String.prototype.turkishToUpper = function(){ var string = this; var letters = { "i": "İ", "ş": "Ş", "ğ": "Ğ", "ü": "Ü", "ö": "Ö", "ç": "Ç", "ı": "I" }; string = string.replace(/(([iışğüçö]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toUpperCase(); } String.prototype.turkishToLower = function(){ var string = this; var letters = { "İ": "i", "I": "ı", "Ş": "ş", "Ğ": "ğ", "Ü": "ü", "Ö": "ö", "Ç": "ç" }; string = string.replace(/(([İIŞĞÜÇÖ]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toLowerCase(); } $(function () { $(window).scroll(function () { //$('#typePanel').css('top', $(this).scrollTop()); }); //debugger; var keyword = ""; $("body").highlight("", { wordsOnly: false }); });ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı:2007/1 (Siyasî Parti Kapatma)
KararSayısı:2009/4
KararGünü:11.12.2009
DAVACI: YargıtayCumhuriyet Başsavcısı
DAVALI: Demokratik ToplumPartisi
DAVANIN KONUSU: 1-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağıhaline gelen ve bu şekilde;
-Anayasa'nın 68 inci maddesinin 4 üncü fıkrasına,
-2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78, 80, 81, 82 ve 90 ıncı maddelerine,
Aykırıeylemlerde bulunduğu açıkça anlaşılan Demokratik Toplum Partisi (DTP)'ninAnayasa'nın 69 uncu maddesinin 6 ncı fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 101/1-b ve 103 üncü maddeleri gereğince temelli kapatılmasına,
2-Partinin kapatılmasına beyan ve faaliyetleri ile neden olan Aydın Budak,Abdulkadir Fırat, Abdullah İsnaç, Abdurrahim Bilen, Ahmet Aka, Ahmet Ay, AhmetAydın, Ahmet Cengiz, Ahmet Narım, Ahmet Özbay, Ahmet Türk, Ahmet Yalçıntaş,Akif Hamitoğlu, Alaattin Ege, Alaattin Enül, Ali Aslan, Ali Bozan, Ali Gün, AliSever, Arif Yayla, Aslan Kızıl, Ayfer Ekin, Ayhan Karabulut, Aynur Coşkun, AyselTuğluk, Ayşe Arslan, Azize Yağız, Bahar Yeşilyurt, Bayram Bozan, BedirhanAklan, Bedri Arslan, Bedir Fırat, Behçet Tunç, Beşir Bekle, Burak Avcı, BurhanYürek, Büro Görmez, Cafer Selçuk, Cemal Coşgun, Cemal Kuhak, Cemalettin Padir,Çiçek Arıç, Çimen Işık, Deniz Yeşilyurt, Dicle Manap, Doğan Erbaş, Emin Uslu,Emral Dağdelen, Erdoğan Karaca, Ethem Şahin, Eyüphan Aksu, Ezgi Dursun, FatmaKurtulan, Faysal Yaçan, Fehime Ete, Ferdi Sönmez, Ferhan Türk, Ferit Datlı,Fettah Dadaş, Fevzi Kara, Fuat Arslan, Funda Apak, Gülhanım Doğan, Gürü Toprak,Hacer Taşarsu, Hacı Özbay, Hacı Üzen, Halil Adıgüzel, Halil İmrek, HalisYurtsever, Halit Kahraman, Halit Taşçı, Hatice Adıbelli, Hazal Aras, HediyeTekin, Hilmi Aydoğdu, Hilmi Karaoğlan, Hüseyin Bektaşoğlu, Hüseyin Çalışçı,Hüseyin Kalkan, Hüseyin Şahin, Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Koyuncu, İbrahim Binici,İbrahim Erkul, İbrahim Halil Parıldar, İbrahim Sunkur, İhsan Güler, İlhanÖymen, İsmet Aras, İzzet Belge, Kemal Aktaş, Kemal Çağlan, Kenan Demir, KudretEcer, Leyla Zana, Lezgin Bingöl, Lezgin Örnek, Lütfi Dağ, Mahmut Alınak, MahmutAydıncı, Mahmut Güngör, Mahmut Kayar, Medeni Kırıcı, Mehmet Ali Öcalan, MehmetAli Yaman, Mehmet Ayas, Mehmet Bayraktar, Mehmet Cevat İnce, Mehmet Emin Acar,Mehmet Emin Yanardağ, Mehmet Emin Yıldız, Mehmet Faik Taşkın, Mehmet HatipDicle, Mehmet İnsan, Mehmet Kodaman, Mehmet Latif Alp, Mehmet Muhti Aslan,Mehmet Sait Şaşmaz, Mehmet Salih Duran, Mehmet Salih Koca, Mehmet Salim Sağlam,Mehmet Sefa Güngör, Mehmet Şakar, Mehmet Şirin Karademir, Mehmet Şirin Tetik,Mehmet Tilki, Mehmet Topçu, Mehmet Tusun, Mehmet Veysi Dilekçi, Mehmet Yaşik,Mehmet Zeki Doğru, Meliha Varışlı, Menderes Öner, Merak Kurum, Metin Tekçe,Mikail Varhan, Muhlis Altun, Murat Avcı, Murat Daş, Murat Öztürk, MusaFarisoğulları, Mustafa Atmaca, Mustafa Eraslan, Mustafa Tuç, Müslüm Kılıç,Nayif Coşkun, Nazahat Kaya, Nazime Ceren Salmanoğlu, Necdet Atalay, Nedim Taş,Nimet Özalp, Nizamettin Öztürk, Nuray Kılıç, Nurettin Demirtaş, Nusrat Akın,Onur Geldi, Orhan Miroğlu, Orhan Tunç, Osman Akkoyun, Osman Baydemir, Osmanİbek, Osman Özçelik, Osman Taşdemir, Ömer Aşgakara, Ömer Yılmaz, ÖzgürSöylemez, Pakize Ukşul, Pelgüzar Kaygısız, Pınar Uzun, Ramazan Özmen, ResulAtay, Sabahat Tuncel, Sabri Çelebi, Sabriye Burumtekin, Salih Karaaslan, SaniyeTurhan, Sara Aktaş, Sebahattin Işık, Sebahattin Suvağcı, Sedat Yurttaş,Selahattin Demirtaş, Selim Engin, Selim Sadak, Selma Irmak, Selma Söker, SerhatÖlmez, Sevehir Bayındır, Seydi Ahmet Öcalan, Seyithan Kırar, Sırrı Keleş, SıtkıAdsız, Sibel Öz, Sihem Akyüz, Sima Dorak, Sinan Uğur, Sultan Uğraş, Suna Akkuş,Süleyman Kılıç, Şaban Yılmaz, Şakir Acar, Şükrü Binici, Tamer Temel, TaylanGürel, Tuncer Bakırhan, Türkan Yüksel, Uğur Saraç, Vakkas Dalkılıç, VeliAramaz, Yakup Aslan, Yıldız Aktaş, Yıldız Bahçeci, Yusuf Kaya, Yusuf Tokdemir,Yüksel İğdeli, Zahide Besin, Zeki Aslan, Zeynep Doğan, Zeynep Karaman, ZiverGümüş ve Ziya Akdemir'in Anayasa'nın 69 uncu maddesinin 9 ncu fıkrası ve 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 95 inci maddesi uyarınca temelli kapatılmayailişkin kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle birbaşka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesiolamayacaklarına, karar verilmesi istemidir.
I- DAVA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının 16.11.2007 günlü, SP.135Hz.2007/2 sayılı iddianamesi şöyledir:'I-GENEL AÇIKLAMA:
Ülkeninbölünmez bütünlüğü, Anayasa'nın 3 ncü maddesinde 'Türkiye Devleti, ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür' şeklinde ifade edilmiş ve bu düzenlemeAnayasa'nın 4 ncü maddesinde 'Demokratik Yoldan' olsa bile Anayasa'nındeğiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümleri arasında yeralmıştır. Yine Anayasa'nın 14 ncü maddesinin birinci fıkrasına göre, Anayasa'dayer alan hak ve hürriyetlerin hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçimindekullanılamaz.
Anayasa'nın68 nci maddesinin ikinci fıkrasında ifade edildiği üzere, demokratik siyasihayatın vazgeçilmez unsurları arasında kabul edilen siyasi partilerin sosyal vesiyasi yaşamdaki önemlerine binaen; kurulmaları, çalışma esasları,denetlenmeleri ve kapatılmalarında uygulanacak ilkeler bizzat Anayasatarafından öngörülmüş ve Anayasa'nın 69 ncu maddesinin son fıkrası gereğincesöz konusu hususların çıkarılacak bir yasa ile düzenlenmesi hüküm altınaalınmıştır.
Anayasahükmü gereğince çıkarılan 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nda belirlenenAnayasa ilkeleri çerçevesinde getirilen kurallar gereğince siyasi partilerinYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından izleneceği ve gerektiğindekapatılmaları için Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacağı öngörülmüştür.
Anayasa'nın68 nci maddesinin 2 nci fıkrasında belirtildiği gibi demokratik ve siyasiyaşamın vazgeçilmez unsurları olup, kuruluş ve faaliyetlerinde serbestliktanınan siyasi partilerin; demokratik düzeni bozucu, Devletin bağımsızlığını,ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile Hukuk kurumlarına ve Devletindemokratik yapısına duyulan güvenin sarsılmasına neden olan tavır sergilemelerihalinde kamu düzenini bozacakları tartışmasız olup, bu durumda Devletin kendivarlığına yönelen tehditlere karşı önlem alması demokratik hukuk devletiolmanın gereğidir.
NitekimAnayasa'nın 69 ncu maddesinin 6 ncı fıkrasında 'Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü' ilkesini koruma altına alan Anayasa'nın 68 nci maddesinin 4ncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi halinde siyasi partilerintemelli kapatılacakları hüküm altına alınmıştır. 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 78 nci maddesinin (a) ve (b) fıkraları ile 80 nci maddesi ve 81 ncimaddenin (a) ve (b) fıkralarında siyasi partilerin ülkenin bölünmez bütünlüğüneaykırı eylemlerde bulunamayacağı, federal devlet sisteminin savunulamayacağı,azınlık yaratmaya çalışamayacakları, bölgecilik, ırkçılık yapamayacakları hükümaltına alınmış, 103 ncü maddesinde söz konusu ilkelere aykırı eylemlernedeniyle odak haline gelmenin ölçütleri belirlenmiş, 101 nci maddede iseodaklığın tesbiti halinde partinin temelli kapatılacağı veya eylemin ağırlığınagöre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına kararverileceği öngörülerek Anayasa'daki yaptırımlar düzenlenmiştir.
II-SİYASİ PARTİ KAPATMA NEDENLERİ:
A-Uluslararası hukuk yönünden;
Uluslararasıhukukta örgütlenme özgürlüğü içerisinde değerlendirilen siyasi partiler, kuralolarak yine uluslararası sözleşmelerle (BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesive İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi) korunmaktadır.
İnsanHakları Avrupa Sözleşmesi'nin (İHAS'ın) 11 nci maddesinde açıkça siyasi partilerkonusunda bir düzenleme yer almamakta ise de; siyasi partiler, İnsan HaklarıAvrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından 'dernekler bağlamında' 11 nci maddekapsamında değerlendirilmektedir.
İHAM'agöre, 11 nci madde ile bir siyasi partinin kurulmasından başka, özgürcefaaliyette bulunabilmeleri de koruma altına alınmıştır. Ancak İHAS ile bireyhak ve özgürlükleri ve bu bağlamda örgütlenme özgürlüğü koruma altına alınmışise de, siyasi partilere tanınan bu özgürlük kuşkusuz sınırlandırılamayan birözgürlük değildir. Avrupa kamu düzenini oluşturan ve koruyan sözleşme uyarınca,bir siyasi partinin eylemlerinin, Avrupa kamu düzeniyle çatışması vesözleşmeyle korunan alanın dışına taşması durumunda, yine sözleşmede öngörülennedenlere dayalı olarak yasaklama ve sınırlandırmalar öngörülebilecektir.
İHAS'ın'temel haklar' kapsamında görerek, 11 nci maddesinin birinci fıkrasıylakoruduğu siyasi partiler konusunda, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki 'Buhakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğindeolarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzenininsağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasaylasınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kollukmensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşrusınırlamalar konmasına engel değildir' biçimindeki düzenlemeden hareketle,siyasi partiler hakkında kısıtlama veya yaptırımlar uygulanması mümkündür.
Siyasipartilere uygulanacak yaptırımlar arasında kuşkusuz bir siyasi partininkapatılması yaptırımı da yer almaktadır. Ancak kapatma yaptırımının, bir siyasipartiye uygulanabilecek en radikal yaptırım olması karşısında, bu yaptırımınuygulanabilmesi, belirli koşulların gerçekleşmesini gerektirmektedir.
İHAS'nin11 nci maddesindeki düzenleme gözetildiğinde, ülkedeki demokratik rejimitehlikeye sokacak siyasi projesi bulunan ve/veya siyasi amaçlar içingerektiğinde şiddete başvurmayı amaçlayan siyasi parti için kapatma yaptırımıöngörülmesi İHAS'a aykırı değildir (Emek Partisi/Türkiye kararı).
İHAS'ın11 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan nedenlere dayanarak bir siyasipartinin kapatılması konusu, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tarafındanincelenerek Venedik İlkeleri adıyla da raporlaştırılmıştır. Buna göre, ifadeözgürlüğünü düzenleyen İHAS'ın 10 ncu maddesiyle çok yakın ilişkisi olan 11 ncimadde uyarınca bir siyasi partinin kapatılması 'ırkçılığı, terörü, yabancıdüşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik ediyor veya hoşgörüsüzlüğedayanıyorsa', bu durumlarda İHAS'ın 11 nci maddesinin bir ve ikincifıkrasındaki düzenlemelerden hareketle, siyasi partinin kapatılması gündemegelebilecektir. Burada 'şiddet' kelimesini çok dar anlamda değerlendirerekpartililerin ellerine silah alıp, eyleme girişmelerini anlamamak gerekir. Birsiyasi partinin şiddeti ilke edinmiş, ülke çapında öldürme, bombalamaeylemlerini gerçekleştiren ve ülke bazında olduğu gibi uluslararası alanda daterör örgütü olarak kabul edilen bir örgütü açık veya gizli olarak desteklemesi,her platformda bu örgüte meşruiyet kazandırmaya çalışması söz konusu siyasipartinin 'şiddeti' siyasal amaçlarına ulaşmak için benimsediğinin açıkkanıtıdır.
Birsiyasi partinin kapatılması, örgütlenme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Bunedenle bir siyasi parti hakkında uygulanacak kapatma yaptırımının İHAS' auygun olarak değerlendirilebilmesi yani bu müdahalenin haklı sayılabilmesiiçin; Müdahalenin haklılığı, kapatma yaptırımını içeren yasanın, herkesçeerişilebilir, bilinebilir, anlaşılabilir, öngörülebilir, açık ve kesin ifadeleriçeren ve ilan edilen bir yasa olmasını gerektirmektedir (Refah Partisi/TürkiyeKararı).
Kapatmayaptırımı, İHAS'ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrasında sayılan neden veyanedenlere dayanmalıdır. Kapatma yaptırımının, bir siyasi partiyeuygulanabilecek en radikal yaptırım olması, bu yaptırımın inandırıcı vezorlayıcı koşulların varlığı durumunda uygulanmasını gerektirmektedir.Uygulanan kapatma yaptırımı, 'demokratik toplum gereklerine uygun olmalı' Buçerçevede olaylar, ulusal mercilerce kabul edilebilir şekilde değerlendirilmişolmalıdır. Kapatma yaptırımı ile birlikte siyasi yasaklamalar öngörülmesi içinde, bu yasaklamaların, 'ilgili ve yeterli' olması gerekmektedir.
Siyasipartiler devletin hukuksal, anayasal ve yasal yapısını değiştirmek içinmücadele edebilmelidirler. Ancak bu mücadele için kullanılan araçlar herhaldehukuka uygun olmalı, demokratik araçlara dayanmalı, önerilen değişim temeldemokratik ilkelere uyumlu olmalıdır Siyasi partiler hedeflerine şiddeti teşvikederek değil, mevcut yasal sistem içerisinde ulaşmayı amaç edinmelidir.
İHAM'agöre bir siyasi parti, mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesikonusunda iki koşulda kampanya yürütebilir: Bunlardan birincisi, kullanılanbütün yollar her bakımdan yasal ve demokratik olmalıdır. İkincisi ise, önerilendeğişikliğin kendisi 'temel demokratik prensiplerle' bağdaşmalıdır. Bu kuraldanhareketle, sorumluları şiddete başvurmayı teşvik eden veya demokrasinin birveya birçok kuralına uymayan veya demokrasiyi yıkmayı amaçlayan ve dedemokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri tanımayan 'siyasi bir projeyi öneren'partinin, bu nitelikteki eylemleri, kapatma yaptırımına konu olabileceği gibi,bu nedenle uygulanacak yaptırıma karşı da ilgili siyasi parti İHAS korumasındanyararlanamayacaktır. (RP/Türkiye, Emek Partisi/Türkiye Kararları).
Kapatmayaptırımı boyutundaki müdahale, takip edilen meşru amaçla orantılı, uygun veyeterli olmalı, sosyal bir ihtiyaca cevap vermelidir, yani demokratik birtoplumda gerekli olmalıdır (TBKP/Türkiye, Sosyalist Parti/Türkiye,ÖZDEP/Türkiye, HEP/Türkiye, RP/Türkiye Kararları).
Müdahaleninorantılılığı için, müdahalenin özü ve ağırlığına bakılmalı, kapatma yaptırımıen ciddi durumlarda uygulanmalı, radikal bir önlem niteliğinde olmamalıdır.Yöneticileri, üyeleri ve bağlı BELEDİYE başkanları vasıtasıyla Ülke içerisindeterör örgütü emirleri ile ayaklanma benzeri toplu şiddet hareketlerinibaşlatıp, ölüm, yaralanma, kamu ve özel kişilere ait malvarlıklarına zararverme gibi eylemlerin gerçekleştirilmesi halinde kapatma yaptırımı radikal birönlem olmayacağı gibi toplumun güvenliği ve huzuru açısından acilen uygulanmasıgereken tek yaptırım olmaktadır. Bu konuda tarihsel deneyimlerden kaynaklananihtiyaçlar da dikkate alınmalı, dolayısıyla geçmişte ülkede yaşanan veyaşanmaya halen de devam edilen terör örgütü kaynaklı şiddet olaylarıdeğerlendirilmelidir.
Zorlayıcısosyal gereksinim yönünden tehdidin varlığına ve yeterince yakın olduğunailişkin kanıtlar inandırıcı olmalıdır. Siyasi parti lider ve üyelerinin isnatedilebilen eylem ve konuşmaları, terör örgütü direktifleri ile etkilediğikitleleri sokaklarda şiddet içeren gösteriler yapmaya çağırıp, devletingüvenlik kuvvetlerine silahlı, taşlı, molotof kokteylli saldırılar düzenletiyorve ortaya çıkan isyan görüntüleri ile toplumu aşırı derecede rahatsız edip,ülkede etnik bir çatışmanın temellerini oluşturmaya çalıştığı yolundakamuoyunda kanaat uyandırıyorsa, zorlayıcı sosyal gereksinim yönünden tehdidinvarlığı ve yeterince yakın olduğu aşikardır.
Birsiyasi parti eylemlerinin kapatma yaptırımına konu olabilmesi, her şeyden öncebu eylemlerin niteliği ve siyasi partiye isnat edilebilirliği sorununu gündemegetirmektedir. Konu İHAS yönünden İHAM kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur.İHAM kararlarına göre;
Kapatmayönünden tüzük ve programdaki aykırılık tek başına yeterli olmayıp, eylem deolmalıdır siyasi partinin, Türk toplumu ve devleti için gerçek bir tehlikeoluşturduğuna ilişkin somut kanıtlar ortaya konulmalıdır (TBKP/Türkiye Kararı)Eylemler aşırı uç ve terörist grupları teşvik etmeye yönelik olmalıdır(Sosyalist Parti/Türkiye Kararı).
Siyasiparti, çoğulcu demokrasiyle çatışmayan hedeflerini, sadece yasal araçlarla eldeetmeye çalışmalıdır. Şiddet desteklenmemeli, temel insan hakları ihlali teşvikedilmemelidir (ÖZDEP/Türkiye Kararı).
Birgenel başkanın açıklama ve eylemleri partiyi tartışmasız olarak bağlayıcıdır.Çünkü genel başkan partinin simgesel figürüdür. Genel başkanın siyasi veyahassas konularda açıkladığı düşüncelerin, kişisel görüşü olduğu vurgulanmadığısürece, kurumlar ve kamuoyu tarafından partinin görüşünü yansıttığı biçimindeyorumlanır ve partiye isnat edilebilir. Genel başkan yardımcıları, yerelyönetimlerde görev üstlenen üyeler de, partili BELEDİYE başkanları partininamaç ve eğilimlerini sergileyen ve yaratmak istedikleri toplum modeline ilişkinbir imajı yansıtan bütünü oluşturan eylemleri sergilemeleri durumunda, bunlarda partiye isnat edilebilir. Bu tür eylemler soyut programlara göre potansiyelseçmenler üzerinde daha etkilidir ve parti kendini bu konuşmalardanuzaklaştırmadığı sürece, bunlar da partiye isnat edilebilir (RefahPartisi/Türkiye Kararı).
Yukarıdabelirtilen nitelikteki eylemlerden parti kaçınmamış, bunlara yapanlara karşıdisiplin işlemi yapmamış ve eleştirmemiş, ya da göstermelik olarak disiplinsoruşturması yapmış ya da öngörülenden daha az bir disiplin yaptırımı uygulamışise, bu eylemler de partiye isnat edilebilir (Benzeri yorum RP/Türkiye Kararı).
Davalısiyasi partinin kuruluş tarihinin evvelinden beri yürürlükte olan yukarıdabahsedilen Anayasa ve yasa düzenlemelerinin herhangi bir gizliliği olmayıp,yazılı metinler halinde ülke mevzuatında kolaylıkla erişilebilir veanlaşılmasını sağlayacak sadelikte kaleme alınmış olduğu sabittir.
B-İç hukuk yönünden;
Birsiyasi parti hakkında uygulanacak en radikal yaptırım kuşkusuz kapatmayaptırımıdır. İç hukukta siyasi partilere uygulanacak yaptırımlardüzenlenirken, bu yaptırımlar arasında siyasi partinin kapatılmasına da yerverilmiştir.
a-Anayasal düzenleme;
Siyasiparti kapatma yaptırımı ve bu yaptırımın hangi hallerde söz konusu olabileceğiAnayasa'nın 69 ncu maddesinde düzenlenmiştir. Böylece anayasakoyucu kapatmayaptırımı nedenlerinin yasa ile artırılmasını engellemiştir.
Anayasa'nın69 ncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, siyasi partilerin kapatılması,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'ncekesin olarak karara bağlanır.
Anayasa'nın69 ncu maddesine göre siyasi partilerin kapatılması ancak üç nedenle söz konusuolabilmektedir. Buna göre:
-Bir siyasi partinin tüzük ve programının Anayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncüfıkrası hükümlerine aykırı olması (Anayasa md 69/5),
-Bir siyasi partinin Anayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin odağı durumuna gelmesi (Anayasa md 69/6)
-Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türkuyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması (Anayasa md69/10)
halindesiyasi partinin kapatılmasına hükmedilmesi gerekmektedir.
Anayasa'dabu üç neden sayılırken siyasi partinin 'kapatılması' yerine, 'temellikapatılması' ibaresi kullanılmış olup, bu maddede ayrıca siyasi partinintemelli kapatılması dışında kapatılma nedenlerinden söz edilmiş değildir.
Yukarıdabelirtildiği üzere Anayasa'nın 69 ncu maddesinin dördüncü fıkrasında ise,siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davaların Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı tarafından açılacağı ifade edilmiş, bu fıkrada da 'temellikapatılmadan' sözedilmemiştir.
Dolayısıylamaddede geçen temelli kapatma ve kapatma kavramları aynı şeyi ifade etmektedir.Şöyle ki kapatma yaptırımı, Anayasa'nın 69 ncu maddesinin sekizinci vedokuzuncu fıkrasında belirtilen 'geleceğe yönelik etkiler' içerdiğinden, bunedenle 'temelli' kapatma kavramı ile de geleceğe yönelik bu etkilerkastedilmiştir.
Anayasa'nın69 ncu maddesinin onbirinci fıkrasında geçen 'kapatılma davaları' ve 149 ncumaddesinin beşinci fıkrasında geçen 'siyasi partilerin temelli kapatılması veyakapatılması davaları' ibareleri de bu doğrultuda yorumlanmalıdır.
Anayasa'nın69 ncu maddesinin yedinci fıkrasına göre, yukarıda belirtilen ilk iki kapatmanedenine dayalı olarak açılan davalarda, eylemin ağırlığına göre siyasipartinin temelli kapatılması yerine, devlet yardımından kısmen veya tamamenyoksun bırakılmasına hükmedilebilecektir. Eylemin ağırlığını belirleyecek mercidavaya bakan Anayasa Mahkemesi'dir.
Kapatılan(=temelli kapatılan) bir siyasi parti için Anayasa'da geleceğe yöneliköngörülen yaptırımlar ise;
- Birbaşka ad altında kurulamaması (Anayasa md 69/8),
-Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan ve faaliyetleriyle neden olankurucu dahil üyelerinin, Anayasa Mahkemesi'nin temelli kapatmaya ilişkin kesinkararının Resmi Gazete'de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yılsüreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamaması(Anayasa md 69/9),
-Partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle neden oldukları AnayasaMahkemesi'nce kapatmaya ilişkin kesin kararda belirtilen milletvekillerininmilletvekilliğinin, bu kararın gerekçeli olarak resmi Gazete'de yayımlandığıtarihte sona ermesi(Anayasa md 84/5)
durumlarıdır.
Konuyadönersek, Anayasa'nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrasına dayalı olarak kapatmayaptırımına hükmedilebilmesi için, açıklandığı üzere, bir siyasi partininAnayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağıdurumuna geldiğinin, açılacak kapatma davasında Anayasa Mahkemesi'nce tesbitigerekmektedir.
Anayasa'nın68 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, 'siyasi partilerin tüzük veprogramları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine,millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz;sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.' denilmektedir.
Birsiyasi partinin Anayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin odağı haline gelmesi ise, 69 ncu maddenin altıncı fıkrasındakidüzenleme uyarınca '68 nci maddenin dördüncü fıkrasına aykırı fiillerin, opartinin üyelerince yoğun bir şekilde işlenmesi ve bu durumun, o partinin büyükkongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TürkiyeBüyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnenveya açıkça benimsenmesi yahut bu fiillerin doğrudan doğruya anılan partiorganlarınca kararlılık içinde işlenmesi durumunda' söz konusudur.
b-Yasal düzenleme;
Anayasa'dakikapatma yaptırımına ilişkin düzenlemeler, Anayasa'nın 68 nci ve 69 ncumaddesindeki esaslar çerçevesinde 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nda da(SPY) yer almıştır.
SPY'nda,siyasi partiler hakkında uygulanacak yaptırımlar;
-Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakmak
-Ve siyasi partinin kapatılması
olarakdüzenlenmiştir.
02.01.2003tarih ve 4778 sayılı Yasa ile SPY'nda yapılan değişiklikler öncesinde, SPY'ndatemelli kapatma ve kapatma olarak iki ayrı kapatma davası türü düzenlenmiş idi.Anayasa'da 'sınırlı sayım' yoluyla düzenlenen temelli kapatma nedenleri, olduğugibi SPY'na taşınmıştı. Temelli kapatma kararlarının en belirgin özelliği,geleceğe etkili sonuçlar içermesi idi. O dönemde Anayasa'da yer verilmeyen daranlamdaki kapatma yaptırımı ise, SPY'nda gösterilen nedenlerle söz konusu olup;bu yaptırım, geleceğe etkili sonuçlar içermemekte idi.
Anayasa'yaparalel bir düzenleme amacıyla ve en son 4778 sayılı Yasa ile SPY'nda yapılandeğişiklikler sonrasında ise, SPY'nda kapatma davaları konusunda 'kapatma veyatemelli kapatma' biçiminde iki ayrı kavrama yer verilmemiş; yasa, bütünlüğüiçerisinde 'kapatma yaptırımı' kavramını kullanmış ve bu yaptırımın daAnayasa'ya paralel olarak geleceğe yönelik sonuçlar içerdiği benimsenmiştir.SPY'ndaki bu düzenlemelerde Anayasa'daki temelli kapatma kavramı yerine, eşanlamlı olarak kapatma kavramı kullanılmış; SPY'nda bulunan kapatma yaptırımıise kaldırılarak; devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakmayaptırımına dönüştürülmüştür.
SPY'ndaAnayasaya paralel olarak yapılan düzenlemelere göre, bir siyasi partininkapatılması, ancak Anayasa'daki yasaklara aykırılık durumunda ve üç nedenle olasıdır.SPY'nın 101 nci maddesindeki düzenlemelere göre;
-Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşviketmesi,
-Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,
-Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türkuyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması,
durumlarında,siyasi parti hakkında kapatma kararı verilmesi gerekmektedir. Ancak belirtilenilk iki durumda, kapatma yaptırımı yerine dava konusu eylemlerin ağırlığınagöre, siyasi partinin almakta olduğu son yıllık devlet yardımı miktarından azolmamak koşuluyla, bu yardımdan, kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına kararverilebilmektedir.
Yukarıdabelirtilen ikinci nedene dayanarak bir siyasi partinin kapatılması, ancakAnayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağıdurumuna gelmesi koşuluna bağlıdır. Odak haline gelmiş sayılmak ise,Anayasa'nın 68 ve 69 ncu maddelerindeki düzenlemelerle aynı paralelde, SPY'nın103 ncü maddesinde düzenlenmiştir.
Kapatmakararı verilmesi durumunda;
-Karar tarihi itibarıyla parti tüzel kişiliği ve dolayısıyla parti üyelerininüyelikleri ve varsa görevleri sona ermekte,
-Yine karar tarihi itibarıyla siyasi partinin bütün malları hazineye geçmekte(SPY md 107),
- Kapatılanpartilerin isim, amblem, rumuz, rozet ve benzeri işaretleri başka bir siyasiparti tarafından kullanılamamakta (SPY md 96),
-Kapatılan siyasi parti bir başka ad altında kurulamamakta (Anayasa md 69/8; SPYmd 95),
-Siyasi partinin kapatılmasına söz ve eylemleriyle neden olan kurucuları dahilüyeleri, Anayasa Mahkemesi'nin kapatmaya ilişkin kesin kararının ResmiGazete'de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle birbaşka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ev deneticisi olamamakta; bu kişilersiyasi partilerce seçimlerde hiçbir biçimde aday gösterilememekte (Anayasa md69/9, SPY md 95),
-Partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle neden oldukları AnayasaMahkemesi'nce kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekillerininmilletvekilliği de, bu kararın gerekçeli olarak resmi Gazete'de yayımlandığıtarihte sona ermektedir (Anayasa md 84/5).
Anayasa'nın68 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen eylemlerin odağı durumunagelmek konusunda, SPY ayrıntılı hükümlere yer vermiş ve anılan fıkradabelirtilen kavramlar SPY'ndaki düzenlemelerle açıklığa kavuşturulmuştur.
Bubağlamda SPY'nın dördüncü kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerindeaçıklayıcı hükümlere yer verilmiştir.
SPY'nın'siyasi partilerle ilgili yasaklar' başlıklı dördüncü kısmının;
-Birinci bölümü, 'amaçlarla ve faaliyetlerle ilgili yasaklar' başlığınıtaşımaktadır. Bu bölüm tek maddeden oluşmakta olup, 78 nci maddede 'demokratikdevlet düzeninin korunması yönünden' öngörülen yasaklamalara yer verilmiştir.
-İkinci bölümü, 'milli devlet niteliğinin korunması' başlığını taşımaktadır. Bubölümde, bağımsızlığın korunmasına (md 79), devletin tekliğinin korunmasına (md80), azınlık yaratılmasının önlenmesine (md 81), bölgecilik ve ırkçılıkyasağına (md 82) ve eşitlik ilkesinin korunmasına (md 83) yönelik yasaklamalargösterilmiştir.
-Üçüncü bölümü ise, 'Atatürk ilke ve devrimlerinin ve laik devlet niteliğininkorunması' başlığını taşımaktadır. Bu bölümde ise, Atatürk ilke vedevrimlerinin korunması (md 84), Atatürk'e saygı (md 85), laiklik ilkesininkorunması ve halifeliğinin istenemeyeceği (md 86), din ve dince kutsal sayılanşeyleri istismar yasağı (md 87), dini gösteri yasağı (md 88) ve Diyanet İşleriBaşkanlığı'nı yerinin korunması (md 89) konusunda yasaklamalar açıklanmıştır.
SPY'ndakihükümler, Anayasa'nın 69 ncu maddesinin son fıkrasından hareketle, Anayasa'dakiesaslar çerçevesinde düzenlenmiştir.
c-Anayasa'nın 90/son maddesi çerçevesinde siyasi partiler hakkındaki kapatmayaptırımında uluslararası sözleşmelerin gözetilmesi;
Anayasa'nın90 ncı maddesinin son fıkrasında, 'yöntemince yürürlüğe konulmuş temel hakve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla yasaların aynı konuda farklıhükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, uluslararası antlaşmahükümleri esas alınır' denilmektedir.
1982Anayasası'nın nitelemesine göre, Anayasa'nın 12 nci ila 74 ncü maddeleriarasında yer alan hakların hepsi 'temel hak ve özgürlüklerden' olup,Anayasa'nın 68 nci ve 69 ncu maddelerinde siyasi haklar kapsamında düzenlenensiyasi partiler de, temel hak ve özgürlükler kapsamında korunma görmektedir.Aynı şekilde temel hak ve özgürlüklerin bir bölümünü konu alan İHAS yönünden,siyasi partiler İHAM'ın yorumlarıyla bu sözleşmenin 11 nci maddesi kapsamındatemel hak ve özgürlükler içerisinde kabul edilmiştir. Yine siyasi partiler BMKişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 22 nci maddesi kapsamında da korumagörmektedir.
Bubağlamda SPY'nın anılan sözleşmeler gözetilerek ve Anayasa'nın da bu doğrultudayorumlanarak, siyasi partiler hakkındaki kapatma yaptırımın irdelenmesigerekmektedir.
d-Siyasi parti kapatma davalarının ve kapatma yaptırımının hukuksal niteliği;
Anayasa'nın69 ncu maddesinin dördüncü fıkrası ile, SPY'nın 98 nci maddesine göre, siyasiparti kapatılması davaları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı davaüzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanmaktadır.
AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasa'nın 33 ncümaddesine göre de, açılan bu davalar Ceza Muhakemesi Yasası hükümleriuygulanmak suretiyle, dosya üzerinde incelenerek kesin olarak kararabağlanmaktadır.
Kapatmadavalarında Ceza Muhakemesi Yasası hükümlerinin uygulanması demek, bu davalarınbir ceza davası ve yaptırımın da ceza hukuku kapsamında bir ceza olduğuanlamında değildir. Aksine, siyasi parti kapatma davaları, ceza davası olmayıp,kendine özgü nitelikte bir dava türü olduğundan, bu davalarda uygulanacak usulkurallarının açıklanması gereği duyulmuş ve maddi gerçeği araştırmak yönünden,siyasi partilerin lehinde olarak bu davalarda Ceza Muhakemesi Yasasıkurallarının uygulanacağı belirtilmiştir (Anayasa Mahkemesi'nin 22.6.2001 tarihve 2/2 sayılı kararı). Bu düşünceden hareketle, siyasi parti kapatma davasınayönelik iddianame düzenlenmesinden önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nınhangi yetkileri kullanarak dava açabileceği de özel olarak SPY'nın 98 ncimaddesinde gösterilmiştir.
Siyasiparti kapatma davalarının, ceza muhakemesi hukuku anlamında ceza davasıolmaması, kapatmaya konu eylemlerin de ceza hukuku kapsamında suç olmazorunluluğunu gerektirmemektedir. Anayasa'nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrasıile SPY'nın 101 ve 103 ncü maddesindeki düzenlemelere göre, kapatmaya konueylemlerin 'sadece işlenmiş' olması yeterli olup, bu eylemlerin hükmen sabitolması koşulu da aranmamaktadır. Bu nedenle kapatmaya konu eylemler hakkındaaçılmış ve mahkümiyetle sonuçlanmış davaların bulunmaması sonuca etkilideğildir. Ancak kapatmaya konu edilen eylem hakkında açılmış ve mahkümiyetlesonuçlanmış bir davanın bulunması demek, bu eylemin işlendiğinin kesin olarakkanıtlanması anlamındadır ki, Anayasa Mahkemesi böyle bir durumda anılaneylemin işlenmiş olup olmadığını araştırmayacaktır. Yine, kapatma davasına konuedilen eylem hakkında açılan ceza davasında, bu eylemin 'işlenmediğindenbahisle' beraat kararı verilmiş ve bu karar da kesinleşmiş ise, AnayasaMahkemesi atılı eylemin işlenmiş olup olmadığını değerlendirmeyecek, kesinleşenceza mahkemesi kararına göre işlem yapacaktır.
Siyasiparti kapatma davaları kendine özgü bir dava türü olduğu gibi, uygulanan'kapatma yaptırımı da' ceza hukuku anlamında bir 'ceza' değildir. Kapatmayaptırımı hem Anayasa'da hem de SPY'nda gösterilmiş olup;
-bu yaptırımın ceza niteliğinde olmaması,
-kapatma yaptırımına konu eylemlerin (gerçek kişilerin söz konusu olabileceksorumluluğu saklı kalmak kaydıyla) siyasi parti tüzel kişiliğinin ceza hukukuyönünden işlediği bir suç sayılmaması,
-ayrıca normlar hiyerarşisi yönünden de bu dava ve yaptırımın Anayasa'da düzenlenmişolması
karşısında,5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 5 nci maddesinin (11.5.2005 gün ve 5349 sayılıYasa'nın geçici 1 nci maddesinden hareketle) 2006 yılı sonrasında dahi siyasiparti kapatma davaları yönünden uygulanma yeri bulunmamaktadır.
e-Kapatma yaptırımına konu eylemler ve siyasi partiye isnat edilebilirliği;
Birsiyasi partinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırıeylemlerin odağı durumuna gelmesi ve bu nedenle kapatılabilmesi için, bueylemlerin, Anayasa'nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrası ve SPY'nın 103 ncümaddesine göre;
-Bu eylemlerin, o partinin üyelerince yoğun bir biçimde işlenmesi ve bu durumunda, o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetimorganları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grupyönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsenmesi,
-Veya bu eylemlerin, doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılıkiçinde işlenmesi gerekmektedir.
Birsiyasi partinin kapatılmasını gerektiren eylemlerin, ceza hukuku kapsamındamutlaka suç olarak düzenlenmesi ve bu konudaki davaların da mahkumiyetlesonuçlanması gerekmemektedir. Ancak eylem aynı zamanda ceza hukuku kapsamındasuç olarak düzenlenmiş ise, bu konuda ceza mahkemesindeki davalarınsonuçlanmasını beklemeye gerek bulunmamaktadır. Ceza mahkemesinde sonuçlanarakkesinleşen davalarda verilen kararlar ise, sadece eylemin kesin olarakişlenmemiş olduğu veya işlenmiş olduğu yönündeki tesbitler yönündenbağlayıcıdır.
Siyasipartiler, demokratik bir rejimde en çok hak ve özgürlüğe sahip olması gerekenörgütlerdir. Bu durum siyasi partiler için daha geniş bir faaliyet alanınıortaya çıkarmaktadır. Geniş faaliyet alanının bulunması demek ise, siyasipartilerin eylemleri için farklı bir değerlendirme yapılmasını zorunlukılmaktadır.
Siyasipartinin geniş hareket sahasının bulunması, ona isnat edilen eylem aynı zamandasuç teşkil ediyorsa, toplum ve hukuk düzeni yönünden kınanan bu davranışın,siyasi parti yönünden kınanmayarak hukuka uygun değerlendirilmesinigerektirmez. Ancak toplum ve hukuk düzeni tarafından açıkça kınanmayan ve suçolarak düzenlenmeyen davranış ve eylemlerin, çok daha fazla hak ve özgürlükleresahip olan siyasi partiler yönünden kapatma davasına konu edilebilmesi, çoközel ve sınırlı durumlarda söz konusudur ki, bunlar da Anayasa'nın 68 ncimaddesinin 4 ncü fıkrasına ve İHAS'ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrasına uygunnitelikte, yoğunluk ve kararlılıkla işlenen eylemlerdir.
Hukukdüzeninin suç olarak öngörmediği eylem, bu eylemin bir siyasi parti tarafındanveya siyasi parti aracı kılınmak yoluyla işlenmesi durumunda, yarattığı vekaçınılmaz olarak yaratacağı sonuçları gözetildiğinde, siyasi parti içinyasaklama gerektirebilir. Eylemin suç olarak düzenlenmemesi, o eylemin hiçbirbiçimde kınanamaması sonucunu da doğurmaz.
Kaldıki Anayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanan ve bu fıkrayıaçıklayarak siyasi partiler hakkındaki yasaklamaları sıralayan SPY'nın 78 nci ila89 ncu maddeleri arasındaki düzenlemelere aykırılık, SPY'nın 117 nci maddesindesuç olarak ta öngörülmüştür. Siyasi partiye isnat edilen eylem hakkında, cezadavasının veya soruşturmasının açılmamış veya dokunulmazlık gibi yasal engellernedeniyle açılamamış olması da, sonuca etkili değildir.
Kapatmadavasına konu edilen eylemlerin işlendiği tarihlerin bir önemi bulunmamaktadır.Eylemlerin üzerinden ne kadar süre geçse de, zamana yayılan bu eylemlereodaklık boyutunda bir bütünü oluşturmaları yönünden iddianamede dayanılmasıolasıdır.
İHASirdelenirken, siyasi parti kapatma yaptırımı ile ilgili olarak eylemlerinniteliği ve isnat edilebilirliği konusunda açıklanan durumlar, burada dageçerlidir.
Siyasipartini genel merkez organlarının (SPY md 13), il ve ilçe teşkilatlarının (SPYmd 19,20), TBMM grup genel kurulu ve grup yönetim kurulunun (SPY md 24, 25),parti üyelerinin (SPY md 12) eylemleri; eğer o siyasi partinin, yasa, anayasave İHAS tarafından korunmayan, hedeflediği amaç veya siyasi projeyi gerçekleştirmek,kolaylaştırmak, altyapı hazırlamak veya bunları ifadeye yönelik ise, kapatmadavasında siyasi partiye isnat edilebilecektir. Bu noktada şunu da belirtmekgerekmektedir ki, partiyi temsil eden organlarca gerçekleştirilen eylem veyasöylemlerin, partinin değil bu kişilerin kendi kişisel görüşleri olduğuaçıklanmadıkça ve siyasi parti tarafından da açıkça reddedilmedikçe, bu söylemve eylemler de partiye isnat edilebilecektir. Ancak, siyasi partiyisorumluluktan kurtarmak adına, siyasi partinin amaç ve hedefleriyle örtüşeneylem ve söylemlerin, kendi kişisel görüşleri olduğunun açıklanması da,kuşkusuz siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmayacaktır.
Birsiyasi parti üyesi olup, yerel yönetimlerde görev alanların eylemleri de, osiyasi partinin hedeflediği siyasi projeyi gerçekleştirmek veya ifade etmekamacına yönelikse, siyasi partiye isnat edilebileceği hususunda kuşkubulunmamaktadır.
III-DAVA KONUSU EYLEMLER:
A-DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ'NİN KURULUŞU AŞAMASINDA ORTAYA ÇIKAN EYLEMLER:
Bilindiğigibi terör örgütü olduğu uluslararası alanda da kabul gören PKK (KONGRAGEL-KADEK-KKK)'nın kurucusu ve elebaşı olan Abdullah ÖCALAN yurt dışındayakalanıp getirilerek yargılanmış ve mahkum olduğu cezası halen İmralıcezaevinde infaz edilmektedir. Tüm diğer mahkumlar gibi yasal olarak avukatlarıve ailesi ile görüşmesine imkan tanınmıştır. Ancak avukatları tarafından sözkonusu görüşmelere ait diyaloglar daha sonra yazılı olarak örgütün güdümündekiyayın organlarında yayınlanmış, böylece terörist örgüt liderinin yandaşlarınave örgütüne talimat vermesine olanak sağlanmıştır. Nitekim yasal bir hakkınkötüye kullanımı olarak kabul edilebilecek şekildeki bu iletişimi sağlayanavukatları hakkında ilgili mercilerce zaman zaman yasal işlem yapılma yolunagidilmek zorunda kalınmıştır.
Ancak'AVUKAT GÖRÜŞMELERİ' veya 'GÖRÜŞME NOTLARI' adı altında teröristbaşınıntalimatları örgüte yakın çeşitli gazete ve dergilerin yanı sıra çok sayıdadeğişik internet sitesinde de (ROJACİVAN, RİZGARİ, VELATPEREZ, NASNAME gibi)yayınlanarak talimatların ilgililere ulaşması sağlanmıştır.
Sözkonusu yazıların incelenmesinde özellikle Demokratik Toplum Partisi (DTP) ileilgili ilginç bilgilere ulaşılabilmektedir.
Örneğin5.5.2004 tarihli görüşmede elebaşı
'Evet.Yeni bir parti gerekiyor. İsmi Demokratik Toplum Partisi olabilir. Ama tabandangelecek. Özgür Parti kendini fesheder. Diğeri zaten kapatılma durumu var. Butemelde tartışmalar yürütsünler. Daha sonra bunları daha detaylı açarız. Kongreöncesi tartışmaları yürütsünler. Geniş katılımlı delegeler oluşturulur. Budelegeler kurucular kurulunu seçer. Yeni partinin programını savunmamdan olduğugibi uyarlayabilirler.' Şeklinde bir beyanda bulunmuştur. Bilindiği gibi butarihte hakkında daha önce Anayasa'nın 69 ncu maddesinin 6 ncı fıkrasında'Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü' ilkesini koruma altınaalan Anayasa'nın 68 nci maddesinin 4 ncü maddesine aykırı eylemlerin odağıhaline gelmesi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafında hakkındakapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açılmış bulunan Demokratik HalkPartisi (DEHAP) faaliyette idi. Teröristbaşı ilk kez bu görüşmesinde yeni birparti kurulması talimatını vermekle kalmayıp kurulacak partinin ismini dahitalimatlarının arasına almıştır.
Partininismini vermekten başka elebaşı sonraki görüşmelerinde de hem yeni kurulacakparti ile ilgili (DTP) hem de o tarihte faaliyette olan (DEHAP) ile ilgilitalimatlarına devam etmiş;
12.5.2004tarihinde
'Avrupa'dakiKürtler, Kongre bittikten sonra kendi kongrelerini yapsınlar. Kendi kurumlarınayöneticilerini kendileri seçsinler. Temsil heyetini kendileri seçecek. Suriyeve İran'daki Kürtler için de benzer süreçler yaşanabilir. Yeni parti her bölgede toplantılar yapılarak ilan edilir. DEHAP ve Özgür parti de yeni parti içindeyer alır. Ahmet Türk, Murat Bozlak, bunlara benzer elli altmış kişi,Karayalçın'la çatı örgütü üzerinde konuşabilirler. İleride seçime çatı örgütüile mi ya da nasıl girileceği netleştirilir. Ama ayrı örgütümüz olacak. Yapıörgütlenecek. Böyle olursa yüzde on barajını aşarlar.'
''.
'Avrupa'daki Kürt halkı kendi yöneticilerini kendileri seçecekler. Halk delegeleriseçecek, delegeler de temsilcilerini seçecek. Roj TV, Özgür Politika'ya geçiciolarak bakacak şahıs Remzi Kartal olsun. Ben unuttum, bunu avukatlarasöylemedim, bunu onlara aktar. Bundan sonraki süreçte buradaki basın ve KürtEnstitüsü, demokratik kurumlar kendi başkanlarını, yöneticilerini kendileriseçecekler. Demokrasi budur. Bir kurumun içerisinde demokrasi olmazsa o kurum işlemez.Yeni partinin oluşmasında benim savunmamdan yararlanılabilir. Çok güzel bircevap olabilir. Bundan sonra halk delegeleri kendisi seçecek. O delegeler de ilyönetimini ve parti meclisini seçecekler. Seçim sonrası DEHAP'ta nelerkonuşuluyor'
(DEHAPeksiklerimiz var diyor, ama seçim sonuçlarını başarılı buluyorlar.)
Altıbuçuk, yedi civarındaki oy oranını dört, dört buçuğa düşürmüşler. Bu nasılbaşarı oluyor' DEHAP'taki eski yöneticiler, onlar da delege olabilirler. Buhayata geçirilirse, özgür parti de buna dahil olur; yeni oluşum, demokratiktoplum partisi kurulur. Herkesin de katkı sunması gerekir.'
''
'Cezaevindeolan ve cezaevinden çıkan arkadaşlarda yeni parti oluşumuna katkı sunabilirler.Sabri ile görüşsünler, Sabri onlara yöntemleri gösterir'.'
19.05.2004tarihinde
Hukuki,siyasi temelde özel bazı görevlendirmelerim de olacak. Birileri kurumları benimadıma ele geçirmiş. Ne yaptıkları belli değil. Bazı sahtekarlar var. Benimadıma kurumlarda sahtekarlık yapılıyor. Kurumlarımızı geri almamız gerekiyor.Bu yüzden kurumlar için sizleri düşüneceğim. Savunmamı verdim. Ben kendimisavunuyorum. Siz de beni savunacaksınız. Halk tutuyor beni görüyorsunuz.
Halkınbana bağlı olduğunu siz de söylüyorsunuz. Eğer halk önderiysem, Halk istiyorsaben de bundan vazgeçemem. Bunun gereğini yapmam gerekir. İsterlerse başka birliderlik çıkarsınlar. PKK içinde de çıkabilir. Osman'dan Cuma'ya kadaryapabiliyorlarsa yapsınlar. O kararlı duruşu, önderlik vasıflarınıgösterebiliyorlarsa yapsınlar. Kendim de buna ihtiyaç duyuyorum. Liderlikkurumu önemlidir. Bu halka kimse önderlik yapmadığı için bu yük omuzumayüklenmiş. Kimse bu halka sosyal, siyasal, kültürel önderlik yapmadığı için benyapmak zorunda kaldım. Halk da istiyorsa eğer, ben bundan kaçamam. Gücümkabiliyetim ölçüsünde yapmaya çalışıyorum. Çocuk da değilim, yaşım 56 da olmuş.Olgunlaştım. Herkes buna saygı gösterecek. Saygılıysanız gereğini yaparsınız.Siz de kudretli bir biçimde gereklerini adam gibi yapacaksınız. Sizi ben onurluKürt yurtsever olarak değerlendirmiştim. Bunları yapmazsanız onursuz olursunuz.Halkın hukukunu değerlerini savunacaksınız. Aydınlar, PKK, herkes bunuanlayacak. Açlıkla boğuşan yoksul halkımızın bin bir emekle kurduğu kurumlarvar. Radyo var, TV var, gazeteler var. Kim beni burada engelleyebilir. Hangialçak oralarda benim sesimi kısabiliyor. Halk için irade beyan edeceksiniz.İstediğin kadar konuş istediğin kadar yaz. Engelleyen terbiyesiz adam kimdir.Devlet bile bu aşağılık duruma düşmedi. Devlet ile rakibiz. Birbirimizlegırtlak gırtlağa mücadele ediyoruz. Takip ettim devlet bile bana bunuuygulamadı. Bunun hesabını herkes verecek. Herkes özeleştirisini verecek. Başkayolu yok. Rıza'dan Abbas'a, Cuma'ya kadar herkes hesabını verecek. Bu birkomplodur. Komplo içinde komplodur bu. Yunan komplosundan daha beter. Çünkü bukomplo içimizde. Bu komplonun açığa çıkartılması gerekir. Bu çok önemlidir.Özeleştirilerini herkes bu temelde doğru dürüst verecek. Kimse bundan kaçamaz.Neden özeleştiri sağlam biçimde verilmiyor. Binlerce halkın çocuğu dağdavuruldu, binlercesi yirmi yıldır hapislerde çürüyor. Siz gidip soracaksınızonlara. Gidip gırtlaklarına basacaksınız onların. Sorun bunun hesabını. Halksana evladını veriyor. Soruşturmadaki yetkili de demişti. Sizinkiler doğrudürüst savaşmasını bile bilmiyorlar diye. Benim adıma savaşacaksan doğru dürüstsavaşacaksın. Benim adıma böyle savaş olur mu' Madem savaştıramıyorsun nedeneline silahı veriyorsun. Bu ne kıvraklık. Sonra da lider geçiniyorlar. Bilmemne yapıyorlar, madem savaşamıyorsun madem demokrasi ve hukuktan anlamıyorsun ozaman ne hakla radyo, TV'yi ele geçiriyorsun. Kurumları ele geçirmişler.Namussuzluktur bu. Halka gidecektiniz. Bunu anlatacaktınız. Gençlere gidip,Apo'nun selamları var diyeceksiniz. Gidip halka yandaşlarımıza söyleyecektiniz.Kurumlarınızı geri alın diyecektiniz. Halk kurumlarını ele geçirecek.
Bizbu kadar acıyı onların koltuk menfaatleri için mi çektik. İktidar olacaklarmış,milletvekili, BELEDİYE başkanları olacaklarmış. Siz de hiç vicdan yok mu'İnsanlık bunu kabul eder mi' Bana saygısı olmayan benim adıma nasıl siyasetyapar. Bunun anlamı Apo ben senin ananı bilmem ne yapıyorum demektir. Biz bukadar namussuz muyuz' Nasıl oluyor bu. Sizler çocuk gibi yaklaşıyorsunuz. BanaBaşkanım diyeceksiniz. Sonra da Benim burada söylediğim en ufak şeyimingereğini yerine getirmeyeceksiniz. Başkanın bu kadar burada çile çekecek senbilmem ne yapacaksın.
OnlarıSuriye'den beri besliyorum. Aslında ben onlara üzülmüyorum. Kendime üzülüyorum.Yirmi yıl onları besledim, büyüttüm. Benim adıma kan dökeceksin, Avrupa'davergi toplayacaksın. Sonra da Başkan köşede kalsın biz kabul etmeyeceğizdiyeceksin. Bu bir komplodur. Bu komployu kimlerle, kimin adına yaptılar.Devletler mi vardı işin içinde. Halkı arkanıza alıp müdahale edecektiniz. Sizbunları söylediğinizde yanınıza az mı insan gelir. Benim adıma uygulamayageçireceksiniz söylediklerimi. Bunun yolları var. Bu konuda her hafta banarapor vereceksiniz. Politik ve zeki olacaksınız. Devlet bile beni engellemiyor.Savunma hakkı kutsaldır. Burada kendimi savunuyorum. Burada beni savunmanızgerekirdi. Savunmanın ne demek olduğunu siz iyi bilirsiniz. Beni kullanmakistediler. Bunu nasıl yaptılar. Devlet bile karışmıyor. Bunların yaptığı tecritiçinde tecrittir. Beni burada imha etmek istediler. Hangi güç yaptırıyor bunu'Bu kalleşliktir. Hakim bile savunmaya izin veriyor. Biz burada halkı savunmayaçalışıyoruz. Bunu bile engelliyorlar. Nasıl oluyor bunlar.
(sizisadece manevi ve ruhani bir önder olarak ele alıyorlar)
Ruhanilider olarak mı görüyorlar. Humeyni de ruhani liderdi. Hz. Muhammet de maneviliderdi. Ama onlara hala kimse saygısızlık yapmıyor. Ruhani lidere böylesaygısızlık yapılır mı' TV'de söylediler mi bunu' Niye söylemiyorlar açık açık.Eğer yürekleri varsa açık açık bunu halkın önüne çıkıp söylerler. Çıksınlaraçık açık Apo'yu istemiyoruz desinler. Ruhani lidermiş. Ne demek bu. Nasıloluyor bunlar. Bunların hepsi lümpen, serseri. Bunların eline silah verilemez.Bunlar komutanlık yapamazlar. Hiç beğenmedikleri Devlet bile yüz kat onlardandaha ciddi. PKK adına kimse böyle yapamaz. Bu yapılan canavarlıktır. Bana karşıbunu yapan her şeyi yapabilir. Bunlar beni örgütten de atabilirler. Apo'yuörgütten atabilirsiniz. Ama bunu açık yapın. TV, Radyoyu ele geçirmişler zaten.Madem beni örgütten atacaklar açık olarak çıkıp söylesinler. Halk adına siyasetyapıyorum. Halka karşı sorumlu olmazsa insan, burada iki gün dayanamaz intihareder. Nasıl yapabiliyorsunuz bunu.
Halkınparasını kullanıyorsunuz, önderliğini kullanıyorsunuz. Komplocu bunlar. Böyleolmaz. Siyaset böyle yapılmaz. Siyaset açık yapılır. Bizim siyasetimizsosyalisttir, demokrattır. Son nefesime kadar halkımı savunacağım. Gidip elkoyacaktınız. Siz benim savunma avukatlarımsınız. Onların etkisine girmişsenizavukatlığımı bırakacaktınız. Hem avukatım olup hem beni savunmayacaksanız olmazböyle. Yoksa bu tarihi vebal üzerinize kalır. Dediklerimi uyguladımdiyebilmelisiniz. Halk beni liderlikten atabilir. Halk seni atmış dersiniz. Bende bir köşede sessiz sakin dururum. Sabrederim. Ama işte görüyorsunuz öyle birdurum yok. Halk bana bağlı. Bunlar kim oluyorlar. Halk her gün Biji Başkandiyor. Sen liderlik yapamazsın. Halkı kandırıp bir de halk adına liderlik yapmayaçalışıyorlar. Bir de özeleştiriye gelmeyeceksin. Aslında ben kendimeüzülüyorum. Bunca yıl bunları niye besledim. Birazdan size iki ilkesöyleyeceğim buna ilişkin. Gidip oraya özeleştiriyi doğru uygulatacaksınızonlara. Siz uygulatacaksınız. Neden gitmediniz' Devletle olan meselemi birtarafa bırakıp bundan sonra bunlarla uğraşacağım. Bu kadar ucuz konuşamazsınızdiyeceksiniz. Gidip onlara söyleyeceksiniz yirmi dört saat doktorlargeliyorlar. Apo'nun sağlığı yerindedir diyeceksiniz. Görüyorsunuz sağlığım iyi.En değme psikologlar geliyorlar, inceliyorlar beni. İyisin diyorlar. Banadelilik raporu verilmedi.
Savunmalarımvar. Halk Başkan diyor. Savaşçılar da beni kabul ediyorsa, ki ediyor. O zamanbunlar hesabını verecekler. Varsa birtakım çeteciler, bunlar hesabını verecek.Halkı bunlar aldatamaz. Tutarlı bir özeleştiri verecekler. İlk defa butopraklarda biz demokratlığın sesini gür çıkaracağız. Gidin onlara deyin, Sizionurlu demokratlar olarak görmek istiyorum. Bu süreçte tek yiğitlik yapannamuslu ses Leyla oldu. Sizin yaşınızda çocukları var. Sizinle ilgili şeyi devar.
(Görevalması için ısrarcı olduk)
Görevalmayabilir de. Ama siyasi mücadele yap diyorum. Legal demokratik alandasözcülüğümüzü yapsın diyorum. Onu kullanabilirler. Ben kendimi kullandırtmam.Remzi oraya geçti mi'
(Teyitetmek istiyorlar)
Nedemek. Remzi derhal Televizyonun başına geçecek. Özgür politika için de dürüstbağlı biri gerekiyor. Bu konuda öneriniz var mı'
(Gazeteyide Remzi yapabilir )
Yok.Özgür politikanın başına Remzi, uygun bulduğu birini düşünsün. Önerisini banagetirirsiniz. Buradaki gazeteyi de düzenlemek lazım. Buradaki gazeteyi attım.Kim olabilir' Pınar Selek olabilir mi'
(olabilir)
kafasıçalışan bir kadın. Pınar buradaki gazetenin genel yayın koordinatörü olsun.Kendi ekibini oluştursun. Halkların kutsal demokrasisi için, kendi dedesinindemokrat geleneğini sürdürsün. Pınar'ın kitabını inceledim, işlediği tezlerindemokratik özüne göre hareket etsin. Kitabındaki tezleri uygulamazsasahtekardır derim. Siz de yanında olacaksınız. Yardımcı olacaksınız. Demokratikçizgi başarıya ulaşıncaya kadar denetlersiniz. Başka hangi dost kurumlar var.Tam çizgi oturtuluncaya kadar bu çalışmalarda destek olmalısınız. BirinizEnstitü için görev alabilirsiniz. Tam çizgi oturuncaya kadar kendi aranızdanbirini enstitü için görevlendirebilirsiniz. Bunlar hep hukuka göre, demokrasiüzerine bina ediyoruz. Hukukun gereklerini söylüyorum. Devlet de engellemez.Savunmalarım eksenindedir. Demokratik hukuk devleti çerçevesindedir. Dernek ve okullarımızvar. Onlarla ilgilenmemiz gerekiyor. Gençlere haber vereceksiniz. selamımıileteceksiniz. Demokratik hukuk çerçevesinde kurumlarımıza sahip çıkmamızgerekiyor. Pratik tedbir alın hemen. Dediklerimi derhal uygulayın. Bana habergetirin. Beni onurlu temsil edeceğinize dair söz veriyor musunuz'
(Evetsöz veriyoruz)
Ozaman sorun yok. Buna uygun davranacaksınız. Demokratik Toplum Partisiningeliştirilmesinde (bir avukat arkadaşımızın ismini söyleyerek) olabilir mi'
(olabilir)
Ozaman (görevlendirilen avukat) benim sözcüm olacak. Kitle çalışmaları iletabandan hareket edecek. Sen de benim vasimsin, yaptığım tüm görevlendirmelerdeonlara yardımcı olacaksın.
(Partininçalışmaları için görevlendirilen arkadaş) yanına birçok genci alsın, ekibinioluştursun. (Görevlendirilen avukat) tabandan demokrasiyi geliştirecek. Hukukave demokrasiye uygun şekilde yapacaksınız. Avrupa'daki insiyatifi dealacaksınız. Oradaki kurumları da düzenlemek lazım. Biriniz ya da ikinizgidersiniz. Oradaki halk bize bağlıdır diyorsunuz. Oradaki kurumları dademokratik ilkeler çerçevesinde yeniden düzenlemek gerekiyor'..'
6.6.2004tarihinde
''.Başkahaberler var mı'
(Bazısezdiğim ve bazı arkadaşlardan aldığım bilgiye göre, sizin bu legal siyaset ileilgili projenize DEHAP Genel Merkezinin bir kısmının olumsuz baktığısöyleniyor.)
Eğerbenden katkı bekliyorlarsa benim katkım, projem budur. Bundan sonra da birkatkı bekleniyorsa bu projemi devam ettireceğim. Bak, Ceylanpınar'da 2000 oyfarkı ile almışlar. Yani doğru bir proje olursa yüzde on beşleri dealabilirler. Bu arkadaşlar ne demek istiyorlar' Onların kazanması için bizkatkı sunuyoruz. Büyük bir parti olması için demokratik bir güç. Zaten partininismini de söylemiştim. Avukat arkadaşlar bu projede köprü görevini yapacaklar.Avukatların bu projeye güçleri yeter mi yetmez mi'
(Oradaekip olarak arkadaşlar azlar. Kendilerine avukat olarak yeni güç katmalarıgerekiyor.) ''
21.7.2004tarihinde
''.Türkiye'deDemokratik Toplum Partisi gelişecek. Sizden ricam gerçek bir demokrasi hareketioluşturun. Türkiye'deki yurtsever, demokrat çevreler var, onlarla birlikteortak örgütlenme de olabilir.
(Ortakörgütlenmenin denendiği, ancak bu koşullarda gerçekleşme şansının olmadığısöyleniyor. Daha çok Kürt orijinli parti gerekliliği olduğu söyleniyor.)
Kürtorijinli, Kürt ağırlık olabilir ama demokrat Türk arkadaşlar da yer alabilir,esneklik payı bırakıyorum.
(Buçerçevede bazı görüşmeler yaptık, DEHAP merkezindeki arkadaşlarda hak edilmeyenağır eleştiri alındığına dair genel bir algılama var, bu nedenle görev almadagenel bir isteksizlik olduğunu gözledik. Cezaevinden son çıkanlarla görüştük,onlarda da yine siyasi yasaklı oldukları gerekçesiyle görev alamayacaklarınısöylüyorlar. Bizce siyasi yasak konusu hukuken tartışmalı bir konu. Ayrıca görevalmama eğiliminde olduklarını gözlemledik.)
DEHAP'lılarbeni yanlış anlıyorlar. Emekleri var ama yetmedi. Ben genel bakıyorum,tıkanıklık var, aşılması gerekiyor. Cezaevinden son çıkanlar da bu çalışmadayer almalılar.
(Cezaevindenson çıkanlara yönelik özel bir mesajınız var mı')
Mesajımbellidir. Bu yeniden inşa şeyine katılacaklar ve bu hareket gümbür gümbürgelişecek. Herkes dört elle sarılmalı.
(Demokratiksiyaset alanında iki farklı yapıdan söz ediliyor. Grup veya anlayış olarakifade edebiliriz. Birisi Murat Bozlak ve bazı eski BELEDİYE başkanlarındanoluşan bir çevre, diğeri de mevcut DEHAP yöneticileri. Her iki eğilim debirbirleriyle çalışamayacaklarını söylüyorlar.)
Anlaşılıyor,taraf, grup şeylerini aşmak lazım. Herkes görev almalı. Çizgi belli. Bize bağlıolan binlerce genç var, cezaevinden çıkanlar var, kadınlar var. Herkes hızlagörev almalı. Bu çerçevede Murat Bozlak'larla görüşürsünüz. Çizgi çerçevesindekatılanlar katılır, gelenler gelir, uzatılmasın. Sizler de benim adıma hareketedersiniz. Savunmalarımdan demokratik bir program çıkartırsınız. Tüzük vb.hazırlıkları yaparak bir an önce bu hareketi başlatmalısınız. Tabandan kitlebağı olanlarla çalışın, onları getirin. Demokratik Toplum Partisi İnşaKoordinasyonu kurulur, bağlı olanlar, kitle temeli olan ilişkilerle bugeliştirilir. 50-60 kişilik kurucular kurulu bölgeler temelinde kurulur,oluşturulur.
(Dahaönce üç bin veya beş bin sayıda bir delege oluşturulmasından bahsetmiştiniz.)
Biçimetakılmayın, pratikleşmeyi tartışın, esnek bırakıyorum. Önemli olan halka dayalıolarak gelişmesidir. Özü budur, biçimi tartışın ve siz karar verin. Sizler buçalışmaları yapar gelirsiniz, tartışırız''
28.7.2004tarihinde
''.Başkane var'
(Bölgedebirçok panel yaptık. Halkın yoğun selamları var.)
Panellerdemokratik toplum partisi ile mi ilgili'
(Hayır,daha çok özgür yurttaş hareketi ile ilgili.)
Şimditoplumcu demokratik harekete geleceğim. HEP, DEP ve HADEP'ten gelenlerin veDEHAP'lıların demokratlıkla ilişkileri varsa, politik iddiaları varsa, buçalışmaya katılırlar, katkı sunarlar. Eğer bunları yapmayacaksa gençlere çağrıyapacağım, onlara bu görevi vereceğim. Savunmamda ideolojik zemin güçlüverildi. Buna paradigma dedik; ! köklü düşünce sistemidir. Düşünce gücüolmayanların eylem gücü olmaz.
''.
Cezaevindenson çıkanların pozisyonu nasıl' Toplumcu demokratik harekete katkı sunmalarıgerekiyor. Kavramaları gerekir. Savunmalarımdan yararlanmaları gerekir.HEP'ten, DEP'e ve HADEP'e kadar, Ahmet Türk'ten Tuncer'e kadar toplumcudemokratik hareket içinde yer almalılar. Siz de bu harekete katkı sunarsınız.Yoksa tarihi vebal altında kalırsınız. Paneller seminerler devam etmeli.Edirne'den Hakkari'ye kadar çalışma yürütmeliler. Az önce söylediğim öze sahipolurlar. Şimdi hareket olarak gelişir, önümüzdeki aylarda da partileşirler.Kuruculara her kesimden katılım olur. Mesajlarımı doğru aktarmalısınız''
11.8.2004tarihinde
''Hızlaönemli noktaları aktarın.
(Temelgündem maddelerimiz şöyle; yeni oluşuma ilişkin tartışma ve çalışmalardanbahsetmek istiyoruz. Bu kapsamda Dehap'ın durumu, BELEDİYEler ve Cezaevindenson çıkanların durumuna ilişkin ayrıntılı bazı bilgiler vermek istiyoruz.Ayrıca Rıza ve Karasu'nun bilgilendirme notları var. Büroya ilişkin özeleştiritoplantısı yapıldı, sonuçlarını aktarmak istiyoruz)
Enönemli gündem maddeleri bunlar mı' Hızla aktarabilirsiniz ama ben 15 Ağustosmesajımı devam ettirmek istiyorum. Onu tamamlamam gerekir. Peki o zaman hızlaaktarın.
(Yaptığımızgörüşmelerde şöyle bir tablo çıkıyor. Genel olarak bir siyasal boşluğunvarlığından söz ediliyor. Dehap'ın belirsiz bir durumu var. Yasal olarakkongrelerini yapmak zorundalar, İllerde de atama çalışmaları yapıyorlar. Ancakşöyle bir kaygıları var; bir taraftan yeni parti çalışması var. Atama ve kongreçalışmalarının yeni çalışmaya bir direnç olarak algılanmasındankaygılanıyorlar. Ayrıca BELEDİYEler konusu belirsizliğini koruyor.BELEDİYElerin Dehap'a geçmesi kararlaştırılmıştı ancak bunun size sunulmadanda, uygulamak istemiyorlar)
DEHAP'inkapatılma durumu var zaten. Sanırım kapatılma ihtimali yüksek.
(Davason aşamasına geldi. Kapatılacağına yönelik yaygın kanaat var)
Kapatılmadurumu konuşuluyorken kongresini yapması gerekli midir'
(Yasalzorunluluk var)
Ozaman sekli bir kongre yaparlar. BELEDİYEler de şimdilik böyle kalabilirler.
(Cezaevindenson çıkan arkadaşlarla görüşmelerimiz oldu. Öncelikle siyasi yasaklıolduklarını düşünüyorlar. Bu konuda daha önceki aktarımımızın doğru olmadığınıbelirttiler. Bunu da düzeltmek istiyoruz)
Gazetedeokudum, kurucu olabilecekleri belirtiliyordu.
(Uzmanhukukçularla görüştüklerini, kendileriyle ilgili siyasi yasak konusunun netolduğunu söylüyorlar. Bu nedenle yeni parti çalışmasında yer alamayacaklarınıbelirtiyorlar. Ayrıca kendilerine ilişkin olarak diplomatik çalışmalar ve siviltoplum örgütleriyle görüşmelere dayalı yoğun bir program yaptıklarını,Avrupa'ya yönelik olarak da ayrı bir programlarının olduğunu belirtiyorlar.Cezaevinden yeni çıktıklarını, toplumu ve parti içi sorunları da, diğerçevreleri de anlamak istediklerini, sorunları daha yakından görmekistediklerini, bunun için de biraz zamana ihtiyaç duyduklarını, bu çerçevedegündeme gelen yeni oluşumun yeterince tartışılmadığını, bu yüzden erken başladığınıda belirtiyorlar)
Budüşündükleri ile yeni oluşum birbirine paralel, birbirini bütünleyen şeyler.Hepinizin anlama sorunu var. Burada önemli şeyler söyledim, çerçeve çizdim, amaanlamamakta ısrar ediyorsunuz. Ben öğretmeye çalıştım, yüzde yüz beni boşaçıkarıyorsunuz. Böyle olunca da halk içinde bir umut olamıyorsunuz. Saygısızlıkderecesine vardırdınız. Ama sallana miting yapıyorsunuz, halkın karsısınaçıkıyorsunuz; halk sizi bağrına basıyor. Önderim diye ortaya çıkıyorsunuz, ozaman liderliğin gereklerini yerine getireceksiniz. O zaman bu sorumluluğungereklerini yapın. Bunu anlamamak örümcek kafalılıktır. Tartışılmadığınısöylüyorlar, o zaman tartışsınlar. Engel mi var' Şaşırtıcı. Siz nasılyaşıyorsunuz' Hepinize söylüyorum: Gidin tartışın; eskilerle tartışın,yenilerle tartışın''
15.9.2004tarihinde
''Yenioluşum çalışmalarına ilişkin bilgi vermek istiyoruz. Çalışmalar belli birolgunluğa ulaştı. Ama sonuçlandırmanın önünde bazı sorunlar var. DEPliarkadaşlardan ikisi çalışmalara katıldılar. Diğer iki arkadaşın ise çalışmayailişkin bazı kaygı ve eleştirilerinin olduğunu belirtiyorlar. Bu çerçevedeçalışmanın dar kaldığını, sonuç alıcı olmayacağını, bu nedenle biraz zamanaihtiyaç duyduklarını, tartışmak istediklerini ifade ediyorlar. Bize göre ise,bu aşamadan sonra daha fazla gecikmenin bazı sakıncaları var.)
Hatipkatılıyorsa yeterlidir. Görüşün, fazla uzatmasınlar. Çalışmayı başlatın. Fazlauzatmayın. Yerel konferanslardan kongreye doğru gidersiniz. Demokratik katılımıesas almak gerekir. Demokratik tarzda ve topluma dayalı olarak gelişmelidir.Leyla'dan mektup aldım. Ona cevabi bir mektup yazdım. İdare birkaç gün içindeverileceğini söyledi. Orada da belirttim. Demokratik Toplum Partisi, tümTürkiye'nin partisi olur. Bu önemli bir çalışmadır. Kürtler, Türkler,azınlıklar girebilir. Ama seksiyon tarzı örgütlenme de olabilir. Bu Boockhin'dede var. Ege'de, Karadeniz'de ayrı seksiyonlar olabilir. Demokratik toplumhareketi toplum odaklı, demokrasi hedefli geliştirilir. Leyla'ları da çağırın.Size iletmemi istedi deyin. Onu da davet ediyorum. İkisinin katılması iyiolmuş. Sanırım katkıları oluyor. Hatip'i daha önce de söylemiştim. Sanırımçalışmak istiyor, ön planda olabilir. Bu işler için Hatip uygundur. Leyla dayardımcısı olsun. Benim savunmalarıma dayalı bir program gelişir. Daha sonra bukonuyu tekrar değerlendiririz.
Buçizgiyi Özgür Politika ve diğer yayınlar iyi vermeli. Bu gerçekler temelindeçizgilerini değiştirsinler. Bu çizgiyi hayata geçirmeleri gerekiyor...'
29.9.2004tarihinde
''Türkiyeşeyine geliyorum. Daha önce yerelde konferanslarla işe başlasınlar demiştim.Ama üç belge önereceğim onları bitirdikten sonra konferanslara başlasınlar.Birincisi program taslağıdır. İkincisi bundan daha uzun olur 150-200 sayfakadar olur buda program gerekçesidir. Üçüncüsü tüzük taslağı olur. Bunlarıhazırlayıp sonra yerelde çalışmaları başlatsınlar. Bu belgeleri hazırlamadabenim 'Bir Halkı Savunmak' adlı savunmamdan yararlansınlar. Tamamen kongremodelini esas alsınlar. Hukuki ve yasal bir çalışma olacak. Bu konudaBookchin'in 'Kentsiz Kentleşme' eserinden ve Kemal Derviş'in çalışmaları vardıbunlardan da yararlanabilirler. Bu parti de eş başkanlık gibi bir kurum daolabilir. Bütün Türkiye'ye yayılacak. Türkiyelileşecek bu parti. Özgür partininkongresini yapıp ismini Özgürlük ve Demokrasi Partisi olarak değiştirebilirler,bununla devam edebilirler. Bu da bir seçenektir''
20.10.2004tarihinde
''.Evetşimdi sizin demokratik çalışmanıza gelelim. Program, tüzük çalışmalarınabaşladınız mı' (Hayır. Bu tartışmaları geniş koordinasyon kurulu oluştuktansonra başlatmanın daha doğru olacağını düşündük.) Tabii, geniş koordinasyonlaolmalı. Öncelikle bir program gerekçesi hazırlanabilir. Savunmamda vardı.Savunmam size destektir. Yasaklanmaması da bu açıdan önemlidir. İlgilibölümlerden yararlanabilirsiniz.
Eşbaşkanlık modelini doğru buluyorum.
Eşbaşkanlık için Pınar'ın koşulları uygun olsaydı, olabilir miydi. OnaTürkiye'nin Behice Boran'ı olmaya hazır mısın dersiniz. (Çalıştığı alanda bazızorlanmalar yaşadığını, bazı sorunların olduğunu belirtiyordu. Bunlarıaktarmamızı da istiyordu.) Zorlanıyor öyle mi' Aktardıklarını haftaya alırım.Eş başkanlıkta Hatip'le birlikte Türkiyeli bir kadın olabilir. Bağlar belediyebaşkanı da olabilir. Biri Çanakkale'den diğeri Diyarbakır'dan. Güzel olur.İstiyorsa önerimdir. Hatip'e selamlarımı söyleyin. Hatip bu gibi önerileritartışsın''
27.10.2004tarihinde
''Yeniparti çalışmasına ilişkin bazı aktarımlarımız olacak. Öncelikle Cuma günküaçıklamayı izleyebildiniz mi')
Buproje tutacak.
(Açıklamadansonra bir toplantı yapıldı. Ahmet Türk ve Murat Bozlak sizin özellikle geçenhafta eş başkanlık için önerdiğinizin isimlere, yeni çalışmanın ve kendilerininkatılımının geleceği açısından doğru bulmadıklarını, bu konuda öneri olarakisimleri halk belirleyecek biçiminde bir düşünce belirtmenizin daha doğruolacağını ilettiler. Ayrıca sadece geçen hafta değil, ondan önceki görüşmelerdede yeni çalışmanın sorumluluğunu taşıyacak isim (Hatip Dicle) konusundayaptığınız değerlendirmenin de bu çerçevede değiştirilmesinin doğru olacağınıbelirttiler.)
İsimmühim değil. Bu parti tüm Türkiye'nin partisidir. Eş başkanlık modelini bununiçin önermiştim. Tamam, anlaşıldı. Ben bütün isimleri geri çekiyorum. İsimlerihalk seçecek. Herkes de buna saygı duyacak.
(Sizingeçmişte önerdiğiniz sorumlu ismin, görüşmeye gelen bazı avukatlarınyönlendirmesi sonucu olduğunu düşünenler var)
İsimlerigeri aldım, ama ilkelerimde çok ciddiyim. Asla vazgeçmem. Kimseye de zorladayatmam. Madem sizi yönlendirici olarak görüyorlar, işte aranızdaDiyarbakır'dan gelen bir arkadaş var. O söylediklerime tanıktır. Hem mektupgönderiyorlar, isim ve öneri istiyorlar, hem de isim kabul etmiyoruz diyorlar.Tamam, kabul ediyorum, bundan sonra da hiçbir isim önermeyeceğim. Ama hiçkimsenin ahbap çavuşlarını oraya doldurmasına da izin vermem. Bana isim ve klikşeyini getirmesinler. Klikleri, grupçukları da kabul etmem.
İyibir program, taslak çıkarılır. Demokratik Toplum ismi de kullanılabilir. Kendigörüşümü de dokuz sayfalık mektup yazdım. Yönetime dün verdim. Bilemiyorum,devlet doğru bulursa verir. Dördünün de ismine yazdım. Siz de okuyun. Yerelkonferanslar başlar. Alttan üste doğru halk isteyecek, halk seçecek. Tabandanemekçiler yükselecek. Delegeler belirlenecek. Kim demokratik çizgiyi özümser,benimserse yer alır. Tarihi bir süreçtir. Kim seçilirse seçilir. Onlar dasonuçlarına saygılı olur, ben de saygılı olurum.
(Bazıarkadaşların, görüşme notlarının özellikle isimlerin de yer aldığı bütünayrıntısıyla yayınlanmasının- son haftada görüldüğü gibi- çeşitli sorunlara yolaçtığı, ayrıca sizi de dönem dönem zor duruma düşürdüğü yönünde bir mesajlarıvardı. Bu konunun size aktarılarak sizin bu konudaki görüşünüzün sorulmasınıistiyorlardı)
Bukonuda sorumlu olan sizlersiniz. Mesela bu hafta üçünüz geldiniz, sizdüzenlersiniz. Basına ayrı diğer yerlere de ayrı düzenler gönderirsiniz. Benikamuoyunda zor durumda bırakmayacak şeyler yapın. Bu düzenlemelerden sizsorumlusunuz.
(Görüşmenotlarının bütünüyle olduğu gibi yayınlandığından haberiniz var mıydı')
Hayır,haberim yoktu.
(Bukonuyla Fuat arkadaş İlgileniyordu. Bu konuda özen gösteriyordu. Görüşmenotlarının tümüyle yayınlanmaması bazı sorunlara yol açmıştı. Tecrit,sansürgibi...)
Hayır,ben her yere ayrı mektup gönderin diyordum. Basın açıklamalarını siz düzenleyindemiştim. Bu yöntem uygulanmazsa sorumlu olan sizlersiniz. Beni kamuoyunda güçduruma düşürecek basın açıklamalarından -bu görüşe üçünüz geldiğiniz için-bundan sonra siz sorumlusunuz. Sanırım bu anlaşıldı''
10.11.2004tarihinde
''(Cezaevlerindeson yasal değişikliklerle 1500'e yakın kişi çıkacak, bir kısmı oldu denebilir.)
1500kişi mi çıkıyor' Önemlidir bunlar, demokratik toplum hareketinin içinde yeralabilirler. Herkese selamlarımı söyleyin''
2.12.2004tarihinde
''(Diyarbakır'danavukat arkadaş, 'Yeni TCK ile birlikte yaklaşık iki bin kişi cezaevinden çıktı.Bunlara ilişkin herhangi bir proje yok. Ayrıca ana davadan çıkanlar resmensiyaset yapabilecekler, yasal engel kalktı. Ancak size bağlı olan kadrolar tasfiyeediliyor, atıl durumdalar' dedi.)
İkibin civarında çıkan var. Hepsinin demokratik toplum hareketine katılmasıgerekir. Bazılarının maddi sorunları var sanıyorum. Buradaki partininolanakları var, maddi destek sunabilir. Çıkanlar bir araya gelmeliler.Demokratik toplum hareketinde yer almaları onların boyun borcudur. DTH legalyasal bir harekettir. Yasal sorunları olmayanlar resmen kuruluş sürecine dekatılırlar. Yasal haklarıdır. Küçük hesaplara girmeden, doğru çalışma ile yeralmalılar. Onları görev almaya çağırıyorum. Herkes çalışsın. Kim engelliyor,kim pratikleştirmiyor' Sözlerim ortada. Ben toplumsal bir hareketinsorumlusuyum, vurun kırın demiyorum. Hak, adalet bizden sorulur. Devlet engelolmuyor. Peki, bunları engelleyen kim' Bunları bana getireceksiniz.Kendilerinin yaratıcı olması gerekiyor. Devletten korkmanıza gerek yok, zatenengel de olmuyor. Yüzünüz ak, ortada büyük fedakarlıklar var. Topluma borcumuzvar; en büyük vatanseverlik, hak, adalet bizden sorulur. DTH'ne katılmaya ekmeksu kadar ihtiyaçları var. Kahramanca direndiler, neden yetersiz kalıyorlar'Çalışmanın önünde bir engel yok, bizim adımıza kim engel oluyor'
(Banagöre hareketten kaynaklı.)
Duymakistemediğim bu sözleri kimse bize söylemesin. Ne diye böyle şikayetediyorsunuz' Öfkeleniyorum.
(Cezaeviçıkışlıların yaşadıkları sorunun harekette yaşananlarla bağlantılı olduğunudüşünüyorum ve bu alana yansıması olarak görüyorum. Ancak son süreçte birtoparlanma yaşanıyor. Cezaevi çıkışlılar bir konferans da düzenlediler.Kararlaşma ve sürece daha aktif katılım kararları var. Özeleştirisel biryaklaşım da gösterildi.)
'..
''(DTH 14 kişiden oluşan koordinasyonla çalışmalarını yerellerde konferans vehalk toplantıları ile başlatacak. Aralık ayının 23'ünden itibaren butoplantıların yapılması planlandı.)
Dahaönce belirttiğim üç belgeyi hazırladınız mı'
(Hayır,yerel toplantılar sonrasında bu çalışmaların başlatılması uygun görülüyor.)
Tamtersine, bu belgeler çerçevesinde tartışmaları geliştirmelisiniz. Programilkelerine ilişkin maddeler söylemiştim. Bir Halkı Savunmak kitabında daçerçeveyi verdim. Program gerekçesi olarak alınabilir. Bu belgeler iki üçhaftada hazırlanabilir. Taslaktır. Parti hareketine aydınlar, geniş kesimlerkatılmalılar. Bu konuda Kentsiz Kentleşme, Toplumu Yeniden Kurmak adlıkitaplardan da yararlanabilirsiniz. Bu iki kitabı okuyun. Yararlanabilirsiniz.Benim temsil ettiğim dünya görüşü Wallerstein ve Bookchin'in düşüncelerineyakındır. Yakınlıklarımız var, ancak onları da aşıyor. Daha ilk savunmamdabunları dile getirdim. O zaman bu yazarları da okumadan önce bunlarısöylemiştim. Bu bir okuldur.
'..
Sordum,gönderildiğini söylüyorlar. Orada geniş açmıştım. Neyse, özünü buradaveriyorum. Verdiğim altı madde çerçevesinde program gerekçesi açılarak yazılır.Tüzük taslağında eş başkanlık düzenlenir. Eş başkanlığı bütün kurumlarda herdüzeyde düşünsünler. Bütün alanlarda uygulanabilir. Anlamlıdır, iyi birilkedir. Esnek bir partileşme olmalı, katı merkeziyetçi olmamalı. Geniş birparti meclisi, geniş başkanlık kurulu oluşturulur. Başkanlık kurulu yarı yarıyaya da üçte bir kadın olur. Yarı yarıya olabilir. Bir de komisyonlaroluşturulur. Sayısı 10'20 arası olabilir. Komisyonlar başkanlığa bağlı çalışır.Başkanlar kurulu araştırma ve teorik çalışmalar yürütür. Parti yürütme kurulu,yani icra kurulu oluşturulur. Bunlar da pratik çalışmalar yapar. Sekreterliğe bağlıdır.
Yürütmeorganına bağlı 20-30 kişiden oluşan bürolar şeklinde kadın, işçi, yardım, dahaönce belirttiğim bürolar oluşturulur. Politikanın yerel olduğunu anlamalıyız.Bu benim icadım da değil. Politika ilke olarak yereldir. Murat Yetkin'in biryazısında okudum. O da bunu belirtiyor. Şimdi politika yereldir ilkesininayaklarını öneriyorum. Dört biçim sayıyorum: Köy yereli, kasaba yereli, kentyereli, büyük kentlerde ise mahalleler yereli. Ben buna özgür yurttaş meclisidiyorum. Bunlar bir nevi taban örgütlenmesidir. Bu meclisler yetkili vepolitikanın sahibi sayılırlar. Delegelerini seçerler. Bu delegeler yereldenbölgesel koordinasyona ve buradan başlayarak merkezi koordinasyona kadar dikeyolarak oluşur. Bu yasal, demokratik bir modeldir. Bir de her konuya özgü siviltoplum örgütleri oluşturulur.
Bumodel Avrupa tarzı bir parti modelidir. Yeşiller de bu modeli biraz uygulamayaçalışıyor. Yeni dönem demokratik parti taslağı hazırlanır. Bir Halkı Savunmakadlı kitabım taslak gerekçesi olarak alınır, işlenir. Üç ana belge temelindeyerel konferanslar, toplantılar yapılır. Kongreye beş bin delege ile gidilir.Başkan önermiyorum. Şu anda bu böyle. Şimdi bunları konuşmaya gerek de yok. Netkonuşuyorum. Siz de anlamalısınız. Belirttiğim model devlet düşmanlığı yapmaz,devleti de hedeflemez; ancak devletin borazanı da değildir. Bu yeni modelpartileşme Türkiye'yi ileriye taşıyabilir. Sağ ve sol sekterler bunugerçekleştiremezler. Pratikleri ile bu netleşmiştir. Şu ana kadar kipartileşmeler yozlaşmış partilerdir, oligarşiye hizmet eden partilerdir.
Gençleri,cezaevinden çıkanları, halkımızı, aydınları DTH'ne katılmaya çağırıyorum.Binlerce kişi var, herkesi katın''
5.1.2005tarihinde
''DTH'neselamlarımı iletirsiniz. Eş başkanlık modelini daha önce de söylemiştim. Eşbaşkanlık sistemi geliştirilmeli. Önerilerimi iletebilirsiniz. İllegaliteolmayacak, sonuna kadar açıklık olmalı. M. Kemal'in 1920'lerdekicumhuriyetçiliğine vereceğimiz en iyi yanıt, cumhuriyetindemokratikleştirilmesidir. En iyi yurttaşlığı ben yapıyorum. Sonuna kadar yasalvatandaşlık hakkımı kullanacağım.
(DEHAPyasal zorunluluktan dolayı kongrelerini 13 Ocakta yapacağını, kongreyapmalarının yasal zorunluluktan kaynaklandığını, ancak farklı anlaşıldığını,böyle bir durumun olmadığını, DTH'ne destek verdiklerini belirtiyorlar.)
Yasalnedenlerdendir, değil mi'
(Evet.)
Tamam,kongrelerini yapacaklar. Bu harekete katılsınlar. Anayasa mahkemesi DEHAP'ıkapatırsa kapatır.
Sabrine zaman çıkıyor'
(Şubatınbaşında çıkıyor.)
Çıktığındasağa sola gitmesine gerek yok. Bu harekete fiili sözcüm olarak katılsın. Buarkadaş benim adıma fiilen Demokratik Toplum Hareketi içinde rolünü oynasın.Kendine bir ekip oluşturur. Sizden biri de onunla beraber yasal temsilci olarakçalışır''
'.
''Başkaneler var'
(DTHtoplantılarına başladı. Diyarbakır'da halk ile yapılan toplantının olgungeçtiğini, sizin şahsınızda halkın projeye bağlı olduğunu, güven duyduğunubelirtiyorlar.)
İstenilendüzeyde gidiyor mu' Sağlıklı işliyor mu'
(Çokistenilen düzeyde olmasa da, pratik sorunlar olmakla birlikte, aşılmayaçalışılıyor.)''
19.01.2005tarihinde
''Alttanyönetim oluşturulur. Birçok sivil toplum örgütü temsilcisi de katılır. Yeşillerörneği var. Üç binin üzerinde sivil toplum kuruluşunun temsilcisi var içinde.Tartışmalarınızı sürdürün, en uygun biçimde partileşin. Eski tip partileşmeolmayacak, alternatif bir oluşumdur. Azınlık temsilcileri de olmalı. Ermenilerve Araplar da girebilir. Partileşmenizi Türkiye'de Avrupa müktesebatına uygunbiçimde geliştirin. Selamlarımı söyleyin. Demokratik örgütlenme temelindekurumlaşmalısınız. Bu önemli''
23.2.2005tarihinde
''Sabriçıktı mı'
(Üçgün süre verdiler askere aldılar.)
Hemenmi aldılar ne kadar kalacak'
(Askerlik15 ay sürüyor.)
Birşey söyleyemiyorum hassas bir mesele. DTH'nin çalışmaları nasıl gidiyor'
( 5ilde toplantı yaptılar.)
Çokağır niye bu kadar ağır gidiyor' Çalışmak isteyenler yok mu'
(Tabandaçok çalışmak isteyen var. Tepede biraz kilitlenme yaşanıyor. Ağır gidişten dolayıhalkta da kaygılar var.)
Tepedekilitlenme doğru değil. Bunlar aşılmalı, bu sürecin hızla geliştirilmesiniistiyorum. Bu süreçte hızla olmalı, gerekirse siz benim adıma gidersorarsınız''
16.3.2005tarihinde
''Tamam.Newroz'a giderken bir af şeyi olabilir. Başka aktaracağınız'
(DTH'ndenbir bilgi var. Çok acele etmek istemediklerini, eski hataları tekrar etmekistemediklerini, yine yerellerde çok kırgınlığın olduğunu belirtiyorlar.)
Bunlarproblem olmaz, aşılır. Yeni mi uyanıyor bunlar' Altı yıllık mücadele var.Yapmasınlar bunu. İpi diğerlerinin, ilkel milliyetçiliğin eline vermekistiyorlar. En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde emperyalistbir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. Kürthalkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak isteniyor. Irak'takioluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan hainleri de biliyorsunuz.Sözde para var, kadınları da kullandılar.
'..
(OsmanBaydemir'in üçüncü ses de muhatap alınsın diye hükümete bir çağrısı oldu.)
İyi.Tekrar belirtiyorum. Meşe Ağacını Koruma Derneğinden Dicle-Fırat derneğinekadar birçok dernek kurulur. Bunlarda DTH'ne katılır. DTH de tutarlı ve ciddiolsunlar. Aceleci olun demiyorum ama tarihi rollerini oynasınlar. Engelleyenolursa üstüne gideceğim''
27.4.2005tarihinde
DTHçalışmalarınız nasıl' Basında Celal Doğan'ın DTH'yla ortaklaşabileceğine dairbir haber okudum.
(Evet,Leyla'ların kendisiyle diyalogları var, ortak paydalarda buluşulmayaçalışıldığı belirtiliyor. C. Doğan'ın da DTH ilkelerine yakın bir partileşmeprogramı öngördüğünü, bir toplumsal barış projesi olarak bu ortaklaşmayıönemsediğini, bu çerçevedeki diyalogun devam ettiğini ifade ediyorlar.)
Olabilir.Bu diyalog olumlu. Deniz Gezmiş'in arkadaşıydı. Bu konuları bilen birisidir. Sonunakadar birlikte hareket edilebilecek biridir. Türkiye'nin buna ihtiyacı var.Toplumsal barış projesi olarak öngörmesini önemli buluyorum. Bu projenin önüaçıktır. Barış için bu gereklidir denebilir. Bunu önemsiyorum. Güçlerinbirleştirilmesi demokrasiye kazandırır.
DTHprojesi kapsamlı bir proje. Zaten bir çok ilkeyi vermiştim.
(Projekapsamlı, ancak bu projeyi hayata geçirmede aktörler yetersiz kalıyorlar.Mevcut haliyle Türkiye'ye açılım pratikleşemiyor. Kürtlerin tümünü dekapsayamıyor.)
Aktörlerinyetersizliklerini biliyorum. Bu harekette yer alanları yeniden düşünmeyeçağırıyorum. Bu çerçeveye girmeyenlere engel olunur, ikinci plana düşerler.Canı gönülden katılanlar gereklerini yerine getirmeliler. Politika aşktır.Demokratik politikaya aşk düzeyinde bağlı olanları göreve çağırıyorum.Öfkeliyim, kavga etmek istemiyorum.
(Bukonuda bir bilgilendirme notu var. Bazı ittifaklar ve yeni katılımlarınsağlanması için resmi kuruluşun geciktirilmesi önerisi var. Bu konuda görüşünüzalınmak isteniyor.)
Uzatılabilir,olabilir. Zaman var. Basında bol bol işleyin. Makaleler yazın. Zaman sorundeğil. '
(Sondönemlerde AB Elçilerinin de içinde olduğu hem uluslararası hem de ulusal birkonsept çerçevesinde Öcalansız çözüm dillendiriliyor. Bu çerçevede çeşitli çevrelerinaçıklamaları da oldu, bunlar basına da yansıdı.)
Radyodanizliyorum. Avrupa beş yüz yıllık sömürge aygıtını kurtarmak istiyor. Kesinliklekabul edilemez. Çok güçlü karşı çıkılmalı. Reddedenler reddedilirler. Çünkü busadece benim ya da PKK'nin reddi değil, halkın umutları ve değerlerininreddidir. Halkın acı, gözyaşı ve emeğine sahip çıkacağız. Bununla oynanamaz. Buoyuna gelenler kendileri tasfiye olurlar. Protesto ediyorum. Avrupa demokratikuzlaşıya gelmek zorunda.
Şeklindebeyanlarda bulunmuştur.
B-SÖZ KONUSU BEYANLARIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE;
Terörörgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın emirleri ile adı, kurucuları ve genelbaşkanı hatta eşbaşkanlık sistemi de dahil olmak üzere DEMOKRATİK TOPLUMPARTİSİ (DTP) nin kurulmasından çok önceden şekillendirildiği, kuruluşçalışmalarının tamamen Öcalan'ın direktifleri doğrultusunda gelişipsonuçlandırıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Nitekim 23 Ekim 2004 tarihli VatanGazetesi ve 26 Ekim 2004 tarihli Star Gazetesi'nde bu durum tüm açıklığı ilehaber haline getirilmiştir.
BöyleceDEHAP için açılmış olan temelli kapatılma davasının sonuçlarından ve hattakapatılma davası tarihinden sonra gelişen ve söz konusu partinin Anayasa'nın 68nci maddesinin 4 ncü maddesine aykırı eylemlerin odağı haline gelmesini sağlayacaknitelikteki gelişme ve olayların sorumluluğundan kaçırılması imkanı sağlanmakistenmiştir.
Siyasipartilerin demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğutartışmasızdır. Ancak terör örgütü PKK'nın siyasi uzantısı gibi davrananDEHAP'ın eylemlerinin ulaştığı yoğunluğu dikkate alarak yine PKK ve elebaşısıÖcalan'ın emir ve talimatları ile yeni parti kurulması yoluna gitmek, ulusal veuluslararası hukuk düzenlerinde öngörülen 'siyasi parti' kavramı ile ilgisiolmayan, demokratik siyasal hayat içerisinde izah edilemeyecek bir durumdur.Hele aldıkları talimat doğrultusunda DEHAP'ı DTP'ye katılmak üzere kapatansiyasi partililerin zaman geçirmeden DTP bünyesinde çalışmalara başlamalarıdünya siyaset tarihi yönünden ele alınıp, bağımsızlık, demokratiklik ve hattaetik yönden dahi incelenmesi gereken bir sonuçtur. Cezaevinde bulunan bir terörörgütü liderinden aldıkları talimatların gereğini harfiyen yaparak siyasi parti(DEHAP) kapatıp, yeni bir siyasi parti (DTP) kuran kişilerin terör örgütü veliderine ne derece bağlı olduklarını kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortayaçıkarmıştır.
AbdullahÖcalan aynı görüşmelerde terör örgütü PKK üzerinde de etkinliğini devamettirmiş, daha doğru bir anlatımla terör örgütünü verdiği talimatlarlayönetmeye devam etmiştir. Hatta talimatları kimi zaman örgütün kadrosunu tehditetmeşeklinde gerçekleşmiştir. Geçekten Öcalan 19 Mayıs 2004 tarihligörüşmede örgütün yönetici kadrolarına talimatlar vermiş, istediklerininyapılmaması olasılığına karşı da ilgilileri tehdit etmekten geri durmamıştır.Tüm bu bahsi geçen görüşmelerde geçen talimatların ne kadar etkili olduğu zamaniçinde gözlenebilmiştir. Teröristbaşının hem terör örgütünü, hem de DemokratikToplum Partisini (öncesinde (DEHAP'ı) talimatları ile yönetip, yönlendirdiğikuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkmıştır.
16.07.2004tarihli 'HÜRRİYET' Gazetesi'nin 1. sahifesinde manşetten 'Örgütte hortumzabıtları' başlığı ile terör örgütü PKK/KADEK/KONGRA-GEL' in eski Avrupasorumlusu Rıza ALTUN'un savunması adı altında yayımlanan haberde yer alan;
''Osman'ın seçimlere müdahalesi kaosu derinleştirdi. Güneydoğu'daki eskiBELEDİYE Başkanı gibi rant gücünü ellerine geçirenlerin müdahalesiyle ortamgerginleşti. Özgür Parti ve DEHAP'ın yönetimleri adayları belirledi. Diyarbakırbaşta, birkaç yeri boş bırakıp getirdiler. Siyasi parti genel başkanı,yardımcısı Osman Özçelik, Muzaffer (Şimdiki Avrupa Sorumlusu), Mizgin (KadınKolları Başkanı), Ferda biraraya gelerek tartıştık, birkaç boş yeri doldurupülkeye gönderdik'..
Örneğinyasal partinin (DEHAP) daha önceki seçimlerde (3 Kasım) para ihtiyacını da osahanın içinden sağladık. Bu sırada İrfan Güler tam bir provakasyon çevirdi.Avukatlara, 'Başınızın çaresine bakın' dedi. Nitekim hukuk bürosunun bir aylıkparasını Türkiye örgütleyemeyince bulup gönderdik'.
EskiBELEDİYE Başkanı'nın kendinin itiraf ettiği yolsuzlukları sadece milyonlarcamark değerinde. İhalelerden alınan 4-5 milyon mark bellidir. '1.5 milyonuharcandı, gerisi bendedir' diye beyanları vardır. İhale verdiği kişilerden 12villa almıştır. Kurduğu bir şirket var, tüm sermayesini bu kaynaklardansağlamıştır. Birçok yerde BELEDİYEye ait arsaları satmıştır. Bütün bunlarıkendisi bizzat söyleyip kabul etmektedir. Tüm bunlardan dolayı DEHAP kitlesionu istemiyordu. Onun durumuna düşmeyecek birini bulmada, Osman dahil, hepimizaynı fikrirdeydik. Osman dağdayken, 'Seçilmeyecekse elindeki parayı almaklazım. Bize yollayın, seçtiririz, havası yaratıp elindeki paraları alalım'demişti. Onları irtibatlandırdık. Kopuş sürecinde bu ilişki daha da derinleşti...'
Şeklindekiifadelerle ilgili söz konusu tarihte faaliyette olan ve daha sonra DTP ileÖcalan'dan aldığı talimat doğrultusunda birleşen DEHAP tarafından hiçbiraçıklama veya yalanlama gündeme getirilmediği gibi, haberde bahsi geçenBELEDİYE başkanları dahi hiçbir yalanlama yapamamışlardır. Yayımlandığı gazete,haberin yeri ve içeriğinde geçen atıfların son derece ciddi nitelikte olmasınazara alındığında parti tarafından söz konusu habere bir tepki verilmemesiolgusu dahi 'DEHAP'ın ve sonrasında DTP.nin terör örgütünün kontrol vegüdümünde faaliyet gösterdiğini kanıtlamaya yeterlidir. Nitekim sonrakitarihlerde DTP bünyesine katılan ve halen görevde olan BELEDİYE başkanlarınıneylemleri, PKK tarafından atanmaları konusunda kuşkuya yer vermeyecekboyutlarda ortaya çıkmıştır.' Bu durumda Anayasa ve yasaların öngördüğüdemokratik, hukuka saygılı bir siyasi partiden bahsetmek imkansızdır.
DTP'ninterör örgütü PKK ile bağlantısını kanıtlayan bir olay da Demokratik ToplumPartisi'nin kuruluşu aşamasında gerçekleşen Hikmet Fidan cinayetidir. Olaydaöldürülen Hikmet Fidan geçmişte Anayasa Mahkemesi kararı ile temelli olarakkapatılan HADEP'te başkan yardımcılığı yapmış, parti içinde aktif çalışmalardabulunmuş bir kişidir. Öcalan'ın DTP'nin kurulması talimatı üzerine DEHAPyönetimi ve diğer unsurlar tarafından başlatılan çalışmalar sırasında HikmetFidan'a da yeni parti (DTP) için çalışması teklifi iletilmiştir. Ancak HikmetFidan o tarihlerde Abdullah Öcalan'la ilgili oluşan kişisel düşüncelerininetkisi ile PKK terör örgütünden kopma noktasına gelmiş, bu bağlamda daha öncePKK terör örgütünden ayrılarak Irak'ın kuzeyinde üslenen ve PWD ( PartiyaWelatparezen Demokraten Kürdistan) adı altında kurulan yasa dışı örgütle temasageçmiştir.
BuradaPWD'de ile ilgili bazı bilgilerin olayı anlamaya katkısı olacağıdüşünülmektedir. Botan (K) Nizamettin Taş ve arkadaşlarının PKK'dan ayrılarakoluşturdukları PWD örgütü PKK'yı değişik nedenlerle (amaç, eylem tarzı vb.gibi) eleştirmiş ve yine bölücü amaçlarla ancak PKK'dan farklı bir oluşumolarak ortaya çıkmıştır. (PWD.nin kuruluşunda ve halen desteğini sağlayan(yerleşme yeri, güvenlik, parasal ihtiyaçları vb. gibi) ülke veya şahıs gibikaynaklar her zamanki gibi kendilerini ve amaçlarını açıkça deşifreetmemişlerdir.) PWD konusunda yanıtlanamayan soruların yanında bazı gelişmeleraçık olarak gerçekleşmiştir. Bunlara örnek olarak PKK'dan ayrılıp PWD'yekatılan Kani Yılmaz, Serdar Kaya, Sabri Tori gibi kişilerin PKK militanlarıncabir anlamda iç hesaplaşma adına öldürülmeleri gösterilebilir.
HikmetFidan'da bu aşamada Demokratik Toplum Hareketi adı altında (Öcalan'ıntalimatları gereği!) faaliyete başlayan partililerin çalışmalara katılmasıyolundaki davetine olumsuz yanıt vermiştir. DTP'ye red yanıtı veren ve bu aradaPKK'nın muhalifi PWD ile ilişkisi ortaya çıkan Hikmet Fidan 06.07.2005tarihinde Diyarbakır'da tuzağa düşürülerek bilinmeyen bir PKK mensubu teröristtarafından ensesine ateş edilmek suretiyle öldürülmüş, tuzağa düşürenleryargılanarak mahkum edilmişlerdir. Bundan sonra olaya DTP'nin yaklaşımı başlıbaşına ele alınması gereken mahiyettedir. Zira hiçbir DTP (DEHAP)'li olayıkınayamamış, hatta cenazenin kaldırılması için Diyarbakır BüyükşehirBELEDİYEsinden ambulans talebi dahi 'deposu delik' gerekçesi ilekarşılanmamıştır.
MilliyetGazetesi'nin 25.10.2005 tarihli nüshasında yer alan haberde; Hikmet Fidan'ınkatil zanlısının DTP'nin kuruluş aşamasında başlatılan Demokratik ToplumHareketi içerisinde yer almayı reddettiği için terör örgütü tarafından infazemrinin verildiği hususu yer almıştır.
Tümbu hususların değerlendirilmesinde Demokratik Toplum Partisi'nin dahakuruluşunda kan ve terör örgütü PKK'nın emirleri üzerine oturtulduğu, hiçbirşekilde ve hiçbir kaynaktan muhalefete imkan tanımadığı, adında DemokratikToplum ibaresini kullanmasının dahi trajikomik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu düşünceelbette toplumun büyük bir kısmına hakim olmuş, nitekim Milliyet Gazetesiyazarı Hasan Cemal'in 16.07.2005 tarihli 'Kürt aydınları tedirgin', 19.07.2005tarihli 'Sus, yoksa hain derler',Taha Akyol'un 12.07.2005 tarihli 'PKK ve Kürthareketi' başlıklı yazılarında ve diğer pek çok gazetecinin yazılarında buhususu açıkça vurgulanmış, PKK ile DTP (DEHAP) organik bağlantısı artıkkamuoyunun gözünde tartışmaya yer vermeyecek biçimde kanıtlanmıştır. Gerçektensadece Hikmet Fidan olayı dahi Öcalan'ın emriyle kurulan ve terör örgütünündestekçisinden öte bir organı gibi çalışan DTP'nin ulusal ve uluslararası hukukalanında siyasi parti olarak tanımlanmasını bir 'demokrasi ayıbına'dönüştürmektedir.
06.06.2005tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer alan;
'DEHAP'AKRİTİK UYARILAR' başlıklı haberde:
Hollanda'nınAnkara Büyükelçisi Sjöerd Gosses, DEHAP'lı Diyarbakır Büyükşehir BELEDİYEBaşkanı Osman Baydemir'e, 'PKK ile aranıza mesafe koyun, ayrılıkçılıktankaçının' uyarısında bulundu.
ABDönem Başkanı Lüksemburg'u Türkiye'de temsil eden Gosses, Güneydoğu Anadoluziyaretinde yerel otoritelere, 'Feodal yapıdan kurtulun, öncelikle Türkçeöğrenin' dedi. Gosses, mayısın 3. haftasında bölgede yaptığı incelemelerdenedindiği izlenimleri, diğer AB büyükelçileriyle paylaştı:
Feodalyapı en büyük engel 'Kürtlerin çoğu açıkça söylemek istemese de feodal yapı,bölgenin kalkınmasının önündeki en büyük engel. Namus cinayetlerinin, kızçocuklarının okula gönderilmemesinin temelindeki ana neden bu. Güneydoğu,modernleşme yönünde adım atmadan her şeyi Ankara ve AB'nin yapmasını istiyor.Avrupa'da her birey yaşadığı ülkenin dilini bilmek durumundadır. AB'nin Kürtlerde dahil etnik grupların kendi dillerini kullanma özgürlüğü için Türkiye'denbeklentileri, bu ülkede yaşayan herkesin Türkçe bilmesi zorunluluğunu ortadankaldırmaz. Türkçenin bilinmemesi, Güneydoğu'nun Avrupa standartlarınaulaşmasında büyük engeldir.'
23.07.2005tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer alan;
'DEHAPve Demokratik Toplum Hareketi (DTH) gibi Kürtlere yakın siyasi grupların PKKterörüne sessiz kalması üzerine çıkan tartışmaya katılan AB, Dönem Başkanıİngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla dün yaptığı açıklamada,'Türkiye'deki tüm siyasi grupları her türlü şiddeti kınamaya' çağırdı.Açıklamada, AB üyesi ülkelerin başkentteki büyükelçilerinin önceki günyaptıkları olağan toplantıda terör eylemlerinin de konuşulduğu kaydedildi. Birönceki dönem başkanı Lüksemburg'u temsil eden Hollanda'nın, nisanda DiyarbakırBELEDİYE Başkanı Osman Baydemir'e PKK ile arasına mesafe koyması yönündeverdiği mesajı anımsatan açıklamada, 'Türkiye müzakerelere başlamayahazırlanırken, siyasi grupların sadece bir suikastı değil, siyasi amaçlışiddetin her türlüsünü kınamasının' önemi vurgulandı.
Nedemek istediler' İngiltere ve Ankara'daki diğer AB üyesi ülkelerindiplomatlarından edinilen bilgilere göre, bir paragraflık açıklama şu önemlimesajları içeriyor: ZANA DA ADRES: Açıklama, 'tüm siyasi partiler' yerine 'tümsiyasi gruplar' kelimesi ile, sadece DEHAP'ı değil, Zana ve Orhan Doğan'ınbaşını çektiği henüz partileşmeyen Demokratik Toplum Hareketi'ni de kapsadı.Çağrı, 'Teröre destek verip AB sürecini baltalamayın' mesajı da taşıyor. FİDANCİNAYETİ: Açıklamada, diğer şiddet eylemlerinin yanı sıra 'bir suikastın'özellikle kınanmasının istenmesi dikkat çekti. PKK'ya karşı görüşleriyle öneçıkan eski HADEP Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan'ın öldürülmesi olayınıkasteden AB, DEHAP ve Zana grubunun sessiz kalışından hoşnut olmadığını ortayakoydu. BAYDEMİR MESAJLARI HERKESE: Açıklamada Baydemir'e verilen, 'Öcalan vePKK'yla aranıza mesafe koyun. AB şiddeti desteklemedi, desteklemeyecek. ABbölünmenin değil, bütünleşmenin teşvik edildiği projedir. Ayrılıkçılığı vefederalizmi tasvip etmiyoruz' mesajlarının DEHAP ve DTH için de geçerliliğinikoruduğunu vurguladı. Açıklamada, Çeşme, Kuşadası ve Bingöl'deki bombalarınetkili olduğu kaydedildi.'Şeklindeki haber içeriğine göre de DEHAP ve DTP'ninPKK organı şeklindeki faaliyetlerinin uluslararası platformda da aynı şekildedeğerlendirilip, kınandığını göstermektedir.
Ulusalplatformda değerlendirilmesi gereken bir olay da İnsan Hakları Derneği (İHD)kurucu üyelerinden olan yazar Adalet Ağaoğlu'nun, derneğin Emin GalipSandalcı'nın İstanbul Başkanlığından düşürülmesinden sonra PKK yanlısı politikaizlediği, tek yanlı ırkçı-milliyetçi bir tutum takındığını gibi gerekçelerleİHD'den istifa etmesidir. Bulunması gereken konumla ilgisiz bir konumasürüklendiği anlaşılan İHD'nin davalı DTP (ve terör örgütü PKK) ile hemen herplatformda ortak görüş bildirmesinin altında yatan sebebin Sayın Ağaoğlu'nuntesbitleri olduğu, dolayısıyla İnsan Hakları Derneği'nin tamamen terör örgütüPKK'nın kontrolünde faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.
C-DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİNİN KURULUŞUNDAN SONRAKİ EYLEMLER.
1-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
14.012006 tarihinde Cizre BELEDİYE Başkanı olan Aydın BUDAK'ın Memu-Zin KültürMerkezinde yaptığı konuşmada sarfettiği ''ve milyonlarca Kürdün siyasal iradesiolan Öcalan'ı hücre hapsi cezasıyla cezalandırıyor, ailesi ile görüştürmemekararı alıyor, sayın Başbakanım kürt sorununu böyle mi çözeceksin, ama bilin kiKürtler sizin bu kirli oyununuzun farkındadır, bunu başaramayacaksınız, vebaşaramayacaksınız. Sonunda Kürt iradesi galip gelecek, Türkiye'de demokratikCumhuriyetin gerekleri yerine getirilecek'' şeklindeki sözlerle yasadışı PKKterör örgütü ve lideri olan Abdullah Öcalan'ı övdüğü, örgütün ve amacınınpropagandasının yaptığı gerekçesi ile yargılandığı Cizre Asliye CezaMahkemesinin 09.06.2006 gün ve 2006/100-440 sayılı kararı ile TCY.nın 220/8-1.maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
2-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI ABDÜLKADİR İNEDİ'NİN EYLEMİ:
02.03.2006tarihinde Cizre İlçe merkezinde bir askeri aracın pusuya düşürülerek silahlataranması ve bomba ile yakılması olayında yapılan soruşturma sonucu BELEDİYEbaşkan yardımcısı Abdülkadir İnedi'nin teröristlere yardım ve yataklık ettiğianlaşılarak cezalandırılması istemiyle açılan dava Diyarbakır 6. Ağır cezaMahkemesinin 2006/186 esas sırasında kayıtlı olup halen yargılaması devametmektedir.
3-DTP DİYARBAKIR İL YÖNETİMİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI AMAÇLI EYLEMİ:
14.02.2005tarihinde 'Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan ülkemize getirilişini protesto etmekamacıyla DTP Diyarbakır İl yönetimi tarafından organize edilen gösteriyapıldığı 'SAYIN ÖCALAN SİYASİ İRADEMDİR' şeklinde pankart açıldığı, 'ÖCALAN,ÖCALAN', BİJİ SEROK APO', 'SELAM SELAM İMRALIYA BİN SELAM', 'DİSA DİSASERHİLDAN SEROKOME ÖCALAN-(yine yine başkaldırı, başkanımız öcalan ), DİŞE DİŞKANA KAN SENİNLEYİZ ÖCALAN' , 'VUR DE VURALIM, ÖL DE ÖLELİM', 'KAHROLSUN 15ŞUBAT KOMPLOSU', 'HEPİMİZ APONUN FEDAİSİYİZ' şeklinde sloganlar atıldığı,kolluk kuvvetlerinin ikazlarına rağmen bu tür olayların devam ettiğianlaşılmıştır. Olayla ilgili terör örgütünün propagandasını yapma suçundanaçılan Diyarbakır 4. ağır ceza mahkemesinin 2006/245 esasında kayıtlı kamudavası derdesttir.
4-DTP MERSİN İL BAŞKANI ALİ BOZAN'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİBEYANI:
15.02.2006tarihinde 'Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan ülkemize getirilişini protesto etmekamacıyla DTP Mersin İl yönetimi tarafından organize edilen gösteri yapıldığı'il başkanı olan Ali Bozan tarafından Terör örgütü PKK ve Abdullah Öcalan'ıövücü sözler sarfedilmesi nedeniyle hakkında suçu ve suçluyu övme eyleminedeniyle TCY.nın 215/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılandava Mersin 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/460 esas sırasında devam etmektedir.
5-DTP ERZURUM İL BAŞKANI BEDRİ FIRAT'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ EYLEMLERİ:
17.02.2006ile 20.03.2006 tarihleri arasında DTP Erzurum il başkanı olan Bedri Fırat'ın '' ülkede barışın tesis edilebilmesi için genel siyasi affın çıkarılması,Abdullah Öcalan'a uygulandığını iddia ettiği tecridin kaldırılması, İmralı'nınmüze haline dönüştürülmesi, Roj TV'ye yönelik eleştirilerin kınanması, kendiniyakarak intihar eden VİYAN-SORAN (K) Leyla Velihasan isimli PKK örgüt üyesininanısına saygı duruşunda bulunması, çalışma masası üzerinde Abdullah Öcalan'ınresmini bulundurması, Kürt kanı dökenlerin bu kanda boğulacakları şeklindekonuşmaları'' nedeniyle Erzurum 2. Ağır ceza Mahkemesinin 2006/59 esassırasında kayıtlı dosya üzerinden yapılan yargılaması sonucu terör örgütününpropagandasını yapma suçundan 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
6-DTP MALATYA İL TEŞKİLATININ TERÖRİST BAŞINI ÖVEN BASIN BİLDİRİSİ:
09.02.2006tarihinde DTP Malatya il ve merkez ilçe yönetiminde görevli olan Zeynep Doğan,Şeniz Geçmez, Gülhanım Doğan, Pınar Uzun, Nuray Kılınç, Erdoğan Karaca, ResulAtay, Yusuf Tokdemir, Mehmet Ali Yaman, Behçet Tunç, Mahmut Güngör, KemalÇağlayan, Sebahattin Işıklı, Hüseyin Yılmaz ve Emral Dağdelen haklarındaÖcalan'ı öven bildiri dağıtmak, sözde baskıların kaldırılması için açlık grevibaşlatmak şeklindeki eylemleri nedeniyle açılan soruşturma MalatyaC.Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
7-DTP İSTANBUL İL ÖRGÜTÜNÜN TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM AMAÇLI EYLEMİ:
PKKyayın organı gibi görev yapan 'Ülkede Özgür Gündem' gazetesinin geçici süre ilekapatılması üzerine bu gazete çalışanlarınca çıkarılan Toplumsal DemokrasiGazetesi'nin 19.11.2006 tarihli nüshasının 6. sahifesinde DTP İstanbul İlyönetiminde görevli Mehmet Şakar, Ömer Aşkara, Lezgin Bingöl, Ayşe Arslan, ÇiçekArıç, Osman Taşdemir, Lezgin Örnek, Yüksel İğdeli, Hüseyin Çalışçı, MustafaEraslan, Meliha Varışlı, Doğan Erbaş, Cafer Selçuk ve Nizamettin Öztürktarafından yayımlanan bildiride ''. Ateşkes sürecinin kalıcı barışa dönüşmesive kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı yaşanan savaşın son bulması içintüm Kürt ve Türk gençlerini askere gitmemeye çağırıyoruz'' şeklinde ibare yeraldığı, sanıklarla ilgili TCY.nın 318. maddesi gereğince cezalandırılmalarıistemiyle açılan davanın halen Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesinde derdestolduğu anlaşılmıştır. Sanıkların asıl amaçlarının terör örgütü ile mücadeleeden güvenlik kuvvetlerini zafiyete uğratmak, bu şekilde örgüt lehineçalışmalarda bulunmak olduğu aşikardır.
8-DTP KURUCU ÜYESİ HATİP DİCLE'NİN TERÖRİST BAŞI ABDULLAH ÖCALAN'IN DİREKTİFİ İLEHAREKET ETTİKLERİNE DAİR BEYANI:
DTPkurucu üyesi Hatip Dicle'nin 'Öcalan'ın partisiyiz' şeklinde beyanı üzerinebaşlatılan soruşturma sonucu hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamudavası Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
9-DTP'Lİ DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OSMAN BAYDEMİR'İN ÖRGÜTMENSUPLARINI DESTEKLEYEN BEYANI:
29.03.2006tarihinde Diyarbakır ilinde meydana gelen olaylarda Büyükşehir BELEDİYE Başkanıolan Osman Baydemir'in yaptığı basın açıklaması ve sokakta eylemcilerle yaptığıgörüşme sırasında sarfettiği ''acımız 14'tü bugün (16) 17 oldu, 18 olmasın','..şu ana kadar sizin isteğiniz için, sizin cesaretiniz için, sizlere canıgönülden teşekkür ediyoruz. Siz kimliğinize sahip çıktınız, siz bağrıyanıklarınıza ve acınıza sahip çıktınız. Biz de sizinleyiz, buna emin olun.'Şeklindeki sözleri nedeniyle TCY'nın 314/3 ve 3713 SY.nın 5. maddesi gereğincecezalandırılması istemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin2006/199 esas sırasında devam etmektedir. Olay tarihinde terör örgütü PKK'nınyayın organı ROJ TV isimli televizyon kanalında örgüt liderlerinden gelentalimatlar üzerine Diyarbakır ilimizde meydana gelen olayların vehameti görüntükayıtları ve yazılı basındaki resim ve yorumlarla sabittir. Öldürülen terörörgütü mensuplarına sahip çıkan, isyan biçiminde değerlendirilebilecek olaylarıyaratan kişilere cesaret verici ve yaptıklarını onaylar mahiyetteki ifadelerin,Osman Baydemir'in asıl amacının terör örgütünü destekleme, elemanlarınıcesaretlendirme bu suretle PKK terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmeolduğunu kanıtlamaktadır.
10-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SEDAT YURTDAŞ'IN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'IÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
DTPGenel Başkan yardımcılarından Sedat Yurtdaş, 11.01.2006 tarihinde terörörgütünün yayın organı ROJ TV.nin 'Gündem' isimli programına katılarak buradaterör örgütünün elebaşı Öcalan için sayın sıfatını kullanmış ve kendisineengeller çıkarıldığından bahsetmek suretiyle TCY.nın 215. maddesine uyan suçuve suçluyu övme eylemi nedeniyle açılan kamu davasının yapılan yargılamasısonucu Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.03.2007 gün ve 2007/46 sayılıkararı ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
11-DTP GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'I ÖVÜCÜAÇIKLAMASI:
18.01.2006tarihinde davalı Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk yaptığıbasın açıklamasında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için sayın sıfatınıkullanması ve konuşma içeriğinde kendisinden bahisle yaptığı işlerin önemliolduğunu ve barışın sağlanmasında önemli bir rol oynadığını beyan etmesi, buşekilde ilgili şahsı övüp, yücelttiğinin sabit olması karşısında açılan kamudavası sonucu Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.02.2007 gün ve2006/548-2007/49 sayılı kararı ile TCY.nın 215/1. maddesi gereğince 6 ay hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Parti Genel Başkanı olmasıitibarıyla beyan ve eylemleri önemli ve parti için bağlayıcı olduğu kabuledilen Ahmet Türk'ün partilerinin kuruluş emri dahil her konuda talimat verenkişiyi övmekten ibaret eyleminin övülenin Abdullah Öcalan olması karşısındaanlamı çok farklı olmaktadır. Zira Abdullah Öcalan, tüm dünya tarafından terörörgütü olduğu kabul edilen, ülkemizde otuzbini aşkın insanın ölümüne yol açanPKK'nın elebaşısı olup, yapılan yargılanması sonucu mahkum olduğu hapis cezasıinfaz edilmekte olan bir kişidir. Siyasi partilerin hiçbir şekilde şiddetiyöntem olarak öngöremeyecekleri ulusal ve uluslararası düzenlemelerin temelesaslarındandır. Terör örgütü ve liderinin şiddetin kaynağı olduğu hususununsabit olması karşısında, bu unsurlara övgüler düzen bir siyasi partinin hukukdüzeninin öngördüğü temel demokratik prensiplere uymadığı tartışmasızdır.
12-DTP'Lİ SİİRT BELEDİYE BAŞKANI MURAT AVCI'NIN TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIMNİTELİĞİNDEKİ AÇIKLAMALARI:
Terörörgütü PKK yöneticilerinin ROJ TV ve değişik internet sitelerinde örgütmensuplarının öldürülmesi nedeniyle yaptıkları eylem çağrılarına paralel olarakDTP SİİRT İl başkanı olan Murat Avcı 28.03.2006 ve 29.03.2006 tarihlerindeyaptığı basın açıklamalarında öldürülen terör örgütü üyesi için şehit düşenarkadaşımız ifadesini kullanmış, devamında '' bu ordu bu ülkede Kürdistan'daakıttığı kanın hesabını vermek zorundadır.', ''yarın toplu boykot var. Yarınkepenk kapatma, öğrencilerin okula gitmemesi, çarşıya çıkmama kararımız var'şeklinde ifadelerle terör örgütünün amaç ve talimatları doğrultusundaçalışmalar yapmıştır. Bu eylemlerinden dolayı örgüte bilerek ve isteyerek yardımettiği gerekçesiyle hakkında açılan kamu davası nedeniyle Diyarbakır 4. AğırCeza Mahkemesinin 2006/150 esas sayılı dosyası üzerinden yargılanması devametmektedir. Olaya ilişkin görüntü kayıtlarının incelenmesinde Murat Avcı'nınbir siyasi parti il başkanından ziyade ateşli bir PKK elemanı görüntüsü çizdiğigörülmektedir.
13-DTP'Lİ BATMAN BELEDİYE BAŞKANI AYHAN KARABULUT'UN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILANŞİDDET İÇERİKLİ GÖSTERİLERE KATILMASI:
30-31.03.2006tarihlerinde Batman BELEDİYE Başkanı olan Ayhan Karabulut'un molotofkokteyllerinin atılıp, kamu binalarının yağmalandığı, PKK'yı simgeleyenbayrakların taşınıp, yasa dışı örgüt lehine sloganların atıldığı eylemekatıldığının anlaşılması nedeniyle hakkında terör örgütü üyesi olmak, malazarar vermek suçlarından açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2006/187 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
14-DTP ADANA İL BİNASININ YASADIŞI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
06.02.2006tarihinde DTP Adana İl binasında yapılan izinli arama sonucu bina içerisindeterör örgütü elemanlarına ait resimlerin duvarlarda sergilendiği, buraya'şehitlik' adı verildiği görülmüş, yine bina içerisinde terör örgütüne ait çoksayıda döküman bulunmuştur.Olayla ilgili DTP İl yöneticileri Ziya Aydemir,Sabri Çelebi, Süleyman Kılıç, Ferit Datlı, Mehmet Yaşık, Ferdi Sönmez, LeylaÇağer, Sima Dorak ve Hacer Taşarsu haklarında terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davası Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/88esasında devam etmektedir.
15-CİZRE BELEDİYESİ DTP'Lİ ENCÜMEN ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNE MERMİ VE DİĞER İHTİYAÇMALZEMELERİNİ GÖTÜRMESİ:
Davalıparti üyelerinin PKK lehine çalışmaları propaganda ile sınırlı kalmamakta,lojistik desteğini sağlama boyutuna da erişmiştir. Nitekim 08.03.2006 tarihindekolluk kuvvetlerince alınan bir istihbarat üzerine yapılan operasyonda DTPCizre encümen üyesi Muhsin Gasır ve arkadaşı Mehmet Canımana isimli şahıslarterör örgütüne başta mermi, gıda ve sair ihtiyaç malzemelerini götürmek üzereiken yakalanmış, haklarında terör örgütü elemanı olma suçundan açılan kamudavasının Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucumahkumiyetlerine karar verilmiştir. Terör örgütüne mermi dahil lojistik desteksağlayan bir siyasi partinin siyasi partiler için ulusal ve uluslararasıdüzeyde öngörülen hukuki sınırlar içerisinde faaliyette bulunduğunun iddiasıhiçbir şekilde mümkün değildir.
16-NUSAYBİN DTP İLÇE BİNASININ YASADIŞI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
14.04.2006tarihinde Nusaybin DTP ilçe binasında mahkemesinden alınan izin doğrultusundayapılan aramada PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ve çeşitli örgütmilitanlarına ait fotoğrafların duvarlarda asılı olduğu, yasa dışı sloganlariçeren çeşitli pankart ve dökümanın bulunduğu tesbit edilmiştir. Mevcut haliyleparti binası olmaktan ziyade terör örgütü kampını andıran görüntüler tesbitedilmiştir. DTP İlçe yöneticisi olan sanıklar Azize Yağız, Sultan Oğraş, ZiverGümüş, Nayif Coşkun, Sihem Akyüz, Şakir Acar, Hamit Tokay ve Necmettin Ayazhaklarında 314/2 ve 3713 SY.nın 5. maddeleri gereğince terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıDiyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/170 esassına kayıtlı olarak devametmektedir.
17-DTP MERSİN İL YÖNETİCİLERİNİN MİTİNGDEKİ KONUŞMALARI İLE HALKI KİN VEDÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMELERİ:
19.03.2006tarihinde DTP Mersin İl yönetimi organizasyonunda 'Nevruz Şenliği' adı ilegerçekleştirilen miting sırasında İl yöneticileri Ali Bozan, Serhat Ölmez, AylaYıldırım, Gülüzar Ayyıldız ve Emin Yıldırım'ın yaptıkları konuşmalarda PKKelemanlarını 'gerilla' diye tanımlamaları, Öcalan için Kürt halkının siyasiiradesi olup, İmralı'da tecrit uygulandığını ve benzer beyanları nedeniylehalkı kin ve düşmanlığa tahrik ettikleri gerekçesiyle haklarında TCY.nın 216/1.maddesi gereğince açılan kamu davası Mersin Asliye Ceza Mahkemesinde devametmektedir.
18-DTP MERSİN İL BAŞKANI ALİ BOZAN'IN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YASADIŞI GÖSTERİORGANİZE ETMESİ:
21.04.2006tarihinde DTP Mersin İl Başkanı olan Ali Bozan terör örgütü üyesi MehmetAlkan'ın ölümü üzerine düzenlenen cenazede örgüt lehine sloganlar atılmasınabayraklar açılmasına kamu kurum ve özel iş yerlerine saldırılarda bulunulmasınaimkan tanıdığı suçlamasıyla hakkında soruşturmaya başlanmış olup, halen AdanaCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
19-DTP KARS İL BİNASINDA TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YASADIŞI GÖSTERİ ORGANİZE EDİLMESİ:
11.02.2006Günü Kars DTP İl binası önünde yapılan Abdullah Öcalan'ı övücü basınaçıklamasından sonra parti binasındaki grup tarafından 'Biji serok Apo' ve'15Şubat Komplosunu kınıyoruz' pankartları yapıştırıldığı, sloganlar atıldığıgörülmüş, söz konusu eylemler nedeniyle Aydın Göktaş, Orhan Aras, FarukÖzyavuz, Sihan Keleş, İsmail İmre ve Abdullah Kutmaral haklarında suç vesuçluyu övme suçundan açılan kamu davası Kars Sulh Ceza Mahkemesinde devametmektedir.
20-CİZRE İLÇESİNDE DTP'NİN ORGANİZE ETTİĞİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ NİTELİKTE GÖSTERİ:
21.03.2006tarihinde Cizre ilçesinde Nevruz kutlamaları adı altında yapılan gösterideFecriye Benek, İbrahim Erkul, Ali Gün, Aydın Budak, Mesut Demir, Pınar Akman veZeydin Gökalp'in Öcalan posterleri ve örgüt bayrağını açıp, taşıdıkları 'Apobizim irademiz,gençlik Apo'nun fedaisi' gibi sloganlar attıkları,konuşmalarından terör örgütünü övücü mahiyetteki sözleri nedeniyle 3713 SayılıYasanın 7. Maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıDiyarbakır 6. Ceza Mahkemesinin 2006/180 esas numarasında devam etmektedir.
21-DTP YÖNETİCİSİ ZEKİ KILIÇ'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EYLEM TALİMATLARINI BİLDİRİHALİNDE HALKA DAĞITMASI:
İstanbulDTP İl yönetiminde görevli Zeki Kılıç'ın 27.03.2006 tarihinde Diyarbakır'daterör örgütünün talimatları doğrultusunda halkı eylemlere davet ettiği, buamaçla bildiri dağıttığı anlaşılmış, eylemine uyan yasadışı örgüt üyeliğisuçundan Türk Ceza Yasasının 220/7 Maddesi uyarınca Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 17.05.2007 gün ve 2007/201 sayılı kararı ile 6 yıl 3 ay hapiscezası ile cezalandırılmıştır.
22-DTP ERZİNCAN İL BAŞKANI HÜSEYİN BEKTAŞOĞLU'NUN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
DTPErzincan İl Başkanı olan Hüseyin Bektaşoğlu 09/04/2006 tarihinde örgütün yayın organıolan Roj TV'ye yaptığı canlı telefon bağlantısı ile devletin emniyet güçleriniaşağılamış, polislerin saldırdığını iddia etmiştir.Eylemi nedeniyle örgütünpropagandasını basın yayın yoluyla yapmak ve Devletin emniyet güçlerini alenenaşağılamak suçlarından Erzincan Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamasısonucu TCY.nın 220/8 ve 301/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına kararverilmiştir.
23-DTP VAN İL YÖNETİCİSİ İBRAHİM SUNKUR'UN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
DTPVan İl Yönetim Kurulu üyesi olan İbrahim Sunkur öldürülen terör örgütümensubunun cenazesinde yaptığı konuşmada 'disiplin içinde şehidin evinegidelim, baş sağlığı dileyelim-Türkiye Cumhuriyeti de bilsin ki yüzlercebinlerce şehit versek de bu yoldan dönmeyeceğiz' şeklinde sarf ettiği terörörgütünü övücü sözleri nedeniyle yargılandığı Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin15.05.2007 tarih 2006/87 esas 2007/143 karar sayılı ilamı ile TCY'nın 220/8.maddesi gereğince 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Söz konusu karar kesinleşmiştir.
24-DTP KOCAELİ İL TEŞKİLATI YÖNETİCİLERİNİN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'I ÖVÜCÜAÇIKLAMALARI:
21.05.2006tarihinde Kocaeli İl teşkilatı 1. Olağan Genel Kurul toplantısında partiyöneticisi olan Medeni Kırıcı, Büro Görmez, Akif Hamitoğlu ve Alaattin Enün'ünyaptıkları konuşmalarda ölen teröristlerden devrim şehidi diye bahsedip,Öcalan'ı övücü sözler söylemeleri nedeniyle haklarında TCY'nın 216/1 maddesigereğince halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan cezalandırılmalarıistemiyle açılan kamu davası Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/137 esassırasında devam etmektedir.
25-DTP NUSAYBİN İLÇE DELEGESİ HASAN BOZKURT'UN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ AÇILAMASI:
DTPNusaybin İlçe delegesi olan Hasan Bozkurt 03.04.2006 tarihinde terör örgütününyayın organı ROJ TV isimli televizyon kanalının ana haber bültenine telefonlakatılmış, terör örgütünün talimatları doğrultusunda Diyarbakır İlinde meydanagelen olayları desteklemek amacı ile Nusaybin İlçesinde yapılan ve şiddetiçeren olayları halkın demokratik tepkisi olarak gösterip, terör örgütü velideri Öcalan'ı haklı göstermeye çalıştığı ve övdüğü anlaşılmakla hakkındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davasının Diyarbakır4.Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/143 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılanyargılaması sonucu 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
26-DTP ÜYESİ OLDUĞUNU BEYAN EDEN DENİZ YEŞİLYURT'UN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILANYASA DIŞI GÖSTERİYE KATILIP ŞİDDET İÇERİKLİ EYLEMLERDE BULUNMASI:
DTPüyesi olduğunu beyan eden Deniz Yeşilyurt'un 23.03.2006 ve önceki tarihlieylemlerinde molotof kokteyli atarken, yasa dışı slogan atarken, PKK bayrağıtaşırken görüntülenmesi üzerine TCY'nın 314/2 ve 174/2 maddeleri gereğinceyasadışı örgüte üye olmak suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamudavası halen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/35 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
27-DTP ERZURUM İL BAŞKANI BEDRİ FIRAT'IN TERÖR ÖRGÜTÜ VE ELEBAŞINI ÖVÜCÜAÇIKLAMASI:
DTPErzurum İl Başkanı Bedri Fırat ve arkadaşları hakkında 20.03.2006 tarihindeHınıs İlçesinde gerçekleştirilen miting sırasında Öcalan ve terör örgütünüövücü sözler nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Erzurum 2. Ağır CezaMahkemesinde devam etmektedir.
28-DTP KURUCU ÜYESİ SELİM SADAK'IN TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN ŞAHSINDA SUÇ VE SUÇLUYUÖVMESİ:
23.04.2006tarihinde Nusaybin DTP ilçe teşkilatının açılış töreninde Selim Sadak'ınyaptığı konuşmada 'Bizi bugünlere taşıyan, hak ve özgürlükleri için Kürthalkının hak ve hukuku için yaşamını cezaevinde geçiren ve zindanlarahapsedilen tüm siyasi tutsakları Sayın Öcalan şahsında saygıyla selamlıyorum'demek suretiyle suçu ve suçluyu övmek nedeniyle hakkında açılan dava Diyarbakır6. Ceza Mahkemesinin 2007/255 esas sırasına kayıtlı dosya üzerinden devametmektedir.
29-DTP'Lİ HAKKARİ BELEDİYE BAŞKANI METİN TEKÇE'NİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVEN AÇIKLAMASI:
16.03.2006tarihli basın açıklamasında DTP'li Hakkari BELEDİYE Başkanı Metin Tekce yaptığıbasın açıklamasında 'PKK terör örgütü değildir' demek suretiyle terör örgütüolduğundan kuşku duyulmayan PKK ve eylemlerini meşru göstermeye çalışmış, bunedenle hakkında TCY'nın 220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davasında Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/129esas sayılı dosyası üzerinden yargılanmasına devam edilmektedir.
30-DTP BATMAN İL TEŞKİLAT GÖREVLİSİ KENAN DEMİR'İN BATMAN ADLİYESİNE BOMBAKOYMASI:
Geçmiştede PKK örgütü elemanı olmak eylemi nedeniyle yargılanıp mahkum olan ve halenDTP Batman İl Teşkilatında görevli olan Kenan Demir ile DTP çalışmalarınakatılan Bahar Yeşilyurt'un 20.10.2005 tarihinde Batman Adliye Binasınınbayanlar tuvaletine patlayıcı madde yerleştirdikleri, patlama sonucu maddihasar meydana geldiği, ihbar üzerine yakalanan sanıklardan Kenan Demir'inevinde yapılan aramada yine patlayıcı madde ile örgütsel doküman elegeçirildiği, DTP il binasında sanık Kenan Demir'in Sedat Ongun adınadüzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile birlikte yakalandığı, bahsedilen eylemlerinedeniyle TCY'nın 302/1, 152/1-a,174/1-2 maddeleri gereğince Devletin birliğive bütünlüğünü bozmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamudavasının Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/156 esas sırasındayargılamasının devam ettiği anlaşılmıştır.
31-DTP ÜYESİ PAKİZE UKŞUL'UN ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİNİN MEZARINA ÖCALAN'INRESMİNİ ASMASI:
29.03.2006tarihinde DTP üyesi Pakize Ukşul'un öldürülen terör örgütü mensubunun cenazesinindefnedildiği mezar taşına terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın yine örgütelemanlarından Mahsun Korkmaz'ın fotoğraflarını astığı anlaşılmış, hakkındaTCK'nın 220/8. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 2006/221 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
32-DTP MARDİN İL VE KIZILTEPE İLÇE BAŞKANLARININ ROJ TV İSİMLİ TELEVİZYON KANALINAVERDİKLERİ DEMEÇLER:
06.04.2006tarihinde terör örgütünün yayın organı Roj Tv'ye telefonla bağlanan DTP Mardinİl Başkanı Ferhan Türk ile Kızıltepe İlçe Başkanı Ali Aslan'ın örgüttalimatları doğrultusunda örgüt üyelerinin öldürülmesini protesto amaçlı olarakhalkı gösteri yapmak üzere yürüyüşe ve kepenklerini indirmeye davet ettiklerianlaşılmış, TCY'nın 220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin2006/114 esas numarasına kayıtlı olarak yargılamaya devam edilmektedir.
33-TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN VE ŞİDDET İÇEREN YASA DIŞI GÖSTERİYE DTP BATMAN İLYÖNETİMİNDE GÖREVLİ SEYİTHAN KIRAR'IN TAŞ ATMAK SURETİYLE FİİLEN KATILMASI:
31.03.2006tarihinde on dört PKK elemanının öldürülmesini protesto etmek amacıyla Batmanİlinde meydana gelen PKK yanlısı şiddet olayları sırasında DTP Batman İlYönetiminde görevli Seyithan Kırar'ın taş attığının ve eyleme fiilenkatıldığının anlaşılması nedeniyle hakkında TCY'nın 314/2 maddesi gereğincesilahlı örgüte üye olmak suçundan açılan kamu davası devam etmektedir.
34-DTP'Lİ BATMAN BELEDİYE BAŞKANI HÜSEYİN KALKAN'IN YABANCI BASINA ÖCALAN'I ÖVÜCÜDEMEÇ VERMESİ:
DTP'liBatman BELEDİYE Başkanı Hüseyin Kalkan'ın Los Angeles Times Gazetesi'ne verdiğidemeçte PKK ve Öcalan'ı övücü beyanlarda bulunması nedeniyle hakkında TCY'nın220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılankamu davası Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/181 esas sırasında devametmektedir.
35-DTP'Lİ SİİRT İL BAŞKANI MURAT AVCI'NIN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ DEMEÇ VERMESİ:
19.03.2006tarihinde SİİRT DTP İl Başkanı olan Murat Avcı'nın yaptığı konuşmada PKK veÖcalan'ı övücü sözler söylediği,' Sayın Öcalan benim irademdir 'kampanyasınıselamlıyor ve saygıyla karşılıyorum şeklinde sarf ettiği sözler nedeniyleTCY'nın 314/2. maddesi gereğince silahlı örgüte üye olmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 6.Ağır CezaMahkemesinin 2006/112 esas sırasına devam etmektedir.
36-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ DEMEÇ VERMESİ:
16.06.2006tarihinde DTP'li Cizre BELEDİYE Başkanı Aydın Budak'ın BELEDİYE tarafındanorganize edilen etkinlikte sarf ettiği 'İmralıyı muhatap almak zorundasınız,geçmişte Türkiye biraz düzeldiyse bu tek taraflı ateşkes sayesindedir vebenzeri sözlerle terör örgütü PKK'nın propagandasını yapması nedeniyle hakkındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan dava Diyarbakır 6. CezaMahkemesinin 2007/37 esas sırasına kayıtlı olup, yargılaması halen devametmektedir.
37-DTP DİYARBAKIR İL YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
14.02.2006tarihinde DTP Diyarbakır İl Yönetim Kurulu üyesi olan Hilmi Aydoğdu, NecdetAtalay ve Musa Farisoğulları tarafından hazırlanan basın açıklamasında terörörgütü lideri Öcalan'ı komplo sonucu Türkiye'ye getirildiği, muhatap alınmasıgerektiği gibi ifadelerle örgüt liderini övme eylemini gerçekleştirdikleri, bunedenle TCY'nın 220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davasının Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/245esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiği anlaşılmıştır.
38-DTP CEYLANPINAR TEŞKİLATI ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALİMATI DOĞRULTUSUNDAKEPENK KAPATMAYAN ESNAFI TEHDİT ETMELERİ:
03.04.2006tarihinde DTP Ceylanpınar İlçe Başkanı olan Halit Kahraman ve ilçe yönetimkurulu üyeleri Mehmet Salih Sağlam ve Abdülkadir Fırat'ın PKK terör örgütününinternet yoluyla ilettiği eylemlerin devam etmesi şeklindeki talimatıdoğrultusunda ilçe merkezinde kepenk kapatma eylemine katılmayan esnaflarıtespit ederek bu kişilere örgütün kepenk kapatılması hususundaki talimatlarınıileterek kepenklerini kapatmaları konusunda uyardıkları, iş yerleri açık olankişileri 'neden kepenklerini kapatmadın' utanmıyor musun', bunun hesabınıverirsin' şeklinde tehdit ettikleri nedeniyle TCY'nın 314/2. maddesi gereğincesilahlı örgüte üye olmak suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamudavasının Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 2006/58 esas sırasında devametmektedir.
39-SİİRT DTP İL BİNASININ YASADIŞI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
30.08.2006tarihinde DTP SİİRT İl Binasında izinli olarak yapılan arama sonucu terörörgütünü ve elebaşısı Öcalan'ı övücü pankartların, özel olarak kesilmiş yüzmaskelerinin, terör örgütü bayraklarının, Öcalan posterlerinin, örgütü tanıtanve öven yayınların, örgüt militanlarının resimlerinin bol miktarda bulunduğuanlaşılmıştır. Görüntü itibariyle siyasi parti genel merkezinden ziyade terörörgütünün kampı kanısını uyandırmaktadır.İl yöneticisi olan sanıklar BurakAvcı, Saniye Turhan, Hanım Adıgüzel, Mahfuz Talu, Gürü Toprak, Halit Taşçı,Halil Adıgüzel, Ahmet Aydın, Eyyüphan Aksu, Fehime Ete ve Osman İbek haklarındaörgüt propagandası yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 2006/137 esas sırasına kayıtlı olarak yargılamasına devamedilmektedir.
40-DTP GEBZE İLÇESİ DARICA BELDE BİNASININ YASADIŞI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
30.08.2006tarihinde Gebze İlçesi Darıca Beldesi DTP Belde Binasında izinli olarak yapılanaramada Abdullah Öcalan ve örgütün diğer üyeleri resimlerinin asılı olduğu,yasaklanmış yayınlardan bol miktarda bulunduğu tespit edilmiş, partiyöneticileri Veli Aramaz, Raif Gündoğdu ve İsmail İşçimen haklarında 3713sayılı yasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/234 esassırasında devam etmektedir.
41-DTP OLAĞAN KONGRESİNİN YASADIŞI ÖRGÜT GÖSTERİSİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
25.06.2006tarihinde Ankara'da gerçekleşen DTP Birinci Olağan Büyük Kongresinde terörörgütü PKK'yı simgeleyen bayraklar, elebaşısı Öcalan'ın resimlerinin salondadolaştırılması ve Kürtçe slogan atılması suretiyle terör örgütünün gösterisinedönüştürülmüş, bu duruma seyirci kalmaları, engellememeleri nedeniyle divanbaşkanı Osman Özçelik ve üyeleri Kudret Ecer ile Çimen Işık haklarında 2820sayılı yasanın 117. maddesi gereğince Siyasi Partiler Yasasına muhalefetsuçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Ankara 5. Asliye CezaMahkemesinin 2007/391 sayılı esas sırasında devam etmektedir.
42-DTP KARAÇOBAN İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARINA MADDİ DESTEK SAĞLAMASI:
13.07.2006ve önceki tarihlerde DTP Karaçoban İlçe Başkanı Fehtah Dadaş ve yeğeni ErsinDadaş'ın terör örgütü elemanları ile irtibat kurarak gıda, ilaç ihtiyaçlarınınyanında telefon kontörü temin ettikleri hatta bu konuda maddi kaynak yaratmakiçin Fehtah Dadaş'ın parti bünyesinde bir fon oluşturduğunun anlaşılması nedeniylehaklarında silahlı örgüte üye olmak suçundan açılan davanın yapılanyargılanması sonucu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 tarihli ve2006/128-175 sayılı kararı ile Fehtah'ın TCY'nın 314/2 3712 sayılı yasanın 5.maddesi gereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiş, söz konusu karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
43-DTP GENÇLİK MECLİSİ OLAĞAN KONGRESİNİN YASADIŞI ÖRGÜT GÖSTERİSİNEDÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
12.12.2006tarihinde DTP Gençlik Meclisi Birinci Olağan Kongresi sırasında salonda terörörgütünü simgeleyen bez parçalarının açılıp dolaştırıldığı, Abdullah Öcalanposterlerinin sergilendiği 'Biji serok Apo, dişe diş kana kan seninleyizÖcalan, Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız' gibi terör örgütünü ve lideriniövücü mahiyette sloganlar atıldığının anlaşılması üzerine görüntü kayıtlarındanyapılan inceleme sonucu Burhan Sönmez ve arkadaşları hakkında 3713 sayılıyasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin 2006/404 esasına kayıtlı olarak devam etmektedir. Olayla ilgiligörüntü kayıtları incelendiğinde parti kongresi adı altında gerçekleştirilenfaaliyetin terör örgütünün gösterisine dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.
44-DTP TORBALI İLÇE TEŞKİLATI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN GÖSTERİNİN TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVME MİTİNGİNE ÇEVRİLMESİ:
20.03.2006tarihinde Torbalı İlçesinde DTP tarafından gerçekleştirilen ve PKK örgütününgösterisine dönüşen eylem nedeniyle yapılan incelemede terör örgütünüsimgeleyen bez parçalarının ve örgüt elebaşısı Öcalan'ın resimlerinin bolca yeraldığı, yasadışı sloganlar atıldığı, soruşturmanın devamı sırasında DTP üyesiSuphi Kahraman'ın evinde yapılan aramada ruhsatsız tabanca ele geçirildiği,sanıklar Mahmut Denli, Vedat Eliş, İskender Mençuk, Faruk Güneş, SuphiKahraman, Sedat Eliş, Mehmet Topçu, Nurullah Topçu, Mahmut Kimsesiz, AbdulvasihBüyükdeniz, Mehmet Kayaalp, Halit Samancan, İhsan Şeker, Hacı Özbay, ResülYaşar, Salih Eliş, Kudret Ece, Hüsnü Koyuncu, Uğur Saraç, Mustafa Atmaca,Mehmet Kodaman, Ahmet Karaca haklarında 3713 sayılı yasa gereğince terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılankamu davası İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/15 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
45-DTP DİYARBAKIR YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVME AMAÇLI YASADIŞI GÖSTERİYEKATILMALARI:
31.03.2006tarihinde DTP Diyarbakır Merkezi İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Nusrat Akın, MuhlisAltun, Musa Farisoğulları ve arkadaşlarının teröristlerin öldürülmesiniprotesto etmek amacıyla düzenlenen yasadışı gösteride Öcalan bayraklarıylakatıldıkları eylemlerin içinde yer aldıkları görüntü kayıtlarıyla tespitedilmiş, bu nedenle TCY'nın 314/2. maddesi gereğince silahlı örgüte üye olmaksuçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 6. AğırCeza Mahkemesinin 2006/134 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
46-DTP ALTINDAĞ İLÇE BİNASINDA ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARI İÇİN ANMA TÖRENİDÜZENLENMESİ, ÖRGÜTÜN VE ELEBAŞININ PROPAGANDALARININ YAPILMASI:
21.08.2006tarihinde DTP Altındağ İlçe örgütüne ait bina içerisinde öldürülen terör örgütümensuplarını anma töreni düzenlendiği, dua okunduğu, PKK'yı ve AbdullahÖcalan'ı övücü konuşmalar yapıldığı olaya ilişkin görüntü kayıtları ileanlaşılmıştır. Olayı tertipleyen parti yöneticisi olan sanıklar Memet Tusun,Fevzi Kara, Salih Karaaslan, Mehmet Şirin Karademir, Yıldız Bahçeci, MehmetHanefi Şelem, Meryem Altun, İsmet Aras, Abdurrahim Bilen, İhsan Güler, NurhayatAltun, Sinan Uğur, Kibar Kara, Sırrı Keleş, Nedim Taş, Battal Arıcan veMenderes Öner haklarında 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Ankara 11. Ağır CezaMahkemesinin 2007/50 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
47-DTP ADANA İL YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
19.03.2006tarihinde DTP Adana il yönetiminde görevli Mehmet Yaşık, Halil İrmek, EylemGüden, Yılmaz Gül, Mehmet Aslan, Fadıl Bozan, Ezgi Dursun ve Sima Doraktarafından organize edilen Nevruz etkinliği tamamen terör örgütü gösterisinedönüşmüş, PKK ve Öcalan lehine sloganlar atılması, örgütü simgeleyen bayrak veteröristbaşının resimlerinin dolaştırılması suretiyle olayın tamamen örgütpropagandasına dönüştürüldüğünün tesbit edilmesi nedeniyle ilgilileri hakkındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Adana 6. ağırceza Mahkemesinin 2006/218 esas sırasına kayıtlı olarak devam etmektedir.
48-DTP SELÇUK İLÇE YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.032006 tarihinde Selçuk ilçesinde izinli olarak DTP İzmir yöneticileri ZekiAslan, Sıtkı Adsız, Osman Dursun, Reşit Adsız, Mehmet Salih Duran, AbdurrahimSüer, Mehmet Ayas, Mehmet Bayar, Suna Akkuş, İlhan Görür, Halit Katlav, TahirArslan, Abbas Delidolu, Yaşar Yağmur, İbrahim Tül ve Kudret Acar tarafındanorganize edilen Nevruz etkinliği sırasında terör örgütünü ve elebaşısı Öcalan'ıövücü konuşmalar yapılmış, sloganlar atılmış ve örgütü simgeleyen bez parçalarıalanda dolaştırılmıştır. Söz konusu yaşananlar olayı tamamen terör örgütünüdestekleme haline dönüştürmüştür. İlgilileri hakkında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası İzmir 8. Ağır CezaMahkemesinin 2006/435 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
49-DTP İZMİR İL YÖNETİCİLERİNİN ÖCALAN'I ÖVME AMAÇLI BASIN AÇIKLAMALASI:
04.04.2006tarihinde DTP İzmir İl başkanı Kudret Ecer ve yardımcısı Mehmet Bayraktar'ınyine terör örgütü ve Öcalan'ı övücü mahiyette yaptıkları basın açıklamasınedeniyle haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan kamu davasıaçılmıştır. Yargılama İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/543 esas sayılıdosyası üzerinden devam etmektedir.
50-DTP MERSİN İL YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.01.2007tarihinde Mersin DTP İl Teşkilatı tarafından düzenlenen izinli miting sırasındaterör örgütünün sözde bayraklarının dolaştırıldığı, elebaşısının resimlerinintaşındığı,'biji serok Apo, barış elçisi İmaralı'dadır, dişe diş kana kan seninleyizÖcalan' ve bunun gibi yasadışı sloganlar atılmış, hükümet komiserinin uyarısıüzerine dahi söz konusu olaylar engellenmemiştir. Olayla ilgili MersinCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturmalar devam etmektedir.
51-DTP VAN İL BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
Vanİl Teşkilat binasında yapılan izinli aramada bölücü terör örgütüne ait çoksayıda dökümanın ele geçirilmesi, örgüt üyelerinin resimlerinin duvarlardaasılı olması nedeniyle haklarında açılan soruşturma Van Cumhuriyet Başsavcılığınezdinde devam etmektedir.
52-DTP KAHTA İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
24.11.2006tarihinde DTP Kahta İlçe Başkanı olan Emin Uslu'nun öldürülen örgüt mensubunundefin işlemleri sırasında' şehit Vedat'a Allah'tan rahmet diliyoruz demek suretiyleterör örgütünü övmesi nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanyapılan yargılama sonunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.05.2007 gün ve2007/20-50 sayılı kararı ile 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldığıanlaşılmıştır.
53-DTP GEBZE İLÇE BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
11.03.2007tarihinde DTP Gebze ilçe binasında çıkan Bülent Uşkur'un üzerinde üç adetkullanılmaya hazır molotof kokteyli ile yakalanması ve içinde bulunduğu durumunkaçarken iki molotof kokteylini yere atmaları üzerine parti binasında yapılanizinli aramada yasadışı PKK terör örgütünü ve elebaşısı Abdullah Öcalan'ı övenyazılar, yayınlar, örgüt mensuplarının da dahil olduğu fotoğraflar, sözde şehitfotoğrafı olarak nitelendirilmiş örgüt mensuplarının yer aldığı bir panonunolduğu görülmesi üzerine Cemil Akın, Gültay Uzun, İnan Gönül, Pakize Ukşul,Meral Kurum, Mehmet Sefa Güngör, Tanel Temel, Bülent Buluç, Erdinç Bolcal, UfukSünger ve Taner Gökçe haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davası İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/181 esas sırasındadevam etmektedir.
54-DTP KARS İL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
DTPKars İl Başkanı Mahmut Alınak'ın 05.09.2006 tarihinde yaptığı konuşmaiçeriğinde terör örgütüne paralelinde amaçlarını savunur biçimde beyandabulunduğu iddiasıyla TCY'nın 215 ve 217. maddeleri gereğince suç ve suçluyuövme suçundan açılan kamu davası Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/477 esassayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
55-DTP EDİRNE İL YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Edirne İl Yöneticileri olan Beşir Belke, Yakup Aslan ve HilmiKaraoğlan haklarında yaptıkları basın açıklaması ile terör örgütünü ve lideriniövdüklerinin anlaşılması nedeniyle TCY'nın 215. maddesi gereğince suç vesuçluyu övme suçundan açılan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıEdirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/143 esas sırasında devam etmektedir.
56-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE GÖSTERİ VE KONAK İLÇEBİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLDİĞİNİN ANLAŞILMASI:
15.02.2007tarihinde İzmir İli Konak İlçe binasında yapılan Öcalan'ın ülkeye getirilmesiniprotesto amaçlı terör örgütünü övücü nitelikteki basın açıklamasının PKKgösterisine dönüştürüldüğü, aynı gün ilçe binasında yapılan izinli aramadaterör örgütünü simgeleyen çok sayıda bayrak, Öcalan posterleri, teröristresimlerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Yöneticilerin ikametgahlarında yapılanizinli aramalar sonucunda da benzer nitelikte örgütsel dökümanlar ortayaçıkarılmıştır. Söz konusu eylemler nedeniyle Ferhat Önder, Sinan Avu, MehmetMuhdi Aslan, Burhan Yürek, Aslan Kızıl, Hüsnü Koyuncu, Abdurrahim Marol, MehmetKodaman, Ayşe Oyman, Gülçiçek Günel, Funda Apak, Mehmet Emin Yıldız, Yusuf Kaya,Ali Sarı, İsmail Karasu, Ayşe Arga, Faysal Yacan, Mesut Atıcı ve Mehmet SadıkSürer haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamudavası İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/77 esas sırasında kayıtlı olup,yargılama devam etmektedir.
57-DTP SURUÇ YÖNETİCİLERİNİN ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANININ PKK GÖSTERİSİNEDÖNÜŞTÜRÜLEN CENAZESİNE KATILMALARI:
22.04.2007tarihinde öldürülen terör örgütü üyesi Cihat Binici'nin Suruç İlçesindekicenazesinde atılan sloganlar, taşınan ve cenaze arabasının üzerine asılan PKKbayrakları, yakalarda taşınan ölen teröristin sözde PKK bayrağı önünde çekilmişresimleri ile yine PKK gösterisine dönüştürülmüş, olaya katılan DTP Suruç ilçebaşkanı İbrahim Binici ve DTP'li BELEDİYE başkanı Etem Şahin'in de aralarındabulunduğu kişiler hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanbaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
58-MERSİN İLİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN YASA DIŞI GÖSTERİYEDTP İL YÖNETİCİSİNİN KATILMASI:
11.03.2007tarihinde Mersin ilinde gerçekleştirilen PKK bayraklarının taşınıp, 'biji serokapo', hpg Mersin'e', 'Öcalan Öcalan' sloganlarının atıldığı korsan gösteriyi,incelenen görüntü kayıtlarından organize edip, katıldığı anlaşılan DTP mersinil yöneticisi Ahmet Ay hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanbaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
59-DTP HATAY İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
17.03.2007tarihinde DTP Hatay İl başkanı olan Halis Yurtsever yaptığı basın açıklamasında'sayın Öcalan'ın zehirlenmesi halkta büyük tedirginlik yaratmıştır.' Şeklindekisözleri ile terör örgütü elebaşısını övmesi nedeniyle hakkında suç ve suçluyuövme suçundan açılan kamu davası nedeniyle Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin2007/310 esas sayılı dosyası üzerinden yargılanmaktadır.
60-DTP MERSİN İL YÖNETİMİ TARAFINDA ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN PKK LEHİNEGÖSTERİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
MersinDTP il yönetimi tarafından organize edilen 21.03.2007 tarihli miting yineÖcalan resimleri, terör örgütü bayrakları, atılan sloganlar ve taşınanpankartlarla PKK gösterisine dönüştürülmüştür. Olayla ilgili terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma devam etmektedir.
61-DTP BALIKESİR İL BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
06.03.2007tarihinde Balıkesir DTP il binasında yapılan izinli aramada Öcalan ve terörörgütü elemanlarına ait resimlerin sergilendiği, terör örgütünü öven yayınlarınve yazıların bol miktarda bulunduğu belirlenmiştir. İlgililer hakkında terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan başlayan soruşturma devam etmektedir.
62-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜŞEN ETKİNLİKTE DTPMİLLETVEKİLİ AYSEL TUĞLUK'UN ÖCALAN'I ÖVMESİ:
11.12.2006tarihinde Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen ve slogan, terör örgütünü simgeleyenbayraklar ve Öcalan posterleri ile PKK mitingine dönüştürülen açık havatoplantısında konuşan Genel Başkan yardımcısı Aysel TUĞLUK'un sarfettiği 'halenoperasyonlar devam ediyor, halen dağlarda kardeşlerimiz yaşamlarını kaybediyor,halen tecrit devam ediyor'' şeklideki sözlerin suçu ve suçluyu övme niteliğindeolduğunun belirlenmesi karşısında açılan kamun davası Doğubayazıt Asliye CezaMahkemesinde devam etmektedir.
63-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜŞEN ETKİNLİKTE DTP VANİL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVMESİ:
01.09.2006tarihinde Van İlinde yapılan ve sloganlar, PKK elemanlarının resimlerinintaşınması suretiyle PKK' ya destek şekline dönüşen mitingte konuşan DTP Van ilyöneticisi Mehmet Veysi Dilekçi'nin konuşmasının terör örgütünün propagandasımahiyetindeki içeriği itibarıyla hakkında yapılan soruşturma sonucu açılan kamudavası Van 4. Ağır Ceza Mahkermesinin 2007/204 esas sayılı dosyası üzerindendevam etmektedir.
64-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜŞEN ETKİNLİKTE DTP İLYÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVMESİ:
17.03.2007tarihinde DTP tarafından Erzurum ilinde gerçekleştirilen etkinlikte DTP İldisiplin kurulu üyesi olan Ahmet Yalçıntaş'ın terör örgütü elebaşı Öcalan'ıövücü nitelikte Kürtçe şarkı söylediği, şarkının 'şirin apo kahramansın sen,halkımızın önderi' sözleri ile bittiği anlaşılmıştır. Bu fiilinden dolayıErzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.05.2007 gün ve 2007/108-94 sayılı kararıile terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan 3713 SY.nın 7. maddesigereğince 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
65-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde DTP'li Cizre BELEDİYE başkanı Aydın Budak açık havada kalabalığayaptığı konuşmada PKK ve elebaşısı Öcalan'ı övücü sözleri nedeniyle 3713 SY.nın7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonucu Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 2007/233 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden yargılanmaktadır.
66-DTP ERZİNCAN İL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
ErzincanDTP il başkanı Hüseyin Bektaşoğlu hakkında 2005 yılı ve devam eden süreitibarıyla PKK propagandası içerikli eylemlerde bulunması nedeniyle 3713 sayılıyasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonucu Erzurum 3. Ağır CezaMahkemesinde yargılanmasına devam edilmektedir.
67-DTP VAN İL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
26.01.2007tarihinde DTP Van İl başkanı olan İbrahim Sunkur mahalli Bölge Gazetesi'neverdiği ve yayınlanan röportajda; PKK'nın terör örgütü olmadığı tam tersinedevletin terörist olduğu yolundaki iddiaları ile benzer biçimde söylemleri ileterör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşılmıştır. Hakkında 3713 SY.nın7.maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/165 esassırasında kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
68-DTP BİNGÖL İL BAŞKANININ SUÇ VE SUÇLUYU ÖVME EYLEMİ:
BingölDTP il başkanı olan Mehmet Emin Acar, 25.02.2007 tarihinde 'Kerkük'e yapılmışsaldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız' şeklinde açıklama yapan Diyarbakır DTPil başkanının tutuklanması ile ilgili 'Diyarbakır İl başkanının tutuklanmasınıkınıyor, aynı suçu işlediğimizi deklare ve ilan ediyoruz' şeklinde basınaçıklaması yapmıştır. Suçu ve suçluyu övme niteliğindeki bu eylemi nedeniyleaçılan kamu davası Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/218 esas sırasındakayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
69-DTP OSMANİYE İL BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
27.11.2006tarihinde DTP Osmaniye İl teşkilatında yapılan izinli aramada çok sayıda yasakyayın, örgütsel dökümanın yanında duvarlarda terör örgütü PKK üyelerininsilahlı resimlerinin çerçevelenmiş halde asılı oldukları görülmüştür. DTP ilyöneticisi olan Metin Şakır ve Bedri Arslan haklarında 3713 sy.nın 7. maddesigereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmalarıistemiyle açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/279 esassırasında kayıtlı olarak devam etmektedir.
70-DTP MARDİN İL ÖRGÜTÜNCE YAPILAN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
10.03.2007tarihinde DTP Mardin il örgütü tarafından düzenlenen basın açıklamasındaÖcalan'ı övücü sözler söylenmiş, 'Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız' vebenzeri yasa dışı sloganlar atılmıştır. Olaya karışan Mardin DTP üyeleri İlhanÖğmen, Sait Abukan, Osman Akkoyun, Ramazan Özmen, Ferhan Türk ve Mehmet LatifAlp haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan başlatılansoruşturma devam etmektedir.
71-DTP BATMAN İL BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
01.03.2007tarihinde Batman DTP il binasında yapılan izinli arama sonucu çok sayıda yasakdökümanın yanı sıra terör örgütütnü simgeleyen bayrak, pankart ve duvarlardaasılı Öcalan resimleri bulunduğu, PKK propagandası içeren görüntü kayıtlarıelde edildiği anlaşılmıştır. DTP Batman il yöneticisi olan sanıklar DicleManap, Cemalettin Padir, Mehmet Şirin Tetik ve Ayhan Karabulut haklarında 3713sy.nın 7. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2007/292 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
72-DTP ŞIRNAK İL BAŞKANI TARAFINDAN YAPILAN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Şırnak il başkanı olan İzzet Belge yaptığı basın açıklamasındakullandığı ifadelerle PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın saygıdeğerbiri olduğunu söylemek ve bu kişiyi barış elçisi gibi göstermek suretiyle bukişinin şahsında PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşıldığından3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası halen devam etmektedir.
73-DTP SURUÇ İLÇE YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ VE ÖCALAN'IN PROPAGANDASI AMACIYLATAKVİM DAĞITMALARI:
26.12.2006tarihinde DTP Suruç ilçe yöneticileri Mehmet Fayık Taşkın, Şükrü Binici veİbrahim Halil Parıldar tarafından üzerinde terör örgütü PKK 'yı simgeleyensözde bayrak ile örgüt elebaşı Abdullah Öcalan'ın resimleri bulunan takviminDTP adına bastırılarak dağıtılması suretiyle terör örgütünün propagandasıyapıldığı anlaşıldığından 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıdevam etmektedir.
74-DTP GAZİANTEP İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
11.03.2007tarihinde DTP Gaziantep il başkanı olan Vakkas Dalkılıç'ın terör örgütününelebaşısı Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak şeklindeyaptığı basın açıklaması nedeniyle hakkında açılan soruşturma halen devametmektedir.
75-YİNE DTP GAZİANTEP İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
02.12.2006tarihinde yine DTP Gaziantep il başkanı olan Vakkas Dalkılıç terör örgütününelebaşısı Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak şeklindeyaptığı basın açıklaması nedeniyle hakkında açılan soruşturma halen devametmektedir.
76-DTP HATAY İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
07.04.2007tarihinde DTP Hatay İl başkanı olan Halis Yurtsever tarafından DTP il binasındaTerör örgütü lideri Abdullah Öcalan için 'doğum günü kutlaması' düzenlenmiş,ayrıca 'böylesine coşkulu bir gün, gerçekten önemli bir gün yani Ortadoğuhalklarının ve kürt halkının önderi olan sayın Öcalan'ın 4 nisan doğum günü'şeklindeki sözleri ile suç ve suçluyu övdüğü anlaşıldığından TCY.nın 215.maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası halen Adana 8.Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.
77-DTP HATAY İL YÖNETİCİSİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Hatay İl yöneticisi olan Mehmet İnsan düzenlenen toplantıdaÖcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak şeklinde yaptığıkonuşma nedeniyle hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davasıErzin Sulh Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
78-DTP ADIYAMAN İL YÖNETİCİSİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
21.032007 tarihinde Adıyaman DTP yöneticisi Kemal Çalğan parti tarafından düzenlenenetkinlikte yaptıkları Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak şeklindekonuşmalar nedeniyle haklarında TCY.nın 215. maddesi gereğincecezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Adıyaman Sulh Ceza Mahkemesinin2007/332 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
79-DTP VAN İL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNE ELEMAN GÖNDERİRKEN YAKALANMASI:
15.12.2006tarihinde DTP van il yöneticisi olan Hadice Adıbelli'nin ihbar üzerineyakalanması sonrası yapılan incelemede cep telefonunda çok sayıda terörörgütünü övücü mesaj yer aldığı ayrıca terör örgütüne katılmak üzere Gebze'denVan'a gelen Adem Tunç'u parti binasında karşılayıp, ilgilendiği, kalacağı evegötürdüğü, kısaca kırsala sevk etmek üzere iken yakalandığıanlaşılmıştır.Hakkında TCY.nın 314/2. maddesi gereğince cezalandırılmasıistemiyle terör örgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davası halen devametmektedir.
80-DTP YÜKSEKOVA İLÇE YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
16.02.2007tarihinde DTP Yüksekova ilçe yöneticisi Bedirhan Aklan yasa dışı sloganlarınatıldığı bir basın toplantısı düzenleyerek, Öcalan'ın ülkeye getirilişiniuluslararası bir komplo olarak tanımlamıştır. Konuşması ile terör örgütü lehinepropaganda yaptığının anlaşılması nedeniyle hakkında 3713 SY.nın 7. maddesigereğince cezalandırılması istemiyle terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/251 esas sayılıdosyası üzerinden devam etmektedir.
81-TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAN KURULUŞU ÜYESİ OLAN DTP İL YÖNETİCİSİNİN EVİNDE ÖRGÜTSELDOKÜMAN BULUNMASI:
14.03.2007tarihinde bir ihbar üzerine yapılan soruşturma sonucu PKK.nın yan örgütlerindenÖzgür Yurttaş Hareketi üyesi olduğunu beyan eden, DTP Tunceli il yönetim kuruluüyesi Cemal Kuhak'ın evinde yapılan aramada örgütsel doküman bulunmasınedeniyle TCY.nın 314/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terörörgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davası Malatya 3. Ağır CezaMahkemesinin 2007/66 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
82-DTP IĞDIR İL TEŞKİLATI ÜYESİNİN PKK ELEMANINDAN TALİMAT ALIP, TERÖR ÖRGÜTÜLEHİNE YAZILAMA YAPMASI:
20.03.2007tarihinde DTP Iğdır il teşkilatı üyesi olan Ayhan Ayaz'ın telefonla çok defaAzat (K) isimli PKK terör örgütü mensubu ile konuştuğu, ondan talimat ve paraaldığı, molotof kokteyli yapmayı öğrenip, PKK lehine yazılamalara katıldığı anlaşıldığından3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası Erzurum 2. Ağır ceza Mahkemesinin2007/150 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
83-DTP HALFETİ İLÇESİ YUKARIGÖKLÜ BELDE BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
17.05.2007tarihinde Halfeti İlçesi Yukarıgöklü Beldesi DTP teşkilatında Operasyonlardurdurulsun, tecrit kaldırılsın afişleri altında açlık grevine gidildiği, partibinasında izinli olarak yapılan arama sonucu bol miktarda örgütü övücü yasakyayın ele geçirildiği, eylemin. DTP ilçe yöneticileri Salih Yalçınkaya, SeyitAhmet Öcalan, Müslüm Kılıç, Şaban Yılmaz ve Mehmet Ali Öcalan'ın idaresindegerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, ilgililer hakkında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma devam etmektedir.
84-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
25.03.2007tarihinde DTP organizasyonunda Ankara'da gerçekleşen gösteride konuşan DTPgenel başkan yardımcısı Orhan Miroğlu, terör örgütü ve amacı ile elebaşıAbdullah Öcalan'ı övücü beyanları nedeniyle 3713 SY.nın 7. maddesi gereğinceterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davası Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/160 esas sırasındakayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
85-DTP KURUCU ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
05.07.2007tarihinde öldürülen PKK elemanının İdil İlçesi Yarbaşı köyünde açılan taziyeçadırına giden DTP kurucu üyesi Selim Sadak'ın ' gençlerin aç ve cahilolduklarından dağa çıktıklarını söylerlerdi ancak bu böyle değildir. Rojda(Öldürülen PKK'lı) Avrupa'da eğitimini almış ve açlık sorunu olmadığı haldeAvrupa'dan katılmıştır. Rojda'nın sadece özgürlük sorunu vardı, bir nefesözgürlük için dağlara çıktı' şeklindeki terör örgütünü ve amacını övücü sözlerinedeniyle başlatılan soruşturma devam etmektedir.
86-GEÇMİŞTE TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINA YURT DIŞINA ÇIKABİLMELERİ İÇİN SAHTE KİMLİKBELGESİ DÜZENLEYEN ARİF YAYLA'NIN DTP ŞEHİTKAMİL İLÇE YÖNETİM KURULU ÜYESİOLMASI:
07.02.2004tarihinde terör örgütü mensuplarına yurt dışına çıkabilmeleri için sahte kimlikbelgesi düzenlemek eylemi nedeniyle yargılanıp, 765 sayılı TCY.nın 169. maddesigereğince mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay'ca onanması suretiylekesinleşen Arif Yayla'nın DTP Gaziantep İli Şehitkamil İlçesi ilçe yönetimkurulu üyesi olarak görev yaptığı anlaşılmıştır. DTP.nin kuruluşundan önce sözkonusu eylemi ile kişilik yapısı ortaya çıkan Arif Yayla'nın DTP kadrolarıiçerisinde yönetici sıfatını alabilmesi DTP.nin PKK terör örgütü ile olanorganik bağıyla ilgili olduğunu göstermektedir.
87-DTP MİLLETVEKİLİ SABAHAT TUNCEL'İN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KONGRESİNE DELEGE OLARAKKATILMASI:
İstanbulilinde karıştığı bir cinayet olayı nedeniyle sorgulanan İbrahim Çakmaz isimlişahsın beyanlarında bir ara PKK örgüt kamplarına katıldığını ancak daha sonraİstanbul'a döndüğünü, bu arada DTP faaliyetleri içinde gördüğü kişilerdenbazılarının da örgüt kamplarına katıldığını bunlardan teşhis ettiği kişi olarakDTP merkez yürütme kurulu üyesi Sabahat Tuncel'i göstermiş ve kendisininüzerinde örgüt elemanlarının giydiği kıyafet olduğu halde 2004 yılında yasadışı örgütün kongresine delege olarak katıldığını beyan etmiştir. Bu şekildeörgüt kamplarında terörist kıyafetleri içinde dolaşan Sabahat Tuncel hakkındaTCY.nın 314/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasıtutuklu olarak devam ederken, ilgili 22.07.2007 tarihinde yapılan milletvekiliseçimlerine DTP destekli bağımsız aday olarak katılmış ve seçim sonucumilletvekili olmuş, daha sonra da Demokratik Toplum Partisi'ne katılmıştır.Halen yargılanmasına İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/358 esas sayılıdosyası üzerinden devam edilen Sabahat Tuncel'in yasa dışı terör örgütüdelegeliğinin yanı sıra DTP Milletvekili ünvanını da taşıması davalı partininterör örgütü ile ne kadar içlidışlı olduğunu kanıtlamaktadır.
88-TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE GÖSTERİYE DÖNÜŞEN MİTİNG SIRASINDA DTP MİLLETVEKİLİ VEGENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUĞLUK'UN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde Van İlinde DTP tarafından düzenlenen miting sırasında teröristbaşıÖcalan'ın posterleri sergilenmiş, PKK üyelerinin resimlerinin bulunduğupankartlar açılmış, PKK'yı simgeleyen bayraklar ortada dolaştırılmıştır. Buortamda konuşma yapan DTP genel Başkan yardımcısı Aysel Tuğluk, 'sayın Öcalansıradan biri değildir.Kürt sorunu konusunda savunduğu fikirler geniş kesimlertarafından kabul görmektedir' ve benzeri sözlerle terör örgütünün ve elebaşınınpropagandasını yapması nedeniyle hakkında 3713 SY.nın 7. maddesi gereğinceterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/273 esas sırasında devametmektedir.
89-DTP HATAY İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Hatay İl başkanı olan Halis Yurtsever düzenlenen toplantıdaÖcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak şeklinde yaptığıkonuşma nedeniyle hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davasıDörtyol Sulh Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
90-DTP GAZİANTEP İL BAŞKANININ ÖLDÜRÜLEN TERÖRİSTİN CENAZESİNDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASINI YAPMASI:
04.09.2007tarihinde öldürülen terör örgütü elemanının Nizip İlçesinde yapılan cenazesinekatılan DTP Gaziantep İl başkanı Mustafa Tuç'un burada yaptığı konuşmadaöldürülen teröristleri Kürdistan şehidi diye tanımladığı, bu ve diğer ifadeleriile terör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşılması nedeniyle hakkında başlatılansoruşturmaya Adana Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. md. ile yetkili)2007/522 sayılı evrakı üzerinden devam edilmektedir.
91-DTP DİYARBAKIR İL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
24.012006 tarihinde Diyarbakır DTP il başkanı olan Ahmet Cengiz terör örgütü veÖcalan'ı övücü mahiyette yaptıkları basın açıklaması nedeniyle hakkında suç vesuçluyu övme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, yapılanyargılaması sonucu Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 gün ve2006/431-296 sayılı kararı ile TCY.nın 215 maddesi gereğince mahkumiyetinekarar verilmiştir.
92-DTP MİLLETVEKİLİ SELAHATTİN DEMİRTAŞ'IN ROJ TV'DE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASINI YAPMASI:
05.07.2005tarihinde daha sonra DTP milletvekili olan Selahattin Demirtaş, ROJ TV isimlitelevizyon kanalına canlı telefon bağlantısı yolu ile katılarak, Öcalan'ınsaygıdeğer bir insan ve Kürtlerin önderi olduğunu belirterek övdüğü, '..hükümet ve ordu buna karşı duyarlı davranırsa, bu taleplere duyarlıdavranılırsa artık bayraklara sarılı yada kesk-zor-zerlere (yeşil, sarı vekırmızılara) sarılı cenazeler gencecik evlere gitmeyecek diye düşünüyorum'diyerek PKK terör örgütünü mensuplarının cenazelerine sahip çıktığı ve destekvermek suretiyle örgütün propagandasını yaptığı anlaşıldığından yargılandığıDiyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.11.2006 gün ve 2005/258-2006/175 sayılıkararı ile TCY.nın 220/8. maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
93-DTP SİLOPİ İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ VE ELEBAŞINI ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2006tarihinde Silopi İlçesinde yapılan gösteride konuşan DTP İlçe başkanı Hacı Üzenve parti üyesi Kemal Aktaş haklarında terör örgütü ve amacını ile elebaşıAbdullah Öcalan'ı övücü beyanları nedeniyle terör örgütünün propagandasınıyaptıkları gerekçesiyle 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince cezalandırılmasıistemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/204 esassayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
94-DTP ARDAHAN İL BAŞKANI ÖMER YILMAZ'IN BASIN AÇIKLAMASI:
01.09.2006tarihinde DTP Ardahan İl Başkanı olan Ömer Yılmaz yaptığı basın açıklamasındaterör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için sayın sıfatını kullanması ve konuşmaiçeriğinde kendisinden bahisle yaptığı işlerin önemli olduğunu ve barışınsağlanmasında önemli bir rol oynadığını beyan etmesi, bu şekilde ilgili şahsıövüp, yücelttiğinin sabit olması karşısında suç ve suçluyu övme suçu nedeniylebaşlatılan soruşturma Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devametmektedir.
95-DTP GAZİOSMANPAŞA ARNAVUTKÖY BELDE TEŞKİLATINDA YAPILAN İZİNLİ ARAMA:
11.09.2006tarihinde DTP Arnavutköy Belde teşkilat binasında izinli olarak yapılan aramasırasında teröristbaşı Öcalan'ın resimlerinin duvardaki panolarda bulunduğu,yine öldürülen teröristlerin resimlerinin yanında 'şehitlerimize sahip çıkalım'ibarelerinin yer aldığı, Türkiye'nin bir bölümünün sınırları içerisindeKürdistan olarak gösterilen haritanın asılı olduğu ve çok sayıda terör örgütüile ilgili yasak yayın bulunduğu tesbit edilmiştir.Dolayısıyla parti binasındanziyade terör örgütü PKK kampı izlenimi uyandıran bulgular elde edilmesi üzerineteşkilat görevlileri olan Mehmet Cevat İnce, Memet Akkuş, Ahmet Coşkun, EnverÖzbil, Bedrettin Metin ve Sedat Çaycı haklarında yasadışı silahlı örgüte üyeolma suçundan dolayı açılan kamu davası İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin2006/226 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
96-DTP KARS İL BAŞKANININ BAŞBAKAN'A KÜRTÇE MEKTUP GÖNDERMESİ:
06.01.2007tarihinde DTP Kars il başkanı Mahmut Alınak yaptığı basın açıklamasındaBaşbakan Recep Tayip Erdoğan'a hitaben taleplerini anlatan tamamı Kürtçe birmektup (dilekçe) gönderdiğini beyanla metni okumuştur. 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasasının 81. maddesinde ' Siyasi parti veya temsilcilerinin TürkiyeCumhuriyeti üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri hüküm altınaalınmıştır. İlgilinin söz konusu eyleminin tahrik edici, bölücü nitelikteolduğu, toplumu germe ve vatandaşları birbirlerine karşı kışkırtma amaçlıyapıldığı, bunun da terör örgütünün amaçları ile örtüştüğü kuşkuya yervermeyecek şekilde ortadadır. Siyasi partiler yasasına aykırı davranma suçunedeniyle Mahmut Alınak hakkında açılan kamu davası Kars 1. Asliye CezaMahkemesinin 2007/163 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
97-DTP YÖNETİCİLERİNİN TERÖRİST CENAZESİNE PROPAGANDA AMAÇLI KATILMALARI:
19.07.2006tarihinde öldürülen terör örgütü mensubunun PKK gösterisine dönüştürülecenazesine katılan DTP Hakkari il başkanı Sebahattin Suvağcı, il yöneticileriAlaattin Eğe, Mikail Atan, Selim Engin ve DTP'li Hakkari BELEDİYE başkanı MetinTekçe'nin terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde, suç ve suçluyu övme, örgütedesteğini açıklama amacıyla cenaze töreninde bulundukları anlaşılmaklahaklarında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davası halen Van 4. AğırCeza Mahkemesinin 2006/231 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
98-DTP VARTO İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNE DESTEK AÇIKLAMASI:
18.07.2006tarihinde DTP Varto ilçe başkanı olan Ali Sever'in terör örgütünün sözcülüğünüyapmakta olan ROJ TV isimli televizyon kanalına telefonla canlı bağlantıyaparak,ilçe merkezinde güvenliği sağlama amaçlı bulunan kolluk kuvvetleriniistemediklerini beyan ederek terör örgütünün propagandasını yapma suçunedeniyle hakkında açılan kamu davası halen Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin2007/19 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
99-DTP HAKKARİ İL BAŞKANI VE DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ TALİMATI İLESEMPOZYUM DÜZENLEMELERİ:
Terörörgütünün internet siteleri vasıtasıyla ana dilde eğitim, Kürtçe eğitimtaleplerinin artırılması yolundaki talimatı üzerine DTP Hakkari il başkanıAlaattin Eğe ve DTP'li BELEDİYE başkanı Metin Tekçe tarafından 14.08.2006tarihinde Hakkari İlinde 'Kürt Dili Eğitim Hareketi' isimli sempozyumungerçekleştirildiği, bu şekilde ilgililerin terör örgütüne yardım suçunuişledikleri anlaşıldığından haklarında açılan kamu davası halen Van 4. AğırCeza Mahkemesinin 2007/29 esasına kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
100-DTP ANKARA İL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLEYİCİ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Ankara il örgütü tarafından gerçekleştirilen ve atılansloganlarla terör örgütünü destekler nitelikte gerçekleştirilen basınaçıklaması nedeniyle DTP Ankara il başkanı Salih Karaaslan ve arkadaşlarıhakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davasıhalen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/49 esas sayılı dosyası üzerindendevam etmektedir.
101-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUĞLUK VE DİYARBAKIR İL BAŞKANI HİLMİAYDOĞDU'NUN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMALARI:
03.09.2006tarihinde DTP genel başkan yardımcısı Aysel Tuğluk ve Diyarbakır il başkanıHilmi Aydoğdu parti tarafından düzenlenen mitingte terör örgütü ve Öcalan'ıövücü mahiyette yaptıkları konuşmalar nedeniyle haklarında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 4. Ağır CezaMahkemesinin 2006/368 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
102-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUĞLUK VE DTP'Lİ SİİRT İL BAŞKANI MURATAVCI'NIN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMALARI:
16.05.2006tarihinde DTP Batman il kongresine katılan Aysel Tuğluk ve Murat Avcı buradayaptıkları konuşmalarda Öcalan'ın siyasi irade olarak muhatap kabul edilmesigerektiğini, PKK'yı terörist ilan etmelerinin sorunun çözümüne katkıdabulunmayacağını, terörist olarak nitelendirilen insanların kimilerine görekahraman olduğunu, Öcalan'ı terörist ilan etmeleri halinde halkın karşısınaçıkamayacaklarını ifade etmeleri nedeniyle oluşan terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıhalen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/369 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
103-DTP MALATYA İL YÖNETİCİ VE ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİEYLEMLERİ:
15.02.2006ile 31.03.2006 tarihleri arasında DTP Malatya il yöneticisi ve parti üyesi olanOnur Geldi, Sebahattin Işıklı, Mahmut Kayar, Pınar Uzun, Emral Dağdelen, NimetÖzalp, Zeynep Doğan, Mahmut Güngör, Behçet Tunç, Hüseyin Yılmaz, Resul Atay,Kemal Çağlan, Nuray Kılınç, Mehmet Ali Yaman, Gülhanım Doğan, Yusuf Tokdemir veErdoğan Karaca tarafından gerçekleştirilen yasa dışı gösterilerde sloganattıkları, öldürülen terörist cenazelerinde olay çıkardıkları, Öcalan içinparti, binasında açlık grevi organize ettikleri anlaşıldığından haklarındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası halen Malatya3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/14 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
104-DTP ŞIRNAK İL ÖRGÜTÜNÜN ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASININ YAPILMASI:
02.12.2006tarihinde Şırnak ilinde düzenlenen yasa dışı gösteriye katılan DTP il başkanıİzzet Belge ve yönetici Abdullah İsnaç'ın terör örgütünü övücü niteliktekonuşmaları ve yasa dışı slogan atmaları nedeniyle oluşan terör örgütününpropagandasını yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davası halen Diyarbakır 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/81 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
105-DTP BAĞCILAR İLÇE BİNASINDA YAPILAN İZİNLİ ARAMA:
05.11.2006tarihinde bir ihbar üzerine DTP Bağcılar ilçe binasında gerçekleştirilenaramada teröristbaşı Öcalan ve terör örgütü elemanlarının resimlerinin asılıolduğu, çok sayıda yasak yayın bulunduğu, terör suçlarından aranılan şahıslarınyakalandığı, dolayısıyla parti binasının terör örgütü PKK kampı görevini yerinegetirdiği görülmüş, DTP yöneticileri Lütfi Dağ, Mikail Varhan, Hüseyin Şahin,Cihan Gündüz ve Mehmet Sait Şaşmaz haklarında terör örgütü üyesi olmak suçundanaçılan kamu davası halen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/391 esassırasında kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
106-DTP KADIN MECLİSİ TEMSİLCİLERİNİN YAPTIKLARI BASIN AÇIKLAMASINDA TERÖR ÖRGÜTÜVE ELEBAŞINI ÖVME EYLEMLERİ:
24.11.2006tarihinde DTP üyeleri Sara Aktaş, Sebahat Tuncel (DTP Milletvekili), YıldızAktaş, Selma Söker, Zahide Besi, Selma Irmak, Aynur Coşkun, Sibel Öz, ZeynepKaraman, Pelgüzar Kaygısız, Çimen Işık, Türkan Yüksel ve Ayfer Ekin tarafındanAnkara'da yapılan basın açıklamasında yer alan ibareler itibariyle oluşan terörörgütü ve elebaşının propagandasını yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davası halenAnkara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/85 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
107-BUCA DTP GENÇLİK MECLİSİ ADINA TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
27.05.2007tarihinde DTP Buca ilçe teşkilatı önünde Yusuf Koçaklı tarafından okunan ' DTPBuca Gençlik Meclisi' imzalı basın bildirisinde terör örgütü PKK ve onunelebaşı Öcalan'ı övücü nitelikteki ifadeler nedeniyle örgüt propagandasıyapmak, suç ve suçluyu övmek suçlarından açılan kamu davası halen İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/309 esas sırasında kayıtlı kamu davası üzerindendevam etmektedir.
108-DTP AĞRI İL ÖRGÜTÜNÜN ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASININ YAPILMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Ağrı il teşkilatı tarafından organize edilen izinli gösteri sırasındayapılan konuşmaların içeriği, atılan yasa dışı sloganlarla gösteri yine terörörgütünü övme niteliğini kazanmıştır. Olay nedeniyle DTP yöneticileri MuratÖztürk, Hazal Aras ve Murat Daş haklarında terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davası halen Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin2007/156 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
109-DTP MYK ÜYESİ MEDENİ KIRCI'NIN ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPMASI:
21.03.2007tarihinde DTP MYK üyesi Medeni Kırıcı Bingöl ilinde yaptığı konuşmada terörörgütü ve elebaşını övücü beyanlarda bulunması nedeniyle hakkında açılansoruşturma devam etmektedir.
110-DTP İSKENDERUN İLÇE BAŞKANININ VE YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜKONUŞMALARI:
21.03.2007tarihinde İskenderun ilçesinde düzenlenen gösteride konuşan DTP ilçe başkanıMehmet Salih Koca ve ilçe yöneticisi Mahmut Aydıncı'nın bölücü örgütü övücübeyanlarda bulunduklarının anlaşılması nedeniyle haklarında suç ve suçluyuövmek suçlarından açılan kamu davası halen İskenderun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin2007/438 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
111-DTP SULTANBEYLİ İLÇE TEŞKİLATININ ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİ VE İLÇEBİNASINDA YAPILAN ARAMA:
11.03.2007tarihinde izinsiz olarak organize edilen terör örgütü ve elebaşı lehine yapılangösteri sırasında molotof kokteyli atma gibi şiddet eylemlerigerçekleştirilmiştir. Görüntü kayıtlarının incelenmesinde topluluğu DTPyöneticilerinin yönlendirdiğinin belirlenmesi karşısında DTP Sultanbeyli ilçeteşkilatında yapılan izinli aramada '9 Ekim senaryosunu nefretle kınıyoruz-Kürtsorununda çözüm gücü Öcalan'dır, derhal diyalog kurulsun' şeklinde ifade içerenpankart, yasa dışı yayınlar ele geçirilmiştir. Olayla ilgili olarak DTPSultanbeyli ilçe başkanı Ahmet Narım'ın da aralarında bulunduğu kişilerhakkında başlatılan soruşturma devam etmektedir.
112-DTP KARAYAZI TEŞKİLATINCA GERÇEKLEŞTİRİLEN AÇIK HAVA TOPLANTISININ ÖRGÜTÜ ÖVMEMİTİNGİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
22.03.2007tarihinde Karayazı ilçesinde gerçekleştirilen izinli gösteri terör örgütümitingine dönüştürülmüş, konuşmacı olan DTP Karayazı ilçe başkanı Fuat Arslan,Karaçoban ilçe başkanı Mehmet Tilki, Erzurum il başkanı Bedri Fırat ve PartiMeclisi üyesi Cemal Coşgun yaptıkları konuşmalarda 'Önderliğimiz gün be günsistematik bir biçimde zehirlenmektedir' gibi ve benzeri ibarelerle terörörgütünü ve elebaşını övücü beyanlarda bulunmaları nedeniyle olayla ilgilibaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
113-DTP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ LEYLA ZANA'NIN BÖLÜCÜ NİTELİKTEKİ KONUŞMASI:
DTPPM üyesi eski DEP milletvekili Leyla Zana 19.07.2007 günü Bingöl ilinde DTPdestekli bağımsız milletvekili adayı Mehmet Nuri Özmen'in seçim mitingindeyaptığı 'Bana Diyarbakır'lı diyorlar, ben Diyarbakır'lı değil, Kürdistanlıyım.Buralara Doğu, Güneydoğu diyorlar. Buralar Doğu, Güneydoğu değil Kürdistandır.Bizlere bölücü diyorlar, aslında bu topraklar bizim' ifadeleriyle yaptığıkonuşmanın bölücü terör örgütünün amaçları doğrultusunda yapıldığına kuşkubulunmamaktadır. İlgilinin daha önce de benzer eylemleri nedeniyle mahkumiyetleribulunduğu, terör örgütüne yakınlığı hatırlandığında toplumu birbirine karşıkışkırtma görevini üstlendiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Olayla ilgilisoruşturma halen devam etmektedir.
114-DTP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ LEYLA ZANA'NIN DİYARBAKIR'DA YAPTIĞI BÖLÜCÜ VE TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ NİTELİKTEKİ KONUŞMASI:
18.07.2007tarihinde Diyarbakır ilinde düzenlenen DTP destekli bağımsız milletvekiliadayların seçim mitinginde konuşan DTP PM üyesi eski DEP milletvekili LeylaZana çok açık biçimde terör örgütü PKK ve elebaşı Öcalan'ı övmüş, lehlerineslogan atılmasını sağlamıştır. Önderimiz İmralı'da sözlerini sarfeden LeylaZana hakkında açılan soruşturma halen devam etmektedir.
115-DTP MİLLETVEKİLİ AYSEL TUĞLUK'UN TERÖRİSTBAŞINI ÖVMESİ:
DTPgenel başkan yardımcısı ve Milletvekili olan Aysel Tuğluk'un 17.07.2007tarihinde yaptığı basın açıklamasında 'Öcalan için sayın ifadesini kullanmayadevam edeceğiz','PKK ve Öcalan Kürt sorunundan bağımsız düşünülemez' şeklindekisözleri nedeniyle suç ve suçluyu övme ve terör örgütünün propagandasını yapmaksuçlarından açılan soruşturma halen Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindedevam etmekte olup, ilgilinin milletvekili olması nedeniyle yasamadokunulmazlığının kaldırılması talebinin sonucu beklenmektedir.
116-DTP ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ VE ELEBAŞINI ÖVME EYLEMLERİ:
DTPüyesi olduklarını beyan eden Hediye Tekin ve Nazime Ceren Salmanoğlu08.03.2007tarihinde yaptıkları konuşmalarda açıkça terör örgütü ve elebaşı Öcalan'ı övücübeyanlarda bulunmaları sebebiyle haklarında suç ve suçluyu övme ve terörörgütünün propagandasını yapmak suçlarından açılan kamu davası halen İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/311 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
117-DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ SÖZDE KÜRDİSTAN ŞEKLİNDE HAVUZ YAPTIRMASI:
23.02.2007ve öncesi tarihlerde yapımı devam eden Diyarbakır Kayapınar BELEDİYEsine aithavuzun şekli projesinde elips şeklinde tasarlandığı halde daha sonra DTP'liBELEDİYE başkanı Zülküf Karatekin ve elemanları tarafından şekil değiştirilip,bir kağıda kurşun kalemle çizilmek suretiyle müteahhitten yapımı istenildiği,çizilen şeklin terör örgütü PKK tarafından sözde büyük kürdistan olaraktanımlanan sınırlarla birebir uyumlu olduğunun anlaşılması karşısında ilgililerhakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan açılan kamu davası halenDiyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/277 esas sırasında kayıtlı kamudavası üzerinden devam etmektedir.
118-DTP MİLLETVEKİLİ SEBAHAT TUNCEL'İN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
08.09.2007tarihinde Batman ilinde BELEDİYE tarafından düzenlenen festivalde konuşan DTPMilletvekili Sebahat Tuncel ' Bize denildi ki; çocuklarınızı terörist ilanedin, sizi farklılıklarınızla kabul edeceğiz, hiçbir Kürt halkı, hiçbir Kürtferdi bunu kabul etmez' şeklinde sözlerle terör örgütü PKK'yı açıkça övmüştür.İlgilinin PKK terör örgütü üyesi olma suçundan yargılamasının devam ettiğidikkate alındığında sarfettiği bu sözlerin aslında kendisi açısındanyadırganacak sözler olmadığı anlaşılacaktır. Ancak yadırganması gereken; şiddetiöngörmeden, hukuk platformunda demokratik mücadele yapması öngörülen siyasiparti bünyesinde terör örgütü üyeliğinden yargılanan ve halen de terör örgütünüsavunan ve hatta bunu kendisine görev edindiği anlaşılan kişilerinbulunmasıdır. Ulusal ve uluslararası düzenlemelerde siyasi partilerin çalışmailkelerini belirleyen kurallar ve evrensel demokrasi ilkeleri açısından üzüntüverici bu durum, Demokratik Toplum Partisi'nin siyasi parti olarakçalışmalarının temelinde terör örgütünün dolayısıyla şiddetin yer aldığınınaçıkça kanıtıdır. Sebahat Tuncel hakkındaki soruşturma halen devametmektedir.
119-DTP MİLLETVEKİLİ VE ESKİ GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLGİLİAÇIKLAMASI:
22Temmuz 2007 seçimlerine DTP destekli bağımsız aday olarak giren ve milletvekiliseçilen partinin eski Genel Başkanı ve DTP milletvekili Ahmet Türk, 04.08.2007tarihinde TBMM'de yeminler yapılırken Meclis bahçesinde NTV isimli televizyonkanalına verdiği röportaj sırasında 'Bize PKK'yı kınayın diyorlar. Kınarsaketkimiz kalmaz' şeklinde beyanda bulunmuştur. Yukarıda belirtilen olaylarda dagörülebileceği gibi DTP yönetici ve üyelerinin hemen hemen tamamında görülenterör örgütüne yaklaşım aynıdır.Tüm dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği,ülkemizde otuzbini aşkın insanımızın hayatına mal olan PKK'yı sadece ve sadece kınayamamakkınarsa etkilerinin kalmayacağını beyan etmek dahi DTP'nin söz konusuörgütten izinsiz hiçbir eylemde bulunamayacağının, kendilerinin varlık sebebiolarak örgütü gördüklerinin kanıtıdır.
Sözkonusu televizyon programında sarfedilen sözlerle ilgili Ahmet Türk hakkındabaşlatılan soruşturma halen devam etmektedir.
120-DTP VAN İL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI YAPMASI:
16.04.2007tarihinde DTP Van il yöneticisi Mehmet Veysi Dilekçi yaptığı basınaçıklamasında 'PKK bu ülkenin gerçeğidir. Bunu kabul etmek zorundayız. BizimPKK ile organik değil duygusal bağımız var''PKK'nın militanları da bu ülkeninevlatlarıdır. Devlette bunun için çözüm geliştirmek zorundadır''.Öte yandanhükümetin PKK'nın yaptığı ateşkese ve barış çağrısına cevap vermesiniistiyoruz' şeklindeki sözleri nedeniyle terör örgütünü övme suçundan açılankamu davası halen Van Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
121-DTP ŞIRNAK İL ÖRGÜTÜ TARAFINDAN DÜZENLENEN AÇIK HAVA TOPLANTISININ TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVEN MİTİNG HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.03.2007tarihinde DTP Şırnak il örgütü tarafından gerçekleştirilen toplantıda yapılankonuşmalarda DTP il başkanı İzzet Belge 'doktorlardan bir açıklama gelmeden,bizim liderimizi sapasağlam görmeden bu gerginlikler devam edecek. Ama Türkiyebunu yapmıyor, Apo zehirlenmedi öyle bir şey yok, sapasağlamdır ama biz bunainanmıyoruz. Biz Türkiye'ye sesleniyoruz sağlam bir doktor heyetini İmralı'yagönderin onlardan açıklama duyalım biz de rahatlıyalım. İşte biz o zaman sakinolabiliriz.', DTP kurucu üyelerinden Selma Söker'de konuşmasında Öcalan'aövgüler düzdükten sonra ' sayın Öcalan son görüşmesinde botan halkınaselamlarını iletmiştir. Biz de buradan kendisine özgürlük çığlığımızıulaştıralım' şeklinde beyanlarda bulunmuş, gösteri sırasında terör örgütü PKKve elebaşı Öcalan lehine yoğun biçimde sloganlar atılmış, sözde bayraklaralanda dolaştırılmıştır. Söz konusu olayla ilgili soruşturma devam etmektedir.
122-DTP TUNCELİ İL BAŞKANININ TERÖRİST BAŞI ÖCALAN'I ÖVMESİ:
18.03.2006tarihinde DTP Tunceli il örgütünün düzenlediği, atılan sloganlarla örgütmitingine çevrilen açık hava toplantısında partinin il başkanı olan ÖzgürSöylemez yaptığı konuşmada 'sayın Öcalan'a uygulanan ağır tecritpolıitikalarını doğru bulmuyoruz' şeklinde sözlerle suç ve suçluyu övme suçunuişlediği anlaşıldığından hakkında açılan kamu davasının Tunceli Sulh CezaMahkemesinin 2006/103 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılaması sonucuTCY.nın 215. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
123-DTP MYK ÜYESİ MEHMET ZEKİ DOĞRUL'UN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BEYANI:
05.05.2007tarihine DTP Bingöl il teşkilatının olağan kongresinde konuşan partinin MYKüyesi Mehmet Zeki Doğrul'un 'sayın Öcalan' diye başlayan ve örgüt lideriniövücü sözlerin yer aldığı konuşmasında suç ve suçluyu övme suçunu işlediğianlaşıldığından TCY.nın 215. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davasın halen Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.
124-DTP SİLOPİ İLÇE TEŞKİLATININ DÜZENLEDİĞİ YASA DIŞI GÖSTERİ:
24.04.2007tarihinde DTP Silopi ilçe başkanı ve yöneticileri olan Haci Üzen, SabriyeBurumtekin ve Fatma Gündüz tarafından düzenlenen izinsiz gösteri sırasında'Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan', 'Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız','biji serk Apo' gibi yasa dışı sloganların atıldığı, Fatma Gündüz tarafındanokunan Öcalan'ı övücü nitelikteki basın açıklaması ve gösterinin terör örgütügösterisine dönüştürüldüğünün anlaşılması karşısında ilgilileri hakkında 2911sayılı yasanın 28/1. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamudavası halenSilopi 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/666 esas sırasında kayıtlıdosyası üzerinden devam etmektedir.
125-DTP'NİN YASADIŞI EYLEMLERDE YAŞI KÜÇÜK KİŞİLERİ KULLANMASI:
19.03.2006tarihinde Antalya ili Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu'nda DTP tarafından izinliolarak düzenlenen açık hava gösterisi sırasında elde edilen görüntüler üzerindeve alanda kolluk kuvvetlerinin yaptıkları tesbitler sonucu terör örgütü PKK'yısimgeleyen sözde bayrakları taşıyan, üzerlerinde beyaz penye üzerine yazı ile 'Öcalan irademizdir' yazdırılmış ve özel olarak yaptırılmış tişörtleri giyen1990doğumlu Ayten Dursun, 1989 doğumlu Hüsna Adam ve 1989 doğumlu Hülya Kılıçyakalanmışlardır. Haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davasında İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/348 esas sayılıdosyası üzerinden yapılan yargılamaları sonucu adı geçenlerin TCY.nın 314/2.maddesi delaletiyle 220/8. maddesi gereğince cezalandırılmalarına kararverilmiştir. Sanıklar söz konusu yargılamaları sırasında verdikleriifadelerinde üzerlerine giydikleri tişörtleri ve salladıkları örgütbayraklarını olaydan 3-4 gün önce evlerine gelen ve DTP'den geldiklerinisöyleyen kişilerin kendilerine verdiğini ve giymelerini istediklerini beyanetmişlerdir. Aynı olayda yargılanıp, işlediği fiilin hukuki anlam vesonuçlarını algılayamadığı yönünde uzman hekim kurulu raporu bulunması nedeniyleatılı suçtan ceza tertibine yer olmadığına karar verilen 1992 doğumlu DilanTaş'ta aynı şekilde beyanda bulunmuştur. Söz konusu yargılama dosyasındakibilgilerden açıkça anlaşılabileceği gibi Demokratik Toplum Partisi terörörgütünü övme, yüceltme eylemlerinde çocukları dahi kullanmıştır. Yasa dışıgösteride küçük çocukların kullanılmasının siyasi partinin amaçlarına ulaşmadakullanması gereken demokratik araçlardan birisi olamadığıtartışmasızdır.
126-DTP ÜYELERİNİN YASA DIŞI SLOGAN ATTIKLARI ŞİDDET İÇERİKLİ GÖSTERİ:
24.11.2006tarihinde Malatya DTP üyeleri Mehmet Emin Yanardağ ve Bayram Bozan'ın daiçlerinde bulunduğu bir grup tarafından gerçekleştirilen yasa dışı gösterideterör örgütü ve elebaşının sloganlarla propagandasının yapıldığının belirlenmesikarşısında haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılankamu davası halen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/116 esas sayılıdosyası üzerinden devam etmektedir.
127-EYLEM YAPMAK İÇİN İSTANBUL'A GELEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİNİN DTP İL BİNASINDAKARŞILANIP, LOJİSTİK DESTEK SAĞLANMASI:
16.09.2006tarihinde İstanbul ilinde yakalanan PKK terör örgütü üyesi Müslüm Karadağifadesinde PKK terör örgütüne katılışını, örgütün kırsal alanında eğitimgördüğünü detaylı olarak anlatmış, ifadesinde devamla 2006 yılında eylemiçin İstanbul'a geldiğini, burada İstanbul DTP il binasında tanıştığı Lezginisimli şahsın barınma konusunda kendisine yardımcı olduğunu, DTP ilteşkilatında bulunan 'yurtsever' tabir edilen ailelere kendisini teslim ederekbarınma konusunda yardımcı olduğunu, bu kapsamda İstanbul'un muhtelifyerlerinde çeşitli şahıslara ait evlerde kaldığını, gündüzleri ise DTP ilbinasına götürüldüğünü beyan etmiştir. Söz konusu olayla ilgili olarakMüslüm Karadağ hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan açılan kamu davasıhalen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006&250 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
128-KIZILTEPE İLÇESİNDE DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ŞİDDET EYLEMLERİ VE PARTİ İLBİNASINDA YAPILAN ARAMA SONUCU ELE GEÇEN SUÇ UNSURLARI:
02.04.2006tarihinde 14 teröristin öldürülmesini protesto amaçlı olarak DTP tarafındandüzenlenen basın açıklamasının şiddet eylemlerine dönüştüğü, parti binasındantaş atılması ve bir polis memurunun tabancasının gasp edilip, güvenlik kuvvetlerininüzerine ateş açılması üzerine merciinden izin alınarak girilen DTP Kızıltepeilçe binasında yapılan aramada; 'BİZLER TÜRKİYELİYİZ AMA KÜRDÜZ ÖNDERİMİZABDULLAH ÖCALANDIR', 'KÜRT HALKINA UZANAN ELLER KIRILSIN', 'KÜRT HALKIÖZGÜRLEŞİNCEYE KADAR DİRENECEK' gibi terör örgütü ve elebaşını övüp, sahiplenenhazır pankartların, bol miktarda asılı Öcalan ve terör örgütü elemanlarınınresimlerinin bulunduğu tesbit edilmiştir. Olaylara fiilen katılan ve yaptıklarıaçıklama ve hareketlerle olayları başlatan DTP Mardin il yöneticileri FerhanTürk, Cebrail Sayar, Osman Akkoyun, Ahmet Temel, Süleyman Ökmen ve GülserYıldırım'ın da aralarında bulunduğu kişiler hakkında terör örgütüne üye olmasuçundan açılan kamu davası halen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/159esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
129-DTP MİLLETVEKİLİ AHMET TÜRK'ÜN TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'YA TEŞEKKÜR ETMESİ:
DTPGenel Başkanı Ahmet Türk'ün 06.11.2006 tarihinde Manisa'da yaptığı konuşmasırasında PKK'ya gerçekleştirdiği sözde ateşkesle ilgili teşekkür ettiğiiddiası ile ilgili olarak kendisine soru yönelten Batman Çağdaş Gazetesimuhabirlerine olayı doğrulayan beyanda bulunduğu iddiası ile hakkında açılansoruşturma Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
130-DTP MİLLETVEKİLLERİ AYSEL TUĞLUK VE AYLA AKAT ATA'NIN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİSUÇUNDAN YARGILANMALARI:
Terörörgütü PKK'nın kurucusu ve elebaşı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalanıp,ülkemize getirilmesinden sonra gerçekleşen yargılama süreci sonrasında mahkumolduğu cezası İmralı Cezaevinde infaz edilmektedir. Yasalar gereğinceavukatlarıyla görüşme olanağı tanınan teröristbaşının avukatları yasalhaklarını kötüye kullanarak teröristbaşının terör örgütünü ve kurdurduğu siyasipartileri (geçmişte DEHAP, şimdi ise DTP) yönetmesine olanak sağlayantalimatlarını her görüşme sonrası 'GÖRÜŞME NOTLARI' adı altında terör örgütüneyakınlığı ile bilinen internet sitelerinde yayınlanmasını sağlamışlardır. Buaçıdan bakıldığında elebaşına yakınlıklarından ve sadakatlerinden kuşkuduyulmayacak avukatlarından bazılarının DTP destekli bağımsız aday olarakmilletvekili seçimlerine katılmaları ve hatta milletvekili seçilmeleribeklenen sonuç olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim teröristbaşının bu süreçteavukatlığını yapan Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata 22 Temmuz 2007 tarihindeyapılan seçimler sonucu milletvekili seçilmişler ve derhal Öcalan'ın talimatıile kurulun Demokratik Toplum Partisi'ne katılmışlardır. İlgililer hakkındateröristbaşının talimatlarını gerekli gördükleri yerlere iletmeleri nedeniyleaçılan soruşturma sonucu eylemlerinin çok sayıda olması nedeniyle örgütpropagandası niteliğini aşıp, örgüt üyeliği vasfına ulaştığı anlaşıldığındanterör örgütüne üye olmak suçundan haklarında açılan kamu davalarıbirleştirilerek halen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/358 esas sayılıdosyası üzerinden devam etmektedir.
131-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SELMA IRMAK'IN TERÖRİSTBAŞINI ÖVÜCÜ BASINAÇIKLAMASI:
DTPGenel Başkan yardımcısı Selma Irmak 05.10.2007 tarihinde Ankara'da yaptığıbasın açıklamasında terör örgütü PKK'nın elebaşı Öcalan'ı övücü beyanlardabulunması nedeniyle hakkında suç ve suçluyu övmek suçundan başlatılansoruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
132-DEMOKRATİK TOPLUM PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANLARININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAYIN ORGANIROJ İSİMLİ TELEVİZYON KANALININ KAPATILMASINI ÖNLEMEK İÇİN DANİMARKABAŞBAKANINA MEKTUP YAZMALARI:
Dahaönce Avrupa çıkışlı yayın yapan ve bu yayını ilgili ülkeler nezdindeDevletimizin 'terör örgütünün sözcüsü gibi yayın yaptığı gerekçesi ile' yaptığıgirişimler sonucu bu durumun sabit olduğunun ilgili ülkelerce de anlaşılmasıylakapatılmasına karar verilen MED TV, daha sonra kurulup aynı akıbete uğrayanMEDYA TV adlı televizyon kanallarının devamı niteliğinde, aynı kadrolartarafından kurulan ROJ TV, halen Avrupa çıkışlı olarak yayınına devametmektedir. Bu yayının kaldırılmasına ilişkin girişimlerde bulunulmasıkarşısında etkili propaganda vasıtasını kaybetmekten korkan terör örgütüneparalel olarak DTP yöneticileri de yayının 'durdurulmaması' için girişimlerdebulunmuş, bu anlamda çeşitli etkinliklerin yanı sıra DTP'li 56 BELEDİYE başkanıimzası ile yayının yapıldığı Danimarka Başbakanına bir mektup gönderilmiş,parti mitinglerinde konuşan tüm yöneticiler söz konusu yayını savunanbeyanlarda bulunmuşlardır. Halen söz konusu televizyon kanalının başındabulunan Abdullah Hicab adlıkişinin PKK üst yönetiminde de yer alması ve örgüttarafından bu işle görevlendirilmesi, terörist başı Öcalan'ın avukat görüşmelerinde( örneğin 12.Mayıs 2004 tarihli avukat görüşmesindeki beyanları) söz konusukanalın yapısını ortaya koymaktadır. Terör örgütünün sözcülüğünü yaptığındankuşku bulunmayan, bu nedenle Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlarınınengellenmesi amacıyla yayının yapıldığı Danimarka ülkesi nezdinde başlatılangirişimler karşısında DTP'li BELEDİYE başkanları tarafından DanimarkaBaşbakanına yazılan ve ROJ TV'nin kapatılmaması talebini içeren mektupnedeniyle mektuba imza koyan Osman Baydemir, Fırat Anlı, Abdullah Demirbaş,Yurdusev Özsökmenler, Zülküf Karatekin, Mehmet Salih Yıldız, Hüseyin Kalkan,Metin Tekçe, Gülcihan Şimşek, Muzaffer Yöndemli, Songül Erol Abdil, CihanSincar, Mehmet Nasır Aras, Demir Çelik, Ali Yıldız, Memet Tahir Kahramaner,Seyfettin Aydın, Mulla Şimşek, Abdülkerim Adam, Nusret Aras, Fahrettin Astan,Mehmet Selim Demir, Mehmet Tanhan, Mukaddes Kubilay, Fikret Kaya, KutbettinTaşkıran, Aydın Budak, Hurşit Tekin, Şeyhmus Bayhan, Faik Dursun, Şükran Aydın,Ramazan Kapar, Nadir Bingöl, Hüseyin Öğretmen, Murat Ceylan, Abdullah Akengin,Esat Üner, Osman Keser, Leyla Güven, Etem Şahin, Süleyman Anık, Resul Sadak,Hasan Karakaya, Nuran Atlı, Zeyniye Öner, Emrullah Cin, Muhsun Kunur, BurhanKurhan, Seyfettin Alkum, Hurşit Alptekin, Mehmet Kaya, Orhan Özer, Ahmet Ertak,Abdulkadir Ağaoğlu, Ayhan Erkmen ve İsmail Arslan haklarında silahlı örgütebilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan açılan kamu davası halen Diyarbakır5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/205 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
133-DTP MİLLETVEKİLLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ TARAFINDAN KAÇIRILAN SEKİZ ASKERİN GERİALINMASINI ÖRGÜT PROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRMESİ:
21Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından kaçırılan sekiz askerin gerialınması olayı DTP milletvekilleri Aysel Tuğluk, Fatma Kurtulan ve OsmanÖzçelik tarafından tam bir örgüt propagandasına dönüştürülmüştür. Roj TV gibiörgütün yayın organlarında olaydan sonra askerlerin teslim edilmeleri içinözellikle ailelerinin DTP'ye yönlendirilmeleri ve nihayetinde üçmilletvekilinin Kuzey Irak'a giderek terör örgütü elebaşının resimleri ve sözdebayrakları önünde askerleri almalarına ait görüntülerle istenilen propagandaamacına ulaşılmak istenilmiştir. Terör örgütünün aileleri DTP'yeyönlendirmesinden de anlaşılacağı gibi söz konusu eylemin propaganda amaçlıplanlandığı çok açık olarak ortaya çıkmıştır. Olayla ilgili olarak AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı tarafından Aysel Tuğluk, Fatma Kurtulan ve OsmanÖzçelik haklarında başlatılan soruşturma devam etmektedir.
134-DTP MİLLETVEKİLİ İBRAHİM BİNİCİ'NİN TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUBUNUN CENAZESİNDE YAPTIĞIBASIN AÇIKLAMASI:
İran-Iraksınırında öldürülen terör örgütü PKK mensubu Ayfer Serçe ile ilgili olarak29.07.2007 tarihinde Viranşehir İlçesinde yasa dışı sloganların atıldığıörgütün elebaşının posterlerinin açıldığı, sözde bayraklarının sergilendiğigösteri sırasında basın açılaması yapan DTP Milletvekili İbrahim Binici'nin'Kürt halkına karşı tüm bu vahşi ve kanlı yönelimler Türk ve İran Devletlerinineş zamanlı olarak gerçekleştirdikleri operasyonlarla direk bağlantılı olduğubilinmelidir' gibi sözleri nedeniyle işlemiş olduğu halkı kin ve düşmanlığatahrik etmek suçu nedeniyle hakkında açılan kamu davası halen Viranşehir AsliyeCeza Mahkemesinin 2007/39 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
135-DEHAP'IN DTP'YE KATILIŞ BİLDİRGESİ:
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemleri odağı olduğugerekçesiyle hakkında Anayasa Mahkemesi'ne kapatma davası açılmış olanDemokratik Halk Partisi (DEHAP) parti meclisi ve il başkanlarının katılımıyla16 Ağustos 2005 tarihinde ' Demokratik Toplum Hareketi'ne katılım' adı altındagerçekleştirdikleri toplantının sonuç bildirgesinde DEHAP'ın ''ciddi birtecritle iç içe yaşatılan sayın Abdullah Öcalan'ın sorunun çözümünde muhatapolma bakış açısının kabulünde rolünü oynamaya çalıştığı'.' beyanla, bundansonra yola Demokratik Toplum Hareketi (daha sonra DTP olarak partileşen oluşum)bünyesinde devam edeceklerini deklare etmeleri nedeniyle Tuncer Bakırhan, vediğer ilgililer hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davası halenAnkara 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/265 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir. Hakkında açılan kapatma davası dikkate alındığında DEHAP'ınüstlendiği görevi belirterek, aynı yönde çalışmak için DTP'ye katılması, davalıpartinin asıl amacının terör örgütü ve liderinin savunulması olduğunu açıkçakanıtlamaktadır.
136-DTP ANKARA İL YÖNETİCİSİNİN YASADIŞI GÖSTERİLERİ ORGANİZE ETMESİ:
11Eylül 2007 tarihinde Ankara TED Koleji çok katlı otoparkında ele geçendüzenekli patlayıcı yüklü Mercedes Vito marka araçla ilgili yapılan soruşturmasırasında ulaşılan zanlı Alpaslan Özkan ifadelerinde Ankara'da üniversitelerdeokuyan öğrencilere PKK propagandası yapılarak örgüte eleman kazandırılmasıamacıyla kurulan Gençlik Kültür Merkezi (GKM)'nin DTP Ankara il yönetimindegörevli Fevzi Kara isimli şahsa ait olduğunu, yine DTP Ankara il yönetimindegörevli Taylan Gürel isimli şahsın sürekli GKM'ne gelip gittiğini, terörörgütünün yayın organlarında verilen örgüt ve elebaşısı Abdullah Öcalan lehineyasa dışı eylem talimatlarının gereğini yapmak üzere Ankara DTP il yönetimincealınan kararların bu şahıslar tarafından duyurulup, eylemlerin organizeedildiğini beyan etmiştir. Olayla ilgili soruşturma halen Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
137-DTP MİLLETVEKİLLERİ FATMA KURTULAN VE SEVAHİR BAYINDIR'IN TERÖR ÖRGÜTÜKAMPLARINDA EĞİTİM ALMASI:
Terörörgütü içerisinde faaliyette bulunduktan sonra ayrılan Dicle kod S.S. isimlişahıs daha sonra verdiği ifadelerinde; örgüt içerisinde faaliyet gösterdiğisırada HADEP-DEHAP parti teşkilatından bir çok insanın örgütün kamplarınagelerek siyasi eğitim aldıktan sonra tekrar Türkiye'ye dönerek bu partileriçerisinde faaliyet gösterdiğini, 2003 yılında (halen DTP milletvekili olan)Fatma Kurtulan ve Sevahir Bayındır'ın örgüte ait Şehit Harun kampınageldiklerini, kendilerine üç ay süreyle PJA içerisinde üst düzey sorumlusuPelşin kod Gülizar Tural tarafından siyasi eğitim verildiğini, bu süre zarfındaher ikisinin de örgüt kıyafetlerini giydikleri, eğitimin sonunda siyasiçalışmalarda bulunmak üzere Türkiye'ye döndüklerini beyan ettiği görülmüştür.Resmi nikahlı eşi Salman Kurtulan'ın halen örgüt içerinde faaliyet gösterdiğianlaşılan Fatma Kurtulan ve Sevahir Bayındır haklarında olayla ilgilisoruşturmaya devam edilmektedir.
138-DTP'Lİ ŞIRNAK BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
07Eylül 2007 tarihinde DTP'li Şırnak BELEDİYE başkanı Ahmet Ertak'ın Şırnak'taFransız haber ajansı 'France 24' kanalına verdiği görüntülü röportaj sırasında' 'PKK Kürt halkını destekliyor. Bizde PKK'yı destekliyoruz. PKK'yı desteklemeklazım'' şeklinde beyanlarda bulunduğunun anlaşılması karşısında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma Şırnak CumhuriyetBaşsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
139-DTP ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI, DOĞUBAYAZIT İLÇE BİNASININTERÖR ÖRGÜTÜ MERKEZİNE ÇEVRİLMESİ:
21.02.2006tarihinde kuruluş aşamasındaki DTP Doğubayazıt ilçe binasında yapılan izinliarama sırasında duvarlarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın posterlerininasılı olduğu, bina içerisinde ' Ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistan'da sayınAbdullah Öcalan'ı siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum' içerikliTürkçe ve Kürtçe matbu dilekçelerin bulunduğu belirlenmiştir. Partinin kuruluşçalışmalarını yapan ve terör örgütü üyeliği suçundan mahkum olduğu öncekicezasını çektikten sonra cezaevinden 01.11.2004 tarihinde tahliye edilen AhmetÖzbay hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamudavasının yapılan yargılaması sonucu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin30.05.2006 gün ve 2006/55-76 sayılı kararı ile 3713 sayılı yasanın 7/2. maddesigereğince 10 ay hapis ve 416.00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasınakarar verildiği anlaşılmıştır.
140-DTP ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
DTPüyesi olduğunu beyan eden Orhan Tunç'un 02.10.2006 ve öncesi tarihlerde Diyadinİlçesinde terör örgütü PKK'nın propagandasını yapıp, eleman kazandırmayaçalıştığının anlaşılması karşısında hakkında başlatılan soruşturma ErzurumCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
141-DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
02.10.2007tarihinde öldürülen terör örgütü mensubu Mehmet Bayram'ın ailesi tarafındanAdana İlinde kurulan taziye çadırına gelen Yakapınar beldesinin DTP'li BELEDİYEbaşkanı Osman Keser'in burada yaptığı konuşma sırasında ''bugün acı günüyaşıyoruz. Kürdistan halkı bir evladını daha toprağa verdi ve Hamitarkadaşımızı toprağa verdik. Bu bizim ne ilk şehidimizdir, ne de son şehidimizolacaktır'..otuz yıldır silahlarla, operasyonlarla köylerimizi, coğrafyamızıyok ettiler. Hiçbir sonuç alamadılar ve alamayacaklardır'.' gibi sözlerleaçıkça terör örgütünün propagandasını yapması nedeniyle hakkında başlatılansoruşturma halen Adana Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2007/566 sayılısoruşturma evrakı üzerinden devam etmektedir.
D-EYLEMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
07.06.1990tarihinde SHP'den ayrılan onbir milletvekili tarafından kurulan Halkın EmekPartisi (HEP) hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 03.07.1992tarihinde kapatma davası açılınca, 19.10.1992 tarihinde Özgürlük ve DemokrasiPartisi (ÖZDEP) kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi 14.07.1993 tarihinde HEP'inkapatılmasına karar vermiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı tarafından 29.01.2003 tarihinde ÖZDEP'in kapatılmasıiçin dava açılması üzerine 07.05.1993 tarihinde Demokrasi Partisi (DEP)kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi 23.11.1993 tarihinde ÖZDEP'in kapatılmasınakarar vermiştir.
DEPhakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11.05.1994 tarihindekapatma davası açılması üzerine bu kez 11.05.1994 tarihinde Halkın DemokrasiPartisi (HADEP) kurulmuştur.16.06.1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafındanDEP'in kapatılmasına karar verilmiştir.
29.01.1999tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HADEP'in kapatılması içindava açılmış, bu arada 24.10.1997 tarihinde Demokratik Halk Partisi (DEHAP)kurulmuş, 13.03.2003 tarihinde de Anayasa Mahkemesi HADEP'in kapatılmasınakarar vermiştir.
DEHAP'ınkapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.03.2003 tarihinde davaaçılmış, 09.11.2005 tarihinde davalı Demokratik Toplum Partisi kurulmuştur.DEHAP hakkında dava süreci halen devam etmekte olup, bu arada DEHAP 19.11.2005tarihinde fesih kararı almıştır.
1990yılından bu yana devam eden ve yukarıda özetlenen süreçten anlaşılacağı gibihemen hemen aynı kadrolar tarafından kurulup, devam ettirilen HEP; ÖZDEP, DEP,HADEP, DEHAP ve şimdi de DTP'nin aynı akıbete uğramaları rastlantı değildir.Söz konusu partilerin tamamının terör örgütü PKK ile bağlantılı faaliyetgösterdikleri toplumda inkar edilemeyen bir gerçekliktir. Nitekim davalı partiDTP'de süreçte görevini yerine getirirken yukarıda bahsedilen olaylarda açıkçagörüleceği gibi tüm eylemlerini terör örgütü güdümünde gerçekleştirmiş, örgütünve elebaşısı Abdullah Öcalan'ın savunulmasından başka demokratik anlamda birsiyasi partiden beklenilebilecek hiçbir girişim veya söylem geliştirmemiş,deyim yerinde ise kendisini terör örgütü savunmanlığına özgülemiştir.
Terörörgütüne terör örgütü diyememenin yanında 'kardeşlerimiz', 'tabanımız', muhatapalınması gereken kurum' gibi ifadeler kullanılmış, parti binaları örgütkampları gibi terörist resimleri, sözde örgüt bayrakları ile donatılmış, örgütlehine eğitim faaliyetleri yapılan, terör örgütü ve elebaşı lehine yasa dışıgösterilerin organize edildiği, teröristlerin buluşma noktası halinegetirilmiştir. Öldürülen terör örgütü elemanları 'şehit' olarak tanımlanmış,ROJ TV gibi örgütün yayın organları birinci derece muhatap alınarak programlarınapartinin her kademesinden kişiler vasıtası ile katılınmış, telefonla canlıbağlantılar yapılmış, hepsinde de örgüt propagandası içeren, halkı kin vedüşmanlığa tahrik eden beyanlarda bulunulmuştur. Terör örgütünün yayın organıolduğu kuşkusuz olan, daha önceki versiyonları MED TV, MEDYA TV gibi televizyonkanallarının yetkili mercilerin girişimleri üzerine yayın yaptıkları ülkelercekapatılması sonrasında kurulan ROJ TV hakkında yine yayın yaptığı ülke nezdindeyayının engellenmesi girişimlerinde bulunulması üzerine partinin tümkademelerinde yer alan görevliler tarafından yoğun bir şekilde söz konusukanalın kapatılmaması için kampanya başlatılmıştır. Davalı partinin tüm gösterive toplantıları, hatta olağan kongreleri dahi terör örgütü ve elebaşısı lehineatılan sloganlar, taşınan pankartlar, resimler, sözde örgüt bayrakları,sergilenen şiddet görüntüleri ile gerçekleşmiştir.
Partimensuplarının eylemleri propaganda boyutlarını aşarak şiddet eylemlerinde görevalmaya, terör örgütü bildirilerini halka dağıtmaya, talimatlara uymayanlarıtehdide, adliye binalarına bomba koymaya, terör örgütüne eleman kazandırıp,kırsala göndermeye, teröristlerin talimatlarını alıp, gereğini yapmaya,partililerin örgüt kamplarına gidip, toplantılara katılmasına, buralarda eğitimaldıktan sonra ülkeye dönüp faaliyette bulunmaya, hatta gösterdikleri liyakatgözetilerek milletvekili olmaya, terör örgütünün ihtiyaçlarını karşılamak içinhalktan para toplamaya dönüşmüştür. Davalı partinin eylemlerinin demokratikhukuk düzeninde olması gereken hiçbir unsuru taşımadığı gibi, olmaması gerekentüm unsurları taşıdığı tartışmaya yer vermeyecek bir gerçeklik olarakönümüzdedir.
PKK'lıteröristlerin yol kesip, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekilliğiseçimleri için DTP destekli seçime giren (seçimden sonra DTP'ye katılanbağımsız adaylara oy verilmesi için propaganda yapması durumun ne derece vahimolduğunun kanıtıdır.
IV-KONUYLA İLGİLİ DÜZENLEMELER :
A)ANAYASA HÜKÜMLERİ
Başlangıçkısmı :' '.Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının,Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevideğerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğininkarşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal dinduygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;'
2.madde: 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,millî dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir.'
3.maddenin 1. fıkrası: 'Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez birbütündür. Dili Türkçedir.'
4.madde: 'Anayasa'nın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğuhakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncümaddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.'
14.maddenin 1. fıkrası: 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarınadayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerbiçiminde kullanılamaz.'
14.maddenin 3. fıkrası: 'Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkındauygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.'
66.maddenin 1. fıkrası: 'Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesTürktür.'
68.maddenin 2. 3. ve 4. fıkrası : 'Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasîpartiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleriiçerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
Siyasîpartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez.'
69.maddenin 6. fıkrası: 'Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bunitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin AnayasaMahkemesincetespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiillero partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyükkongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TürkiyeBüyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnenveya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan partiorganlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağıhaline gelmiş sayılır.'
B )2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'ndaki Hükümler
4.madenin 2. fıkrası: Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi,faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarınaaykırı olamaz.'
78.madde: 'Siyasi partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasa'nın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasa'nın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
'
f)Anayasa'nın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyörelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.'
80.madde: 'Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliğiilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar. '
81.madde:'Siyasi partiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veyakapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başkadil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar,plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz vedağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasınakayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış dillerdışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür. '
82.madde: 'Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veyaırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.'
90.maddenin 1. fıkrası : 'Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasave bu Kanun hükümlerine aykırı olamaz.'
101/b.maddesi : 'Anayasa Mahkemesince bir siyasî parti hakkında kapatma kararı;
a)Bir siyasî partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşviketmesi,
b)Bir siyasî partinin, Anayasa'nın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,
Hallerindeverilir.
AnayasaMahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temellikapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partininalmakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamakkaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımıntamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.'
103/2.maddesi: 'Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğunbir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkanveya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindekigrup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiğiyahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içindeişlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.'
C)5237 sayılı TÜRK CEZA Yasası'ndaki Hükümler
Suçişlemeye tahrik
Madde214- (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeyetahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(3)Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde, tahrik eden kişi, bu suçlaraazmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
Suçuve suçluyu övme
Madde215- (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyialenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Halkıkin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
Madde216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklıözelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığaalenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın birtehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(2)Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölgefarklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır.
(3)Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilinkamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır.
Kanunlarauymamaya tahrik
Madde217- (1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamubarışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veyaadlî para cezası ile cezalandırılır.
Ortakhüküm
Madde218- (1) (Değişik: 29/6/2005 ' 5377/25 md.) Yukarıdaki maddelerde tanımlanansuçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranınakadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıylayapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Suçişlemek amacıyla örgüt kurma
Madde220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veyayönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereçbakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üyesayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2)Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.
(3)Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörttebirinden yarısına kadar artırılır.
(4)Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardandolayı da cezaya hükmolunur.
(5)Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardandolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
(6)Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üyeolmak suçundan dolayı cezalandırılır.
(7)Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek veisteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.
(8)Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde,verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Etkinpişmanlık
Madde221- (1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmayabaşlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtanveya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticilerhakkında cezaya hükmolunmaz.
(2)Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişineiştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlarabildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3)Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmedenyakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veyamensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkındacezaya hükmolunmaz.
(4)Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üyeolmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerekyardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyetiçerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgütkurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtandolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.(1)
(5)Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimliserbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yılakadar uzatılabilir.
(6)(Ek: 6/12/2006 ' 5560/8 md.) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlıkhükümleri birden fazla uygulanmaz.
Hükûmetekarşı suç
Madde312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadankaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüseden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2)Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca busuçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan
Madde313- (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı bir isyana tahrikeden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyangerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadarhapis cezasına hükmolunur.
(2)Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğerkişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3)Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş halinde olmasınınsağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezasına hükmolunur.
(4)Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçlarınişlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezayahükmolunur.
Silâhlıörgüt
Madde314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemekamacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapiscezası verilir.
(3)Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suçaçısından aynen uygulanır.
Silâhsağlama
Madde315- (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmakmaksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veyaülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi, onyıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Suçiçin anlaşma
Madde316- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan herhangibirini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddiolgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göreüç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2)Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan öncebu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez.
D)3713 sayılı terörle mücadele Yasası'ndaki Hükümler
Terörörgütleri
Madde7 ' (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebirve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdityöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemeküzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk CezaKanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetinidüzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Terörörgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecekceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçunişlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bingünden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumlularıhakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür. Aşağıdaki fiil ve davranışlar dabu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a)Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde,kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.
b)Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte aitamblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayınyapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğuüniformanın giyilmesi.
İkincifıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslekkuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veyaeklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunlarıneklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur.
V-EYLEMLERİN TEMELLİ KAPATMA NEDENLERİ OLARAK YASAL ÖLÇÜTLERE GÖREDEĞERLENDİRİLMESİ:
Anayasa'daöngörülen odaklık hali 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 103 ncümaddesinde; Anayasa'nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerinsiyasi partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partininbüyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veyaTürkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kuruluncazımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan partiorganlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağıhaline gelmiş sayılacağı şeklinde belirlenmiştir.
DavalıParti'nin Genel Başkanı düzeyinden başlayıp, genel başkan yardımcıları, merkezyürütme kurulu üyeleri, il ve ilçe yöneticileri ve son dönemde milletvekilleridüzeylerinde Kürt kimliğinin tanınması, terör örgütünün elebaşı AbdullahÖcalan'ın devlet tarafından muhatap alınması ve ölülerini 'şehit' kabulettikleri terör örgütü PKK mensubu teröristlerin affedilmesinin sorunlarınçözümü için gerekli olduğu yönündeki istikrar gösteren beyanları, geçmişte vehalen ülke içerisinde gerçekleştirdiği terör eylemleri ile ulusal güvenliği,kamu güvenliğini, başkalarının hak ve özgürlüklerini tehdit edip, suç vekargaşa ortamı yaratmak amacında olan terör örgütünün himaye edilerek yasalhale getirilmesi talebi mahiyetindedir. Bu durum çok sayıda değişik gazeteyazarı tarafından çeşitli defalar yazılarında açıkça dile getirilmiştir.
Davalıpartinin Büyük Kongresi ve tüm teşkilat kongreleri bölücü terör örgütü veelebaşısı lehine sürekli sloganlar atılması, yasa dışı pankartlar açılması,sözde örgüt bayrakları ve elebaşının posterlerinin teşhir edilmesi suretiylebir anlamda PKK- propagandası havasında gerçekleştirilmiştir.
Partininsimgesel figürü niteliğinde olan genel başkanın siyasi veya hassas konulardayaptığı açıklamaların kurumlar ve kamu oyu tarafından partinin görüşünüyansıttığı şeklinde yorumlanacağı bu itibarla partiye isnat edilebileceğihususu tartışmasızdır. Bu itibarla DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün 'PKK'yaterörist örgüt diyemeyiz' beyanı ile PKK ve örgütün elebaşını övme nedeniylehakkındaki mahkumiyet kararı davalı partinin odaklığı hususunda en önemlikanıtlardır.
Siyasipartilerin kendi ilkeleri doğrultusunda Devletin hukuksal, anayasal ve yasalyapısını değiştirmek için taciz edici, saldırgan, sarsıcı, şok ve rahatsızedici nitelik taşıyan ifadelerle dahi mücadele edebilmeleri çoğulcu demokrasiilkeleri gereğidir. Ancak bu mücadelede hukuka uygun olan demokratik araçlaradayanılması zorunlu olup, siyasi partiler hedeflerine şiddeti teşvik ederekdeğil mevcut yasal sistem içerisinde ulaşmayı amaç edinmeleri gerekmektedir.
Belirtilenolaylardan açıkça anlaşılabileceği üzere Demokratik Toplum Partisi il, ilçehatta belde teşkilat binalarında terör örgütünü simgeleyen bayrakların veörgütü elebaşının resimlerinin asıldığı, öldürülen örgüt elemanlarınınresimlerinin 'şehit resimleri' adı altında sergilendiği köşelerinoluşturulduğu, hemen hepsinde terör örgütünün örgütlenme ve izlenecek yolharitasına ilişkin bilgilerin yer aldığı yasaklanmış kitap ve diğer belgelerinyer aldığı bir görünüm arz etmektedir. Terörist başının doğum günleri buralardaparti yöneticilerinin organizasyonunda kutlanmakta, öldürülen teröristleranısına anma toplantıları düzenlenmektedir. Terör örgütünü övücü görüntükayıtlarının gösterilmek suretiyle açıkça PKK propagandaları yapılmaktadır.Parti yöneticileri öldürülen PKK elemanları için 'Kürdistan şehidi' ibareleriniısrarla kullanmaktadır. Teröristlerin ihtiyaçlarını karşılayacak paranın teminiiçin fon oluşturan parti yöneticileri bulunmaktadır. Hemen her konuşmalarındaparti yöneticilerinin kullandıkları PKK elemanlarını övücü ve ülkemizin birbölgesinin adını 'Kürdistan' olarak gösterme çabalarının asıl amacının halkıkin ve düşmanlığı sevketme olduğu tartışmasızdır.
Buaçıdan bakıldığında ise davalı partinin genel başkanı ve diğer birimlerindegörevli üyeleri tarafından partinin büyük kongresi dahil hemen her ortamda yasadışı bölücü terör örgütünü ve elebaşı Abdullah ÖCALAN'ı himaye edip, genel afçıkarılmaması halinde ülkede yine silahlı eylemlerin olacağı şeklidekitehditvari söylem üzerine dayandırdıkları siyasal faaliyetlerinin yukarıdabahsedilen hukuka uygun ve demokratik araçlarla gerçekleştirildiğindenbahsedilmesi mümkün değildir.
Aslında,terör örgütü elebaşının cezaevinden verdiği talimatlarla kurulan veyönetilenDTP.nin kurucu üyeleri arasında PKK örgüt üyeliği suçundanmahkumiyetleri bulunan kişilerin bulunması tesadüf değil, parti üzerindekiörgüt etkinliğinin açık göstergesidir. Nitekim yabancı devlet adamlarınca daDTP-PKK ilişkisi açık gizli sır olarak tanımlanmakta çeşitli vesilelerle Avrupave Amerikalı devlet adamları tarafından DTP nin terör örgütü ile arasına mesafekoyması istenmektedir.
Terörörgütü aleyhine bugüne kadar eleştiri mahiyetinde de olsa bir tek sözsarfetmeyen davalı partinin yukarıda bahsedilen davranışlarının 'örgütlenmeözgürlüğü' kapsamında değerlendirilmesi düşünülemez. Başka bir deyişlehedeflerine ulaşmak için mevcut yasal sistem içerisinde demokratik araçlaradayanması gereken bir siyasi partinin devlete karşı silahlı eylemlerde bulunanterör örgütünü, elemanlarını, yayın organını ve elebaşını savunmak değil tamtersine mahkum etmesi gerekmektedir.
Bunakarşılık DTPTüzüğünün 3. maddesinin (c) bendinde mevcut ' TürkiyeCumhuriyetinin Türkler, Kürtler ve diğer etnik aidiyetler tarafındankurulduğunu ve kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerinde yattığını beyaneder; halkların geleceğini ve Kürt sorununun çözümünü ortak vatanda özgürbirliktelikte ve Demokratik Cumhuriyette görür.'
(e)bendinde mevcut 'her kese ayrımsız, anadilinde eğitim ve öğretim hakkınınsağlanması'
şeklinde,
B-Parti Programının
I.Bölümün ' Kürt Sorunu Barışçıl- Demokratik Temelde Çözülecektir' alt başlığının4,6,7,8,9 ve 11. paragraflarında mevcut
'Partimizinkarcı ve ayrılıkçı yaklaşımların sorunları çözmeyeceğini, aksine çözümü dahada zorlaştıracağına inanmaktadır. Bunun için Kürt ve Türklerin eşit, özgür vekardeşçe birliğinin kararlı savunucusu olacaktır.'
'Kürtlerinvarlığını ve kimliğini kabule dayalı, soruna doğru bir bakış açısı iledemokratik yönetim anlayışının ve insan haklarının gereklerine uygun politikave yaklaşımlar uygulamaya konulacaktır.'
'Kürtvarlığı ve kimliği her düzeyde tanınarak, anayasal güvenceye kavuşturulacak,yasal hak eşitlikleri için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
Dil,kültür hakları yasal güvenceye kavuşturulacak, Radyo, Tv, ve basın üzerinde hiçbir kısıtlama olmayacaktır. Türkçe radyo, Tv hangi hukuki kurala bağlıysa,Kürtçe ve diğer dillerdeki yayınlar da aynı prosedüre bağlı olarak faaliyetyürütecektir. Kültürel faaliyetler içinde aynı hukuki kurallar ve prosedürişleteceklerdir.
Kürtçeeğitim ve öğretim dili olarak kullanılacaktır.
Çerçevesi,ilgili tüm çevreler ve kamuoyuyla birlikte belirlenmek üzere Toplumsal Barış veDemokratik Katılım Yasası düzenlenerek,silahlı çatışma dönemi nedeniyletutuklanmış bulunanların,yurtdışına çıkmak zorunda kalmış tüm sürgünlerin,vesilahlı grupların demokratik siyasal yaşama katılmaları sağlanacaktır.
'DemokratikYönetim İçin Sivil Toplum Örgütlülüğü' alt başlığının 5. paragrafındamevcut
'Siviltoplumun gelişimi için etnik, kültürel, siyasi, ekonomik, sportif faaliyetleredayalı yapılara özgür örgütlenme olanakları sağlanacak..'
'DemokratikToplum İçin Yeni Bir Anayasa'altbaşlığının 5 ve 6. paragraflarında mevcut
'Tekırk, tek dil, tek din, tek kültür, cinsiyetçi roller mantığının yerinetoplumdaki etnik, kültürel ve inançsal farklılıklar kapsanacak şekilde,'Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı' üst kimliği anayasal olaraktanımlanacaktır.'
'Kürtlerve diğer kültürel aidiyetlerin, ülkenin birliği içinde kendilerinikimlikleriyle özgürce ifade edebilme, kültürlerini geliştirme, ana dillerinikonuşma ve geliştirme, eğitim yapma, görsel, işitsel medya araçlarını kullanmahakları anayasal güvenceye alınacaktır.'.
III.Bölümün ' SOSYAL POLİTİKALAR ' , ' Eğitim ' alt başlığının 4,6 ve7. paragraflarında mevcut
''Hervatandaşın etnik köken ve dil farklılıkları temelinde özgürce ve eşitfaydalanacağı, ezbercilikten uzak, bireyin yaratıcılığını, yeteneklerinigeliştiren ve yeteneklerine göre yönlendiren, bilimsel nitelikte olacaktır.'
'Anadilile eğitim önündeki tüm yasaklar kaldırılacaktır. Anadiller kültürel bir mirasolarak ele alınacak, kullanan toplumun sanat, edebiyat ve eğitimigeliştirilecek koşullar yaratılacak, anadil eğitimi yönetim şekline göre elealınmayacaktır. Yoğun talebin olduğu Kürt dili ile eğitim konuyla ilgilieğitimcilerin önerileri ışığında ve anadilde eğitimin uygulandığı ülkelerintecrübelerinden de faydalanarak bir programa kavuşturulacaktır. İhtiyaç duyulanbölge, şehir ve mahallelerde Kürtçe anadili ile eğitimin koşullarısağlanacaktır.'
'İhtiyaçve talep kapsamında tüm anadillerin öğretimi çağdaş ve insani bir sorumlulukolarak ele alınacak ve bu kapsamda değerlendirilecektir. Başta Kürtçe olmaküzere Türkiye'de kullanılan tüm anadillerde üniversitelerde kürsüleraçılacaktır.'
şeklindeve benzeri nitelikte, aynı hususları ifade eden düzenlemelerin gerek ayrı ayrıgerek bütün halinde değerlendirilmeleri sonucunda;
Ülkede(uluslararası antlaşmalarda belirlenenlerin dışında) azınlıklar bulunduğu,varsayılan azınlıkların Anayasa'da yer alması gerektiği, hatta 'ortak vatandaözgür birliktelikte' tanımlaması ile 2820 sayılı yasanın 81/a bendine aykırıolarak ve Anayasanın 'devletin tekliği' ilkesinin aksine yapılanmayı öngördüğü,güdülen amacın devletin üniter yapısını bozarak federal bir yapılanmayıiçerdiği, Türkçe dışında anadilde eğitim ve öğretimi öngörmek suretiyle TürkiyeDevleti'nin dilinin Türkçe ve Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dilineğitim ve öğretim kurumlarında ana dilleri olarak okutulamayacağı veöğretilemeyeceğine dair yukarıda bahsedilen Anayasa ve yasa hükümlerine açıkçaaykırı mahiyette oldukları belirlenmiş, bu itibarla bölücü terör örgütü PKK'nıntemel amaçlarına tamamen uygunluk gösteren bu hususların davalı partitarafından tüzük ve programında ısrarla vurgulanmasının davalı partinin asılamacının terör örgütünün amaçlarıyla birebir örtüştüğünün kanıtı olarakdeğerlendirilmesini gerektirmektedir.
Terörörgütünün talimatlarının yayınladığı internet sitelerinde 22 Temmuz 2007
Milletvekiliseçimlerinde DTP'li bağımsız adayların desteklenmesi için açıkça çağrılar (aslında tehdit) yer almış, yol kesip çok sayıda aracı durduran örgüt mensuplarıseçimlerde DTP'nin gösterdiği adaylar dışında kimseye oy verilmemesi ve örgüteyardım edilmesi için propaganda yapmışlardır. Böylece terör örgütü güdümündekiDTP'nin demokratik toplum gereklerini yerine getiren, hukuksal platformdaçalışmalarına devam eden bir siyasi parti olduğunun iddiası ve kabulüiyiniyetle açıklanması mümkün olmayan bir durumdur.
DTP,Genel Başkanından, çeşitli kademelerindeki yöneticilerine kadar geniş biryelpazede, ülkeyi bölmeyi amaçlayan yasa dışı terör örgütünün (PKK)propagandacısı, yardım ve yatakçısı ve sair efradının kümelendiği bir oluşumhalini almıştır. Belirtilen nitelikteki eylemler yeterli yoğunluğa ulaştığıgibi, davalı partinin de bu eylemleri kararlılıkla desteklediği tartışmasız birhal almıştır. Mevcut odaklık hali nedeniyle oluşan bu durum karşısında,geleceğe yönelik olası sonuçlar da gözetildiğinde, davalı partinin 'siyasiparti örgütlenme özgürlüğünden' yararlanarak faaliyette bulunması, toplumdayaratılmaya çalışılan kin ve düşmanlığın boyutları nazara alındığında sonderece vahim sonuçlar yaratacaktır. 28.10.2007 tarihinde Diyarbakır'da'Demokratik Toplum Kongresi' adı altında gerçekleştirilen toplantı ve sonuçbildirisi ile DTP'nin 2. Olağanüstü Büyük Kongresinin 08.11.2007 tarihindeyapıldığına ve Genel Başkanlığa Nurettin Demirtaş'ın seçıldiğine dair yazılı vegörsel basında bilgiler yer almış, davalı parti tarafından CumhuriyetBaşsavcılığımıza bu konularda henüz belgeler intikal etmemiş olup, geldiğindeiddianamemize eklenmek üzere gönderilecektir. Ancak; İzmir Devlet GüvenlikMahkemesinin 11.10.1995 gün ve 1993/134 esas, 1995/178 sayılı kararı ile terörörgütü yöneticisi olmak suçu nedeniyle 18 yıl 9 ay ağır hapis cezası ilecezalandırıldığı, söz konusu mahkumiyetinin 5237 sayılı yasa yönünden İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 30.06.2005 tarihli kararıyla 5237 sayılı yasanın 314/1.maddesi gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezasına indirilmesi sonucu 01.06.2005tarihinde şartla tahliye edildiği anlaşılmıştır. (Söz konusu mahkumiyeteilişkin adli sicil kaydının Cumhuriyet Başsavcılığımıza yeni intikal etmişolması nedeniyle ilgili hakkında 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 11.maddesi gereğince ihracı için ilgili partiye yazı yazılmıştır.) Terör örgütüyöneticiliği suçundan mahkum olup, cezaevinden çıktıktan hemen sonra davalıparti saflarına katılan Nurettin Demirtaş'ın söz konusu kariyerinin DemokratikToplum Partisi Genel Başkanlığına seçilmesinde en büyük etken olduğu, partininterör örgütü ile ne derece yakın olduğunu göstermesi açısından kesin kanıtniteliğindedir.
'ÇOKDAHA AÇIK SÖYLEMEK GEREKİRSE TERÖR ÖRGÜTÜNÜ KINAMA VEYA EYLEMLERİNİNYANLIŞLIĞINI, ÇOCUK YAŞLI KADIN AYRIMI GÖZETMEDEN İNSANLARI TERÖRİSTYÖNTEMLERLE KATLETMENİN BİR İNSANLIK SUÇU OLDUĞUNU SÖYLEYEMEME DEMOKRATİK HUKUKDEVLETİNİN HİÇBİR İLKESİ İLE AÇIKLANAMAZ. BU DURUM ANCAK KİŞİLERİN ASLINDADEMOKRASİ İLE İLGİLERİNİN OLMAYIP, ÖRGÜT TARAFINDAN VERİLEN GÖREVİ YERİNEGETİRMEK İÇİN DEMOKRASİYİ ZORLAMAK VE TOPLUMDA KİN VE DÜŞMANLIK DUYGULARIOLUŞTURMAK ÜZERE SİYASİ PARTİ BÜNYESİNDE TOPLANMASI BİÇİMİNDE İZAH EDİLEBİLİR.
TERÖRETERÖR DİYEMEYEN BİR MANTIK YA TERÖRİSTTİR YA DA KENDİSİNİ GÖREVLENDİRENÖRGÜTTEN ÖLESİYE KORKANDIR! BU DAVRANIŞLARA İLİŞKİN GÜNCEL DEĞERLENDİRMELERNASIL OLURSA OLSUN, SONRAKİ ONYILLAR HATTA YÜZYILLARDA DAHİ BU DAVRANIŞLARISERGİLEYENLER VE ÇEŞİTLİ ÇIKARLARI UĞRUNA GÖRÜNÜŞTE KINADIKLARI TERÖRÜ ELALTINDAN DESTEKLEYEN ODAKLAR TOPLUMSAL YARGILARA KONU OLACAKTIR. ZİRA TERÖRİNSANIN İNSAN OLMA NİTELİKLERİNE AYKIRI BİR DAVRANIŞ BİÇİMİDİR.'
Anayasa'nın68/4. maddesine aykırı eylemlerin yoğunluğu ve bu eylemlerin parti genelbaşkanı ve merkez organlarınca da zımnenin ötesinde açıkça benimsenmesi vekararlılıkla da işlenmesi karşısında, davalı siyasi parti Anayasa'nın 69/6.maddesinde vurgulandığı üzere belirtilen eylemlerin odağı haline gelmiştir.
Davalıpartinin hedeflerine ulaşmada bölücü terör örgütü yolu ile şiddet unsurunu kullanmave savunmada kararlı olduğu görülmekte, bu durumda toplumun huzur ve güvenliğiiçin temelli kapatılma istemi ile dava açılması sosyal, siyasal ve hukuksalyönlerden bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Zira DTP demokratiksistemin öngördüğü bir siyasi partiden ziyade bölücü terör örgütü ve elebaşısıtarafından yönlendirilen ve her platformda örgüt amaçlarına hizmeti görevedinen bir oluşum vasfındadır. Geçmişte de aynı vasıftaki partilerin kapatılmışolmasına rağmen davalı partinin ısrarla geçmişin takipçişi olması, terör örgütüve elebaşısının yönlendirmesi ile faaliyetlerde bulunması temelli kapatmayaptırımını zorunlu, meşru ve orantılı kılmaktadır. Aksi düşünce toplumdaki kinve düşmanlığın çok daha fazla beslenerek iç çatışmayı dahi yaratabilecek düzeyegelmesini sağlayacaktır.
DemokratikToplum Partisi Genel Başkanı başkan yardımcıları, diğer yöneticileri ve partiliBELEDİYE başkanlarının terör örgütünü savunur şekildeki açıklamalarının Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinde yer alan 'ifade özgürlüğü'kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda en kesin yanıtAvrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 25 kasım 1997 tarihli 'Zana-Türkiye'davasında verdiği kararında mevcuttur. Söz konusu kararda aynen;
KARAR
I.SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
38.Bay Zana, gazetecilere yaptığı açıklama nedeniyle Diyarbakır Devlet GüvenlikMahkemesi tarafından mahkum edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlâl ettiğini ilerisürmüştür. Bay Zana, Sözleşmenin 10. maddesine dayanmıştır. Bu hükme göre,
'1.Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesiolmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber vedüşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu maddeDevletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini iznebağlamasına engel değildir.
2.Bu özgürlükler ödev ve sorumlulukla birlikte kullanılabildiğinden, ulusalgüvenlik, ülke bütünlüğü ve kamu güvenliği, suçun ya da düzensizliğinönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref vehaklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargılamaorganının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik birtoplumda zorunlu olan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklarave yaptırımlara tabi tutulabilir.'
39.Bay Zana ayrıca Sözleşmenin 9. maddesiyle garanti altına alınan düşünceözgürlüğüne (hakkına) müdahale edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Komisyon gibiDivan da bu şikâyetin 10. maddeye göre yapılan şikâyetle bağlantılı olduğunukabul eder.
A.Hükümetin İlk İtirazları
40.Hükümet iki ilk itiraz ileri sürmüştür; bunların birincisi zaman bakımındanyetkisizliğe, ikincisi de iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğunadayanmaktadır.
1. ZamanBakımından Yetkisizlik İtirazı
41.Hükümet, ilk dilekçelerinde ifade edildiği gibi, Divan'ın başvurucununSözleşmenin 10. maddesine göre yaptığı şikâyeti incelemeye zaman bakımındanyetkisiz olduğunu çünkü esas olarak olayı başvurucunun Ağustos 1987'de gazetecilereyaptığı açıklamanın (bkz. yukarıda paragraf 12) oluşturduğunu, bunun da olayınTürkiye'nin Divan'ın zorunlu yargı yetkisini tanımasından önce meydanageldiğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Hükümete göre Türkiye, 22 Ocak 1990'daDivan'ın zorunlu yargı yetkisini bu tarihten 'sonra ortaya çıkan olaylara veböyle olaylara ilişkin mahkeme kararlarına şamil' olarak tanırken, Sözleşmenin46. maddesinde öngörülen bildirimi yaptığı tarihten önce meydana gelenolayların ve bu tarihten sonra verilse bile bu olaylarla ilgili mahkemekararlarının Divan'ın denetimi dışında tutulmasını amaçlamıştır.
42.Divan, Türkiye'nin yalnızca bildirimde bulunduğu (bkz. yukarıda paragraf 33) 22Ocak 1990'dan sonraki olaylar bakımından Divan'ın yargı yetkisini kabulettiğine işaret eder. Bununla birlikte bu davada Divan, Komisyon Temsilcisigibi, esas olayı oluşturanın Bay Zana'nın gazetecilere yaptığı açıklama değil,başvurucuyu Türk yasalarına göre (bkz. yukarıda paragraf 26) 'yasanın cürümsaydığı fiili övdüğü' gerekçesiyle on iki ay hapis cezasına mahkum eden veYargıtay tarafından 26 Haziran 1991'de onanan (bkz. yukarıda paragraf 28),Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin 26 Mart 1991 tarihli kararı olduğunukabul eder. Sözleşmenin 10. maddesi anlamında 'müdahale'yi oluşturan veDivan'ın bu maddeye göre haklı olup olmadığına karar vermesi gereken,Türkiye'nin Divan'ın zorunlu yargı yetkisini tanımasından sonra ortaya çıkan bumahkumiyet ve hapis cezasıdır. Dolayısıyla bu ilk itiraz reddedilmelidir.
Hükümetin,davayı Divan önüne getiriş biçimi ışığında (bkz. yukarıda paragraf 1), buşikâyeti zaman bakımından uygun olmaması nedeniyle (Divan'ın yargı yetkisi)dışında bırakmak için 22 Ocak 1990 tarihli bildirimine dayanmaktan vaz geçmişsayılıp sayılmayacağı sorunu Divan önünde dile getirilmemiştir ve Divan, bukoşullarda, bu sorunu karara bağlamayı gerekli görmemektedir.
2.İç Hukuk Yollarının Tüketilmediği İddiası
43.Alternatif olarak Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür.Hükümetin ifadesine göre Bay Zana, Sözleşmenin 10. maddesine ilişkinşikâyetini, esas olarak Türk mahkemeleri önünde ileri sürmemiştir.
44.Divan, Komisyon Temsilcisi gibi, bu itirazın başvurunun kabul edilebilir olupolmadığı değerlendirilirken ileri sürülmediğini ve bu nedenle Hükümetin buitiraza dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığını belirtir.
B.Şikâyetin Esası
45.Divan'ın daha önce belirtmiş olduğu gibi (bkz. yukarıda paragraf 42),başvurucunun gazetecilere yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk mahkemeleritarafından yargılanması ve hapis cezası almasının ifade özgürlüğüne bir'müdahale' oluşturduğu tartışmasızdır. Gerçekten, bu hususa itirazedilmemiştir.
46.Bu müdahale; 'hukuk tarafından öngörülmemişse', 10. maddenin 2. fıkrasındaanılan meşru amaçların birine ya da birkaçına yönelik değilse ve bu amaç ya daamaçları gerçekleştirmek için 'demokratik bir toplumda zorunlu' değilse 10.maddeye aykırı olacaktır.
1. 'HukukTarafından Öngörülme' Koşulu
47.Divan, başvurucunun mahkumiyetinin ve cezasının Türk Ceza Yasasının 168 ve 312.maddelerine (bkz. yukarıda paragraf 31) dayandığını belirterek itiraz edilenmüdahalenin 'hukuk tarafından öngörüldüğünü' kabul eder. Bu husus da aynıbiçimde tartışmasızdır.
2. İzlenenAmacın Meşruluğu
48.Hükümet müdahalenin, ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin sağlanmasını, ülkebütünlüğünün korunmasını ve suçun önlenmesini gerçekleştirmeye yönelik olmasınedeniyle meşru amaçlara dayandığını ileri sürmüştür. PKK yasadışı bir terörörgütü olduğu için bu davada ulusal mahkemeler tarafından Türk Ceza Yasasının312. maddesinin uygulanması, bu tür örgütleri desteklemek olarakdeğerlendirilen davranışların cezalandırılması amacına yöneliktir.
49.Komisyona göre, siyasal kişiliği olan birinin -başvurucu eski DiyarbakırBELEDİYE başkanıdır- böyle bir ifadesinin, ulusal makamları ülke içindekiterörist faaliyetlerin artmasından korkmaya yöneltmesi akla yatkındır. Bunedenle (ulusal) makamlar, ulusal güvenliğe ve kamu güvenliğine yönelik birtehdit olduğunu ve ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve suçu önlemek içinönlemler alınması gerektiğini düşünmekte haklıdırlar.
50.Divan, gazetecilerle yaptığı röportajda başvurucunun 'PKK ulusal kurtuluşhareketini' desteklediğini açıkça gösterdiğini (bkz. yukarıda paragraf 12) veKomisyonun da belirttiği gibi, başvurucunun ifadesinin PKK militanlarıtarafından sivillerin öldürülmesiyle aynı zamana denk düştüğünü belirtir.
Budurumda Divan, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde ciddi çatışmaların sürdüğü birdönemde -bölgede iyi tanınan siyasal bir kişilikten gelen- böyle bir ifadeninulusal makamların ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin sürdürülmesine yönelikolarak önlem almasını haklı kılan bir etkiye sahip olduğunu kabul eder. Bunedenlerle şikâyet konusu edilen müdahale 10. maddenin 2. fıkrasında yer alanmeşru amaçları sağlamaya yöneliktir.
1. MüdahaleninZorunluluğu
(a).Genel İlkeler
51.Divan, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri tekrareder:
(i)İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve toplumungelişimi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunuoluşturmaktadır. Bu, 2. fıkraya uygun olarak, yalnızca onaylanan, zararsızolduğu kabul edilen ya da nasıl olursa olsun farketmeyen 'bilgi' ya da'düşünceler' için değil; hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlariçin de geçerlidir. Bunlar, 'demokratik toplum'un onlarsız olamayacağıçoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereğidir. 10. maddedeaçıklandığı gibi bu özgürlük, her halde dar yorumlanması ve herhangi birsınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerekenistisnalara tabidir (şu kararlara bakınız: Handyside / Birleşik Krallık,7 Aralık 1976, Seri A no. 24, s. 23, § 49; Lingens / Avusturya, 8Temmuz 1986, Seri A no. 103, s. 26, §41; ve Jersild / Danimarka, 23Eylül 1994, Seri A no. 298, s. 26, § 37).
(ii)10 maddenin 2. fıkrası anlamında 'zorunlu' sıfatı, 'zorlayıcı bir toplumsalgereksinim'in varlığını ifade etmektedir. Sözleşmeci Devletler böyle birgereksinimin var olup olmadığını değerlendirmede belli bir takdir yetkisinesahiptirler. Ancak bu, mevzuatı ve bağımsız bir mahkeme tarafından verilse bilemevzuatı uygulayan mahkeme kararlarını da kapsayacak biçimde Avrupa denetimmekanizmasıyla uyumlu bir biçimde olabilir. Bu nedenle Divan, bir'sınırlamanın' 10. maddeyle korunan ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığıkonusunda nihai kararı verme yetkisine sahiptir (bkz. yukarıda anılan Lingenskararı, s. 25, § 30).
(iii)Divan, denetleyici yargı yetkisini kullanırken itiraz edilen müdahaleye,başvurucunun sorumlu tutulduğu sözlerinin özü ve bunları hangi bağlamdasöylediğini de kapsayacak biçimde, davanın bütünün ışığında bakmalıdır. Divanözellikle dava konusu müdahalenin 'izlenen meşru amaçlarla orantılı' olupolmadığını ve ulusal makamların bu müdahaleyi haklılaştırmak için ilerisürdükleri nedenlerin 'uygun ve yeterli' olup olmadığını saptamalıdır (bkz.yukarıda anılan Lingens kararı, s. 25-26, § 40; ve 22 Şubat 1989tarihli Barfod / Danimarka kararı, Seri A no. 149, s. 12, § 28). Bunuyaparken Divan, ulusal makamların 10. maddede somutlaştırılan ilkelere uygunstandartları uyguladıklarına ve bundan başka, ilgili olayların kabul edilebilirbir nitelendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır (bkz. yukarıda anılan Jersildkararı, s. 26, § 31).
(b)Yukarıdakiİlkelerin Eldeki Davaya Uygulanması
52.Bay Zana mahkumiyetinin ve cezasının tamamen haksız olduğunu ileri sürmüştür.1960'lardan beri Kürt davasının aktif bir savunucusu olarak her zaman içinşiddete karşı olduğunu söylemiştir. Bay Zana Hükümetin, PKK'nın silahlımücadelesini desteklediğini ileri sürmekle sözlerini yanlış yorumlamış olduğunusavunmuştur. Aslında gazetecilere ulusal kurtuluş hareketini desteklediğiniancak şiddete karşı olduğunu söylemiş ve kadın ve çocukların katledilmesinikınamıştır. Her halde, PKK üyesi değildir ve şiddete başvurmayan eylemi savunan'Özgürlük Yolu' örgütüne üye olmaktan hapis cezası almıştır.
53.Öte yandan Hükümet, başvurucunun mahkumiyetinin ve cezasının 10. maddenin 2.fıkrasına göre tamamen haklı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, PKK'nınGüneydoğuda kanlı saldırılarını sürdürdüğü bir sırada başvurucununsöylediklerinin ciddiyetini vurgulamıştır. Sunuşlarında, toprak bütünlüğünütehdit eden bir terör ortamıyla karşı karşıya kalan bir Devletin, böyle birdurumun yalnızca bireylere yönelik olmasına göre daha geniş bir takdiryetkisine sahip olması gerektiğini belirtmişlerdir.
54.Komisyon, Hükümetin görüşlerinin büyük çoğunluğunu benimsemiş ve 10. maddeninihlâl edilmediği düşüncesini beyan etmiştir.
55.Divan, yukarıda 51. paragrafta ortaya koyulan ilkelerin terörizme karşımücadelede ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sürdürülmesi için alınanönlemler açısından da geçerli olduğunu düşünmektedir. Bu bağlamda Divan, herolayın özel koşullarını ve Devletin takdir yetkisini özenle göz önünde tutarak,bireylerin ifade özgürlüğüne ilişkin temel haklarıyla demokratik bir toplumunmeşru hakkı olan kendini terörist örgütlerin eylemlerine karşı korumak arasındaadil bir dengenin kurulup kurulmadığını araştırmalıdır.
56.Sonuç olarak Divan eldeki davada, Bay Zana'nın mahkumiyetinin ve cezasının'zorlayıcı bir toplumsal gereksinim'e yanıt verip vermediğini ve bunların 'izlenenmeşru amaçlarla orantılı' olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu amaçla Divan,başvurucunun sözlerinin içeriğini o dönemde Türkiye'nin Güneydoğu bölgesindehüküm süren durumun ışığında çözümlemenin önemli olduğu görüşündedir.
57.Divan başvurucunun açıklamasını, kendisinin de esas olarak reddetmediği, 30Ağustos 1987'de günlük ulusal gazete Cumhuriyet'te yayınlandığı biçimiyle (bkz.yukarıda paragraf 12) temel alacaktır. Açıklama iki cümleden oluşmaktadır.Birinci cümlede başvurucu, 'katliamlardan yana' olmadığını söylerken 'PKKulusal kurtuluş hareketi'ni desteklediğini belirtmektedir. İkinci cümlede şunusöylemektedir: 'herkes hata yapar, PKK, kadın ve çocukları yanlışlıklaöldürüyor.'
58.Bu sözcükler çeşitli biçimlerde yorumlanabilir ancak, her halde, bunlarçelişkili ve anlamı belirsizdir. Bunlar çelişkilidir çünkü aynı zamanda hemamaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt olan PKK'yıdesteklemek hem de kendisinin katliamlara karşı olduğunu açıklamak zorgörünmektedir. Bunların anlamı belirsizdir çünkü Bay Zana kadın ve çocuklarınkatledilmesini uygun bulmazken aynı zamanda bunu herkesin yapabileceği bir'hata' olarak tanımlamaktadır.
59.Bununla birlikte, bu açıklamaya tek başına bakılmamalıdır. (Bu açıklamanın)başvurucunun da farkında olması gereken, olayın somut koşulları içinde özel biranlamı vardır. Divanın daha önce belirttiği gibi (bkz. yukarıda paragraf 50) buröportaj, o tarihte gerginliğin dorukta olduğu Türkiye'nin Güneydoğu bölgesindePKK'nın sivillere yönelik kanlı saldırılarıyla aynı zamana denk düşmüştür.
60.Bu koşullar altında büyük bir ulusal günlük gazetede yayınlanan röportajda,Güneydoğunun en önemli kenti olan Diyarbakır'ın eski BELEDİYE başkanının-'ulusal kurtuluş hareketi' olarak tanımladığı- PKK'ya verdiği desteğin, bubölgedeki patlamaya hazır havayı daha da ağırlaştıracağı düşünülebilir.
61.Bu nedenle Divan, başvurucuya verilen cezanın 'zorlayıcı bir toplumsalgereksinime' yanıt verdiğinin kabul edilmesinin uygun olduğunu ve ulusalmakamların ileri sürdüğü nedenlerin 'uygun ve yeterli' olduğunu düşünmektedir;her halde, başvurucu cezasının yalnızca beşte birini hapiste geçirmiştir (bkz.yukarıda paragraf 26).
62.Bütün bu etkenleri ve böyle bir davada ulusal makamların sahip olduğu takdiryetkisinin sınırlarını göz önünde tutarak Divan, incelenen müdahalenin izlenenmeşru amaçlarla orantılı olduğunu düşünmektedir.
Sonuçolarak, Sözleşmenin 10. maddesi ihlâl edilmemiştir.
Denilmektedir.Bu itibarla söz konusu karardaki kıstaslar ve ülkemizin maruz kaldığı yoğunterör olayları sırasında gerçekleşen davalı partiye mensup kişilerinbeyanlarının Sözleşmenin 10. maddesinde yer alan 'ifade özgürlüğü' içindedeğerlendirilemeyeceği açıkça ortaya çıkmaktadır.
VI-KAPATMA YAPTIRIMININ ZORUNLULUĞU VE ORANTISALLIĞI:
Davalısiyasi partinin izlediği politikanın ortaya çıkardığı tehlike ülke genelindeortaya çıkan yoğun şiddet olayları ve partinin eylemleri nazara alındığında çokciddi tehlikeler içermektedir. Anayasa, İHAS hükümleri ile demokrasininstandartlarıyla çelişen politika yürütmektedir.. Bu nedenle ülke güvenliğine,toplumsal barışa ve ülkenin demokratik rejimine zarar verebilecek bu adımlarınengellenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. İçerdiği ve ısrarla devam ettirdiğiterör örgütü paralelinde davranma biçimi davalı siyasi parti yönünden, çoğulcudemokrasiyle bağdaşmayan eylemlerinin ancak kapatma yaptırımıyla engellenecekolması karşısında, kapatma davasına başvurulması gerekli ve ülkenin içindebulunduğu şiddet ortamı gözetildiğinde zorunludur.
Olaydakapatma yaptırımı uygulanması, çoğulcu demokratik sistemde, yapılması gerekenve hukuksal yoldan uygulanabilecek amaca uygun ve orantılı tek seçenektir
Buçerçevede kapatma yaptırımı, İHAS'ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrasıkapsamında 'kamu düzeninin sağlanması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması' ilkeleri kapsamında, demokratik toplum ilkelerine uygun ve yasaile öngörülmüş bir yaptırımdır.
Terörörgütünü açıkça savunması, bu durumun da gerek yurt içinde gerek yurt dışındatartışmasız kabul edilmesi, davalı partinin bu yöndeki söylem ve eylemlerininyoğunluğu da gözetildiğinde, amacından alıkoyacak ara yaptırımlar ve araçözümler, somut duruma göre olanaklı değildir. Bu nedenle kapatma yaptırımı,dava yönünden radikal olmayıp, olaya uygun ve orantılı bir yaptırımdır.
Davalıpartinin terörü ve terör örgütünün ülke bütünlüğüne yönelik amaçlarını açıkçadesteklemek suretiyle etnik kökenli iç çatışma yaratmaya çalışması dikkatealındığında davalı siyasi partiyi amacından uzaklaştıracak ve sosyal yönden degereksinim duyulan tek ve zorunlu yöntem, sadece ve sadece kapatmayaptırımıdır. Toplumu apaçık karşılaştığı bu tehlikeden başka türlü korumanınolanağı kalmamış, zorunluluk hali gerçekleşmiştir.
VII-DAVA SÜRESİNCE DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ HAKKINDA UYGULANMASI TALEP EDİLENYAPTIRIMLAR:
Davasüresince uygulanması yasal zorunluluk arzeden önlemler, SPY'nin 108 nci ve 110ncu maddelerinde gösterilmiştir. Buna göre, hakkında kapatma davası açılan birsiyasi parti hakkında, kapatma kararı ile birlikte mallarının hazineye geçmesigözetildiğinde(SPY md 110), siyasi partinin mallarını kaçırmaması yönünden,soruşturma ve dava süresince parti mallarının devir işlemi yapılamaktadır (SPYmd 110/3). Konuya yakın olması yönünden SPY'nin 108 nci maddesindeki düzenlemeuyarınca da, dava sırasında siyasi partinin kapanma kararı almasının;Anayasa'nın 69 ncu maddesinin sekizinci ve dokuzuncu, 83 ncü maddesininbeşinci, SPY'nın 95 nci, 96 ncı ve 110 ncu maddelerinde belirtilenönlemlerden/yaptırımlardan kurtulmasına yol açmamakta, alınan kapanma kararıaçılan davanın yürütülmesini engellememektedir.
Anayasa'dave yasalarda Yüksek Mahkemenin dava süresince takdiren uygulayabileceğiönlemlerin gösterilmemesi, anayasakoyucunun ve yasakoyucunun bunu olanaksızgörmesi anlamında değildir. Anayasa Mahkemesi, iptal davalarında 'yürürlüğüdurdurma' önlemini, bu konuda yazılı hukuk kurallarıyla yetkilendirilmemesinerağmen verebilmektedir. İşin özünden hareket edildiği zaman da bu önleme kararverebilmesi hukuksal yönden de gereklidir.
Bu bağlamdasiyasi parti kapatma davaları yönünden konuya bakıldığında, yasalarla veAnayasa'yla öngörülen modelle açıkça çatışan ve eylemlerinin ağırlığıitibarıyla da kapatma yaptırımına muhatap olan bir siyasi parti için, bu yoldaresmi itham da yapıldıktan sonra, giderilmesi güç veya olanaksız durumlarınortaya çıkmaması için, dava süresince Anayasa Mahkemesi'nin her türlü önlemekarar verebilmesi gerekmektedir. Karar verebileceği önlemler içerisindeseçimlere katılmamak önlemi dahi vardır. Seçimlere katılabilecek siyasipartileri Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) belirlemesi, yasal çerçevedeki koşullarölçeğinde değerlendirilebilen bir durumdur. YSK'nın kapatma davasına muhatapolan veya başkaca pozisyonlardaki siyasi partiler için önlem niteliğinde kararalabilmesi söz konusu değildir. Kapatma davasına muhatap olan bir siyasi partiiçin, faaliyet yasağı anlamında seçimlere katılmaktan alıkonulması, kapatmadavası içerisinde bir önlem olarak Anayasa Mahkemesi'nin yetkisindedir. Ancakelbette Anayasa Mahkemesi bu yetkisini kullanırken, itham, eylemler veeylemlerin ağırlığı ile dava süresince partinin faaliyetlerini gözeterekkararını verecektir. Üstelik SPY'nin 121 nci maddesi gözetildiğinde, yerelmahkemelerin dernekler hakkında genel hukuk kurallarından hareketle davasüresince verebilecekleri her türlü önlem kararını, Anayasa Mahkemesi'nin desiyasi partiler hakkında verilebilmesi söz konusudur. Nitekim AnayasaMahkemesi, 13.3.2003 tarih ve 1/1 sayılı kararında, eldeki kanıtların yeterliolması durumunda böyle bir önleme hükmedilebileceğine de işaret etmişbulunmaktadır. Yine 2002/3 sayılı siyasi parti kapatma davası sırasında22.01.2003 tarihli ara kararında, dava sırasında önlem kararı verilmesineyönelik istemi esastan incelemiştir.
Buçerçevede dava süresince Anayasa Mahkemesi, davalı partinin faaliyetlerinindurdurulması, SPY ve parti tüzüğünde gösterilen belirli veya bütün organlarınınfaaliyetlerinin durdurulması, dava süresince seçimlere katılamaması ayrıca davatarihinde parti üyesi olanların bir başka siyasi parti listesinden veyabağımsız olarak ta dava süresince seçimlere katılmasının önlenmesi, ödenecekhazine yardımlarının banka hesabında blokesi, üye kayıtlarının durdurulmasıgibi önlemlere hükmedebilecektir. Bu durum İHAS'ın ortaya koyduğu 'yasalarda'bulunması gereken ölçütler yönünden de aykırılık oluşturmamaktadır. Çünkütakdir hakkı sağlayan bir düzenleme, uygulamada keyfilik yaratmıyorsa, ulusalmakamların yorumu belirleyicilik arzetmektedir (RP/Türkiye Kararı).
Yukarıdaayrıntılarıyla açıklanan eylemler ve ağırlıkları gözetilerek, Demokratik ToplumPartisi'nin dava süresince olası faaliyetleri de dikkate alınarak, giderilmesigüç ve olanaksız durumların ortaya çıkmaması yönünden:
-Davatarihinden itibaren yapılacak seçimlere katılmaktan alıkonulması, ayrıca davatarihinde parti üye veya yöneticisi olanların bir başka siyasi partilistesinden veya bağımsız olarak dava süresince seçimlere katılmasınınönlenmesi,
-Ödenecek hazine yardımlarının banka hesabında blokesi,
-Üye kayıtlarının durdurulması
önlemlerininuygulanması hukuksal gereklilik olduğundan, dava süresince devam etmekkoşuluyla, ivedilikle bu önlemlere hükmedilmesinin istenmesi zorunluluğu dadoğmuştur.
Anayasa'nın69 ncu maddesinin 9 ncu ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 95 ncimaddeleri uyarınca söz ve eylemleriyle Demokratik Toplum Partisi'ninkapatılmasına neden olan Aydın Budak, Abdulkadir Fırat, Abdullah İsnaç,Abdurrahim Bilen, Ahmet Aka, Ahmet Ay, Ahmet Aydın, Ahmet Cengiz, Ahmet Narım,Ahmet Özbay, Ahmet Türk, Ahmet Yalçıntaş, Akif Hamitoğlu, Alaattin Ege,Alaattin Enül, Ali Aslan, Ali Bozan, Ali Gün, Ali Sever, Arif Yayla, AslanKızıl, Ayfer Ekin, Ayhan Karabulut, Aynur Coşkun, Aysel Tuğluk, Ayşe Arslan,Azize Yağız, Bahar Yeşilyurt, Bayram Bozan, Bedirhan Aklan, Bedri Arslan, BedirFırat, Behçet Tunç, Beşir Bekle, Burak Avcı, Burhan Yürek, Büro Görmez, CaferSelçuk, Cemal Coşgun, Cemal Kuhak, Cemalettin Padir, Çiçek Arıç, Çimen Işık,Deniz Yeşilyurt, Dicle Manap, Doğan Erbaş, Emin Uslu, Emral Dağdelen, ErdoğanKaraca, Ethem Şahin, Eyüphan Aksu, Ezgi Dursun, Fatma Kurtulan, Faysal Yaçan,Fehime Ete, Ferdi Sönmez, Ferhan Türk, Ferit Datlı, Fettah Dadaş, Fevzi Kara,Fuat Arslan, Funda Apak, Gülhanım Doğan, Gürü Toprak, Hacer Taşarsu, HacıÖzbay, Hacı Üzen, Halil Adıgüzel, Halil İmrek, Halis Yurtsever, Halit Kahraman,Halit Taşçı, Hatice Adıbelli, Hazal Aras, Hediye Tekin, Hilmi Aydoğdu, HilmiKaraoğlan, Hüseyin Bektaşoğlu, Hüseyin Çalışçı, Hüseyin Kalkan, Hüseyin Şahin,Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Koyuncu, İbrahim Binici, İbrahim Erkul, İbrahim HalilParıldar, İbrahim Sunkur, İhsan Güler, İlhan Öymen, İsmet Aras, İzzet Belge,Kemal Aktaş, Kemal Çağlan, Kenan Demir, Kudret Ecer, Leyla Zana, Lezgin Bingöl,Lezgin Örnek, Lütfi Dağ, Mahmut Alınak, Mahmut Aydıncı, Mahmut Güngör, MahmutKayar, Medeni Kırıcı, Mehmet Ali Öcalan, Mehmet Ali Yaman, Mehmet Ayas, MehmetBayraktar, Mehmet Cevat İnce, Mehmet Emin Acar, Mehmet Emin Yanardağ, MehmetEmin Yıldız, Mehmet Faik Taşkın, Mehmet Hatip Dicle, Mehmet İnsan, MehmetKodaman, Mehmet Latif Alp, Mehmet Muhti Aslan, Mehmet Sait Şaşmaz, Mehmet SalihDuran, Mehmet Salih Koca, Mehmet Salim Sağlam, Mehmet Sefa Güngör, MehmetŞakar, Mehmet Şirin Karademir, Mehmet Şirin Tetik, Mehmet Tilki, Mehmet Topçu,Mehmet Tusun, Mehmet Veysi Dilekçi, Mehmet Yaşik, Mehmet Zeki Doğru, MelihaVarışlı, Menderes Öner, Merak Kurum, Metin Tekçe, Mikail Varhan, Muhlis Altun,Murat Avcı, Murat Daş, Murat Öztürk, Musa Farisoğulları, Mustafa Atmaca,Mustafa Eraslan, Mustafa Tuç, Müslüm Kılıç, Nayif Coşkun, Nazahat Kaya, NazimeCeren Salmanoğlu, Necdet Atalay, Nedim Taş, Nimet Özalp, Nizamettin Öztürk,Nuray Kılıç, Nurettin Demirtaş, Nusrat Akın, Onur Geldi, Orhan Miroğlu, OrhanTunç, Osman Akkoyun, Osman Baydemir, Osman İbek, Osman Özçelik, Osman Taşdemir,Ömer Aşgakara, Ömer Yılmaz, Özgür Söylemez, Pakize Ukşul, Pelgüzar Kaygısız,Pınar Uzun, Ramazan Özmen, Resul Atay, Sabahat Tuncel, Sabri Çelebi, SabriyeBurumtekin, Salih Karaaslan, Saniye Turhan, Sara Aktaş, Sebahattin Işık,Sebahattin Suvağcı, Sedat Yurttaş, Selahattin Demirtaş, Selim Engin, SelimSadak, Selma Irmak, Selma Söker, Serhat Ölmez, Sevahir Bayındır, Seydi AhmetÖcalan, Seyithan Kırar, Sırrı Keleş, Sıtkı Adsız, Sibel Öz, Sihem Akyüz, SimaDorak, Sinan Uğur, Sultan Uğraş, Suna Akkuş, Süleyman Kılıç, Şaban Yılmaz,Şakir Acar, Şükrü Binici, Tamer Temel, Taylan Gürel, Tuncer Bakırhan, TürkanYüksel, Uğur Saraç, Vakkas Dalkılıç, Veli Aramaz, Yakup Aslan, Yıldız Aktaş,Yıldız Bahçeci, Yusuf Kaya, Yusuf Tokdemir, Yüksel İğdeli, Zahide Besin, ZekiAslan, Zeynep Doğan, Zeynep Karaman, Ziver Gümüş, Ziya Akdemirhaklarındayasaklılık kararı verilmesi de gerekmektedir.
VIII-SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle;
Davanınivedilikle görüşülerek;
1-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağıhaline gelen ve bu şekilde;
-Anayasa'nın 68 nci maddesinin 4 ncü fıkrasına,
-2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78, 80, 81, 82 ve 90 ncı maddelerine
aykırıeylemlerde bulunduğu açıkça anlaşılan Demokratik Toplum Partisi (DTP)'nin
Anayasa'nın69 ncu maddesinin 6 ncı fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın101/1-b ve 103 ncü maddeleri gereğince temelli kapatılmasına,
2-Partinin kapatılmasına beyan ve faaliyetleri ile neden olan Aydın Budak,Abdulkadir Fırat, Abdullah İsnaç, Abdurrahim Bilen, Ahmet Aka, Ahmet Ay, AhmetAydın, Ahmet Cengiz, Ahmet Narım, Ahmet Özbay, Ahmet Türk, Ahmet Yalçıntaş,Akif Hamitoğlu, Alaattin Ege, Alaattin Enül, Ali Aslan, Ali Bozan, Ali Gün, AliSever, Arif Yayla, Aslan Kızıl, Ayfer Ekin, Ayhan Karabulut, Aynur Coşkun,Aysel Tuğluk, Ayşe Arslan, Azize Yağız, Bahar Yeşilyurt, Bayram Bozan, BedirhanAklan, Bedri Arslan, Bedir Fırat, Behçet Tunç, Beşir Bekle, Burak Avcı, BurhanYürek, Büro Görmez, Cafer Selçuk, Cemal Coşgun, Cemal Kuhak, Cemalettin Padir,Çiçek Arıç, Çimen Işık, Deniz Yeşilyurt, Dicle Manap, Doğan Erbaş, Emin Uslu,Emral Dağdelen, Erdoğan Karaca, Ethem Şahin, Eyüphan Aksu, Ezgi Dursun, FatmaKurtulan, Faysal Yaçan, Fehime Ete, Ferdi Sönmez, Ferhan Türk, Ferit Datlı,Fettah Dadaş, Fevzi Kara, Fuat Arslan, Funda Apak, Gülhanım Doğan, Gürü Toprak,Hacer Taşarsu, Hacı Özbay, Hacı Üzen, Halil Adıgüzel, Halil İmrek, HalisYurtsever, Halit Kahraman, Halit Taşçı, Hatice Adıbelli, Hazal Aras, HediyeTekin, Hilmi Aydoğdu, Hilmi Karaoğlan, Hüseyin Bektaşoğlu, Hüseyin Çalışçı,Hüseyin Kalkan, Hüseyin Şahin, Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Koyuncu, İbrahim Binici,İbrahim Erkul, İbrahim Halil Parıldar, İbrahim Sunkur, İhsan Güler, İlhanÖymen, İsmet Aras, İzzet Belge, Kemal Aktaş, Kemal Çağlan, Kenan Demir, KudretEcer, Leyla Zana, Lezgin Bingöl, Lezgin Örnek, Lütfi Dağ, Mahmut Alınak, MahmutAydıncı, Mahmut Güngör, Mahmut Kayar, Medeni Kırıcı, Mehmet Ali Öcalan, MehmetAli Yaman, Mehmet Ayas, Mehmet Bayraktar, Mehmet Cevat İnce, Mehmet Emin Acar,Mehmet Emin Yanardağ, Mehmet Emin Yıldız, Mehmet Faik Taşkın, Mehmet HatipDicle, Mehmet İnsan, Mehmet Kodaman, Mehmet Latif Alp, Mehmet Muhti Aslan,Mehmet Sait Şaşmaz, Mehmet Salih Duran, Mehmet Salih Koca, Mehmet Salim Sağlam,Mehmet Sefa Güngör, Mehmet Şakar, Mehmet Şirin Karademir, Mehmet Şirin Tetik,Mehmet Tilki, Mehmet Topçu, Mehmet Tusun, Mehmet Veysi Dilekçi, Mehmet Yaşik,Mehmet Zeki Doğru, Meliha Varışlı, Menderes Öner, Merak Kurum, Metin Tekçe,Mikail Varhan, Muhlis Altun, Murat Avcı, Murat Daş, Murat Öztürk, Musa Farisoğulları,Mustafa Atmaca, Mustafa Eraslan, Mustafa Tuç, Müslüm Kılıç, Nayif Coşkun,Nazahat Kaya, Nazime Ceren Salmanoğlu, Necdet Atalay, Nedim Taş, Nimet Özalp,Nizamettin Öztürk, Nuray Kılıç, Nurettin Demirtaş, Nusrat Akın, Onur Geldi,Orhan Miroğlu, Orhan Tunç, Osman Akkoyun, Osman Baydemir, Osman İbek, OsmanÖzçelik, Osman Taşdemir, Ömer Aşgakara, Ömer Yılmaz, Özgür Söylemez, PakizeUkşul, Pelgüzar Kaygısız, Pınar Uzun, Ramazan Özmen, Resul Atay, SabahatTuncel, Sabri Çelebi, Sabriye Burumtekin, Salih Karaaslan, Saniye Turhan, SaraAktaş, Sebahattin Işık, Sebahattin Suvağcı, Sedat Yurttaş, Selahattin Demirtaş,Selim Engin, Selim Sadak, Selma Irmak, Selma Söker, Serhat Ölmez, SevehirBayındır, Seydi Ahmet Öcalan, Seyithan Kırar, Sırrı Keleş, Sıtkı Adsız, SibelÖz, Sihem Akyüz, Sima Dorak, Sinan Uğur, Sultan Uğraş, Suna Akkuş, SüleymanKılıç, Şaban Yılmaz, Şakir Acar, Şükrü Binici, Tamer Temel, Taylan Gürel,Tuncer Bakırhan, Türkan Yüksel, Uğur Saraç, Vakkas Dalkılıç, Veli Aramaz, YakupAslan, Yıldız Aktaş, Yıldız Bahçeci, Yusuf Kaya, Yusuf Tokdemir, Yüksel İğdeli,Zahide Besin, Zeki Aslan, Zeynep Doğan, Zeynep Karaman, Ziver Gümüş ve ZiyaAkdemir'in Anayasa'nın 69 ncu maddesinin 9 ncu fıkrası ve 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın 95 nci maddesi uyarınca temelli kapatılmaya ilişkin kararınResmi Gazete'de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasipartinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına,
3-Demokratik Toplum Partisi'nin dava süresince yapılacak seçimlere katılamayacağına,
4-Dava tarihinde parti bünyesinde üye, yönetici, BELEDİYE başkanı ve milletvekiliolarak görev alanların bir başka siyasi parti listesinden veya bağımsız olarakdava süresince seçimlere katılamayacağına,
5-Davalı partiye ödenebilecek hazine yardımlarının banka hesabında blokesine,
6-Davalı partinin üye kayıtlarının durdurulmasına,
kararverilmesi kamu adına arz ve talep olunur.'
II- DAVALI PARTİ'NİN ÖNSAVUNMASIDavalıParti'nin 12.2.2008 günlü ön savunması şöyledir:
'İDDİANAMEYEKARŞI ÖN SAVUNMAMIZ
A 'DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİNİN TÜZÜĞÜNDEKİ TANIMI VE AMACI
DTP'ninkuruluş süreci incelendiğinde mevcut siyasi partilerden farklı olarak,'tabandankurulan' tek parti olduğu görülecektir. İlçelerde ve illerde binlerce üyenin'önseçimle' seçtiği beş yüz kurucu delege ile Ankara/Kocattepe'de bir salondamedya önünde aleni ve şeffaf bir şekilde programını, tüzüğünü, adını veamblemini tartışarak ve oylayarak kabul etmiştir.
Sayınsavcı kuruluş kongresinde ki görsel ve yazılı kayıtları incelemeden vearaştırmadan dava açmıştır..Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasipartilerin içinde en demokratik ve katılımcı kuruluş süreci yaşayan partininDTP olduğu,elliyi aşkın BELEDİYE başkanı ve mecliste grubu bulunan bir parti olarak'Kürt sorunun' çözümünde bir şanstır.Açılan kapatma davası sonucu,destek verenmilyonlarca seçmenin özgür iradesi, adil temsil yok sayılmıştır.
Elliyılı aşkın süredir Avrupa'da sadece dört siyasi parti 'soğuk savaş' dönemindekapatıldı. Bunlarda Nazi, Faşist ve Komünist partilerdi.12 eylül askeri darbesisonucu Atatürk'ün kurduğu CHP dahil tüm siyasi partiler kapatılıp, yöneticileriiçeri alınıp mallarına el konulduktan sonra 12 eylül askeri darbesi sonrası MGKtarafından hazırlanan Anayasa ve siyasi partiler yasası bugün topluma dargelmekte ve değiştirilmesi için yüzde yüze yakın bir mutabakat bulunmaktadır.
ABmüzakere sürecinde olan ülkemizde başta anayasa olmak üzere birçok reformlaryapılmış ve iddianamenin dayanağı siyasi partiler yasasının birçok hükmüuygulanamaz hale gelmiştir. Ne yazık ki İktidar ve ana muhalefet partisi bugünekadar uyum yasaları konusunda uzlaşmamış sadece % 10 seçim barajını muhafazaetmek ve bağımsız adayların seçilmesini engellemek için oy pusulasındauzlaşmışlardır. Adil temsilin önünde ki bu ayıbı gidermek, Türkiye'yi siyasipartiler mezarlığı olmaktan kurtarmak gerekiyor. Anayasaya aykırı veuygulanamaz durumda olan siyasi partiler yasasının değiştirilmesi, toplumundemokratik kanallarının açılması zorunludur.
1-Demokratik Toplum Partisi'nin Tanımı:
DemokratikToplum Partisi, demokratik uygarlık çağı değerleri olan özgürlükçü, eşitlikçi,adaletçi, barışçı, çoğulcu, katılımcı, çok kültürlü toplumu zenginlik olarakgören ve yenileşmeyi savunan; insan ve toplum odaklı diyalog ve uzlaşıyadayalı, otoriter-merkezi-hiyerarşik siyaset yapma tarzı yerine;demokratik-yerel-yatay işleyişi benimseyen, demokratik iç işleyişi kararlılıklasavunan, barışçıl demokratik siyaseti esas alan, evrensel değerlere sahip çıkan,her türlü ayrımcılığı ve ırkçılığı ret eden, insanlığın özgürleşmesini cinslerarası eşitlikte gören, bu temelde özgür, demokratik-ekolojik toplumu hedefleyendemokratik özgürlükçü eşitlikçi sol bir kitle partisidir.
2-Demokratik Toplum Partisi'nin Amacı
a)Demokratik Toplum Partisi; Türkiye'nin hukuki, siyasi, idari, sosyal, ekonomik,kültürel ve diğer bütün alanlarda kapsamlı demokratik reformlarla yenidenyapılandırılmasını ve bu sürecin etkin ve kalıcı kılınabilmesi için toplumsalbarışın sağlanmasını acil bir ihtiyaç olarak tespit eder. Bunun için, halkındemokratik iradesine dayalı, etnisite, sınıf, cins ayrımı yapmadan, baştaemeğiyle geçinen tüm toplumsal kesimler olmak üzere, kadın, gençlik ve farklıinanç gruplarının ortak mücadele örgütü olarak, kuruluşu ve işleyişiyleözgürlükçü demokratik siyasal mücadelesini kurumlaştırarak yürütür.
b)AB sürecini salt bir devletler topluluğu değil, aynı zamanda bir halklartopluluğu olarak da gören DTP, bu süreci kararlılıkla savunur. Türkiye'nin ABsürecinin gerektirdiği reform ve düzenlemelerin hayata geçirilmesinin takipçisiolmak ve bu sürecin toplumun en geniş çıkarlarına hizmet etmesi için başlamışbulunan müzakere sürecine aktif katılımı öngörecek girişimlerde bulunur.
c)Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar tarafındankurulduğunu ve kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerinde yattığını beyaneder; halkların geleceğini ve Kürt sorunun çözümünü ortak vatanda özgürbirliktelikte ve Demokratik Cumhuriyette görür.
d)Demokratik bir mücadeleyle evrensel hukuk kurallarına uygun yeni bir anayasaçerçevesinde, barışçıl, özgürlükçü, adaletçi, eşitlikçi, değişimci, çoğulcu vekatılımcı bir demokrasiyi, ihtiyaçlara dayalı yaygın örgütlü sivil toplumu,demokratik siyasi, herkesin kendi kimlik özelliklerini geliştirebileceğitoplumsal bir yapıyı savunur.
e)Devleti, kutsal ve halkın üzerinde gören anlayış yerine, devleti halkınhizmetine sokacak düzenlemeler yaparak otoriter-bürokratik devletin giderekküçülmesini öngörür. Yasak ve tabuları temel alan anlayışların terk edilmesi;bireysel, kolektif, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel temel hak veözgürlüklerin etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak siyasal ve toplumsal biryapılanmanın oluşturulması; herkese ayrımsız, anadilinde eğitim ve öğretimhakkının sağlanması, basın, düşün, kültür-sanat ve diğer alanlarda özgürlükçüve demokratik anlayışın yerleşmesi için mücadele eder.
f)Cins ayrımcılığı ve kadına yönelik her türlü şiddeti ret eder, toplumunözgürleşmesinin kadının özgürleşmesine bağlı olduğundan hareketle, yaşamın tümalanlarında cinsler arası eşitliğin yaratılabilmesi için; hukuki, ekonomik,sosyal, siyasal ve kültürel tedbirlerin alınmasını sağlar.
g)Cinsiyet özgürlüğünü sağlamanın demokratik toplum hedefine ulaşmada belirleyicibir etken olduğundan hareketle, cinsiyet özgürlüğü önündeki bütün engellerinortadan kaldırılması için başta kadınların öz iradesine dayalı olarak gelişecekkadın örgütlülüğünü yaratarak, kararlılıkla mücadele eder.
h)Gençliği, özgür ve demokratik geleceği yaratmanın temel dinamiği olarak görür.Gençliğin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamda kendini ve toplumugeliştirmesinin önündeki her türlü engelin kaldırılması ve gençliğin özörgütlülüğünü yaratarak siyasetin gençleştirilmesi için mücadele eder.
i)Ulusalve küresel ekonominin dengeli uyumu temelinde kamu ve özel mülkiyetin birlikteele alındığı, rantçılığa karşı üretken sermayeye yer veren, sosyal adaleti heralanda gerçekleştiren, yoksulluğa ve açlığa karşı adil paylaşımı ve üreticiliğiön gören bir felsefeyle hareket eder.
j)İnsanlığıngeleceğinin doğa ve çevre ile uyumlu demokratik bir toplumdan geçtiğinisavunur; doğa üzerinde sistemli bir şekilde sürdürülen tahribatı sona erdirecekekolojik-demokratik bir toplumun yaratılması için mücadele eder.
k)Hertürlü inancın kendisini özgürce ifade edebileceği, devletin tüm inançlara eşitmesafede duracağı, bilimsel düşünceyi esas alan, özgürlükçü, demokratik laiklikanlayışın esas alınması için mücadele eder.
l)Türkiye'ninkatı merkeziyetçi ve tekçi yapılanmasına karşı yerinden yönetimi ve yereldemokrasinin geliştirilmesini savunur. Yerel demokrasinin bir an önce hayatageçirilebilmesi için, Türkiye'nin mevcut idari işleyişinde gerekli acilreformları gerçekleştirmeye yönelik kapsamlı çalışmalar yürütür, bu amaçdoğrultusunda bilimsel araştırma ve tartışmalar geliştirir.
m)DemokratikToplum Partisi, yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasınısavunur. Kadın-erkek eşitliğinin siyasal alanda uygulanabilmesi için her türlüönlemi alır. Kadın-erkek eşitliğini en üst düzeyde sağlamak üzere 'eşbaşkanlık'sistemini savunur ve bunun kurumsallaşması için mücadele yürütür.
B -DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ, AB'YE TAM ÜYE OLMUŞ BİR TÜRKİYE'Yİ HEDEFLEMEKTEDİR
Dünyadakideğişim ve dönüşümler, insanlığın paylaştığı ortak değerler noktasındabireyleri ve sistemleri demokratikleşmeye zorluyor.
Demokratikleşmeninönemli bir boyutu da, siyasetin demokratikleşmesidir. Bu da ancak farklıtoplumsal taleplerin belirli bir zeminde karşılanması, tartışılması, uzlaşmasıve karar süreçlerine ulaşmasıdır.
Türkiye'nindış politikada söz sahibi olabilmesi, ancak iç ve dış kamuoyunun desteği ileyapacağı cesur reformları, ayrıca ekonomik istikrar ve demokratikleşmeyibaşarmasına bağlıdır. Radikal bir hukuk reformuyla bunlar mümkündür.
TürkiyeAvrupa Birliği ilişkileri, Kopenhag Kriterlerinde ifadesini bulan, sürece vepratik içinde daha somutlaşacak olan ilke ve kuralların benimsenmesinigerektirir.
DTP,Türkiye'nin çağcıl bir dünya ülkesi olması için, iç ve dış diplomasigirişimleriyle her platformda büyük gayretler göstermiştir.
Türkiye'ninAB'ye tam üye olması için ülkede kamuoyu oluşmasında, ülke dışında tümdiplomasi olanaklarıyla en büyük çabayı gösteren partidir.
TürkiyeCumhuriyeti, kurulduğundan beri, her alandaki büyüme ve çağdaşlaşmastratejisini AB'ye katılmada görmüştür. DTP'nin program ve siyasetinin önemlibir ayağı da bu stratejinin gerçekleştirmesini hızlandırmaktır.
DTP,Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içinde, barışı, toplumsal uzlaşmayı vedemokratikleşmeyi savunur. Bunu partinin tüm resmi başvurulu eylem veetkinlikleriyle, her kademedeki tüm yöneticilerinin söylem ve mesajlarıylakanıtlanmıştır.
Demokrasilerdeelbette, muhalif görüşler ve bu görüşlerin siyasi partileri olacaktır. Var olansisteme, statükoya alternatif politikalar oluşturmak; sistemin iktidarını,söylem ve eylemleriyle eleştirmek, demokrasinin vazgeçilmezliğidir.
Buduruş ve bakış açısı ile meşru eylemleri hukuken ve siyaseten parti kapatmagerekçeleri olamaz.
C-DAVA İDDİANAMESİNİN HUKUKSAL MANTIĞI
I -Uluslararası Hukuk Açısından
a)Yargıtay Sayın Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianamede yer verdiği 'AİHS'in11'nci maddesindeki düzenleme gözetildiğinde, ülkedeki demokratik rejimitehlikeye sokacak siyasi projesi bulunan ve/veya siyasi amaçlar içingerektiğinde şiddete başvurmayı amaçlayan siyasi parti için kapatma yaptırımıöngörülmesi AİHS'e aykırı değildir' (Emek Partisi/Türkiye kararı) kararı, doğruolmakla birlikte, Sayın Başsavcının gözden kaçırdığı bir nokta vardır. O da,kararda da belirtildiği gibi, siyasi amaçlar için gerektiğinde şiddetebaşvurmayı amaçlayan siyasi parti kapatılır diyor. Ancak Demokratik ToplumPartisi, ne şiddeti bir amaç, ne de bir araç olarak görür. Kaldı ki, hiçbireylem ve söyleminde bırakın şiddetti ya da şiddete çağrı yapmayı, şiddete karşıolduğunu her fırsatta belirtmektedir.
AİHS'in11'nci maddesi uyarınca bir siyasi partinin kapatılması 'ırkçılığı, terörü,yabancı düşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrıyı teşvik ediyor veya hoşgörüsüzlüğedayanıyorsa', bu durumlarda AİHS'in 11'nci maddesinin bir ve ikincifıkrasındaki düzenlemelerden hareketle, siyasi partinin kapatılması gündemegelebilecektir. İddianamede şiddet kavramı, çok geniş bir şekilde ele alınarak,siyasi bir bakış açısıyla DTP'nin şiddeti savunduğu öne sürülmüştür. Ancakhukuk düzeninde açık söylem ve eylemler geçerlidir.
b)Yine AİHM'in bazı kararlarında 'Kapatma yaptırımı boyutundaki müdahale, takipedilen meşru amaçla orantılı, uygun ve yeterli olmalı, sosyal bir ihtiyacacevap vermelidir, yani demokratik bir toplumda gerekli olmalıdır' denilmiştir.TBKP/Türkiye, Sosyalist Parti/Türkiye, ÖZDEP/Türkiye, HEP/Türkiye, RP/Türkiyekararları gerçeği karşısında, Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması hangiihtiyaçtan doğmuştur' Demokratik bir ortamda Demokratik Toplum Partisi'ninkapatılması gerekli midir' Sayın savcının, geçmişte ülkede yaşanan ve halen dedevam eden şiddet olaylarının Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasındadeğerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bunu da zorlayıcı sosyal gereksinimolarak ifade ediyor. Hukuk gerçeğinden uzak, sadece siyasi saiklerle ifadeedilen bu iddialar, Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması için kanıt olarakgösteriliyor. Oysa, Türkiye'de yaklaşık 30 yıldır süregelen şiddet olaylarınınkaynağı Demokratik Toplum Partisi olamayacağı gibi, bunun önlenmesi içinDemokratik Toplum Partisi, her fırsatta barışçıl ve demokratik söylemleriniifade etmiştir.
c)İddianamede de yer alan AİHM'in Sosyalist Parti ve TBKP kararında; 'Kapatmayönünden tüzük ve programdaki aykırılık tek başına yeterli olmayıp, eylem deolmalıdır. Siyasi partinin, Türkiye toplumu ve devleti için gerçek bir tehlikeoluşturduğuna ilişkin somut kanıtlar ortaya konulmalıdır. Eylemler aşırı uç veterörist grupları teşvik etmeye yönelik olmalıdır' denilmektedir. Burada dagörüldüğü gibi, tüzük ve programın aykırılık teşkil etmesi tek başına yeterligörülmemiş, ayrıca DTP'nin Program ve Tüzüğü yasal süreçler ve onaydan dageçmiştir. Demokratik Toplum Partisi'nin tüzük ve programında hiçbir aykırılıksöz konusu değildir. Ancak bu eylemlerin de Türkiye devleti için gerçek birtehlike oluşturduğuna ilişkin somut kanıtların olması gerektiğine atıfyapılmıştır. Demokratik Toplum Partisi'nin Türkiye devletini tehlikeye atacakhiçbir somut eylemi olmamıştır.
AİHM'inÖZDEP kararı, program ve tüzük konusunda en önemli içtihattır.Strasbourgyargısal denetimi değerlendirmelerinde:
38.Mevcut davada, ilk olarak Anayasa Mahkemesinin 14 Temmuz 1993 tarihli ÖZDEP'ikapama kararında belirtilen gerekçeler, Anayasa ve siyasi partilerin kuruluşunailişkin kanunun 78(a) ve (81) (a) ve (b) bölümlerinin ihlal edilmesi suretiyle,Devletin bölünmez bütünlüğüne ve ulusun birliğine zarar verme olarakgösterilmiştir. Anayasa Mahkemesinin kanaatına göre program, Türkiye'de kendineözgü bir kültürü ve dili olan ayrı bir Kürt halkının mevcut olduğu varsayımınadayanmıştır. Programda Kürtler, demokratik hakları tamamen gözardı edilenezilen insanlar olarak sunulmuştur. ÖZDEP, Kürtler için kendi kaderinitayin etme hakkını istemiş 'bağımsızlık savaşı' haklarını desteklemiştir.Görüşü terör örgütü ile aynıdır ve kendi içinde bir isyana teşvik etmektedir.Bu da kapatılmayı haklı kılmıştır (bkz. yukarıdaki 14. paragraf).
Ayrıca,Anayasa Mahkemesi, programında Hükümet'in Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (diniişlerin dini kurumların kendi kontrolü altında olması gerektiği gerekçesi ile)kaldırılmasını savunarak, ÖZDEP'in laiklik ilkesini yıkmayaçalıştığını düşünmüştür. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerinkurulmasına ilişkin Kanunun 89. bölümünün ihlal edildiğini kabul etmiştir.
39.Bu etkenlerin ışığı altında Mahkeme söz konusu alıntıların içeriğini dikkatealmalı ve ÖZDEP'in kapatılması için haklı sebep teşkil edip etmediğinitespit etmelidir.
Birincihususa ilişkin olarak, Mahkeme araştırmasını yaparken birinci görevinin kendigörüşlerini ilgili ulusal yetkililerin görüşlerinin yerine koymak değil, anılanyetkililerin insiyatifleri doğrultusunda verdikleri kararların 11. Maddekapsamında incelenmesi olduğunu yinelemektedir. Bunu yaparken de, Mahkemeözellikle ulusal yetkililerin kararlarını ilgili olayların kabul edilebilirşekilde değerlendirmelere dayandırdığından emin olmalıdır (bkz., yukarıdaanılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1256, Madde 44).
40.ÖZDEP'in programının incelenmesi üzerine, Mahkeme şiddet kullanımı,bir isyan veya diğer şekillerde demokratik ilkelerin reddedilmesine yönelikherhangi bir çağrı tespit edememiştir. Bu, Mahkeme'nin kanaatına göre dikkatedilmesi gereken önemli bir husustur (bkz., 8 Temmuz 1999 tarihli Okçuoğlu 'Türkiye Kararı, Raporlar 1999, s. ', madde 48). Bunun aksine, program içindeönerilen siyasi projenin uygulanmasında demokratik kurallara uyulması gerektiğivurgulanmıştır. Diğer hususların yanı sıra, ÖZDEP'in 'genel seçimhakkına sahip şahıslar tarafından seçilen temsilcilerden oluşan bir demokratikmeclisin oluşturulmasını teklif etmekte' ve 'Kürt sorununa Nihai Helsinki Senedi,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibiuluslararası sözleşmelere harfiyen riayet eden barışçı ve demokratik bir çözümüsavunduğunu' belirtmektedir (bkz. yukarıdaki 8. paragraf).
AncakHükümet, 'ÖZDEP'in 'ÖZDEP halkların bağımsızlık ve özgürlükiçin verdiği haklı ve meşru mücadelede halkları desteklemektedir. Bu mücadeledehalkların yanındadır.' ifadesi ile silahlı mücadeleyi açıkça desteklediği'kanaatındadır'
Mahkemeninanılan ifadenin ÖZDEP'in belli siyasi taleplerde bulunduğunudüşünmesine rağmen, anılan ifadede halkı şiddet kullanmaya, demokrasikurallarını çiğnemeye teşvik edecek herhangi bir husus tespit edememiştir. Buaçıdan ilgili bölüm, Avrupa Konseyi'nin üye devletlerinde siyasi açıdan etkinolan diğer kurumların programlarında bulunan bölümlerden ayırt eden herhangibir husus içermemektedir.
41.Anayasa Mahkemesi ayrıca ÖZDEP'i programında 'Kürtler ve Türkler'olmak üzere iki ulusun belirtilmesi ve Türk ulusunun birliği ve Türk Devletinintoprak bütünlüğüne zarar verecek şekilde azınlıkların mevcudiyetine ve bunlarınkendi kaderini tayin etme haklarına gönderme yapma konusunda da eleştirmiştir.
Mahkeme,söz konusu metinler birlikte ele alındıklarında, temelde ' demokratik kurallarçerçevesinde ' 'Türk ve Kürt halklarını kapsayan bir sosyal düzen' kurmak olanbir siyasi projeyi amaçladığını belirtmektedir. Programın başka yerlerinde'Özgürlük ve Demokrasi Partisi ülkenin kuruluşuna katılmış olan Kürt ve Türkhalklarının gönüllü birliği için kampanya başlatmaktadır' ibaresikullanılmıştır. ÖZDEP'in programında ayrıca 'ulusal ve diniazınlıkların' kendi kaderini tayin etme hakkına gönderme yaptığı doğrudur;ancak bağlam içinde ele alındığında, bu kelimeler insanları Türkiye'denayrılmaya teşvik amacına değil, teklif edilen siyasi projenin Kürtlerin özgürirade ile, demokratik şekilde ifade edilen izni ile desteklenmesiningerektiğinin vurgulanmasına yöneliktir.
Mahkeme,anılan siyasi projenin Türkiye Devleti'nin mevcut ilkeleri ve yapıları ileuyumlu olmamasının demokratik kuralları ihlal etmediği görüşündedir. Demokrasiaçısından herhangi bir zarara sebebiyet vermemesi kaydıyla, bir Devletin mevcutdüzenleme şeklini sorgulayanlar da dahil olmak üzere, çeşitli projelerinönerilmesi ve görüşülmesi demokrasinin temel unsurlarındandır (bkz. yukarıdaanılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1257, Madde 47). Aynı husus, ÖZDEP'inDiyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasına ilişkin teklifleri için degeçerlidir.
42.Söz konusu bölümlerin halkça benimsenenden daha farklı bir siyasi tasarımiçermediğini söylemek imkansızdır. Ancak, aksine işaret eden başka bir somuteylem olmadığında, 'ÖZDEP'in programının gerçekliğine ilişkin şüpheduyulması için herhangi bir neden mevcut değildir. Bu nedenle, ÖZDEPsadece ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle cezalandırılmıştır.
43.Mahkeme yukarıda anılan hususların ışığı altında, ÖZDEP'inkapatılmasının demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının bir başkadeyişle, bir 'zorunlu sosyal gereksinimi' karşılayıp karşılamadığı veya'amaçlanan meşru hedef ile orantılı' olup olmadığını tespit etmek durumundadır(bkz. yukarıda anılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1258, Madde 49).
44.Demokrasinin düzgün şekilde işlemesine ilişkin siyasi partilerin önemli rolüaçısından (bkz. yukarıda anılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerlerikararı, s. 17, madde 25), siyasi partiler söz konusu olduğunda, 11. Maddekapsamında belirtilen istisnalara harfiyen uyulması gerekmektedir; anılanpartilerin dernek kurma özgürlüğüne ilişkin sınırlamaları sadece inandırıcı vezorunlu nedenler haklı kılacaktır. 11. Maddenin 2. fıkrası anlamında birgerekliliğin mevcut olup olmadığının tespitinde Akit Devletler, sadece sınırlıbir takdir marjına sahip olup, bu da bağımsız mahkemeler tarafından verilenlerde dahil olmak üzere, tabi olduğu kanun ve kararları kapsayan Avrupa denetimiile paralel gitmektedir (a.g.e. s. 22, Madde 46).
Ayrıca,Mahkeme daha önceden demokrasinin başlıca özelliklerinden birinin, yıldırıcıolanlar da dahil olmak üzere, bir ülkenin sorunlarının şiddete başvurulmaksızındiyalog içinde çözümlenmesi için fırsat sağladığına karar vermiştir. Demokrasiifade özgürlüğü ile gelişmektedir. Bu açıdan, Devlet nüfusunun bir kısmınındurumunun alenen görüşülmesini istemesi ve demokratik kurallara uygun olarakilgili herkesi hoşnut edecek çözümleri bulmak üzere ulusun siyasi hayatınakatılmak istemesi nedeniyle bir siyasi grubun engellenmesi için herhangi birmeşru sebep bulunmamaktadır (bkz. yukarıda anılan Sosyalist Parti ve Diğerlerikararı, s. 1256, 45. madde).
45.Mahkeme, mevcut davada söz konusu müdahalenin radikal olduğuna işaretetmektedir: ÖZDEP derhal yürürlüğe girmek üzere temelli kapatılmış,aktifleri tasfiye edilerek kanunen Hazineye devredilmiş ve yöneticileri benzerisiyasi faaliyetlerden men edilmiştir. Anılan sıkı önlemler ancak en ciddidavalarda uygulanabilecek türdendir.
46.Mahkeme ÖZDEP'in programındaki ilgili bölümlerin, eleştiri vetalepleri dile getirmek suretiyle, bu açıdan demokrasi ilkeleri ve kurallarınauygunluğun sorgulanmasını gerektirmediğine ilişkin görüşünü daha öncebildirmiştir.
Mahkeme,başta terörizm ile ilgili mücadele olmak üzere, huzurunda bulunan davalarıntarihçesini dikkate almaktadır (bkz. yukarıda belirtilen Türkiye BirleşikKomünist Partisi ve Diğerleri Kararı, s. 27, Madde 59). Bu bağlamda Hükümet, ÖZDEP'inTürkiye'de terörizmden kaynaklanan sorumlulukta pay sahibi olduğunubelirtmiştir (bkz. yukarıdaki 35. paragraf). Ancak Hükümet, ÖZDEP'inherhangi bir önemli faaliyet yapmak için çok kısıtlı bir zaman içinde anılandurumun nasıl oluştuğunu açıklamakta başarısız olmuştur. Parti 19 Ekim 1992tarihinde kurulmuş ve kapatılması için birinci başvuru 29 Ocak 1993 tarihindeyapılmış ve ilk olarak 30 Nisan 1993 tarihinde kurucu üyelerinin kararı ilekapatılmış ve sonrasında 14 Temmuz 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafındankapatılmıştır. Olası herhangi bir tehlike olsa olsa ÖZDEP'inprogramından kaynaklanacak olup, burada da Hükümet, demokrasi ve barışçılçözümlere olan bağlılıklarına rağmen ÖZDEP'in programındaki söz konusubölümlerin Türkiye'deki terörizmi körüklediğini ikna edici şekildeaçıklayamamıştır.
ÖZDEPile ilgili AİHM kararı uyarınca Anayasa mahkemesine 'Yeniden Yargılama'başvurusu kabul edilmiş,inceleme sonucun da tekrar red kararı verilmişolduğundan,AİHS nin 46 ncı maddesi uyarınca,yeniden başvuru konusu olup ayrıcaBakanlar komitesinin denetimi istenecektir.
d-HEP hakkında açılan dava da anayasa Mahkemesi parti kongre ve toplantılarındaatılan sloganların, yapılan konuşmaların,üye ve bir kısım yöneticinin söylemini'odak' suçlamasında yeterli görmemiş,sadece SPK 101 nci madde uyarınca yetkilikurulların yaptığı açıklamalar sonucu kapatılmıştı.AİHM bu davada da ihlalkararı buldu.Ayrıca siyaseten yasaklananlar AİHM e açtıkları davalarıkazandılar Türkiye AİHS nin 10 ncu maddesi uyarınca mahkum oldu.Bu dava daÖZDEP gibi tekrar Strasbourg denetim sürecini yaşayacaktır.
D-KÜRT SORUNU TÜRKİYE'NİN ÇÖZÜM BEKLEYEN EN ÖNEMLİ SORUNUDUR. SİYASET VE HUKUKBUNU ÇÖZMEK ZORUNDADIR.
Tümsiyasi partiler bu konuda çözüm projesi geliştirmek zorundadır. DemokratikToplum Partisi DTP, Kürt sorunun demokratik-barışçıl temelde çözümünüprogramında açıklamıştır. Parti, Kürt sorunun çözümünde, Türk ve Kürtler'intarihsel olarak birlik ve kardeşlik ilişkilerini temel alan güncel biryaklaşımın çözüm yolunu açacağına inanmaktadır.
Türkiye'nindemokratikleşmesi Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde belirleyici roloynayacaktır.20.yy'da Ortadoğu'da oluşturulan siyasi sistemin bir çok sorunuberaberinde getirdiği, bölgenin en eski topluluklarından olan Kürtlerin busistemde ifadesini bulamaması, Türkiye başta olmak üzere Iran, Irak; Suriye'degelişen oligarşik, otoriter, totaliter ve monarşik yönetimler sonucu, Kürtlerinvarlığı inkar edilmiştir.
DTPinkarcı ve ayrılıkçı yaklaşımların sorunları çözemeyeceğini, aksine çözümü dahada zorlaştıracağına inanmaktadır. Devletin soruna bakış açısı ve yaklaşımı,kökten değiştirilmedikçe, çözüme uygun politika ve uygulamalargeliştirilmedikçe, sorunu daha da ağırlaştıran askeri çözüm yaklaşımı terkedilmedikçe, barışın güvenin, istikrarın ve huzurun tesisi mümkün değildir Sonyirmi yılda yaşanan acılardan herkesin ders çıkarması gerekmektedir. Gelişenetnik milliyetçilik ve çatışma ortamı alarm vermektedir. Orta Doğu'da taşlaryerinden oynamakta, dengeler değişmekte, gelişmeler ülkemizi yakındanilgilendirmektedir.
Türkiye'deKürtler, Türklerden sonra ikinci büyük halktır. Sayıları yirmi milyonu aşkınyurttaşımız bulunmaktadır. Kürt halkı, Türk halkından tarih, dil, kültür,gelenek, coğrafi bölge gibi etkenler itibariyle farklı bir topluluk, yanibağımsız bir halk olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kürt halkıbugün nüfus yoğunluğu olarak Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, yarısından fazlasıda metropol kentler başta olmak üzere Batı ve diğer bölgelerde yaşamaktadır.Ulusal kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde, Lozan görüşmelerindeAtatürk'ün bir çok söyleminde ve Meclisin tutanaklarında, Türkiye Cumhuriyetidevletinin kurucu asli öğesi olarak Türk ve Kürt halkı gösterilmektedir. Bunedenle Kürtlerin Türk kardeşleri ile eşit yaşamayı isteme hakları vardır.
Dil,bölge, kültür, din, gelenek ve tarihsel köken gibi objektif kriterler devreyegirince, kültürel ve tarihi özelliklere sahip insan topluluklarının kendilerinibir halk olarak algıladıkları takdirde, tereddütsüz, bağımsız bir halk olaraktanınmaktadırlar.Kürt halkının varlığı,tarihsel,sosyolojik gerçeklik bugünekadar devlet tarafından yok sayılmıştır.Son zamanlarda 'Kürt realitesinitanıyoruz' gibi Başbakanlar düzeyinde yapılan resmi açıklamaların içeriğidoldurulmamıştır.
Lozananlaşmasında 'gayrı Müslim azınlıklar' dışında kalan, başta Kürt halkı olmaküzere diğer Müslüman gruplarında 39 ncu madde uyarınca dil ve kültür haklarınınkullanılması önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki Türkiye'nin tarafıolduğu uluslar arası sözleşmeler ve AB aday üyelik süreci kriterleri de buhakların kullanılmasını ön görmektedir. Ancak, kuruluş felsefesinin inkarıgiderek, inkar, asimilasyon, baskı politikaları sonucu, sorun bugüne kadarçözümsüz kalmıştır. Yanlış politikalar sonucu gelinen noktada devlet ile Kürtyurttaşı arasında barışa, sarsılan güven bunalımını aşmaya, ekonomik, sosyal vesiyasal adımlar atılmaya ihtiyaç vardır.
Kurtuluşsavaşı Kürtlerin, Türklerin ve diğer etnik kökenlerinden toplulukların ortakdirenişiyle başarıya ulaşmıştır. Amasya protokolun da 'Vatan Kürt ve Türklerinoluşturduğu topraklardır' denilmektedir.*1921 Anayasası da yerel kültürlereözerklik tanıyan karakteriyle, Türk ulus yerine 'Türkiye ulusu' şeklinde kikapsayıcı anlayışı,1924 Anayasasında terk edilmiş,'Türkiye ahalisi' tabirikullanılmıştır.
Çokkültürlü toplumlarda farklılıkların bir arada özgür ve eşit yaşaması yönündeanlayış ve davranışlar geliştirilmediği takdirde, ülkemizde son yıllarda olduğugibi acı olaylar yaşanmaktadır. Bugün dahi çözülmesi acil sorunların başındaKürt sorunu gelmektedir.
1999yılında AB aday üyelik süreci ile başlayan reformlar sonucu bazı adımlaratılmasına rağmen yeterli olmadığı, müzakere sürecinde kalıcı bir barış vegüven ortamının sağlanması yönünde ki niyetler Ortadoğu ve Irak'ta yaşanangelişmeler sonucu, çözümü daha da ivedi kılmıştır.
Türkiye'deçok kültürlü bir toplum yaşamaktadır. Nüfusun büyük çoğunluğunu Türk ve Kürthalkını oluştururken, Çerkez, Gürcü, Laz, Arap, Gürcü, Arnavut vs. birçokdeğişik etnik grubu da barındırmaktadır. Müslüman olmayan azınlıklarda Lozan'dastatü tanınan Ermeni, Yahudi, Rum azınlığın dışında, Süryaniler, Keldaniler veYezidiler gibi azınlıklarda bulunmaktadır. Büyük çoğunluğu Sünni Müslümanolmasına rağmen, milyonlarca Alevi yurttaşımızın yaşadığı ülkemizde tarihtengelen zengin kültürel farklılıkları barındırmaktadır.
Kürtsorunu askere havale edilerek, asayiş ve kriminal bir sorun olarak, baskıyöntemleriyle çözülemediği görülmüştür. Bugüne kadar uygulanan politikalarındevamı sorunu derinleştirir ve bir iç savaşa doğru sürekler. Terörü önlemebahanesiyle Kürt halkının istek ve özlemlerinin bölücülük gerekçesiylebastırılması, bir halkın bütün olarak potansiyel düşman olarak görülmesi, ırkçısaldırgan milliyetçiliğin linç girişimlerine onay verilmesi, kışkırtılmışkitlelerin kontrol edilmemesi, hukukun uygulanmaması, bizi adım adım seçilmişbir travmaya doğru götürmektedir.
Kürtsorunu bir demokrasi ve İnsan hakları sorunudur. Tarihsel ve sosyolojik anlamdaköken olarak etnik anlamda bir kimlik arayışı, anlatımı, kültür sorunu, yönetimsorunu, hak arama sorunu olarak ortaya çıkması nedeniyle demokrasi ve insanhakları sorunu olarak, hukuksal anlamda eşit ve özgür yurttaş olma isteği hakarayışı, barış, bütünlük ve gelişme, kalkınma boyutları olan devasa çözümü dekısa ve orta vadelere yayılabilecek bir sorundur.
a-Sözleşmeler açısından haklar
İnsanlıktarihi yaşanan acıların külleri üzerinde ikinci dünya savaşı sonrası insanhakları konusunda önemli gelişmeler sağlamıştır.1990 lı yıllardan sonra uluslararası insan hakları hukukunun bir parçası olarak 'azınlık hakları' gelişmiştir.
BirleşmişMilletler İnsan hakları komisyonu 'etnik,dinsel ve dilsel azınlıklara mensupkişilerin haklarına ilişkin 'azınlık' tanımının 'objektif ' ölçütleri içindeyer alan '..çoğunluktan farklı,etnik,dilsel,dinsel özelliklere sahip olmaunsuru' azınlık haklarına ilişkin uluslar arası belgelerin hak öznesinintanımlanmasında kullanılan diğer bir unsur 'subjektif' ölçüt olarak 'ortakkimlik' ve korunması üzerinde yoğunlaşmıştır.
Azınlıklarınkorunması, devletlerin yetki alanını aşan, insan haklarının uluslar arasıkorumasının ayrılmaz bir parçası olarak kabul görmektedir.Azınlıkların kimlikhaklarının temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı içineyerleştirilmesi,kültürel ve siyasal çoğunluğun taşıyıcısı insan hakları vedemokrasi anlayışı içinde ifade edilmesi ve korunmasını sağlayacak çözümyöntemleri geliştirmeyi zorunlu kılıyor.
TürkiyeBM in 1966 tarihli ikiz sözleşmelerini imzaladı ve onayladı. Bunların ortakbirinci maddesi,'halkların self determinasyon hakkından 'bahsediyor. Bununölçütleri olarak, sayı, yoğunluk, tarihsel süreklilik, motivasyon ölçütlerinebakılıyor. Önceki bölümlerde Kürt halkının bu ölçütleri taşımasının bir bölünmesendorumuna yol açacağı kaygısıyla bazı çekinceler konuldu. Dış etkenler,uluslar arası konjöktör, iç etkenler birlikte değerlendirildiğinde acilönlemler alınması gerektiği açıktır.
'İnsanHakları Evrensel Beyannamesi' 2 nci maddesi 'ırk, renk, cinsiyet, dil, din,siyasal ya da düşünce, ulusal ya da toplumsal köken ...nedeniyle insanlararasında fark gözetilmeyeceğini..' amirdir.
'UluslarArası Ekonomik,Sosyal haklar Sözleşmesi' 'öğrenim-eğitim hakkını, kültürelhayata katılma, bilimsel gelişmelerden yararlanma, haklarının güvenceyealınması gerektiğini..' belirtmektedir.
'Uluslararası Medeni ve Siyasi haklar sözleşmesi' '..her türlü düşünceyi ifade etmehakkı, halkların kendi kaderini tayin hakkı,etnik,dilsel ve dinsel azınlıklarınbulunduğu ülkelerde kendini geliştirme hakkının yadsınamayacağını..'belirtmektedir.
ÇerçeveSözleşmesi yanı sıra BM in ve Avrupa Konseyi ile AGİT in birçok karar vebildirgesinde azınlık hakları korunması ve yaşatılması önemli bir yertutmaktadır.'Ulusal yada etnik,dinsel ve dilsel azınlıklara mensupkişilerin hakları konusunda BM Teşkilatının bildirgesinde;...kendi kültürünüyaşama hakkı, kendi dinini öğretme ve uygulama hakkı,kendi dilini kullanmahakkı, kültürel, dinsel, sosyal, ekonomik ve kamu yaşantısına etkin biçimdekatılma hakkı...' birçok hakka değinmektedir.
Azınlıkhakları kimlik ve kültürel Haklar artık ulusların iç sorunu olmaktan çıkmış,uluslararası denetim mekanizmasına tabi temel hakların başında gelmektedir.Avrupa İnsan hakları sözleşmesinin 14 ncü maddesi her türlü ayırımcılığıyasaklarken AB müzakere sürecinde özellikle azınlık ve kültürel haklar konusuönemli bir yer tutmaktadır.
'Kültürve Kalkınma Dünya Komisyonu Raporu' son yılların önemli çalışmalarından olup,Dünya Kültür Komisyonu İLC'nin ilk raporunu 1998 yılında BM sunması yanında; KültürHakları konusunda bir Ombdusman Bürosu kurulması önerilmekte, bu büroya baskıaltında ki kişiler yada grupların başvurabilecekleri belirtilmektedir.
AvrupaKonseyi Parlementerler Meclisi kabul ettiği raporda '..Kürtlerin dünyanındevletsiz en büyük ulusu olduğu' yazılıdır. Kürtlerin kültürel haklarınakavuşması,Kürt ailelerin mevcut dil öğrenim olanakların hakkındabilgilendirilmesi ve Kürt kültür derneklerinin resmen tanınması vedesteklenmesi ..' isteniyor.başta Türkiye olmak üzere 'devletlerin Kürtkültürünün korunması konusunda atması gereken adımlar' sıralanıyor. Buna göreTürkiye Avrupa Azınlık ve Bölgesel Diller Şartını imzalayıp yürürlüğe koyması,Kürtçe öğrenim görebilme olanağı yaratılması, Üniversitelerde Kürtçe diledebiyat dersleri verilmesi, Kürt ailelerin mevcut dil öğrenim olanaklarıhakkında bilgilendirilmesi, Türkiye'de Kürt kültürünün tanıtımını sağlayacakmerkezlerin kurulması, Kürt Kültür derneklerinin resmen tanınması vedesteklenmesi..dile getiriliyor.
Uluslararası hukuk belgelerinde azınlıkların iki tanımının olduğu görülüyor. Birisosyolojik diğeri hukuki tanımıdır. Türkiye'nin de tarafı olduğu uluslar arasıbelgelerde etnisite, dil, din veya bu grupların farklılıklarını koruma vegeliştirme hakkı tanınmaktadır. Sözleşmelerin bir kısmı tanıdığı hak veözgürlüklerin öznesi olarak 'halkları' göstermiştir. Azınlık ise doğal vetarihsel bir bulgu olarak kabul edildiğinden, sözleşmede tanımlanmasına veilgili devlet tarafından tanınmasına gerek olmadığı kabul edilmiştir.
Çağdaşuluslar arası belgelerin bir kısmı, bir devletin dil, din, kültür ya da etniköğe açısından farklılaşan gruplara tanıyacağı hakları 'topluluk' düzeyindetanımıştır. Sosyolojik azınlığa asgari düzeyde bazı hakların tanınmasıdemokratik bir ülke için kabul edilebilir en düşük standarttır.
Etnik,dilsel, dinsel veya kültürel farklılıkların inkar edilmesi, bu farklılıklarınkorunması ve geliştirilmesine yönelik hakların (asgari düzeyde deolsa)tanınmaması, uluslar arası hukukun ölçütleri bakımından 'asimilasyonist'bir politikanın izlenmesi anlamına gelir.
UNESCO'NUNKültürel haklar konusunda ki sözleşme, karar ve tasarıları, eğitimdeayrımcılığakarşı UNESCO sözleşmesi, kültürel haklar konusunda uluslar arası standartlarıoluşturma çalışmaları sonucu:
*Kültürelhayata katılma hakkı*Bilimsel gelişmeye katılma hakkı*Bilgi edinme hakkı
*Herhangibir sanat ya da edebiyat yapıtının maddi yada manevi ürünün korunmasıhakkı*Kimlik hakkı, kültürel kimlik hakkı*Silahlı çatışmalarda dünya ve kültürve doğa mirasının kullanılması hakkı, önemlibir yer tutmaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ışığında Kültürel haklar: 'Kimlik hakkı, İsimhakkı, Kişinin istediği dili kullanma hakkı, Kişinin istediği dili öğrenmehakkı, Kurum tesis etme hakkı, Kültürel etkinlik hakkı, Bir kültürel topluluküyesi olarak tanınma hakkı, kamu makamları ile ilişkilerde kendi dilinikullanma hakkı, Fikri mülkiyet hakkı, Bilgiye ulaşma hakkı, Kültürel mirastanyararlanma hakkı, Yetişkinlerin eğitim hakkı, Yüksek nitelikli öğrenim görmehakkı düzenlenmiştir. Ayrıca Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dillerisözleşmesi, Ulusal Azınlıkların Korunması Hakkında Çerçeve Sözleşmesi, gibiönemli sözleşmelerin AB üyelik sürecinde Kopenhag kriterleri de esas alınarakyaşama geçirilmesi gerekmektedir.
b-Dünya örneklerinde sorunun çözümü
Farklıkültür ve halkların olduğu ülke örneklerinden yola çıkarak Türkiye'de sorununkendisine özgü çözümü konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkündür.
1-UNESCO nun MOST (Sosyal Değişimlerin Yönetimi) programı çerçevesinde yapılanaraştırmalar sonucu şu kategoriler ortaya çıkmıştır. a-Tek dil konuşulanülkeler, eğitim dahil tek dil politikası uygulanmaktadır. b-Bazı ülkeler tekulusal dil ve o dilde eğitim politikası izlemekle birlikte bölgesel dilleri vegöçmenlerin dillerini hesaba katarak farklı dillere sınırlı öğrenim ve uygulamaolanakları tanımaktadırlar (Fransa, İtalya, Bulgaristan gibi) c-Çoğunluğundilinin egemen olduğu, bazı yerlerde geçici olarak başkaca resmi dillerin kabuledildiği ülkeler.(ABD) d-Çok dilli ülkelerde farklılık teşvik edilmemekte,ülkenin çok dilli niteliği kabul edilmektedir. (Belçika, İsviçre gibi) e-Kanadaörneği ülkeler, iki resmi dil kabul edilmiş. f-Farklı kültürleri tatmin edençok kültürlülüğü kabul ederken, aynı zamanda merkezi idarenin egemenliğinevurgu yapan, kamu yönetiminde devletin tek iletişim dili kullandığı ülkeler(Sovyetler, Yugoslavya)
2-Çok kültürlü ülkelerde farklı kültürleri tanıyan, tanımayan ülkeler olduğugerçeği ışığında şu kategoriler ortaya çıkmaktadır. a-Dil yönünden bağdaşıkülkeler, Asimilasyon ve entegrasyan uygulayan Brezilya, Çin, Endonezya,b-Azınlık diline ulusal üstü belgeler ışığında kullanılma hakkı tanıyanülkeler, Avusturya, İtalya, Türkiye (Lozan anlaşması ile sadece Ermeni, Rum veYahudilere tanınan haklar, 39 ncu madee haklarında Kürtleryararlandırılmamıştır), Yunanistan, c-ülkesinde resmi ve başka dillere hukukistatü tanıyan İngiltere, Fransa, d-bölgesel özerklik tanıyan Fransa, İtalya,İspanya, e-Bölge dil ayrımı uygulayan Belçika, İsviçre, f-Birden fazla resmidil uygulayan Yeni Zellanda, İsrail, Kanada, g-Toplumsal yaşamda çok dillikuygulayan ABD, h-Sömürge dili yerine kendi dilini uygulayan Sudan, Cezayir,dillerin kullanımına karışmayan Avustralya gibi değişik uygulamalar bulunmaktadır.
1-Üniter devlet yapısı içinde dil ve kültür özerkliği uygulayan ülkeler:Fransa'da Oksitanca, Bretonca, Baskça, Flamanca, Korsikaca, İtalya'da Sardca,Almanca, Fransızca, Solvanca, Avusturya'da; Slovanca, Hırvatça, Çekçe, Macarca,Sorabca, ABD de; İspanyolca, Finlandiya'da; İsveççe Yunanistan da Türkçeuygulamada kullanılmaktadır.
2-Çok kültürlülük içinde Toprağa bağlı Özerklik, Eyalet Sistemi uygulayanülkeler: İspanya (Katalan, Galiçya, Bask, Arogan, Belçika (Flamanca, Fransızca,Volanca, Almanca) İsrail (Arapça, İbranice) Kanada (Fransızca, İngilizce)Birden fazla resmi dili olan ülke sayısı 30 kadardır. Çin, Rusya, Hindistan,Filipinler, Pakistan bu ülkelerden bazılarıdır.
3-Çok kültürlülük sorununu bağımsızlıkla çözen ülkeler; Çekoslavakya (Çek veSlovakya)
4-Çok Kültürlülük sorunu çözmek için asimilasyonu uygulayan ülkeler, Türkiye,Cezayir, Tunus, Suriye.
Çokkültürlülük sorununu aşması, Türkiye'nin iç barışı sağlaması, barış, güvenhuzur ortamını tesis etmesi ile AB müzakere sürecinin sağlıklı işleyeceği birgerçektir. 21.Yüzyılda etnik yapılar tehdit olarak değil, zenginlik aracıolarak görülmekte, demokrasilerde birliğin harcı olarak değerlendirilmektedir.
c-Bölgesel özerklik tanıyan ülkeler
Çokkültürlü toplumlarda sosyal barışı ve bölge kültürlerinin gelişmesinisağlamanın bir başka yöntemi bölgesel özerklik tanımaktır. Fransa, İspanya,İtalya gibi tek resmi dil kullanan ülkeler ile birden fazla resmi dil kullananİsviçre, Belçika, Hindistan, Finlandiye gibi ülkeler bölgesel özerklik politikasıuygulayarak soruna çözüm bulmuşlardır. Bölgesel özerklik politikalarının temelamacı ülkenin bir bölgesinde azınlık dillerini korumaktır.
Üniterdevlet yapısı içinde Fransa Korsika örneği,'yarı özerklik' modeli olarakgösterilmektedir. Coğrafi yapı, Korsika dili, Korsika bölgesininörgütlenmesinde özellikle coğrafyası ve tarihinden kaynaklanan özellikleridikkate alınarak 1982 yılında statüsü bir yasa ile açıklığa kavuşmuştur.
Yasaile tanınan özerklik statüsüne İspanya örneği gösterilmektedir. Ülkenin resmidili İspanyolca ya da Kastilyandır. Katalan, Bask, Galiçya, Aragon dilleriayrıca eyaletlerde resmi dil olarak kullanılmaktadır. Belçika örneği toprakayrımı yapılması ve farklı dilleri konuşan toplumlara tam özerklik tanımıştır.İsrail iki resmi dili Arapça ve İbranice'yi konuşmaktadır. Finlandiya azınlıkdilinin kullanılması için belirli bir nüfus oranını yeterli görmektedir.Ülkenin resmi dili Fince ve İsveççe olmasına rağmen, Laponca çoğunluk olduğuyerlerde kullanılmaktadır. Kanada iki dilli statüsünün uygulanması için yeterlisayının bulunmasına gerek duyan bir sistem uygulamakta ve çoğunluk oluşturankültürün bağımsızlığa yönelmesi söz konusudur. ABD de resmi dil İngilizceolmasına rağmen Havai adalarında iki resmi dil kullanılmaktadır.
Bugündünyada konuşulan dil sayısı 6000 devlet sayısı 197 dir. Buda birçok ülkeninçok kültürlü olduğunu gösteriyor. Azınlık ve insan hakları sorunları bu nedenleülkelerin iç sorunu olmaktan çıkmıştır.
Hertürden otonomi uygulamaları kendi içinde belirli ölçüde ademi merkeziyetçiliğibarındırmakta ve bu nedenle de sıkı bir merkeziyetçilik şeklinde örgütlenmişolan Fransa (Korsika örneği) veya Türkiye gibi devletler ve hükümetlercereddedilmekte ya da en azından aşırı derecede kuşkulu karşılanmaktadır.Otonominin her biçimin sonuçta devletin dağılması ve ayrılmaya yol açacağışeklinde bir korku mevcuttur. Uluslar arası anlaşmalar ya da devlet içisözleşmelerle sonuca bağlanmış, başarı kazanmış otonomi örnekleri içinde Alandadaları, Güney Tirol, Grönland, Feröer adaları gösterilmektedir. Otonomi sıkçademokrasi ile ilişkilendirilmekte ve tanınması demokrasinin bir faktörü olarakortaya çıkmaktadır. Fonksiyonel ya da işlevsel otonomi için Almanya'nınkuzeyinde ki Schleswig-Holstein eyaleti gösterilmektedir. Danimarka kökenliazınlığın 'iç egemenlik hakkı' olduğundan söz edilmektedir.
Teritoryal(bölgesel/yerel)otonomi, devlet sınırları içinde belirli bölgelerin özel statüye sahip olmasıdemektir. Yerel yönetimler güçlendirilerek seçilmiş halk meclisleri kurulmasıönerilir. Yerel otonomi sadece belirli bölgede yerleşmiş ve tarihsel olarakgelişmiş bir aidiyet bilincine sahip halklar için bir örgütlenme modelidir. Butip otonomiler ağırlıklı olarak Avrupa'da görülmektedir. Özerk yürütme idaresive seçilmiş halk temsilciliklerinin dışında başka ortak özellikleribulunmamaktadır.
Kültürelotonomi, bir halkın kültürel sorunlarının, yani yaşamının bir kısmını özerkolarak yönetmesi anlaşılıyor. Bu sınırlı özerklik modeli, bir azınlık için herşeyden önce kendi birliği ve kimliğini korumak için eğitim ve kültüralanlarında devletten bağımsız kurumlara sahip olmak önemli olduğu halleriçindir. Ancak kültürlerin ayırt edici öğelerine çok kültürlülük ile azınlığınkültürü arasında sınır çekme ve azınlığın izalasyonu ve yabancılaşmasıtehlikesi, ayrılıkçı eğilimlere de yol açabilir. Diğer taraftansa kültürelkimliğin bir boyutu olarak, sınırın öbür tarafında bulunup bu halka mensup olaninsanlarla engellenmeden ilişkiler kurma olanağı da söz konusu olmalıdır.Kültürel kimlik sınırın varlığı nedeniyle engellenmemeli, tam tersine halklarve devletlerarasında sınırları aşan bir köprü rolü de oynayabilir.
'İndigenHalkların Haklarına İlişkin Deklerasyon', self determinasyon hakkınınkullanılmasının spesifik bir biçimi olarak kültür, din, eğitim, iletişim,medya, sağlık, barınma, istihdam, sosyal refah, ekonomik faaliyetler toprak vekaynakların idaresi, çevre ve mensup olmayanların girmesi gibi iç ve yerelişleriyle ilgili olan sorunlarda özerklik veya öz yönetim hakkı ve buna bağlı olarakbu otonom işleri finanse etmek için yollar ve araçlara baş vurma hakkınasahiptir.
Çokkültürlülük gereği adımlar atmak, sorunu çözmek üniter devlet yapısıylaçelişmemektedir. Siyasi/İdari mekanizmalarla/modellerle, kültürel haklar konusuiki apayrı alandır. TRT de Kürtçe yayının başlaması, Kürtçe Kurslar, radyo/Tvkonusunda atılan adımlar AB reform çabaları göstermiş ki ülkeyi bölünmeyegötürecek bir korku yaşamanın gereği yoktur.
II- Ulusal Hukuk Açısından
a)Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilginç iddia ve söylemlerde bulunmuştur.Adeta kanun koyucu yerine geçip hukuk yaratmaya çalışmıştır. Sayın Başsavcınıniddianamede yer alan şu söylemlerini dikkatle inceleyecek olursak:
'Siyasiparti kapatma davalarının, ceza muhakemesi hukuku anlamında ceza davasıolmaması, kapatmaya konu eylemlerin de ceza hukuku kapsamında suç olmazorunluluğunu gerektirmemektedir' '
'Birsiyasi partinin kapatılmasını gerektiren eylemlerin, ceza hukuku kapsamındamutlaka suç olarak düzenlenmesi ve bu konudaki davalarda mahkûmiyetlesonuçlanması gerekmemektedir. Ancak eylem aynı zamanda ceza hukuku kapsamındasuç olarak düzenlenmiş ise, bu konuda ceza mahkemesindeki davalarınsonuçlanmasını beklemeye gerek bulunmamaktadır. Kapatma davasına konu edileneylemlerin işlendiği tarihlerin bir önemi yoktur. Eylemlerin üzerinden ne kadarsüre geçse de, zamana yayılan bu eylemlere odaklaşma boyutunda bir bütünüoluşturmaları yönünden iddianamede dayanılması olasıdır.'
Yukarıdada belirtildiği gibi, bu söylemleriyle Sayın Başsavcı siyasi saiklerle hukukyaratmaya çalışmıştır. Ceza hukuku açısından suç sayılamayan bir fiili ya dafilleri, parti kapatma açısından delil olarak göstermeye çalışmıştır. Bumantık, tüm çağcıl hukuk kriterlerini altüst etmektedir. Bu olsa olsa,antidemokratik siyasi bir norm yaratmadır.
Ayrıcadüşünce ve ifade özgürlüğüne yapılacak en büyük engel olur. Kaldı ki, siyasipartiler düşünce ve somut politikalarını kitlelere rahat bir şekilde ulaştırmakzorundadır. Yasal çerçeveler içinde yapılan söylem ve eylemler de bir neviengellenmek istenmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Hukuksalmantığın tahlilini ve değerlendirmesini de Yüce Mahkeme'nin demokratik hukukkriterleri açısından ele alacağına olan inancımızı ifade etmek istiyoruz.
b)Bununla da yetinmiyor Sayın Başsavcı, bir suçun işlenmesini partininkapatılması için yeterli görmektedir. Suçun ya da eylemin yargı sürecinibeklemeye gerek olmadığını savunmaktadır. Bu saptamanın hukuka aykırı olduğunu,bırakın hukukçuları, konuya duyarlı tüm vatandaşlar da bilmektedir. SayınBaşsavcının bunu hangi mantıkla talep ettiğini gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz.
İddianameninbütününde de anlaşıldığı gibi, Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması için,alelacele hazırlanmış 'delil ikame' kolaylığı seçilerek ve içinde her türlühukuk dışı söylem ve taleplerin yer aldığı bir iddianameyle karşı karşıyayız.
D -PARTİ KAPATMAYI ÖNGÖREN YASAL MEVZUAT
1-Anayasada yapılan son değişiklikler ve bu doğrultuda Siyasi PartilerYasası'ndaki uyum düzenlemeleri aynı yasa maddelerine dayanarak kapatma isteyenSayın Savcının görüşlerini doğrulamıyor. Bu bağlamda;
a)Anayasa'nın 68/4 maddesi, bir siyasi partinin 68/4 fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerinyoğun işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesihalinde karar verilir.
HalkınEmek partisi (HEP) in kapatılması istemi ile açılan davada 'odak olma' iddiasıyerinde görülmemiş ve red edilmiştir. HAK-PAR hakkında açılandavada,'federasyon istemi 'dahi kapatılma için yeterli görülmemiş ve dava rededilmiştir.
b)Anayasa'nın 69/6. maddesi;
Birsiyasi parti, bu nitelikteki fiiller işlendiği ve bu durum o partinin büyükkongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veyaTBMM'deki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkçabenimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarıncakararlılık içinde işlendiği takdirde söz konusu fiillerin odağı haline gelmişolur.
c)Ayrıca Anayasa 69/7. maddeye göre de; Anayasa Mahkemesi'nin temelli kapatmayerine, koşulların oluşması halinde dava konusu fiillerin ağırlığına göre,ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunbırakılmasına karar verilebileceğini öngörmektedir. Siyasi Partiler Yasası'nın101 ve 103. maddeleri de aynı düzenlemeleri içermektedir.
2-Madde metinlerinde açıkça ifade edildiği gibi '''' fiiller'.. zımnen veyaaçıkça kararlılık içinde işlendiği taktirde, söz konusu fiillerin odağı halinegelmiş sayılır'. (69/6)
AnayasaMahkemesi'nin 68/4 böyle bir mahkeme kararıyla kesinleşen kanıtlarla tespitiniyapıp kararını verir.
Bunundışında, varsayımlarla, muhtemel oluşacak, ama oluşmamış kanıtlarla hiçbirmahkeme, şahısları ve tüzel kişileri cezalandıramaz. Buna rağmen verilecek herkarar siyasidir.
E -DAVA SİYASİDİR
1)Yargıtay Sayın Cumhuriyet Başsavcısının, iddianamenin birçok yerinde DemokratikToplum Partisi'nin kapatılması gerektiğini hukuk dışı talepleriyle ifadeederek, davanın siyasi bir anlayışla açıldığını ispatlamıştır.
2)Kapatma isteminin dayandırıldığı kanıtların başında, Demokratik Toplum Partisikurulmadan önce Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı haftalık olağangörüşmeleri yer alıyor. Bilindiği üzere Abdullah Öcalan'ın da her siyasitutuklu ve hükümlü gibi avukatlarıyla görüşme hakkı vardır. Bu hak, yasal birçerçevede gerçekleştiği gibi, devletin yetkili organları tarafından dabilinmekte ve takip edilmektedir. Bu görüşmelerde, avukatları ile kendisi arasındageçen diyalog ve görüşmeler sonrasında avukatların yapmış oldukları açıklamalarya da söylemler Demokratik Toplum Partisi'nin bilgisi dışındadır. Hukukenherhangi bir nedensellik bağı da oluşturmamaktadır.
İddianamedetüm bu görüşme notlarının kaynağı da belirtilmemektedir. Sayın Başsavcınınkaynak olarak gösterdiği internet siteleri, maddi hukuk anlamında ne kadargüvenilir kaynaklar ya da kanıtlar olabilir' İnternet sitesi açmak ve busitelerde istenilen her konuda yazı ya da haber yapılabileceği herkestarafından bilindiği bir gerçektir. Bu internet sitelerinin dışında başka birkaynak gösterilmemiştir.
Bilindiğigibi 'İmralı Kapalı Cezaevi' kişiye özel bir cezaevi olup, iç yönetmeliği de'kişiye özel' tek kişilik bir yönetmeliktir. Çok sıkı korunan,avukat ve ailegörüşmelerinde içeri kaleme dahi sokulmayan koşullarda yapılan görüşmeler;çıkarılan bir yasa ile hakim gözetiminde yapılmaktadır. Yapılan tüm görüşmelerkayıt altında olup, sayın savcı bu resmi kayıtları istememiş ve bunlarınhiçbirine iddialarını dayandırmamıştır.
Kaldıki, bu görüşmeler iddianamede yer aldığı gibi olsa dahi, yasa dışı herhangi birsöylem yoktur. İddianamede yer alan görüşmelerde şiddet ve şiddete çağrıyoktur. Aksine ülkenin birliği içinde Demokratik Cumhuriyet yapılanmalarına vesilahtan arındırılmış barışçıl söylemlere ısrarla vurgular yapıldığıgörülmektedir.
3)Ayrıca görüşme notlarında; ABD, AB, Ortadoğu, Türkiye ve Kürtlerle ilgili vedeğişik konularda tahlil, görüş ve öneriler var. Başsavcı sadece DTP'ye ilişkinkısımları cımbızlamış. Hukuken bağ kurmak zorlamasını seçmiştir.
4)Görüşmeler cezaevi idaresinin bilgisi ve denetimi altında yapılmakta ve görüşmenotlarının bir fotokopisi de cezaevi idaresince alınmaktadır. Görüşme yasaldır.Alınan notlar suç oluşturmamaktadır. Suç oluşturması durumunda cezaeviidaresinin müdahalesi söz konusu olacaktı. Dolayısıyla bu notların yayınlanmasıda suç oluşturmaz diye düşünüyoruz.
5)İddianamede, ulusal çapta yayın yapan bazı gazetelerin iddia üzerinde yaptığıbazı haberlerin de kaynak olarak gösterildiği görülmektedir. Oysaki buhaberlerde yer alan iddialar hukuki anlamda kanıt teşkil etmemekle birlikte,bunun tespiti de yetkili organlar tarafından yapılmamıştır.
Buhaberlerden bir tanesi de HADEP Eski Genel Başkan Yardımcılarından HikmetFidan'ın öldürülmesi olayı ile ilgilidir. İddianamede Fidan'ın öldürülmesiningerekçesi şöyle açıklanıyor:
''Hikmet Fidan'da bu aşamada Demokratik Toplum Hareketi adı altında (Öcalan'ıntalimatları gereği!) faaliyete başlayan partililerin çalışmalara katılmasıyolundaki davetine olumsuz yanıt vermiştir. DTP'ye ret yanıtı veren ve bu aradaPKK'nın muhalifi PWD ile ilişkisi ortaya çıkan Hikmet Fidan 06.07.2005tarihinde Diyarbakır'da tuzağa düşürülerek bilinmeyen bir PKK mensubu teröristtarafından ensesine ateş edilmek suretiyle öldürülmüş, tuzağa düşürenleryargılanarak mahkûm edilmişlerdir. Bundan sonra olaya DTP'nin yaklaşımı başlıbaşına ele alınması gereken mahiyettedir. Zira hiçbir DTP (DEHAP)'lı olayıkınayamamış, hatta cenazenin kaldırılması için Diyarbakır BüyükşehirBELEDİYEsinden ambulans talebi dahi 'deposu delik' gerekçesi ilekarşılanmamıştır' şeklinde uzun bir açıklamaya yer vermektedir.
Bualıntıdan da anlaşılacağı üzere, Sayın Başsavcı bazı gazeteciler tarafındanortaya atılan bu senaryoları fazlasıyla ciddiye almıştır. Bu iddialarınherhangi somut bir kanıtı olmadığı gibi, Demokratik Toplum Partisi ilebağdaştırılmasını da anlamış değiliz. Bilindiği gibi, cinayetin kimler tarafındanorganize edildiği henüz yargı mercilerince de tespit edilmemiştir. DemokratikToplum Partisi, şiddete karşı olduğunu her fırsatta dile getirmiş, bütünsorunların barış ve diyalogla çözüleceğine işaret etmiştir.
SayınBaşsavcı bu konuda sağlıklı bir araştırma yapmış olsaydı, DTP nin kurucubaşkanı ile birlikte birçok kurucusunun taziye ziyaretinde bulunduğunu, cenazetörenine katıldığını ve böylesi şiddet eylemlerine karşı tavır aldığınıöğrenmiş olacaktı.
6)Sayın Başsavcının Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması için gösterdiğiilginç kanıtlarından bir tanesi de Yazar Adalet Ağaoğlu'nun İnsan HaklarıDerneği'nden istifa etmesidir. Sayın Ağaoğlu, bir aydın olarak kendi kararıylave çeşitli gerekçeleriyle İHD'den istifa etmiştir. Sayın Başsavcınınkarıştırdığını düşündüğümüz metin, Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasıiçin hazırlanmış iddianamedir.
İHDise, insan hakları alanında faaliyet yürüten bir sivil toplum örgütüdür.Demokratik Toplum Partisi ile resmi hiçbir bağı yoktur. Ancak Sayın Başsavcınınaynı paragrafta yer alan 'Bulunması gereken konumla ilgisiz bir konumasürüklendiği anlaşılan İHD'nin davalı DTP (ve terör örgütü PKK) ile hemen herplatformda ortak görüş bildirmesinin '' şeklindeki ifadesi, olayın siyasi birbakış açısı ile değerlendirildiğinin tipik kanıtıdır.
İnsanhakları kuruluşlarını ve demokratik kitle örgütlerini DTP yandaşı dolayısıylayasa dışı gösterme gayreti bir zorlamadır. Ayrıca haksız ve hukuk dışıdır.
SayınAdalet Ağaoğlu yaptığı açıklama ile bu iddiayı da boşa çıkarmıştır. Kapatılmagerekçesi olarak beyanlarının alınmasına karşı tepkisi basında yer aldı.Kaldıki Ağaoğlu'nun bir dernek ile ilgili beyanlarının bir siyasi partininkapatılması gerekçesi yapılması ,hukuki illiyetin bulunmaması nedeniyledezorlama bir gerekçedir.
7)Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması için kanıt olarak gösterilen ve iddianamede'Demokratik Toplum Partisi'nin Kuruluşundan Sonraki Eylemler' başlığı altındayer alan 141 eylemin büyük bir çoğunluğunun yargılaması devam ederken, birçoğuda hala hazırlık soruşturması evresindedir. Kanıt olarak gösterilen bueylemlerden sadece 3 tanesi Yargıtay tarafından da onanarak kesinleşmiştir.Gerçek veya tüzel kişiler doğmadan suç işleyemezler, bu hukukende biyolojikolarak da mümkün değildir. Bu üç davadan biri de DTP kurulmadan önceki birzaman diliminin hadisesidir. Kanıt olarak gösterilen diğer eylemlerden 30'uhala soruşturma aşamasında iken, 91 tanesinin yargılaması devam etmektedir. 14tanesi birinci derece mahkeme tarafından karar verilmiş ancak henüzkesinleşmemiştir. Bu eylemlerden bir tanesi beraatla sonuçlanmış, bir tanesi desoruşturma dışı tutulmuştur.
8)İddianamede kanıt olarak gösterilen eylemlerden bazıları da oldukça ilginçtir.Şöyle ki; Eylemlerden, iddianamenin 89. sayfasında yer alan, PKK tarafındankaçırılan 8 askerin kaçırılması olayında Demokratik Toplum Partisi üyesiMilletvekillerinin bu askerlerin geri getirilmesinde üstlendikleri insancıl rolgereğince, haklarında açılan soruşturma da yer almıştır.
Oysakibütün kamuoyunun da bildiği gibi, Demokratik Toplum Partisi sadece insanhayatına verdiği değer itibariyle, üstüne düşen görevi yerine getirmiştir. Bukonuda sadece insani reflekslerle hareket etmişlerdir. Tek amaçları bu sekizaskerin yaşamlarına bir zarar gelmeden evlerine dönebilmelerinin yolunuaçmaktı. Nihayetinde Kuzey Irak Yerel yönetimi ile ABD yetkilileriningirişimleri sonucu, aralarında DTP milletvekillerinin de hazır bulunduğu birheyete askerler teslim edilmiş. ABD yetkilileri askerleri Türkiye'yegetirmiştir. Ne yazık ki soruşturmaya uğrayan, tutuklanan ve haksız saldırılaramuhatap olan 8 askerin ilk duruşmada serbest bırakılması ile kamu vicdanı birnebze olsun rahatlamışsa da, bu olayda imali ve kusuru bulunanlar hakkındaherhangi bir soruşturma açılmazken, yaşam hakkını savunan DTP' nin bu nedenlekapatılmasını istemek acı bir tezat olarak ortaya çıkmaktadır.
9)Yine iddianamenin 82. sayfasında yer alan ve Diyarbakır Kayapınar BELEDİYEsitarafından yaptırılan havuzun Kürdistan haritasına benzediği gerekçesiyleDiyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava da kanıt olarakgösterilmiştir. Ancak dava geçtiğimiz günlerde BERAATLA sonuçlanmıştır.Diyarbakır 6.Ağır Ceza mahkemesinin 27.11.2007 tarih 2007/277Esas kararıektedir.
10)İddianamede yer alan ve kanıt olarak gösterilen ilginç eylemleri özetleaktarmaya devam ediyoruz. 76. sayfada yer alan Kars İl Başkanı Mahmut Alınaktarafından Başbakan'a Kürtçe Mektup gönderilmesi Siyasi Partiler Yasası'naaykırı bulunduğu gerekçesiyle hakkında açılan ve halen devam eden dava da kanıtolarak gösterilmiştir. Oysaki demokratik bir hukuk devletinde kişiler,içeriğinde şiddet veya şiddete çağrı ve hukuka aykırı olmadıkça, istedikleridilden taleplerini ilgili yerlere gönderebilmelidir. Çağımızda herkesin kendianadiliyle konuşma, okuma ve yazma hakkı olmalıdır.
11)İddianamenin 72. sayfasında yer alan ve 86. sıradaki eylem olarak gösterilendava konusu eylem, DTP'nin kuruluşundan önce işlenmiştir.Tüzel veya gerçekkişilerin daha doğmadan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu eylem bilekapatılmaya kanıt olarak gösterilmiştir.
12)İddianamenin 88. sayfasında ve 130. sırada gösterilen dava da hukuk adına kabuledilemez. Şu an DTP Milletvekilleri olan Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata,Abdullah Öcalan'ın avukatlığını yaptıkları sırada, 'Öcalan'ın talimatlarınıgerekli gördükleri yerlere iletmeleri' nedeniyle haklarında açılan dava dakanıt olarak gösterilmiştir. Ancak her ikisi de avukat olup, kendi görevleriniicra etmişlerdir. Görevlerini de yasal çerçeve içerisinde yapmışlardır. Builişkiyi talimat olarak değerlendirmek, Avukatlık Yasasına aykırıdır.Avukatlar, kendi özgür iradeleriyle DTP'ye katılmışlardır. Anayasada ya dadiğer yasal mevzuatta avukatların siyaset yapması önünde hiçbir engel yoktur.Dolayısıyla onlar da istediği partiye girip siyasi faaliyetlerdebulunabilirler.
13)İddianamenin 77. sayfasında yer alan ve Demokratik Toplum Partisi'ninkapatılması için öne sürülen kanıtlardan bir tanesi de Hakkâri'de düzenlenenbir sempozyumdur. Hakkari BELEDİYEsi ve DTP Hakkari İl yönetimi tarafından'Kürt Dili Eğitim Hareketi' adı altında organize edilen bu sempozyum sırfkonusu ve taşıdığı başlığı gereği, ilgililer hakkında ceza davası açılmıştır.Ceza davası halen devam ederken, Sayın Başsavcı bunu da vahim görmüştür.
Oysakibütün BELEDİYEler ve siyasi parti teşkilatları bu tür sosyal ve eğitici panel,seminer ve sempozyumlar düzenlemektedir. Bu etkinlik, Demokratik ToplumPartisi'nin kapatılması için kanıt olarak gösterilmesi, demokratik bir hukukdevleti ile bağdaşmamaktadır.
14)İddianamede yer alan 'PKK'lı teröristlerin yol kesip, 22 Temmuz 2007 tarihindeyapılan milletvekilliği seçimleri için DTP destekli seçime giren seçimden sonraDTP'ye katılan bağımsız adaylara oy verilmesi için propaganda yapması durumunne derece vahim olduğunun kanıtıdır' şeklindeki ifade, gerçek dışı olmaklaberaber, bunu kanıtlayan herhangi bir veri de sunulmamıştır. Sayın Başsavcıkanıt göstermek adına her tür hukuk dışı, sadece söylentilere dayalı eylem vefiilleri sıralamıştır. Kaldı ki böylesi bir propaganda gerçek olsa bile,DTP'yisuçlama nedeni olamaz.
15)İddianamede adı geçen Aydın Doğan ve Hasan Çakkalkurt hakkında 23.05.2007tarihinde İstanbul 11.ağır Ceza mahkemesi 2006/384 esas sayılı beraet kararıekte sunulmuştur. Davanın açıldığı 16.11.2007 öncesi beraet kararı bulunmasınarağmen kapatılma gerekçesi yapılmıştır.
16)İddianamede adı geçen Medeni Kırıcı ile Büro Görmez hakkında 12.12.2007tarihinde Kocaeli 3.asliye Ceza mahkemesinin verdiği beraet kararı ektedir.
17)Ali Sever hakkında Van 4.Ağır ceza Mahkemesinde açılan dava 03.10.2007 tarih2007/19 esas sayılı kararla beraetle sonuçlanmış olup karar ektedir.
18)Sayın Başsavcının 'Parti mensuplarının eylemleri propaganda boyutlarını aşarakşiddet eylemlerinde görev almaya, terör örgütü bildirilerini halka dağıtmaya,talimatlara uymayanları tehdide, adliye binalarına bomba koymaya, terörörgütüne eleman kazandırıp, kırsala göndermeye, teröristlerin talimatlarınıalıp, gereğini yapmaya, partililerin örgüt kamplarına gidip, toplantılarakatılmasına, buralarda eğitim aldıktan sonra ülkeye dönüp faaliyette bulunmaya,hatta gösterdikleri liyakat gözetilerek milletvekili olmaya, terör örgütününihtiyaçlarını karşılamak için halktan para toplamaya dönüşmüştür. Davalıpartinin eylemlerinin demokratik hukuk düzeninde olması gereken hiçbir unsurutaşımadığı gibi, olmaması gereken tüm unsurları taşıdığı tartışmaya yervermeyecek bir gerçeklik olarak önümüzdedir' şeklindeki siyasi değerlendirmesi,hukuken ispatlanmamış şahsi ve kasti düşünce ürünü olup, gerçek dışıdır.Yukarıda anlatılan söylemlerin hiçbiri iddianamede yer alan ve kanıt olarakgösterilen eylemlerin içeriğinde yoktur. Kaldı ki bu eylemler ve söylemlerneticesinde açılan davaların hiçbiri daha kesinleşmiş değildir. Kaldı ki DTPmilletvekillerinin seçilme kriterleri tamamen sayın savcının 'sübjektifyaklaşımı ve düşüncesi' olup, halkın özgür iradesine, adil temsile ve TBMM ninde manevi şahsiyetine daha saygılı olması beklenirdi.
19)İddianame de yer alan 141 eylem, (konuşma, açıklama ve slogan olarak) açılansoruşturmalara dayanılarak kapatılma gerekçesi yapılmıştır.
PartiMeclisi,Merkez Yürütme Kurulu,Parti Meclis Grubu olarak SPK da 101 ve 103 ncümadde anlamında tek bir açıklamaya dayanılmamıştır. Parti tüzel kişiliğinibağlamayan, bireysel açıklamalar nedeni ile 'odak' olma iddiasının unsurlarıgerçekleşmemiştir.
Irkçılık,savaş kışkırtıcılığı, insanlığa karşı suçlar ve ayırımcılık, toplumu şiddetkullanmaya çağrı ve tahrik 21.yüzyılda en önemli suçlar olup,DTP ve Kürthalkına yönelene saldırıları teşvik eden diğer partiler hakkında sayın savcınınhiçbir işlem yapmaması çifte standardı uygulaması kabul edilemez. Ektesunduğumuz sadece 22 temmuz seçimleri sonrası DTP ye yönelen saldırılar,örgütlü ve planlı olmasına rağmen sayın savcılar harekete geçmemiştir. DTPbinalarını kurşunlayanlar kahraman muamelesi görmüş ve hemen salıverilmiştir.Hukukun işlemediği yerde adalet olmaz,adaletin olmadığı yerde herkes suçluduruma düşebilir. Yargıtay Başsavcılığı son on yılda yapılan reformları veanayasa değişikliklerini dikkate almamıştır. Anayasalar ve yasalar da eğişimgeçirir, hukuk yargı demokrasinin gelişmesi önünde tutucu-muhafazakar bir engelolmamalıdır. Aksine demokrasi ve özgürlükleri genişleten çağa uyduran, toplumudönüştüren gerçek fonksiyonunu, rolünü oynamalıdır.
Toplumudönüştüren iki güç vardır. Biri siyaset diğeri hukuktur. Ancak hukuk Şemdinlidavasında, savcısına sahip çıkmayarak, Danıştay saldırısında çetelerin üzerinegidemeyerek iyi sınav vermiyor. Yargının askerileştirilmesi ve suç çetelerininaleni cinayetlerine rağmen 'görevsizlik 'kararları ile Askeri yargı da tahliyeedilmeleri kamu vicdanını sızlatmaktadır
SPK78 nci maddesinde yazılı anayasanın 2 ve 3 ncü maddesini ihlal eden herhangibir eylem söz konusu değildir. 81 inci madde anayasanın 68 ve 69 uncumaddelerine aykırı olup, RTÜK tarafından Kürtçe yayın yapıldığı ve eğitimönünde ki bazı engellerin kaldırılması istemi tamamen demokratik bir taleptir.
SPK101 nci madde uyarınca Yargıtay başsavcılığı denetiminden geçen ve onay alantüzük ve programda yasalara aykırılık bulunmamaktadır.
SPK103/2 nci maddeye göre parti yetkili organlarının suç teşkil eden bir eylemisöz konusu olmadığı gibi, bu konuda da çifte standart uygulanmaktadır.Ergenekon gibi çetelerin kurduğu silahlı olan ve yasadışı eylemleri bulunancinayet işleyen siyasi partiler hakkında soruşturma açılmazken, TCK nun 215 ncimaddesinde üst müeyyidesi altı ay hapis olan suçların 'sayın' dediği içinaçılan soruşturmaların kapatılma gerekçesi olarak gösterilmesi demokratiksiyasete 'orantısız' bir müdahale olup, demokratik siyasal yaşama yasakçı birmüdahaledir.
20)Parti programında yer alan ana dilde eğitim, Kürt sorunun barışçıl çözümünistenmesinin, Kürt varlığı ve kimliğinin tanınmasının istenmesinin, demokratikyönetim için sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi, demokratik toplum içinyeni bir anaysa istenmesinin kapatılma gerekçesi olarak gösterilmesi dehşetvericidir.
Yargıdemokratikleşmenin önünde engel değil, demokratik hak ve özgürlüklerinkorunması için vardır. AİHM, ÖZDEP kararı bu nedenle tekrar tekrar okunmalıdır.Parti programında Kürt sorunun çözümü projesinin kapatılma gerekçesi teşkiletmediği, siyasi partilerin bunun için var olduğu yazılıdır. Yasal vedemokratik yollardan siyasi partilerin projelerini halka anlatması ve oy almasıile seçilerek var olurlar. Bugün mecliste bir grubu bulunan ve milyonlarca seçmeninsevgisini kazanmış bir partinin bu şekilde suçlanması kapatılmasının istenmesievrensel hukuk ile bağdaşmadığı gibi, anayasa ve ulusal yasalarımızı daaykırıdır.
F -DAVA KONUSU EYLEMLERİN İÇERİĞİ
Devameden veya sonuçlarını kesin bilmediğimiz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınıniddianamede altını çizdiği ve suç olarak nitelendirdiği, olay tutanaklarındakialıntılar bile, suç kastı olmadığı gibi, bir bütün olarak da söylem veeylemlerin suç oluşturmayacağı açıktır.
1)Dosya kapsamından görüleceği gibi, suç işlediği iddia edilen eylemcilerintümünde ortak olarak savunulan istemler barışçıl ve insanidir.
2)Düşünce özgürlüğü, ülkenin demokratikleşmesi toplumsal uzlaşma, bölgede veülkede barış teması işlenmektedir.
3)Eylemler, siyasal bir hakkın kullanılması çerçevesinde olup, görüş vedüşünceler ifade edilmekte, hiç birinde ŞİDDETE çağrı bulunmamaktadır. Kaldı kiiddianameye konu tek bir şiddet eylemi de bulunmamaktadır.
4)Eylemcilerin bir kısmında bu doğrultudaki bildiri, senelik takvim, afiş vebenzeri dokümanlar ele geçirilmiş ve bunlar suç unsuru sayılmıştır.
5)Yine eylemlerin tümünde ülkenin birliğinden ve halkların kardeşliğinden sözedilmiştir.
6)Şiddeti ve çatışmayı çağrıştıracak provokasyonlara dikkat çekilerek, herkesikarşı duruşa davet vardır.
7)Çifte hukuka karşı, hukuki eşitlik savunulmakta, cezaevlerindekianti-demokratik, insan haklarına aykırı yaşam biçimine, tecride, izolasyonakarşı, çağcıl adalet talep edilmektedir.
8)Tüm tutuklu ve hükümlülerin aileleri ve avukatlarıyla yasaların öngördüğüşekilde görüştürülmeleri ve sağlıklı bir yaşam hakkının sağlanması talepedilmektedir. Hukukun eşitlik ilkesi gereğince, Abdullah Öcalan'ın da buhaklardan yararlanması gerektiğini yasal bir istem olarak belirtmektedirler.
9)Sayın başsavcının en çarpıcı değerlendirmelerinden bir tanesi de, -yukarıda dabahsettiğimiz gibi- siyasi yasaklar için şöyledir: 'Anayasa'nın 68/4 maddesindesayılan hususlara aykırı eylemlerin mevcudiyeti yeterlidir. Bu eylemlerin suçteşkil etmesi ve bu eylemlere ilişkin ceza davasının mahkûmiyetlesonuçlanmaması gerekmez' diyor. Türkiye cumhuriyeti bir hukuk devletidir,'aşiret devleti' olmadığı gibi, 'kolektif suçlama' mantığı da çağın gerisindekaldı.
Buhukuk mantığını kabul etmek mümkün değildir. Bir eylem suç teşkil etmiyorsa,ceza davasında mahkûmiyet değil de beraatla veya sonuçları itibariyle benzerbir karar veya uygulamayla sonuçlanıyorsa, bunun anayasaya aykırılığı da sözkonusu olamaz.
Bunedenle böylesi basit bir mantık, suç oluşturamaz ve bir siyasi partininkapatılmasına neden olamaz.
10)Devletin her kademesinde bulunan yetkililere seslenerek, düşünceler ifadeedilmiştir, çözüm önerileriyle birlikte meşru taleplerde bulunulmaktadır.
11)Ayrıca sıralanan eylemlerin bir kısmı, Parti Tüzel Kişiliği'nin bilgisi veiradesi dışında oluşmuş şahsi eylemlerdir. Partinin düzenlediği etkinliklerde;Parti yöneticilerinin irade ve bilgisi dışında, uyarılara rağmen on binlerceinsanın katıldığı bir miting veya eylemde birkaç kişinin, yasa dışı sloganatması ve provakatif çıkışlar o partinin kapatılmasına hiçbir şekilde nedenolarak gösterilemez. Bu tür toplantılarda,toplantıyı düzenleyicileri gerekliuyarıları yapmıştır.
12)Sayın Başsavcı, tüm bu eylemlerin ve kendi görüşlerinin hangi yasanın hangimaddelerine dayandırdığı ve hangi olayın kesin mahkeme kararıyla kanıtlandığınıgöstermeden, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nın birkaç maddesini iddianameyeaktararak, Demokratik Toplum Partisi'nin temelli kapatma talebindebulunmaktadır.
13)Daha önce kapatılan bazı siyasi partiler Demokratik Toplum Partisi'ninkapatılması için de örnek gösterilmektedir.
Bunlarörnek olamayacakları gibi, bir iki istisna dışında, yapılan başvurularsonucunda AİHM, adil yargılama yapılmadığı gerekçesiyle, İHLAL ve YARGILANMANINYENİLENMESİ kararları vererek, Türkiye'yi büyük miktarda tazminat ödemeyemahkûm etmiştir.
G -İDDİANAMEDE YER ALAN BAZI DEĞERLENDİRMELER
1)Yargıtay Cumhuriyet Sayın Başsavcısı, DTP Tüzüğünün 3. maddesinin (c) bendindeyer alan 'Türkiye Cumhuriyetinin Türkler, Kürtler ve diğer etnik aidiyetlertarafından kurulduğunu ve kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerindeyattığını beyan eder; halkların geleceğini ve Kürt sorununun çözümünü ortakvatanda özgür birliktelikte ve Demokratik Cumhuriyette görür' ifadesi ile (e)bendinde yer alan 'Herkese ayrımsız, anadilinde eğitim ve öğretim hakkınınsağlanması' şeklindeki ifadeyi anayasaya aykırılık teşkil ettiğini iddiaederek, Demokratik Toplum Partisi'nin 'devletin tekliği' ilkesini ihlalettiğini öne sürmüştür. Oysaki Türkiye Cumhuriyeti'nin Türkler, Kürtler vediğer etnik aidiyetler tarafından kurulduğunu Türkiye'deki tüm toplumlar kabuletmektedir. Bunun böyle olduğu herkes tarafından bilinmektedir. AyrıcaTürkiye'de yaşayan bütün halklar için bir gurur kaynağıdır. Bu söylemin anayasaaykırılık teşkil edeceği düşünülemez.
Anadildeeğitim ve öğretim hakkını talep etmek, demokratik bir devlette suç olmasagerek. Anadilde eğitim ve öğretim hakkını istemek, insanın en doğal hakkıdır.Unutulmaması gereken bir nokta da, Demokratik Toplum Partisi, bir siyasipartidir. Her siyasi parti gibi, DTP'nin bir tüzük ve programı vardır. Bu tüzükve programını kamuoyuna açıklar ve buna göre de politikalar izler. Demokrasininişleyebilmesi için, tıpkı gerçek kişiler gibi, siyasi partiler de ifadeözgürlüğüne sahip olması gerekir.
2)Demokratik Toplum Partisi'nin programından kesitler alarak iddianamede kanıtolarak gösteren Sayın Başsavcının, yaptığı alıntıların hiçbirinde hukuka aykırıbir söylem yoktur. Aksine bunların zaten Anayasa'da yer alması gerekentoplumsal içerikli taleplerdir. Zaten hazırlanan Anayasa Taslağı'nda da butaleplerin büyük bir çoğunluğunun yer alacağı bilinen bir gerçekliktir. Kaldıki siyasi partilerin program ve tüzüklerini inceleyen başsavcılık yasalaraaykırılık durumunda, ilgili partiyi ihtar etmesi, buna uyulmadığı takdirdeAnayasa mahkemesinde ilgi partiye ihtar edilmesi davası açması gerekirdi. Sayınsavcı DTP ile ilgili incelemelerinde program ile ilgili bir aykırılıkgörmemiştir. Sadece tüzük ile, ilgili olarak 'eş başkanlık' sistemine ve bazıüyelerin üye olma yasağına dikkat çekmiştir. DTP bu yasal düzenlemelerizamanında yapmıştır. Buna rağmen kapatılma gerekçesi yapılması, zorlama hukukaaykırı gerekçe arayışının sonucudur.
3)İddianamede yer alan şu değerlendirme, Sayın Başsavcının siyasi saiklerlehareket ettiğini ispatlamaktadır. 'Çok daha açık söylemek gerekirse terörörgütünü kınama veya eylemlerinin yanlışlığını, çocuk yaşlı kadın ayrımıgözetmeden insanları terörist yöntemlerle katletmenin bir insanlık suçuolduğunu söyleyememe demokratik hukuk devletinin hiçbir ilkesi ile açıklanamaz.Bu durum ancak kişilerin aslında demokrasi ile ilgilerinin olmayıp, örgüttarafından verilen görevi yerine getirmek için demokrasiyi zorlamak ve toplumdakin ve düşmanlık duyguları oluşturmak üzere siyasi parti bünyesinde toplanmasıbiçiminde izah edilebilir. Teröre terör diyemeyen bir mantık ya teröristtir yada kendisini görevlendiren örgütten ölesiye korkandır! Bu davranışlara ilişkingüncel değerlendirmeler nasıl olursa olsun, sonraki on yıllar hatta yüzyıllardadahi bu davranışları sergileyenler ve çeşitli çıkarları uğruna görünüştekınadıkları terörü el altından destekleyen odaklar toplumsal yargılara konuolacaktır. Zira terör insanın insan olma niteliklerine aykırı bir davranışbiçimidir.'
'Davalıpartinin hedeflerine ulaşmada bölücü terör örgütü yolu ile şiddet unsurunukullanma ve savunmada kararlı olduğu görülmekte, bu durumda toplumun huzur vegüvenliği için temelli kapatılma istemi ile dava açılması sosyal, SİYASAL vehukuksal yönlerden bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır' şeklindeki tespitve söyleminden de anlaşılacağı üzere, Sayın Başsavcının davayı siyasigerekçelerle açtığının somut itirafıdır.
Hiçkimsenin her hangi bir konuda kanaat ve düşüncelerini açıklamayazorlanamayacağı temel insan haklarından olup ulusal yasalarımızda da yeralmaktadır. Düşüncelerinden dolayı insanların suçlanması demokrasiye aykırıiken, sayın savcı 'açıklanmayan düşünce' nedeni ile bir siyasi partiyi kapatmatalebinde bulunması hukuki temeli olmayan 'sübjektif' bir yaklaşımdır.
4)Ulusal üstü hukuk açısından bakıldığında, terör, terörist eylem denilen şeyaslında bir şiddet türüdür. Terörist olmayan şiddet türleri de vardır.Devletler hukuku alanına girmeyen, bir ülkenin sınırları içinde vuku bulanşiddet türleri de vardır. Bunun iki istisnası vardır. Evrensel beyannamenin3.maddesinde belirtilen isyan hakkı son çare olarak sadece istibdatrejimlerinde ve Tiranilerde kullanılır.
11Eylül saldırılarının ardından küreselleşen terör nedeniyle, terörün yeni birtanımına ihtiyaç duyulurken diğer yandan soykırım, insanlığa karşı suçlar vesavaş suçlarıyla ilgili (ABD ve Türkiye taraf değil) UCM nin yargı yetkisibaşladı.
Ortaktehdit haline gelen, küreselleşen teröre karşı ne yapılabilir' Terör, terörist,terör eylemi nedir' Her ülkenin kendi siyasi çıkarları doğrultusundatanımladığı ve benimsediği tanımlar BM ve bölgesel belgelerde de net bir tanımasahip değil. Bunun sonucu olarak devletlerin mücadele, yöntem ve müeyyidesi defarklılaşmaktadır. Örneğin silahlı mücadele yürüten bir grubu kimi 'terörist'kimi de 'özgürlük savaşçısı' ilan ediyor. Bu iki farklı tanım iki farklıuygulamayı getiriyor, birincisinde terörist tanımlaması olduğu için, yasaklama,engelleme, cezalandırma olacak, ikincisi özgürlük savaşçısı olduğu için destek,teşvik görecek.
Milletlerarasıalanda terörizmin evrensel ve bağlayıcı bir tarifinin bulunmaması, uygulamatedbirlerinin yetersizliği, terörizme karışan devletleri milletlerarası kamuoyu önünde denetleyecek ve mahkum edecek bir sistem değişikliğinidayatmaktadır.
BMGenel Kurulu Devletler Hukuku Deklarasyonunda (2625 sayılı) hangi şartlardaself determination hakkına, kendi kaderini tayin hakkına başvurabileceği hakkındadır.Tanımlarsak:
'..birülkenin hükümeti toplumun tümünü temsil etmiyorsa, ülkenin yönetimi demokratikdeğilse, sömürgeciliğe karşı savaşlarda terörizme başvururlarsa buna gözyumulacağı sonucu çıkarılmakta tek istisnası masum insanların öldürülmemesidir''
Teröristeylem, uygulama ve yöntem kınanmakla birlikte, terörizmin tanımı daha çokmasumların öldürülmesi olarak Kabul edilmektedir. Böylesi bir tanımda hemörgütler hem de devletler terörist tanımlamasına muhatap olmaktadır.
BMbelgelerinde terörist eylemin ne olduğu yönünde somut bir belge yoktur.
1948tarihli BM Evrensel İnsan hakları Bildirgesinin (m.30) 'Kişisel ve siyasihaklar sözleşmesinin (m.5/1)''.özgürlükleri yok etme özgürlüğütanınamayacağı kurala bağlanmış, bu kuralın kapsamına devletler, kişitoplulukları ve bireylerde alınmıştır.
''birülkede silahlı çatışma,'terör' olarak algılanacağı yerde 'uluslararası' veya'iç nitelikli silahlı çatışma olarak da' tanımlanabilmektedir. İnsancıl hukukkonusunda Cenevre Protokolları böylesi durumlarda asgari insancıl kurallarıöngörmektedir.'
Devletterörü üzerinde de durmakta yarar bulunmaktadır. Bazı devletlerin teröre destekvermesi söz konusu olduğu gibi, bazı muhalif grupların bastırılmasında antidemokratik yapılı devletlerin yasa dışı şiddete başvurduğu görülmektedir. Çokpartili demokratik bir yönetime dayanan, basın özgürlüğüne yer veren, hukukdevleti koşullarına uyan bir devlette 'devlet terörü' bulunması olanaksızdır.
BMGenel Kurulu 35 üyeden oluşan bir '..Uluslararası Terörizm Komitesi..'kurarak1979 yılında 34/145 sayılı kararı ile:'..masum insanların öldürülmesinin veyahayatlarını tehlikeye atılmasının veya temel hakların çiğnenmesinin Kabuledilemeyeceği bu uygulamanın sömürgeci ve ırkçı yabancı yönetimleri tarafındanhalkların bağımsızlığını engellemek için yapılabileceği saptanmıştır.
1985/-No.40/61-1987/-no.159sayılı kararda:''.ırkçı, antidemokratik ve totaliterdevletlerin hukuka aykırı olarak bulundukları (işgal ettikleri ve sömürgeolarak kullandıkları) yerlerdeki halkları umutsuzluğa iterek onları terörebaşvurma zorunda bıraktıkları biçiminde özetlenebilir. Dolayısıyla genel kurulbu türden olayların önüne geçilmesi için devletleri demokratik olmayaçağırmaktadır.
BMGenel Kurulu 18 kasım1994 tarihli kararı ile :'..birçok sözleşmeye göndermedebulunduktan sonra; BM taraf devletler,terörün her biçimiyle reddedilmesigerektiğini kabul etmiş,nerede olursa ve kim tarafından yapılırsa yapılsın,suçolduğu ve haklı görülmeyeceği belirtilmiştir.
Terörnedir' Sözlüklerde, insanı yoğun ve ani olarak saran korku, yoğun korku hissi,korku anı yada korku nedeni, ürkütücü şiddet olarak geçmektedir.
Terörizmnedir' terör yönteminin kullanılması, bu yolla elde edilen korku ve teslimiyet,terörist yöntemle yönetmek veya yönetime karşı çıkmak.
Teröristnedir' Terörist yöntemleri kullanan veya benimseyen kimse .
Bukullanılan tanımların sadece yasa dışı örgütleri değil, aslında devletlerin vebireylerin terörist yönteme başvurabileceğini gösteriyor. Teröristin objektifve uluslar arası hukuk alanında kabul görmüş genel bir tanımında mutabakatsağlamanın kolay olmayacağı ortadadır.
Terörizmindoğru ve objektif bir tanımı için ulus devletleri arasında geçerli olan, genelkabul gören uluslar arası hukuk kuralları ve ilkelere bakmak gerekiyor. Cenevreve Hague anlaşmalarında belirtildiği gibi, bu kurallar savaş sırasında nelerinyapılabileceğini, nelerin yapılamayacağını belirtmektedir. Örneğin sivil halkınhedeflenmesi kabul edilmemekte ve kesinlikle yasaktır. Bu anlaşmalar savaş sırasındaaskeri hedeflere yapılan saldırılar ile sivil hedeflere yapılan saldırılararasında bir ayrım yapar.
Kasıtlıolarak sivil hedeflere saldıran askerleri 'savaş suçlusu'kabul eder. Benzereylemler barış döneminde yapılırsa 'insanlığa karşı suç' işlemişsayılırlar.(ÖrnekMiloschovitç'in yargılanması)
BMEkim 2001 de 'Uluslar arası terörizmi Ortadan Kaldırmak için Önlemler'konusunda genel kurul sonrası yaptığı açıklamada:
''Uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu öncelikli görev, uluslar arası terörizmiengelleyecek ve ortadan kaldıracak etkili bir hukuki çerçeveyi teminetmektir..'
Terörizmkonusunda bugüne kadar 12 tane uluslararası sözleşme bulunuyor. Ancak BM inzayıf yönleri bulunmakta 21 kasım 2001 tarihinde Hukuk Komisyonu, kimtarafından işlenirse işlensin terörizmin metot ve yöntemlerini kınayan birkarar aldı. Kararın sonunda ise üye ülkelerin terörizmin tanımı konusunda birkarara varamayacakları eklenmişti.
1996da canlandırılan uluslar arası terörizm komitesinin amaçları arasında uluslararası terörizme karşı hukuki bir çerçeve oluşturacak bir sözleşme hazırlamak,BM himayesinde terörizmin her türüne karşı aktiviteler koymaktı.
'TerörizminÖnlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Avrupa Sözleşmesine' bölgesel düzeydeTürkiye'nin taraf olduğu bir sözleşmedir. Uçak, gemi kaçırma, milletlerarasıalanda korunan kişilere saldırı, rehin alma vs. konular da suçların önlenmesive cezalandırılması yanı sıra 5.Maddeye göre:
'..kendisindeniade istenen devlet,iadeyi isteyen devletin bir kimseyi ırkı,dini,dili veyasiyasi inancı sebebiyle yargılanması amacıyla yaptığına inanırsa..'iade etmekmecburiyetinde değildir, denilmektedir.'
ABülkelerinin BM belgeleri ve bölgesel sözleşme dışında özgün bir terör tanımıbulunmamaktadır. 11 Eylül sonrası büyük ölçüde BM Güvenlik Konseyinin aldığı1373 sayılı terörle mücadele kararı doğrultusunda, bazen de ABD ye yakınhareket etse de üyeleri arasında bu konuda fikir birliği bulunmamaktadır.
15Kasım 2003 tarihinde Kuledibi ve Şişli'de iki Sinegoğa düzenlenen ve El Kaideyanlılarının üstlendiği terör eyleminde 23 yurttaşımız yaşamını yitirir ve üçyüzü aşkın kişinin yaralandığı dehşet anları dünya gündemine düşerken AdaletBakanı Cemil Çiçek terörün tanımı yapılmalı açıklamasında bulunuyordu.
BM'in 'Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından kanunisınırlamaların uygulanmayacağına dair sözleşme ' ile BM Genel Kurulunun 26Kasım 1968tarihli ve 2391 sayılı kararları uyarınca ;'Nurnberg Mahkemesinintanınmış uluslar arası hukuk prensiplerini teyit eden 11 Aralık 1946tarihli ve 95 sayılı kararı ve 2184 ve 2202 sayılı kararları ışığında; BMEkonomik ve Sosyal Konseyin, savaş suçlularının ve insanlığa karşı suçişleyenlerin cezalandırılmasına dair 28 Temmuz 1965 tarihli ve 1074 D sayılı ve5 Ağustos 1966 tarihli ve 1158 sayılı kararları ışığında;
'..insanlığakarşı suçların kovuşturulması ve cezalandırılması ile ilgili daha öncekibildiri,belge veya sözleşmelerden hiç birinin zamanaşımı konusunda bir hükümgetirmediğini kaydederek...insanlığa karşı suçların uluslararası hukukta enağır suçlar arasında yer aldıkları dikkate alındığında;sözleşmede belirtilensuçların işlenmesine ister başında bulunarak isterse refakat ederek katılanveya başkalarının bu suçları işlemeğe doğrudan teşvik edenler hakkında hertürlü tedbirin alınacağını belirtmektedir...'
İnsanlığakarşı suçlar nerede işlenmiş olursa olsun, soruşturmaya tabidir. Bu nedenle butür suçları işlemiş olanların işlediklerine dair hakkında delil bulunanlarınizlenmesi, gözaltına alınması,yargılanması ve suçlu bulundukları takdirdecezalandırılması için bir soruşturmanın açılması,sözleşme tarafı devletlerleişbirliğine gidilmesi ulusal ve uluslar arası tedbirlerin alınması sözleşmeyetaraf her devletin görevidir.
BMGenel Kurulunun 3 Aralık 1973 tarihli ve 3704 sayılı kararı uyarınca, insanlığakarşı suç işleyenlerin bulunmalarına, gözaltına alınmalarına, iadelerine vecezalandırılmalarına dair prensiplerin uygulanması gerekmektedir. Şüphesiz bukonuda siyasi tavır ve kararlar bulunsa da hukuk devletlerinde bu hususunhukukun temel konusu olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
20Aralık 1945 tarihli ve 10 sayılı karar ışığında Denetim Konseyi Yasasıuyarınca: İnsanlığa karşı suçlar: '...Gaddarlıklar ve suçlar, sivil halka karşıişlenen katliamı, imhayı, köleleştirmeği, sınır dışı etmeyi, hapsetmeyi,işkence yapmayı, tecavüz etmeyi veya diğer insanlık dışı muameleyi veyaişlendikleri ülkenin iç hukukunu ihlal etsin etmesin siyasal, ırksal veyadinsel sebeplerle zulmetmeği içerir...ancak bunlarla sınırlı değildir..'şeklindetanımlamıştır.
Ulusalüstü belgelerde terör tanımında henüz bir uzlaşma sağlanmazken, tanım ve kavramtartışması devam ederken, sayın savcının bu hukuksal gerçekliği yok sayarakDTP' yi böylesi konularda beyanda bulunmadığı için suçlaması, kapatma gerekçesiolarak göstermesi siyasi bir yaklaşımda bulunulması yasalara aykırıdır.
5)Türkiye Cumhuriyetinin 85.yılında insan hakları hukuk ve demokrasi de nereyegeldik, neler yapıldı, nelerin yapılması tasarlanıyor neler yapılmalı'
Yaşadıklarımızakısaca bir göz atarsak, Cumhuriyetin en uzun süresinin Örfi İdareler,sıkıyönetimler ve on yılda bir yapılan askeri darbeler sonrası 'olağanüstümahkemelerde' adil olmayan yargılamalar ve kötü cezaevi koşulları ile geçtiğinigörürüz. İstiklal mahkemelerinden, Sıkıyönetim Askeri mahkemelerine vegünümüzde DGM'lere kadar adil olmayan yargılamalarda verilen idam hükümlerininyüzlerce infazı geride kaldı. İdam cezası kaldırıldı ve Türkiye 6 Noluprotokolu da imzaladı.
Çokpartili rejime 1940 lardan sonra ulaşabildik ve hala demokratik bir toplum olmayönünde birçok engeli aşabilmiş değiliz.
12eylülden sonra fişlenenlerin sayısı iki milyona yaklaşıyor ve hala bu fişlernedeniyle potansiyel suçlu olarak görülüyorlar. 1980 den bu yana da beş yüzbini aşkın kişinin fişlendiği dikkate alınacak olursa 70 milyon nüfusumuzun 40milyonun yasaklı, sakıncalı durumunun sürdüğü ve devlet tarafından dışlandığıgörülecektir. Bir pasaport, ehliyet, ruhsat almak istediğinizde karşınıza hepbu fişler çıkar. Yasaların değişmesi, kaldırılması da etkili olamıyor ve işealınmalarda özellikle devletin hassas görevlerinde fişlilerin çocukları vetorunları da sakıncalı muamelesi görüyor.
Binlerceyıllık tarih ve kültür birikimi nedeniyle zengin mozaiğin unsurları da halaayırımcı mevzuat ve uygulamalara muhatap oluyor. Sayıları milyonlarla olan veCumhuriyeti birlikte kuran Kürt yurttaşlarının ana dilde yayın ve eğitimi,özgürce isimlerin alınması sorunları hala aşılmış değil. İşkence ve kötü muameletüm iyileştirici çabalara rağmen hala önlenemiyor.
Türkiye'nin85 yıllık Cumhuriyet tarihinde,75 yılda yapılamayanların son on yılda AB adayüyelik süreci ile birlikte yapılması atılan adımlar, yapılan reformlar çokönemlidir. Sayın savcı yapılan reformları yok sayan bir anlayışla davaaçmıştır.
6)AİHM'in yirmi yıllık bilançosu irdelendiğinde parti kapatma başvuruları önemlibir yer tutmaktadır.
Türkiye'nin'bireysel başvuru' hakkını kabul ettiği 1987 yılından bu yana tam yirmi yılgeçti. Türkiye'nin fotoğrafı artık siyah-beyaz değil,renkli ve net çekilmişdurumda.AİHM nin verdiği ihlal kararları ile Sözleşme karşısında Hükümetinyapması gerekenleri belirliyor. Avrupa Konseyi bugün 47 üyeye ulaşmış durumda,Cudi dağlarından, Sibirya bozkırlarına, kutuplardan Cebeli Tarık'a kadar yüzmilyonlarca bireyin devletlere karşı bir taraftan haklarını korurken, diğeryandan devletlerin insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti olma yolundaetkili 'yargısal denetim', kararlardan sonra etkili 'siyasal denetim' mekanizmasınadönüşüyor. Bugün Türkiye'nin AB aday üyelik sürecinde önüne çıkan 'ev ödevi'böylesi bir sürecin sonucunda ortaya çıkmıştır.
Türkiye12 Eylül askeri darbesi sonrası uzun yıllar 'askıya alınan' Türkiye AB adayüyelik sürecini canlandırmak için, 1987 yılında Avrupa İnsan HaklarıKomisyonuna bireysel başvuru hakkını kabul etmişti. Avrupa Konseyi üyesi olandevletlerin devletlere karşı başvurularında böylesi bir kabul aranmazken,bireylerin başvurusunda bu konuda 'devlet bildirimi' aranıyordu. 11 NoluProtokolün yürürlüğe girdiği 1998 yılından sonra, Avrupa Konseyine üye olan herdevlet 'otomatik 'olarak yargı tarafı olmaktadır.
Türkiye'nin20 yıl sonra AİHM bilançosunu bir çok noktadan irdelemekte yarar vardır. Bununiçin kaç başvurunun yapıldığı, kaçının sonuçlandığı, kaçının devam ettiği, nekadar tazminat verildiği gibi geçmişte yapılan klasik istatistiki bilgilerönemli olmakla beraber tek başına yeterli değildir. Türkiye 20 yıldır ilk üçsıra içinde yer alan en çok davanın açıldığı ve aleyhe bittiği ülkedir.
Partikapatma davalarında en fazla aleyhine başvuru yapılan Türkiye'dir. Başvurularıgruplandırdığımızda; 1-Yaşam hakkı ihlalleri 2-İşkence, kötü muamele 3-Kişigüvenliği ve özgürlüğü 4-Adil yargılanma hakkı (DGM'ler) 5-Düşünce veörgütlenme özgürlüğü(parti kapatmalar) 6-Mülkiyet hakkı ihlalleri (kamulaştırmave köy yakma)
7)Demokrasinin gelişmesi için bazı adımların atılması gerekiyor. Demokrasilerinvazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler ile sivil toplum örgütlerinin (meslek odaları, sendikalar, barolar, dernekler vs.) bugünkü yasaldüzenlemelerle demokratik bir mücadele yürütmesi olanaksızdır. Başta Anayasaolmak üzere, Siyasi partiler yasası, Seçim yasaları, düşünce ve örgütlenmeözgürlüğünü düzenleyen yasalarda hızlı ve köklü değişikliklerin yapılmasıgerekmektedir. Bir bakıma 12 Eylül depolitizasyon yasalarının artık miadıdolmuştur.
8)Demokratik ve özgür seçimler Avrupa Birliğinin temel değeridir.
AvrupaKonseyi üyesi ülkeler, Avrupa İnsan hakları ve Temel Özgürlükleri KorumaSözleşmesine Ek:1 Nolu Protokolun 3 ncü maddesi: ''Yüksek Sözleşmecitaraflar, yasama organın seçilmesinde halkın görüşünün özgürce dilegetirilmesini güvenceye bağlayacak koşullar altında makul aralıklarla ve gizlioyla özgür seçimler yapmayı üstlenir'
AGİTİnsani boyut denetim mekanizmaları içinde demokratik seçimlerin yapılıpyapılmadığının gözlemciler tarafından denetlenmesini öngörmektedir. AB adayüyelik sürecinde' Kopenhag' siyasi kriterlerine göre demokratik seçimler içinmevzuat değişikliğine gidilmesi gerekiyor.
9)Seçim ve siyasi partiler yasası değişmek zorunda. Kişilerin düşüncelerinedeniyle siyasetten yasaklanması, tüzel kişi olan partilerin ise kapatılaraksiyaset sahnesinden silinmesi demokrasinin gelişmesinin önünde ki en büyükengeldir. Elbette ki özgürlükler sınırsız değildir, yaptırımları olmalıdır.Şiddete başvurmadıkça, kışkırtıcı olmadıkça, ülkenin güvenliğine yönelik ciddibir tehlike arz etmedikçe, kapatılmamalıdır.
Türkiyebir siyasi partiler mezarlığına dönüşmekle kalmamış, Avrupa Konseyi içinderekoru elinde tuttuğu gibi Guinnes Rekorlar kitabına girecek kadar partikapatan bir ülkedir.
Kapatılanpartiler ile ilgili AİHM' nin verdiği ihlal kararlarının gerekleri yerinegetirilmiyor. Kapatılan partilerin büyük çoğunluğu 'bölücülük' çok azıda'laiklik' karşıtı ve irticacı olmakla suçlanmış ve yapılan bazı konuşmalarnedeniyle partiler Anayasa mahkemesi tarafından kapatılmıştır. HEP-DEP-ÖZDEP inkapatılması sonucu AİHM üçü hakkında örgütlenme özgürlüğünün yani sözleşmenin11.nci maddesinin ihlaline karar vermiştir.
ÖZDEPparti programı nedeniyle faaliyete başlamadan kapatılmıştı. AİHM partiprogramının bir proje olduğu ve hassas sorunların çözüm modelini ortayakoyduğunu, şiddeti teşvik etmediği gibi bölücülükte yapılmadığını bu nedenleörgütlenme özgürlüğünün ihlaline karar vermiştir.
HEPdavasında başvurucular genel sekreter ve genel başkan yardımcısıydı. Kurultayve toplantı konuşmaları ile basın açıklamaları nedeniyle parti kapatılmıştı.AİHM bu pratik faaliyetleri partilerin asli görevi olarak Kabul edip düşünce veörgütlenme özgürlüğünün demokrasinin temeli olduğuna karar vermiştir.
Türkiye'de12 Eylülde yedi yüz bin kişi soruşturmalardan geçirildi,1 923 000 kişifişlendi.1984 yılından bu yana yaşanan çatışmalar sonucu yüz bini aşkın kişi soruşturmayauğradı. Yakın zamanda bir milyonun üstünde yurttaşı fişlenen ülkemizde, herbirinin ailesi de hesaba katılırsa yaklaşık nüfusunun yarısı devleti tarafındanhasım, potansiyel suçlu ve izlenecek konumda olan bir ülkede demokrasiningelişmesi mümkün değildir. Devlet önce yurttaşı ile barışmanın yolunu birtakımmevzuat değişiklikleri ile gidermek ve hepsini eşit yurttaş yapmak zorundadır.
Seçmeniradesinin Meclise yansıması önündeki engeller kaldırılmalıdır. Örneğin % 10seçim barajı, demokrasinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Nisbitemsil sistemi ile seçmen iradesinin Meclise yansıması sağlanmalıdır. 3403 ve3757 sayılı yasalarla birlikte yeni bir milletvekili yasasının çıkarılmasızorunludur.
2-2820sayılı siyasi partiler yasası artık Anayasa hükümlerine de aykırı olmakla hemendeğiştirilmelidir.
Siyasipartilere siyaset yapma yasağı koyan 78,81,82,84,86,87,88,89, ncu maddelerdüşünce özgürlüğü çerçevesinde AİHS nin 10 maddesi ve AİHM kararlarıdoğrultusunda yeniden düzenlenmeli, tüzük ve programa ilişkin kısıtlamalar veparti kapatma hükümleri tamamen kaldırılmalıdır.
Seçimbarajının % 10 dan aşağı çekilmesi, seçim ittifakları, önseçim gibi konulardasivil toplum örgütlerinin de görüşü alınarak çözümlenmelidir.
Özgürseçimler demokratik toplumların ayakta durması, seçmen iradesinin özgürceparlamentoya yansıması ve siyasi krizlerin çözümü için zorunludur.
H -TALEP EDİLEN YAPTIRIMLAR HAKKINDA
1)Anayasa Mahkemesi 1993 tarihinde verdiği bir kararında ve devamında 'Yürürlüğüdurdurma' talebini uygun bulduğunda kabul etmiştir. Anayasada ve diğeryasalarda Anayasa Mahkemesi'ne böyle bir yetki verilmemiş olmasına karşın,Anayasa Mahkemesi bazı durumlarda telafisi zor ya da mümkün olmayan sonuçlarınçıkmaması için yürürlüğü durdurma kararını vermiştir. Ancak unutulmamalıdır ki,yürürlüğü durdurma talebi ancak iptal davalarında mümkündür. İptal edilmesiistenen kanunun, davanın sonuçlanıncaya kadar, askıda tutulması anlamına gelirki, bazı durumlarda gerçekten gerekebilir. Ancak bu talep siyasi parti kapatmadavalarından mümkün değildir. Böyle bir gereksinim de ortaya çıkmamaktadır.
2)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talep ettiği önlemler çevresinde yer alan 'Buçerçevede dava süresince Anayasa Mahkemesi, davalı partinin faaliyetlerinindurdurulması, SPY ve parti tüzüğünde gösterilen belirli veya bütün organlarınınfaaliyetlerinin durdurulması, dava süresince seçimlere katılamaması ayrıca davatarihinde parti üyesi olanların bir başka siyasi parti listesinden veyabağımsız olarak da dava süresince seçimlere katılmasının önlenmesi, ödenecekhazine yardımlarının banka hesabında blokesi, üye kayıtlarının durdurulmasıgibi önlemlere hükmedebilecektir' şeklindeki ifadeleri hukuk sınırlarını aşan,anti-demokratik taleplerdir.
Butaleplerin yasal hiçbir gerekçesi olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi hiçbir partikapatma davasında böyle bir karar vermemiştir. Sayın Başsavcı, taleplerinisıralarken, yasalar ve hukuk perspektifinden uzaklaşmıştır.
Kaldıki, böyle bir talebin 'telafisi zor ya da mümkün olmayan sonuçların ortayaçıkmasının engellenmesi'ne dayandırılması da gerçek dışıdır. Siyasi Partilerbir 'kanun' gibi ya da 'yasal bir mevzuat' gibi düşünülemez. Siyasi partiler,örgütlenme özgürlüğü çerçevesinde demokrasi ve yasal sınırlar dâhilindefaaliyetlerini sürdürmek zorundadır. Bir siyasi partinin en büyük faaliyeti deseçimlere katılmaktır.
Sonseçimlerde ülke genelinde iki milyona yakın oy olan Demokratik ToplumPartisi'nin seçimlere katılmasının engellenmesi, üyelerinin bağımsız dahiseçimlerde aday olamaması, bu partiye oy veren milyonlarca seçmenin iradesinekilit vurmaktır.
Aksineseçimlere katılmasının yasaklanması, telafisi zor ve mümkün olmayan sonuçlardoğuracaktır hukuk açısından. Davanın sonucunda, davanın ret edildiğinivarsayarsak, bu süre içerisinde yapılan seçimlere DTP'nin katılamamasınıntelafisi nasıl yapılacaktır' Zaten sayın Yüce Mahkemenizin de Başsavcının butaleplerini oybirliği ile RED etmesi, görüşlerimizi kanıtlamaya yeterlidüşüncesindeyiz.
3)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının dava iddianamesini alelacele ve siyasireflekslerle hazırladığının başka bir kanıtı ise, haklarında siyaset yasağıgetirilmesini talep ettiği Fevzi Kara, Ekim 2007 tarihinde vefat etmiştir. YineHalil İmrek, DTP üyesi olmayıp, kendisi Emek Partisi (EMEP) üyesi olup, aynızamanda Adana İl Sekreteri görevini yapmaktadır. İmrek hakkında da siyasetyasağı getirilmesi talebi iddianamede yer almaktadır.
4)Ayrıca hiçbir hukuki sorumluluk derecesine, olayda sorumluğunun olup olmayacağıdurumuna bakılmaksızın rast gele, oldukça keyfi, hiçbir hukuki dayanakgöstermeden 221 kişinin 5 yıllık siyaset yasağı kapsamına alınması talebi de,davanın haksız hukuk mantığını, çıplak bir şekilde sergilemektedir.
Davaparti tüzel kişiliğine karşı açılmışsada,Anayasa Mahkemesi yargılama usulündeCMK hükümleri uygulandığı için,haklarında yasaklama talebi bulunan 221 kişinin'müdahil' olarak savunma sürecine katılmaları,savunma haklarını kullanmalarınaolanak tanınması adil yargılama hakkı ve AİHS nin 6 ncı maddesinin gereğidir.
5)İddianame hukuk dışı zorlama sentezidir. Hukukun üstünlüğü, bağımsızlığı,eşitliği ve evrenselliği adına Türkiye'ye en büyük haksızlıktır.
DTP'yehazine yardımının kesilmesini isteyen sayın savcı, mecliste grubu bulunmasınarağmen anti demokratik bir şekilde ve eşitliğe aykırı olarak hazine yardımıyapılmadığını ve bağımsız olara meclise girme ihtimali ile bunun kesildiğinibilmesi gerekirdi.
Vermedenalmak, ancak allaha mahsus olabilir. Devletler ve onların kamu düzeninisağlamakla yükümlü savcılar ancak devletin verdiğini geri isteyebilir. Bunedenle konusu olmayan bir talep söz konusudur.
İ-SİYASAL HAKLAR VE PARTİ KAPATMALARI
I-Siyasal Haklar
a)Serbestçe siyasal faaliyette bulunma hakkı, demokratik siyasal sistemlerintemelini oluşturur. Bu, kişilerin farklı görüşler çerçevesinde siyasalkararları etkileme konusunda özgür olmalarını gerektirir. Demokratik devletdüzeni siyasal katılma kanallarını kişilere açık tutmak zorundadır. Başka birdeyişle demokratik bir sistemde halkın rolü, yalnızca belli aralarla yapılanseçimlerde yöneticileri seçmekten ibaret değildir. Çoğulcu demokrasi anlayışı,halkın siyasete etkin bir biçimde katılmasını gerektirir.
b)Siyasal haklar, insan haklarının en önemlisi ve ondan ayrılmaz parçasıdır.'Birinci Kuşak Hakları' arasında yer alan 'Katılma hakları' yani siyasi haklar,insan haklarının en önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Siyasal haklar;siyasal iktidarın kullanılmasına ve yönetsel işlevlerin yerine getirilmesinekatılmayı sağlayan haklar olarak algılamak gerekir. Bu demokratik rejimlerinvazgeçilmezliğidir.
Çünküsiyasal hakları da içeren temel hak ve özgürlükler, ulusal hakların sınırlarınıaşmış, bir insanlık sorunu haline gelmiş, toplumların olmazsa olmaz koşuluhaline gelmiştir. Siyasal hakların tüm vatandaşlara tanınması gerçeğikarşısında; yurttaşlık hakkı siyasal hakların başlangıcı ve özü sayılmaktadır.
c)Düşünmek, düşünceyi ifade etmek, onu örgütlemek ve iktidara taşımak insanındoğasıdır. Bunun önemi ve önceliği ise; bu özgürlüğün başka birçok özgürlüğünkaynağını veya temelini oluşturmasından ileri gelmektedir. Demokratik olmayanrejimlerde siyasal haklar, yalnız ayrıcalıklı olan kişiler ve toplumsal gruplartarafından kullanılır. Bu da yurttaşlık bilinci ve haklarıyla çelişen birdurumdur.
Oysakisiyasi temsil herkes için gereklidir. Çünkü oy hakkına sahip tüm yurttaşlarıniradesi; seçtikleri temsilciler aracılığıyla yasaların ve hükümetpolitikalarının oluşturulmasına katılım sağlar. Bu süreç ve yöntemler, siyasihakların temelidir. Seçme ve seçilme, halk oylamasına katılma, siyasi partikurma, ve siyasi partiye üye olma, kamu hizmetinde çalışma, yönetime katılma,dilekçe hakkı gibi başlıca önemli siyasal haklardır.
Buhakları gereği gibi kullanmak ise, kamuoyunu oluşturmaya yönelik diğer haklarıneksiksiz kullanmasına bağlıdır. Düşünce açıklama ve yayma, haberleşme, seyahat,basın ve yayın, dernek kurma, gösteri ve toplantı düzenleme haklarının;demokratik ölçülerde kullanıldığı oranda siyasal hak kullanımı da yaşam bulur.
d)Düşünceyi açıklama özgürlüğü, gerçek kişiler için olduğu kadar, tüzel kişileryönünden de temel bir haktır.
Dernekler,sendikalar, demokratik kitle örgütleri, insan hakları kuruluşları ve siyasalpartiler, organları aracılığıyla düşüncelerini ifade ederler.
Gerçekbir demokrasi için; siyasi partilerin var olması, vatandaşların seçme veseçilme hakkına sahip olmaları tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda bilgiedinme, düşüncelerini açıklama ve yayma, her tür araçlarla demokratik meşrusiyasal etkinlik yapma ve herkesin kendisini her alanda anadili ile ifadeedebilme hakkı da özgür olmalıdır.
e)Ama bilindiği gibi; toplumun çoğulcu, etnik, dilsel, dinsel, mezhepsel vekültürel dokusu 1982 Anayasası'nın ruhu ve özü ile uyuşmamaktadır. Bu nedenlebaşta 1982 Anayasası olmak üzere, Anayasa kadar önemli Siyasi Partiler ve SeçimKanunu'ndan başlayarak köklü bir hukuk reformuna gereksinim vardır. Ne yazıkki, baskılar ve kapatmalarla birlikte 2820 Sayıl Siyasi Partiler Yasası,demokrasinin katılımcı boyutundan yoksun, oligarşik bir yapı karakterini taşır.Halk yönetimden koparılmış, lider hâkimiyetine sokulmuştur. Gerçek demokrasiyeolanak tanınmadığı için, halk hiçbir kararda söz sahibi değildir.
f)1982Anayasası'nın 67. maddesinde vatandaşların kanunda gösterilen şartlara uygunolma koşuluyla bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyettebulunma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.
Nevar ki, 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına oranla daha az 'katılımcı' birdemokrasi modelini benimsemiştir. Bu model, örgütlü devlet organları eliyleyürütülmesi yoluyla ülke düzeyinde belli ölçüde bir depolitizasyonu amaçlamaktave bu amaç anayasanın pek çok hükmüne 'siyaset yasakları' biçiminde yansımıştır.
1995Anayasa değişiklikleri ile bu yasakların Anayasa'dan büyük ölçüde çıkarılmasınakoşut olarak, Siyasi Partiler Yasası'nda yer alan pek çok anti-demokratikdüzenleme ayıklanmış olmasına rağmen, bu çabalar yetersiz kalmıştır. Bütün budeğişikliklere karşın, 12 Eylül döneminde yapılmış olan bu yasanın 'ruhunun'dönüştürülebildiğini ve 'tek tip parti' yaratma eğiliminin aşılabildiğinisöylemeye de olanak yoktur.
II-Parti Kapatmaları
a)Gerek seçimlerde, gerekse bunun dışında halkın siyasete katılması ve devletyönetimini etkilemesinin tek olmasa bile başlıca aracının siyasi partilerolduğunda kuşku yoktur. Çağdaş demokrasilerde seçmenlerin serbest tercihinesunulan farklı program ve politikalar siyasal partiler tarafından oluşturulur.Seçmenler de günümüzde oylarını adayların kişiliklerinden çok temsil ettiklerisiyasal partilere bakarak kullanmaktadırlar. O halde çağımızda siyasalpartilere dayanmayan bir demokratik sistem düşünülemeyeceğine göre, bu örgütlerleilgili anayasal/yasal düzenlemeler de büyük önem kazanmaktadır.
b)Siyasal partiler, toplumdaki değişik düşüncelere açıklık kazandırıp bugörüşleri belli bir potaya dökerek siyasal yaşamda bir istikrar unsuruoluştururlar. Benzer görüşleri bir araya getirip toplumdaki çeşitli gruplarınçıkarlarını uzlaştırma, siyasal iktidarı kullanacak kadroları oluşturma veeğitme, bireyleri siyasal katılmaya yöneltme ve var olan siyasal değerlerinpekiştirilmesi ve yenilenmesi işlevlerini de yerine getiren partiler siyasalyaşamın en önemli öğesini oluştururlar.
c)Genel anlamda siyaset; bireylerin yönetim sistemleri hakkında kanı vedüşünceleridir. Siyasi partiler de; siyasetin yapıldığı toplumsalörgütlenmelerin en gelişkinidir.
Budüşüncelerin özgürce ifade edilmesi, örgütlenmesi ve siyasal anlamda ülkeiktidarını hedeflemesi, çoğulculuğun gereğidir. Bu hakkı, bireysel ve kolektifkullanma, insan doğasının vazgeçilmezliğidir.
İnsanhakları ile birlikte tüzel kişilik olan siyasi partilerin de hakları vardır.Yasalar bunları da korumalıdır.
d)Anayasa, 'siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır'(m.68/2) diyerek, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, siyasi partilerive çok partili siyasal yaşamı güvence altına almaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinden çıkan özet anlayışa göre de'Siyasi partiler; demokrasinin tam olarak işlemesi için temel örgütlenmebiçimlerinde en önemlisidir.'
Buanlamda, örgütlenme özgürlüğünün yalnız bir siyasi partiyi kurma hakkıylasınırlandırmamalı. Aynı zamanda kuruluşundan sonra da siyasal etkinlikleriniher tür maddi ve manevi baskılardan uzak, özgürce yürütülmesini güvence altınaalmak gerekir.
Vesözleşmeci devletler, bu hak ve özgürlükleri herkes için güvence altına almaklayükümlüdürler.
Ziraifade özgürlüğü, özellikle siyasi partiler ve onların aktif üyeleri için önemkazanmaktadır. Eğer bir muhalefet üyesi veya sözcüsünün ifade özgürlüğünemüdahale ve baskı varsa, olay daha da vahimdir.
e)Bu nedenle, şiddet içermedikçe, sadece muhalif düşüncelerden ve var olansistemi sorgulamaktan ötürü siyasi partiler kapatılmamalıdır.
Partikapatma demokrasinin, insanlık onurunun ayıbı ve bunu kapatan rejimlerin enbüyük handikabıdır.
Buülkede yaşayan 70 milyon insanımızın bunu hak etmediğini düşünüyoruz.
Türkiye'deyaşanan demokrasi sancısından kaynaklı; siyasi-kültürel ve ekonomik krizin enönemli nedenlerinden biri de parti kapatmalarıdır.
1971-73ara rejiminde sağda Milli Nizam Partisi, solda Türkiye İşçi Partisi'nin AnayasaMahkemesi tarafından kapatılması, bu sürecin hız almasıdır. Daha sonra 12 Eylülrejimi ile tüm partiler feshedilmiştir.
Burejimin acımasızlığından ders çıkarılmadığı için; gelinen noktada, Türkiyeparti kapatma mezarlığına dönüşmüştür.
f)Olayınvahameti üzerine, uluslar arası sözleşmeler ve hukuk normları hiçesayıldığından, AİHM olaya el atmış ve bu alanda da şimdiye kadar çokça davadaTürkiye'yi mahkûm etmiş ve mahkumiyetler devam etmektedir.
Türkiye'den;siyasi partilerin kapatılması konusundan, AİHM'e gönderilen ilk dava, TBKPdavasıdır.
AİHM,Türkiye'nin bu kapatma davasının demokratik bir toplumun gerekleriylebağdaşmadığına ve sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine oy birliği ilekarar vermiştir.
AİHM,TBKP davası kararından sonra da Anayasa Mahkemesi'nce kapatılan 4 siyasi partiile ilgili kararlarında, sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği görüşünevararak, davaları sonuçlandırmıştır, bunlardan biri de ÖZDEP'tir.
AyrıcaHEP ve DEP davaları da Türkiye aleyhine İHLAL kararlarıyla sonuçlanmıştır. Aynıdavalarda birden fazla kararlara da tazminata hükmedilmiştir. Yine DEPdavasıyla ilgili yargılanmanın yenilenmesi kararı verilmiştir.
g)AİHS'deki hakların sınırlanması sorunu AİHM ile taraf devletlerarasındakiilişkilerin odak noktasıdır. AİHM ile devletlerarasında çelişkili bir ilişkileryumağı vardır. Sözleşmenin yapısı devletler ile AİHM arasındaki iş bölümünedayanır.
Sözleşmedekihak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamak, öncelikle devletlerinsorumluluğudur. Bu sorumluluğun yerine getirilmesinde aksaklık varsa AİHMdevreye girer.
AİHMile sözleşmeci devletlerarasındaki ilişkilerin belirgin bir başka özelliği isegerginliktir. AİHM'de yargılanan her zaman devlettir. Devlet hem insanhaklarının koruyucusu ve uygulayıcısı, hem de davalıdır.
h)Ülkemizin hiçbir konuda davalı veya mahkûm olmasını değil, demokratikleşmesiniistiyoruz. Bu ayıplardan kurtulmasını istiyoruz. Kurtuluşun tek yolu,demokratikleşme, toplumsal barış ve başta Anayasa olmak üzere köklü bir hukukreformudur.
Demokles'inkılıcı gibi tepede sallanan parti kapatma davaları, siyasi hakları kullanmadave siyasi etkinliklerde, özellikle seçimlerde büyük bir engel, eşitsizlik vepsikolojik tahribattır.
BunaSiyasi Partiler Yasası'ndaki diğer olumsuzluklar, Seçim Yasası'ndaki yüzde10'luk anti-demokratik seçim barajı, adil, haklı ve hukuki kıstası olmayan vesadece bazı partilere yapılan milyonlarca YTL'lik hazine yardımı da eklenince,hukuksuzluğun tablosu ülkeyi bu olumsuz ortama taşımıştır.
i)2820 sayılı siyasi partiler yasasının 78, 80, 81, 101 ve 103 ncü maddelere ektesunduğumuz belgelerden de anlaşılacağı üzere, anayasa değişikliklerikarşısında, uyum yasaları çıkarılmadığı için anayasanın 68 ve 69 ncumaddelerine aykırıdır. SPK nun 81 nci maddesinde yer alan yasaklar bumaddelerde yer almamaktadır. Parti program ve tüzüğünde de böylesi birdüzenleme yer almamaktadır. Anayasanın 2 ve 5 nci maddelerine aykırı olan bumaddeler aynı zamanda 10 ncı maddesinde eşitlik ve 13 ncü madde de yazılı temelhak ve hürriyetlere de aykırıdır.66 ncı madde de yazılı anayasal vatandaşlıkhükümlerine de aykırı olan bu düzenlemeler;
Anayasanın10 ncu maddesi eşitliği düzenlemiş olup, son olarak TBMM de 411 oyla yapılandeğişiklik ile bu kapsam genişletilmiştir. Aynı şekilde 42 nci maddedeğişikliği ile de yasaklar kalkmış olup, mevcut SPK hükümleri bu yönü ile deanayasaya aykırıdır.
AİHSnin 90 ncı madde uyarınca uygulanması nedeniyle 6/1, 8, 9, 10 ve 11 ncimaddeleri ile AİHM in parti kapatma davalarında ki içtihatları ile de tersdüşmekte hakları sınırlamakta ve yasaklamaktadır.
III-DOKUNULMAZLIKLAR
DTPGenel başkanı Ahmet Türk ve diğer milletvekillerinin konuşmaları nedeniylesiyasetten yasaklanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması istendiğinden,geçmişte yaşanan ve ülkemizi ciddi sıkıntılara sokan DEP milletvekillerininyargılanma sürecine tekrar bakmakta yarar bulunmaktadır. Türkiye dokunulanlarındokunulmayanların ülkesi olmaktan çıkarılmalıdır. Susurluk çetesi vedokunulmayan sanıkları karşısında suskun kalanları elbette tarihyargılayacaktır. Ancak ne zaman mecliste Kürt yurttaşların temsiliyeti sözkonusu olursa hemen düğmeye basılmaktadır. Geçmişte yaşananlardan ne yazık kiders çıkarılmamaktadır.
AnkaraDGM Başsavcılığı, DEP milletvekillerinin, TBMM'de yemin töreninden başlayarak,Meclis konuşmaları, basın açıklamaları, muhtelif röportajları, AGİK ileBirleşmiş Milletlere yapılan başvuruları soruşturma konusu yaparak,dokunulmazlıklarının kaldırılması istemi ile fezlekelerini TBMM Başkanlığı'nagöndermişti.
Meclis'teDEP milletvekilleri dışında tam 153 dokunulmazlık dosyası vardı, karşılıksızçek, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık gibi adi ve yüz kızartıcı suçlarıkapsıyordu. Sırada DYP, ANAP, RP, MHP, SHP ve diğer parti milletvekillerine aitdosyalar bulunurken; komisyonlar jet hızıyla çalıştı.
01.03.1994tarihinde ANAP ve DYP Grup Başkanları, Meclise aynı mahiyette iki ayrı önergevererek, DEP milletvekillerinin dokunulmazlık dosyalarının görüşülmesinin önealınmasını istemişlerdi. 01.03.1994 günlü oturumda DYP'nin önergesi kabuledilerek, DEP milletvekilleri ile RP'den Hasan Mezarcı'nın dokunulmazlıklarının02.03.1994 tarihinde görüşülmesi kararlaştırılıyordu.
TBMM'dehenüz dokunulmazlıklar görüşülmeden Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral AnkaraEmniyet Genel Müdürlüğü'ne yazılı bir emir göndererek, dokunulmazlığı kalkacakolan milletvekillerinin gözaltına alınmasını istemişti. Meclis binası içerdenve dışardan sivil ve resmi güvenlik kuvvetlerince adeta ablukaya alınmış, kuşuçurtulmuyordu.
02.03.1994günü Hatip Dicle ile Orhan Doğan'ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına kararverilmişti. Henüz Meclis kararı, Resmi Gazete'de yayımlanmamış, Anayasa'nın85'inci maddesine göre, milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi'ne iptal istemleriyapılmamıştı. Ortada kesinleşmiş bir Meclis kararı bulunmamasına rağmen, Mecliskapısında her iki milletvekili sivil polisler tarafından yaka paça çirkin birşekilde cebir kullanılarak, hemen gözaltına alınmışlardı. Bu çirkin görüntülertelevizyonlarda yayınlandığında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 'gözaltı şıkolmamıştır' diyerek, tepkisini dile getirirken, hukukçular, sivil toplumörgütleri, bazı milletvekilleri buna tepki gösteriyorlardı. Bu tepkilerin enateşli tartışmaları Meclis'te yapıldı. Öyle ki, hakkında henüz dokunulmazlıkgörüşmesi yapılmayan Hasan Mezarcı, İstanbul'da apar topar gözaltınaalınıyordu.
03.03.1995günü Ahmet Türk, Mahmut Alınak, Leyla Zana ile Selim Sadak'ın yasamadokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verildiğinde aynı şekilde çirkin birdavranışa maruz kalmamak için Meclis'te gecelemeyi göze almışlardı. MeclisBaşkan vekili Vefa Tanır'ın arabulucu girişimleri ile dört milletvekili AnkaraDGM Başsavcılığı'na giderken, yine verilen sözler tutulmayıp, hakim karşısınaçıkarılmak yerine Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gözaltına gönderiliyorlardı.Arkasından Nusret Demiral onbeş günlük gözaltı emri veriyordu.
Meclis'teçirkin ve hukuk dışı gözaltının en başta gelen sorumlusu Nusret Demiral'dı.Meclis tutanakları ve önceden verdiği yazılı emir ile bu belgelenmişti. Bunedenle hakkında soruşturma açılması için Adalet Bakanlığı'na yapılan şikayetüzerine soruşturma izni verilmesine rağmen, müfettişler 'işlem yapılmasınagerek görülmemiştir...' yazılarıyla, dosyayı kapatıyorlardı. Her zamanki gibi,Nusret Demiral'dan hesap sorulamıyordu.
Anayasa'nın84'üncü maddesi uyarınca, dokunulmazlıklar konusunda parti gruplarında tartışmaaçılmaması, karar alınmaması gerekirken, başta Çiller olmak üzere, tüm sağpartiler bu konuda görüşme öncesi karar alarak, reylerini belli etmişlerdi.Tamamen siyasi saiklerle, 'PKK'yı Meclisten atacağız' nutuk ve demeçleriyle 27Mart 1994 tarihinde yapılacak yerel genel seçimler öncesi oylarını artırmahesapları içine girdiler. Meclis görüşmeleri esnasında sadece SHP'nin bir kısımmilletvekili ret oyu kullanırken, sert tartışmalar içinde hızlı bir şekilde DEPmilletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıyordu. Aynı şekilde suçlanan veSHP de kalan eski HEP kökenli bazı milletvekilleri ise arkadaşlarındanayrılarak, dokunulmazlık dosyaları dönem sonuna bırakılıyor, bunlardan birkısmı bakanlık oluyordu.
DEPmilletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması, arkasındangözaltına alınmaları ve tutuklanmalar içerde ve dışarda geniş yankılaruyandırdı. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi sert tepki gösterirken, bugünekadar insan hakları ihlallerinde baş sırada gösterilen bir haksızlık olaraktezahür etti.
Savunmaavukatları, Anayasanın 85'nci maddesi uyarınca bir haftalık süre içinde, tam 19iptal davasını klasörler eşliğinde anayasa Mahkemesi'ne vererek dava açıyordu.
AnayasaMahkemesi 15 günlük süre içinde 21.03.1994 tarihinde, incelemelerinitamamlayarak kararını açıklıyordu. 19 davadan yalnızca Selim Sadak'a aitbaşvuru kabul edilmiş, dokunulmazlığı iade edilmiş, diğer milletvekillerininkiise reddedilmişti. Anayasa Mahkemesi DEP'in kapatılması kararını 13 gün gibirekor sayılacak kısa bir sürede yazıp, Resmi Gazete'de yayımlayarak,milletvekillerinin üyeliklerinin düşmesi sağlanırken, dokunulmazlıklara ilişkinkararlar 10 ay gibi uzun bir süre geçtikten sonra yazılabilmiştir.
TBMMgörüşmeleri, meclis tutanakları, açılan davalar ve verilen kararlarladokunulmazlık kararları daha uzun süre hukuk ve demokrasi tarihimizintartışılır konuları olmaya devam edeceklerdir.
AnayasaMahkemesi'nin kararları nihai ve kesin kararlardan olduğu için, iç hukukyolları kapanmıştı. Bu kararlara karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na gitmekgerekiyordu.
DEPmilletvekilleri adına yapılan başvurular AİHK'da 25 Mayıs 1995 tarihinde kabuledildi. DEP ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapılan başvuru da 2Eylül 1996 tarihinde kabul edildi.
Dokunulmazlıklarınkaldırılması tartışmalarına, DEP'in 13.6.1996 tarihinde kapatılması sonucu 13milletvekilinin dava açıldığı tarihte DEP üyesi olması nedeniyle üyeliklerinindüşürülmesi tartışmaları eklendi. DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya'nın Bonn veErbil konuşmaları nedeniyle kapatılmış, milletvekilleri bir başkasınıneyleminden sorumlu tutulmuş ve cezaların şahsiliği prensibine aykırı olarak,başkalarının fiillerinden dolayı cezalandırılmışlardı. Bu tartışmalar sonucu,23.7.1995 tarihinde 4121 sayılı yasa ile Anayasanın 84. maddesi değiştirildi,yeni getirilen hükme göre parti kapatma davalarında, kendi eylemi ile partininkapanmasına neden olan milletvekillerinin üyelikleri düşecekti.
Anayasa'dakibu değişiklik üzerine, DEP milletvekillerinin üyeliklerini iade gerektiğiyönündeki başvurular ise Anayasa Mahkemesi'nin 12.9.1995 tarih 1995/4 (değişikişler) sayılı kararı ile Anayasa değişikliklerinin geriye yürümeyeceğigerekçesi ile reddedilmişti.
TBMM'nin1961 yılından bu yana olan geçmiş sürecine bakıldığında, yasamadokunulmazlıklarının hep siyasi düşüncelerle gündeme geldiği, hırsızlık,zimmet, sahtekarlık, kaçakçılık ve yüz kızartıcı suçlar için dokunulmazlıklarınkaldırılmadığı görülmektedir. Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları ileilgili Anayasa ve yasaların değiştirilmesi zarureti ortadadır.
DEPmilletvekilleri AİHM de açtıkları davalar sonucu 'uzun gözaltı AİHS 5/3', 'adilyargılanma AİHS 6/1-3' dokunulmazlıkların kaldırılması ve milletvekilliklerinindüşmesi nedeniyle AİHS Ek 1.Protokol 3 ncü madde' DEP kapatılma davası AİHS11.nci madde' nedeniyle Türkiye hakkında ihlal kararları verildi. Aradan ondört yıl geçtikten sonra, AB süreci ve yapılan reformlara rağmen bugün DTPmilletvekillerinin aynı şekilde yasaklanmasının istenmesi geçmişte olduğu gibibugünde hiçbir sorunu çözmeyecektir. Sadece demokrasimiz zarar görür.
SONUÇ:1- İddianamede yer alan 141 eylemle ile ilgili soruşturma sonuçlarınınakıbetinin sorulmasını,
2-İmralı cezaevi Müdürlüğünden görsel ve yazılı görüşme kayıtlarının istenmesini,
3-Dışişleri bakanlığından bugüne kadar AİHM tarafından verilen parti kapatmakararlarının orijinal çevirilerinin istenmesini
4-Maliye hazinesinden parti kapatmalar ve dokunulmazlıklar nedeniyle verilen AİHMkararları sonucu ne kadar tazminat ve gider ödendiği (Hükümet tarafındantutulan yabancı avukatlara yapılan ödemeler dahil) bu ödemeler nedeniylesorumlular hakkında rücu yoluna gidilip gidilmediğinin sorulmasını,
5-SPK nun 78, 80, 81, 101 ve 103 ncü maddeleri yapılan anayasa değişikliklerisonuca, anayasanın 2, 3, 10, 42, 66, 68, 69 ncu maddelerine aykırı olduğundan;Anayasa aykırılık iddiamızın ciddi kabul edilerek iptalini,
6-Siyaseten yasaklanması istenen tüm üyelerin davaya 'müdahil' olarak kabullerinive savunmalarını yapmaları için kendilerine süre verilmesini,
7-Hazine yardımı yapılmadığından bu talebin reddine,
8-Yukarıda özce sunduğumuz, inceleme aşamasında Sayın Mahkemenizin resen dikkatbuyuracağı durumlar karşısında; yasa ve yönteme, eşitlik ilkesine, düşünceözgürlüğüne, Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarına, YSK kararlarına,AİHM kararlarına, AİHS'in ilgili maddelerine aykırı talebin REDDİNE kararverilmesi saygıyla dileriz.'
III- ESAS HAKKINDA GÖRÜŞ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının 10.3.2008 günlü, SP 135.Hz.2007/2 sayılı esashakkındaki görüşü şöyledir:
'I-GİRİŞ
DavalıDemokratik Toplum Partisi hakkında 16.11.2007 günlü, SP 135.Hz.2007/2 sayılıİddianame ile açtığımız temelli kapatma davası ile ilgili olarak;
YüksekMahkemenizin 12.02.2008 günlü C.01.0.YİM-106/84-252 sayılı yazısı ekindeDemokratik Toplum Partisinin 11.02.2008 günlü ön savunmasının onaylı bir örneğigönderilerek, Mahkemenizin 23.11.2007 günlü, E.2007/1 (Siyasi Parti-Kapatma)sayılı kararının 9. maddesi uyarınca davaya ilişkin esas hakkındakidüşüncemizin bildirilmesi istenmiştir.
Davalıparti ön savunmasında:
-Tüzük ve programın yasalara uygun olduğunu,
-Partilerinin şiddeti öngörmediğini, kapatılmanın demokratik ortamda gerekliolmadığını, bir Kürt sorunu olup, siyaset ve hukukun uluslararası sözleşmelerdeyer alan 'azınlık hakları' çerçevesinde diğer ülke örneklerinden birikapsamında bu sorunun çözülmesi gerektiğini,
-İddianamede belirtilen soruşturma, dava ve kararların bir siyasi partiyikapatmaya yeterli olmaması nedeniyle hukuka aykırı olarak iddianameyeeklendiğini, bunların bireysel eylemler olup, partiyi odak halinegetiremeyeceğini, söz konusu eylemlerin 'barışçıl ve uzlaşmacı' olup, şiddetçağrısı içermediğini, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigerektiğini bu eylemlerin mahkumiyet kararı ile sonuçlanmaları beklenmeden davakonusu yapıldıklarını,
-Terör olgusunun değerlendirilmesi yapılıp, varılan sonuca göre 'ulusal üstübelgelerde terör tanımında henüz bir uzlaşma sağlanamazken, tanım ve kavramtartışması devam ederken' davalı Partinin böylesi konularda beyanda bulunmadığıiçin suçlanmasının yasalara aykırı olduğunu,
-Davanın siyasi gerekçelerle açıldığını, Siyasi Partiler Yasası hükümlerininAnayasa'nın değiştirilen 10 ve 42. maddelerine aykırı olduğunu, değiştirilmesigerektiğini,
-Davanın yasa ve yönteme, eşitlik ilkesine, düşünce özgürlüğüne, Anayasa, SiyasiPartiler ve Seçim Yasalarına, YSK kararlarına, AİHM kararlarına, AİHS'in ilgilimaddelerine aykırı olduğunu,
Anabaşlıklar halinde belirterek davanın reddini talep etmiştir.
II-KONUYLA İLGİLİ DÜZENLEMELER
A-Anayasa Hükümleri
HukukDevleti ile Anayasanın Başlangıcında belirtilen temel ilkeler Cumhuriyetinnitelikleri arasındadır (m.2).
AnayasanınBaşlangıcı ülkenin bölünmez bütünlüğünden söz ederken, Anayasanın 3 ncü maddeside Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünolduğunu;
4ncü maddesi ise bu ilkelerin demokratik yoldan dahi değiştirilemez temeldeğerler olduğunu belirtmektedir.
Düşünceve kanaat özgürlüğünü tanıyan Anayasa (m.25/1); ifade özgürlüğünü 'Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya topluolarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir' (m.26/1) biçiminde dile getirirken,bu özgürlüğün kullanılmasına getirilebilecek önlemi, 'millî güvenlik, kamudüzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi vemilleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir'şeklinde düzenlemiştir. (m.26/2).
Hakkınkötüye kullanımı yasağını da öngören Anayasa, 'Anayasada yer alan hak vehürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadankaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz' (m.14/1); 'Anayasahükümlerinden hiçbiri,(') kişilere(tüzel kişi olan siyasi partiler), Anayasaylatanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini (') amaçlayan bir faaliyettebulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz' biçiminde düzenlemeye sahiptir(m.14/2).
Anayasanın,68 nci maddesinin 4 ncü fıkrası; yalnız partilerin tüzük ve programlarının değil,eylemlerinin de 'devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, eşitlik vehukuk devleti ilkeleri ile demokrasiye' uygun olmasını öngörmüştür.
Anılanmadde; 'Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlenmesini teşvik edemez'(m.68/4). İlkelerini belirlemiş, bu ilkelere aykırıdavranan partiler hakkında uygulanacak yaptırımları da; 'Bir siyasî partinin 68inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temellikapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak halinegeldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Birsiyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekildeişlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkezkarar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genelkurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bufiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğitakdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır' (m.69/6) şeklindedüzenlemiştir.
Siyasipartinin Anayasanın 68 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında belirtilen ilkelereaykırı fiillerin 'odağı' haline gelmesi durumunda, o partinin temellikapatılacağını öngören Anayasa, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatma yerine,koşulların oluşması halinde dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasîpartinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebileceğiniöngörmüştür (m.69/7).
Anayasa,bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olankurucuları dahil üyelerinin, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkinkesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beşyıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisiolamayacaklarını da belirtmiştir. (m.69/9)
B-YasaHükümleri
Anayasadakisiyasi partilerin temelli kapatılmalarına ilişkin düzenlemeler Siyasi PartilerYasasının çeşitli maddelerinde paralel biçimde düzenlenmiştir.
Yasanın 'Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar' başlıklı 78 inci maddesi, 'Siyasi partiler,'Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne(')Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler. Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar'. Devletin tekliği ilkesinin korunması başlıklı 80 inci maddesi, 'Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar'Birsiyasî partinin yasak eylemlere odak olması halini düzenleyen 103 üncü maddesi,
'Birsiyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekildeişlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkezkarar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genelkurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bufiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğitakdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır'
Yasanın Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması başlıklı 101 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 'Bir siyasî parti hakkında kapatma kararı ('), Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti halinde verilir.(') temelli kapatma yerine koşulların varlığı halinde dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verilir'Hükümlerini içermektedir.III-DAVALI PARTİNİN EYLEMLERİ VE ÖN SAVUNMASININ İRDELENMESİ
Birsiyasi partinin Anayasa, Siyasi Partiler Yasası, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (AİHS) hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarını kendince yorumlayıp beyan ve eylemlerinin söz konusu düzenlemelereuygun ve demokratik olduğunu iddia edemeyeceği tartışmasızdır. Aksinin kabulübireysel veya tüzel kişi olarak hukuk normunu belirleyip, uygulaması sisteminigetirir ki bu durumun Anayasa'da düzenlenen eşitlik ve hukuk devleti ilkelerineaykırı olacağı, demokratik toplumda kaosa yol açacağı açıktır.
1-Davalı parti öncelikle tüzük ve programının 'onaylandığını', bu itibarlayasalara uygun olduğunu ileri sürmekte ise de;
İddianamemizdeaçıklandığı gibi Siyasi partilerin kendi ilkeleri doğrultusunda Devletinhukuksal, anayasal ve yasal yapısını değiştirmek için taciz edici, saldırgan,sarsıcı, şok ve rahatsız edici nitelik taşıyan ifadelerle dahi mücadeleedebilmeleri çoğulcu demokrasi ilkeleri gereğidir. Ancak bu mücadelede hukukauygun olan demokratik araçlara dayanılması zorunlu olup, siyasi partilerinhedeflerine şiddeti teşvik ederek değil mevcut yasal sistem içerisinde ulaşmayıamaç edinmeleri gerekmektedir.
Ancak,Genel Başkanı dahil çok sayıda yöneticisi, üyesi ve hatta milletvekili 'terörörgütü üyeliği, terör örgütünün propagandasını yapmak' gibi suçlardanyargılanıp, mahkum olmuş veya halen yargılanmakta olan, söylemlerinin çoğunu'terör örgütünü koruma, kollama ve destekleme' üzerinden gerçekleştiren birsiyasi partinin tüzük ve programında yer alan ve bölücü terör örgütü PKK'nın söylemleriile birebir uyuşan düşüncelerin 'onaylandığının' söylenemeyeceği gibi, tüzük veprogramın 'onaylanması' gibi bir yasal müessese de yoktur. Dolayısıyla tüzük veprogramında yer alan beyanların, terör örgütünün amaç ve söylemleri ile birebir örtüşmesi ve davalı partinin terör örgütünü (dolayısıyla terörü) hemen herplatformda savunup meşruiyet kazandırmaya çalışması, bu yönüyle tüzük veprogramında belirlediği ilkelere terör yolu ile ulaşmaya çalıştığınınbelirlenmesi karşısında davaya konu edilmesinde hukuka aykırı bir yönbulunmamaktadır. Ulusal basında yer alan ve herkes tarafından bilinen parti ileilgili haberlerin parti tarafından açıkça yalanlanmaması zımnen kabuledildiğini gösterir. Bu itibarla her haberin 'yetkili organlar tarafından' tesbitininyapılması istenilemez.
2-Davalı parti şiddeti öngörmediklerini, kapatılmanın demokratik ortamda gerekliolmadığını, bir Kürt sorunu olup, siyaset ve hukukun uluslararası sözleşmelerdeyer alan 'azınlık hakları' çerçevesinde diğer ülke örneklerinden birikapsamında bu sorunun çözülmesi gerektiğini beyan etmiş ise de;
Anayasave 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası çerçevesinde Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının siyasi partilerle ilgili görevleri bellidir. Hukuk devletindekaynağını yasalardan almayan yetki ve görevin kullanılmasından söz edilemez. Buitibarla davalı partinin ön savunmasında hukuki nitelik taşımayan öngörü vetaleplerin davanın konusu dışında kaldığı tartışmasızdır.
Bununyanında Anayasa Mahkemesi'nin 13.03.2003 gün ve 1999/1-2003/1 sayılı HalkınDemokrasi Partisi (HADEP) hakkında verdiği kararda;
'BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerindeViyana'da gerçekleştirilen 'Dünya İnsan Hakları Konferansı' sonunda yayımlananDeklerasyon'da da, 'Eşit Haklar' ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımıgözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükümete sahipegemen ve bağımsız bir devletin ülke bütünlüğünü ve siyasî birliğini kısmî veyabütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eyleme izin verilemeyeceği gibidesteklenemeyeceği de vurgulanmıştır.
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal ve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçeklere dedayanmaktadır.
TürkDevletinin vatandaşları arasında özel ve kamusal alanda etnik ya da diğerherhangi bir nedenle siyasal veya hukuksal ayrılık sözkonusu değildir. Nitekim,Türk Milleti içinde yer alan farklı kökenden vatandaşlar arasında Türkiye'ninher yerinde yaşama, eğitim ve medeni haklar yanında seçme ve seçilme hakkındantam olarak yararlanma, istek ve başarılarına göre her türlü işte çalışma, Türkdil ve kültüründen faydalanma ve katkıda bulunma gibi konularda tam eşitlikanlayışı içinde hiçbir ayırım gözetilmemektedir. 'Ülke ve milletin bölünmezbütünlüğü'yle ilgili bu tarihsel oluşum tüm anayasalarımızda vazgeçilmez veödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzun bir gelişmesüreci içinde gerçekleşip kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan Türk Ulusu gerçeğive olgusuna karşı ayrımcılığa, bölücülüğe, terör ve sonuçta yok olmaya yolaçacak eylemler kabul göremez.
Anayasa'yave Siyasi Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletin bölünmezliğinintemel ögeleridir. Bu nedenle her iki yasal düzenleme ile de belirtilendeğerlerin birlikte ve ödünsüz olarak korunması amaçlamıştır.
Anayasamız,Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştiricive bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirginniteliklerinden birini oluşturmaktadır.
Bubağlamda Anayasa'ya göre, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesinhangi etnik gruptan olursa olsun Türk sayılması onun etnik kimliğini inkaranlamında değil, devletine 'Türk Devleti', ulusuna 'Türk Ulusu' ve ülkesine'Türk Vatanı' denen ve toplum yapısında çeşitli etnik gruplar bulunan ülkedebütün vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması ve çoğunluk içinde bulunanetnik grupların azınlığa düşmesini önleme amacına yöneliktir. Bu nedenle,Anayasamıza göre siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusal topluluktanolmaktır.
Ulusalbirlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin etnikkökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriylegerçekleşir.
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi azınlık yaratılmamasını, bölgecilik veırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını da içerir.
Siyasipartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temelkuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünübozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek hertürlü eylemden kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimdeyürütmeleri anayasal ve yasal zorunluluktur. Bunun sonucu da ülke ve ulusbütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü davranışın siyasi partiler içinyasak olmasıdır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler, vatandaşların birkısmını çoğunluktan çıkarıp azınlık durumuna getirerek ulusu ve ülkeyi bölmeye,etnik köken ayrımını kışkırtarak silâhlı ayaklanmaya çağırmaya, ulusunbireylerini, bölge halklarını birbirine düşman edip aralarında husumetyaratmaya yönelik eylemde bulunamazlar.
Demokratikhak ve özgürlüklerden yararlanılarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne karşı gerçekleştirilen eylemler kabul edilemez. Bu durumda hak veözgürlüklerin kötüye kullanılmasına engel olmak, devletin görevi ve varlıknedenidir. Teröre destek verip ondan destek alan bir siyasî partinin Anayasa veyasaya göre varlığını sürdürmesi düşünülemez.' Şeklinde belirlediği ilkelerkarşısında davalı partinin ön savunmasında yer alan iddiaların yerinde olmadığısabittir.
3-Gerek Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerinde gerekse Siyasi Partiler Yasasının 101ve 103. maddelerinde bir siyasi partinin kapatılmasına konu olan bireyseleylemlerin yargılamalarının tamamlanması ve buna bağlı olarak belli bir suçveya suçlardan mahkumiyet şartı öngörülmemiş, eylemin gerçekleştirilmesini esasalmıştır. Söz konusu düzenlemelere göre odaklığı tesbit ederken Anayasamahkemesi 'eylemleri' değerlendirecektir. Bu itibarla davalı partinin önsavunmasında ileri sürdüğü suç ya da eylemlerin yargı sürecinin beklemesigereğine dair itirazın hukuki gerekçesi bulunmamaktadır. Nitekim, AnayasaMahkemesi 16.01.1998 günlü 'Refah Partisi' kararında
'DavalıParti, Türk Ceza Kanunu'nun 163. maddesi yürürlükten kaldırıldığı için partiüyesi milletvekillerinin bu madde kapsamına giren eylemleri nedeniylekapatılmaya bağlı olarak milletvekilliklerinin düşmesine karar verilemeyeceğiniileri sürmektedir.
TCK'nun163. maddesi 12.4.1991 günlü, 3713 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bunakarşılık, madde kapsamına giren suçlara ilişkin eylemler, Anayasa ve SiyasiPartiler Yasası'nda yasaklanan eylemler arasında yerlerini korumuşlardır.Bunlara aykırılık, ancak partiye bağlanabildiğinde, onun yönünden yaptırımuygulanmasına neden olmaktadır. Yaptırımın partili milletvekillerineyansıyan sonuçlar doğurması ise, Anayasa'nın 84. maddesindeki özel düzenlemedenkaynaklanmaktadır. Başka bir anlatımla, milletvekillerine uygulanan yaptırım,salt partiyle olan bağlantı sonucu oluştuğundan partinin söz ve eyleminedönüşüp onun kapatılmasına neden olmadıkça uygulanma olasılığı yoktur.'Biçiminde yaptığı değerlendirmeler bu iddiamız doğrulamaktadır.
4-Davalı Parti, Siyasi Partiler Yasasının 78, 80, 81, 101 ve 103. maddelerininAnayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmiş ise de; 78, 80 ve 81. maddelere ilişkinAnayasa Mahkemesinin 13.03.2003 günlü 1/1 sayılı Halkın Demokrasi Partisi(HADEP) hakkında verdiği kararda yaptığı değerlendirme sonunda;
'Kapatılmadavası Parti'nin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırıeylemlerin odağı haline geldiği ileri sürülerek açılmıştır.
Bu durumdaolayda Siyasi Partiler Kanunu'nun eyleme uyan 101. maddesinin (b) fıkrasınınuygulanması gerekir.
OysaYasa'nın 78., 79., 80., 81. ve 82. maddelerinin uygulanabilmesi davanınYasa'nın 104. maddesine göre açılmasına bağlıdır.
Bunedenle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülen 78., 79., 80., 81. ve 82. maddeleri bakılmakta olan davada uygulanacakkurallar niteliğinde bulunmadıklarından Anayasa'ya aykırılık iddiasınınreddine'karar vermiştir. SPY.nın 101 ve 103. maddeleri ise tamamen Anayasahükümleri paralelinde düzenlemeler içermekte olup, Anayasaya aykırılıklarındansöz edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalı partinin SPY hükümlerininAnayasa'ya aykırılık iddialarının reddi gerekmektedir.
5-İddianamemizde halen İmralı Cezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK terör örgütüelebaşı Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığıyla verdiği talimatlarçerçevesinde DTP'nin kurulup örgütlendiği belirtilmiş, dayanak olarak 2004yılından itibaren internet ortamında 'Avukat Görüşmeleri' adı altındayayımlanan (bu nedenle avukatları hakkında açılan davalar devam etmektedir)bilgilere yer verilmiştir. Nitekim sonraki tarihlerde günlük gazetelerde de(bakınız, 23 Ekim 2004 tarihli Vatan ve 26 Ekim 2004 tarihli Star Gazetesi) budurum tüm açıklığı ile haber haline getirilmiştir. Henüz ortada DemokratikToplum Partisi adında bir parti veya düşünce dahi yok iken teröristbaşınıntalimatları ile bu çalışmanın başlatıldığı, hatta yönetici kadroların veeşbaşkanlık gibi uygulamaların talimatlar doğrultusunda yaşama geçirildiği,tarihsel olarak bir bütünlük gösterdiği hususları İddianamede açıklanmıştır.Davalı partinin ön savunmasında 'İmralı Cezaevinde görüşmelerin çıkarılan biryasa ile hakim gözetiminde yapıldığı', tamamının 'kayıt' altına alındığı,Başsavcılığımızın bu 'resmi' kayıtları istemeden iddialarını dayandırdığı ilerisürülmüş, sonuç bölümünde de İmralı Cezaevi Müdürlüğünden görsel ve yazılıgörüşme kayıtlarının istenmesi talep edilmiştir. Bilindiği gibi hükümlüleringörüşmelerinin de dahil olduğu infaz hukukuna ait düzenlemeler 5275 sayılı Cezave Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri çerçevesindegerçekleştirilmekte olup, anılan yasaya göre iddia edildiği gibi görsel veyazılı kayıt altına alınması hukuken mümkün olmadığı gibi ' çıkarılan biryasa ile hakim gözetiminde yapıldığı' iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır.Bu itibarla davalı partinin ön savunmasının sonuç bölümünde 2 numaralı sıradagörüşme kayıtlarının istenmesi yolundaki (mümkün olmayan) talebin reddine kararverilmesi gerekmektedir.
6-Ön savunmanın sonuç bölümünün 3 ve 4. numaralarında yer alan, davanın konusuile ilgileri olmayan ve hükme etkisi bulunmayan taleplerin reddi gerekmektedir.
7-Davalı parti Ön savunmanın 'E-DAVA SİYASİDİR' başlığının 14 numarasında;'İddianamede yer alan 'PKK'lı teröristlerin yol kesip, 22 Temmuz 2007 tarihindeyapılan milletvekili seçimleri için DTP destekli seçime giren seçimden sonraDTP'ye katılan bağımsız adaylara oy verilmesi için propaganda yapıldığını kanıtlayanherhangi bir delil sunulmadığını, kaldı ki böylesi bir propaganda gerçek olsabile, DTP'yi suçlama nedeni olamayacağını belirtmiştir. Olay tarihinde basındayoğunlukla yer alan haberlere karşı davalı parti tarafından hiçbir tepki veyayalanlama getirilmemesi olayın gerçekleştiğini, isnad edilebilir olduğunugöstermektedir. Terör örgütünün açık desteğinin demokratik hukuk devletiilkeleriyle izah edilmesi mümkün görülemeyeceği gerçeği karşısında savunmayaiştirak edilememiştir.
8-Davalı partinin eylem ve söylemlerinde 'şiddet' unsurunun bulunmadığı yolundakisavunmasına gelince;
Davalıparti temsilcilerinin Öcalan zehirlendi iddiası ile yoğun olarak başlattıklarıkampanyalar ve söz konusu süreçte gerçekleştirilen şiddet olayları tesbitedilmiştir. Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren İşkence ve KötüMuameleyi Önleme Komitesi'nin (CPT); Abdullah Öcalan'ın Türk makamlarıncazehirlendiğine yönelik iddiaları yayımladığı bir raporla yalanlaması karşısındadavalı partinin yaratmak istediği gerilim, şiddet içerikli gösteriler ve bunabağlı kaos ortamının demokratik hukuk devleti ilkeleri ile uyuşmadığını, ancakterör örgütünün amaç ve yöntemleri ile örtüştüğünü ortaya koymaktadır.
İddianamedeolaylar ve değerlendirmeler bazında ayrıntılı olarak belirtildiği gibiDemokratik Toplum Partisi ile terör örgütü PKK arasındaki bağlantı belirgindir.Üyeleri, görevlileri, yöneticileri, genel başkan yardımcıları, milletvekillerive hatta genel başkanlarının terör örgütü üyeliği suçundan yargılanıp mahkumedilmesi (veya halen yargılanması), tüm toplantı ve mitinglerinde terör örgütülehine gösteriler yapılması, güvenlik kuvvetlerine, kamu ve özel kişilere aitmalvarlıklarına taşlı saldırılarda bulunulması, Türk Bayraklarının tahripedilmesi davalı partinin ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye sokacak siyasiprojesinin bulunduğunu, siyasi amaçlar için gerektiğinde şiddete başvurmayıamaçladığını, ırkçılığı, terörü, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik ettiğini,hoşgörüsüzlüğe dayandığını göstermektedir. Bu nedenle kapatma yaptırımı İHAS'aaykırı olamayacaktır.. Bu kapsamda İddianamemizde konu edilen eylemlerle ilgiliyargı süreci hakkında gerekli bilgiler Anayasa Mahkemesinin 23.11.2007 günlükararı gereğince Yüksek Mahkemeye bildirilecektir.
Davalıparti tarafından savunuculuğu yapılan terör örgütünün talimatı ile araçlarınkundaklandığı, insanların yoğun bir biçimde yaşadığı kent merkezlerindepatlatılan tahrip gücü yüksek bombalarla onlarca insanın katledildiği birortamda örgütün arkasında durup, meşrulaştırılmaya çalışılması ifade veörgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Yine DTP'li Batman BELEDİYEBaşkanı Hüseyin Kalkan'ın PKK'lı teröristleri kastederek 'Dağdakiler bu ülkeninen onurlu insanlarıdır' demesi, Tunceli BELEDİYE Başkanı Songül Erol Abdil'in canlıbomba olarak 7 askerin şehit olmasına sebep olan 'Zilan' kod adlı teröristZeynep Kınacı'yı 'özgürlük öncüsü' olarak ilan etmesi gibi eylemlerin hiçbirdemokratik hukuk devletinde barışçıl olduğu, şiddeti öngörmediği iddiaedilemez.
9-Davalı Partinin ön savunmasının 33 ve devamı sayfalarında yer alan 'terör' ve'terörist' kavramı ile ilgili değerlendirmeler ise 'otuzbini aşkınvatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebep olan ve halen kent merkezlerindebomba yüklü araçları patlatıp, onlarca insanı katleden, mayın döşeme,vatandaşların araçlarının kundaklanması gibi terörizmin en çirkin yüzünügösteren eylemlerini artırarak devam ettiren PKK söz konusu olduğunda' uygun vekabul edilebilir değildir. Esasında tüm Dünya devletlerince terörist örgütolarak kabul edildiği resmi belgelerle kayıtlanmış PKK lehine sarfedilecekbeyan veya eylemlerin örgütü desteklemekten başka bir amacı olamayacağıaçıktır. İddianamenin birçok bölümünde de bu husus vurgulanmıştır.
10-Demokratik Toplum Partisi iddianamede dava konusu yapılan ve yukarıdabahsedilen eylemlerin parti tüzel kişiliğinin bilgi ve iradesi dışında olduğunusavunmuş ise de hiçbir eylemin kınanmaması, failleri hakkında parti içindeişlem yapılmaması karşısında partinin söz konusu savunmasını inandırıcı kabuletmek mümkün değildir.
11-CMK'nun 237. maddesi gereğince mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzelkişiler ilk derece mahkemesinin kovuşturma evresinin her aşamasında hükümverilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasınakatılabilirler. Siyasi parti kapatma davalarında ise siyasetten yasaklanmasıistenilen kişilerin konumları itibarıyla mağdur ve suçtan zarar gören sıfatlarıbulunmayıp, eylemleri davalı partinin tüzel kişiliği bünyesinde değerlendirilenkişilerdir. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin 14.07.1993 tarihli Halkın EmekPartisi (HEP) kararında 'Anayasa'nın 149. maddesinin dördüncü fıkrasındaAnayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleridosya üzerinden inceleyeceği, ancak gerekli görüldüğü durumlarda sözlüaçıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanlarıçağırabileceği öngörülmektedir. Anayasa Mahkemesi, gereksinim duyarak sorularyöneltip bilgi almak ve ayrıntılarla teknik konularda daha çok açıklık kazanmakiçin 9.2.1993 günlü kararıyla, kendiliğinden 2949 sayılı Yasa'nın 33. maddesinigözeterek HEP'in Genel Başkanı ile iki yetkiliden oluşacak üç kişiyiçağırmıştır. Sözlü açıklamada bulunacak temsilcilerin hazır bulundurulmalarınısağlamak üzere HEP Genel Başkanlığı'na yine aynı kararın 3. bendi gereğincebildirimde bulunulmuştur. Sözlü açıklama bu karara göre yapılacağından HEPlehukuksal bağı olmayan bir kimsenin HEP yetkilisi ve temsilcisi sayılıpdinlenmesi olanaksızdır. Çağırma kararı 'yetkili temsilci' sıfatlarını açıkçaiçerdiğinden bu nitelikte olmayan kimsenin dinlenmesi hem Anayasa'nın 149.maddesinin Dördüncü fıkrasıyla, 2949 sayılı Yasa'nın 30. maddelerine, hem de bumaddelere dayanılarak alınmış karara aykırı düşer. Mahkeme, önceden 'ilgili' yada 'bilgisi' olan, aransa ve istense idi dosyada kapatma nedeni sayılansözlerin sahiplerinden birini çağırabilirdi. Genelde 'ilgisi' ve 'bilgisi'olan, ceza yargılaması yönteminin ağırlıklı biçimde uygulandığı bu davada esasalınamaz. Tanık ya da bilir kişi dinleme niteliğinde uygulama da olamaz. Kaldıki sözlü açıklama tutanağının 3. sayfasında açıkça yazılı olduğu üzere MahkemeBaşkanı'nca Fehmi IŞIKLAR'ın yüzüne karşı '. . . Ancak, Sayın Türk ile SayınYazar, konuşmalarında Fehmi IŞIKLAR'ın söyleyecekleri varsa, elinde belgeleri,bilgileri varsa kendi sunuşları içinde onları mahkememiz dosyasınasunabilirler. Buyurun Fehmi Bey, Sizi dışarıya alalım konuk olarak'denilmiştir. Tutanağın 25. sayfasında da 'bir kere daha hatırlatıyorum, Siziburada dinledik; ama IŞIKLAR'ın konuşma metnini, IŞIKLAR'ın konuşması olarakdeğil, siz bize kitap ta verebilirsiniz, bant ta verebilirsiniz, dergi deverebilirsiniz. O anlamda veriyorsanız alabiliriz, dosyaya koyarız,vermiyorsanız bir diyeceğimiz yoktur. Hatırlatılmadı, bir başka konuşma, birbaşka savunma, olanağının kapısı kapatıldı gibi bir anlayış olmasın.' uyarısıda yapılmıştır. Siyasi Parti Kapatma davalarında Sözlü açıklama (savunmatoplantısı olmayıp davalı parti tarafından savunma yazılı olarak verilmekte),sorular yanıtlanarak yapılmaktadır.' Şeklinde belirlediği kurallar nazaraalındığında davalı partinin ön savunmasının sonuç bölümünün 6. sırasında yeralan talebin reddi gerekmektedir.
IV-DEĞERLENDİRMELER
Anayasave yasa hükümleri Resmi Gazetede yayımlanmış, herkesçe anlaşılabilir açıklıktave kolaylıkla ulaşılabilir düzenlemelerdir.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 90/1 inci maddesine göre 'siyasi partilerintüzük, program ve eylemleri Anayasa ve bu kanun hükümlerine aykırı olamaz'hükmünü içermektedir. Partinin; tüzük, program ve yönetmeliklerini hazırlarkenAnayasa ve 2820 sayılı Yasa'ya ulaştığı, eriştiği ve bu metinlerin içeriğindenhaberdar olarak, kendi düzenlemelerini yaptığı anlaşılmaktadır.
Davalıpartinin eylemlerine kapatma yaptırımının öngörülmesi ise, ulusal güvenlik,kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amaçlarına dayanmaktadır.
Davayakonu edilen eylemlerin bir kısmı, eylemin işlendiği an itibarıyla parti genelbaşkanı ve genel sekreteri olan kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir.Bunların eylemlerinin kendi kişisel görüş ve iradelerini içerdiğiniaçıklanmadıkları sürece, parti adına yapıldığı ve partiyi bağlayacağı, yerleşikulusal ve uluslararası yargısal uygulamaların gereğidir. Ayrıca parti organlarındayer alan ya da parti üyesi olan diğer kişilerin, eylemlerinigerçekleştirmelerinden sonra DTP tarafından o kişiler hakkında hiçbir disiplinişlemi yapılmamış, hatta bu nedenle eleştirilmeleri yoluna dahi gidilmemiştir.Bu şekildeki eylemlerin sürekli olarak tekrarlanmasına, Parti olarak engelolmamak suretiyle sahiplenmişlerdir. Bu nedenle iddianameye konu edileneylemlerin partiye isnat edilebilirliği konusunda bir tartışmada söz konusudeğildir.
Eylemlerirdelendiğinde;
OdakOlma Yönünden:
Anayasave yasa, söz konusu fiillerin odağı olmayı, Anayasanın 68 nci maddesinin 4 ncüfıkrasındaki fiillerin, davalı parti tarafından,
-Parti üyelerince yoğun bir şekilde işlenmesi,
-Bu durumun o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veyayönetim organları veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsenmesi,
-Yahut bu fiillerin doğrudan parti organlarınca kararlılık içinde işlenmesi
şeklindetanımlamaktadır.
Davalıpartinin, ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemlerde bulunan yasa dışıbölücü silahlı terör örgütü PKK ve yöneticisi hükümlü Abdullah Öcalan lehinebildiri dağıtan, basın açıklaması yapan, bu örgüte çeşitli biçimlerde yardım veyataklık edenleri yapısında barındırması, bu eylemlerin partinin hiyerarşikyapısı içerisinde, Genel Başkanından tüm teşkilat birimlerincegerçekleştirilmesi, bu eylemlerin çeşitli tarihlerde ve yoğun biçimdetekrarlanması; haklarında dava açılanların dosyalarındaki eylemlerinindemokratik bir sistem içerisinde savunulmasının mümkün olmaması ve terör örgütüile yakın bağlantı içerisinde olması Anayasa ve yasadaki hükümlere aykırıfiillerin odağı haline geldiğini göstermektedir.
DemokratikToplum Düzeni Yönünden:
Demokratikbir toplumun, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü tanıması, bu özgürlüklerdenyararlanacak olanların demokratik sistem dışına çıkmalarına, ülkeninbölünmesine yönelik eylemlerde bulunan örgüte yardım ve yataklık etmelerineimkan verdiği şeklinde yorumlanmasına elverişli değildir.
Demokratiktoplum, şiddete başvuran oluşumlara karşı da kendisini koruyan toplumdur. Onedenle, evrenselleşmiş olan hakkın kötüye kullanımı yasağını düzenleyenAnayasanın 14/2. maddesi 'Anayasada yer alan hükümlerden hiçbirinin 'kişilere,Anayasayla tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini(') amaçlayan birfaaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz' hükmünü içermektedir.Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyetinin bölünmesiamacıyla faaliyette bulunan silahlı bölücü terör örgütü lehine propaganda, yardımve yataklıkların demokratik bir sistemde legal siyasi parti faaliyeti şeklindedeğerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü demokratik toplum, hoşgörülü, çoğulcuve düşünceye açıklık esası üzerinde yükselebilir. Siyasi partiler de bu çoğulcuyapıda yaşayabilir. Dolayısıyla demokrasi ilkeleri çerçevesinde faaliyetlerinisürdürmesi ve şiddete karşı olması gereken partinin, demokrasi içerisinde,ancak demokratik düzenle bağdaşmayan silahlı ve bölücü faaliyetleridesteklemesi kabul edilemez. Bu durumda devletin bölünmezliği ilkesine karşıfiilen eylemlerini sürdüren bölücü terör örgütüne çeşitli biçimlerde destekveren davalı partinin kapatılması zorunluluk halini almıştır.
Demokratikbir toplumda ifade ve örgütlenme özgürlüğüne 'suçların önlenmesi, ulusalgüvenlik ile toprak bütünlüğünün, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması' içinsınırlamalar getirilebilir. Düşünce açıklamalarının 'kırıcı (taciz edici),sarsıcı (şok edici), saldırgan ve rahatsız edici' olmaları demokratik birdüzende hoşgörü ile karşılanabilir. Ancak davalı partinin genel başkanındanbaşlayıp il, ilçe başkanları ve çeşitli kademelerde görevli yetkililerinceişlenen fiiller ve bu fiiller nedeniyle bir kısım parti yetkililerinin mahkumolmaları, bu fiillerin bölücü silahlı terör örgütü ile bağlantılarıgözetildiğinde, parti yetkililerinin ifade ve örgütlenme özgürlüğü sınırlarıiçinde kalan faaliyetlerde bulunmadıkları gibi, davalı partiye üye olanlararasında terör örgütü ile ilişkileri nedeniyle sabıkalı olanların da yer almasıve parti yetkililerince bu durumun bilinmesine karşın önlem alınmaması, davalıpartinin şiddet kullanan yasa dışı örgütle yakın bağlantısını ortayakoyduğundan beyan ve eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığından sözedilemez.
Devletinuzun süredir terörle mücadele etmesi, binlerce insanın yaşamını kaybetmesi vedavalı partinin bu durumu bildiği halde terör örgütüne yardım etme ve örgütliderlerini övme biçiminde desteklemesi nedeniyle, mevzuatımızdaki kapatmaönlemi, terörün vahameti karşısında radikal bir önlem sayılmaz.
Anayasa'nın15 inci maddesi temel hak ve özgürlüklerle ilgili olağanüstü önlemleridüzenlemektedir. Benzeri düzenlemeler uluslararası metinlerde de yeralmaktadır. Bölücü terörün insan hayatına ve demokratik sistemin devamına karşıdevletimizde oluşturduğu tehditin önemi dikkate alındığında, terör örgütü ileyakın bağlantı içerisinde olan bir siyasi partinin temelli kapatılması ülkemizaçısından zaruridir. Bölücü silahlı terör örgütünün eylemlerine destek verenbir partinin kapatılmaması, hem ülkenin bölünmez bütünlüğüne, hem dedemokrasiye zarar verecektir.
Kapatmaönlemi, ülkenin bölünmez bütünlüğünün korunması amacı ile alındığından,terörizmin önlenmesi, teröre pirim verilmemesi nedenleriyle, hedeflenen amaçile orantısız da sayılamaz. Zira böyle bir önlemin alınması demokratik birtoplum için uygun ve zorunlu sosyal bir ihtiyaçtır.
V-SONUÇ VE İSTEM
A-1) Yukarıda 'III- DAVALI PARTİNİN EYLEMLERİ VE ÖN SAVUNMASININ İRDELENMESİ'bölümün (5). maddesinde belirtilen gerekçe nedeniyle Davalı Partinin ön savunmasınınsonuç bölümünde yer alan (2) numaralı,
2)Yargılamaya ve sonuca etkili görülmediğinden ön savunmasının sonuç bölümündeyer alan (3) ve (4) numaralı,
3)'III- DAVALI PARTİNİN EYLEMLERİ VE ÖN SAVUNMASININ İRDELENMESİ' bölümün (4).maddesinde belirtilen gerekçe nedeniyle Davalı Partinin ön savunmasının sonuçbölümünde yer alan (5) numaralı,
4)'III- DAVALI PARTİNİN EYLEMLERİ VE ÖN SAVUNMASININ İRDELENMESİ' bölümün (11).maddesinde belirtilen gerekçe nedeniyle Davalı Partinin ön savunmasının sonuçbölümünde yer alan (6) numaralı,
istemlerininreddine,
B-Başsavcılığımızca düzenlenen 16.11.2007 gün ve SP 135 Hz 2007/2 sayılıİddianamede belirtilen eylemleri gerçekleştirmiş olan davalı DEMOKRATİK TOPLUMPARTİSİ'NİN, Anayasanın 69 ncu maddesinin 6,7 ve 9 ncu fıkraları ile 2820sayılı yasanın 101 nci maddesinin 1 nci fıkrasının (b) bendi ve 103 ncümaddesinin 2 nci fıkrası gereğince;
1)Temelli kapatılmasına,
2)İddianamemize göre beyan ve faaliyetleri ile partinin temelli kapatılmasınaneden olan; isimleri belirtilen kişilerin (İsim benzerliği nedeniyleyanlışlıkla yer alan Halil İmrek ve vefat ettiği anlaşılan Fevzi Kara hariçolmak üzere) temelli kapatmaya ilişkin kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasındanitibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisive deneticisi olamayacaklarına,
kararverilmesi talep olunur'.
IV-ESAS HAKKINDA SAVUNMA
DavalıParti'nin 12.6.2008 günlü esas hakkındaki savunması şöyledir:
'I-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İDDİA VE İSTEMİ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı SP-135. Hz.2007/2 sayılı ve 16.11.2007 günlüiddianamesinde ve 10.03.2008 günlü 'Esas hakkındaki görüşün' de;
-Davaya konu edilen eylemlerin bir kısmının, eylemin işlendiği an itibariyleParti genel başkanı ve genel sekreteri olan kişiler tarafındangerçekleştirildiği, bunların eylemlerinin kendi görüş ve iradelerini içerdiğiniaçıklamadıkları sürece parti adına yapılmış olacağı ve partiye bağlayacağınınyerleşik ulusal ve uluslar arası yargısal uygulamaların gereği olduğu, ayrıcaparti organlarında yer alan ya da parti üyesi olan diğer kişilerin eylemlerinigerçekleştirmelerinden sonra Parti tarafından o kişiler hakkında hiçbirdisiplin işlemi yapılmamış, hatta bu nedenle eleştirmeleri yoluna dahigidilmemiş olduğu, BU ŞEKİLDE EYLEMLERİN SÜREKLİ OLARAK TEKRARLANMASINA, PARTİADINA ENGEL OLMAMAK SURETİYLE SAHİPLENİLDİĞİ, BU NEDENLE İDDİANAMEYE KONUEDİLEN EYLEMLERİN PARTİYE İSNAT EDİLEBİLİRLİĞİ KONUSUNDA BİR TARTIŞMANIN DA SÖZKONUSU OLAMAYACAĞI,[1]
-Anayasa ve yasanın, söz konusu fiillerin odağı olmayı, A.Y. nın 68 ncimaddesinin 4 ncü fıkrasındaki fiillerin, Parti tarafından,
*Parti üyelerince yoğun bir şekilde işlenmesi,
*Bu durumun o partinin büyük kongre,
*veya genel başkan,
*veya merkez karar,
*veya yönetim organları,
*veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkca benimsenmesi
*yahut bu fiillerin doğrudan parti organlarınca kararlılık içinde işlenmesi,olduğu açıklandıktan sonra,[2]
-Davalı Parti' nin,
*'ülkenin bölünmez bütünlüğüne' yönelik eylemlerde bulunan yasa dışı bölücüsilahlı terör örgütü PKK ve yöneticisi hükümlü Abdullah Öcalan lehine bildiridağıtan, basın açıklaması yapan, bu örgüte çeşitli biçimlerde yardım veyataklık E D E N L E R İ yapısında barındırmasının,
*bu eylemlerin partinin hiyerarşik yapısı içerisinde Genel Başkanın dan tümteşkilat birimlerince gerçekleştirilmesinin,
*bu eylemlerin çeşitli tarihlerde ve yoğun biçimde tekrarlanmasının,
* haklarında davaaçılanların dosyadaki eylemlerinin 'demokratik bir sistem' içerisindesavunulmasının mümkün olmadığının,
*'terör örgütü ile yakın bağlantı içerisinde olmasının' ifade edilmesindensonra,[3]
-Müvekkilimiz Parti'nin ilk savunmasının sonuç bölümünün 2,3,4,5,6 numaralıbentlerinde yer alan istemlerin reddine[4],
-'Davalı Demokratik Toplum Partisi'nin Anayasa'nın 69'ncu 6, 7 ve 9 ncufıkraları ile Siyasi Partiler Yasası'nın 101/1-b ve 103/2 nci fıkaraları gereğiTEMELLİ KAPATILMASINA[5],
-İddianameye göre beyan ve faaliyetleri ile partinin kapatılmasına neden olanisimleri belirtilen kişilerin ( maddi hata ve öldüğü anlaşılan kişi hariç)temelli kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazetede yayınlanmasından itibarenbeş yıl süre ile bir başka siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi vedeneticisi olamayacaklarına karar verilmesi[6],
istenmektedir.
I/I-ÖRGÜTLENMEÖZGÜRLÜĞÜ/SİYASİ PARTİLER AÇISINDAN DAVANIN ULUSAL/ULUSAL ÜSTÜ YASAL veHUKUKSAL DAYANAKLARI
Bilindiğiüzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS)taraftır. Bu yasal durum ise Türk mevzuatının ve bu mevzuatın uygulamasınınAİHS standartlarına uygun olmasını gerektirmektedir. Diğer yandan AvrupaBirliği'ne adaylık sürecindeki Türkiye'nin, karşılaşması gereken koşullardanbir diğeri Kopenhag Kriterleri olarak bilinen insan hakları standartlarıdır.Kopenhag Kriterleri ise, Avrupa Birliği ile AİHS'in yapıcısı Avrupa Konseyininkesişme noktasını oluşturmaktadır. Bu sebeple Avrupa Birliği adaylık sürecinde,Türkiye'nin insan hakları alanındaki konumunu ve durumunu da etkileyecek 'BUDAVADA' zorunlulukla AİHS standartlarının gözetileceğine inanmaktayız.
ÜstelikAnayasa'da yapılan 2001 ve 2004 değişiklikleri sonrası, başta AİHS olmak üzereinsan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri ile ileride ayrıntı iletartışacağımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM; öncesi Komisyon ve Divankararları da bu çerçevede değerlendirilecektir.) içtihatlarının ulusal mevzuattanöncelikle hususu Yüksek Mahkeme'ye izahtan vareste bir keyfiyettir. Yani ulusalmevzuatın bir hükmü ile insan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleriveya bu hükümleri yorumlayan mahkeme kararları çatıştığında, sözleşme hükümlerive ulusal üstü mahkeme kararları esas alınacaktır. Bu da, ulusal mevzuatın AİHSışığında incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
I/I-A)Önceliklebelirtelim ki; 'Örgütlenme özgürlüğü, AİHS (md.11)'de düzenlenmiştir. Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin de çeşitli defalar açıkladığı üzere örgütlenmeözgürlüğü ifade özgürlüğünün özel bir görünüş biçimidir (lex specialis).Bu sebeple ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Sözleşme sistemi içindeerken dönemden itibaren ortaya konulan içtihatlarla Sözleşme (md.11)'dedüzenlenen örgütlenme özgürlüğü hakkının kapsamı belirlenmiştir. Örneğin,'Dernek X. v. İsveç' vakasında Komisyonun 06/07/1977 tarihli kabul edilmezlikkararında şöyle denilmektedir.'[7]
'Bumadde, belli bir ölçüde sendikalara ilişkin olarak yapılan belirleme dışında,örgütlenme özgürlüğünün içeriğine ilişkin herhangi bir spesifik belirlemeiçermemektedir. Bu vakada başvurucu örgüt (öğrenci derneğidir), gelenekselanlamında sendika olmamakla birlikte, bu durum başvurucunun (md.11)'dekispesifik korumadan yararlanamayacağı anlamına gelmez. Örgütlenme özgürlüğü,vatandaşlar bakımından, Devletin müdahalesi olmaksızın, çeşitli amaçlarlaörgütlerde bir araya gelmelerine dair bir genel ehliyettir/yeterliliktir.Bununla birlikte, bu tür amaçlara bağlamında başarılı sonuç elde etme şeklindebir hak madde 11 ile güvence altına alınmamıştır', (parag.52).
Buvakada, başvurucu dernek, Üniversiteler Yasası uyarınca; üniversitedeki bütünöğrencilerin 'öğrenci derneğine' üye olması zorunluluğu öngören hükmün de(md.11)'i ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Komisyon, (md.11/1)hükmünün, kamu kurumlarına değil, sadece özel derneklere/örgütlere vesendikalara ilişkin olarak koruma getirdiğini belirtmiştir. Komisyona göre,anılan 'öğrenci derneği, mesleki etik kuralları ya da disiplini belirleyenyahut üyelerinin menfaatlerini dışarıdaki uyuşmazlıklarda koruyan bir meslekörgütü olarak mütalaa edilemez. Keza, bu öğrenci derneği, işverene karşı işuyuşmazlığı durumunda öğrencileri temsil etme anlamında bir sendika olarak damütalaa edilemez. Yukarıda (parag.52)'de belirtildiği üzere, Komisyon, buöğrenci derneğinin, üniversitenin bir parçasını teşkil eden ve, özellikle de,resmi yoldan, öğrencilerin üniversite yönetimine katılımlarını sağlayan birkuruluş olduğu görüşündedir. Bu derneğin demokratik bir şekilde teşkil edildiğive öğrencilerin, derneğin benimseyebileceği siyasi tavra karşı çıkmaözgürlükleri bulunduğu gözükmektedir', (parag.63).
'Young, James ve Webster v. Birleşik Krallık'vakasında Komisyon 14/12/1979 tarihli Raporunda(Rapor, parag.167), Madde 11'de geçen 'örgüt' teriminin, 'bir ortak amaçetrafındaki bir gönüllü birleşmeyi/(grouping) varsaydığını'belirtmektedir. Mahkeme, bu vakada verdiği 13/08/1981 tarihli kararında,(md.11)'in, sendika kurma ve sendikaya katılma hakkı dahil, örgütlenmeözgürlüğünü sadece pozitif anlamda değil ve fakat bunun yanı sıra, belli birsendikaya girmeye zorlanmama şeklinde negatif yükümlülük anlamında da elealınması gerektiğine işaret etmiştir. Mahkemeye göre, (md.11)'in, sendikaalanında herhangi bir türde zorlamaya cevaz verir şekilde yorumlanması, bumadde ile güvence altına alınan özgürlüğün özünü zedeler, (parag.52). Mahkemeyegöre,
'düşünce,vicdan ve din özgürlüğü ile ifade özgürlüğü şeklinde Madde 9 ve 10 ile korumaaltına alınan bireysel görüş, Madde 11 ile güvence altına alınan örgütlenmeözgürlüğünün amaçlarından biridir', (parag.57).
Kamuhukuku çerçevesinde kurulan ve buna tabi meslek kuruluşları, bireylertarafından kurulmadığı, kamusal makamlar tarafından kurulduğu, kurucu yasalarıçerçevesinde faaliyette bulundukları, bir kamusal yetki kullandıkları için,(md.11)'de geçen anlamında 'örgüt' teriminin kapsamına girmez. Örnek olarak Mahkeme,'Le Compte, Van Leuven ve De Meyere v. Belçika' vakasında verdiği 23/06/1981tarihli kararında[8], olayda söz konusu Tabip Odasını (md.11)anlamında örgüt terimi içinde mütalaa etmemiştir, (parag.62-66). Benzerişekilde, Komisyon 12/03/1981 tarihli 'Barthold v. Federal Almanya' vakasıkararında Veteriner Hekimleri Konseyinin, özel bir örgüt olmayıp, yasaylakurulan kamu hukukuna tabi bir kuruluş olduğu ve bu nedenle (md.11)'deki'örgüt' terimi kapsamına girmeyeceği belirlenmiştir.
Mahkeme'Vogt v. Almanya' vakasında (No.7/1994/ 454/535) verdiği 26/09/1995 tarihlikararında[9], Komünist Partisi üyesi olduğu için görevdenuzaklaştırılan öğretmen olan başvurucu hakkındaki tasarrufu, Sözleşme (md.10 ve11) hükümlerinin ihlali olarak belirlemiştir. Mahkemeye göre, bir kişininmemuriyete atanma talebinin reddi, Sözleşme çerçevesinde şikayete konu olamasada, görevde bulunan bir memurun Sözleşme haklarını ihlal eden tarzda görevdençıkarılması işlemi, Sözleşme çerçevesinde şikayete konu olabilir. Bu anlamda,memurlar, Sözleşme kapsamı içindedir, (Karar, parag.43). Keza Mahkeme, kamuhizmetleri kavramının, Anayasanın ve demokrasinin garantörü olduğu düşüncesinedayandığını da tespit etmektedir. Buradan hareketle, özgürlüğe müdahale edentasarrufla (md.10/2) anlamında bir meşru amaç güdülmüş olduğu sonucunavarmaktadır, (parag.51). Bunun ardından Mahkeme, anılan işlemi, 'demokratik birtoplumda gereklilik' ölçütü süzgeci ile ele almaktadır. (md.10) eksenliiçtihadi standartlarını hatırlatan Mahkeme, bu ilkelerin, kamu görevlileribağlamında da uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, bireyin ifade özgürlüğüile, kamu hizmetlileri bağlamında Devletin (md.10/2)'deki sınırlamalara uygunkayıtlamaları arasında, bu somut vakada 'adil bir denge' bulunup bulunmadığınısorgulamıştır, (parag.52-53). Mahkeme, bu aşamada, başvurucunun görevdenuzaklaştırılmasının 'zorlayıcı sosyal ihtiyaca' dayalı olup olmadığı iletasarrufun 'izlenen meşru amaçla orantılı' olup olmadığı meselesi üzerindedurmaktadır, (parag.57). Mahkeme, görevden uzaklaştırma disiplin önleminin ağırbir yaptırım olduğunu saptamaktadır. Bunu, hem kişisel şöhret hem de yeni biriş bulmadaki güçlük faktörlerini dikkate alarak değerlendirmiştir. Ayrıca,kişinin görevinin, herhangi bir güvenlik riski taşımadığı da dikkatealınmıştır. Başvurucunun üyesi olduğu parti ise, Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanmışolmadığı gibi, başvurucunun parti eksenli çalışmaları da bütünüyle hukukauygundur, (parag.60). Sonuç olarak, görevden uzaklaştırma, izlenen meşru amaçlaorantılı olmayan bir önlem olmakla (md.10) ihlali söz konusudur, (parag.61).
'Vogtv. Almanya' vakası kararında Sözleşme (md.11) bağlamındaki değerlendirmeşöyledir: Bu maddenin özerk niteliğine halel gelmeksizin, bu davada, Mahkemeyegöre, (md.11) hükmü, (md.10) ışığında yorumlanmalıdır. Mahkemeye göre, 'Madde10 ile güvence altına alınan kişisel görüşlerin korunması, Madde 11'dedüzenlenen toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin amaçlarından biridir',(Karar, parag.64). Daimi statüde çalışan bir kamu görevlisi olarak başvurucu,Madde 11'in korumasına da hak sahibidir. Başvurucu, Alman Komünist Partisiüyeliğinden ayrılması yönündeki taleplere, bu üyeliğin kendisinin görevindenkaynaklanan sadakat borcu ile bağdaşmayan bir yönü bulunmadığı görüşünde olduğuiçin uymamış ve bunun sonucunda görevden uzaklaştırılmıştır. Dolayısıyla,başvurucunun (md.11/1)'de korunan hakkına bir 'müdahale' söz konusudur,(parag.65). Mahkeme bu tür bir müdahalenin ancak (md.11/2)'deki gereklere uygunolması halinde haklı görülebileceğini belirtmektedir, (parag.66). mahkemeyegöre, 'Devlet idaresi' kavramı, özellikle başvurucunun işgal ettiği makam gözönünde tutulduğunda, dar yorumlanmalıdır, (parag.67). Her ne kadar,öğretmenler, (md.11/2) amaçları bakımından 'Devlet idaresi'nin bir parçasıolarak mütalaa edilebilecek olduğunda bile, yukarıda (md.10) ile bağlantılı hükümlerdegösterilen gerekçelerle, başvurucunun görevden uzaklaştırılmasında 'izlenenmeşru amaçla orantılılık' bulunmamaktadır. Bu nedenle, (md.11) hükmü de ihlaledilmiştir, (parag.68).
Siyasalpartilerin (md.11)'deki 'örgüt' terimi içinde mütalaa edileceği, Komisyonun,'Komünist Partisi v. Federal Almanya' vakasındaki 20/07/1957 tarihli kararındanbu yana netlik kazanmıştır.
Siyasalpartiye üye olma (md.11)'de tanımlanan 'örgüt' teriminin kapsamına girmektedir.Örneğin Komisyon 'Hendrikus Van Der Heijden v. Hollanda' vakasında verdiği08/03/1985 tarihli kabul edilmezlik kararında[10],başvurucunun bir siyasi partiye üye olması nedeniyle çalıştığı bir Vakıftakigörevinden uzaklaştırılmasının (md.10 ve 11) ihlali olduğu iddiasınıincelemiştir. Bu kararında Komisyon, şikayetçinin ileri sürdüğü işlemin,'başvurucunun ifade ve örgütlenme özgürlüklerine bir müdahale oluşturduğu şeklindemütalaa edilmesi gerektiğini' belirlemiştir. Her ne kadar sonuçta Komisyon,yapılan bu müdahalenin/(işten uzaklaştırma işleminin), Sözleşme (md.10 ve11)'in ikinci fıkralarında öngörülen 'başkalarının haklarının korunması' ölçütüışığında 'demokratik bir toplumda gerekli' görerek kabul edilmezlik kararıvermişse de, kararın bu bağlamda bizi ilgilendiren yönü, siyasal partilerin(md.11) anlamında 'örgüt' terimi kapsamına girdiği içtihadıdır.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'deki siyasi parti kapatma tasarruflarısonrasında yapılan çok sayıda başvuruda karar üretmiştir. Şu kararlarıhatırlatmak mümkündür.
'TürkiyeBirleşik Komünist Partisi v. Türkiye', (Başvuru. No.19392/92)(133/1996/752/951), Karar tarihi: 30/01/1998, (AİHS, md.11-ihlal; maddi-manevitazminat yok, ihlal kararı yeterli); 'Sosyalist Parti v. Türkiye',(No.21237/93), Karar tarihi: 25/05/1998, (AİHS, md.11-ihlal; maddi tazminatyok; manevi tazminat: 100.000 Fransız frangı); 'Özgürlük ve Demokrasi Partisiv. Türkiye', (Başvuru No.23885/95), Karar tarihi: 08/12/1999, (AİHS,md.11-ihlal, maddi tazminat yok; manevi tazminat: 30.000 Fransız frangı);'Refah Partisi vd. v. Türkiye' (Başvuru No.41340/98, 41342/98), Daire kararı:31/07/2001 (AİHS, md.11-ihlal yok), Büyük Daire kararı: 13/02/2003, (AİHS,md.11-ihlal yok); 'Yazar, Karataş, Aksoy ve Halkın Emek Partisi v. Türkiye',(Başvuru No.22723-25/93), Karar tarihi: 09/04/2002, (AİHS, md.11-ihlal; madditazminat yok; manevi tazminat: 30.000 Euro).[11]
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine göre, siyasal partiler, çoğulculuğun tesisi ve düzgünbiçimde işleyen bir demokrasi bağlamında zorunlu/gerekli bir rol üstlenirler.Mahkemenin çok sayıdaki kararları arasında, örnek olsun, 'Loizidou v.Türkiye' vakasındaki vurgusuyla, 'demokrasi, Avrupa kamu düzeninin temelözelliğidir', (Karar, parag.75).[12]
Mahkemeyegöre; 'İHAS, insan hakları mekanında, Avrupa kamu düzeninin Anayasal cihazı'.
Komisyonve Mahkeme, 'Anayasa'nın kurumsal yapı düzenlemeleri karşısında bugün sadecegörünüşte eksik kalan Sözleşme denemelerini, 'Demokratik toplum düzeni' yeniyorumu ve özellikle 6. maddeyi kullanarak, Kuvvetler Ayrılığı Prensibiçerçevesinde yeniden üretiyor. 'İncal Türkiye'ye karşı' davası bu konudaverilebilecek örneklerden sadece biri.[13]
'Lentiav. Avusturya' vakası kararında AİHM, Sözleşme Tarafı Devletleri,çoğulculuk ilkesinin nihai garantörü olarak tanımlamıştır. Devletin bu siyasisorumluluğu, Protokol No.1 (md.3) anlamında, yasama meclisi seçimlerinde halkındüşüncesini özgürce ifade edebileceği koşullar altında, makul aralıklarla vegizli oyla serbest seçimlerin yapılmasını temin etmektir, (Karar, parag.38).Lentia vakası standardına gönderme ile 'TBKP v. Türkiye' vakasında,AİHM ayrıca, sadece siyasi kurumların içinde bulunarak değil ama bunun yanısıra kitle iletişim organlarının da yardımıyla, toplum yaşamının herdüzeyindeki düşünce yelpazesine dayanmak suretiyle siyasi partiler, demokratikbir toplum kavramının tam özünde yer alan siyasal tartışmalar bakımından yeridoldurulması mümkün olmayan katkıda bulunurlar, (Karar, parag.44). Siyasipartiler söz konusu olduğunda, Sözleşme (md.11/2)'deki sınırlamalar, ancak daranlamda yorumlanabilir. Taraf Devletler, siyasi partilerin örgütlenmeözgürlüğünü sınırlama tasarrufları, (md.11/2) çerçevesinde ancak, 'zorlayıcınedenler'i göstermek suretiyle haklı kılabilirler ve bu bağlamdaki takdiryetkileri sınırlı olduğu gibi, Sözleşme organının denetimine de tabidir.Mahkeme bu denetimi yaparken, bir yandan, Taraf Devletin sınırlamaya ilişkintakdir yetkisini kullandığı tasarrufu 'makul, dikkatli ve iyi niyetli' olarakyapıp yapmadığına; öte yandan da, özgürlüğe müdahale teşkil eden tasarrufa birbütün olarak bakarak, bu müdahalenin 'izlenen meşru amaçla orantılı' olupolmadığını ve bu eksende sunulan gerekçelerin konuyla 'bağlantılı ve yeterli'sayılıp sayılamayacağını değerlendirir, (Karar, parag.46-47).[14]
I/I-B)ÖZGÜRLÜKLER AÇISINDAN ANAYASAMIZ.
Anayasada'1982 Anayasası'nda gösterilen 'Demokrasi' ibaresi ile 'Türk Tipi Demokrasi'modeli yaratılmaya çalışılmıştır.[15]
İfadeözgürlüğü ancak çoğulcu özgürlükçü bir rejimde yeşerebilir ve bu rejimizenginleştirir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çoğulcu-özgürlükçü birdemokratik rejimi tam olarak yansıtmamaktadır. Örneğin AY Başlangıç bölümünün3. paragrafında, 'millet iradesini kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişive kuruluşun 1982 Anayasasında gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı' hükmebağlanmıştır.
'1982Anayasasında gösterilen demokrasi' ibaresi, 'Türk tipi demokrasi'anlayışının Anayasal formülüdür ve 'demokrasiyi' evrensel standartlarıylabütünleştirmek yerine, 'yerelleştirerek', başka deyişle 'bize özgü demokrasi'haline getirerek, eksiklik ve yetersizlikleri meşrulaştırmaya hizmetetmektedir.
1982Anayasasınınçoğulcu-özgürlükçü birdemokratik anlayışı benimsemediği diğer düzenlemelerinden deanlaşılabilmektedir. Bir kere, yapılan son derece önemli ve olumludeğişikliklere rağmen, Anayasanın birey özgürlükleri karşısındakitutumu son derece katıdır. AY'daki hak ve özgürlükleri düzenleyen normlarda yerverilen bazı sınırlama ölçütleri ise, öngörüldükleri hakkı sınırlamakbakımından elverişli içerikte değildir. Diğer bazı sınırlama ölçütleri ise, busınırlamaların uygulanmasını sağlayacak ilgili kanunda yer almayarak dahabaştan uygulanamaz hale gelmiştir. Ve nihayet, bir hakkın sınırlanmasıbakımından ilgili kanunda öngörülen bazı sınırlama ölçütlerinin ise anayasadakarşılıkları yoktur. Bu son durum, büyük ölçüde, 03/10/2001 tarihinde 4709sayılı Kanunla değiştirilen Anayasa (md.13) yüzünden meydana gelmiştir. Buradayer alan ve bütün temel hak ve özgürlükler için uygulanan genel sınırlamaölçütleri 4709 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. AY (md.13)'dençıkartılan bu genel sınırlama ölçütleri, tek tek her bir hakkın altınayerleştirilmiştir. İşte bu arada kimi sınırlama ölçütlerinin ilgili maddeyetaşınması işinin tam yerine getirilmediği saptanabilmektedir. Sonuç olarak, birçok kanunda anayasal temeli olmayan sınırlama ölçütlerine yer verilmişdurumdadır. Bu durum herhalde, kanun koyucunun özensizliğini ve sistemsizşekilde çalıştığını gösteren bir veri olmanın da ötesinde bir şeydir.
1982Anayasasında, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan ve yargısal denetimdenkorunaklı alanlar yaratılmıştır. Örneğin, AY (md.125)'deki 'Cumhurbaşkanın tekbaşına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimidışındadır' hükmü hatırlatılabilir. Keza, AY (md.129/son) daki memurlarhakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasını,istisnaları dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlayan düzenlemede, demokratik bir rejimde haklılaştırılması pek mümkün olmayan memurlar lehinekayırma ve kollamanın Anayasal dayanağıdır. Kamusal yetkileri kullananlarailişkin olarak yargısal denetimden bağışıklıklar, kollama ve kayırmalaryapılması demek, memurlar ile memur olmayanlar hakkında makul olmayan ölçüdefarklı/eşitliksizci rejimin kurumsallaşması anlamına gelmekte ve bu durum, sontahlilde, birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması bakımındansorunlar ortaya çıkarmaktadır.
1982Anayasası, özgürlükler rejimine ilişkin düzenlemeleriyle sistemli bir siviltoplum karşıtlığını da kurumsallaştırmayı amaçlayan bir belgedir. Sadecebireyleri değil, örgütleri de siyasetten uzaklaştırmaya çalışan bir belgedir.Nitekim, AY (md.135/III) hükmüne göre, kamu kurumu niteliğindeki 'meslekkuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyet gösteremezler.' Kısacası siyasiaçıklamalarda bulunamazlar; eleştiri yapamazlar. Yaparlarsa, bunların sorumluorganlarının görevine son verilir. Ayrıca bulundukları yerin en yüksek mülkiamirince gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, bir yargı kararına kadar geçiciolarak kapatılabilirler, (md.135/VI-VII).
1982Anayasasında bir çok ikicilik kurumsallaştırılmıştır. Anılan ikiciliklerinilki, 'olağan rejim-olağanüstü rejim' şeklinde iki farklı yönetim usulününöngörülmüş olmasıdır, (md.119-122). Bu konudaki sorun hem derin hem dekarmaşıktır. Bu ikicilik açısından bakıldığında, 1982 Anayasası adeta iç içegeçmiş iki ayrı anayasal rejim içermektedir. Öngörülen kurallar açısından buiki rejim arasında esaslı farklılıklar bulunmaktadır. 'Olağan-olağanüstü rejim'ikiciliğinin ve istisnai rejim uygulamasının ciddiyetini göstermek üzere,sadece Cumhuriyet tarihinin yaklaşık yarısının olağanüstü rejim altındageçtiğini vurgulamak yeterlidir.[16]
Anayasadagörülen bir başka sorunlu ikicilik alanı 'sivil yargı ' askeri yargı' şeklindeiki ayrı yargı manzumesinin düzenlenmiş olmasıdır. Bu şekilde, bir başka insanhakları ihlali sorunu alanı da yaratan, olağanüstü yargı yerlerininkurulmasının önü açılmakta ve kanuni yargıç ilkesi ve güvenceleri zedelenmekteve tarafsız bir yargılama sürecine zarar verilmektedir. Nitekim Askeri Yüksekİdare Mahkemesi, askeri ceza yargısına dahil olan Askeri Mahkemeler ile AskeriYargıtay ve Disiplin Mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine(AİHS) bir çok yönden uygun olmadığı rahatlıkla ileri sürülebilir.[17]
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'ye ilişkin çok sayıda kararındasıkıyönetim askeri mahkemelerinin AİHS (md.6/1) anlamında 'bağımsız vetarafsız mahkemeler olmadığı' gerekçesiyle Sözleşme ihlali hükmüne ulaşmıştır.[18]AİHM'nin,askeri hakim içeren kompozisyonu nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM)özelinde de Sözleşmeye aykırılık sonucuna vardığı ve bunun da yerleşik biriçtihat haline geldiği bilinmektedir.[19]
Burada,ulusal kamuoyunda yeterince tartışılmayan bir hususa işaret etmek yararlıolacaktır. DGM'ler özelinde, AİHM kararları sonrasında gerek Anayasada gerekseilgili DGM Kanununda gerekli değişiklikler, Öcalan'nın DGM'de yargılanması vebu yargılama ve hüküm nedeniyle ortaya çıkabilecek olası uluslararası baskı veeleştirilerin karşılanabilmesi arayışı ile gerçekleştirilmiştir. Ne var ki,yine AİHM kararları sonrasında, sıkıyönetim askeri mahkemeleri özelinde,konuyla ilgili kanun ve Anayasada bu bağlamda yapılması gereken değişikliklerise gerçekleştirilmemiştir. Ulusal yetkili makamların, özellikle yasamaorganının, bu süreçte onca reform kanunu çıkartmasına rağmen sıkıyönetim askerimahkemeleri özelinde yapısal reformlar için hiç bir girişimde bulunmaihtiyacını hissetmemiş olması, büyük ölçüde, halihazırda sıkıyönetiminuygulanmaması ve konunun ulusal ve uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmüşgözükmesi ile alakalı olmalıdır. Bu tablo aynı zamanda, büyük reform paketleriolarak sunulan ve övgü de alan yasa ve Anayasa değişikliği girişimlerinin,ulusal hukuk düzeninin iki kolonundan biri olan 'olağanüstü rejim mevzuatı'boyutundaki reform ihtiyacını bütünüyle devre dışında tuttuğunu ya da inkarettiğini ortaya koymaktadır.
1982Anayasasında görülen ikiciliklerden bir diğeri 'sivil otorite- askeri otorite'ilişkisi bağlamında açığa çıkmaktadır. Gerçekten de 1982 Anayasasının kurduğupolitiko-juridik düzen içinde askeri otorite lehine ve sivil otorite aleyhineaşırı bir güçlendirme eğilimi ortaya çıkmaktadır. Anayasa (md.118)'dedüzenlenen Milli Güvenlik Kurulunun görev ve yetkileri buna örnektir. Her nekadar yakın tarihli yasal değişikliklerle Milli Güvenlik Kurulunun görev veyetki alanında bir daraltma gözlemlenmekteyse de, bu organın ideolojik misyonve işlevi, kamuoyuna reform olarak sunulan yasal değişikliklere rağmen halenyürürlüktedir. Milli Güvenlik Kurulu varlığı ve işlevi ile, 'Devlet politikası'üretim aygıtlarının başında gelmektedir. 'Devlet politikası' alanı, önselolarak bir dokunulmazlık, eleştirilmezlik zırhıyla korunan bir alan anlamınagelir. Bu alana giren konularda farklı görüşlerin üretilmesi hem bilgi edinmeimkanının olmamasından ötürü olanaksızdır, hem de farklı görüş üretilse bilebunun ifadesi cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu bağlamda özellikle 'milligüvenlik siyaseti' kavramının açılan bu dava açısından da etkileyici olduğunuifade etmek zorundayız.
Sivilotoriteyi askeri otorite karşısında daha geri plana iten anlayış ve yaklaşımlabiçimlendirilen anayasal normlar ve bunlara paralel alt derece mevzuatındoğurduğu ikinci sonuç, askeri bürokrasiye ya da genel olarak ülkenin güvenlikbürokrasisine ilişkin konularda, değil eleştiri üretilmesi, bir görüş sahibiolmanın ön koşulu olan bilgi edinilmesinin bile güçleştirilmesi yahut tamamenolanaksız hale getirilmesidir. Bir konu, bilgi edinmenin sınırları dışınaçıkartıldığında, dokunulamaz ve sorgulanamaz alan yaratılmış demektir. Bununyasal teknikleri 'devlet sırrı, gizlilik ve milli güvenlik'gibi ölçütlerebaşvurularak yapılmaktadır. Bundan ötürü de, bu çerçevede yer alan konularıdüşünmek, ifade etmek, eleştirmek evleviyetle ceza yaptırımlarına bağlananalanlar haline getirilmiştir.
Aynımantığı özerk kurum ve kuruluşlar bağlamında da sürdüren Anayasa, bağımsızidari otoritelere çok sınırlı yetkiler tanımış veya 1961 Anayasasına göre özerkkuruluşların bu niteliği törpülenmiştir. Özellikle TRT ve üniversiteler bubağlamda hatırlatılmalıdır. 1982 Anayasanın yüksek öğretim kurumlarınıdüzenleyen (md.130/IV) hükmü şöyledir:
'Üniversitelerve öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma veyayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı vemilletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunmaserbestliği vermez.'
Böylebir norm, insan hakları standartlarına aykırı olduğu gibi, bilimsel faaliyetindoğasıyla da çelişmektedir. Öte yanda, devlet aygıtı içindeki özerk organlarınkompozisyonunda, askeri güvenlik bürokrasisi doğrudan temsilcisi eliyle yeralmaktadır. 1982 Anayasası, özgürlükler kadar, özerklikler de karşıtı birbelgedir. Yapılan AY değişiklikleri, 1982 belgesinin bu temel vasfınıdeğiştiren çap ve boyutta olmamıştır.
1982Anayasası, hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu konumundaki yargıbağımsızlığını da zedeleyen düzenlemeler içermektedir. Dayanağını Anayasa(md.159)'da bulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, özellikle kompozisyonu vekararlarının yargı denetiminden bağışık olması itibariyle, yargıçbağımsızlığını zedeleyecek öğeler taşımaktadır. Kurulda Adalet Bakanınınbaşkan, Adalet Bakanlığı müsteşarının doğal üye olması sebebiyle savcı ve hakimatamalarında siyasi unsurların etkili olmasına yol açabilmektedir. Yargımensuplarının kendilerini atayan, nakleden, yükselten ve birinci sınıfa ayıran,meslekten atabilme ve disiplin cezası verebilme gibi yetkilere sahip olan Kurulkarşısından ne kadar bağımsız olabilecekleri oldukça tartışmalıdır.
Buçerçevede; ülkemizdeki 'Ceza Yargısı'da hem düşünce, hem de örgütlenmeözgürlüğünü 'özel bir yargılama sistemi' ile zapturapt altında tutmayısürdürmekte ve 5271 sayılı Ceza Yargılaması Kanunun 250 vd. mad.ile 5237 sayılıTürk Ceza Yasası'nın 'Millete ve Devlete Karşı Suçlar' kısmının, önemlibölümlerine ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar bu 'özel bir yargılama sistemiiçinde' sürdürülmektedir.
Budava dosyasının kanıtı olarak sunulan bir çok ceza soruşturması ve kovuşturmasıdosyaları, böyle bir yargılama sürecinden geçmektedir. Oysa aşağıda tek tekdeğineceğimiz soruşturma/kovuşturma dosyalarının büyük çoğunluğu bireysel'ifade özgürlüğünün' kullanımına karşı açılmış soruşturmalardır.
I/I-C)ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DE ANASI 'İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ' AÇISINDAN.
Yukarıdada belirttiğimiz gibi, Avrupa Konseyi bünyesinde ve özellikle Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi sistemi içerisinde 'ifade özgürlüğü', sadece kendi başınaönemli bir hak olmakla kalmaz, ama aynı zamanda, Sözleşme çerçevesindeki diğerhakların korunması bakımından da belirleyici rol oynar.
AvrupaKonseyi Parlamenterler Meclisi, Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan HaklarıKomisyonu (AİHK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından üretilençok sayıda ve yerleşik hale gelen karar ve hükümler, ifade özgürlüğünün,demokratik bir toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişmesi için temelkoşullardan biri olduğunu ortaya koymuştur.
Buradaadı geçen 'demokratik toplum'un anahtar iki kavramı ise, üretilen kararlardateyit edildiği üzere, 'çoğulculuk' ve 'hoşgörü/tolerans'tır. Kısacası ifadeözgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temelidir.
AİHS,'Handyside v. Birleşik Krallık' vakasında 07/12/1976 tarihinde verdiğikararında[20]şunu açıkça hüküm altına almıştır:
'İfadeözgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardanbiri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfadeözgürlüğü, 10. Maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen yada zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil,ama ayrıca Devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcıgelen/şok eden, rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlarçoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızındemokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeylerle birlikte, bu alandagetirilen her formalite, koşul, yasak ve ceza, izlenen meşru amaçla orantılıolmalıdır', (parag.49).
'İnsanHakları Avrupa Mahkemesi'nin taraf Devletler 'Kurucu Otoriteleri tarafındantartışma konusu yapılamaması, 'ANAYASAL DEVLET MODELİ'ni değiştiriyor(54).
54L. Favoreu, La nobon de Cour constitubonnelle, in De laConstitution. Etudes en I'Honneur de J-F. Aubert, Helbing et Lichtenbahn, Baleet Francfort-Sur-leMain, 1996, s. 26 vd; F. Sudre, L'intercfictlon deravorttement: le conflft entre le juge constitutionnel iriandais et la Coureuropeenne des droits de rhomme, RFDC, 1993, s. 222 vd.
Bugelişmeler, taraf Devletlerin Sözleşme'yi onaylamalarıyla, 'ANAYASALEGEMENLİK' AYRIKLIĞINDAN, ferdi başvurularla çalıştırılan 'SÜREKLİDEMOKRASİ adıyla vazgeçmeleri anlamına geliyor(57).
57D. Rousseau, De la democratic continue, In La democratic continue, Bruylant,Bruxelles, LGDJ. Paris, 1995.([21])
1.Plüral izmle Tanımlanan 'Demokratik Toplum Düzeni
Strasbourgyargı yerleri, 'Demokratik Toplum Düzeni Hukuku'nu, 'PLÜRALiZM'le tanımlıyor.
Strasbourgorganları İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin tanıdığı hakları yeni bir Hukuktanımında kullanmakta. Bu yeni tanımda Hukuk, Devlet'in tanımı değil amaToplum'un tanımı; Hukuk'la gerçekleştirilen 'Demokratik Toplum Düzeni'(62).Özellikle de grupsal kullanımlı hakların yorumunda 'Plüralizm' ya dafarklılaşma hakkı, 'Sivil Toplum' - 'Devlet' münasebetlerinde 'Hukuk Devletininyeni tanımı. Kısaca, bugünün Hukuk Devleti, dünün Hukuk Devleti değil... SivilToplumla tanımlanan Hukuk, Devlet'le tanımlanan Hukuk'un yerine geçiyor. Hukuküreticileri ya da Politika'nın aktörleri de farklı.
AvrupaKomisyon ve Mahkemesi jurisprüdansında 'Demokratik Toplum'; AYRIMCILIK YASAĞl(63),HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ (64), PLÜRALiZM PRENSİBİ (Düşünsel, Siyasal,Sendikal) de tanımlanıyor. Bu durumda, Delmas Marty'in not ettiği gibi, 'ulusalgelenekler karşısında plüralizmin korunması ciddi bir sorun'(65).
İnsanHakları Avrupa Mahkemesi'ne göre 'Demokratik Toplum'; plüralizmin, hoşgörünündüşünceye açıklığın, farklı olma hakkına saygının gerçekleştiği bir toplum.Kısaca çoğul yaşama hali, 'plüralizm', 'Demokratik Toplum'un kurucu unsuru.
İnsanHakları Avrupa Sözleşmesi hukuku, Velu ve Ergeç'in not ettiği gibi bütünü ileDemokratik Toplum düşüncesi üzerine kurulu (66)([22]).
64Bk. P. Wachsmann. 'La Prominence du droit dans lajurisprudence de la CEDH'. in Le droit des organisations intemationates,Bruylant, 1997, s, 211 vd.; Klas v. Germany, Sen A No: 28 (6Eylul197B), par.25-26.
65M. Delmas Marty, 'Plurahzme et traditions nationales',Colleque de Rouen, Bruylant. 1996, s. 81 vd.
66Cf,, J. Velu, R. Ergeg, La Cour EuropSenne des Drolls deI'Homme. Bruylant. Bruxelles, 1990, s. 151 vd. Aynca bk. D.S. Ham's et al, Lawof the European Convention on Human([23]).
AİHS,'Sunday Times v. Birleşik Krallık (No.I)' vakasında 26/04/1979 tarihindeverdiği kararında[24]şunları vurgulamıştır:
'MahkemeninHandyside kararında belirttiği üzere, ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumunesaslı temellerinden birini oluşturur; düşünce özgürlüğü, 10. Maddenin 2.paragrafı sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız, ya dailgilenmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, ama ayrıca, Devleteya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcı gelen/şok eden ya darahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır... Bu tür haber vedüşünceleri vermek basın yayın kuruluşları için sadece bir görev değildir,halkın da bu haber ve düşünceleri edinme hakkı vardır',(parag.65).
Mahkemenin'Sunday Times Vak'ası (No.I)'nda ortaya koyduğu içtihada göre, bir yanda,görüşleri ifade etme hakkı söz konusudur; öte yanda ise, bundan bağımsızolarak, bu ifadeyi dinlemek hakkı bulunmaktadır. O halde ifade özgürlüğü,niteliği gereği,
-Hemifade edenin/sahibinin özgürlüğüdür,
-Hemde, o ifadenin yöneldiği adresin, kişinin/kişilerin özgürlüğüdür.
Mahkeme,26/11/1991 tarihli 'Observer and Guardian v. Birleşik Krallık'[25]ve yine 26/11/1991 tarihli'Sunday Times v. Birleşik Krallık (No.II)'[26]ve 25/06/1992 tarihli 'ThorgeirThorgeirson v. İzlanda'[27]vakaları kararlarında, ifadeözgürlüğüne ilişkin norm ve içtihatlarla ortaya konan genel ilkeleri bir kezdaha sıralamıştır. Buna göre, ifade özgürlüğü,
-Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden biridir; Sadece lehe olanlarıdeğil, farklı, rahatsız edici türdeki bilgi ve düşünceler bakımından dageçerlidir;
- Buözgürlüğün kullanımı bir dizi istisnaya tabidir, ancak istisnalar mutlaka daryorumlanmalıdır ve açıkça yasayla öngörülmüş olmalıdır;
-İfade özgürlüğü, basın bakımından özelönem taşır; basın, kamunun yararına olan meseleler hakkındaki bilgi vegörüşleri yayma hakkına sahiptir ve bununla da ödevlidir;
-Bilgi ve görüşü yayma basının görevi olduğu kadar, bunları edinme kamunun dahakkıdır;
-Madde 10, paragraf 2'de geçen 'gerekli' terimi, bir 'sosyal ihtiyaçbaskısının' varlığına işaret eder;
-Sözleşmeci Devletlerin bu tür bir ihtiyacın varolup olmadığını tartmada birtakdir payı vardır, ancak bu Avrupa'nın gözetimi ile yan yana gider;
-AİH Mahkemesinin, ifade özgürlüğüne getirilen bir kayıtlamanın, Madde 10 ilekorunan bu özgürlüğe uygun düşüp düşmediği hususunda nihai olarak karar vermeyetkisi vardır;
-Mahkeme bu denetimi ve gözetimi yaparken, ulusal makamların ifade özgürlüğüneyaptığı müdahalenin, 'makul', 'dikkatli', 'iyi niyetli','izlenen meşru amaçla orantılı' olup olmadığını ve bu özgürlüğe müdahaleyihaklı göstermek için ulusal makamların ortaya koydukları gerekçelerin'uygun ve yeterli' görülüp görülemeyeceğini de değerlendirerek kararabağlar.
Düşünceve ifade özgürlüğü'nün 'toplu kullanım biçimlerinden' biri olan 'siyasi partipartilerin;
*Hem tüzel kişilik,
*Hem Parti Genel Başkanı,
*Hem Tüm Parti Organları,
*Hem Meclis Grubu,
*Hem de tüm diğer il ve ilçe örgürleri ile
*Parti üyelerinin,
-düşünce, ifade,
-açıklama, eylem
-ve çalışmalarına,
bugenişlik ve ölçekte bakmak bile ülkemizdeki ve 'BU DAVADAKİ' BİRÇOK SORUNU ÇOKKOLAY VE YALIN OLARAK ÇÖZMEYE YETEBİLECEKTİR.
I/IV-İDDİANIN DAYANAĞI MADDİ VAKILAR
I/IV-A)DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİNİN KURULUŞU AŞAMASINA AİT EYLEMLERE İLİŞKİN İDDİALAR
1.İDDİA:'AVUKATGÖRÜŞMELERİ' veya 'GÖRÜŞME NOTLARI' adı altında teröristbasının talimatları örgüteyakın çeşitli gazete ve dergilerin yanı sıra çok sayıda değişik internetsitesinde de (ROJACİVAN, RIZGARI, VELATPEREZ, NASNAME gibi) yayınlanaraktalimatların ilgililere ulaşması sağlanmıştır.
SAVCILIKDEGERLENDİRMESİ:
Terörörgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın emirleri ile adı, kurucuları ve genelbaşkanı hatta eşbaşkanlık sistemi de dahil olmak üzere DEMOKRATİK TOPLUMPARTİSİ (DTP) nin kurulmasından çok önceden şekillendirildiği, kuruluşçalışmalarının tamamen Öcalan'ın direktifleri doğrultusunda gelişipsonuçlandırıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
KANIT:
23Ekim 2004 tarihli Vatan Gazetesi ve 26 Ekim 2004 tarihli Star Gazetesi'nde budurum tüm açıklığı ile haber haline getirilmiştir.
ÖNSAVUNMA:
AbdullahÖcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde, avukatları ile kendisi arasındageçen diyalog ve görüşmeler, sonrasında avukatların yapmış oldukları iddiaedilen açıklamalar ya da söylemler Demokratik Toplum Partisi'nin bilgisidışında olup, bu açıklamaların müvekkil partiyi bağlamayacağı açıktır.
Kaldıki, iddianamede tüm bu görüşme notlarının kaynağı da belirtilmemektedir. SayınBaşsavcının kaynak olarak gösterdiği internet sitelerinin ulusal ve ulusalüstühukuk açısından kanıt olamayacağı ise izahtan varestedir. İnternet sitelerinindışında başka bir kaynak da gösterilmemiştir.
'İmralıKapalı Cezaevi' kişiye özel bir cezaevi olup, iç yönetmeliği de 'kişiye özel'tek kişilik bir yönetmeliktir. (')Yapılan tüm görüşmeler kayıt altındaolup,Başsavcılık kanıtları arasında bu resmi kayıtlar yer almamaktadır.
BAŞSAVCILIKESAS HAKKINDA GÖRÜŞÜ:
(')Bilindiğigibi hükümlülerin görüşmelerinin de dahil olduğu infaz hukukuna aitdüzenlemeler 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında KanunHükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmekte olup, anılan yasaya göre iddiaedildiği gibi görsel ve yazılı kayıt altına alınması hukuken mümkün olmadığıgibi,'çıkarılan bir yasa ile hakim gözetiminde yapıldığı' iddiası dagerçeği yansıtmamaktadır. Bu itibarla'..görüşme kayıtlarının istenmesiyolundaki (mümkün olmayan) talebin reddine karar verilmesi gerekmektedir.
SAVUNMA:
İmralıCezaevi, Bakanlar Kurulunun 1996/ 8716 sayı ve 30.09.1996 tarihli kararıyladüzenlenen 09.01.1997 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe girenBaşbakanlık Kriz Merkezi Yönetmeliği uyarınca yönetilmekte olup, anılanyönetmeliğin hem anayasaya, hem A.H.İ.S.' ne aykırı olması nedeniyle,yönetmelik hakkında idari yargıda İstanbul Barosunca iptal davası açılmıştır.(Daire no:10 esas no:1997/ 1030)
Diğeryandan, İmralı Cezaevinde ki Avukat Görüşmelerinin, Başsavcılığın öne sürdüğügibi Ceza İnfaz Yasasına göre değil, önsavunmamızda açıklanan koşullardayapıldığına ilişkin YARGITAY DOKUZUNCU CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞININ: 1999/1296Esas, 1999/3623 Karar Numaralı dosyasına sunulan dilekçenin ilgili bölümününörneği aşağıda sunulmuştur.
-YARGITAY'DAAVUKATLARIN SAVUNMASI-
21Ekim 1999 YARGITAY DOKUZUNCU CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
DOSYANO : ANKARA 2. DGM 1999/21 ESAS, 1999/73 KARAR.
SANIK: Abdullah ÖCALAN
VEKİLLLERİ: Av. Ercan KANAR- Av. Niyazi BULGAN- Av. İrfan DÜNDAR- Av. Hamza YILMAZ- AvKemal BİLGİÇ- Av. Doğan ERBAŞ
KONU: Yerel Mahkemenin 1999/21 Esas sayılı mahkumiyet kararına ilişkin temyizlayihamızdır.
Soruşturmanıntüm aşama ve kuralları Genel Kurmay Başkanlığı'nın etkin olduğu BaşbakanlıkKriz merkezince belirlenmiştir.
Yargılamanınüzerindeki Başbakanlık Kriz Merkezi vesayetidir. Yani askeri ve idariotoritenin belirlediği kuralların ceza yargılaması hükümlerinin yerinialmasıdır Açık gerçeklik odur ki hukuk sistemimizde yeri olmayan soruşturmayöntemi ve koşulları, müvekkil daha Türkiye'ye getirilmeden önce düşünülmüş vehazırlıkları yapılmıştır. Bu yargılamayı yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığıaçısından da tartışma konusu yapan ve kuşkulu hale getiren sadece DGM'ninniteliği ve varlığı değildir. Ondan da önemlisi. Başbakanlık Kriz YönetimMerkezi bu yargılamayı nasıl etkilemektedir' Bu nokta idrak edilmedenhakkaniyete uygun yargılama konusu çözüme kavuşturulamaz. Bakanlar Kurulunun1996/ 8716 sayı ve 30.09.1996 tarihli kararıyla düzenlenen 09.01.1997 tarihindeResmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren Başbakanlık Kriz MerkeziYönetmeliği'nin hukuki yasal bir dayanağı yoktur. Bu yönetmelikle, daha üstnormlar ile bazı makam yada mercilere verilen yetkiler yasalara ve anayasayaaykırı bir şekilde başka makam ve mercilere devredilmiştir.
BaşbakanlıkKriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği'nin kaynaklandığı bir tüzük, bir kararname,bir yasa olmadığı gibi, mevcut anayasada da bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır.Dolayısıyla, bu yönetmelik hukuksal dayanaktan yoksundur. Bu yönetmelikanayasada belirtilen dört tür olağanüstü rejimden önce ve adeta bir araolağanüstü rejim olarak kriz halini düzenlemiştir. Bu yönetmelik hem anayasaya,hem A.H.İ.S.' ne aykırıdır. Nitekim, yönetmelik hakkında idari yargıda İstanbulBarosunca iptal davası açılmıştır. (Daire no:10 esas no:1997/ 1030)
Türkiyeinfaz hukuku tarihinde ilk kez, sadece bir kişi için cezaevi ihdas edilmiştir.A.İ.H.M'nin soruşturması neticesi, alelacele İmralı Ceza ve Tutukevi İçYönetmeliği hazırlanmıştır. Bu yönetmeliğin hükümleri Ceza İnfaz Tüzüğünün 155,CMUK'un 144. Maddesine aykırıdır. Uygulamalar, yönetmeliği dahi aratacaknitelikte olmuş, yazılı mevzuatın yerini kriz birimlerinin askeriyetkililerinin emirleri almıştır.
Müvekkilile ilgili tutukluluk statüsüne ters, hükümlülük statüsünden de daha ağırtecrit koşulları fiziksel ve beyinsel tahribatı üreterek kriz merkezleribirimlerince devam ettirilmiştir. Kriz Merkezi uygulamalarıyla, CMUK 144.Maddesinin, tutukluya tanıdığı tüm haklar kısıtlanmıştır. 144. Madde bu sanıkiçin rafa kaldırılmıştır. Yasanın şart koşmamasına rağmen vekaleti de olduğuhalde tüm müvekkil avukat görüşmeleri kriz merkezinin iznine tabi tutulmuş,görüşme süreleri azami sınırlanmış, görüşmeler görevlilerin yakın ve bitişikdenetim ve gözetimi altında yapılmıştır.
Avukatlar,her görüşte meslek onurları çiğnenerek Avukatlık Kanunu, CMUK, Anayasal haklarıihlal edilerek 4-5 kez aramaya tabi tutulmuş, aramalarda mesleki malzemelerdahil her şeye el konmuştur. Her görüş sonrası görüşme notları, askeriyetkililerce ayrıntılı bir denetime tabi tutulmuştur. Askeri yetkililerceavukatların parmak izlerinin alınması, ayakkabılarının aranması, yasalaraaykırı tebligatlar imzalatılması gibi uygulamalar dayatılmıştır.
Buyargılama, tarihe hiç kuşkusuz savunma makamının idari ve askeri organlarca ençok saldırıya uğradığı hem sanığın, hem savunma makamının haklarının en çokgasp edildiği bir soruşturma olarak geçecektir. Soruşturmanın tüm safhalarındakriz merkezinin uygulamalarıyla savunma bağışıklığı tamamen ihlal edilmiştir.Savunmanın sanık ve müdafii ile birlikte baş başa hazırlanma olanağı sürekliengellenmiş, savunma kuşatma ve yönlendirme altına sokulmuştur. AHİM'in 4-3-99tarihli tedbir kararı uyarınca yapılan tüm yazışmalara rağmen kriz yönetiminin,savunmaya yönelik engellenme ve saldırıları sürmüştür. - Kriz merkezininuygulamalarıyla tüm tutuklu hakları sanıktan esirgenmiş, yasal yayınlarıizleme, radyo ve TV izleme hakları tanınmadığı gibi, aylarca günlük gazetelerdahi verilmemiş, 31 Mayıs duruşmasından sonra bazı gazeteler sansürlü olarakverilmeye başlanmıştır.
Sanık31 Mayıs duruşmasına (ilk duruşma sorgusu) iddianame dışındaki dava dosyasıbelgelerinin, delillerini inceleme olanağı tanınmadan çıkmıştır. Krizyönetimince savunma bütünselliği engellenmiş, dava dosyası ile ilgili hangibelgelerin verilip verilmeyeceğine askeri yetkililer karar vermiştir. Cezamuhakemesi hükümleri uyarınca, sanığın da dava dosyası fotokopilerini alması vebunları inceleyerek, müdafileri ile görüşerek sorgu ve savunmasını hazırlamasıen doğal hakkı olduğu halde, bu hak sanığa tanınmamıştır. Uzun süren cezaevinedava dosyası örneği sokulamamıştır. Tarafımıza, buna izin verecek merci mahkemedeğil Kriz Merkezi birimleri olduğu sözlü olarak iletilmiştir. Bu hal,yürütmenin Anayasa'nın 138. Maddesine aykırı olarak yargı bağımsızlığına direkmüdahalesi anlamına gelmektedir. Müdafilerin cezaevlerine dosya sokmadansavunma hazırlığını görüşmesi 'de facto' olarak mümkün değildir. Dünyanınhiçbir yerinde, hiçbir hukuk devletinde böylesi bir uygulama söz konusudeğildir. AHİM'in 4622 / 70 E. Sayılı kararında 'sanığın gerek kendisi gerekseavukatları tarafından etkili bir savunma hazırlanabilmesi için, en geçiddianamenin çıktığı anda kendisine isnad edilen suç ile ilgili olarak,dosyadaki bütün bilgi ve belgelere ulaşma koşulları sağlanmalıdır' denmektedir.CMUK 144'e aykırı Kriz Yönetimi uygulamakla aynı zamanda AİHS'in 6/3 maddesineaykırı da oluşmuştur.
Başsavcılığın,varlığını inkar ettiği 'Başbakanlık Kriz Yönetmeliği ve uygulamalarını'bilmediği düşünülemeyeceğine göre, 'görüşme kayıtlarının istenmesi' ne ilişkinistemimizin reddini talep etmiş olması, Başsavcılığın iddianamesine güvenmediğinin,bir başka deyişle iddianamenin en azından bu maddede yer alan kanıtlar yönündengerçek dışı ve hayali olaylara dayandığının göstergesidir.
Kaldıki, bu görüşmeler iddianamede yer aldığı gibi olsa dahi görüşmelerde şiddet veşiddete çağrı yoktur. Aksine ülkenin birliği içinde Demokratik Cumhuriyetyapılanmalarına ve silahtan arındırılmış barışçıl söylemlere ısrarla vurgularyapıldığı görülmektedir. Çünkü şöyle deniliyor:
'Alttanyönetim oluşturulur. Birçok sivil toplum örgütü temsilcisi de katılır. Yeşillerörneği var. Üç binin üzerinde sivil toplum kurulusunun temsilcisi var içinde.Tartışmalarınızı sürdürün, en uygun biçimde partileşin. Eski tip partileşmeolmayacak, alternatif bir oluşumdur. Azınlık temsilcileri de olmalı. Ermenilerve Araplar da girebilir. Partileşmenizi Türkiye'de Avrupa müktesebatına uygunbiçimde geliştirin. Selamlarımı söyleyin. Demokratik örgütlenme temelindekurumlaşmalısınız. Bu önemli'' İllegalite olmayacak, sonuna kadar açıklıkolmalı. Siz de anlamalısınız. Belirttiğim model devlet düşmanlığı yapmaz,devleti de hedeflemez; ancak devletin borazanı da değildir. Bu yeni modelpartileşme Türkiye'yi ileriye taşıyabilir. Sağ ve sol sekterler bunugerçekleştiremezler. Pratikleri ile bu netleşmiştir. Su ana kadar ki partileşmeleryozlaşmış partilerdir, oligarşiye hizmet eden partilerdir. Gençleri,cezaevinden çıkanları, halkımızı, aydınları DTH'ne katılmaya çağırıyorum.Binlerce kişi var, herkesi katın''Yerel konferanslardan kongreye doğrugidersiniz. Demokratik katılımı esas almak gerekir. Demokratik tarzda vetopluma dayalı olarak gelişmelidir' Demokratik Toplum Partisi, tüm Türkiye'ninpartisi olur. Bu önemli bir çalışmadır. Kürtler, Türkler, azınlıklar girebilir.Ama seksiyon tarzı örgütlenme de olabilir. Bu Boockhin'de de var. Ege'de,Karadeniz'de ayrı seksiyonlar olabilir. Demokratik toplum hareketi toplumodaklı, demokrasi hedefli geliştirilir.' Türkiye'nin buna ihtiyacı var.Toplumsal barış projesi olarak öngörmesini önemli buluyorum. Bu projenin önüaçıktır. Barış için bu gereklidir denebilir. Bunu önemsiyorum. Güçlerinbirleştirilmesi demokrasiye kazandırır.
2.İDDİA:
Öcalan19 Mayıs 2004 tarihli görüşmede örgütün yönetici kadrolarına talimatlar vermiş,istediklerinin yapılmaması olasılığına karsı da ilgilileri tehdit etmekten geridurmamıştır. Tüm bu bahsi geçen görüşmelerde geçen talimatların ne kadar etkiliolduğu zaman içinde gözlenebilmiştir.
Teröristbaşınınhem terör örgütünü, hem de Demokratik Toplum Partisini (öncesinde DEHAP'ı)talimatları ile yönetip, yönlendirdiği kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortayaçıkmıştır.
KANIT:
16.07.2004tarihli 'HÜRRİYET' Gazetesi'nin 1. sahifesi'nde manşetten 'Örgütte hortumzabıtları' başlığı ile terör örgütü PKK/KADEK/KONGRA-GEL' in eski Avrupasorumlusu Rıza ALTUN'un savunması adı altında yayımlanan habere bir tepkiverilmemesi olgusu dahi 'DEHAP'ın ve sonrasında DTP.nin terör örgütünün kontrolve güdümünde faaliyet gösterdiğini kanıtlamaya yeterlidir.
SAVUNMA:
SayınBaşsavcının bu denli ciddi iddialara karşı dayanak ve kaynak olarak gösterdiğiGAZETE HABERİ'nin ulusal ve ulusalüstü hukuk açısından kanıt değeriyoktur.Başka bir kaynak da gösterilmemiştir.
4.İDDİA:
Nitekimsonraki tarihlerde DTP bünyesine katılan ve halen görevde olan BELEDİYEbaşkanlarının eylemleri, PKK tarafından atanmaları konusunda kuşkuya yervermeyecek boyutlarda ortaya çıkmıştır.'
KANIT:
16.07.2004tarihli 'HÜRRİYET' Gazetesi'nin 1. sahifesinde manşetten 'Örgütte hortumzabıtları' baslığı ile terör örgütü PKK/KADEK/KONGRA-GEL' in eski Avrupasorumlusu Rıza ALTUN'un savunması adı altında yayımlanan 'habere bir tepkiverilmemesi olgusu.'
SAVUNMA:
İddianamede,ulusal çapta yayın yapan bazı gazetelerin anılan iddialara yönelik yaptığı bazıhaberlerin de kaynak olarak gösterildiği görülmektedir. Haberlerde yer alaniddiaların hukuksal olarak kanıt oluşturmayacağı bir yana, yapılan haberleringerçekliğinin saptaması da soruşturulması da, geniş olanaklara karşın yetkiliorganlar tarafından yapılmamıştır.
Birhaberin yalanlanmamış veya tekzip edilmemiş olması yasalarımıza göre suçdeğildir. Kaldı ki, böyle bir konuda 'basın hukukunu' ilgilendiren ihmalidavranışın bu denli bir ağır bir suçlamanın kanıtı gösterilmesi anlaşılabilirdeğildir.
5-İDDİA:
DTP'ninterör örgütü PKK ile bağlantısını kanıtlayan bir olay da Demokratik ToplumPartisi'nin kurulusu aşamasında gerçeklesen Hikmet Fidan cinayetidir. Zirahiçbir DTP (DEHAP)'li olayı kınayamamış, hatta cenazenin kaldırılması içinDiyarbakır Büyükşehir BELEDİYEsinden ambulans talebi dahi 'deposu delik'gerekçesi ile karşılanmamıştır.
KANIT:
MilliyetGazetesi'nin 25.10.2005 tarihli nüshasında yer alan HABER
ÖNSAVUNMA:
Buiddiaların herhangi somut bir kanıtı olmadığı gibi, Demokratik Toplum Partisiile bağdaştırılmasını da anlamış değiliz. ( ') Sayın Başsavcı bu konudasağlıklı bir araştırma yapmış olsaydı, DTP nin kurucu başkanı ile birliktebirçok kurucusunun taziye ziyaretinde bulunduğunu, cenaze törenine katıldığınıve böylesi şiddet eylemlerine karşı tavır aldığını öğrenmiş olacaktı.
ESASHAKKINDA GÖRÜŞ:
Bukonuda herhangi bir görüş bildirilmemiştir.
SAVUNMA:
Başsavcılığın,DTP'nin kapatılması hakkında düzenlediği iddianame bu maddede yer alan suçlamaile vehim ve hayal boyutunu aşmış, 'iftira' noktasına ulaşmıştır. E-Yargı,Uyap, E-Adliye aşamasında Başsavcının İnternetten yararlanmadan iddianamedüzenlemesi inandırıcı değildir. Ancak Başsavcı aynı internete bizim deulaşabildiğimizi göz önünde bulundurmamış olmalı ki, bu fütursuz ve ciddiyetsizsuçlamaları kaleme alabilmiştir. Nitekim, aşağıda görüntülenen googlesayfasında müvekkil parti yetkililerinin Hikmet Fidan olayında gösterdikleritepkilere ilişkin haberlerin yalnızca bir kısmı yer almaktadır.
HikmetFidan Haberleri
HikmetFidan`ın ailesini telefonla arayarak taziye dileklerini ileten yazar ...Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Demokratik Toplum Partisi`nin' (DTP) www.tumgazeteler.com/haberleri/hikmet-fidan/'start=80- 4k '
KapatılanHADEP Haberleri
KapatılanHADEP Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan`ın öldürülmesi olayı duruşması sanıkFırat ... Siyam Fidan, taziye ziyaretine gelen Leyla Zana ... www.tumgazeteler.com/haberleri/kapatilan-hadep/'start=90- 4k -
Rizgari- Ümit Fırat: Öcalan'sız DTP gerek
ÖzellikleHikmet Fidan'ın öldürülmesi hadisesinden sonra... İzmir'de taziye evindetartışmışlar, Ahmet Türk cinayete çok sert tepki göstermiş, ... www.rizgari.com/modules.php'name=News&file=print&sid=9971- 19k -
Ceylanpınar
Ceylanpınarİlçe Jandarma Komutanlığı tarafından fidan dikimi yapıldı. ... DTP'lilerintaziye ziyareti kalabalık bir basın mensubu grubu tarafından takip ... www.ceylanpinari.com/yorehaber.htm- 207k -
Diğeryandan, yine internette yaptığımız araştırmada, Hikmet Fidan davasında kesinkarar verilmemiş olmakla birlikte, iddianamenin tamamlandığı, iddianamede,cinayete karışan F.K. hakkında ömür boyu, M.K.O. ve V.A. hakkında ise 10'aryıla kadar hapis cezası isteniyor. Ayrıca Fidan'ı öldüren tetikçinin halaaranan terör örgütü PKK üyesi Serkan Ş. Olduğu, ve anılan iddianamede çok doğalolarak müvekkil partinin adının hiçbir şekilde geçmediği anlaşılmaktadır.
HikmetFidan'ın davasında 3 kişiye hapis istemi!
Diyarbakır'dakapatılan HADEP'in eski Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan'ın öldürülmesiolayıyla ilgili iddianame tamamlandı.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, cinayete karışan F.K. hakkında ömürboyu, M.K.O. ve V.A. hakkında ise 10'ar yıla kadar hapis cezası isteniyor.Ayrıca Fidan'ı öldüren tetikçinin hala aranan terör örgütü PKK üyesi Serkan Ş.olduğu belirtiliyor.
Başsavcılıkmakamının, müvekkil parti hakkında böylesi ağır suçlamalarda bulunmadan önce,iddiasına konu ettiği olayları, en azından adli olayları soruşturup araştırmasıbeklenirken, bu özeni dahi göstermemiş olması iddianame ve davanın zafiyetininbir başka göstergesidir
6-İDDİA:
DemokratikToplum Partisi'nin daha kurulusunda kan ve terör örgütü PKK'nın emirleriüzerine oturtulduğu, hiçbir şekilde ve hiçbir kaynaktan muhalefete imkantanımadığı, ortaya çıkmıştır. PKK ile DTP (DEHAP) organik bağlantısı artıkkamuoyunun gözünde tartışmaya yer vermeyecek biçimde kanıtlanmıştır.
KANIT:
MilliyetGazetesi yazarı Hasan Cemal'in 16.07.2005 tarihli 'Kürt aydınları tedirgin',19.07.2005 tarihli 'Sus, yoksa hain derler',Taha Akyol'un 12.07.2005 tarihli'PKK ve Kürt hareketi' baslıklı yazıları.
SAVUNMA:
Sn.Başsavcıyı, iddianamesine kanıt oluşturacak kadar etkileyen iki yazar HasanCemal'in 'Şiddete karşı akılla, sabırla mücadele!' ve Taha Akyol'un 'Partikapatmak yanlıştır!'başlıklı makalelerinin de parti kapatmanın yanlışlığını kamuoyunungözünde tartışmaya yer vermeyecek biçimde kanıtlamış olmasını umuyor, anılanmakaleleri aşağıda sunuyoruz.
HasanCEMAL-haber sitesi en son haber-
Şiddetekarşı akılla, sabırla mücadele!20 Kasım 2007 Salı
Evet,bu ülkede siyasal parti kapatmanın barış ve istikrara herhangi bir yararıdokunmuyor. Bu filmi çok seyrettik. Kaç tane parti kapatıldı. Ama Türkiye herseferinde rahatlamadı, tersine sıkıştı. İçte ve dışta siyasi manevra alanıdaraldı. Lütfen anımsayın.
1990'larınilk yarısında DEP kapatılmıştı. DEP'li milletvekilleri dokunulmazlıklarıkaldırılıp hapse atılmışlardı. TBMM, hem demokrasi adına kötü bir sınav vermiş,hem de bir yandan yurtiçinde PKK'nın elini güçlendirirken, yurtdışında daTürkiye'nin yıpratılmasına, imajının kötüleşmesine kapıyı aralamıştı. Terörlemücadele derken demokrasinin kolu kanadı kırılmıştı. Böylece, terör ve şiddetodaklarının ekmeğine yağ sürülmüştü.
Onuniçin dikkat! Bugün de farklı olmaz.
DTP'ninkapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılmış durumda.
Bilmiyorum,oynanmak istenen oyunun ya da oyun içinde oyunun ne kadar bilincindeyiz.
PKKve İmralı, anlaşılan o ki, DTP'nin kapatılmasını düğün bayram ederekkarşılamaya hazırlanıyor. Kitleler daha şimdiden meydanlara dökülüyor.Toplulukların güvenlik güçleriyle çatıştırılması için kışkırtıcı, provokatiftaktikler uygulanıyor. Bir başka deyişle:
Kandökülmesi isteniyor. İşaretler öyle. Gelen sinyaller öyle. Aslında oyun açıkoynanıyor.
PKKdemek istiyor ki:'Oy verdiniz, Ankara'ya gönderdiniz. Ama bakın oy verdiğinizparti kapatılıyor. Seçtiğiniz milletvekillerinin dokunulmazlıklarınınkaldırılması gündemde. Sizin iradenizi hiçe sayıyorlar, sizi adam yerinekoymuyorlar. Bunun için de tek yol dağdır, düşün bizim arkamıza!'Oyun kabacabudur. Güneydoğu'da, AKP karşısında zemin ve seçim kaybeden PKK yenidengüçlenebilmenin yolunu böyle arıyor.
Şimdisoru: Parti kapatarak PKK'nın işi kolaylaştırılacak mı' Siyasetin penceresindenbakarak bu soruyu sorumluluk sahibi herkesin, yakın geçmişin deneyimlerini degöz önünde tutarak etraflıca düşünmesi gerekiyor.
Buaçıdan 1980'lerden, 1990'lardan çıkarılacak çok ders var.
Öteyandan, yine bu yıllarla ilgili olarak Türkiye'de yaşanan olumlu bir değişimede dikkat çekilmeli.
DTP'ninkapatılması konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın girişimi gereksiyaset kurumunda, gerekse medyada genel olarak olumsuz karşılandı,eleştirildi.
Buda olumlu bir değişim.
TBMMBaşkanı Toptan da, Başbakan Erdoğan da, Adalet Bakanı Şahin de, İçişleri BakanıAtalay da DTP'nin kapatılması ve dokunulmazlıkların kaldırılması konusunademokrasi açısından olumlu bakmadıklarını herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacakşekilde belirttiler.
Bunungibi, medyanın genel havasıyla köşe yazarlarının tepkisinde de demokrasi adınasevindirici çizgiler ağır basıyor.
Kısacası:
Şiddetve teröre karşı mücadelenin akılla, sabırla, demokrasinin kolunu kanadınıkırmadan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın deyişiyle, 'Demokrasiyi teröre fedaetmeden' verilmesi gerekiyor.
Acılarlayüklü yakın geçmişten çıkarılacak önemli derslerden biri budur.
Milliyet-TahaAKYOL Objektif
Partikapatmak yanlıştır!
DTPhakkında kapatma davası açıldı. Günlerdir DTP'yi şiddetle eleştiren bir yazarolarak belirteyim ki, parti kapatmak yanlıştır!
7-İDDİA:
23.07.2005tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer alan;'AB, Dönem Başkanı İngiltere'nin AnkaraBüyükelçiliği aracılığıyla dün yaptığı açıklamada, 'Türkiye'deki tüm siyasigrupları her türlü şiddeti kınamaya çağırdı.'BAŞLIKLI haber içeriğine göre deDEHAP ve DTP'nin PKK organı seklindeki faaliyetlerinin uluslararası platformdada aynı şekilde değerlendirilip, kınandığını göstermektedir.
KANIT:
06.06.2005tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer alan; 'DEHAP'A KRİTİK UYARILAR' baslıklıhaber'
SAVUNMA:
Başsavcılığıncımbızlama kanıtları arasında yer alan bu maddedeki yazı da, AB 'nin müvekkilpartiye bakışını çarpıtmaktadır. AB ve yetkili organlarının müvekkil partiye vehuzurdaki davaya yaklaşımlarına iliş- kin bazı açıklamaları aşağıdadır. Yine,internette yapılacak basit bir arama ile de aşağıda yer alan bulgularaulaşılmaktadır.
'Türkiye-ABKarma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk AB'nin DTP aşkıtutkunlarından. 'Kapatmak çözüm olmaz. Demokratik mücadele kanalıkapatılmamalı' diyor.O da bizdeki benzer yorumlara katılıyor ve 'DTP'yikapatmak PKK'ya yarar' diyor.
BRÜKSEL(20.11.2007)-Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn DTP'ye yönelikkapatma davasını yakından izlediklerini söyledi. Belçika'nın BaşkentiBrüksel'de yapılan Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan, AB'nin GenişlemedenSorumlu Komiseri Olli Rehn ve AB Dönem Başkanı Portekiz Dışişleri Bakanı LuisAmada ve AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak Slovanya'nın Dışişleri BakanıDimitrij Rupel'ın katıldığı Türkiye-Avrupa Birliği Troyka toplantısı sona erdi.Toplantı sonrası Türk Dışişleri Bakanı Babacan'la basın toplantısı düzenleyenAB Genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn DTP'ye yönelik kapatma davasınıyakından izlediklerini söyleyerek, ''DTP'nin Meclis'te olmasını dağda olmasınatercih ederiz' dedi. (www.cayport.info internet sitesindenalıntıdır)
AB'DENDTP KAPATMA DAVASINA: ÇOĞULCULUK ÇAĞDAŞ DEMOKRASİNİN EN ÖNEMLİ UNSURLARINDAN
29.01.2008,12:53
AvrupaParlamentosu'nda DTP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili bir yazılı soruönergesini yanıtlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,'11 Temmuz seçimleriyle Türk parlamentosu ülkenin siyasi çeşitliliğini şu andadaha geniş biçimde temsil etmektedir. Çoğulculuk artmıştır ve Türkdemokrasisinin kalitesi yükselmiştir' dedi.
BRÜKSEL(ANKA) ' AB Komisyonu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından DTP hakkındaaçılan kapatma davası konusundaki görüşlerini '11 Temmuz seçimleriyle Türkparlamentosu ülkenin siyasi çeşitliliğini şu anda daha geniş biçimde temsiletmektedir. Çoğulculuk artmıştır ve Türk demokrasisinin kalitesi yükselmiştir'ifadeleriyle açıkladı.
ABKomisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu ÜyesiHollandalı Parlamenter Frank Vanhecke'nin DTP hakkında başlatılan kapatılmagirişimine ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı. AP'nin aşırı sağ kanadınamensup Frank Vahnecke soru önergesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının'Kürt yanlısı' DTP'nin kapatılmasına ilişkin kapatma davası açtığınıhatırlattı. Vahnecke, iddianamede 'Parti liderleri tarafından ortaya konulaneylemler ve yapılan konuşmaların partinin devletin bağımsızlığı, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemlerin odağı haline geldiğiniortaya koyduğu' iddiasının yer aldığını kaydetti. Konunun AB Komisyonutemsilcisinin de hazır bulunduğu, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve AB Troykasıtarafından yapılan toplantıda ele alındığını kaydeden Vanhecke, önergesinde,'Komisyon yukarıda belirtilen yasal süreci, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'niniçtihatları ışığında, ifade ve örgütlenme özgürlüğü bağlamında nasıl mütalaaetmektedir' dedi. Frank Vanhecke, Komisyon'un olaya karşı yaklaşımını da sordu.
-REHN: TÜRK DEMOKRASİSİNİN KALİTESİ YÜKSELDİ
ABKomisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, yanıtında BaşsavcınınDTP'nin Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne karşı hareketler için odak noktasıhaline geldiğini iddia ettiğini, kapatılmasını ve 221 parti yöneticisinin beşyıl siyasi yasaklı ilan edilmesini istediğini belirtti. Rehn, AnayasaMahkemesi'nin de 23 Kasım'da başvuruyu kabul ettiğini bildirdi. Partininsavunmasını hazırlamak durumunda olduğunu belirten Rehn şöyle devam etti:
'BaşbakanErdoğan dahil, Hükümetin önde gelen üyeleri, kapatma davasını uygun bulmadıklarınıaçıkça ifade etmişlerdir. Keza diğer siyasi partilerin üyeleri ve basın da budavayı eleştirmiştir.
Siyasalçoğulculuk çağdaş demokrasinin en önemli özelliklerinden biridir. 11 Temmuz2007 Parlamento seçimleriyle Türk parlamentosu ülkenin siyasi çeşitliliğini şuanda daha geniş biçimde temsil etmektedir. Çoğulculuk artmıştır ve Türkdemokrasisinin kalitesi yükselmiştir. Komisyon bunu 6 Kasım 2007 İlerlemeRaporu'nda da değindiği gibi memnuniyetle karşılamaktadır.
KomisyonDTP'nin kapatılması davasıyla ilgili tüm gelişmeleri yakın bir şekilde buperspektiften izleyecektir.' (ANKA) (ORH/ZG)Haber-x internet sitesindenalınmıştır.
HaberX-AB'DENDTP KAPATMA DAVASINA: ÇOĞULCULUK ÇAĞDAŞ'
AvrupaParlamentosu'nda DTP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili bir yazılı soruönergesini yanıtlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,... www.haberx.com/n/1080776/abden-dtp-kapatma-davasina-cogulculuk.htm - 20k -
HABER:AB'den DTP Kapatma Davasına: Çoğulculuk Çağdaş Demokrasinin ...
AB'DENDTP KAPATMA DAVASINA: ÇOĞULCULUK ÇAĞDAŞ DEMOKRASİNİN EN ÖNEMLİ UNSURLARINDAN -Avrupa Parlamentosu'nda DTP Hakkındaki Kapatma Davasıyla İlgili Bir ...
www.haberler.com/haberbul.asp'yon=onceki&haber=1197097- 81k -
AB'denDTP kapatma davasına tepki | Güncel Haberler | Haber ...
OlliRehn, '11 Temmuz seçimleriyle Türk parlamentosu ülkenin siyasi çeşitliliğini şuanda daha geniş biçimde temsil etmektedir. Çoğulculuk. www.kimnededi.net/abden-dtp-kapatma-davasina-tepki-haberi/29-01-2008/haber-no:35194.html- 46k -
Rehn:DTP kapatma davasını yakından izliyoruz - Cayport
BRÜKSEL(20.11.2007)-Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn DTP'ye yönelikkapatma davasını yakından izlediklerini söyledi. ...www.cayport.info/community/showthread.php't=14719 - 21k -
KuscaWebsitesi - DTP: Kapatma davası bir hukuk skandalı
AmaDTP'nin kapatılması dışlanması gibi bugüne kadar AB'nin bir yaklaşımı olmadı,tersine DTP'nin Türkiye için önemli olduğu birçok açıklamalarında ortaya ...www.kusca.biz/modules.php'name=News&op=NEArticle&sid=3316 - 89k -
9-İDDİA:
Ulusalplatformda değerlendirilmesi gereken bir olay da İnsan Hakları Derneği (İHD)kurucu üyelerinden olan yazar Adalet Ağaoğlu'nun, derneğin Emin GalipSandalcı'nın İstanbul Başkanlığından düşürülmesinden sonra PKK yanlısı politikaizlediği, tek yanlı ırkçı-milliyetçi bir tutum takındığını gibi gerekçelerleİHD'den istifa etmesidir. Bulunması gereken konumla ilgisiz bir konumasürüklendiği anlaşılan İHD'nin davalı DTP (ve terör örgütü PKK) ile hemen herplatformda ortak görüş bildirmesinin altında yatan sebebin Sayın Ağaoğlu'nuntesbitleri olduğu, dolayısıyla İnsan Hakları Derneği'nin tamamen terör örgütüPKK'nın kontrolünde faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.
KANIT:
AdaletAğaoğlu'nun açıklamasının bir kısmı
SAVUNMA:
Müvekkilparti ile organik ve /veya inorganik hiçbir bağlantısı olmayan Adalet Ağaoğluve İHD nin bu iddianame düzeneğindeki yeri anlaşılamamış olmakla birlikte,Adalet Ağaoğlu'nun gerek iddianame gerekse kapatma davasına ilişkin açıklamasıBaşsavcının diğer kanıtları gibi bu kanıtının da asılsızlığının göstergesidir.
Ağaoğlu'ndandevlete DTP tepkisi
DTP'ninkapatılması iddianamesinde adının geçmesine ve tesbitlerinin deliller arasındasayılmasına yazar Adalet Ağaoğlu tepki gösterdi: DTP bu Meclis'te olmalı. YazarAdalet Ağaoğlu, DTP'nin kapatılması iddianamesinde adının geçmesi vetesbitlerinin deliller arasında sayılmasına tepki gösterdi. Rahatsızlığınedeniyle bu konudaki haberleri izleyemediğini belirten ve haberi NTVMSNBC'denöğrenen Ağaoğlu, 'Sadece şunu söyleyebilirim; Nereden çıkarıyorlar!' dedi.
Ağaoğluşöyle devam etti:
Sadeceşunu söyleyebilirim, nereden çıkarıyorlar, DTP'nin kapatılmasıyla benim istifametnim arasındaki bağlantıyı' İşte bahane! Daha doğrusu ben DTP'nin Meclis'tekalmasına taraftarım, asla kapatılmasını da istemem. Seçimle gelmişlerdir,Meclis'telerdir ve bunu çok yararlı buluyorum. Orada üstlerine düşen görevleride yapmalarını bekliyorum.
BENİMİSTİFAMIN OLUMLU SONUCU Benim istifamın gerekçelerine bakarsanız 'şimdikizamanda' diyorum; O zaman DTP Meclis'te filan değildi. Bunu, benim istifamınçok olumlu bir sonucu olarak görüyorum. Ve orada kalmasını da savunuyorum. DTPile İHD'nin birleştirilmesi meselesini kapatalım şimdi. Bu uzun bir konu vehukuki bir sorun. DTP'nin değil, hiçbir partinin, hiçbir güç tarafındankapatılmasına taraftar değilim.
ADALETAĞAOĞLU-forumex.com 17.11.2007
I/I-A)DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİNİN KURULUŞU SONRASI EYLEMLERE İLİŞKİN İDDİALAR
Başsavcı,kendi suçlamasına neden olan iddiaları dışında DTP'nin herhangi bir eylemi,faaliyeti olmadığını ileri sürmüştür. Meclis tutanakları getirtilirse DTP'nin20 kişilik grubuyla her konuda çalışmalara katıldığı, önergeler verdiği,raporlar sunduğu görülecektir. Tutanaklar celbedildiğinde, DTP milletvekillerininçalışmalarının, diğer partilerde kişi başına düşen konuşma ve faaliyetin çokdaha üstünde olduğu rahatlıkla görülebilir.
1-İDDİA:
DTP'LİCİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
14.012006 tarihinde Cizre BELEDİYE Başkanı olan Aydın BUDAK'ın Memu-Zin KültürMerkezinde yaptığı konuşma
KANIT:
KesinleşmemişMahkeme Kararı -Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 gün ve 2006/100-440sayılı kararı ile TCY.nın 220/8-1. maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Kararhenüz kesinleşmemiştir, İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekenbir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamındaulusalüstü belgelere aykırıdır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
2-İDDİA.
DTP'LİCİZRE BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI ABDÜLKADİR İNEDİ'NİN EYLEMİ:
İDDİA:
02.03.2006tarihinde Cizre ilçe merkezinde bir askeri aracın pusuya düşürülerek silahlataranması ve bomba ile yakılması olayında BELEDİYE başkan yardımcısı Abdülkadirİnedi'nin teröristlere yardım ve yataklık ettiği anlaşılarak cezalandırılmasıistemiyle açılan dava Diyarbakır 6. Ağır ceza Mahkemesinin 2006/186 esassırasında kayıtlı olup halen yargılaması devam etmektedir.
KANIT:
Davadosyası DERDESTTİR.
SAVUNMA:
Davasonuçlanmamıştır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
3-İDDİA:
DTPDİYARBAKIR iL YÖNETİMİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI AMAÇLI EYLEMİ:
14.02.2005tarihinde 'Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan ülkemize getirilisini protesto etmekamacıyla DTP Diyarbakır il yönetimi tarafından organize edilen gösteri, pankartaçılMASI, sloganlar atılması.
KANIT:
Olaylailgili terör örgütünün propagandasını yapma suçundan açılan Diyarbakır 4. ağırceza mahkemesinin 2006/245 esasında kayıtlı kamu davası derdesttir.
SAVUNMA:
Maddedeyer alan eylem ve devamında kanıt olarak verilen dava dosyasında sanığın bilekim olduğu belli değildir. Dava derdesttir, örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
4-İDDİA:
DTPMERSİN iL BAŞKANI ALİ BOZAN'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
15.02.2006tarihinde 'DTP Mersin il yönetimi tarafından organize edilen gösteri.
KANIT:
İlbaşkanı olan Ali Bozan tarafından Terör örgütü PKK ve Abdullah Öcalan'ı övücüsözler sarfedilmesi nedeniyle hakkında suçu ve suçluyu övme eylemi nedeniyleTCY.nın 215/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan dava Mersin3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/460 esas sırasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Davaderdesttir, örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekenbir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamındaulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
5-İDDİA:
DTPERZURUM iL BAŞKANI BEDRİ FIRAT'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİEYLEMLERİ:
17.02.2006ile 20.03.2006 tarihleri arasında DTP Erzurum il başkanı olan Bedri Fırat'ınAÇIKLAMALARI, PKK örgüt üyesinin anısına saygı durusunda bulunması, çalışmamasası üzerinde Abdullah Öcalan'ın resmini bulundurması,
KANIT:
Erzurum2. Ağır ceza Mahkemesinin 2006/59 esas sırasında kayıtlı dosya üzerindenyapılan yargılaması sonucu terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 2 yılhapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
SanığınDTP de yalnızca 1 ay il başkanlığı yaptığı, kararın kesinleşmediğigörülmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
6-İDDİA:
DTPMALATYA iL TEŞKİLATININ TERÖRİST BASINI ÖVEN BASIN BİLDİRİSİ:
09.02.2006tarihinde DTP Malatya il ve merkez ilçe yönetiminde görevli BAZI KİŞİLERİNÖcalan'ı öven bildiri dağıtmak, sözde baskıların kaldırılması için açlık grevibaşlatmak seklindeki eylemleri.
KANIT:Açılan soruşturma Malatya C.Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
2yıldır sürmekte olan soruşturmada Zanlı isimleri dahi belirlenmemiştir. İsmidahi belli olmayan kişilerin parti yöneticisi olduğu iddiası hukuk ciddiyetiile bağdaşmamaktadır.
7-İDDİA:
DTPİSTANBUL iL ÖRGÜTÜNÜN TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM AMAÇLI EYLEMİ:
'ÜlkedeÖzgür Gündem' gazetesinin geçici süre ile kapatılması üzerine ToplumsalDemokrasi Gazetesi'nin 19.11.2006 tarihli nüshasının 6. sahifesinde DTPİstanbul il yönetiminde görevli Mehmet Sakar, Ömer Askara, Lezgin Bingöl, AyşeArslan, Çiçek Arıç, Osman Taşdemir, Lezgin Örnek, Yüksel iğdeli, HüseyinÇalısçı, Mustafa Eraslan, Meliha Varışlı, Doğan Erbaş, Cafer Selçuk veNizamettin Öztürk tarafından yayımlanan Ateşkes sürecinin kalıcı barışadönüşmesi ve kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı yaşanan savasın sonbulması için tüm Kürt ve Türk gençlerini askere gitmemeye çağırıyoruz''İÇERİKLİ Bildiri.
KANIT:
Bağcılar2. Asliye Ceza Mahkemesinde GÖRÜLEN dava
SAVUNMA:
DavanınESAS NUMARASI dahi yazılı değildir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelereaykırıdır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
8-İDDİA:
DTPKURUCU ÜYESİ HATİP DİCLE'NİN TERÖRİST BASI ABDULLAH ÖCALAN'IN DİREKTİFİ iLEHAREKET ETTİKLERİNE DAİR BEYANI:
DTPkurucu üyesi Hatip Dicle'nin 'Öcalan'ın partisiyiz' seklinde beyanı
KANIT:
Kamudavası Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
DAVAB E R A A T ile sonuçlanmıştır.
9-İDDİA:
DTP'LİDİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OSMAN BAYDEMİR'İN ÖRGÜT MENSUPLARINIDESTEKLEYEN BEYANI:
29.03.2006tarihinde Diyarbakır ilinde meydana gelen olaylarda BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE başkanıolan Osman Baydemir'in yaptığı basın açıklaması ve sokakta eylemcilerle yaptığıgörüşme sırasında sarfettiği sözler.
KANIT:Açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/199 esas sırasındadevam etmektedir.
SAVUNMA:
DavanınESAS NUMARASI dahi yazılı değildir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz
Cezasorumluluğu şahsîdir.
10-İDDİA:
DTPGENEL BAŞKAN YARDIMCISI SEDAT YURTDAS'IN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'I ÖVÜCÜAÇIKLAMASI:
DTPGenel Başkan yardımcılarından Sedat Yurtdas, 11.01.2006 tarihinde Öcalan içinsayın sıfatını kullanmıştır.
KANIT:
Diyarbakır1. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.03.2007 gün ve 2007/46 sayılı kararı ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Kararınkesinleşmediği görülmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
11-İDDİA:
DTPGENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'I ÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
18.01.2006tarihinde davalı Demokratik Toplum Partisi Genel başkanı Ahmet Türk yaptığıbasın açıklamasında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için sayın sıfatınıkullanması.
KANIT:
Diyarbakır1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.02.2007 gün ve 2006/548-2007/49 sayılı kararı ileTCY.nın 215/1. maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.Parti Genel başkanı olması itibarıyla beyan ve eylemleri önemli veparti için bağlayıcıdır.
SAVUNMA:
Kararınkesinleşmediği görülmektedir. Kaldı ki Ahmet Türk milletvekili dokunulmazlığınasahiptir. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır.Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
12-İDDİA:
DTP'LİSİİRT BELEDİYE BAŞKANI MURAT AVCI'NIN TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM NİTELİĞİNDEKİAÇIKLAMALARI:
DTPSiirt il başkanı olan Murat Avcı'nın 28.03.2006 ve 29.03.2006 tarihlerindeyaptığı basın Açıklamaları
KANIT:
Diyarbakır4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/150 esas sayılı dosyası üzerinden yargılanmasıdevam etmektedir.
SAVUNMA:
Davahalen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
13-İDDİA:
DTP'LİBATMAN BELEDİYE BAŞKANI AYHAN KARABULUT'UN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN ŞİDDETİÇERİKLİ GÖSTERİLERE KATILMASI:
30-31.03.2006tarihlerinde Batman belediye başkanı olan Ayhan Karabulut'un molotofkokteyllerinin atılıp, kamu binalarının yağmalandığı, PKK'yı simgeleyenbayrakların taşınıp, yasa dışı örgüt lehine sloganların atıldığı EYLEMEKATILDIĞININ anlaşılması
KANIT:
Diyarbakır6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/187 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
Davahalen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır. A.Karabulut, bir toplantı ve gösteri yürüyüşünekatılmıştır, şiddet içeren herhangi bir eylemde bulunmamıştır. Başsavcılıkcümleyi öyle kurmaktadır ki, okuyan toplantıya katılmak değil de şiddetuygulamaktan yargılama sürüyor sanmaktadır. Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
14-İDDİA:
DTPADANA İL BİNASININ YASADISI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
06.02.2006tarihinde DTP Adana il binasında yapılan izinli arama sonucu bina içerisindeterör örgütü elemanlarına ait resimlerin duvarlarda sergilendiği, terörörgütüne ait çok sayıda döküman bulunmuştur.
KANIT:
DTPil yöneticileri haklarında açılan kamu davası Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin2006/88 esasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Davahalen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
15-İDDİA :
CİZREBELEDİYESİ DTP'Lİ ENCÜMEN ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNE MERMİ VE DİGER İHTİYAÇMALZEMELERİNİ GÖTÜRMESİ:
DTPCizre encümen üyesi Muhsin Gasır ve arkadaşı Mehmet Canımana isimli şahıslarterör örgütüne basta mermi, gıda ve sair ihtiyaç malzemelerini götürmek üzereiken yakalanmış, haklarında terör örgütü elemanı olma suçundan açılan kamudavasının Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucumahkumiyetlerine karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
16-İDDİA:
NUSAYBİNDTP iLÇE BİNASININ YASADISI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
14.04.2006tarihinde Nusaybin DTP ilçe binasında yapılan aramada PKK terör örgütü lideriAbdullah Öcalan ve çeşitli örgüt militanlarına ait fotoğrafların duvarlardaasılı olduğu, yasa dışı sloganlar içeren çeşitli pankart ve dökümanın bulunduğutesbit edilmiştir.
KANIT:
Diyarbakır4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/170 esassına kayıtlı olarak devam etmektedir.
SAVUNMA:
Davahalen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
17-İDDİA:
DTPMERSİN İL YÖNETİCİLERİNİN MİTİNGDEKİ KONUŞMALARI iLE HALKI KİN VE DÜSMANLIGATAHRİK ETMELERİ:
19.03.2006tarihinde DTP Mersin il yönetimi organizasyonunda 'Nevruz Senliği' adı ilegerçekleştirilen miting sırasında il yöneticileri yaptıkları konuşmalar.
KANIT:
DavaMersin Asliye Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Sanıkismi ve davanın ESAS NUMARASI dahi yazılı değildir.Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır.Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
18-İDDİA:
DTPMERSİN İL BAŞKANI ALİ BOZAN'IN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YASADISI GÖSTERİ ORGANİZEETMESİ:
21.04.2006tarihinde DTP Mersin il başkanı olan Ali Bozan terör örgütü üyesi MehmetAlkan'ın cenazesinde sloganlar atılmasına bayraklar açılmasına kamu kurum veözel is yerlerine saldırılarda bulunulmasına imkan tanıdığı
KANIT:
Soruşturma,halen Adana Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
2yıldır sürmekte olan soruşturmada Zanlı isimleri dahi belirlenmemiştir. İsmibelli olmayan kişilerin parti yöneticisi olduğu iddiası hukuk ciddiyeti ilebağdaşmamaktadır.
19-İDDİA:
DTPKARS iL BİNASINDA TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YASADISI GÖSTERİ ORGANİZE EDİLMESİ:
11.02.2006Günü Kars DTP il binası önünde yapılan basın açıklamasından sonra partibinasındaki grup tarafından 'pankartları yapıştırıldığı, sloganlar atılması,
KANIT:
sözkonusu eylemler nedeniyle Aydın Göktaş, Orhan Aras, Faruk Özyavuz, Sihan Keles,İsmail İmre ve Abdullah Kutmaral haklarında suç ve suçluyu övme suçundan açılankamu davası Kars Sulh Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
SANIKLARPARTİ ÜYESİ OLMADIKLARI gibi Sanıkların parti üyesi olduğu iddiası da yoktur.Davanın ESAS NUMARASI dahi yazılı değildir. Dava halen derdesttir. Örgütlenmeve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır.Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
20-İDDİA:
CİZREİLÇESİNDE DTP'NİN ORGANİZE ETTİĞİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ NİTELİKTE GÖSTERİ:
21.03.2006tarihinde Cizre ilçesinde Nevruz kutlamaları adı altında yapılan gösterideFecriye Benek, İbrahim Erkul, Ali Gün, Aydın Budak, Mesut Demir, Pınar Akman veZeydin Gökalp'in Öcalan posterleri ve örgüt bayrağını açıp, taşıdıklarısloganlar atmaları
KANIT:
Diyarbakır6. Ceza Mahkemesinin 2006/180 esas numarasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Sanıklarınparti üyesi olduğu iddiası yoktur. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
21-İDDİA:
DTPYÖNETİCİSİ ZEKİ KILIÇ'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EYLEM TALİMATLARINI BİLDİRİ HALİNDEHALKA DAGITMASI:
İstanbulDTP il yönetiminde görevli Zeki Kılıç'ın 27.03.2006 tarihinde bildiri dağıttığıanlaşılmış, eylemine uyan yasadışı örgüt üyeliği suçundan Türk Ceza Yasasının220/7 Maddesi uyarınca Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.05.2007 gün ve2007/201 sayılı kararı ile 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
SAVUNMA:
SanığınÖRGÜT ÜYESİ O L M A D I Ğ I MAHKEMECE SAPTANMIŞTIR.
TCKMD 220(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgütebilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
22-İDDİA:
DTPERZİNCAN İL BAŞKANI HÜSEYİN BEKTAŞOGLU'NUN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINİTELİĞİNDEKİ BEYANI:
DTPErzincan il başkanı olan Hüseyin Bektaşoğlu 09/04/2006 tarihinde Roj TV'yeyaptığı canlı telefon bağlantısındaki KONUŞMA
KANIT:Erzincan Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucu TCY.nın 220/8 ve301/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
23-İDDİA:
DTPVAN iL YÖNETİCİSİ İBRAHİM SUNKUR'UN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİBEYANI:
DTPVan il Yönetim Kurulu üyesi olan İbrahim Sunkur öldürülen terör örgütüMensubunun(') cenazesinde yaptığı konuşma da 'disiplin içinde şehidin evinegidelim, bas sağlığı dileyelim-Türkiye Cumhuriyeti de bilsin ki yüzlercebinlerce şehit versek de bu yoldan dönmeyeceğiz' seklinde sarf ettiği terörörgütünü övücü sözleri
KANIT:
Van3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2007 tarih 2006/87 esas 2007/143 karar sayılıilamı ile TCY'nın 220/8. maddesi gereğince 1 yıl 6 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar kesinleşmiştir.
SAVUNMA:
Tümiddiaların içinde kesinleşmiş 3 dosyadan biridir. Partinin odak olduğu eylemlerinyoğunluğuna ve parti tarafından benimsenmesine bağlıdır.141 eylemde 3 kararyoğunluğun olmadığına kanıttır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezasorumluluğu şahsîdir.
24-DTP KOCAELİ iL TEŞKİLATI YÖNETİCİLERİNİN TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'I ÖVÜCÜAÇIKLAMALARI:
İDDİA:
21.05.2006tarihinde Kocaeli il teşkilatı 1. Olağan Genel Kurul toplantısında partiyöneticisi olan Medeni Kırıcı, Büro Görmez, Akif Hamitoğlu ve Alaattin Enün'ünyaptıkları konuşmalar
KANIT:dava Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/137 esas sırasında devametmektedir.
SAVUNMA:
DAVABERAATLA SONUÇLANMIŞTIR.
25-İDDİA:
DTPNUSAYBİN iLÇE DELEGESİ HASAN BOZKURT'UN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
DTPNusaybin ilçe delegesi olan Hasan Bozkurt 03.04.2006 tarihinde ROJ TV isimlitelevizyon kanalının ana haber bültenindeki konuşma
KANIT:Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/143 Esas sayılı dosyası üzerindenyapılan yargılaması sonucu 1yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
26-İDDİA:
DTPÜYESİ OLDUĞUNU BEYAN EDEN DENİZ YEŞİLYURT'UN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN YASADIŞI GÖSTERİYE KATILIP ŞİDDET İÇERİKLİ EYLEMLERDE BULUNMASI:
KANIT:
DTPüyesi olduğunu beyan eden Deniz Yeşilyurt'un 23.03.2006 ve önceki tarihlieylemlerinde molotof kokteyli atarken, yasa dışı slogan atarken, PKK bayrağıtaşırken görüntülenmesi davası halen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin2004/35 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
DTPüyesi olduğu kanıtlanmamıştır. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
27-İDDİA:
DTPERZURUM İL BAŞKANI BEDRİ FIRAT'IN TERÖR ÖRGÜTÜ VE ELEBAŞINI ÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
DTPErzurum il başkanı Bedri Fırat ve arkadaşları 20.03.2006 tarihinde Hınısilçesinde gerçekleştirilen miting sırasında terör örgütünün propagandasınıyapmak
KANIT:Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
DosyaNo belli değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme veİfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelereaykırıdır.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
28-İDDİA :
DTPKURUCU ÜYESİ SELİM SADAK'IN TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN SAHSINDA SUÇ VE SUÇLUYU ÖVMESİ:
23.04.2006tarihinde Nusaybin DTP ilçe teşkilatının açılış töreninde Selim Sadak'ınyaptığı konuşma
KANIT:
Diyarbakır6. Ceza Mahkemesinin 2007/255 esas sırasına kayıtlı dosya üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
29-İDDİA:
DTP'LİHAKKARİ BELEDİYE BAŞKANI METİN TEKÇE'NİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVEN AÇIKLAMASI:
16.03.2006tarihli basın açıklamasında DTP'li Hakkari BELEDİYE BAŞKANI Metin Tekçe yaptığıbasın açıklaması
KANIT:
Van4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/129 esas sayılı dosyası üzerinden yargılanmasınadevam edilmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
30-İDDİA:
DTPBATMAN iL TEŞKİLAT GÖREVLİSİ KENAN DEMİR'İN BATMAN ADLİYESİNE BOMBA KOYMASI:
Geçmiştede PKK örgütü elemanı olmak eylemi nedeniyle yargılanıp mahkum olan ve halenDTP Batman il Teşkilatında görevli olan Kenan Demir ile DTP çalışmalarınakatılan(') Bahar Yeşilyurt'un 20.10.2005 tarihinde Batman Adliye Binasınınbayanlar tuvaletine patlayıcı madde yerleştirdikleri, patlama sonucu maddihasar meydana geldiği, , DTP il binasında sanık Kenan Demir'in Sedat Ongunadına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile birlikte yakalandığı
KANIT:
Diyarbakır6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/156 esas sırasında yargılamasının devam ettiğianlaşılmıştır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
31-İDDİA:
DTPÜYESİ PAKİZE UKSUL'UN ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİNİN MEZARINA ÖCALAN'INRESMİNİ ASMASI:
29.03.2006tarihinde DTP üyesi Pakize Uksul'un öldürülen terör örgütü mensubunun mezartasına Abdullah Öcalan'ın, Mahsun Korkmaz'ın fotoğraflarını asması
KANIT:
Diyarbakır5.Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/221 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
32-İDDİA:
DTPMARDİN İL VE KIZILTEPE İLÇE BAŞKANLARININ ROJ TV İSİMLİ TELEVİZYON KANALINAVERDİKLERİ DEMEÇLER:
06.04.2006tarihinde terör örgütünün yayın organı Roj Tv'ye telefonla bağlanan DTP Mardinil başkanı Ferhan Türk ile Kızıltepe ilçe başkanı Ali Aslan'ın konuşmaları
KANIT:
Diyarbakır6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/114 esas numarasına kayıtlı olarak yargılamayadevam edilmektedir.
SAVUNMA:
DAVABERAATLA SONUÇLANMIŞTIR.
33-TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN VE ŞİDDET iÇEREN YASA DIŞI GÖSTERİYE DTP BATMAN iLYÖNETİMİNDE GÖREVLİ SEYİTHAN KIRAR'IN TAS ATMAK SURETİYLE FİİLEN KATILMASI:
31.03.2006tarihinde DTP Batman il Yönetiminde görevli Seyithan Kırar'ın tas attığının veeyleme fiilen katıldığının anlaşılması kamu davası devam etmektedir.
SAVUNMA:
MAHKEME,ESAS NO yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
34-DTP'Lİ BATMAN BELEDİYE BAŞKANI HÜSEYİN KALKAN'IN YABANCI BASINA ÖCALAN'I ÖVÜCÜDEMEÇ VERMESİ:
DTP'liBatman BELEDİYE BAŞKANI Hüseyin Kalkan'ın Los Angeles Times Gazetesi'ne verdiğidemeçte PKK ve Öcalan'ı övücü beyanlarda bulunması nedeniyle hakkında TCY'nın220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılankamu davası Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/181 esas sırasında devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
35-DTP'Lİ SİİRT İL BAŞKANI MURAT AVCI'NIN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ DEMEÇ VERMESİ:
19.03.2006tarihinde SİİRT DTP il başkanı olan Murat Avcı'nın yaptığı konuşmada PKK veÖcalan'ı övücü sözler söylediği,' Sayın Öcalan benim irademdir'kampanyasınıselamlıyor ve saygıyla karşılıyorum seklinde sarf ettiği sözler nedeniyleTCY'nın 314/2. maddesi gereğince silahlı örgüte üye olmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 6.Ağır CezaMahkemesinin 2006/112 esas sırasına devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
36-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ DEMEÇ VERMESİ:
16.06.2006tarihinde DTP'li Cizre BELEDİYE BAŞKANI Aydın Budak'ın BELEDİYE tarafındanorganize edilen etkinlikte sarf ettiği 'imralıyı muhatap almak zorundasınız,geçmişte Türkiye biraz düzeldiyse bu tek taraflı ateşkes sayesindedir vebenzeri sözlerle terör örgütü PKK'nın propagandasını yapması nedeniyle hakkındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan dava Diyarbakır 6. CezaMahkemesinin 2007/37 esas sırasına kayıtlı olup, yargılaması halen devametmektedir
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
37-DTP DİYARBAKIR İL YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
14.02.2006tarihinde DTP Diyarbakır il Yönetim Kurulu üyesi olan Hilmi Aydoğdu, NecdetAtalay ve Musa Farisoğulları tarafından hazırlanan basın açıklamasında terörörgütü lideri Öcalan'ı komplo sonucu Türkiye'ye getirildiği,muhatap alınmasıgerektiği gibi ifadelerle örgüt liderini övme eylemini gerçekleştirdikleri, bunedenle TCY'nın 220/8. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davasının Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/245esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiği anlaşılmıştır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
38-DTP CEYLANPINAR TEŞKİLATI ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALİMATI DOGRULTUSUNDAKEPENK KAPATMAYAN ESNAFI TEHDİT ETMELERİ:
03.04.2006tarihinde DTP Ceylanpınar ilçe başkanı olan Halit Kahraman ve ilçe yönetimkurulu üyeleri Mehmet Salih Sağlam ve Abdülkadir Fırat'ın PKK terör örgütününinternet yoluyla ilettiği eylemlerin devam etmesi seklindeki talimatıdoğrultusunda ilçe merkezinde kepenk kapatma eylemine katılmayan esnaflarıtespit ederek bu kişilere örgütün kepenk kapatılması hususundaki talimatlarınıileterek kepenklerini kapatmaları konusunda uyardıkları, is yerleri açık olankişileri 'neden kepenklerini kapatmadın', utanmıyor musun', bunun hesabınıverirsin' seklinde tehdit ettikleri nedeniyle TCY'nın 314/2. maddesi gereğincesilahlı örgüte üye olmak suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamudavasının Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 2006/58 esas sırasında devametmektedir
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
39-SİİRT DTP İL BİNASININ YASADISI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
30.08.2006tarihinde DTP SİİRT il Binasında izinli olarak yapılan arama sonucu terörörgütünü ve elebaşısı Öcalan'ı övücü pankartların,özel olarak kesilmiş yüzmaskelerinin, terör örgütü bayraklarının, Öcalan posterlerinin, örgütü tanıtanve öven yayınların, örgüt militanlarının resimlerinin bol miktarda bulunduğuanlaşılmıştır.Görüntü itibariyle siyasi parti genel merkezinden ziyade terörörgütünün kampı kanısını uyandırmaktadır.il yöneticisi olan sanıklar BurakAvcı, Saniye Turhan, Hanım Adıgüzel, Mahfuz Talu, Gürü Toprak, Halit Tasçı,Halil Adıgüzel, Ahmet Aydın, Eyyüphan Aksu, Fehime Ete ve Osman ibek haklarındaörgüt propagandası yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin2006/137 esas sırasına kayıtlı olarak yargılamasına devamedilmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
40-DTP GEBZE İLÇESİ DARICA BELDE BİNASININ YASADISI ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
30.08.2006tarihinde Gebze ilçesi Darıca Beldesi DTP Belde Binasında izinli olarak yapılanaramada Abdullah Öcalan ve örgütün diğer üyeleri resimlerinin asılı olduğu,yasaklanmış yayınlardan bol miktarda bulunduğu tespit edilmiş, partiyöneticileri Veli Aramaz, Raif Gündogdu ve ismail isçimen haklarında 3713sayılı yasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/234 esassırasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
41-DTP OLAĞAN KONGRESİNİN YASADIŞI ÖRGÜT GÖSTERİSİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
25.06.2006tarihinde Ankara'da gerçekleşen DTP Birinci Olağan Büyük Kongresinde terörörgütü PKK'yı simgeleyen bayraklar, elebaşısı Öcalan'ın resimlerinin salondadolaştırılması ve Kürtçe slogan atılması suretiyle terör örgütünün gösterisinedönüştürülmüş, bu duruma seyirci kalmaları, engellememeleri nedeniyle divanbaşkanı Osman Özçelik ve üyeleri Kudret Ecer ile Çimen Işık haklarında 2820sayılı yasanın 117. maddesi gereğince Siyasi Partiler Yasasına muhalefetsuçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Ankara 5. Asliye CezaMahkemesinin 2007/391 sayılı esas sırasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
42-DTP KARAÇOBAN İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARINA MADDİ DESTEK SAGLAMASI:
13.07.2006ve önceki tarihlerde DTP Karaçoban ilçe başkanı Fehtah Dadas ve yeğeni ErsinDadas'ın terör örgütü elemanları ile irtibat kurarak gıda, ilaç ihtiyaçlarınınyanında telefon kontörü temin ettikleri hatta bu konuda maddi kaynak yaratmakiçin Fehtah Dadas'ın parti bünyesinde bir fon oluşturduğunun anlaşılmasınedeniyle haklarında silahlı örgüte üye olmak suçundan açılan davanın yapılanyargılanması sonucu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 tarihli ve 2006/128-175sayılı kararı ile Fehtah'ın TCY'nın 314/2 3712 sayılı yasanın 5.maddesigereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, sözkonusu karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
SAVUNMA:
Davamünferit bir olay olup yoğunluk yaratacak boyutta değildir.Esasen kararı verenMahkeme'nin gizli bir 'Devlet Güvenlik Mahkemesi' olduğunu düşünüyoruz. Ve bumahkemelerden verilen kararların genel olarak AHİM de Türkiye aleyhinesonuçlandığını görüyoruz.
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezasorumluluğu şahsîdir.
43-DTP GENÇLİK MECLİSİ OLAGAN KONGRESİNİN YASADISI ÖRGÜT GÖSTERİSİNEDÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
12.12.2006tarihinde DTP Gençlik Meclisi Birinci Olağan Kongresi sırasında salonda terörörgütünü simgeleyen bez parçalarının açılıp dolaştırıldığı, Abdullah Öcalanposterlerinin sergilendiği 'Biji serok Apo, dişe diş kana kan seninleyizÖcalan,Öcalansız dünyayı basınıza yıkarız' gibi terör örgütünü ve lideriniövücü mahiyette sloganlar atıldığının anlaşılması üzerine görüntü kayıtlarındanyapılan inceleme sonucu Burhan Sönmez ve arkadaşları hakkında 3713 sayılıyasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin 2006/404 esasına kayıtlı olarak devam etmektedir.Olayla ilgiligörüntü kayıtları incelendiğinde parti kongresi adı altında gerçekleştirilenfaaliyetin terör örgütünün gösterisine dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.
SAVUNMA:
SANIKBURHAN SÖNMEZ PARTİ ÜYESİ DEĞİLDİR.
44-DTP TORBALI iLÇE TEŞKİLATI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN GÖSTERİNİN TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVME MİTİNGİNE ÇEVRİLMESİ:
20.03.2006tarihinde Torbalı ilçesinde DTP tarafından gerçekleştirilen ve PKK örgütününgösterisine dönüşen eylem nedeniyle yapılan incelemede terör örgütünüsimgeleyen bez parçalarının ve örgüt elebaşısı Öcalan'ın resimlerinin bolca yeraldığı, yasadışı sloganlar atıldığı, soruşturmanın devamı sırasında DTP üyesiSuphi Kahraman'ın evinde yapılan aramada ruhsatsız tabanca ele geçirildiği,sanıklar Mahmut Denli, Vedat Elis, iskender Mençuk, Faruk Günes, SuphiKahraman, Sedat Elis, Mehmet Topçu, Nurullah Topçu, Mahmut Kimsesiz, AbdulvasihBüyükdeniz, Mehmet Kayaalp, Halit Samancan, ihsan Seker, Hacı Özbay, ResülYasar, Salih Elis, Kudret Ece, Hüsnü Koyuncu, Ugur Saraç, Mustafa Atmaca,Mehmet Kodaman, Ahmet Karaca haklarında 3713 sayılı yasa gereğince terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılankamu davası İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/15 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
45-DTP DİYARBAKIR YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVME AMAÇLI YASADISI GÖSTERİYEKATILMALARI:
31.03.2006tarihinde DTP Diyarbakır Merkezi ilçe Yönetim Kurulu Üyesi Nusrat Akın, MuhlisAltun, Musa Farisoğulları ve arkadaşlarının teröristlerin öldürülmesiniprotesto etmek amacıyla düzenlenen yasadışı gösteride Öcalan bayraklarıylakatıldıkları eylemlerin içinde yer aldıkları görüntü kayıtlarıyla tespitedilmiş, bu nedenle TCY'nın 314/2. maddesi gereğince silahlı örgüte üye olmaksuçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 6. AğırCeza Mahkemesinin 2006/134 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
İlçeyöneticileri, Nusret Akın ve Muhsin Altun BERAAT etmiştir.
MusaFarisoğulları hk açılan dava 10 ay hapisle sonuçlanmış olup. Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
46-DTP ALTINDAG iLÇE BİNASINDA ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARI İÇİN ANMA TÖRENİDÜZENLENMESİ, ÖRGÜTÜN VE ELEBAŞININ PROPAGANDALARININ YAPILMASI:
21.08.2006tarihinde DTP Altındağ ilçe örgütüne ait bina içerisinde öldürülen terör örgütümensuplarını anma töreni düzenlendiği, dua okunduğu, PKK'yı ve AbdullahÖcalan'ı övücü konuşmalar yapıldığı olaya ilişkin görüntü kayıtları ileanlaşılmıştır. Olayı tertipleyen parti yöneticisi olan sanıklar Memet Tusun,Fevzi Kara, Salih Karaaslan, Mehmet Sirin Karademir, Yıldız Bahçeci, MehmetHanefi Selem, Meryem Altun, ismet Aras, Abdurrahim Bilen, ihsan Güler, NurhayatAltun, Sinan Ugur, Kibar Kara, Sırrı Keles, Nedim Tas, Battal Arıcan veMenderes Öner haklarında 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Ankara 11. Ağır CezaMahkemesinin 2007/50 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
47-DTP ADANA İL YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
19.03.2006tarihinde DTP Adana il yönetiminde görevli Mehmet Yasık, Halil irmek, EylemGüden, Yılmaz Gül, Mehmet Aslan, Fadıl Bozan, Ezgi Dursun ve Sima Doraktarafından organize edilen Nevruz etkinliği tamamen terör örgütü gösterisinedönüşmüş, PKK ve Öcalan lehine sloganlar atılması, örgütü simgeleyen bayrak veteröristbaşının resimlerinin dolaştırılması suretiyle olayın tamamen örgütpropagandasına dönüştürüldüğünün tesbit edilmesi nedeniyle ilgilileri hakkındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Adana 6. ağırceza Mahkemesinin 2006/218 esas sırasına kayıtlı olarak devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
48-DTP SELÇUK iLÇE YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.032006 tarihinde Selçuk ilçesinde izinli olarak DTP İzmir yöneticileri ZekiAslan, Sıtkı Adsız, Osman Dursun, Reşit Adsız, Mehmet Salih Duran, AbdurrahimSüer, Mehmet Ayas, Mehmet Bayar, Suna Akkuş, ilhan Görür, Halit Katlav, TahirArslan, Abbas Delidolu, Yasar Yağmur, İbrahim Tül ve Kudret Acar tarafındanorganize edilen Nevruz etkinliği sırasında terör örgütünü ve elebaşısı Öcalan'ıövücü konuşmalar yapılmış, sloganlar atılmış ve örgütü simgeleyen bez parçalarıalanda dolaştırılmıştır. Söz konusu yaşananlar olayı tamamen terör örgütünüdestekleme haline dönüştürmüştür. İlgilileri hakkında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası İzmir 8. Ağır CezaMahkemesinin 2006/435 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
21.03.2006tarihinde İzmir Selçuk ilçesinde yapılan Newroz Mitingi sonrası açılan davadayer alan isimlerden DTP İzmir yöneticileri Zeki Aslan, Sıtkı Adsız, OsmanDursun, Reşit Adsız, Mehmet Salih Duran, Abdurrahim Süer, Mehmet Ayas, MehmetBayar, Suna Akkuş, Tahir Arslan, Abbas Delidolu, Yasar Yağmur, İbrahim Tül veKudret Acar BERAAT İLE SONUÇLANMIŞTIR.
İlhanGörür, Halit Katlav 10 ay hapis cezası almış. Karar kesinleşmemiştir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
49-DTP İZMİR İL YÖNETİCİLERİNİN ÖCALAN'I ÖVME AMAÇLI BASIN AÇIKLAMALASI:
04.04.2006tarihinde DTP İzmir il başkanı Kudret Ecer ve yardımcısı Mehmet Bayraktar'ınyine terör örgütü ve Öcalan'ı övücü mahiyette yaptıkları basın açıklamasınedeniyle haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan kamu davasıaçılmıştır. Yargılama İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/543 esas sayılıdosyası üzerinden devam etmektedir
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
50-DTP MERSİN İL YÖNETİMİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN TERÖR ÖRGÜTÜPROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.01.2007tarihinde Mersin DTP il Teşkilatı tarafından düzenlenen izinli miting sırasındaterör örgütünün sözde bayraklarının dolaştırıldığı, elebaşısının resimlerinintaşındığı,'biji serok Apo, barış elçisi İmralı'dadır, dişe diş kana kanseninleyiz Öcalan' ve bunun gibi yasadışı sloganlar atılmış, hükümetkomiserinin uyarısı üzerine dahi söz konusu olaylar engellenmemiştir. Olaylailgili Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturmalar devam etmektedir.
SAVUNMA:
21.01.2007tarihinde Mersin İl Örgütü tarafından düzenlenen miting için boşaltılansoruşturma TAKİPSİZLİKLE sonuçlamıştır.
51-DTP VAN İL BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
Vanil Teşkilat binasında yapılan izinli aramada bölücü terör örgütüne ait çoksayıda dökümanın ele geçirilmesi, örgüt üyelerinin resimlerinin duvarlardaasılı olması nedeniyle haklarında açılan soruşturma Van Cumhuriyet Başsavcılığınezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmalardevam etmektedir Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
52-DTP KAHTA İLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
24.11.2006tarihinde DTP Kahta ilçe başkanı olan Emin Uslu'nun öldürülen örgüt mensubunundefin işlemleri sırasında' şehit Vedat'a Allah'tan rahmet diliyoruz demeksuretiyle terör örgütünü övmesi nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan yapılan yargılama sonunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin17.05.2007gün ve 2007/20-50 sayılı kararı ile 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldığıanlaşılmıştır
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
53-DTP GEBZE İLÇE BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
11.03.2007tarihinde DTP Gebze ilçe binasında çıkan Bülent Uskur'un üzerinde üç adetkullanılmaya hazır molotof kokteyli ile yakalanması ve içinde bulunduğu durumunkaçarken iki molotof kokteylini yere atmaları üzerine parti binasında yapılanizinli aramada yasadışı PKK terör örgütünü ve elebaşısı Abdullah Öcalan'ı övenyazılar, yayınlar, örgüt mensuplarının da dahil olduğu fotoğraflar, sözde şehitfotoğrafı olarak nitelendirilmiş örgüt mensuplarının yer aldığı bir panonunolduğu görülmesi üzerine Cemil Akın, Gültay Uzun, inan Gönül, Pakize Uksul,Meral Kurum, Mehmet Sefa Güngör, Tanel Temel, Bülent Buluç, Erdinç Bolcal, UfukSünger ve Taner Gökçe haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davası İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/181 esas sırasındadevam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
54-DTP KARS iL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
DTPKars il başkanı Mahmut Alınak'ın 05.09.2006 tarihinde yaptığı konumsaiçeriğinde terör örgütüne paralelinde amaçlarını savunur biçimde beyandabulunduğu iddiasıyla TCY'nın 215 ve 217. maddeleri gereğince suç ve suçluyuövme suçundan açılan kamu davası Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/477 esassayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
55-DTP EDİRNE İL YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Edirne il Yöneticileri olan Besir Belke, Yakup Aslan ve HilmiKaraoglan haklarında yaptıkları basın açıklaması ile terör örgütünü ve lideriniövdüklerinin anlaşılması nedeniyle TCY'nın 215. maddesi gereğince suç vesuçluyu övme suçundan açılan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıEdirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/143 esas sırasında devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
56-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE GÖSTERİ VE KONAK İLÇEBİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLDİĞİNİN ANLASILMASI:
1502.2007 tarihinde İzmir ili Konak ilçe binasında yapılan Öcalan'ın ülkeyegetirilmesini protesto amaçlı terör örgütünü övücü nitelikteki basınaçıklamasının PKK gösterisine dönüştürüldüğü, aynı gün ilçe binasında yapılanizinli aramada terör örgütünü simgeleyen çok sayıda bayrak, Öcalan posterleri,terörist resimlerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Yöneticilerin ikametgahlarındayapılan izinli aramalar sonucunda da benzer nitelikte örgütsel dökümanlarortaya çıkarılmıştır. Söz konusu eylemler nedeniyle Ferhat Önder, Sinan Avu,Mehmet Muhdi Aslan, Burhan Yürek, Aslan Kızıl, Hüsnü Koyuncu, Abdurrahim Marol,Mehmet Kodaman, Ayse Oyman, Gülçiçek Günel, Funda Apak, Mehmet Emin Yıldız,Yusuf Kaya, Ali Sarı, İsmail Karasu, Ayse Arga, Faysal Yacan, Mesut Atıcı veMehmet Sadık Sürer haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davası İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/77 esas sırasındakayıtlı olup, yargılama devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
57-DTP SURUÇ YÖNETİCİLERİNİN ÖLDÜRÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANININ PKK GÖSTERİSİNEDÖNÜŞTÜRÜLEN CENAZESİNE KATILMALARI:
22.04.2007tarihinde öldürülen terör örgütü üyesi Cihat Binici'nin Suruç ilçesindekicenazesinde atılan sloganlar, taşınan ve cenaze arabasının üzerine asılan PKKbayrakları, yakalarda taşınan ölen teröristin sözde PKK bayrağı önünde çekilmişresimleri ile yine PKK gösterisine dönüştürülmüş, olaya katılan DTP Suruç ilçebaşkanı İbrahim Binici ve DTP'li BELEDİYE BAŞKANI Etem Sahin'in de aralarındabulunduğu kişiler hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanbaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
58-MERSİN İLİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE YAPILAN YASA DIŞI GÖSTERİYEDTP İL YÖNETİCİSİNİN KATILMASI:
11.03.2007tarihinde Mersin ilinde gerçekleştirilen PKK bayraklarının taşınıp, 'biji serokapo', hpg Mersin'e', 'Öcalan Öcalan' sloganlarının atıldığı korsan gösteriyi,incelenen görüntü kayıtlarından organize edip, katıldığı anlaşılan DTP mersinil yöneticisi Ahmet Ay hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanbaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
soruşturmadevam etmektedir Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
59-DTP HATAY iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
17.03.2007tarihinde DTP Hatay il başkanı olan Halis Yurtsever yaptığı basın açıklamasında'sayın Öcalan'ın zehirlenmesi halkta büyük tedirginlik yaratmıştır.' Seklindekisözleri ile terör örgütü elebaşısını övmesi nedeniyle hakkında suç ve suçluyuövme suçundan açılan kamu davası nedeniyle Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin2007/310 esas sayılı dosyası üzerinden yargılanmaktadır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
60-DTP MERSİN İL YÖNETİMİ TARAFINDA ORGANİZE EDİLEN ETKİNLİĞİN PKK LEHİNEGÖSTERİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
MersinDTP il yönetimi tarafından organize edilen 21.03.2007 tarihli miting yineÖcalan resimleri, terör örgütü bayrakları, atılan sloganlar ve taşınanpankartlarla PKK gösterisine dönüştürülmüştür. Olayla ilgili terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
61-DTP BALIKESİR İL BİNASININ ÖRGÜT KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
06.03.2007tarihinde Balıkesir DTP il binasında yapılan izinli aramada Öcalan ve terörörgütü elemanlarına ait resimlerin sergilendiği, terör örgütünü öven yayınlarınve yazıların bol miktarda bulunduğu belirlenmiştir. ilgililer hakkında terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan başlayan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
62-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜSEN ETKİNLİKTE DTPMİLLETVEKİLİ AYSEL TUGLUK'UN ÖCALAN'I ÖVMESİ:
11.12.2006tarihinde Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen ve slogan, terör örgütünü simgeleyenbayraklar ve Öcalan posterleri ile PKK mitingine dönüştürülen açık havatoplantısında konuşan Genel Başkan yardımcısı Aysel TUGLUK'un sarfettiği 'halenoperasyonlar devam ediyor, halen dağlarda kardeşlerimiz yaşamlarını kaybediyor,halen tecrit devam ediyor'' seklideki sözlerin suçu ve suçluyu övme niteliğindeolduğunun belirlenmesi karsısında açılan kamun davası Doğubayazıt Asliye CezaMahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
63-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜSEN ETKİNLİKTE DTP VANiL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVMESİ:
01.09.2006tarihinde Van ilinde yapılan ve sloganlar, PKK elemanlarının resimlerinintaşınması suretiyle PKK' ya destek sekline dönüşen mitingde konuşan DTP Van ilyöneticisi Mehmet Veysi Dilekçi'nin konuşmasının terör örgütünün propagandasımahiyetindeki içeriği itibarıyla hakkında yapılan soruşturma sonucu açılan kamudavası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/204 esas sayılı dosyası üzerindendevam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
64-DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN VE PKK LEHİNE MİTİNGE DÖNÜSEN ETKİNLİKTE DTP iLYÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVMESİ:
17.03.2007tarihinde DTP tarafından Erzurum ilinde gerçekleştirilen etkinlikte DTP ildisiplin kurulu üyesi olan Ahmet Yalçıntas'ın terör örgütü elebaşı Öcalan'ıövücü nitelikte Kürtçe şarkı söylediği, şarkının 'sirin apo kahramansın sen,halkımızın önderi' sözleri ile bittiği anlaşılmıştır. Bu fiilinden dolayıErzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.05.2007 gün ve 2007/108-94 sayılı kararıile terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan 3713 SY.nın 7. maddesigereğince 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir
65-DTP'Lİ CİZRE BELEDİYE BAŞKANI AYDIN BUDAK'IN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde DTP'li Cizre BELEDİYE BAŞKANI Aydın Budak açık havada kalabalığayaptığı konuşmada PKK ve elebaşısı Öcalan'ı övücü sözleri nedeniyle 3713 SY.nın7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonucu Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 2007/233 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden yargılanmaktadır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
66-DTP ERZİNCAN iL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
ErzincanDTP il başkanı Hüseyin Bektaşoğlu hakkında 2005 yılı ve devam eden süreitibarıyla PKK propagandası içerikli eylemlerde bulunması nedeniyle 3713 sayılıyasanın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonucu Erzurum 3. Ağır CezaMahkemesinde yargılanmasına devam edilmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
67-DTP VAN iL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
26.01.2007tarihinde DTP Van il başkanı olan İbrahim Sunkur mahalli Bölge Gazetesi'neverdiği ve yayınlanan röportajda; PKK'nın terör örgütü olmadığı tam tersinedevletin terörist olduğu yolundaki iddiaları ile benzer biçimde söylemleri ileterör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşılmıştır. Hakkında 3713 SY.nın7.maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/165 esas sırasındakayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
68-DTP BİNGÖL iL BAŞKANININ SUÇ VE SUÇLUYU ÖVME EYLEMİ:
BingölDTP il başkanı olan Mehmet Emin Acar, 25.02.2007 tarihinde 'Kerkük'e yapılmışsaldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız' seklinde açıklama yapan Diyarbakır DTPil başkanının tutuklanması ile ilgili 'Diyarbakır il başkanının tutuklanmasınıkınıyor, aynı suçu islediğimizi deklare ve ilan ediyoruz' seklinde basınaçıklaması yapmıştır. Suçu ve suçluyu övme niteliğindeki bu eylemi nedeniyleaçılan kamu davası Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/218 esas sırasındakayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
69-DTP OSMANİYE iL BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
27.11.2006tarihinde DTP Osmaniye il teşkilatında yapılan izinli aramada çok sayıda yasakyayın, örgütsel dökümanın yanında duvarlarda terör örgütü PKK üyelerininsilahlı resimlerinin çerçevelenmiş halde asılı oldukları görülmüştür. DTP ilyöneticisi olan Metin Sakır ve Bedri Arslan haklarında 3713 sy.nın 7. maddesigereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmalarıistemiyle açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/279 esassırasında kayıtlı olarak devam etmektedir.
SAVUNMA:
SANIKLARİL YÖNETİCİSİ OLMADIKLARI GİBİ PARTİ ÜYESİ DAHİ DEĞİLDİRLER. Kaldı ki, Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
70-DTP MARDİN iL ÖRGÜTÜNCE YAPILAN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
10.03.2007tarihinde DTP Mardin il örgütü tarafından düzenlenen basın açıklamasındaÖcalan'ı övücü sözler söylenmiş, 'Öcalan'sız dünyayı basınıza yıkarız' vebenzeri yasa dışı sloganlar atılmıştır. Olaya karısan Mardin DTP üyeleri ilhanÖgmen, Sait Abukan, Osman Akkoyun, Ramazan Özmen, Ferhan Türk ve Mehmet LatifAlp haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan başlatılansoruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
71-DTP BATMAN iL BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
01.03.2007tarihinde Batman DTP il binasında yapılan izinli arama sonucu çok sayıda yasakdökümanın yanı sıra terör örgütünü simgeleyen bayrak, pankart ve duvarlardaasılı Öcalan resimleri bulunduğu, PKK propagandası içeren görüntü kayıtlarıelde edildiği anlaşılmıştır. DTP Batman il yöneticisi olan sanıklar DicleManap, Cemalettin Padir, Mehmet Sirin Tetik ve Ayhan Karabulut haklarında 3713sy.nın 7. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2007/292 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
72-DTP ŞIRNAK iL BAŞKANI TARAFINDAN YAPILAN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Şırnak il başkanı olan izzet Belge yaptığı basın açıklamasındakullandığı ifadelerle PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın saygıdeğerbiri olduğunu söylemek ve bu kişiyi barış elçisi gibi göstermek suretiyle bukişinin sahsında PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşıldığından3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasını yapmak suçundancezalandırılması istemiyle açılan kamu davası halen devam etmektedir.
SAVUNMA:
Mahkeme,esas no yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
73-DTP SURUÇ iLÇE YÖNETİCİLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ VE ÖCALAN'IN PROPAGANDASI AMACIYLATAKVİM DAGITMALARI:
26.12.2006tarihinde DTP Suruç ilçe yöneticileri Mehmet Fayık Taskın, Şükrü Binici veİbrahim Halil Parıldar tarafından üzerinde terör örgütü PKK 'yı simgeleyensözde bayrak ile örgüt elebaşı Abdullah Öcalan'ın resimleri bulunan takviminDTP adına bastırılarak dağıtılması suretiyle terör örgütünün propagandasıyapıldığı anlaşıldığından 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıdevam etmektedir.
SAVUNMA:
Mahkeme,esas no yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
74-DTP GAZİANTEP iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
11.03.2007tarihinde DTP Gaziantep il başkanı olan Vakkas Dalkılıç'ın terör örgütününelebaşısı Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak seklindeyaptığı basın açıklaması nedeniyle hakkında açılan soruşturma halen devametmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
75-YİNE DTP GAZİANTEP iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
02.12.2006tarihinde yine DTP Gaziantep il başkanı olan Vakkas Dalkılıç terör örgütününelebaşısı Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak seklindeyaptığı basın açıklaması nedeniyle hakkında açılan soruşturma halen devametmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
76-DTP HATAY iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
07.04.2007tarihinde DTP Hatay il başkanı olan Halis Yurtsever tarafından DTP il binasındaTerör örgütü lideri Abdullah Öcalan için 'doğum günü kutlaması' düzenlenmiş,ayrıca 'böylesine coşkulu bir gün, gerçekten önemli bir gün yani Ortadoğuhalklarının ve kürt halkının önderi olan sayın Öcalan'ın 4 nisan doğum günü'seklindeki sözleri ile suç ve suçluyu övdüğü anlaşıldığından TCY.nın 215. maddesigereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası halen Adana 8. AğırCeza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Mahkemeesas no yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
77-DTP HATAY iL YÖNETİCİSİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Hatay il yöneticisi olan Mehmet insan düzenlenen toplantıdaÖcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak seklinde yaptığıkonuşma nedeniyle hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davasıErzin Sulh Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Mahkeme,esas no yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
78-DTP ADIYAMAN iL YÖNETİCİSİNİN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
21.032007 tarihinde Adıyaman DTP yöneticisi Kemal Çalgan parti tarafından düzenlenenetkinlikte yaptıkları Öcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamakşeklinde konuşmalar nedeniyle haklarında TCY.nın 215. maddesi gereğincecezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası Adıyaman Sulh Ceza Mahkemesinin2007/332 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
79-DTP VAN iL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNE ELEMAN GÖNDERİRKEN YAKALANMASI:
15.12.2006tarihinde DTP Van il yöneticisi olan Hadice Adıbelli'nin ihbar üzerineyakalanması sonrası yapılan incelemede cep telefonunda çok sayıda terörörgütünü övücü mesaj yer aldığı ayrıca terör örgütüne katılmak üzere Gebze'denVan'a gelen Adem Tunç'u parti binasında karşılayıp, ilgilendiği, kalacağı evegötürdüğü, kısaca kırsala sevk etmek üzere iken yakalandığı anlaşılmıştır.Hakkında TCY.nın 314/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terörörgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davası halen devam etmektedir.
SAVUNMA:
Mahkeme,esas no yazılı değildir. Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
80-DTP YÜKSEKOVA iLÇE YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
16.02.2007tarihinde DTP Yüksekova ilçe yöneticisi Bedirhan Aklan yasa dışı sloganlarınatıldığı bir basın toplantısı düzenleyerek, Öcalan'ın ülkeye getirilisiniuluslararası bir komplo olarak tanımlamıştır. Konuşması ile terör örgütü lehinepropaganda yaptığının anlaşılması nedeniyle hakkında 3713 SY.nın 7. maddesigereğince cezalandırılması istemiyle terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/251 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
81-TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAN KURULUSU ÜYESİ OLAN DTP iL YÖNETİCİSİNİN EVİNDE ÖRGÜTSELDOKÜMAN BULUNMASI:
14.03.2007tarihinde bir ihbar üzerine yapılan soruşturma sonucu PKK.nın yan örgütlerindenÖzgür Yurttas Hareketi üyesi olduğunu beyan eden, DTP Tunceli il yönetim kuruluüyesi Cemal Kuhak'ın evinde yapılan aramada örgütsel doküman bulunmasınedeniyle TCY.nın 314/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle terörörgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davası Malatya 3. Ağır CezaMahkemesinin 2007/66 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
82-DTP IGDIR iL TEŞKİLATI ÜYESİNİN PKK ELEMANINDAN TALİMAT ALIP, TERÖR ÖRGÜTÜLEHİNE YAZILAMA YAPMASI:
20.03.2007tarihinde DTP Iğdır il teşkilatı üyesi olan Ayhan Ayaz'ın telefonla çok defaAzat (K) isimli PKK terör örgütü mensubu ile konuştuğu, ondan talimat ve paraaldığı, molotof kokteyli yapmayı öğrenip, PKK lehine yazılamalara katıldığıanlaşıldığından 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası Erzurum 2. Ağırceza Mahkemesinin 2007/150 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
83-DTP HALFETİ İLÇESİ YUKARIGÖKLÜ BELDE BİNASININ TERÖR ÖRGÜTÜ KAMPINA ÇEVRİLMESİ:
17.05.2007tarihinde Halfeti ilçesi Yukarıgöklü Beldesi DTP teşkilatında Operasyonlardurdurulsun, tecrit kaldırılsın afisleri altında açlık grevine gidildiği, partibinasında izinli olarak yapılan arama sonucu bol miktarda örgütü övücü yasakyayın ele geçirildiği, eylemin. DTP ilçe yöneticileri Salih Yalçınkaya, SeyitAhmet Öcalan, Müslüm Kılıç, Saban Yılmaz ve Mehmet Ali Öcalan'ın idaresindegerçekleştiğinin anlaşılması karsısında, ilgililer hakkında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
84-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇILAMASI:
25.03.2007tarihinde DTP organizasyonunda Ankara'da gerçeklesen gösteride konuşan DTPgenel başkan yardımcısı Orhan Miroglu, terör örgütü ve amacı ile elebaşıAbdullah Öcalan'ı övücü beyanları nedeniyle 3713 SY.nın 7. maddesi gereğinceterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davası Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/160 esas sırasındakayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
85-DTP KURUCU ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
05.07.2007tarihinde öldürülen PKK elemanının idil ilçesi Yarbası köyünde açılan taziyeçadırına giden DTP kurucu üyesi Selim Sadak'ın ' gençlerin aç ve cahil olduklarındandağa çıktıklarını söylerlerdi ancak bu böyle değildir. Rojda (Öldürülen PKK'lı)Avrupa'da eğitimini almış ve açlık sorunu olmadığı halde Avrupa'dankatılmıştır. Rojda'nın sadece özgürlük sorunu vardı, bir nefes özgürlük içindağlara çıktı' seklindeki terör örgütünü ve amacını övücü sözleri nedeniylebaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
86-GEÇMİŞTE TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINA YURT DIŞINA ÇIKABİLMELERİ İÇİN SAHTE KİMLİKBELGESİ DÜZENLEYEN ARİF YAYLA'NIN DTP SEHİTKAMİL İLÇE YÖNETİM KURULU ÜYESİOLMASI:
07.02.2004tarihinde terör örgütü mensuplarına yurt dışına çıkabilmeleri için sahte kimlikbelgesi düzenlemek eylemi nedeniyle yargılanıp, 765 sayılı TCY.nın 169. maddesigereğince mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay'ca onanması suretiylekesinlesen Arif Yayla'nın DTP Gaziantep ili Şehitkamil ilçesi ilçe yönetimkurulu üyesi olarak görev yaptığı anlaşılmıştır. DTP.nin kurulusundan önce sözkonusu eylemi ile kişilik yapısı ortaya çıkan Arif Yayla'nın DTP kadrolarıiçerisinde yönetici sıfatını alabilmesi DTP.nin PKK terör örgütü ile olanorganik bağıyla ilgili olduğunu göstermektedir.
SAVUNMA:
SUÇtarihi PARTİ kuruluşundan öncedir. İktidar Partisi dahil Halen birçok partidehüküm giymiş birçok kişi yeralmaktadır. Bu anlayışla Başsavcılığın tüm partileriçin kapatma davası açması gerekirdi.
87-DTP MİLLETVEKİLİ SABAHAT TUNCEL'İN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KONGRESİNE DELEGE OLARAKKATILMASI:
İstanbulilinde karıştığı bir cinayet olayı nedeniyle sorgulanan İbrahim Çakmaz isimlisahsın beyanlarında bir ara PKK örgüt kamplarına katıldığını ancak daha sonraİstanbul'a döndüğünü, bu arada DTP faaliyetleri içinde gördüğü kişilerdenbazılarının da örgüt kamplarına katıldığını bunlardan teşhis ettiği kişi olarakDTP merkez yürütme kurulu üyesi Sabahat Tuncel'i göstermiş ve kendisininüzerinde örgüt elemanlarının giydiği kıyafet olduğu halde 2004 yılında yasa dışıörgütün kongresine delege olarak katıldığını beyan etmiştir. Bu şekilde örgütkamplarında terörist kıyafetleri içinde dolasan Sabahat Tuncel hakkında TCY.nın314/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası tutukluolarak devam ederken, ilgili 22.07.2007 tarihinde yapılan milletvekiliseçimlerine DTP destekli bağımsız aday olarak katılmış ve seçim sonucumilletvekili olmuş, daha sonra da Demokratik Toplum Partisi'ne katılmıştır.Halen yargılanmasına İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/358 esas sayılıdosyası üzerinden devam edilen Sabahat Tuncel'in yasa dışı terör örgütüdelegeliğinin yanı sıra DTP Milletvekili ünvanını da taşıması davalı partininterör örgütü ile ne kadar içlidışlı olduğunu kanıtlamaktadır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
88-TERÖR ÖRGÜTÜ LEHİNE GÖSTERİYE DÖNÜSEN MİTİNG SIRASINDA DTP MİLLETVEKİLİ VEGENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUGLUK'UN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde Van ilinde DTP tarafından düzenlenen miting sırasında teröristbasıÖcalan'ın posterleri sergilenmiş, PKK üyelerinin resimlerinin bulunduğupankartlar açılmış, PKK'yı simgeleyen bayraklar ortada dolaştırılmıştır. Buortamda konuşma yapan DTP genel Başkan yardımcısı Aysel Tugluk, 'sayın Öcalansıradan biri değildir. Kürt sorunu konusunda savunduğu fikirler geniş kesimlertarafından kabul görmektedir' ve benzeri sözlerle terör örgütünün ve elebaşınınpropagandasını yapması nedeniyle hakkında 3713 SY.nın 7. maddesi gereğinceterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davası Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/273 esas sırasında devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
89-DTP HATAY iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Hatay il başkanı olan Halis Yurtsever düzenlenen toplantıdaÖcalan'a saygıyla yaklaşıp, söz ve eylemlerini onaylamak seklinde yaptığıkonuşma nedeniyle hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davasıDörtyol Sulh Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
90-DTP GAZİANTEP iL BAŞKANININ ÖLDÜRÜLEN TERÖRİSTİN CENAZESİNDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASINI YAPMASI:
04.09.2007tarihinde öldürülen terör örgütü elemanının Nizip ilçesinde yapılan cenazesinekatılan DTP Gaziantep il başkanı Mustafa Tuç'un burada yaptığı konuşmadaöldürülen teröristleri Kürdistan şehidi diye tanımladığı, bu ve diğer ifadeleriile terör örgütünün propagandasını yaptığı anlaşılması nedeniyle hakkındabaşlatılan soruşturmaya Adana Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. md. ileyetkili) 2007/522 sayılı evrakı üzerinden devam edilmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmasürmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekenbir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamındaulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
91-DTP DİYARBAKIR iL BAŞKANININ ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
24.012006 tarihinde Diyarbakır DTP il başkanı olan Ahmet Cengiz terör örgütü veÖcalan'ı övücü mahiyette yaptıkları basın açıklaması nedeniyle hakkında suç vesuçluyu övme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, yapılanyargılaması sonucu Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 gün ve2006/431-296 sayılı kararı ile TCY.nın 215 maddesi gereğince mahkumiyetinekarar verilmiştir.
SAVUNMA:
DTPDiyarbakır il başkanı Ahmet Cengiz hakkında suç ve suçluyu övmekten açılan davasonucu 1 ay ceza verilmiş ceza 1000 ytl para cezasına çevrilmiştir. Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
92-DTP MİLLETVEKİLİ SELAHATTİN DEMİRTAŞ'IN ROJ TV'DE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASINI YAPMASI:
05.07.2005tarihinde daha sonra DTP milletvekili olan Selahattin Demirtaş, ROJ TV isimlitelevizyon kanalına canlı telefon bağlantısı yolu ile katılarak, Öcalan'ınsaygıdeğer bir insan ve Kürtlerin önderi olduğunu belirterek övdüğü, '..hükümet ve ordu buna karsı duyarlı davranırsa, bu taleplere duyarlı davranılırsaartık bayraklara sarılı yada kesk-zor-zerlere (yeşil, sarı ve kırmızılara)sarılı cenazeler gencecik evlere gitmeyecek diye düşünüyorum' diyerek PKK terörörgütünü mensuplarının cenazelerine sahip çıktığı ve destek vermek suretiyleörgütün propagandasını yaptığı anlaşıldığından yargılandığı Diyarbakır 5. AğırCeza Mahkemesinin 14.11.2006 gün ve 2005/258-2006/175 sayılı kararı ile TCY.nın220/8. maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
93-DTP SİLOPİ iLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ VE ELEBAŞINI ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
21.03.2006tarihinde Silopi ilçesinde yapılan gösteride konuşan DTP ilçe başkanı Hacı Üzenve parti üyesi Kemal Aktas haklarında terör örgütü ve amacını ile elebaşıAbdullah Öcalan'ı övücü beyanları nedeniyle terör örgütünün propagandasınıyaptıkları gerekçesiyle 3713 SY.nın 7. maddesi gereğince cezalandırılmasıistemiyle açılan kamu davası Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/204 esassayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
94-DTP ARDAHAN iL BAŞKANI ÖMER YILMAZ'IN BASIN AÇIKLAMASI:
01.09.2006tarihinde DTP Ardahan il başkanı olan Ömer Yılmaz yaptığı basın açıklamasındaterör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için sayın sıfatını kullanması ve konuşmaiçeriğinde kendisinden bahisle yaptığı islerin önemli olduğunu ve barışınsağlanmasında önemli bir rol oynadığını beyan etmesi, bu şekilde ilgili sahsıövüp, yücelttiğinin sabit olması karsısında suç ve suçluyu övme suçu nedeniylebaşlatılan soruşturma Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devametmektedir.
SAVUNMA:
DTPArdahan il başkanı Ömer Yılmaz hk suç ve suçluyu övmekten açılan dava sonucunda25 gün hapis cezası verilmiş olup, ceza 500 ytl para cezasına çevrilmiştir.DavaYargıtay aşamasındadır.
Örgütlenmeve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
95-DTP GAZİOSMANPAŞA ARNAVUTKÖY BELDE TEŞKİLATINDA YAPILAN İZİNLİ ARAMA:
11.09.2006tarihinde DTP Arnavutköy Belde teşkilat binasında izinli olarak yapılan aramasırasında teröristbası Öcalan'ın resimlerinin duvardaki panolarda bulunduğu,yine öldürülen teröristlerin resimlerinin yanında 'şehitlerimize sahip çıkalım'ibarelerinin yer aldığı, Türkiye'nin bir bölümünün sınırları içerisindeKürdistan olarak gösterilen haritanın asılı olduğu ve çok sayıda terör örgütüile ilgili yasak yayın bulunduğu tesbit edilmiştir. Dolayısıyla partibinasından ziyade terör örgütü PKK kampı izlenimi uyandıran bulgular eldeedilmesi üzerine teşkilat görevlileri olan Mehmet Cevat ince, Memet Akkus,Ahmet Coskun, Enver Özbil, Bedrettin Metin ve Sedat Çaycı haklarında yasadışısilahlı örgüte üye olma suçundan dolayı açılan kamu davası İstanbul 9. AğırCeza Mahkemesinin 2006/226 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
96-DTP KARS iL BAŞKANININ BASBAKAN'A KÜRTÇE MEKTUP GÖNDERMESİ:
06.01.2007tarihinde DTP Kars il başkanı Mahmut Alınak yaptığı basın açıklamasındaBaşbakan Recep Tayip Erdogan'a hitaben taleplerini anlatan tamamı Kürtçe birmektup (dilekçe) gönderdiğini beyanla metni okumuştur. 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasasının 81. maddesinde ' Siyasi parti veya temsilcilerinin TürkiyeCumhuriyeti üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri hüküm altınaalınmıştır. İlgilinin söz konusu eyleminin tahrik edici, bölücü nitelikteolduğu, toplumu germe ve vatandaşları birbirlerine karsı kışkırtma amaçlıyapıldığı, bunun da terör örgütünün amaçları ile örtüştüğü kuşkuya yervermeyecek şekilde ortadadır. Siyasi partiler yasasına aykırı davranma suçunedeniyle Mahmut Alınak hakkında açılan kamu davası Kars 1. Asliye CezaMahkemesinin 2007/163 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
97-DTP YÖNETİCİLERİNİN TERÖRİST CENAZESİNE PROPAGANDA AMAÇLI KATILMALARI:
19.07.2006tarihinde öldürülen terör örgütü mensubunun PKK gösterisine dönüştürülencenazesine katılan DTP Hakkari il başkanı Sebahattin Suvagcı, il yöneticileriAlaattin Ege, Mikail Atan, Selim Engin ve DTP'li Hakkari BELEDİYE BAŞKANI MetinTekçe'nin terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde, suç ve suçluyu övme, örgütedesteğini açıklama amacıyla cenaze töreninde bulundukları anlaşılmaklahaklarında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davası halen Van 4. AğırCeza Mahkemesinin 2006/231 esas sırasında kayıtlı dosya üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
DAVAB E R A A T İLE SONUÇLANMIŞTIR.
98-DTP VARTO iLÇE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNE DESTEK AÇIKLAMASI:
18.07.2006tarihinde DTP Varto ilçe başkanı olan Ali Sever'in terör örgütünün sözcülüğünüyapmakta olan ROJ TV isimli televizyon kanalına telefonla canlı bağlantıyaparak,ilçe merkezinde güvenliği sağlama amaçlı bulunan kolluk kuvvetleriniistemediklerini beyan ederek terör örgütünün propagandasını yapma suçunedeniyle hakkında açılan kamu davası halen Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin2007/19 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
DAVAB E R A A T İLE SONUÇLANMIŞTIR.
99-DTP HAKKARİ iL BAŞKANI VE DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜ TALİMATI iLESEMPOZYUM DÜZENLEMELERİ:
Terörörgütünün internet siteleri vasıtasıyla ana dilde eğitim, Kürtçe eğitimtaleplerinin artırılması yolundaki talimatı üzerine DTP Hakkari il başkanıAlaattin Ege ve DTP'li BELEDİYE BAŞKANI Metin Tekçe tarafından 14.08.2006tarihinde Hakkari ilinde 'Kürt Dili Eğitim Hareketi' isimli sempozyumungerçekleştirildiği, bu şekilde ilgililerin terör örgütüne yardım suçunuisledikleri anlaşıldığından haklarında açılan kamu davası halen Van 4. AğırCeza Mahkemesinin 2007/29 esasına kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
DAVAB E R A A T İLE SONUÇLANMIŞTIR.
100-DTP ANKARA iL BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLEYİCİ BASIN AÇIKLAMASI:
02.12.2006tarihinde DTP Ankara il örgütü tarafından gerçekleştirilen ve atılansloganlarla terör örgütünü destekler nitelikte gerçekleştirilen basınaçıklaması nedeniyle DTP Ankara il başkanı Salih Karaaslan ve arkadaşlarıhakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davasıhalen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/49 esas sayılı dosyası üzerindendevam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
101-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUGLUK VE DİYARBAKIR İL BAŞKANI HİLMİAYDOGDU'NUN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMALARI:
03.09.2006tarihinde DTP genel başkan yardımcısı Aysel Tugluk ve Diyarbakır il başkanıHilmi Aydoğdu parti tarafından düzenlenen mitingte terör örgütü ve Öcalan'ıövücü mahiyette yaptıkları konuşmalar nedeniyle haklarında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası Diyarbakır 4. Ağır CezaMahkemesinin 2006/368 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
102-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL TUGLUK VE DTP'Lİ SİİRT iL BAŞKANI MURATAVCI'NIN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMALARI:
16.05.2006tarihinde DTP Batman il kongresine katılan Aysel Tugluk ve Murat Avcı buradayaptıkları konuşmalarda Öcalan'ın siyasi irade olarak muhatap kabul edilmesigerektiğini, PKK'yı terörist ilan etmelerinin sorunun çözümüne katkıdabulunmayacağını, terörist olarak nitelendirilen insanların kimilerine görekahraman olduğunu, Öcalan'ı terörist ilan etmeleri halinde halkın karsısınaçıkamayacaklarını ifade etmeleri nedeniyle oluşan terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasıhalen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/369 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
103-DTP MALATYA İL YÖNETİCİ VE ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI NİTELİĞİNDEKİ EYLEMLERİ:
15.02.2006ile 31.03.2006 tarihleri arasında DTP Malatya il yöneticisi ve parti üyesi olanOnur Geldi, Sebahattin Isıklı, Mahmut Kayar, Pınar Uzun, Emral Dagdelen, NimetÖzalp, Zeynep Dogan, Mahmut Güngör, Behçet Tunç, Hüseyin Yılmaz, Resul Atay,Kemal Çağlan, Nuray Kılınç, Mehmet Ali Yaman, Gülhanım Doğan, Yusuf Tokdemir veErdogan Karaca tarafından gerçekleştirilen yasa dışı gösterilerde sloganattıkları, öldürülen terörist cenazelerinde olay çıkardıkları, Öcalan içinparti, binasında açlık grevi organize ettikleri anlaşıldığından haklarındaterör örgütünün propagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası halen Malatya3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/14 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
104-DTP ŞIRNAK İL ÖRGÜTÜNÜN ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASININ YAPILMASI:
02.12.2006tarihinde Şırnak ilinde düzenlenen yasa dışı gösteriye katılan DTP İl başkanıİzzet Belge ve yönetici Abdullah İsnaç'ın terör örgütünü övücü niteliktekonuşmaları ve yasa dışı slogan atmaları nedeniyle oluşan terör örgütününpropagandasını yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davası halen Diyarbakır 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/81 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
105-DTP BAĞCILAR İLÇE BİNASINDA YAPILAN izinli ARAMA:
05.11.2006tarihinde bir ihbar üzerine DTP Bağcılar ilçe binasında gerçekleştirilenaramada teröristbası Öcalan ve terör örgütü elemanlarının resimlerinin asılıolduğu, çok sayıda yasak yayın bulunduğu, terör suçlarından aranılan şahıslarınyakalandığı, dolayısıyla parti binasının terör örgütü PKK kampı görevini yerinegetirdiği görülmüş, DTP yöneticileri Lütfi Dağ, Mikail Varhan, Hüseyin Şahin,Cihan Gündüz ve Mehmet Sait Şaşmaz haklarında terör örgütü üyesi olmak suçundanaçılan kamu davası halen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/391 esassırasında kayıtlı dosya üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
106-DTP KADIN MECLİSİ TEMSİLCİLERİNİN YAPTIKLARI BASIN AÇIKLAMASINDA TERÖR ÖRGÜTÜVE ELEBAŞINI ÖVME EYLEMLERİ:
24.11.2006tarihinde DTP üyeleri Sara Aktas, Sebahat Tuncel (DTP Milletvekili), YıldızAktas, Selma Söker, Zahide Besi, Selma Irmak, Aynur Coskun, Sibel Öz, ZeynepKaraman, Pelgüzar Kaygısız, Çimen Isık, Türkan Yüksel ve Ayfer Ekin tarafındanAnkara'da yapılan basın açıklamasında yer alan ibareler itibariyle oluşan terörörgütü ve elebaşının propagandasını yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davasıhalen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/85 esas sayılı dosyası üzerindendevam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
107-BUCA DTP GENÇLİK MECLİSİ ADINA TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ BASIN AÇIKLAMASI:
27.05.2007tarihinde DTP Buca ilçe teşkilatı önünde Yusuf Koçaklı tarafından okunan ' DTPBuca Gençlik Meclisi' imzalı basın bildirisinde terör örgütü PKK ve onunelebaşı Öcalan'ı övücü nitelikteki ifadeler nedeniyle örgüt propagandasıyapmak, suç ve suçluyu övmek suçlarından açılan kamu davası halen İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/309 esas sırasında kayıtlı kamu davası üzerindendevam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
108-DTP AĞRI iL ÖRGÜTÜNÜN ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİDE TERÖR ÖRGÜTÜNÜNPROPAGANDASININ YAPILMASI:
21.03.2007tarihinde DTP Ağrı il teşkilatı tarafından organize edilen izinli gösterisırasında yapılan konuşmaların içeriği, atılan yasa dışı sloganlarla gösteriyine terör örgütünü övme niteliğini kazanmıştır. Olay nedeniyle DTPyöneticileri Murat Öztürk, Hazal Aras ve Murat Das haklarında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan açılan kamu davası halen Erzurum 2. Ağır CezaMahkemesinin 2007/156 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
109-DTP MYK ÜYESİ MEDENİ KIRCI'NIN ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPMASI:
21.03.2007tarihinde DTP MYK üyesi Medeni Kırıcı Bingöl ilinde yaptığı konuşmada terörörgütü ve elebaşını övücü beyanlarda bulunması nedeniyle hakkında açılansoruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
İddianamedeadı geçen Medeni Kırıcı ile Büro Görmez hakkında 12.12.2007 tarihinde Kocaeli3.asliye Ceza mahkemesinin verdiği beraat kararı önsavunma ekinde sunulmuştur.
110-DTP İSKENDERUN iLÇE BAŞKANININ VE YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜKONUŞMALARI:
21.03.2007tarihinde İskenderun ilçesinde düzenlenen gösteride konuşan DTP ilçe başkanıMehmet Salih Koca ve ilçe yöneticisi Mahmut Aydıncı'nın bölücü örgütü övücübeyanlarda bulunduklarının anlaşılması nedeniyle haklarında suç ve suçluyuövmek suçlarından açılan kamu davası halen İskenderun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin2007/438 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
111-DTP SULTANBEYLİ İLÇE TEŞKİLATININ ORGANİZE ETTİĞİ İZİNSİZ GÖSTERİ VE iLÇEBİNASINDA YAPILAN ARAMA:
11.03.2007tarihinde izinsiz olarak organize edilen terör örgütü ve elebaşı lehine yapılangösteri sırasında molotof kokteyli atma gibi şiddet eylemlerigerçekleştirilmiştir. Görüntü kayıtlarının incelenmesinde topluluğu DTPyöneticilerinin yönlendirdiğinin belirlenmesi karsısında DTP Sultanbeyli ilçeteşkilatında yapılan izinli aramada '9 Ekim senaryosunu nefretle kınıyoruz-Kürtsorununda çözüm gücü Öcalan'dır, derhal diyalog kurulsun' seklinde ifade içerenpankart, yasa dışı yayınlar ele geçirilmiştir. Olayla ilgili olarak DTPSultanbeyli ilçe başkanı Ahmet Narım'ın da aralarında bulunduğu kişilerhakkında başlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
112-DTP KARAYAZI TEŞKİLATINCA GERÇEKLEŞTİRİLEN AÇIK HAVA TOPLANTISININ ÖRGÜTÜ ÖVMEMİTİNGİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
22.03.2007tarihinde Karayazı ilçesinde gerçekleştirilen izinli gösteri terör örgütümitingine dönüştürülmüş, konuşmacı olan DTP Karayazı ilçe başkanı Fuat Arslan,Karaçoban ilçe başkanı Mehmet Tilki, Erzurum il başkanı Bedri Fırat ve PartiMeclisi üyesi Cemal Cosgun yaptıkları konuşmalarda 'Önderliğimiz gün be günsistematik bir biçimde zehirlenmektedir' gibi ve benzeri ibarelerle terörörgütünü ve elebaşını övücü beyanlarda bulunmaları nedeniyle olayla ilgilibaşlatılan soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
113-DTP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ LEYLA ZANA'NIN BÖLÜCÜ NİTELİKTEKİ KONUŞMASI:
DTPPM üyesi eski DEP milletvekili Leyla Zana 19.07.2007 günü Bingöl ilinde DTPdestekli bağımsız milletvekili adayı Mehmet Nuri Özmen'in seçim mitingindeyaptığı 'Bana Diyarbakır'lı diyorlar, ben Diyarbakır'lı değil, Kürdistanlıyım.Buralara Doğu, Güneydoğu diyorlar. Buralar Doğu, Güneydoğu değil Kürdistandır.Bizlere bölücü diyorlar, aslında bu topraklar bizim' ifadeleriyle yaptığıkonuşmanın bölücü terör örgütünün amaçları doğrultusunda yapıldığına kuşkubulunmamaktadır. İlgilinin daha önce de benzer eylemleri nedeniylemahkumiyetleri bulunduğu, terör örgütüne yakınlığı hatırlandığında toplumu birbirinekarsı kışkırtma görevini üstlendiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Olayla ilgilisoruşturma halen devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
114-DTP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ LEYLA ZANA'NIN DİYARBAKIR'DA YAPTIĞI BÖLÜCÜ VE TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ NİTELİKTEKİ KONUŞMASI:
18.07.2007tarihinde Diyarbakır ilinde düzenlenen DTP destekli bağımsız milletvekiliadayların seçim mitinginde konuşan DTP PM üyesi eski DEP milletvekili LeylaZana çok açık biçimde terör örgütü PKK ve elebaşı Öcalan'ı övmüş, lehlerineslogan atılmasını sağlamıştır. Önderimiz İmralı'da sözlerini sarfeden LeylaZana hakkında açılan soruşturma halen devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
115-DTP MİLLETVEKİLİ AYSEL TUĞLUK'UN TERÖRİSTBAŞINI ÖVMESİ:
DTPgenel başkan yardımcısı ve Milletvekili olan Aysel Tuğluk'un 17.07.2007tarihinde yaptığı basın açıklamasında 'Öcalan için sayın ifadesini kullanmayadevam edeceğiz', 'PKK ve Öcalan Kürt sorunundan bağımsız düşünülemez'seklindeki sözleri nedeniyle suç ve suçluyu övme ve terör örgütününpropagandasını yapmak suçlarından açılan soruşturma halen Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığı nezdinde devam etmekte olup, ilgilinin milletvekili olmasınedeniyle yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebinin sonucubeklenmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
116-DTP ÜYELERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ VE ELEBAŞINI ÖVME EYLEMLERİ:
DTPüyesi olduklarını beyan eden Hediye Tekin ve Nazime Ceren Salmanoglu 08.03.2007tarihinde yaptıkları konuşmalarda açıkça terör örgütü ve elebaşı Öcalan'ı övücübeyanlarda bulunmaları sebebiyle haklarında suç ve suçluyu övme ve terörörgütünün propagandasını yapmak suçlarından açılan kamu davası halen İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/311 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
117-DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ SÖZDE KÜRDİSTAN SEKLİNDE HAVUZ YAPTIRMASI:
23.02.2007ve öncesi tarihlerde yapımı devam eden Diyarbakır Kayapınar Belediyesine aithavuzun sekli projesinde elips seklinde tasarlandığı halde daha sonra DTP'liBELEDİYE BAŞKANI Zülküf Karatekin ve elemanları tarafından sekil değiştirilip,bir kağıda kursun kalemle çizilmek suretiyle müteahhitten yapımı istenildiği,çizilen seklin terör örgütü PKK tarafından sözde büyük kürdistan olaraktanımlanan sınırlarla birebir uyumlu olduğunun anlaşılması karsısında ilgililerhakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan açılan kamu davası halenDiyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/277 esas sırasında kayıtlı kamudavası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
DavaBERAATLA sonuçlanmıştır.
118-DTP MİLLETVEKİLİ SEBAHAT TUNCEL'İN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
08.09.2007tarihinde Batman ilinde BELEDİYE tarafından düzenlenen festivalde konuşan DTPMilletvekili Sebahat Tuncel ' Bize denildi ki; çocuklarınızı terörist ilanedin, sizi farklılıklarınızla kabul edeceğiz, hiçbir Kürt halkı, hiçbir Kürtferdi bunu kabul etmez' seklinde sözlerle terör örgütü PKK'yı açıkça övmüştür.İlgilinin PKK terör örgütü üyesi olma suçundan yargılamasının devam ettiğidikkate alındığında sarfettiği bu sözlerin aslında kendisi açısındanyadırganacak sözler olmadığı anlaşılacaktır. Ancak yadırganması gereken;şiddeti öngörmeden, hukuk platformunda demokratik mücadele yapması öngörülensiyasi parti bünyesinde terör örgütü üyeliğinden yargılanan ve halen de terörörgütünü savunan ve hatta bunu kendisine görev edindiği anlaşılan kişilerinbulunmasıdır. Ulusal ve uluslararası düzenlemelerde siyasi partilerin çalışmailkelerini belirleyen kurallar ve evrensel demokrasi ilkeleri açısından üzüntüverici bu durum, Demokratik Toplum Partisi'nin siyasi parti olarakçalışmalarının temelinde terör örgütünün dolayısıyla şiddetin yer aldığınınaçıkça kanıtıdır. Sebahat Tuncel hakkındaki soruşturma halen devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmadevam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
119-DTP MİLLETVEKİLİ VE ESKİ GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLGİLİAÇIKLAMASI:
22Temmuz 2007 seçimlerine DTP destekli bağımsız aday olarak giren ve milletvekiliseçilen partinin eski Genel Başkanı ve DTP milletvekili Ahmet Türk, 04.08.2007tarihinde TBMM'de yeminler yapılırken Meclis bahçesinde NTV isimli televizyonkanalına verdiği röportaj sırasında 'Bize PKK'yı kınayın diyorlar. Kınarsaketkimiz kalmaz' seklinde beyanda bulunmuştur. Yukarıda belirtilen olaylarda dagörülebileceği gibi DTP yönetici ve üyelerinin hemen hemen tamamında görülenterör örgütüne yaklaşım aynıdır. Tüm dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği,ülkemizde otuzbini askın insanımızın hayatına mal olan PKK'yı sadece ve sadecekınayamamakkınarsa etkilerinin kalmayacağını beyan etmek dahi DTP'nin sözkonusu örgütten izinsiz hiçbir eylemde bulunamayacağının, kendilerinin varlıksebebi olarak örgütü gördüklerinin kanıtıdır. Söz konusu televizyon programındasarfedilen sözlerle ilgili Ahmet Türk hakkında başlatılan soruşturma halendevam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
120-DTP VAN iL YÖNETİCİSİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI YAPMASI:
16.04.2007tarihinde DTP Van il yöneticisi Mehmet Veysi Dilekçi yaptığı basınaçıklamasında 'PKK bu ülkenin gerçeğidir. Bunu kabul etmek zorundayız. BizimPKK ile organik değil duygusal bağımız var''PKK'nın militanları da bu ülkeninevlatlarıdır. Devlette bunun için çözüm geliştirmek zorundadır''.Öte yandanhükümetin PKK'nın yaptığı ateşkese ve barış çağrısına cevap vermesiniistiyoruz' seklindeki sözleri nedeniyle terör örgütünü övme suçundan açılankamu davası halen Van Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
121-DTP ŞIRNAK İL ÖRGÜTÜ TARAFINDAN DÜZENLENEN AÇIK HAVA TOPLANTISININ TERÖRÖRGÜTÜNÜ ÖVEN MİTİNG HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ:
21.03.2007tarihinde DTP Şırnak il örgütü tarafından gerçekleştirilen toplantıda yapılankonuşmalarda DTP il başkanı izzet Belge 'doktorlardan bir açıklama gelmeden,bizim liderimizi sapasağlam görmeden bu gerginlikler devam edecek. Ama Türkiyebunu yapmıyor, Apo zehirlenmedi öyle bir şey yok, sapasağlamdır ama biz bunainanmıyoruz. Biz Türkiye'ye sesleniyoruz sağlam bir doktor heyetini İmralı'yagönderin onlardan açıklama duyalım biz de rahatlıyalım. iste biz o zaman sakinolabiliriz.', DTP kurucu üyelerinden Selma Söker'de konuşmasında Öcalan'aövgüler düzdükten sonra ' sayın Öcalan son görüşmesinde botan halkınaselamlarını iletmiştir. Biz de buradan kendisine özgürlük çığlığımızıulaştıralım' seklinde beyanlarda bulunmuş, gösteri sırasında terör örgütü PKKve elebaşı Öcalan lehine yoğun biçimde sloganlar atılmış, sözde bayraklaralanda dolaştırılmıştır. Söz konusu olayla ilgili soruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
122-DTP TUNCELİ iL BAŞKANININ TERÖRİST BASI ÖCALAN'I ÖVMESİ:
18.03.2006tarihinde DTP Tunceli il örgütünün düzenlediği, atılan sloganlarla örgütmitingine çevrilen açık hava toplantısında partinin il başkanı olan ÖzgürSöylemez yaptığı konuşmada 'sayın Öcalan'a uygulanan ağır tecrit politikalarınıdoğru bulmuyoruz' seklinde sözlerle suç ve suçluyu övme suçunu islediğianlaşıldığından hakkında açılan kamu davasının Tunceli Sulh Ceza Mahkemesinin2006/103 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılaması sonucu TCY.nın 215.maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
DTPTunceli il başkanı Özgür Söylemez hakkında suç ve suçluyu övmekten açılan dava25 gün hapis cezasıyla sonuçlanmış olup, ceza 500-YTL para cezasınaçevrilmiştir Karar kesinleşmemiştir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
123-DTP MYK ÜYESİ MEHMET ZEKİ DOGRUL'UN ÖCALAN'I ÖVÜCÜ BEYANI:
05.05.2007tarihine DTP Bingöl il teşkilatının olağan kongresinde konuşan partinin MYKüyesi Mehmet Zeki Doğrul'un 'sayın Öcalan' diye başlayan ve örgüt lideriniövücü sözlerin yer aldığı konuşmasında suç ve suçluyu övme suçunu islediğianlaşıldığından TCY.nın 215. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyleaçılan kamu davasın halen Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
124-DTP SİLOPİ iLÇE TEŞKİLATININ DÜZENLEDİĞİ YASA DIŞI GÖSTERİ:
24.04.2007tarihinde DTP Silopi ilçe başkanı ve yöneticileri olan Haci Üzen, SabriyeBurumtekin ve Fatma Gündüz tarafından düzenlenen izinsiz gösteri sırasında'Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan', 'Öcalan'sız dünyayı basınıza yıkarız','biji serk Apo' gibi yasa dışı sloganların atıldığı, Fatma Gündüz tarafındanokunan Öcalan'ı övücü nitelikteki basın açıklaması ve gösterinin terör örgütügösterisine dönüştürüldüğünün anlaşılması karsısında ilgilileri hakkında 2911sayılı yasanın 28/1. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamudavası halen Silopi 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/666 esas sırasında kayıtlıdosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
125-DTP'NİN YASADIŞI EYLEMLERDE YAŞI KÜÇÜK KİŞİLERİ KULLANMASI:
19.03.2006tarihinde Antalya ili Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu'nda DTP tarafından izinliolarak düzenlenen açık hava gösterisi sırasında elde edilen görüntüler üzerindeve alanda kolluk kuvvetlerinin yaptıkları tesbitler sonucu terör örgütü PKK'yısimgeleyen sözde bayrakları taşıyan, üzerlerinde beyaz penye üzerine yazı ile 'Öcalan irademizdir' yazdırılmış ve özel olarak yaptırılmış tişörtleri giyen1990doğumlu Ayten Dursun, 1989 doğumlu Hüsna Adam ve 1989 doğumlu Hülya Kılıçyakalanmışlardır. Haklarında terör örgütünün propagandasını yapmak suçundanaçılan kamu davasında İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/348 esas sayılıdosyası üzerinden yapılan yargılamaları sonucu adı geçenlerin TCY.nın 314/2.maddesi delaletiyle 220/8. maddesi gereğince cezalandırılmalarına kararverilmiştir. Sanıklar söz konusu yargılamaları sırasında verdikleriifadelerinde üzerlerine giydikleri tişörtleri ve salladıkları örgütbayraklarını olaydan 3-4 gün önce evlerine gelen ve DTP'den geldiklerinisöyleyen kişilerin kendilerine verdiğini ve giymelerini istediklerini beyanetmişlerdir. Aynı olayda yargılanıp, işlediği fiilin hukuki anlam vesonuçlarını algılayamadığı yönünde uzman hekim kurulu raporu bulunmasınedeniyle atılı suçtan ceza tertibine yer olmadığına karar verilen 1992 doğumluDilan Tas'ta aynı şekilde beyanda bulunmuştur. Söz konusu yargılamadosyasındaki bilgilerden açıkça anlaşılabileceği gibi Demokratik Toplum Partisiterör örgütünü övme, yüceltme eylemlerinde çocukları dahi kullanmıştır. Yasadışı gösteride küçük çocukların kullanılmasının siyasi partinin amaçlarınaulaşmada kullanması gereken demokratik araçlardan birisi olamadığıtartışmasızdır.
SAVUNMA:
Başsavcılıkça'çocuk' olarak nitelenen kişiler,19 ve 18 yaşında, reşit kişilerdir. Kaldı ki,müvekkil partiyi 'çocukları kullanmakla 'suçlayan Başsavcı, aynı 'çocukların'yargılanıp ceza almasını olağan karşılamış gözükmektedir. Diğer yandan, anılankişilerin parti tarafından yönlendirildikleri kanıtlanmış olmadığı gibi kararda kesinleşmemiştir.
126-DTP ÜYELERİNİN YASADIŞI SLOGAN ATTIKLARI Şiddet İÇERİKLİ GÖSTERİ:
24.11.2006tarihinde Malatya DTP üyeleri Mehmet Emin Yanardağ ve Bayram Bozan'ın daiçlerinde bulunduğu bir grup tarafından gerçekleştirilen yasa dışı gösterideterör örgütü ve elebaşının sloganlarla propagandasının yapıldığınınbelirlenmesi karsısında haklarında terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan açılan kamu davası halen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/116esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
DAVAB E R A A T İLE SONUÇLANMIŞTIR. Bu davayla ilgili iddia dahi Başsavcı'nın DTPile ilgili kanaatinin tarafsız değil hasmane olduğunun iyi bir göstergesidir.Gerçekten de propaganda ile ilgili bir davanın üstelik Yargıtay Başsavcılığınagelmiş bir hukuk insanı tarafından ŞİDDET İÇERİKLİ olarak nitelenebilmesininhukuka, vicdana ve akla yakın bir açıklaması yoktur
127-EYLEM YAPMAK için İSTANBUL'A GELEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİNİN DTP iL BİNASINDAKARSILANIP, LOJİSTİK DESTEK SAGLANMASI:
16.09.2006tarihinde İstanbul ilinde yakalanan PKK terör örgütü üyesi Müslüm Karadağifadesinde PKK terör örgütüne katılısını, örgütün kırsal alanında eğitimgördüğünü detaylı olarak anlatmış, ifadesinde devamla 2006 yılında eylem içinİstanbul'a geldiğini, burada İstanbul DTP il binasında tanıştığı Lezgin isimlisahsın barınma konusunda kendisine yardımcı olduğunu, DTP il teşkilatındabulunan 'yurtsever' tabir edilen ailelere kendisini teslim ederek barınmakonusunda yardımcı olduğunu, bu kapsamda İstanbul'un muhtelif yerlerindeçeşitli şahıslara ait evlerde kaldığını, gündüzleri ise DTP il binasınagötürüldüğünü beyan etmiştir. Söz konusu olayla ilgili olarak Müslüm Karadağhakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan açılan kamu davası halen İstanbul12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006&250 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
SANIKPARTİ ÜYESİ DEĞİLDİR. DTP ile ilgili açıklamalarının doğruluğukanıtlanamamıştır. Kaldı ki, Karar kesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir.Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydırBaşsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstübelgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
128-KIZILTEPE İLÇESİNDE DTP TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN ŞİDDET EYLEMLERİ VE PARTİ İLBİNASINDA YAPILAN ARAMA SONUCU ELE GEÇEN SUÇ UNSURLARI:
02.04.2006tarihinde 14 teröristin öldürülmesini protesto amaçlı olarak DTP tarafındandüzenlenen basın açıklamasının şiddet eylemlerine dönüştüğü, parti binasındantas atılması ve bir polis memurunun tabancasının gasp edilip, güvenlikkuvvetlerinin üzerine ateş açılması üzerine merciinden izin alınarak girilenDTP Kızıltepe ilçe binasında yapılan aramada; 'BİZLER TÜRKİYELİYİZ AMA KÜRDÜZÖNDERİMİZ ABDULLAH ÖCALANDIR', 'KÜRT HALKINA UZANAN ELLER KIRILSIN', 'KÜRTHALKI ÖZGÜRLEŞİNCEYE KADAR DİRENECEK' gibi terör örgütü ve elebaşını övüp,sahiplenen hazır pankartların, bol miktarda asılı Öcalan ve terör örgütüelemanlarının resimlerinin bulunduğu tesbit edilmiştir. Olaylara fiilen katılanve yaptıkları açıklama ve hareketlerle olayları başlatan DTP Mardin ilyöneticileri Ferhan Türk, Cebrail Sayar, Osman Akkoyun, Ahmet Temel, SüleymanÖkmen ve Gülser Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu kişiler hakkında terörörgütüne üye olma suçundan açılan kamu davası halen Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2006/159 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
129-DTP MİLLETVEKİLİ AHMET TÜRK'ÜN TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'YA TESEKKÜR ETMESİ:
DTPGenel Başkanı Ahmet Türk'ün 06.11.2006 tarihinde Manisa'da yaptığı konuşmasırasında PKK'ya gerçekleştirdiği sözde ateşkesle ilgili teşekkür ettiğiiddiası ile ilgili olarak kendisine soru yönelten Batman Çağdaş Gazetesimuhabirlerine olayı doğrulayan beyanda bulunduğu iddiası ile hakkında açılansoruşturma Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Teşekkürnedeni ateşkesle ilgili olup, Soruşturma halen devam etmektedir. Örgütlenme veifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
130-DTP MİLLETVEKİLLERİ AYSEL TUGLUK VE AYLA AKAT ATA'NIN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİSUÇUNDAN YARGILANMALARI:
Terörörgütü PKK'nın kurucusu ve elebaşı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalanıp,ülkemize getirilmesinden sonra gerçeklesen yargılama süreci sonrasında mahkumolduğu cezası İmralı Cezaevinde infaz edilmektedir. Yasalar gereğinceavukatlarıyla görüşme olanağı tanınan teröristbaşının avukatları yasalhaklarını kötüye kullanarak teröristbaşının terör örgütünü ve kurdurduğu siyasipartileri (geçmişte DEHAP, simdi ise DTP) yönetmesine olanak sağlayantalimatlarını her görüşme sonrası 'GÖRÜŞME NOTLARI' adı altında terör örgütüneyakınlığı ile bilinen internet sitelerinde yayınlanmasını sağlamışlardır. Buaçıdan bakıldığında elebaşına yakınlıklarından ve sadakatlerinden kuşkuduyulmayacak avukatlarından bazılarının DTP destekli bağımsız aday olarakmilletvekili seçimlerine katılmaları ve hatta milletvekili seçilmeleribeklenen sonuç olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim teröristbaşının bu süreçteavukatlığını yapan Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata 22 Temmuz 2007 tarihindeyapılan seçimler sonucu milletvekili seçilmişler ve derhal Öcalan'ın talimatıile kurulun Demokratik Toplum Partisi'ne katılmışlardır. İlgililer hakkındateröristbaşının talimatlarını gerekli gördükleri yerlere iletmeleri nedeniyleaçılan soruşturma sonucu eylemlerinin çok sayıda olması nedeniyle örgütpropagandası niteliğini asıp, örgüt üyeliği vasfına ulaştığı anlaşıldığındanterör örgütüne üye olmak suçundan haklarında açılan kamu davalarıbirleştirilerek halen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/358 esas sayılı dosyasıüzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Türkiyede milletvekillerini seçen halk olup,Başsavcının halkın seçimlerinden bilerahatsız olduğu ortadadır.Kaldı ki, Karar kesinleşmemiştir. Dava halenderdesttir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekenbir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamındaulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
131-DTP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SELMA IRMAK'IN TERÖRİSTBAŞINI ÖVÜCÜ BASINAÇIKLAMASI:
DTPGenel Başkan yardımcısı Selma Irmak 05.10.2007 tarihinde Ankara'da yaptığı basınaçıklamasında terör örgütü PKK'nın elebaşı Öcalan'ı övücü beyanlarda bulunmasınedeniyle hakkında suç ve suçluyu övmek suçundan başlatılan soruşturma AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
132-DEMOKRATİK TOPLUM PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANLARININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAYIN ORGANIROJ İSİMLİ TELEVİZYON KANALININ KAPATILMASINI ÖNLEMEK İÇİN DANİMARKA BASBAKANINAMEKTUP YAZMALARI:
Dahaönce Avrupa çıkışlı yayın yapan ve bu yayını ilgili ülkeler nezdindeDevletimizin 'terör örgütünün sözcüsü gibi yayın yaptığı gerekçesi ile' yaptığıgirişimler sonucu bu durumun sabit olduğunun ilgili ülkelerce de anlaşılmasıylakapatılmasına karar verilen MED TV, daha sonra kurulup aynı akıbete uğrayanMEDYA TV adlı televizyon kanallarının devamı niteliğinde, aynı kadrolartarafından kurulan ROJ TV, halen Avrupa çıkışlı olarak yayınına devametmektedir. Bu yayının kaldırılmasına ilişkin girişimlerde bulunulmasıkarsısında etkili propaganda vasıtasını kaybetmekten korkan terör örgütüneparalel olarak DTP yöneticileri de yayının 'durdurulmaması' için girişimlerdebulunmuş, bu anlamda çeşitli etkinliklerin yanı sıra DTP'li 56 BELEDİYE BAŞKANIimzası ile yayının yapıldığı Danimarka Başbakanına bir mektup gönderilmiş,parti mitinglerinde konuşan tüm yöneticiler söz konusu yayını savunanbeyanlarda bulunmuşlardır. Halen söz konusu televizyon kanalının basındabulunan Abdullah Hicab adlı kişinin PKK üst yönetiminde de yer alması ve örgüttarafından bu isle görevlendirilmesi, terörist bası Öcalan'ın avukatgörüşmelerinde (örneğin 12.Mayıs 2004 tarihli avukat görüşmesindeki beyanları)söz konusu kanalın yapısını ortaya koymaktadır. Terör örgütünün sözcülüğünüyaptığından kuşku bulunmayan, bu nedenle Dışişleri Bakanlığı tarafındanyayınlarının engellenmesi amacıyla yayının yapıldığı Danimarka ülkesi nezdindebaşlatılan girişimler karsısında DTP'li BELEDİYE başkanları tarafından DanimarkaBasbakanına yazılan ve ROJ TV'nin kapatılmaması talebini içeren mektupnedeniyle mektuba imza koyan Osman Baydemir, Fırat Anlı, Abdullah Demirbaş,Yurdusev Özsökmenler, Zülküf Karatekin, Mehmet Salih Yıldız, Hüseyin Kalkan,Metin Tekçe, Gülcihan Simsek, Muzaffer Yöndemli, Songül Erol Abdil, CihanSincar, Mehmet Nasır Aras, Demir Çelik, Ali Yıldız, Memet Tahir Kahramaner,Seyfettin Aydın, Mulla Simsek, Abdülkerim Adam, Nusret Aras, Fahrettin Astan,Mehmet Selim Demir, Mehmet Tanhan, Mukaddes Kubilay, Fikret Kaya, KutbettinTaskıran, Aydın Budak, Hursit Tekin, Seyhmus Bayhan, Faik Dursun, Sükran Aydın,Ramazan Kapar, Nadir Bingöl, Hüseyin Ögretmen, Murat Ceylan, Abdullah Akengin,Esat Üner, Osman Keser, Leyla Güven, Etem Sahin, Süleyman Anık, Resul Sadak, HasanKarakaya, Nuran Atlı, Zeyniye Öner, Emrullah Cin, Muhsun Kunur, Burhan Kurhan,Seyfettin Alkum, Hursit Alptekin, Mehmet Kaya, Orhan Özer, Ahmet Ertak,Abdulkadir Agaoglu, Ayhan Erkmen ve ismail Arslan haklarında silahlı örgütebilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan açılan kamu davası halen Diyarbakır5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/205 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir.
SAVUNMA:
DTPBELEDİYE başkanlarının ROJ TV nin kapatılmaması için Danimarka başkanınayazdığı mektup nedeniyle açılan dava sonucu her birine 2 ay 15 gün hapis cezasıverilmiş olup, cezalar 1875 ytl para cezasına çevrilmiştir.
Kararkesinleşmemiştir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesigereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasa hükümlerine,devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
133-DTP MİLLETVEKİLLERİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ TARAFINDAN KAÇIRILAN SEKİZ ASKERİN GERİALINMASINI ÖRGÜT PROPAGANDASINA DÖNÜŞTÜRMESİ:
21Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından kaçırılan sekiz askerin gerialınması olayı DTP milletvekilleri Aysel Tugluk, Fatma Kurtulan ve Osman Özçeliktarafından tam bir örgüt propagandasına dönüştürülmüştür. Roj TV gibi örgütünyayın organlarında olaydan sonra askerlerin teslim edilmeleri için özellikleailelerinin DTP'ye yönlendirilmeleri ve nihayetinde üç milletvekilinin KuzeyIrak'a giderek terör örgütü elebaşının resimleri ve sözde bayrakları önündeaskerleri almalarına ait görüntülerle istenilen propaganda amacına ulaşılmakistenilmiştir. Terör örgütünün aileleri DTP'ye yönlendirmesinden deanlaşılacağı gibi söz konusu eylemin propaganda amaçlı planlandığı çok açıkolarak ortaya çıkmıştır. Olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından Aysel Tugluk, Fatma Kurtulan ve Osman Özçelik haklarında başlatılansoruşturma devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Ancak bu iddiayı anlamak gerçekten güçtür. Bir an içinteslim töreninde PKK bayraklarının olmasının propaganda amaçlı olduğu kabuledilse dahi propagandaya dönüştüren milletvekilleri değildir ki' Bayraklarıonlar asmamıştır ki' PKK'nın astığı bayraktan neden milletvekilleri sorumluolsun' Onların oraya neden gittiği bellidir, amaçlarına da ulaşmış ve 8 erialıp dönmüşlerdir. Bu ülkede bazı şeyleri anlamak gerçekten zordur. İnsanhayatı o kadar ucuzdur ki, televizyonlarda bir saniye PKK bayrağı görüneceğine8 erin cenazesi görünseydi sanki daha iyi olacaktı. Adalet Bakanı'nındönmelerine sevinemediği 8 erin ailelerine kavuşmalarının, hayatta olmalarınınhiç mi önemi yoktur' Bunu değerlendirmek için hukuk bilgisine bile ihtiyaç yokki...
Yasamadokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
134-DTP MİLLETVEKİLİ İBRAHİM BİNİCİ'NİN TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUBUNUN CENAZESİNDE YAPTIĞIBASIN AÇIKLAMASI:
İran-Iraksınırında öldürülen terör örgütü PKK mensubu Ayfer Serçe ile ilgili olarak 29.07.2007tarihinde Viranşehir ilçesinde yasa dışı sloganların atıldığı örgütünelebaşının posterlerinin açıldığı, sözde bayraklarının sergilendiği gösterisırasında basın açılaması yapan DTP Milletvekili İbrahim Binici'nin 'Kürthalkına karsı tüm bu vahşi ve kanlı yönelimler Türk ve İran Devletlerinin eszamanlı olarak gerçekleştirdikleri operasyonlarla direk bağlantılı olduğubilinmelidir' gibi sözleri nedeniyle islemiş olduğu halkı kin ve düşmanlığatahrik etmek suçu nedeniyle hakkında açılan kamu davası halen Viranşehir AsliyeCeza Mahkemesinin 2007/39 esas sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikleAnayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
135-DEHAP'IN DTP'YE KATILIS BİLDİRGESİ:
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemleri odağı olduğugerekçesiyle hakkında Anayasa Mahkemesi'ne kapatma davası açılmış olanDemokratik Halk Partisi (DEHAP) parti meclisi ve il başkanlarının katılımıyla16 Ağustos 2005 tarihinde ' Demokratik Toplum Hareketi'ne katılım' adı altındagerçekleştirdikleri toplantının sonuç bildirgesinde DEHAP'ın ''ciddi birtecritle iç içe yaşatılan sayın Abdullah Öcalan'ın sorunun çözümünde muhatapolma bakış açısının kabulünde rolünü oynamaya çalıştığı'.' beyanla, bundansonra yola Demokratik Toplum Hareketi (daha sonra DTP olarak partileşen oluşum)bünyesinde devam edeceklerini deklare etmeleri nedeniyle Tuncer Bakırhan, vediğer ilgililer hakkında suç ve suçluyu övme suçundan açılan kamu davası halenAnkara 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/265 esas sayılı dosyası üzerinden devametmektedir. Hakkında açılan kapatma davası dikkate alındığında DEHAP'ınüstlendiği görevi belirterek, aynı yönde çalışmak için DTP'ye katılması, davalıpartinin asıl amacının terör örgütü ve liderinin savunulması olduğunu açıkçakanıtlamaktadır.
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
136-DTP ANKARA İL YÖNETİCİSİNİN YASADIŞI GÖSTERİLERİ ORGANİZE ETMESİ:
11Eylül 2007 tarihinde Ankara TED Koleji çok katlı otoparkında ele geçendüzenekli patlayıcı yüklü Mercedes Vito marka araçla ilgili yapılan soruşturmasırasında ulaşılan zanlı Alpaslan Özkan ifadelerinde Ankara'da üniversitelerdeokuyan öğrencilere PKK propagandası yapılarak örgüte eleman kazandırılmasıamacıyla kurulan Gençlik Kültür Merkezi (GKM)'nin DTP Ankara il yönetimindegörevli Fevzi Kara isimli sahsa ait olduğunu, yine DTP Ankara il yönetimindegörevli Taylan Gürel isimli sahsın sürekli GKM'ne gelip gittiğini, terörörgütünün yayın organlarında verilen örgüt ve elebaşısı Abdullah Öcalan lehineyasa dışı eylem talimatlarının gereğini yapmak üzere Ankara DTP il yönetimincealınan kararların bu şahıslar tarafından duyurulup, eylemlerin organizeedildiğini beyan etmiştir. Olayla ilgili soruşturma halen Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
GKM(gençlik kültür merkezi) gençliğin sosyal, kültürel maçlı bir araya gelerekçalışma yürüttükleri bir gençlik örgütüdür. DTP ile organik veya inorganikhiçbir bağlantısı yoktur, parti organı değildir.
Kaldıki, soruşturma halen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
137-DTP MİLLETVEKİLLERİ FATMA KURTULAN VE SEVAHiR BAYINDIR'IN TERÖR ÖRGÜTÜKAMPLARINDA Eğitim ALMASI:
Terörörgütü içerisinde faaliyette bulunduktan sonra ayrılan Dicle kod S.S. isimlişahıs daha sonra verdiği ifadelerinde; örgüt içerisinde faaliyet gösterdiğisırada HADEP-DEHAP parti teşkilatından birçok insanın örgütün kamplarınagelerek siyasi eğitim aldıktan sonra tekrar Türkiye'ye dönerek bu partileriçerisinde faaliyet gösterdiğini, 2003 yılında (halen DTP milletvekili olan)Fatma Kurtulan ve Sevahir Bayındır'ın örgüte ait Şehit Harun kampınageldiklerini, kendilerine üç ay süreyle PJA içerisinde üst düzey sorumlusuPelsin kod Gülizar Tural tarafından siyasi eğitim verildiğini, bu süre zarfındaher ikisinin de örgüt kıyafetlerini giydikleri, eğitimin sonunda siyasiçalışmalarda bulunmak üzere Türkiye'ye döndüklerini beyan ettiği görülmüştür.Resmi nikahlı esi Salman Kurtulan'ın halen örgüt içerinde faaliyet gösterdiğianlaşılan Fatma Kurtulan ve Sevahir Bayındır haklarında olayla ilgilisoruşturmaya devam edilmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Fatma Kurtulan, bu haberleriyayınlarken kendisine ait olduğu iddiasıyla bir başka sına ait fotoğraflarıbasan Akşam ve Tercüman Gazeteleri aleyhine dava açmıştır. Açtığı davalar dadevam etmektedir.
Örgütlenmeve İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır
Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
138-DTP'Lİ ŞIRNAK BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ AÇIKLAMASI:
07Eylül 2007 tarihinde DTP'li Şırnak BELEDİYE BAŞKANI Ahmet Ertak'ın Şırnak'taFransız haber ajansı 'France 24' kanalına verdiği görüntülü röportaj sırasında' 'PKK Kürt halkını destekliyor. Bizde PKK'yı destekliyoruz. PKK'yı desteklemeklazım'' seklinde beyanlarda bulunduğunun anlaşılması karsısında terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan başlatılan soruşturma Şırnak CumhuriyetBaşsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
139-DTP ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI, DOGUBAYAZIT İLÇE BİNASININTERÖR ÖRGÜTÜ MERKEZİNE ÇEVRİLMESİ:
21.02.2006tarihinde kuruluş aşamasındaki DTP Doğubayazıt ilçe binasında yapılan izinliarama sırasında duvarlarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ınposterlerinin asılı olduğu, bina içerisinde ' Ben bir Kürdistanlı olarak,Kürdistan'da sayın Abdullah Öcalan'ı siyasal irade olarak görüyor ve kabulediyorum' içerikli Türkçe ve Kürtçe matbu dilekçelerin bulunduğubelirlenmiştir. Partinin kuruluş çalışmalarını yapan ve terör örgütü üyeliğisuçundan mahkum olduğu önceki cezasını çektikten sonra cezaevinden 01.11.2004tarihinde tahliye edilen Ahmet Özbay hakkında terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucu Erzurum 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2006 gün ve 2006/55-76 sayılı kararı ile 3713sayılı yasanın 7/2. maddesi gereğince 10 ay hapis ve 416.00 YTL adli paracezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır
SAVUNMA:
Kararkesinleşmemiştir. Dava halen derdesttir. Örgütlenme ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığın iddiasıöncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
140-DTP ÜYESİNİN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMASI:
DTPüyesi olduğunu beyan eden Orhan Tunç'un 02.10.2006 ve öncesi tarihlerde Diyadinilçesinde terör örgütü PKK'nın propagandasını yapıp, eleman kazandırmayaçalıştığının anlaşılması karsısında hakkında başlatılan soruşturma ErzurumCumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir.
SAVUNMA:
ZanlıDTP ÜYESİ DEĞİLDİR. Soruşturma halen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olaydır Başsavcılığıniddiası öncelikle Anayasa hükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir.
141-DTP'Lİ BELEDİYE BAŞKANININ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ÖVÜCÜ KONUŞMASI:
02.10.2007tarihinde öldürülen terör örgütü mensubu Mehmet Bayram'ın ailesi tarafındanAdana ilinde kurulan taziye çadırına gelen Yakapınar beldesinin DTP'li BELEDİYEBAŞKANI Osman Keser'in burada yaptığı konuşma sırasında ''bugün acı günüyasıyoruz. Kürdistan halkı bir evladını daha toprağa verdi ve Hamitarkadaşımızı toprağa verdik. Bu bizim ne ilk şehidimizdir, ne de son şehidimizolacaktır'..otuz yıldır silahlarla, operasyonlarla köylerimizi, coğrafyamızıyok ettiler.Hiçbir sonuç alamadılar ve alamayacaklardır'.' gibi sözlerle açıkçaterör örgütünün propagandasını yapması nedeniyle hakkında başlatılan soruşturmahalen Adana Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2007/566 sayılı soruşturma evrakıüzerinden devam etmektedir.
SAVUNMA:
Soruşturmahalen devam etmektedir. Örgütlenme ve İfade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gereken bir olaydır. Başsavcılığın iddiası öncelikle Anayasahükümlerine, devamında ulusalüstü belgelere aykırıdır
TCANAYASASI MADDE 38.' (')
Cezave ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir
Nitekim,Anayasa Mahkemesi'nin 16.6.1964 günlü, E: 1963/101, K: 1964/49; 3.11.1983günlü, E: 1983/4, K: 1983/4 (Muhafazakar Parti); ve yukarda konu edilen DYPkararlarında, parti kapatma dâvâlarında Ceza Hukuku'nun bütün kurallarının, buarada Ceza Hukuku temel prensiplerinin uygulanacağı, 'Kanunsuz suç ve ceza olmaz','Kıyasa yer verilemez', 'Şüphe sanık lehine yorumlanır', 'Kanun boşluğu, ancakyine kanunla doldurulabilir, yorum ve içtihatla suç ve ceza ihdas olunamaz','Ceza sorumluluğu şahsidir. Bir kimse başkasının fiilinden sorumlu tutulamaz'ilkelerine de atıfta bulunularak, CEZA HUKUKUNUN TEMEL, GENEL VE EVRENSELDEĞERLERİNE ATIFTA BULUNMUŞTUR. Ve özellikle suç ve cezalara ilişkinAnayasa'nın 38. maddesi daima göz önünde tutulmuştur
3-İDDİANAMADE YER ALAN 141 EYLEM PARTİNIN KAPATILMASINI GEREKTİRCEK NİTELİKTEOLMAYIP, 129'U YANİ %93'Ü İFADE VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDADEĞERLENDİRİLMESİ GEREKEN OLAYLARDIR:
İddianamede,müvekkil partinin kuruluşundan sonraki, KAPATMAYA NEDEN OLACAK eylemleri olarak141 maddelik bir liste oluşturulmuştur.
Asgari200 BİN ÜYESİ bulunan, Müvekkilimiz Partinin
kapatılmasınedenini oluşturduğu iddia edilen 141 maddelik eylem (!) listesiincelendiğinde;
-129 adet iddianın SÖZLÜ BEYAN VEYA BASIN AÇIKLAMASI OLDUĞU;
-4 olayda isimleri geçen kişilerin parti üyesi olmadığı
-8 dava beraatle sonuçlandığı,
-33 davanın halen derdest olduğu
-33 hazırlık soruşturmasının devam ettiği;
-38 davanın Yargıtay aşamasında olduğu,
-9 davada verilen kısa süreli verilen cezalar nedeniyle cezaların para cezasınaçevrildiği;
-Bir davada da kısa süreli ceza nedeniyle erteleme mevcut olduğuanlaşılmaktadır.
-Esasen birçok mahkumiyet kararında Ceza Muhakemeleri K.'nun 231. maddesindeki'HÜKMÜN AÇIKLANMASININ ERTELENMESİ' uygulamasının yapılmadığı, yapılmasıhalinde 'hiçbir hukuksal sonuç doğurmayacağı'
İddianameyekonu olan 141 eylemin 129'u yani %93'ü düşünce
açıklamaözgürlüğüyle ilgili olduğu ve bunların 'kesinleşmeleri' halinde bile,birçoğunun AİHM den geri döneceği davalar niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
4-İDDİANAMEDE SUNULAN KANITLARIN BİR KISMI GERÇEĞE AYKIRI, ÇARPITILMIŞ VE HUKUKSALDEĞERİ OLMAYAN, ZORLAMA KANITLARDIR :
İddianamedeyer alan 141 maddelik eylem listesinin;
-8 davada verilen BERAAT KARARLARININ Yüksek Mahkemeden gizlendiği;
-4 ayrı eylemde partili olduğu iddia edilen kişilerin müvekkil parti ile hiçbirilişkisi bulunmadığı,
-21. sırasında yer alan ' DTP YÖNETİCİSİ ZEKİ KILIÇ'IN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EYLEMTALİMATLARINI BİLDİRİ HALİNDE HALKA DAĞITMASI: İstanbul DTP İl yönetimindegörevli Zeki Kılıç'ın 27.03.2006 tarihinde bildiri dağıttığı anlaşılmış,eylemine uyan yasadışı örgüt üyeliği suçundan Türk Ceza Yasasının 220/7 Maddesiuyarınca Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.05.2007 gün ve 2007/201 sayılıkararı ile 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır.' ifadesi SayınBaşsavcının amacına ulaşmak için yüksek Yargıyı yanıltmayı dahi göze aldığınınaçık kanıtıdır. Çünkü Başsavcı tarafından müvekkil partinin kapatılmasına kanıtolarak gösterilen burada sözü edilen kişinin yargılandığı Türk Ceza Yasasının220/7. maddesi' Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte,örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarakcezalandırılır' hükmünü amirdir. Buna bağlı olarak, anılan kişinin örgüt üyesiolmadığı Mahkemece saptanmış iken Başsavcılığın, bu kişiden (sanıktan) 'örgütüyesi' gibi söz etmesi, iddianamedeki önyargılı ve taraflı yaklaşımın en açıkkanıtıdır.
5-İDDİANAME 'KURGU VE ÖNYARGI' ÜRÜNÜDÜR:
Yukarıdaki açıklamalarımız incelendiğinde, müvekkil partinin kapatılması için ulusal veulusalüstü yasalarca geçerli tek bir yasal neden ve tek bir yasal kanıtınbulunmadığı ortadadır. Oysaki Başsavcı, aynı iddianamede, yukarıda KANITNİTELİĞİ TAŞIMADIĞI açıklanan tümüyle, iddiayı isbata elverişli olmayanargümanlara dayanarak;
'09.11.2005tarihinde davalı Demokratik Toplum Partisi kurulmuştur. DEHAP hakkında davasüreci halen devam etmekte olup, bu arada DEHAP 19.11.2005 tarihinde fesihkararı almıştır. 1990 yılından bu yana devam eden ve yukarıda özetlenensüreçten anlaşılacağı gibi hemen hemen aynı kadrolar tarafından kurulup, devamettirilen HEP; ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve simdi de DTP'nin aynı akıbeteuğramaları rastlantı değildir. Söz konusu partilerin tamamının terör örgütü PKKile bağlantılı faaliyet gösterdikleri toplumda inkar edilemeyen bir gerçekliktir.Nitekim davalı parti DTP'de süreçte görevini yerine getirirken yukarıdabahsedilen olaylarda açıkça görüleceği gibi tüm eylemlerini terör örgütügüdümünde gerçekleştirmiş, örgütün ve elebaşısı Abdullah Öcalan'ınsavunulmasından başka demokratik anlamda bir siyasi partiden beklenilebilecekhiçbir girişim veya söylem geliştirmemiş, deyim yerinde ise kendisini terörörgütü savunmanlığına özgülemiştir. Terör örgütüne terör örgütüdiyememeninyanında 'kardeşlerimiz', 'tabanımız',muhatap alınması gereken kurum'gibi ifadeler kullanılmış, parti binaları örgüt kampları gibi teröristresimleri, sözde örgüt bayrakları ile donatılmış, örgüt lehine eğitimfaaliyetleri yapılan, terör örgütü ve elebaşı lehine yasa dışı gösterilerinorganize edildiği, teröristlerin buluşma noktası haline getirilmiştir.Öldürülen terör örgütü elemanları 'şehit' olarak tanımlanmış, ROJ TV gibiörgütün yayın organları birinci derece muhatap alınarak programlarına partininher kademesinden kişiler vasıtası ile katılınmış, telefonla canlı bağlantılaryapılmış, hepsinde de örgüt propagandası içeren, halkı kin ve düşmanlığa tahrikeden beyanlarda bulunulmuştur. Terör örgütünün yayın organı olduğu kuskusuzolan, daha önceki versiyonları MEDTV, MEDYA TV gibi televizyon kanallarının yetkilimercilerin girişimleri üzerine yayın yaptıkları ülkelerce kapatılmasısonrasında kurulan ROJ TV hakkında yine yayın yaptığı ülke nezdinde yayınınengellenmesi girişimlerinde bulunulması üzerine partinin tüm kademelerinde yeralan görevliler tarafından yoğun bir şekilde sözkonusu kanalın kapatılmamasıiçin kampanya başlatılmıştır. Davalı partinin tüm gösteri ve toplantıları,hatta olağan kongreleri dahi terör örgütü ve elebaşısı lehine atılan sloganlar,taşınan pankartlar, resimler, sözde örgüt bayrakları, sergilenen şiddetgörüntüleri ile gerçekleşmiştir. Parti mensuplarının eylemleri propagandaboyutlarını asarak şiddet eylemlerinde görev almaya, terör örgütü bildirilerinihalka dağıtmaya, talimatlara uymayanları tehdide, adliye binalarına bombakoymaya, terör örgütüne eleman kazandırıp, kırsala göndermeye, teröristlerintalimatlarını alıp, gereğini yapmaya, partililerin örgüt kamplarına gidip,toplantılara katılmasına, buralarda eğitim aldıktan sonra ülkeye dönüpfaaliyette bulunmaya, hatta gösterdikleri liyakat gözetilerek milletvekiliolmaya, terör örgütünün ihtiyaçlarını karşılamak için halktan para toplamayadönüşmüştür. Davalı partinin eylemlerinin demokratik hukuk düzeninde olmasıgereken hiçbir unsuru taşımadığı gibi, olmaması gereken tüm unsurları taşıdığıtartışmaya yer vermeyecek bir gerçeklik olarak önümüzdedir.
PKK'lıteröristlerin yol kesip, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekilliğiseçimleri için DTP destekli seçime giren (seçimden sonra DTP'ye katılanbağımsız adaylara oy verilmesi için propaganda yapması durumun ne derece vahimolduğunun kanıtıdır.'
İddiasındabulunmakta hiçbir sakınca görmemiş.
II-DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ'NİN TÜZÜK VE PROGRAMI
DemokratikToplum Partisi'nin Tanımı:
DemokratikToplum Partisi, demokratik uygarlık çağı değerleri olan özgürlükçü, eşitlikçi,adaletçi, barışçı, çoğulcu, katılımcı, çok kültürlü toplumu zenginlik olarakgören ve yenileşmeyi savunan; insan ve toplum odaklı diyalog ve uzlaşıyadayalı, otoriter-merkezi-hiyerarşik siyaset yapma tarzı yerine;demokratik-yerel-yatay işleyişi benimseyen, demokratik iç işleyişi kararlılıklasavunan, barışçıl demokratik siyaseti esas alan, evrensel değerlere sahipçıkan, her türlü ayrımcılığı ve ırkçılığı ret eden, insanlığın özgürleşmesini cinslerarası eşitlikte gören, bu temelde özgür, demokratik-ekolojik toplumu hedefleyendemokratik özgürlükçü eşitlikçi sol bir kitle partisidir.
DemokratikToplum Partisi'nin Amacı
DemokratikToplum Partisi; Türkiye'nin hukuki, siyasi, idari, sosyal, ekonomik, kültürelve diğer bütün alanlarda kapsamlı demokratik reformlarla yenidenyapılandırılmasını ve bu sürecin etkin ve kalıcı kılınabilmesi için toplumsalbarışın sağlanmasını acil bir ihtiyaç olarak tespit eder. Bunun için, halkındemokratik iradesine dayalı, etnisite, sınıf, cins ayrımı yapmadan, baştaemeğiyle geçinen tüm toplumsal kesimler olmak üzere, kadın, gençlik ve farklıinanç gruplarının ortak mücadele örgütü olarak, kuruluşu ve işleyişiyleözgürlükçü demokratik siyasal mücadelesini kurumlaştırarak yürütür.
ABsürecini salt bir devletler topluluğu değil, aynı zamanda bir halklar topluluğuolarak da gören DTP, bu süreci kararlılıkla savunur. Türkiye'nin AB süreciningerektirdiği reform ve düzenlemelerin hayata geçirilmesinin takipçisi olmak vebu sürecin toplumun en geniş çıkarlarına hizmet etmesi için başlamış bulunanmüzakere sürecine aktif katılımı öngörecek girişimlerde bulunur.
TürkiyeCumhuriyeti'nin Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar tarafından kurulduğunuve kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerinde yattığını beyan eder;halkların geleceğini ve Kürt sorunun çözümünü ortak vatanda özgür birliktelikteve Demokratik Cumhuriyette görür.
Demokratikbir mücadeleyle evrensel hukuk kurallarına uygun yeni bir anayasa çerçevesinde,barışçıl, özgürlükçü, adaletçi, eşitlikçi, değişimci, çoğulcu ve katılımcı birdemokrasiyi, ihtiyaçlara dayalı yaygın örgütlü sivil toplumu, demokratiksiyasi, herkesin kendi kimlik özelliklerini geliştirebileceği toplumsal biryapıyı savunur.
Devleti,kutsal ve halkın üzerinde gören anlayış yerine, devleti halkın hizmetinesokacak düzenlemeler yaparak otoriter-bürokratik devletin giderek küçülmesini öngörür.Yasak ve tabuları temel alan anlayışların terk edilmesi; bireysel, kolektif,siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel temel hak ve özgürlüklerin etkin biçimdekullanılmasını sağlayacak siyasal ve toplumsal bir yapılanmanın oluşturulması;herkese ayrımsız, anadilinde eğitim ve öğretim hakkının sağlanması, basın,düşün, kültür-sanat ve diğer alanlarda özgürlükçü ve demokratik anlayışınyerleşmesi için mücadele eder.
Cinsayrımcılığı ve kadına yönelik her türlü şiddeti ret eder, toplumunözgürleşmesinin kadının özgürleşmesine bağlı olduğundan hareketle, yaşamın tümalanlarında cinsler arası eşitliğin yaratılabilmesi için; hukuki, ekonomik,sosyal, siyasal ve kültürel tedbirlerin alınmasını sağlar.
Cinsiyetözgürlüğünü sağlamanın demokratik toplum hedefine ulaşmada belirleyici biretken olduğundan hareketle, cinsiyet özgürlüğü önündeki bütün engellerinortadan kaldırılması için başta kadınların öz iradesine dayalı olarak gelişecekkadın örgütlülüğünü yaratarak, kararlılıkla mücadele eder.
Gençliği,özgür ve demokratik geleceği yaratmanın temel dinamiği olarak görür. Gençliğinsosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamda kendini ve toplumugeliştirmesinin önündeki her türlü engelin kaldırılması ve gençliğin özgürörgütlülüğünü yaratarak siyasetin gençleştirilmesi için mücadele eder.
Ulusalve küresel ekonominin dengeli uyumu temelinde kamu ve özel mülkiyetin birlikteele alındığı, rantçılığa karşı üretken sermayeye yer veren, sosyal adaleti heralanda gerçekleştiren, yoksulluğa ve açlığa karşı adil paylaşımı ve üreticiliğiön gören bir felsefeyle hareket eder.
İnsanlığıngeleceğinin doğa ve çevre ile uyumlu demokratik bir toplumdan geçtiğinisavunur; doğa üzerinde sistemli bir şekilde sürdürülen tahribatı sona erdirecekekolojik-demokratik bir toplumun yaratılması için mücadele eder.
Hertürlü inancın kendisini özgürce ifade edebileceği, devletin tüm inançlara eşitmesafede duracağı, bilimsel düşünceyi esas alan, özgürlükçü, demokratik laiklikanlayışın esas alınması için mücadele eder.
Türkiye'ninkatı merkeziyetçi ve tekçi yapılanmasına karşı yerinden yönetimi ve yereldemokrasinin geliştirilmesini savunur. Yerel demokrasinin bir an önce hayatageçirilebilmesi için, Türkiye'nin mevcut idari işleyişinde gerekli acilreformları gerçekleştirmeye yönelik kapsamlı çalışmalar yürütür, bu amaçdoğrultusunda bilimsel araştırma ve tartışmalar geliştirir.
DemokratikToplum Partisi, yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasınısavunur. Kadın-erkek eşitliğinin siyasal alanda uygulanabilmesi için her türlüönlemi alır. Kadın-erkek eşitliğini en üst düzeyde sağlamak üzere 'eşbaşkanlık'sistemini savunur ve bunun kurumsallaşması için mücadele yürütür.
DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİ, AB'YE TAM ÜYE OLMUŞ BİR TÜRKİYE'Yİ HEDEFLEMEKTEDİR
Dünyadakideğişim ve dönüşümler, insanlığın paylaştığı ortak değerler noktasındabireyleri ve sistemleri demokratikleşmeye zorluyor.
Demokratikleşmeninönemli bir boyutu da, siyasetin demokratikleşmesidir. Bu da ancak farklıtoplumsal taleplerin belirli bir zeminde karşılanması, tartışılması, uzlaşmasıve karar süreçlerine ulaşmasıdır.
Türkiye'nindış politikada söz sahibi olabilmesi, ancak iç ve dış kamuoyunun desteği ileyapacağı cesur reformları, ayrıca ekonomik istikrar ve demokratikleşmeyibaşarmasına bağlıdır. Radikal bir hukuk reformuyla bunlar mümkündür.
TürkiyeAvrupa Birliği ilişkileri, Kopenhag Kriterlerinde ifadesini bulan, sürece vepratik içinde daha somutlaşacak olan ilke ve kuralların benimsenmesinigerektirir.
DTP,Türkiye'nin çağcıl bir dünya ülkesi olması için, iç ve dış diplomasigirişimleriyle her platformda büyük gayretler göstermiştir.
Türkiye'ninAB'ye tam üye olması için ülkede kamuoyu oluşmasında, ülke dışında tümdiplomasi olanaklarıyla en büyük çabayı gösteren partidir.
TürkiyeCumhuriyeti, kurulduğundan beri, her alandaki büyüme ve çağdaşlaşmastratejisini AB'ye katılmada görmüştür. DTP'nin program ve siyasetinin önemlibir ayağı da bu stratejinin gerçekleştirmesini hızlandırmaktır.
DTP,Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içinde, barışı, toplumsal uzlaşmayı ve demokratikleşmeyisavunur. Bunu partinin tüm resmi başvurulu eylem ve etkinlikleriyle, herkademedeki tüm yöneticilerinin söylem ve mesajlarıyla kanıtlanmıştır.
Demokrasilerdeelbette, muhalif görüşler ve bu görüşlerin siyasi partileri olacaktır. Var olansisteme, statükoya alternatif politikalar oluşturmak; sistemin iktidarını,söylem ve eylemleriyle eleştirmek, demokrasinin vazgeçilmezliğidir.
Buduruş ve bakış açısı ile meşru eylemleri hukuken ve siyaseten parti kapatmagerekçeleri olamaz.
Görüldüğügibi Demokratik Toplum Partisi'nin tüzük ve programı Anayasa ve hukuk düzeniçerçevesi içindedir. Esasen Savcı da iddianamesinde program ve tüzüktenbahsetmemektedir.
III-SONUÇ DEĞERLENDİRMELERİ:
III/I-DAVADAKİ HUKUKSAL DURUM.
(2001ÖNCESİ /2001/4709 SAYILI DEĞİŞİKLİK SONRASI DURUM ANAYASAL ve YASAL NORMLAR)
Önceliklebelirtelim ki Anayasamızdaki 2001 değişiklikleri öncesinde; Türkiye'ye karşı11. maddenin ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların önemli bir kısmı, kapatılansiyasi partilerle ilgilidir. Bu başvurular içinde AİHM, kapatılan 6 siyasalparti bakımından 11. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir: TBKP, SP,ÖZDEP, HEP, DEP ve STP. Buna karşılık Refah Partisinin başvurusunda herhangibir Sözleşmeye aykırılık saptanmamıştır.
Siyasalpartilerin kapatılması konusundaki AİHM içtihadı, bu konudaki ilk başvuru olan TürkiyeBirleşik Komünist Partisi (TBKP) ve diğerleri [28] davasında ortayakonulmuştur. Bu başvuruda 4 Haziran 1990'da kurulan TBKP'nin AnayasaMahkemesi'nce 16 Temmuz 1991'de kapatılmasının[29]ve parti liderlerinin bir başkasiyasal partinin kurucusu ve yöneticisi olmalarına getirilen yasağın 412 [30]örgütlenme özgürlüğünü ihlalettiği ileri sürülmüştür.
Kararındaöncelikle 11. maddenin bu davada uygulanabilirliği
Sorununuele alan AİHM, 11. maddenin siyasal partilere uygulanamayacağı yönündekiHükümet tezini kabul etmemiş ve siyasal partilerin de 11. maddeninkorunmasından yararlanacağı görüşüne ulaşarak, 11. maddeyi uygulanabilirbulmuştur. TBKP'nin kapatılmasının 11. maddeye uygunluğunu incelerken de,başvurucuların örgütlenme özgürlüğüne bir müdahalenin varlığını saptamış ve bumüdahalenin ' Anayasanın ve 2820 sayılı Siyasal Partiler Yasasının ilgilihükümleri çerçevesinde ' ' hukuken öngörüldüğünü' ve -m. 11/2'de sayılan 'enazbir 'meşru amaca' (ulusal güvenlik) dayandığını kabul etmiştir. TBKP'ninkapatılmasını 'demokratik toplumda gereklilik' koşulu bakımından incelenmesisonucunda ise, bu müdahalenin 'gerekli olmadığı' görüşüne varmıştır:
Mahkemebu bağlamda, TBKP'nin henüz faaliyetlerine başlamadan kapatılmasını ve kapatmakararının yalnız partinin tüzüğüne ve programına dayandığını kaydetmiştir (par.51). Anayasa Mahkemesi'nin TBKP'yi kapatma kararının iki gerekçeyle verildiğinidikkate alan AİHM, daha sonra bu gerekçeleri değerlendirmiştir. Bugerekçelerden biri, -2820 sayılı Yasa m. 96/3'e aykırı biçimde- partinin adında'komünist' sözcüğünün bulunmasıdır. AİHM'ye göre, bir siyasal partinin seçtiğiisim, ilke olarak, tek başına kapatma kadar köklü bir önlemi meşrulaştıramaz.TBKP'nin 'komünist' olarak adlandırılmayı seçerken ' Türk toplumuna ya da Türkdevletine gerçek bir tehdidi temsil eden bir politikayı seçtiğini gösterenherhangi bir somut kanıtın olmadığı' kanısına varan AİHM, yalnız partininismine dayanan bir kapatma önleminin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (par.54).
TBKP'ninkapatılma kararının gerekçelerinden ikincisi ise, Anayasa Mahkemesi'nin partinintüzüğü ve programında 'devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne'aykırılık saptamış olmasıdır. AİHM, TBKP'nin programında Kürt halkına, ulusunave yurttaşlarına atıfta bulunulmuş olmasına rağmen, Kürtlerin Türk nüfusundanayrılmasının talep edilmediğini dile getirmiş (par. 56) ve bu bağlamda ifadeözgürlüğünün önemini vurgulayarak, bir siyasal grubun yalnız nüfusun birkısmının durumunukamusal alanda tartışmaya ve demokratik kurallara uygunçözümler bulmaya çalıştığı için engellenmesinin meşru olmadığını belirtmiştir(par. 57).
TBKPve diğerleri kararının önemli yönlerinden biri, bu davada Sözleşmenin 17.maddesinin uygulanmasına gerek duyulmamış olmasıdır. Kararın bu yönü, Almankomünist Partisinin kapatılmasının şikayet edildiği eski bir başvuruyla ilgiliKomisyon kararı göz önünde tutulduğundan önem taşımaktadır: 1956'da Alman AnayasaMahkemesi'nce kapatılan Alman Komünist Partisinin başvurusunu Komisyon,-Sözleşmedeki hak ve özgürlükleri yok etmek için Sözleşmedeki ilkelerin kötüyekullanılamayacağını öngören- 17. maddeye dayanarak kabul edilemez bulmuştur. [31]TBKP başvurusu hakkında iseSözleşme organları, TBKP'nin Alman Komünist Partisinden farklı olduğunuvurgulayarak, 17. maddenin uygulanmasına gerek olmadığı görüşüne varmışlardır:Bu bağlamda Komisyon, TBKP'nin siyasal hedeflerine yalnız yasal yollarlaulaşmak istediğini belirtmiş ve bu bakımdan TBKP'nin 'devrimci yolla proletaryadiktatörlüğü kurma amacını izlediğini açıkça bildiren' Alman KomünistPartisinden ayrıldığını dile getirmiştir.[32]AİHM de, TBKP hakkındaki kapatmakararında Anayasa Mahkemesi'nin 'TBKP'nin, ismine rağmen, bir sosyal sınıfındiğer sınıflar üzerinde egemenliğini kurmaya çalışmadığını, tersine, siyasalçoğulculuk, genel seçimler ve siyasete katılma özgürlüğünü içeren demokrasiningerekliliklerine uyduğuna' dair tespitlerine büyük ağırlık verdiğini dilegetirmiş ve bu bakımdan TBKP'nin Alman Komünist Partisinden açıkça farklıolduğunu vurgulamıştır (par 54). TBKP'nin tüzüğü ve programında Sözleşmeyedayanarak Sözleşmedeki hak ve özgürlüklerin yok edilmesinin amaçlandığına dairbir şey görmediğini belirten AİHM, sonuç olarak bu davada 17. maddeninuygulanmasına gerek olmadığı kanaatine varmıştır (par 60).
AİHM,TBKP ve diğerleri kararından sonra, ikinci olarak Sosyalist Parti (SP) vediğerleri[33]davasında 11.maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. 1 Şubat 1988'de kurulan sosyalistParti, Anayasa Mahkemesi'nin 10 Temmuz 1992 tarihli kararıyla [34]kapatılmıştır.
Kapatılmagerekçesi, partinin Genel Başkanı Doğu Perinçek'in konuşmalarında 'devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne' aykırılık saptanmış olmasıdır. AİHM,kapatılma önleminin 'demokratik toplumda gerekliliğini' incelerken, TBKPkararında olduğu gibi, öncelikle demokrasilerde ifade özgürlüğünün siyasalpartiler açısından taşıdığı önemi vurgulamıştır (par. 41). Daha sonra ise partininkapatılmasının Perinçek'in konuşmalarına dayandığını dikkate alarak, bukonuşmaların içeriğini incelemiştir: AİHM, 'Sosyalist Partinin siyasalfaaliyetlerinin amacı ile terör örgütlerinin amacını aynı' (par. 43) bulanAnayasa mahkemesi'nin görüşüne katılmamış ve Perinçek'in konuşmalarında şiddetkullanmaya, ayaklanmaya çağıran ya da herhangi bir şekilde demokratik ilkelerireddeden bir şey görmediğini belirtmiştir: 'Tersine, Perinçek birçok defa seçimsandığı ve referandum yoluyla demokratik ilkelere uygun olarak, önerdiğipolitik reforma ulaşma ihtiyacını vurgulamıştır' (par. 46). AİHM, Perinçek'inkonuşmalarında 'Türklerin ve Kürtlerin eşit biçimde temsil edileceği vegönüllülük temelinde demokratik ilkelere göre bir federal sistemin kurulması'amacının yer aldığını, bu konuşmalar da 'Kürt ulusunun self-determinasyonhakkı' ile 'ayrılma hakkı'na referansta bulunulduğunu da belirtmiş, ancak buifadeleri Anayasa Mahkemesi'nden farklı yorumlamıştır: AİHM'ye göre, buifadeler kendi bağlamlarında okunduğunda, Türkiye'den ayrılmayı teşvik edenifadeler değildir, daha çok Kürtlerin özgür rızaları olmadan önerilen federalsistemin mümkün olamayacağını vurgulamak tadır. 'Mahkemenin görüşüne göre ,böyle bir politik programın Türk devletinin mevcut ilkelerine ve yapısına uygunsayılmaması, demokrasinin kurallarına aykırı olduğu anlamına gelmez.Demokrasinin özü, demokrasinin kendisine zarar vermemek koşuluyla, bir devletinmevcut örgütlenme şeklini tartışmaya çağırsa bile, çeşitli politik programlarınönerilmesine ve tartışılmasına izin vermektir' (par. 47). Siyasal partilerindemokrasilerin işlemesindeki önemli rolünü dikkate alarak, siyasi partiler sözkonusu olduğunda 11. maddedeki istisnaların dar yorumlanması gereğinivurgulayan (par. 50) AİHM, bu olaydaki müdahaleyi 'radikal' bir müdahale olarakyorumlamıştır. Sosyalist Parti temelli olarak kapatılmış, malvarlığı Hazineyegeçmiş ve liderleri benzer siyasi faaliyetlerden yasaklanmıştır. Mahkemeyegöre, bu önlemler yalnız çok ciddi olaylarda uygulanabilecek kadar ağırdır(par. 51). Sonuç olarak Mahkeme, bu önlemleri izlenen amaçla 'orantısız'bularak, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
AİHM'ninSosyalist Parti ile ilgili bu kararı, Türkiye'nin bu kararın gereklerini yerinegetirmemesi nedeniyle, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Türkiye'ninSözleşmeden doğan yükümlülüklerini hatırlatmasına da yol açmıştır: AİHM'nin 25Mayıs 1998 tarihinde verdiği bu karardan sonra Perinçek'in aynı ifadelerinedeniyle süren yargılama süreci tamamlanmış ve Yargıtay 8 Temmuz 1998'dePerinçek hakkındaki 14 aylık hapis cezasını onamıştır. Perinçek'in 29 Eylül1998'de cezasını çekmeye başladığını ve hakkındaki siyasal faaliyet yasağınınsürdüğünü belirten Bakanlar Komitesi, Türk makamlarından Perinçek hakkındakimahkumiyet kararını bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırma yükümlülüğünügecikmeksizin yerine getirmelerini istemiştir.[35]Türkiye'nin bu konuda bir adımatmaması üzerine, Bakanlar Komitesi ikinci bir karar alarak isteminiyinelemiştir.[36]
GerekSosyalist Parti, gerek TBKP hakkındaki AİHM kararlarından sonra, kapatılan bupartilerin liderleri hakkındaki siyaset yasağının sürmesi, Avrupa KonseyiParlamenterler Meclisi'nin gündemine girmiş ve bazı parlamenterler, sözkonusukararların uygulanması hakkında Bakanlar Komitesi'nden bilgi istemiştir.[37]
AİHM,üçüncü olarak Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP)[38]başvurusunu incelemiştir. 19Ekim 1992'de kurulan ÖZDEP hakkında Anayasa Mahkemesi 23 Kasım 1993'te kapatmakararı vermiştir.[39]Partinin kapatılma gerekçesi,programında 'devletin bölünmez bütünlüğüne' aykırılık saptanmış olması vepartinin programında Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasının savunulmasınınlaiklik ilkesine aykırı bulunmasıdır. AİHM, bu gerekçeleri dikkate alarakkapatılmaya neden olan programdaki ifadeleri incelemiş ve bu ifadelerdeşiddet kullanmaya, ayaklanmaya çağıran ya da demokratik ilkeleri reddeden biryön görmemiştir. Bu saptamayı önemli bir faktör olarak kararında dikkatealacağını vurgulayan Mahkeme, ÖZDEP' in 'genel seçimler yoluyla belirlenenhalkın temsilcilerinden oluşan demokratik bir meclisin yaratılmasınıönerdiğini' ve 'Kürt sorununa barışçı ve demokratik bir çözümü desteklediğini'kaydetmiştir (Par. 40). AİHM, ÖZDEP' in programında 'ulusal ve dinselazınlıkların selfdeterminasyon hakkı'ndan söz ettiğini belirtmiş, ancak buifadeleri Türkiye'den ayrılmayı teşvik edici nitelikte bulmamıştır (par. 41). AİHM'ninkararındaki önemli vurgulardan biri de, ÖZDEP' in programındaki ifadelernedeniyle kapatılmasını, 'yalnız ifade özgürlüğünü kullandığı içincezalandırıldığı' biçiminde yorumlamasıdır (par. 42). Sonuç olarak,ÖZDEP'in kapatılmasını izlenen amaçla 'orantısız' bularak 'demokratik toplumdagerekli olmadığı' görüşüne varan AİHM, 11. maddenin ihlal edildiğine kararvermiştir.
Bubakımdan Yüksek Mahkememizin, yukarıda müvekkilimiz
Partinin'Tüzük ve Programı'na ilişkin bölümde belirttiğimiz niteliklerine değervereceğine de inanıyoruz.
AİHM,Halkın Emek Partisi (HEP)[40]ve DemokrasiPartisi (DEP)[41]başvurularında dabu partilerin kapatılmasının 11. maddeyi ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır. AnayasaMahkemesi her iki parti hakkındaki kapatma kararını da, 'devletin bölünmezbütünlüğüne' aykırılık gerekçesiyle vermiştir.[42]
2001Anayasa değişikliğinden sonraki durumu kısaca değerlendirdiğimizde, hemAnayasal düzlemde, hem de yasal düzlemde; gerek siyasal partilerin kapatılması,gerek temel hak ve özgürlüklerin anası olan 'ifa özgürlüğü' ve bu özgürlüğünayrılmaz parçası olan 'örgütlenme özgürlüğüne', özellikle AY.90/son düzenlemesiile genişlemeler geldiğini ifade etmek gerekir.
Bubakımdan, iş bu davamızda kullanılması gereken ölçütler ve kanıtlanması gerekenunsurlar, Avrupa ölçeğinde İHAS, İHAM düzenlemeleri kararları ile belirlenenkurallar ve Anayasa'da yapılan son düzenlemeler gereğince ortaya konmalı,tartışılmalı ve karara bağlanmalıdır. Bu bakımdan, 2001 değişikliğiningetirdiği yeni hukuki statü, dikkate alınmalıdır:
1-Şiddetin söz konusu olup olmadığı: parti program, tüzük,
Partikarar Organlarının, karar ve eylemleri bakımından şiddet öğesinin mevcut olupolmadığı test edilmelidir. Bu, genel ilkedir.
2-Ölçülülük ilkesi: 2001 Anayasa değişikliği ile, bu ilke siyasal partilereyaptırım uygulanması konusunda açıkça öngörülmüştür. Anayasaya aykırılık varsa,yaptırım gerekir, ancak yaptırım ölçülü olmak zorundadır. Dolayısıyla, Anayasamahkememizin elinde artık 'aşamalı yaptırım' için olanak da mevcuttur.
3-'Odak' kavramının doğrudan Anayasada tanımlanmış olması,
SiyasiPartiler lehine bir düzenleme (güvence) dir.
4-Zira, a) en üst normda belirleniyor b) AYM ön sorun yoluyla artık iptaledemeyecek
5-Odak kavramının tanımıAnayasa Mahkemesi'ne de bırakılmıyor. Bu durumkarşısında, Başsavcılığın kapatma talep edebilmesi için, 69/6'da yapılan odaktanımındaki öğeleri teker teker kanıtlaması gerekir. Kapatmaya gerekçeoluşturabilecek eylemler, yasada tanımlanan çerçeveyle çakışmadığı takdirde,kapatma kararı verilemeyecektir.
6-Bu çerçevede kapatma, ya üyelerce yoğun biçimde ortaya konan eylemlerin partitarafından benimsendiği, ya da doğrudan parti merkezi tarafından kararlılık vesüreklilik içinde (bir anlamda, istikrarla, alışkanlık haline getirerek veinatla) işlenmiş olmasının ispatlanması koşullarından birine bağlıdır.
7-Son yıllarda konuya AB uyum sürecinde ve İHAS'a Uygulamaları sürecinde bakacakolursak, siyasal partileri kapatma yaptırımını tamamen istisnai kılan şu gelişmelerikaydedebiliriz: bilindiği gibi, Türkiye'nin siyasal partileri kapatma yönündekiyoğun uygulaması, Avrupa anayasa hukuku ve anayasa yargısına mal olmuş birolgu. Aslında bunu 3 faktörle açıklıyorduk:
a.Birincisi, mevzuatın katı özelliği idi. 12 Eylül dönemi anayasası ve SPK,siyasal partiler için çok dar bir faaliyet alanı bırakıyordu.
b.İkincisi ise, siyasal partilerin zaman zaman sorumluluk duygusundanuzaklaşmaları idi. Bunda, siyasal partilerin örgütsel süreklilik temelindefaaliyetlerini sürdürememelerinin payı bulunmaktadır.
c.Anayasa Mahkemesi de, bu bağlamda siyasal partilere anayasal ve yasal mevzuatızaman zaman katı bir şekilde uygulamıştır.
İştebu üç faktörün bir araya gelmesi, kapatılan parti sayısını artırdığı gibi,Türkiye'de demokratikleşme sürecini de sekteye uğratmıştır.
8-Son yıllara ilişkin anayasal ve siyasal gelişmeler, yakın geçmişte tanık olunanbu olgular ışığında nasıl anlamlandırılabilir'
a.Öncelikle, 1982 Anayasası'nda 1995 değişiklikleri ile yetinilmemiş; 2001'deyapılan değişikliklerle, partilerin kapatılması kademeli yaptırım sistemi ileileri derecede zorlaştırılarak, istisnai bir hale getirilmiştir.
b.Siyasal aktörler olarak partiler de, geçen yıllara oranla, işlem ve eylemlerinidaha bir sorumluluk içerisinde yürütmüşlerdir.
c.Anayasa Mahkemesi de, bütün bu değişmeler ve gelişmeler ışığında, partileredaha esnek bir yaklaşımda bulunmak durumundadır.
AYM'niniçtihadlarını özgürlükler ve demokrasi yönünde dönüştürmesinde, iç gelişmelerkadar İHAM ölçütleri ve bu konuda ülkemizdeki 'Siyasi Parti Kapatma Kararları'ile ilgili verdiği kararlarda rol oynamıştır.
Bunaparalel olarak, İHAM'ın da zaman zaman AYM içtihadlarından etkilendiği dikkatealınırsa, aslında siyasal partiler, AYM ve İHAM içtihadı arasında etkileşimsüreci de pekiştirmiştir.
Ancakbuna karşın; İHAM, İHAS'ı siyasal çerçevesi bulunan bir 'anayasal belge' olaraknitelemiş ve işte kendisini de, bu belgenin çerçevelediği demokratikrejimin bekçisi olarak ilan etmiştir, diyebiliriz.
Anayasayargılamasında bugün iki 'Çevre' ya da 'Düzeyin varlığı sorusu: İnsan HaklarıAvrupa Mahkemesi 'ANAYASA MAHKEMESİ' midir'[43]
İnsanHaklan Avrupa Mahkemesi, 'DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİ HUKUKU'NDA, özellikle'Ezelin Fransa'ya karşı' ve 'Türkiye Birleşik Komünist Partisi' davalarında,toplantı ve Örgütlenme hürriyetleri ile ifade hürriyeti arasında bir bütünlükkurdu ama, inanç hürriyeti İle bu hürriyetler arasında 'TERS SİMETRİ YASASI'nıda uyguladı.
Budurumda bu hürriyetler RESMİ ANAYASA İDEOLOJİSİ ile kayıtlanabilir mi'
Düşünceaçıklama ve parti kapatma davalarında, MERMER -Resmi Anayasa İdeolojisi /MOZAİK - Demokratik Toplum Düzeni'nin plüralist ortak hukuku - ikilemininanlamı bu soruya getirilecek cevapta (BÖLÜM İKİ).[44]
ÖzellikleA.Y.90/son madde de yapılan değişiklikle de durum değerlendirildiğinde,Anayasa'nın normlarını düzenleme tekeli olan Yüksek Mahkeme (AYM) gibi, İHAS'ınnormlarını yorumlama tekelinin de İHAM da olduğu görünmektedir. Ve Yeni SiyasiPartiler Yasası ile Anayasa'nın gerek 'siyasi partilere' yönelik, gerekse'temel hak ve özgürlüklere' yönelik değerlendirmelerini A.Y.90. madde ile İHAMiçtihatları ile birlikte değerlendirme gereği doğmaktadır. Çünkü, A.Y.90.maddede 'doğrudan uluslar arası mahkemeler' veya 'İHAM içtihatlarını' ifadeetmemiş olması sonucu değiştiremez. Çünkü sonuçta nasıl ki Anayasamız'daki'normları', özellikle özgürlükleri 'nasıl anlayacağımız ve hatta nasıl yaşamageçirileceği' sorusunun yanıtı, Anayasa Mahkemesi içtihadının gösterdiği yoldaolacaktır. Ve de İHAS' nin gerek normlarını ve gerekse özgürlükler ile ilgilidüzenlemelerini nasıl anlayacağımız sorusunun yanıtını da Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin içtihadı doğrultusunda diye anlamak ve uygulamak gerekecektir.
İnsanHaklan Mekanı'nda 'Plüralist ortak bir Hukuk'un varlığı düşünülebilir mi'Düşünülebilirse bu Hukukun YARGICI kim'
İnsanHaklan Avrupa Mahkemesi (İHAM) 29 Nisan 1938 tarihli 'Belilos Kararı'nda busorulara bir ilk cevap getirmişti.
'BelilosKararı'nda Mahkeme, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne (İHAS) getirilen genelnitelikte 'Çekinceleri geçersiz saymış, İsviçre'nin rezervsiz bağlı olduğusonucuna varmıştı (4).
'BelilosKararı'nda 'Milli-Üstü Bir Mahkeme', ilk defa, uluslararası denetime tektaraflı getirilen kayıtlamaları, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü 36. maddedüzenlemesini dikkate almadan, geçersiz saydı (5).
AvrupaMahkemesi bu yaklaşımını, 23 Mart 1995 tarihli ünlü 'Loizidou Türkiye'ye karşıDavası'nda da kullandı(6)[45].
Yinebu temel ve genel çevreler ışığında, davamızda 'ODAK OLMA' kavramı veuygulamasına bakarsak;
Öncelikle,'odak olma' kriterinin geçirdiği serüvene, AYM içtihadına ve İHAM'ın odak olmahakkındaki değerlendirmesine kısaca göz atalım: 2001 Anayasa revizyonu sonucuAnayasa 69/6'ya eklenen cümle 2 ile, odak haline gelme kriterinin Anayasalçerçevesi de çizilmiştir. 'Anayasal çerçeve' diyoruz, çünkü, 'yasalçerçeve'si anayasal organlar arasında uzun ve yoğun bir mücadele ortamınazemin hazırlamıştır. Daha önce SPK md. 103/2'de düzenlenen kriter, AYM'ninsonuçlandırdığı iki siyasal parti kapatma dâvası (RP ve FP dâvaları) öncesinde,ön-sorun mekanizmasının işletilmesi yoluyla, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaledilmiştir. Her iki durumda da TBMM bu konuyu 'ihmal' etmemiş ve yasalnorm boşluğunu doldurmuştur. 2820 sayılı SPK, 4.11.1983 tarihli olup; dahaönce, 2001 Anayasa değişikliği ile yürürlükten kaldırılan Anayasa Geçici md.15/3 korumasındaydı. Dolayısıyla, diğer çok önemli alanlara (dernekler,sendikalar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, kimlik bildirme, ... vb.) ilişkinyasal düzenlemeler gibi SPK da, 'somut norm denetimi yolu'ylaAnayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecek normlar kategorisi içerisinde yeralmaktaydı. Gerçi, Geçici md. 15/3 söz konusu yasaların yasama organıtarafından değiştirilmesine engel değildi ancak, bu yol her nedense denenmedi.AYM, SPK md. 103/2'yi iptal etmekle, siyasal partilerin kapatılmasında odak olmakriterinin çerçevesini çizme konusundaki tüm takdir hakkını kendine tanımışoluyordu. Anlaşılacağı üzere, odak olma kavramı, Anayasa yargısını üstlenenorgan (AYM) ile, Anayasa'yı yasa yaratma aracılığıyla uygulayan normatifiktidar (TBMM) arasında karşılıklı bir düello sahnesi yarattı. Ancak, bumücadelede daha avantajlı olan taraf, hiç kuşkusuz, gerektiğinde Anayasa'yıdeğiştirme (türev kurucu iktidar) yetkisine (ve hatta bu mücadelede rakibi olanAnayasa Mahkemesi'nin yetkilerini daraltma olanağına) de sahip olan TBMM idi.Beklendiği gibi oldu ve 'türev kurucu iktidar' sıfatıyla TBMM, odakolma kriterini, AYM'nin (ve aynı zamanda, 'kurulu iktidar' sıfatıylaTBMM'nin basit çoğunluğunun) asla ve asla ulaşıp dokunamayacağı en üst normolan Anayasa'ya taşıdı.
2001Anayasa Revizyonu ile, siyasal partiler hakkında kapatma dışında daha hafifnitelikteki 'ara yaptırım'ların öngörülmesinde, Ulusalüstü belgelerinde önemli rolü olduğu yadsınamaz. Nitekim, Avrupa Konseyi GenelSekreterliği'nin isteği üzerine, Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla DemokrasiKomisyonu'nca, 'Siyasal Partilerin Yasaklanması, Kapatılması ve BenzerÖnlemler Hakkında Genel İlkeler' adıyla hazırlanan ve 'VenedikKomisyonu Raporu' olarak da anılan 10-11 Aralık 1999 tarihli belgenin 3.maddesi, İHAM jürisprüdansıyla oluşturulan ilkelerin altını bir kez daha çizer:'Partilerin yasaklanması ya da kapatılması önlemine çok istisnai durumlardabaşvurulabilir. Hükümetler ya da devletin diğer organları, yetkili yargıorganından bir partinin yasaklanmasını ya da kapatılmasını istemeden önce,ülkenin durumunu dikkate alarak, söz konusu partinin özgür ve demokratiksiyasal düzen için gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığını, bu tehlikenindaha hafif önlemlerle engellenip engellenemeyeceğini değerlendirmelidirler'.[46]. Ayrıca'Guidelines onProhibition and Dissoluiton of Political Parties and Analogous Measures'CDL-INF (2000)-1.Raporun orijinal metnine internet üzerinden erişim için bkz. http://www.coe.fr/venice
Odakolma kavramını AYM ne ölçüde kullandı'
Yukarıdada belirttiğimiz üzere, AYM odak olma kriterini çoğunlukla kullanmadı,dolayısıyla değerlendirmedi, değerlendiremedi. Zira, bu kriteri barındıran yasahükümlerini ön sorun yoluyla iptal ederek, kapatma davalarını daha geniş birhareket alanı içinde sonuçlandırdı.
Ancak,odak olma kriteri Anayasa normu haline getirildikten sonra, AYM artık bu normadokunamayacağı için, hareket alanı daraldı. Özetle, artık odak olmanınkoşullarını belirleyen bir norm var ve bu norm ön sorun yoluyla bertarafedebileceği bir düzeyde de değil. Yani, partinin, birtakım eylemlerin 'odağı'haline geldiğini saptarken, artık anayasal normdaki koşullarla sınırlı.
Peki,ne ölçüde kullandı' Nasıl yorumladı ve çerçevesini nasıl çizdi' Geriye doğrugiderek; son 10 yıla bakalım:
Gerekçelikararları AYM sitesinde yer alan son 7 parti kapatma talebi, hep aynı nedenedayanır: (kurulduğu tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük MilletMeclisi genel seçimlerine katılmama) Anayol Partisi, Devrimci Sosyalist İşçiPartisi, Türkiye Özürlüsü İle Mutludur Partisi, Büyük Adalet Partisi, TürkiyeAdalet Partisi, Adalet Partisi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi. AYM bunlardahep red kararı verdi.
(Kapatma+ 46 kişiye 5 yıl siyaset yasağı) 2003/1 Halkın Demokrasi Partisi (Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline gelme)
Başsavcı,iddianamesinde odak hükmünü aktarıyor, ama ne yazık ki hiç değinmiyor,yorumlamıyor ve partini odak haline geldiğini kanıtlamıyor. HADEP'in önsavunmasında da, bu durum eleştiriliyor. AYM ise, bu konuda HADEP savunmasınıtekrar özetlemekten ileri gitmemiş.
(kapatma)2001/2 Fazilet Partisi (Anayasa'nın 2., 24., 68., 69. ve 2820 sayılı SiyasîPartiler Kanunu'nun 78., 86. ve 87. maddeleri uyarınca kapatılmasına kararverilmesi istemi).
FP'ninsavunmasında, odak olma kavramının anlamı geniş biçimde değerlendirilmiş. Şöyleki:
''İDDİAVE KANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
I.'Odak'' Kavramının Anlamı ve Unsurları
1.Anayasal ve Yasal Durum
Anayasa'nın69. maddesinin altıncı fıkrası 'bir siyasi partinin 68. maddenin dördüncüfıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancakonun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin AnayasaMahkemesince tespit edilmesi halinde karar' verileceğini belirtmiş olmaklaberaber, bu hükümde bir partinin hangi hallerde yasak eylemlerin odağı halinegelmiş sayılacağı açıklanmış değildir. Mamafih, Siyasi Partiler Kanunu'nundeğişik 103. maddesinde odak kavramının tanımına yer verilmiştir. Bu maddeninilgili ikinci fıkrası aynen şöyledir: 'Bir siyasi parti; birinci fıkrada yazılıfiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum opartinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye Büyük MilletMeclisi'ndeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkçabenimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarıncakararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmişsayılır.'
Görüldüğügibi, Siyasi Partiler Kanunu'nun yeni 103. maddesi odak olmanın unsurlarınıparti üyelerine ve parti organlarına göre ayrı ayrı düzenlemiştir.
a)Yasak eylemlerin parti üyelerince işlenmesi durumu
Buhalde bir siyasi partinin yasak eylemlerin odağı haline gelmiş sayılması içiniki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
(1)Söz konusu eylemlerin parti üyelerince 'yoğun bir şekilde işlenmiş' olması,
(2)Bu durumun partinin 103. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen organlarıncazımnen veya açıkça benimsenmiş olması.
b)Yasak eylemlerin parti organlarınca işlenmesi durumu
Buhalde bir siyasi partinin yasak eylemlerin odağı haline gelmiş sayılması için,bu eylemlerin belli parti organlarınca 'kararlılık içinde' işlenmiş olmasıyeterlidir.
2.Odaklaşma Halinin Alt Kavramları
Yasakfiillerin partide odaklaştığının tespiti sorunu, odaklaşma kavramının analitikbir incelemesi yapılmadan belirlenemez. Başka bir ifadeyle, gerek hukukibelirlilik ilkesinin gözetilmesi çerçevesinde siyasi hak ve özgürlüklerigüvence altına alan, belirsizlikten uzak bir hukuki kavrama ulaşılması gereksede kelimenin anlamının netleştirilmesi açısından odaklaşma kavramının unsurlarıortaya konulmalıdır.
a.'Yoğunluk'
Partiüyelerinin yasak fiilleri yoğun bir şekilde işlemiş olduklarına hükmedebilmekiçin bu fiillerin hem nicelik hem nitelik hem de sıklık açısındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Daha açık bir deyişle, 'yoğunlaşma'dan sözedilebilmesi için, her şeyden önce partinin farklı üyeleri tarafından değişikzamanlarda çok sayıda aykırı fiilin işlenmiş olması gereklidir. İkinci olarak,bu fiillerin aynı zamanda anayasal bakımdan ağır ihlaller niteliğinde olması vesıkça vuku bulması da gerekir. Bu duruma göre, kimi parti üyelerinin tek tükeylemine bakarak bir partinin anayasal ve yasal anlamda yasak eylemlerin odağıhaline gelmiş olduğu söylenemez. Yoğunlaşma kavramı ayrıca, yasak fiillerinmuhtelif parti üyeleri tarafından düzenli ve sürekli olarak işlenmiş olmasınıda gerektirir. Hatta, bu ihlaller parti teşkilatının çoğunluğunca yurt sathındayaygın olarak işlenmelidir. Buna göre, parti üyelerinin ara sıra, meydana gelenve düzenlilik göstermeyen, münferit ve arızi eylemlerine dayanılarak o partininbu nitelikteki fiillerin odağı haline geldiğine karar verilemez.
Nitekim.Refah Partisi'nin kapatılmasına ilişkin 12.1.1998 tarihli kararında (AnayasaMahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 34, Cilt 2. s. 1019) Anayasa Mahkemesi '...'odak olma' durumunun oluşması için gerekli olan yasak eylemlerdeki nitelik venicelik ile bunların tekrarındaki kararlılık gibi öğelerin varlığı konusunda,milletvekillerinin (...) söz ve eylemlerinin tümü değerlendirilmedikçe sağlıklıbir sonuca ulaşılama'yacağına dikkat çekmiştir.
b.'Zımnen veya Açıkça Benimseme'
SiyasiPartiler Kanunu'nun ilgili 103. maddesi, parti üyelerinin yasak eylemleri yoğunbir şekilde işlemiş olmalarını tek başına odaklaşma için yeterli görmemiş;ayrıca bu durumun partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veyaTürkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup genel kurulu veya grup yönetimkurulunca 'zımnen veya açıkça' benimsenmiş olmasını da şart koşmuştur. Budemektir ki, birden çok sayıda partilinin yasak eylemleri yoğun bir şekildeişlemiş olmaları onlar hakkında (SPK 102. maddeye göre partiden ihraçlarınınistenmesi dahil) birtakım müeyyidelerin uygulanmasını gerektirebilirse de, bueylemler parti organlarınca benimsenmedikleri sürece partinin o eylemlerinodağı haline geldiğinden söz edilemez. Ayrıca, dikkat edilmesi gereken birnokta da sadece ismen belirtilen parti organlarının bu eylemleri 'benimsemesi'veya onaylamasının partiyi ilzam edecek olmasıdır. Yani, partinin bu organlardışındaki merci, makam ve kurulları ile varsa yan örgütlerinin tutumu odak olmahali açısından nazara alınmayacaktır.
Anılanparti organları, üyelerinin söz konusu yasak fiillerini onayladığını, tasvipettiğini, beğendiğini, takdir ettiğini vs. alenen ve sözlü olarak ifade etmeksuretiyle onları doğrudan doğruya benimseyebilirler. Ayrıca, Kanun bu gibieylemlerin 'zımnen' de benimsenebileceğini belirtmiştir. Bu durumda, partiüyelerinin eylemlerine ilaveten partinin anılan organlarının bir tutum veyadavranışı da söz konusu olmak gerekir. Daha açık bir ifadeyle, parti organlarıparti üyelerinin yasak eylemlerini onayladığını açıkça belirtmese bile, söz konusukişilere işledikleri yasak fiillerde önceden veya sonradan destek vererek,onları savunarak da onların tutumunu benimseyebilirler. Fakat bunun için de,her şeyden önce, partinin anılan organlarının parti üyelerinin yasakeylemlerinden haberdar olmaları şarttır. Tabiidir ki, bir merciin veya kurulunbilgisi dışında vuku bulan eylemleri ne benimsemesi ne de onaylaması söz konusuolabilir.
c.'Kararlılık'
Yukarıdabelirtildiği gibi, odak kavramı bakımından 'kararlılık' şartı özel olarak partiorganlarının yasak eylemleri için öngörülmüş yasal bir şarttır. Yani, Kanun'dabelirtilen parti organlarının yasak fiilleri kararlılık içinde işlemelerihalinde parti bu eylemlerin odağı haline gelmiş sayılacaktır. Burada da ikihusus önemlidir. Birincisi, eylemleri parti tüzel kişiliğini bu husustabağlayacak olan parti organlarının, Kanun'da ismen zikredilmiş olanlardanibaret olduğudur, ikinci olarak, bu fiillerin söz konusu parti organlarıncakararlılık içinde işlenmiş olması halinde odak olma halinden sözedilebilecektir. Öyleyse, yoğunlaşma durumundakine benzer şekilde, partiorganlarının, ara sıra meydana gelen, tek tük ve arızi eylemlerine bakarak opartinin yasak eylemlerin odağı haline geldiğine karar verilemez. Keza, bufiillerin kararlılık içinde işlenmiş sayılabilmesi için, bu ihlallerin nisbetenkısa bir zaman dilimi içinde değil, kamu oyunda da bu yönde kanaat hasıl edecekşekilde uzun süre devam etmiş olması da gerekir.
Kararlılıkkelimesi, ayrıca, eylem iradesindeki sarsılmazlığı, tutumundan hiçbir şekildecaymamayı ve yılmaz bir ruh halini de ifade eder. Dolayısıyla, şu veya buşekilde parti organlarından sadır olan bir aykırı eylemin yarattığı tepki ve eleştirilererağmen, tutumunda ısrar etmek ve aynı yolda yürümekten caymamak odaklaşmayönünde bir kanıt sayılabilir. Buna karşılık, eleştiri ve tepkiler karşısındageri çekilen, tevil yoluna sapan, kendini mazur göstermeye çalışan bir iradenin'kararlı' olduğundan söz edilemez.'
Dahasonra, Yüksek Mahkemeniz sonra, 'Fazilet Partisi'ne ve Üyelerine Yöneltilenİsnadın 'Odak' Kavramı Açısından Değerlendirilmesi' başlığıyla, iddia edileneylemleri sayfalarca değerlendirmiştir.
AncakAYM, odak olmanın koşullarını belirleyen ve böylelikle AYM'nin elini kolunubağlayan yasa normunu (SPK, md. 103/2), ön sorun yoluyla iptal ederek kendinebir yol açmış ve Fazilet Partisini kapatmıştır.
Dolayısıyla,bu davada da odak olma tartışılmamıştır.
Amakarşı oylarda, odak olmanın anlamı tartışılmıştır.
(Kapatma)1999/1 Demokratik Kitle Partisi
İddianamede,'siyasi partilerin Cumhuriyetin ilkelerini tahrip edici bir güç odağı halinegelmesine seyirci kalınamayacağı' ibaresi geçmektedir. Parti bunu eleştirir veistenen hususun bu olmadığını vurgular. AYM ise bunu tartışmamıştır.
(Kapatma)1998/1 Refah Partisi (lâiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğisavı)
Odakolma kavramını Parti savunmasında tartışmıştır.
AmaAYM ön sorun yoluyla yasal engeli kaldırarak kapatma kararı vermiştir.
İHAMise, Refah Partisi v. Turkey davasında, odak olmayı değerlendirmiş ve şuilkeleri saptamıştır (paragraf 104):
'Birsiyasi partinin demokratik ilkeleri yok etmeye yönelik bir tehdit oluşturduğugerekçesiyle kapatılmasının 'zorlayıcı bir sosyal gereksinimi' karşılayıpkarşılamadığı sorununa ilişkin olarak Mahkemenin toplu incelemesi aşağıdakinoktalara odaklanacaktır:
(i)demokrasiye yönelik bir tehdidin mevcudiyetinin kanıtlandığı varsayılarak butehdidin yeterince yakın olduğuna ilişkin inandırıcı kanıtların bulunupbulunmadığı;
(ii)siyasi parti liderlerinin ve üyelerinin eylem ve konuşmalarının bütünüyleilgili siyasi partiye isnat edilip edilemeyeceği;
(iii)siyasi partiye isnat edilen eylem ve konuşmaların, 'demokratik toplum'kavramıyla çelişen parti tarafından algılanan ve savunulan toplum modelininsarih bir resmini çizen bir bütün oluşturup oluşturmadığı'
İHAMbu ilkeler ekseninde, 'siyasi parti üyelerinin eylem ve
Konuşmalarınıno siyasi partiye isnat edilebilirliği' başlığıyla, bu konuları değerlendirmiş,hatta tehdit oluşturmayı 'kapatılmanın uygun zamanı' başlığındatartışmıştır.
Buradabelirtmek gerekir ki;
İnsanHakları Avrupa Mahkemesi, 'DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİ HUKUKU'NDA, özellikle'Ezelin Fransa'ya karşı' ve 'Türkiye Birleşik Komünist Partisi' davalarında,toplantı ve Örgütlenme hürriyetleri ile ifade hürriyeti arasında bir bütünlükkurdu ama, inanç hürriyeti ile bu hürriyetler arasında 'TERS SİMETRİ YASASI'nıda uyguladı.[47]
III/II-TÜRKİYE ÖZELİNDE SİYASAL/ TOPLUMSAL DEĞERLENDİRME
SONUÇYERİNE:
21.Yüzyılda,DTP'ye açılan kapatılma davası nedeniyle Yüce Mahkemenize, Müvekkilimiz adınabu savunmayı sunuyor olmamız, bize biraz anakronik görünüyor. Burası Türkiyedenilebilirse de, bu davanın anlamını ulusal ölçekte açıklayabilmek yine dezor. Çünkü, küreselleşen dünyamızda Amerika'da yaprak kıpırdasa Çin'de esintisiduyuluyor. Gerçekten de, gerek AKP'nin, gerekse DTP'nin kapatılma davası, baştatam üyelik hedefiyle aday olduğumuz AB ve dünya kamuoyu tarafından yakındanizleniyor. Bu ilginin içişlerimize karışmak anlamına geldiğini söylemek artıkpek mümkün değil. Çünkü, 20.Yüzyılın son çeyreğinden, tam tarihiyle söylersek,imzacısı olduğumuz 1975 Helsinki Nihai Senedi'nden bu yana, insan haklarınıilgilendiren konuları izlemek ulusalar topluluğunun hem hakkı hem de görevi.Etnik, kültürel, dinsel, dilsel, cinsiyetle ilgili vb. her türlü ayrımcılığıdışlayan evrensel hak ve özgürlükler, bir bakıma insanlığın anayasasıkatına yükselmiş bulunuyor.
Siyasalhaklar, seçme ve seçilme hakkı da dokunulmaz, devredilmez haklardan veKürtlerin partileri ne zaman TBMM'ye girecek olsa, neredeyse vakit geçirilmedençeşitli bahaneler bulunarak kapatılmak isteniyor, kapatılıyor. Bu durumunsorunun barışçıl çözüm yollarını da tıkadığını görmek gerekir. Silahlarısusturmanın en akılcı yolu Kürtlerin siyasal temsiliyken, Kürt partilerininkaderi; tanrılar tarafından, bir kayayı her gün dağın tepesine çıkarıp akşamgeri yuvarlamaya sonsuza kadar mahkum edilen efsanedeki Sisiphos'un kaderinebenziyor. Barışçıl çözümden, birlikte yaşamaktan yana partiler yeniden yenidenkurulmaya çalışılırken, çözümsüzlük, çaresizlik psikolojisi içindeki gençler dedağa çıkmaya devam ediyorlar.
Oysa,bu sorunun neden hala var olduğunu ve neden çözemediğimizi anlamak için değişendünyaya ve bir türlü bu değişemeyen devlet zihniyetimize bakmak gerekiyor.
Küreselleşmeolgusunun dünyayı nasıl değiştirmekte olduğunu görmemek mümkün mü' Bütüncülsistem tarzındaki toplumlar, yani kendi içine kapalı toplumsal ve kültürelbütünler kırılmaya uğradı; ulusal aidiyet duyguları zayıfladı. İletişiminyaygınlaşması, bilginin demokratikleşmesi vatandaşların kendini ifade etme,katılım, özgürlük taleplerini artırdı. Ulusal aidiyetin tanıdığı vatandaşlık hakkı,diğerleri gibi olma hakkıyken, kültürel haklar başka olma hakkıolarak öne çıktı. Bu durum. bir yandan çeşitli krizlerin, kopuşların, şiddettürlerinin açığa çıkmasına; diğer yandan etnik, kültürel, dinsel kimliklerinözgürlük taleplerinin, kimliklerin 'tanınma' taleplerinin yükselmesisonucunu getirdi.
'Çalışanlar,işgal altındakiler, kadınlar, çeşitli türden azınlıklar kendilerine bir öznellikyarattılar. Böylelikle, egemenlik altındaki onca kategorinin, kurban olmaktanbaşka seçenekleri yokmuşçasına, sömürülmesine üzülmekle yetinmek olanaksız halegeldi.....Kurbanlar bir anda yalnızca kurban olmayı bırakıyorlar, durumlarınınbilincine varıyorlar, itiraz ediyorlar, konuşuyorlar.'[48] Öznelliklerinyükselişi kendini, Avrupa modernleşmesi krize girerken ve Sosyalist sistemyıkılışa sürüklenirken duyurdu ve dünyayı etkisi altına aldı..
Günümüzdehemen hemen tüm dünyada artık, toplumsal bir dilden kültürel bir dile;toplumsal öznelerden kişisel öznelere ve kültürel hareketlere geçiş çağıyaşanmaktadır. Yeni özneleri ve yeni hareketleri tanımlamak gerekirse; tıpkıulus gibi, sınıf gibi, kendi kendinin bilincinde, kendine göndermeli birbiçimde hareket etme becerisine sahip öznelerdir, diyebiliriz. 'Bu özne, herşeyden önce, onu kendinden soğutan ve kendi kendini kurma yönünde hareketetmesini engelleyen şeye karşı savaşım vererek ortaya koyar kendini.'[49]Onları görmezden gelmemize yolaçan şey ise;ideolojilerin bakışımızı belirlemiş olması ve bu bakışınnesnesine belli mesafeden bakamaz oluşumuzdur.
Devletinmonolitik ve otoriteryan yapısı ve ideolojisi altında, gelmiş geçmiş siyasaliktidarların, siyasal çözüm konusundaki cesaretsizliği ve becerisizliği sonucu,Kürtlerin silahlı başkaldırısının 80'li yılların ortalarında başlamış olmasıtesadüfle değil, sözünü ettiğimiz konjonktürle açıklanabilir. Her şeyi emperyalistgüçlerin kışkırtmasına bağlamak iç dinamikleri görmemek, yok saymak anlamınagelir.
20.Yüzyıltarihi, Avrupa'yı kana boyayan, II. Dünya Savaşına yol açan faşist, ırkçı,yayılmacı yönetimlerin de, diğer totaliter rejimlerin de yıkılışının tarihiolarak ibretle doludur. Oysa siyasal demokrasiyi yaşatabilenler ulusalbirliklerini korumayı başardılar. İspanya ETA, İngiltere IRA ayrılıkçışiddetini geç de olsa siyasal çözümle durdurabildi. Yugoslavya ise, 2000'liyıllara sarkan bir şiddet ve parçalanma trajedisiyle yıkılıp gitti.
Yakıntarih bize, ulusal devletlerin bekasını sağlayacak en önemli güvencenin siyasaldemokrasi içinde, evrensel insan hakları temelinde, kültürel ve siyasalhakların tanınması olduğunu yeterince açıklıkla göstermektedir. Ulus devletinbirleştirici, aynılaştırıcı ideolojisinin gereği olan yurttaşlık kavramınınsiyasal hakların tanınması ilkesine dayandığını bile görmezden gelerek,Kürtlerin siyasal temsilcilerini Parlamentodan çıkartarak, kapatarak, ulusdevlet olmanın asgari gereğini bile yerine getirmiyorsak, Kürtleri bir özneolarak tanımak istemiyoruz demektir ki, o zaman silahları nasıl susturacağız' Evrenselbir insan gerçeği olarak, her zaman ve her yerde, iletişim kurmanın,bütünleşmeyi sağlamanın, birlikte barış içinde yaşamanın yolu, her zaman'ötekinin' olduğu gibi 'tanınması'ndan geçer.
1-TÜRK DEVLETİNE VATANDAŞLIK BAĞIYLA BAĞLI HERKESİN TÜRK SAYILMASI, BİRLEŞTİRİCİVE BÜTÜNLEŞTİRİCİ BİR ANLAYIŞ DEĞİLDİR:
SayınBaşsavcı, Anayasanın, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türksaymasının, birleştirici ve bütünleştirici olduğunu iddia ediyor. SayınBaşsavcıya göre Anayasa'daki vatandaşlık tanımının değişmesini istemek,bölücülük. Oysa asıl bölücülük yaratan şey, Türk devletine vatandaşlık bağıylabağlı herkesi Türk saymaktır. Bu, bütünleştirici değil ayrımcı bir bakışaçısıdır. Kürt sorunu her zaman güvenlik politikaları içinde ele alınmış, hertürden gelişme ve değişim çabaları bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bir etnikgrubun (egemen ulusun) hâkimiyeti fikrine dayanan, asimilasyonu amaçlayan,kimlikleri inkâr eden bu politikalar, insan hakları ve demokrasi kavramlarıylabağdaşmamaktadır. Esasen DTP'ye yöneltilen bölücülük iddiası, Cumhuriyet tarihiboyunca Kürtlere karşı tekrarlanmış bir iddianın yansımasıdır. Kürtlerin tümdemokratik hak talepleri, hemen her zaman bölücülük suçlamasıylakarşılaşmıştır. Kürtler ne zaman siyaset yapmak istese partileri kapatılmıştır.Kürtlerin haklarının, Kürt kimliğinin tanınması gerektiğini söyleyen, busorunun çözümü için çalışacağını programına koyan bütün partiler bölücülüksuçlamasıyla kapatılmıştır.
Kürtsorunu devletin tabu sorunlarından biridir. Hepimiz bu tabunun içine doğduk,etkilendik, Kürtleri tanımadan, anlamadan Kürtler hakkında fikir edindik.Kürtlerin ve kurdukları tüm partilerin bölücü olduğu, ulusun bütünlüğünü tehditettikleri yargısının kendisi, bölücülük için uygun bir zemin yaratmaktadır.Kapatılan diğer partiler gibi DTP'de Türkiye'nin bölünmesini istediği içindeğil; Kürt kimliğinin,dilinin ve kültürel hakların tanınmasını istediği,türdeş ulus yaratma politikasına karşı çıktığı için bölücü olmaklasuçlanmaktadır. Devletin bildiğini herhalde Sayın Başsavcı da biliyordur: DTPüniter devletle sorunu olmadığını defalarca açıklamıştır. Bunu anlamak içintüzüğüne, programına, parti yetkililerinin açıklamalarına bakmak bileyeterlidir. DTP programında, Kürt sorunun çözümünün ortak vatanda görüldüğüaçıkça yazılıdır.
DTPMeclise girdiği tarihten başlayarak da üniter devlet içinde çözüm aradığını hervesileyle açıklamayı sürdürmüştür. İnternette google girip 'DTP üniter devlet'yazdığınızda, DTP, DTP'nin genel başkanlığını, eş başkanlığını yapmış AhmetTürk, Aysel Tuğluk, Emine Ayna, Nurettin Demirtaş ve DTP'li çeşitliyetkililerin, özeti 'Kürt sorununun çözümünü üniter devlet içinde istiyoruz'olan tam 129.000 haber gelmektedir. Sayın Başsavcı DTP'nin parti belgelerine,yetkililerinin açıklamalarına rağmen, onların üniter devletten yana değilbölünmeden yana oldukları konusunda emin görünüyor. DTP'nin programını, DTP'lilerinsöylediklerini, yazdıklarını değil, düşündüklerini sandığı şeyi gerçek kabulediyor. Aslında Kürtleri potansiyel bölücüler haline getiren, kendilerinin Kürtolduklarının kabul edilmesini istemeleri. Sorun bu kadar net ve yalın.
Hepimiziçin hayatın bir amacı, bir anlamı vardır. Hepimiz, hayatımızda bir kez olsun'Ben kimim' Niçin yaşıyorum' Hayatın, benim hayatımın anlamı ne'' sorularınısormuşuzdur. Kuşkusuz bu sorulara yanıtımız farklı olmuştur. Farklı olmasıdoğaldır. İçine doğduğumuz dil, yetiştiğimiz aile, bölge, yetişme koşulları,algımızı, kimliğimizi etkiler, belirler. Bu farkın doğal olması yüzündendir ki,hiç kimse bir başkasına 'Sen kendini öyle değil de böyle tanımlamalısın, seninhayatının amacı, anlamı o değil de bu olmalı.' diyemez, dememelidir. Herkes, buyanıtı kendi başına bulmak, bulduğu yanıtın öngördüğü sorumluluğu taşımakzorundadır. Kişi, ancak bunu başardığında onurlu bir hayat sürebilir. Birinsanı, bir halkı onun kendini tanımladığı gibi değil de farklı tanımlamak,onun kendisini dayatıldığı biçimiyle tanımlamasını istemek, şiddetin takendisidir. Tanımlamak yerine tanımak, anlamlandırmak yerine anlamaktır doğruolan. Kürtlerle Türklerin yaşam deneyleri, hissettikleri, değer verdikleri,anlam dünyaları farklı olabilir. Bütün bunlar, birinin daha iyi, daha üstünolduğunu değil, farkı gösteriyor. Biz söylesek de söylemesek de benzerliklerkadar farklar da var. Ayrımcılığı doğuran ya da birlikte yaşamayı güçleştiren,farkın kendisi değil, farklara atfedilen değer yargıları. İnsanlar arasındaolduğu gibi kültürler arasında da, çok farklı oldukları için değil, bu farkahiyerarşik ve dışlayıcı yaklaştıkları, kendisi gibi olmayana yeterli değerivermedikleri ve ilgiyi göstermedikleri için sorun çıkıyor.
Dünyada, Türkiye de biz istesek de istemesek de değişiyor. Önemli olan bu değişiminiyiye doğru olmasıdır. Her şey değişiyor ama devlet hep aynı devlet. Farklılığıkabul etmeyen, tek tip vatandaş isteyen, hoşgörüsüz... Devlet ve onun gibidüşünenler, herkesin kendisi gibi düşünmesini, ülkeyi onun gibi sevmesini,herkesin bu değerlere göre hizaya girmesini ister. Oysa insan için tek tutarlıyol, kimsenin efendisi de kölesi de olmamaktır. Ve herkesin ülkesini sevmebiçimi farklıdır. İnsan, ülkesini devletin istediği gibi bütün kirlilikleriyle,gizli ilişkileriyle, kayıtsız şartsız da sevebilir, Camus'un dediği gibi de:'Yurtseverlik, yurdunun haksız olmamasını istemek ve bunu yurdunasöyleyebilmektir.'
Neyseki yurtseverliği Camus gibi anlayan Türkler de var. Aşağıdaki metin, devletin haksızlıkyaptığını gören, bunun son bulmasını isteyen, aralarında ünlü yazar, sanatçı,oyuncu, akademisyen ve meslek odası yöneticilerinden Prof. Dr. İonna Kuçuradi,Prof. Prof. Dr. Şerif Mardin, Prof. Dr. Murat Belge, Prof. Dr. Mete Tunçay,Prof. Dr. Ayşe Buğra, Prof. Dr. Fuat Keyman, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Prof. Dr.Baskın Oran, Prof. Dr. Jale Parla, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Osman Kavala, CanPaker, Cengiz Aktar, İbrahim Betil, Oya Baydar, Şevket Pamuk ve ZeynepTanbay'ın da bulunduğu 100'ü aşkın aydın tarafından Cumhurbaşkanınasunulmuştur. Kürt sorununun barışçıl yollardan çözümü konusunda CumhurbaşkanıAbdullah Gül'ü aktif olarak göreve çağıran, 'Kardeşçe yaşamayı özlediğimiziilan ediyoruz' diyen aydınların mektubundan, anlatmak istediklerimizi çok iyi özetlediğiiçin uzunca bir alıntı yapmak istiyoruz:
'SayınCumhurbaşkanı,
22Temmuz genel seçim sürecinde; yavaşlayan demokratik açılımların hızlanacağı,siyasi ve ekonomik reform çabalarının canlanacağı, Kürt sorununun diyalogyoluyla barışçı yöntemlerle çözülmesi için adımlar atılacağı yönünde sözlerverilmiş ve umutlar yaratılmıştı. Ne yazık ki süreç tam ters yönde gelişti;şiddet, ölümler ve tırmandırılan milliyetçilik, sorunun akılcı çözümünün önünegeçti. Kaygı, belirsizlik, güvensizlik duygularının derinleşerek yaygınlaştığı;Türklerin ve Kürtlerin, bu topraklar üzerinde birarada yaşama isteğininsarsılmaya ve hızla aşınmaya başladığı bir döneme girdik. Bir süre öncebaşlatılan sınırötesi harekâtın da, bölge halkının içinde bulunduğu koşullarıağırlaştırarak, sorunun çözümüne katkı sağlamak yerine, bunalımı daha daderinleştireceğinden kaygılıyız. Yine de bütün olumsuzluklara rağmen, bu dönemisonlandırmanın, yüzlerce yıldır birlikte yaşayan halkların kardeşliğini tekrarhatırlamanın ve onarmanın mümkün olduğu inancındayız.
Ülkemizingeleceğinin; ayrımcılık yapmayan, çocuklarını ölüme göndermeyen, adaleti vebarışı esas alan bir anlayışla şekillenmesine duyduğumuz ihtiyaçla,görüşlerimizi sizinle paylaşmak; çözüm yönünde atılacak her adımı ödünsüzsavunacağımızı, yanınızda olacağımızı ifade etmek istiyoruz.
DTPKapatılmamalıdır: Yargıtay Başsavcılığı, DTP'nin ülkenin bölünmez bütünlüğüiçin tehlike oluşturduğu görüşünde. Biz, iki milyonu aşkın oy almış DTP'ninkapatılmasının, bütünlüğümüz için daha büyük bir tehlike olduğunu düşünüyoruz.Siyasi, iktisadi, insani çözümlerin derhal gündeme getirilmesinin gerektiği bukritik dönemde, DTP'nin kapatılması davası, gerginliği ve çözümsüzlüğüderinleştirecek, ayakta tutmaya çalıştığımız demokrasiyi ağır şekildezedeleyecektir. Bu ülkede kendi kimlikleriyle siyaset yapmak isteyen Kürtleryaşıyorsa, partileri de olacaktır. Bu gerçeği bir an önce kabullenmek gerekir.
Sorununtemelinde, farklılıkları kabul etmeyen, tek tip ve itaatkar vatandaş isteyen,kendisi gibi düşünmeyeni affetmeyen devlet zihniyetinin bulunduğu kanısındayız.
Heralanda olduğu gibi, siyasi partiler mevzuatı da, tayin edilen doğrulara itirazedilmesine tahammülsüz bir anlayışın ürünüdür. Oysa farklılıklarımızı koruyarakbütünsel zenginliğimizi ortaya çıkarabilmenin tek yolu, evrensel değerleritanımaktan, uygulamaktan geçmektedir. Etnik köken, inanç, kültür, siyasalanlayış farkından doğan çok çeşitli taleplerin olabileceğini, bu taleplerinkonuşulmasından, tartışılmasından korkmamak gerektiğini artık öğrenmeliyiz.
+TekEtkili Çözüm Yöntemi Diyalogdur: Kürt sorunu, sadece şiddet sorunu değildir;kültürel, sosyal, siyasi, psikolojik, insani, ekonomik boyutları olan; kimlik,adalet, yoksulluk ve yoksunlukla ilgili bir sorundur. Ortada bir sorun varsa,bu sorun nasıl doğdu, neden yaşanıyor, neden hala sürüyor sorularının yanıtınıaramak gerekmektedir. Sorunun taraflarının birbirlerinin düşündüklerini,hissettiklerini anlaması önemlidir. Ancak diyalog sayesinde birbirimizianlayabilir, önyargılardan arınabilir ve gerçekte nasıl ise öylegörmeyi/görünmeyi başarabiliriz. Tanımak yerine tanımlamayı, anlamak yerineanlamlandırmayı, diyalog yerine dayatmayı seçmek; doğruyu yalnız ben bilirimdemek, gerçekliği sarsıyor, öfke, kırılganlık ve çatışma yaratıyor. Aklımızı,kalbimizi, bütün anlama pencerelerimizi açık tutacağımız bir diyalog süreci,bizi birbirimize bağlayan bütün ortak duyguları tekrar hatırlamamızısağlayacak, bizi yakınlaştıracak, birlikte yaşama ve karşılıklı affetmeisteğimizi güçlendirecektir.
Neyazık ki Kürt sorunu hakkında DTP milletvekilleri ve seçilmiş BELEDİYEbaşkanları dışında herkese, ülkemiz dışındakilere, Amerikalılara, Avrupalılarabile görüşleri soruluyor. Anayasa tartışılıyor; kültürel haklar, vatandaşlık,kimlik, eğitim, yerel yönetim, yargı... her konuda çalışma yapılıyor ama buçalışmaların hiçbirine Kürtler çağrılmıyor. Bu yok sayma halini haksız,incitici, kaygı verici buluyoruz. Kürt sorunu, ancak tüm tarafların görüşleridinlenerek, dikkate alınarak çözülebilir. İki milyonu aşkın Kürt vatandaşımızınsiyasal temsilcileri olan DTP'li milletvekillerinin muhatap alınmaları;önerilerinin 'bölücülük' ve 'terör örgütüne yardım' sayma alışkanlığı dışındaözgürce tartışılabilmesi, çözüme giden yolun ilk adımı olacaktır.
EveDönüş Yasası Gerçekten Kardeşlik Yasası Olarak Tasarlanmalıdır: TCK'nun 221.maddesinin dağdaki gençleri dönmeye ikna edememesinin temel nedeni, onlaraonurlu bir dönüş olanağı vermemesidir. Hiç kimse, kendinden bir hiç yaratmak,onurlu bir insan olma hakkından vazgeçmek anlamını taşıyacak, ahlaki imasımuhbirlik olan bir dönüşü kabul etmez. İnsan hakları öncelikle insan onurununkorunması anlamını taşır.Yapılacak düzenleme, meydan okuma değil, çağrıya uymaisteği yaratmalıdır. Hiçbir eyleme katılmayanların affı, dönecek olanlarıntopluma onurlu ve sorunsuz şekilde katılabilmelerinin sağlanması, yapılacakçağrının karşılık bulmasını kolaylaştıracaktır. Geçmişte 3713 sayılı Yasa'nıngeçici 1. maddesinde denendiği üzere, infaz indirimi getirilmesi, sosyalbarışın tesisini kolaylaştıracaktır.
Bizler,bu topraklar üzerinde yaşayan yurttaşlar; aynı acıları, aynı kaygılarıpaylaşanlar ve umudu barış olanlar, utanmadan birbirimizin gözlerinebakabilmeyi, korkmadan birbirimize sarılmayı, kardeşçe yaşamayı özlediğimiziilan ediyoruz. Özlemimize sahip çıkacağız, özlemimizi gerçekleştirenlerinarkasında olacağız.'
Görüldüğügibi aydınlar, Sayın Başsavcı'nın aksine, DTP'nin açık kalmasının değil,kapatılmasının bölünmez bütünlük için tehlike olduğuna işaret ediyor. Kamuvicdanını temsil eden aydınlar, Kürtlere uygulanan ayrımcılığa, baskıya karşıçıkıyor, Kürt kimliğinin tanınmasını istiyor. Sayın Başsavcının benimsediğiresmi görüş ise, Kürt kimliğini tanımayı reddediyor; Kürtçenin içine doğan,ninnilerini, masallarını Kürtçe dinleyen, rüyalarında Kürtçe konuşan, kendiniKürt bilen/hisseden Kürtlere siz Türksünüz diyor. Doğruyu yalnız ben bilirimtavrı, çoğulculuğu reddediyor, tekçi, kalıpçı düşünmeyi zorunlu kılıyor. Mutlakdoğrunun sahibi olma iddiasından vaz geçmemek, kaçınılmaz olarak totaliter, otoriteranlayışları getiriyor.
Dünyadakive toplumlardaki değişiklikler de, ideolojik çoğulculuğa uygun zeminoluşturuyor. Her alanda çeşitliliğin arttığı, çelişkili süreçlerin iç içegeçtiği bir dünyada yaşıyoruz. Sanayileşme çağının getirdiği standartlaşmayıtemsil eden, toptan tüketim, toplu üretim, toplu eğitim ve kitlesel iletişiminpolitik ifade biçimi olan devletçi ve milliyetçi ideolojiler aşılıyor.Dünyadaki güç merkezlerinin çoğalmasına koşut olarak, toplumdaki güç merkezleride çeşitleniyor. Aynı türden düşünen bütünsel yapılar dağılıyor, sınıfsal,dinsel, etnik, kültürel büyük gruplar parçalanıyor, kendi içlerinde çatışmalarıolan, çelişkili çıkarlara sahip daha küçük gruplara bölünüyor.
Kısacaküreselleşme, evrenselleşme, entegrasyon süreçleri ile yerelleşme, çeşitlenme,parçalanma ve farklılaşma süreçleri iç içe yaşanıyor. Bu durum, hegemonyacıideolojileri geçersiz kılıyor, ideolojik çoğulculuk için zemin oluşturuyor.
Bugünyaşadığımız temel sorunların kökeninde, devlete hakim bu monist zihniyetinyattığını söylemek yanlış olmaz.
Küreselleşmeninyaşandığı günümüzde, insanlar kendi etnik kimliklerine daha sıkı sarılıyor, onasahip çıkıyorlar. Bu sahip çıkışın karşısında durulamayacağını dünyadayaşananlar gösteriyor. Diğerinin, azınlıkta olanın kimliğine saygı gösterenülkeler bütünlüğünü koruyor, kendi kimliğini dayatan, farklı olana yaşama hakkıvermeyenler ise bölünüyor. Bunu anlamak için çevremize bakmak yeterli.
TÜRKKİMLİĞİNİ DAYATMAK, DIŞLAYICI BİR ETKİ YARATIYOR:
Başlangıçbölümünden anayasanın çeşitli maddelerine kadar her yerde geçen 'devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu' saptaması, milletin ve ülkeninsahibinin devlet olduğunu gösteriyor. Devlet, millet için değil, millet devletiçin var ve o millet de farklılık taşımayan homojen bir millet.
Milleti,devletle özdeşleştiren bu tanım, milleti ırk temelinde açıklayarak, toplumdavar olan farklı kimliklere kendini kapatmıştır. Anayasa ve yasalarda sık sıkgeçen 'bölünmez bütünlük' kavramı ve bu bütünlüğün olmadığını ifade etmeyasaklarıyla, homojen bir millet yaratılabileceğine inanılmıştır. Oysa gündelikyaşam bu asimilasyon politikası ile gerçeklik arasındaki çelişkiyi her günsergilemekte. Türk kimliği, tarihsel, dinsel, geleneksel ve kültürel tüm farklıkimlikleri dışlıyor. Millet, ırk birliğine bağlandığından, sonradan edinilmesiolanaksız bir aidiyet söz konusu. Ötekiler, ya kendi kimliklerinden vaz geçerekasimile olacak, ya da kendilerini bu milletten saymayacaklar. Heterojen birtoplumun yasalar ve yasaklarla homojenleştirilmek istenilmesi, kaynaşmayıdeğil, ayrışmayı güçlendiriyor. Kimliği tehdit edilen, tanınmayan her kültür,doğal ve haklı olarak kendi farklılığını öne çıkarma eğilimi gösteriyor. Milletin,aidiyetlerin çoğulluğunu kucaklayan bir üst kimlik olarak tanımlanmaması,ülkede yaşayan azınlıkların haklı olarak etnik kimlik iddialarında dahayoğunlaşmalarını getiriyor.
Türkiyebir yandan demokratikleşmeye çalışıyor, AB standartlarına uymak için çabagösteriyor, kurullar kuruyor, sonra kurduğu kurulların raporları resmi görüşeters düşerse bunları geçerli saymıyor. İnsan haklarına ilişkin olarak ilgilidevlet kuruluşlarıyla sivil toplum kuruluşları arasında iletişim sağlamak veinsan haklarını kapsayan ulusal ve uluslararası konularda danışma organı olarakgörev yapmak üzere, Başbakanın görevlendireceği bir Devlet Bakanına bağlıolarak oluşturulan İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun 'Azınlık Hakları veKültürel Haklar Çalışma Grubu Raporundan bir özet vermek istiyoruz:
'TÜRKİYE'DEAZINLIK KAVRAMI, TANIMI, KÜLTÜREL HAKLAR
MilletlerCemiyeti döneminden bu yana azınlık kavramının ölçütü üçlüdür: etnik, dilsel,dinsel azınlıklar. Bununla birlikte, Türkiye 1923 Lozan'da bunların üçünü dekabul etmemiş ve yalnızca gayrimüslim yurttaşların azınlık olduğunu vedolayısıyla uluslararası azınlık korumasından yararlanabileceğini kabulettirmiştir. (Yukarıda da açıkladığımız gibi, Lozan Anlaşması gayr-i müslümazınlıklar için pozitif hak ve özgürlükler öngörürken Müslüman azınlıklardansöz etmemiştir. Bunun nedeni, Lozan heyetinin Müslüman azınlıklar kavramıiçinde yer alan Kürtlerin, Çerkeslerin, Lazların vs Türklerle kaderinibirleştirdiğini, Türkiye Hükümetinin onları da temsil ettiğini, yönetimde,mecliste, her alanda eşit haklara sahip olduklarını, bu nedenle azınlık olarakgösterilmelerine gerek olmadığını savunmuştur. Kürt milletvekilleri de heralanda eşit ve beraber olduklarına vurgu yaparak azınlık statüsüne karşıçıkmışlardır. Parantez içi not bize aittir.)
Bununlabirlikte, aradan yaklaşık seksen yıl geçmiş olduğu ve bu arada dünyadakiazınlık kavramı, tanımı ve hakları büyük gelişme gösterdiği için Türkiye ciddisıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. Üstelik, 1990'dan sonra azınlık haklarıhem mekân hem de nitelik olarak daha da genişlemiş ve güçlenmiştir. Bu sıkıntılaryalnızca Lozan'ın sınırlı tanımından kaynaklanmamaktadır.
Türkiye,imzaladığı uluslararası sözleşmelere getirdiği bir tür rezervle (çekince,ihtirazi kayıt) daha da dar bir kalıp ileri sürmektedir. Bu 'Yorum Beyanı'nagöre, Türkiye, Lozan'ın yanı sıra 1982 Anayasasının kısıtlamalarını dauluslararası ortamda ileri sürmekte, katıldığı sözleşmelerde getirilen haklarınLozan'da kabul edilenler dışındakilere de getirilmesi ve 1982 Anayasasıtarafından yasaklanan haklardan olması halinde uygulanmayacağını bildirmektedir.Türkiye'nin bu konudaki sıkıntılarını iki noktada özetleyebiliriz:
1)Türkiye'nin bu sınırlayıcı tutumu, dünyadaki eğilimlere gitgide tersdüşmektedir. BM İnsan Hakları Komitesinin 1990'lardaki yorumundan sonra eğilim,bir ülkede azınlık olup olmadığını o ülkeye sormamak ve eğer 'etnik, dilsel,dinsel bakımdan farklılık gösteren ve bu farklılığı kimliğinin ayrılmaz parçasısayan' gruplar varsa, o devlette azınlık bulunduğunu kabul etmek yönündedir.Fakat, bunlara azınlık statüsü tanıyıp tanımamak tamamen ulus-devletin yetkialanına girer.
Buradahemen belirtelim ki Avrupa Birliği'nin, Türkiye'den, farklı kültürel gruplaraazınlık statüsü ve hakları tanınması yolunda bir talebi kesinlikle yoktur.Yalnızca, kültürel bakımdan farklı bütün yurttaşlara eşit muamele yapılmasınıistemektedir. Bu nokta çok iyi anlaşılmak zorundadır.
2)Türkiye Lozan'ı da gerektiği gibi uygulamamaktadır ve dolayısıyla Türkiye'ninbu kurucu antlaşmasının kimi hükümlerini dahi ihlal etmektedir.
Lozan'ın39/4 maddesi, 'bütün TC yurttaşları'na, 'dilediği dili ticarette, açık vekapalı toplantılarda, her türlü basın ve yayın araçlarında kullanma' hakkıgetirmektedir. Yani bu kullanımın tek istisnası, resmî dairelerdir. Bu konuda,örneğin radyo ve TV'lerde kimse istediği dilde yayın yapamadığı için 03 Ağustos2002'de Üçüncü Uyum Paketi çıkartılmış, ama o da uygulanamadığı için bir de 30Temmuz 2003'te Yedinci Paket çıkartılması gerekmiştir. Kasım 2003 sonunda RTÜKbu konuda bir yönetmelik hazırlamıştır. Burada da zaman ve mekan kısıtlamalarıgetirilmiştir.
Oysa,örneğin Lozan 39/4 uygulansa, örneğin Kürtçe yayın konusunun getirdiği veTürkiye'yi boşu boşuna meşgul eden sıkıntılı tartışmalar kendiliğinden sonaerecektir. Türkiye'de uluslararası koruma altında azınlık yaratmamak açısından,bütün yurttaşlara mümkün olduğu kadar geniş özgürlükler verilmesi gerektiğiaçıktır ve bu madde 'tüm TC yurttaşları'ndan söz etmektedir.
Türkiye'dedevletin kendi insanına daha insanca muamele yapmasının, ülkede 'birlik veberaberlik' açısından çok yararlı olacağına kuşku yoktur. Çünkü 'zorunluyurttaş'lardan oluşan bir ülke zayıf bir ülkedir. İnsanları mutlu ederek onları'gönüllü yurttaş'lar haline getirmek bizzat devleti kuvvetlendirecektir.Devletin en az çekineceği vatandaş, hakkını verdiği vatandaştır.
TÜRKİYE'DEİLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMA
Türkiye'deazınlıkları ve dolayısıyla kültürel hakları ilgilendiren mevzuat, ülkedekiazınlık kavramı ve haklarından daha kısıtlayıcı durumdadır.
Bununtemel kaynağı, Anayasa'nın 3/1 maddesidir: 'Türkiye devleti, ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir'. Devletin ülkesiyle bölünmezbütünlüğü son derece doğal ve tüm dünyada tartışmasız kabul edilen birhusustur. Fakat 'milletin bölünmez bütünlüğü' kavramı, bizlere doğal gibigelivermekle birlikte, bir Batılıya son derece terstir. Çünkü bu terimikullanmak milletin tek parça (monolitik) olduğunu söylemektir ki, milletioluşturan çeşitli alt-kimliklerin inkârı anlamına gelir ve dolayısıylademokrasinin özüne karşıdır. Bu 'yabancı' oluş durumu uluslararası insanhakları alanında şöyle somutlaş-maktadır: Hakların sınırlandırılmasındakullanılan ölçütlerde 'milli güvenlik' ve 'toprak bütünlüğü' vardır ama,'milletin bütünlüğü' yoktur. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kendi önünegetirilen davalarda, 'ülkede azınlıklar bulunduğunu ileri sürme'nin milligüvenlik nedeniyle engellenemeyeceğini belirterek ihlal kararı vermektedir.Diğer yandan, '[Türkiye Devletinin] Dili Türkçedir' ibaresini anlamak heptenimkansızdır, çünkü devletin dili olmaz. Resmî dili olur ve o ülkedekiyurttaşlar devletle ilişkilerinde bu resmî dili kullanmanın yanı sıra, ülkedeçeşitli diller konuşurlar ve bu dillerde yayın yaparlar. Nitekim, 1961Anayasasındaki ifade: 'Resmî dil Türkçedir' biçimindedir (md.3).
Anayasa'nınve yasaların sayısız maddesinde tekrarlanan 'devletin ülkesi ve ulusuylabölünmez bütünlüğü' ilkesi, 'azınlık yaratmak' adı altında kültürelalt-kimlikleri reddeder biçimde yorumlanınca, Türkiye'deki mevzuat,'alt-kimliklerin tanınması' halinde bu bütünlüğün bozulmak istendiğinivarsaymaya ve dolayısıyla bunu yapanları 'bölücülük/yıkıcılık'la suçlamayayönelik bir mevzuat olmaktadır. Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife veSelahiyetleri Kanunu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu, Dernekler Kanunu,Siyasi Partiler Kanunu gibi önemli yasalarda 'etnik ve dilsel farklılıklaradayanan azınlıkların var olduğunu ileri sürmek yoluyla azınlık yaratmak'şiddetle cezalandırılmaktadır.
TÜRKİYE'DEİLGİLİ MAHKEME İÇTİHATLARI
AnayasaMahkemesi ve Siyasal Parti Kapatma Kararları:
Böylebir mevzuat karşısında, Anayasa Mahkemesi'nin sık sık parti kapatma kararlarıaldığına rastlanmaktadır.
Bununlabirlikte, Anayasa Mahkemesi'nin, yorum yaparken, hukukun kimi temel kavramlarınıgözardı ettiği ve dolayısıyla Türkiye'deki demokrasinin daha da zedelenmesineyol açtığı da doğrudur. Örneğin Mahkeme, Haziran 1994 DEP kapatma kararında'Sınırsız hakları sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmayadönüştürmenin anlamsız' olduğunu söylerken, 'negatif/bireysel hak' (bütünyurttaşlara verilen eşitlik hakları) ile 'pozitif/grupsal hak' (yalnızcadezavantajlı yurttaşlara verilen artı haklar) ayrımını bilmezden gelmiştir.Ayrıca, Mahkeme'nin bu ifadesi, çoğunluğa mensup yurttaşları birinci sınıf,azınlığa mensup yurttaşları ise ikinci sınıf addeder niteliktedir.
AnayasaMahkemesi örneğin TEP kapatma kararında, önce farklı kimliklerin varlığındansöz etmenin mümkün olduğunu söylemiş, ama hemen arkasından farklı kimliklerbulunduğunu söylemenin 'zamanla bütünden kopma eğilimine' gireceğini ekleyerekeski tutumunu sürdürmüştür (TEP kapatma kararı, E:1979 /1, K:1980/1).
Bututum, Türkiye'de farklı etnik, dinsel, kültürel vs. kökenden kişilerinvarlığının tanınmasının, devletin parçalanmasına yol açacağı korkusundankaynaklanmaktadır.
TÜRKİYE'DEKİDURUMUN TEMELLERİ
İncelediğimizbu azınlıklar konusunun Türkiye'de çok dar ve çok yanlış bir açıdan elealındığı açıktır. Bu açının temel direkleri şöyle özetlenebilir:
1)Türkiye, azınlık kavramının ve hukukunun dünyadaki gelişmelerini izlemekyerine, 1923 yılına takılıp kalmakta, üstelik 1923 Lozan'ı da yanlış/ eksikyorumlamaktadır.
2)Azınlığın farklı kimliğinin kabulü ile azınlık statüsü/hakları vermek aynı şeysayılmakta/sanılmaktadır. Oysa birincisi objektif bir durumdur, ikincisi isedevletin bileceği iştir.
3)Demokrasi anlamına gelen 'iç self-determinasyon' ile parçalanma anlamına gelen'dış self-determinasyon' aynı şey sanılmakta ve sonuçta farklı kimliklerintanınması ile devlet toprağının parçalanması aynı şey sayılmaktadır.
4)Millet konusunda teklik ile birlik aynı şey sayılmakta/sanılmakta ve birincininikinciyi gitgide tahrip etmekte olduğunun farkına varılmamaktadır.
5)Bir millet olarak Türklerden söz ederken, 'Türk' teriminin aynı zamanda biretnik (hatta, dinsel) grup anlamına geldiği görülmemektedir. Bu durumlarınortaya çıkmasının, biri kuramsal diğeri de tarihsel/siyasal olmak üzere ikitemeli vardır.
KuramsalNeden: Türkiye Cumhuriyeti'nde Alt-Üst Kimlik İlişkisi Türkiye, Osmanlıİmparatorluğu yıkıldıktan sonra onun yerine geçerken, onda bulunanalt-kimlikleri (çeşitli etnik, dinsel, vs.grupları) olduğu gibi miras almıştır.Fakat İmparatorluk'daki üstkimlik (devletin yurttaşına verdiği kimlik)'Osmanlı' iken, Türkiye Cumhuriyeti'nde 'Türk' olarak belirlenmiştir. Buüst-kimlik, vatandaşı ırk ve hatta dinle tanımlama eğilimindedir. Ör. 'Yurtdışındaki soydaşlarımız' dendiği zaman Türk etnik kökenden olanlarkastedilmektedir. Diğer yandan 'Türk' sayılabilmek için ayrıca 'Müslüman' olmakgerektiği, gayrimüslim yurttaşlarımıza 'Türk' değil 'Vatandaş' denmesinden debellidir. Türkiye'de hiç kimse örneğin bir Rum veya Musevi yurttaştan sözettiği zaman 'Türk' dememektedir, çünkü Müslüman olmayan bir yurttaştan sözetmektedir. Bunun devlet uygulamasına ilişkin üzücü örnekleri yukarıdayeterince verilmiştir.
Budurum, kendini Türk ırkından saymayan diğer alt-kimlikleri yabancılaştırmış vesorun yaratmıştır. Eğer bu üst-kimlik 'Türkiyeli' olsaydı, bu durum ortayaçıkmazdı. Çünkü tamamen 'toprak' esasına dayandığı ve 'kan' esasını tamamendışladığı için bütün altkimlikleri eşit biçimde kucaklayacak ve işin içineetnik, dinsel vs. özellikleri karıştırmamış olacaktı.
Bukonuda, 82 Anayasasının vatandaşlık tanımı, Atatürk'ün 1924 Anayasasınıntanımından çok daha dardır. 24 Anayasası, 'Türkiye Ahalisi' teriminikullanmıştır. Bu terim, yalnızca üzerinde yaşanan toprağa gönderme yaptığınadeğindiğimiz 'Türkiyeli' biçimindeki üstkimliği çağrıştırmaktadır. Buüstkimlik, eskiden özdeş sayılan 'milliyet' (belli bir etnik kökene mensubiyet)ile 'vatandaşlık' (bireyin devletle hukuksal ilişkisi) kavramlarını ayrı vebağımsız kavramlar olarak ele almayı sağlayacak ve bu toprakta yaşayan bütünalt-kimlikleri istisnasız kucaklayacaktır. Böylece 'Gönüllü' vatandaşlardanoluşacak ulusun, devletini çok daha büyük bir istekle benimseyeceğine hiçbirkuşku yoktur.
Tarihselve Siyasal Neden: Sevr Sendromu 1990'ların başında Türkiye'nin parçalanmatehlikesiyle karşı karşıya olduğu hususunda bir 'Sevr Sendro-mu'nun yaşandığıbilinmektedir. Fakat böyle bir havanın bugün de ileri sürülmesi ve bir'paranoya' haline gelmiş olması rahatsız edici ve milleti zayıflatıcı birdurumdur. Bugün Doğu Karadeniz'de bir Pontus Devleti'nin kurulacağından,Dönmelerin Türkiye'yi idare ettiğinden, Fener Patrikhanesinin İstanbul'da birtür Vatikan devleti kuracağından söz edenler böyle bir havayı yaratmaya özengöstermektedirler. Bu türden bir atmosfer, Türkiye'deki en masum kimliktaleplerini bile Türkiye'nin parçalanmak istendiği biçimde yorumlamakta veanında bastırmak istemektedir. Bu durum, aynı zamanda, büyük Batılı ülkelerinmüdahalesini de davet etmektedir, çünkü Türkiye'nin AB'ye girebilmek için kendiimzasıyla rıza gösterdiği demokrasiye aykırılık oluşturmaktadır. Kendi yurdundaböyle bir paranoyayla demokrasiyi geciktirmek, Türkiye'ye hizmet değildir.Özellikle Kürtçe'nin kullanılması konusunda getirilmek istenen reformlar sözkonusu olduğunda, hemen Türkiye'nin parçalanacağından söz edilmekte, bununterörü canlandıracağı söylenmekte, her türlü reform böyle bir paranoya havasıiçinde engellenmek istenmektedir. Oysa, bunu yapanlar, reformlar engellendiğitakdirde kimi çevrelerin terörü tekrar tek alternatif olarak algılamayasürüklenebileceğini görmemektedirler.
Bununlabirlikte, AB'ye hazırlık süreci, Türkiye'deki azınlık hakları ve kültürelhaklar konusunu çok olumlu bir sürece sokmuştur. Bu süreç, 1920 ve 30'lardaKemalizm'in ülkeyi çağdaşlaştırmak için 'yukarıdan devrim'le yaptığı hukukreformlarının doğrudan devamı niteliğindedir. Nasıl bu yıllarda Kemalistyukarıdan devrime aşağıdan yukarıya şiddetli tepkiler ('irtica') gelmişse,bugün de bu Uyum Paketlerine tepki gelmektedir. Bu 'Sevr Paranoyası'nınbeslediği zihniyet, reformlara şiddetle direnmektedir.
SONUÇ
Yıllarcaçok farklı kültürlerin barındığı Anadolu coğrafyası, kültürel ve tarihselzenginliklerin de beşiğidir. Osmanlı döneminde ümmet anlayışıyla birçok kimliğibünyesinde barındıran dönemin ardından Türkiye'de tek kültürlü homojen bir ulusoluşturma yolunda ciddi adımlar atılmıştır. Ama farklı kimlik ve kültürler birmozaik olarak Anadolu topraklarında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.
Kemalistdevrimin yapıldığı 1920 ve 30'larda çok doğal olan bu tutum, bizzat Atatürk'ün'Muasır Medeniyet' tezi icabı artık geride kalmıştır. Bugün Muasır Medeniyet1920 ve 30'ların Avrupası değil, 2000'lerin Avrupasıdır. Artık, vatandaşlıkanlayışının yeniden gözden geçirilerek, çağdaş Avrupa'daki çok kimlikli, çokkültürlü, demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu bir toplumsal modelin örnekalınması zorunludur.
Bunagöre özgür, bağımsız, yaratıcı yetenekleri ile kültürel haklarını rahatçakullanabilen, hak ve görevlerinin bilincinde olan bireylerin sahip bulunduklarısiyasal ve hukuksal statünün tanımlanması gerekir. AB Uyum Yasalarıyla parçaparça yapılmak istenen bu tanımlama,
a-Bireysel özgürlüklere sahip olma hakkı,
b-Ekonomik ve toplumsal olanaklardan özgürce yararlanma hakkı,
c-Devlete katılma hakkı,
d-Kültürel çoğulculuk hakkı
ilkelerinin,yasalarımızın tümünün taranması sonucu hayata geçirilmesiyle mümkündür. Builkelerin uygulanması anlamında:
1)Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve ilgili yasalar; özgürlükçü, çoğulcu vedemokratik bir içerikte ve toplumun örgütlü kesimlerinin katılımıyla yenibaştan yazılmalıdır.
2)Eşit haklı vatandaşlık temelinde, farklı kimlik ve kültüre sahip kişilerinkendi kimliklerini koruma ve geliştirme hakları (yayın, kendini ifade, öğrenimgibi) güvence altına alınmalıdır.
3)Merkezî yönetim ve yerel yönetimler, yurttaşların katılımını ve denetimini esasalacak bir biçimde şeffaflaştırılmalı ve demokratikleştirilmelidir.
4)İnsan hak ve özgürlüklerine yönelik evrensel normları içeren uluslararasısözleşmeler ve temel belgeler, özellikle de Avrupa Konseyi Çerçeve Sözleşmesiçekincesiz imzalanarak onaylanmalı ve hayata geçirilmelidir. Bundan sonra,artık uluslararası sözleşmelere Türkiye'deki alt kimliklerin inkarı anlamınagelecek çekinceler ve yorum beyanları getirilmemelidir. ' (YayımaHazırlayanlar, Prof. İbrahim Ö. Kaboğlu ' Kemal Akkurt, s.287 vd)
Evet,görüldüğü gibi Sayın Başsavcı'nın suç addettiği, bölücülük saydığı hususlarındemokratik ülkeler için olması gereken olduğunu, devletin oluşturduğu birkurulun raporundan aktardık. Gerçi böyle bir rapor düzenledikleri için kurulüyelerinin başına gelmeyen kalmadı tabii ama sonuçta devletin böyle bir raporhazırlama ihtiyacı duymuş olması ve bu raporu hazırlayanları bu alanda yetkingörerek onları görevlendirmiş olduğunu gözardı edemeyiz.
ANAYASALARDAVATANDAŞLIK TÜRK ETNİK TEMELİNE BAĞLANMIŞTIR:
Bütünhayatını Kürt sorununun çözümüne vakfeden bir Kürt aydını olan Tarık ZiyaEkinci'nin değindiği anayasa sorunları, meselenin özünü vermektedir: '1924'denberi devam ede gelen Anayasalarımızın temel felsefesini oluşturan bir diğer öğede 'vatandaşlığa' ilişkin tanımlamadır. T.C. Anayasalarının özünü oluşturanvatandaşlık tanımı son derece önemlidir. Çünkü Türkiye gibi çoğulcu birtoplumda ırk esasına göre bir vatandaşlık tanımı benimsenmiştir. Oysa, çağdaşçoğulcu toplumlarda bir ırkı ya da bir etnik grubu çağrıştıracak biçimdevatandaşlık tanımı yapılmaz. Diğer bir deyimle, çoğulcu bir toplumda herkesintek bir ırktan ve tek bir kültürden olmasını zorunlu kılan bir vatandaşlıkanlayışı hukuk dışıdır. 1924 Anayasası'nın 88/1. maddesi vatandaşlığı şöyletanımlar:' Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle(Türk) ıtlak olunur.' Bu tanıma göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesTürk olmak zorundadır. Diğer bir deyimle bir kimsenin TC vatandaşı olabilmesiiçin mensup olduğu etnik grubu reddederek Türk olmayı kabul etmesi gerekir.
Türketnik grubuna mensup olmayı çağrıştıran bu vatandaşlık anlayışı 1961 ve 1982anayasalarında daha da belirginleştirilerek tekrarlanmıştır. Örneğin 1982Anayasası'nın 66/1. maddesinde 'Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkes Türktür' tanımı kullanılırken etnisiteye daha radikal bir vurguyapılmıştır. Görüldüğü gibi tüm anayasalarda vatandaşlık Türk etnik temelinedayandırılmıştır. Ancak 1924 anayasasında daha esnek bir ifade kullanıldığıiçin buradaki tanım görece daha ılımlıdır.
Sonuçolarak Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak günümüze kadar gelen anayasalarıntümünde Türk olmak vatandaş olmanın önkoşulu sayılmıştır. Bunun, tarihenoluşmuş bir isim olduğu, farklı etnik özelliklere saygı gösterildiği, iddiasıgerçekçi değildir. Uygulamada, asimilasyonu reddederek, mensup oldukları etnikgrubun tanınmasını isteyenlerin eşit vatandaş muamelesi görmedikleri herkesinbildiği bir gerçektir. Türkiye'de vatandaşlık haklarını kullanabilmek için tekkoşul Türk olmayı benimsemektir. Diğer bir deyimle Türk olmak ya da Türk olmayıkabul etmektir. Türkiye Devleti , ülkede yaşayan herkesin Türk kimliğini vekültürünü kabul etmesini vatandaş olabilmenin zorunlu koşulu saymaktadır.Kimlik, dil ve kültür haklarını koruyarak vatandaş olmayı isteyenler ise eşithaklı, asli vatandaş olarak tanınmamaktadır. Bunlar sadece görevleri olan,fakat hakları olmayan ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir.
Cumhuriyetinkuruluşundan beri Türk kimliğini benimseme zorunluluğu, türdeş bir ulusoluşturma politikasının özü sayılmaktadır. Bu nedenle, Kürtlerin kimlik, dil vekültür haklarını koruyarak vatandaş olma istekleri reddedilmektedir. Kürtlerintalepleriyle, Türkiye Devletinin türdeş ulus oluşturma politikası arasındakiçelişkinin çözümü için geliştirilen önlemler, devletin Kürt politikasınınesasını teşkil etmektedir. Bu çelişkinin demokratik yöntemler yerine, baskıyadayanan asimilasyoncu yöntemlerle aşılmak istenmesi 'Kürt sorunu' olarakkarşımıza çıkmıştır. Çıkış nedeni incelendiğinde Kürt sorununun özü itibariyleinsan ve vatandaşlık haklarına saygılı bir demokrasi sorunu olduğu kolaycaanlaşılır. Ne var ki Türkiye'de demokrasi yeterince gelişmediği içinTürkleşmeyi dayatan resmi politika dışında başka bir çözüm biçiminin üretilmesimümkün olmamıştır. Oysa dünyada türdeş ulus oluşturma çabaları terkedilmiş,eşit haklı vatandaşlık anlayışına dayanan çok kültürlü toplum modelleribenimsenmiştir. Vatandaşlık tanımı da Anayasanın temel felsefesiyle ilgilidir.'(T.Z.Ekinci, Vatandaşlık Açısından Kürt Sorunu ve Bir Çözüm Önerisi)
MEVCUTANAYASAL KİMLİĞİ SORGULAMALIYIZ:
Anayasa,farklı kimlikleri yok sayarak, farklı düşünceleri engelleyerek özgürleşmenin,demokratikleşmenin önünü tıkamakta. Türk kimliği anlayışı sorgulanmadan Kürtsorunu çözülemez. Devlet, öncelikle farklılıkları reddeden resmi tarih veideolojisini, militer yapısını terk etmeli. Kim hangi kimliğini, hangi değerinikorumak istiyorsa koruyup, geliştirebilmeli. Devlet, toplumu yansıtmalı. Kışkırtılmadıkça,farklı kimliklerin bu topraklarda beraber yaşayabildiğini biliyoruz. Sorunlarınve tarafların varlığı, Anayasadaki vatandaşlık tanımını benimsemeyenlerinolduğunun açık kanıtı.
Bütünleşmekistediğimiz Avrupa, kendi bütünleşmesinin ve bunu sürdürebilmenin tek yolunu,farklılıklarını koruyabilecekleri ortak bir çatıda görüyor. İnsan HaklarıAvrupa Sözleşmesi ve ortak belgelerle oluşan ulusal üstü, devletsiz hukukanlayışı ile birlikte uluslararası bir anayasanın da çerçevesi beliriyor.Oluşan devletsiz hukukun en temel yaklaşımlarından biri de, çoğulculuğun,toplumu sarssa bile farklı olma hakkının korunması. Türkiye de bireysel başvuruhakkını tanıyarak, uluslararası mahkemenin denetimini tanıdı. Devleti tek kuralkoyucu olmaktan çıkıyor, devletin hukuk alanındaki iktidarı parçalanıyor.
Türkiye'de,etnik, din ve yaşama kültürü açısından farklı gruplar var. Bu farklı unsurlarıkendi istekleriyle bir arada tutmanın yolu, onları olmayan bir bütünün içindeerimiş saymaktan değil, kendi kimlik ve kültürlerini geliştirebilmelerininönünü açmaktan geçiyor. Devlet, Kürt siyasal örgütlerinin öne sürdükleritezlerin tümünü reddetmektedir. Onların ne kurucu asli unsur, ne ayrı bir halk,ne de azınlık olarak tanınmalarını kabul etmek istemiyor. Devlet açısındanKürtler asimile olmaya mahkum ve mecbur Türkiye vatandaşlarıdır. Bugüne kadaruygulanan politika bu anlayış çerçevesinde yürütülmüştür. 1991'de Kürtrealitesinin tanınmış olması sonucu değiştirmemiştir. Oysa Türkiye'ninbütünlüğünün güvencesi ortak bir hayat tahayyülüdür ve bu da yeni bir toplumsalproje ile, oluşmasına hepimizin katılacağı yeni bir anayasa ile sağlanabilir.
Vatandaşlık,tüm etnik grupları temsil edecek şekilde yeniden düşünülmeli. Farklılıklarınbir arada yaşamasını sağlayacak bir kimlik anlayışı arayışında, yalnızca farklıkimliklerin tanınması değil, ötekine karşı sorumluluk taşıyan bir anlayışın dagözetilmesi önemli. Susturulmuş, imtiyazsız, kaygılı kimliklere diğeriyle eşitmuamelesi yapmak, çoğu zaman sorunun yalnızca kağıt üzerinde çözülmüşgörünmesini sağlıyor. Nitekim birçok batı ülkesinden önce kadına seçme-seçilmehakkı tanımış olmamızla övünür dururuz ama meclisteki ve genel olarak yönetenkonumundaki kadın sayısı acınacak kadar az.. Ötekinin varlığının kabulü ve onaadeta katlanılması yetmiyor. Kişinin, grupların her türlü baskıdan arınarak tümpotansiyellerini harekete geçirebileceği özgürleşme sürecinin önü, ancakötekine sırtını değil yüzünü çeviren, haklarını kullanmasını yalnızca onunsorunu olarak görmeyen sorumluluk anlayışının kabulü ile olanaklı. Bu daırksal, etnik öğelerden soyutlanmış, ortak bir hukuka özgür iradeyle katılmayıiçeren, milliyetin vatandaşlıkta eridiği bir üst kimlik kavramınayakınlaştırıyor bizi.
DEMOKRATİKBİR SÜRECİN ÜRÜNÜ OLAN BİR ANAYASA ÇÖZÜME YARDIMCI OLACAKTIR:
Biranayasanın içeriği kadar nasıl yapıldığı da önemlidir, nitekim bu amaçla yolaçıkan Sivil Anayasa Girişimi tarafından başlatılan 'Anayasamı İstiyorum!'Kampanyası, toplumda büyük ilgi uyandırmıştır. Bu kampanya yürütücüleri çağdaşdemokrasilerin yüzlerce yıllık deneyiminden süzülen birikimi şöyleaktarıyorlardı: 'Anayasa, devletin yapısını, siyasal rejimi belirleyen teknikbir metin olmaktan ibaret değil, hayatımızın hemen her alanını etkiliyor. Aklagelebilecek tüm hak ve özgürlükler, hepsi Anayasa'da ifadesini bulur. Bu yüzdenAnayasa tartışması, yalnızca uzmanlara ve siyasetçilere bırakılamayacak kadarönemli.
Buülkede nasıl yaşamak istediğimizi bize soran hiç olmadı. Toplum nasıl yaşamak,nasıl yönetilmek istiyor, tercihleri ne' Bu soruların yanıtlarının bilindiğiiddia edilemez. Etnik köken, din ve yaşama kültürü açısından farklı olanların,yan yana, birbirini ezmeden, ezdirmeden yaşamanın yolunu birlikte arayıp dabulamadığı için, gönüllü olarak itişip kakıştığını kim söyleyebilir'
1982Anayasası da toplumun ne istediğini hiç merak etmeyen, onu tebaa olarak görenaynı zihniyetin ürünü. Toplum da Anayasa'ya, devletin yaptığı, değiştirdiği,istediğinde ihlal ettiği kurallar çerçevesi olarak bakıyor. Kendi taleplerini,çözümlerini, mutabakatlarını yansıtmadığı için sahip de çıkmıyor. Bu defafarklı olmalı. Gündelik hayatımızı doğrudan etkileyecek, toplumda çatışmayaratan konuların hepsinin yer alacağı bu metnin oluşumunda yurttaşlar olaraksözümüzü söylemeli, nasıl yaşamak istediğimize kendimiz karar vermeliyiz.
Demokratikbir anayasa, demokratik bir toplum anlamına gelmiyor. Toplum, kendine yukarıdandayatılan kuralları içselleştirmiyor, sahip çıkmıyor. Anayasanın toplumsözleşmesi niteliğini kazanması için, bu ülkede yaşayan farklı kimliklerin/kesimlerin/görüşlerinortak noktalarda buluşmaları gerekir. Her kesimin görüşlerini açıkladığı,etkilemeye ve etkilenmeye açık olduğu, birbirini dinlerken dönüştüğü, toplumunbu tartışmadan haberdar olduğu, bilgilendiği bir süreci yaşamak zorundayız.Yurttaşlık bilincinin geliştiği, haklarımızı öğrendiğimiz, uygulamayabaşladığımız, siyasal kültürün değiştiği böyle bir sürecin sonunda hazırlanacakanayasaya 'İşte benim Anayasam' diyebiliriz. Ancak kendi anayasasını yapmayıbaşarmış bir toplumun üyeleri, o anayasaya sahip çıkar, kurallarına uygundavranır, değiştirilmesine, ihlal edilme-sine kayıtsız kalmaz.
Toplumunbilgilendirilmesine ve katılımına açık yaşanacak demokratik bir tartışmasürecinde biz de yurttaşlar olarak nasıl bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz,tercihlerimiz ne, birbirimizi ezmeden, ezdirmeden yan yana nasıl yaşarız gibisoruların yanıtlarını arayarak bulabiliriz. Farklı toplumsal kesimlerin,birarada yaşamanın ortak kurallarını birlikte belirledikleri bir toplumsalsözleşme, giderek derinleşen, kamplaşan toplumun sorunlarının çözümünü degetirir.
Bütündünyada Anayasaların oluşturulmasında iki yol vardır. Bir anayasa ya devleteegemen güçlerle toplum arasında dayatmacı ve zorlayıcı bir uzlaşma ile yapılır.Ki, bu anayasalar otoriter ve baskıcıdır. Ya da toplumu oluşturan çeşitli sınıfve katmanlarla farklı etnik ve dinsel topluluklar arasında sağlanacak bir ortakmutabakatla hazırlanır. Bunlar da demokratik anayasalardır.
Birincitür anayasalar devleti temsil eden güçler tarafından hazırlanarak toplumunonayına sunulur. Çoğu kez, hiçbir değişiklik yapılmasına olanak tanınmadanonaylanması istenir. Bu anayasalar doğası gereği dayatmacı ve otoriteranayasalardır. Dayatmacı anayasalarla toplumun tümünü kucaklayan, çağdaşanlamda demokratik bir hukuk devletinin kurulması mümkün değildir. Devlet nasılbir yönetim biçimi öngörmüşse, toplum onunla yetinmek zorundadır. Bu türanayasalarla oluşacak düzen barışçı olamaz. Aksine otoriter ve çatışmacıdır.Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar yapılan anayasaların tümü devleteegemen güçler tarafından hazırlanmış ve topluma dayatılmış anayasalardır. Buanayasalarla Türkiye'de ne demokrasi kurulabilmiş, ne toplumsal barış ne deekonomik kalkınma sağlanabilmiştir. Ancak, toplum otoriter yöntemlerle hizayasokularak baskı altında yönetilmiştir''
Kuşkusuz,anayasanın içeriği kadar yapılma yönteminin ne getirip ne götürdüğünü en iyibilebilecek durumda olanlar, Anayasa Mahkemesi üyeleridir. Anayasa açısındantoplumun, toplumsal düzenin en sağlıklı fotoğrafını sizler çekebilirsiniz.Yine, uygar dünyada anayasalar nasıl yapılmış, nasıl içselleştirilmiş, nasıluygulanıyor, parti kapatmaya ilişkin maddelerin yorumu nasıl gelişime ayakuyduracak şekilde yapılıyor, aynı toplum içindeki farklılıkların birlikteyaşaması için nasıl bir yorum tarzı benimseniyor kuşkusuz bunu da en iyibilebilecek durumda olanlar Anayasa Mahkemesi üyeleri olmalıdır. Anayasanın 90.maddesi, mevzuatın çağdaş, demokratik yorumu için elverişli bir zeminyaratmıştır. Biz, siyasi parti kapatma kararıyla ilgili olarak bütün bunlarındikkate alınacağına inanmak istiyoruz.
İNSANHAKLARINI İÇİMİZE SİNDİRMELİYİZ:
İnsanyalnızca aklıyla, bilgisiyle ve gerçekleriyle yaşayamaz, yaşamına anlam katacakilişkilere, düşlere, duygulara, değerlere ihtiyacı var. Çabalarımıza, umut veumutsuzluğumuza anlam katan ilişkilerimizse, bunun siyasete de yansımasıgerekmez mi' Bu ilişkiler yaşamazsa daha vahşi bir toplumun oluşmayacağınıngüvencesi ne'
Basitleştirilmiş,farklılaştırılmamış bir eşitlik ve özgürlük anlayışı türdeşleştirmeyi vedolayısıyla baskıyı getiriyor. Çoğulcu bir eşitlik ve özgürlük anlayışınısavunmak gerekiyor, bu aynı zamanda bir devlet politikası olmadan, Anayasayayansımadan hayata geçemez. Farklılaştırılmış eşitlik ve özgürlük anlayışınıngerçekleşebilmesi, daha ayrıcalıksız durumda olan bireylerin, gruplarınhaklarının diğerlerine karşı korunmasını ve genişletilmesini gerektirir,onların yok sayılmasını değil.
Şimdi,insan hakları yalnızca bireyin sivil, siyasi, ekonomik ve sosyal klasikhaklarını değil; çevre, kültür ve kişinin farklı olma ve ötekine karşısorumluluğunu da kapsayan çoğulcu, demokrat ve sürekli gelişen, değişen biriçeriğe sahip. O halde devletin ideolojisi de, tüm görüşlerin denkliğini kabuleden, çoğul gerçekleri ve kimliği barındıran, ekonomiye yalnızca ekonomikdeğerlerle yaklaşmayan insan hakları ideolojisi olmalıdır. İnsan haklarınınkaynağı hukuk değil; insanlık, insan doğası, ahlak. İnsan haklarına yaşamakiçin değil, onurlu, özgürce ve insan gibi yaşamak için gereksinim duyuyoruz.
2- KÜRTSORUNUNU YAŞAYANLAR NEDEN SİLAH DEDİ'
SayınBaşsavcı, DTP'nin ülkenin bölünmez bütünlüğü için tehlike oluşturduğugörüşünde. Aslında bu görüş, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye içinşaşılacak, yadırganacak bir görüş değil. Kürtler ya yok sayılıyor ya tehlikesayılıyor.
HükümetKürt sorunuyla ilgili olarak ABD ile konuşuyor, AB konuyu gündemine alıyor,bölge valileri ile toplantı yapılıp görüş alışverişinde bulunuluyor amaKürtlere sormaya gerek duyulmuyor. Hatta hükümet temsilcisi tüm partileribilgilendirirken bile DTP'yi yok sayıyor. Genelkurmay Başkanı DTP'nin adınıağzına almak bile istemediğini söylemekten kaçınmıyor. Anayasa Mahkemesi, yaniherkese adil davranmasını, eşit mesafede olmasını haklı olarak beklediğimiz,ülkenin en yüksek hukuk kurumu kuruluş kokteyline tüm parti temsilcilerinidavet ederken DTP temsilcilerini davet etmiyor. Meclisteki partiler, AKP, CHPve MHP, Kürtlerin yasal temsilcisi olan DTP'ye ateş püskürüyor. Hemen hemen tümiktidar sahipleri, DTP kapatılmalı diyen Başsavcı gibi düşünüyor. Asıl sorun dabu zaten: Kürtlerin varlığının kabul edilmek istenmemesi.
Ortadabir sorun varsa bu sorun nasıl doğdu, neden hala sürüyor, gencecik çocuklarıölümü göze alarak dağa çıkmaya iten nedenler nedir sorularının yanıtını aramakzorunludur. Neden silaha sarıldılar, şiddet neden sürüyor sorusunun bir yanıtıolmalı. Bu yanıtı aramadan, bulmadan, savaşmak, imha etmek çözüm getirmiyor.Çözüm getirmediğini generaller bile ifade ediyor.
Hukuk,hukuk dışında bir çözüm bulunamadığında devreye girer. Bir sorun oluştuğundadoğal olan, sorunun taraflarının konuşması anlaşmasıdır, bir anlaşmasağlanamıyorsa hukuk devreye girer. Kamuyu ilgilendiren bir suçun işlenmesihalinde yine hukuk devreye girer. Suç işleyen DTP'liler varsa yargı yolunabaşvurulması olağandır. Ama 15 yılda, Kürtlerin kurduğu 6 partinin 6'sı için dekapatma davası açılmışsa ciddi bir sorun var demektir. Bundan çıkan tek sonuçvardır, o da Kürtlere söz hakkı tanınmak istenmediği, Kürtlerin parlamentodatemsiline izin verilmediğidir. Yüzde on barajı zaten Kürtlerin temsilinikısıtlamaktadır. Peki Kürtlere siyaset yolu kapanacaksa Kürtler ne yapsın'
Türkleruzun yıllardır kendilerini egemen olan olarak görmekle kalmamış, ekonomikolarak da, ırksal, kültürel olarak da üstün sanmışlar, öyle davranmışlar. Bueşitsizlik inancı, değişik görünümlere bürünerek bugüne kadar gelmiş. Siyasi,ekonomik, kültürel dayatmalar, kibir, bugün de sürüyor. Kırılmayı yaratan da budayatmacı, farklı kimlikleri tanımayan zihniyetin kendisidir.
Toplumlar,tüm yaşanmış ve yaşanacak olanlardan oluşur; geçmişi ve geleceği de kapsar. Buyüzden, geçmişteki yanlışlar için özür dilenmesi gerekir. Bu yüzden,bulduğumuzdan daha iyi bir dünya bırakma sorumluluğumuz vardır.
Bugün,geçmişte ırkçı, ayrımcı, dışlayıcı, işkenceci oldukları için kimseyi mahkum edemeyebiliriz.Ama bütün bunları hatırlayabilir, konuşabilir, oluşan tahribatı gidermeyeçalışabiliriz. Sayın Başsavcı sadece Diyarbakır Cezaevinde yaşananlarla ilgilikaç cilt kitap yazıldığını biliyor mu' Cezaevindeki çocuklarını görmeye gidenannelerin Türkçe bilmediği ama Kürtçe konuşması da yasak olduğu için bütün birgörüş süresi boyunca durup durup çocuğunun adını tekrarladığını' Yargısızinfazları, faili meçhulleri' Ya da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerdeki işsizlikve okuma oranını, 1000 lise birincisinin üniversite kazanamadığını, binlerceköyün yakıldığını, o köylerde yaşayan milyonlarca insanın yakınlarınınyanlarında sığıntı gibi yaşadıklarını, göçü, yoksulluğu/yoksunluğu, bununyarattığı öfkeyi görmezden gelebilir miyiz' Kürtlerin yakın zamana kadar kendidillerini konuşmalarının dahi yasak olmasının, kendi adlarını seçemeyişlerinin,köylerinin, derelerinin, mezralarının, sokaklarının adlarının değiştirilmesininhiç mi önemi yok' Cumhuriyet tarihinin büyük çoğunluğunu sıkı yönetimle, O HALile geçirdiklerini, olur olmaz nedenlerle evlerinin basıldığını, ezilmek,horlanmak istenildiklerini unutabilir miyiz'
Elbettebugün bakmamız gereken şey, bugünkü tutumdur ama değişen ne oldu' Neyebakabilir Kürtler'
Kürtlergeçmişte yaşanan her şeyi affetmeye hazır olduklarını defalarca açıklamıştırama affetmek için artık bugün farklı bir tutum bekliyorlar. Oysa bugünebakıldığında da bir anlamda eskisinden farklı bir durum yok. Kürtlerinpartileri yine kapatılıyor, devleti temsil edenler, Kürtlerden 'sözdevatandaşlar' diye söz ediyor ve son iki yıldır Kürtlere karşı görülmemiş birdışlama uygulanıyor. Neler olup bittiğini kavramak için televizyonlardagördüklerimizi hatırlamak yeterli. DTP binaları basılıyor, taşlanıyor, camlarıkırılıyor, bazılarında üstelik polis camları kıranları seyrediyor; Batı'dakiKürt ailelerin evleri işaretleniyor, düğün yaptıkları salonlara bilesaldırılıyor, dışarı çıkmalarına izin verilmiyor. Ve Kürtlere yönelik linçgirişimleri 'milli hassasiyetlerin sonucu' denilerek aklanıyor, linçgirişimcileri değil, lince sebep olduğu iddiasıyla Kürtler gözaltına alınıyor,yargılanıyor. Uygulanan linç öyle boyuta vardı ki, üniversiteler, Kürtlereyönelik linç girişimleri üzerine araştırmalar yapıyor, tezler hazırlıyor;aydınlar, köşe yazarlarını tüm Kürtleri hedef haline getiren yayınlar içinBasın Konseyine şikayette bulunuyorlar. Kürtlere yapılanlar, artık Kürtolmayanlar için de katlanılamaz boyutlara vardı.
Birhalk bütün bunlara ne kadar dayanabilir' Kaç gün, kaç ay, kaç yıl' Daha nekadar'
Kürtlerinayrımcılığa uğradığını bir gerçek olarak kabul ediyorsak, ki etmeliyiz, şimdidönüp 'Hâlâ ne istiyorsun, gel karış aramıza, kimliğini sürme öne' diyemeyiz.Elbette Kürt sorunun ekonomik, toplumsal, sosyal yanları var ama asıl olarakkimliğe, kültürel haklara ilişkin bir sorun olduğunu bu yüzden de ekonomikpaketlerle, yatırımlarla, sadaka gibi dağıtılan paketlerle çözülemeyeceğinigörmek gerekiyor. Kürt sorunu, tek başına yoksulluk, gelişmemişlik ya dagüvenlik, asayiş sorunu değildir. Yoksul oldukları için dışkı yedirilmediYeşilyurt köylülerine. Binlerce köy, kalkındırılamadığı için yakılmadı. Ne içinayrımcılığa uğradılarsa onunla birlikte kabul edilmek istiyorlar. Kısacası'insan hakları' gibi genel bir 'hak' söylemi değil artık söz konusu olan. 'Birinsan' olmak değil dertleri. Bir Kürt olarak kabul görmek, bir Kürt olarakkamusal alana girmek istiyorlar. Kürt olarak haksızlığa uğrayanların kendinibir Kürt olarak savunması doğaldır. Sayın Başsavcı 'Ben Türk kimliğimi önesürüyor muyum' diye düşünebilir, oysa cevap basit, çünkü Türklüğü baskı altınaalınmadı, kendini, kimliğini inkar etmesi istenmedi. Bir Türk'ün kimlik sorunuyok. Kürtler, insan oldukları için baskı görmediler, Kürt oldukları için baskıgördüler. Şimdi de ne için baskı gördülerse onu geri istiyorlar.
Çoğumuz,dünyayı kendi bildiğimiz kalıplarla görür, öyle değerlendiririz. Bu kalıplaragöre iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı buluruz. Farklı düşünmemiz doğaldır,yanlış olan, kendi düşüncemizi, kendi doğrularımızı başkalarına zorla kabulettirmeye çalışmak, başka doğrular olabileceğini kabul etmemektir. Kendidoğrularımızı tek doğru, tek iyi olarak kavradığımızda farklı düşüneni anlamayaçalışmaz, mahkum ederiz. Doğruyu yalnız ben bilirim tavrı, kaçınılmaz olarakobjektiflikten, ötekine/bizim gibi olmayana saygıdan uzaklaştırır bizi.Onaylamadıklarımıza karşı baskıcı olmayı, şiddete varan hoşgörüsüzlüğü getirir.Gencecik çocukları, ölümü göze alarak dağa çıkartan nedir' Bu sorunun cevabınıTürkler tek başlarına veremez, Kürtlerle konuşarak bulmak zorundayız.
Kürtsorununun çözümü için diyalog gereklidir. Dünyada ilk kez bizde yaşanmıyor busorun. Uygar dünya çözümü diyalogda bulmuştur. Kürt sorununun temelindeKürtleri anlamama, anlamak istememe var. Ancak anlama isteğiyle girilendiyalog, farklı bakabilmeyi öğretir bize. Dünyanın yalnızca bizim bildiğimizgibi olmadığını, farklı görüşler, farklı yaşamlar, farklı kimlikler olduğunukavratır bize. Bizim için iyi, doğru, güzel olanın herkes için böyleolmayabileceğini, bunun pekala mümkün olduğunu, bütün farklılıklarımızlabirlikte yaşayabileceğimizi gösterir, öğretir bize. Başkalarının arasınakarışır, hayatlarına girer, onlara dokunurken, nasıl yaşadıklarını görür, dahaiyi anlarız onları. Sorunları hakkında daha doğru bir kavrayışımız olur.Kitaplarda okuyamayacağımız, filmlerde göremeyeceğimiz, uzmanlardandinleyemeyeceğimiz, diyaloga girmeden ulaşamayacağımız bir bilgilenmedir bu.DTP'nin de Meclise girdiği ilk günden başlayarak istediği, dillendirdiği tekhusus diyalog olmuştur, şiddet değil.
ANLAMAİSTEĞİ İLK ADIM:
Kürtlerinkurduğu tüm partilerin kapatılmasının ardında, Kürtleri potansiyel bölücüolarak görme eğiliminin getirdiği önyargı ve anlama isteğinin olmayışı da var.Anlamak isteği, önemli bir adımdır.
Şemdinli'depatlayan bombaların ardından Yurttaş Heyeti ile bölgeye gittik. 'Sesimiziduyun, duyurun' diyordu insanlar. Döndüğümüzde çözümü çatışmada veçözümsüzlükte görenlerin çabaları arasında sesimizi yeterince duyuramadık,onların güzel deyişiyle, 'kuyruğundan yakaladıkları canavarın gövdesini çekipçıkaramadık...'. Yapacaklarımızı tam yapamadık, sözümüzü tam tutamadık,seslerini tam duyuramadık, hiç değilse burada, hepimizin son sığınağı olanadaletin tecellisini isterken, gördüklerimizi, duyduklarımızı paylaşalım istiyoruz.Kürtler ne yaşar, ne ister biraz kulak verelim; hayata bakalım, DTP, neden PKKterör örgütüdür demez, belki bir nebze anlaşılmasına yardımcı olacaktıranlatacaklarımız. Evet şimdi biraz hukukun dışına çıkılıyor gibi gelebilir sizeama hukuk, adaletin tecellisi değil midir' Ve adalet, hayattan, hakikattenbağımsız olabilir mi' Ve zaten PKK terör örgütü dememenin parti kapatma nedenisayılması da, hukukun dışında, sadece siyasi bir tutum alış değil midir'
YurttaşHeyeti olarak Van, Yüksek Ova, Şemdinli ve Hakkari'de toplantılar yaptık.Sıradan insanlarla, sokaktaki insanlarla, gençlerle, kadınlarla, yaşlılarla,çocuklarla konuştuk. Bakın neler gördük, dinledik:
ÇocuktanAl Haberi:
Çocuklarlailgili iki gözlem, cilt cilt kitaptan fazlasını anlatıyor: Hakkari'dekaldığımız otelden çıktığımızda hava kararmıştı. Akşam yemeğine kadar birazdolaşmak istiyorduk. Otelin önünde selpak satan 10-11 yaşlarındaki çocuktanmendil alırken sorduk: 'Sence hangi tarafa gidelim, neresi daha güzel'', 'Bencehiçbir tarafa gitmeyin. Karanlık oldu.' dedi.
ŞemdinliKaymakamlığı'na giderken, beş-altı yaşlarında bir grup çocuk gördük. Asker gibirap rap yürüyorlardı. Bir arkadaşımız 'Askercilik mi oynuyorsunuz'' diyeseslendi. Çocukların önde yürüyeni 'Hayır' dedi, 'Biz iki taraftan da değiliz.'
Kürtlerayrılmak istemiyor, Eşit haklı vatandaşlık istiyor: Şemdinli'de, Yüksekova'da,Hakkari'de düzenlenen toplantılarda, 200'ü aşkın insanla konuştuk Bir kısmıpartili, örgütlü, çoğu örgütsüzdü. Gittiğimiz yerlerde esnafı, sokaktaki insanlarıdinledik. Herkes tedirgindi. Yüzlerine bakınca attıkları sessiz çığlığıduymamak imkansızdı. Hemen hepsi aynı şeyleri söylüyordu:
'Bizayrılıkçı olarak görülmekten, potansiyel terörist muamelesi görmekten bıktık.Biz, bölünmek de ayrı devlet de istemiyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyetivatandaşıyız, ama Kürt'üz, Kürt olarak doğduk. Doğuştan gelen bu kimliğimizlekabul edilmek, saygı görmek istiyoruz. Türkiye, kendi Kürtleriyle barışmalıdır.Kendi adlarımızı, köylerimizin, yaylalarımızın, sokaklarımızın değiştirilenadlarını geri istiyoruz. En doğal, en sıradan haklarımızı istediğimiz içinbölücü olarak görülmek istemiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, eşithaklı vatandaş olarak, Kürt kimliğimizle, korkmadan, kaygılanmadan yaşamakistiyoruz. Ayrılıkçı değiliz ama kimliğimize sahip çıkıyoruz. Başbakan'ın üstkimlik/alt kimlik önerisini doğru/uygun buluyoruz'.
Bölgehalkı ısrarla beraber yaşama isteğini dile getiriyor, 'Kendi ülkemizepasaportla mı gireceğiz' Kim ister bunu'' diyorlardı. Bölge halkının siyasitemsilcilerinden DTP de hem yazılı belgelerinde hem sözlü açıklamalarındaayrılıkçı olmadığını, ayrı devlet anlayışı taşımadığını ısrarla söylemiştir.Nitekim iddianamede Sayın Savcı bunun aksine tek kanıt gösterememiştir ve zatenkimse de gösteremez.
Devletde düşünmeli:
Birbaba şunları söylüyordu: 'Biri askerde, biri dağda oğullarımın. Uyku haram oldubana. Analarının gözünde yaş kalmadı. Her ailenin dağda bir çocuğu var. Devletde düşünmeli, bu çocuklar dağa neden çıktı diye. Devlet düşünmeli, ben neyaptım ki bana karşı geliyorlar, bırakıp gidiyorlar diye. Hangi genç durupdururken dağa çıkar' Okul yok, iş yok, gelecek yok, onu adam yerine koyan,dinleyen yok. Toplumsal barış deyip duruyorsunuz. Bu çocuklar evlerine dönmedenbarış olmaz. Her ailenin bir çocuğu var dağda. Ama bunların çoğu eylemekarışmadı, devlet de biliyor, ateşkes vardı. Onurlarını almadan onların,silahlarını almalı devlet.'
Yanımdakiyaşlı kadın, onu onaylar şekilde başını sallayıp dururken birden kadın olduğumufarketmişçesine bana dönüp 'Çocuğun var mı'' diye sordu. '22 yaşında bir kızımvar' dedim. Ellerini çaresizce iki yana açıp 'Bilirsin o zaman' dedi 'Anlatmakgerekmez ki. Sen onun dağa çıkmasını ister misin' Hangi anne çocuğunun dağaçıkmasını ister' Her ay çıkarıp havalandırıyorum elbisesini, gelince sandıksandık kokmasın diye. Biz istemez miyiz çocuklarımız okusun, iş aş sahibiolsun, ev bark geçindirsin, çoluk çocuğa karışsın' İstemez miyiz''
Anlatmakgerekmezdi sahiden, ama anlatmadan düşünemiyorduk, dinlemeden anlayamıyorduk.Öyle ki 1000 okul birincisinin üniversite kazanamadığını okuyor, ama bu hangisonuca yol açar akıl edemiyorduk. Tıpkı şimdi de dinlemeden, anlamayaçalışmadan DTP, neden PKK terör örgütüdür demiyor o halde terörü savunuyordenildiği gibi. Neden kulak verip dinlemiyoruz' Neden bize aktarılanlayetiniyoruz'
Kürtkadınlar iki misli eziliyor: Gencecik kadınlar konuşuyordu Şemdinli'de,Hakkari'de. 'İki misli baskı altındayız. Hem Kürt olduğumuz için, hem kadınolduğumuz için eziliyoruz. Ne devlet ne aile önemsiyor bizi. Bir erkeğin kızı,annesi, karısı, kardeşi olduğumuz için işkence gördük, taciz edildik, karakolakapatıldık. Erkekleri bulabilmek, onları incitebilmek için korucusu, polisibaskı yaptı bize. Devletin baskısı yetmezmiş gibi, bir de babamızın,ağabeyimizin, kocamızın şiddetine maruz kalıyoruz. Erkekleri okutamayan ailelerkızlarını hiç okutmuyor. Okusa ne olacak' İş mi var' Eskiden kadınlar sesiniçıkarmaz, başa gelen çekilir, dermiş. Ama şimdi devir değişti. Kızımız daerkeğimiz de insan yerine konmak istiyor. Kadın olarak, insan yerinekonduğumuz, sesimizi çıkarabileceğimiz tek yer kalıyor: Dağlar. Bakın dağlara,ne kadar yakınlar, görün. Dağları cazip olmaktan çıkarmak lazım. Devlet,kadınıyla erkeğiyle Kürtlerin kendi vatandaşı olduğunu hatırlamalı. Birİstanbullu ne kadar yurttaşsa bizi de o kadar yurttaş saymalı, bir İzmirlininhakları neyse bize de o hakları tanımalı'.
Mecburiöğretmen, mecburi doktor istemiyorlar: Okullar okula, hastaneler hastaneyebenzemiyordu. Konuştuğumuz herkes hizmet alamamaktan şikayetçiydi: 'Buradahiçbirimiz insan gibi yaşamıyoruz. Türkiye'nin batısındakiler kadar hak,özgürlük, iş, okul, hastane istiyoruz. Büyük ve çok yönlü sıkıntımız var. Okulbirincisi olan çocuklarımız bile üniversite kazanamıyor. En basit hastalığıolanlar tedavi edilemiyor. Fakülte bitirenler iş bulamıyor. Mecburen gelendoktor, mecburi öğretmen, mecburi hizmetli polis istemiyoruz. Mecburen gelenlerbize ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıyor, buraya istemeden geldiği için işiniiyi yapmıyor, ilk işi rapor almak oluyor. Burası, deneyimsizlerin deneykazandığı ya da yaptığı kötü şeyler yüzünden sürülenlerin yeri olmasın. Biziinsan yerine koyan, kendisiyle eşit gören memurlar istiyoruz. Bölgelerarasındaki eşitsizlik de, Türklerle Kürtler arasındaki eşitsizlik degiderilsin. Biz de vergi veriyoruz, askere gidiyoruz, Milli Takım'ın elenmesineen az Fatih Terim kadar üzülüyoruz. Kurtuluş Savaşı'nda, Kıbrıs'ta birliktesavaştık, bir Türk erkeği devletine ne veriyorsa, ben de veriyorum'.
Konuşanlarınhepsi çok dertli, hepsi çok haklıydı. Yine de en yaşlılardan biri şöyle kapattıtoplantıyı: 'Ne diyeyim ki' Görüyorsunuz, dinliyorsunuz. Yine de en önemlisişu: Bütün bu acılarımızın, bütün bu yaralarımızın üstüne geldiniz ya, bu bileyeter bize'.
'Adaletistiyoruz'
Şemdinliayaktaydı. 'Faili meçhullerde, yargısız infazlarda yüzlerce Kürt öldürüldü.Hiçbir Kürt'ün katili yakalanmadı, hiçbir Kürt'ün katiline ceza verilmedi. Bizyine de devlete güvendik. Şemdinli'de failleri suçüstü yakaladık. Türkiye'ninbaşka yerlerinde yapıldığı gibi linç etmeye, cezasını kendimiz vermeye, kendiadaletimizi kendimiz sağlamaya kalkmadık. Devlete, hukuka güvendik, failleridevlete teslim ettik. Şimdi, adalet istiyoruz ama kaygılıyız. Başbakan'ın'Şemdinliler tanık olamaz' ifadesinin gerçekleşmesinden, olayın üstününörtülmesinden endişe ediyoruz. Bombalama olayının görgü tanıkları, tanıklıkyapmayacaksa kim yapacak''
Suçüstüyapmışlardı. Hukukun Şemdinli'de de uygulanacağını görmek istiyorlardı. Neoldu' Şemdinli iddianamesini yazan savcı, Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıtiçin suç duyurusunda bulununca yer yerinden oynadı. Ordu, üyelerine yönelikiddialar karşısındaki alışılmış refleksini gösterdi: İddiaları, yıpratmayayönelik maksatlı bir davranış saydı. Sonuçta savcı hakkında soruşturma açıldı.Ve dağ fare doğurdu.
Dünyayaaçılan pencere:
Herkesinortak taleplerinden biri de Kürtçe televizyondu. 'Bölge halkının diline,kültürüne, gündelik yaşamına uygun bir televizyon acilen yayına başlamalıdır.Haberleri, şarkıları, yorumları kendi dilimizden dinlemek hakkımızdır. Hiçbiryasal engel kalmadığı halde yönetmelik hükümleri ve fiili yasaklarla anadilimizde bir televizyonumuzun olmasının yasaklanması, sadece bir hak sorunu dadeğildir. Okula gidememiş, Türkçe öğrenememiş milyonlarca insanımız var. Bizimdilimiz Kürtçe, onun içine doğarız. Ninnilerimizi, masallarımızı, şarkılarımızıKürtçe dinleriz, rüyalarımızı Kürtçe görürüz. Türkçe'yi ya okulda ya askerdeöğreniyoruz. Erkekler okula gidemese askere gidiyor ama kadınlar öyle mi ya.Ancak Kürtçe yayın yapan bir televizyon bizim dünyaya açılan penceremiz,gözümüz, kulağımız, dilimiz olabilir. Kürtçe yayın yapan bir televizyonaçılmadan ROJ TV'nin kapatılması, ağzımıza, gözümüze, kulağımıza kilitvurulmasıdır' diyorlardı.
Şiddetsizbir yaşam özlemi: Hemen her konuşanın altını çizdiği konulardan biri deşiddetsiz yaşam özlemiydi. 'Ölümlerin son bulduğu, silahların sustuğu, şiddetinsona erdiği bir hayatı özlüyoruz. Huzura ve güven içinde yaşamaya ihtiyacımızvar.'
Gezdiğimizevlerin çoğunun koridorlarında yatak denkleri vardı. Karışık günlerde,dışarıdan gelecek bir tehlikeye karşı evin ortasındaki koridorlardayatıyorlardı. Bazı evlerde, boy hizasında olması gereken pencereler, güvenliknedeniyle tavana yakındı. 'Çocuklarıma ilk öğrettiğim şeylerden biri, silahsesi duyunca yatak altına girmektir. İki yaşını geçmiş her çocuğuma ilk bunuöğrettim' demişti bir kadın.
'Barajkalksın'
Seçimbarajları en çok dile getirilen konulardan biriydi. Kürt sorununu konuşmak içinmuhatap bulamamaktan şikayet edenler bu ortak sese kulak vermeli: 'Seçimlerdeyüzde 10 barajı kalksın. Bizim temsilcilerimiz Meclis'e girebilsin. EskidenKürt sorunundan söz açılamazken şimdi Başbakan bile 'Kürt sorunu vardır' diyor.Bu da bir ilerleme elbet. Ama Kürt sorunu konuşulurken bizim temsilcilerimizolmasın mı' Türkler kendi aralarında konuşarak mı çözecekler Kürt sorununu'İnsanı asarken bile ifadesini alırlar, bizim ne istediğimizi soran da söyleyende olmayacak mı' Biz düşman da değiliz, sömürge halkı da'.
'Köylerimizegeri dönelim'
Görmezdengeldiğimiz en önemli sorunlardan birinin de göç sorunu olduğu açıktı. 3000'denfazla yer boşaltılırken, bir milyonu aşkın Kürt yer değiştirmişti. Yaşlı birerkek yakılan köyünü anlatırken şöyle diyordu: 'Arılar bile yandı kovanlarında,köy bomboş kaldı. Hoş artık çocuklar da dönmek istemiyor. Nereye dönsünler' Evyok, bark yok. Okul yok, iş yok. Olsun, hiçbir şey olmasa da ben oraya dönmekistiyorum. Bak bak bu taş binalara, geçmez günler. Olanla ölene çare yok. Atmasaydıköyümüzden, etmeseydi yurdumuzdan demenin manası yok. Olan oldu artık, barievimize dönelim. En çok ne özlersin dersen bana, tarlamdaki cevizin gölgesineoturup, püfür püfür esen rüzgarı özlerim. Doğduğum yerlere gömüleyim isterim'.
Yanındakialdı lafı: 'Boşaltılan köylerimize geri dönmeyi hepimiz istiyoruz. Hakkari'deyapılan 21.000 başvurudan yalnızca 700'üne cevap verildi. Bir an önceişlemlerin tamamlanmasını istiyoruz. Göç alan şehirlerde birkaç aile aynı evipaylaşıyoruz. Bir aileye bir oda düşerse, iyidir, diyoruz. Hepimiz işsiz, aşsızkaldık, okula gidemeyen çocuklarımızın eline bakar olduk, mendil satıyor,ayakkabı boyuyor, kaldığımız eve üç kuruş getirmeye bakıyorlar. Kendievlerimize, tarlalarımıza, kendi hayatlarımıza dönmek istiyoruz. Biz şehirinsanı değiliz. Köyde bildiklerimiz şehirde nafile. İşe yaramaz olup çıktıkburalarda. Şehirde ne yapılır, ne edilir bilmeyiz. Biz toprağın dilindenanlarız, toprak bizden anlar. Köyde bir çayla şeker derdimiz olur, şehirden bironları alırdık, gerisi bize kalmıştı, her şeyimizi kendimiz yapar kendiyağımızla kavrulurduk. Buralarda işsizlik zaten varken, bir de biz eklendik'.
Aylarsonra, Bilgi Üniversitesi'ndeki Kürt Konferansı'nda göçle ilgili bir belgeselizledim. Zorunlu göçle metropole gelen bir genç konuşuyordu perdede: 'Çöpkutularından işe yarar ne varsa toplayıp satıyorum hurdacılara. Bu işe ilkçıktığım gecelerde, yanımdan biri geçerken kafamı kutunun içine, çöplerin taortasına sokardım, yüzümü görmesinler, kim olduğumu bilmesinler diye. Öyleutanırdım. Sonra fark ettim ki kimse bana bakmıyor, kimse beni görmüyor. Meğerben görünmez adam olmuşum, ne çöp karıştırırken ne kaldırımda yürürkengörünmüyorum kimseye. Şimdi utanmıyorum. Niye utanayım ki' Yolsuzlukyapmıyorum, hırsızlık yapmıyorum. Beni bu hale koyanlar utansın'.
'Bütünbunları bir yanlışlık olarak kabul etmeye hazırız'
Oğluçatışmada öldürülen bir babanın Şemdinli toplantısında vurguladığı husus, genelkabul görüyordu: 'Bütün bu olup biteni bir yanlışlık olarak kabul etmeyehazırız, yeter ki adım atılsın.'
Bekledikleriadım, partilerinin kapatılması değil kuşkusuz. Sonra Diyarbakır sokaklarındataş atan çocukları görünce kızıyoruz, PKK üyesi bunlar diyoruz. Zaten BELEDİYEBaşkanı da onlara hak veriyor diyoruz ve bütün bunları, Kürtlerin önemli birbölümünü temsil eden partilerinin kapatılması için gerekçe yapıyoruz.Unutmayalım ki, iki yaşında yatak altına saklanmayı öğrenen, devlet diyesokaklardaki kar maskeli adamları görerek büyüyen, köyündeki evi yakılıpyıkılan, rızası alınmadan şehre sürülen, başkalarının evinde yaşamak zorundabırakılan, adı bilinmeyen, yüzü seçilmeyen, kimliği yok sayılan çocuklar,Diyarbakır sokaklarında taş atarken gördüklerimiz. Ellerine taş alıp sokağaçıkmaları da, silah alıp dağa çıkmaları da kolay. Tıpkı seslerine kulakverilirse, o taşları, o silahları ellerinden bıraktırmanın da kolay olduğugibi.
Kürtsorununa terör sorunu ya da yalnızca kalkınma sorunu teşhisi koymak, kimlik,kültürel haklar konusunda ısrarlı partilerini kapatmak çözüm getirmez. İmhasiyaseti çözüm getiremeyeceği gibi, siyasi temsilcilerini siyaset sahnesindensilmek, yok etmek de sorunu ancak derinleştirir. Elbette iş aş bulunması,yoksulluk ve yoksunluğun giderilmesi, ekonomik paketler hazırlanması,uygulanması önemlidir ama yetersizdir. Soruna yalnızca terör ya da kalkınmasorunu gibi çözüm aramak, her iki tarafta da birer avuç olan, ama sesi güçlüçıkan şiddet yanlılarının ekmeğine yağ sürer. Bu, 'Biz bölücü değiliz, ama eşithaklı vatandaşlar olarak birlikte yaşamak istiyoruz. Bu, 'bunu duyun, duyurun'diyen bölge halkını da duymamak olur.
SAVAŞINDEĞİL BARIŞIN DİLİNE İHTİYACIMIZ VAR:
Kürtlerinve Türklerin birbirlerinin düşündüklerini, hissettiklerini anlamaları önemli.Tanımak, anlamak, önyargılardan arınmayı, onu, onun kendini gördüğü gibigörebilmeyi gerektirir. Kendi algılama tarzını, onu nasıl gördüğünü diğerineanlatabilme; diğerinin seni nasıl gördüğünü anlayabilme, ancak diyalogsürecinde gelişebilir. Kürtler kendilerini dışlanmış, hırpalanmış hissediyor.Devlet ve onu temsil edenler ise tanımak yerine tanımlamayı, anlamak yerineanlamlandırmayı seçiyor. 'Ben, seni senden daha iyi tanırım, tanımlarım' demek,kimliklerini yok saymak, potansiyel bölücü olarak görmek, Kürtlerde öfke veiçerleme yaratıyor. Bugün yalnızca yoksullar, işsizler değil, üniversitemezunları, hemen iş bulabilecek kapasitede olanlar da PKK içinde yer alıyorsadurup düşünmek gerekir, ne oluyor, neyi yanlış yapıyor devlet ve devleteendeksli düşünenler diye.
3-ANA DİLDE EĞİTİM İSTEMEK SUÇ MUDUR'
DTP,resmi dilin Türkçe olmasına karşı çıkmamıştır. Kaldı ki karşı olduğunuaçıklasaydı da, bu bir düşünce açıklama sayılır ve bir suç oluşturmazdı. Anadilde eğitim istemek, devletin resmi dilinin Türkçe olmasına karşı çıkmakanlamına gelmez. DTP'nin programı nettir. Bugün ne düşündükleri de bugün yazıp,söyledikleri de programından farklı değildir. Emine Ayna'nın Taraf Gazetesineverdiği söyleşide de belirttiği gibi, 'devletin resmi dili Türkçe olmalı amabir de bölge dili olmalı. Devletle yazışmalarında Türkçe kullanırken kendi içyazışmalarında bu dili kullanabilmeli.' demektedir. Uygar dünyada da sorunböyle çözülmektedir. Sorunun çözümü için önce ne dendiğini anlamayı gerçektenistemek gerekir. Resmi dilinin yanı sıra başka dilleri de kabul eden ülkelervar. Üstelik bölünme tehlikesinin en olmadığı ülkeler onlar. Bizdeki sorun dahaçok zihniyetle ilgili.
Nezaman ana dilde eğitim sorunundan söz edilse hemen üniter devlet tartışmasıbaşlatılır. Ne ilgisi var' Çok dilli ülkeler bölünmüş mü' Kuşkusuz kimliğini yadsıyan,bir başka kültüre geçebilen insanlar vardır. Ancak bu, az görülen bir durumdur.Kendi dilini, kültürünü yaşama isteği makul, meşru ve haklı bir beklentidir.Kendimizi, sevdiklerimizi, sevinç ve acılarımızı anlattığımız; konuşurken,düşünürken, rüya görürken kullandığımız dilin yasaklanmasını hiçbir gerekçehaklı kılamaz. İçine doğduğumuz çevreye ilişkin, kolay açıklanamaz ortakbilgimiz, görgümüz, tek tek sıralanması imkansız çağrışımlarımız vardır.Tahayyül dünyamızın belirlenmesinde, ortak değerlerin, iletişim biçimlerinin,tutum benzerliklerinin, ninnilerin, şarkıların, masalların payı, sandığımızdandaha çok çoktur. Bizi biz yapan, diğerinden farklı kılan her şeye; ne denliyaralı da olsa tüm geçmişimize, bugünümüze ve yarınımıza bir çizgi çekmemiziisteyen kim olursa olsun buna direniriz. Yabancılaşma lüksü olmayanlar, kendikültürlerini tehdit altında hissedenler için, bu bağların daha güçlü olmasıdoğaldır.
Anadil, kimlik, kültürel farklılık, yasayla ya da anayasayla oluşturulamadığı gibibastırılamaz da. Türkler için tartışmalı olan Kürt kimliğinin Kürtler içintartışmalı olmadığını biliyoruz. 'Ben Kürt'üm diyen birine 'Hayır sen Türk'sün'diyerek homojen bir toplum yaratılamadığını görüyoruz. Yasalar ne derse desinherkes her zaman kendi kimliğine sahip çıkıyor, Kürtler de kendi kimliklerinesahip çıkıyor, bedeli ne olursa olsun ödeyecek ve sahip çıkmaya devamedecekler. Bu da görülüyor.
Biryandan emekli generaller geçmişte Kürtçe konuşmanın yasaklanmasının yanlışolduğunu itiraf ediyor, sosyal taleplerini yıkıcılık saydık diyor, bir yandanhukuken Kürtçe serbest bırakılıyor bir yandan da güvenlik güçleri 'tek dil 'diye bağıra bağıra Diyarbakır'da yürüyor. Türklerin tek tük bulunduğu, herkesinKürtçe konuştuğu bir ilin sokaklarında 'tek dil' diye bağıra bağıra yürüyenleryalnızca sokakların değil, gerçeğin ve adaletin de üstünde yürümektedir. VeSayın Başsavcı, tek dilli olduğumuzu, bunun aksini söylemenin suç olduğunusöylüyor. Türkiye, tek dillidir demek, gerçeğin ve adaletin inkarıdır. Türkiye'ninresmi dili Türkçe'dir demek başka bir şey, Türkiye tek dillidir demek başkaşeydir. Türkiye'de resmi dilin Türkçe olduğunu DTP zaten kabul ediyor, bunuprogramında da görebilirsiniz.
KürtlerinKürt olabilme hakkını, onların yasal temsilcisi DTP savunamayacaksa kimsavunacak' Kürt sorununu Türkler tek başlarına mı çözecek' Türk olmayanların,Kürtlerin, ne istediklerini, ne yapacaklarını, nasıl yaşayacaklarını söylemehakkı yok mu' Kendisi dışındakilerin özgürlüğünü, söz söyleme hakkını reddedenbir demokrasi anlayışı ne kadar inandırıcı olabilir'
Anadilde eğitim hakkı istemeyi bölücülük sayan mantık, çağdaş, demokratik birmantık olmaktan uzaktır. Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu'nunBaşbakan'a mektubundan bir alıntı ile sürdürmek istiyoruz açıklamamızı:
'ABüyeliği için imzalanması zorunlu olan ancak Türkiye'nin henüz imzalamamışolduğu 7 sözleşmeden 6 tanesi doğrudan Kürt sorunu ve Kürt dilini kullanmahakkı ile ilgilidir. AB nin 2004, 2005, 2006 ve 2007 yılı ilerleme raporlarındada sorunla ilgili yeterince örnek vardır.
Kürtler'inkendi ülkelerinde en doğal hakları olan kendi ana dilleri ile konuşabilme,eğitim görme ve hizmet alma hakları sorunludur. Kürtler, mülteci veya işçiolarak gittikleri yabancı olarak yaşadıkları Almanya, İsveç gibi ülkelerdesahip oldukları haklara kendi ülkelerinde sahip değildirler. Bakalım Kürtler,Türkler ve başka yabancılar GÖÇMEN oldukları ülkelerde ana dil kullanımıkonusunda hangi hak ve özgürlüklere sahiptirler ve Kürtler kendi topraklarındabu konuda nasıl bir uygulama ile karşı karşıyadırlar'
Önceİsveç'teki yasal düzenlemelere ve uygulamalara bakalım.
İsveç'teyabancıların ve yerleşik azınlıkların (national minorites) kendi ana dilleriniokul öncesi eğitim kurumlarından başlamak üzere tüm temel eğitim ve liseeğitimi boyunca öğrenme hakları, bu grupların çocuklarının ana dillerinde okumave eğitim görme hakları ve ana dillerinde ders yardımı alma hakları Anayasa'dankaynağını alan yasalar ile düzenlenmiş ve bu hakların kullanımı devletgüvencesi altında BELEDİYEler tarafından uygulanmaktadır.
İsveç,bu ülkede yaşayan ve ana dilleri İsveççe'den başka bir dil olan yabancıların veLaponlar, Romanlar gibi yerleşik ulusal azınlıkların çocukları için ana dileğitimi görme hakkını ilk olarak 1968 yılında düzenlenmiştir. 1975 yılında'eşitlik, katılımcılık ve seçme özgürlüğü' sloganıyla bu hak Anayasal güvenceyekavuşturulmuştur.
Aşağıdaaktardığımız yasa, kaynağını İsveç Anayasası'nın Temel Hak ve Özgürlükler ileilgili faslının 21. Maddesinden almaktadır ve buna göre düzenlenmiştir. Bugünyürürlükte olan 1994:1194 sayılı Yasa ile düzenlenmiş olan Temel Eğitim OkullarıYönetmenliği'nin (Grundskoleförordning) 9. maddesinde bu hak şu biçimdetanımlanmıştır.
'Madde9: Bir öğrencinin velayetine sahip ebeveynlerinden birisi veya her ikisiİsveççe'den başka bir ana dile sahip iseler ve bu dil çocuk ile günlükilişkilerinde kullanılan dil ise, öğrenci aşağıda belirtilen şartları yerinegetirmek üzere sözkonusu dilde ders olarak eğitim (ana dil eğitimi) almahakkına sahiptir;
1.Çocuk ana dilinde (sözkonusu dilde) temel bilgilere sahip olmalıdır.
2.Çocuk bu dilde eğitim almayı istemelidir.
Laponca,Fince, Romanca, İbranice ve Meankelice dillerinde ana dil eğitimi bu dillerçocuk ile gündelik ilişkilerde kullanılan bir dil omazsa bile çocuğaverilmelidir. Bu durum evlatlık edinilmiş ve ana dili İsveççe'den başka bir dilolan çocuklar için de geçerlidir.
BuYasa'nın 5. faslının 2. ve 3. maddelerinde öğrencinin ana dilinde ders yardımıalabilmesi için düzenleme yer almaktadır, 2008:97 sayılı yönetmelik.'
İsveç'inİstatistik Merkez Bürosu'nun (Centrala Statistiskabyran) verilerine göre 2006yılında İsveç'te Kürtçe ana dil dersi eğitimi alan toplam çocuk/öğrenci sayısı6267 dir. (kaynak: www.scb.se).
İsveç'te157 farklı dil istatistiklerde kayıtlıdır ve toplam 90000'in üzerinde öğrenciana dil eğitimi almaktadır. Yukarıda belirtilen kaynaktan aynı bilgileredinilebilir.
İsveçParlamentosu'nun (Sveriges Riksdag) internet sitesi aralarında Kürtçe'nin veTürkçe'nin de olduğu 24 dilde yayın yapmaktadır. Bkz. http://www.riksdagen.se/templates/R_Page__10571.aspx
İsveç'te,bütün devlet ve yerel yönetim (BELEDİYE, il genel meclisi) kurumları ileilişkilerde, İsveç vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın, İsveç'te oturmahakkına sahip herkes kendi ana dili ile iletişim kurma ve kendi ana dilindehizmet alma hakkına sahiptir.
İsveç'teanadil dersi veren öğretmenler de öğretmenlik öğrenimlerini İsveç YüksekÖğretmen Okullarındaki eğitim ile yapmaktadırlar. Örneğin Stockholm YüksekÖğretmen Okulu Ana Dil Öğretmenliği bölümünde anadil öğretmeni eğitimi1984-1985 öğretim yılında başlamıştır. İsveç Okullar Genel Müdürlüğü 70000kelimelik İsveççe-Kürtçe sözlüğü kendisi yayınlamıştır.
Tümbu örneklerden de anlaşılacağı gibi, İsveç'te göçmen işçi veya siyasi mülteciolarak kendi ülkelerinden uzakta yaşamak zorunda kalmış insanlar, Kürtler,Türkler ve 77 milletten insanlar hem hendi ana dillerini öğrenme, hem kendi anadillerinde eğitim görme hem de (devlet tarafından finanse edilen tercümanlık veçeviri hizmetleri ile) kamusal alanda kendi anadillerini kullanma ve kendi anadilleri ile hizmet alma hakkına sahiptirler...
Almanyaise bazı farklılıklara rağmen bu konuda daha geride değil...
Bazıfarklılıklar ile birlikte genel olarak 1970 yılında Almanya'nın göçmen işçikabul ettiği ülkeler ile yapılan ikili anlaşmalar çerçevesinde başlayan ana dileğitimi uygulaması süreç içinde Federal düzeyde yasa durumuna gelmiş ve buFederal Yasa'ya uygun olarak her eyallette ihtiyaca göre ana dil eğitimiuygulaması yürütülmüştür.
Bukonuda Türkiye ile ilk anlaşmanın 1957 yılında imzalanmış olduğunu dahatırlatmak gerekiyor.
Ancakbelirtildiği üzere Almanya'da (eski Federal Almanya) adı geçen uygulama 1970'liyılların ortalarında artık ikili anlaşmalar çerçevesinden çıkmış ve bir içhukuk durumuna gelmiştir. Bugün de devam eden uygulama hem Almanya'nın kendibenimsediği hem de uluslararası sözleşmelerin konuya ilişkin hükümlerininuygulanmasının bir sonucudur.
Pratikuygulamalara bakıldığı zaman, şu bilgiler aktarılabilir:
1996-1997öğrenim yılında Kuzey Ren Westfalya Eyaletinde (Orta Almanya -Köln ve civarı-86.000 Türk öğrenci ana dil eğitimi almış ve 7000 öğrenci de Türkçe'yi 2. veya3. dil olarak okumuştur. (7. sınıftan sonra ana dil dersi isteğe bağlıolarak seçmeli dil dersi, örneğin İngilizce, Fransızca, Rusça vb.alınabiliyor).
Yineaynı öğrenim yılında Baden Baden Wurtenberg eyaletinde tamamı Türk olan 28.551öğrenci ana dil dersi eğitimi almıştır. Bu uygulamaların finansmanı hakkındazaten bir şey belirtmeye gerek yok. Ders araç gereçlerinden, öğretmen eğitimive tayinine kadar tüm işlemler devlet tarafından ve devlet finansmanı ileolmaktadır.
Belirtilenbu kurallar göçmen işçi/mülteci olanlar ve çocukları için geçerlidir.
YaniKürtler gibi tarihin bilinen zamanından beri kendi topraklarında yaşayan birhalktan değil, iş bulmak için veya özgür yaşamak için Almanya'ya gidengöçmenlerden bahsediyoruz. Kürtler Türkiye'de göçmen bile olamıyorlar.Göçmenlerin sahip oldukları haklara bile sahip değiller.'
Türkiye'nin,AB üyeliğinin temelini oluşturan Kopenhag Kriterlerine esas teşkil eden 21uluslararası sözleşmeden bir kısmını imzalamaması ya da imzalanan bir kısımsözleşmelere kimi çekinceler koymasının nedeni de Kürtlere ana dilde eğitimhakkının tanınmaması içindir. Hem Almanya hem İsveç ve hem de diğer AB üyesiülkeler, bu hakları, imzaladıkları uluslararası sözleşmelerin ve AB üyeliğininde gereği olarak Anayasal hak biçiminde içselleştirmiş bulunmaktadırlar.
Bukonuda ayrıntılı bilgiyi ilk dilekçemizde vermiştik.
4-HUKUKİ DEĞERİ OLMAYANIN KANIT DEĞERİ DE YOKTUR:
DTP'ninPKK için 'terör örgütü' dememesi de, DTP'lilerin Öcalan'a 'Sayın' dememesi desuç olmadığı gibi kapatma nedeni de olamaz:
Birşeyleri hayat boyu aynı şekilde algıladığımızda, sadece alıştığımız şekildegörüyoruz. Oysa bir sorun varsa, o sorunun taraflarının birbirlerinin ne düşündüklerini,ne hissettiklerini anlamaları önemli. Kürtler ne yaşar, ne düşünür, ne ister,Sayın Başsavcı bildiğini iddia edebilir mi' Peki bunu bilmeden DTP'lilerinniçin 'PKK terör örgütüdür' demediğini ya da niçin 'Sayın Öcalan' dediklerinibilebilir mi' Bu dava, suçlamaların, iddiaların net ve hukuka uygun olduğu,sınırları belli, uygulanacak kuralları belli, kuşkuya yer bırakmayan, hukukenne dendiğinin anlaşıldığı bir dava değildir. Bu tarihsel, toplumsal, politik,kültürel ve elbette psikolojik yanları olan bir iddianame ile açılmış hukukideğil siyasi bir davadır. Öyleyse karar vermek için de bütün bu faktörlerinışığında düşünmek gerekmektedir. Bu iddianame ile DTP'nin kapatılmasına kararverilmesi, Kürtlere çözümü siyasette aramayın demek anlamına gelir.
SayınBaşsavcı, DTP'nin ne dediğini dahi izlememiş. DTP'nin programı, tüzüğü veverdiği mesajlar nettir. Sayın Başsavcı, DTP'nin 'PKK terör örgütüdür'demeyişini PKK'ye destek olarak kabul ediyor. Evet DTP, PKK terörist birörgüttür demiyor ama her fırsatta şiddete karşı olduğunu ifade ediyor. SayınBaşsavcı, Ahmet Türk'ün 'PKK terör örgütüdür' demem, sözünü terörü desteklemekolarak algılıyor. Düşünce açıklamanın suç olmaktan çıktığı bir çağda düşünceaçıklamamayı suç saymak ne hukukla ne vicdanla bağdaşır. Hukuk, adaletiamaçlamalı, adaleti gözetmelidir. Adalet duygumuzu inciten bir hukuk anlayışıhepimize zarar verir. Sayın Başsavcı'nın, bu konuda topladığını iddia ettiğikanıtların hiçbirinin hukuki değeri yoktur. Hukuki değeri olmayanın kanıtdeğeri de olamaz. Kanıtlar, hukuka uygun olmak zorundadır.
Kapatmakararı verilirse bu beyanlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde kanıt olarakkabul görebilir mi' Türkiye uluslar arası platformlarda tartışılan bir ülkeolmaktan bir türlü çıkamıyor diye hayıflanır dururuz. Kanıt değeri olmayaniddialarla parti kapatılmasının istenildiği bir ülke olmaktan çıkamazsaksürekli tartışılır olmaktan da çıkamayız elbette.
YALNIZCAALEYHTE DELİLLERİN TOPLANMASI, LEHTE DELİLLERİN TOPLANMAMASI EKSİK İNCELEMEYEYOL AÇACAKTIR:
SayınBaşsavcı lehte delil toplamamıştır. Elbette Anayasa Mahkemesinde bir hukuk yada ceza mahkemesindeki usul uygulanmaz, peki ama neye göre karar verilecektir' Başsavcı,kanaatini keyfi şekilde açıklayabilir diyebilir miyiz' Hukuk devletianlayışıyla bağlı değil midir, Başsavcı da mahkeme de' Toplanan açıklamalarınya da susma beyanlarının hiçbir hukuki değeri yokken bunların kanıt olaraksunulması adil midir' Bir an için toplanan beyanların kanıt niteliğininolduğunu kabul edelim. Bu deliller tek taraflı olursa hakikat nasıl ortayaçıkacaktır' Sayın Başsavcının, bir siyasi partinin kapatılmasını istemesi içinhem lehe hem aleyhe olduğunu düşündüğü kanıtları toplaması ve buna göre kararvermesi gerekmez mi' Sadece aleyhe olduğunu düşündüğü kanıtları toplarsakendisi de mahkeme de sağlıklı bir karar verebilir mi'
AhmetTürk seçildiğinde, meclise girişlerini bir çözüm süreci olarakdeğerlendireceklerini, çözüme ve diyaloga önem vereceklerini, diyalogdamuhatabın kendileri olması gerektiğini söyledi, Aysel Tuğluk benzer şekildeşöyle yazdı:' DTP bu süreçte Mecliste dışlanması gereken değil diyalogkurulması gereken bir partidir. DTP'siz bir çözüm süreci sağlıklı işlemez!Çünkü DTP sadece meclis temsiliyetinden dolayı değil, Kürt sorunu dediğimizmesele içinde aidiyet duygusundan tutun da, ekonomik sorunlarına kadarcumhuriyetle sorun yaşayan topluluğun politik iradesi olmasından dolayı damuhatap kabul edilmesi gereken bir partidir.'
YineAysel Tuğluk, gazetecilerin DTP, PKK şiddetine karşı mı' sorusunu şöyleyanıtlamıştır: 'Şiddetin politik eylemimizi belirlemesine izin vermemeliyiz.Biz şiddetin çözüm olmadığını ve silahların susması gerektiğini ve PKK'nin desilah bırakması gerektiğini zaten söylüyoruz. Ancak bizim tek yanlıçağrılarımız yetmiyor. Bu noktada hükümetin bir çözüm planı varsa biz bu çözümsürecine hem katılmak, hem katkı sunmak hem de aktif bir siyasetle yapıcı roloynamak istiyoruz. 21. yüzyılda yaşıyoruz ve bu çağda sorunların çözüm yöntemişiddet değil, demokrasidir. Bu yüzden şiddetin mutlaka durması gerekiyor. 21.asrın ilk çeyreğini yaşadığımız şu zamanda silahlı mücadele dönemi bitmiştir! .Biz Kürt sorununun çözümünü istiyoruz. Dağdakilerin silahları bırakmasınısağlamak istiyoruz. Bunun bedeli neyse ödemeye hazırız. Birlikte yaşamak içinbirlikte çalışalım diyorum...'
SayınBaşsavcı'nın iddia ettiği gibi yalnızca ölen Kürt gençleri için şehitlerimizdemediler, ölen Türk gençleri için de şehitlerimiz dediler. Diyalogun diğertarafı olabilecekler ise 'diyalog için önce PKK'nin terörist bir örgüt olduğunuitiraf edin' dediler. Milyonlarca seçmenin oyunu alarak Mecliste olan DTPmilletvekillerinin, DTP'nin meşruluğunu 'evet onlar terörist' demelerine bağladılar.Kürtleri anlamak, barışın dilini kurmak yerine tersine şiddetin, ayrımcılığındilini, tavrını benimsediler. İşte bu bakış açısının değişmesi, suçlamak, önyargılı davranmak yerine biraz da dinlemeyi seçmek gerekiyor. 'Bu yanlış, bunuyapma, yoksa seni cezalandırırım' demek, sorunu çözmüyor.
AhmetTürk, tabanımız PKK ile aynı deyince kıyamet koptu. Kürtler geniş aile yapısınıkoruyor. Bugün hemen her Kürt ailesinin dağda bir yakını olmuştur. Tabanınınaynı olması olağan. Parti kapatma kararı için önemli olan, tabanının aynıolması ya da PKK terörist bir örgüttür denilip denilmemesi değil, DTP'ninşiddete, silaha yaklaşımıdır. DTP; şiddete karşı olduğunu ısrarla açıklamış birpartidir.
EmineAyna PKK ile DTP'nin çözüm için aynı şeyleri talep ettiğini söyleyince bu dasaptırılmak istendi. Oysa Kürt sorununun nedenleri de çözümü de belli, bunuhem DTP'nin hem PKK'nın dillendirmesi, söylenenin yanlış olduğuna, bununşiddetle, bölücülükle sağlanmak istendiğine kanıt olamaz. Ne söyledikleri,söylediklerinin içeriğinin ne olduğudur önemli olan. Eğer DTP çözüm için doğru,barışçı, şiddeti dışlayan öneriler getiriyor ve fakat bunu PKK'de söylüyorsabunda tedirgin olacak bir şey yoktur. Tersine bu durum, PKK'nin de siyasi çözümistediği, beklediği, değişim istediği şeklinde algılanmalıdır. Çözüm içinönerilen içerik, ya suç kapsamındadır ya da değildir. Söyleyene göre suçoluşturulamaz. Suç, söyleyenden bağımsız olarak ya vardır ya yoktur.
EmineAyna Taraf Gazetesinde yapılan söyleşide DTP ile PKK'nin farklarını şöyleaçıklıyor: 'Onlar silahla çözmek için oraya çıkmışlar. Biz ise siyaset yapmayaçalışıyoruz. Silahı kesinlikle onaylamıyoruz.' Neşe Düzel'le yapılan aynısöyleşide Ayna 'Niye terör örgütü demiyorsunuz, deniyor. Benim düşüncem şu:Dağdaki o insanlara terörist veya terör örgütü deyince, öldürülmelerimeşrulaşıyor. 'Teröristtir öldürülsün' deniliyor. Ayrıca terörist demek,yapılan yanlışları da meşrulaştırıyor. Bombalanıp parçalandığı zaman, kimyasalbomba kullanıldığı zaman, yandığı zaman, kefene konmadan gömüldüğü zaman'terörist bu' denildiği için yapılan yanlışa da yanlış diyemiyorsunuz. Sankiyapılanları hak ediyor o. Terör ve terörist tanımlamaları bu insanlık dışıuygulamaları meşrulaştırıyor. Bu tür tanımlamalarla çözüm olmuyor. PKK, Kürtsorununun nedeni değil, sonucudur.'
SUSMAHAKKI YASAL BİR HAKTIR:
AnayasaMahkemesi'nin de tüm organlar gibi hukuk devleti kurallarıyla bağlı olduğunakuşku yoktur. Demek ki bir siyasi partinin kapatılması için, ceza mahkemesindeolduğu gibi 'suç' işleyip işlemediğine bakılmayabilir ama hukuk devletikuralları uyarınca Anayasa Mahkemesi de normlarla bağlıdır. Normlara ve insanhaklarına aykırı, onları zedeleyen tüm iddialar geçersizdir. Temel hak veözgürlükler, Başsavcının iddianamesini hazırlamasında da, Anayasa Mahkemesiüyelerinin kararlarında da geçerli ise 'susmak' parti kapatma nedeni olabilirmi' 'Söylediğimi tekrar et! Tekrar etmezsen terör örgütünü desteklemektenpartini kapatırım' demek ve gerçekten bu yaptırımı uygulamak, hukuk devletiilkeleri ve insan haklarına uygun bir davranış olabilir mi' Hangi konuda olursaolsun susmak kanıt sayılabilir mi'
Delillerinelde edilmesiyle ilgili kurallar içinde en önemlilerinden biri de susmahakkıdır. Bu anayasal hak, ayrıca muhakeme hukukumuza da girmiştir. SayınBaşsavcı böyle bir gelişme yokmuş, ya da bir iddianame değil de arkadaşınamektup yazıyormuş gibi 'Sükut ikrardan gelir' mantığıyla iddianame hazırlayamazki' Hazırlarsa bunun hukuki bir değeri olmaz ki' Susma hakkı her aşamada veölçüde kullanılabilen bir haktır.
Aslındaneden DTP'nin PKK için terörist demesinde ısrar edildiğinin ahlaki, hukuki,vicdani bir açıklaması yoktur. DTP 'onlar terörist' dediğinde terör bitecekmidir' Bitmeyecekse bu ısrarın anlamı nedir' Boyun eğdirmek midir amaç' Dağaçıkma nedenini kaldırmadıkça, biri ölür, diğeri çıkar. Kara Kuvvetleri Komutanıda bunu söyledi. Harekatla, imha ile örgütün çözülmediğini beyan etti, 'PKK'yekatılımlar, silahlı mücadelenin sürdüğü 23 yıl boyunca önlenemedi, başarılıolamadık, dedi. İç İşleri Bakanlığı döneminde1000 köy yaktığını, operasyonyaptığını gururla açıklayan Mehmet Ağar, DYP Genel Başkanı olduğu dönemde'dağdakilere siyaset yolunu açmak gerekir' dedi. Baykal bile söylemini artıkdeğiştirdi. DTP'de bunu söylüyor, 'PKK bir sonuçtur, nedenlerini konuşalım'diyor.
DTP,çocukları dağda olan ailelerin oylarını almıştır kuşkusuz. Peki bu neyigösterir' Sayın Başsavcı'nın iddia ettiği gibi PKK ile özdeşliği mi, yoksa oailelerin çocuklarının dağdan indirilmesi için siyasi çözümü bulun diye DTP'yeumut bağladıklarını, oy verdiklerini mi gösterir'Hiç kuşkunuz olmasın ki ikinci neden doğrudur. Peki böylebir durumda DTP, kendisine siyasi çözüm için oy veren milyonlarca insanınçocukları, yakınları dağda iken PKK terör örgütüdür nasıl der, niçin desin'Kürt sorununun çözümü için dağdakilerin inmesi şarttır, onları indirmenin yolu,onları tek tek yok etmekten, varlıklarını inkar etmekten, yok saymaktan değil,niçin orada olduklarını dinlemekten, konuşmaktan, anlatmaktan, ikna etmek veikna olmaktan geçer. Bu ancak onları anlayanlarla, çözebilecek yetkiye,iktidara sahip olanlar arasındaki diyalogdan geçer. DTP ancak diyalogla çözümbulunulabileceğini, diyalog için kendisinin muhatap alınması gerektiğinidefalarca açıkladı.
İddianamehukuki olmaktan uzak, siyasi bir bakış açısıyla hazırlanmıştır. Ve vurgusundanöyle bir sonuç çıkıyor ki DTP, 'PKK terör örgütüdür' deseydi ve yöneticileri,üyeleri 'Sayın Öcalan' demeselerdi, partinin kapatılması istemiyle davaaçılmayacaktı. Peki bu hukuki bir durum mu' Yani susmak, istenen konudakonuşmamak, ifade açıklamamak ya da kim olursa olsun birine Sayın demek suçsayılabilir mi' Kapatma nedeni olabilir mi' Hangi yasada böyle hüküm var' Bubakış açısı doğru olsaydı, uyuşturucudan, kumarhanelere, faili meçhullerden yargısızinfaza kadar her türlü kirli ilişkiye bulaşmış insanlara hem de adliye girişçıkışlarında, mahkemelerde yani savcıların yargıçların gözü önünde 'Türkiyeseninle gurur duyuyor' diye bağıranlar hakkında da davalar açılıp, onlarınüyesi oldukları partiler için de kapatma davaları açılması gerekmez miydi'Neden açılmadı' Neden hiç kimse dava açılmamasını sorgulamadı' Herkes budavranışı onayladığı için değil, bunu söylemenin suç oluşturmaması, partikapatma nedeni sayılmaması nedeniyle kimse bunun üzerinde durmadı. Kürtlerinpartilerini, hem de yeterli hiçbir hukuksal kanıt bulunmadan kapatmak, gerçeğe,adalete, hukuka, demokrasiye, hakkaniyete, vicdana aykırı olur.
Aidiyetsorunlarının, ana dil sorunlarının askeri yöntemlerle, yasaklarla, partikapatarak bastırılmaya çalışılması, dünyanın her yerinde milliyetçi, ayrılıkçıeğilimleri güçlendiriyor. Diğer yandan yine dünyada görülüyor ki, ekonomik vesosyal hakların tanınması, geliştirilmesi ancak kültürel haklarla birlikteanlamlı olabiliyor. Nitekim ekonomik ve sosyal haklar tüm uluslararasıbelgelerde kültürel haklarla birlikte anılır. Yaşadığımız süreç, insani,vicdani, ahlaki, ekonomik tüm boyutlarıyla hepimizi derinden etkiledi. Hersağlıklı toplum, öncelikle o toplumun aydınları, hukukçuları, böylesi birsüreci tartışır, nedenlerini irdeler, sonuçlar çıkarır. Yapılması gerekenleriortaya çıkarır, şiddetin ektiği öfke tohumlarını söküp yerine iletişimtohumları serpmeye çalışır. Bütün bu acılar bir daha yaşanmasın diye ne yapmakgerekirse onu yapar. Bu iddianamenin bir partiyi kapatmaya yetecek hiçbirhukuksal dayanağının olmadığı açık. Bu dava siyasi bir dava. Bu davada Kürtler,her zaman olduğu gibi çoğunluğun insafına mı terk edilecek, yoksa onlarınparlamentoda temsil edilmelerini içimize sindirecek miyiz, mesele bundanibarettir.
Hukukniçin vardır sorusunun bir yanıtı olmalı. Bu yanıt, vicdanımızı sızlatmamalı.
AydınlarınCumhurbaşkanı'na yazdıkları mektuptaki dileği tekrarlıyoruz: Anayasa Mahkemesi,kapatma kararı vermeyerek, bütün olumsuzluklara rağmen, bu dönemisonlandırmanın, yüzlerce yıldır birlikte yaşayan halkların kardeşliğini tekrarhatırlamanın ve onarmanın mümkün olduğunu gösterecektir inancındayız.
IV- SONUÇ VE İSTEMHukukave adalete aykırı, artık bu ülkenin taşıyamayacağı kadar ağır yükler getirecekistemleri içiren davanın REDDİNE karar verilmesini vekil ve müdafiler olarakdileriz'.
V- SÖZLÜ AÇIKLAMAYargıtayCumhuriyet Başsavcısının 24.6.2008 günlü sözlü açıklaması şöyledir:
'YARGITAYCUMHURİYET BAŞSAVCISI ABDURRAHMAN YALÇINKAYA - Sayın Başkanım, ŞahsınızdaYüksek Mahkemenizi saygıyla selamlıyorum.
DemokratikToplum Partisi (DTP) hakkında Başsavcılığımız tarafından 16 Kasım 2007 tarihliiddianame ile Anayasa'nın 68/4. maddesine aykırı eylemleri nedeniyleAnayasa'nın 69/6 ve Siyasi Partiler Yasası'nın 101/1·b ve 103/2. maddeleriuyarınca temelli kapatılması istemiyle dava açılmıştır.
Anayasa'nın68 nci maddesinin 2 nci fıkrasında belirtildiği gibi demokratik siyasi hayatınvazgeçilmez unsurları olan kuruluş ve faaliyetlerinde serbestlik tanınan siyasipartilerin; 'devletin bağımsızlığına ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,hukuk devleti ilkesine ve Anayasal demokratik yapısına' duyulan güveninsarsılmasına neden olan tavır sergilemeleri, amaçlarına ulaşmak için şiddetunsurunu kullanmaları veya mevcut şiddeti desteklemeleri halinde demokratikkamu düzenini bozacakları tartışmasız olup, bu durumda devletin kendi varlığınayönelen tehditlere karşı önlem alması demokratik hukuk devleti olmanıngereğidir.
Yaklaşıkyirmi beş yıldır on binlerce vatandaşımızın ölümüne sebep olan, gerek kırsalalanda gerekse kent merkezlerinde asker-sivil, çocuk-yaşlı ayırt etmeden; mayındöşeme, bombalama, kamu binalarını, toplu taşıma araçlarını, Türk Bayrağı'nıtahrip etme, adam kaçırma, haraç alma, uyuşturucu pazarlama, her türlü sabotajve insan öldürme gibi şiddet eylemlerini gerçekleştiren, kuruluş amacı TürkiyeCumhuriyeti Devleti topraklarının bir kısmı üzerinde etnik milliyetçiliktemeline dayalı bağımsız bir devlet kurma olan PKK'nın uluslararası kamuoyu vekurumlarca da terör örgütü olarak kabul edildiği ve kınandığı bilinen birgerçektir.
Eylemleriyleülkemize maddi anlamda verdiği zararın yanında, vatandaşlarımız arasında kin vedüşmanlık yaratmaya çalışan terör örgütü, amaçlarını gerçekleştirebilmek içingeçmişte kapatılan veya haklarında kapatma davası devam eden siyasi partiler(HEP-ÖZDEP-DEP-HADEPDEHAP) vasıtasıyla siyasal alana da el atmıştır.
Sözkonusu partilerle ilgili kapatma davalarına ilişkin yasal süreçler içerisindede gündeme getirilen 'İFADE ÖZGÜRLÜGÜ VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜGÜ' kavramları 16Kasım 2007 tarihli İddianamede değerlendirilmiş olmakla birlikte; Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğü yönünden 10. maddesinin 2. fıkrasında,örgütlenme özgürlüğü yönünden 11. maddesinin 2. fıkrasında ve 17. maddesindeİnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 30. maddesinde yer alan düzenlemelerAnayasa'nın 14. maddesinde yer alan hükümle örtüşmekte olup, bu itibarlaözgürlükler açısından ulusal düzenlemenin uluslararası düzenlemeye uygunluğuhususunda bir kuşku yoktur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade veörgütlenme özgürlüğü konusunda ortaya koyduğu ölçütler davalı partininsavunmasında da bahsi geçen ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ PARTİSİ (ÖZDEP) ve TÜRKİYEBİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ' (TBKP) ile ilgili verilen kararlarda yer almaktadır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi söz konusu kararlarında temel olarakdemokrasilerde çok sesliliğin esas olduğunu, bu itibarla benimsenenden dahafarklı bir siyasi tasarım içeren, kırıcı, şok ve rahatsız edici bilgi vefikirlerin de ifade özgürlüğü içinde yer aldığını, bu itibarla söz konususiyasi partilerin tüzük ve programlarında yer alan ifadelerin açıkça şiddetiteşvik etmemesi ve şiddeti öngördüklerine dair yeterli veri bulunmamasınedeniyle kapatma kararları ile sözleşmenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Buradaözellikle vurgulamak istediğimiz husus söz konusu partiler hakkında açılankapatma davalarının konusunun sadece tüzük ve programlarında yer alan hükümlerolduğudur, Demokratik Toplum Partisi hakkında açılan kapatma davasında isesadece partinin tüzük ve programı değil, mensuplarının açıkça terör örgütünükollayıp, propagandasını yapmaları ve hatta zaman zaman örgüt elemanı gibidavranıp, şiddet eylemlerinin içerisinde yer almaları kapatma nedeni olarakkabul edilmiştir.
Ülkemizdegerçekleşen PKK terörünün ve partililerin katıldığı eylemlerin vehametikarşısında; örgüt elebaşının talimatıyla kurulup, örgüt güdümünde faaliyetgösterdiği açık olan davalı partinin faaliyetlerinin Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi ölçütlerine göre de ifade ve örgütlenme özgürlüğü sınırlarını aştığıtartışmasız bir gerçektir.
Demokratiktoplumlarda demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasipartilerin; toplumsal yaşama ait düşünce ve öngörülerini yine demokratikvasıtalarla ortaya koymaları, bunun yanında talepleri ile de kamu düzenini vetoplumsal barışı tehdit etmemeleri gerekmektedir. Buna karşılık bir siyasipartinin öngörülerini toplumu tahrik ederek olmazsa olmaz tarzında kabulettirmeye çalışması, aksi halde çok kan döküleceği yolundaki tehditvari söylemleri,hiçbir demokratik ülkede hoşgörüyle karşılanamaz.
Bubağlamda davalı partinin terör örgütü ile olan bağlantılarının yanında, kamudüzeninde yapılmasını öngördükleri değişikliklerin kamuoyunda tepki yaratacağıbilinmesine rağmen, tehdit içeren tarzda söylem ve şiddet içeren gösterilerleifade edilmesi, vatandaşlarımız arasında farklılaşma, giderek gerginlik, nefretve neticesinde kitlesel şiddet ortamı yaratacağı kuşkusuzdur. Buna karşılıkDemokratik Toplum Partisi, geçmişteki eylemlerinde olsun savunmalarında ilerisürülen görüşlerinde olsun demokratik toplum gelenekleri dışına çıkarak,toplumsal barışı tehdit etmeye açıkça ve ısrarla devam etmektedir.
Anayasa'nın69. maddesinin 6. fıkrası ile Siyasi Partiler Yasası'nın 101 ve 103.maddelerindeki düzenlemelere göre kapatmaya konu eylemlerin sadece işlenmişolması yeterli olup bu eylemlerin hükmen sabit olması koşulunun aranmadığıgözetilerek açılan ceza davalarının mahkumiyetle sonuçlanmasının beklenmesigerekmemektedir. Zira eylemlerin işlenmiş olması, kamuya yansıması,alenileşmesi ve bu eylemlerin Anayasa'nın 68. maddesinin 4. fıkrası ile tarafıolduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11 nci maddesinin 2 nci fıkrasıkapsamında kalmaları, diğer bir ifade ile Türk ve Avrupa Kamu Düzeni içerisindekabul ve koruma göremeyecek nitelikte olmaları yeterlidir.
Düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 26 ncı maddesinde; ' ...milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri veDevletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçlarınönlenmesi, suçluların cezalandırılması...' amaçlarıyla düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğünün sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Birazevvel de bahsettiğimiz gibi, Anayasa'nın 68. maddesinin 4. fıkrası ile 69. maddesinin6. fıkrasına göre ise; siyasi parti kapatılması demokratik hukuk devletinin,Anayasal düzenin ve demokrasinin kendi varlığına yönelen tehditlere karşıhukuki yollarla kendisini koruması için alması gereken koruyucu bir önlemniteliğindedir.
Bubağlamda, bir siyasi partinin il ve ilçe binalarının terör örgütü kampınaçevrilmesi, tüm kademelerdeki kongre ve toplantılarında terör örgütü elebaşı veörgüt lehine sloganların atılması, yasa dışı örgütü övücü resim, bayrak vepankartların taşınması, zaman zaman taş ve molotof kokteyli atmak, suretiyleçevreye zarar verilen şiddet eylemlerine dönüştürülmesi, parti mensuplarınınbombalama eylemine katılması, örgüt mensuplarına mermi, gıda ve sair ihtiyaçmalzemelerini temin etmesi, kentlerde lojistik destek sağlaması, terörörgütünün talimatları doğrultusunda halkı tehdit edip örgüt bildirilerinidağıtması, yazılama yapması, terör örgütünün kamplarında eğitim ve diğerçalışmalara örgüt mensupları ile birlikte katılması, hemen hemen tüm konuşma vebeyanlarının terör örgütü elebaşını ve örgüt üyelerini yüceltmek, örgütünpropagandasını yapmak, bu amaçla hiçbir fırsatı kaçırmamak şeklindegerçekleşmesi demokratik bir hukuk devletinde kabul edilebilir siyasifaaliyetler değildir.
İddianamemizdede yer alan ve muhtelif internet sitelerinde 'görüşme notları' adı altındayayınlanan terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın beyanlarıincelendiğinde, daha önce izah edildiği gibi kuruluşundan çok önce isim,yöntem, yönetici gibi hususlar belirtilmek suretiyle davalı partinin kurulmasıtalimatı verildiği ve kuruluş süreci incelendiğinde söz konusu talimatlarınharfiyen yerine getirildiği sabittir. Bu kadar açık olan bir gerçek karşısındaönce söz konusu açıklama ya da söylemlerin davalı partinin bilgisi dışındaolduğu, daha sonra ise İmralı Cezaevinde görüşmelerin yapılışı ile ilgili yasalmevzuatın ve Öcal'ın şiddeti öngörmediğine dair görüşme notu örneğinin savunmaolarak gösterilmesi, tutarsızlığı nedeniyle itibar edilir görülmemiştir.
Diğeryandan, bazı olaylara veya beyanlara davalı partinin tepki vermemesi susmahakkının kullanımı olarak savunulmuş ise de, susma hakkının ceza yargılamasındasanıklara tanınan bir hak olduğu, bir siyasi partinin tüm kamuoyu önündekendisine yöneltilen çok ağır ithamlara karşı cevap vermemesi veyaverememesinin susma hakkıyla ilgisi olmayıp Anayasa'nın 69/6. fıkrası uyarıncazımnen benimseme sayıldığı gözetildiğinde yerinde de görülmemiştir.
İddianamemizdegeniş biçimde yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 25 kasım 1997 tarihli'Zana-Türkiye' kararında mevcut ifade özgürlüğüne yönelik değerlendirmeler veörgütlenme özgürlüğünün 'suç örgütü kurma veya suç örgütünü desteklemeözgürlüğünü kapsamadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ifade veörgütlenme özgürlüklerinin 'demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerniteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamuemniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi'için sınırlanabileceği ve yaptırıma bağlanabileceği hususları Devletimizinyıllardır yaşadığı yoğun PKK terörü ile birlikte dikkate alındığında; davayakonu edilen eylemlerin içerikleri ve terör örgütü ile olan bağlantılarınedeniyle ifade veya örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesiimkânsızdır.
İddianameve esas hakkında görüşümüzde belirtildiği gibi Avrupa insan Hakları Sözleşmesihükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve bu kapsamda VenedikKomisyonu İlkeleri ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, uluslararası hukuka dauygunluğunun tespiti sonucu işbu dava açılmıştır. Bu itibarla davamızın birDevlet politikası olan Avrupa Birliği'ne üyelik sürecini olumsuzetkileyebileceği iddiası yerinde ve gerçekçi kabul edilemez.
Ulaşılabilirve anlaşılabilir metinler olan Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası hükümleri bu davaiçin düzenlenmiş veya değiştirilmiş değildir. Anayasa'nın 38. maddesi dikkatealındığında; uygulama tarihi itibarıyla önceden bilinen ve yürürlükte olanmevzuatın yerinde görülmeyip, Anayasa'da olsun Siyasi Partiler Yasası'nda olsunyeni düzenlemeler talep edilmesi imkânı iç hukukumuzda olduğu gibi evrenselhukuk ilkeleri arasında da yer almamaktadır. Davalı partinin savunmasında yeralan Anayasa ve yasa hükümlerinin yeniden düzenlenmesi şeklinde ifadeedilebilecek olan bölümün mercii itibarıyla yargı ile ilgisi olmadığı çokaçıktır. Ancak vatandaşların bir kısmının azınlık olarak kabul edilip bunabağlı olarak Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinin, dolayısıyla Devletimizinüniter yapısının bertaraf edilmesini öngören söz konusu taleplerin terör örgütününnihai amacına hizmet etmesi, davalı partinin varlık amacını ve bağlantılarınıgöstermesi açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Davalıparti iddianamede delil olarak gösterilen eylemlerle ilgili olarak Anayasa'nın38. maddesine atıfta bulunarak kararların büyük bir kısmının kesinleşmediğinisavunmuş ise de; Anayasa'nın 68. maddesinin 4 ve 69. maddesinin 6. fıkralarıeylemlerin varlığından bahsetmiş, ayrıca eylemler nedeniyle mahkûmiyethükümlerinin varlığını şart koşmamıştır. Nitekim önceki siyasi parti kapatmadavalarında bu husus kuşkuya yer vermeyecek biçimde açıklıkla vurgulanmıştır.
Beraatkararlarının yüksek mahkemeden gizlendiği iddiası ise delil olarak gösterilendava ve soruşturmaların aşamalar halinde akıbetlerinin yüksek mahkemeyesunulduğu gerçeği karşısında kabul edilemez nitelikte bir iddiadır. Davalıpartinin savunmasında mahkemesi veya dosya numarası yazılmadığı iddia edilendelil dosyaları hususunda ise; dosya numarası olmadığı iddia edilen kovuşturmadosyalarından iddianamemizin ek-35. sırasındaki dosyanın Erzurum 2. Ağır CezaMahkemesinin 2007/184, ek-41. sıradaki dosyanın Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 2006/145, ek-80. sıradaki dosyanın Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2007/81, ek-81. sıradaki dosyanın Diyarbakır 6. Ağır CezaMahkemesinin 2007/105, ek-84. sıradaki dosyanın Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin2007/74, ek-85. sıradaki dosyanın Erzin Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/80 veek-87. sıradaki dosyanın Van 3. Ağır ceza Mahkemesinin 2007/111 esassıralarında kayıtlı olarak yargılamaları devam etmekte olup, YüksekMahkemenizin istemi doğrultusunda aşamaları hakkında bilgi sunulmaktadır.
Yinesavunmada 'davalı partinin asgari iki yüz bin üyesi bulunduğu' şeklinde birbilgi yer almış ise de 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 10. maddesigereğince siyasi parti sicillerini tutmakla görevli olan CumhuriyetBaşsavcılığımıza davalı parti tarafından dava tarihi olan 16 Kasım 2007tarihine kadar bildirilen üye sayısı sadece 147 dir. Davanın açılmasından sonra11 Ocak 2008 tarihinde 21.890 yeni üye bildirilmiştir. Savunmada parti üyesiolmadığı iddia edilen kişilere ait soruşturma evrakları incelendiğinde sözkonusu kişilerin kendilerini Demokratik Toplum Partisi üyesi olaraktanıttıkları da görülecektir. Burada şunu açıkça belirtmek gerekir ki: Terörörgütü ile ilişkisi nedeniyle takip edilen olayların yoğunluğu dikkatealındığında, davalı partinin tüm üyelerini zamanında bildirmesi halinde davadadelil olarak gösterilecek eylem sayısının birkaç misli fazla olacağı tartışmasızdır.
Partililerineylemleri bölümünde 21. sırada bahsi geçen davalı parti İstanbul il yönetimindegörevli Zeki Kılıç'ın terör örgütü PKK'nın talimatı gereği halkı yasa dışıeylemlere davet eden bildiri dağıtması olayı ile ilgili olarak TCK.nun 220. maddesinin7. fıkrası gereğince verilen mahkumiyet kararını, davalı partinin savunmasında'örgüt üyesi olmadığının' saptanması olarak sunmaya çalışması davalı partininolaylara ve demokratik hukuk sistemine hangi açıdan baktığını gösteren biribret belgesi niteliğindedir.
Sözkonusu eylem, ilgiliye uygulanan yaptırım ve davalı partinin bütün bunlaragetirdiği savunma birlikte değerlendirildiğinde davalı partinin kapatılmasıtalebinin ne kadar zorunlu, orantılı ve sosyal yönden gerekli olduğu,eylemlerin işlenmesindeki kararlılık ve yoğunluk nazara alındığında Anayasa'daöngörülen odaklık unsurunun gerçekleştiği kuşkuya yer vermeyecek bir biçimdeortaya çıkmaktadır.
SaygıdeğerBaşkan ve çok değerli sayın üyeler;
Açıklamalarımışığında;
Devletinbölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı olduğu belirlenen, davalıDemokratik Toplum Partisi'nin Anayasa'nın 69 ncu maddesinin 6 ncı fıkrası veSiyasi Partiler Yasası'nın 101 nci maddesinin 1 nci fıkrasının (b) bendiuyarınca temelli kapatılmasına;
Eylemleriile partinin temelli kapatılmasına neden olan ve iddianamede esas hakkındakigörüşte isimleri belirtilen kişiler hakkında, Anayasa'nın 69 uncu maddesinin 9uncu fıkrası ve 84 üncü maddesinin 5 inci fıkrası ile 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın 95 inci maddesi uyarınca kapatma kararının Resmi Gazete'deyayımlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi,yöneticisi ve deneticisi olamayacaklarına karar verilmesi,
Kamuadına talep olunur.
Saygılarımla'.
VI- SÖZLÜ SAVUNMADavalıParti'nin 16.9.2008 günlü sözlü savunması şöyledir:
'DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK ' Sayın Başkan, Yüce Mahkemenin sayınüyeleri; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Demokratik Toplum Partisi hakkındaaçmış olduğu kapatma davasında sözlü savunmamızı sunacağız. Yüce Heyetinizisaygıyla selamlıyoruz.
KapatılanHalkın Emek Partisi (HEP) Genel Başkanı olduğumdan bu yana aradan yirmi yılayakın bir süre geçti, bu süre zarfında onlarca hükümet değişti, Türkiye siyasitarihine damgasını vurmuş anlı şanlı partilerin çoğu silinip gitti, Türkiye ABmüzakere sürecini yaşamaya başladı, bu çerçevede başta Anayasa olmak üzeretemel yasalarda çok sayıda değişiklik yapıldı, hükümetler tarafından on taneuyum paketi açıklandı. Ancak bunca değişim iddialarına rağmen ne yazık ki 2008Türkiye'sinde bir başka parti kapatma davası nedeniyle karşınızdayız. Herşeyden önce bu durumdan üzüntü duyduğumuzu belirtmek isterim.
Diğeryandan, yüce mahkemenin Hak-Par ve ardından AK Parti kapatma davalarındaverdiği kararları ve yaptığı açıklamaları da önemsiyoruz, önemli buluyoruzSiyaset kurumu üzerine düşen görevleri yapamamakta, sorumluluğunu yerinegetirememektedir. En başta 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan ve halenyürürlükte bulunan 1982 Anayasası değiştirilememiştir. Siyasi parti kapatmahükümlerini, Siyasi Partiler Yasası'nı, Seçim Yasası'nı değiştirmesorumluluğunu yerine getiremediği için bugün Anayasa Mahkemesi hâlâ partikapatma davaları ile muhatap olmaktadır veya muhatap bırakılmıştır.
SayınBaşkan, sayın üyeler; Siyaset kurumu sorumluluğunu yerine getirecek olgunluğa,erdeme ve cesarete sahip değilse, bu noktada hukuk üzerine düşen görevi yerinegetirmek durumundadır. Çağdaş demokrasilerde hukuk kurumları toplumsalihtiyaçları ve değişimi de gözeterek siyasetin önünü açabilecek bir rolekavuşmuştur. Bu davanın da böylesi bir gelişmeye hizmet edeceğine inanıyoruz.Ön savunmamızı ve esas hakkında ki savunmamızı tekrar ederken, iddialara karşıcevaplarımızı sunmaya çalışacağız.
SayınBaşkanım, eğer izin verirseniz iki bölümde savunmamızı özetlemeye çalışıyoruz.Esas dosyamızı da size sunacağız. Birinci bölümü Bengi Yıldız arkadaşım, izinverirseniz, yapacak. Partiyle ilgili iddialara da ben yanıt vereceğim.
BAŞKAN' Tabii ki.
BuyurunSayın Bengi Yıldız.
DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİ MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYESİ BENGİ YILDIZ ' Sayın Başkan, YüceMahkemenin değerli üyeleri; ben de hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
DemokrasininGelişim Tarihi:
Demokrasikültürünün kökeni insanlık tarihi kadar eskidir ve özü dar anlamda, halkınkendi kendini yönetmesidir. Demokrasinin bir sistem haline gelmesi birey vetoplumun devlete karşı hak ve özgürlük mücadelesiyle yakından bağlantılıdır.İlk devletleşme bireyi, toplumu ve bunların iradesini yok sayarak kul ve kölehaline getirmiştir. Buna karşın demokrasi; bireyin ve toplumun, kendiözgürlükleri lehine devlet iktidarının sınırlandırılması yönünde başlattıklarımücadelenin sonucunda, ilk kez İlkçağ Atina'sında bir yönetim biçimi halinegelecektir. İlk Atina demokrasisi; köleci devletlere karşı mücadele içindebüyüyecek, olgunlaşacak ve günümüzün çağdaş demokrasisi olacaktır. Tüm bubüyüme ve olgunlaşma sürecinin kökeninde şüphesiz ki insan hakları, özgürlük veeşitlik mücadelesi vardır. Bu nedenle demokrasiyi sadece 'halkın kendi kendiniyönetmesi olarak' ele almak oldukça dar bir tanım olacaktır. Demokrasiningerçek tanımı, devletin sahip olduğu iktidarını toplumun ve bireyinözgürlükleri lehine sınırlaması, özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayanması, bu temeldedevletin kutsal olmaktan çıkarılarak insan hakları ve hukukun üstünlüğünü esasalan bir hizmet aracı halinegetirilmesidir. Tarihte ilk kez Sümerlerdeortaya çıkan devletleşme olgusu, Sümer Rahip tapınaklarında sınıflaşmanınbaşlamasıyla gelişmiştir. Bu tapınaklarda özetle Zigguratlarda geliştirilendevlet karşısında insan yoktur, haklarından bahsedilemez, sadece görevlerivardır. O da tanrılara sınırsız hizmet ve kulluk etme görevidir.
İnsan,artık doğal toplumun doğal bireyi olmaktan çıkmış, tanrılara ve onunyeryüzündeki gölgesi devlete kulluk edendir. Kulluk temelinde başlayandevlet-birey ilişkisi, devletin Sümer fetih hareketleri ile diğer siteleri vetoplumları egemenlik altına almasıyla birlikte kölelik ilişkisini deberaberinde getirecektir. Savaşlarda köle edilen insanlar kullarla birliktedevlete hizmete koşturulacaktır. İlk Asur Köleci İmparatorluğu, ardından gelendiğer köleci imparatorluklar ve son köleci imparatorluk Roma'ya kadaruzanmaktadır.
Buözet girişi, insan hakları ve demokrasi mücadelesinin temeline işaret etmekiçin verdik. Çünkü insan hakları mücadelesi, insanlık tarihinin çok uzun birdönemini kapsayan bu kulluk ve köleliğe karşı verilen mücadele ile başladı.Zerdüşt düşüncesinin merkezinde 'iyi düşünen, iyi konuşan ve iyi yapan insan'vardır. İnsanın kendi bilgisizliği ile mücadele edip aydınlanmasını, giderekkişiliğini ve iradesini oluşturmasını ve bu gelişimini süreklileştirerek, üstinsan, bilinçli insan, yetkin insan olmasını savunur. Bu düşünceler, yenidengelişen devletleşme karşısında egemen olmasa da toplumsal bağlamda Hz. İbrahimile başlayan peygamberlik hareketlerini etkileyen ana kaynak olur. İnsanhakları mücadelesi böylece Ortadoğu özgülünde peygamberlik hareketleri içindevarlığını sürdürür. Peygamberlik hareketleri katı kulluk ve kölelik sisteminiyumuşatıcı bir rol oynar. Tevrat, İncil, Kuran incelendiğinde bu yumuşamanınizleri görülebilir. Köleliğin büsbütün kaldırılmasını amaçlayan hareketSpartaküs ayaklanmasıdır. Bu ayaklanma başarılı olamayıp kanlı bir şekildebastırılsa da, bu temel üzerinden insanın köleliğe ve kulluğa karşı mücadelesidaha da güçlenerek devam eder. Devlet iktidarının sınırlanması tartışmalarıartık önü alınamaz şekilde yükselir. İktidarın mutlak olmadığı, önceleri Tanrıemirleriyle bağlı olduğu şeklinde başlayan bu tartışma, giderek iktidarıntoplumun hizmetinde olması gerektiği, devlet iktidarının göksel değil, yerselolduğu ve toplum sözleşmesi ürünü olarak ortaya çıktığı ve bu nedenle busözleşmeye bağlı kalması gerektiği, bu temelde iktidarın kendisine yetkidevreden bireye ve topluma karşı keyfi davranarak zulüm yapamayacağı, sözleşmeile bağlı olması gerektiği hatta sözleşme dışına çıkarak zulüm eden iktidarlarakarşı direnme hakkının olduğu tartışmalarına dek varır. Bu tartışmalar veverilen mücadeleler birbirini besleyerek, adım adım mutlak devlet iktidarınınsınırlanmasını beraberinde getiren yazılı ve kalıcı belgelere dönüşür. Devletinbirey ve toplumun özgürlüğü lehine sınırlandırılması anlayışı, Ortaçağ'dayürütülen mücadeleler sonucunda Rönesans ve Reform Hareketi ile daha da bir hızkazanır. Bu temel üzerinde gelişen 1689 da ilan edilen İngiliz HaklarBildirisi, 1776 Virjinya İnsan Hakları Bildirisi ve 1789 Fransız İnsan veYurttaş Hakları Bildirisiyle, insan hakları çağdaş hukukun temel konusu olur.Bu durum, 'birey ve toplum, devlet içindir' anlayışından 'devlet, birey vetoplum içindir' anlayışına geçişin ilk adımıdır. Bu temelde gelişen demokratikanayasacılık hareketlerinin özü, 'otorite karşısında insan hak ve özgürlüklerinigüvence altına almak' olmuştur. Bu anlayış, gelişimini üç kuşak insan haklarıbiçiminde sürdürerek, devleti birey ve topluma hizmet eden teknik bir aygıtdurumuna indirger. Bu gelişimin yazılı ifadesi anayasalardır. Köleliğe, kulluğave dinsel doğmalara karşı yürütülen hak talebi mücadelesi, kişisel ve siyasalhakları; bu haklar da kendi içinden veya bağrından ekonomik, sosyal, kültürelhakları doğurmuştur ve bu haklar da kendi içinden halkların barış ve kendikaderini tayin hakları, kadın, çocuk hakları, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıve gelişme haklarını doğurmuştur. Üç kuşak olarak nitelenen insan hak veözgürlüklerinin bu birbiriyle bağlantılı, bir zincirin halkaları gibi kopmazbütünlüğü, tarihsel süreç içinde önce ulusal temelde kimi ülke anayasalarında,İkinci Dünya Savaşından sonra ise giderek uluslar arası alanda BirleşmişMilletler ve Avrupa Birliği belgelerinde yerini alarak evrensel ilkeleredönüşmüştür.
4Kasım 1950 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, üç kuşakinsan hak ve özgürlüklerini düzenlemekte ve bu hakları soy, din, dil, yurttaş,yabancı ayrımı yapılmaksızın tüm insanlara tanımaktadır. Bu yönüyle evrenselolan sözleşmenin korumaya aldığı değer devlet değil, insandır. Çünküdemokrasilerde 'halk devlet için değil, devlet halk içindir'. İsviçre, Belçika,İsveç, Fransa, Portekiz, İspanya, İtalya ve hatta Yunanistan örnekleri bukonuda çeşitli ve zengin çözümleri ortaya koymuş, etnik nitelikli şiddete yolaçan haksızlıkları bu yolla ortadan kaldırmıştır. Elbette ki bunu tamamenanayasal yoldan çözüme kavuşturarak yapmıştır.
FransaÖrneği:Ulus-devlet modelini demokratikleştiren Fransa örneğine bakıldığındaönemli sonuçlar çıkarmak mümkündür. Ulus-devletle 'kurulmak' istenen devletinkendi ulusunu yaratmaya çalıştığı anlatılmak isteniyor. Çünkü kurulan devlet,milliyetçilik ve bunun sonucu olarak 'tek dil, tek ideal, tek kültür ve tekideoloji' politikalarıyla 'kendi ulusu'nu yaratırken, tehlikeli bir şekildefarklı dil ve kültürleri de ulusal birlik adına asimile etme politikasınıuygular ve farklılıkları ulusal birlik için de bir tehdit olarak ele alır. 22Eylül 1792 tarihli bildirge 'Fransız Cumhuriyeti tek ve bölünmezdir' derken,kültürel çoğulculuğu dahi kabul etmiyordu. Örneğin Cumhuriyetin birliği, dildebirlik anlamını taşıyordu. Bu temelde bölgesel diller olarak adlandırılan AşağıBrötanca, Baskça, Alsakça, Korsika dili ve 30'a yakın taşra ağzı, ulusalbirliğin önünde bir engel olarak görülmüş ve 1794'ten itibaren bu dillerinkamusal ve özel işlemlerde yasaklanması yoluna gidilmiş ve Fransızca'nın tekulusal dil olarak tüm Fransa'da yaygınlaştırılması amacıyla eğitim, kültür vb.her alanda asimilasyon politikaları uygulamaya konulmuştur. Ancak tüm buyasaklama ve asimilasyon uygulamalarına rağmen bölgesel diller yokedilemediğinden Fransa, sonuçta 1951 tarihli Dexonne Yasası ile beş bölgeseldili resmen ve hukuken tanımıştır. Bunlar Baskça, Brötanca, Katalanca,Korsikaca ve Oksitan dilleridir. Fransızca, sadece resmi dil olaraköngörülmüştür. Dillerin inkârı politikası böylece terkedilmiştir. Ancakdemokrasinin üçüncü kuşak hak ve özgürlükleri de içine alarak gelişmesikarşısında Fransa, De Gaulle'nin 'artık ulusal birlikten kaygı duymaya gerekyoktur' çıkışıyla bölgelerin kültürel kimliğini de resmen tanımıştır. 2 Mart1982 Yasası öncesinde henüz yasal düzenleme yokken, fiili girişimler olmuş veözellikle yerel yönetimlerle devlet arasında gerçekleştirilen kültürelşartlarla bu konuda önemli ilerlemeler sağlanmış, Brötanya'da kurulan KültürelKonsey ve bu bağlamda Bröton dili öğretiminin geliştirilmesi, radyo, TV'deBröton dilinin kullanımına geçilmiştir. 2 Mart 1982 Reform Yasası'ndan sonra bubölgesel dillerin öğretimi olanağı da isteğe bağlı (seçmeli) olmak kaydıylaaçılmıştır. Üniversitelerde lisans ve yüksek lisans düzeylerinde bu dillerinöğretimine başlanmıştır. Ayrıca 23 Eylül 1985 tarihli bir kararnameyle danışmaişlevli bir Bölgesel Diller ve Kültürler Ulusal Konseyi kurulmuş ve bukuruluşun örgütlenmesi çerçevesinde kimi bölgelerde Bölgesel Kültür Ofisi kurulmasıyoluna gidilmiştir. 1982 Reformu'nun 3.Maddesi uyarınca devlet ile yerelyönetimler arasında yetki paylaşımı yapılmış, kültürel yetkileri tamamlayaneğitim-öğretim ve araştırma alanındakilere bakıldığında devlet, bölgemeclislerinin görüşlerini alarak öğretim kurumlarının genel pedagojik yapısınıbelirlerken, ilgili yerel yönetimlere danışarak yüksek öğretim kurumlarınınkuruluşu ve düzenlenmesi etkinliğini yürütmüştür. BELEDİYEler ise, ilköğretimve anaokulları alanında yetkili kılınmıştır. Bu haklarla birlikte Fransabölünmemiştir.
İspanya-İtalya-BelçikaÖrneği:
Farklıdil ve kültürleri anayasal düzeyde tanıma en belirgin biçimde İspanyaAnayasası'nda görülmektedir. 1978 tarihli İspanya Anayasası'nın 2.Maddesinegöre; 'Anayasa, İspanyol ulusu birliğinin ayrılmazlığını ve bütün İspanyollarınortak vatanın bölünmezliğini kesinlikle belirtir ve onu oluşturan bölge vemilliyetlerin özerklik hakkını ve aralarında dayanışmayı garanti eder'ibaresiyle anayasal tanımanın çerçevesi çizilmiştir. Yine farklılıklarınanayasaca tanınmasına bir örnek İtalya'dır. İtalyan Anayasası'nın 6.maddesinde;'Cumhuriyet, dil açısından mevcut azınlıkları uygun önlemlerle korur'demektedir. Belçika Anayasası ise, 'dil esası'na dayalı federalizmitanımlamaktadır. 1.Maddesinde, 'Belçika, topluluklar ve bölgelerden oluşanfederal bir devlettir' demektedir. Bu haklarla birlikte İspanya, İtalya veBelçika bölünmemiştir.
İsviçreve Kanada Örneği:
İsviçre,1848 Anayasası'nda Fransızca, İtalyanca ve Almanca'yı ulusal diller olarak veresmi kullanım içinde eşit olarak tanımıştır. Ülkenin güneydoğu köşesindedağlık bölgede yer alan Grisona Kantonu'nda kabaca Almanlaştırılmışİtalyancanın bir biçimi denilebilecek Romache dilini konuşan yaklaşık elli binkişilik bir azınlık grubu yaşamaktadır. Bu grup kendi dillerini bir lehçedüzeyinde bağımsız bir dil düzeyine çıkarmak ve dördüncü ulusal dil olaraktanınmak istemişlerdir. Bunun üzerine 1938'de yapılan referandumda bu durumkabul edilmiştir. Dolayısıyla İsviçre, demokratik teknikleri kullanarak her birtoplumsal gruba kendi geleceğini belirleme hakkını vererek, demokrasininideallerine katkıda bulunmuştur. Açık olan şey; çokuluslu bir devlet içindedayanışma ve ortak amaç duygusunu ilerletmenin geçerli bir yolu varsa, bu,ulusal kimliklerin boyun eğdirilmesinde değil, uzlaştırılmasından geçer. Farklıulusal gruplardan oluşmuş halk, ancak büyük siyasi yapılanmayı kimliğine boyuneğdiren değil, kimliğinin besleneceği bir bağlam olarak görürse bu yapıyabağlılık gösterecektir. Örneğin Kanada'da uzun yıllar süren 'ırklar savaşı'yerini demokrasinin ilkelerine bırakmıştır. Kanada Haklar Bildirgesi'ndekieşitlik ilkesinin nasıl yorumlanması gerektiğini açıklayan Kanada YüksekMahkemesi bir kararında; 'farklılıkların onay görmesi gerçek eşitliğin özüdür'içtihadında bulunmuştur. Yine Kanada'nın yerli Kızılderili halkı olanQuebecliler kendi ayrı kimliklerinin anayasal ilke düzeyinde tanınması veonaylanmasını temel bir saygı meselesi olarak görmektedirler.
DileBağlı İnsan Hakları:
1945sonrası Birleşmiş Milletlerin çalışmalarına öncülük eden kilit belgelerde dil;insan hakları meseleleri içinde en önemli konulardan biri olarak elealınmıştır. Birleşmiş Milletler'in, Soykırım Suçunun Önlenmesi veCezalandırılması için Uluslar arası Konvansiyon (E 793, 1948) hazırlıkçalışmasında, dilsel ve kültürel soykırım fiziksel soykırım ile birlikte elealınmış ve insanlığa karşı işlenen suçlar arasında sayılmıştır. Birçok devletinkabul ettiği 1948 Birleşmiş Milletler Konvansiyonu'nda dilsel soykırım şöyletanımlanmıştır; 'Gündelik konuşmalarda ya da okulda grup dilinin kullanımınıyasaklamak veya grup dilindeki yayınların basımını ve dolaşımını yasaklamak'.
YineBirleşmiş Milletler Şartı'nın 13. maddesinde; imzalayan devletleringeliştirmekle yükümlü oldukları konular 'ırk, cinsiyet, dil ve din' olarakbelirtilmiştir. Maddede, bütün devletlerin '...ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımıyapılmaksızın herkesin temel özgürlüklerine ve insan haklarına' uygun davranıpdavranmadığının izleneceği belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Kişisel veSiyasal Haklar Sözleşmesi'nin 27.maddesine göre; 'Etnik, dini veya dilazınlıklarının yaşadığı devletlerde azınlıkların mensuplarının, gruplarınındiğer üyeleriyle birlikte, kültürlerini yaşama, dinlerini öğretme ve uygulamaveya kendi dillerini kullanma hakları inkar edilemez'. 6 Nisan 1994 tarihliBirleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Kararı, bu maddeyi geniş kapsamlı vepozitif olarak yorumlamıştır: Madde'de belirtilen azınlıklara mensup olupolmadıklarına bakılmaksızın Devletler, egemenlik alanında veya egemenliğindebulunan bireyleri korur. Bir azınlığın varlığı Devletin kararınadayandırılamaz. Nesnel ölçütlere göre değerlendirilir. 'Hakkın' varlığınıtanır; ve devletlere pozitif görevler yükler.
GerekAGİK belgesi, gerekse de Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmesi veardından gelen Azınlık Dilleri Şartı ile AİHS M.14'te düzenlenen bireyhaklarına grup hakları da eklenmiş ve devletler pozitif yükümlülük altınakonulmuştur. Kopenhag Belgesi'nin 31. paragrafında eşitlik ve ayrımcılıkyapmama ilkeleri yanında bu ilkelerin tam ve etkili uygulanabilmesi içindevletlere gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de getirilmiştir. 20.11.1989tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 2'nci maddesinde,taraf devletlere, bu sözleşmede yazılı haklar arasında özellikle vurgulanançocuğun anadilinde eğitim hakkı ve olanağını kendi yetkileri altında bulunanher çocuğa, dil ayrımı yapmadan tanıma yükümlülüğü getirmiştir. Bu sözleşmeningereği olarak, Anne-babalar sadece çocuğuna sözlü olarak dilini vermekleyetinmemekte, ayrıca okullarda bu dilin eğitiminin de verilmesini isteyerek,çocuğunun anadilini unutmamasını, geliştirmesini ve gelecek kuşaklaraaktarılmasını güvence altına alarak dilinin yok olmasının önüne geçmektedir. UlusalAzınlıkların Eğitim Hakları ile İlgili Hague Tavsiyesi'nde bu durum, 'Azınlıkdilinde eğitimin azınlıklar için hayati öneme sahip olduğu da kesindir'şeklinde tespit edilmiştir. Bir diğer pozitif gelişme de AGİT EtnikGruplararası İlişkiler Vakfı tarafından yayınlanan Ulusal azınlıklar YüksekKomiseri Max Van Der Stoel'un Ulusal Azınlıkların Eğitim Hakları ile ilgiliHague tavsiyeleri-Açıklayıcı Not... Buna göre; 'Müfredatın yalnızca devletdiliyle öğretildiği ve azınlık çocuklarının bütünüyle çoğunluk çocuklarıylaaynı sınıfta eğitim gördüğü bastırma-türü yaklaşımlar uluslararası standartlarauygun değildir' 'İlk ve ortaokullarda azınlık eğitimi' bölümünde, egemendevletin, iki dilli öğretmenleri eğitmesi görevi olduğu belirtilmiştir. Ayrıcaikinci dil de dahil olmak üzere eğitimin ana-dilde yapılması her düzeydetavsiye edilmiştir. Bu, tüm dil topluluklarının, anaokulundan üniversiteyekadar eğitimin anadilde yapılması için gerekli fonları devletten almaya hakkıolduğu anlamına gelir. Devletlerin azınlık dilde eğitimi sağlama yükümlülüğüneişaret eden bir başka belge de 1992 Kasımında Birleşmiş Milletler Genel Kurul'utarafından kabul edilen ulusal veya etnik, dini ve dilsel azınlıklara mensupkişilerin hakları ile ilgili Birleşmiş Milletler Deklarasyonu'dur. Deklarasyon,anadilde eğitim haklarının sağlanması için devletlere pozitif görevleryüklemiştir. Buna göre 'Devletlerin mümkün olan her yerde, azınlıklara mensupkişilerin anadillerini öğrenmek ve anadillerinde eğitim görmek için yeterlifırsatlara sahip olmaları için uygun önlemleri alması gerekir.'
Türkiye'deDemokrasinin Gelişim Tarihi ve sorunları:
Türkiyedemokrasi tarihi, devlet ve siyaset geleneğinden ayrı ele alınamaz. Türkiye'desiyaset geleneği, askeri, elitist ve halktan kopuk bir karakter taşır. ÖrneğinOsmanlı devlet geleneği için 'siyaset' kavramı, ceza ve özellikle 'ölüm cezası'anlamında kullanılmaktadır. 'Siyaseten katl' yani idam cezası, padişahınverdiği cezalar için kullanılan bir terimdi. İdam sehpasının kurulduğu alanlara'siyaset meydanı' denildiği bilinmektedir. Ülkemiz demokrasi tarihi, Osmanlınınson dönemlerinden itibaren başlar. III. Selim'den itibaren, modernleşmeyeyönelik bir dizi adım atılır. Askerî, siyasi, eğitim ve ekonomik alanlardabatılılaşma çerçevesinde birçok düzenlemeler yapılır. Tanzimat Fermanı, devletyapısının yeniden düzenlenmesi girişimidir. Bütün bu değişimler, 'devletikurtarma' operasyonu olarak gündeme gelir. Batı'nın teknolojide, siyasette,bilimde ve dünya coğrafyasını yeniden düzenlemek konusunda elde ettiği üstünlükkarşısında, Osmanlının cihan devleti özelliğini kaybetmeye başlamasıyla devletyapısında ve yönetim sisteminde değişikliklerin yapılması zorunluluğudoğmuştur. Osmanlı elitleri, çözümü devleti modernleştirmekte bulmuştur.Devleti kurtarma amacına dönük olarak gerçekleştirilmeye çalışılan reformlar,genellikle bürokratik idari yapıyı değiştirmeyi hedefler. Nitekim devletinidari, askeri, mali yapıları modernleştirilir. Osmanlı'da halk, reayadır.Kelimenin kökeni raiyye' den gelir. Raiyye; 'Otlatılan hayvan sürüsü' ve 'vergiveren halk' anlamına gelmektedir. Yani, reâyâ kendi görevi olan üretimleuğraşmalı ve yönetici sınıfa geçmeye çalışmamalıdır. Toplum düzenindeki yerinibilmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu davranış tarzı, yöneten-yönetilenilişkisinde çok köklü bir statüye yol açmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndayenilgiye uğrayan Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasını takiben imparatorluktagörev yapan asker-sivil bürokrasisinin öncülüğünde yürütülen KurtuluşSavaşı'nın kazanılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Cumhuriyetin kurucularıOsmanlı monarşisini tasfiye etmekle birlikte onun devlet geleneğinisürdürürler. Kaldı ki 600 yıllık devlet geleneğinin bir anda ortadan kalkmasıdüşünülemez. Kurtuluş savaşına öncülük eden kişiler Osmanlı askeribürokrasisinden gelmektedirler. Cumhuriyet, taşıdığı ilerici dinamiklererağmen, ülkede sosyal sınıfların yeterince gelişmemiş olmaları ve modernkuruluşun devletçi seçkinler eliyle gerçekleştirilmiş olması nedeniyle sağlıklıbir demokratik gelişim çizgisi izleyememiştir. Reformlar da sosyal sınıflarınkatılımı ve öncülüğüyle değil, devlet eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu nedenletoplum tarafından yeteri kadar içselleştirilememiş, hatta Cumhuriyetinkılâpları arasında sayılan Kılık-Kıyafet Kanunu'nun uygulanışı sırasında bilegörüldüğü üzere, direnişler ve ölümler yaşanabilmiştir. Devlet eliyle kurulanyeni 'modernleşme' alanında tarih, kültür, siyaset ve toplumsal yaşam yenidenkurgulanmış, ancak toplumsal katmanlar kendilerini bu alanlar içerisinde yeterikadar bulamamışlardır.
Atatürk'ünölümünden sonra yerine gelen İsmet İnönü de Osmanlı askeri bürokrasisindengelmektedir. Kendi adına para bastırır, ülkeyi tek şef olarak ve 'kuvvetlerbirliği' ilkesine göre yönetir. Faşizmin yenilgisiyle sonuçlanan İkinci DünyaSavaşı'ndan sonra değişen dünya koşullarına uyum sağlamak ve ülkedeki sosyalgelişmelerin gereklerini karşılamak için çok partili siyasal sisteme geçilir.Ancak devletin temel felsefesinde hiçbir değişiklik yapılmaz. Temelde birhizmet aracı olması gereken devlet, Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında ülkeninve milletin mutlak sahibi olan kutsal bir varlık olarak tanımlanır.Cumhuriyetin daha ilk yıllarından beri demokrasiye geçme yönünde denemelerolmuş ve buna sempati ile bakılmıştır. 1924 yılında kurulan Terakki PerverCumhuriyet Fırkası, ikinci meclisteki muhalif grupların temsilcisi halinegelmiştir. Ancak toplumsal düzeyde geniş bir muhalefet ortamı ortaya çıkıncakapatılmıştır. Bu kez 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuş ve o da aynınedenlerden dolayı kapatılmıştır. Bu dönemin en önemli demokratik adımlarındanbiri de kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesidir. Devletin ortaya koyduğuölçüler topluma yukarıdan aşağıya dayatılmıştır. Toplumsal örgütlenmelere degenç cumhuriyeti koruma kaygısıyla izin verilmemiş, başta sol ve sosyalistolmak üzere çeşitli muhalefet odaklarının faaliyetleri yasaklanmıştır.Cumhuriyet ilan edildiğinde, işçilerin hak ve özgürlükleri gelişmemiş, aksineörgütlenme özgürlüğü için mücadele Cumhuriyet döneminde de sürmüştür. Bugünbile karanlık cinayetlerden biri olarak tarihe geçen, 28/29 Ocak 1921'deMustafa Suphi ve arkadaşları öldürülür. Mustafa Kemal'in çağrısı üzerineAnkara'ya görüşme yapmak üzere Bakü'den yola çıkan Mustafa Suphi ve 14 arkadaşıorganize bir saldırıyla karşılaşırlar. Ardından Türkiye Halk İştirakiyyunFırkası adıyla örgütlenen komünistler de İstiklal Mahkemeleri tarafından ağırcezalara çarptırılırlar. Bilinenin aksine Türkiye'nin en eski partisi olanTürkiye Komünist Partisi, Kurtuluş Savaşı'na katılır, Millet Meclisi'nin ilkyıllarında parlamenterleriyle temsil edilir, işçi sendikalarının, köylükooperatiflerinin, gençlik, kadın, barış örgütlerinin kurulmasında öncü roloynar. Bu etkinlikleri nedeniyle hedef alınır, kuruluş yıllarındaki kısa yasaldönemi dışında, bütün faaliyetlerini yasadışı olarak sürdürmek zorundabırakılırlar.
1950'lerdensonra toplumun örgütlenmeye başladığı, toplumsal dinamiklerin değişme eğilimigösterdiği ve siyasal partilerin halkın tercümanı durumuna geldiği görülür.Vesayetçi dönemde devlet partisi olarak kurulan ve siyasi temsildeki tek adresolan CHP'nin yerini bu kez çevrenin, toplumun ve toplumsal gruplarındeğerlerini taşıyan partiler almaya başlar. Bu süreç 1950 yılında seçimdenbüyük bir zaferle çıkan Demokrat Parti ile başlar. Demokrat Partidevletçi-seçkinlerin karşısına siyasi-seçkinler kimliği ile çıkar ve toplum iledevlet arasında bir köprü oluşturur. Demokrat partinin yönetime gelmesi devletelitlerini ve CHP'yi tedirgin eder. CHP yöneticilerinden Cevdet Kerim İncedayı'Memleketin yönetimini Hassolara, Memolara bırakacağız' diyerek butedirginliğini ifade edecektir.
DemokratParti'nin iktidara gelmesi ile siyasi ve askerî devletçi seçkinlerle, seçimlegelen siyasi seçkinler arasında bir çatışma başlar. Nitekim çatışma ordunun 27Mayıs 1960 darbesiyle, Demokrat Parti aleyhine sonuçlanır. Demokrat Partininlideri Adnan Menderes ile iki bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idamedilirler. Darbeden sonra hazırlanan 1961 Anayasası ile yeniden çok partilisisteme geçilir. Bu kez Demokrat Parti'nin yerini Adalet Partisi alır. AdaletPartisi ile beraber halkçı üslup siyasal söylemin ana unsurunu oluşturur. Budönemden sonra CHP ile AP arasındaki siyasi çekişmeler siyasal yaşamın nabzınıoluşturur. Adalet Partisinin yeniden iktidara gelmesi bir kez daha devletçi vesiyasal seçkinlerin çatışmasına yol açar. Ordu yeniden 12 Mart 1971 tarihindedarbe yapar. Yani bir kez daha çevrenin temsilcisi durumunda olan bir siyasalparti iktidardan uzaklaştırılarak, çevreden gelen 'tehdit' savuşturulur. 27Mayıs darbesinden sonra kurulan MGK'ye ülke yönetiminde verilen rolyasallaştırılır. Ordu ülkenin politik, sosyal ve ekonomik hayatının koruyucusuolarak yasalar tarafından tanınan özerk bir kurum haline getirilir. 1960'ın ilkyarısından itibaren hızla gelişen sınıf mücadeleleri ve sol rüzgârın önü, 12Mart 1971 darbesiyle kesilmeye çalışılmıştır. 12 Mart 1971 darbesi, 1960darbesinin ardından gelişen sınıf hareketine karşı yapılmıştır. Dönemin GenelKurmay Başkanı Memduh Tağmaç: 'Toplumsal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı'diyerek müdahalenin amacını özetleyecektir.DGM'ler Anayasal bir kurum halinegetirilir. İşkenceler ve baskı sistematik hale gelir. Grevler yasaklanır, grevve grev dışı eylemler 1971 Mayısından 1973 yılı sonuna kadar askıya alınır. Busüreçte ekonomik ve sosyal hakların tümü ortadan kaldırılmıştır. Darbe sonrasıçok güçlü olmasa da sol tekrar toparlanır, Türk ve Kürt solunun kitleselbağları oldukça yaygındır. Gelişen sol hareket ve Kürt hareketi faili meçhulcinayetler ve katliamlarla durdurulmaya çalışılır. Sivil faşist hareketKürtlere, Alevilere ve İşçi sınıfına karşı kullanılır. Devlet bu yöntemlerlegelişmeleri kontrol altına almayı başaramayınca 12 Eylül Faşist darbesiyletoplumsal gelişime bir kez daha müdahale eder ve toplumsal uyanışı bastırmakister.
12Eylül 1980 darbesini diğer darbelerden ayıran en büyük özelliği daha sistematikve uzun sürmesidir. 12 Eylül darbesi ülkenin politik yapısında köklüdeğişiklikler yapan ve en fazla baskı, işkence ve cinayetin yaşandığı müdahaleolmuştur. Darbeciler Milli Güvenlik Kurulu aracılığıyla ülke yönetiminidevraldıktan sonra partileri kapatır, siyasi liderler tutuklanır. Askeridiktatörlük her şeyi yeniden düzenler. BELEDİYE başkanlarından ilçe kaymakamlarınakadar herkes görevlerinden alınır ve yerlerine askeri atamalar yapılır. Meclisdağıtılır, tüm yetki Milli Güvenlik Konseyi'nin elinde toplanır. MGK bir yıldolmadan tam 268 kararname çıkarır ve devleti baştan aşağı yeniden inşa eder.Tüm sendikal faaliyetler durdurularak grevler yasaklanır; ücretler dondurulur.Türk-İş dışında tüm sendika ve dernekler kapatılır. DİSK'in bütün malvarlığınael konulur. On binlerce insan tutuklanarak cezaevlerine tıkılır; işkencelerdengeçirilir. 12 Eylül yıllarında 650 bin kişi gözaltına alınmış, 50 bin kişisiyasi mülteci olarak Avrupa ülkelerine sığınmış; 700 idam istenmiş, 480 idamcezası kesinleşmiş, 48 kişi idam edilmiştir. Yaklaşık 200 kişi işkencelerdeöldürülmüştür. Darbecilerin aldığı kararlar ve yaptığı uygulamalar her türlüyargı denetiminden muaftır. MGK'nın aldığı 52 sayılı kararda şunlaryazmaktadır: 'Sıkıyönetim Komutanlıklarının kararlarının tartışılması vehaklarında kamu davası açılmış tüzel ve gerçek kişilerle ilgili olarakkamuoyunu yanıltıcı ve ilgilileri etkileyici sözlü-yazılı demeç ya da makaleyayımı yoluyla beyan ve yorumda bulunmak da yasaktır.' Daha sonra bizzat askeriyönetim tarafından hazırlanan Anayasaya göre, cuntanın uygulamalarına vecuntacılara karşı herhangi bir yasal işlem yapılamayacaktır.Askeri cuntasiyasal alan üzerinde tam egemenliğini kurmuştur.
12Mart darbesi 'Toplumsal uyanışa' karşı yapılırken 12 Eylül müdahalesi isetoplumsal uyanışın yanı sıra gelişen Kürt uyanışını hedeflemektedir. Yukarıdaizah ettiğimiz gibi dünya çapında kabul görmüş ve birçok ülke anayasasındayerini almış Üçüncü Kuşak Haklar, bugüne kadar Kürtlere uygulanmamıştır. Kürtsorunu temelde buradan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla çözümü de bu haklarıntanınmasından geçmektedir. Kürt sorunu bu temelde demokratik hukuk çerçevesindekolaylıkla çözülebilecek bir sorundur. Ancak bu yapılmadığı için sorun devametmektedir. Bunun nedeni ise 1924 Anayasası ile başlayan Kürtlerin inkârı veasimilasyonu sürecidir. Çünkü Kürtlerin tarihsel, toplumsal ve kültürel olarakinkârı bu tarihten itibarendir. Bu süreçler incelendiğinde Osmanlı-Türkiyeanayasalarının tarihsel olarak Üç Kuşak insan hakları temelindeki demokrasi veinsan hakları mücadelesindeki gelişmelerin neresinde olduğu ve bu süreçlerdeKürtlerin siyasal, sosyal ve kültürel konumlarının ne olduğu net biçimde ortayaçıkmaktadır.
1876Tarihli Kanun-i Esasi ve Kürtler:
1876Tarihli Kanun-i Esasi'nin 1. maddesi Osmanlı İmparatorluğu'nun çok dinli, çokdilli, çok milletli toplumsal çoğulcu yapısını esas almıştır. Buna göre;'Devlet-i Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı (yerleşik şehir ve memleketler)ve eyaleti mümtazeyi (ayrıcalıklı eyaletler) muhtevi ve yek vücut olmağlahiçbir zamanda hiçbir sebeple tefrik kabul etmez'. Anayasanın 1. maddesindegeçen 'eyalet-i mümtaz (ayrıcalıklı eyaletler)' statüsü Kürtleri yakındanilgilendirmektedir. Çünkü bu statü, Yavuz Selim ile Kürt beyleri arasındaimzalanan 1514 tarihli ittifak-anlaşmayı anayasal korumaya almaktadır. Buanlaşmaya göre; '1- Osmanlı yönetimine bağlı olarak Kürt emirliklerininözerkliği korunacak, 2- Kürt emirliklerinde de yönetim babadan oğula geçereksürecek, eskiden beri yürümekte olan yöntem yürürlükte kalacak ve bu konudaferman padişahtan çıkacak, 3- Kürtler, Türklere bütün savaşlarda yardımedecekler, 4- Türkler de Kürtleri bütün dış saldırılardan koruyacaklar, 5-Kürtler devlete verilmesi gereken her türlü vergiyi ödeyecekler'. Anayasayapılırken çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü Osmanlı Devleti'nin 'öğretimdili' başlangıçta anayasanın 18. madde taslağında, İmparatorluktaki bütün'akvam (kavimler)' in kendi dillerinde eğitim ve öğretim yapabileceklerişeklinde düzenlenmiş, sonradan 18. madde değiştirilerek 'resmi dilin Türkçe'olduğu belirtilmişse de, bunun 'Devlette istihdam olunmak için' öngörüldüğüaynı maddede vurgulanmıştır. Kendi yönetim sahalarında anadilleriyle eğitim veöğretimlerini kendi okullarında veya basın-yayınlarında, pozitif bir hak olarakolmasa da devletin bu özerkliğe karışmaması veya negatif bir konumda durması-zorla asimilasyon- olmaması nedeniyle fiilen veya doğal biçimde sürdürerek heralanda kültürel kimliklerini serbestçe ifade edip geliştirebilmişlerdir.Kürtler de aynı şekilde doğal seyri içinde Kürtçe edebi eserler kalemealabilmiş, Kürtçe gazete vb. çıkarabilmiş, bazı şahsiyetlerin çabalarıylaKürtçe okuma-yazma çalışmaları yapılabilmiştir. Yine siyasal alanda Heyet-iMebusan'da her milliyet, din veya grup, kendi öz kimliğiyle siyasal temsilinide bulmuştur. Bu haliyle Osmanlı Devletinin renkli toplumsal yapısını yansıtmıştır.1909 yılında Kanun-i Esasi'de özgürlükler lehine önemli değişikliklergetirilmiştir. Ancak İttihat ve Terakki'nin Türkçü-Turancı eğilimlere yönelmesibu gelişmeleri tersine çevirecektir. İttihat ve Terakki 1913 yılından itibaren'tek parti' olmaya yönelmiş ve çoğulcu Osmanlı anlayışından tekçi-Türkçü bireğilim içine girmiştir. Çoğulcu yapıyı yadsıyan Türk milliyetçiliğine kaymanınardından demokratik hoşgörüsünü yitiren İttihat ve Terakki yöneticileri,Türkçülük siyasetine gelmeyen siyasi muhaliflerini çeşitli antidemokratikyöntemlerle tasfiye etme yönelimine girmişlerdir. Yanı sıra basına yenidensansür getirilmesinden, toplanma ve dernek kurma özgürlüklerine kadar siyasalmuhalefet yanında toplumsal muhalefeti de bastırmıştır. Siyasal ve toplumsal muhalefetisusturan İttihat Terakki, artık 'kendini Türklüğün tek koruyucusu' olarak ilanedecek ve 'iktidarına ve kendisine karşı yönelen her türlü muhalefeti 'vatanaihanet' sayacaktı'. İttihat Terakki'nin, Türk milliyetçiliği veya Türkçülükideolojisini egemen ideoloji haline getirmesi ve tek parti egemenliğini kurarakmuhalefete ve diğer 'kavimler'e dönük baskılara yönelmesi çok millet ya dakavimden oluşan Osmanlı toplum yapısında yer alan 'kavimler'i ve 'milletler'ikarşı milliyetçiliğe sevk etmiştir. Örneğin Ermeni milliyetçiliği bağımsızlıktezlerine yönelecek ve Taşnak Partisini kuracaktır. Bu temelde gelişenmilliyetçi kamplaşmalar iç çatışmaları da beraberinde getirecektir. İlk kırılmaböyle yaşanırken ikinci büyük kırılma, İttihat Terakki'nin Almanemperyalizmiyle işbirliğine girdikten sonra daha da ileri giderek Pan-Turanizmeyönelmesi ve bu amaçla Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na girmesi veyenilmesi, beraberinde imparatorluğun da sonunu getirecektir. Bu gelişmelereyakından tanık olan Mustafa Kemal, İttihat Terakki milliyetçiliği veyaPan-Turanizm'in olumsuzluklarını bizzat görmüş ve yaşamış biri olarak; buolumsuzlukları eleyecek ve toplumsal farklılıkları yadsımadan veya çoğulcutoplumsal yapıyı gözeterek sosyoloji biliminin verilerine uygun düşen 'TürkiyeHalkı' ve yine siyaset biliminin verilerine uygun düşen 'Türkiye Devleti' gibiargümanlarla tüm toplumu farklılıklarıyla birlikte kucaklayıcı; yine dini vemilliyetçi ideolojiye sapmadan, özünde sosyal, siyasal ve hukuki birlik ile demokratikbirlik yaklaşımını ifade eden 'demokrasi şekliyle yönetilen cumhuriyet' fikriniesas alarak Kürtlerle ittifak temelinde Kurtuluş Savaşı'nı yürütmüştür.Erzurum-Sivas Kongreleri, Amasya Tamimi ve yeni Meclisin beyannamesine oradanyeni devletin yani cumhuriyetin ilk anayasasına (1921 Teşkiat-ı Esasiye)taşırılan bu anlayış olmaktadır.
1921Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve Kürtler:
Cumhuriyetintemellerini atan ve anayasal nitelikteki yazılı belgeler olarak kabul edilenErzurum ve Sivas Kongresi Belgeleri, Amasya Tamimi, Misakı Millî, 1.BüyükMillet Meclisi Beyannamesi, 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na bakıldığında, tümbu belgelerde Kürtlerin Cumhuriyetin kuruluşundaki kurucu rolüne açıkça veresmen vurgu yapılmıştır. Bu durum, 1921 Anayasası ile gerek parlamento gereksede yerel yönetimler bağlamında devletin yapısına kadar taşırılmıştır. Erzurumve Sivas Kongreleri'nin ardından Mustafa Kemal ve beraberindekiler 18 Ekim 1919günü Amasya'ya giderek, ayrı ayrı beş protokolden oluşan Amasya Protokolleriniimzalarlar. 1921 Anayasası'nın özüne damgasını vuracak olan bu protokoller aynızamanda kurulacak Cumhuriyetin ilk sosyal ve siyasal sözleşmesi niteliğindedir.Bunlardan 20-22 Ekim 1919 tarihli protokolde vatan; 'Türk ve Kürtlerinoturdukları topraklar' (ortak vatan) olarak açıkça tanımlanmıştır. Ayrıcadevamla; 'Kürtlerin etnik ve sosyal haklar bakımından da destekleneceği'vurgulanmıştır. Mustafa Kemal, Amasya'dan Ankara'ya geçer. Ankara'da yaptığıbir konuşmasında, 'Mondros Ateşkesinin yapıldığı gün ordularımız eylemli olaraksınırlarımızda egemen bulunuyorlardı. Bu sınır İskenderun Körfezi güneyindenAntakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Caraplun Köprüsü güneyindeFırat Nehri'ne kavuşur. Oradan Dirzor'a iner; daha sonra Doğu'ya uzanarakMusul, Kerkük, Süleymaniye'yi içine alır. Bu sınır ordumuzca silahlasavunulduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürtlerin oturduğu vatan parçamızıiçerir.' demektedir. Mustafa Kemal'in bu konuşmasında tarif edilen ortak vatansınırı 17 Şubat 1920 tarihinde Misak-ı Millî belgesi olarak onaylanmış vebasına açıklanmıştır. Misak-ı Millî'nin 1.maddesi bunu ifade etmektedir;'Dinen, ırken ve aslen birbirine bağlı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıbesleyen birbirlerinin ırksal ve toplumsal hakları ile bölgelerinin koşullarınatamamen saygılı, Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu kısımların tamamıhakikaten ve hükmen hiçbir nedenle birbirlerinden ayrılma kabul etmez birbütündür'. Meclis açılır açılmaz, Mustafa Kemal'in yaptığı önemli konuşmasındayine Misakı Millî için 'kardeş milletlerin milli sınırları' ifadesikullanılmaktadır. Ardından; 'Bu sınır içinde Türk olduğu kadar Kürt de vardır.Bu unsurlar birbirlerinin haklarına daima saygılıdırlar.' demektedirler. Aynıgörüşleri Meclis kürsüsünden 1 Mayıs 1920, 3 Temmuz 1920, 16 Ekim 1921 ve 1Mart 1922 günü yaptığı konuşmalarda da tekrar etmiştir. 1'inci Büyük MilletMeclisinin çoğulcu yapısını ve niteliğini Mustafa Kemal 1 Mayıs 1920 tarihlikonuşmasında şöyle ifade etmektedir; 'Yüce meclisimizi oluşturan şahsiyetleryalnız Türk değildir. Yalnız Çerkez değildir, yalnız Laz değildir. Fakathepsinin bileşkesi anasır-ı İslamdır, samimi bir mecmuadır. İşte millisınırlarımız budur dedik; oysa Kerkük'ün kuzeyinde Türk olduğu gibi Kürt devardır. Biz onları ayırmadık. Bu nedenle korumaya ve savunmaya çalıştığımızmilletler doğal olarak bir tek unsurdan ibaret değildir. Farklı İslamunsurlarından oluşmaktadır. Bu birliği oluşturan her İslam unsuru bizimkardeşimiz ve ortak çıkarlara sahip vatandaşlarımızdır ve yine kabul ettiğimizilkelerin ilk satırlarında bu farklı İslam unsurları ki, vatandaştırlar,karşılıklı saygılıdırlar ve biri diğerinin her türlü hakkına; etnik, toplumsal,coğrafi haklarına daima saygılı olduğunu tekrarladık ve doğruladık ve hepbirlikte bugün samimiyetle kabul ettik. Bu nedenle çıkarlarımız ortaktır. Eldeetmeye çalıştığımız birlik, yalnız Türk, yalnız Çerkez değil, hepsinin karışımıİslam unsurudur.' Bunun da ötesinde Mustafa Kemal o dönem Meclis çatısı altındaKürt realitesini anayasal perspektifle ele almıştır ki, günümüze kadar gelenKürt sorununun temelinde bu esastan uzaklaşma yatmaktadır ve bugün Kürt sorunutartışılırken çözüm için esas alınması gereken de yine bu tarihsel temelolmalıdır. Mustafa Kemal bu süreçte Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatıyla, 27Haziran 1920'de El Cezire Bölge Komutanı Nihat Paşa'ya gönderdiği Kürt veKürdistan politikasını belirleyen talimatında, hem Kürtler'i-Kürdistan'ıtanıması hem de sorunların Büyük Millet Meclisi çatısı altında, kendi kaderiniidarede tayin etmesi gerektiğini söylemesi, bugün bile yasallaşması istenenyerel yönetim olayıdır. Bir nevi demokratik öz yönetim olayıdır. Söz konusutalimat; Cumhuriyetin kuruluşunda Kürtlerin rolünü çok açık olarak ortayakoymaktadır. Buna göre;
1-Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halktabakalarının ilgili ve etkili olduğu mahalli idareler kurulması, içsiyasetimizin gereğidir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise hem iç siyasetimizve hem dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasınıgerekli bulmaktayız.
2-Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin idare etmeleri hakkı bütündünyada kabul olunmuş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir.Tahmin olunduğuna göre, Kürtlerin bu zamana kadar mahallî idareye aitteşkilatlarını tamamlamış reisleri ve ileri gelenleri bu amaç adına bizimadımıza tarafımızdan kazanılmış olması ve reylerini açıkladıkları zaman kendikaderlerine sahip olduklarını, Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talipolduklarını ilan etmelidir. Kürdistan'da bütün çalışmanın bu amaca dayanansiyasete yönelmesi, El Cezire Cephesi Komutanlığı'na aittir.
3-Kürdistan'da Kürtlerin Fransızlar ve özellikle Irak sınırındaİngilizlere karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla değiştirilemeyecek birdereceye vardırmak ve yabancılarla Kürtlerin birleşmesine engel olmak, adımadım mahallî idareler kurulması sebeplerinin açıklanması ve böylece bizeyürekten bağlanmalarını sağlamak, Kürt reislerini mülki ve askerî makamlarlagörevlendirerek bize bağlanmalarını sağlamlaştırmak gibi genel çizgiler kabulolunmuştur.
Butemelde Kürtler, Mustafa Kemal'in politikalarını çıkarlarına daha yakınbulmuşlardır. Nitekim bu birliktelik, anayasal belge niteliğindeki 18 Kasım1920 tarihli Büyük Millet Meclisi Beyannamesi'nde geçen 'Türkiye Halkı'kavramında ifadesini bulmuştur. Bu Kürtlerin sosyal, siyasal, coğrafi hukukunuve kendi kaderini tayin etme hakkını tanıyarak sistem içine alan kapsayıcıanlayış, daha sonra 1921 Anayasası'na da egemen olacaktır. Mustafa Kemal, 1Mart 1921 Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) görüşmeleri sırasında Büyük MilletMeclisinde yaptığı konuşmada 'Türkiye Halkı' kavramına ilişkin olarak;'Efendiler, Türkiye halkı ırken ve dinen ve harsen birlik halinde birbirinekarşı karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu ve kaderleri veçıkarları ortak olan bir sosyal topluluktur. Bu toplulukta etnik haklar veyöresel koşullara saygı iç siyasetimizin esaslı noktalarındandır.'belirlemesiyle 'Türkiye halkı' kavramına açıklık getirmiştir. Bu temel üzerindeşekillenen devlet de 1921 anayasasına göre 'Türkiye Devleti' olacaktır. Burada'Türk', 'Kürt', 'Çerkez' vb. etnisite ifade etmeyen, fakat bu etnisiteleri dereddetmeden ve hukukunu tanıyarak 'sosyal topluluk' gibi sosyoloji bilimi,'Türkiye Halkı', 'Türkiye Devleti' gibi siyaset bilimi kavramları altındasiyasal birliğe gidilmiştir.
1921Anayasası'nın 3.maddesi; 'Türkiye devleti, Büyük Millet Meclisi tarafındanidare olunur' hükmüyle toplumun çoğulcu yapısını bağrında taşıyan Büyük MilletMeclisine yollama yapılmaktadır. Çünkü Büyük Millet Meclisini oluşturantemsilciler kendi kimlikleriyle (Kürdistan milletvekili, Lazistan milletvekiligibi) mecliste yer almışlardır. Meclis çatısı altında bir inkâr olmadığı gibitersine bu meclisin yalnız Türk meclisi olmadığı özenle vurgulanmıştır.'Türkiye Devleti' ibaresi ise, etnik kökeni, dili ve kültürü ne olursa olsun,belirli bir siyasal coğrafya (Misakı Millî sınırları) dahilinde yaşayaninsanların siyasal birliğinin en üst noktası olarak, yeni devleti bütünkucaklayıcılığıyla ifade etmek içindir. Hatta Büyük Millet Meclisi İcraVekilleri Heyeti'yle Encümen-i Mahsus'un anayasa lahiyalarında 'Türkiye HalkHükümeti' adıyla çok daha çarpıcı bir isimlendirme yapılmıştır.
Anayasanın1.maddesi, bu birliğin demokratik niteliğini ifade etmektedir. 'Egemenlikkayıtsız şartsız milletindir', 'Halkın, mukedaratını bizzat ve bilfiil idareetmesi' gibi esasları içeren 1.maddede 'Türk milleti' denilmemektedir. Tekbaşına sadece 'millet' kavramı kullanılmaktadır ki bu kavram etnisiteyi ifadeetmez, tersine siyasal egemenliğin kaynağına vurgu yapmak için kullanılmıştır.Bu kaynak da 'Türkiye Halkı'dır. Türkiye halkı da seçtiği temsilcilerininoluşturduğu çoğulcu Büyük Millet Meclisi çatısı altında 'Türkiye Devleti'niidare edecektir. Bu anayasa da 'Yüce Türk Devleti' 'Kutsal Türk Devleti' gibimilliyetçi ibareler kullanılmamış, tersine, devlet yönetimi, kaynağını halktanalan idari bir yetki olarak düzenlenmiştir.
Yenidevlet yapılanması, idare yetkisini halktan alan Büyük Millet Meclisi yanındakendi kendini idare veya öz yönetime sahip vilayet şuralarına da geniş özerkliktanıyarak yerinden yönetimi geliştirmiş, taban inisiyatifini merkezileşmeyetercih etmiştir. Böylece Türkiye Halkı 1921 anayasa sistemi çerçevesinde genelanlamda Büyük Millet Meclisi üyelerini seçerek, özel anlamda ise yerelyönetimlere tanınan geniş özerklik ilkesi gereğince Vilayet ve Nahiye Şuralarıeliyle kendi kendini yönetme olanağına kavuşmuştur. Devlet ise 1921 Anayasasısisteminde yalnızca iç ve dış siyaset, din, adliye, ordu ile ilgili genelkonular ve uluslararası ekonomik ilişkiler gibi merkezi yetkilere sınırlı düzeydesahiptir. Geriye kalan eğitim, sağlık, vakıflar, medreseler, ekonomi, tarım,bayındırlık, sosyal yardımlaşma gibi işlerin düzenlenmesi ve yürütülmesi'Vilayet Şuraları'nın yetkisine bırakılmıştır. Daha küçük yönetim birimi olanNahiyelerde ise, 'yerel işlerin merkeze danışılmadan yürütülmesi' gibi tam biryetki ve inisiyatif söz konusudur. 'yerel özerklik' anayasanın siyasal vehukuki alanında 'parlamentonun üstünlüğü' ilkesinden sonra gelen üçüncü temelanayasal ilkedir. 24 maddelik anayasanın 14 maddesini, yani yarıdan fazlasınıtaşranın öz yönetimine, özellikle de yerinden yönetim ve yerel yönetim ilkesineayrılması bunu çarpıcı biçimde göstermektedir. Buna yerel katılım veya yereldemokrasi adını vermek yanlış olmaz.
Bukonuda II. Büyük Millet Meclisi seçimleri sırasında, 16-17 Ocak 1923'te İzmitBasın Konferansı'nda Mustafa Kemal, Vakit Başyazarı Ahmet Emin Yalman'ınsorduğu soru üzerine Kürtlerle ilgili şu cevabı vermiştir: 'Kürt meselesi;bizim yerli Türklerin menfaatine olarak da katiyen mevzubahis olamaz. Çünkümalumu aliniz bizim milli sınırlarımız içinde bulunan Kürtler öylesineyerleşmişler ki, pek az sınırlı yerlerde yoğundurlar. Fakat yoğunluklarınıkaybede ede, Türk öğenin içine gire gire, öyle bir sınır oluşmuş ki, Kürtlükadına bir sınır çizmek istesek, Türkiye'yi mahvetmek gerekir. Sözgelişi,Erzurum'a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindekiKürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlı başına birKürtlük tasavvur etmektense, bizim Anayasamıza göre, yani 1921 Anayasası'nagöre, gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi ilinhalkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başkaTürkiye'nin halkı söz konusu olurken onları da birlikte ifade etmek gerekir.İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait mesele çıkarmaları daimabeklenir. Şimdi Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin yetkilivekillerinden oluşur ve hem Kürtler ve hem Türkler, bu iki unsur, bütünmenfaatlerini ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkmakdoğru olmaz'.
Sözkonusu olan demokratik içerikte ve siyasal birlik anlamında bir üniterliktir.Yani tüm toplum kesimlerinin kendi kimliği ve rengiyle temsilini bulduğu genelyönetim olan Büyük Millet Meclisi; Türkiye halkı adına Türkiye Devletininmeclisidir ve bu meclis çatısı altında inkâr, milliyetçilik, ırkçılık,ayrımcılık nüveleri olsa da egemen anlayış demokratik siyasal anayasalbirliktir. Tüm elverişsiz koşullara rağmen -ki o dönemde demokrasinin nesnel veöznel koşulları içte ve dışta yeterince olgunlaşmamıştı- egemen olan ve hayatageçirilmeye çalışılan zihniyet, demokrasi sistemiyle yönetilmesi arzulanan bircumhuriyettir. Öyle ki üniter devlet kavramını siyasal-kültürel çoğulculuğu reddedenbir kavram olarak kullanan bugünün anlayışı o dönemde söz konusu değildir.Tersine Kürtler, Türkiye Devleti yapılanması içinde kimliğiyle kültürüyletemsilini bulmuştur. Bugünkü anlayış ise tersine Kürtler yararlanmasın diyeyerel yönetim yasasını dahi demokratikleştirmekten kaçınmaktadır. Bundan dolayı23 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması, 1921 Anayasası'ndan kopuk ele alınamaz.Hatta bu Anayasa'nın bir devamı ve tamamlayıcısı bir parçasıdır. Çünkü buAnayasa gereği genelde Mecliste kendi kimliğiyle siyasal temsiline, özelde deyerel özerklikle kendi öz yönetimine sahip olan Kürtlerin emperyalistdevletlerce bir baskı kozu olarak kullanılmasının zemini kalmamış ve bu anayasatemeli üzerinden Kürt milletvekillerinin Lozan'a çektiği telgraflarla heyetinKürtleri de temsil ettiği vurgulanmıştır.
1921Anayasası'nın Kürtlere sosyal ve siyasal çoğulculuk anlamında vilayet ve nahiyeşuralarında özerklik hakkı çerçevesinde öz yönetim ve Büyük Millet Meclisindekendi siyasal kimliğiyle temsil edilme olanağını sağlayan sistemine LozanAnlaşması'yla negatif ve pozitif kültürel haklar da eklenmiştir. LozanAnlaşması Kanuni Esasinin ilerisine giderek gayrimüslim azınlıklar için'Azınlıkların Korunması' başlıklı Kesim 3'üncü Bölümü'nde pozitif hak vegüvenceler öngörmüştür. 'Müslüman azınlıklar' kavramı ise, tartışmalarda dilegelse de Lozan Anlaşma metninde yer almamıştır. Lozan heyeti, bu konuda'Müslüman azınlıklar' kavramı içinde yer alan Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazlarınvesair Türklerle birlikte kaderlerini birleştirdiğini, Türkiye Hükümetininbunları da temsil ettiğini, yönetimde, Mecliste, her alanda eşit haklara sahipolduklarını, bu nedenle azınlık olarak gösterilmelerine gerek olmadığı tezisavunulmuştur. Kürt milletvekilleri de kendi kimlikleri ve hatta kıyafetleriile Mecliste yaptıkları konuşmalar ve Lozan'a gönderdikleri telgraflarla MisakıMillî'ye, Kurtuluş Savaşı'ndaki beraberliğe, 1921 Anayasası'nın öngördüğü yerelyönetimlerde özerklik ve Mecliste Kürdistan milletvekili sıfatıyla Kürtleri detemsil ettikleri sistemin devam edeceğine güvenerek, azınlık değil, her alandaberaber ve eşit olduklarına vurgu yaparak, eşit ortaklık statüsünden daha geribir durumu ifade eden azınlık statüsünde ele alınmasına karşı çıkmışlardır. Bunedenle, içinde Kürtlerin de yer aldığı 'Müslüman azınlıklar' kavramı LozanMetnine geçmemiştir. Bununla birlikte, Lozan Anlaşması'nın negatif hak getirenözel alanlarla ilgili düzenlemesine göre; herhangi bir Türk uyruğunun gereközel gerekse ticari ilişkilerde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıylaaçık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına hiçbir kısıtlamakonulamayacaktır 39'uncu maddeye göre. Bu madde, insan haklarının büyük önemkazandığı 2000'lerde Türkiye için önemli bir maddedir, çünkü ana dil hakkı açısındanhiç uygulanmamıştır. Madde de, yoruma gerek duyulmayacak kadar açık biranlatımla; Türkiye'de herhangi bir Türk uyruğunun, herhangi bir dili, herhangibir yerde serbestçe kullanması olanağı getirilmekte ve 'buna karşı hiçbirkısıtlama konulmayacaktır' denilerek hüküm güçlendirilmektedir. Fıkraincelendiğinde, resmî daireler hariç, akla gelebilecek her yerin sayılmışolduğu görülür ve bunların arasında her çeşit yayın konuları da bulunmaktadır.Dolayısıyla Türkiye'de radyo-TV'lerde Türkçe'den başka bir dilin kullanılıpkullanılmayacağı hususunun tartışılması, bu fıkranın açık hükmü karşısındaanlamsız kalmaktadır. Resmi alanda pozitif hak getiren düzenleme ise,mahkemelerde kendi ana diliyle savunma yapma hakkına ilişkin olanıdır. Bunagöre; devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşanTürk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleribakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır. Bu düzenlemeler, anlaşmanınsiyasi hükümler kesimiyle birlikte alındığında, Türkçe'den başka bir dilkonuşan vatandaşların, dile bağlı mevcut pozitif haklarını garanti altına almayanında, bunların korunması ve ilerletilmesi yükümlülüğünü de hükûmeteyükleyerek ileriye doğru geliştirilmesinin de yolunu açmaktadır. Kaldı ki,anlaşmanın siyasi hükümler kesiminin 37 ile 45'inci maddelerine göre'Türkiye'de, 38'inci maddeden 49'uncu maddeye kadar olan maddelerin kapsadığıhükümlerin temel yasalar olarak tanınması ve hiçbir kanunun, hiçbiryönetmeliğin, hiçbir resmî işlemin bu hükümlere aykırı ya da bunlarla çelişirolmaması ve hiçbir kanun, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmî işlemin söz konusuhükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir.' denilmektedir. Ne var ki TürkiyeDevleti, Lozan'dan sonra özellikle Kürtler söz konusu olduğunda yasa, anayasa,kararnamelerle ve birçok resmî işlemle söz konusu hükümleri ihlal edecektir.Örneğin 1924 Anayasası ve ardından çıkarılan yasalarla bu ülkede Kürtçekonuşmak, yazmak, yayınlamak yasaklanmıştır. Yine 1930'larda kasaba vekentlerde konuşulan Kürtçe kelime başına para cezası alınmıştır.
1924Anayasası ve Kürtler:
20Nisan 1924 tarihli ve 491 Sayılı Yasa ile hem Kanun-i Esasi hem de 1921Anayasası tamamen yürürlükten kaldırılarak yeni bir anayasa, 1924 Anayasasıyapılmıştır. Bu Anayasa ile vilayet ve nahiye şûralarının özerkliğikaldırılmış, tam ve katı bir merkeziyetçiliğe geçilmiştir. Anayasa görüşmelerisırasında bu merkeziyetçi anlayış şöyle dile getirilmiştir: 'Ademimerkeziyetusulüne gidilmemiştir. Türk Devletinin bir merkezi vardır bunlar merkezdenidare olunur'. Böylece 1921 Anayasası'nın demokrasiyi esas alan sisteminin birayağı olan ve farklı dil ve halkların, Kürt, Çerkez, Laz gibi kendi dilerini,kendi kaderini tayin hakkını öz yönetim temelinde çözen vilayet ve nahiyeeksenli özerk yerinden yönetim sistemi kaldırılmıştır. Yine 1924 Anayasası'nıngenel gerekçesinde: 'Devletimiz milli bir devlettir çok milletli bir devletdeğildir. Devlet Türk'ten başka bir millet tanımaz' anlayışıyla da toplumsalçoğulculuk, kültürel çeşitlilik ve farklılıklar yadsınmıştır. Bunun doğalsonucu, Türkler dışında kalan diğer farklı kimliklerin Laz, Çerkez veyaKürtlerin artık kendi kimlikleriyle Mecliste siyasal temsilinin olamayacağıdır.Anayasa'nın öngördüğü bu devlet yapılanması, hem sosyal gerçekliğe, Türkiyetoplumunun çoğulcu yapısına, Türk, Kürt, Laz ve Çerkez Türkiye halkı hem desiyasal gerçekliğe, cumhuriyeti kuran halkların siyasal birliğini ifade edenTürkiye Devleti yapılanmasına yabancılaşmış bir devlet yaratmıştır. Bu devlet,Fransa'nın 19'uncu yüzyılda uyguladığı çoğulcu yapıyı yadsıyan türdeş ulusdevletinin ırkçılığa, faşizme dönüşen versiyonu olarak Mussolini ve Hitler'ceuygulamaya konan totaliter devlet modelinden esinlenmiştir. Yine 1924Anayasası'yla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı yerine tek tip yurttaşlık, Türkvatandaşlığı getirilerek demokrasinin temel kuralı çiğnenmiştir. Maddeye 'Türk'kavramının hukuki bağı ifade ettiği şeklinde zorlama bir açıklama eklense de,bu açıklama özünde etnisiteyi, tek tip yurttaşlığı ve Türkleştirmeyi ifade edenbir kavramlaştırmaya hukukilik kazandıramaz. Hukuki tanım tersine, etnisiteyiiçermez. Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti ise vatandaşlığı da TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlığı olmalıdır. Tüm anayasalar hukuki tanımlamayı böyle birdiyalektikle ele almaktadır. 1924 Anayasası'nda 'Devletimiz milli birdevlettir. Çok milletli bir devlet değildir. Devlet, Türk'ten başka bir millettanımaz' denmektedir. Yine bu düzenlemelerin ana amacını dönemin Başbakanıİsmet İnönü, 29 Nisan 1925 tarihli Vakit Gazetesi'nde şöyle açıklamaktadır:'Vazifemiz Türk vatanının içinde bulunanları bemahal Türk yapmaktır. Türklereve Türklüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız, vatana hizmet edeceklerdenarayacağımız esas, her şeyden evvel Türk ve Türkçü olmasıdır'. Aynı paraleldeAnayasa, özü gereği evrensel olan insan hak ve özgürlüklerini bileTürkleştirebilmiştir. Anayasa'nın bu konuyla ilgili bölümünün başlığı da zatenTürklerin Hukuku Ammesidir. Bu baptaki maddelerin hemen hemen hepsinde haksahipleri her Türk ya da Türkler biçiminde belirlenmiştir. Hukuk tekniğinetamamen aykırı olan bu kavramlaştırmalara göre, Türk olmayanların bu anayasayagöre bir tek görevi vardır; Türkleşmek. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Mahmut EsatBozkurt'un 'Bu ülkede Türk olmayanların bir tek hakkı vardır, Türklere kölelikyapma hakkı' sözleri, 1924 Anayasası'nın Türkleştirilmiş insan haklarıanlayışını özetlemektedir. Bunun sonucu ise Kürtlerin tenkil, tedip, mecburiiskân, Takriri Sükûn, İstiklal Mahkemeleri, Tunceli Kanunu vb. gibi her türdenbaskı ve asimilasyon sürecinin devlet eliyle başlatılması olmuştur. Eğitimkurumlarında ve sosyal yaşamda vatandaş Türkçe konuş dayatmaları, Kürtçekonuşana ceza veren yasaların öngörülmesi, nüfus kayıtlarında Kürtçe isimyazılmasının yasaklanması, Kürtçe köy, ilçe, şehir, belde isimlerininkaldırılarak yerlerine Türkçe isimler verilmesi, hızlı bir asimilasyon,Türkleştirme uygulamasına geçilmiştir.
Tekbir dil veya tek bir ırkın üstünlüğünü sağlamak için devlet gücüne başvurmapolitikasını formüle eden Cumhuriyet Halk Fırkası Tüzüğü, bu politikayı 1937yılına kadar fiilî tek parti iktidarıyla özellikle Kürtlere uygulamış, 1937Anayasa değişikliğiyle de bu politika ve uygulamaları resmenanayasallaştırmıştır. Zaten gerek 1937 Anayasa değişikliğiyle anayasallaştırılanCumhuriyet Halk Fırkası'nın program ve tüzüğünde yer alan altı ilke arasındagerekse de bir bütün olarak 1924 Anayasası sistem içinde olsun demokrasiyekelime olarak bile yer verilmemiştir. Oysa yapılması gereken cumhuriyeti veonun ortak vatan gerçekliğini tartışmasız kavramak, kabul etmek, onun için deAtatürk kişiliği de dâhil toplumsal sorunların daha demokratik çözümünü TürkiyeBüyük Millet Meclisinde tartışarak ve aynı cumhuriyet, Misakı Millî esaslarınabağlı ama daha demokratlaştırılan çözümlerle bunu birçok toplumsal birimetaşıran cumhuriyet devrimciliğini, demokratik evrimlerle ilerleterek demokratikcumhuriyete götürmekti.
1961Anayasası ve Kürtler:
1961Anayasası kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, özerk kurumlaşmalar,genişletilmiş hak ve özgürlükler ve bunların güvencesi olarak Anayasa Mahkemesive iki Meclisli sistemi öngörmüştür. Ayrıca bu gelişmelerle demokrasi, hukukdevleti, hukukun üstünlüğü gibi çağdaş kavramlar da toplum gündemine girmiştir.Yine siyasal mücadele ve siyasal partiler anayasa kapsamına alınarakhukukileştirilmiş, temel hak ve özgürlükler birinci ve ikinci kuşak herkes içinöngörülmüştür. Böylece hem devlet yapılanması hem de içerik bakımından 1961Anayasası çağdaş anayasacılığa en yakın anayasa olmuştur. Ancak, kaynağını 1924Anayasasında alan şoven ulusçuluk ideolojisinin, anayasa tartışmaları sırasındaanayasa dışı bırakılamaması veya bu anayasanın türdeş ulus yaratma amacınadönük resmi ideolojiden arındırılamaması onun zayıf noktasını oluşturmuştur. 1961Anayasası'nın Kurucu Mecliste 4'üncü maddesi konuşulurken milliyetçilikleilgili çok önemli tartışmalar yaşanmıştır. Kurucu Meclis üyelerinden ProfesörNecip Bilge, 'Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir' düzenlemesinin'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' biçiminde değiştirilmesini teklifettiğinde, bir başka üye: '...Yalnız burada Türk kelimesi üzerinde ısrarladuracağım. Türk kelimesinin maddede kullanılmasında son derece veciz bir manavardır. Bu itibarla bu kelimeye dokunulmamalıdır' diyerek değişime karşı tutucubir tavır içinde olmuştur. Yine anayasanın 2'nci maddesinde geçen'milliyetçilik' ilkesinin anayasaya girip girmemesi konusunda uzun tartışmalarolmuştur. Bazı üyeler, anayasalarda ideolojilere yer verilmemesi gerektiğini,bunun anayasa tekniğine aykırı olduğunu, ideolojilerin yerinin siyasi partiprogramları olacağını haklı olarak söylemelerine rağmen, 1924 Anayasasınadamgasını vuran hastalığın yeni anayasaya da taşınmasına engel olunamamıştır.Dönemin Devlet Başkanı ve Başbakan Cemal Gürsel'in benzer bir müdahalesiyletartışma sonuçlanır; 'Bugün Kürtçülükle yaptığımız mücadeleyi biliyorsunuz. Bizmilliyetçiliği kaldırıyoruz desek, bize mi dönecekler' Evvela milletimizi Türkmilleti haline getirelim. Ben asla bu kelimenin anayasadan kalkmasına taraftardeğilim. Türkiye Türk olmalıdır. Anayasadan bu tabir kalkmamalıdır'. Ardındanbu görüşte olmayan Profesör Doktor Tarık Zafer Tunaya ile İsmet Giritli'nin bunedenle Anayasa Komisyonu Üyesi görevine son verilmiştir. Bununla da yetinilmeyerek,kamuoyunda 147'ler olarak bilinen ve tanınan çeşitli üniversitelerdeki demokratöğretim üyelerinin görevlerine son verilmiştir ki bu öğretim görevlilerieşitlik ilkesinin dil bakımından uygulanması gerektiğini savunmuşlardır. Budurum veya yaklaşım 1961 Anayasasının handikabı olarak onun sağlıklı birdemokratik anayasa olmasını veya bu anayasanın demokrasiye evrilmesini dahabaşından önlemiştir. Bir kere anayasa, tek bir millete dayalı milliyetçiideolojiyi benimsediğinde farklı dil ve kültürleri olan toplumsal gruplar da buanayasanın kendilerini ifade etmeyeceğini düşünerek karşı milliyetçiliğeyönelebilmektedirler. Ancak 1961 Anayasası'na egemen resmî ideolojiye karşıKürtlerin refleksi ayrılıkçı ve milliyetçi hareketlere yönelmekten çok, dolaylıolarak Anayasanın sağladığı olanakları değerlendirerek anayasanındemokratikleştirilmesi için mücadele biçiminde olmuştur. Bunu da, programınaKürt sorununu anayasal vatandaşlık temelinde çözme hedefini koyan Türkiye İşçiPartisini desteklemek şeklinde göstermişlerdir. Ancak anayasadanarındırılamayan ve bir kere Türk milliyetçiliğini anayasanın resmî ideolojisiolarak kabul eden devlet yapılanması, Kürtlerin bu kendini dolaylı olarak daolsa ifade etme mücadelesini tehlikeli görerek Türkiye İşçi Partisinikapattırmıştır.
AnayasaMahkemesinin bunu kapatma nedeni saymasının temelinde Kürt halkının anayasalvatandaşlık hakları kullanmak istemesi ve diğer tüm demokratik özlemlerinigerçekleştirmek uğrundaki mücadelesinin giderek büyüyerek anayasaya içkin olan ırkçı-milliyetçişoven ideolojiyi zorlaması olmuştur. Bu gelişmeyi bastırmak için partibölücülük gerekçesiyle kapatılmıştır. Adalet Partisinin 'bu anayasa bolgeliyor' söylemiyle ordunun 'toplumsal gelişmeler ekonomik gelişmeyi aşıyor'söylemi örtüşerek; başta 1961 Anayasası'nın özgürlükçü ve sınırlı da olsademokrasiye açık yönü olmak üzere, gelişen demokratik muhalefet hedefgösterilerek, 1971 Askerî Darbesinin gerekçeleri oluşturulmuştur. Bu temelüzerinde gerçekleştirilen 1971 askerî Darbesi ile 1961 Anayasası'nın zatensınırlı olan demokratik olanakları ortadan kaldırılmış, özgürlükler önemlioranda tırpanlanmıştır. Yapılan değişikliklerle anayasanın 11'inci maddesine,devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ileri sürülerek her türdeninsan hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılabileceği hükmü getirilmiştir. Bununsonucu, adım adım özgürlüklerin daha fazla sınırlandırılması, işlemez halegetirilmesi, hatta ortadan kaldırılması olmuştur ki, bu aynı zamanda, farklıolana veya ötekine özgürlük tanımamanın kendi özgürlüğünü de yitireceğianlamına gelmektedir.
1982Anayasası ve Kürtler:
Darbezoruyla topluma dayatılan 82 Anayasası; demokrasi ve özgürlüklere düşman görentotaliter-militarist bir anlayışla kaleme alınmış. Meclisin üstünlüğü ilkesiyerine MGK'nin üstünlüğü ilkesini geçirmiş, yargı bağımsızlığını ortadankaldırarak, hukukun üstünlüğüne dayanması gereken yargıyı ve hukuku amaçolmaktan çıkarıp yürütmeye ve egemen ideolojiye bağlı bir araç halinegetirmiştir. Özgürlüklerin güvencesi kuvvetler ayrılığı ilkesi yerine,kuvvetler birliği biçiminde kutsal devlet yapılanmasını getirerek; bu kutsalaüç kuşak insan hak ve özgürlüklerini kurban etmiştir. Siyasal partileri, siviltoplum örgütleri ve toplum ve bireyleri bu anayasaya egemen kılınan resmî ideolojiçerçevesi içinde tek tip düşünme ve davranmaya zorlamış, ideolojik çoğulculukve dil yasağına dek varan toplumsal çoğulculuğu yadsımış, ve bir bütün olarakdemokrasiyi rafa kaldırmıştır. Anayasa'nın 2 ve 4'üncü maddelerindedeğişmezliği ilan edilen cumhuriyetin nitelikleri şöyle açıklanmaktadır:'Türkiye Cumhuriyeti... insan haklarına saygılı,'başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan' bir devlettir. Bir başka deyişle bu devlet insan hakları,demokrasi ve hukukun üstünlüğüne değil, başlangıçta belirtilen temel ilkeleredayanacaktır. Bunun anlamı devletin, demokrasi, insan hakları ve hukukunüstünlüğünden önce başka amaçlar için var olduğudur. O amaçta, başlangıçilkelerinde ifadesini bulan ideolojik, siyasal, toplumsal ve kültürelçoğulculuğu yadsıyan türdeş bir ulus devletin yaratılması amacıdır. Bu amaç19'uncu yüzyıl Fransa'sında farklı dil ve kültürleri Fransızlaştırma içinkullanılan türdeş ulus devlet projesinden esinlenmiş olup, çağdaş demokrasiye,üç kuşak temelindeki evrensel insan haklarına ve hukukun üstünlüğünün egemenolduğu çağımız değerlerine aykırılığı nedeniyle çoktan terk edilmiş, Türkiyedışında bu yapılanmada ısrar eden hemen hemen hiçbir ülke anayasasıkalmamıştır.
1982Anayasasında; 'insan haklarına saygı' ibaresi bu anlayışın bir ürünüdür. Bunagöre devlet, 'insan haklarına dayanan' bir devlet değil, 'insan haklarınasaygılı' bir devlettir. Bunun anlamı, insan haklarının bu ideoloji ile uyumluolabilecek düzeyiyle tanındığı, bu ideoloji ile çelişen evrensel ölçülerinkabul görmeyeceğidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında, 'burada sözüedilen demokratik toplum düzeniyle hiç kuşkusuz Anayasamızda gösterilenhürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenen hukuk düzenininkastedildiğinde duraksamaya yer yoktur içtihadında bulunmuştur. Yanı sıraanayasaca Türkçe'den başka dillerde eğitim yapılması yasaklanırken 42'ncimaddede bu durum daha da pekiştirilmiştir. 1982 Anayasası'nın devleti, birey vetoplumdan güvenliklerin sağlanmasının karşılığı olarak özgürlüklerini bütünüyledevlete devretmesini veya devlet otoritesine bağlanarak ancak devletin izinverdiği kadar özgürlük ve demokrasiyle yetinmesini öngörmektedir. Bu anlayışagöre özgürlük ve demokrasinin ilerletilmesi, milli güvenliği ve devletingüvenliğini tehdit edeceğinden sınırlanması gerekmektedir. 06/09/1990 tarihliKopenhag Kriterleri Belgesi'nde 'Demokrasilerde halk devlet için değil, devlethalk içindir' denmektedir. Oysa 1982 Anayasası düzenlemesinde devletingüvenliği, birey ve toplumun güvenliğinin; devletin çıkarları, birey ve toplumçıkarlarının önüne geçmiştir. Birey için devlet' değil devlet için bireyanlayışı egemen kılınmıştır. Sonuçta bu anlayış, temel hak ve özgürlüklereaşırı kısıtlamalar getirerek güçlü devlet karşısında bir tehdit olarak gördüğü özgürbirey ve toplumu hareketsiz kılmış ve onları otoriter bir resmî ideolojiçerçevesinde vesayet altına almıştır. Bu çarpık anlayış, uygulamada, devletinanayasal gücünün dahi yeterli görülmemesine yol açmış ve bu da karanlık güçodaklarıyla ilişkiler kurulmasına, onların korunmasına ve bireysel suçlarınagöz yumulmasına neden olmuştur.
YineAnayasa'nın 'Başlangıç' kısmında yer alan 'egemenliği millet adına kullanmayayetkili kılınan hiçbir kişi veya kuruluşun bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçidemokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeninin dışına çıkamayacağı'ifadelesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Anayasa Mahkemesi'nin bile buAnayasanın belirlediği hukuk düzeninin dışına bir değişime yönelemeyeceğinibelirlemektedir.
Yinebu Anayasa Meclisin iradesinin de üzerinde değişmez ve ebedî ilkeleröngörmüştür. Örneğin 'Başlangıç' bölümünde geçen 'egemenlik kayıtsız şartsızTürk milletine aittir' ibaresi milliyetçilik ve etnik bağnazlıktan uzak dahademokratik olan 'egemenlik kayıtsız şartsız toplumundur' şeklinde sosyolojiktemelde bir değişime uğratılamaz.
Aynışekilde Anayasa'nın 4'üncü maddesinin yollamasıyla 'değiştirilemez vedeğiştirilmesi dahi teklif edilemeyen' bir düzenleme de Anayasa'nın 3'üncümaddesinde geçen 'Devletin dili Türkçe'dir.' hükmüdür.
Açıkki bu düzenleme farklı dillerin resmiyette ikinci bir resmî dil olabilmeihtimalinin önüne geçmek için öngörülmüş bir değişmezliktir. Burada sorun,Türkçe dışında toplumda konuşulan birçok dilin ille de resmî dil yapılıpyapılmamasından öte Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve toplumun iradesineipotek konulması ve demokratik bir zihniyetle asla bağdaşmayacakdeğişmezliklere ilişkindir. Bu anayasa, demokrasinin ve toplumsal gelişmeninbir gereği olarak Meclise veya ilgili farklı dilleri konuşan toplumsal yapılarabırakılması gereken bir konuyu bile ipotek altına alarak değişmezlik zırhınabüründürmüştür. Oysa toplumsal hayat dinamik olduğu gibi anayasalar da dinamikve değişkenliğe açık olmalıdır. Dinî kitaplarda söz konusu olan tanrının kurallarıbile toplumsal ve çağsal değişimlere göre dönüşümler yaşarken insanlartarafından belirlenen kurallar nasıl değişmez ve değiştirilemez kılınabilir'Dolayısıyla anayasalara değişmez-dogmatik kurallar koymak -özellikle de bu dilgibi doğal, canlı bir olguya ilişkinse hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmaz.Hukuki pozitivizmin en devletçi türünün bir örneği olan 1982 Anayasası,ideolojik devletin, toplumsal yaşamın her alanına müdahale etmesini mümkün vemeşru kılan bir metin olmuştur. Siyasal alanı Anayasa ideolojisine aykırı olandüşünce ve akımlara kapatan bu Anayasa bunu bir yandan siyasi partilerinuyacakları esaslar başlığı altında getirdiği yasaklar, diğer yandan daözgürlükler rejimine getirdiği sınırlamalar aracılığıyla gerçekleştirmiştir.Siyasi partilerin uyacakları esaslar başlığı altında; 'Siyasi partiler, tüzükve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14'üncü maddesindekisınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır' Bu yasaklarkarşısında resmî ideolojinin sağ ve sol kanadında yer alan siyasi partilerdışında kalan veya resmî ideolojinin sınırları dışına taşarak ciddi bir değişimprogramıyla yola çıkan partilere Türk Anayasa düzeninde yer yoktur. Siyasipartileri devletin ideolojik tercihleri doğrultusunda politika yapmaya zorlayanbu anlayış, Türkiye'de siyasal partilerin neden kurumsallaşamadığı ve bunabağlı olarak da farklı çıkarları neden temsil edemediklerini açıkça ortayakoymaktadır. Tüm bu belirlemeler orta yerde dururken, kişilerin taleplerinidile getirmeleri ve örgütlenmelerin yolları yani demokratik siyaset kanallarıyasalar eliyle bu kadar tıkanmışken, Kürtleri hak ve özgürlük mücadelesininverileceği tek meşru yolun demokratik siyaset olması gerektiğine nasıl iknaedeceğiz.
BuAnayasanın ideolojisiyle en çok çelişen ise, Kürt gerçekliğini programa almakolduğundan en çok parti kapatmada bu konuda olmuştur. Anayasa'nın 68-69maddelerindeki siyasi parti yasaklarına paralel bir düzenlemeye giden SiyasiPartiler Yasası'nın 89'ncu maddesine göre, siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde, ulusal ya da dinsel kültür farklılıklarına ya da dilfarklılıklarına dayanan 'azınlıklar' bulunduğunu ileri süremeyecekleri gibiTürk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak ya da geliştirmek yada yaymak yoluyla 'azınlıklar yaratarak' ulus bütünlüğünün bozulması amacınıgüdemezler. Oysa Türkiye'de toplumsal bir realite olarak farklı ulusal, dinsel,kültürlerle diller doğal olarak vardır, somut-maddi bir olgudur vedemokrasilerde siyasi partiler tam da bu her türden toplumsal çelişki (dil,din, milliyet gibi), ekonomik çelişki (sınıfsal sömürüden kaynaklanan), cinsçelişkisi (kadının ezilmişliği), doğa ve çevre ile olan çelişkiler vb. gibi birçok çelişkiyi çözme iddiasıyla program oluştururlar. Kürtsorunu da bu türden çelişkilerden birisidir, asgari bir demokrasi sorunudur vebu kadar toplumsal kesimi ilgilendiren bir konudur. Bunun tabu halinegetirilmesi, görmezlikten gelinmesi mümkün değildir. Demokratik siyasetin özüde tamı tamına böyle bir sorunu görüp çözmektir. Bu anlayışın bir sonucuolarak, 1961 Anayasası sürecinde Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Emek Partisikapatılırken, 1982 Anayasası döneminde de 1991 yılında Türkiye BirleşikKomünist Partisi, 1992 yılında Sosyalist Parti, 1993'te Halkın Emek Partisi,1994 yılında ise ÖZDEP, DEP, HADEP kapatılmış ve DEHAP hakkında kapatılmadavası açılmıştır. Tüm bu kapatmaların ortak noktası, bu partilerin Kürtsorununun demokratik çözümünü programlarına alarak bu toplumsal kesimlerindemokratik taleplerinin zemini olmasındandır. Bu partilerin kapatılmasınailişkin Anayasa Mahkemesi kararlarına baktığımızda; 'Türk ulusu dışında başkaulusların varlığının hukuken kabulünün egemenliğinin bölüneceği anlamınageleceği', 'Kürt dili diye bir dilin olmadığı', 'Kürt dilini korumak,geliştirmek, örgütlemek' gibi bir ifadenin parti programına alınamayacağı','Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinin 'kültürel tekliği'içerdiği', 'her halükarda korunacak kültürün sadece tek ulusal kültür olan Türkkültürü olduğu', 'Kürt kökenli yurttaşların dillerini, gelenek ve görenekleriniözel yaşamında sürdürebileceği, ancak bu farklılıkların kamusal yaşamda yasakolduğu' vb. gibi gerekçelerle 'bu anayasa'nın bunu böyle öngördüğünü,dolayısıyla esas alınması gerekenin de 'bu anayasa'ya egemen türdeş ulus-devletideolojisi olduğunu, Anayasa Mahkemesinin de bunun dışına çıkarak, evrenselhukuku (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) veya demokrasinin evrenselilkelerini(özgürlük, eşitlik, hoşgörü çerçevesinde farklılıkların resmen kabulve onayının eşitliğin özü olacağı gerçeğine aykırı düşerek) uygulamaya yetkiliolmadığı sonucuna varmaktadır. Ancak 'bu anayasa' Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi, Kopenhag kriterleri ve diğer uluslararası insan haklarıbelgelerinde öngörülen üç kuşak insan hak ve özgürlüklerinin geçerli olduğuçağımızda, kendini çağın da üstünde tutmuş, 'hukukun üstünlüğü' ilkesi yerine'bu anayasa'nın üstünlüğünü geçirmiştir. 'Bu Anayasa' kapsamında siyasipartiler, 'seçim yoluyla iktidar mücadelesinde 'siyaset' yapamayacaklardır.Tıpkı bugün de yaşıyor olduğumuz gibi maalesef oy ve meclis çoğunluğu sağlansabile 'iktidar' olamayacaklar; hükümet olsalar bile, hüküm edemeyecekler; milliiradenin temsilcisi olduğu halde temel siyasi kararları alamayacaklardır'.Çünkü asıl siyaseti 'bu anayasa'ya göre aynı zamanda bir anayasal kurum olanMGK belirleyecektir. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi denilen gizli belge neyiöngörüyorsa siyasi partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi vetüm devlet organları buna göre hareket edeceklerdir.
SonAnayasa Değişikliği ve Kürtler:
1990yılından itibaren hız kazanan anayasa değişikliği tartışmaları ardından, 1993,1995, 2001 ve 2004 yılında anayasada çeşitli değişikler yapılmıştır. Ancakyapılan tüm bu değişiklikler, 1982 Anayasasına egemen ruh, felsefe, ideoloji,devlet anlayışına dokunmamıştır. Türdeş ulus-devlet ideolojisi hâlâ resmîideoloji olarak, bireyi, toplumu ve kurumları bağlayan egemenliğinisürdürdüğünden ideolojik, siyasal, toplumsal, kültürel çoğulculuk temelinedayanan demokratik yapılanmaya veya demokratik ulusçuluğa geçişten sözedilemez. Dolayısıyla son dönem değişikliklerle birlikte düşünceyi ifadeözgürlüğü, anayasanın öngördüğü resmi türdeş ulus-devlet ideolojisinisorgulayamama, eleştirememe, dokunamama kaydıyla tanınmaktadır. Sondeğişiklikler ve uyum yasalarıyla düşünce özgürlüğü, düşünceyi ifade özgürlüğügetirilmemiştir. Aksine; Türkiye'nin kurulu düzeninin resmi ideolojinin uygungördüğü çerçeveyi anayasal dokunulmazlık zırhına büründürerek değişmezliğiebedileştirerek, var olan resmi ideolojiyi kutsallaştırmışlardır. Anayasadasiyasi partilerle ilişkin olarak, siyasal partilerin faaliyet alanınıngenişletilmesi veya parti kapatmaların şeklen zorlaştırılması yönünde birçokdeğişiklik yapılmıştır ancak demokrasi ve siyasal çoğulculuk açısından asıl veönemle yapılması gereken değişiklik, anayasanın siyasi partiler felsefesi veyaanlayışı olup bu konuya hiç dokunulmamış, bu alan ile ilgili anayasanın siyasiparti yasaklarını düzenleyen 68/4 fıkrası aynen korunmuştur. Bu maddeye göreTürkiye'de siyasal partiler 'bu anayasa'nın dokunulmazlık zırhına büründürülmüşresmi ideolojisinin dışına çıkamazlar, farklı düşünceler etrafında siyasalfaaliyet ve örgütlenmelere gidemezler. Siyasi partileri dar birtakım ideolojikkayıtlara bağlı tutan bu madde ile siyasi partiler örgütlenme ve faaliyetleribakımından da kıskaç altında olmaya devam etmektedir. 'Siyasi partilerinuyacakları esaslar' başlığını taşıyan 69. maddede yapılan değişiklikle, 'odak'kavramı yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, odaklaşma için üyelerin siyasalpartiler için öngörülmüş olan yasak fiilleri yoğun bir şekilde işlemesi vebunun partinin üst kademe organlarınca zımnen ya da açıkça benimsenmesiaranmıştır. 'Bu Anayasa'nın 69.maddesindeki değişiklikle Anayasa Mahkemesine,bir partinin üyelerinin söz ve eylemlerinin partinin yetkili organ vemakamlarınca 'Zımnen' benimsenmiş görünmesini yeterli kapatma nedeni saymayetkisi vermektedir. 'Bunun pratik anlamı, yetkili organlardan çıkmayan, hattapartinin haberdar bile olmadığı söz ve eylemlerin parti tüzel kişiliğine izafeedilmesinin kapısının açık olmasıdır. Anayasa Mahkemesi'nin yasamasorumsuzluğuna giren konuşmaları bile parti kapatma gerekçesi saydığı içtihadıhatırlanırsa, bu hükmün yaratacağı sakıncaları kestirmek zor olmayacaktır'.İkinci aşamada ise, bu fiillerin doğrudan doğruya üst kademe organlarıncakararlılık içinde işlenmesi yeterli sayılmıştır. Son değişikliklerle anayasanınparti kapatma nedenlerine dokunulmaması tersine ek kapatma nedenleriöngörülmesinin anlamı; Kürt sorununun çözümünü programlarına almaları nedeniyleparti kapatmalarının daha da kolaylaştırılarak devam edeceğidir. Böylece sondeğişikliklere rağmen ideolojik ve siyasal çoğulculuğa kapalılığını sürdüren mevcutanayasa, toplumsal ve kültürel çoğulculuğu da aynı şekilde yadsımaktadır.Bilindiği üzere Türkiye toplumu, Osmanlı İmparatorluğundan beri süregelen etnikve kültürel bakımdan çoğulcu bir toplumsal yapıya, bir başka deyişle homojendeğil heterojen bir toplumsal yapıya sahiptir. Türkiye'de Türkçe, Kürtçe,Abhazca, Arapça, Arnavutça, Çerkezce, Ermenice, Gürcüce, Kıptice, Lazca,Pomakça, Rumca, Süryanice, Tatarca, Yahudice vb. dilleri konuşulmaktadır.Böylesi heterojen toplum yapıları olan tüm devletlerde siyasal-anayasalörgütlenmeler, bu çoğulcu yapı veya farklılıkları tanıyan, onlara özgürlük,eşitlik ve hoşgörü ilkeleri ile yaklaşan devlet yapılanmasını da beraberindegetirmiştir. Bu konuda toplumsal yapısı ile siyasal-anayasal örgütlenmesiçelişki içinde olan tek ülke Türkiye olmaktadır. Tüm demokrasiyle yönetilenülkelerde 19. yy'dan kalma bu türdeş ulusçuluk anlayışı terk edilmiş,demokratik ulusçuluğa geçilmiştir. Son değişikliklerle yapılan sadece dilyasağı getiren anayasa maddelerinin ilgili ibarelerinin kaldırılması olmuştur.Bu değişikliğin gerekçesi; 'Vatandaşların günlük yaşamlarında farklı dil, lehçeve ağızları kullanmasına herhangi bir engel bulunmadığı kabul edilmektedir.'olarak ifade edilmiştir. Anayasal bazda uyum adına yapılan değişiklik bukadardır. Burada devlet, negatif bir konuma çekilmekte, dilin özel yaşamdakullanılmasına karışmayacağını ama resmî alanda yasakların devam edeceğini,pozitif bir hak tesis etmeyeceğini ifade etmiştir. Oysa Türkiye'nin AvrupaBirliğine uyum çerçevesini çizen Katılım Ortaklığı Belgesi bunu yeterligörmemekte pozitif düzenlemelerin gereğine işaret etmektedir. Bu durumkarşısında anadilde eğitim yasağı getiren 42. Madde'nin değişmesigerekmektedir. Maddenin son fıkrasında; 'Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim veöğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz veöğretilemez' denilmektedir. Bu düzenlemeyle Anayasanın kendisi yurttaşlarıarasında ayırım yapmakta, bir kısım yurttaşlarına anadilleriyle eğitim hakkıtanımamaktadır. Yanı sıra hâlâ, Kürtçe alfabenin x, q, w gibi harflerini içerenisim veya yazılar üzerindeki yasak devam etmektedir. Anayasa ve yasalardavatandaşlık, siyaset ve bilim çevrelerinin ya da bürokratların, yargıç vehukukçuların ileri sürdüğü gibi, vatandaşla devlet arasındaki hukuksal bağolarak anlaşılmamaktadır. Türk soyu, Türklük, Türk ve Türkiye Tarihi, Türkkültürü, Türk dili, her Türk gibi nitelemelerin vatandaşlıkla ilgisi olmadığıçok açıktır. Belirtilen durumda, sorun, vatandaşlığın nasıl algılandığıdır. Budurumun somut analizi, Anayasa'dan başlayarak yapılmalıdır. Anayasa'nın66.maddesi, madde başlığı ile birlikte şu belirlemeleri içerir;
'TürkVatandaşlığı:
Madde66-Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk babanınveya Türk ananın çocuğu Türk'tür. Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğunvatandaşlığı kanunla düzenlenir. 'Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayanbir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.' Maddenin incelenmesinden,Anayasa koyucunun 'Türk kimdir'' sorusunu sorduğu anlaşılıyor. O nedenle maddebaşlığı Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı değildir. Bir etnik kökenden gelmeyiifade eden Türk sözcüğü kullanılıyor. Maddede, Türk tanımlanmaktadır. Türk,Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olandır. Devlet de Türk Devletidir.Bu durum vatandaşlığın bir hukuksal bağ olarak algılanmadığını, vatandaşlığınetnik kökene göre belirlendiğini göstermektedir. Çünkü,vatandaşı olunacak olan, Türkün vatandaş olması ve Türk Devletinin vatandaşıolmaktır. Oysa sorun vatandaşlık sorunu olarak kavransa ve algılansa, maddeninbaşlığının ve içeriğinin, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı veya yalnızcavatandaşlık şeklinde düzenlenmesi gerekirdi. Böyle bir bakış açısı doğalolarak, 'Türkün kim olduğu' ya da 'kime Türk denir' sorusunu sormaz, 'kimTürkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşıdır', 'kime Türkiye Cumhuriyetidevletinin vatandaşı' denir sorusunu sorardı. Böyle bir soru, gerçek anlamdahukuksal bağın saptanması amacına dönük olacağından madde içeriği şöyledüzenlenecektir; Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkes Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşıdır.
Çoğulculukilkesinin doğal sonucu, farklı dil, din, etnik kökenlerin varlığının kabulü,farklı düşüncelerin ifade edilmesi özgürlüğünün bulunduğunun kabulü anlamınagelir. Yalnızca kabul değil, 'devletin temel amaç ve görevleri'nin de buna görebelirlenmesi gerekir. Bunun için toplumsal ve kültürel çoğulculuğun yasal veanayasal güvenceye kavuşturulması, siyasal düşünce ve örgütlenme özgürlüğününtam sağlanması, anayasanın dini ve milliyetçi ideolojiden yani, Türk-İslamsentezinden arındırılması, devletin tüm düşünce ve ideolojilere eşit mesafededurması, anayasada tek bir etnik (Türk) kimliğe vurgu yapan ibareler yerine,1921 Anayasasının da benimsemiş olduğu 'Türkiye Halkı', 'Türkiye Devleti','Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı' gibi kapsayıcı ibarelere dönülmesi vekuruluşundaki bu siyasal birliğin demokratik birlikle taçlanması için anayasada'Devlet Türkiye'nin çoğulcu etnik yapısını ve kültür çeşitliliğini ülkebütünlüğü içinde korumak ve geliştirmek için gerekli tüm koşulları hazırlar veuygun önlemleri alır' şeklinde değişime gidilmesi önerilmiştir. Böylesi birdüzenlemeye gidilmesi demokratik bir dönüşümün anayasal ifadesi olacaktı.Türkiye, Lozan Anlaşması'na atıfta bulanarak, Türkiye'nin gayr-i müslimazınlıklar dışında azınlıkları tanımadığını ifade ederek, Birleşmiş MilletlerÇocuk Hakları Uluslararası Sözleşmesi, İkiz Sözleşmeler denilen BirleşmişMilletler Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler EkonomikSosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin ilgili maddelerine çekince koyarakimzalamış, grup haklarını güvenceye alan pozitif ayrımcılık öngören AvrupaAzınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Azınlık DilleriŞartı'nı ise hâlâ imzalamamıştır.
Dinselve dilsel farklılıkları ifade etmek için kullanılan ve 6 Nisan 1994 tarihliBirleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Kararı'nda geçen 'azınlıklarınvarlığının devlet kararına dayandırılamayacağı, objektif sosyolojik bir olguolarak ele alınacağı' kararı karşısında Türkiye'nin Lozan'a atıfta bulanarakTürkiye'de yalnızca 'gayr-i müslim azınlık' ların tanındığı biçimdeki tezininhem maddi hem de hukuki temelinin olamayacağı rahatlıkla ortaya çıkmaktadır.Kaldı ki Lozan Anlaşması'nın azınlıklar metninin içeriğine bakıldığında, LozanAnlaşması'nın dinsel azınlıklar yanında, 'Devletin resmi dili bulunmasınarağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşan'lar kavramıyla, resmî dil Türkçedışında kullanılan dillerin (Kürtçe, Çerkezçe, Lazca vd.) de var olduğunu ve budillerin negatif ve pozitif hak. 39/4 ve 39/5 bentlerinde vurgu yapılarakdilsel azınlıklara da yer verildiği görülmektedir. 'Lozan'da sadece gayrimüslim azınlıklar tanınmıştır' tezi yine Lozan'ın Azınlıkların Korunmasıbaşlıklı bölümünün içeriğiyle doğrulanmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye'nin buteze dayanarak, uluslararası sözleşmelere koyduğu çekincelerin de hiçbir hukukigeçerliliği yoktur. Kaldı ki azınlık hakları artık devletlerin saklı yetkisindesayılmıyor. AGİK Üzerine Uzmanlar Toplantısı'nda kabul edilen rapora göre,ulusal azınlıklar artık millî yetkiye dahil bir konu değildir. Yani ülkeleriniç işi olarak kabul edilemez. Bu konu artık 'meşru uluslararası ilgikonusudur'. Esasen Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katıldığı 1954yılında hatta 1923 Lozan'da kuramsal olarak; bireysel başvuruyu kabul ettiği1987 yılında ise pratik olarak iç mesele sayılması sona ermiştir.
Bubağlamda Türkiye'nin bu teze dayanarak Avrupa Ulusal Azınlıkların KorunmasıHakkında Çerçeve Sözleşmesi'ni imzalamaması kınanmıştır. Türkiye'nin bubelgeleri imzalamaması, Katılım Ortaklığı Belgesi'nde geçen toplumsalçoğulculuk ve kültürel çeşitliliği resmen tanımaması, diğer uluslararasısözleşmelere (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi, Siyasive Medeni Haklar Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi vd.gibi) çekinceli olarak imzalaması ve onaylaması bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde, türdeş ulus-devlet ideolojisini korumada vedemokratikleşmemede ısrar etmesi nedeniyle yeniden etnik çatışma ve toplumsalgerginlikler ortaya çıkmıştır. Bir bütün olarak son anayasa değişikleri ve bunaparalel çıkarılan uyum yasaları, ideolojik, siyasal, toplumsal çoğulculuk vekültürel çeşitlilik bakımından gerek dil ve azınlık haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Kopenhag Kriterleriolsun gerekse de Katılım Ortaklığı Belgesi'nde taahhüt edilen orta vadelihedefler bakımından olsun uyumlu değildir. Yapılan sadece Kürtçe'nin bireyselkonuşulup yazılması ile özel kurs açılması, özel televizyon ve radyolarda ifadeedilmesi gibi tamamen özel alanla 'ki isim hakkı konusundaki kısıtlamalar devametmektedir- sınırlı olup, anadile sıkı sıkıya bağlı ve bölünmesi mümkün olmayananadilde eğitim hakkı, ifade, siyasal ve kültürel örgütlenme özgürlükleriönündeki anayasal ve yasal engellerin olduğu gibi durduğu görülmektedir. Buanlamda demokratik anayasaya geçişten söz edilemez. Bunun Avrupa ve dünyadagelişme gösteren demokrasi ve üç kuşak insan hak ve özgürlükleri temelindekianayasacılık hareketlerinin oldukça gerisinde bir durum olması yanındatoplumsal beklentilere de cevap vermekten uzak oluşu, Kürt sorununun köklüdemokratik çözümünü sağlamada yetersiz kalmıştır. Bunun için;
Türkiye'deyapılması gereken ulus-devletin demokratikleştirilmesidir. Bu durum, üniterdevlet yapısına aykırı düşmez, zarar vermez. Aksine kardeşleşmeyi ve daha güçlübirliği sağlar, çatışmaları önler. Demokratik Cumhuriyet esas alınmalıdır.Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı şeklinde bir değişime gidilmeli, kültürelkimliklerin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Ulus kavramı 'Demokratik TürkiyeUlusu' şeklinde kavramlaştırılmalıdır. Türkler ile Kürtler ve Anadolu'dakidiğer unsurlar 'Türkiye Ulusu'nu oluşturur. Türkçe yine resmi dil kalır, bayraktabii ki kalacaktır, Kürtlerin demokratik örgütlenmesini; kültür, dil, ekonomi,çevre, mesleki ve diğer alanlarda sağlayacak demokratik açılımlarınıgerçekleştirebilmelidir. Devlete dayalı ulus yerine, demokrasiye dayalı ulusolmalıdır. Yalnız Türklere değil, herhangi bir dine veya ırka dayanmayan, insanhaklarına dayanan bir ulus modeli. Bütün etnisiteleri, kültürleri bir aradatoplayan bir demokratik ulus kavramı esas alınmalıdır. 'Türkiye'ye vatandaşlıkbağı ile bağlı olan herkes Türktür' demek yanlıştır. Vatandaşlık kültürelkimlikleri kabul eden, kendi kültürel varlıklarına dayalı ulus vatandaşlığıdır.Herkesi zorla Türk saymak yerine, Türkiyeli ya da Türkiye ulusu vatandaşıdenebilir. Türkiyelilik bir üst kimlik olur.
İdeolojikçoğulculuğun sağlanması için Anayasa'nın Başlangıç bölümünde yer alan resmiideolojiden Türk-İslam sentezinden arındırılması, beraberinde ideolojikçoğulculuğu getirecektir. Böylece düşünce ve örgütlenme özgürlükleri üzerindekiresmi ideolojiden kaynaklı baskı ve sınırlamalar ortadan kalkmış olacaktır.Siyasal çoğulculuğun sağlanması için de anayasanın parti kapatma nedenleriniöngören 68/4'te düzenlenen ve siyasi parti programları ile eylemlerini resmiideoloji ile çerçeveleyen sınırlamalara gerek kalmayacaktır.
SayınBaşkan, değerli üyeler; bundan sonraki bölümüne Genel Başkanımız devam edecek.
Hepinizesaygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN' Sayın Türk, sizin yapacağınız bu savunma tahminen, sizin tahmininize göre nekadar devam eder'
DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK ' Sayın Başkanım, bir saat sürer veyabir saate yakın.
BAŞKAN' Peki.
Ozaman, saat 14.00'te devam etmek üzere ara veriyorum.
KapanmaSaati 11.55
BAŞKAN' Savunmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
Buyurun.
DEMOKRATİKTOPLUM PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK ' Sayın Başkan, Yüce Mahkemenin sayınüyeleri; sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.
Demokrasi,ilkesizlik ve kurumsal-geleneksel esaslardan yoksunluk değildir. İlkesi;özgürlük, eşitlik, zora başvurmama, evrimsel gelişme, çıkarlara ve çözümünesaygıdır. Aslında, uygulandığı toplumun bilimsel tanımına ve aydınlanmışolmasıyla oldukça bağlantılıdır. Özgürlüğü, eşitliği tanınmamış bireyler vegruplar oldukça, o demokrasi ciddi eksiklik içindedir ve sürtüşme, çatışmabaşlar. Eğer demokratik sistemle yani şiddetsiz bir şekilde aşılmazsa, devrimcisüreç, isyan, savaş, ayaklanma devreye girer ve yeni bir demokratik aşamaya yolaçar. Örneğin, Avrupa'nın da özünü teşkil eden çok mezhepli, kültürlü ve dilliİsviçre'de; yüzyıllara varan mezhep kavgalarından sonra 'sonuçta karşılıklıolarak bitkin düşünce, hiçbir taraf karşıtını ortadan kaldıramayınca ve eğeryeniden birleşmezlerse, konfederasyonlarının (birlik biçimi) dağılacağını açıkfark edince, ölüp-öldürmektense, yaşayıp-yaşatmanın üzerinde zımnen anlaştılar.Böylece çeşitliliğin hoş görülmesi birliklerinin temeli haline geldi vedemokrasi de farklılıkların uzlaşması konusunda bir antlaşma olarak gelişti.İsviçre küçük bir ülkedir. Fakat tek düze standart ve belli özellikler taşıyanbir ülke değildir. Sonuç olarak İsviçrelilerin bu konudaki 'dil, kültür- deneyimiparadoksal bir belirleme ile özetlenebilir. Dil çeşitlilikleri, birliklerinizayıflatmaktan çok güçlendirmiştir ve bu farklılıkları hoş görmeleri,bağımsızlıklarının ve demokrasilerinin hem nedeni hem de sonucudur'. HerhaldeTürkiye için de, dil ve kültür mozaiği olması açısından alınacak çok dersvardır.
Çağdaşdemokrasilerde bir diğer temel ilke siyasal düşünce ve örgütlenme özgürlüğüdür.Bu temelde, halkın yönetime katılımının başlıca aracı olan siyasi partiler,demokrasilerde merkezi bir role ve öneme sahiptirler. Siyasi partiler,toplumdaki farklı düşünce ve görüşleri siyasi alana taşıyarak, halkın temsili,siyasi iktidarın kullanılmasını sağlarlar ve muhalefet işlevlerini yerinegetirirler. Bu nedenle demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabuledilmektedirler. Siyasi partiler, toplumsal alanda oluşan farklı görüş vetaleplerin siyasi sisteme taşınmasını sağlamaya yönelik kurumlardır. Buyönüyle, partiler sivil toplumla siyasal toplum arasındaki bağlantıyı kurarlar.Siyasi partiler, bir yandan toplumsal talepleri siyasi karar alma mekanizmasınataşıyarak aşağıdan yukarıya bir hareketlilik sağlarken, diğer yandan makrodüzeyde politikaların uygulanması yoluyla da bu taleplerin hayata geçirilmesinisağlarlar. Bu nedenledir ki, siyasi partiler uluslararası sözleşmeler vedemokratik anayasalar tarafından güvence altına alınmıştır. Siyasi partilerinkeyfi ve ölçüsüz olarak yasaklanmasının çoğulcu demokratik rejimin özünüzedeleyeceği kabul edilmektedir. Siyasi partilerin kapatılması konusundaki evrenselstandartların, insan haklarına saygılı ve demokratik bir hukuk devleti olanTürkiye açısından da geçerli olması gerektiğine kuşku yoktur. Nitekim 1961 ve1982 Anayasalarında siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmezunsurları olduğu açıkça belirtilmiştir. Anayasalarımızda bu evrensel ilke yeralmasına rağmen, uygulamada çok sayıda parti demokratik sistemlerde veuluslararası sözleşmelerde öngörülen kriterlere aykırı bir şekildekapatılmıştır. Böylece siyasi partilerin demokrasiler açısından'vazgeçilemezliği' ilkesi âdeta tersine çevrilmiştir. 1961 Anayasasınınyürürlüğe girdiği tarihten bu yana Anayasa Mahkemesi tarafından yirmi dörtsiyasi parti kapatılmıştır. Bu sayıya askeri müdahaleler döneminde kapatılansiyasi partiler dâhil değildir. 1982 Anayasası döneminde daha yoğun biçimdeparti kapatma kararları verilerek siyasi alan iyice daraltılmıştır. PartimizDemokratik Toplum Partisinin kapatma davası iddianamesinde siyasi parti kapatmanedenlerinden bahsedilirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleri hükümleri veVenedik Komisyonu ilkelerine de atıf yapılmakta Venedik Komisyonu ilkelerininsiyasi partiler için son derece güvenceli bir koruma sistemi getirdiği, sadeceşiddeti benimseyen siyasi partilerin kapatılabileceğine cevaz verdiği gerçeğigörmezlikten gelinmektedir.
AvrupaKonseyi bünyesinde ortak bir demokrasi standardını oluşturmak amacıyla kurulanVenedik Komisyonu, siyasi partilerin yasaklanması ve kapatılmaları konusundaki2000 tarihli raporunda şu ilkeleri belirlemiştir:
Siyasipartinin anayasada barışçıl yöntemlerle bir değişiklik yapmayı savunması tekbaşına onun yasaklanması ya da kapatılması için yeterli bir delil olarakgörülemez.
Yine,siyasi partiler, ancak şiddet kullanmayı savunmaları ya da demokratik anayasaldüzeni ortadan kaldırmak suretiyle hak ve özgürlükleri yok etmek amacıylaşiddeti siyasi bir araç olarak kullanmaları durumunda yasaklanabilir.
Yine,partilerin yasaklanması veya kapatılması biçimindeki yaptırım istisnai birtedbir olarak en son çare biçiminde kullanılmalıdır.
Yine,siyasi parti hakkında dava açılmadan önce, davayı açacak hükümet ya da diğerdevlet organlarınca, siyasi partinin özgür ve demokratik siyasi düzen veya hakve özgürlükler için gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığına ve kapatma yada yasaklama yaptırımı dışında daha hafif tedbirlerle bu tehlikeninönlenmesinin mümkün olup olmadığına bakılmalıdır.
Siyasiparti kapatma davaları, hukuki usulün tüm güvencelerine yer veren, aleni veadil bir yargılama sonucunda karara bağlanmalıdır.
Builkelerden de anlaşılacağı üzere, Venedik Komisyonu siyasi partilerin ancakşiddeti savunma veya şiddeti politik bir araç olarak kullanma durumundakapatılabileceğini belirtmektedir.
DemokratikToplum Partisi, toplumun demokratikleşmesinde, devletin ve mevcut anayasanındemokratikleşmesinde, siyasal partiler yasasının demokratikleşmesinde,demokrasinin tabana yayılması ve doğrudan demokrasinin geliştirilmesinde veKürt sorununun da bu temelde demokratik şekilde çözülmesinde önemli bir rolü veişlevi olan bir partidir. Demokratik Toplum Partisi, demokratik siyasetyapmakta, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için çalışmaktadır.Demokratik Toplum Partisinin, PKK ile herhangi bir örgütsel bağlantısı veilişkisi yoktur. Demokratik Toplum Partisi, Kürt sorununun demokratik çözümünedönük siyaset yapan bir partidir. Kapatma davası, DTP'nin bu çabalarına yönelikbir tasfiye politikasıdır. Bu aynı zamanda Kürtlerin demokratik siyaset yapmazeminini ortadan kaldırma, Kürt sorunun demokratik çözümüne karşı bir tasfiyegirişimi olarak görmekteyiz. Kürt sorununun diyalogla, demokratik yollarlaçözümünü istemeyen güçler, Kürtlerin dil ve kültürel vb. demokratik haklarınıntanınmasını engellemek için kapatma davasını devreye koymuştur. Bu hukuki değilsiyasi bir yönelimdir. Demokrasi açısından asıl sorgulanması gereken buyaklaşımın kendisidir. DTP'nin kapatılmasını isteyen anlayış, demokrasi vehukuk dışı bir anlayıştır.
Türkiye'deyerleşik olan militan demokrasi anlayışı, kendisini, siyasal partilerinfaaliyet özgürlüğüne getirilen sınırlamalarda açıkça göstermektedir. 'Sınırlıpolitik alan' teorisi çerçevesinde, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'ndagerçekleştirilen düzenlemelerle siyasal partilerin faaliyet özgürlüklerininönemli ölçüde sınırlandırıldığı görülmektedir. Gerçekten, her iki pozitif hukukmetni, resmî ideolojiyle sınırlı 'politik alan' teorisinden hareketle, sınırlıbir çoğulculuk anlayışını somutlaştırmakta ve siyasal partileri bu sınırlıalanda siyaset yapmağa mahkûm etmektedir. Bu sınırları kabul etmeyen ya daaşmaya çalışan siyasal partilerin akıbeti, ülkenin 'siyasal parti mezarlığı'nagömülmesine neden olmaktadır.
Çoğulcudemokratik siyaseti baltalayan ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde enönemli engellerden biri olarak duran bu pratik, siyasal partilerin kapatılmasırejiminin gözden geçirilmesine yönelik arayışlara yol açmaktadır. Bu arayışlarabakıldığında, bunların çok büyük oranda 'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'kararları etrafında odaklandığını görmekteyiz. Bunun temel nedenlerinden biri,Türkiye'nin Sözleşme'den doğan yükümlülüğünün yerine getirilmesi gereğidir.Diğeri ise, Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecindeki Türkiye'nin Avrupa Birliğimüktesebatına ve özellikle de 'Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne uyum sağlamaçabasıdır. Kopenhag Siyasi Kriterlerinden olan 'demokrasi' ve 'insan hakları'kavramlarının 'Avrupa mekânı'ndaki ortak standartlarının tespitinde Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin üstlendiği rol dikkate alındığında, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi içtihatlarına uyum çabalarının Avrupa Birliği açısındantaşıdığı önem kolaylıkla anlaşılacaktır. Gerçekten de, 'Avrupa AnayasalBelgesi' olarak adlandırılan 'Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin uygulanmasıve yorumlanmasında temel bir işlev üstlenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin'Avrupa demokratik kamu düzeni' anlayışına yaslanarak, Sözleşme kapsamına girenözgürlükler açısından geçerli olan standartları oluşturmaya çalışan bir kurumolması, onun, Avrupa Birliği açısından taşıdığı önemi ortaya açıkçakoymaktadır.
AnayasaMahkemesinin verdiği siyasal parti kapatma kararlarından Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine başvuru konusu edilenleri iki kategoride toplamak mümkündür.Bunlar, 'devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü' ilkesi ve 'laikdevlet' ilkesine aykırılık nedeniyle verilmiş olan kapatma kararlarıdır.
Avrupaİnsan Hakları MahkemesininParti Kapatmalarla ilgili kararları:
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ve Siyasal Parti Özgürlüğü
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi, siyasal partilerden açıkça söz etmemektedir. Ancak,Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, siyasal partiözgürlüğünü, Sözleşme'nin 'dernek kurma ve toplantı özgürlüğü' başlıklı 11.maddesi çerçevesinde değerlendirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesininsiyasal parti özgürlüğünün sınırlarına ilişkin yaklaşımını doğru okuyabilmekiçin, Mahkeme'nin bu konudaki yaklaşımının özlü bir anlatımına yer veren'Venedik Komisyonu Raporu'na kısaca bakmakta yarar vardır.
AvrupaKonseyi Genel Sekreterliği'nin isteği doğrultusunda'Avrupa Hukuk YoluylaDemokrasi Komisyonu' tarafından hazırlanan 'Siyasal Partilerin Yasaklanması,Kapatılması ve Benzeri Önlemlere İlişkin Başlıklar' adlı rapor Komisyonun 10-11Aralık 1999 tarihli 41'inci kurul toplantısında kabul edilmiştir. Raporda yeralan ilkelerin çoğunluğu Türk hukukunda da geçerli olmakla birlikte, bazıilkeler açısından Türk hukuku ile Sözleşme sistemi arasındaki temel farklılığıortaya koyması açısından önem taşımaktadır. Raporda yer alan ve konumuzbakımından önem taşıyan bazı ilkeleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
Siyasalpartilerin serbestçe kurulup faaliyet göstermelerine ilişkin getirileceksınırlamalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmehükümlerine uygun olarak yapılabilir.
Yine,siyasal partilerin yasaklanması ya da kapatılması, ancak partilerin demokratikanayasal düzeni yıkmak, hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla şiddetkullanılmasını benimseme ya da şiddeti politik bir amaç olarak kullanmasıdurumunda haklı görülebilir.
Birsiyasal parti, üyelerinin bireysel eylem ve davranışlarından dolayı sorumlututulup kapatılmamalıdır. Ancak, eğer üyenin eylem ve davranışları partininyetkili organlarının açık ya da örtülü desteğine sahipse, partinin sorumluluğuyolu açılmış olur.
Siyasalpartilerin yasaklanması ya da kapatılması önlemi, ciddi bir yaptırım olduğuiçin büyük bir dikkat ve titizlik içinde kullanılmaktadır. Hükümetler ya dadevletin diğer organları, yetkili yargı makamından bir partinin yasaklanması yada kapatılmasını istemeden önce, ülkenin koşullarını dikkate alarak, ilgilipartinin özgürlükler ve demokratik bir siyasal düzen için gerçek bir tehlikeoluşturup oluşturmadığını ve sözü edilen tehlikenin daha hafif önlemlerleengellenip engellenemeyeceğini tartışmalıdır.
Siyasalpartilerin yasaklanması ya da kapatılması, Anayasa Mahkemesi ya da yargıgüvencesi ve adil yargılama ilkesinin uygulandığı bir yargı makamınabırakılmalıdır. Bu yaptırım, ancak istisnai durumlarda ve ölçülülük ilkesidikkate alınarak uygulanmalıdır. Söz konusu önleme, parti üyelerinin değil,bizzat siyasal partinin kendisine atfedilebilecek ve bu önlemi haklıkılabilecek yeterli ve açık delillerin bulunması durumunda başvurulmalıdır.
Raporunilerleyen bölümünde, yukarıda sıralanan ilkelerin kısa açıklamalarına yerverilmektedir. Bu açıklamaları özetlemek gerekirse; siyasal partilerin faaliyetözgürlüğüne getirilecek sınırlamalar Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasıbakımından zorunluluk, yasallık ve ölçülülük ilkelerine uygun olmalıdır;sınırlamalar, uluslararası yükümlülükler göz ardı edilerek, yalnızca iç hukukadayandırılamaz; siyasal partilere uygulanacak kapatma yaptırımı, ancakdemokratik toplum düzeni bakımından kabul edilebilecek bir gereklilik sözkonusu olduğunda uygulanabilir; kapatma önlemi, siyasal partinin demokratikdüzen ve özgürlükleri ortadan kaldırıcı veya bunları açıkça tehdit edicifaaliyetler içinde bulunduğunun somut delillerle ortaya konulması halindebaşvurulabilir; bunun tespitinde, siyasal partinin şiddeti benimseyipbenimsemediği ya da silahlı mücadele, terör ya da yıkıcı bir faaliyeti organizeederek mevcut düzeni devirmek amacı güdüp gütmediğinin araştırılması gerekir;meşru araç ve yöntemlerle kurulu anayasal düzenin barışçıl değişimini amaçlayanbir siyasal parti yasaklanamaz ya da kapatılamaz; prensip olarak hiçbir siyasalparti, üyelerinin eylem ve davranışlarından dolayı sorumlu tutulamaz, ancakeğer bu eylem ve davranışlar partinin desteğine sahip olması ya da partiprogramı çerçevesinde gerçekleşmiş olması halinde, partinin sorumluluğu yolunagidilmelidir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'den Yapılan Başvurular Hakkında Verdiği
Kararlarabaktığımızda ve başvuruların bilançosuna baktığımızda, bugüne kadarTürk AnayasaMahkemesi tarafından hakkında kapatma kararı verilen 12 siyasi parti Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin başvurmuştur. Yapılan başvurulardan beşisonuçlandırılmış olup, bunlardan dördünde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin11. maddesinin ihlal edildiği kararına varılmıştır. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi tarafından verilmiş ve kesinleşmiş olan ihlal kararları şunlardır:
SayınBaşkan, ben bunları tek tek saymak istemiyorum; zaten bilinen şeylerdir.Türkiye Birleşik Komünist Partisi, Sosyalist Parti, ÖZDEP, HEP, DEHAP, DEPhakkında verilmiş olan kararlardır. Bunun için sizleri fazla yormadan bunlarıgeçmek istiyorum.
BuradaAvrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kriterleri açısından bir değerlendirme yapmakistiyorum.
Siyasalpartiler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 'dernek kurma ve toplantıözgürlüğü' başlıklı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme'nin 11. maddesinin siyasalpartilere uygulanmaması gerektiği doğrultusundaki iddiaları reddetmektedir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, '11. maddenin lafzından anlaşılan,siyasal partilerin demokrasinin düzgün işlemesi için temel örgütlenmebiçimlerinden biri olmasıdır. Demokrasinin Sözleşme sistemi içindeki önemi dikkatealındığında, siyasal partilerin 11. maddenin kapsamına girdiğinden kuşkuduyulamaz'.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, siyasal parti kapatma kararlarına ilişkin Sözleşme'nin11. maddesinin ihlal edilip edilmediğini incelerken, önce Sözleşmede düzenlenenhaklardan herhangi birine bir müdahalenin var olup olmadığına, daha sonra ise,bu müdahalenin haklı olup olmadığına bakmaktadır. Buna göre Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin karar alma süreci şu şekilde işlemektedir:
Müdahaleninvarlığı: Mahkeme ele aldığı davalarda, önce siyasal parti özgürlüğüne herhangibir müdahalenin veya engellemenin var olup olmadığına bakmaktadır. Bir siyasalpartinin kapatılmasına karar verilmiş olması Sözleşmenin 11. maddesinde yeralan örgütlenme özgürlüğüne yapılmış bir müdahale olarak kabul edilmektedir.
Müdahaleninhaklılaştırılması: Bu aşamada, müdahalenin bir yasa hükmüne dayanıp dayanmadığı(yasallık ilkesine uygunluk),
2)Müdahalenin 11. maddenin ikinci fıkrasında sıralanan meşru sınırlamanedenlerinden birini gözetip gözetmediği (meşru amaç olması),
3)Meşru sınırlama nedenleriyle yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı(demokratik toplum düzenin gereklerine uygun olup olmadığı) incelenmektedir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, siyasal partiler söz konusu olduğunda, Sözleşme'nin11. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sınırlama nedenlerinin -tıpkı 10.maddenin ikinci fıkrasında olduğu gibi- dar yorumlanması gerektiğinisöylemektedir. Mahkemeye göre, siyasal partilerin örgütlenme özgürlüklerineyapılacak sınırlamalar, sadece inandırıcı ve zorunlu nedenlerle haklıgösterilebilir. Ayrıca Mahkeme, 11. maddenin ikinci fıkrası anlamında birgerekliliğin olup olmadığının saptanmasında sözleşmeci devletlerin sınırlı birtakdir yetkisine sahip olduklarını; bu takdir yetkisinin, hem mevzuat hem debunu uygulayan bağımsız mahkemelerin kararlarını da kapsayan titiz bir Avrupadenetimine tabi olduğunu hatırlatmaktadır.
Öteyandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, siyasal parti kapatma davalarındaSözleşme'nin 11. maddesinin, düşünce özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesiışığında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü Mahkemeye göre,düşünce özgürlüğünün korunması, dernek kurma ve toplanma özgürlüğününamaçlarından biridir. Bu nedenle Mahkeme, 10. maddeye ilişkin görüşlerine siyasalpartilerle ilgili kararlarında da yer vermektedir. Mahkeme, çoğulculuk olmadandemokrasi olamayacağı düşüncesinden hareketle, 10. maddede güvence altınaalınan düşünce özgürlüğünün, yalnızca lehte olduğu kabul edilen zararsız'haber' ve 'düşünceler' için değil, aleyhte olan, çarpıcı veya rahatsız edicihaber ve düşünceler açısından da geçerli olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Sonolarak Avrupa Mahkemesi, siyasal parti kararlarında, 'Avrupa kamu düzeni'nintemel bir özelliği olarak kabul ettiği demokrasinin 'çoğulculuk' ilkesi üzerinevurgu yapmaktadır. Mahkemeye göre, demokrasinin temel niteliklerinden biri, birülkenin sorunlarını şiddete başvurmadan diyalog yoluyla çözebilme imkânınısunabilmesidir.
Buçerçevede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kapatma davalarına dairkararlarından bazılarını hatırlatmakta fayda vardır.
SayınBaşkan, sayın üyeler;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ÖZDEP davasında, öncelikleTürk Hükümetinin, partinin kapatma kararından önce kendisini feshettiğini, bunedenle Türk Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kapatma kararının mağduruolamayacağı şeklindeki ilk itirazını incelemiştir. Mahkeme, partinin kendisinifeshetmesinin, kapatma davasının olası olumsuz sonuçlarından kaçınmak amacıylayapıldığını, dolayısıyla özgürce alınmış bir karar olmadığını belirtmiştir.Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Siyasi Partiler Kanunu'nun 108. maddesigereğince de, kararın verildiği tarihte partinin varlığını sürdürmediğininileri sürülemeyeceğini belirterek, Hükümetin bu konudaki ilk itirazını reddetmiştir.
ÖZDEPdavasında -diğer iki davadan farklı olarak- Hükümet, ÖZDEP'in programındasilahlı mücadeleyi desteklediğini ve halkı ayaklanmaya teşvik ettiğini ilerisürmüştür. 8 Aralık 1999 günlü kararında bu iddiayı inceleyen Mahkeme, ÖZDEP'inprogramında şiddete ve ayaklanmaya teşvik ya da demokratik ilkelerin reddianlamına gelen herhangi bir ifadeye rastlanılmadığını; tam tersine, politikamaca ulaşmak için demokratik kurallara uymanın gerekliliğinin vurgulandığınıbelirtmiştir. Mahkeme'ye göre, kapatma gerekçesi olarak kullanılan ifadelerinbenzerleri, Avrupa Konseyi üyesi devletlerinde faaliyet gösteren partilerinprogramlarında yer almaktadır. Parti programında 'ulusal ve dinsel azınlıklarınself determinasyon hakkı'na göndermede bulunulması ve bu çerçevede Kürtlere veDiyanet İşleri Başkanlığının statüsüne ilişkin görüşlere yer verilmesi, Türkdevletinin temel ilkelerine aykırılık oluştursa da, bu durum demokratikilkelerin ihlali anlamına gelmez. Mahkeme, Türkiye Birleşik Komünist Partisi veSosyalist Parti kararlarındaki içtihadına paralel olarak, ÖZDEP'in kapatılmasıkararının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlalini oluşturduğu tespitindebulunmuştur.
Yine,Halkın Emek Partisiyle ilgi bir karar:
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, 'Yazar, Karataş, Aksoy ve HEP' kararında, bir siyasalpartinin, devletin yasal ya da anayasal düzenini değiştirme doğrultusundakifaaliyetlerinin ancak iki koşulun varlığı halinde meşru görülebileceğinisöylemektedir: Bunlardan biri, amaçlarla kullanılan araçların meşru ve demokratikolması; diğeri ise, önerilen değişikliğin temel demokratik ilkelere uyumluolmasıdır. Buna göre, şiddeti teşvik eden veya demokrasinin bir ya da birdenfazla ilkesine uymayan bir siyasal proje öneren veya söz konusu ilkelerinortadan kaldırılmasını amaçlayan veya demokratik toplumlarda tanınan hak veözgürlüklere karşı koyan bir siyasal parti Sözleşme'nin korumasındanyararlanamaz.
Budavada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kendi geleceğini tayin hakkı ve dilselhakların savunulmasının demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmadığınıbildirmiştir. Mahkemeye göre, HEP'in, siyasi projeleri aracılığıyla Türkiye'nindemokratik rejimini tehlikeye sokacağına ilişkin ciddi olgulararastlanmamıştır. Partili yöneticilerin, güvenlik güçlerinin terörle mücadele konusundakibazı davranışlarına karşı sert ve düşmanca eleştirileri, tek başına partininşiddete başvuran silahlı örgütlerle aynı kapsama alınması için yeterli bir verioluşturmamaktadır diyor. Kişilere karşı yapılan eleştirilere oranla,hükümetlere karşı yapılan eleştirilerin sınırı daha da geniştir. HEPyöneticileri ve milletvekillerinin, silahlı kuvvetlerin eylemlerini eleştirerekseçmenlerine karşı görevlerini yerine getirmek amacı dışında başka bir amaçgüttüğü kanaatine varılamamıştır diyor. Yani, yapılan devletin silahlıgüçlerinin eleştirilmesi bir siyasi partinin hakkıdır diyor.
Mahkeme,HEP'in, ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye sokan veya şiddeti teşvik eden yada haklı gören bir tutumu bulunmadığını, dolayısıyla kapatılmasının acil birtoplumsal gerekliliğe cevap vermediğini ileri sürmüştür. Siyasal partilerinkapatılması önleminin radikal niteliğine dikkat çeken Mahkeme, demokratik birtoplumda başvurucuların örgütlenme özgürlüğüne yapılan bu müdahalenin gerekliolmadığı sonucuna varmıştır.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin, bölünmez bütünlük ilkesini ihlalden dolayıkapatılan siyasal partilere ilişkin kararları ile Türk Anayasa Mahkemesinin budavalara ilişkin tutumu birlikte incelendiğinde şu sonuçlara varmak mümkündür:
Bölünmezbütünlükle ilgili davalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Türk AnayasaMahkemesi arasında ciddi yaklaşım farklılıklarının varlığını ortayakoymaktadır. İki yargı organı arasındaki yaklaşım farklılığı, her iki organındemokrasi ve insan hakları anlayışlarındaki farklılığa dayanmaktadır. TürkAnayasa Mahkemesinin bu konudaki yaklaşımının esin kaynağı 1982 tarihli TürkiyeCumhuriyeti Anayasası olduğu dikkate alındığında, bunda yadırganacak bir şeyolmadığı anlaşılacaktır. Gerçekten, 1982 Anayasası, anayasacılık düşüncesineters düşen bir tutumla, 'eksik demokrasi', 'sınırlı insan hakları' vezayıflatılmış hukuk devleti' formülü üzerine inşa edilmiştir. Siyasal katılımkanallarını dar tutan, siyasete kuşkuyla yaklaşan, siyasal alanı anayasaideolojisiyle uyuşmayan siyasal akımlara kapatan, devleti kutsayan, yücelten,kutsadığı devlet karşısında birey ve toplulukları korumasız bırakan, temel hakve özgürlükleri 'sorumluluk ve ödev' kavramları ekseninde düşünen, yargıyıgüçsüz kılarak ve denetim dışı hukuksal işlemler kategorisini kabul ederekhukuk devleti ilkesini zayıflatan özellikleriyle bilinen Türk Anayasası,'Avrupa mekânı'nda yaratılmaya çalışılan ortak demokrasi ve hukuk devletianlayışından bir hayli uzak bir gelenek üzerine kurulmuştur. Her ne kadar sözkonusu Anayasa, 1995 ve 2001 değişiklikleriyle birlikte önemli ölçüde revizyonatabi tutulmuş, demokrasi ve insan haklarına ilişkin sınırlar genişletilmişsede, Anayasanın antidemokratik ve antiözgürlükçü genetik yapısı hâlâ varlığınıkorumaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin, Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlal edildiğitespitinde bulunduğu bu davalarda, 'bölünmez bütünlük' ilkesi ile demokrasinin'çoğulculuk' ilkesini uzlaştırma çabası ön plana çıkmaktadır. Türk AnayasaMahkemesi'nin böyle bir çaba içinde olmadığı, verdiği kapatma kararlarıylasabittir. Türk anayasa yargıcı, karar verirken 'ölçü norm' olarak Anayasayadayandığına ve Anayasanın kendisi de çok açık bir biçimde tercihini 'bölünmezbütünlük' ilkesi lehine ortaya koyduğuna göre, bu konuda yargıçlardan çok fazlabir şey beklemek elbette ki doğru olmaz. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de,-Anayasa'ya koşut olarak- 'bölünmez bütünlük' ilkesine mutlak üstünlüktanırken, 'çoğulculuk' ilkesini tümüyle ihmal etmiştir. Oysa Avrupa İnsanHakları Mahkemesi verdiği bütün kararlarında demokrasinin 'çoğulculuk' ilkesiüzerine özel bir vurgu yapmaktadır. bu ilkeyi düşünce özgürlüğüyleirtibatlandırarak, şiddeti teşvik dışındaki bütün düşünce açıklamalarınıçoğulculuğun bir gereği olarak görmek elbette mümkündür.
TürkAnayasa Mahkemesi, 'devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü' ilkesinibir bütün olarak kabul etmektedir. Evet, bu doğrudur, biz de kabul ediyoruz.Daha açık bir söyleyişle, 'devletin toprak bütünlüğü' ile 'devlet ve halkınbütünlüğü' değerleri arasında bir dereceleme yapmamakta; her ikisini de eşitdeğerler olarak görmektedir. Yani, devletin bölünmez bütünlüğü ile halkınbütünlüğü arasında aslında farklı bir yorumu getirmek gerekiyor.
Ulusalgüvenliğin sağlanması amacına bağlı olarak parti yasaklamada meşru kabulederken, 'devlet ve halkın bütünlüğü'nü bu korumadan yararlandırmamaktadır.
TürkAnayasa Mahkemesi ile Avrupa Mahkemesi siyasal parti faaliyetlerini denetlerkenfarklı öğelere vurgu yapmaktadırlar. Anayasa Mahkemesi kararlarında, daha çok 'program','ifade', 'söz' ve 'söylem' öne çıkarken; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,partilerin amaçları ve -bunlarla bağlantılı- eylemlerini dikkate almaktadır. Bufarklılığa bağlı olarak, Anayasa Mahkemesi, tüzük ve programlarında yer alan(anayasal düzeni sorgulayan) görüş ve önerileri nedeniyle -Anayasanın açıkhükmü gereği- siyasal partilerin kapatılmasına hükmedebilmesine karşılık;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, şiddet unsurunu dışlama kaydıyla, siyasalpartilerin her türlü görüş, ifade ve eylemlerinin Sözleşme'nin 11. maddesininsağladığı korumadan yararlanacağını savunmaktadır.
TürkAnayasa Mahkemesi, kararlarında, anayasal düzene uygun davranma ile anayasaldüzene uygun düşünmeyi aynı kategoride değerlendirmektedir. Mevcut anayasaldüzeni 'mutlak' ve 'değişmez' bir değer olarak kabul eden Anayasa Mahkemesi, budüzene muhalif söylemler geliştiren siyasal partileri Anayasa'ya aykırı bularakkapatmaktadır. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir devletin mevcutanayasal düzeniyle bağdaşmayan siyasal proje ve önerilerde bulunulmasının,demokrasiye aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağını söylemektedir. Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine göre, bir devletin mevcut anayasal yapısıyla çatışsada, farklı siyasal programların önerilmesi ve bunların tartışmaya açılması,demokratik ilkeler içerisinde kalmak ve demokrasiye zarar vermemek kaydıylademokrasinin özünü ifade eder diyor.
Bölünmezbütünlük ilkesine aykırılıktan dolayı Anayasa Mahkemesinin kapatma kararıverdiği son parti HADEP'tir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı HADEP'in devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bozmaya yönelik eylemlerin odağı hâlinegeldiği gerekçesiyle kapatılması isteminde bulunmuştur. Kapatma davasınındavalı patinin tüzük ve programının Anayasa'ya ve Siyasi Partiler Kanunu'nunbölünmez bütünlükle ilgili kurallarına aykırılıktan dolayı değil de partininsomut eylemleri gerekçe gösterilerek açılması yüksek yargı organlarınıntutumundaki değişime işaret etmektedir.
AncakAnayasa Mahkemesi, geçmiş kararlarındaki yoğunluk ve katılıkta olmasa da, yinebölünmez bütünlük ilkesini yorumlayışında 'resmi doğrular'ı tekrarlamaktankendini alıkoyamamıştır. Karardaki değerlendirmesinden, Anayasa Mahkemesinin,kültürel kimlik ve azınlık hakları ile etnik soruna ilişkin yaklaşımında özdebir değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır.
HADEPhakkında verilen kapatma kararının tümü dikkatlice incelendiğinde, AnayasaMahkemesinin, davalı partinin şiddeti teşvik edip desteklediğini, şiddetipolitik bir araç olarak kullandığını ve şiddete dayalı bir faaliyet içinde olanbir örgütle ilişki içinde olduğunu gösteren deliller üzerinde yoğunlaştığıgörülmektedir. Başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesi, davalı Partinin eylem vefaaliyetleri ile 'şiddet' olgusu arasındaki doğrudan ve dolaylı bağlantıyıispatlama çabası içinde olmuştur. Ayrıca bu kararda, davalı Partinin GenelBaşkanı ile diğer yöneticilerinin soyut düşünce açıklamalarının Anayasa veyasaya aykırılığı tek başına irdelenmemiş, daha çok bunların şiddet olgusuylabağlantısı üzerinde durulmuştur.
Kürtsorunu tartışmalarına Demokratik Toplum Partisinin yaklaşımı:
PKK,Türkiye'nin türdeş ulus-devlet yapılanmasından kaynağını alan Kürtleri inkâr veasimilasyon politikasına karşı ilk etapta bir tepki hareketi olarak doğmuş, 12Eylül darbesinin yarattığı baskı, yasak ve işkence ortamında gelişmiş, devletinPKK'ye karşı yürüttüğü mücadelede özellikle Kürtlere karşı kullandığı aşırı veorantısız güç nedeniyle de geniş kitlesel tabana kavuşmuş bir harekettir.Dolayısıyla çözümsüz bırakılan Kürt meselesinin doğurduğu PKK ile Türkiye'nindemokratikleşemeyen ve dil yasağına dek varan türdeş ulus-devlet ideolojisiarasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu diyalektik ilişkiyi görmeyen, burealiteyi dikkate almayan hiçbir çözüm politikasının da başarı şansı olmamıştır.Temelde partimiz Demokratik Toplum Partisinin diğer siyasi partilerinbirçoğundan farklı olarak söz konusu bu diyalektik ilişkiyi göz ardı etmeyenyaklaşımı ve bu temelde üretmeye çalıştığı çözüm politikaları, bu davanınaçılmasının da asıl nedenini oluşturmaktadır. Yani PKK'yi Kürt sorununun birsonucu olarak ele alan ve bu sorundan bağımsız olarak değerlendirmeyen partiselyaklaşımımız, bize göre bu yargılamanın temel kaynağıdır. Partimiz, PKK'yi Kürtsorununun dışında, ondan ayrı ve bağımsız ele almanın temel bir hata olduğunu,PKK'yi ayrı bir sorun olarak değerlendirmek yerine bir sonuç olarakdeğerlendirmenin çözümü daha mümkün ve daha kolay kılacağını savunmaktadır.Demokratik Toplum Partisi, Kürt sorunundan kaynaklı Devlet-PKK çatışmasının dabasit bir asayiş-güvenlik ve terör vakasına indirgenemeyeceği kadar çok yönlüve çok kapsamlı olduğunu düşünmektedir. Bu teşhis, sorunun çözümüne giden yolubelirleme açısından hayati derecede önemlidir. Sorun salt terör sorunu olaraktanımlarsa bu durumda yapılacak tek şey şudur; terörle mücadele adı altında,elinde silah olan veya olmayan bütün örgüt üyelerini öldürmemiz ya da enazından öldürmeye çalışmanız gerekir. Yine eğer sorun terör sorunu ise; bukişileri öldürdüğünüzde sorunun da bitmiş olması gerekir. Ayrıca terörün asılamacının toplumda korku, panik ve tedhiş yaratmak olduğu göz önüne alındığında,mantıken böyle bir örgütün toplumsal desteğinin de olmaması gerekir.Dolayısıyla böylesi bir teşhisten hareketle yapılması gereken tek şey öldürmekolacaktır. Zaten 25 yıldır yapılanlar da tam olarak budur. Partimizin çözümsüzsiyaset dediği siyaset de işte budur.
Buçözümsüzlük siyasetine karşılık DTP daha reel bir bakış açısıyla objektif birteşhis yaparak soruna 'Kürt sorunu ' demektedir. PKK'yi de bu sorunun içindebir parça ve sorunun çözümünde görmezden gelinemeyecek bir aktör olarak ifadeetmektedir. Bu teşhisle soruna yaklaşıldığında, daha fazla demokrasi ve diyalogile hem Kürt sorununun hem Türkiye'nin genel demokrasi sorunlarının ve hem debunlara bağlı olarak varlığını sürdüren şiddet sorununun çözümünün çok dahakolay ve mümkün olduğunu, partimiz ısrarlı bir dille savunmaktadır.
DTP'yeyönelik neredeyse bütün devlet ve hükümet kurumlarının el birliğiyle başlattığı'terörist ilan edin' baskısı, partimizin işte bu ilkesel politikalarına aykırıbir tutumdur. Sorunu biz de resmi devlet söylemiyle tanımlarsak diğer siyasiyaklaşımların düştüğü hataya düşmüş oluruz ve çözümsüzlük politikalarına hizmeteden militarist yöntemleri savunmak dışında hiçbir politika üretemez halegeliriz. Bir siyasi partinin herhangi bir sorunu tanımlama ve ona uygun çözümpolitikaları üretme konusunda özgürlüğü ve özgünlüğü olmayacaksa, bu sisteminadı ne demokrasi ne de başka bir şey olur.
Kaldıki terör kavramının evrensel ölçekte kabul görmüş bir tek tanımının dahiolmadığı, yeryüzünde neredeyse her devletin kendine göre bir 'teröristinin'olduğu, özellikle de muhalif hareketleri bastırabilmek için, neredeyse hersilahlı hareketin en az bir devlet tarafından terörist ilan edildiği ve buhaliyle şu anda dünyada terörist olarak tanımlanmayan hiçbir silahlı hareketinkalmadığı da düşünüldüğünde, partimizi bu siyasi çıkar karmaşasında ille deherhangi bir terör tanımını tartışmasız bir şekilde kabule zorlamak hukuk dışıbir tutumdur.
Ayrıca,sorunu resmî söylem ile aynı şekilde yorumlamamak, asla şiddeti benimsemek veyadesteklemek anlamına gelmez. Partimizin şiddete karşı olan duruşu net veilkeseldir. Bu şekilde partimiz üzerinde oluşturulmaya çalışılan psikolojikbaskı ile sanki partimiz soruna 'terör sorunu' demeyerek şiddeti destekleyenbir konumdaymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Buna karşılık sanki terördiyenler de şiddet karşıtı ve barıştan yanaymış gibi hava yaratılmakistenmektedir. Oysa bu ülkede barış için en çok mücadele eden, en çok bedelödeyen, en çok eylem ve etkinlik yapan hareket partimiz Demokratik ToplumPartisidir. Soruna terör sorunu diyenler ise asıl şiddet yanlısı politikalardaısrar eden ve çözümü sadece askeri operasyonlarda gören çevrelerdir. Bu çevrelerve siyasi partiler bugüne kadar hiçbir çözüm projesi sunmamış, işin kolayınakaçmış ve sorunu sürekli askerlere havale etmişlerdir. Siyaset ne yazık kisorumluluğunu yerine getirmekten kaçınmaktadır.
SayınBaşsavcının iddianamede şiddet olaylarından söz ederken devlet şiddetine birtek kelimeyle dahi değinmemiş olması işte bu zihniyetin ürünüdür. Yakılıpboşaltılan üç bine yakın köye, binlerce faili meçhul siyasi cinayete, kaçırılıpgözaltında kaybedilen yüzlerce insanımıza, işkenceye maruz kalan tutuklananmilyonlarca insana, güvenlik gerekçesiyle yakılan ormanlara, ev ve yolaramalarında insanlarımıza yapılan hakaretlere, cezaevlerinde yaşanan insanlıkdışı işkencelere, dışkı yedirilen köylülere, köy meydanında çırılçıplaksoyularak cinsel organından iple bağlanıp dolaştırılanlara, çatışmada ölenörgüt üyelerinin kesilen kulaklarına ve yakılan vücutlarına bir tek kelimeylede olsa değinilmemiş olması bu açıdan manidardır. Eğer Türkiye'de terör kavramıtartışılacaksa işte bütün bunlar da göz önünde bulundurularak tartışılmalıdır.
PKKlideri Abdullah Öcalan ise özellikle İmralı yargılamaları boyunca Kürtsorununun siyasi, barışçıl ve demokratik çözümünü savunmuştur. Makul birçerçevede, Kürt sorununun demokratik çözümünü, demokratik birliği, özgür eşityurttaşlığı öngören, ayrılıkçılığı reddeden 'zorla ayrılın deseler deayrılmayacağız' diyen, Kürt sorununun üniter devletin veya ulus-devletindemokratikleşmesi ve yerel yönetimlerin demokratik yetkilerinin artırılmasıylaçözülmesini isteyen Abdullah Öcalan'ın, evrensel hukuka ve demokrasiye tersdüşmeyen bu yaklaşımını partimizin tartışmaya değer bulması normalkarşılanmalıdır. Çünkü, bizim de istediğimiz silahların susması ve gerçekten busürecin sona ermesidir. Görüşlerin kimden geldiğine bakılmaksızın değerlendirilmesi,siyasi, hukuki, ahlaki hiçbir sorun teşkil etmemektedir. Kamuoyunun üzerindeetki yaratan bu ve benzeri görüşlerin, toplumsal barışımıza katkı sunmasıdoğrultusunda değerlendirilmesi siyasetçiler olarak vicdani görevimizdir. Eğersayın Başsavcı gazete köşeleri ve internet sitelerinden alıntı yapmak yerineİmralı Cezaevi resmi görüşme tutanaklarını Adalet Bakanlığından isteyip deoradan takip etseydi belki de bu konudaki fikirleri değişmiş olacaktı.
Görülecektirki, bu görüşlerin hiçbiri şiddet içermediği gibi, her biri demokrasiyi vebarışı ifade etmektedir. Kürt sorununun çözümünü içeren bu görüşler, TürkiyeCumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye sokmayacak ve Türk halkının onurunusarsmayacak içeriktedir. Bu durum, ifade edilen görüşleri çok daha önemli veuygulanabilir kılmaktadır.
Türkiye'de25 yıldan beridir yaşanan çatışmaları sonlandırmak için iyi niyetle çabasınıortaya koyan herkese kulak verilmesi barışçıl politikaların bir gereğidir.
Kaldıki devlet organlarının birçoğunun dahi dikkatle izleyip değerlendirmeyeçalıştığı, bizzat devlet yetkililerinin İmralı'ya giderek kendisiningörüşlerini aldığı düşünüldüğünde, partimizin böylesi bir suçlamaylakarşılaşması haksızlıktır. Öcalan konusunda başımızı kuma gömerek devekuşusiyaseti yapmamız beklenemez. Toplumsal, sosyal, siyasal bir realite olmasındankaynaklı olarak bu bir zorunluluktur. Siyasetçinin görevi temsil ettiğitoplumun sorunlarını çözmek olduğuna göre, ülkemizdeki şiddetin durması içinyapılan her çağrıya kulak vermek bizler açısından kaçınılmazdır. Bu konudaki 25yıllık hatalı politikaları eleştiren bir siyasal hareket olarak gerçekçiyaklaşımlar ortaya koymak ve yaşanan acıları dindirmek bizler açısından tarihibir misyondur. DTP'nin bu önemli misyonunu yerine getirebilmesi ve sorununtümüyle demokratik zemine çekilebilmesi için partimizin önünün açılmasıgerekir. Böylesi tarihî bir gelişme, Türkiye demokrasisine muazzam bir katkıyapacaktır. Tersi durumun yaratacağı sorunların iyi görülmesi gerekir. Bizlereumudunu bağlayan milyonlarca insanın demokratik sisteme olan inançlarınıkırmamamız gerekir.
Şimdiizninizle son olarak iddianamedeki atılı suçların hâlihazırda bulunduğu aşamalaradair çok kısa istatistiki bilgiler sunmak istiyorum.
İddianamedeyer alan 141 soruşturma ve dava dosyasının 'bulunduğu aşama' yönündenincelenmesinde; hali hazırda;
Derdestdosyalar 126 adet dosyanın halen soruşturması veya yargılaması sürmektedir.
Kesinleşendosyalar 15 adet soruşturma veya dava dosyasının yargılamaları sona ermiş,verilen kararlar kesinleşmiştir.
Kesinleşenbu kararlar şunlardır: 10'u berat, 1'i takipsizlik, 4 para cezası, 1 erteleme,2 hapis cezası. Bu cezalardan bir tanesi daha DTP kurulmadan önce işlenmiş birsuça dairdir.
İddianamedeyer alan suçların % 89.36 sı kesinleşmiş yargı kararı yoktur. iddianamede yeralan 141 eylem partinin kapatılmasını gerektirecek nitelikte olmayıp, 129'uyani %93'ü ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekenolaylardır.
Asgari200 bin üyesi bulunan partimizin kapatılması nedenini oluşturduğu iddia edilen141 maddelik eylem listesi incelendiğinde;
-129 adet iddianın sözlü beyan ve basın açıklaması olduğu,
-4 olayda isimleri geçen kişilerin parti üyesi olmadığı
-12 davanın beratla sonuçlandığı,
-31 davanın halen derdest olduğu
-33 hazırlık soruşturmasının devam ettiği;
-38 davanın Yargıtay aşamasında olduğu,
-9 davada verilen kısa süreli cezaların para cezasına çevrildiği;
Birdavada da kısa süreli ceza nedeniyle erteleme mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Esasenbirçok mahkûmiyet kararında Ceza Muhakemeleri Kanunun 231. maddesindeki 'hükmünaçıklanmasının ertelenmesi' uygulamasının yapılmadığı, yapılması halinde'hiçbir hukuksal sonuç doğurmayacağı' açıktır.
İddianameyekonu olan 141 eylemin 129'u yani %93'ünün düşünce açıklama özgürlüğüyle ilgiliolduğu ve bunların 'kesinleşmeleri' halinde bile, birçoğunun Avrupa İnsanHakları Mahkemesinden geri döneceği davalar niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
İddianamedesunulan kanıtların bir kısmı gerçeğe aykırı çarptırılmış ve hukuksal değerliolmayan zorlama kanıtlardır:
İddianamedeyer alan 141 maddelik eylem listesinin;
-12 davada verilen beraat kararlarının Yüksek Mahkemeden gizlendiği;
-4 ayrı eylemde partili olduğu iddia edilen kişilerin parti ile hiçbir ilişkisibulunmadığı anlaşılmaktadır.
SONUÇVE İSTEM:
Önsavunmadilekçemizde yer alan;
-İddianamede yer alan 141 eylemle ile ilgili soruşturma ve dava sonuçlarınınakıbetinin sorulmasına, anılan soruşturma ve davaların sonuçlanıpkesinleşmelerinin BEKLENMESİNE;
-İmralı Cezaevi Müdürlüğünden görsel ve yazılı görüşme kayıtlarının istenmesine,
-Dışişleri Bakanlığından bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafındanverilen parti kapatma kararlarının orijinal çevirilerinin istenmesine,
-Maliye hazinesinden parti kapatmalar ve dokunulmazlıklar nedeniyle verilenAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları sonucu ne kadar tazminat ve giderödendiği (Hükümet tarafından tutulan yabancı avukatlara yapılan ödemeler dahil)bu ödemeler nedeniyle sorumlular hakkında rücu yoluna gidilip gidilmediğininsorulmasına,
-SiyasiPartiler Kanunu'nun 78, 80, 81, 101 ve 103'ncü maddeleri, anayasanın 2, 3, 10,36, 37, 38, 42, 66, 68, 69'ncu maddelerine aykırı olduğundan; Anayasayaaykırılık iddiamızın ciddi kabul edilerek, bu maddelerin iptaline,
-Siyaseten yasaklanması istenen tüm üyelerin davaya 'müdahil' olarak kabullerineve savunmalarını yapmaları için kendilerine süre verilmesine,
-Başsavcılığın ihtiyati tedbir isteminin reddine,
-Yukarıda ayrıntılı olarak sunduğumuz ve Sayın Mahkemenizin resen gözeteceğinedenlerle; yasa ve yönteme, eşitlik ilkesine, düşünce özgürlüğüne, Anayasa,Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarına, Yüksek Seçim Kurulu kararlarına, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi kararlarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgilimaddelerine, tüm ulusal ve ulusalüstü belgelere, kısaca hukuka ve adaleteaykırı davada;
Sayınbaşsavcının tek tek iddialarına karşı ekte sunacağım dosyada ayrıntılı birsavunma bulunmaktadır. Bu nedenle sözü bu şekilde burada uzatarak gereksiz yerezamanınızı almak istemiyorum. Son söz olarak şunları ifade etmek istiyorum:
SayınBaşkan, Yüce Mahkemenin sayın üyeleri; Partimiz Demokratik Toplum Partisi,Türkiye'de başta Kürt sorunu olmak üzere temel bütün sorunların kalıcı çözümünedönük önemli bir role ve misyona sahiptir. Bu rolümüzü oynayabileceğimizzeminler dahi yaratılmadan partimizin kapatılması büyük bir talihsizlikolacaktır. Özellikle Meclise girdiğimiz günden bu yana diyalog kanallarınızorlayarak akan kanı durdurmaya çalışan olağanüstü insani çabamızın görmezdengelinmesi Türkiye'ye kazandırmak yerine maalesef ki kaybettirmiştir. Birlikteyaşamın mümkün olduğu, amacımızın da bu olduğu, kardeşçe kucaklaşmanınhepimizin ortak özlemi olduğu, daha demokratik bir cumhuriyetin hepimizin hakkıolduğu inancını güçlü bir şekilde savunan partimiz, Türkiye demokrasisiaçısından büyük bir şanstır.
SayınBaşkan, Parlamentoya geldiğimizden beri sorunun çözüm yerini Ankara, çözümmerkezinin Parlamento olduğunu hep ifade ettim. Bu inançla bugün siyasetyapıyoruz. Amacımız demokratik, sivil yöntemlerle ülkemizi kucaklaştırmaktır.Bugün duygusal atmosferi aşacak, halkı sevgiyle kucaklaşacak bir ortak aklaihtiyaç vardır, bir diyaloga ihtiyaç var. Biz aslında Türkiye'de bunugerçekleştirmeye çalışıyoruz. Verdiğimiz iki önemli mesaj var: Güç kullanarak,sopa politikasıyla bu sorunun çözülmeyeceğini, yine diğer tarafta silahı hakarama yöntemi olarak kullanmanın sorunu çözmeyeceğini çok açık bir şekildeifade etmekteyiz. Ancak bize çok önemli bir sorumluluk düşmektedir. Biz obölgeden geliyoruz, yaşanan süreçleri biliyoruz, yaşanan olayları biliyoruz,yaşanan Ergenekonları biliyoruz, Ergenekonların beslendiği kaynaklarıbiliyoruz. Biz on yıl önce bunları dile getirdiğimizde kimse buna inanmıyordu;ama, biz bunları yaşamıştık.
Türkiye'nin,diyalogla, ortak akılla, uzlaşıyla sorunları çözmesinden başka bir seçeneğiyoktur. Biz rolümüzü o şekilde, etkin bir şekilde oynamak istiyoruz. Evet,bugün biliyoruz eğer duygusal bir atmosferin etkisinde bir kararı oluşturursakbu partinin kapatılması için bin sebep var; ama, barış, uzlaşı, diyalog,hukukun üstünlüğü, demokratik değerlerin topluma yansıtılması konusundadeğerlendirirsek, kapatılmaması için de bin bir sebep var.
Gerçektenbu şansın heba edilmeyeceğine inanıyoruz. Yüce Mahkemenizin hukukun temelfelsefesinden hareketle hukukun birlikte yaşamayı kolaylaştıran bir göreviolduğunu göz önünde tutarak karar vereceğinize inanıyorum.
Hepinizisaygıyla selamlıyorum'.
VII- İNCELEME
A- İDDİANAMENİN KABULÜ KARARI
AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. NecmiÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkatılımlarıyla 23.11.2007 gününde yapılan ön inceleme toplantısında, YargıtayCumhuriyet Başsavcısının Demokratik Toplum Partisi'nin temelli kapatılmasınakarar verilmesi istemini içeren 16.11.2007 günlü, SP.135 Hz.2007/2 sayılıiddianamesinin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 175. maddesine göre kabulüneOYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- ÖN SORUNLAR
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının iddianamesinde kapatma istemi dışında Davalı Parti'yeyönelik bazı tedbirlerin uygulanması istemine de yer verilmiş, bunun yanındaDavalı Parti tarafından da bazı istemler ileri sürülmüştür. Davanın esasıhakkında karar verilmeden önce bu istemler hakkında karar verilmiştir.
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İstemleri
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının iddianamesinde, kapatma ve yasaklılık istemleridışında ayrıca, giderilmesi güç veya olanaksız durumların ortaya çıkmamasıiçin, dava süresince Anayasa Mahkemesi'nin her türlü tedbire karar verebilmesigerektiği, eylemler ve ağırlıkları gözetilerek, Demokratik Toplum Partisi'nindava süresince olası faaliyetleri de dikkate alınarak, giderilmesi güç veolanaksız durumların ortaya çıkmaması yönünden:
-Davatarihinden itibaren yapılacak seçimlere katılmaktan alıkonulması, ayrıca davatarihinde parti üye veya yöneticisi olanların bir başka siyasi partilistesinden veya bağımsız olarak dava süresince seçimlere katılmasınınönlenmesi,
-Ödenecek hazine yardımlarının banka hesabında blokesi,
-Üye kayıtlarının durdurulması,
önlemlerininuygulanması hukuksal gereklilik olduğundan, dava süresince devam etmekkoşuluyla, ivedilikle bu önlemlere hükmedilmesi istenilmiştir.
DavalıParti savunmalarında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talep ettiği önlemlerarasında yer alan 'Bu çerçevede dava süresince Anayasa Mahkemesi, davalıpartinin faaliyetlerinin durdurulması, SPY ve parti tüzüğünde gösterilenbelirli veya bütün organlarının faaliyetlerinin durdurulması, dava süresinceseçimlere katılamaması ayrıca dava tarihinde parti üyesi olanların bir başkasiyasi parti listesinden veya bağımsız olarak da dava süresince seçimlerekatılmasının önlenmesi, ödenecek hazine yardımlarının banka hesabında blokesi,üye kayıtlarının durdurulması gibi önlemlere hükmedebilecektir' şeklindekiifadelerin hukuk sınırlarını aşan, anti-demokratik talepler olduğunu belirterekistemlerin reddine karar verilmesini istemiştir.
27.12.2007gününde Başkan Haşim KILIÇ, Başkanvekili Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Üyeler SacitADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, SerdarÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıylayapılan oturumda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemleri ile ilgiliolarak aşağıdaki karar alınmıştır;
'YargıtayCumhuriyet Başsavcısının, Demokratik Toplum Partisi'nin temelli kapatılmasınakarar verilmesi istemini içeren 16.11.2007 günlü, SP.135. Hz. 2007/2 sayılıiddianamesi ve ekleri, konuya ilişkin rapor, ilgili Anayasa ve yasa kurallarıokundu, gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın, davalı Parti'nin dava süresince yapılacak seçimlerekatılamayacağına, dava tarihinde Parti bünyesinde üye, yönetici, belediyebaşkanı ve milletvekili olarak görev alanların bir başka siyasi partilistesinden veya bağımsız olarak dava süresince seçimlere katılamayacağına,Parti'ye ödenebilecek hazine yardımlarının banka hesabında blokesine ve Parti'ninüye kayıtlarının durdurulmasına yönelik;
1-Tedbir istemleriyleilgili olarak davalı Parti'nin savunmasının alınmasına gerek bulunmadığına,Fulya KANTARCIOĞLU'nun 'Davalı Parti'nin savunmasının alınması gerektiği'yolundaki karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-Tedbir istemlerinin buaşamada koşulları oluşmadığından REDDİNE, Osman AlifeyyazPAKSÜT'ün 'Davalı Parti'ye ödenebilecek hazine yardımlarının banka hesabındablokesine ve davalı Parti'nin üye kayıtlarının durdurulmasına', Mehmet ERTEN'inise 'Davalı Parti'ye ödenebilecek hazine yardımlarının banka hesabındablokesine' ilişkin istemlerin koşulları oluştuğundan kabulüne karar verilmesigerektiği yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B-Gereği için kararörneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
27.12.2007gününde karar verildi'.
2- Davalı Demokratik Toplum Partisi'nin İstemleri
DavalıParti'nin 11.2.2008 günlü ön savunmasında;
1- İddianamede yer alan141 eylemle ile ilgili soruşturma sonuçlarının akıbetinin sorulmasına,
2- İmralı CezaeviMüdürlüğünden görsel ve yazılı görüşme kayıtlarının istenmesine,
3- DışişleriBakanlığından bugüne kadar AİHM tarafından verilen parti kapatma kararlarınınorijinal çevirilerinin istenmesine,
4- Maliye hazinesindenparti kapatmalar ve dokunulmazlıklar nedeniyle verilen AİHM kararları sonucu nekadar tazminat ve gider ödendiği (Hükümet tarafından tutulan yabancı avukatlarayapılan ödemeler dahil) bu ödemeler nedeniyle sorumlular hakkında rücu yolunagidilip gidilmediğinin sorulmasına,
5- SPK'nun 78, 80, 81,101 ve 103 üncü maddelerinin, yapılan anayasa değişiklikleri sonucu,Anayasa'nın 2, 3, 10, 42, 66, 68, 69 uncu maddelerine aykırı olduğundan;Anayasaya aykırılık iddiamızın ciddi kabul edilerek iptaline,
6- Siyaseten yasaklanmasıistenen tüm üyelerin davaya 'müdahil' olarak kabullerini ve savunmalarınıyapmaları için kendilerine süre verilmesine,
7-Hazine yardımı yapılmadığından bu talebin reddine,
kararverilmesini istemiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı esas hakkında görüşünde, davalı Parti'nin istemleri ileilgili olarak, Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerinde ve Siyasi Partiler Yasası'nın101 ve 103. maddelerinde bir siyasi partinin kapatılmasına konu olan bireyseleylemlerin yargılamalarının tamamlanması ve buna bağlı olarak belli bir suçveya suçlardan mahkumiyet şartının öngörülmemiş olduğunu, eylemingerçekleştirilmesinin esas alındığını, söz konusu düzenlemelere göre odaklığıtesbit ederken Anayasa Mahkemesi'nin 'eylemleri' değerlendireceğini, bu nedenledavalı partinin ön savunmasında ileri sürdüğü suç ya da eylemlerin yargısürecinin beklenmesi gereğine dair itirazın hukuki gerekçesinin bulunmadığını,SPK.'nun 101 ve 103. maddelerinin tamamen Anayasa hükümleri paralelindedüzenlemeler içermekte olup, Anayasa'ya aykırılıklarından söz edilmesininmümkün bulunmadığını, hükümlülerin görüşmelerinin de dahil olduğu infazhukukuna ait düzenlemelerin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazıHakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiğini, anılan yasaya göregörüşmelerin görsel ve yazılı kayıt altına alınmasının hukuken mümkünolmadığını bu nedenle görüşme kayıtlarının istenmesi yolundaki mümkün olmayantalebin reddine karar verilmesi gerektiğini, ön savunmanın sonuç bölümünün 3 ve4. numaralarında yer alan istemlerin, davanın konusu ile ilgilerinin ve hükmeetkilerinin bulunmadığını, Anayasa'nın 149. maddesinin dördüncü fıkrasındaAnayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleridosya üzerinden inceleyeceğinin, ancak gerekli görüldüğü durumlarda sözlüaçıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanlarıçağırabileceğinin öngörülmekte olduğunu, siyasi parti kapatma davalarında isesiyasetten yasaklanması istenilen kişilerin konumları itibarıyla mağdur vesuçtan zarar gören sıfatları bulunmayıp, eylemleri davalı partinin tüzelkişiliği bünyesinde değerlendirilen kişiler olmaları nedeniyle davaya müdahilolarak katılmalarına karar verilemeyeceğini ileri sürerek davalı Parti'ninistemlerinin reddine karar verilmesini istemiştir.
21.5.2008gününde Başkan Haşim KILIÇ, Başkanvekili Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Üyeler SacitADALI, Ahmet AKYALÇIN,Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, SerdarÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıylayapılan oturumda Davalı Demokratik Toplum Partisi'nin istemleri ile ilgiliolarak aşağıdaki karar alınmıştır;
'DemokratikToplum Partisi'nin 11.2.2008 günlü ön savunmasında ileri sürdüğü istemler,ilgili Anayasa ve yasa kuralları okundu, gereği görüşülüp düşünüldü;
1-İddianamede yer alan141 eylem hakkındaki soruşturma sonuçlarının sözlü savunmaya kadar takipedilmesine,
2-İmralı Cezaevi'ndekiavukat görüşmelerine ait yazılı ve görsel kayıtların istenmesine ilişkinistemin daha sonra karara bağlanmasına,
3-DışişleriBakanlığı'ndan bugüne kadar siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin olarakAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararların orijinal Türkçetercümelerinin istenmesi talebinin REDDİNE,
4- Maliye Bakanlığı'ndansiyasi partilerin kapatılması ve dokunulmazlıklar nedeniyle Avrupa İnsanHakları Mahkemesi'nce verilen ihlal kararlarına dayalı olarak ne kadar tazminatve gider ödendiğinin, bu ödemeler nedeniyle sorumlular hakkında rücu yolunagidilip gidilmediğinin sorulması talebinin REDDİNE,
5- 22.4.1983 günlü, 2820sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun;
a-78., 80. ve 81. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki istemin ciddiolmadığından REDDİNE, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, MehmetERTEN ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın E.1999/1 (Siyasi Parti - Kapatma) sayılı davanın9.7.2002 günlü ara kararında belirtilen gerekçeye katıldıkları yolundaki farklıgerekçeleriyle,
b- 101. ve 103.maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki istemin ciddi olmadığından REDDİNE,
21.5.2008gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi'.
C- GENEL AÇIKLAMA
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, 120 sayfa ve ekli 42 klasörden oluşan 16.11.2007 günve SP.135 Hz.2007/2 sayılı iddianamesiyle; davalı Parti'nin terör örgütü tarafındankurdurulduğu ve yönetildiğine dair bilgiler, gerçekleşen eylemler vekesinleşmiş mahkeme kararları ile Yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarında devameden hazırlık soruşturmalarına ve mahkemelerde açılmış bulunan kamu davalarınakonu olan ve ayrıca parti üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemler vesarfedilen beyanlar ile Parti tüzük ve programındaki kimi anlatımlar dikkatealınmak suretiyle Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasına karar verilmesiniistemiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının iddianamesinin ekinde gönderilen klasörler; AbdullahÖcalan'ın avukat görüşme notlarını içeren gazete ve internet çıktıları, terörörgütü ile davalı Parti arasındaki ilişkiyi ortaya koyan haberleri içerengazete küpürleri, parti üyeleri tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen 141adet eylemle ilgili soruşturma ve/veya kovuşturmaya ilişkin belgeler,haklarında yasaklama istenen şahıslara ait üyelik, doğum ve sabıka kayıtları,davalı Parti'nin tüzük ve programı, kurucular listesi ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi kararını içermektedir.
2949sayılı Yasa'nın 33. maddesine göre siyasi parti kapatma davaları, CezaMuhakemesi Kanunu hükümleri uygulanarak dosya üzerinden karara bağlanmaktadır.Muhakemenin yürütülmesi, hükmün tesisi ve oylamalara ilişkin hususlardaAnayasa'da ve 2949 sayılı Yasa'da özel hükümler bulunmadığı sürece 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin öncekikararlarında ifade edildiği gibi siyasi parti kapatma davaları ceza niteliğiağır basan kendine özgü davalardır.
3.10.2001günlü 4709 sayılı Yasa ile Anayasa'nın 149. maddesinde yapılan değişikliklesiyasi parti kapatma davalarında kapatılmaya karar verilebilmesi için beşte üç oyçokluğu şartı getirilmiştir. Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrası, birsiyasi partinin kapatılmasını Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı eylemlerin odağı haline gelme koşuluna bağlamaktadır.Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin yoğunluğu veağırlığı partinin kapatılması ya da devlet yardımından yoksun kılınmasıyaptırımının temelini oluşturmaktadır. Her bir eylemin gerçekleşipgerçekleşmediğinin ve Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasının kapsamındaolup olmadığının saptanması, uygulanacak yaptırımı doğrudan doğruyaetkilemektedir. Bu nedenle nihai karar öncesi aşamalardaki oylamaların saltçoğunlukla yapılarak bir siyasi partinin Anayasa'ya aykırı eylemlerin odağıhaline geldiğinin saptanması uygulanacak yaptırımı doğrudan etkileyeceğindenAnayasa'nın 149. maddesinde belirtilen nitelikli çoğunluk şartınınişlevselliğini engeller. Açıklanan nedenlerle kanıtların değerlendirilmesioylamalarında da Anayasa'nın 149. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen beşteüç oy çoğunluğunun aranması gerekmektedir.
Anayasa'nın149. ve 2949 sayılı Yasanın 33. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin YüceDivan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinden inceleyipkarara bağlayacağı, siyasi parti kapatma davalarında da sözlü savunmanın ancaksiyasi parti genel başkanlığı veya tayin edeceği bir vekil tarafındanyapılabileceği gözetildiğinde, beyan ve eylemleri nedeniyle kapatma davasındaadı geçen parti mensuplarının yazılı savunmalarını Anayasa Mahkemesine sunulmaküzere davalı Parti'ye ulaştırmalarına bir engel bulunmadığı sonucunavarılmıştır. Nitekim hakkında yasaklama istenilen şahıslardan Halil İmrektarafından 8.9.2008 günlü, İbrahim Binici tarafından 16.9.2008 günlü bireyselsavunma dilekçeleri sunulmuştur.
Davalıparti üyelerinin parti kurulmadan önceki eylemleri ile iddianamede belirtilenve parti kurulmadan önce gerçekleşen olayların hükme esas alınıp alınmayacağıtartışılmıştır. Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasında parti üyelerininya da parti organlarının eylemlerinden söz edildiğine göre, davalı partikurulmadan önce gerçekleşmiş eylemlerin partiye isnat edilmesi mümküngörülmemiştir. Bu gerekçeye göre, davalı Parti'nin İmralı Cezaevi'ndeki avukatgörüşmelerine ait yazılı ve görsel kayıtların istenmesine ilişkin isteminin dereddine karar verilmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı, Davalı Siyasi Parti'nin kapatılması istemi ile birlikteisimlerini saydığı 221 kişi için de yasaklama isteminde bulunmuştur. Ancakyapılan incelemeler sonucunda, iddianamede Burak Avcı ismine sehven yerverildiği ve isimleri geçen şahıslardan Halil İrmek, Mehmet Sefa Güngör veMehmet Topçu'nun davalı Parti'nin üyesi olmadıkları anlaşılmıştır. davalı Partiüyesi olan Fevzi Kara hakkında yasaklama istenmiş ise de, adı geçen şahsın davaaçılmadan önce 11.10.2007 tarihinde öldüğü saptanmıştır.
DavalıDemokratik Toplum Partisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı4.4.2007 günlü, 2007/127 sayılı yazı ile, Partinin 1. Olağanüstü Kongresinin28.2.2007 tarihinde yapıldığı belirtilerek, Kongrede seçilen Parti Meclisi asılve yedek üyeleri çizelgesi ve Merkez Yönetim Kurulu görev dağılımı, Merkez DisiplinKurulu asıl ve yedek üyeleri çizelgesi ve ilk kez seçilenlere ilişkin evrakıngönderildiği anlaşılmıştır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının Davalı Demokratik Toplum Partisine hitaben yazdığı16.5.2007 günlü, SP.135 Muh.2007/305 sayılı yazı ile, Leyla Zana ve SelimSadak'ın mahkumiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmuş olduğunun,hükümlülüklerinin ortadan kalkmadığının, infazlarının askıya alındığınınbelirtildiği, Partinin 1. Olağanüstü Kongresine ait evrakın incelenmesinden adıgeçenlerin Parti Meclisi asıl üyeliklerine seçildiklerinin görüldüğü, partiyeüye olmayanların parti organlarında görev alamayacaklarının öngörülmüşbulunması nedeniyle bu kişilerin Siyasi Partiler Kanunu'nun 'siyasi partiye üyeolamayacakları' belirleyen 11/b maddesi gereğince parti üyeliğinden ve partiorganlarında aldıkları görevlerden çıkartılmasının istendiği anlaşılmıştır.Aynı yazıda Diyarbakır il yönetim kurulu üyesi Hilmi Aydoğdu'nun da kesinleşmişmüebbet ağır hapis cezasına hükümlü olduğu belirtilerek parti üyeliğindençıkartılması istenmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan yazısına rağmen kapatmadavasının açıldığı tarihe kadar davalı Parti tarafından Leyla Zana, Selim Sadakve Hilmi Aydoğdu ile ilgili yazı gereğinin yerine getirilmediği, adı geçenlerinpartiye üye olmadıkları ile ilgili olarak yargılama sürecinde de davalı Partiveya ilgililer tarafından da herhangi bir savunma yapılmadığı anlaşılmıştır.
Yukarıdabelirtilen esas ve ölçütler gözetilerek yapılan incelemelerde, YargıtayCumhuriyet Başsavcısının iddianamesinde gösterilen eylemlerden; davalı Partininkuruluşundan önceye ait olduğu görülen, davalı Parti ile ilişkisi kurulamayan,gerçekleştiği veya davalı Parti mensuplarınca gerçekleştirildiği saptanamayanveya düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu sonucuna varılan eylemlerinAnayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirmeye esasalınamayacağı sonucuna varılmıştır.
Nitelikliçoğunluk sağlanan aşağıdaki eylemlerin ise Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncüfıkrası kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
D- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
§- PARTİ BİNALARINDA YAPILAN ARAMALARDA ELE GEÇİRİLEN YAYIN, EŞYA VEDİĞER BELGELER
Adliyargı makamlarınca yürütülen çeşitli soruşturmalar nedeniyle yetkili ve görevliyargı birimlerince verilen kararlar üzerine, davalı Parti'nin bazı teşkilatbinalarında aramalar yapılmış ve bu aramalarda davalı Parti ile PKK terörörgütü arasındaki bağlantıyı ortaya koyacak nitelikte yayın, eşya ve diğerbelgeler ele geçirilmiştir.
1- DTP MardinNusaybin İlçe Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
NusaybinCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında aynı yerSulh Ceza Mahkemesinin 14.4.2006 günlü ve 2006/195 sayılı arama kararınadayanılarak, DTP Nusaybin İlçe binasında güvenlik kuvvetlerince 14.4.2006 tarihindeyapılan aramada; ölen teröristlerin fotoğraflarının özel bir bölümdesergilendiği, örgüt elebaşısının fotoğraflarının duvarlara asıldığı,gösterilerde güvenlik kuvvetlerine karşı kullanılmak üzere hazırlanan sapan vebilyeler, terör örgütünü ve faaliyetlerini öven yasadışı pankart ve dövizlerile PKK terör örgütünün sözde bayraklarının ele geçirildiği, dosyadaki tutanakve CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
2- DTP Siirt İlBinasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
SiirtSulh Ceza Mahkemesinin 31.8.2006 günlü ve 2006/662-659 sayılı arama kararınadayanılarak, DTP Siirt İl binasında güvenlik kuvvetlerince 31.8.2006 tarihindeyapılan aramada; terör örgütünü ve elebaşısı Abdullah Öcalan'ı övücüpankartlar, özel olarak kesilmiş yüz maskeleri, terör örgütünün sözdebayrakları, Abdullah Öcalan'ın posterleri, örgütü tanıtan ve öven yayınlar ileörgüt militanlarının resimlerinin bulunduğu, dosyadaki tutanak ve CD çözümtutanağından anlaşılmıştır.
3- DTP KocaeliGebze İlçesi Darıca Beldesi Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya veDiğer Belgeler
DTPGebze İlçesi Darıca Beldesi belde teşkilat binasında 30.8.2006 tarihindeyapılan yasal aramada; Abdullah Öcalan ve örgütün diğer üyelerinin duvarlarayapıştırılmış resimleri, değişik mahkemelerce haklarında toplatma kararıverilen terör örgütünün propagandasını içeren yasaklanmış dergilerin bulunduğu,dosyadaki tutanaklardan anlaşılmıştır.
4- DTP Van İl TeşkilatBinasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPVan il teşkilat binasında 18.2.2007 tarihinde yapılan yasal aramada; terörörgütü lideri ve mensuplarının resimleri, PKK terör örgütünün internetsitesinden alınmış dökümler, terör örgütü liderinin yazdığı kitaplar,haklarında toplatma kararı bulunan çok sayıda yayın ile terör örgütünün programve tüzüğünün bulunduğu, dosyadaki tutanaktan anlaşılmıştır.
5- DTP KocaeliGebze İlçesi Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPGebze ilçesi teşkilat binasında 11.3.2007 tarihinde yapılan yasal aramada;molotof kokteyli yapımında kullanılmak üzere hazırlanan boş bira şişeleri vebez parçaları, terör örgütü liderinin ve diğer örgüt üyelerinin resimlerininasıldığı pano, terör örgütü liderinin resimlerinin bulunduğu dövizler ile terörörgütü lideri ve değişik kişiler tarafından yazılmış terör örgütününpropagandasını içeren kitapların bulunduğu, dosyadaki tutanaklar ve CD görüntülerindenanlaşılmıştır.
6- DTP İzmir Konakİlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPİzmir Konak ilçe binasında 13.3.2007 (bu tarih iddianamede 15.2.2007 olarakyazılmıştır) tarihinde yapılan yasal aramada; terör örgütünü simgeleyen çoksayıda bayrak, terör örgütü liderinin duvara çerçeveyle asılmış posterleri, PKKteröristlerinin silah üzerine yemin ettiklerini gösteren kartpostallar, mahkemekararı ile haklarında yasaklama ve toplatma kararı verilen terör örgütününyayını niteliğindeki çok sayıda dergi ve kitaplar, terör örgütü liderinincezaevinde avukatlarıyla yaptıkları görüşme notlarını içeren belgeler, terörörgütü ve liderini öven döviz ve pankartların bulunduğu, dosyadaki tutanak, CDve fotoğraflardan anlaşılmıştır.
7- DTP Balıkesirİl Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPBalıkesir il binasında 6.3.2007 tarihinde yapılan yasal aramada; haklarındatoplatma kararı verilen ve aralarında terör örgütü liderinin yazdıkları dabulunan toplam 34 kitap, teröristlerin ve Öcalan'ın resminin bulunduğu 4 adetposter, CD ve video kasetlerinin bulunduğu, dosyadaki tutanak ve belgelerdenanlaşılmıştır.
8- DTP Osmaniye İlTeşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPOsmaniye il binasında 27.11.2006 tarihinde yapılan yasal aramada; terör örgütülideri tarafından yazılmış ve haklarında yasaklama kararı bulunan çok sayıdayasak yayın, silahlı PKK terör örgütü üyelerinin duvarlara asılmış çerçeveliresimleri, terör örgütü üyelerinin kırsal alanda çekilmiş ve duvardaki panolarailiştirilmiş çerçeveli resimleri, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün sözdebaşkanlık konseyi tarafından hazırlanmış beş sayfalık bildirinin bulunduğu,dosyadaki tutanak ve belgelerden anlaşılmıştır.
9-DTP Batman İl Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPBatman il binasında 2.3.2007 tarihinde yapılan yasal aramada;yasadışı örgütelebaşısı Abdullah Öcalan ile diğer örgüt mensuplarının duvarlara asılıresimleri ile üzerinde Pazaryeri mahallesi yazılı 26 kişinin isminin bulunduğu,karşılarında 'Şehit-gerilla-tutuklu' yazılı bulunan çizgili A-4 kağıt, binadabulunan bir masanın çekmesinde bir adet 4 sayfadan oluşan Koma KomalenKürdistan (KKK'nın) genel esaslarının yer aldığı broşür, parti kütüphanesindeAbdullah ÖCALAN'ın yazdığı kitaplar, haklarında yasaklama kararı bulunan terörörgütünün propagandasını yapan dergiler ve kitapların bulunduğu, dosyadakitutanaklar ve CD çözüm tutanaklarından anlaşılmıştır.
10- DTP ŞanlıurfaHalfeti İlçesi Yukarıgöklü Belde Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşyave Diğer Belgeler
DTPŞanlıurfa Halfeti ilçesi Yukarıgöklü belde teşkilat binasında 17.5.2007tarihinde yapılan yasal aramada; üzerinde 'Operasyonlara dur de, Öcalan'aözgürlük' yazılı üç adet yelek, Abdullah Öcalan tarafından yazılmış iki kitap,terör örgütünün propagandasını içeren çok sayıda kitaplar ve terör örgütüliderini öven pankartların bulunduğu, dosyadaki tutanaklardan anlaşılmıştır.
11- DTP İstanbulArnavutköy Belde Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPİstanbul Arnavutköy belde teşkilat binasında 4.9.2006 tarihinde (bu tarihiddianamede 11.9.2006 olarak yazılmıştır) yapılan yasal aramada; duvardakipanolarda teröristbaşı Öcalan'ın resimleri, yine panolara asılmış ve üzerinde'şehitler onurumuzdur, onurumuza sahip çıkalım' yazısı bulunan öldürülenteröristlerin resimleri, elinde roketatar ve kalaşnikof tüfek bulunan iki kadınteröriste ait resimler, terör örgütü liderinin yazdığı 'Halk CumhuriyetineDoğru' isimli bir kitap ile toplam ondört sayfadan oluşan terör örgütülideriyle yapılan üç ayrı görüşme notlarının bulunduğu, dosyadaki tutanak vebelgelerden anlaşılmıştır.
12- DTP İstanbulBağcılar İlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
Terörörgütünün üst düzey yöneticilerinin toplantı yaptıkları ihbarı üzerine DTPBağcılar ilçe teşkilat binasında 5.11.2006 tarihinde yapılan yasal aramada;binada ikiyüz kişinin toplantı halinde bulunduğu, bu kişiler arasındahaklarında terör suçlarından dolayı arama kararı olan kişilerin bulunduğutespit edilmiş, ayrıca, terör örgütü mensuplarının kırsal alanda çekilmişfotoğrafları, terör örgütü liderinin çeşitli ebatlarda çekilmiş resimleri veposteri, terörist ve teröristbaşı Öcalan'ın çerçevelenmiş resimleri, 10 adet'PKK'nın yeniden inşa bildirgesi' başlıklı yazılar, 18 adet terör örgütününsözde yürütme konseyi KKK'nın bildirgeleri, terör örgütü liderinin yazdığı 8adet kitap, haklarında toplatma kararı bulunan kitap ve dergiler, ölen birterörist için açılan taziye defteri, terör örgütü liderinin verdiği talimatlarsonucu 20 Mart 2005 tarihinden sonra PKK terör örgütünün yeni dönem stratejisininanlatıldığı 'kep out' isimli bir ajanda, terör örgütü liderinin notlarındanderlendiği belirtilen bilgisayar çıktılarının bulunduğu, dosyadaki tutanak vebelgelerden anlaşılmıştır.
13- DTP İstanbulSultanbeyli İlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
DTPSultanbeyli İlçe Teşkilat binasında 11.3.2007 tarihinde yapılan yasal aramada;üzerinde '9 Ekim komplosunu nefretle kınıyoruz ' kürt sorununda çözüm gücüÖcalan'dır ' derhal diyalog kurulsun' yazılı bir adet pankart, duvardaki panoyailiştirilmiş PKK kamplarında çekilmiş bir fotoğraf ile terör örgütü liderininbazı sözlerini içeren çeşitli gazete küpürleri, terör örgütü liderinin yazdığı'KONGRAGEL' isimli bir kitap ile terör örgütü ve lideri hakkında yazılmışbirkaç kitabın bulunduğu, dosyadaki tutanak ve belgelerden anlaşılmıştır.
14- DTP MardinKızıltepe İlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
Dahaönce güvenlik kuvvetlerince 14 teröristin öldürülmesini protesto amaçlı olarak1.4.2006 tarihinde (bu tarih iddianamede 2.4.2006 olarak yazılmıştır) DTPtarafından düzenlenen basın açıklamasının şiddet eylemlerine dönüşmesi, partibinasından taş atılması ve bir polis memurunun tabancasının gasp edilip,güvenlik kuvvetlerinin üzerine ateş açılması üzerine merciinden izin alınarakgirilen DTP Kızıltepe İlçe binasında yapılan aramada; üzerinde 'BizlerTürkiyeliyiz ama kürdüz, önderimiz Abdullah Öcalandır' yazılı sağ ve solunda terörörgütü liderinin resminin bulunduğu bez pankart, üzerinde terör örgütününfaaliyetlerini övücü yazıların bulunduğu 6 adet döviz, üzerinde Öcalan'ınresimlerinin bulunduğu 6 adet karton, 10 adet terör örgütü mensuplarının kırsalalanda çekilmiş fotoğrafları ile çeşitli resmi makamlara gönderilmek üzereyazılmış 'Abdullah Öcalan'ı bir siyasi irade olarak görüyor ve kabul ediyorum'şeklinde 500 adet dilekçe örneğinin bulunduğu, dosyadaki tutanak ve diğerdelillerden anlaşılmıştır.
15- DTP AğrıDoğubayazıt İlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
PKKterör örgütü üyesi olmaktan kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan Ahmet Özbay isimlikişinin DTP Doğubayazıt İlçe teşkilatını kurma çalışmalarını yürütmek içinkullandığı binada hakim kararıyla 24.2.2006 tarihinde yapılan yasal aramada;PKK terör örgütü elebaşısına ait resimler, üzerinde Abdullah Öcalan'ın resmininbulunduğu afiş ve 'Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine' başlıklı veiçeriğinde 'Ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistan'da sayın Abdullah Öcalan'ıbir siyasal irade görüyor ve kabul ediyorum' şeklinde ifade bulunan dilekçeörneklerinin bulunduğu, dosyadaki belgelerden bu kişinin Erzurum DevletGüvenlik Mahkemesinin E. 1997/21, K. 1999/21 sayılı kararıyla PKK terör örgütüüyesi olma suçundan dolayı 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkum edildiği, sözkonusu kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesince onaylandığı ve cezasının birkısmının infaz edildiği de anlaşılmıştır.
DavalıParti'nin çeşitli il, ilçe ve belde teşkilatı binalarında değişik tarihlerdeyapılan yasal aramalarda; PKK terör örgütü liderinin, güvenlik kuvvetlerinceöldürülen teröristlerin ve halen kırsalda mücadele eden teröristlerinfotoğraflarının duvarlara ya da panolara asıldığının tespit edildiği, bazıyerlerde bunlar için özel bölümler oluşturulduğu, aralarında terör örgütüliderinin yazdığı ve haklarında yasaklama kararı bulunan terör örgütününpropagandasını içeren çok sayıda yayının, terör örgütünün aldığı kararlar ya dayayımladığı bildirilerin, terör örgütü liderinin avukatlarıyla yaptığı görüşmenotlarının, terör örgütü veya liderinin propagandasını içeren pankartlar,dövizler, afişler ve görüntü kayıtlarının bulunduğu, yasadışı gösterilerdekullanılmak üzere hazırlanmış molotof kokteylleri ve çeşitli saldırımalzemelerinin ele geçirildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
§- DAVALI PARTİ VE MENSUPLARI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN TOPLANTI VEGÖSTERİLER
1- 12.12.2006Tarihinde İstanbul'da Yapılan DTP Gençlik Meclisi Birinci Olağan Kongresi
12.12.2006tarihinde İstanbul'da yapılan DTP Gençlik Meclisi Birinci Olağan Kongresisırasında; salon önünde toplanan grup tarafından PKK örgütü lideri AbdullahÖcalan'ın posterlerinin asıldığı, terör örgütünü övücü mahiyette sloganlaratıldığı, çatışmada ölen bölücü terör örgütü üyelerinin posterleri asıldığı,topluluk tarafından 'Öcalan selam selam İmralı'ya bin selam', 'Dişe diş kanakan seninleyiz Öcalan', 'Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız', 'Öcalan siyasiirademizdir', 'PKK halktır halk buradadır' gibi terör örgütünü ve lideriniövücü, şiddet içerik ve çağrılı mahiyette sloganların atıldığı, toplulukiçerisinde yüzlerini bezlerle kapatan kişilerce PKK/KONGRA-GEL terör örgütünüsimgeleyen bez parçası ile terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın bezposterlerinin salon içerisinde toplantı süresince açıldığı, parti yöneticilerive divan heyeti tarafından bu konuda her hangi bir uyarının yapılmadığıdosyadaki tutanaklar ve CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
DTPGençlik Meclisinin 1. Olağan Kongresinde yoğun bir şekilde gerçekleşen ve terörörgütünün propagandası niteliğindeki eylemlere karşı parti yöneticileri vedivan heyeti tarafından hiçbir müdahalede bulunulmaması, davalı Parti ile PKKterör örgütü arasındaki bağlantıyı ortaya koymaktadır.
2- 21.3.2007Tarihinde Mersin DTP İl Yönetimi Öncülüğünde Düzenlenen Miting
DTPMersin il yönetimi öncülüğünde 21.3.2007 tarihinde il merkezinde 'NevruzŞenliği' adı altında organize edilen yasal miting sırasında; yüzleri kapatılmışbazı şahıslarca terör örgütü liderinin resimlerinin ve terör örgütünün sözdebayrağının miting alanında dolaştırıldığı, DTP Mersin merkez ilçe yönetim kuruluüyesi Hediye Bakrak'ın topluluğu ölen teröristler için saygı duruşuna davetettiği, miting alanındaki topluluğun 'biji serok Apo', 'Şehit namırın', 'Dişediş kana kan seninleyiz Öcalan', 'PKK'ya uzanan eller kırılsın', 'Apo'ya uzananeller kırılsın' şeklinde terör örgütü ve lideri lehine yasadışı sloganlarattığı, miting alanında bazı kişilerce üzerinde 'Yaşasın halkların ordusuHPG-APO-KKK-PKK' ve 'Gençlik Apo'nun fedaisidir' şeklinde ibareler bulunan bezpankartların dolaştırıldığı, yine bazı kişilerce 'Kerkük Kürdistanın kalbidir','HPG zehirin panzehiridir' ve 'Öcalan'ı istiyorum' yazılı dövizlerin açıldığı,miting izleme tutanağı ve izlenen CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
DTPMersin il yönetimi öncülüğünde organize edilen miting sırasında, hükümetkomiserince yapılan uyarı ve ikazlar üzerine tertip heyetinin sadece bir kezuyarı yapmakla yetinmesi, terör örgütü propagandası niteliğindeki eylemlerekarşı parti yöneticileri ve divan heyeti tarafından yeterli müdahaledebulunulmaması, davalı Parti ile PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyı ortayakoymaktadır.
3- 01.09.2006Tarihinde DTP Van İl Yönetimince Van İlinde Organize Edilen '1 Eylül DünyaBarış Günü' Konulu Miting
DTPVan il yönetimi tarafından 1.9.2006 gününde Van'da organize edilen '1 EylülDünya Barış Günü Mitingi'nde; ölen teröristler için saygı duruşundabulunulduğu, topluluk tarafından 'biji serok Apo', 'şehitler ölmez', 'dişe dişkana kan seninleyiz Öcalan' şeklinde sloganlar atıldığı, PKK terör örgütüüyelerinin resimlerinin bulunduğu bir dövizin açıldığı, polis tarafındanyapılan uyarıların düzenleme kurulu tarafından dikkate alınmadığı, dosyadakitutanaklar, CD çözüm tutanakları ve izlenen CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
DTPVan il yönetimince organize edilen miting sırasında, terör örgütü propagandasıniteliğindeki eylemlere karşı parti yöneticileri ve tertip komitesi tarafındanmüdahalede bulunulmaması, davalı Parti ile PKK terör örgütü arasındakibağlantıyı ortaya koymaktadır.
§- DİĞER EYLEMLER
1- Terör ÖrgütüYöneticisi Olmak Suçundan Mahkum Olan Nurettin Demirtaş'ın Parti GenelBaşkanlığı Görevine Seçilmesi
8.11.2007tarihinde yapılan DTP'nin 2. Olağanüstü Büyük Kongresinde genel başkanlığaseçilen Nurettin Demirtaş'ın İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11.10.1995 günve 1993/134 esas, 1995/178 sayılı kararı ile terör örgütü yöneticisi olmak suçunedeniyle 18 yıl 9 ay ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, söz konusumahkûmiyetinin 5237 sayılı yasa yönünden İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin30.6.2005 tarihli kararıyla 5237 sayılı yasanın 314/1. maddesi gereğince 12 yıl6 ay hapis cezasına indirilmesi sonucu 1.6.2005 tarihinde şartla tahliyeedildiği anlaşılmıştır.
3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesine göre bu kişinin mahkum olduğusuç bir terör suçudur. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesindeterör eyleminden mahkum olanların siyasi partilere üye olamayacakları ve üyekaydedilemeyecekleri açıkça belirtilmesine rağmen hakkında terör örgütüyöneticisi olmak suçundan mahkûmiyet kararı bulunan Nurettin Demirtaş'ın davalıDTP'nin 2. Olağanüstü Büyük Kongresinde genel başkanlığa seçilmesi, davalıParti'nin terör örgütü ile bağlantısını ortaya koymaktadır.
2- Terör ÖrgütüneYardım Etmek Suçundan Mahkum Olan Arif Yayla'nın DTP Gaziantep İli Şehitkamilİlçesi İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Olarak Görev Yapması
DTPGaziantep Şehitkamil ilçesi yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Arif Yayla,Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1.3.2006 günlü, E.2004/217, K.2006/39 sayılıkararı ile yasadışı silahlı terör örgütünün hal ve sıfatını bilerek örgüteyardım etmek suçundan 765 sayılı TCK'nun 169., 59/2. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5.maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasına mâhkum edilmiş ve söz konusu hükümYargıtay 9. Ceza Dairesinin 4.4.2007 günlü, E.2006/8476, K.2007/2869 sayılıilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 4. maddesine göre bu kişinin mahkum olduğusuç bir terör suçudur. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesindeterör eyleminden mahkum olanların siyasi partilere üye olamayacakları ve üyekaydedilemeyecekleri açıkça belirtilmesine rağmen parti yönetiminegetirilmiştir. Davalı Parti tarafından Arif Yayla'nın mahkûmiyetine konu olayınParti'nin kuruluşundan önce olduğu, halen birçok partide hüküm giymiş birçokkimsenin bulunduğu ileri sürülmüş ise de, adı geçen şahsın mahkumiyeti ilesabit olan terör örgütü bağlantısına rağmen DTP Gaziantep Şehitkamil İlçesiyönetim kurulu üyeliğine getirilmesi davalı Parti'nin terör örgütü ilebağlantısını ortaya koymaktadır.
3-15.2.2006 ilâ 31.3.2006 Tarihleri Arasında Malatya'daYapılan Yasadışı Gösterilerde Slogan Atılması, Öldürülen Terörist CenazelerindeOlay Çıkarılması, Öcalan İçin Parti Binasında Açlık Grevi Organize EdilmesiEylemleri
DTPMalatya il yöneticisi ve parti üyesi olan kişilerin;
-15.2.2006 gününde, Malatya'da bir caddede toplanarak ellerinde meşalelerleyürüyüşe iştirak edip 'biji serok apo', 'vur gerilla vur, kürdistanı kur','dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan' ve 'selam İmralı'ya bin selam' şeklindesloganlar atarak yasadışı gösteri yaptıkları, ''15 Şubat kürtler tarafındanlanetli gün ilan edildi' tek irade Abdullah Öcalan'ın kendisidir, süreç böyledevam ederse Malatya'da apocu gençlik insiyatifi yine eylemlerini düzenlemekiçin sürekli sokaklarda olacaktır'' biçimindeki bildiriyi okudukları,
-26.3.2006 gününde, güvenlik kuvvetlerince öldürülen 14 teröristin cenazelerininMalatya Devlet Hastanesi morgundan alınması sırasında 'dişe diş kana kanseninleyiz Öcalan, şehit namırın, gençlik cepheye misillemeye, HPG cepheyemisillemeye, amed şehitler sana emanet, amed şehitlerine sahip çık, PKK halktırhalk burada, katil devlet hesap verecek, gençlik Apo'nun fedaisidir, biji serokApo, Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız, dağlarda arama apocular her yerde,hepimiz birer gerillayız' şeklinde slogan attıkları,
-31.3.2006 gününde, güvenlik kuvvetlerince öldürülen bazı teröristlerincenazelerinin teslimi sırasında DTP Malatya il yönetim kurulu üyelerinin deiçinde bulunduğu topluluğa hitaben yaptıkları basın açıklamasında ''Muş-Bingölkırsalında 14 gerilla kimyasal silahlarla şehit düşürüldü' İran, Suriye ve Irakkürdistanında şehit düşen gerillalar aileleri buraya geldikleri haldeverilmemektedir' biz demokratik kurumlar onlara siyasi bir parti olarak süreklikendi ölülerimizi şehitlerimizi savunacağız'' şeklinde konuştukları,dosyadaki CD izleme ve tespit tutanakları, çekilen fotoğraflar, olay yeritespit tutanakları ile izlenen CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
DTPMalatya il yöneticisi ve parti üyesi sıfatını taşıyan bazı kişilerin farklıtarihlerde ve çeşitli vesilelerle organize edilen gösterilerde rol aldıkları,bölücü amaçlı terör örgütüne ve eylemlerine açık destek sağladıkları ve terörörgütünün propagandasını yaptıkları dikkate alındığında, davalı Parti ile terörörgütü arasındaki bağlantının ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
4- DTP'li 56Belediye Başkanının Terör Örgütünün güdümünde yayın yaptığı anlaşılan ROJ TVYayınlarının Durdurulmaması İçin Girişimlerde Bulunmaları
DTP'li56 Belediye Başkanının PKK terör örgütünün güdümünde yayın yaptığı anlaşılanROJ TV'nin yayınlarının durdurulmaması amacıyla Danimarka Hükümetine 21.12.2005günlü bir mektup yazdıkları, dosyadaki belgelerden anlaşılmıştır.
DanimarkaBaşbakanına hitaben yazılan mektup içeriği şöyledir: 'Bu mektup Roj Tvhakkında süregelen tartışmalar ve gelişmeler karşısında duyduğumuz endişeleriifade etmek için kaleme alınmıştır. Türkiye'de çoğunlukla kürt nüfusun yaşadığıbölgelerdeki 56 Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyesi belediye başkanı olarak,Roj Tv davasının uluslararası düzlemde Türk hükümeti tarafından ele alınıştarzını çerçeveleyen anti-demokratik yaklaşımlar konusunda ciddi kaygılarımızvar. Maalesef, Türkiye ve Avrupa medeniyeti arasında basın ve ifadeözgürlükleri konularında halen esaslı farklar mevcut olduğunu görüyoruz.
RojTv'nin yayınlarını Avrupa'dan sürdürmek zorunda kalması bizi de rahatsızetmektedir. Bu durum Türkiye sınırları dahilinde serbest Kürtçe yayın yapılmasınıengelleyen anayasal ve yasal mevzuatların direkt bir sonucudur. AvrupaBirliğine uyum sürecinde Türkiye Kürtçe yayın hakkını tanımış, ancak bu haklarsadece devlet televizyonunda haftada bir yapılan 45'er dakikalık programlarlasınırlı kalmıştır. Kürtçe yayın yapmak isteyen özel yerel televizyon kanallarıise halen yasal ve çoğunlukla da keyfi idari engellerle karşı karşıyadır.Uluslararası düzlemlerde de birinci elden bilindiği üzere, ifade özgürlüğükısıtlamaları Türkiye'deki her tür kültür, dil ve kimlik farklılıklarınıbastırma üzerine kurulu mevcut otoriter siyasi geleneğin yapı taşlarındanbirini oluşturmaktadır. Bizim Türkiye'den beklentimiz Kopenhag kriterlerindebelirtilen siyasi kriterlere uyması ve bunun için gereken düzenlemeleri yerinegetirmek üzere çalışmalar yapmasıdır. Dolayısıyla, Roj Tv'yi kapatmaktanziyade, umut ediyoruz ki Türkiye nihai olarak Roj Tv'nin sesiniyasallaştıracak, benimseyecek ve hatta yapıcı parçalarından biri olacaktır.Dileğimiz odur ki birgün Roj Tv başka hiçbir yerden değil, bizzat İstanbul,Ankara ya da Diyarbakır'dan yayın yapabilecek ve Türk hükümetinin de desteğiylekurulmuş birçok Kürtçe yayın yapan televizyon kanallarından biri olacaktır.
RojTv'nin Türkiye içinde ve dışında milyonlarca seyircisi olduğu bilinen birgerçektir. Tv kanalının yayın politikasının ya da programlarının içerik veargümanlarını benimseyip benimsememek bir tartışma konusu olabilir. Serbestbilgi ve fikir dolaşımının siyasal tartışmaları besleyen ana damar olduğu gözönüne alındığında bu konular her zaman ve açıkça tartışılmalıdır da. Fakat RojTv'nin kapatılması Türkiye'de hakikatli bir çoğulcu ve demokratik yaşam inşaedilmesi yönündeki çabalarımıza bir katkıda bulunmayacaktır. Mevcut siyasaldurumda, Roj Tv'nin Avrupa demokratik medeniyetinin mihenk taşlarından biriolan fakat henüz Türkiye'de tam olarak sağlanamamış ifade özgürlüğününgelişmesi yolunda yapıcı ve olumlu bir çabayı temsil ettiğine inanıyoruz.
Türkiye'degerçek bir demokratik hayatın yeşerebilmesi için, Roj Tv'nin sesisusturulmamalıdır. Bu, yerel yönetimler düzeyinde temsil ettiğimiz insanlarınsamimi ve ortak talebidir. Bu sesin ortadan kaldırılması demokrasi, insanhakları ve demokratik medeniyetin temel özgürlükleri için verilen mücadeledeönemli bir mekanizmanın kaybedilmesi anlamına gelecektir.
Saygılarımızla.'
Dosyaiçeriğinden, Danimarka'dan yayın yapan ROJ TV'nin terör örgütünün güdümündefaaliyet gösterdikleri gerekçesiyle İngiltere ve Fransa tarafından yayınlisansları iptal edilen MED TV ve MEDYA TV'nin devamı niteliğinde bir yayınkuruluşu olduğu, ROJ TV yönetim kurulu başkanı Abdullah Hicap'ın PKK/KONGRA-GELterör örgütünün yürütme kurulu üyesi bulunduğu anlaşıldığından, ROJ TV'nin PKKterör örgütünün yayın organı olduğu konusunda hiçbir şüphe kalmamaktadır. Sözkonusu TV'nin bilinen bu özelliğine rağmen DTP'li Belediye Başkanlarının butelevizyona sahip çıkmaları ve bu amaçla bir araya gelip mektup yazmaları veeylemin davalı parti yöneticileri tarafından uygun görülmesi, davalı parti ilePKK terör örgütünün bağlantısını ortaya koymaktadır.
§- DAVALI PARTİNİN YÖNETİCİ VE ÜYELERİNİN EYLEMLERİ
İddianamedeeylemlerine yer verilen kişilerin davalı Parti üyesi olup olmadıkları YargıtayCumhuriyet Başsavcılığından sorularak, gönderilen liste ve belgelerden davalıParti üyesi oldukları belirtilen kişilerin eylemleri değerlendirmede esasalınmıştır.
1- AbdülkadirFırat, Halit Kahraman ve Mehmet Salih Sağlam'ın Eylemleri
Güvenlikkuvvetlerince öldürülen PKK teröristlerinin cenaze törenlerinde çıkan olaylaradestek olunması amacıyla eylemler yapılmasına yönelik terör örgütü tarafındaninternet aracılığıyla yapılan çağrılar üzerine harekete geçen DTP Ceylanpınarİlçe Başkanı olan Halit Kahraman, İlçe yönetim kurulu üyeleri Mehmet SalihSağlam ve Abdülkadir Fırat'ın 3.4.2006 tarihinde Ceylanpınar ilçe merkezindekepenk kapatma eylemine katılmayan esnafları tespit edip bu kişilere terör örgütününkepenk kapatılması hususundaki talimatlarını ileterek işyerlerinin kepenklerinikapatmaları konusunda uyardıkları, iş yerleri açık olan kişileri tehditettikleri ve bu esnada güvenlik kuvvetlerince suçüstü yakalandıkları, dosyadakibilgi ve belgelerden anlaşılmıştır.
DTPCeylanpınar ilçe başkanı ve ilçe yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıyan buşahısların, terör örgütünün kepenk kapatma yönündeki talimatının uygulanmasıyönünde çaba sarf etmeleri, kepenk kapatma eylemine katılmayan esnafları tespitederek onları işyerlerinin kepenklerini kapatmaları konusunda uyarmaları ve işyerleri açık olan kişileri ise tehdit etmeleri, bu kişilerin terör örgütü ilebağlantılarını ve işbirliğini ortaya koymaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda da, bukişilerin eylemi terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek suçu olarakkabul edilmiş ve sözkonusu Mahkemenin 28.11.2006 günlü, E.2006/58, K.2006/219sayılı kararıyla bu kişilerin TCK'nun 314/3. ve 220-7. maddeleri yollamasıylaaynı Yasa'nın 314/2., 61., 62/2. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca6 yıl 3'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
2- Ahmet Ay'ınEylemi
PKKterör örgütü elebaşısının zehirlendiği iddiaları üzerine örgütün yayınorganlarınca gösteriler yapılması çağrısına uyan Mersin'deki 150 ' 200 kişilikbir gurubun 'biji serok apo, HPG Mersin'e- biji Kürdistan ' Öcalan'sızyaşatmayacağız, Öcalan Öcalan' biçiminde terör örgütü ve lideri lehineKürtçe sloganlar atması ve terör örgütünü simgeleyen bez parçalarının taşınmasışeklinde gerçekleştirdiği yasadışı gösteri sırasında, DTP Mersin İl YönetimKurulu Üyesi olan Ahmet Ay'ın topluluğu yönlendirdiği ve slogan attırdığı,dosyadaki CD çözüm tutanakları, olay tutanağı, fotoğraflar ve izlenen CDgörüntülerinden anlaşılmıştır.
Bukişinin ayrıca, güvenlik kuvvetlerince terör örgütüne yönelik operasyonlardayakalanan ve adli makamlarca tutuklanan Emin Konar isimli şahsın üzerinde elegeçirilen 'Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Avrupa Konseyine, TürkiyeCumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına, TBMM Başkanlığına'hitaben yazılmış ve içeriğinde 'Ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistan'dasayın Abdullah Öcalan'ı siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum.'cümlesi bulunan toplu dilekçeyi de imzaladığı, dosyadaki belgelerdenanlaşılmıştır.
DTPMersin il yönetim kurulu üyesi olan Ahmet Ay'ın gerek terör örgütü liderininzehirlendiği iddiaları üzerine örgütün yaptığı eylem çağrısına uyarak yasadışıgösteriyi organize etmesi ve gerekse terör örgütü liderini siyasi önder olarakgördüğünü belirten dilekçeyi imzalaması, bu kişinin terör örgütüyle olanbağlantısını ve terör örgütü liderine bakış açısını ortaya koymaktadır.
Nitekim,Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişinineylemi 'terör örgütü adına suç işlemek' ve 'terör örgütünün propagandasını yapma'suçları olarak kabul edilmiş ve söz konusu Mahkemenin 9.6.2008 günlü veE.2007/93 sayılı kararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 2/2., 5. ve 7/2. maddeleriuyarınca sonuç olarak 6 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına kararverilmiştir.
3-Ahmet Türk'ün Eylemleri
a-18.1.2006 gününde Diyarbakır'da DTP Yöneticilerinin ve Belediye BaşkanlarınınKatıldığı Toplantıda Yaptığı Basın Açıklaması
18.1.2006tarihinde, DTP Genel Başkanı olan Ahmet Türk, Diyarbakır'da DTP yöneticilerininve belediye başkanlarının katıldığı toplantıda yaptığı basın açıklamasında, ''kalıcıbir barış ve çözümün gerçekleşmesi, silahların tamamen susması için oldukçayoğun çaba harcadığımız mevcut durumda sayın Öcalan üzerindeki tecridinağırlaştırılmasının toplumsal kaygıları çok daha derinleştirdiği görülmektedir'Türkiye'de silahlı güçlerin ülke dışına çıkarılmasında, 1999 yılındaTürkiye'nin AB'ye aday ülke statüsüne alınmasında ve genel olarak Kürtsorununun demokratik çözümünde sayın Öcalan'ın rolü bugün herkes tarafındankabul gören bir realitedir' Açıktır ki, tecridin ağırlaştırılması toplumdabüyük endişeye yol açmaktadır. 7 yıla yakın bir süredir tek kişilik İmralı özelcezaevinde tutulması yetmezmiş gibi, hem ulusal hem de uluslararası hukukunkendisine tanıdığı haklar bile maalesef kullandırılmamaktadır. İletişim vehaber alma hakkı yeterince tanınmadığı gibi ailesi ve avukatlarıylagörüştürülmemektedir. Son olarak verilen hücre cezasını bulunduğu yer dikkatealındığında hukuk ve insaf ölçüleriyle bağdaştırmak olanaklı değildir. Zatentek kişilik hücrede kalan Abdullah Öcalan'a bu cezasının nasıl verilebildiğianlaşılmamaktadır'' şeklinde ifadeler kullandığı, basın açıklaması metni,tutanak ve CD görüntülerinden anlaşılmıştır.
DTPGenel Başkanı sıfatını taşıyan Ahmet Türk'ün yaptığı basın açıklamasında, terörörgütü liderinin Kürt sorunu ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunda oynadığırolden takdirle söz etmesi ve terör örgütü liderinin kaldığı cezaevinde maruzkaldığı sorunları tecrit olarak nitelendirip bunu kamuoyuyla paylaşması, davalıParti'nin terör örgütü ve liderine siyasi ve ideolojik yönden bağlılığınıgöstermektedir.
Nitekim,Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda da AhmetTürk'ün bu sözleri suç ve suçluyu övmek suçu kapsamında görülmüş ve söz konusuMahkemenin 28.2.2007 günlü, E.2006/548, K.2007/49 sayılı kararı ile TCK'nun215/1 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
b-4.8.2007 Tarihinde TBMM'de Yeminler Yapılırken Meclis Bahçesinde NTV İsimliTelevizyon Kanalına Verdiği Röportajdaki Beyanları
22Temmuz 2007 seçimlerine bağımsız aday olarak girerek milletvekili seçilen vedaha sonra DTP'ye katılan Ahmet Türk, 4.8.2007 tarihinde TBMM'de yeminleryapılırken Meclis bahçesinde NTV isimli televizyon kanalına verdiği röportajsırasında ''şimdi mesele sorunu çözmekse benim etkili olabilecek birkonumda olmam lazım, yani birilerine işte kınıyorum, terörist dediğim zamanbenim ne etkim ne kadar kalır, sorunun çözümüne ne kadar katkım olur. Şimdibunları doğru tartışmak lazım'.biz gerçekten bu şiddetin, bu kanın durmasınıistiyoruz ama ne geliyor benimle pazarlıklar yapılıyor, gelin önce kınayındiyor, kınadıktan sonra benim ne etkim olur halk üzerinde'' şeklindebeyanda bulunduğu, CD çözüm tutanağı ile CD görüntülerinin izlenmesindenanlaşılmıştır.
DTPMardin milletvekili olan Ahmet Türk'ün yaptığı konuşmada, terör örgütününeylemlerini kınayamayacağını beyan etmesi ve bu kişinin milletvekili seçilmedenönce ve sonrasında davalı Partinin genel başkanlığı görevini ifa etmesi,kendisinin ve temsil ettiği davalı Partinin terör örgütü ile bağlantısınıgöstermektedir.
4-Ali Bozan'ın Eylemleri
a-15.2.2006 Gününde Yaptığı Basın Açıklaması
15.2.2006tarihinde Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan ülkemize getirilişini protesto etmekamacıyla DTP Mersin il yönetimi tarafından organize edilen gösteride il başkanıolan Ali Bozan tarafından topluluğa hitaben okunan 'Basına ve Kamuoyuna'başlıklı bildiride, ''15 Şubat sadece sayın Öcalan'a ve Kürtlere yönelikbir komplo değil, Türkiye halkları başta olmak üzere tüm Ortadoğu'ya dayatılanuluslararası bir komplodur'Milliyetçiliği kışkırtmak, bir halkın önderinitecritte ölüme mahkum etmek, linç kampanyaları düzenlemek, çözümsüzlükten başkabir şey değildir. Tecrite bir an önce son verilmesi ve sağlık kontrollerininciddiyetle yapılarak kamuoyuna açıklanması acil bir ihtiyaçtır'' şeklindeifadelere yer verildiği, bildirinin altında 'Demokratik Toplum Partisi Mersinİl Örgütü Adına DTP İl Başkanı Av. Ali Bozan' ibaresinin bulunduğu, dosyadakibelge ve tutanaklardan anlaşılmıştır.
DTPMersin il başkanı olan Ali Bozan'ın terör örgütü liderinin yakalanışınıprotesto etmek amacıyla yapılan gösteride okuduğu basın açıklamasında, PKKterör örgütü elebaşısı olan Abdullah Öcalan'dan 'Sayın Abdullah Öcalan'şeklinde söz etmesi, terörist başını bir halkın önderi olarak kabul etmesi,terör örgütü liderinin kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan cezasını 'tecritteölüme mahkûm edilmek' olarak nitelendirmesi ve bu açıklamayı davalı Partinin ilörgütü adına yapması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı Partinin PKKterör örgütü ve liderine olan yakınlığını ortaya koymaktadır.
NitekimMersin 3. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininyukarıda belirtilen sözleri nedeniyle 20.3.2008 günlü, E.2006/460, K.2008/450sayılı kararıyla mahkumiyetine karar verilmiştir.
b-İntihar Ederek Ölen Mehmet Alkan Adlı TeröristinCenazesinin Teslim Alınması Sırasında Yaptığı Konuşma
DTPMersin il başkanı olan Ali Bozan'ın cezaevinde intihar ederek ölen Mehmet Alkanadlı teröristin cenazesinin Mersin Tıp Fakültesinde yapılan otopsisininardından ailesine verilmek üzere ambulansa konulduğu sırada orada toplanan ve'şehit namırın, güneşin yoldaşı ölümsüzdür' şeklinde sloganlar atan topluluğahitaben yaptığı konuşmada, ''Mehmet Alkan isimli arkadaşımız dün MersinKapalı Cezaevinde kendisini feda ederek şehadet mertebesine ulaşmıştır''biçiminde beyanda bulunduğu, dosyadaki CD çözüm tutanağından anlaşılmıştır.
DTPMersin il başkanı olan Ali Bozan'ın kendisiyle hiçbir akrabalık bağı bulunmayanbir teröristin cenazesine sahip çıkması ve bu terörist için 'şehit' tabirinikullanarak onun terörist eylemlerini kutsaması, terör örgütü mensuplarının veeylemlerinin haklı görüldüğünün açık bir ifadesidir.
Nitekim,Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininbelirtilen sözleri suçluyu övme suçu kapsamında değerlendirilmiş ve söz konusuMahkemenin 6.12.2007 günlü, E.2006/223, K.2007/174 sayılı kararıyla TCK'nun215. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasınınertelenmesine karar verilmiştir.
5-Aydın Budak'ın Eylemleri
a-14.1.2006 Gününde Memu-Zin Kültür Merkezinde Yaptığı Konuşma
CizreBelediye Başkanı olan Aydın Budak'ın 14.1.2006 tarihinde, Memu-Zin KültürMerkezinde yaptığı konuşmada ''ve milyonlarca Kürdün siyasal iradesi olanÖcalan'ı hücre hapsi cezasıyla cezalandırıyor, ailesi ile görüştürmeme kararıalıyor, sayın Başbakanım kürt sorununu böyle mi çözeceksin, ama bilin ki Kürtlersizin bu kirli oyununuzun farkındadır, bunu başaramayacaksınız vebaşaramayacaksınız. Sonunda Kürt iradesi galip gelecek, Türkiye'de demokratikCumhuriyetin gerekleri yerine getirilecek''şeklinde sözler söylediği,dosyadaki CD çözüm tutanağından anlaşılmıştır.
DTP'liCizre Belediye Başkanı olan Aydın Budak'ın terör örgütü liderinden Kürtlerinsiyasal iradesi olarak söz etmesi ve bu kişinin cezaevinde maruz kaldığımuameleler konusunda eleştirilerde bulunması, davalı Parti mensuplarının terörörgütü ve liderine karşı olan yakınlıklarını ortaya koymaktadır.
Nitekim,Cizre Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininbelirtilen sözleri, örgütün ve amacının propagandasını yapma suçu olarak kabuledilmiş ve söz konusu Mahkemenin 9.6.2006 gün ve 2006/100-440 sayılı kararı ileTCK'nun 220/8-1. maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
b-16.6.2006 Gününde Cizre Belediyesi Tarafından Organize Edilen Etkinlikte SarfEttiği Sözler
DTP'liCizre Belediye Başkanı Aydın Budak'ın 16.6.2006 tarihinde Belediye tarafındanorganize edilen 'Cizre'de Kültür ve Sanat Günleri' konulu etkinlikte topluluğahitaben yaptığı konuşmada ''eğer bu Kürtler isyancı olmuşlarsa, dağaçıkmışlarsa, suçlu buluyorsanız, bu suçun teşvikçileri de 80 yıldır bütünhükümetlerin suçudur' gerçek Kürtlerin kabul ettiği liderlerine veyahut dainsanlarını muhatap almadan bu sorunun çözülemeyeceği ortadadır, onlarca vepişmanlık yasalarıyla kimleri getirdiniz, kimleri dağdan indirdiniz, amaİmralı'dan gelen bir çağrı ile Şemdinli'den gelen bir grup teslim oldu'maalesef Türkiye bunları idamla yargıladı, oysa onlar barışın elçileriydi'mademki yasalarınızla kimseyi dağdan indiremediniz, İmralı çağrısı ileinebiliyorlarsa İmralı'yı muhatap almak zorundasınız'' şeklinde beyandabulunduğu, dosyadaki CD ve CD çözüm tutanaklarından anlaşılmıştır.
DTP'liCizre Belediye Başkanı olan Aydın Budak'ın yaptığı konuşmada dağlarda bulunanteröristlerin isyancı olmalarının haklı bir nedene dayandığını, terör örgütüliderinin Kürtler tarafından lider kabul edildiğini ve bu kişinin devlettarafından muhatap alınması gerektiğini ifade etmesi, terör eylemlerinin meşrugörüldüğünün ve terör örgütü liderinin kendisi tarafından da lider olarak kabuledildiğinin açık bir göstergesidir.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininbelirtilen sözleri terör örgütünün propagandasını yapma suçu kapsamında kabuledilmiş ve söz konusu Mahkemenin 20.5.2008 günlü, E.2007/372, K.2008/220 sayılıkararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
c-21.3.2007 Gününde Açık Havada Kalabalığa Hitaben Yaptığı Konuşma
DTP'liCizre belediye başkanı Aydın Budak'ın 21.3.2007 tarihinde Cizre'de yapılanNevruz Kutlamaları sırasında kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada, 'Herşeyden önce diyoruz ki; merhaba İmralı, Nevruz bayramın kutlu olsun' Merhabadirenişin kalesi Cizre-Botan Nevruzun kutlu olsun 'hepimizin bildiği gibiİmralı'da bir zehirlenme vardır. Üç devletin, üç Avrupa devletinin yaptığıtahlillerle böyle bir iddiayı ortaya koydular. Türkiye Adalet Bakanı cevabında;doktorlarını ve hiçbir şeyini adaya göndermeden' biz istiyoruz ki yalanlarortaya çıksın. Kaç günden beri Türkiye Adalet Bakanı, Türk doktorlarının daraporlarını bu millete açıklamaya cesaret edememiştir. Biz istiyoruz kiyalancılar bir an önce ortaya çıksınlar. Türkiye Adalet Bakanı mı yalansöylüyor, yoksa İmralı'nın avukatları mı yalan söylüyor'.... Bugün askerlerinibu hudutlara, Irak sınırına yürüterek Zagros'lara, Kerkük'lere gitmekistiyorlar ve PKK'yı yok ekmek istiyorlar. Saddam'ın kimyasalları yok edemedi.Amed zindanlarıyla Kürtleri yok edemediler Bugün istiyorlar ki zehirlenmelerle,silahlarla, PKK'yı yok etsinler. Farz edelimki PKK'yı yok ettiler' Biz bugün soruyoruz. Üç buçuk milyon insan 'Sayın Öcalanirademizdir' demiştir, bu insanlara ne yapacaksınız' Bugün, milyonlarca insan,milyonlarca Kürtler bu meydanlarda ve Kürt şehirlerinin meydanlarındakimilyonlarca insanı ne yapacaksınız' Bunları da imha edebilecek misiniz'Yapamazsınız. Seksen yıldır, seksen yıldır bu insanları Türkleştirmekistediniz. Yapamadınız. Bugünden sonrada yapamayacaksınız. En büyük çaremiz, enbüyük çaremiz; gelin bu tür şeyleri bırakalım Bu oyunları, bu zehirlenmeleribırakalım. Bu kavgayı bırakın. İmralı'nın zehirlenmesi Kürt-Türk kardeşliğininzehirlenmesidir. Hiç kimsenin Türk ve Kürt kardeşliğine böyle çirkinlik vekötülük yapma hakkı yoktur' şeklinde beyanda bulunduğu, dosyadakibilirkişi raporları, konuşma çözüm tutanağı ve olay tutanağından anlaşılmıştır.
DTP'liCizre Belediye Başkanı olan Aydın Budak'ın konuşmasında PKK ile Kürt halkıarasında bir bağ olduğunu, terör örgütü liderinin milyonlarca insan tarafındansiyasal bir irade olarak kabul gördüğünü ifade etmesi ve güvenlik kuvvetlerincePKK'ya yönelik mücadeleyi örgütün yok edilmesine yönelik eylemler olarakgörmesi, terör örgütü ve liderine olan yakınlığını göstermektedir.
Nitekim,Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininbelirtilen sözleri terör örgütünün propagandasını yapmak suçu kapsamındagörülmüş ve söz konusu Mahkemenin 25.3.2008 günlü, E. 2007/233, K. 2008/87sayılı kararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. maddesi uyarınca iki yıl altı ayhapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
6-Ayhan Karabulut'un Eylemi
Batmanil merkezinde 29-30.3.2006 tarihleri arasında dağıtılan Batman Demokratik Halkİnsiyatifi adına düzenlenmiş bildiride, güvenlik kuvvetlerince 24.3.2006tarihinde yapılan operasyonlar sonucunda 14 PKK militanının öldürülmesiniprotesto etmek amacıyla esnafın kepenk kapatmaya, işçi ve memurların işidurdurmaya, öğrencilerin okulları boykot etmeye, halkın da kitlesel olarak DTPmerkez ilçe binası önünde 30.3.2006 günü saat 10:00'da yapılacak olan basınaçıklamasına davet edildiği, bildirinin altında '14'ler Amed'in onurudur,onuruna sahip çık! Batman Demokratik Halk İnsiyatifi' ibaresinin yeraldığı,aynı çağrınınterör örgütünün internet sitelerinde ve televizyonkanallarında da yapıldığı, DTP Batman il başkanı olan Ayhan Karabulut'un29.3.2006 tarihinde örgütün yayın organı olan ROJ TV adlı yurtdışından yayınyapan televizyon kanalında halkı 30.3.2006 gününde DTP il binasından AKPbinasına kadar yapılacak olan sözde demokratik tepkiyi dile getirme yürüyüşünedavet ettiği, 30.3.2006 gününde gerçekleştirilen yürüyüş sırasında yasadışıörgütün sözde bayraklarının taşındığı, yasadışı örgütü ve liderini övücümahiyette pankart ve fotoğraf baskılı posterlerin bulunduğu, bazı kişilerintanınmamak için yüzlerini maske ile kapattıkları, DTP il başkanı Ayhan Karabulut'unda yasadışı gösteriye katılanların en önünde bulunduğu, terör örgütününduyurularına uymayarak işyerlerini açan esnafın dükkânlarının ve bankalarıngöstericilerce zarara uğratıldığı, bildiri metni ile dosyadaki CDgörüntülerinden, CD çözüm tutanaklarından, fotoğraflardan ve tutanaklardananlaşılmıştır.
DTPBatman il başkanı olan Ayhan Karabulut'un, güvenlik kuvvetlerince PKKteröristlerinin öldürülmesi olayının protesto edilmesine yönelik terörörgütünün yaptığı çağrıya uyarak yapılan yasadışı gösteriye katılması, hattakendisinin terör örgütünün yayın organı olan ROJ TV'den bu çağrıyı yinelemesive yasadışı gösterinin başlangıç noktasının DTP il binası olarak belirlenmesi,bu kişinin ve dolayısıyla davalı Parti'nin PKK terör örgütüyle bağlantısınıortaya koymaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişininyukarıda belirtilen eylemi PKK silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikteörgüt adına bilerek ve isteyerek suç işleme suçu kapsamında görülmüş ve sözkonusu Mahkemenin 31.12.2007 günlü, E. 2007/292, K. 2007/501 sayılı kararıylaTCK'nun 314/3. ve 220/6. maddelerinin yollamasıyla aynı Yasa'nın 314/2, 62. ve3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
7-Aysel Tuğluk'un Eylemleri
a-16.5.2006 Gününde Yapılan DTP Batman İl Başkanlığının 1. Olağan Genel KuruluToplantısında Yaptığı Konuşma
16.5.2006tarihinde yapılan DTP Batman il başkanlığının 1. Olağan Genel Kurulutoplantısına katılan DTP Genel Başkan Yardımcısı olan Aysel Tuğluk'un yaptığıkonuşmada, ''sayın Başbakan diyor ki, PKK'yı terörist ilan edin sizinlegörüşelim, biz PKK'yı terörist ilan etsek de bu sorun çözülmez, sizin teröristolarak nitelendirdiğiniz insanlar kimine göre kahramandırlar. Bizim barıştaleplerimize karşın sınıra askerler yığıldı, Abdullah Öcalan'a teröristdiyerek halkın karşısına çıkamayız, kürt halkı tercihini demokratik mücadeledeortaya koydu, ama bir halka kendi dilini bile özgürce geliştirme hakkıtanımazsanız bu politikanız şiddete zemin sunar'' şeklinde ifadelerkullandığı dosyadaki, CD ve bunların çözüm tutanaklarına dayanılarak hazırlananDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 29.11.2006 günlü ve 2006/633 sayılıiddianamesinden anlaşılmıştır.
DTPGenel Başkan Yardımcısı konumunda bulunan Aysel Tuğluk'un PKK teröristlerininbazı kesimlerce kahraman olarak kabul edildiklerini ve bu nedenle terör örgütüliderine karşı terörist diyerek halkın karşısına çıkamayacaklarını ifadeetmesi, davalı Parti'nin üst yönetiminin PKK terör örgütü ve liderineyakınlığını ortaya koymaktadır.
b-11.12.2006 Gününde Doğubayazıt İlçesinde Partisince Düzenlenen Açık HavaToplantısında Yaptığı Konuşma
DTPgenel başkan yardımcısı Aysel TUĞLUK'un 11.12.2006 tarihinde Doğubayazıtİlçesinde partisince düzenlenen 'Barış Mitingi'nde yaptığı konuşmada, ''Değerlihalkımız seksenbeş yıldır anti demokratik yasak rejimlerle yönetilen bu ülkedeen büyük zulüm Kürtler üzerinde uygulandı. Ancak Kürt sorununu sizleryaratmadınız, bizler yaratmadık. Kürt sorunu Cumhuriyetin kuruluşundan itibarenönümüzde durdu. Biz sadece bu sorunun çözümü çabasına girdik. Biz müthiş birgüç dengesizliği içerisinde Kürt halkı kendi kimliği, kendi kültürü, kendionuru için direnmek durumunda kaldı'Yıllarca süren savaş Kürt halkına da Türkhalkına da çok şeyler kaybettirdi' şimdi karşımızda bir fırsat var. PKK ateşkesilan etti, demokratik çözümlere, barışçıl çözüme hazır olduğunu ifade etti, DTPolarak biz bu yöndeki iradeyi önemli buluyoruz. Peki, soruyoruz seksenbeşyıldır Kürtleri inkar edenler hain diye, bölücü diye neredeyse Türk halkıyladüşman haline getirmek isteyenler çözüme hazırlar mı' Değerli halkımız,görüyoruz ki çözüme hazır değiller. Halen operasyonlar devam ediyor, halendağlarda kardeşlerimiz yaşamlarını kaybediyor, halen tecrit devamediyor'Kürtleri görmezseniz, seçeneksiz bırakırsanız, işte o zaman çirkin birbölünme sorunu ile karşı karşıya kalırsınız. Kürtler artık uluslararası alandastatü kazanmaya başlamışlardır. Halen demokratik çözüm şansı sürüyorsa şiddetikörükleyerek ayrılıkçığa zorlamanın vebali kaldırılamayacak kadar ağırolacaktır'' şeklinde ifadeler kullandığı, konuşmasının sık sık topluluktarafından atılan 'biji serok Apo, baskılar bizi yıldıramaz' biçimindekisloganlarla kesildiği, dosyadaki olay tutanağı, CD ve CD çözüm tutanaklarındananlaşılmıştır.
DTPgenel başkanı yardımcısı Aysel Tuğluk'un partisinin ilçe teşkilatı tarafındandüzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, PKK terör örgütünün yaptığı eylemleriKürt halkının kendi kimliği, kültürü ve onuru için yaptığı bir direniş ve savaşolarak gördüğünü ve Kürtlerin görmezden gelinmesi durumunda şiddetin vebölünmenin gerçekleşeceğini ifade etmesi ve dağlarda bulunan terör örgütüüyelerinden kardeş olarak söz etmesi, davalı Parti'nin genel başkan yardımcısısıfatını taşıyan bu kişinin terör örgütünün eylemlerini meşru olarak gördüğününve terör örgütü üyelerini terörist olarak kabul etmediğinin açık göstergesidir.
c-21.3.2007 Gününde Van İlinde Düzenlenen Nevruz Mitingi Sırasında YaptığıKonuşma
DTPGenel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un söz konusu miting sırasında yaptığı konuşmada,''Sevgili halkımız, saygıdeğer halkımız, çok tehlikeli oyunlar oynanıyor,sayın Öcalan, evet evet sevgili halkımız, saygıdeğer halkımız sayın Öcalan'ınzehirlenmesi yönündeki iddialara karşı hükümetin, Adalet Bakanlığının yaptığı,açıkladığı raporlar, halkımızı, kamuoyunu tatmin etmemiştir. Evet sayın Öcalanbir kez daha söylüyoruz sayın Öcalan sıradan biri değildir ve İmralı'daDevletin koruması altında olması gereken birisidir. Kürt sorunu konusundasavunduğu fikirler geniş kesimler tarafından kabul görmektedir'' şeklindeifadeler kullandığı, DTP Van İl ve İlçe teşkilatlarının da aralarında bulunduğubazı sivil toplum örgütlerinin katılımıyla yapılan miting sırasında PKK terörörgütü liderinin ve diğer örgüt üyelerinin resimlerinin bulunduğu pankartlarınaçıldığı, terör örgütünün sözde bayraklarının açıldığı ve kalabalık tarafından'biji serok Apo, dişe diş seninleyiz Öcalan, Apo'ya uzanan eller kırılsın,barışta savaşta seninleyiz Öcalan, PKK halktır halk burada, Öcalan siyasiirademizdir, Aposuz dünyayı başınıza yıkarız' biçiminde sloganlar atıldığıdosyadaki olay tutanağı, memur izlenim raporu ve hükümet komiseri raporundananlaşılmıştır.
DTPGenel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un terör örgütünün ve liderininpropagandasının yapıldığı bir mitinge dönüşen açık hava toplantısı sırasındayaptığı konuşmada, terör örgütü elebaşısının fikirlerinin geniş kitlelertarafından kabul gördüğünü beyan etmesi, bu kişinin ve genel başkanyardımcılığını yürüttüğü davalı Parti'nin terör örgütü liderine olan yakınlığınıgöstermektedir.
8- Bedri Fırat'ınEylemi
DTPErzurum İl Başkanı olan Bedri Fırat 17.2.2006, 8.3.2006 ve 20.3.2006tarihlerinde yaptığı konuşmalarda ülkede barışın tesis edilebilmesi için genelsiyasi affın çıkarılması, Abdullah Öcalan'a uygulandığını iddia ettiği tecridinkaldırılması, İmralı'nın müze haline dönüştürülmesi, Roj TV'ye yönelikeleştirilerin kınanması, Kürt halkı üzerinde sürekli baskı olduğu, Kürt kanıdökenlerin bu kanda boğulacakları yönünde beyanlarda bulunduğu, ayrıca kendiniyakarak intihar eden Viyan-Soran (K) Leyla Velihasan isimli PKK örgüt üyesininanısına saygı duruşunda bulunup 'biji serok Apo' sloganları attığı ve çalışmamasasının üzerinde Abdullah Öcalan'ın resminin bulunduğu, dosyadaki belgeler vesanığın ikrarlarından anlaşılmıştır.
DTPİl Başkanı olan Bedri Fırat'ın yukarıda belirtilen eylem ve beyanlarıyla terörörgütü ve liderinin propagandasını yaptığı ve terör örgütüyle olan bağınıortaya koyduğu açıktır.
Nitekim,Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda da bu kişinineylem ve beyanları PKK terör örgütünün propagandasını yapma suçu kapsamındagörülmüş ve söz konusu Mahkemenin 27.7.2006 günlü, E.2006/59, K.2006/98 sayılı kararıylaTCK'nun 3713 sayılı Yasa'nın 7/2 ve TCK'nun 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
9-Cemal Kuhak'ın Eylemi
14.3.2007gününde güvenlik makamlarına yapılan bir ihbar üzerine DTP Tunceli il yönetimkurulu üyesi olan Cemal Kuhak'ın evinde yapılan yasal aramada; bir adet sol üstköşesinde PKK-KONGRA/GEL terör örgütünün sözde bayrağının bulunduğu ve üzerinde'Cemal arkadaş bölgede ortaya çıkan siyasi durum kürtlerin hem bölge çapında hemde tek tek ülkelerin siyasal, sosyal dengelerini yeniden kurulmasında önemlirol oynayacağını göstermektedir. Demokrasinin gerçekleşmesinde tabanınzorlanması her zaman belirleyici olmuştur.Demokrasi tarihi bu şekildeyazılmıştır. Kimi zaman halk kalkışmalarına kadar varan eylemlere kimi zaman dapasif eylemliklerle tabanın açığa çıkan tepkilerini örgütlendirmesiylegerçekleştirmiştir. Yeni bir döneme giriyoruz, bu yeni dönemin siyasal,örgütsel ve eylemsel karakteri anlaşılmadan yapılacak tüm çalışmalar önümüzdekisüreci karşılamayacaktır. Kuzeydeki arkadaşlar Haydar arkadaşla seni eylemselgüç içinde kullanırlarsa daha faydalı olacaktır. Özellikle Nevruzda sizdenDersim alanında ses getirecek bir eylem bekliyoruz. Bu nevruz önderliğinsahiplenilmesi ve serhildanların yükseltilmesi adına çok önemli. Alişan arkadaşözgür yurttaş çalışmalarında boş olan alanlardaki örgütlenme faaliyetlerinibizzat yönlendirsin. Devrimci selam ve saygılarla KKK/TM YÜRÜTME KONSEYİ ATAKAN' yazılı not, bir adet Özgür Yurttaş çalışma kılavuzu, bir adet AbdullahÖcalan'ın yazdığı 'Seçme Yazılar' kitabı ile bir adet Abdullah Öcalan'ın 'NasılYaşamalı' isimli kitapların ele geçirildiği, bu kişinin adli makamlar önündeverdiği ifadelerde de PKK'nın yan örgütlerinden olan 'Özgür YurttaşHareketi'nin üyesi olduğunu beyan ettiği, dosyadaki belgeler ve tutanaklardananlaşılmıştır.
DTPTunceli il yönetim kurulu üyesi olan Cemal Kuhak'ın evinde ele geçirilen, PKKterör örgütünün bu kişiye verdiği talimatları içeren örgütsel dökümanlar ilesöz konusu kişinin PKK'nın yan örgütü olduğu güvenlik birimlerince de kabuledilen 'Özgür Yurttaş Hareketi'nin bir üyesi olduğunu kabul etmesi, anılankişinin terör örgütüyle olan organik bağını ortaya koymaktadır.
Nitekim,Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişinineylemi terör örgütü üyesi olmak suçu kapsamında değerlendirilmiş ve söz konusuMahkemenin 26.6.2008 günlü, E.2007/66 ve K.2008/125 sayılı kararıyla TCK'nun314/2. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
10-Deniz Yeşilyurt'un Eylemi
DTPkurucu üyesi olan Deniz Yeşilyurt'un;
-12.2.2006 gününde İstanbul ili Bağcılar ilçesinde terör örgütü yandaşlarınınyaptığı yasadışı gösteriye başında bere ve yüzü kapatılmış şekilde katılarak'Öcalan Öcalan, biji serok Apo, PKK halktır halk burada, Öcalan'sız dünyayıbaşınıza yıkarız' şeklinde slogan attığı ve molotof kokteyli attığı,
-19.3.2006 gününde İstanbul ili Zeytinburnu ilçesinde gerçekleştirilen Nevruzetkinliklerinde, terör örgütünün bayraklarının açıldığı grup içinde olduğu veterör örgütü lehine sloganlar attığı,
-23.3.2006 gününde İstanbul ili Küçükçekmece ilçesinde PKK terör örgütüyandaşlarınca gerçekleştirilen yasadışı gösteriye katılarak, molotof kokteylive yakmak için lastik temin ettiği,
dosyadakifotoğraflar, CD görüntüleri ve tutanaklardan anlaşılmıştır.
DTPKurucu üyesi olan Deniz Yeşilyurt'un söz konusu eylemleri, terör örgütüyle olanorganik bağını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim, İstanbul 12. Ağır CezaMahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişinin eylemleri terör örgütüüyesi olmak suçu kapsamında değerlendirilmiş ve söz konusu Mahkemenin 18.6.2008günlü, E. 2006/94, K. 2008/171 sayılı kararıyla TCK'nun 314/2. ve 3713 sayılıYasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasınakarar verilmiştir.
11- Fehtah(Fettah) Dadaş'ın Eylemi
DTPKaraçoban ilçe başkanı Fehtah Dadaş ve yeğeni Ersin Dadaş'ın terör örgütüelemanları ile irtibat kurarak onların gıda, telefon kontörü ve ilaçihtiyaçlarını temin ettikleri, bu konuda maddi kaynak yaratmak için FehtahDadaş'ın parti bünyesinde bir fon oluşturduğu, dosyadaki yasal telefon dinlemekayıtları ve diğer belgelerden anlaşılmıştır.
DTPKaraçoban ilçe başkanı Fehtah Dadaş'ın terör örgütü üyesi olduğu ve söz konusueylemleriyle terör örgütüne lojistik destek sağladığı açıktır.
Nitekim,Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda da bu kişinineylemi terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında değerlendirilmiş ve söz konusuMahkemenin 12.12.2006 günlü, E. 2006/128, K. 2006/175 sayılı kararıyla TCK'nun220/7. ve 314/3. maddeleri yollamasıyla aynı Yasa'nın 314/2., 62. ve 3713sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmalarına karar verilmiş ve söz konusu karar Yargıtay 9. CezaDairesinin 3.7.2007 günlü, E. 2007/5764, K. 5840 sayılı ilamı ile onanarakkesinleşmiştir.
12-Ferhan Türk'ün Eylemi
PKKterör örgütü liderinin kaldığı cezaevinde sistematik olarak zehirlendiğiiddiaları ve bazı DTP il başkanlarının tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla10.3.2007 günündeDTP Mardin il örgütü tarafından organize edilen toplantıda,kalabalığa hitaben il başkanı Ferhan Türk tarafından okunan 'Basına veKamuoyuna' başlıklı bildiride, ''Yine ülkemizin iç barışını bozmak isteyenKürt-Türk çatışmasını başlatmak isteyen uluslararası komplocu güçler, üç buçukmilyon insan tarafından siyasi irade olarak kabul edilen Kürt halk önderi sayınAbdullah Öcalan bir komplo sonucu Türkiye'ye getirilmiştir. ..Sayın Öcalan'ınkimyasal maddelerle zehirlendiği resmi tahlil sonuçları avukatlar tarafındanbasın açıklamasıyla duyurulması Kürt halkını ciddi olarak kaygılandırmış olup,bir iç çatışma ve çözümsüzlük ve kaosu beraberinde getireceği açıktır'sayınÖcalan'ın sağlık durumunun netleşmesi için en kısa zamanda, hem dünya kamuoyuhem de Kürt halkının rahatlaması için bağımsız bir doktor heyetinin tamteşekküllü bir hastanede kontrol edilip sağlık durumunun netleşmesigerekmektedir'' şeklinde ifadelere yer verildiği, toplantıya katılan diğerkişilerce de 'Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız' şeklinde slogan atıldığı,dosyadaki belge ve tutanaklardan anlaşılmıştır.
DTPMardin İl Başkanı olan Ferhan Türk'ün PKK terör örgütü liderinin kaldığıcezaevinde sistematik olarak zehirlendiği iddiaları üzerine Mardin'de yasadışıbir gösteriyi organize etmesi, İl örgütü adına okuduğu basın bildirisinde, kürthalkının PKK terör örgütü liderini siyasal irade olarak kabul ettiğini beyanetmesi, terör örgütü liderinden 'Kürt halk önderi' olarak söz etmesi, bukişiyle il başkanı olduğu davalı Parti ile terör örgütü arasındaki bağlantıyıortaya koymaktadır.
13-Hadice (Hatice) Adıbelli'nin Eylemi
Terörörgütünün kırsal alandaki faaliyetlerine katılmak üzere Van iline gelen Ademadlı kişinin Van'da irtibata geçeceği şahısla irtibat kuramaması üzerineİstanbul'daki irtibatı Araş isimli şahıs aracılığı ile Van DTP Teşkilatınayönlendirildiği, burada adı geçen şahsı DTP Van il yöneticisi olan HadiceAdıbelli'nin karşılayıp Ali isimli bir şahısla bu şahsın evine gönderdiği, buşekilde gizliliği sağladıkları ve ertesi gün Başkale dolmuşlarına binmesinintemin edildiği Adem'in soruşturma aşamalarında alınan beyanları, 17.12.2006tarihli dosya inceleme ve yüzleştirme tutanağı, soruşturma evrakı ile dosyakapsamından anlaşılmıştır.
Van3. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.12.2008 günlü, E.2007/111 ve K.2008/447 sayılıkararıyla Hadice Adıbelli'nin PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün kırsal alandakikamplarına katılmak üzere İstanbul ilinden Van'a gelen sanık Adem'e yer teminetmek sureti ile PKK/KONGRA GEL örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmeksuçunu işlediği sonucuna varılarak 5237 sayılı TCK'nun 314/3., 220/7., 62/1. ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddeleri ile 6 yıl 3 ay hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
DTPVan il yöneticisi olan Hadice Adıbelli'nin yerel mahkemece de sabit görüleneylemi doğrudan, bilerek ve isteyerek terör örgütüne yardım etmek şeklindegerçekleşmiştir. Yardıma ilişkin somut olaylar mahkeme kararında ayrıntılarıylaaçıklanmıştır. Adı geçen şahsın sıfat ve pozisyonu, eylemin ağırlık ve etkilerigözetildiğinde iddianamede belirtilen bu eylem DTP il teşkilatının yönetimindebulunan bu şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü veeylemleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.
14- HüseyinBektaşoğlu'nun Eylemleri
DTPErzincan il başkanı olarak görev yapan Hüseyin Bektaşoğlu'nun, usulüne uygunolarak alınan iletişimin tespiti ve dinlenilmesi kararları uyarınca telefongörüşmelerinin dinlenildiği, bu hususa ilişkin dosyada mevcut iletişimintespiti tutanağının tanzim edildiği, adına kayıtlı ve kendisi tarafındankullanılan '0535 232 .. ..' no'lu iletişim aracının usulüne uygun olarakdinlenilmesi sonucunda 34 kayıt sırasındaki iletişim tespit tutanağındananlaşıldığı üzere, 24/10/2005 ve 22/12/2005 tarihlerinde PKK terör örgütü üyesiBülent Kudiş ile görüştüğü, aynı telefon numarasıyla Dicle haber ajansıyetkilisiyle 21/03/2006 tarihinde yaptığı nevruz kutlamasıyla ilgili konuşmayıaktardığı, '7 yıldan beri İmralı cezaevinde bulunan sayın AbdullahÖcalan'ın barış çağrısına yanıt verilmesi gerektiği' şeklinde beyandabulunduğu, Erzincan DTP İl başkanlığına ait '0446 224 .. ..' numaralı telefonile PKK terör örgütü üyeliğinden yakalanan ve İstanbul'dan Erzurum'a getirilenHamza Bulut isimli suçlunun durumuna ilişkin Avukat Necati Güven ile görüştüğüve durumunu takip ettiği, yine sanığın aynı telefon numarasıyla 09/12/2006tarihinde Erzincan Eğitim-Sen başkanı ile görüştüğü, Erzincan'da bir demokrasiplatformunun oluşturulması bu savaşa karşı bir önlem alınması, işte birlik veberaberliğin sağlanması açısından böyle bir platformun oluşturulmasının gerekliolduğuna dair genelge geldiğini belirttiği, yine aynı telefon numarasıyla04/10/2006 tarihinde Diyarbakır Dicle haber ajansıyla görüştüğüve terörörgütünün almış olduğu ateşkes kararı üzerinde Erzincan DTP il başkanlığıyönetim kurulu olarak görüşme yaptıkları, 18/09/2005 tarihinde Van Başkalekırsalında güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girip öldürülen GürbüzDişkıran'ın Erzincan'da bulunan babası İsmail Dişkıran'ın yanına giderek öldürülenteröristin cenazesinin Elazığ'dan Erzincan'a getirilmesi için yardımcıolabileceğini, bu nedenle Elazığ İnsan Hakları Derneği ile görüşebileceğinisöylemesi üzerine, İsmail tarafından terslendiği, İsmail'in 'çocuklarımızsizin yüzünüzden ölüyor' demesi üzerine, 'kimse zorla dağaçıkmamıştır, herkes gönüllü gitmiştir' şeklinde beyanda bulunduğu, DTP ilbaşkanı sıfatıyla güvenlik güçlerince terör örgütü mensubu olarak dağda bulunanve kayıtlara geçmiş olan kişilerle görüşme yaptığı, terör örgütü elebaşı olduğubilinen ve terör örgütü yöneticiliği ve ülke topraklarını ayırmaya kalkışmasuçundan hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan ve cezasını infazetmekte olan Abdullah Öcalan'dan sayın diyerek bahsedip, Öcalan'a tecrituygulanarak toplumsal barışın sağlanamayacağını beyan ettiği, terör örgütü ilegüvenlik güçlerine ateşkes yapmasını isteyen açıklamalarda bulunduğu, terörörgütü mensuplarından gerilla diye bahsettiği, sanığın ölen teröristlerincenazelerinin defnedilecekleri yerlere taşınmaları işini organize ettiği,ayrıca PKK mensubu teröristlerin yakalandıklarında onların davalarının hukukisurecini takip ederek yardımcı olmaya çalıştığı, terör örgütünün yayın organıolduğu kabul edilen dergi ve televizyonlarla irtibata geçerek açıklamalardabulunduğu soruşturma evrakı, olay ve görüşmelere ilişkin bilgilerin yeraldığıCD'lerden anlaşılmıştır.
ErzincanDTP İl başkanı Hüseyin Bektaşoğlu'nun etkin biçimde terör faaliyetlerinekarışan şahsın sıfatı, eylemlerinin ağırlık ve etkileri gözetildiğindeiddianamede belirtilen bu eylemlerin DTP İl teşkilatının başında bulunan buşahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü ve eylemleriarasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu görülmektedir.
Nitekim,Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, sanığın sabitkabul edilen eylemi silahlı terör örgütüne üye olmak suçu kapsamındadeğerlendirilerek, söz konusu Mahkemenin 14.12.2007 günlü, E. 2007/122, K.2007/190 sayılı kararı ile adı geçen kişinin TCK'nun 314/2, 3713 sayılıYasa'nın 5. ve TCK'nun 62. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
15- HüseyinKalkan'ın Eylemi
DTP'liBatman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan'ın, ABD'de yayımlanan Los Angeles TimesGazetesinin 30.5.2006 tarihli nüshasında yayımlanan haber ' röportajla ilgiliolarak Türkiye'de yayımlanan ulusal gazetelerde ve bazı internet sitelerindeyer verilen ''Şiddet en azından amacı olan bir eylem türüdür. Terör hiçbiramaç olmadan yapılır' PKK silah bırakmak istiyor ama onları eşkıya gibigöstermek istiyorlar. Benim hizmet ettiğim kentin % 80'i dağdakiler gibidüşünüyor' Diyarbakır ve Batman'daki olayların ardından 200 kadar genç dağaçıktı. Onlar bir amaç için dağa çıktılar' Abdullah Öcalanı kürt halkının lideriolarak görüyorum'söyledikleriyle milyonları peşinden sürükleyen bir liderdir'.'biçiminde beyanlarda bulunduğu soruşturma belgeleri, gazete küpürleri veinternet çıktılarından anlaşılmıştır.
Adıgeçen şahsın sıfat ve pozisyonu, eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğindeiddianamede belirtilen bu eylem adı geçen şahıs ve dolayısıyla mensububulunduğu parti ile terör örgütü ve eylemleri arasındaki ilişkiyi ortayakoymaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, söz konusuMahkemenin 24.1.2008 günlü, E. 2006/181, K. 2008/31 sayılı kararıyla sanığıneylemi 'yasadışı terör örgütünün propagandasını yapma suçu' kapsamındadeğerlendirilerek 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. maddesi uyarınca 10 ay hapiscezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
16-İbrahim Sunkur'un Eylemleri
a-18.2.2007 Tarihinde Evinde Yapılan Arama
DTPVan il başkanı olan İbrahim Sunkur'un 18.2.2007 günü Halilağa Mahallesi,İpekyolu Caddesi, Sahil Sitesi B Blok No:7 sayılı ikametinde Van 4. Ağır CezaMahkemesi (CMK.250.Madde ile Yetkili) Nöbetçi Hâkimliğinin 19.2.2007 gün ve2007/301 Müt. sayılı kararlarına istinaden yapılan aramada beyaz renkli ağzıaçık vaziyette bulunan mektup zarfının üzerine el yazısı ile siyah tükenmezkalemle yazılmış 'kapalı zarf sakın açmayın, başkana teslim edin lütfen'ibaresinin olduğu, zarf içerisinde bir adet yarım çizgisiz dosya kâğıdı ve biradet A4 çizgisiz dosya kâğıdının olduğunun belirlendiği dosyadaki tutanaklardananlaşılmıştır.
Yarımçizgisiz dosya kâğıdı üzerine el yazısı ile mavi pilot kalemle ön yüzünde; 'ŞırnakUludere kürtçe şeğan, Cehver Benek baba adı Ahmet Benek sadece tim komutanınismini tespit etmişim 20 veya 25 kişi net olarak bilmiyorum kaç kişi olduğunubu insanlar aynı bu time katılıyor. Besta bölgesinde, Uludere bölgesinde, Iraksınırında devamlı bu insanlar bu bölgede geziyorlar. hem millet için hemgerilla için onları vurmak için devlet tarafında görevlendirmiştir. bu milletbu insanlar çok dikkat edin. ben bu ismi söylemiyorum. zor durumdayım lütfenkusura bakmayın. bunun hemen Roj Tv bilgi gönderin' şeklinde olduğu vearka yüzünün boş olduğu,
A4çizgisiz dosya kâğıdı üzerinde ise mavi pilot kalem ile ve el yazısıylayazılmış 'Şefik Bilen ve Halit Babat tim komutanıdır. Cezaevinde her ayoperasyona çıkıyorlar. Emir komut Şefik'tedir. Siirt Pervari Doğan köyü kürtçehosyan,
ŞefikBilen cezaevinde
HalitBabat oda cezaevinde
MehmetBilen,
SedikBilen,
Ekremİlter aynı kardeş oğludur. Yalnız soy ismi ayrıdır. Dayısının soyisminitaşımaktadır.
AliKara
SiirtPervari Yapraktepe kürtçe evreğ mahkumlarının isimleri
Mehmetİlter
Hüseyinİlter
MehmetŞirin ilter
Abdurahmanİlter
Yusufİlter bu 5 mahkum Siirt Pervari Doğan köyü alay komutanına söylemişiz. eğer sizbizim evrakları bozarsanız bir gurup gerillayı vuracağız. alay komutanı kabuletti.
SiirtPervari Doğancı köyü kürtçe Besta Kumyanıs 5 kişi isimleri tespit edilmemiş
SiirtPervari kürtçe isim a bir 1 kişi adı Halil soy ismini tesbit edememişim
bu17 kişi Siirt Pervari bölgesinde Cudi dağı Herekal dağı Besta bölgesinde Kaduldağı Tahtıraş dağı Jirga aşirat tarafında dağın Kadul bu 17 kişiler de bu bölgetarafında özel tim devlet tarafinda görevlendirmiştir. Hem millet için hemgerilla için vurmak için devamlı bu bölgede gezdiriyorlar. Herhangi bir yerdebir gürültü görürse hemen sikozkla en yakın bir yere gönderiyor. Gece gündüzgözetmenlik yapıyorlar. Gündüz gözetiylar, gece pusu attıyorlar ve yolkesiyorlar.' şeklinde olduğu, arkayüzünün boş olduğu saptanmıştır.
DTPVan il başkanı olan İbrahim Sunkur'un evinde yapılan aramada ele geçirilenbelgede bölgede görev yapan güvenlik güçleriyle ilgili bilgiler bulunduğu veistihbari çalışmalar yapıldığı, böylece adı geçen kişinin terör örgütüne destekverdiği anlaşılmaktadır. Adı geçen şahsın sıfat ve pozisyonu, eylemin ağırlıkve etkileri gözetildiğinde iddianamede belirtilen bu eylem adı geçen şahıs vedolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü ve eylemleri arasındakiilişkiyi ortaya koymaktadır.
b-Mahalli Bölge Gazetesi'ne Verdiği ve Yayınlanan Röportajda Terör ÖrgütününPropagandasını Yapması
DTPVan il başkanı olan İbrahim Sunkur'un 26.1.2007 tarihli mahalli BölgeGazetesi'nde yayımlanan röportajında ''PKK kürt sorununun gündemden çıkmasıiçin dağlardadır'terör tanımını iyi bilmek lazım. PKK terör tanımını tarifettiğimizde o kapsama girmiyor'Ateşkes ilan ettik ama kimin kabul etmediğiniherkes biliyor. Bu ülkede ateşkesin sağlanması için tüm programları askıyaaldık'' şeklinde ifadeler kullandığı soruşturma evrakı, tutanaklar vegazete küpürlerinden anlaşılmıştır.
DTPVan İl başkanı sıfatını taşıyan İbrahim Sunkur'un mahalli Bölge Gazetesi'ndeyayımlanan röportajında kullandığı ifadeler, bir siyasi parti mensubu gibideğil, PKK terör örgütünün bir mensubu gibi konuştuğunu göstermektedir. Adıgeçen şahsın sıfatı, eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğinde iddianamedebelirtilen bu eylemin DTP İl teşkilatının başında bulunan bu şahıs vedolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü ve eylemleri arasındakiilişkiyi ortaya koymaktadır.
17- İzzet Belge veAbdullah İşnaç (İsnaç)'ın Eylemleri
DTPŞırnak il başkanı olan İzzet Belge'nin 2.12.2006 tarihinde, Şırnak ilmerkezinde Cumhuriyet Meydanında izinsiz ve bildirimsiz şekilde toplanankalabalığa karşı okuduğu 'basına ve kamuoyuna' başlıklı bildiride '...yaptığı açıklamalar ve öne sürdüğü fikirlerle, savaşın bitmesinden ve kalıcıbir barış ortamının yaratılmasından yana politika izlediğini ortaya koyan SayınÖcalan'ın bu tarihsel sorunda oynayacağı rolün görülmesi, tartışılması vesürece katkılarının sürmesinin sağlanması için uygun koşulların yaratılmasıyerine; Kürt kamuoyunda her defasında gerilim yaratan ağır tecrit koşullarısürdürülüyor'' şeklinde ifadeler kullandığı, ayrıca basın açıklamasınakatılan DTP Şırnak İl Yönetim Kurulu üyesi Abdullah İsnaç ile birlikte 'bijiaşiti biji PKK, dise dise serhildan, dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan,barışın elçisi İmralı'dadır, hükümet şaşırma bizi dağa taşırma' biçimindesloganlar attıkları, dosyadaki CD inceleme tutanağı, yerel mahkemece yapılanbilirkişi incelemesi ve olay sırasında çekilen fotoğraflardan anlaşılmıştır.
DTPŞırnak il başkanı sıfatını taşıyan İzzet Belge'nin toplanan kalabalığa karşıyaptığı basın açıklamasında terör örgütü liderinden saygıyla bahsederek terörörgütü liderinin barış ortamının yaratılmasında tarihsel bir rol oynayacağındansöz etmesi ve bu kişinin basın açıklamasına katılan DTP Şırnak il yönetimkurulu üyesi Abdullah İsnaç ile birlikte 'biji aşiti biji PKK, dise diseserhildan, dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan, barışın elçisi İmralı'dadır,hükümet şaşırma bizi dağa taşırma' biçiminde sloganlar atmaları, terörörgütünün ve liderinin propagandası niteliğindedir.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, bu kişilerineylemi bir bütün halinde 'terör örgütünün propagandasını yapmak' suçukapsamında değerlendirilmiş ve söz konusu Mahkemenin 27.9.2007 günlü,E.2007/81, K.2007/346 sayılı kararı ile adı geçenlerin 3713 sayılı Yasa'nın7/2. ve TCK'nun 62. maddeleri uyarınca 10'ar ay hapis cezası ilecezalandırılmalarına karar verilmiştir.
18-Kemal Aktaş ve Haci (Hacı) Üzen'in Eylemleri
DTPSilopi ilçe başkanı Haci Üzen'in 21.3.2006 tarihinde Nevruz kutlamalarısebebiyle Kürtçe yaptığı konuşmasında ''şehit anneleri merhaba, kürtkızları merhaba'biz burada 24 Şubatta 400 gencimizi davul zurna ile askeregönderdik, o gençlerimizi Gabara ve Cudiye gönderiyorlar, sırf kardeşlerini,dostlarını öldürsünler diye'.bizim bir şartımız varsa önce operasyonlardurdurulsun'kürt sorununun anahtarı kürdistandadır'Operasyonların durdurulmasıAvrupa yolunun açılması için devletin DTP ile muhataplığı ile belli olur, bizsöylüyoruz ki beraber ve kardeşçe bu iş çözülsün, operasyonlarla, topla tanklaKürt halkı bitmez, özgürlük ve barış elinizi uzatın Kürtlere burada Türkannelerine sesleniyorum, çocukları öldüğü zaman anaları hemen diyor ki vatansağ olsun vatan sağ olsun neden öldürülüyor bunlar'';
DTPParti üyesi Kemal Aktaş'ın ise ''Mazlum Doğanların bedenine ateş tutturupgeliştirerek ölümsüzler kervanını oluşturanların onurlu mirasçıları merhaba'butopraklarda bu mekanlarda zulme, yok edilmeye baş kaldırarak direnerek onurlubir direnç yaratarak bugünlere geldiniz'sayın Öcalan'ın 7 yıldan beri yani1999'tan beri geliştirdiği barış ve çözüm önerileri olumlu bir dönembaşlatmıştır'biz DTP olarak silahların susması gerektiğine inanıyoruz ve buradabir kez, bir kez daha silahların susması, adil, demokratik ve bütün siyasiyasakları ortadan kaldırabilecek, dağdakilerin de gerillanın da normal yaşamakatılabilecek bir çözüm yani siyasi genel af talep ediyoruz'işte en son Amed'teDiyarbakır'ın göbeğinde sayın Abdullah Öcalan'ın barış çağrılarını yineleyen 70yaşındaki barış anneleri Abdullah Öcalan'ın sayın Abdullah Öcalan'ın barışçağrılarını dile getirdikleri için tutuklandı' Kürt dili kültürü, kimlikhakları yalnız Kürtçe'nin serbest bırakılması ile mümkün değildir, Türkçe'ninyanında resmi bir dil olarak kabul görmelidir, Kürtlerin siyasal kimliklerikabul edilmelidir',
şeklindebeyanlarda bulundukları soruşturma evrakı, tutanaklar, olay ve konuşmalarailişkin görüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
DTPSilopi ilçe başkanı Haci Üzen ile Parti üyesi Kemal Aktaş'ın Nevruz kutlamalarısırasında sözkonusu toplantıdaki tutumları ve kalabalığa karşı yaptıklarıkonuşmalar bir siyasi parti propagandasından ziyade terör örgütününpropagandasıdır. Adı geçen şahısların sıfat ve pozisyonları, eylemin ağırlık veetkileri gözetildiğinde iddianamede belirtilen bu eylem adı geçen şahıslar vedolayısıyla mensubu bulundukları parti ile terör örgütü ve eylemleri arasındakiilişkiyi ortaya koymaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, söz konusuMahkemenin 6.3.2008 günlü, E. 2006/204, K. 2008/60 sayılı kararıyla,iddianamede isnat olunan terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun sabitolduğu kabul edilerek aralarında Haci Üzen ve Kemal Aktaş'ın da bulunduğusanıkların 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. maddesi uyarınca 2 yıl 1'er ay hapiscezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
19-Leyla Zana'nın Eylemleri
a-18.7.2007 Tarihinde Diyarbakır İlinde Düzenlenen DTP Destekli BağımsızMilletvekili Adaylarının Seçim Mitinginde Yaptığı Konuşma
DTPParti Meclisi üyesi Leyla Zana'nın yaptığı konuşmada ''Amed ben sana kurbanolayım' Amed sen tek başına Kürtlerin gönlünde değilsin, sen Kürtlerin hırsı vedirenişinin, sen Kürtlerin sevgisi ve huzurusun Amed, sen Kürtlerin inancı veumudusun Amed, senden öyle bir ses bekliyorum ki yüksek bir ses sadeceAnkara'da duymamalı Amed, dünya alem senin sesini duyması lazım Amed' üçüncüadım ise oldukça hüzünlüydü, o hüzün öyle ki bütün Kürtlerin gönlünde siyasibir deprem yarattı. O dönem 1999'daki İmralı dönemi idi' bugün sıra Amed'tedirsizin de bu sözü vermenizi istiyoruz. O da Kürt halkının başına ve Kürdistan'ınköreltilmesine müsaade etmeyin. Ben bunu Amed'den istiyorum'' şeklindekonuşarak terör örgütünün ülke topraklarından ayırmayı hedef edindiğitoprakları ve bu bölge içerisinde yer alan Diyarbakır'ı (Amed) kastederekKürdistan olarak nitelendirdiği, konuşma sırasında yasadışı slogan atan gruptarafından 'Biji Serok Apo (yaşasın başkan Apo)' şeklinde slogan atılmasıüzerine sanığın topluluğa hitaben 'Ben sizden öyle bir ses istiyorum kisadece bunu Ankara duymasın tüm dünya alem duysun' şeklinde konuşmasıüzerine kalabalığın seslerini artırarak PKK terör örgütü elebaşı AbdullahÖcalan lehine 'biji serok Apo (yaşasın başkan Apo)' şeklinde slogan attığı,yapılan mitingte yasadışı silahlı PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalanlehine 'Biji Serok Apo (yaşasın başkan Apo)', 'Şehit Namırın (şehitler ölmez),Disa Disa Serhildan Serokeme Öcalan (Yine Yine Başkaldırı, Başkanımız Öcalan)','PKK Halktır Halk Burada', 'Öcalan Öcalan', 'Dişe diş kana kan seninleyizÖcalan' şeklinde yasadışı sloganların atıldığı, üzerinde 'Bu Ülkeye DemokrasiyiKürtler Getirecek, Bu Bizim Namusumuz, Oylar Namustur Namus Satılmaz, ÖcalanSiyasi İrademizdir' yazılı pankart ile yine üzerinde terör örgütü elebaşısıAbdullah Öcalan'ın resmi bulunan 'Erxıwedana 14 Etimine (14 Temmuz Direnişi),rastiye mezme parti (Büyük güç partisi)' yazılı pankartların açıldığı, sözdeterör örgütünün demokratik konfederalizm bayrağını simgeleyen bez parçalarınınaçıldığı, yapılan seçim mitinginin atılan slogan, taşınan pankart döviz veaçılan poster, bez parçalarıyla terör örgütünün propagandasınadönüştürüldüğüsoruşturma evrakı, tutanaklar, olay ve açıklamalara ilişkingörüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
Belirtilenbu eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğinde, adı geçen şahıs ve dolayısıylamensubu bulunduğu partinin amacını ve terör örgütü ile ilişkisini ortaya koymaktadır.
Nitekim,adı geçen kişinin bu konuşması, 19.7.2007 günü Bingöl ilinde yaptığı konuşmaile birlikte değerlendirilerek, aşağıda belirtilen Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinin 4.12.2008 günlü, E.2008/232 ve K.2008/508 sayılı kararıyla adıgeçenin eyleminin kül halinde 'yasadışı silahlı PKK/KONGRA-GEL terör örgütününüyeliği boyutuna ulaştığı' kabul edilmiş ve 5237 sayılı TCK'nun 314/2, 61, 62,3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca neticeten 10 yıl hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
b- 19.7.2007 Günü Bingöl İlinde DTP Destekli BağımsızMilletvekili Adayı Mehmet Nuri Özmen'in Seçim Mitinginde Yaptığı Konuşma
DTPParti Meclisi üyesi Leyla Zana 19.7.2007 günü Bingöl ilinde yaptığı seçimkonuşmasında, 'Bana Diyarbakır'lı diyorlar, ben Diyarbakır'lı değil,Kürdistanlıyım. Buralara Doğu, Güneydoğu diyorlar. Buralar Doğu, Güneydoğudeğil Kürdistandır. Bizlere bölücü diyorlar, aslında bu topraklar bizim'Onlarınnasıl bir kimliği, Türklüğü, tarihi değerleri varsa sizlerinde var. Demin deifade ettim, Aliler var Ayşeler var, Şeyh Saitler var, Şeyh Rıza'lar varbunların hepsi var. Yani tarih desek tarih, onlar bu topraklara gelmeden bizzaten bu toprakların sahibi idik... Senin beklediğin Kürt iki büklüm hiçbir şeyistemeyen kendi kafasında kültüründen, tarihinden utanç duyan Kürt bundanyıllar önce oldu. Artık tatmin edilen Kürt var' şeklinde konuşmalaryaptığı, bu konuşmaların etkisiyle miting esnasında toplanan grup tarafından 'bijiserok Apo (yaşasın başkan Apo), şehit namırın (şehitler ölmez), disa disaserhildan serokeme Öcalan (Yine Yine Başkaldırı, Başkanımız Öcalan), PKKhalktır halk burada, Öcalan Öcalan, dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan' vb.şekilde yasadışı sloganların atıldığı, PKK terör örgütünü ve Kürt Federasyonunutemsil eden bez parçaları ile örgütün elebaşısı Abdullah ÖCALAN'ınposterlerinin açıldığı, yapılan seçim mitinginin atılan slogan, taşınan pankartdöviz ve açılan poster, bez parçalarıyla terör örgütünün propagandasınadönüştürüldüğü soruşturma evrakı, tutanaklar, olay ve konuşmalara ilişkingörüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
Sözkonusuşahsın miting sırasında kalabalığa karşı yaptığı konuşmanın bir seçimmitinginde yapılmış olduğu, eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğinde bueylemin adı geçen şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu partinin devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine karşı tutumlarını ortayakoyduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, LeylaZana'nın iddiada belirtilen eylemi ile birlikte bu şahıs tarafından çeşitlitarihlerde yapılan gösteri, miting ve etkinliklerde gerçekleştirilen diğereylem ve konuşmaları da değerlendirilmiş ve tüm eylem ve konuşmalar birliktedeğerlendirilerek adı geçenin hukuki durumu değerlendirilmiştir. Adı geçenin bukonuşması, 19.7.2007 günü Bingöl ilinde yaptığı konuşma ile birliktedeğerlendirilerek, yukarıda belirtilen Mahkemenin 4.12.2008 günlü, E.2008/232,K.2008/508 sayılı kararıyla, sanığın eylemi kül halinde PKK terör örgütü üyesiolmak suçu kapsamında görülerek 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına kararverilmiştir.
Belirtilennedenlerle, adı geçen kişi tarafından gerçekleştirilen eylemin davalı Parti'ninkapatılması ve yasaklama açısından delil olarak değerlendirmeye esas alınmasıgerektiği sonucuna varılmıştır.
c- 28.10.2007 Tarihinde Diyarbakır'da 'Demokratik ToplumKongresi' Adı Altında Gerçekleştirilen Toplantıda Yaptığı Konuşma
26-28.10.2007tarihlerinde DTP Diyarbakır il binası içerisinde DTP milletvekilleri, çevre ilve ilçelerden gelen DTP belediye başkanları ve delegelerin katılımıylaDemokratik Toplum Kongresi adı altında bir toplantı yapılmıştır. Leyla Zana'nınbu toplantıda kürtçe yaptığı konuşmasında; ''1999'tan bu yana kürtlerinlideri tutuklandığı zaman, her ne kadar farklı düşünen Kürtler olsa da, beninanıyorum ki eğer gönlünde küçücük bir rahmet varsa evinde oturmuşağlamıştır'Ben inanıyorum ki bu yeni yüzyılda hiçbir haysiyetli ve şereflikürt, diyemez ki doğrudur ben kardeşimin kellesini size teslim edeyim. Sizezesiniz ya da zindanlarda çürütesiniz diye'Bu silahlı kişilerin hepsi de bumilletin evlatlarıdır. Onlar da senin geleceğin için yardımcı olacaktır. Hepsialimdir, yarısı diyebilirim ki üniversitelerde eğitimlerini almışlar. Başkan vekürtlerin önderinden tut da halkını da şahısları da cahil görüyorsun, senonları hor görüyorsun, sen onları kötü görüyorsun. Ne zaman ağzın açılırsa, kimkürtler için umut olduysa, sen onlara saldırıyorsun'' şeklinde ifadelerkullandığı soruşturma evrakı, tutanaklar, olay ve konuşmalara ilişkingörüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
LeylaZana'nın konuşmasında terör örgütü elebaşısı olan Abdullah Öcalan'dan'kürtlerin lideri', 'başkan' ve 'kürtlerin önderi' olarak bahsedilmesi ve onunyurtdışından yakalanarak Türkiye'ye getirilmesinin üzüntü verici bir olayolarak kabul edilmesi, teröristlerin yaptıkları eylemler ve bu kişilerinniteliklerinin övülmesi, açıkça terör örgütünün, liderinin ve eylemlerininövülmesi anlamına gelmektedir.
20-Mehmet Veysi Dilekçi'nin Eylemleri
a-1.9.2006 Tarihinde Van'da Partisince Düzenlenen '1 Eylül Dünya Barış GünüMitingi'nde Yaptığı Konuşma
DTPVan il yönetim kurulu üyesi Mehmet Veysi Dilekçi'nin 1.9.2006 tarihinde Van'dapartisince düzenlenen '1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingi'nde ölen teröristleriçin '' özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren tüm şehitlerimizin anısınahepinizi bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum' şeklindekisözleriyle topluluğu saygı duruşuna davet ettikten sonra, Abdullah Öcalan'ıntecrit ve baskı altında olduğu, bu baskıların kaldırılması gerektiği şeklindekonuşma yaptığı, konuşmalar sırasında orada bulunan kalabalığın zaferişaretleri yapıp terörist resimlerinin bulunduğu dövizleri tuttukları, 'bijiserok apo (yaşasın önder apo)', 'Öcalan Öcalan', 'dişe diş kana kan seninleyizÖcalan' şeklinde sloganlar attıkları soruşturma evrakı, tutanaklar, olay vekonuşmalara ilişkin görüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
DTPVan il yönetim kurulu üyesi Mehmet Veysi Dilekçi'nin partisince düzenlenen '1Eylül Dünya Barış Günü Mitingi'nde ölen teröristler için topluluğu saygıduruşuna davet ettikten sonra, Abdullah Öcalan'ın tecrit ve baskı altındaolduğu, bu baskıların kaldırılması gerektiği şeklinde konuşma yapması vedüzenlenen mitingin terör örgütünün propaganda alanına dönüştürülmesi şeklindegerçekleşen olayda, adı geçen şahsın sıfatı, eylemlerin ağırlık ve etkilerigözetildiğinde iddianamede belirtilen bu eylemin DTP il teşkilatı yönetimindebulunan bu şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü veeylemleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.
b-16.4.2007 Tarihinde Yaptığı Basın Açıklaması
DTPVan İl yönetim kurulu üyesi Mehmet Veysi Dilekçi'nin 16.4.2007 tarihinde AKPVan il teşkilatını ziyareti sırasında basın mensupları önünde yaptığı konuşmada'...PKK bu ülkenin gerçeğidir. Bunu kabul etmek zorundayız. Bizim PKK ileorganik değil, duygusal bağımız var. Çünkü bu ülkede PKK'nın militanlığınıyapan insanların aileleri yaşamaktadır. Elbette bu annenin, babanın, kardeşinbir siyasi tercihi olacaktır. O siyasi tercihleri DTP ise, bu insanlar DTP'yitercih ediyorsa, Bu PKK ile bir bağımız olduğu anlamına gelmiyor' PKK'nınmilitanları da bu ülkenin evlatlarıdır. Devlet de bunun için çözümgerçekleştirmek zorundadır'' şeklinde beyanlarda bulunduğu soruşturmaevrakı ve tutanaklardan anlaşılmıştır.
Eylemigerçekleştiren şahıs DTP İl Yöneticisi sıfatını taşımakta ve beyanlarıyla terörörgütüne, eylemlerine ve mensuplarına destek olmakta ve halkı Devlete ve diğerhalk kesimlerine karşı kin ve düşmanlığa, şiddete yöneltmeye çalışmaktadır. Budurum ve söylenen sözlerin içerik ve etkileri gözetildiğinde eylemin terörörgütü ile eylem sahibi ve mensubu bulunduğu davalı Parti açısından mevcutilişkiyi ortaya koyduğu sonucuna varılmaktadır.
21-Metin Tekce (Tekçe)'nin Eylemi
DTP'liHakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe'nin 28.2.2006 tarihinde TBMM AraştırmaKomisyonunda verdiği ifadesinde PKK terör örgütünü ve eylemlerini meşru gördüğüyönünde beyanda bulunduğu ve bu konuşmasının basın yayın organlarında yeralması üzerine 16.3.2006 tarihinde yaptığı basın açıklamasında '28.2.2006günü Şemdinli olaylarıyla ilgili olarak Meclis Araştırma Komisyonu'nda ifadevermiştim, o ifademde bir takım görüşleri dile getirdim. Orada PKK bana göreterör örgütü değildir diye bir söz söyledim. Bana göre PKK bir terör örgütüdeğildir. Meclis Araştırma Komisyonu'nda belirttiğim gibi hangi örgüt olursaolsun, benim mensup olduğum partimde Kürt sorununun çözümünde bazı ortaknoktalarda birleşebiliyorsa bana göre ortada her hangi bir terör örgütü yoktur.Eğer Kürt sorununun çözümüne yönelik en ufak yapıcı bir yaklaşım sergiliyorsaHAMAS dahi bana göre bir terör örgütü olamaz. PKK.nın çıkış amacı da önemlideğildir. Bana göre ortada bir Kürt sorunu vardır ve bu sorunun gerçekliğiningörülebilmesi ve çözümünün olabilmesi için sadece terör kavramına sığınmanınçözüm olamayacağı inancındayım. Ben kesinlikle şiddetten ve terörden yanadeğilim. Kürt sorununun demokratik çözümü için cesur adımlar atılmasındanyanayım.
Ayrıca16.3.2006 günü Hakkâri Belediye Başkanlığında yapmış olduğum basın açıklamasıesnasında sözlerimin arkasında olduğumu söyledim.
Bununlakastettiğim az önce belirttiğim görüşlerimin arkasında olduğumu bildirmekti. Busorunun demokratik temellerde çözümünün sağlanması için eğer bizim canımızisteniyorsa onu da vereceğiz sözlerini de o dönemde Meclis AraştırmaKomisyonunda verdiğim ifademden sonra beyanlarımdan bir kısmının basınayansıması ve benim hakkımda gerek görsel gerekse yazılı basında yer alanhaberlerin Kürt sorununun çözümünü istemeyen düşüncelere hizmet ettiğikanısıyla şahsıma dönük yargısız bir infazın geliştiği düşüncesiyle buçözümsüzlüğü isteyen düşüncelere karşı çözümün mutlaka demokratik yollarlaolacağı tezini tekrarlayıp ve bunun bedelini almış olduğum tehditlerden dolayıda canımız da isteniyorsa bunu da verebileceğimi açıklamak amacıyla çünkü budönemde birçok tehdit ve ölüm tehditleri almaya başlamıştım' şeklinde sözler söylediği dosyadaki belgelerdenanlaşılmıştır.
Adıgeçen kişinin iddianamede belirtilen 16.3.2006 tarihli basın açıklamasında daterör örgütünü meşru göstermesi, terör örgütünün ve amacının propagandasınıyapması kendisi ve mensubu bulunduğu davalı Parti'nin terör örgütü ile ilişkisiniaçıkça ortaya koymaktadır.
Nitekim,Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, bu kişinin eylemisabit görülerek, söz konusu Mahkemenin 19.3.2007 günlü, E.2006/129, K.2007/76sayılı kararı ile terör örgütünün ve amacının propagandasını yapmak suçundandolayı TCK7nun 220/8. ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sözkonusu kararda ayrıca, Van DGM Başsavcılığının 5.12.2003 günlü, 2003/339 ve30.12.2003 günlü, 2003/370 sayılı iddianameleri ile aynı kişi hakkında örgütüyesi olmak iddiasıyla açılan ve bu davayla birleştirilen kamu davalarıyönünden de hüküm kurulmuş ve sanığın PKK terör örgütüyle organik bağ içerisinegirerek yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik gösteren eylemlerde bulunduğu, örgütmensuplarından aldığı emir ve talimatları uyguladığı, örgütün kırsal alanınagötürülmek üzere eleman sağlamak için emir ve talimatlar verdiği sabit kabuledilerek adı geçenin örgüt üyesi olma suçundan dolayı TCK'nun 314/2. ve 3713sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
22-Murat Avcı'nın Eylemleri
a-19.3.2006 Tarihinde Yaptığı Konuşmada PKK ve Öcalan'ı Övücü Sözler Söylemesi
DTPSiirt İl Başkanı olan Murat Avcı'nın 19.3.2006 tarihinde Batman İlinde yapılanNevruz kutlamaları sırasında PKK terör örgütünün amaçlarına ulaşmak içingeliştirdiği ve benimsediği strateji doğrultusunda gerçekleştirilen veserhildan olarak adlandırılan eylemleri organize ettiği ve burada toplanangruba hitaben yaptığı konuşmada ''sayın Öcalan bu ülkede siyasi bir iradeolduğu gibi ortada olan bir gerçektir'sizlerin başlatmış olduğu sayın Öcalanbenim irademdir kampanyasını selamlıyorum ve saygıyla karşılıyorum..'şeklinde beyanlarda bulunduğu soruşturma belgeleri ve tutanaklardananlaşılmıştır.
DTPSiirt İl Başkanı olan Murat Avcı'nın serhildan isimli gösterileri organizeetmesi ve orada toplanan kalabalıklara yönelik olarak terör örgütü ve onunbaşına doğrudan açık destek içeren sözler sarfetmesi kendisi ve mensububulunduğu davalı Parti'nin terör örgütü ile ilişkisini ortaya koymaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, söz konusuMahkemenin 21.2.2008 günlü, E.2006/112 sayılı kararıyla adı geçenin eylemisabit kabul edilerek TCK'nun 220/7. ve 314/3. maddelerinin yollamasıyla aynıYasa'nın 314/2. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapiscezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Yineaynı kararda, adı geçen hakkında aynı Mahkemenin E. 2007/37 sayılı dosyasındagörülmekte olan ve bu dava ile birleştirilen adı geçene yüklenilen 'suç vesuçluyu övme suçu' da sabit görülerek bu suçtan dolayı da TCK'nun 215/1.maddesi uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
b- 28.3.2006 ve29.3.2006 Tarihlerinde Yaptığı Basın Açıklamaları
Güvenlikkuvvetlerince 24.3.2006 tarihinde yapılan operasyonlar sonucunda 14 PKKmilitanının öldürülmesi üzerine, terör örgütü yöneticilerinin bu operasyonnedeniyle ölen teröristler için görkemli cenaze törenleri yapılması, halka ogün kepenk kapatma, işe gitmeme yönünde çağrıda bulunduğu, DTP Siirt İl Başkanıolan sanığın bu çağrıya uyarak katıldığı ölü teröristin cenaze törenindemeydana gelen bir kişinin yaralanması eylemi üzerine adı geçenin hastanedekalabalığa hitaben yaptığı konuşmada;
'Evetdeğerli arkadaşlar biz bugün bu şeyler arasında şehit düşen bir arkadaşımızıncenazesini defin ederken bir arkadaşımızı daha bu devletin güçlerine aitsilahlar tarafından yaralı olarak şu anda ameliyathanede tutuluyor. Şunuyıllardır söylüyoruz; bu ülkede savaş hiç birimize faydalı olmamıştır. Ancakbirileri bellerindeki silahları kullanmaktan zevk alıyor. Adeta biz bugüntekrar söylüyoruz, yaranız derin olmasına rağmen diyorum ki bu kan durmalı bukanı durduracak gücümüz vardır ve yine şunu da söylüyoruz ki Türk ordusu buhalkın üzerine kurşun yağdırmaktan vazgeçmelidir. Bu ordu ya asli görevi olanbu halkın can güvenliğini korumakla işlerini yapacak ya da bu halk kendigüvenliğini kendisi sağlayacaktır. Bu ordu bu ülkede Kürdistan'da akıttığıkanın hesabını vermek zorundadır. Bugün, şu anda bu cenaze töreninde yaralananarkadaşımızın da hesabını vermek, zorundadırlar ve şuradan ifade ediyoruz kihalkımızın bizler barışta olan ısrarımızı koruyacağız. Bu halkın demokraside,barışta olan ısrarı bir gün mutlaka başarıya ulaşacaktır. Ama şunu dasöylüyoruz ki bizim irademize yağdırılan hiçbir kurşun bizim mücadelemizialıkoyamayacaktır ve yine söylüyoruz ki Türk Devlet güçleri bu halka karşıdavranırken kırk defa düşünmek zorundadır. Bu halkın acıları, bu halkın öfkesi,bu devletin sorumlularını boğacak kadar büyüktür ve bu halkın öfkesi ve buülkede dökülen kanları hepimize yetecek kadar acılar yaratmıştır. Bizlerbugünden sonra bu topraklarda acılar yaşanmasını istemiyoruz. Kanın dökülmesiniistemiyoruz. Halkımızın daima bizlere yönelik, kendisine yönelik her türlüsaldırıya açık cevap verecektir ve yarın halkımız sokağa çıkmayarak bu devleteolan tepkisini ortaya koymalıdır.
Herkes;bu ülkede insanım diyen herkes, bu acıların bir daha yaşanmaması için sorumludavranarak bu saldırıları protesto etmek amacıyla esnaflar kepenkleriniindirmeli, öğrenciler okula gitmemeli ve yarın herkes çarşıyı boş tutmalıdır.Devlet görmelidir ki bizler bu saldırılara cevapsız kalmayacağız. Tepkimiziifade edeceğiz. Devlet yetkilileri de bilmelidirler ki bu halka yönelik hiçbirsaldırı bizim barıştan yana olan ısrarımızı, özgürlükte olan ısrarımızı geriçeviremeyecek, bu ısrarımızdan alıkoyamayacaktır. Tekrar tekrar çağrıdabulunuyoruz. Hükümet Devlet yetkilileri ve Türk ordu yetkilileri bu halka karşısaldırılarından vazgeçmeli artık. Türkiye'de dökülen kanlar yeterlidir.Tekrardan tekrardan çağrılarımızı yineliyoruz, nevruzda bu halkın ortayakoyduğu irade görülmelidir. Bu halkın iradesine saygı duyulmalıdır. Bu halkın iradeetmiş olduğu siyasi iradesi ile bu sorunun çözümü biran önce sağlanmalıdır. Veher türlü saldırı ortamı ortadan kaldırılmalıdır. Artık yeter diyoruz. Ya busavaş bitecek ya da bitecek. Hastamız burada olduğu müddetçe hastanedenayrılmayacağız. Ama diğer hastaların da hastaneye giriş çıkışını engellememekiçin her arkadaşımız hastanenin giriş çıkışını açık tutsunlar, hastanepersonelinin işlerini iyi yapabilmesi için yardımcı olsunlar. Yine bu olaysonuçlanana kadar bu olaya ilişkin tüm sorumluların hesabı sorulana kadartakipçisi olacağız halkımız duyarlı ve sorumlu olsun.
'
Evetarkadaşlar şu anda doktorların yaptığı açıklamada 6 doktor ameliyathaneyegirdi. 6 doktorun müdahalesi sonucu arkadaşımızın durumu biraz daha iyiye doğrugidiyor. Ama iyi tedavinin daha iyi yapılması için Diyarbakır'a sevki olacak.Biz de beraber gideceğiz. Diğer arkadaşlarımız da hasta nakil olduktan sonrasesiz bir şekilde dağılsınlar. Herkes evlerine dağılsın bu konuda gerekliaçıklamalar gerekli bilgileri açıklayacağız. Zaten ifade ettik yarın toplu birboykot var. Yarın kepenk kapatma, öğrencilerin okula gitmemesi, çarşıya çıkmamakararımız var. Bu olayın protesto edilmesi amacıyla bütün arkadaşlarımızsağduyulu davransınlar. Biz bu olayı tamamıyla aydınlattık zaten net birolaydır. Diğer bu şu andan itibaren sorumluların hesap vermesini bekleyeceğizbu aşamada da hem sizin duyarlılığınızı hem sorumluluğunuzu bekliyoruz ve yarında Siirt olarak tepkimizi tavrımızı net bir şekilde açık olarak ortaya koyuphükümete gerekli mercilere net olarak cevabımızı vermek zorundayız. Bu konudada her arkadaşımızı sorumlu olmaya davet ediyorum. Birazdan da hasta nakilolduktan sonra da arkadaşlarımız sesiz bir şekilde dağılsınlar. Biz bu ülkedegerginliklerin, çatışmaların sona ermesi için çaba sarf ettik. Bundan sonra dasarf edeceğiz. Bir arkadaşımızı defin ederken yeni bir arkadaşımızı yaralıaldık koynumuza. Buna rağmen ısrarımıza devam ediyoruz. Barış talebimize devamediyoruz. Hiçbir güç bizi barış ısrarımızdan ana değerlerimizi savunmaktanalıkoyamaz. Yani daima ifade ettik bundan sonra da ifade edeceğiz. Bundan sonrada bu irademizi ortaya koyacağız ama yarın irademizi güçlü bir şekilde ortayakoyup tepkimizi ifade etmenin diğer tüm yol ve yöntemlerini ifade edeceğiz.Dediğimiz gibi arkadaşlar hasta birazdan nakil olduktan sonra Diyarbakır'agideceğiz. Bu konuda tüm arkadaşlarımıza gerek basın yoluyla gerek diğeryollardan hastamız hakkında ama asla arkadaşlarımız da sağduyulu bir şekildebeklesinler. Birazdan da hasta nakil olduktan sonra evlerinize dağılın teşekkürediyoruz. Duyarlılığınız için sorumluluğunuz için' şeklinde sözler söylediği, konuşma sırasında oradabulunan topluluk tarafından 'katil devlet', 'katil devlet hesap verecek','öcalan siyasi irademizdir', 'terörist devlet', 'şehit namırın', 'kürdistanfaşizme mezar olacak' şeklinde sloganların atıldığı soruşturma evrakı,tutanaklar ve konuşmaların yeraldığı CD'den anlaşılmıştır.
Eylemigerçekleştiren şahıs DTP Siirt İl Başkanı sıfatını taşımakta ve beyanlarıylaterör örgütüne, eylemlerine ve mensuplarına destek olmakta ve halkı Devlete vediğer halk kesimlerine karşı kin ve düşmanlığa, şiddete yöneltmeyeçalışmaktadır. Bu durum ve söylenen sözlerin içerik ve etkileri gözetildiğindeeylemin, terör örgütü ile eylem sahibi ve mensubu bulunduğu davalı Partiarasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
Nitekim,Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, adı geçeninsabit kabul edilen 'örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikteörgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçu'ndan dolayı TCK'nun 314/3. ve220/7. maddelerinin yollamasıyla aynı Yasa'nın 314/2. maddesi uyarınca 7 yıl 6ay hapis; 'devletin askeri teşkilatını alenen aşağılamak suçu'ndan dolayıTCK'nun 301/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 'halkı kin ve düşmanlığa tahriketmek suçu'ndan dolayı da TCK'nun 216/1. maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
c-16.5.2006 Tarihinde DTP Batman İl Kongresinde Yaptığı Konuşma
16.5.2006tarihinde yapılan DTP Batman İl Başkanlığının 1. Olağan Genel Kurulutoplantısında DTP Siirt İl Başkanı olan Murat Avcı'nın yaptığı konuşmada ''Kürthalkı çözüm konusunda iradesini beyan etmiştir, kürt halkı nevrozlardamilyonlarca insanla birlikte iradesini sayın Öcalan'dan yana koyarak sorununçözümünün adresini göstermiştir'' şeklinde beyanlarda bulunduğu soruşturmabelgeleri ve tutanaklardan anlaşılmıştır.
DTPSiirt İl Başkanı olan Murat Avcı'nın yaptığı konuşmada yasadışı PKK terörörgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın siyasi irade olarak kabul edilip Kürtsorununun çözümünde muhatap olarak alınması gerektiğini ifade etmek suretiyle kendisive mensubu bulunduğu davalı Parti'nin terör örgütü ile ilişkisini ortayakoymaktadır.
Nitekim,Murat Avcı hakkındaki kamu davasında Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinceyapılan yargılama sonucunda, söz konusu Mahkemenin 11.3.2008 günlü, E.2008/29,K.2008/74 sayılı kararıyla sanığın 16.5.2006 tarihinde DTP Batman İlBaşkanlığının 1. Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada yasadışıPKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın siyasi irade olarak kabul edilipKürt sorunun çözümünde muhatap olarak alınması gerektiğini ifade etmeksuretiyle üzerine atılı, basın yoluyla örgütün veya amacının propagandasınıyapmak suçunu işlediği sabit kabul edilerek TCK'nun 220/8. maddesi uyarınca 1yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
23- Murat Daş'ınEylemi
21.3.2007tarihinde Valililikten izin alınarak yapılan Nevruz kutlamaları sırasında MuratDaş'ın ''şimdi hepinizi barış ve demokrasi şehitleri adına bir dakikalıksaygı duruşuna davet ediyorum...' diyerek saygı duruşu yaptırdıktan sonraPKK terör örgütü liderine ait olduğu anlaşılan bildiriyi okuduğu ve ardından 'Kürthalkı barış için tam 30 yıldır mücadele ediyor. Bu mücadelenin binlerce bedelioldu. Kürt halkının artık bedel vermeye acı çekmeye tahammülü yoktur. Biz barışdedik bizi zehirlediler. Önder Apo kürt halkının kırmızı çizgisidir ve onun acıçekmesi tüm Türkiye'nin acı çekmesidir diyoruz ve nevroz coşkusunu yaşayan sizyurtsever halkımızı en gelişmiş devrimci duygularımızla selamlıyor, nevrozunuzuSema Yüce, Mazlum Doğan ve önder Apo'nun sıcaklığıyla kutluyoruz' şeklindekonuşmalar yaptığı soruşturma evrakı ile olay ve açıklamalara ilişkingörüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
DavalıParti'nin kurucu üyesi ve Ağrı İl Teşkilat yönetiminde görevli Murat Daş'ınterör örgütü mensuplarından 'barış ve demokrasi şehidi' olarak bahsetmesi veonlar için topluluğu saygı duruşunda bulunmaya davet etmesi, terör örgütübaşına ait olan bildiriyi okuması ve konuşmasında Kürt halkının mücadelesindenbahsetmesi, terör örgütü başının Kürt halkının kırmızı çizgisi olduğunu venevruzu onun sıcaklığıyla kutladıklarını ifade etmesi, adı geçen kişi vedolayısıyla mensubu bulunduğu davalı Parti'nin terör örgütü ile olanyakınlığını ortaya koymaktadır.
Nitekim,Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, Murat Daş'ıniddianamede belirtilen eylemi sabit görülerek, söz konusu Mahkemenin 16.8.2007günlü, E.2007/156, K.2007/140 sayılı kararı ile terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan dolayı 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. ve TCK'nun 62. maddeleriuyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
24-Musa Farisoğulları, Nejdet (Necdet) Atalay ve Hilmi Aydoğdu'nun Eylemleri
14.2.2006tarihinde DTP Diyarbakır İl yönetimi tarafından, Abdullah Öcalan'ın Kenya'danülkemize getirilişini protesto etmek amacıyla yürüyüş, basın açıklaması veoturma eylemi organize edildiği, terör örgütü elebaşısı lehine sloganatılmasının sağlandığı ve DTP Diyarbakır il yönetim kurulu üyesi Hilmi Aydoğdutarafından okunan basın açıklaması metninde; 'Ortadoğu'ya yapılan en büyükmüdahalelerden biri de; 15 Şubat 1999'da sayın Abdullah ÖCALAN'ın uluslararasıbir komplo ile kaçırılarak Türkiye'ye teslim edilmesi olayıdır...
Fakathepimizin izlediği üzere sayın ÖCALAN'ın tek taraflı çabasıyla bu hesapşimdilik tutmadı, şimdilik diyoruz çünkü; sayın ÖCALAN'ın koşulları her geçengün daha da ağırlaştırılmakta, tecrit içinde tecrite tabi tutulmaktadır...
SayınÖCALAN yakaladığı her fırsatta bu uluslararası oyunu anlatmaya, teşhir etmeyeçalıştı. Buna karşı barışta ısrarcı olunması gerektiğini, Kürt sorunundaçözümsüzlükte ısrar edilmesinin krizi derinleştireceğini vurguladı...
SayınÖcalan'ın bu tutumu sayesinde Türkiye'de en kritik dönemde cumhuriyet tarihininen büyük gelişmelerini tetiklemiş ve Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerininönünü açmıştır...
Herkesgibi sizler da biliyorsunuz ki Kürt halkının sayın ÖCALAN'a dair hassasiyetleriyüksektir...
SayınÖCALAN'ın koşullarının bir an önce düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz.ÖCALAN'ın son olarak sunduğu barış perspektifinin tarihi bir fırsat sunduğunuve mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz...'şeklinde terör örgütü liderini övücü ibarelere yerverildiği, basın açıklaması sırasında adı geçenler Nejdet Atalay ve MusaFarisoğulları'nın da Hilmi Aydoğdu ile birlikte hareket ettikleri, basınaçıklaması metnini adı geçenlerin birlikte hazırladıkları,gösteri sırasında'sayın Öcalan siyasi irademdir' şeklinde pankart açıldığı, 'Öcalan, Öcalan',biji serok apo', 'selam selam imralıya bin selam', 'disa disa serhildanserokome öcalan-(yine yine başkaldırı, başkanımız Öcalan), dişe diş kana kanseninleyiz Öcalan' , 'vur de vuralım, öl de ölelim', 'kahrolsun 15 şubatkomplosu', 'hepimiz aponun fedaisiyiz' şeklinde sloganlar atıldığı, kollukkuvvetlerinin ikazlarına rağmen bu tür olayların devam ettiği soruşturmaevrakı, olay tutanakları, basın açıklaması, yürüyüş ve eylemler sırasındaçekilen görüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde gösterilen eylemi gerçekleştiren MusaFarisoğulları, Nejdet Atalay ve Hilmi Aydoğdu olay tarihi itibariyle DTPDiyarbakır il yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımaktadırlar. Basınaçıklamasındaki beyanlar, terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ı övmeye veterör örgütüne destek sağlamaya yönelik ifadeler, adı geçenlerin mensububulundukları davalı Parti ile terör örgütü arasındaki arasındaki ilişkiyiortaya koymaktadır.
NitekimDiyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, MusaFarisoğulları, Nejdet Atalay ve Hilmi Aydoğdu'nun bu eylemleri suçu ve suçluövme suçu kapsamında değerlendirilerek, söz konusu Mahkemenin 30.11.2007 günlü,E.2006/245, K.2007/405 sayılı kararı ile adı geçenlerin TCK'nun 215/1 ve 63/1maddeleri uyarınca beşer ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına kararverilmiştir.
25-Mustafa Tuç'un Eylemi
4.9.2007tarihinde DTP Gaziantep İl Başkanı Mustafa Tuç'un ölen bir teröristin cenazetöreninde yaptığı konuşmada ''ilk başta bütün Kürdistan şehitleri adınasizleri bir dakika saygı duruşuna davet ediyoruz'yıllardan beri devam eden birsavaş vardır. Biz bu savaş uğruna nice canlar verdik ve nice canlar vermeye dedevam ediyoruz. Dün 11 tane şehit verdik, daha sonra 8 tane şehit verdik,onlardan önce de 4 tane şehit verdik, yine Van'da 2 tane şehit verdik, bugünise yine acı bir haber geldi İran'da 3 tane şehit verdik, ama halkımızın başısağ olsun diyorum, biz şehit verdikçe yani Türk Devleti yıllardan beridiretiyor. Biz sürekli barış diyoruz ama ne yazık ki Türk Devleti imha veinkara devam ediyor, biz bu tutumumuzu devam ettireceğiz. Biz süreklişehitlerimize bağlılığımızı bildireceğiz'' şeklinde terör örgütünü vemensuplarını övücü beyanlara yer verdiği, orada bulunan kalabalığı ölenteröristler adına saygı duruşuna davet ettiği, konuşma sırasında oradabulunanların 'şehitler namırın(şehitler ölmez), 'Öcalan Öcalan', 'bıji serokapo(yaşasın önder apo), 'başbakan şaşırma bizi dağa kaçırma', 'katil Erdoğan','barışa uzanan eller kırılsın', 'pkk halktır halk burada', 'geliyor geliyorapocular geliyor', 'intikam intikam', 'selam selam İmralıya bin selam','barışın bekçisi İmralıda' şeklindeterör örgütü ve lideri lehine sloganattıkları, terör örgütünün bayrağını ve örgüt liderinin resmini taşıdıklarısoruşturma evrakı, olay tutanakları ve çekilen görüntülerin yeraldığı CD'lerdenanlaşılmıştır.
DTPGaziantep İl Başkanı Mustafa Tuç'un toplantı sırasındaki tutumu ve kalabalığakarşı yaptığı konuşmada söylediği sözler bir siyasi parti temsilcisinden ziyadebir terör örgütü mensubunun davranış ve ifadeleri gibidir. Adı geçen şahsınsıfat ve pozisyonu, eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğinde bu eylem, adıgeçen şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğu parti ile terör örgütü veeylemleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.
NitekimAdana 8. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, söz konusuMahkemenin 24.3.2008 günlü, E. 2007/289, K. 2008/77 sayılı kararıyla adıgeçenin eylemi sabit kabul edilerek terör örgütünün propagandasını yapmaksuçundan dolayı 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. ve TCK'nun 62. maddeleri uyarınca10'ar hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
26-Nurettin Demirtaş'ın Eylemi
26-28.10.2007tarihlerinde DTP Diyarbakır İl Binası içerisinde DTP milletvekilleri, çevre ilve ilçelerden gelen DTP belediye başkanları ve delegelerin katılımıylaDemokratik Toplum Kongresi adı altında bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantısırasında DTP Genel Başkan Vekili Nurettin Demirtaş tarafından okunan basınbildirisinde; ''Kongremiz Kürt halk önderi Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununademokratik çözüm yaklaşımının son derece belirleyici olduğu sonucuna varmıştır'Yıllardan beri Türk ve Kürt toplumu açısından bu iki eğilimi görüp, tümzorluklara rağmen Kürt halkı adına çözüm yolunun demokrasiden, barıştan ve birarada yaşamadan yana geliştiren kürt halk önderi Abdullah Öcalan'a yönelikİmralı uygulamaları çözümün önünü kapattığı gibi, tarihsel kardeşlikduygularına da büyük zarar vermiştir. Bu nedenle, kongremiz kürt halk önderiAbdullah Öcalan'ın İmralı'dan başka bir yere nakli ile sağlık sorunlarınıngiderilmesi için tedavi sürecinin başlatılmasının, toplumsal barış için rolünüoynayabileceği şekilde halkla bağ kurabileceği bir ortam yaratılmasının Kürthalkı kadar, Türkiye demokrasi açısından da son derece yaşamsal olduğu sonucunavarmıştır' Merkeziyetçi-ulus devlet sistemi kültürel farklılıkları yok sayansonuçlara yol açtığı gibi Türkiye'de yaşayan tüm toplumsal kesimlerin özgürlük,eşitlik talepleri ile sosyal ve ekonomik sorunlarını çözümsüz bırakan büyükdengesizlikler ortaya çıkarmıştır. 'Kongremiz bu temelde Türkiye'dekisiyasi-idari yapılanmanın köklü bir reformla ele alınarak değiştirilmesinikaçınılmaz görmektedir'.en akılcı model olarak tanımladığımız 'demokratiközerkliğin' hayata geçirilmesi açısından yeni Anayasa çalışması da dikkatealınarak siyasi ve idari yapılanmada köklü bir reforma gidilmesigerekmektedir'.Bu idari modelde adem-i merkeziyetçilik işletilerek birbiri ileyoğun bir şekilde sosyo-kültürel ve ekonomik ilişki içerisinde bulunan İllerikapsayan ve İl Genel Meclislerine benzer bir şekilde seçim ile iş başına gelenbir bölgesel meclis, merkezi hükümet adına dış işleri, maliye ve savunmahizmetleri ile merkezi ve bölge yönetimlerince birlikte yürütülecek emniyet veadalet hizmetleri hariç eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler, tarım,denizcilik, sanayi, imar, çevre, turizm, telekomünikasyon, sosyal güvenlik,kadın, gençlik ve spor gibi hizmet alanlarından sorumlu olacaktır' Bu yapıfederalizmi ya da etnisitiye dayalı özerkliği ifade etmez; merkezi yönetimleiller arasında kademelendirilmiş demokratik bir yeni idari takviyedir.Bölgelerin her biri o bölgenin özel adı veya bölge meclisinin yetki sınırlarıiçinde bulunan en büyük ilin adıyla anılacaktır'Türkiye'de kurulacak BölgeMeclisleri 'ki sayısı 20-25 olabilir- TBMM ile İller arasında işlerikolaylaştıran, halkın yönetimine daha fazla katılımını sağlayan çağdaş,demokratik bir idari ve siyasi yapılanmadır' şeklinde ifadelere yerverilmiştir.
Bildirideyer alan PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'dan 'kürt halkı önderi'olarak söz edilmesi, bu kişinin İmralı cezaevinde kalmasının tecrit uygulamasıolarak nitelendirilmesi, başka bir yere naklinin sağlanması, sağlıksorunlarının giderilmesi ve kürt sorununa demokratik çözüm yaklaşımındabelirleyici bir role sahip olduğu şeklindeki ifadeler, terör örgütününpropagandası niteliğinde beyanlar olup, davalı Parti ve Genel Başkan Vekilistatüsünü taşıyan mensubunun terör örgütü ile bağlantısını ortaya koymaktadır.
27-Orhan Miroğlu'nun Eylemi
25.3.2007tarihinde aralarında DTP'nin de bulunduğu sivil toplum örgütleri tarafındanAnkara'da Abdi İpekçi Parkında organize edilen gösteride söz alan DTP GenelBaşkan Yardımcısı Orhan Miroğlu'nun konuşmasında 'Ne Demirci Kawalarıunutacağız, ne de Diyarbakır Cezaevinde hayatını Nevroz ateşine sunandevrimcileri unutacağız' burada anısını saygıyla anacağız, Mazlum Doğanları vebaşka devrimci arkadaşlarımızı' Önce Türkiye'nin fay hatlarından sözetmekistiyorum. Evet çok açık ve bellidir ki Türkiye'nin bir fay hattı var. SayınÖcalan'ın sağlığıyla oynanmaz, bu bir fay hattıdır' çünkü Öcalan herhangi birtutuklu değildir. Fikirleriyle yüzbinlerce insanı etkileyen bir insandır Ve onunsağlığı elbette ki toplumsal bir kaygı ve toplumsal bir meseledir.' Hükümettentalebimiz şudur, yaptırdığınız incelemeleri ve sağlık incelemelerini kamuoyunatıbbi gerekçeleriyle açıklayın. Eğer buna gücünüz yüreğiniz yetmiyorsa bu haldebu ülkenin bağımsız tabipler birliğinin bir heyetle İmralı'da bir sağlıkaraştırması ve sağlık taraması yapmasına izin verin. Bu talebimiz bakidir vegünceldir arkadaşlar' şunu çok iyi biliyoruz ki PKK bu ülkenin gerçekliğidir' sevgiliarkadaşlar elbette PKK'lı burada ve siz PKK'sınız, DTP de sizsiniz''şeklinde terör örgütü lideri ve mensuplarını övücü beyanlara yer verdiği, oradabulunan kalabalığın ellerinde 'sağlığın sağlığımızdır', 'barış dedikzehirlendik, zehirin panzehiri olacağız', 'sana can feda', 'nevruz ateşini yükselttin','dişe diş kana kan, seninleyiz Öcalan' ibareli dövizler taşıdıkları ve 'bıjiserok apo (yaşasın önder apo), 'dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan', 'selamimralıya bin selam', 'gençlik aponun fedaisidir', 'yaşasın Öcalan', 'be serokjiyan na be (başkansız yaşam olmaz)', 'geliyor geliyor, apocular geliyor','öcalansız dünyayı başınıza yıkarız', 'nevroze agire zerdeşte', 'dise diseserhildan serakoma öcalan (yine yine isyan başkanımız Öcalan)' şeklinde terörörgütü ve elebaşısı lehine sloganlar attıkları, 'barışa uzanan eller kırılsın','PKK halktır halk burada', 'geliyor geliyor apocular geliyor', 'intikamintikam', 'selam selam İmralıya bin selam', 'barışın bekçisi İmralıda'şeklindeterör örgütü ve lideri lehine slogan attıkları, terör örgütünün bayrağınıve örgüt liderinin resmini taşıdıkları soruşturma evrakı, olay tutanakları veçekilen görüntülerin yeraldığı CD'lerden anlaşılmıştır.
DTPGenel Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan Orhan Miroğlu'nun yaptığı konuşmadasöylediği ''sevgili arkadaşlar elbette PKK'lı burada ve siz PKK'sınız,DTP de sizsiniz'' biçimindekisözlerle PKK ile DTP'nin özdeş olduğuaçıkça ifade edilmiştir. Bu sözler, bir siyasi parti temsilcisinden ziyade birterör örgütü mensubunun ifadeleri biçimindedir. Adı geçen şahsın sıfat vepozisyonu, eylemin ağırlık ve etkileri gözetildiğinde iddianamede belirtilen bueylemin DTP Genel Yönetiminde bulunan bu şahıs ve dolayısıyla mensubu bulunduğuparti ile terör örgütü ve eylemleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.
Nitekim,Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince E.2007/243 sayılı dosyası üzerinden yapılanyargılama sonucunda Orhan Miroğlu'nun eylemi silahlı PKK terör örgütününpropagandasını yapmak suçu kapsamında değerlendirilmiş ve adı geçenin 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. ve 5237 sayılı TCK'nun 62. maddeleri gereğince2 yıl 1 ay süreyle hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
28- Sedat Yurtdaş(Yurttaş)'ın Eylemi
DTPGenel Başkan yardımcısı Sedat Yurtdaş 11.1.2006 tarihinde terör örgütünün yayınorganı ROJ TV'nin 'Gündem' isimli programına katılarak burada terör örgütününelebaşısı Öcalan için 'sayın' sıfatını kullandığı ve kendisine engellerçıkarıldığından bahsettiği, konuşmasında 'zorluklarla, zulümlerle bu 30-40yılın sonunda Kürtler öldürülüyor. Kürtler tankla, tüfekle, topla, askerlerleve saldırılarla imha ediliyor' Türk generalleri sözde federal kürdistanınkurulmasında bizim de payımız var diyorlar'1952'ye kadar il, ilçe, köy, ağaç,çimen, toprak ne varsa hepsinin isimlerini değiştirdiler. Yani o isimler birdaha Kürtçe isimlerle kabul edilsin'. Amed (Diyarbakır) bu yüzden merkez olmuş,Hevler merkez olmuş. İnanıyorum ki Süleymaniye de bir merkez olacak. İstesinveya istemesin kendini Kamışlo ve Mahabat'a kadar yetiştirecek' şeklindebeyanlarda bulunduğu dosyadaki belgeler, CD ve çözüm tutanaklarındananlaşılmıştır.
Eylemigerçekleştiren şahıs DTP Genel Başkan yardımcısı sıfatını taşımakta ve bukonuşmaları terör örgütünün yayın organı olan televizyon kanalındaki yayınabağlanmak suretiyle yapmaktadır. Bu durum ve söylenen sözlerin içerik veetkileri gözetildiğinde eylemin terör örgütü ile eylem sahibi ve mensububulunduğu davalı Parti arasındaki mevcut ilişkiyi ortaya koyduğu sonucunavarılmaktadır.
Nitekim,Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, sanığın terörörgütü liderine yönelik 'sayın' ifadesini kullanması suç ve suçluyu övme suçukapsamında sabit görülerek, söz konusu Mahkemenin 18.2.2007 günlü, E.2006/364,K.2007/46 sayılı kararı ile suç ve suçluyu övmek suçundan dolayı adı geçeninTCK'nun 215/1 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
29-Selim Sadak'ın Eylemi
DTPüyesi Selim Sadak, 23.4.2006 tarihinde DTP Genel Merkezini temsilen katıldığıDTP Nusaybin İlçe Teşkilat binasının açılışında bir kısmını Kürtçe olarakyaptığı, 'biji serok apo' sloganları ile desteklenen konuşmasında 'Sizlerinhuzurunda bu anlamda yaşamını yitiren sevgili hocam Musa Anter'in şahsında tümdemokrasi şehitlerinin huzurunda saygıyla sevgiyle eğiliyorum. Kendilerineselamlarımı sunuyorum. Bizi bugünlere taşıyan hak ve özgürlükleri için kürthalkının hak ve hukuku için yaşamını cezaevinde geçiren ve zindanlarahapsedilen tüm siyasi tutsakları sayın Öcalan'ın şahsında saygıylaselamlıyorum'Denenmeyen çareleri denesinler, 1992'lerde operasyonlardüzenlediler, yurt içerisinde operasyonlar düzenlediler, yine sorun çözülmedi'Buhalkın üzerine gülleler yağdırmak değil, kendi yurttaşlarına kendi halklarına,kendi halkına operasyonlar düzenlemek ve uygulamakla bu sorunlar çözülmüyor'şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
GenelMerkez adına hareket eden bir görevlinin ilçe teşkilatının açılışındaki terörörgütünü ve başını destekleyen beyanları, kişinin ve mensubu olduğu davalıParti'nin terör örgütü ile ilişkisini ortaya koymaktadır.
30-Ahmet Ertak'ın Eylemi
07Eylül 2007 tarihinde DTP'li Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak'ın Şırnak'taFransız haber ajansı 'France 24' kanalına verdiği görüntülü röportajda ''PKKKürt halkını destekliyor, biz de kürt halkını destekliyoruz, PKK'yı desteklemeklazım, demokrasi, adalet ve davamız için sonuna kadar gideceğiz. Türkmakamlarına sesleniyorum; bize, kültürümüze saygı duyulduğu takdirde, biz desaygı duyarız. Eğer Türk ordusunun operasyonları sona ererse PKK da silahbırakacaktır'' şeklinde ifadeler kullandığı,röportajın yayınlandığıçeşitli TV kanallarından elde edilen görüntülere ilişkin çözüm tutanakları,Ankara Kriminal Polis Laboratuarında yaptırılan ekspertiz raporu ve bilirkişiinceleme raporlarından anlaşılmıştır.
ŞırnakBelediye Başkanı olan Ahmet Ay'ın kullandığı sözlerin açıkça terör örgütünedestek mahiyetinde bulunduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
31-Ayhan Ayaz'ın Eylemi
DTPIğdır il teşkilatı üyesi olan Ayhan Ayaz'ın 20.3.2007 günü gece saatlerindeIğdır il merkezinde bulunan ev ve işyerlerinin duvar ve kepenkleri üzerinespreyboya ile 'PKK', 'HPG', 'apocuyuz' ve 'Öcalan' yazılarını yazdığının güvenlikkuvvetlerince tespit edildiği, ayrıca terör örgütü mensupları ile temasageçerek molotof kokteyli yapma eğitimi aldığı, terör örgütü mensuplarındanaldığı talimatlar doğrultusunda arkadaşlarını bilgilendirdiği, dosyadakideliller ve bu kişinin adli makamlar huzurunda verdiği ikrara dayalıifadelerden anlaşılmıştır.
Nitekim,Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da bu kişinineylemleri terör örgütünün propagandasını yapma ve terör örgütüne yardım etmesuçu olarak kabul edilmiş ve söz konusu Mahkemenin 25.9.2007 günlü, E.2007/150ve K.2007/155 sayılı kararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 5., 7/2., 220/7 ve TCK'nun314/2 maddeleri uyarınca sonuç olarak 6 yıl 13 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
DTPIğdır İl teşkilatı üyesi olan Ayhan Ayaz'ın terör örgütü mensuplarıylaişbirliği yapması ve terör örgütünün propagandasını yapma eylemini bizzatgerçekleştirmesi, bu kişinin ve üyesi olduğu davalı Partinin PKK terörörgütüyle olan ilişkisini ortaya koymaktadır.
VIII- ESASIN DEĞERLENDİRİLMESİ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının kapatma isteminde özetle; davalı Demokratik ToplumPartisi'nin terör örgütü tarafından kurdurulduğu ve yönetildiğine dairbilgiler, gerçekleşen eylemler ve kesinleşmiş mahkeme kararları ile YerelCumhuriyet Başsavcılıklarında devam eden hazırlık soruşturmalarına vemahkemelerde açılmış bulunan kamu davalarına konu olan ve parti üyeleritarafından gerçekleştirilen eylemler ve sarfedilen beyanlar ile Parti tüzük veprogramındaki kimi anlatımlar dikkate alındığında, terör örgütü ve mensuplarınıtaban olarak muhatap aldıkları halde terör örgütü olarak adlandırmadıkları,Parti binalarının örgüt kampı haline getirildiği, örgütün propagandaları ilehalkı kin ve düşmanlığa teşvik eden beyanlarda bulunulduğu, terör örgütününyayın organı olan ROJ TV isimli televizyon yayınlarına katılındığı, toplantı vegösterilerde slogan, resim ve pankartlar kullanılarak şiddet görüntülerininoluşturulduğu, esnafın dükkanlarını kapatmaları yönünde teşvik ve tehditedildiği, partililerin örgüt kamplarında eğitildiği, örgüt üyelerinin Parti'deyönetici konumuna getirildiği, böylece davalı Parti'nin birçok il ve ilçeteşkilatı başkan ve üyelerinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmaya yönelik eylem ve davranışlarda bulundukları ve bueylemlerinin Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda belirtilen odak halinioluşturduğu, bu nedenle davalı Parti'nin kapatılması gerektiği ilerisürülmüştür.
DavalıParti savunmasında özetle; kapatma davası dosyasına konulan ya da iddianamededayanılan kanıtların hukuka uygun, adil ve tarafsız bir soruşturmanın ürünüolmadığını, yürütülen soruşturmaların birçoğunun sonuçlanmadığını,sonuçlananlardan birçoğunun beraatle neticelendiğini, iddianamede belirtilenkonuşma ve açıklamaların ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle hükme esas alınamayacağını,Türkiye'nin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere kimi uluslararasısözleşmeleri kabul ettiğini, iç hukuk normu ile ulusalüstü norm arasında birçatışma söz konusu olduğunda mahkemelerin ulusalüstü normu doğrudan uygulamasıgerektiğini, ulusalüstü normların iç hukuka üstün ve bağlayıcı olduğunu, Parti'ninhiçbir şekilde Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayayönelik eylemlerin odağı haline gelmediği gibi, PKK terör örgütü ile de birbağlantısının bulunmadığını, Parti olarak PKK aleyhine beyanda bulunmayazorlanmalarının düşünce ve kanaat özgürlüğüne aykırı olduğunu, bu konuda susmahaklarının bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı tarafından dava, kapatılması istenen davalı DemokratikToplum Partisi'nin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadankaldırmaya yönelik fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği ileri sürülerekaçıldığından, öncelikle konuya ilişkin Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu veilgili uluslararası sözleşmelerin incelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa'nınBaşlangıcının 1. ve 5. paragraflarında Devletin bölünmez bütünlüğü ilkesinevurgu yapılmış, 3. maddesinin birinci fıkrasında, 'Türkiye Devleti ülkesive milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir'; 5. maddesinde, 'Devletintemel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini... korumak'(tır)'; 14. maddesinin birincifıkrasında, 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanandemokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerbiçiminde kullanılamaz' denilmiş, ayrıca 26., 28., 58., 81., 103., 118.,122. ve 130. maddelerinde de bölünmez bütünlük ilkesine yer verilmiştir.
Siyasipartilerin uyacakları esasları belirleyen Anayasa'nın 69. maddesinin altıncıfıkrasında, 'Bir siyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bunitelikteki fiillerin işlendiği bir odak halinde geldiğinin AnayasaMahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasi parti, bunitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve budurum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetimorganları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grupyönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudandoğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.' hükmü yer almaktadır.
Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü fıkrasında 'Siyasi partilerin tüzük ve programlarıile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine,demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümrediktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez' denilmektedir.
Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen kapatma nedenleri, 2820 sayılıSiyasî Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin ilk fıkrasının (a) bendinde aynentekrar edilmiş, bu nedenlerden bir bölümü SPK'nun 78, 80 ve 81. maddelerinde deyeralmıştır.
Anayasa'nın68. maddesinin birinci fıkrasında, vatandaşların siyasi parti kurma ve usulünegöre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahip olduğu belirtildiktensonra ikinci fıkrasında siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatınvazgeçilmez unsurları olduğu vurgulanmıştır.
Demokratikrejimin olmazsa olmaz koşulu sayılmaları nedeniyle siyasî partiler Anayasa'daözel olarak düzenlenmiş, 68. maddenin üçüncü fıkrasında siyasî partilerinönceden izin almadan kurulacakları ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisindefaaliyetlerini sürdürecekleri belirtilmiştir. Böylece, siyasî partilerin diğertüzelkişilerden farklı olarak kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin esaslaranayasal güvenceye kavuşturulmuş, kapatılmalarına yol açabilecek nedenler iseAnayasa'nın 14. maddesinde yer alan; 'Anayasada yer alan hak vehürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadankaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasahükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak vehürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekildesınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekildeyorumlanamaz.
Buhükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler,kanunla düzenlenir.' şeklindekidüzenleme de gözetilerek tek tek sayılmış, yasa koyucuya bunların dışındadüzenleme yapmaya elverişli bir alan bırakılmamıştır.
Belirtilendüzenlemelerle Anayasakoyucu siyasî partilerin varlıklarını sürdürmelerini esasalıp, kapatılmalarını ise ayrık durumlarla sınırlı tutarak, öncelikledemokratik rejimin, sağlıklı biçimde yaşatılmasını amaçlamış, ancak korunmasıgereğini de göz ardı etmemiştir.
Anayasa'nın90. maddesinin son fıkrasında, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin yasa hükmünde olduğu veyasalarla farklı hükümler içermesi nedeniyle doğacak uyuşmazlıklardauluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı öngörülmektedir. Türkiye'ninhukuk düzeni ile çağdaş demokrasilere egemen ilke ve uygulamalar arasındakoşutluğun sağlanmasını amaçlayan bu kural, kurucu üyesi ya da üyesibulunduğumuz uluslararası kuruluşlarca oluşturulmuş temel hak ve özgürlükstandartlarının dikkate alınmasını gerekli kılmaktadır. Anayasa'nın somutkuralları, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin içtihatları ile Avrupaortak standardını saptayan Venedik Komisyonunun belirlediği kriterlerle birliktedeğerlendirildiğinde, bir yandan Anayasa'nın öngördüğü klasik demokrasianlayışının gereği olarak siyasal özgürlüklerin güvence altına alınmasısağlanırken, diğer yandan son çare olarak düşünülen siyasi parti kapatmayaptırımı ile demokratik düzenin korunması amaçlanmıştır.
Siyasaliktidarın kaynağı, dolayısıyla egemenliğin sahibi ulus olmakla birlikte, ulusunkendine ait bir yetkiyi doğrudan kullanamaması, temsil ve aracı sorununugündeme getirmektedir. Bu sorunun çözümü, ancak karmaşık toplumsal beklentilerive gereksinimleri somutlaştıran, bunları iktidara yönelik genelleştirilmişeylem programları biçiminde sunan ve halkın çoğunluğu tarafından tercih edilen,temelinde siyasal karar mekanizmalarını yönlendiren aracı organların mevcudiyetinebağlıdır.
Toplumlarçok farklı düşünce ve tercihlerin hüküm sürdüğü, demokrasinin işleyişindeçatışabilir fikirlerin akışının sağlandığı yapılardır. Siyasal düzen ve bununtemel normları, hukuksal kurallar, toplumdaki çatışma ve farklılıkların barışçıyolda düzenlenmesine olanak verdiği sürece meşruiyetini korurlar. Bumeşrulaştırma işlevi toplumsal farklılıkların özgürce yaşanması, talepsahiplerinin özgürce örgütlenerek siyasal iktidara yönelmesi ve iktidarkullanımına katılmasıyla yerine getirilmiş olur. Esasen demokrasi toplumsalbarışın ve özgürlüğün güvencesidir. Anayasa ise siyasal düzenin barışçıtoplumsal taleplere açılmasını ve zaman içinde doğacak zorunluluklarıkarşılayacak yöntemleri barındıran temel kurallar bütünüdür. Kimi gerekçelerlefarklı düşüncelerin siyasal yaşama yansıtılmasının engellenmesi demokrasiyle vetemsilde adalet ilkesiyle bağdaşmaz, çatışan farklı fikirlerin ürünü olansiyasi partilerin bu fikirleri tartışmaya açmaktan yoksun bırakılması ve başkayollarla tehlike savma refleksi demokratik siyasetle çelişki oluşturur.
Siyasipartiler bu farklı düşünceleri örgütleyip, siyasi düzene yönlendirerek siyasaliktidar ile kendisine meşruiyet dayanağı sunan toplum arasında aracılık görevide üstlenirler. Dolayısıyla siyasi partilerin hem sayısal olarak ve hem deprogram yönünden çoğulculuğunun sağlanması, demokratik meşruiyet içinzorunludur. Bu nitelikleriyle siyasi partilerin Anayasa'nın 2. maddesindekidemokratik devlet ilkesini gerçekleştirip, demokratik siyaseti geliştirdikleriaçıktır.
Siyasipartilerin kendilerine göre öne çıkardıkları ülke sorunlarına ilişkin farklıçözüm önerileri getirmeleri, demokratik siyasi yaşamda üstlendikleri işlevindoğal sonucudur. Siyasi partiler devlet erkine yönelik toplumsal talepleriyalnızca dile getiren kurumlar değil, toplumsal direktifleri somutlaştıran,yorumlayan ve devlete yönlendiren yaşamsal kurumlardır. Bu nedenle siyasipartiler, Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları ile Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin 'düşünce ve ifade' ve 'örgütlenme' özgürlüklerini düzenleyen 10.ve 11. maddelerinin koruması altındadırlar.
AİHM,genel olarak 'bilgi' ya da 'fikirlerin' şok edici, şaşırtıcı veya rahatsızedici olmasının, bu hakka yönelik herhangi bir müdahalenin haklı gösterilmesiiçin yeterli olmayacağını ancak, şiddeti yüceltecek şekilde kine dayalısözlerin ise müsamaha ile karşılanamayacağını ifade etmektedir(Karatepe/Türkiye Davası, Başvuru No: 41551/98, Strazburg, 31 Temmuz 2007).
AİHM'negöre, 'demokrasinin temel özelliklerinden birisi bir ülkenin karşılaştığısorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyaloglaçözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, birsiyasal grubun, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olaraktartışmak istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatminedecek çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ileendişe duymamalıdır' (Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri /Türkiye Davası, 30 Ocak 1998- 133/ 1996/ 752/ 951).
Uluslararasıyargı yerlerince belirtildiği ve Venedik Komisyonu'nun çeşitli tarihlerde kabulettiği raporlarında da vurgulandığı üzere, siyasi partilerin şiddetkullanılmasını savunmaları veya anayasayla garanti altına alınan hak veözgürlüklere zarar verecek şekilde demokratik anayasal düzeni yıkmak içinpolitik bir araç olarak şiddeti kullanmaları veya aynı amaçları gerçekleştirmekiçin terör ve şiddete başvuran oluşumlarla birlikte hareket etmeleri ve onlaradestek vermeleri halinde zorunlu bir tedbir olarak siyasi partilerinyasaklanması veya kapatılması makul görülebilir.
Nitekim,teröre destek verdikleri ve terörü kınamayı reddettikleri gerekçesine dayalıolarak İspanyol yargı organlarınca kapatılmalarına karar verilen Herri Batasunave Batasuna Partilerinin yaptığı başvuruyu değerlendiren AİHM Beşinci Dairesi,30 Haziran 2009 tarihli Herri Batasuna ve Batasuna / İspanya kararında özetleşu gerekçelerle Sözleşme'nin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır:
-AİHM, otuz yıldan daha uzun süreden beri var olan terör ortamında ve diğersiyasal partilerin tamamı tarafından kınanmakta iken şiddeti kınamayıreddetmeyi terörizme üstü kapalı bir destek davranışı olarak görmüştür.Mahkeme, başvuran partilere izafe edilebilecek ve terörle uzlaşma sonucunavaracak birçok ciddi ve tekrarlanan eylem ve davranışın varlığını belirlemiştir.Mahkeme, her halükarda, partinin kapatılmasının terörün kınanmaması olgusuna dadayanmış olmasını Sözleşme'ye aykırı görmemektedir Zira, siyasetçilerin sadeceeylemleri ve söylemleri değil, aynı zamanda belli durumlarda pozisyon almaolarak değerlendirilebilecek ve tamamen açık destek eylemi sayılabilecekeylemsizlikleri veya sessizlikleri de dikkate alınmalıdır.
-AİHM, başvuran siyasi partilere atfedilen eylem ve söylemlerin, bir bütünolarak 'demokratik toplum' kavramı ile çelişkili olduğunu değerlendirmiştir. Bunedenle, İspanyol Yüksek Mahkemesi tarafından başvuranlara uygulanan veİspanyol Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanan yaptırımın Devletlerin sahipolduğu takdir yetkisi çerçevesinde makul biçimde 'sosyal olarak zorunlu birihtiyaca cevap verdiği' sonucuna ulaşmıştır.
Birsiyasi partinin tüzüğü ve programı ile eylemlerinin Anayasa'nın 68. maddesinindördüncü fıkrasında korunan ilkelere aykırılığı değerlendirilirken, Anayasa'nınsiyasi partilere verdiği özel önemi vurgulayan diğer kurallarının da göz önündebulundurulması gerekir. Bu nedenle, Anayasa'nın 69. maddesi uyarınca tüzük veprogramlarındaki söylemleri ya da eylemlerinin, ancak Anayasa'nın 68. maddesinindördüncü fıkrasında korunan ilkelere temel esasları itibariyle aykırı olması,bu ilkeleri ortadan kaldırmayı amaçlaması ve bu nitelikleriyle demokratik yaşamiçin doğrudan, açık ve yakın tehlike oluşturması durumunda siyasi partilerinkapatılmasına elverişli ağırlıkta olduğu kabul edilebilir.
Ulusaldüzenlemelerin yanısıra örgütlenme özgürlüğüne ve terörizme ilişkin kimiesaslar uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinbarışçı amaçlarla dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş, ikincifıkrasında ise, bu hakların kullanılmasına, ulusal güvenlik, kamu güvenliği,kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, genel sağlık ve ahlak veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için ancak yasalarla kısıtlamalargetirilebileceği, 17. maddesinde, sözleşme hükümlerinden hiçbirinin birdevlete, topluluğa veya ferde, sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesi veya sözleşmede belirtilenden daha geniş ölçüde tahditlere tabitutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişme veya harekette bulunma hakkısağladığı şeklinde tefsir olunamayacağı öngörülmüştür.
ParisŞartı'nda da:
'Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur.' ...
'Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlaleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir.'
...
'Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz.'
...
'Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler'denilmiştir. Böylece, ırkçılık,etnik düşmanlık ve terörizm kınanmış, ülke bütünlüğü ve demokratik düzeniyıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma vekollama sorumluluğu uluslararası bir çağrı olarak kabul edilmiştir.
BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerindeViyana'da gerçekleştirilen 'Dünya İnsan Hakları Konferansı' sonunda yayımlananDeklarasyon'da da, 'Eşit Haklar' ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımıgözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükümete sahipegemen ve bağımsız bir devletin ülke bütünlüğünü ve siyasi birliğini kısmi veyabütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eyleme izin verilemeyeceği gibidesteklenemeyeceği de vurgulanmıştır.
14.9.2005tarihli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1624 sayılı Kararında ise;sadece teröristlerin değil terörizmi teşvik edenlerin de cezalandırılması içinüye ülkeler yasal düzenlemeler yapmaya çağrılmakta, ayrıca bu eylemlerinhaklılığını savunanlara, mazeret bulanlara ve onları yüceltenlere karşı gerekliönlemlerin alınması ve bunun yanı sıra terörle ilişkisi saptananlara 'güvenlibölgeler' yaratılmasının önlenmesi üye devletlerden istenmektedir. Kararda,ayrıca, 'terör tanımı' yapılmamakta, ancak 'amacı ne olursa olsun, ne zamanolursa olsun ve kim tarafından yapılırsa yapılsın terörizm, güvenlik ve barışınbir numaralı tehdidi' olarak kabul edilmektedir.
KökünüLatince 'terrere' sözcüğünden alan terör deyimi 'korkudan sarsıntı geçirme'veya 'korkudan dehşete düşmeye sebep olma' anlamlarına gelmektedir.
Türkçe'dekikarşılığı 'yıldırma, korkutma' olan terör kelimesi, 'bir toplumda birgrubun halkın direnişini kırmak için meydana getirdiği ortak korku' anlamınıda içermektedir; keza terör sözcüğü 'kamu otoritesini veya toplum yapısınıyıkmak için girişilen korku ve yılgınlık saçan şiddet hareketleri' olarakda tarif edilmektedir.
Terörolgusu ideoloji, örgüt ve şiddet unsurlarını içermektedir. Buna göre, terörünöncelikle bir ideolojik alt yapısının olması gerekmektedir. Örgüt, benimsediğiideoloji doğrultusunda hareket etmekte, stratejisini buna göre belirlemektedir.Terör örgütlerinin siyasi eğitim adını verdikleri faaliyetlerin amacı, örgütündayandığı temel ideolojiyi örgüt mensuplarına benimsetmek ve örgütün hedefleridoğrultusunda bilinçlendirmektir. Günümüzde terör örgütleri, dini, felsefi veyasiyasi bir düşünce sistemini, belli bir etnik kökene mensubiyeti esas alarakideolojilerini temellendirmekte ve hedef olarak rejim değişikliğini veya ülketoprakları üzerinde yeni bir devlet kurmayı amaçlamaktadırlar.
Teröründiğer bir unsuru ise örgüt unsurudur. Örgüt; organize bir yapı içerisinde, aynıideolojiyi benimseyen ve aynı hedefe yönelmiş kişilerden oluşur. Günümüzdeterör örgütleri, çoğunlukla örgüt lideri ile ona bağlı üst düzey sorumlular vedaha alt düzeydeki bölge, il ve birim sorumlularından oluşmaktadır. Örgütselyapılanmada illegal teşkilatlanma ve gizlilik esastır.
Terörünen önemli unsuru ise, şiddet unsurudur. Terör örgütleri şiddeti, ideolojileridoğrultusunda belirledikleri hedeflere ulaşmada önemli bir araç olarakgörmekte, 'silahlı propaganda' adı verilen terör eylemlerini, ülkenin anayasaldüzenini değiştirmek için kaçınılmaz bir yöntem olarak benimsemektedirler.Terör örgütleri, gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri ile topluma korkusalarak, halkta bıkkınlık ve yılgınlık duygusu oluşturup, vatandaşın devleteolan güvenini sarsmayı ve kaos ortamı yaratmayı hedeflemektedirler.
'Terör've 'terörizm' birbirinden farklı kavramlardır. Buna göre, terörizm kavramı,terör yöntemlerinin siyasi bir amaçla örgütlü, sistemli ve sürekli bir şekildekullanılmasını benimseyen bir strateji olarak terör kavramından ayrılmaktadır.
Terörsözcüğü, dehşet ve korkuyu belirtirken terörizm, bu kavrama süreklilik vesiyasal içerik katmaktadır.
Buradanhareketle terörizm, 'Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları eldeetmek, korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiyedayanılarak siyasi maksatlarla, iradi olarak terör ve şiddetin sistemli vehesaplı bir şekilde kullanılması' şeklinde tanımlanmaktadır.
Ansiklopediktanımlarda ise terörizmin; 'önceden belirlenmiş hedefleri elde etmek içinşiddet kullanan, şiddete başvuran bir grubun veya partinin kullandığı metod';'ihtilalci grupların giriştiği şiddet eylemlerinin tümü, tedhişçilik, birhükümet tarafından uygulanan şiddet rejimi'; 'siyasal bir hedefe ulaşmakamacıyla devlete, halka ya da bireylere karşı sistemli şiddet eylemlerinebaşvurma' şeklinde karşılandığı görülmektedir.
Terörizmintemel amacı, bir 'dava'ya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu'dikkat çekme' şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku vedehşet havası ile sağlanmaktadır.
Terörizminbenimsediği bir diğer amaç, kargaşa yaratarak toplumun direnme gücünü kırmak,yerleşik sosyal ve siyasal düzenin arkasındaki halk desteğini şiddet yoluylazayıflatmaktır.
Terörizminbirtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlamanın aracı olarak kullanılması damümkündür. Bu gibi durumlarda terörizm, sözü edilen çıkarların eldeedilmesinde, hedef alınan ülke ve toplumda amaca uygun bir ortamın oluşmasınaaracılık etmektedir.
Terörizm,kimi durumlarda ise bir siyasi mücadele aracı olmaktan çıkıp, bir ülkenin birbaşka ülkeyi zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir araçhaline gelmektedir.
Terörizmin,suikastten silah teminine, organize suç örgütleriyle işbirliğinden uyuşturucuticaretiyle finans desteğine kadar her türlü aracı da kullandığı bir gerçektir.
Terörizmkitlelere yönelik hedef gözetmeyen şiddet eylemleriyle, toplumun güvenduygusunu ortadan kaldırarak, halkın can derdine düşmesini ve olaylara tepkisizkalmasını amaçlar. Böylece kitleler terörizme karşı duyarlılıklarını yitirir,terörü kanıksar ve devletle toplum arasında güven açısından büyük bir uçurumoluşur.
PKK/KONGRA-GELisimli örgütün de yukarıda tanımlanan nitelikte bir terör örgütü olduğuhususunda uluslararası düzeyde bir anlayış birliğinin olduğu tartışmasızdır.
TürkiyeCumhuriyeti Devletinin resmi makamlarınca açıklanan bilgi ve verilere göre;
Silahlımücadele yoluyla Türkiye sınırları içerisinde bağımsız bir Kürt devleti kurmayıhedefleyen PKK (Kürdistan İşçi Partisi) 1978 yılında kurulmuş ve 1984 yılındakitlesel eylemlere başlamıştır.
PKK'nın1984 yılından bu yana gerçekleştirdiği terör faaliyetleri sonucu aralarındamasum siviller, öğretmenler ve diğer kamu görevlilerinin de bulunduğu 30.000den fazla Türk vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Söz konusu saldırılar büyükekonomik kayıplara da yol açmıştır. Örgüt tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerinekarşı 515 kez karakol saldırısı gerçekleştirildiği, sair silahlı çatışma, pusu,mayınlı tuzak kurma gibi asimetrik saldırı yöntemleriyle yapılan eylemlersonucunda 1984-2009 yılları arasında köy korucuları da dahil 6.300 den fazlaTürk Silahlı Kuvvetleri mensubu ile güvenlik görevlisi ve 25.000'in üzerindesivil vatandaşın katledildiği belirlenmiştir.
Örgütelebaşısı Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında yakalanmasının ardından, Örgüt,stratejisini değiştirdiğini, artık barışçıl yöntemleri benimseyeceğini vesiyasi mücadele yolunu izleyeceğini iddia etmeye başlamıştır.
'Yenive meşru bir örgüt' görüntüsü verme politikasına uygun olarak ve uluslararasıkamuoyunu inandırmak amacıyla örgüt, ismini Nisan 2002'de KADEK (KürdistanÖzgürlük ve Demokrasi Kongresi) olarak değiştirmiş, PKK'nın tarihi görevinitamamladığını ve artık siyasi bir kuruluş olarak tanınmak istediğini ilerisürmeye başlamıştır. Ekim 2003'te örgüt ismini bu kez KONGRA-GEL (KürdistanHalk Kongresi) olarak değiştirmiştir.
Belirtilenisim değişikliklerine rağmen örgütün liderlik kadrosu aynı kalmıştır. MuratKarayılan ve Cemil Bayık gibi PKK'nın kurucu ve önde gelenleri örgüt içerisindeönemli roller üstlenmeye devam etmektedirler. PKK/KONGRA-GEL'in önde gelenbirçok yöneticisi örgüte mali kaynak sağlamak amacıyla uyuşturucu kaçakçılığıyapmak suçundan kırmızı bültenle aranan uluslararası tanınmış kişilerdir.
Diğertaraftan, bu iki isim değişikliği ve 1999'daki sözde strateji değişikliğininardından, örgüt silahlarını bırakma gibi temel konularda herhangi birdeğişikliğe gitmemiş ve 2002 sonrasında da özellikle Güneydoğu Anadolu'dasaldırılar düzenlemeye devam etmiştir.
2006yılında şiddet eylemlerinin kitlesel eylemlerle desteklenmesi amacıyla, örgütçeönem atfedilen, 21 Mart Nevruz, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 1 Eylül Dünya Barışgünü gibi ulusal ve uluslararası kamuoyuna mal olmuş günlerde, özellikle 10'15yaş arası çocuklar ve kadınlar ön saflara yerleştirilerek eylem ve etkinliklereivme kazandırılmak istenmiştir.
Kitleseleylemlerde yeterli desteği bulamayan örgüt bu defa, güvenlik güçleriylegirdikleri çatışmalarda ölen terörist cenazelerinin defin işlemleri sırasındave sonrasında güvenlik güçleriyle vatandaşları karşı karşıya getirerek sözdeortaya çıkacak olumsuz tablodan çeşitli örgütsel kazanımlar elde etme yolunagitmiştir.
Militanlarınıve silahlarını hala muhafaza eden ve şiddete başvurma tehdidinde bulunmaktatereddüt etmeyen bir terör örgütünün sadece isim değişikliği yoluyla geçmiştekisuçlarından arınacağını söylemek mümkün değildir.
PKKterör örgütünün kuruluş süreci, amaç ve faaliyetleri, Abdullah Öcalan hakkındaverilen mahkumiyet kararını onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.11.1999günlü, E.1999/1296 ve K.1999/3623 sayılı kararında ise şu şekildebelirlenmiştir: ''Bu örgüt başlangıçta üç yıl süre ile Doğu ve GüneydoğuAnadolu Bölgesinde 'Kürdistan Devrimcileri', 'UKO'cular', 'APO'cular'' adıaltında kadrolaşmış, 1977 yılından sonra sık sık silahlı eylemlere girişmiş,örgütün programı bizzat sanık Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınarak,21.11.1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Ziyaret (Fis) köyünde yapılan1.Kongrede kabul edilip yedi kişilik parti yürütme kurulu tarafından kuruluşbildirgesi hazırlanmış, 1978 yılından itibaren de merkezi örgütlenmeye yönelerek1979 yılında Kürdistan İşçi Partisi adını almış ve genel sekreterliğine sanıkgetirilmiş, 15 Ağustos 1984 tarihinde ise H.R.K. (Hezen Rizgariye Kürdistan 'Kürdistan Kurtuluş Birliği) adı altında yeniden eylemlere başlamış ve 21 Mart1985 tarihinde E.R.N.K. (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'ni oluşturmuş,yurtiçi ve yurtdışında legal ve illegal alanda gazete ve dergi çıkartılmaksuretiyle yayın faaliyeti yürütülmüş, ayrıca MED TV. adı ile bir televizyonkanalı yayına sokularak örgütün propagandasının yapılması amaçlanmıştır.Örgütün mali kaynaklarını; vergilendirme, bağış, aidat adı altında toplananparalarla, cezalandırma, gasp, soygun, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından eldeedilen gelirler teşkil etmiş, amacının ise; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hâkimiyetialtındaki topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresindenayırmak suretiyle, Kürdistan Devleti kurmak olup, ilk dönemde propagandayoluyla halkı bilinçlendirmek, silahlı eylemlerle ordu teşkilatına, ekonomikhedeflere sabotajlar düzenlemek suretiyle devlet otoritesini zaafa uğratmakstratejisinin planlandığı belirlenmiş, bugüne kadar örgütün faaliyetlerineilişkin bütün sorunların ve geleceğe yönelik planlama ile kapsamlı yapısaldeğişikliklerin ele alındığı geniş katılımlı çok sayıda kongre ve konferanslargerçekleştirilmiştir.
BaşlangıçtaMarksist-Leninist ideolojiyi benimsediğini açıkça dile getiren örgüt, dünyasiyasi konjonktüründeki gelişmelere paralel olarak görüntüsünde de değişiklikyapma kararı almış, bu çerçevede 5. Kongrede öncelikle örgüt amblemindeki''orak-çekiç''in çıkarılmasını kararlaştırmış; Parti, Ordu, Cephebölümlenmesini benimseyip, parti olarak P.K.K. (Partiye Karkerani Kürdistan -Kürdistan İşçi Partisi), Cephe olarak E.R.N.K. (Kürdistan Kurtuluş Cephesi) veOrdu olarak da A.R.G.K (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) şeklinde teşkilatlanıp,cephe ve ordunun, partinin çizdiği çerçevede hareket edeceği ilkesinibenimsemiştir
1970yılında bölücü DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) ve THKP/C (Dev-Genç) gibiörgütlerden etkilenen Abdullah Öcalan liderliğindeki bir grup üniversiteöğrencisi, Kürt milliyetçiliği ile Marksist-Leninist fikirlerin sentezitemelinde bir görüş yaratmaya çalışmış ve doğulu öğrencilerden oluşansempatizanlarını bu yönde eğitmiştir.
Kürtlerinayrı bir ulus olduğunu, sömürge halinde yaşadıkları için bağımsız birörgütlenmeye haklarının olduğunu savunan Abdullah Öcalan ve arkadaşları, bu doğrultudasürdürdükleri faaliyet alanını 1976 yılında Ankara-Dikmen toplantısından sonraDoğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine taşımışlardır.
1977yılı sonrasında Kürdistan Devriminin yolu isimli broşür ile mücadelenin taktikve stratejisini ortaya koyan grup, fiilen silahlı eylemlere başlamıştır.
27Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice ilçesindeki ziyaret (Fis) köyündegerçekleştirilen 1. Kongre ile grup ismini Partiya Karkerani Kürdistan (PKK)olarak benimsemiş ve 30 Temmuz 1979 tarihinde dönemin Adalet Partisi ŞanlıurfaMilletvekili M. Celal Bucak'a yapılan saldırı ile örgüt kuruluşunu ilanetmiştir.
12Eylül 1980 hareketinin takip eden günlerde, Suriye üzerinden Lübnan'dakiFilistin kamplarına ulaşan PKK grubu, Suriye ve Lübnan'da askeri ve siyasieğitim çalışması ve propaganda ile örgütlenme faaliyetlerini sürdürmüş,Avrupa'da çeşitli sosyal-kültürel amaçlı dernekler oluşturarak ismini duyurmayabaşlamıştır. Aynı tarihlerde Türkiye'den kaçarak Suriye'nin Şam şehrineyerleşen Abdullah Öcalan PKK örgütünü buradan yönlendirmeye başlamıştır.
Budönemde PKK, Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile ilişkiye geçmiş, bununakabinde Suriye'de bulunan PKK mensuplarından bir kısmının Irak KürdistanDemokrat Partisinin kontrolündeki Kuzey Irak'ta üslendirilmesi için anlaşmayavarılmış ve sonra birçok PKK elemanı gruplar halinde bölgeye aktarılmıştır.
1984'teŞam'da gerçekleştirilen II. Kongre'den sonra kamplardaki mensuplarını gerillasavaşına hazırlayan örgüt stratejik savunma safhasından, stratejik dengesafhasına geçmek için özellikle Güneydoğu Anadolu'nun Hakkari, Mardin ve Siirtillerini kapsayan alan içerisindeki askeri hedeflere karşı Kürdistan SilahlıKuvvetleri (Hazen Rıgariya Kürdistan- HRK) adı altında cephe-orduörgütlenmesinin ordu ayağının ön biçimini oluşturmuş ve 15 Ağustos 1984'teEruh-Şemdinli ilçelerine yönelik saldırılar ile terör eylemlerine fiilenbaşlamıştır.
Pusu,taciz atışı gibi silahlı eylemleri ile Güneydoğu bölgesinde etkili olmayabaşlayan örgüt, bu avantajını çoğaltmak için 21 Mart 1985'te Nevroz Bayramınıvesile ederek Cephe birimi olan ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'yiilan etmiştir.
1986ila 1990 yılları silahlı eylemlerin tırmandırıldığı, kitle katliamlarınınyaygınlaştığı yıllar olmuştur. Örgüt 26-30 Ekim 1986 tarihinde Lübnan BekaaVadisinde 3. Kongresini yapmış ve bu kongre sonucu HRK (Kürdistan KurtuluşBirliği) adlı askeri kanadının ismini ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu)olarak değiştirmiştir. Örgüt 3. Kongrede aldığı kararlar doğrultusunda eylemlersırasında kendilerine büyük zorluklar çıkaran köy koruculuğu sistemine karşıtopyekün saldırıya geçmiş, birçok köy ve mezra basılarak genç kız ve erkeklertopluca dağa kaçırılmış, birçok vatandaşımız öldürülmüştür.
Örgüt26 ila 31 Aralık 1990 tarihleri arasında gerçekleştirilen IV. Kongrede, 2000yılına kadar bölgede bağımsız bir Kürdistan Devleti Kurmak için genelayaklanmaların başlatılması kararını almıştır. Bu karar doğrultusundaCizre-Nusaybin ve Silopi'de kitle olayları patlak vermiştir.
Ağustos1990 tarihinde meydana gelen Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak'ta meydanagelen otorite boşluğundan yararlanarak, bu bölgede yerleşime ağırlık vererekeylemlerini yoğunlaştıran örgüt, 1992 yılında Kuzey Irak bölgesinde KürdistanUlusal Meclisini Toplama ve kurtarılmış bölgelerde 'Savaş Hükümeti'ilan etmegibi ütopik hedeflere yönelmiş, ancak başarılı olamamıştır. Türk SilahlıKuvvetlerinin aynı yıl bölgeye düzenlediği askeri hareket sonucu ağır kayıplarveren örgüt, yeni arayışlara yönelmiş, Kuzey Irak Kürt Liderlerinden CelalTalabani ile işbirliği yaparak, yeniden toparlanmak amacıyla tek yanlı ateşkesilan etmiştir. Bu kararın örgütte dağılma ve çözülmeye yol açacağını farkederek 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerinde gerçekleştirdiğiyol kesme eylemi ile yeniden silahlı eylemlerine başlamış, özellikle Güneydoğuyöresine basın kuruluşlarının girmesine engel olma, okul yakma ve öğretmenleriöldürme eylemleri ile bölgede devleti işlemez hale getirmeyi amaçlamıştır.
Budönemde örgütün kitle desteğini arttırmak ve daha fazla kimseyi kullanmakamacıyla legal alanda kurulan Halkın Emek Partisi'nin kuruluşunu desteklediği,her düzeydeki birimlerinde yandaşlarının görev almasını sağladığı, ayrıca özgürhalk, Yeni Ülke, Dilan ve Özgür Gündem gibi yayınlarla propagandasını yaptığıgörülmüştür. 1990 genel seçimlerinde örgütün desteği ile Halkın EmekPartisi'nden parlamentoya giren Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, SedatYurttaş, Zübeyir Aydar, Ahmet Türk, Sırrı Sakık gibi milletvekilleri gerekparlamentodaki faaliyetleri ve gerekse parlamento dışındaki faaliyetleri ileörgütün görüş ve düşüncelerini yansıtan tavır ve davranışlar içine girmelerisonucu milletvekilliği dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmış ve PKK örgütüadına faaliyetleri ispatlandığı gerekçesi ile mahkum olmuşlardır.
Örgütün1994 yılı içinde eylemlerini metropol kentlere ve turistik yörelere kaydırdığı,Yunanistan'ın desteği ile Türkiye'nin turizm gelirlerinde düşüşü hedeflediği görülmüş,ancak alınan tedbirler sonucu bir kaç münferit olay dışında başarılı olmadığıanlaşılmıştır.
Ülkeiçinde gerçekleştirilen etkili operasyonlar ve 1995 yılında gerçekleştirilen'çelik hareketi' sonucu örgütün eylemlerinde hızlı bir düşüş kaydedilmiştir.
PKKörgütünün amacı; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki toprakları Türkiye'denayırarak Marksist-Leninist ideolojiye dayalı bağımsız bir Kürdistan devletikurmak olduğundan, bunun gerçekleşmesi için uzun süreli bir halk savaşıstratejisi ile silahlı propagandayı benimsemiştir. Öncelikle halkı örgütleyereksilahlanmayı ve uzun sürecek bir gerilla savaşıyla nihai gayesine erişmeyiamaçlamaktadır.
(')
PKK'nıngerçekleştirdiği ve sanığın da sorumluluğunu kabul ettiği eylemlerin herbirinin, ulusal ve uluslararası hukuk literatüründe kabul edildiği üzere;doğrudan doğruya masum insanları hedef alan, kitleleri korkutup sindirmeyiamaçlayan nitelik ve nicelikte mutlak terör eylemleri olduğu hususunda kuşkubulunmamaktadır'
Bukararda da belirtildiği gibi, PKK terör örgütünün Türkiye CumhuriyetiDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak, TürkUlusu'nu etnik kimlik esasına dayalı 'Türk ve Kürt ulusları' biçiminde ikiyebölmek ve ezilen halk olarak nitelediği Kürt kökenli vatandaşları, ayrı birulus olarak devletini kurma yolunda kanlı şiddet eylemlerine yönelttiği birgerçektir.
Nitekim,Avrupa İnsan Hakları Divanı, Zana-Türkiye davası nedeniyle verdiği 25 Kasım1997 günlü (69/1996/688/880) sayılı kararında, 'PKK isimli örgütü amaçlarınaulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt' kabul ederek, 'Türkiye'ninGüneydoğu Bölgesinde PKK'nın sivillere yönelik kanlı saldırılar düzenlediğini'belirtmiş; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 25 Haziran 1998 tarihindekitoplantısında aldığı 1377 sayılı kararın 5. maddesi ile de PKK tarafındanbaşlatılan ve Türkiye'nin güneydoğusunda yaşayan nüfusun yerlerinden edilmesineyol açan şiddet eylemleri ve terörizm sert bir biçimde kınanmıştır. Ayrıca,13.12.2002 günlü, L 337/93 sayılı Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanan12.12.2002 günlü terörizme karşı savaşta alınan tedbirlerin uygulanmasıkonusunda 2001/931/CFSP sayılı Ortak Posizyonu güncelleyen ve 2002/340/CFSPsayılı Ortak Pozisyonu iptal eden Konsey Ortak Pozisyonu'nda terörizme destekveren kişiler, gruplar ve örgütler belirtilmiş ve bu karara ekli listenin 2/14.maddesinde terörizmi destekleyen örgütler arasında PKK'ya da yer verilmiştir.
2002tarihli Konsey kararıyla 2001 tarihinde yayımlanan terör örgütleri listesinedahil edilen PKK terör örgütünün daha sonra ismini KONGRA'GEL olarakdeğiştirmesi üzerine Avrupa Birliği, 5 Nisan 2004 tarihinde güncellediğilisteye bu terör örgütünü PKK/KONGRA-GEL olarak tekrar dahil etmiştir. Sonyayımlanan Konsey Ortak Tutum belgesinde de bu örgüt önceki listelerde olduğugibi PKK, KADEK ve KONGRA-GEL terör örgütü adlarıyla yer almaktadır.
Cebirve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdityöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini,siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmakveya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dışgüvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensupkişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda da terör eylemleri olaraknitelendirilmiştir.
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olarak TürkiyeCumhuriyeti devletinin egemenliği altında bulunan ülke topraklarının belli birbölümü üzerinde ayrı bir devlet kurmayı hedefleyen PKK/KONGRA-GEL isimli terörörgütü tarafından gerçekleştirilen eylemlerin de 3713 sayılı Yasa'nın kapsamınagiren nitelikte terör eylemleri olduğu hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde davalı siyasi parti üyelerince veparti organlarınca gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler ise, anılan terörörgütü ve bu örgütün elebaşısıyla işbirliği halinde hareket edilmesi, terörörgütünün propagandasının yapılması, bu örgütün varlığının ve eylemlerininmazur ve meşru gösterilmeye çalışılması, terör örgütüne yardım ve destek sağlanmasışeklindeki beyan ve fiillerden oluşmaktadır.
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal ve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçekleredayanmaktadır.
TürkDevletinin vatandaşları arasında özel ve kamusal alanda etnik ya da diğerherhangi bir nedenle siyasal veya hukuksal ayrılık sözkonusu değildir. Nitekim,Türk Milleti içinde yer alan farklı kökenden vatandaşlar arasında Türkiye'ninher yerinde yaşama, eğitim ve medeni haklar yanında seçme ve seçilmehaklarından tam olarak yararlanma, istek ve başarılarına göre her türlü işteçalışma, dil ve kültürden faydalanma ve katkıda bulunma gibi konularda tameşitlik anlayışı içinde hiçbir ayırım gözetilmemektedir. 'Ülke ve milletinbölünmez bütünlüğü'yle ilgili bu tarihsel oluşum tüm anayasalarımızdavazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzunbir gelişme süreci içinde gerçekleşip kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan TürkUlusu gerçeği ve olgusuna karşı ayrımcılığa, bölücülüğe, teröre ve sonuçta yokolmaya yol açacak eylemler kabul göremez.
Anayasa'yave Siyasi Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletinbölünmezliğinin temel ögeleridir. Bu nedenle her iki yasal düzenleme ile debelirtilen değerlerin birlikte ve ödünsüz olarak korunması amaçlanmıştır.
Anayasamız,Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştiricive bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirginniteliklerinden birini oluşturmaktadır.
Bubağlamda Anayasa'ya göre, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkesin hangi etnik gruptan olursa olsun Türk sayılması onun etnik kimliğiniinkar anlamında değil, devletine 'Türk Devleti', ulusuna 'Türk Ulusu' veülkesine 'Türk Vatanı' denen ve toplum yapısında çeşitli etnik gruplar bulunanülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması ve çoğunluk içindebulunan etnik grupların azınlığa düşmesini önleme amacına yöneliktir. Bunedenle, Anayasamıza göre siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusaltopluluktan olmaktır.
Ulusalbirlik, bireylerin etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içindeayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir.
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi azınlık yaratılmamasını, bölgecilik veırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içerir.
Siyasipartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temelkuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bütünlüğünün bozulması sonucunudoğurabilecek her türlü eylemden kaçınıp, çalışmalarını bu bütünlüğü daha dapekiştirecek biçimde yürütmeleri anayasal ve yasal zorunluluktur. Bunun sonucuda ülke ve ulus bütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü davranışın siyasipartiler için yasak olmasıdır.Ülkemizde yürürlükte bulunan Anayasa ve kanunhükümleri ile konuyla ilgili uluslararası temel belgeler ve AİHM içtihatlarıylabelirlenen esaslara göre, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögelerisayılan siyasal partiler, demokrasiye ters düşen, demokrasiyi güçsüz ve etkisizdüşürecek, toplumsal barışı yıkacak eylemlerde bulunamazlar.
Demokratikhak ve özgürlüklerden yararlanılarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne karşı gerçekleştirilen eylemler kabul edilemez. Bu durumda hak veözgürlüklerin kötüye kullanılmasına engel olmak, devletin görevi ve varlıknedenidir. Teröre destek verip ondan destek alan bir siyasi partinin Anayasa veyasaya göre varlığını sürdürmesi düşünülemez.
Demokratiksiyasi hayatın vazgeçilmez unsurları sayılmaları siyasi partilere bir güvencesağlamasının yanında, önemli görev ve sorumluluklar da yüklemektedir. Bu,yalnızca iç hukuk sisteminin öngördüğü bir yükümlülük değildir. Yukarıdaayrıntılarıyla üzerinde durulan uluslararası belgelerden, bu dengeninkorunmasına özen gösterildiği, bu dengeyi bozucu tutum ve davranışların himayegörmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir siyasi partinin, siyasi faaliyetgörüntüsü altında ülkenin tamamının asayiş ve güvenliğini olumsuz yöndeetkileyen, tüm bireylerin temel hak ve hürriyetlerinden yararlanmalarınıengelleyen veya ortadan kaldıran terör eylemlerini destekleyen, zeminhazırlayan ve meşrulaştırmaya çalışan söylem ve eylemlerde bulunması hiçbirdemokratik sistemde koruma göremez.
Kapatmadavası sürecinde ileri sürülen iddialar, deliller ve davalı Parti temsilcileritarafından bunlara karşı yapılan savunmalar değerlendirildiğinde; davalıParti'ye isnat edilen eylemlerin; parti mensuplarının terör örgütününyönlendirmesi doğrultusunda gerçekleştirdikleri eylem ve etkinlikler ile partiteşkilat binalarında yapılan aramalarda ele geçirilen belge ve dökümanlardan,terör örgütü ve elebaşısına destek içeren açıklama ve eylemlerden oluştuğuanlaşılmaktadır.
DemokratikToplum Partisi tüzük ve programında kendisini, 'demokratik uygarlık çağıdeğerleri olan özgürlükçü, eşitlikçi, adaletçi, barışçı, çoğulcu, katılımcı,çok kültürlü toplumu zenginlik olarak gören ve yenileşmeyi savunan; insan vetoplum odaklı diyalog ve uzlaşıya dayalı, otoriter-merkezi-hiyerarşik siyasetyapma tarzı yerine; demokratik-yerel-yatay işleyişi benimseyen, demokratik içişleyişi kararlılıkla savunan, barışçıl demokratik siyaseti esas alan, evrenseldeğerlere sahip çıkan, her türlü ayrımcılığı ve ırkçılığı ret eden, insanlığınözgürleşmesini cinsler arası eşitlikte gören, bu temelde özgür,demokratik-ekolojik toplumu hedefleyen demokratik özgürlükçü eşitlikçi sol birkitle partisi' olarak tanımlamaktadır.
DavalıParti yetkilileri aşamalarda yaptıkları savunmalarında, Kürt sorunununçözümünde terör örgütünün muhatap alınması gerektiğini, aynı tabana hitapetmeleri nedeniyle terör örgütünün ve eylemlerinin davalı Parti tarafındankınanmasının beklenemeyeceğini, davalı Parti'nin terör örgütü ile ilgilidüşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını ifade etmişlerdir.
Nitekim,davalı Parti adına yapılan 12.6.2008 günlü esas hakkındaki savunmanın 'susmahakkı yasal bir haktır' başlığı altında, ''Aslında neden DTP'nin PKK içinterörist demesinde ısrar edildiğinin ahlaki, hukuki, vicdani bir açıklamasıyoktur. DTP 'onlar terörist' dediğinde terör bitecek midir' Bitmeyecekse buısrarın anlamı nedir' Boyun eğdirmek midir amaç' Dağa çıkma nedenini kaldırmadıkça,biri ölür, diğeri çıkar' DTP, çocukları dağda olan ailelerin oylarını almıştırkuşkusuz. Peki bu neyi gösterir' Sayın Başsavcı'nın iddia ettiği gibi PKK ileözdeşliği mi, yoksa o ailelerin çocuklarının dağdan indirilmesi için siyasiçözümü bulun diye DTP'ye umut bağladıklarını, oy verdiklerini mi gösterir' Hiçkuşkunuz olmasın ki ikinci neden doğrudur. Peki böyle bir durumda DTP,kendisine siyasi çözüm için oy veren milyonlarca insanın çocukları, yakınlarıdağda iken PKK terör örgütüdür nasıl der, niçin desin'...' şeklindeaçıklamalara yer verilmiştir.
DavalıParti ve temsilcileri tarafından savunma olarak ileri sürülen bu argümanlardavalı Parti ve mensuplarının yaptığı eylemlerin demokratik siyasi mücadelekapsamında görülmesi için yeterli sayılamaz. Demokratik siyasi hayatınsözkonusu olmadığı bir ortamda siyasi partiler de vazgeçilmez unsur olmaktançıkarlar. Demokratik ortamın korunması ve demokrasi ilkelerinin uygulanmasıaçısından Devlete büyük sorumluluklar yüklendiği açık ise de, bundan, siyasipartilerin bu konuda herhangi bir yükümlülük ve sorumlulukları bulunmadığısonucuna varmak olanaksızdır. Demokrasiye Devlet kadar, vatandaşlar, diğersivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler de sahip çıkmak, korumak, en azındansaygı göstermekle yükümlüdürler.
DavalıParti, terör dahil yaşanan her türlü olumsuzluktan Devleti, hükümeti ve sistemisorumlu tutmaktadır. Davalı Parti'ye göre PKK terör örgütü Devletin, hükümetinve sistemin yanlışları nedeniyle ortaya çıkmış, varlığını korumuş ve günümüzegelmiştir. Bu nedenle terör örgütünün kuruluşundan günümüze kadar yaşananacılardan da, Devlet, hükümet ve sistem sorumludur. Bu yaklaşıma göre, davalıParti ve mensuplarının terör örgütüne olumlu yaklaşımı mazur görülmeli, hattaterör örgütü ile diyalog yolunun açık tutulması bakımından varlıkları bir şansolarak değerlendirilmelidir. Ancak, davalı Parti adına yapılan savunmalardaortaya konulduğu türden bir devlet ve demokrasi anlayışı gerçeklerden uzaktır.
DavalıDemokratik Toplum Partisine mensup birçok il ve ilçe teşkilat başkan veüyelerinin Parti adına düzenlenen etkinlikler sırasında yaptıkları konuşma vebasın açıklamalarıyla Kürt halkının Türk halkından farklı bir ulus olduğunu,Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından Kürt halkına karşı baskı ve zulümpolitikası yürütüldüğünü, Abdullah Öcalan'ın tecrite tabi tutulduğu ve bununkabul edilemez olduğunu söyleyerek, aynı ideolojiyi benimseyen ve aynı hedefeyönelen PKK terör örgütüne ve onun başı Abdullah Öcalan'a yardım ve desteksağladıkları, böylece Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmaya yönelik eylem ve davranışlarda bulundukları; 25.6.2006 tarihindeAnkara'da gerçekleştirilen DTP Birinci Olağan Büyük Kongresi başta olmak üzeredavalı Parti mensuplarınca organize edilen veya davalı Parti mensuplarınınkatıldığı ve etkin rol aldığı nevruz kutlamaları, terör örgütü elebaşınınsağlık durumunu protesto amaçlı gösteriler ve seçim mitingleri düzenledikleri,terör örgütü mensuplarının cenaze törenlerine katıldıkları, davalı Parti teşkilatbinalarında yapılan aramalarda yukarıda ayrıntıları gösterilen eşya, yayın vedokümanların ele geçirildiği anlaşılmıştır.
Ulusve ülke bütünlüğüne karşın, davalı Parti tarafından Türk ve Kürt Uluslarıbiçiminde bir ayırımın yapılması, 'Kürt sorununun çözümü' için terör örgütü ileonun başı Abdullah Öcalan'ın muhatap alınması ve onun tarafından önerilenpolitikaların uygulanması gerektiğinin belirtilmesi, parti teşkilat binalarındaterör örgütüne ait bayrak, doküman ve yasak yayınlara yer verilmesi, terörörgütü başı ve militanlarına ait poster ve resimlerin asılması, çeşitli bahaneve vesilelerle düzenlenen kongre, miting, toplantı ve gösteriler ile örgütmensupları için düzenlenen cenaze merasimlerinin terör örgütünün propaganda alanınadönüştürülmesi veya dönüştürülmesine göz yumulması, terör örgütü ilebağlantıları mahkeme kararlarıyla saptanan kimselerle araya mesafe koymak,gerektiğinde disiplin yaptırımı uygulamak yerine parti adına söz söylemeyetkisi olan görev ve pozisyonlara getirme gibi davranışlar Anayasa'nın 68.maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen 'Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü' ilkesine aykırılık teşkil eden eylemlerdir. Söz konusueylemleriyle davalı Parti şiddeti kışkırtan, elverişli hale getiren, teröreylemlerini siyasi nitelikli eylemler olarak tanımlayan ya da destekleyen, butür eylemleri teşvik eden, bunları gizleyen ya da bu tür eylemlere katılan,parti teşkilat binalarını terör örgütüne ve onun propaganda malzemelerine açanbir siyasi partiye dönüşmüştür.
PKKterör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın sağlık durumu bahane edilerek protestoamacıyla PKK terör örgütünün istem ve talimatlarıyla izinli veya izinsizgösteriler, ve çeşitli etkinliklerin düzenlenmesi, bildiriler dağıtılması, buetkinliklerde yapılan konuşmaların ve okunan basın bildirilerinin, açılanpankartların, atılan sloganların aynı ya da benzer içerik taşıması, 'özgürlük','kardeşlik' ve 'barış' kavramları kötüye kullanılarak ülkenin belirli kesimindeyaşayan veya belirli bir etnik kökenden gelen vatandaşlar üzerinde farklı birulus bilincinin uyandırılmaya çalışılması, PKK terör örgütünün TürkiyeCumhuriyeti Devleti'ne yönelik olarak sürdürdüğü mücadelenin 'savaş', 'onurlumücadele', 'haklı direniş' olarak nitelendirilmesi ve bu savaşta PKK terörörgütünün yanında yer alarak eylem ve davranışlar içerisinde bulunulması, kimiteşkilat üyelerinin PKK terör örgütü mensuplarına silah, malzeme, tedavi vebilgi desteği sağlaması, Parti'nin il ve ilçe teşkilatlarında çok sayıda,hakkında çeşitli yargı mercilerince toplatma ve yasaklama kararı verilen PKKterör örgütünün propagandasına yönelik eşya, kitap, pankart ve doküman ile PKKterör örgütü mensuplarının resimlerinin bulundurulması gibi birçok eylem vebunlara ilişkin yargı kararları davalı Demokratik Toplum Partisi ile PKK terörörgütünün bağlantı ve dayanışma içinde olduğunu göstermektedir.
Yukarıdabelirtilen bu eylemlerle Demokratik Toplum Partisi'nin, eksik gördüğü vesiyaseten tanınmasını beklediği haklar ve özgürlükleri, demokrasinin siyasiçoğulculuğa verdiği anlamlı destek ve hoşgörüyü kötüye kullanarak, etnisitetemeline dayalı kültürel, sınıfsal yapılanma ve yönetim ayrışıklığına yol açanve demokratik ilkelerle bağdaşmayan söylem ve eylemlerle ve terör örgütüdesteğiyle elde etmek istediği ve terörü kendi siyasi politikaları için araçolarak kullandığı sonucuna varılmaktadır.
DavalıParti mensuplarınca gerçekleştirilen organizasyonlarda meydana gelen olaylarkarşısında Parti yönetim organlarının herhangi bir şekilde tedbir almamaları vesessiz kalmaları ise teröre desteğin başka bir göstergesidir.
Demokratikdüzende, terör eylemlerine karşı siyasi duruşunu açıkça belirlemeyen, suçu vesuçluları kınamayan ve gizleyen bir partinin varlığı hoşgörüyle karşılanamaz.Davalı Parti'nin bu bağlamdaki tutumu, Partinin PKK'yla olan ilişkisinin 'açıkbir sır' olarak nitelenmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu gizli kabulle, teröryoluyla hak elde edilmesi bir yöntem olarak benimsenmektedir.
DavalıParti'nin çeşitli teşkilatlarında görevli şahıslar hakkında devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik suçlardan dolayı verilmiş mahkumiyetkararları, arama ve tespit tutanakları, soruşturmalara ilişkin belgeler,yapılan kongre ve toplantılara ilişkin tutanak ve belgeler ile tüm delillergözetildiğinde, davalı Demokratik Toplum Partisi'nin, Türk ulusunu ırk esasınadayalı olarak 'Türk-Kürt ve diğer etnik kökenli uluslar' biçiminde bölmek,etnik köken farkı nedeniyle gerçek dışı varsayımlarla ezilen ve sömürülen birhalkın varlığını kabul ederek bölücülüğü teşvik eden ve bunların sahip olduğudil ve kültürlerini ayırımcı biçimde tanımlayan ve özellikle bu önkabullerdenyola çıkarak, ülkede onbinlerce insanın ölümü ile sonuçlanan silahlı eylemlerdebulunan yasadışı PKK terör örgütünün ve bu eylemlerden hükümlü elebaşısınıneylem ve politikalarını destekleyici nitelikte faaliyetlerde bulunmak suretiyledevletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin yoğunolarak işlendiği bir parti haline geldiği anlaşılmıştır.
DavalıParti'nin Büyük Kongresinin, Genel Başkanının, Merkez Karar ve Yönetimorganlarının, TBMM Grup Genel Kurulu ile Grup Yönetim Kurulunun, Partiüyelerince gerçekleştirilen eylemleri açıkça reddetmemeleri, eylemleri zımnenbenimsedikleri anlamında değerlendirilmiştir. Hukuk devletine aykırı eylemlerinilgili parti organlarınca kınanmadığı, suskun kalındığı ortamda davalıParti'nin demokratik sisteme zarar vermesinin önüne geçilmesi anayasalzorunluluk halini almıştır.
DemokratikToplum Partisi ve mensuplarının Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasıkapsamında değerlendirilen beyan ve eylemlerinin birbirleriyle bütünlük içindebulunduğu, böylece devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadankaldırma nihai amacını güttükleri, zaman ve mekan farklılıklarına rağmen eylemlerintek bir amaca özgülendiği, eylemlerin büyük bir çoğunluğunun Parti organlarındagörevli üyelerce sorumluluk alanları içinde gerçekleştirildiği ve terör örgütükaynaklı yönlendirmelerle sürekli tekrar edilip istikrar kazandığı ve davalıParti'nin devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerinyoğun olarak işlendiği bir odak haline geldiği anlaşılmıştır.
Belirtilengerekçeler karşısında davalı Parti hakkında verilecek bir kapatma kararının,ulusal güvenliğin ve anayasal düzenin korunması yönünde güdülen meşru amaçlaorantılı, demokratik bir toplumda gerekli ve zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacacevap veren nitelikte olacağı açıktır.
Teröredestek niteliğindeki eylem ve söylemlerin yoğunluğunun toplumda sarsıcıetkilere, aşırı endişe, kaygı ve belirsizliklere yol açtığı, bu siyasianlayışla davalı Parti'nin demokratik hayata katkıda bulunduğununsöylenemeyeceği ve bu nitelikteki fiillerin ağırlığı karşısında, 3.10.2001günlü, 4709 sayılı Yasa'nın 25. maddesi ile Anayasa'nın 69. maddesinin yedincifıkrasında yapılan değişiklikle yürürlüğe konulan, Anayasa Mahkemesi'nintemelli kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasipartinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına kararverebileceğine ilişkin hüküm davalı Parti hakkında uygulanmamıştır.
Budurumda, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve PKKterör örgütüne yardım ve destek sağlamaya yönelik eylemlerin işlendiği bir odakhaline geldiği sabit olan Demokratik Toplum Partisi'nin Anayasa'nın 68. ve 69.maddeleriyle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101. ve 103. maddelerinegöre kapatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
IX- KAPATMA KARARININ SONUÇLARI
A- Partili Milletvekilleri Yönünden
Anayasa'nın84. maddesinin son fıkrasında, 'partisinin temelli kapatılmasına beyan veeylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesi'nin temelli kapatmaya ilişkin kesinkararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın ResmîGazete'de gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgisunar' denilmiştir.
Bunedenle, söz ve eylemleriyle Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasına nedenolan Mardin Milletvekili Ahmet TÜRK ile Diyarbakır Milletvekili Aysel TUĞLUK'unmilletvekilliklerinin gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günde sonaereceğine karar verilmesi gerekir.
B- Parti'nin (Kurucuları Dahil) Üyeleri Yönünden
Anayasa'nın69. maddesinin sekizinci fıkrası ile Siyasi Partiler Yasası'nın 12.8.1999günlü, 4445 sayılı Yasa ile değişik 95. maddesinin ikinci cümlesinde, ''Birsiyasi partinin kapatılmasına söz veya eylemleriyle neden olan kurucuları dahilüyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının ResmiGazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başkapartinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamazlar' denilmektedir.
Beyanve eylemleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olan kurucuları dahilüyelerinden;
-Abdulkadir FIRAT, Abdullah İSNAÇ (İŞNAÇ), Ahmet AY, Ahmet TÜRK, Ali BOZAN,Aydın BUDAK, Ayhan KARABULUT, Aysel TUĞLUK, Bedri FIRAT, Cemal KUHAK, DenizYEŞİLYURT, Ferhan TÜRK, Fehtah (Fettah) DADAŞ, Hacı ÜZEN, Halit KAHRAMAN,Hadice (Hatice) ADIBELLİ, Hilmi AYDOĞDU, Hüseyin BEKTAŞOĞLU, Hüseyin KALKAN,İbrahim SUNKUR, İzzet BELGE, Kemal AKTAŞ, Leyla ZANA, Mehmet Salih SAĞLAM,Mehmet Veysi DİLEKÇİ, Metin TEKCE (TEKÇE), Murat AVCI, Murat DAŞ, MusaFARİSOĞULLARI, Mustafa TUÇ, Necdet(Nejdet) ATALAY, Nurettin DEMİRTAŞ, OrhanMİROĞLU, Sedat YURTTAŞ ve Selim SADAK'ın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınınistemi doğrultusunda ve Anayasa'nın 69. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince,
-Ahmet ERTAK ve Ayhan AYAZ haklarında ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınıniddianamesinde siyasi yasaklama istenmemiş olmakla birlikte, iddianamede bukişilerin eylemlerine yer verilmiş olması nedeniyle, re'sen, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 225. maddesi ve Anayasa'nın 69. maddesinin dokuzuncufıkrası gereğince,
gerekçelikararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başkapartinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacaklarına kararverilmesi gerekmiştir.
X-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın 16.11.2007 günlü, SP.135. Hz. 2007/2 sayılıİddianamesi ile Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılması istenilmekle gereğigörüşülüp düşünüldü:
1- Demokratik ToplumPartisi'nin, eylemleri yanında terör örgütüyle olan bağlantıları dadeğerlendirildiğinde Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırınitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği anlaşıldığından,Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun101. ve 103. maddeleri gereğince KAPATILMASINA,
2- Beyan ve eylemleriyleParti'nin kapatılmasına neden olan kurucuları dahil üyelerinden;
Halilve Emine'den olma, 1958 doğumlu, Şanlıurfa Suruç Yıldız Köyü nüfusuna kayıtlıAbdulkadir FIRAT,
Hacıve Meryem'den olma, 1960 doğumlu, Şırnak Merkez Geçitboyu Köyü nüfusuna kayıtlıAbdullah İŞNAÇ (İSNAÇ),
Sabrive Telha'dan olma, 1967 doğumlu, Mersin Merkez Çilek nüfusuna kayıtlı Ahmet AY,
İsmailve Meryem'den olma, 1965 doğumlu, Şırnak Merkez Gazipaşa Mahallesi nüfusunakayıtlı Ahmet ERTAK,
Sinove Medine'den olma, 1942 doğumlu, Mardin Derik Kovalı Köyü nüfusuna kayıtlıAhmet TÜRK,
Abuzerve Sitiye'den olma, 1978 doğumlu, Adıyaman Merkez Yaylakonak nüfusuna kayıtlıAli BOZAN,
Nasove Hanım'dan olma, 1987 doğumlu, Iğdır Merkez Alikamerli Mahallesi nüfusunakayıtlı Ayhan AYAZ,
MehmetEmin ve Beşire'den olma, 1968 doğumlu, Şırnak Cizre Dağkapı nüfusuna kayıtlıAydın BUDAK,
Nurettinve Fermiye'den olma, 1972 doğumlu, Batman Kozluk Yanıkkaya Köyü nüfusunakayıtlı Ayhan KARABULUT,
Hüseyinve Hatun'dan olma, 1965 doğumlu, Elazığ Merkez Yenimahalle Mahallesi nüfusunakayıtlı Aysel TUĞLUK,
Alirızave Hanım'dan olma, 1956 doğumlu, Erzurum Hınıs Kolhisar Mahallesi nüfusunakayıtlı Bedri FIRAT,
Hasanve Elif'ten olma, 1985 doğumlu, Tunceli Merkez Baldan Köyü nüfusuna kayıtlıCemal KUHAK,
Raifve Kibar'dan olma, 1984 doğumlu, Ardahan Göle Günorta Köyü nüfusuna kayıtlıDeniz YEŞİLYURT,
Abdülhalimve Türkiye'den olma, 1951 doğumlu, Mardin Derik Kovalı Köyü nüfusuna kayıtlıFerhan TÜRK,
Keleşve Fatma'dan olma, 1967 doğumlu, Erzurum Karaçoban Bahçeli Mahallesi nüfusunakayıtlı Fehtah (Fettah) DADAŞ,
Süleymanve Güli'den olma, 1957 doğumlu, Şırnak Silopi nüfusuna kayıtlı Haci (Hacı)ÜZEN,
Süleymanve Zübeyde'den olma, 1977 doğumlu, Şanlıurfa Ceylanpınar İlçesi CeylanpınarKöyü nüfusuna kayıtlı Halit KAHRAMAN,
Ramazanve Samiha'dan olma, 1986 doğumlu, Madin Savur Serenli Köyü nüfusuna kayıtlıHadice (Hatice) ADIBELLİ,
Alive Saibe'den olma, 1953 doğumlu, Bingöl Merkez Saray Mahallesi nüfusuna kayıtlıHilmi AYDOĞDU,
Celilve Elif'ten olma, 1944 doğumlu, Bingöl Kiğı Eskikavak Köyü nüfusuna kayıtlıHüseyin BEKTAŞOĞLU,
Nurive Sosun'dan olma, 1962 doğumlu, Batman Merkez Yeni Mahallesi nüfusuna kayıtlıHüseyin KALKAN,
Hıdırve Beybun'dan olma, 1953 doğumlu, Van Bahçesaray Ünlüce nüfusuna kayıtlıİbrahim SUNKUR,
İbrahimve Bedriye'den olma, 1982 doğumlu, Şırnak Merkez Geçitboyu Köyü nüfusunakayıtlı İzzet BELGE,
Bozanve Vethe'den olma, 1958 doğumlu, Şanlıurfa Suruç Yolcular Köyü nüfusuna kayıtlıKemal AKTAŞ,
Fahrettinve Hediye'den olma, 1961 doğumlu, Diyarbakır Silvan Selahattin Mahallesinüfusuna kayıtlı Leyla ZANA,
Saitve Hanımi'den olma 1970 doğumlu, Mardin Yeşilli Sancar Köyü nüfusuna kayıtlıMehmet Salih SAĞLAM,
İsmailve Esmer'den olma, 1980 doğumlu, Van Özalp Y.Çavdarlık Köyü nüfusuna kayıtlıMehmet Veysi DİLEKÇİ,
Abdullahve Gülsabah'tan olma, 1972 doğumlu, Hakkari Merkez Bulak Mahallesi nüfusunakayıtlı Metin TEKCE (TEKÇE),
Mahmutve Ayşe'den olma, 1979 doğumlu, Diyarbakır Kocaköy Merkez Mahallesi nüfusunakayıtlı Murat AVCI,
Sıdıkve Mizkal'den olma, 1974 doğumlu, Ağrı Merkez Kalender nüfusuna kayıtlı MuratDAŞ,
MehmetAli ve Zeynep'ten olma, 1956 doğumlu, Bingöl Genç Yeniyazı Köyü nüfusunakayıtlı Musa FARİSOĞULLARI,
Hacialive Zeynep'ten olma, 1953 doğumlu, Gaziantep Araban Fıstıklıdağ Köyü nüfusunakayıtlı Mustafa TUÇ,
Abdülbarive Suphiye'den olma, 1978 doğumlu Batman Kozluk Şemdinağa Mahallesi nüfusunakayıtlı Nejdet (Necdet) ATALAY,
Tahirve Sadiye'den olma, 1972 doğumlu, Elazığ Palu Atik Köyü nüfusuna kayıtlıNurettin DEMİRTAŞ,
İsmailve Behiye'den olma, 1952 doğumlu, Mardin Midyat Gelinkaya nüfusuna kayıtlıOrhan MİROĞLU,
Bekirve Zeliha'dan olma, 1961 doğumlu, Diyarbakır Ergani Çakartaş Köyü nüfusunakayıtlı Sedat YURTDAŞ (YURTTAŞ) ve
İbrahimve Kumri'den olma, 1954 doğumlu, Şırnak İdil Sulak Köyü nüfusuna kayıtlı SelimSADAK'ın,
Anayasa'nın69. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince gerekçeli kararın Resmi Gazete'deyayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi,yöneticisi ve denetçisi olamayacaklarına,
3- Beyan ve eylemleriyleParti'nin kapatılmasına neden olan Mardin Milletvekili Ahmet TÜRK ve DiyarbakırMilletvekili Aysel TUĞLUK'un milletvekilliklerinin, Anayasa'nın 84. maddesininson fıkrası uyarınca gerekçeli kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihtesona ermesine,
4- Parti tüzelkişiliğinin kapatma kararının verildiği tarihte sona ermesine,
5-Davalı Parti'nin bütünmallarının 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 107. maddesi gereğinceHazine'ye geçmesine,
6-Gereğinin yerinegetirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 107.maddesi uyarınca Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nagönderilmesine,
11.12.2009gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
[1] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı SP-135. Hz.2007/2sayılı ve 10.03.2008 günlü'Esas hakkındaki görüşün'de; s:15, p.2
[2] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı SP-135. Hz.2007/2sayılı ve 10.03.2008 günlü'Esas hakkındaki görüşün'de; s:15,p. 'Odak Olma Yönünden'.
[3] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı SP-135. Hz.2007/2sayılı ve 10.03.2008 günlü'Esas hakkındaki görüşün' de; s:15son paragraf- s:16 ilk paragraf 'Odak Olma Yönünden'.
[4] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2008 günlü'Esashakkındaki görüşün'de; s:17-18, p. 'V-SONUÇ ve İSTEM'A-Bölümü.
[5] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2008 günlü'Esashakkındaki görüşün'de; s:17-18, p. 'V-SONUÇ ve İSTEM'B-Bölümü-1.
[6] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2008 günlü'Esashakkındaki görüşün'de; s:17-18, p. 'V-SONUÇ ve İSTEM'B-ÖLÜMÜ-2
[7] 'Ulusalüstü İnsan Hakları Standartları IşığındaTürkiye'de Bilgi Edinme Düşünce-İfade ve iletişim Mevzuatı- Prof.Dr.SemihGEMALMAZ-Araş.Gör.Haydar Burak GEMALMAZ- s:297,
[8] 'Ulusalüstü İnsan Hakları Standartları Işığında Türkiye'de Bilgi Edinme Düşünce-İfade ve iletişim Mevzuatı- Prof.Dr.SemihGEMALMAZ-Araş.Gör.Haydar Burak GEMALMAZ-s:297 'Le Compte, Van Leuven ve DeMeyere v. Belçika', Mahkeme kararı: 23/06/1981.
[9] A.g.e: 'Vogt v. Almanya', (No.7/1994/454/535),Mahkeme karar tarihi: 26/09/1995.
[10] A.g.e. s:300-301 'Hendrikus Van Der Heijden v.Hollanda', (Başvuru No.11002/84), Komisyon kararı: 08/03/1985, DR 41,April 1985, sf:264, 268-271.
[11] Avrupa Mahkemesinin anılan bu kararlarına ilişkin olarakulusal hukuk doktrininde bir çok çalışma yapılmıştır. Örnek olarak bkz., DurmuşTezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Oğuz Sancakdar, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi Işığında Türkiye'nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayınevi,Ankara, 2002, sf:353-391. Ayrıca bkz., Durmuş Tezcan, 'Örgütlenme HakkınınSınırları Açısından Siyasi Partileri Kapatma Kararlarına İlişkin Avrupa İnsanHakları Mahkemesi'nin Ortaya Koyduğu Eğilim', Anayasa Yargısı 16,Anayasa Mahkemesi Yay., Ankara 1999, sf:130-141. Oktay Uygun, 'SiyasiPartilerin Kapatılması Rejiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ÇerçevesindeDeğerlendirmesi', Anayasa Yargısı 17, Anayasa MahkemesiYay., Ankara 2000, sf:256-272. Mustafa Koçak, Siyasi Partiler veTürkiye'de Parti Yasakları, Turhan Kitabevi, Ankara, 2002, özelliklesf:132-211.
[12] 'Vogt v. Almanya', (No.7/1994/454/535), Mahkemekarar tarihi: 26/09/1995.
[13] Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:150-151
[14] Mehmet Semih Gemalmaz-Haydar Burak Gemalmaz, Ulusalüstüİnsan Hakları Standartları Işığında Türkiye'de Bilgi Edinme, Düşünce-İfade veİletişim Mevzuatı, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, İstanbul, 2004,sf:299-300.- 'Vogt v. Almanya', (No.7/1994/454/535), Mahkeme karartarihi: 26/09/1995.
[15] Mehmet Semih Gemalmaz-Haydar Burak Gemalmaz, Ulusalüstüİnsan Hakları Standartları Işığında Türkiye'de Bilgi Edinme, Düşünce-İfade veİletişim Mevzuatı, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, İstanbul, 2004,sf:229-233.
[16] Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan HaklarıHukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, BetaYayınları, Kasım 1994 (2. Baskı), İstanbul.
[17] Askeri yargı organlarının Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesine uygunluğu konusunda bkz. Kemal Gözler, 'Askeri Yargı OrganlarınınAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Uygunluğu Sorunu', İnsan HaklarıYıllığı, Cilt:21-22, 1999-2000, sf:77-93.
[18] Örnek olarak bkz., 'Case of Arı v. Turkey', (App.No.29281/95), Karar Tarihi: 25/09/2001, para.36-52.
[19] Bu konudaki pilot vaka olarak bkz., 'Case of Incal v.Turkey', (Case No.41/1997/825/1031), (App. No.22678/93), Karar Tarihi.09/06/1998, para.62-73.
[20] 'Handyside v. Birleşik Krallık' kararınınTürkçe metni için bkz., Osman Doğru (editör), İnsan Hakları Kararlar Derlemesi,Cilt:1, İstanbul Barosu Yayınları, İstanbul 1998, sf:221-244. Kararın orijinaliiçin bkz., (Series A, No.24).
[21] Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:158-159
[22] Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:161
[23] Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:161
[24] 'Sunday Times v. Birleşik Krallık' kararınınTürkçe metni için bkz., Osman Doğru (editör), İnsan Hakları Kararlar Derlemesi,Cilt:1, sf:341-377. Kararın orijinali için bkz., (Series A, No.30).
[25] 'Observer and Guardian v. Birleşik Krallık',bkz., HRLJ, Vol. 13, No.1-2, 28 February 1992, sf:7-30, özellikle 16, (Karar,parag.59),
[26] 'Sunday Times v. Birleşik Krallık (No.II)',bkz., HRLJ, Vol. 13, No.1-2, 28 February 1992, sf:30-34, özellikle 32,(parag.50).
[27] 'Thorgeir Thorgeirson v. İzlanda', bkz., HRLJ,Vol. 13, No.11-12, 30 December 1992, sf:440-445, özellikle 443, (parag.63).
[28] Türkiye Birleşik kominist Partisi ve diğerleri v.Türkiye, başvuru no. 19392/92, Mahkemenin 30 Ocak 1998 tarihli kararı.Başvurucular, TBKP ile TBKP'nin Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri NabiYağcı'dır.
'Avrupaİnsan Hakları Hukuku ve Türkiye-AİHS Sistemi, AİHM Kararlarında Türkiye-YaseminÖzdek-Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü-İnsan Hakları Araştırma veDerleme Merkezi-2004
[29] E. 1990/1 (siyasal parti kapatma), K. 1991/1, 16.7.1991Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 27, Cilt 2, s. 885 vd.
[30] Bkz. 1982 Anayasası, -eski- m.69
[31] Komünist Parti (KPD) v. Federal Almanya Cumhuriyeti,başvuru no. 250/57, Komisyonun 20 Temmuz 1957 tarihli kararı. 'Avrupa İnsan HaklarıHukuku ve Türkiye-AİHS Sistemi,AİHM Kararlarında Türkiye-Yasemin Özdek-Türkiyeve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü-İnsan Hakları Araştırma ve DerlemeMerkezi-2004
[32] A.g.eTBKP ve diğerlerinin başvurusu hakkında Komisyonun3 Eylül 1996 tarihli raporu, par. 81.
[33] A.g.e.Sosyalist Parti ve diğerleri v. Türkiye, başvuruno.21237/93, Mahkemenin 25 Mayıs 1998 tarihli kararı.
[34] A.g.e.E.1991/2 (siyasal parti kapatma), K. 1992/1,10.07.1992. Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 28, Cilt 2, s.696 vd.
[35] Bakanlar komitesi'nin 4 Mart 1999 tarihli kararı(Interim Resolution DH (99) 245).
[36] Bakanlar komitesi'nin 28 Temmuz 1999 tarihli kararı(Interim Resolution DH (99) 529).
[37] Bkz. HRLJ, Vol.20, No. 1-3, 1999, s. 140-147
[38] ÖZDEP v. Türkiye, başvuru no. 23885/94, Mahkemenin 8Aralık 1999 tarihli kararı.
[39] E. 1993/1 (siyasi parti kapatma), K. 1993/2, 23.11.1993.Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 30, Cilt 2,, s. 841 vd.
[40] Yazar, Karataş, Aksoy ve Halkın Emek Partisi (HEP) v.Türkiye, başvuru no. 22723/93, 22724/93, 22725/93, Mahkemenin 9 Nisan 2002tarihli kararı.
[41] Demokrasi Partisi (DEP) adına Dicle v. Türkiye, başvuruno. 25141/94, Mahkemenin 10 Aralık 2002 tarihli kararı.
[42] HEP'in kapatılma kararı için bkz. E. 1992/1 (siyasiparti kapatma), K. 1993/1, 14.7.1993, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, sayı29, Cilt 2, s. 924 vd. DEP'in kapatılma kararı için bkz. E. 1993/3 (siyasiparti kapatma), K. 1994/2, 16.6.1994, Resmi Gazete, 30 Haziran 1994, Sayı 21976(mükerrer)
[43]Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:143.
[44]Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:144.
[45]4Belilos İsviçre'ye karşı, Seri A No: 132 (29.4.1988)Ayrıca bk. N. Çavuşoğlu, Türkiye'nin İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'na KişiselBaşvuru Hakkını Tanıma Bildirimi'ne Koyduğu "Hususlar" Üzerine BirNot", AÜ SBF İnsan Hakları Merkezi Dergisi, Cilt: I, Sayı: 2 {1991}.
5"Belilos Jürisprüdansı" Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesidoktrininin gelişmesini derinden etkiledi. Cf. G, Cohen-Jonathan, in RGDlP,1989, s. 311 vd.; "Les reserves dans les traites relatifs aux drolls deI'homme", RGDlP, 1996, s. 916 vd.
6Loizidou Türkiye'ye karşı, Seri A No: 310 (23.3.1995): "in the Court'sview, the existence of such a restrictive clause governing reservationssuggests thai States could not qualify their acceptance of the optional clausesthereby effectively excluding areas of their law and practice within their"jurisdiction" from supervision by the Convention institutions. Theinequality between Contracting States which the permissibility of suchqualified acceptances might create would, moreover, run counter to the aim, asexpressed in the Preamble to the Convention, to achieve greater unity in themaintenance and further realisation of human rights" (par. 77). Ayrıca bk.par. 82-84. Cf. G. Cohen-Jonathan, VAffaire Loizidou". RGDIP, 1998, s. 123vd; J.P. Cot, "La responsabilite de la Turquie et le respect de laConvention europeenne dans la partie nord de Qiypre.RTDH, 1998, s. 108 vd.
[46] UYGUN, Oktay, 'Siyasi Partilerin Kapatılması RejimininAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi', AnayasaYargısı, No. 17., AYM'nin 38. Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle DüzenlenenSempozyuma Sunulan Bildiriler (25-26 Nisan 2000, Ankara), AYM. Yay., Ankara,2000, ss. 258-259).
[47] Anayasa Yargısı-1999-Prof.Dr.Bakır Çağlar-Prof.Dr.NazÇavuşoğlu-s:161
[48] Alain Touraine, 'bugünün dünyasını anlamak için Yeni BirParadigma', Yapı Kredi Yayınları
[49] Alain Touraine, 'bugünün dünyasını anlamak için Yeni BirParadigma', Yapı Kredi Yayınları