardave bildirilerde Kürt halkından bahsedilmesi başlı başına suç addedilerek,kapatılma gerekçesi olarak gösterilmek suretiyle, tarihsel, sosyolojik,bilimsel gerçekler gözardı edilmektedir.
İddianamenin41 nci sayfasında: "...Kürt kimliğinin bütün sonuçlarıyla Anayasa veyasalarda güvence altına alınmasına bağlı olarak kürt kimliğinin kabuluanlamında, Türkiye Cumhuriyet'nin uluslararası antlaşmalara koymuş olduğu tümçekincelerden vazgeçilmesi ve sorunun AGİK süreci ve Paris Şartına uygun biçimdeçözümlenmesi için adımlar atılması gerektiğinin ifade edildiği; kürtlerindillerini, kültürlerini ve sanatlarını yazılı ve sözlü olarak kullanabilmelerive geliştirmelerine olanak sağlanması, ana dilde eğitim hakkı verilmesininsavunulduğu görülmektedir." yasal, demokratik, hukuka ve Türkiye'ninimzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere uygun en doğal ve haklı, hukuka uygunistekleri, parti kapatma gerekçesi olarak göstermek, peşinen demokrasiyi,düşünce ve ifade hürriyetini, gerçekleri dile getirmeği yasak ve sansürkapsamına almak, insanlara tek tip düşünce ve ideoloji doğrultusunda düşünmeğezorlamak anlamındadır. Böylesi bir iddiayı kabul edebilmenin olanağı yoktur.Yaşadığımız çağda, insan haklarını, demokrasiyi, hukuk devletini, çoğulculuğu,katılımcılığı üstelik meşru zeminlerde, demokratik yolla savunmanın bedeliparti kapatılma olamaz. Hiçbir devlet kendisinin imzacısı olduğu uluslararasısözleşmeleri ve ona bağlı yükümlülükleri görmezlikten gelemez ve bunlarauyulmasını istemeyi suç addedemez. İddianın mantığı bu olunca, kendinceulaştığı sonuçta şu olmaktadır:
"...genelsonuç ve anlam: Türklerden ayrı bir varlığa sahip olduğu bildirilen Kürtlerin,Türklerden kopartılması ve Kürt kökenli yurttaşlarımızın Türk ulusununkaynaştırıcı bütünlüğünden soğutulması ve ayrılması amaç ve ereğinin ve buyolda bir kışkırtmacılığın izlenmekte oluşudur.."
İddianameninmantığı kendi içinde çelişik ve varsayımlar üzerine kurulu olduğu için,birtakım kavramları, düşünceleri ve tahlilleri yerine geldiğinde ayrı ayrıbölümlerde izah etmeğe çalışacağız. Bu nedenle, Anayasa, Siyasi PartilerYasası, uluslararası hukuk, hukuk devleti, bilim ve sosyoloji açısından Türkiyegerçekliği ve mevcut antidemokratik düzenlemelerde dikkate alınarak ayrı ayrıaçıklanacaktır. Gerçekten; 49 sayfalık iddianamenin yüzde doksanı teorikgörüşlere, yüzde onu ise esas dava somutuna ayrılmıştır. Bu nedenle bazıgörüşlere zorunlu yanıt verirken, hukuki olmaktan çok, politik, bilimselolmaktan çok yoruma ve varsayıma dayalı iddialara yanıt vermeğe çalışacağız.
3-İddianame kendi içinde çelişik olup, "inkarcı" bir anlayışla Kürtrealitesini yadsımaktadır.
AnayasaMahkemesi'nin muhtelif kararları örnek gösterilmek suretiyle, Türkiye'deTürklerden başka Kürtlerinde yaşadığı, tarihten gelen bir gerçekçilik ve mozaikolduğu vurgulanmaktadır. İddianamenin 33 ncü sayfasında:
"...özellikle,belirli bir büyüklüğe ulaşmış devletlerde ırk, dil, din, mezhep yönündençeşitli boyutlara varan farklılıklara sahip toplulukların, yani ulus olgusunaoranla ikincil nitelikte kesimlerin bulunması doğal olduğu kadar, gözlenen birgerçektirde.." bu tesbitten hemen sonra Anayasa Mahkemesi'nin 8.5.1980gün. Esas 1979/1 (Parti kapatılması) Karar 1980/1 den yapılan alıntı ile şuhusus saptanmaktadır: "..bu gibi toplulukların, dilinin yada dininintoplumun öteki kesimlerden ayrı olduğundan nesnel biçimde sözetmek tek başınabir "azınlık olduğunu ileri sürmek" anlamına gelmez..."denilmektedir.
İddianamebu gerçekliği ortaya koyarken, kendisi ile tamamen çelişen iddiaları sıralamakta,konuşma ve bildirilerde "Kürt Halkı" denilmesini, Kürt kimliğidenilmesini kapatılma gerekçesi olarak göstermektedir. Sonuç olarakta zorlamabir mantıkla varsayımlardan yola kalkılarak, partinin kapatılmamasıistenmektedir.
4-Kürtler"gayrımüslim ekali yet" değildir. Bu tür bir kıyaslama hukukiolmaktan uzak olduğu gibi bilime aykırıdır.
Ulusalazınlık kavramının menşei hep Lozan anlaşmasına götürülür. Ermeni, Yahudi, Rum,gibi mozaiğimizin bir parçası ve tarihin gerçeği olan dini ve etnik azınlıklarlozan anlaşması ile bazı hukuksal güvencelere bağlanmışlardır.
Azınlıklarbu nedenle, okullarını açabilmekte kendi dillerinde eğitim ve basın yayınfaaliyetlerinde bulunmakta, kültürlerini geliştirebilmektedirler. Bu haklarındoğal ve insani olduğunu yerinde olduğunu belirtmek gerekir. Osmanlı dönemindedahi bu azınlıkların Sultan güvencesinde aynı özgür haklara sahip olduklarını,tazminat fermanı ile bu haklarının dile getirildiğini Meşrutiyet dönemlerindede benzer güvencelerin olduğunu görmekteyiz. Bu hakların çağdaş bir hukukdevleti için önemli insani değerler olarak her zaman değerlendirilmesigerektiği izahtan varestedir. Ancak; Lozan anlaşmasının Batılı ülkelerleimzalanan bir anlaşma olduğu gerçekliğini unutmamak gerekir.
Anlaşmalarınhukuk devletinde yeri ve bağlayıcılığı elbette önemlidir. Bu önem Türkiye'ninsonradan imzacısı olduğu tüm uluslararası anlaşmalar içinde geçerlidir. Bİriniön plana çıkarırken diğerini yadsımak, hukukun temel ilkeleri bağdaşmaz.
Lozananlaşmasında unutulan bazı gerçeklerde vardır. Örneğin Süryaniler o dönemde enbüyük azınlık olmalarına rağmen, temsilci olarak o sırada bulunanMetropolitleri Samuel'in Süryani azınlığı Türkiye toplumunun mütemmin cüziolarak gördüğünü ve eşit haklarda olduğunu belirtmesi ve ayrıca azınlıkisteklerinden yararlanmak istemiyoruz. demesi üzerine, Süryaniler bu kapsamiçine alınmamıştır. Ancak, hukuken diğer azınlıklara tanınan hakların, dini vedili itibariyle aynı azınlık statüsünde olan Süryaniler içinde geçerli olduğubir gerçekliktir. Diğer yandan Lozan görüşmelerinde Kürtlerin konumu çok dahafarklıdır. İsmet İnönü, Lozan'da Türkler ve Kürtleri temsilen bulunduğunuaçıklamıştır. Bu husus kayıtlarda açıkça bellidir. Kürtler nüfus yoğunluklarınedeniylede ekaliyet olarak tabir edilen kesimlerden farklı olmalarına rağmenasıl Müslüman olmaları, ortak din öğesi nedeniyle diğer azınlıklardan farklıolarak değerlendirilmişlerdir. Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında"..müslüman topluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsü tanınmadığı.."belirlenmiştir denilmektedir.
BuradaMüslüman olan adı "topluluk" veya "grup" olarak ifadeedilen kesimlerin en başında Kürtlerin geldiği bir gerçektir. Bu gerçeklik,beraberinde bazı hak ve yükümlülükleride getirmektedir. Devletin resmi tanımıile bunun adı "Kürt Realitesidir" Her realitenin getirip dayattığıbazı hak ve ödevler vardır. Burada asıl üzerinde durulması gereken, Kürtlerinkonumunun azınlık statüsünün çok üstünde olduğu gerçekliğini görmektir. Bunugörmezlikten geldiğimiz zaman, Kürt realitesini inkar etmiş oluruz. Kürtrealitesinin tarihten gelen, dil, kültür benzeri birçok zenginlikleribulunmakta bu zenginlikler, Anadolu mozağinin güzelliği ve gerçekliği olaraktezahür etmektedir.
Bizhukukçulara düşen görev, bazı anlaşmaları dar yorumlayıp, aksi kanaatlerüreterek, tarihin, toplum değişiminin ve çağın önüne dikilmek değildir. Bizhukukçular böylesi bir misyon içinde olamayız.. yaşamın gerçekleri, dayatanihtiyaçları toplum mutabakatlarını, barışını ve demokrasiyi kökleştirecek açılımlarınöncüsü olmak zorundayız. Aksi halde hala Hammurabi kanunları ile yönetilirolurduk.
4-Anayasa ve başlangıç kısmı Üniter Devlet yapısı, insan haklarının, uluslararasıhukukun ve evrensel ilkelerinin uygulanmasına engel gösterilmemelidir.
Anayasa'nınBaşlangıç Kısmı "...bu Anayasa hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millîmenfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının,Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği ilke veinkılâpları ve medeniyetçiğinin karşısında korunma göremeyeceği..."şeklindedir. Burada korunan "Üniter Devlet" yapısıdır. Devletintekliği ve birliğidir.
YüceMahkeme'nin en son ÖZDEP ile ilgili 23.11.1993 tarih 1993/1-2 sayılı kapatmakararında:
"...Bukonuda özenle üzerinde durulması gereken husus daha önce belirtildiği gibi buyöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunlarındil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi dil ve kültürlerine sahiptirler...yasaklanan kültürel farklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp bunlarınTürkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğününbozulması ve buna bağlı olarak yeni bir Devlet düzeninin kurulması amacıyla kullanılmasıdır..."
YineYüce Mahkeme'nin Üniter Devlet yapısına ilişkin olarak Fransa örneğigösterilmiştir. Ayrılıkçı Korsika tezlerinin Fransa Anayasa Mahkemesi'nce kabulgörmediği vurgulanmaktadır. Ancak, Fransa etnik farklılıklardan doğan dil vekültürlerin özgürce kullanımına ilişkin olarak Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne uygun yasal düzenlemelere gitmiştir. Örneğin Alsas-Lorenbölgesinde, Devlet televizyonu kanalıyla Alsasça yayın yapılmakta, altaFransızca italik harflerle yazı yazılmaktadır. Avrupa Konseyi veParlamentosunun bulunduğu Strazbourg'ta bu gerçekliği yaşamak ve görmekmümkündür. Bu tür faaliyetlerin ve hakların kullanımının "bölücülük"olarak algılanamayacağı bir gerçekliktir.
Türkiye'dene yazıkki birtakım haklardan bahsetmek, hemen "bölücülük" olarakdeğerlendirilmekte ve yasal düzenlemeler sonucu ağır cezalarlamüeyyidelendirilmektedir. Örneğin bir bilim adamı olan Fikret Başkaya'nınyazmış olduğu bir kitap 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca"Bölücülük suçu" olarak değerlendirilmiş, yazar da"terörist" sıfatıyla tutuklanıp cezaevine konmuştur.
Anayasa'nın2. maddesi T.C. devletinin lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu gerçekliğinibelirtmektedir. Hukuk, Anayasa ve yasalardan başlayarak, Türkiye'ninyükümlendiği uluslararası antlaşmalar, ilkeler ve değerlerin bütününü teşkiletmektedir. Anayasa'nın bu bütün içinde çağa ve günümüze cevap vermediği,değiştirilmesi fikri, T.B.M.M.de önemle ele alınmakta hemen hemen tüm siyasîpartilerin mutabık kaldığı bir takım değişikliklerin yapılması gündemegelmektedir.
Anayasa'nındeğiştirilmesi fikri aynı zamanda Siyasî Partiler Yasası ile seçim yasalarınındeğiştirilmesi fikri de öne almış bulunmaktadır. 1982 Anayasası'nın 12 EylülAskerî rejimi ve oluşturduğu Danışma Meclisi ve atadığı hukukçular ileoluşturulduğu, bir nevi tepki Anayasası olduğu, özellikle düşünce ve örgütlenmeözgürlüğü ile insan hakları konusunda önemli eksiklikler ve yetersizliklertaşıdığı inancı toplumda ve genel olarak hukukçularda oluşmuş bulunmaktadır.
Bizhukukçuların dar anlamda kanun tatbikçisi olmadığımız, hukukun evrenselilkeleri ve değerleri ile bağlı olduğumuz gerçeği yanısıra Anayasa'nın 90 ncımaddesi uyarınca usulüne uygun olarak imzalanmış ve yürürlüğe girmişuluslararası antlaşmaları bir iç hukuk hükmü olduğu gerçeğini göze almakzorundayız.
Anayasa'nın3 ncü maddesi resmî dilin Türkçe olduğunu belirlemektedir. Bu gerçekliğinyanısıra Türkiye'de başka dillerin bulunduğu ve 2932 sayılı Yasa ile dilyasaklarının kalktığı gerçeği karşısında, başkaca dillerin özgürce gelişimi vebasım ve yayımının istenmesini dar anlamda "bölücülük" olarak veyaÜniter Devlet yapısını bozucu olarak değerlendirmek mümkün değildir. NitekimYüce Mahkeme'nin kararlarında da bu husus vurgulanmaktadır.
DEP'inkapatılması için gösterilen delillerin değerlendirilmesinde, Kürt dilininözgürce konuşulması isteminin bu nedenle kapatılma gerekçesi olarakdeğerlendirilemeyeceği ortadadır.
Anayasa'nın4 ncü maddesindeki Devletin yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğu yönündekihükmünü ihlâl eden bir konuşma veya yazılı metin bulunmamaktadır.
Anayasa'nın14 ncü maddesi "...Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozucu şekilde kullanılamayacağıbelirtilmiş olup özellikle siyasî partilerin faaliyetlerinde bunun sınır vekapsamının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Siyasî partilerin kullandığıdemokratik mücadele yöntemi, yasal ve meşru zeminlerde sürdükçe, şiddetebaşvurulmadıkça, Anayasal güvence altında olan "düşünce açıklama hürriyetinin"yok edilmemesi esastır. Aksi takdirde siyasî partilerin görüşleriniaçıklamaları ve kamuyu oluşturmaları iktidara geldikleri takdirde, buyükümlülüklerini yerine getirilmelerine olanak kalmazdı.
5.2820 sayılı SPY.nın kapatılmaya ilişkin hükümleri ve nedenleri, olayımızdayeterli delil bulunmadığı için uygulanamaz.
SPY.nın78 nci maddesi: "...Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, diline, bayrağına, millî marşına ve başkentine dair hükümlerinin;değiştirilemeyeceğine ilişkin olup; İddianamede gösterilen iki konuşma ve birbildiri eyleminde bu yönde bir görüş ve düşünce açıklaması bulunmamaktadır.
İddianınbu konuya açıklık getirerek, hangi söz ve eylemle ihlalin sağlandığınıkanıtlaması gerekmektedir. DEP programında 7 sayfada : "Kürt sorununabarışçıl ve adil çözüm başlığı altında görüşlerini net olarak belirlemiş olup,bu görüşleri nedeniyle kapatma istemi yoktur. O halde bu programa uygun söz veyazılı açıklamaların kapatılma gerekçesi olarak gösterilmeside mümkün değildir.Parti programı dikkate alınacak olursa, partinin örgütlenme modelinin demokratikkitle partisi yönünde olduğu, kesinlikle ırk temelinde olmadığı ortayaçıkacaktır.
Türkiye'deençok konuşulan ve çözüm bekleyen Kürt sorunu ile ilgili olarak ileri sürülengörüşlerin tam bir demokrasi ve hukuk değerlerine bağlı bir çözümü içerdiğigörülmektedir. Böylesi bir çözüme karşı olmak, Türkiye'nin imzacısı olduğuuluslararası anlaşmaları ve hukukun evrensel ilkeleri ile, demokratik toplumyaşamına aykırılık teşkil eder.
SPY'nın81 inci maddesi ise Türkiye'de dil yasakları kalkmasına rağmen, hala bu yasağısürdüren bir hüküm olmakla açıkça Anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.
6-Uluslararası anlaşmalar açısından kapatılma gerekçesi bulunmamaktadır.
İddianamenin42-44 sayfaları ile esas hakkında görüşün 11 inci sayfasında: Helsinki Sonuç Belgesiile Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı'nın hukuksal dayanağı ve bağlayıcılığıbulunmadığı, "..bu sözleşme ve eki protokollerde azınlıklar ve etnikgruplara ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır..." denilmektedir.
AGİKsüreci içindeki Viyana bildirgesi ile görüşlerdede bağlayıcı hüküm taşımadığıbelirtilirken, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ilgili olarak açıkve gerekçeli bir görüşün yeralmadığı görülmektedir.
Öncelikleşunu belirtmekte yarar görmekteyiz. Pacta Sun Senvanda, yani ahde vefa sözleşmeyesaygı kuralı hukuk devleti olmanın en temel zorunluluklarından biridir.
Türkiyedahil, sözkonusu anlaşmaları imzalayan devletlerin bazı yükümlülükleribulunmakta ve kendi iç mevzuatlarının sözleşmelere uydurulması, bu yöndedeğişikliğe gidilmesi gerekmektedir. Buna uymanın müeyyidesi, Avrupa İnsanHakları Komisyonu ile İnsan Hakları Adalet Divanında yargılanmayı kabul ilebirlikte politik olarak, önemli sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye bu türkonularda özellikle hassas davranmakta AT'ye girmek, ülkenin demokratikleşmesiiçin hukuk alanında insan hakları konusunda bazı adımlar atmak için sonyıllarda gözle görülür gayretlerin içine girmektedir.
Türkiyedeyasalar piramidin en uç noktası Anayasa ise bununda bir üst noktası vardır ki :o da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir. Bir nevi ortak Anayasa olma,uluslarüstü hukuk olma yönünde ciddi gelişmelerin kaydedildiği bir aşamadaTürkiye'de iddia, savunma ve yargı üçlüsünün bu gerçekliği gözönüne almasıkaçınılmaz olmaktadır. Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca bir iç hukuk hükmühaline gelen anlaşmaların uygulanması yasal zorunluluktur.
Anayasamızınl0 ncu maddesi: "...Herkes, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşüncefelsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir." denilmektedir. Türkiye gerçekliğinde, bu eşitliğinolduğunu söylemek mümkünmüdür' Bu eşitliğin olmadığını ve sağlanmasıgerektiğini söylemeği bu yönde bir siyasi partinin düşünce açıklamasını"bölücü" olarak değerlendirmek, çelişki değilmidir'
Anayasanın66 ncı maddesine göre "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkes Türktür" denilmektedir. Bu durumda Türkiye mozaiğinin bir parçasıolan, etnik kimliği Kürt olan bir T.C. vatandaşı radyoda, Televizyonda kendidilinde Kürtçe bir türkü dinliyemiyorsa, kültürel haklarını kullanamıyorsayasalar karşısında eşitlikten sözedilemez. Bir siyasi parti bunu dilegetiriyorsa, kapatılma tehditi ile karşılaşıyorsa o ülkede demokrasidensözedilemez.
İnsanHakları Evrensel Bildirgesinin 2 mad: "Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil,din, siyasal yada başka görüş, ulusal yada toplumsal köken, mülkiyet, doğuşyada benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bubildirgede öne sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptirler..." bu hüküm ileAnayasamızdaki benzer hüküm insanlığın büyük bedeller ödüyerek elde ettiğikazanımlardır.
BirleşmişMilletler l966 tarihli kişisel ve siyasal haklar sözleşmesinin 27 nci maddesi:"...Etnik ve dinsel azınlıklarla dil azınlıklarının bulunduğu devletlerdebu azınlıklardan olan kişilerin kendi kültürlerinden yararlanma, kendidinlerini yada dillerini kullanma hakları inkar edilemez..."denilmektedir. Paris Şartında:
"...Birulus içindeki azınlıkların soy, kültür, dil, din, yönünden sahip olduklarıkimliğin korunacağını, azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızınkanun önünde tam bir eşitlik içinde işbu kimliği serbestçe ifade etmek, korumakve geliştirmek hakkına sahip olduklarını teyit eder..."
T.C.Devleti, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve işbirliğiKonseyi (AGİK) üyesidir. Uluslararası sözleşmeleri ve bildirgeleri kabul etmişimzalamış bir ülkedir. Uluslararası planda, bu sözleşme ve bildirgelere uymayıtaahhüt etmiş olan T.C. Devleti, kendi iç hukukunda bunları ne kadar yerinegetirmiştir' Biz hukukçuların asıl üzerinde durması ve sorgulaması gereken konubudur. Bu sözleşmelerin bizi bağlamadığını ileri sürüp, görmezlikten gelemeyiz.
Türkiye'deTCK'nun l4l, l42, l63 ncü maddeleri düşünceyi yasakladıkları için l2.4.l99ltarihinde kaldırılmasına rağmen, aynı gün 37l3 sayılı Terörle Mücadele Yasası 8nci maddesi uyarınca daha ağır cezai müeyyideler getirilmiştir.
Birasırdan bu yana Türkiye'de azınlık sayılan Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, kendidillerinde eğitim, gazete, yayın faaliyetleri ile kültürlerini geliştirmelerimümkün olmasına, İngilizce, Fransızca, İtalyanca dillerinde aynı şekilde eşitve özgür faaliyet imkanı bulunmasına rağmen, adı Kürt olan herşey yasağabağlanmış bulunmaktadır. 2923 sayılı yabancı dil eğitimi ve öğrenimi kanunumad. 2/a: "Türk vatandaşlarına ana dilleri Türkçe'den başka hiçbir dilokutulamaz ve öğretilemez. "Anayasanın 28. mad. Basın hürriyetinibelirlemiş olup, ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik yayın yapılamaz, hükmüile, Türkçe dışındaki etnik kimliklerin ifadesi 3713 sayılı yasanın 8 ncimaddesinde "...hangi yöntem, maksat ve düşünceyle olursa olsun Türkiyedevletini ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan yazılı, sözlü,propaganda ve toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılamaz..." denilmeksuretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin asli unsurları olan, zengin mozaiğini teşkileden Türk dili ve kültürü dışında örneğin Kürt dili ve kültürünün konuşulmasıve geliştirilmesi yasak ve ceza kapsamına alınmış bulunmaktadır.
Benzerhükümler, 3257 sayılı Sinema, video ve müzik eserleri kanununu madde 9/3 te,2559 sayılı polis vazife ve selahiyetleri yasası 8/d fıkrada, 2954 sayılı Radyove Televizyon yayınları kanunu 4/a da, dernekler yasasında ve daha birçokyasada yeralmaktadır. Bu fiili yasa kısıtlamaların tamamı uluslararasısözleşmelere aykırıdır. İddianamenin 37 nci sayfasında: "...özelyaşantılarında çeşitli etnik kökenlerden gelen yurttaşların kimliklerinibelirtmeleri, dillerini konuşmaları gelenek ve göreneklerini konuşmalarıkarşısında herhangi bir engel yoktur..." şeklinde bir açıklamanıninandırıcı ve hukuki bir dayanağı yoktur. Bu yönde siyasi faaliyette bulunanDEP'in bu nedenle kapatılmasını istenmesi büyük bir çelişki olarak tezahüretmektedir.
İddianamedevamla "...Yasaklananın, azınlık ve ayrı bir ulus oluşturduklarının ifadeedilmesi suretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleridir..."şeklinde açıklamada bulunuluyorsa da, Kürt halkından, dilinden bahsetmek başlıbaşına kapatma gerekçesi olarak gösterilmektedir.
Agikinsani boyut konferansı Kopenhag toplantısı belgeseli bizi bağlayıcı hükümlertaşıyor.
5-29Haziran l990 tarihinde yapılan toplantıya Türkiye katılmış ve imzacısıdevlettir. Bu toplantıda "...insan haklarını ilgilendiren uluslararasıbelgelerin iç planda hukuk devletine yaptığı katkının önemini dikkate alankatılan devletler, henüz yapmamış iseler, Medeni ve siyasi haklara ilişkinMilletlerarası Sözleşmeye, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkinMilletler arası sözleşmeye ve diğer ilgili milletlerarası belgelere katılmayıgözönünde bulunduracaklarını teyid ederler" denildikten sonra, buna birdenetim mekanizması getirilerek, Yargı gözlemciliğini şu şekilde açıklamakta:
"...ViyanaKapanış Belgesinin AGİK İnsani boyutu çerçevesinde üstlendikleri taahhütlerin uygulanmasındaen iyi bir şekilde bir şeffaflık sağlamak arzusunda olan katılan devletler, birgüvenlik önlemi olarak, milli mevzuat ve devletler hukukunca öngörüldüğü gibi:Mahkemeler önündeki duruşmalar sırasında katılan devletler tarafındangönderilecek gözlemcilerin, hükümet dışı örgütlerin temsilcilerinin ve diğerilgili kişilerin mevcudiyetini kabul etmeğe karar vermişlerdir. Kapalı oturumunancak kanunda öngörülen durumlarda ve devletler hukukundan kaynaklananvecibelere ve milletlerarası taahhütlere uygun ilan edilebileceği hususundamutabık kalmışlardır"
Türkiyebir hukuk devleti olarak bu yükümlülüklerin altına girdikten sonra, aynıhakların bir başka Avrupa konseyi üyesi devlet açısından ve türk hukukçulartarafından da geçerli olabileceği gerçeğini görmek gerekir. Kapatma davasınınen ağır sonuçlarından birisi de onu aşkın milletvekilinin üyeliklerinin düşmesive yargılanmaları sonucunu doğurmasıdır ki, böylesi bir durumda "yargıgözlemcisi" olarak denetim altında bulunacağımız gerçeğini gözönünealdığımızda iç mevzuatımızın uluslararası sözleşmelerle uygunluğununda birdenetim geçireceği gerçeğini unutmamak gerekir.
"AGİK"Milli azınlıklar uzmanlar toplantısı l991 Cenevre Raporu'nu dikkate almakzorundayız.
l-l9Temmuz l99l tarihlerinde Cenevre'de toplanan ve Türkiye'nin de katıldığı"Yeni bir Avrupa için Paris Şartı" çerçevesinde;
"..Parisyasasının ilgili hükümleri uyarınca, katılan devletlerin temsilcileri MilliAzınlıklar ve onlara mensup kişilerin haklarına ilişkin konularda gerek yasal,siyasi ve ekonomik geçmişlerinin, gerek durumların farklılığını yansıtanayrıntılı bir tartışma yapmışlardır..."
Milliazınlıklara mensup kişilerinki de dahil olmak üzere, insan hakları ve temelhürriyetlere saygının ve onların tam olarak kullanılmasının Yeni Bir Avrupanıntemelini teşkil ettiğini kabul ederek;
Halklarıarasındaki dostane ilişkilerin aynı zamanda barış, adalet, istikrar vedemokrasinin, milli azınlıkların etnik, kültür, dil ve din kimliğininkorunmasını gerekli kıldığı ve bu kimliğin ileri götürülmesi için şartlarınyaratılması gerektiği yolundaki derin kanılarını teyid ederek,
Milliazınlıkların bulunduğu devletlerde, demokrasinin milli azınlıklara mensupolanlar dahil tüm kişilerin haklar ve temel hürriyetler konusunda tam ve fiilieşitliğe sahip olmasını ve hukuk devleti ve demokratik kurumlardanyararlanmasını gerekli kıldığına kani olarak....tüm etnik, kültür, dil veya dinfarklılıklarının mutlak süretle azınlıkların yaratılmasına müncer olmayacağınınot ederler.. denilmektedir.
Milliazınlıklara mensup kişilerin etnik, kültür, dil ve din benliklerini serbestçekorumağa, muhafazaya ve geliştirmeğe ve kültürlerin tüm vecheleri ile iradelerihilafına herhangi bir şekilde asimilasyon girişimlerinden ari olarakgeliştirmeğe ve muhafaza etmeğe hakları olduğunu teyid ederler. Bunlarındışında katılan devletler; azınlık dillerinin geliştirilmesi, eğitimi, kültürve daha birçok konuda açıklayıcı kararlar alınmıştır. Son olarak katılandevletlerin kendi ülkelerinde milli azınlıklara ve etnik kimliklere ilişkin,gönüllülük esasına göre AGİK sekreteryası aracılığı ile bilgilendirme yükümlülüğükararıda vardır.
Türkiyebu toplantılara katılmış, imza vermiş yükümlülük üstlenmiş bir hukuk devletiolarak, bu anlaşmaları yoksayamaz. Bu nedenledirki: DEP'in barış bildirisindedeğindiği bu yükümlülükleri kapatılma gerekçesi olarak sunan iddianameyianlamakta güçlük çektiğimizi belirtmek isteriz. Bir siyasi parti yetkilikurulunun, devletin imzacısı olduğu sözleşmelerin gereğinin yerinegetirilmesini istemekten daha doğal birşey olamaz. Burada önemle dikkatedilmesi gereken nokta bu isteklerin demokratik yasal çerçeve içinde istenmişolmasıdır.
AGİKinsani boyut konferansı Moskova toplantısı belgesi
l0Eylül - 4 Ekim l99l tarihleri arasında Moskova'da düzenlenen toplantıyaTürkiye'de katılmış, imza vermiştir. Bu toplantıda şu saptamalar ilgi çekicidir:
"...Milli,etnik veya ayırımcılık, düşmanlık ve şiddet hareketlerini özellikle eseflekarşılamışlardır. Bu itibarla katılan Devletler, insani boyuta ilişkintaahütlerinin tam olarak yerine getirilmesi için, meydana gelen köklü siyasaldeğişiklerden özlü şekilde yararlanması gereken sürekli gayretlerin halâzorunlu olduğu görüşünü ifade eder..."
"...Katılandevletler, Kopenhag Belgeselinde yeralan, hukuk devletine ilişkin taahhütlerinihatırlar, hukuk devletinin temelini teşkil eden adalet ilkelerini ilerigötürmeğe ve desteklemeğe olan bağlılıklarını teyid ederler. Özellikle,demokrasinin, hukuk devletinde mündemiç bir unsur olduğunu ve çoğulculuğun,siyasal örgütler bakımından önem taşıdığını tekrar teyid ederler..."
"...katılandevletler, bir Olağanüstü hal döneminde insan hakları ve temel özgürlüklerinkorunmasının, Kopenhag toplantısı belgesinin ilgili hükümlerinin hesabakatılmasını ve taraf oldukları uluslararası sözleşmelere riayet edilmesininönem taşıdığı kanaatindedirler.."
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye'de iç hukuk hükmünde olup, uygulanmasızorunluluğu vardır.
TürkiyeAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, l954 yılında onaylamıştır. İmzalanan veResmi Gazete'de yayınlanan sözleşme Anayasanın 90 ncı maddesi uyarınca iç hukukhükmü haline gelmiştir. İddianame ve esas hakkında görüşte, bu sözleşmeninbağlayıcılığı konusunda hiçbir görüşün ileri sürülmemesi dikkat çekicidir.
Davanınkonusu, parti kapatma olunca, gösterilen delillerde iki konuşma bir bildiri,yani "düşünce açıklaması" olunca; AİHS'nin 9. maddesinde belirlenen"...herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.."hükmü, l0 ncu maddede yeralan "...herkesin anlatım özgürlüğüne hakkıvardır..." hükmü, ll nci maddede yeralan "...herkesin barışçıamaçlarla toplanma hakkı..." hükmü, açıkça ihlâl edilmektedir.
Sözleşmenin,l4 ncü maddesinde "...bu sözleşmede öne sürülmüş olan hak veözgürlüklerden yararlanma;cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal yada başka birgörüş, ulusal yada toplumsal köken, bir ulusal azınlıktan olma, mülkiyet vebenzeri başka bir statü ayrımı gözetilmeksizin herkes için sağlanır..."hükmü karşısında, iddianın, yasal, uluslararası hukuk ve hukukun evrenselilkeleri açısından, çağımız açısından haklı hiçbir dayanak ve gerekçesininolmadığı ortadadır. Uluslararası bağlayıcı sözleşmeleri hiçe sayan iddianame,Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları divanın'ın yargıdenetimini de önemsememektedir.
7-Hukuk devleti ve demokrasi açısından, DEP'in düşünceleri nedeniyle kapatılmasıülke yararına değildir.
l982Anayasasının hazırlandığı koşulları gözönünde tutmakta yarar vardır. l2 Eylülsabahı beş general, iç hizmet kanunundan aldıkları bir yetki ile yönetime elkoyduklarını ilan ettiklerinden, yaptıkları ilk iş TBMM'ni ve demokrasininvazgeçilmez unsurları olan siyasi partileri kapatmak. Liderlerinin bir kısmınıZincirbozan'a toplamak olmuştur.
Kaynağıulus egemenliği ve iradesi olmayan bir askeri darbe ile atanan Danışma Meclisive bazı hukukçuların generallerin isteğine uygun hazırladıkları bir anayasa tekyanlı olarak sözde refaranduma sunulmuştur. Bir tepki ve düşünce ve örgütlenmeözgürlüğünü kısan, birçok antidemokratik hükümle dolu olan Anayasanın,uluslararası sözleşmelere, hukukun evrensel ilkelerine ve Türkiye toplumunauymadığı aradan geçen süre içinde birçok kez kanıtlanmıştır.
Zincirbozan'asürgün edilen liderlerin yasağı kalkmış bugün Çankaya'da Cumhurbaşkanı olarakgörev yapmakta, diğer liderlerin yasağı kalkmış, tamamı bugün meclis üyesi vesiyasi partilerinin başında bulunmaktadırlar.
TBMMüyeleri ve siyasi partiler bu Anayasanın değişmesi gerektiğini hep söylemişler,Ancak; siyasi çıkarları gereği bu tarihi görevi yerine getirmemişlerdir.
Anayasanın,Siyasi Partiler Yasasının seçim yasalarının değiştirilmesinin ençok tartışıldığıbir ülkede, biz hukukçuların hukuku dar manada "Kanun tatbiki" olarakdeğerlendirmemiz mümkün değildir. Bizi bağlayan hukukun evrensel değerlerini,uluslararası sözleşmeleri bir kenara atamayız.
Anayasave yasalarımızda birçok çelişkili hükmün bulunduğu gerçeği karşısında, çağımızadamgasını vuran insan hakları ve özgürlük değerlerini ülkemiz ve toplumumuziçin lüks görme, tam katılımcı, çoğulcu bir demokrasiyi henüz özümsemeyecekkaldıramayacak toplum olduğumuz anlayışı ile erteleme hakkını kendimizdegöremeyiz.
Birhukuk devletinde biz hukukçulara düşen sorumluluklar, bizi kamu vicdanında vetarih önünde sürekli değerlendirme konusu yapacaktır.
AdnanMenderes'in idamına karar veren yargıçların hiçbiri bugün anılmıyor. Ancak;Devlet töreni ile itibarının iadesine karar verilen Adnan Menderes'in İstanbulTopkapı'da bulunan anıt mezarını hergün binlerce insan ziyaret ediyor.
AnayasaMahkemesi bazı kararlarında hukukun genel ilkelerinin, Anayasa kurallarından daönde geldiğini belirlemiştir. Uluslararası sözleşmelere dayalı ulusalüstü birhukukun varlığı ve bu hukukun ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve kararlarınınbağlayıcılığı ve insan haklarının ortak değer olarak korunması anlayışı,Anayasa Mahkemesinin getireceği yorumlardaki çağdaş niteliği belirleyenölçütler haline dönüşmüştür. Hukuk devleti olmanın en başta gelen ölçütüdebudur. Bu ölçütün düşünce özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü açısından özenlekorunması, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerinyaşatılması ile mümkün olacaktır.
Anayasanınbaşlangıç ve 174 üncü maddesinde, "...Türk toplumunun çağdaş uygarlıkdüzeyine ulaştırması yada bu seviyenin üstüne çıkarılması azminibelirlerken", 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında demokratikolmayı hukuk devletinin temel özellikleri arasında saymıştır.
Çoğulculuk,katılımcılık, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, demokrasinin vazgeçilmeyenöğeleridir.
DEPişlevlerini yerine getirirken, baskı ve teröre başvurmamıştır. Aksine süreklisaldırılara hedef olmuştur. Ülkenin bölünmez bütünlüğünü bozmadan, yasal vemeşru zeminde demokratik toplum kuralları içinde, sorunların çözümünden yanaolmuştur. Bu nedenle iki konuşma ve bir bildiri eylemi yani "Düşünceaçıklama" nedeniyle kapatılmasının istenmesi, anayasal ve hukuksal korumadanyararlandırılmaması istemi hukuk devleti ve demokrasinin temel ilkeleribağdaşmamaktadır.
8-Ülkemizin ve demokrasinin çıkarları açısından, toplumsal barış açısından DEPyaşamalıdır.
DEP'inkapatılması davasında, işin bir hukuksal yanı birde toplumsal yanı vardır.Bugün DEP gibi bir partinin Türkiye genelinde örgütlendiği, onu aşkınmilletvekilinin bulunduğu gönül verenlerinin sayısının yüzbinleri aştığıgerçeğini dikkate almak gerekir. Diğer bir nokta, ülkenin içinde bulunduğusiyasi ve toplumsal konjoktürdür.
BugünTürkiye tarihinin en bunalımlı günlerini yaşamaktadır. Bir yandan, yılda 800Trilyona varan Olağanüstü Hal harcamaları, diğer yandan 5 Nisan kararlarınıdayatan ekonomik çöküntü, enflasyon, işsizlik ve çözümsüzlük, Türkiye'de gündeelliyi aşkın insanın öldüğü, binlerce faili meçhül cinayet ve köy boşaltmasınınyaşadığı koşullarda, toplumsal barışa, huzura, akla ve sağduyuya en çok ihtiyaçduyulan günlerde yaşamaktayız.
DEP'inkapatılması davası, etnik kökeni Kürt olan milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarınınkaldırılması ve tutuklanmasından sonra, kapatılma kararı ile Anayasanın 84 üncümaddesi uyarınca üyelikleri düşecek milletvekillerinin onlara gönül veren oyveren seçmenleri nezdinde uyandıracağı duygu ve tepki, etnik kimlikleri kürt olanlarındışlanması cezalandırılması olarak algılanacaktır. Ne yazıkki siyasi partilerin"münhasıran denetimi" yetkisi, Terörle Mücadele Yasasının 9 uncumaddesi uyarınca ihlal edilmiş, partinin eski ve yeni genel başkanlarıtutuklanmışlardır.
Neyazıkki; siyasi partilerin kapatılması davaları gibi önemli davaların, genelde,siyasal ve demokratik yaşama Anayasanın temel ilkeleri doğrultusunda yönverici, temel hak ve özgürlükleri koruyucu işlevi ağır basan Anayasamahkemelerinde görülmesinin en temel nedenleride ortadan kaldırılmışbulunmaktadır. Ankara DGM Başsavcılığı açtığı soruşturmalarla "DeFacto" bir durumla siyasi partileri henüz kapatılmadan, fiilen işlemezduruma sokmuştur.
9-Anayasanın 84. maddesi açısından, DEP'in kapatılması durumunda, Anayasa'nın 84üncü maddesi uyarınca davanın açıldığı tarihte DEP üyesi olan onu aşkınmilletvekilinin milletvekilliği düşecektir.
Buhüküm, eylem ve sözleriyle partinin kapatılmasına neden olan milletvekillerinikapsamıyor. Davanın açıldığı tarihte üye olan tüm milletvekilleri kapatılmadavası sonucu etkilenmektedirler.
Cezahukukun genel ilkeleri arasında yeralan, Cezaların Şahsiliği Prensibi açıkçaihlal edilmektedir. Parti tüzel kişiliği, parti üyeleri, yöneticileri vemilletvekilleri kişilikleri ayrı ayrıdır. Partinin kapatılması durumundahepsinin cezalandırılması "Kollektif Cezalandırma" anlamına gelir.
Kollektifcezalandırma, Ortaçağ döneminden kalma aşiret ve derebeylik hukukun temelyargılamaları olmakla, aynı zamanda engizisyon döneminin barizkarakteristiğidir. Günümüzün çağdaş hiçbir hukuk devletinde "kollektifsorumluluk" yoktur. Nitekim ceza sistemimizde hukukun bu temel ilkesiyeralmışsada, siyasi partiler açısından getirilen bu hüküm ne yazık kicezaların şahsiliği prensibine aykırı olarak, sonuç doğurmaktadır.
Anayasamızın83 üncü maddesine göre, eylem ve sözleriyle ceza sorumluluğu olan vekapatılmaya neden olan milletvekillerinin ayrı ayrı saptanması gerekir.Davamızda ise kapatılma gerekçeleri milletvekili olmayan eski Genel BaşkanYaşar Kaya'nın iki konuşması ile milletvekili olmayan MYK üyelerininbildirisine dayanmaktadır. Yani kapatılma davasında hiçbir milletvekilinin sözve eylemi sözkonusu değildir.
AnayasaMahkemesi, hukukun evrensel ilkeleri karşısında, partinin kapatılmasında hiçbiretkisi olmayan milletvekillerinin "cezaların şahsiliği prensibi"uyarınca milletvekilliklerinin düşürülmesine karar vermemelidir.
Seçimlegelen bir milletvekilinin, milletvekilliğinin Anayasa Mahkemesi kararıyla yadaTBMM'nin Başkanlığınca tesis edilecek yönetsel bir işlemle (tesbitle) sonaermesi, "kuvvetler ayrımına" ve "ulusal iradeninüstünlüğüne"de aykırıdır.
SiyasiPartiler Yasası'nın 95 inci maddesinde: fiileriyle siyasi partilerinkapatılmasına neden olanların on yıl süreyle başka bir siyasi partiyealınamayacakları ve milletvekili adayı olamayacakları yönünden hükmü ile,Anayasa'nın 84 üncü maddesi birbiriyle çelişmektedir. Anayasanın 69 uncumaddesinde yeralan hüküm ile SPY'nın 95 inci maddesinde yeralan hükümarasındada çelişki bulunmaktadır. SPY'nın hükümlerinde kendi eylemleriylepartinin kapatılmasına neden olan, üye, yönetici ve milletvekilleri sayılırken,Anayasanın ilgi hükümleri böylesi bir ayrım görmemektedir.
Kendieylemleri ile partinin kapatılmasına neden olmayan milletvekillerininüyeliklerinin kapatılma kararı ile düşürülmesi, AİHS'nin 6 ncı maddesinde yeralan adil ve makul bir yargılama hak kının ihlali ile birlikte, 7 nci maddeninde ihlali anlamındadır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı 15.12.1993 tarihinde, Türkiye Büyük Millet MeclisiBaşkanlığı'na bir yazı göndererek, DEP'in 2.12.1993 tarihinde üyesi bulunanmilletvekillerin listesinin gönderilmesini istemiştir.
T.B.M.M.Başkanlığı cevabı yazısında; Mardin Milletvekili Mehmet Sincar'ın 4.9.1993tarihinde vefat ettiğini, Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak'ın 30.11.1993tarihinde, Muş Milletvekili Muzaffer Demir'in 1.12.1993 tarihinde DEP'tenistifa ettiklerini, ayrıca Diyarbakır Milletvekili Mahmut Uyanık'ın 17.12.1993tarih, Muş Milletvekili M.Emin Sever'in 16.12.1993 tarihli yazılarıyla DEP'leüyelik bağlarının olmadığını bildirdikleri belirtilmiştir.
MeclisBaşkanlığı'nın yazı ekinde DEP Genel Başkanlığı'nın 13.7.1993 tarih, 993/1160sayılı yazısı ile yine DEP Genel Başkanlığı'nın 24.12.1993 tarih ve 30.12.1993ve 14.1.1994 tarih cevabı yazılarının ekte olduğu belirtilmiştir. Bu yazılardaMuş Milletvekili M. Emin Sever ile Diyarbakır Milletvekili Mahmut Uyanık'ındurumuna açıklık getirilmiş olup; DEP'in aynı zamanda kurucu üyeleri bulunanŞırnak Milletvekili Mahmut Alınak ile Muş Milletvekili Muzaffer Demir ileilgili TBMM Başkanlığı'nın yazısı, Parti kayıtları ile çelişmekte ve sunulanistifa dilekçeleri ile istifa alındı belgeleri kayıtlarda geçmemektedir.
Partileringelen ve giden evrak kayıtları ile verilen belgelerin tarih ve sayıyabağlanması, altında yetkili parti yöneticilerinin imzası ile mühür bulunmasıgerektiği izahtan varestedir. Hiçbir şekil şartı taşımayan ve gerçekliği partiile yapılan yazışmalar ile doğrulanmayan bazı belgeleri TBMM Başkanlığı'nın kabulederek, bazı üye milletvekillerinin, istifa etmiş sayılmasının ve bağımsız üyeolarak gösterilmesini anlamak mümkün değildir. Bu konuda esas olan partikayıtlarıdır. İki adet istifa alındı belgesi incelenecek olursa, ayrıyazılardan çıkan, parti anteti taşımayan üzerinde partinin tarih sayısıbulunmayan, mühür ve kaşe taşımayan yazılar olduğu görülecektir.
DEPGenel Merkezinin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu 13.4.1994 tarihli yazılarında daaçıkça anlaşılacağı üzere TBMM Başkanlığı hukuka aykırı bir takım tesbitlerdebulunmuş, dayanağı belgeler ise şekli ve hukukî olarak hüküm doğurmamaktadır.Asıl olan ve dikkate alınması gereken husus parti yazılarıdır. Aksi takdirde buhususun parti ilgi kayıtları istenmek suretiyle incelenmesi gerekmektedir.
DEP'indava açıldığı tarihte, birisi vefat etmiş onyedi milletvekili bulunmasınarağmen, Anayasa'nın 78. maddesinde "... Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçimdöneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçimegidilemez. Ancak; boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşinibulduğu hallerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına kararverilir..." hükmü karşısında DEP'in kapatılma olasılığı karşısında siyasîbir kararla "ara seçim" yapılması önlenmek istenmiştir. Anayasa'nın84. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
10-SPY.nın 78. ve 81. maddeleri zımnen ilga edilmiştir.
Önsavunmamızda SPY.nın kapatılmaya ilişkin hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığınıbelirtmiştik. Özellikle davamızda uygulanması istenen bu maddelerin Anayasa'yaaykırılığının incelenerek iptalini istiyoruz.
Anayasa'nıngeçici 15. maddesi, ömrünü doldurmuş, keemlemyekün bir maddedir. Hukukun temelilkeleri ve özellikle sonradan Türkiye'nin imzacısı olduğu sözleşme hükümlerineve hukukun temel ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmesi nedeniyle davamızdauygulanması mümkün değildir.
-TCK'nun141, 142, 163 ncü maddelerinin kaldırılması bu yöndeki yasakların da kalkmasıanlamındadır.
-2932sayılı dil yasağının kalkması sonucu SPY'nın 81 nci maddesinin uygulanmakabiliyeti ortadan kalkmış bulunmaktadır.
AskeriYargıtay 3. Dairesi DİSK ile ilgili kararında:
"...TCK'nun141, 142, 163 ncü maddelerinin kaldırılmasına ilişkin tasarının gerekçesinde;TCK'nun 141, 142, 163 ncü maddeleri ile Dernekler Kanunu'nun 5/7, 8, 62maddelerinin şiddete başvurmayan düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğünükısıtladığı, dolasıyla bu hükümlerin çağdaş, demokratik, toplum düzeyineulaşmak için engel teşkil ettiği ve bu nedenle kaldırıldıkları kabul edildiktensonra ... As.CK.nun 148/B maddesi ile 2821 sayılı Yasa'nın 58/1 maddesindekihükümlerin, açık bir ilga hükmü olmamasına rağmen yürürlükten kalktıklarışüphesizdir....." denilmektedir.
AskerîYargıtay kararları ile birçok mahkeme kararında bu yönde gelişen içtihatlarkarşısında, Anayasa Mahkemesi'nin de SPY'nın ilgi hükümlerini, demokratik hukukdevleti olmanın gereği olarak, incelemesi ve iptal etmesi gerektiğidüşüncesindeyiz.
11-Toplumsal barış ve demokrasi için, DEP bir şanstır. Türkiye'nin Doğu veGüneydoğusunda 1978 yılında ilân edilen sıkıyönetim 1987 yılında yeriniOlağanüstü Hal Uygulamasına bıraktı. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Koruculuk,Özel Tim, Özel Ordu derken, Olağanüstü Hal Kararnameleriyle sürgünler,sansürler, her türlü antidemokratik hüküm, olayları, sorunları çözemedi. Bugünekadar uygulanan baskı politikaları askerî çözüm reçeteleri, daha çok canalmasına yol açarken, demokratik yolların dışında arayışları, silahlıeylemliliği güçlendirdi. Yasal, demokratik platformların kapatılması,depolitizasyon politikaları ile sivil toplum örgütlerinin siyasettenyasaklanması, giderek suskun toplum yaratma çabaları bugüne kadar hiçbir çözümgetirmedi sorunları daha da ağırlaştırdı.
DEP'inDoğu ve Güneydoğu'da güçlü bir örgütlenmeğe sahip olması, Milletvekillerinin bubölgelerden seçilmesi, toplumun istek ve arayışlarını demokratik yolla dilegetirme, çözüm arayışlarında tartışma olanakları yaratma, halkın sorunlarınameşru zeminde çözüm bulma, barışa ve demokrasiye katkı sunma gibi, birtoplumsal sigorta ve teneffüs yolu olma misyonunu da beraber getirmektedir.Daha önce HEP'in kapatılmış olması arkasından ÖZDEP'in kapatılması ile şimdi deDEP'in kapatılması durumunda, yöre halkının, yasal platformlara, meşru mücadelearaçlarına demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilere olan güveniniortadan kaldıracağı gibi, yasal zeminlerin kapatılması daha çok illegalörgütlenmelerin işine yarayacaktır.
Davalıparti değerlendirilirken, proğramının, tüzüğünün, örgütlerinin Türkiyeçapındaki tüm faaliyetlerinin, amacının kastının bir bütün olarakdeğerlendirilmesi gerekir.
DEPherhangi bir şiddet eylemi nedeniyle yargılanmıyor. İki konuşma ve bir bildirieylemi gibi, zayıf gerekçelerle, düşüncelerinden dolayı partinin kapatılması,sorunların çözümüne, toplumsal barışa, demokrasiye hiçbir katkı sunmayacaktır.Birtakım varsayımlarla, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün ihlaledildiği iddiası inandırıcı değildir. Bir parti Mecliste onu aşkın milletvekiliile temsil ediliyorsa, bölünme iddiasının somut inandırıcı, kesin delilleredayanması gerekmektedir.
Birtakımsorunların, demokrasi içinde tartışılmasını istemek, çözüm aramak gibi meşru vemasum taleplerden ve siyasi partilerin varlık nedeni olan görüşleri kapatılmagerekçesi olamaz.
Demokrasiiçinde, Ülkenin birliği ve bütünlüğü içinde, ister Cumhurbaşkanı SayınDemirel'in sözettiği "Anayasal vatandaşlık" ister, "Düşünce veörgütlenme özgürlüğü" içindeki demokratik çözümlerin tümününtartışılmasında büyük yararlar bulunmaktadır.
Akankanın durması, silahların susması toplumun ertelenmez acil isteğidir.İddianamede partinin "barış bildirisi" nedeniyle davanın açılması, buyöndeki gayretleri engelleyen sonuçlar doğurmaktadır. İddianamede ülkede bir"savaşın olduğu" kavramı ele alınarak, partinin kapatılmasıistenirken, Genelkurmay Başkanın "düşük ölçekli savaş" Milli SavunmaBakanın "cepheden geliyorum" kavramları hernedense gözardıedilmektedir. Bu sözleri ilk kullanan DEP değildir.
DEP,parti proğramında: "...sorunun şiddete dayalı çözümü ve bastırılmasıolanaksızdır. Şiddet politikası ülke kaynaklarının hedef olmasına yol açmaktave ekonomik toplumsal gelişmeyi önlemektedir.
Kitlelerinörgütlenmesi ve katılımcılığını engelleyen yasal ve siyasal engellerkaldırılacak, onların kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmalarını sağlayacakdemokratik sivil örgütlenmeler desteklenecektir. Gerçek bir demokrasinin gereğiolarak; düşünce suç olmaktan çıkarılacak basın yayın gerçek anlamda özgürolacak, hertürlü politik örgütlenmenin engelleri kaldırılacaktır. Bağımsız vegüvenceli yargı gerçekleştirilecek, hukuk sistemi çağdaş ve ileri birdemokrasiye uygun biçimde yeniden düzenlenecektir.
Kürtsorunun adil demokratik ve barışçıl çözümü sağlanacaktır... l982 Anayasasıdemokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden birini oluşturmaktadır...Partimiz otoriter ve totaliter yönetimler kurulmasına imkan vermeyen insan hakve özgürlüklerine dayalı; çoğulcu ve katılımcı; sosyal hukuk devleti ilkelerinebağlı, devleti halkın hizmetinde gören demokratik sivil toplum anayasasınınhazırlanması ve kabulü için gerekli hertür çabayı gösterir..."denilmektedir.
DemokrasiPartisi mücadele yöntemleri ve hedefleri konusunda görüşleri net olan birpartidir. Böylesi bir partiyi ülke topraklarını ayıracak, ayrı bir rejimdedevlet kuracak şekilde suçlamanın makul dayanakları gösterilmemiştir. Partininamacı ve kastı konusunda bağlayıcı belgeleri birçok açıklama ve eylemi gözardıedilmiştir.
Türkiye,tarihten gelen bir gerçeklikle, değişik dinlerin, dillerin, kültürlerin, etnikyapıların, bulunduğu çok renkli bir mozaik ve güzelliği yansıtmaktadır. İnsanhakları demokrasi, kardeşlik ve barış ortamı temelinde bazı sorunların çözümünüistemek partilerin en başta gelen görevidir. Bu görev hukuk sınırları içinde,yasal zeminde, şiddete başvurulmadan yerine getirilmiştir.
Hukuk,yukarıda saydığımız tüm olguları birlikte ele almak durumundadır. Yasaldemokratik çalışma engellenmemeli, düşünce suç sayılmamalıdır.
Sonuç:Açıklanan nedenlerle:
1-Ön savunmamızda belirttiğimiz gibi, Ankara DGM'deki 1993/114-115'e derdestdosyalar ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonunda derdest olan HEP davasının"bekletici sorun" olarak kabulünü,
2-3713 sayılı Yasa'nın 9, SPY'nın 78, 81 ve ilgi maddelerinin, Anayasayaaykırılığının incelenerek iptaline karar verilmesini,
3-Erbil ve Bonn konuşması ile ilgili, usule, hukuka ve ahlaka aykırı delillerkarşısında, sağlıklı delil toplama istemimizin kabulünü,
4-Duruşma isteğimizin bu aşamadan sonra, toplanacak delillerde dikkate alınarakkabulünü,
5-Demokrasi Partisi'nin kapatılmasına, ilişkin istemin Reddine; karar verilmesinisaygıyla arz ve talep ederiz."
VI-DAVANIN EVRELERİ
1.Dava Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2.12.1993 gün, SP.52 HZ 1993/55sayılı iddianamesiyle açılmıştır.
2.Anayasa Mahkemesi'nin 7.12.1993 günlü toplantısında önsavunma, esas hakkındagörüş ve son savunma ile ilgili işlemlerin yürütülmesi kararı oybirliğiylealınmıştır.
3.17.12.1993 günü Demokrasi Partisi Genel Başkanı Hatip Dicle Ön Savunma için eksüre isteminde bulunmuştur.
4.Anayasa Mahkemesi 21.12.1993 günü oybirliği ile aldığı kararla ek süre isteminiyerinde bularak davalı Demokrasi Partisi'ne Ön Savunmasını hazırlayabilmesiiçin evvelce verilen otuz günlük ön savunma süresinin bitiminden başlamak üzereonbeş gün ek süre verilmesine karar vermiştir.
5.Demokrasi Partisi vekilleri Av. Çetin Özek, Av. Hasip Kaplan ve Murat Bozlaktarafından Mahkememize verilen 10.1.1994 günlü dilekçe ile davanın 27.3.1994günü yapılacak mahalli genel seçimler sonrasına bırakılması istenmiştir.
6.Anayasa Mahkemesi 20.1.1994 günü oybirliği ile verdiği kararla davalı Partivekillerinin davanın görülmesinin 27.3.1994 tarihinden daha sonraki bir tarihebırakılması yolundaki istemi Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası hükümlerine uygunbulmayarak istemi red detmiştir.
7.Demokrasi Partisi'nin kendilerine yapılacak tebligatın Av. Hasip Kaplan'ayapılması istemini içeren dilekçesi 28.1.1994 günü 88 sayı ile AnayasaMahkemesi kaydına geçirilmiştir. Durum Anayasa Mahkemesi'nce 31.1.1994 günlü159 sayılı yazı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirilmiştir.
8.Anayasa Mahkemesi 1.3.1994 günü yaptığı toplantıda;
a-Davada gerekli bilgilerin doğrudan ve daha doyurucu düzeyde alınabilmesi içinAnayasa'nın 149. maddesinin dördüncü fıkrası ile 2949 sayılı Yasa'nın 33.maddesi gereğince sözlü açıklama toplantısının 22.3.1994 günü saat 14.30'dayapılmasına,
b-Sözlü açıklamada bulunmak üzere davalı Parti Genel Başkanı ile Parti'yle üyelikilişkisi sürüyorsa, söz ve eylemleri kapatma nedenleri arasında gösterilenönceki Genel Başkan Yaşar Kaya'nın ayrıca genel başkanlıkça görevlendirilecekiki temsilcinin, çağrılmasına,
Dosyayakonulup incelenmesi istenilen başka belge ve bilgilerin sözlü açıklamasırasında sunulabileceklerine,
Oybirliğiylekarar vermiştir.
9.Av. Hasip Kaplan 7.3.1994 günü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na yazdığı yazıdaotuz günlük savunma süresine ek olarak otuz gün daha süre verilerek toplamaltmış günlük süre tanınmasını istemiştir.
10.Anayasa Mahkemesi 18.3.1994 günü oybirliği ile aldığı kararla istemi yerindebulmuş ancak otuz günlük sürenin bitiminden başlamak üzere yirmi gün ek süreverilmesine karar vermiştir.
11.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.3.1994 günlü ve SP.Muh 1994/109 sayılıyazısında Anayasa Mahkemesi'nin 1.3.1994 gün ve Esas 1993/3 (Siyasî PartiKapatma) sayılı kararının parti avukatları Av. Murat Bozlak ve Av. HasipKaplan'a tebligat çıkarıldığını belirtmiş ve tebliğ mazbatasının aslını ektesunmuştur.
12.22.3.1994 günü Demokrasi Partisi temsilcilerinin sözlü açıklamalarıdinlenmiştir. Sözü açıklamaya Demokrasi Partisi Genel Başkan Vekili RemziKartal ve Av. Hasip Kaplan katılmışlardır.
VII-İNCELEME
A.Ön Sorunlar Yönünden
1.Davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine aykırı açılıp açılmadığı Sorunu
DavalıParti, Ön Savunması'nda davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine aykırıaçıldığını ileri sürmüştür.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı ise Esas Hakkındaki Görüşünde Özetle; Siyasî PartilerYasası'nın Dördüncü Kısmı'ndaki yasaklara aykırı davranılması durumunda ihtaragerek olmadan doğrudan kapatma davası açılabileceğini bildirmiştir.
SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin, tüzük, programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğunu ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgive belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikle veivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeyedayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi vebelgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasınınyaptırımı da, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerinuygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetlemegörevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Siyasî Partiler Yasası'ndakurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarıylaher türlü eylemlerinin doğrudan kapatma nedenleri yönünden Anayasa ve yasahükümlerine aykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumlarıbirbirinden ayrılmış ve değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki;Cumhuriyet Başsavcılığı'nca saptanan noksanlıkların giderilmesi, gerekligörülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedenedayanılarak siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanmamasına,yani yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğini almış olmasına karşı,kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınve her türlü eylemlerinin doğrudan kapatılma nedenleri yönünden Anayasa'ya veyasa hükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104.madde dışında böyle bir önkoşula bağlanmamıştır.
CumhuriyetBaşsavcılığı Demokrasi Partisi'nin, dava konusu iki konuşma ve bir bildirisininSiyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmı'nda yer alan 78. ve 81. maddelerinin(a) ve (b) bentlerine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bunedenle Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı'nanoksanlıkların giderilmesi ile ilgili olarak tanınan yetkiyi yukarıdabelirtilen aykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu birdava koşulu olarak kabul etmek, siyasî partilerin tüzük, program vefaaliyetlerinin Yasa'nın Dördüncü Kısmındaki "Siyasî Partilerle İlgiliYasaklar"a aykırı olmaları durumunda, bu koşul yerine getirilmeden,doğrudan 100 ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanakvermemek anlamına gelir. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesinegöre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarı yapılmadan açılmış bulunandavanın Yasa'nın Dördüncü Kısmı'ndaki yasaklara aykırılıktan ileri gelmesinedeniyle davalı Parti'nin itirazı yerinde görülmemiştir. Yılmaz ALİEFENDİOĞLUbu görüşe katılmamıştır.
2.Yargılamanın Duruşmalı Yapılıp Yapılmaması Sorunu
DavalıParti savunmalarında davanın duruşmalı görülmesini istemiştir. Demokrasi Partisi'negöre anayasal ve yasal düzenleme duruşma yapılmasına engel değildir; bu nedenleduruşma yapılmalıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Esas HakkındakiGörüşünde bu düşünceye katılmamış ve istemin reddi gerektiğini belirtmiştir.
Anayasa'nın149. maddesinin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıylabaktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler"denilmektedir. 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Yasa'nın 33. maddesinde de Anayasa'daki hüküm doğrultusunda siyasîpartilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasıhükümleri uygulanmak yoluyla dosya üzerinden incelenip karara bağlanacağıbelirtilmiştir. Aynı kural, Siyasî Partiler Yasası'nın 98. maddesinin ilkfıkrasında kapatma davasından söz edilmek suretiyle yinelenmiştir. Buna göre,siyasî parti kapatma davalarında Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nınuygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşma ilkesi benimsenmemiştir. Ayrıcasiyasî partilerin kapatılması ile ilgili davalarda Mahkememizde duruşma yerineyazılı yargılama usulünün devamı mahiyetinde olan sözlü açıklamayapabilmektedirler. Davalı Siyasî Parti de bu yoldan yararlanmış ve kendiyönünden uygun gördüğü açıklamaları sözlü olarak yapmıştır. Bu nedenle, siyasîparti kapatma davalarında duruşma yapılması olanağı olmadığından davalıParti'nin bu konudaki isteminin reddi gerekir.
3.Kapatma Davasına Neden Gösterilen Konuşmalar ve Bildiri Hakkında Ankara DevletGüvenlik Mahkemesi'nde Dava Açılması ve Halkın Emek Partisi'nin Kapatılmasınaİlişkin Anayasa Mahkemesi Kararına Karşı Avrupa İnsan Hakları KomisyonunaBaşvurulmasının Bekletici Neden Sayılıp Sayılmaması Sorunu
DavalıParti'ye göre, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bakılmakta olan(1993/114-115'e) davalar kapatılma isteminin dayanağını oluşturduğundan budavaların sonuçlanmasının beklenmesi gerekmektedir. Yine, Halkın EmekPartisi'nin kapatılmasına ilişkin kararın bireysel başvuru yoluyla Avrupa İnsanHakları Komisyonunca incelenmekte olması da bekletici bir sorun sayılmalıdır.Çünkü
Anayasa'nın90. maddesine göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi iç hukukta bir yasahükmündedir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı davalı Parti'nin bu konudaki isteminin reddi gerektiğigörüşündedir.
Hukuktabekletici neden, bir davanın sonuçlandırılmasının kimi zaman o mahkemeninyetkisi dışında kalan bir sorunun çözümlenmesine bağlı olduğu durumlarda ortayaçıkmaktadır. Bu bakımdan bekletici neden, bir davanın görülmesi sırasındaortaya çıkan ancak konunun o mahkemenin görev ve yetkisi dışında kalan fakatdavanın esastan çözümüne etkisi olan uyuşmazlıktır. Görülmekte olan bir davasırasında, ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık savları bekletici neden olarakkabul edilmiştir.
Konuşmalarıyapan kişi ile bildiriyi yayımlayan parti merkez yönetim kurulu üyelerihakkında açılmış kişisel ceza davaları ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nabireysel başvuruda bulunulmuş olması ile siyasî parti kapatma davası arasında,kapatma davasının sonucunu etkileyebilecek doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır.Gerek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin gerek Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nunverecekleri kararlar olaylarla sınırlı olup bu davayı etkilemez. Görülmekteolan davanın konusu yönünden ortada bekletici sorun saymayı gerektirecek birdurum söz konusu değildir.
4.Siyasî Partiler Yasası'nın 78. ve 81. Maddelerinin Anayasa'ya AykırılığıNedeniyle İptali veya İhmali Sorunu
DavalıParti savunmalarında, Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin son fıkrasında yer alan"... bu dönem..." sözcüklerinin birinci fıkrayla bağlantılı ve onuaçıklayıcı nitelikte olduğunu Anayasa'ya aykırılık savının birinci fıkradabelirtilen "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacakTBMM Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde" ilerisürülemeceği görüşüyle Geçici 15. maddenin Anayasa'ya aykırılık savınıönlemediğini, ayrıca yürürlükte bulunan Siyasî Partiler Yasası'nın günümüzdeMillî Güvenlik Konseyi döneminde yürürlüğe konulan içeriğe ve bütünlüğe sahipolmadığını belirterek bu Yasa'nın 78. ve 81. maddelerinin Anayasa'yaaykırılığını ileri sürmüştür.
Bunakarşılık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Esas Hakkındaki Görüşünde 2820sayılı Siyasî Partiler Yasası bu dönem içerisinde çıkarılmış bulunduğundanAnayasa'nın geçici 15. maddesi kapsamına girdiği için davalı Parti'ninAnayasa'ya aykırılık savını ciddi görmemekle reddini istemiştir.
Sözkonusu yasal düzenlemeler, Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde yer alanhükümlerin gereklerini yerine getirmek amacıyla yapılmıştır. Ancak, bunlarınAnayasa'ya uygunluğunu tartışmak Anayasa'nın geçici 15. maddesinin açıklığıkarşısında olanaksızdır. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre,Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında,belirli bir dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıkların iddiaedilememesi yönünden belli bir zaman ayrımı yapılmamış, üçüncü fıkrada yer alan"bu dönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirlibir dönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savında bulunulamayacağıöngörülmüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyle değil, geçici olarakdüzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temelmetinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir. Geçicimaddeler değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmışhakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimine yayılmasınısağlar. Geçici maddelerle temel hükümlerin farkı budur. Hukuksal değerbakımından ise, geçici maddelerle temel hükümler arasında bir farklılıkbulunmamaktadır. Anayasa'nın açık olarak düzenlediği bir konunun AnayasaMahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa'nın geçici15. maddesine göre, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimler sonucu toplanacakTürkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık divanı oluşturuluncaya (6 Aralık1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa'ya aykırılığıileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içinde çıkarılmış bulunan 22.4.1983 günlü,2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun şimdiye kadar bir değişikliğe uğramıyan78. ve 81. maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamaz. Geçici 15.madde kapsamı içine giren Yasa'nın kimi kuralları daha sonra yenidendüzenlenmişse de Yasa'nın tümü değil ancak değişiklik yapılan kurallar hakkındaAnayasa'ya uygunluk denetimi yapılabilir.
Diğeryönden davalı Parti tarafından, Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili hükümlerininyerine Anayasa ve Türkiye'nin imzaladığı uluslararası insan haklarısözleşmelerinin uygulanması istenmiştir.
Biryasa kuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen vebirbiriyle çelişen yasa ve Anayasa kuralının bulunması gerekir. Bu durumdaçözümün Anayasa kuralları yönünden aranması doğaldır. Anayasa'nın geçici 15.maddesinin varlığı, Anayasa'nın tümlüğü içinde bir çelişkiyi değil gözetilmesizorunlu bir ayrık durumu yansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği, konuyuaçık biçimde ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralı yok saymasıolanaksızdır.
AnayasaMahkemesi'nce Bir yasa kuralının ihmali, incelenmekte olan işte uygulanacakkural hakkında iptal davası açılmamış olsa bile o kuralın Anayasa'ya aykırılıknedeniyle iptal edilebilecek nitelikte olması koşuluna bağlıdır.
Belirtilenkuralların, Anayasa'nın geçici 15. Maddesi karşısında, Anayasa'ya uygunlukdenetimi yapılmasının olanaksızlığı nedeniyle ihmal edilmeleri de sözkonusuolamaz.
Bunedenlerle Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kurallarının iptal ya da ihmaledilmesi istemi yerinde görülmemiştir.
GüvenDİNÇER ve Yılmaz ALİEFENDİOĞLU bu görüşlere katılmamışlardır.
5-Terörle Mücadele Yasası'nın 9. Maddesinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
DavalıParti, Savunmalarında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 9. maddesininAnayasa Mahkemesi'nin siyasal partiler üzerindeki münhasır denetim yetkisiniortadan kaldırdığı ve bu nedenle de Anayasa'ya aykırı olduğu savındabulunmuştur. Sözlü açıklama sırasında 9. madde konusunun açıklığakavuşturulması davalı Parti vekili Av.Hasip Kaplan'dan istenmiştir. Davalıvekili ise şunları belirtmiştir:
"9.madde gereği Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bir soruşturmanın delilleri dışındaiddianameye dayanak edilen başka bir delil yoktur. Devlet GüvenlikMahkemesi'nin hazırlık dosyalarından alınan Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın Siyasî Partiler Yasası'nın 106. maddesi fıkrası uyarıncaaldığı belgeler delil olarak gösteriliyor. Şimdi Anayasa münhasır yargısal denetimiYüce Anayasa Mahkemesi'ne verecek, bunun yanında Ankara Devlet GüvenlikMahkemesi 9. maddeye dayanarak "terör suçu kapsamındadır" deyip birkovuşturma açacak ve o kovuşturma bugün burada delil olarak sunulacak."
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, Esas Hakkında Görüşünde özetle, iptali istenen kuralındavada uygulanacak kural olmadığından istemin reddini talep etmiştir.
2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın18. maddesinin ikinci bendinde "Mahkemelerce kendisine Anayasa'nın 152 ncimaddesine göre intikal ettirilen işleri ve Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veyasiyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda aynı madde gereğince önmesele olarak bakması gereken işleri karara bağlamak" Anayasa Mahkemesi'ningörev ve yetkileri içinde sayılmıştır. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarakgörev yaparken ve siyasî parti kapatma davalarında Anayasa'nın 152.maddesindeki "bir davaya bakmakta olan mahkeme"dir. Bu nedenle,Anayasa'nın 152. maddesine ve 2949 sayılı Yasa'nın 28. maddesine göre,Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunulan veya aykırı görülen Yasa kuralının"o davada uygulanacak kural" olması gerekmektedir.
3713sayılı Yasa'nın 9. maddesinde: "Bu Kanunun kapsamına giren suçlarla ilgilidavalara Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bakılır ve bu suçları işleyenler ilebunların suçlarına iştirak edenler hakkında bu Kanun ve 2845 sayılı DevletGüvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Hükümleriuygulanır." denilmektedir. Oysa, Demokrasi Partisi hakkındaki dava SiyasîPartiler Yasası'nın 78., 81. ve 101. maddelerine göre açılmıştır. Bir başkadeyişle, bu davada uygulanacak yasa kuralları Siyasî Partiler Yasası ileAnayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki Yasa'nınbelirli kurallarıdır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın iptali istenen 9.maddesinin bu davada uygulama yeri yoktur.
Açıklanannedenlerle, iptali istenen 3713 sayılı Yasa'nın 9. maddesi görülmekte olandavada uygulanacak kural olmadığından isteğin reddi gerekir.
B.Esas Yönünden
1.Genel Açıklama
Genelve eşit oy hakkı; çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaşdemokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur.Bu yolla söz sahibi olup etkinlik kazanma olanağı elde edilirse de kişilerinayrı ayrı güçleriyle sonuç almaları güçtür. Bireysel iradeleri birleştiripyönlendirerek onlara ağırlık kazandıran özgün kuruluşlara gereksinimduyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık vegüç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlüklerigüvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkelerdoğrultusunda kamuoyu oluşturarak ulusal yaşama daha çok aydınlık getirmekyönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." ilkesine yer verildikten sonra üçüncüfıkrasında da "Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler." denilmektedir.
Siyasalpartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunundemokrasinin benimsenmesi yönünden bu konuya özel bir önem ve değer vermişolduğu görülür.
Siyasalpartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir.Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşlarınözgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyununoluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partiler, yurttaşların istem veözlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıranhukuksal yapılardır.
Demokrasininsimgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen, özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasî partilerin, devletyönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rollerinedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutup,kurulmalarından başlayarak çalışmalarında uyacakları esasları vekapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemeklekalmamış, Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme vekapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak biryasayla düzenlenmesini uygun bulmuştur.
Anayasa'nınanılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış;siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri,kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılıkurallar getirmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa'da da yer alan yasaklarauymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği vegerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacağıöngörülmüştür.
Siyasalpartilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü vekamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa'nın 2. maddesinde"Türkiye Cumhuriyeti... demokratik... bir hukuk devletidir."denilmektedir.
Hukukdevleti, Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında yinelenip vurgulandığı üzereinsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete veeşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlüsayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uyan, işlem veeylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir.
Varlığıve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet, belirli topraklar üzerindeyerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğuolarak tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik,yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik ilkesi bir devletiçin vazgeçilmez ögeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini korumaiçgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır.
Devletlerhukukunda, genellikle, "devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıpuygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak veözgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletinögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunların başında,bireylerin ve devletin varlığını koruma hakkının bulunduğu tartışmasızdır.Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyi yokedici sakıncalarıgidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi hukuk devleti için endoğal davranıştır. Bu bakımdan Siyasî Partiler Yasası'nda yer alan konuylailgili düzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletin kendini ve halkınıkoruma hakkının kapsamı içinde kalmaktadır. Durumun demokrasi ilkeleriyleçatışan bir yönü yoktur. Dayandığı temelleri korumak amacıyla hukuk içindealdığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunup suçlanması düşünülemez.Ülkesi ve ulusuyla birlikte kendini korumayan devlet, devlet olamaz.
Anayasada,kişilerin hak ve ödevleri, siyasî haklar ve ödevler ile siyasî partilerin bağlıolacakları esaslar ayrı kurallarla düzenlenmiştir.
DemokrasilerdeAnayasa'nın güvence altına aldığı hakların kullanılması ile belirlediğiödevlerin yerine getirilmesinde ülke düzeyinde etkinliği olan siyasalpartilerin, demokratik devlet yapısı ile ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasıiçin konulmuş Anayasa ve yasa kurallarına uymaları yalnız varlıklarının doğalgereği olmayıp aynı zamanda bir Anayasa buyruğudur.
2.Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası'nın İlgili Kuralları
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı Siyasî Parti'nin, Anayasa'nın BaşlangıçKısmı ile 2., 3., 14., 69. maddelerine; 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nınise 78. ve 81. maddelerinin (a), (b) bentlerine aykırılıkta bulunduğu ilerisürülerek aynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendi uyarınca kapatılmasıistenilmektedir.
SiyasîPartilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerin kaynağı, Devletin temelögelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan ve toplumsal uzlaşmanıntemelini oluşturan Anayasa'nın aşağıdaki maddelerinde yer alan kurallardır:
"MADDE1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
"MADDE2.- Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir."
"MADDE3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir.
Bayrağı,şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
MillîMarşı "İstiklal Marşı"dır.
BaşkentiAnkara'dır."
"MADDE4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğuhakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncümaddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Anayasakoyucu,bu kurallarla ulusal birliğimizin değişmezliğiyle ülke bütünlüğünü ve devletintekil yapısını ortaya koymuştur. Burada öncelikli olanlar ülke-ulusbütünlüğüyle Atatürk millîyetçiliğidir.
Vatanave ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içte ve dışta barışın simgesisayılan, tüm bireyleri eşitlik ve adaletle kavrayıp çağdaş evrensel değerlerlebirleşen bu ilkeler, yaşamın her alanda çağdaşlaşmasının vedemokratikleşmesinin kaynağı ve dayanağıdır.
Siyasîpartilerin çalışmaları ve programları yönünden Anayasa'ya aykırılık, yalnızcaAnayasa'da sayılan parti yasaklarına ilişkin hükümlerle sınırlıdır.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde yer alan yasaklar şunlardır:
-Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyetilkelerine aykırı olamaz.
-Sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayıamaçlayan siyasî partiler kurulamaz.
-Siyasî partiler yurt dışında örgütlenip çalışma yapamazlar, kadın ya da gençlikkolu ve benzeri biçimde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar kuramazlar.
-Siyasî partiler tüzük ve programları dışında çalışma yapamazlar.
-Siyasî partiler, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına karşı 14. maddeylekonmuş olan sınırlamaların dışına çıkamazlar.
-Siyasî partiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyladernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kuruluşu niteliğindekimeslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliğiiçinde bulunamazlar ve bunlardan maddî yardım alamazlar.
-Siyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları demokrasi esaslarınaaykırı olamaz.
-Siyasî partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdekidernek ve gruplardan yardım ve emir alamazlar; bunların Türkiye aleyhindekikarar ve etkinliklerine katılamazlar.
Buyasakların kimileri doğrudan kapatma nedeni değildir.
Siyasîpartilerin doğrudan kapatma nedenlerinden biri Anayasa'nın 69. maddesininbirinci fıkrasında gösterilmektedir. Bu fıkraya göre; siyasî partiler, tüzük veprogramları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa'nın 14. maddesindekisınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır. Böylece, siyasîpartilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunmaları değil;Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkmaları doğrudan kapatmanedenidir. Diğer bir doğrudan kapatma nedeni bu maddenin 8. fıkrasında yeralmaktadır. Bu fıkraya göre de; siyasî partiler, yabancı devletlerden,uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım veemir alamazlar; bunların Türkiye aleyhindeki karar ve faaliyetlerinekatılamazlar. Bu hükme aykırı davranan siyasal partiler temelli kapatılır.
Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında -"Siyasî partilerin tüzükve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insanhaklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırıolamaz.", -"sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi birdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partilerkurulamaz." denilmektedir. Bu kurallarda yeralan "olamaz" ve"kurulamaz" sözcüklerini doğrudan kapatma nedeni olarak anlamakgerekir.
YılmazALİEFENDİOĞLU 68. madde ile ilgili bu görüşe katılmamıştır.
Gözönündetutulması gereken diğer bir husus da, 68. maddenin beşinci fıkrasında yeralankapatma nedeninin 69. maddenin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde yeraldığıdır. Bu tümcenin atıfta bulunduğu 14. madde de açıkça sınıf veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü amaçlayan siyasî partilerinkurulmasını yasaklamaktadır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmı'nda ve2. maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan TürkDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millîmarşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanabileceği esasını; Türk milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü, seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar."
81.maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulanamazlar."
hükümleriyer almaktadır.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın bu kurallarında, devletin tekliği ile ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünden söz edilmektedir. Bu maddeler, Anayasa'dayazılı soyut "Bölünmez bütünlük" ve "tekil devlet"kavramlarını açıklayarak somutlaştırmaktadır. Eş anlatımla, Siyasî PartilerYasası, devletin tekliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumakamacıyla, ayrılıkçı akımların bir parti durumunda örgütlenmesini yasaklamaktave yine siyasî partilerin federal bir sistemi savunamayacaklarını azınlıkyaratamayacaklarını (özendirip kışkırtmayacaklarını), bölgecilik, ırkçılıkyapamayacaklarını ve eşitlik ilkesini korumak zorunda olduklarınıvurgulamaktadır. Böylece anayasal ilkeler Siyasî Partiler Yasası'yla yaşamageçirilip yaptırımlara bağlanmıştır.
3)Sav, Savunma ve Kanıtların Değerlendirilmesi
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı kapatma davasının delilleri olarak davalı Parti GenelBaşkanı (eski) Yaşar Kaya'nın 29.5.1993 tarihinde Federal Almanya'nın Bonn;15.8.1993 tarihinde Irak 'ın Erbil kentlerinde yaptığı konuşmalarla PartiMerkez Yürütme Kurulu'nun 1993'ün Ağustos ayında yayımladığı "DemokrasiPartisinin Barış Çağırısıdır" başlıklı bildirisini Anayasa Mahkemesi'nesunmuştur. Bu kanıtların davalı Parti'nin bu konudaki itirazlarıyla birlikte elealıp değerlendirmek gerekmektedir:
(a)Yaşar Kaya'nın Federal Almanya'nın Bonn Kentindeki Konuşması:
DavalıParti Ön Savunması'nda iddianamenin, parti ile ilgisi olmayan bir sanıkta elegeçirilen Bonn konuşmasıyla ilgili video kasete dayanılarak hazırlandığını,bunun dışında başkaca bir araştırmanın yapılmadığını, Ankara DGM'nin 93/114Esas sayılı dosyasının delillere dayanak olarak gösterildiğini ve Bonnyürüyüşünün PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan tarafından düzenlenmediğinibelirtmiştir. Esas Hakkında Savunma Yazısında da Bonn Konuşmasının SPY'nın101/b anlamında değerlendirilemeyeceğini çünkü Genel Başkanın bu sıfatlaçağırılı olduğunun ve gittiğinin kanıtlanamadığını vurgulamıştır. Sözlüaçıklamada da benzer savunmalar yapılmıştır.
Ancakİddianame incelendiğinde Bonn yürüyüşünün Abdullah Öcalan tarafındandüzenlendiği yolunda bir iddianın olmadığı görülmektedir. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın Esas Hakkındaki Görüşünde de belirtildiği gibi konuşmanınyapıldığı toplantının veya yürüyüşün kimin tarafından düzenlendiğinin davabakımından önemi yoktur. Herkese açık olan bir toplantıda, gizlilikten sözedilemeyeceğinden konuşmanın kimin tarafından kasete alınmış olmasının kanıtıngeçerliliği yönünden önemi yoktur. Siyasî Partiler Yasası açısından önemli olanYaşar Kaya'nın dava konusu konuşmayı yapıp yapmadığı ve konuşmanın içeriğidir.Yaşar Kaya Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı ve Yedek Hakimliği'ndeki 7.10.1993günlü ifadesinde Bonn kentinde yapılan toplantıya Demokrasi Partisi'nin genelbaşkanı olarak katıldığını, konuşmanın bütünüyle kendisine ait olduğunu, bukonuşmada partisinin görüşlerini yansıttığını söylemiş ve Mahkeme'dekisorgusunda da Yedek Hakimlikteki ifadesinin doğru olduğunu, bu toplantı içinParti adına davet gelip gelmediğini bilmediğini, kendisinin genel başkan olarakher yerde partisini temsil edeceğini belirtmiştir.
(b)Yaşar Kaya'nın Irak'ın Erbil Kentindeki Konuşması:
DavalıParti Erbil video kasetinin tesbit ediliş biçimine itiraz etmiş ve çevirininkonuşmanın aslını karşılamadığını ileri sürmüştür.
IrakKürdistan Demokrasi Partisi'nin 11. Olağan Kongresi de açık bir ortamdayapılmış olduğundan, bir başka deyişle bir gizlilik veya kapalılık söz konusuolmadığından görüntünün tespit ediliş biçiminin yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nınEsas Hakkında Görüşünde de belirtildiği gibi, araştırılmasına gerek yoktur.Ayrıca, Yaşar Kaya bu konuyla ilgili soruşturma aşamalarında bu Kongreye davetüzere DEP Genel Başkanı sıfatıyla katıldığını ve Parti adına konuşma yaptığını,konuşmanın, İddianameye konu edilen bölümünün, yaklaşık olarak kendisininkongrede yapmış olduğu konuşma olduğunu kabul etmiştir. Genel KurmayBaşkanlığı'nca gönderilen Erbil konuşmasına ait kasetin 19.1.1994 günündeDevlet Güvenlik Mahkemesi'nce izlenip Türkçeye çevirilmesi sırasında Yaşar Kayada bulunmuş ve konuşmasını kendisi Türkçeye çevirmiştir. Yaşar Kaya'nınçevirisi ile Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.10.1993 günlü çevirisi arasında özeilişkin hiçbir fark bulunmamaktadır. Bu nedenle, çevirinin konuşmanın özüneuygun yapılmadığı yolundaki savunmanın geçerli bir yanı yoktur.
(c)"Demokrasi Partisi'nin Barış Çağırısıdır" Başlıklı Merkez YürütmeKurulu'nun Bildirisi:
DavalıParti savunmalarında söz konusu bildirinin dağıtılmadığını, bildirinin partininhangi organının tasarrufu olduğunun, bu konuda parti meclisinin bir kararınınbulunup bulunmadığının araştırılmadığını ileri sürmüştür.
Ancak,Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı'nda alınan sanıklarınifadelerinde, sözkonusu bildirinin barış kampanyası dolayısıyla Merkez YürütmeKurulu'nca hazırlandığı belirtilmiştir. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin1993/115 Esas sayılı dosyası incelendiğinde bildirilerin Diyarbakır, Malatya veİzmir illerinde dağıtıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın iddianamesinde belirttiği Siyasî Partiler Yasası'nın 101.maddesinde öngörülen "bildiri yayınlama" koşulunun gerçekleşmişolduğundan kuşku duyulamaz. Merkez Yürütme kurulu'nun bu bildiriyi kendisineKurultay'ca veya Parti Meclisi'nce verilen görev gereği yayımlanmış olmasıhukuksal durumda bir değişiklik oluşturmamaktadır. kurultayın veya Partimeclisinin bu nitelikte bir bildiri yayımlaması da Siyasî Partiler Yasası'nın101. maddesinin (b) bendi gereğince bir kapatma nedenidir.
SiyasîPartiler Yasası'nın dördüncü kısmındaki yasaklara aykırılık durumundapartilerin kapatılmasını düzenleyen aynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendiparti büyük kongresinde, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun ikiayrı kurul olarak oluşturulduğu durumlarda ilgili kurulca veya TBMM grupyönetim veya grup genel kurullarınca yasanın dördüncü kısmındaki hükümlereaykırı karar alınması veya genelge ve bidiriler yayımlanması veya kararalınmamış olsa bile kurullarca aynı hükümlere aykırı faaliyetlerde bulunulmasıyahut parti genel başkan veya genel başkan yardımcısı veya genel sekreterininsözü edilen bu maddeler hükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyandabulunması biçiminde bir düzenleme getirmektedir. Davada uygulanması gereken hükümbudur.
DemokrasiPartisi Merkez Yürütme Kurulu'nun durumu ise şöyle ele alınabilir: Davalı PartiSiyasî Partiler Yasası'nın 16. maddesinden yararlanarak yönetim ve yürütmeorganlarının yanında Tüzüğü'nün 22. maddesinde "parti meclisi"ni ve25. maddesinde de "merkez yürütme kurulu" nu düzenlemiştir. Bu durumSiyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (b) bendinde merkez karar ve yönetimkurulunun iki ayrı kuruluş olarak oluşturulduğu durumda bu kurullardan birininyazılı veya sözlü beyanlarının kapatmaya neden olabileceği biçimindekidüzenlemeye girmektedir. Parti'nin Merkez Yürütme Kurulu Parti Meclisi üyeleriarasından seçilen, Parti Meclisi'nden ayrı ancak ona bağlı olarak faaliyettebulunan bir yönetim organı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle MerkezYürütme Kurulu'nun bildirisinin Parti'nin tüzel kişiliğini bağlayacağındankuşku duyulamaz.
DavalıParti elde edilen delillerin, özellikle Bonn ve Erbil konuşmalarının yasalarave ahlaka aykırı yollardan elde edildiğini ileri sürmüştür. Ancak bu yasalarave ahlaka aykırılık iddiasının temeli anlaşılamamıştır. Her iki toplantı dahalka açık ve herhangi bir gizlilik olmadan gerçekleştirilmiştir. Bunun yanındainsan hakları çiğnenerek elde edilmiş hiçbir delile de dayanılmamıştır. Bunedenle Parti'nin bu konudaki itirazları yersizdir.
DavalıParti, kasetlerin tek başlarına delil olamayacaklarını ileri sürmüştür. AnayasaMahkemesi, Yargıtay ve Askeri Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre sesbantları ve kuşkusuz video kasetleri yan delillerle doğrulandığı ölçülerdedelil olarak kabul edilmektedir. Ancak, söz konusu kasetler çeşitli tanıkbeyanlarıyla pekiştirilmiştir. Kasetler daha önce bir çok kez belirtildiğigibi, yasa dışı yöntemlere başvurularak doldurulmuş değildir. Ayrıca,kasetlerin delil niteliği kazanması için devletin yetkili makalarınca çekilmesigerektiği yolundaki savunma da yasal dayanaktan yoksundur. Anlatımlarladoğrulanan içerikleri yeterli kanı verecek biçimde sağlıklıdır.
Yukarıdanberi açıklandığı üzere dava dosyasında bulunan kanıtlardan ve özellikle DEPGenel Başkanı Yaşar Kaya'nın hâkim önündeki açık ikrarından dava konusu Bonn veErbil konuşmalarının DEP Genel Başkanı tarafından yapılmış olduğu ve yinemevcut kanıtlar ve Merkez Yürütme Kurulu Üyelerinin Savcı Önündeki Anlatımlarındada dava konusu Barış Bildirisinin DEP Merkez Yürütme Kurulu tarafındandüzenlenip yayınlandığı anlaşılmıştır.
Buradaöncelikle dava konusu, Demokrasi Partisi Genel Başkanı Yaşar Kaya'nın yaptığıkonuşmalarla Parti Merkez Yürütme Kurulu'nun "Demokrasi Partisinin BarışÇağrısıdır" başlıklı bildirisinin Devletin Ülkesi ve Milletiyle BölünmezBütünlüğü'nün bozulması amacına yönelik olup olmadığının saptanmasıgerekmektedir.
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal, siyasal olduğu kadar , tarihsel ve sosyal gerçekleredayanmaktadır.
Şöyleki:
"Bütünlük"ilkesi ilk olarak Misak-ı Millî'nin birinci maddesinde "... islâmçoğunluğu bulunan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmenhiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür." biçiminde yer almıştır.
DelegasyonBaşkanı İsmet İnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini"Büyük Millet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu'nun birliğine ve bölünmezliğineen büyük önemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerinyurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeaçıklamıştır.
Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasa'nın birçok maddesindeözellikle vurgulanmış, Türk Milleti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir. (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği de kabul edilmiş, (Madde 13 ve 14) aynı amaçlabasın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28,30, 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcıönlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bilimselaraştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıylaulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağıbelirtilmiş (Madde 130), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına bunedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135), birlik ve bütünlükkonusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde143), aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerindenbirini oluşturmuş (Madde 81 ve 103), siyasî partilerin uyacakları esaslarınbaşlıcaları arasında yine "bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır.
(Madde68 ve 69)
Uluslar,varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün,sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesitarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerekKurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti;Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana çağlar boyu Anadoluiçin "Türkiye" ve burada yaşayanlar için "Türkler" adınıkullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik gruplarıgörmeme anlamına gelmez.
GerekAnayasa'ya gerek Siyasî Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü,devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulusbütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta, devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeyegirmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü;ulus bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur.Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayıamaçlamıştır. Hiçbir devlet bu konuda hoşgörülü davranmak ve ödün vermekyetkisini kendisinde göremez.
"Millet"kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" ve yerine göre"Halk" sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini,bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. "Milliyetçilik"ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi"nin üzerinekurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik,Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelen ilkelerindenbiridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve "milliyetçilik"kavramları, başta, teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzereCumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyetiyöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasa'larında yeralmıştır. 1982 Anayasası'nın Başlangıcı'nda "... Atatürk'ün belirlediğimilliyetçilik anlayışı ...", 2. maddesinde "... Atatürkmilliyetçiliği ...", 42. maddesinde "...Atatürk ilkeleri ..." ve134. maddesinde "Atatürkçü düşünce ..." sözcükleriyle Atatürkmilliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk Milliyetçiliği, ayrımcı veırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, kökeni neolursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikteyaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp"ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriylekimliklerin ayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olarak siyasî partiprogramlarında ve eylemlerinde amaç edinilmesini engellemektedir. Dil ve dinbirliği yanında önemli başka toplumsal bağlar kurmuş toplulukların devletleolan hukuksal bağlarını koparacak bir girişim, kışkırtma, toplumsal gerçeklereAnayasa'ya ve Siyasî Partiler Yasası'na uygun bir tutum değildir. Türk Ulusuiçinde "Kürt" kökenli yurttaşlarla değişik boylardan gelen"Türkler" ve diğer değişik kökenliler ayrımsız biçimde yer almaktaDevletin temel ögesi olan "tek ulus" olgusu böylece somutlaşmaktadır.
Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek ve amacınabağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. "Ulus" kavramı, darçerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka ögearamayan ümmet kavramından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmeninyarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojikniteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinciyaratmamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapıolan kavim de değildir. "Misak-ı Milli" sınırları içinde TürkiyeCumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu, Avrupa, Asya, Afrika kıtaları arasındaköprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda, bin yılıaşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda yaşayan ve Kafkaslara, Balkanlara,Afrika ve Orta Doğu'ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan arta kalan çeşitlietnik kökenlerden gelen insanlar ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, değeryargılarına, dine, hukuka ve eşit haklara sahip olarak karşılıklı şekildebirbirlerinin kültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklardan kalan değerleri deözümseyerek birlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan ve ulusoluşturmuşlardır. Gönül birliğine dayanan bu oluşumun davalı Partisavunmalarında geçen kimliği yok etme kavramlarıyla bir ilgisi yoktur. Yapısıbu biçim olan Türk Ulusu içinde Türk, Kürt gibi ırkçılığa dayalı ulusayrımcılığına gitmek gerçekle bağdaşmaz.
Bunedenle Atatürk, yeni devletin kuruluş evresinde açıkça "TürkiyeCumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir." demiş veanayasalarımızda Ulus ve ülke bütünlüğü esas alınmıştır. Bu bölünmez bütünlükilkesinden uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı "Türk ve Kürt"ayrımlarıyla nitelemek ve ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek venüfuslandırmak olanaksızdır. Cumhuriyeti kuranlar sadece Türk ve Kürt kökenindengelenler olmadığı gibi; koruyanlar terör örgütleri karşısına çıkanlar ve buyolda şehit olanlar da sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenler olmayıp herkökenden gelen ve Cumhuriyeti kuran Türk Ulusudur.
Anayasa'nın66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesTürktür" ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke, evrensel bağlamda vatanı veulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti'nde bireysel insan hakları yönündeneşitliği sağlamak için getirilmiş, ulusu kuran herhangi bir etnik grubaayrıcalık tanınmasını önleyen birleştirici ve bütünleştirici bir temeloluşturmuştur. Burada Türklük, ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Devletikuran Ulusun adına uygun biçimde her kökenden gelen vatandaşların vatandaşlığıve ulusal kimliği anlamına gelmektedir. Bir kimsenin "Ben Türküm"deyişi, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türk Ulusu'nun birbireyiyim" anlamını taşır. Irka dayalı bir "Türklük" savı veetnik kökenleri değiştirme ya da kaldırma anlamı yoktur. Vatandaşlık ve ulusalkimliğin getirdiği haklar yanında elbet sorumluluklar da vardır. Vatandaşlık veulusal kimlik, vatandaşların etnik kökenlerini yadsıma anlamına gelmez. Etnikkökenlerin gözetilmesi de yurttaşlık niteliğini ve ulusal kimliği zedelememelive etnik kökene dayalı ayrı ulus olma savlarına, dayanak yapılmamalıdır.
Toplumuntüm kesimlerinde gerçekleştirilen bu kutsal ve tarihsel mirasın korunmasınıamaçlayan anayasal ilkelerle yasal önlemler, toplumun huzur ve refahı, TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin güvenliği ve varlığı ile ilgilidir. Türk Milleti içindeyer alan her kökenden vatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek vebaşarılarına göre her görev ve işte çalışmış; Türkiye'nin her yerinde, köyünde,kentinde yaşama, yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile ortak dil vekültürden yararlanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Böylece herkeseülkede her düzeyde tüm demokratik, siyasal ve temel haklar tam eşitlikletanınmıştır. Bu tarihsel oluşum nedeniyle "ülke ve milletin bölünmezbütünlüğü," T.C. Anayasa'larında vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kuralolarak yer almıştır. Tarihsel bir gelişme süreci içinde gerçekleşen, ayrılmasıolanaksız bir kaynaşma, bütünleşme ve eşitliğe dayalı, ırkçılığı reddeden TürkUlusu gerçeğine karşı, ayırıcılığa, bölücüğe ve sonuçta yok olmaya yol açacakdavranışları düşünce ve insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır.
AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi; 1921 Anayasası'ndan 1961 Anayasası'nadeğin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan "Türk Devleti'ninulusu ve ülkesi ile bölünmezliği" ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri'ndesaptanan biçimi ile Misak-ı Millî'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriylekaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez birbütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde ayrıcalıklı birKürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşmasıgörüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî'nin çizdiği sınırlar içindekiazınlıklar sayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıdır.Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışında bulmaktayız.Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: "Bugünkü TürkMilleti, siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlikfikri ve hattâ Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmişyurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulüolan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadanbaşka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiasıgibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar"demiş ve Ulus'u "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milletidenir" biçiminde tanımlamıştır.
TürkiyeCumhuriyeti, "Atatürk Milliyetçiliği"ne içtenlikle bağlıdır.Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan AtatürkMilliyetçiliği toplumsal dayanışmanın temeli ve güvencesidir. AtatürkMilliyetçiliği, yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihselilke aynı zamanda ulusal varlığın korunmasına ve yücelmesine hizmet edecekyaşam anlayışı ve biçimidir. İnsancıl, uygar ve barışcıdır. Kardeşliği,sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar.
Dilve eğitim konusuna gelince; bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın heryerinde içiçe kaynaşan çeşitli soy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçeen yaygın dildir. Sadece resmî işlerde değil, ailede, günlük yaşamda veeğitimde kısacası toplumsal ilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dilolmuştur. Türkçeyi bilmeyen ve kullanmayan çok az kişi vardır.
Ayrıcakapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerinde, basın ve sanat alanında yereldillerin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçek dışıdır. Ulusbütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıklarıyerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olaraktanınması olanaklı değildir.
Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz" denilmektedir.Türkiye'de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda birçok dilkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası andlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ileilköğretimin zorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanıntaşıdığı öneme bağlanmalıdır.
Dilkonusuyla ilgili bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, ...dil... ayrımı yaratmak ... amacıyla kullanılamazlar." ilkesidir.
Devletinbölünmez bütünlüğü ile dili konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir.Herşeyden önce Anayasa'nın 4. maddesine göre, bu konularda genel ilkeyi koyanAnayasa'nın 3. maddesi "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklifedilemez". Öte yandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayanbir devlet düzeni kurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan siyasîpartilerin temelli kapatılacağını öngörmektedir.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesidoğrultusunda bir kural koymuş siyasî partilerin, diğer yasaklar yanındadevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukardadeğinilen Anayasa'nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerinibelirlemiştir.
Irkve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke ve millet bütünlüğükavramıyla bağdaşmaz. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşlarında kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış; ancak azınlık ve ayrı ulusolmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülmeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yeraldıkları ortaya konmuştur. Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarına uygunbir nitelik, Kürt kökenli yurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbüryurttaşlardan ayıran herhangi bir yasal kural da yoktur. Türkiye'nin heryerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlar da aynı kurala bağlıdır.Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağını andlaşmalar oluşturmakta, Kürtkökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmamaktabireysel hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Esirgenen,yoksun kılınan, dar tutulan bir hak yoktur. İşçi, işveren, hekim, avukat,memur, subay, yargıç, milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı gibi her görevegelebilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleri dışında, dil birliği,din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniyle kan bağlılığıoluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar. Sınırsız hakları,sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmeninanlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğu anlaşılmaktadır.Kaldıki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta, üstü kapalıifadelerle esasta ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklaradeğinilmektedir. Bu durum, sorunun demokratik ve siyasal haklarla ilgili olmadığınıgöstermektedir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır, birdençok ulus yoktur. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi TürkUlusu bütünlüğü içindedir. Tarihsel bir gerçek olan "Türk Ulusu"olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğinideğiştiren savlar geçersizdir. Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim adıaltında ayrılık getiren yöntemlere-biçimlere kapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke "TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusuoluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun,yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da veyasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi,kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı dayoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin,herzaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecekaykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürünedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrıulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle,ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir.Çağımızda da farklı etnik grupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesiuluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletiiçin farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; bellitoprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek, etnik arındırma yapmak anlamınagelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır.Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştiriciçağdaş bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına; din,kültür ve etnik kökeni ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarınınsadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlaraeşit olarak uygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusaltopluluktan olmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan haklarıdışında özel haklara sahip olmak isterse bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnızbir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir.Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusalve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğutartışılamaz.
Üzerindedurulması gereken diğer bir husus da "bölünmez bütünlük" ilkesinin,egemenlik kavramı ile yakın ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devletesaslarına göre kurulmuş, bütünlüğe dayanan bir devlettir."Egemenlik" başlıklı Anayasa'nın 6. maddesinde:
"Egemenlikkayıtsız şartsız Milletindir.
TürkMilleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarıeliyle kullanır.
Egemenliğinkullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz..." hükümlerine yer verilmiştir. Bu kurala göre, egemenlikulus bilincinde birleşenlere aittir. Ulus, Yasama Organı'nı özgür iradesiyle belirleyecektir.Hangi köken ya da soydan gelirse gelsin herkes ulus kapsamındadır. Böylece,ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük ve uyum içinde gözetilmesi gerekenkavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bölünmezbütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını, ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasınıda kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, butarihsel niteliği Anayasa'lara yansımış olup, korunması konusunda güçlüyaptırımlar getirilmiştir. Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlıknedeni olup başka çok uluslu ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temelilkeden ödün verilemez. Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ilerisürülerek, devleti parçalamaya yönelik girişime, azınlık bulunduğu bahanesidayanak yapılamaz. Tekil devlet esasına göre düzenlenen Anayasa'da federatifdevlet sistemi benimsenmemiştir. Bu nedenle siyasî partiler, Türkiye'de federalsistem kurulmasına programlarında yer veremezler ve bu yapıyı savunamazlar.Devlet yapısında "bölünmez bütünlük" ilkesi; egemenliğin, ulus veülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısıyla bütünleşmesini gerektirir.Ulusal devlet ilkesi, çok uluslu devlet anlayışına olanak vermediği gibi böyledüzende federatif yapıya da olanak yoktur. Federatif sistemde federe devletlertarafından kullanılan egemenlikler söz konusudur. Tekil devlet sisteminde ise,birden çok egemenlik yoktur. "Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğü" kuralı, azınlık yaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılıkyapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içermektedir."Egemenlik" ve "devlet" kavramlarının, "ulus"kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya daherhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni;ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın sınıflarüstü bir kavramolmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tek bir toplumsal sınıfabırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğin kullanılmasından alıkoyan veyaegemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine tersdüşer. Anayasa'daki "Türk Milleti" tanımı içinde dinsel inanç veetnik kökeni ne olursa olsun her yurttaş tam eşitlikle yer almakta, bu tanımköken özelliklerinin açıklanıp kullanılmasını asla yasaklamamaktadır. Tersinesavlar, yapay halk ulus nitelemeleri, bölücülük ve ayrımcılık özendirmeleriolmaktan öteye geçemez. Demokrasi, demokrasiyi yıkarak savunulamayacağı gibidemokrasi, demokrasiye karşı ve onu yoketmek için de kullanılamaz. Demokratikhaklar, despotizme araç yapılamaz.
Sonyıllar içinde kimi çok uluslu devletlerin yapısal değişime uğramasındanesinlenilerek, kimilerince Türkiye'de aynı değişikliğin olması gerektiğininortaya konulması, Anayasa'da değiştirilmesi yasaklanan maddeler arasındabulunan devlet, ulus ve ülke kavramlarının tartışmaya açılarak bu konulardaolabilirlik umutlarının yaratılması gerçeklerle çatışan tarihsel, siyasal vehukuksal yanılgılar olmuştur. Diğer ülkelerde son yıllarda izlenen ve yenidenbağımsızlığı kazandıran yapısal değişiklik, Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'nundağılması ile daha önce yapılarak gönüllü birlik içinde uluslaşma sağlanmış vetamamlanmıştır. Cumhuriyet tarihi bunun kanıtıdır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasî partilerin Anayasa'nın 3.maddesinde açıklanan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve diliile ilgili temel hükmü değiştirmek amacını güdemeyeceklerini (b) bendi isesiyasî partilerin bölge ve ırk esasına dayandırılamıyacaklarını belirtmektedir.81. maddenin (a) ve (b) bentlerinde de;
SiyasîPartiler:
(a)"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler."
(b)"Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumakgeliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yoldafaaliyette bulunamazlar." denilmektedir.
Yasamaddesinin gerekçesinde, "Ülkemizde Lozan Andlaşması ile kabul edilenazınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışındabazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî,sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklarasahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatlarıarasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir...
Birmemlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursaolsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Buitibarla resmî dili, genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak Devletin görevidir" düşüncesi yer almaktadır.
Maddenin(a) bendinde, siyasî partilerin millî ya da dinî kültür, mezhep, ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.
Özelliklebelli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, din, ırk, dil ve mezhepleri farklıtoplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyük boyutlaraulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve milletbütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebiliristekler gibi görünen ayrımcılığa yönelik kültürel kimliğin tanınması istemlerizamanla bütünden kopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel birözen göstermiştir.
Türkiye'deazınlıklar konusu Lozan Barış Andlaşmasıyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemeninbelirgin iki özelliği vardır: İlk olarak, ancak müslüman olmayanlar azınlıkolarak kabul edilmiştir. İkinci olarak da böyle bir düzenleme ile müslümanolmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasî haklardanyararlanma olanağı sağlanmış, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesineşit olduğu hususu belirlenmiştir.
Bunedenle 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendi ile ülkemizde azınlıkyaratmama yolundaki duyarlılığın siyasî partilerce de paylaşılmasıamaçlanmaktadır. (b) bendinde ise, siyasî partilerin, Türk Ulusunca oluşturulanortak dil ve kültürü dışlar biçimde başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri belirtilmiştir.
TürkiyeCumhuriyeti Devletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi birnedenle siyasal ve hukuksal ayrılık söz konusu değildir.
TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatan üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun bütünlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü desavunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti'nin bağımsızlığına,kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarlauğraşmak görev olduğu kadar uluslararası hukuksal belgelerin benimsediği temelbir haktır.
Anayasamızagöre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. TürkiyeCumhuriyeti içinde birden fazla ulus olamaz. Yapısı yukarda belirlenen Türkulusu içinde değişik kökenli bireyler olabilir; ancak bunların hepsi TürkiyeCumhuriyeti vatandaşıdır. Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlarAnayasa'ya uygun değildir.
Siyasîpartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel kuralınauymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünü bozarakayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek her türlüeylemden ve propagandadan kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha dapekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir. Bunun sonucu da ülke ve ulusbütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz ve davranışın siyasalpartiler için yasak olmasıdır.
Anayasave Siyasî Partiler Yasası'na göre, ırk ayrımcılığı ve bu yolla ülkeyi parçalamabir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Devletin bütünlüğünükoruması en doğal hakkı ve ödevidir.
Buaçıklamalara göre bir değerlendirme yapıldığında:
GenelBaşkan Yaşar KAYA'nın 29.5.1993 günü Federal Almanya'nın Bonn şehrindekikonuşmasında özetle:
"...Sizeböyle hitap etmek zorundayım. Çünkü Türkiye'de sizin adınızı anmak, sizinülkenizin adını anmak siyasî partiler için kapatılma sebebidir. Elbette 70yıllık inkâr, soykırım, sürgün, darağacı, kan, irin, gözyaşı, barut bizimülkemizde birbirine karışmış, analarımız ak süt yerine bizi gözyaşı ileemzirmişlerdir... Evet bizim tarihimiz kahramanca direnen çağdaş Kawa'larıntarihidir... Bugün burada özgür bir ülke ve ulusal birlik içinyürüyoruz....Kürt halkı artık düşürülmüş bir halk değil, serhıldan da başını diktutan bir halktır... Bugün gelinen noktada Kürtlerin inkârı mümkün değildir.Silahlı mücadele Kürt sorununu Kürt halkının önüne, Kürt ve Türk halkının önünedünya kamuoyunun önüne koydu... Bunu söylerken Kürt devriminin arka bahçesindebulunan kültürel rönesansı da selamlıyorum." demiştir.
ErbilŞehrinde yaptığı konuşmada ise özetle:
"Bizazat olmuş Kürdistan'dan KDP'nin kongresine gelmişiz. Bu bizim için rüyadır.Ben dört parça Kürdistan adına....Kürdistan halkının sorunu yüzelli senedirihanet sorunu ve başkaldırma sorunudur...Kürdistan'ın bağımsızlığı ve Kurtuluşuiçin kim ne yapmışsa biz hepsine saygı duyuyoruz. Hepsi Kürdistan devletiiçin... Ey Kürdistan Demokrasi Partisi'nin silahlı askerleri sizin partinizinsorunu adımız.... Eyaletin (Ülkenin) şehitleri şöyle diyorlar: Biz sizdenümitliyiz... Hepsi (bütün bunlar) niçin ' Kürt Kardeş olmadı. Dost olmadı. Onuniçin düşmanın elinin altından kurtulamaz. Kürt kardeş olmazsa Kürdistan olmaz.
Düşmanınelinde kobra helikopterleri var. Bizim gönlümüzde sadece kardeşlik var, birlikvar. Düşman öldürdüğü zaman bu KDP... bu YDK...bu PKK demiyor. Bunlar Kürttürdiyor. Kuzey Küdistanda büyük savaş vardır... Kürtlük Devleti için birlik olmakve kurtulmak bizim şiarımızdır. Hür olmak ve serbest olmak pahalıdır. Bizimhalkımız erkektir. (yiğittir) Halkımız davası için, kurtuluş için kızınıgelinini, oğlunu bize veriyor. Dağlarda günde 40-50 tanesi şehitdüşüyor...Kürtler yemin etmişler. Yeminimiz ölümdür." demiştir.
DemokrasiPartisi Merkez Kurulunun yayınladığı (Demokrasi Partisi'nin Barış Çağrısıdır)başlıklı bildirisinde ise özetle:
"....Bugünülkemizde adı ilan edilmemiş adı konulmamış bir savaş yaşanmaktadır...Bilelimki bu savaş ne kadar sürerse sürsün, ne kadar insan ölürse ölsün Kürt sorunuçözülmeyecektir...Katliamla, sürgünle, inkârla Kürt sorunu çözülebilseydi bugüne kadar çoktan çözülmüş olurdu.
Sorun,"ekonomik, geri kalmışlık veya terör sorunu" değildir. Sorunsiyasîdir ve adı Kürt sorunudur...demokratik hak ve özgürlüklerimizden dahafazla ödün vermeden barış sağlanmalı, siyasî çözüm yolları bulunmalıdır...Barışiçinde eşit ve özgür koşullarda yaşamak hepimizin hakkı ....Devlet, Kürtlerinher düzeyde seçilmiş meşru temsilcileriyle görüşmeler yolunuaçmalıdır...Anadilde eğitim sağlanmalı...PKK ve devlet ateşkes ilân etmelikararlarına uymalıdırlar. Ateşkes tarafsız güçlerce denetlenmelidir...Kürtkimliği bütün sonuçları ile birlikte tanınmalı" denilmiştir.
Konuşmalarlabildiride değişik anlatımlarla Türkiye'de ezilen ayrı bir Kürt halkının (Ulusanlamında) varlığı belirtilerek bunların özgürlük savaşı verdiği vurgulanmakta,ülkeyi parçalama, ayrı devlet kurmak dahil Kürt kimliğinin bütün sonuçları ilebirlikte tanınması istenmektedir. Eşitlik ve kardeşlikten söz edilmekte ise debunlar, birey ve vatandaşlık düzeyinde değil, ayrı ulus olma nedeniyleuluslararası düzeyde ulus olarak eşitlik tanınması anlamında bir örtü olarakkullanılmaktadır.
Gerçekteyukarda ilgili bölümlerinde açıklandığı üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti tekuluslu bir devlettir. Bütün vatandaşlar hangi soy veya kökenden gelirse gelsinekonomik, hukuksal ve siyasal bütün hak ve özgürlüklerde eşittirler. Türkiye'deırka dayalı ayrıcalıklı bir Türk Ulusu yoktur ki etnik kökene dayalı Kürt Ulusuveya diğer uluslar olabilsin.
TekUlus olmanın temeli olan "Atatürk Milliyetçiliği" ideolojik birsaplantı değildir. Toplumsal sosyolojik gerçeklere dayanan hukuksal ve siyasalbir olgudur. Vatan sevgisine dayanır. Savunmada ileri sürülen görüşlerin aksineayrı etnik kökenden gelmiş olmak vatandaşlar arasında Türkiye CumhuriyetiDevleti'nin ülke ve ulus bütünlüğü içinde bir ayrımcılık nedeni değildir.
Konuşmalardada terörist örgütünün cinayetleri, Kürdistan olarak gösterilen Doğu veGüneydoğu Anadolu'da yaşayan Kürt kökenli vatandaşların Kurtuluş Mücadelesiolarak gösterilmektedir.
Dikkatiçeken diğer önemli bir konu da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşlarındanKürt kökenli olanların, tüm Kürt Kurtuluş hareketi ve Kürt Devleti'ni kurmaoluşumu içinde gösterilmesidir. Savunmalarda Kürt Ulusal Kurtuluş hareketininTürkiye'deki Kürtleri kapsamadığı biçiminde sapmalara gidilmekte ise dekonuşmalar ve bildirinin açıklığı gerçeği ortaya koymaktadır.
DavalıParti, savunmasında ülkemizdeki fiilî durumun mevzuatı aştığını ileri sürmüş veyasa yerine hukukun uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bundan neyinamaçlandığı çok açık değilse de, davalı Parti burada ülkede iki hukukunolduğunu bunlardan ilkinin yasalarda yer aldığını, ancak bunun toplumdageçerliliğini ve uygulama yeteneğini yitirdiğini, buna karşılık eylemli biçimdeuygulanan ve toplumda genel kabul gören bir başka hukukun varlığı savını ilerisürmek istemektedir. Bununla bağlantılı olarak davalı Parti pozitif hukukunherkese değil ancak bazı partilere uygulandığını belirtmekte ve bunu çiftestandart olarak algılamaktadır. Yine davalı Parti evrensel hukuka aykırıolduğunu belirttiği 12 Eylül Anayasası olarak nitelediği Anayasa hükümlerinedayanılarak parti kapatılmasını kabul etmediğini belirtmekte ve kapatmadavasının evrensel hukuk ilkelerine göre görülmesini istemektedir.
AnayasaMahkemesi Anayasa'da ve Anayasa'ya uygun yasa kurallarında açıklık varken,bunları bir yana itip hukuk dışı uygulamalara yol açacak biçimde yorumlaragirerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz. Siyasî PartilerYasası ile Anayasa'nın bu konudaki hükümleri değişmemiştir. Bir yasa yeni biryasa ile kaldırılmadıkça uygulanmasının süreceği hukukun değişmezkurallarındandır. Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası değişmedikçe AnayasaMahkemesi bunları uygulayacaktır.
DavalıParti, yaptığı savunmalarda, "Kürt sorununun İnsan Hakları EvrenselBildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesihükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanaolduğunu belirtmekte ve davanın Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmehükümleri ile evrensel hukuk ilkelerine göre çözülmesini" istemektedir. Bunedenle bu konular üzerinde durmak gerekir.
Devlet,ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlere uluslararası hukukbelgeleri, anlaşma ve sözleşmeleri, bu arada Helsinki Sonuç Belgesi ve ParisŞartı olur vermemektedir.
AnayasaMahkemesi birçok kararında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamada bulunmuştur.İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak veözgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvence altına alınmıştır.Hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsız olmadığınıvurgulayan İnsan Hakları Evrensel Demeci'nin 29. ve 30. maddeleri, içerikolarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalargetirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağıdır.
Bildirgenin29. maddesinin (2) bendinde "Herkes, haklarının ve hürriyetlerinin kullanılmasında,sadece başkalarının haklarının ve hürriyetlerinin gereğince tanınması vebunlara saygı, gösterilmesi amacıyla ve ancak demokratik bir cemiyette ahlâkın,kamu düzeninin ve genel refahın haklı icaplarını yerine getirmek maksadıylakanunla belirlenmiş sınırlamalara tabi tutulabilir." denilmektedir. Yinebu maddenin (3) bendinde "Bu hak ve hürriyetler hiçbir veçhile BirleşmişMilletlerin amaç ve prensiplerine aykırı olarak kullanılamaz." ifadesi yeralmaktadır. Bu konuda 30. madde çok daha açıktır. Bu maddeye göre, "İşbuBeyannamenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlete, zümreye ya da ferde, buBeyannamede ilan olunan hak ve hürriyetleri yoketmeye yönelik bir faaliyettebulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
4Kasım 1950 tarihinde Roma'da imza edilmiş, 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğegirmiş ve 18 Mayıs 1954 tarihinde de Türkiye tarafından onaylanmış bulunanAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine baktığımızda herşeyden önce hak veözgürlüklerin sınırlanması ile ilgili 11. maddenin ikinci fıkrasınıgörmekteyiz. Bu fıkra aynen şöyledir:
"Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zaruri tedbirler mahiyetindeolarak millî güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçunönlenmesinin, sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerininkorunması için ve ancak kanunla tahdide tabi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir."
Üzerindedurulması gereken bir başka madde de sözleşmenin 17. maddesidir. Bu madde aynenşöyledir:
"Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbusözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkur sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tabi tutulmasını istihdaf edenbir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir haksağladığı şeklinde tefsir olunamaz."
Yapılankonuşmaların ve bildirinin sözleşmenin yukarıdaki hükmüyle çeliştiği ortadadır.Hiçbir hak ve özgürlük, demokrasiyi yıkmak amacıyla kullanılamaz.
Konuşmalarınve bildirinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin ikincifıkrasıyla ve 17. Maddesinde yer alan kuralla bağdaşmadığı görülmektedir.
Özellikle,araçları farklı olmakla birlikte DEP amacının teröristlerin amacı ile benzerlikgösterdiği PKK'yı destekler yönde olduğu dikkat çekicidir. Türkiye Cumhuriyetitoprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özellikle de vatanınıkurtarma ve devlet kurma yolunda Kurtuluş Savaşı veren bir "KürtUlusu"nun varlığı ileri sürülmektedir.
Budurumda, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, "kendi kaderinitayin etme" hakkıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de tek birulus vardır. O da Türk Ulusu'dur. Türk ve Kürt kökeninden gelen vatandaşlar,diğer etnik kökenden gelen vatandaşlarla birlikte "Ulus" bütünlüğünüoluşturmuştur. Ayrı bir ulus, ayrı bir halk ya da bir azınlık varmış gibibölünmeyi amaçlayan çabalar, terörle de desteklenip gündemde tutulmaktadır."Kendi kaderini tâyin hakkı" yeni bir kavram değildir. Uluslararasıhukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliğisağlayarak Lozan Barış Andlaşması'yla gündeminden çıkarmıştır, günümüzde dekoşulları yoktur. Ülke ve Ulus bütünlüğünü koruma hakkı, Lozan BarışAndlaşması'nda olduğu gibi bugün de uluslararası hukuk düzeninde geçerlidir.
Nitekim,Helsinki Nihaî Senedi'nin ilkeleri arasında;
-Devletinegemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı,
-Sınırlarındokunulmazlığı,
-Devletlerintoprak bütünlüğüne saygı,
-İçişlerinekarışmama,
ilkeleride yer almıştır.
ParisŞartı'nda da :
"Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur."
.........
"Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir."
.........
Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz."
.........
"Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler." kuralları da yer almaktadır.
Görüldüğügibi, yukardaki düzenlemelerde kendi kaderini tayin hakkının, demokratikülkelerde devlet, ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu biçimde kullanılmasına olanakverilmemektedir.
TürkiyeCumhuriyeti'nin de taraf olduğu "Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı",ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü vedemokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlerekarşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabûletmiştir. Devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklar kapsamında vebir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır. Demokrasi, hak veözgürlüklerin güvenceye bağlandığı, demokratik işlerliğin her alanda yaşandığı,çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Nitekim BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerinde,VİYANA'da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlananDeklerasyon'da:
Kendikaderini tâyin hakkının; "Eşit Haklar" ilkesine uygun olarak ırk, dinve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden birhükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasîbirliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemindesteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı yeralmıştır.
Demokrasilerdeırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irkayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi yasalarkarşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuyla birlikte bütünlüğünükoruması en doğal hakkı ve ödevi olup, kamu düzenini ve insan haklarını korumayönünden de savsaklanmayacak görevidir.
Zorunludurum ve nedenlerle Siyasî partileri kapatma diğer çağdaş demokratik ülkelerdede vardır. Anayasa'nın temel ilkesi; hak ve özgürlüklerle, çoğulculuğunkorunması için Anayasal hakları yok edecek bir siyasî rejim kurulmasınınönlenmesidir. Demokratik toplum düzeninde, siyasî parti faaliyetlerinin güvencealtına alınması, Anayasa'ya uygun kurulan ve faaliyet gösteren siyasîpartilerin Anayasa'ya dayalı hukuk devletinin sağladığı tüm hak veayrıcalıklarından faydalanmaları anlamına gelir. Siyasî partiler Anayasa'dadeğiştirilmesi yasaklanan uluslararası üstün hukuk kurallarına da uygun olandevletin tekliği, ülkenin bütünlüğü ile ulusun birliğini değiştirmeyi amaçlayançalışmalarda bulunamazlar. Bunların siyasal tercih veya düşünce özgürlüğükapsamına alınması olanağı yoktur.
Ohalde, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez tümlüğünü bozmaya yönelikeylemlere, bunlara olanak vermeyen Helsinki Nihaî Senedi ile Paris Şartı'nındayanak gösterilmesi ve bu belgelerin hukuksal niteliklerinin gözardı edilmesidoğru değildir.
Bukonuda özet olarak şu temel ilkeler belirlenebilir:
a.Ulusal ve üniter devletin etnik farklılıklara göre tartışılması uluslararasıhukuksal belgelerce de yasaklanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11.maddesi bu konuda son derece açıktır. Ayrıca bu sözleşmenin 17. maddesi özelliklebu konuyla ilgilidir. Son olarak, Birleşmiş Milletlere üye devletlerinkatılımlarıyla Haziran 1993 de Viyana'da gerçekleştirilen Dünya İnsan HaklarıKonferansı sonunda yayımlanan deklerasyonda da bu konuda sınırlamagetirilmiştir.
b.Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de Federal Cumhuriyetin varlığınıtehlikeye atan veya temel demokratik düzeni yoketmeye yönelik faaliyetlerdebulunan siyasal partileri kapatma yetkisine sahiptir. Ve Almanya AnayasaMahkemesi hem Komünist Partiyi hem de Faşist Partiyi bu gerekçelerlekapatmıştır.
c.Avrupa hukuk düzenlemelerinde de, bir ulus bütünlüğü içinde yer alan etnikgrupların ırkçılığa dayalı ayrımcılığı kabul edilmemektedir. Anayasa'da güvencealtına alınmış temel hak ve özgürlüklerin korunması ancak anayasal hakları yokedecek siyasal faaliyetlerin (örgütlenmelerin) önlenmesi ile mümkündür. Bu aynızamanda çoğulculuğun da korunması anlamına gelir.
ç.Fransız Anayasa Konseyi, Korsika'ya özel statü tanıyan Yasa'nın iptali ileilgili kararında, Fransız vatandaşlarından oluşan "Fransız Halkı"nınkorunması için özen göstererek "Fransız Halkı"nın mütemmim cüzî(tamamlayıcısı olan) "Korsika Halkı" kavramını reddetmiş vesöylenmesi gerekenin "Kanunen bölünmesi mümkün olmayan Fransız Halkı"olduğunu vurgulamıştır.
d.Siyasî Partilerin faaliyetleri, demokratik düzende güvence altınaalınmışlardır. Çağımız partiler demokrasi çağıdır. Ancak bu demokrasilerinkendilerini korumaları anlamına da gelir. Siyasal partilerin hukuk devletininsağladığı güvencelerden yararlanabilmesi, ancak Anayasa'ya uygun davranmalarıile mümkündür.
e.Halkların eşit ve kendi kaderlerini tayin etme haklarıyla kültürel haklarınkullanılmasında, demokratik sistemle idare edilen vatandaşlarına bireyseldüzeyde temel ve siyasal hakları eşit düzeyde sağlamış ülkeler için; Devlet,ülke, ulus ve siyasal birlik esas alınmakta, bunları bozan her türlü eylemlerehukuksal dayanak verilmemekte ve yasaklanmaktadır.
f.Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler için esas ölçüt bireydir. Bununetnik gruplar için ulusal hakka dönüştürülmesi, bu şekilde Devlet, ülke veulusu parçalama hak ve özgürlüğünden söz edilmesinin bir dayanağı olamaz.
g.Uluslararası birlikteliğin gelişmesine yönelik çalışmaların geliştiği birsüreçte ulusal birlikteliklerin parçalanması düşünülemez ve her iki olgununbirbirinin karşıtı olduğu söylenemez.
DemokrasiPartisi her ne kadar görünüşte sık sık "kardeşlik" ve"birlik" sözcüklerini kullanmaktaysa da bunu gerçek amacını gizlemekiçin yaptığı, asıl amacın Ulusu ve Ülkeyi parçalamak olduğu kardeşlik veeşitliğin uluslararası düzeyde arandığı açıktır. Dava nedeni konuşmalar vebildiri vatandaşlar arasında kin, husumet ve ayrılık duyguları yaratmakta vekörüklemektedir. Türk Ulusu'nun bütünlüğünü ırka dayalı bir görüşle Türk veKürt olarak ikiye ayırmayı öngörmektedir. Bu tür yönelişin ülke ve ulusbütünlüğünü yıkmayı amaçladığı kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıktır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen,demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsalbarışı yıkacak düzenleme ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılık bulunmayanulusun içinde azınlık oluşturarak bir kesimi çoğunluktan çıkarıp azınlıkdurumuna getirip ilerde yeni girişimlere dayanak yapılmak üzere ulusu ve ülkeyibölmek, bu amaçla tartışmalı etnik köken ayrımını kışkırtarak silâhlıayaklanmaya çağırmak, ulusun bireylerini, bölge halklarını biribirine düşmanedip kırdırmayı uygun bulmak, bir öneri ve çözüm değil, devleti yıkmaya yönelikbir planın uygulanması ve çözümsüzlüktür. Sorunlar yaratılarak çözümüretilemez. Kimi etnik grupları ulus yapısı içinden, çoğunluktan azınlığaindirmek toplumsal barışı yıkar. Bu yolla azınlıklar körüklenecek, terörünşiddeti arttırılacaktır. Uluslararası kurallar, silahla, şiddetle hak aramayollarına kesinlikle kapalıdır. Demokrasi Partisi Kürt kökenli yurttaşlarıasılsız ve dayanaksız sav ve suçlamalarla kargaşa ve iç savaş çıkarmayakışkırtmış, ayaklanma için demokratik hoşgörünün sınırlarını zorlamıştır.Demokrasi, demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanarak yıkalamaz. Hakkı veözgürlüğü kötüye kullanmaya engel olmak devletin görevidir. Hele bir siyasalparti, şiddet ve terörü kışkırtarak gizli bir amacı gerçekleştirmek istiyorsa,buna olanak verilemez. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardır ve bunlarınbaşında devletin varlığı, ülkenin tümlüğü ve ulusun birliği gelir. Kendisinisaldırılara karşı koruyan devleti içerden yıkmak isteyen teröre destek verengörüşe hiçbir hukuk düzeni meşruiyet tanıyamaz. Belirtilen konuşmalarla teröredestek verip ondan destek alan bir siyasî partinin Anayasa ve yasaya görevarlığını sürdürmesi düşünülemez.
Ulusve ülke bütünlüğüne karşın, Türk ve Kürt Ulusları biçiminde bir ayırımın yapılmasıve Kürt halkının ayrı bir devlet kurma yolunda özgürlük savaşı içinde PKKterörist örgütüyle birlikte gösterilmesi, Parti'nin, Kürt kökenine başka birdeyişle ırksal tabana dayatılarak, ülkede yaşayan ve Kürt olarak ayırdıklarıbir kısım yurttaşların Türkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendinde söz konusu olan "TürkDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü"ne ve (b) bendindeöngörülen siyasî partilerin ırk esasına dayanmaması ilkelerine aykırıdır.
Bukonuda özenle üzerinde durulması gereken husus, daha önce belirtildiği gibi buyöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunlarındil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşları kendi dil ve kültürlerine sahiptirler. Ancakbin yıldır birlikte yaşamış, dini, gelenek ve görenekleri aynı, birbirindenayrılması ve koparılması olanaksız ortak kültürleri ve yaşamları olan birtopluluğu ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsinikapsayan ortak ulusal kültürü ve kimliği yadsımak Siyasî Partiler Yasası'nın78. ve 81. maddelerinin (a) bentlerine aykırıdır. Yasaklanan, kültürelfarklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp, bunların TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulmasıve buna bağlı olarak ayrımlara dayanan yeni bir devlet düzeninin kurulmasıamacıyla kullanılmasıdır.
Konuşmalarve bildiride Kürt kökenli yurttaşların, bölücülüğe yönelik olarak; kendi dil vekültürlerini geliştirmeleri, anadillerinde eğitimlerinin sağlanmasıöngörülmektedir. Bunlar konuşmaların ve bildirinin bütünlüğü içinde elealındığında Siyasî Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan,Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakulus bütünlüğünün bozulması amacını gütme anlamını taşımaktadır. Bir başkadeyişle Türk dili veya kültürü dışındaki dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla bir bölüm vatandaşın farklı bir ulustan oldukları birazınlığa mensup bulundukları ileri sürülerek azınlık ya da ayrı bir ulusolmanın gerektirdiği haklardan yararlanmaları biçiminde bir düşünce içermektedir.Türkiye'de hiçbir vatandaş arasında bir fark ve farklı bir uygulama yoktur.
DemokrasiPartisi savunmalarında, olaylar saptırılarak, barış isteminin, düşünceaçıklamanın, demokrasi istemenin, halk sözcüğünü söylemenin bölücülük olarakdeğerlendirildiğini, üniter devletin insan haklarına engel gösterilemeyeceğiniileri sürmüştür. Bunların gerçekle ilgisi yoktur. Suçlamalarda ülke ve ulusbütünlüğünü bozan kışkırtıcı ve körükleyici somut kanıtlar değerlendirilmiştir.Kanıtlarda yer alan amacı belirgin beyan ve açıklamaların düşünce özgürlüğü vediğer söyledikleri deyimlerle bir ilgisi yoktur.
Sözkonusu anlatımlar, Türkiye'de hukuksal ve siyasal yönden ırka dayalı bir TürkUlusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk, azınlık kavramları olmamasınave farklı etnik köken ve soydan gelen bütün vatandaşları eşit haklarla sahipolmasına karşın Türk Ulusu'nu ırk esasına dayalı olarak "Türk ve Kürtulusları" biçiminde ikiye bölmeye yönelmiş, ezilen bir halk olaraknitelediği Kürt kökenli vatandaşları, ayrı bir ulus olarak devletini kurmayolunda özgürlük savaşı içinde ve PKK terörist faaliyetleri paralelindegöstermiştir.
Yukarıdagerekçeleriyle açıklandığı üzere davalı Demokrasi Partisi'nin Genel BaşkanıYaşar Kaya'nın Bonn ve Erbil'de yapmış olduğu konuşmalar ile Parti MerkezYürütme Kurulu'nun yayınladığı bildiri Siyasî Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerinin (a) ve (b) bentlerine aykırıdır.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmında yer alan söz konusu yasaldüzenlemelerdeki yasaklara aykırı davranılmasının yaptırımı aynı Yasa'nın 101.maddesinin (b) bendiyle belirlenmiştir.
Bunagöre davalı Demokrasi Partisi'nin kapatılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
YılmazALİEFENDİOĞLU, Merkez Yürütme Kurulu Bildirisi'nin kapatma nedeni olmasına katılmamıştır.
4.Kapatma Kararının Sonuçları
Anayasa'nın84. maddesinin son fıkrasında;
"AnayasaMahkemesinin kararında partinin kapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyetverdiği belirtilen milletvekilinin üyeliği ile temelli olarak kapatılan siyasîpartinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte, parti üyesi olandiğer milletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına tebliğ edildiği tarihte sona erer." denilmektedir.
Anayasa'nın84. maddesinin birinci fıkrasındaki "üyeliğin düşmesi" ile üçüncüfıkrasındaki "üyeliğin sona ermesi" birbirinden ayrı durumlardır.Birinci fıkradaki durumlarda düşme kararını TBMM verir. Anayasa Mahkemesi böylebir karar veremez. Ancak üçüncü fıkraya göre bir siyasal parti kapatılınca,eylem ve sözleriyle buna neden olan milletvekilinin üyeliği ile temelli olarakkapatılan siyasî partinin kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte, partiüyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığı'na tebliğ edilmesiyle kendiliğinden sona erer.Anayasa Mahkemesi'nin açıklayıcı belirlemesi kararın hukuksal sonucudur.
Birpartinin Anayasa'ya aykırılıktan kapatılmasıyla milletvekillerininmilletvekilliğinin Anayasa gereğince sona ermesi Federal Almanya AnayasaMahkemesi kararlarında da görülmektedir.
TürkiyeBüyük Millet Meclisi Başkanlığı'nın, 24 Ocak 1994 ve O GNS/006-33884 sayılıcevabi yazısına göre; Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak ile Muş MilletvekiliMuzaffer Demir'in kapatma davasının açıldığı tarihten önce Parti'den istifaettikleri, Diyarbakır Milletvekili Mahmut Uyanık ile Muş Milletvekili M.EminSever'in ise Demokrasi Partisi'ne üye olmadıkları, bu dört milletvekilininTBMM'nde bağımsız üye olarak kayıtlı bulundukları anlaşılmıştır.
Buduruma göre, Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrası gereğince DemokrasiPartisi'nin kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı 2.12.1993 gününde partiüyesi olan milletvekilleri Ahmet TÜRK, Ali YİĞİT, Sırrı SAKIK, Leyla ZANA,Hatip DİCLE, Sedat YURTDAŞ, Selim SADAK, Orhan DOĞAN, Zübeyir AYDAR, NaifGÜNEŞ, Mahmut KILINÇ, Remzi KARTAL ve Nizamettin TOĞUÇ'un Milletvekilliklerininkapatma kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na tebliğ edildiğitarihte sona erer.
YılmazALİEFENDİOĞLU "Fıkranın bu bölümünün uygulamaya ilişkin bulunduğu veAnayasa Mahkemesi'nin milletvekillerinin üyeliklerinin sona ermesiyle ilgilibir karar vermesine yer olmadığı", Haşim KILIÇ ise "Diğer dörtmilletvekili de dava açıldığı tarihte Demokrasi Partisi üyesi olduğundanbunların da milletvekilliklerinin sona ermesi gerektiği" görüşleriyleyukarıdaki görüşe katılmamışlardır.
VIII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 2.12.1993 günlü, SP.52.Hz. 1993/55 sayılıiddianamesi'yle, Demokrasi Partisi'nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın101. maddesi gereğince kapatılması istenilmekle, gereği görüşülüp düşünüldü:
1.Demokrasi Partisi'nin, Genel Başkanı Yaşar Kaya'nın 29.5.1993 tarihinde FederalAlmanya'nın Bonn, 15.8.1993 tarihinde Irak'ın Erbil kentlerinde yapmış olduğukonuşmalarının ve Parti Merkez Yürütme Kurulu'nun "Demokrasi Partisi'ninbarış çağrısıdır" başlıklı bildirisinin, Anayasa'ya ve 2820 sayılı SiyasîPartiler Yasası'nın 78. 81. maddelerinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığınedeniyle anılan Yasa'nın 101. maddesinin (b) fıkrası gereğince KAPATILMASINA,Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun, "Merkez Yürütme Kurulu Bildirisinin kapatmanedeni olmadığı" yolundaki karşıoyuyla ve esasta OYBİRLİĞİYLE,
2.Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrası gereğince Demokrasi Partisi'ninkapatılmasına ilişkin davanın açıldığı 2.12.1993 gününde Parti üyesi olanmilletvekilleri Ahmet TÜRK, Ali YİĞİT, Sırrı SAKIK, Leyla ZANA, Hatip DİCLE,Sedat YURTDAŞ, Selim SADAK, Orhan DOĞAN, Zübeyir AYDAR, Naif GÜNEŞ, MahmutKILINÇ, Remzi KARTAL ve Nizamettin TOĞUÇ'un milletvekilliklerinin kapatmakararının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na tebliğ edildiği tarihtesona ermesine; Haşim KILIÇ'ın "Mahmut ALINAK, Muzaffer DEMİR, MahmutUYANIK ve Mehmet Emin SEVER'in de kapatma davasının açıldığı tarihte Partiüyesi milletvekilleri olduklarından bunlarında millet vekilliklerinin sonaermesi gerektiği"; Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun ise "fıkranın bubölümünün uygulamaya ilişkin bulunduğu ve bu konuda bir karar verilmesine yerolmadığı" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3.Davalı Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine OYBİRLİĞİYLE,
4.Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, milletvekilleri yönündenTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na, yasal işlemler yönünden 2820 sayılıYasa'nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'na gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
16.6.1994gününde karar verildi.
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL