ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1996/2 (SiyasîParti Kapatma)
Karar Sayısı:1997/2
Karar Günü:18.2.1997
R.G.Tarih-Sayı:18.07.1997-23053
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Diriliş Partisi
DAVANINKONUSU : Diriliş Partisi'nin, aralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisiseçimlerine katılmadığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yazılıbildirimine karşın yasal süresi içerisinde kapanma kararı almadığı savıyla,Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesiistemidir.
I-DAVA
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın kapatma istemli 3.7.1996 günlü, S.P.28 Hz. 1996/218sayılı iddianamesi şöyledir :
"A-Konuya İlişkin Yasal Düzenlemeler :
TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 77. maddesinin 1. fıkrasında, "Türkiye BüyükMillet Meclisinin seçimleri beş yılda bir yapılır." hükmüne yer verilmiş,2. fıkrasında, "Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine kararverebileceği gibi, Anayasa'da belirtilen şartlar altında Cumhurbaşkanıncaverilecek karara göre de seçimler yenilenir.." hükmü getirilmiştir.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 8/3. maddesi, "Siyasî partiler aşağıdabelirtilen bildiri ve belgeleri, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilikkazanırlar."; 105. maddesi "Kuruldukları tarihten itibaren aralıksıziki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerine, katılmayan siyasîpartiye, ikinci genel seçimin yapıldığı tarihten itibaren bir ay içindeCumhuriyet Başsavcılığınca kapanma kararı alınması için yazılı tebligattabulunulur. Bu yazının tebliğinden itibaren üç ay içinde kapanma kararıalınmadığı takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığınca açılacak dava üzerine AnayasaMahkemesinin kararıyla o siyasî parti kapatılır." 107/1. maddesi, "AnayasaMahkemesi kararıyla kapatılan siyasî partinin bütün malları Hazineyegeçer." hükümlerini içermektedir.
B-Olayın Gelişimi ve İstemin Gerekçesi
Davalısiyasî parti, 26.3.1990 tarihinde, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 8.maddesinde belirtilen kuruluş bildiri ve belgelerini İçişleri Bakanlığınavermek suretiyle tüzel kişilik kazanmıştır. Bu tarihten sonra, 20.10.1991tarihinde 19. dönem, 24.12.1995 tarihinde de 20. dönem Milletvekili GenelSeçimleri yapılmıştır.
YüksekSeçim Kurulunun 26.8.1991 gün, 157 sayılı ve 28.10.1995 gün, 329 sayılıkararlarından anlaşıldığı üzere davalı Diriliş Partisi her iki MilletvekiliGenel Seçimine de katılmamıştır.
24.12.1995günü 20. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin yapılmasından ve Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlık Divanının oluşmasından sonra, davalı Diriliş PartisiGenel Başkanlığına yazılan, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 105. maddesihükmü gereğince, kapanma kararı alınması istemini içeren 31.1.1996 gün, SP.28Muh.1996/44 sayılı yazımız 9.2.1996 tarihinde parti adına tebliği almayayetkili Genel Sekreter İsmail Kesim imzasına tebliğ edilmiştir. Yazımız üzerineParti Genel Başkanlığınca Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilen 24.4.1996 günve 159 sayılı yanıt yazıda özetle; "İyiniyet ve gayretlerine rağmen teşkilatsayısını yasada öngörülen miktara ulaştıramadıkları, partinin durumunun 105.madde hükmü kapsamında olmadığı, Anayasa'da seçim döneminin beş yıl olarakbelirtildiği, partinin kuruluşundan itibaren on yıl geçmediği, ilerisürülmüştür.
Bukez, Diriliş Partisi Genel Başkanlığına yazılan 9.5.1996 gün ve SP.28Muh.1996/267 sayılı yazımızda; Siyasi Partiler Kanunu'nun 105. maddesinde yılolarak süre belirtilmediğini, kuruluşundan itibaren aralıksız iki dönemMilletvekili Genel Seçimine katılmaması nedeniyle partileri yönünden 105.maddede yazılı koşulların oluştuğuna değinilerek önceki yazımız gereğincekapanma kararı alınması, aksi takdirde Anayasa Mahkemesine kapatma davasıaçılacağı bildirilmiş, buna rağmen kapanma kararı alınmamış, CumhuriyetBaşsavcılığımıza yazılan 17.6.1996 gün ve 162 sayılı yazı ile öncekiyazılardaki gerekçelere dayanılarak durumun yeniden değerlendirilmesiistenmiştir.
TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 77. maddesi "Türkiye Büyük Millet Meclisininseçimleri beş yılda bir yapılır... Meclis, bu süre dolmadan seçiminyenilenmesine karar verebileceği gibi, Anayasa'da belirtilen şartlar altındaCumhurbaşkanınca verilecek karara göre de seçimler yenilenir..." hükmünüiçermektedir. 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 105. maddesi duraksamayayer vermeyecek biçimde açıktır. Maddede yıl olarak süre belirtil memiştir. Bumadde hükmü kurulduğu tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye BüyükMillet Meclisi Genel Seçimlerine katılmayan siyasi partinin, 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanununun 3. maddesinde tanımlanan niteliğini, amaç ve işleviniyitirdiği öngörülerek getirilmiştir. Bu konumdaki partiye kapanma kararı almasıolanağı tanınmıştır. Yasal süre içinde kapanma kararı alınmadığı takdirdeCumhuriyet Başsavcılığınca açılacak dava üzerine Anayasa Mahkemesinin kararıylapartinin kapatılacağı hükmü getirilmiştir.
Sonuç:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 26.3.1990 tarihinde kuruluş bildiri vebelgelerini İçişleri Bakanlığına vererek tüzelkişilik kazanan davalı siyasîparti, 20.10.1991 tarihinde yapılan 19. dönem, 24.12.1995 tarihinde yapılan 20.dönem Milletvekili Genel Seçimlerine katılmadığı ve CumhuriyetBaşsavcılığımızca, kapanma kararı alınması konusunda yapılan yazılı tebliğerağmen yasal süre içinde kapanma kararı almadığından 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanunu'nuın 105. maddesi gereğince kapatılmasına, 107. maddesigereğince bütün malların Hazineye devredilmesine karar verilmesini arz ve talepederim."
II-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
DirilişPartisi'nin, 12.8.1996 günlü ön savunmasında şöyle denilmektedir:
"26.3.1990da kurulan partimiz, Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. maddesinde seçime girebilmekoşulu kabul edilen sayıda il ve ilçede teşkilâtını tamamlama imkânınıbulamamış olduğundan, 1991 ve 1995 millevekili genel seçimlerinekatılamamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan aldığımız 31.1.1996 gün ve SP-28Muh.1996/46 sayılı yazıda Siyasî Partiler Kanunu'nun 105. maddesi hükmü mesnetgösterilerek, partimizi kapatmamız istenmiş, bu yapılmadığı takdirdeMahkeme'nize kapatılma istemiyle dâva açılacağı belirtilmiştir.
Buisteğe karşılık, 24.4.1996 gün ve 159 sayılı yanıt yazımızda söz konusu maddehükmünün, seçime katılabileceği Yüksek Seçim Kurulu'nca kabul ve ilân edildiğihalde, aralıksız iki dönem milletvekili genel seçimlerine kendi iradesiylekatılmayan siyasî partiler için bir yaptırım içerdiği, iyi niyet ve her türlügayretine rağmen teşkilât sayısını öngörülen sayıya ulaştıramadığından SiyasîPartiler Kanunu'nun 36. maddesi hükmü gereği, kendilerine seçime girme hakkıverilmeyen, bu yüzden, arzu ve iradesi dışında seçime katılamayan siyasîpartileri kapsamadığı, ayrıca, süre hesabı bakımından da, partimizinkuruluşundan itibaren "aralıksız iki dönem"i doldurmuş bulunmadığı,salt iki seçimin yapılmış olmasının madde hükmünde sıralanan kapatmakoşullarının tümünün yerine gelmesi demek olmadığı şeklinde özetlenebilecekolan görüşümüz, ayrıntılı biçimde ortaya konarak, partimizin durumunun bir dahagözden geçirilmesi dileğinde bulunulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı'ndanaldığımız 9.5.1996 gün ve SP-28 Muh. 1996/267 sayılı yanıt yazısında"seçim döneminin beş yıldan az olabileceği, kurulduğu tarihten itibarenaralıksız iki dönem TBMM genel seçimlerine katılmayan siyasî parti hakkında yılolarak süre aranmaksızın 2820 sayılı Yasa'nın 105. maddesinin uygulanmasıgerekeceği" ileri sürülerek partinin kapatılması isteği yinelenmiştir.Ancak, madde hükmünün açık ve seçik anlam ve kapsamının şüpheye yerbırakmayacak şekilde tesbitinde anahtar sözcük olan "dönem" kavramıüzerindeki düşünce ve görüşlerimiz yanıt bulamamış ve dolayısıyla bizce konuaydınlığa kavuşamamıştır.
Kanımızca,Siyasî Partiler Kanunu'nun 105. maddesindeki "aralıksız iki dönem"ifadesi, Yasa maksadının özüne inildiğinde, bir süre ölçüsü olarakbelirlenmiştir. Seçimin erkene alınması, Anayasa'nın "dönem"in beşyıl olduğuna dair hükmü değişmedikçe, Siyasî Partiler Kanunu'nun 105. maddesihükmüyle ilintilendirilebilecek bir husus olamayacaktır. Yasa, seçime katılmahakkı olduğu halde, mazeretsiz, milletvekili genel seçimine katılmayan birpartinin kapatılması için süre olarak belli yıl sayısı yerine, ilke olarak, ikidönemlik bir süreyi önermiştir. Anayasa'da dönemin yıl sayısınındeğiştirilebileceği gözönünde tutularak, belli bir yıl rakamı yerine, üstüsteiki dönem gibi makul bir süre yeterli bir zaman parçası olarak belirlenmiştir.Bir yılda arka arkaya iki erken genel seçimin de yapılabileceği düşünülürse,konumuz açısından, dönemle seçimin özdeşleştirilemeyeceği gerçeği ortaya çıkar.Hukuk tesadüfe yer vermez. Hukukta yaptırım tesadüfe bırakılamaz. Bir parti biryılda kapatılırken bir diğer beş ve bir başkası, aynı sebeple on yıldakapatılırsa, bu durumun adalet ilkesiyle bağdaştırılması mümkün olmaz.
Partimizindurumuna gelince: hangi ölçüyle hesap edilirse edilsin, aralıksız iki dönemidoldurmuş sayılması mümkün olmamaktadır. Yasa, "iki seçim" değil,"iki dönem" tâbirini kullanmıştır. Seçim dönemleri, CumhuriyetBaşsavcılığı'nca kabul edildiği gibi 1991 ve 1995 yılları değil, 1987-1991,1991-1995 yılları aralarıdır. Partimiz 1990 yılında kurulmuş bulunduğuna göre,1987-1991 dönemini süre hesabına katmamak hakkaniyet gereğidir. Madde hükmündegeçen "ikinci seçim" ifadesi partimiz için, ancak bundan sonraki birseçim için geçerli olabilir. Ama, kuşkusuz, daha uygunu, bir partiye en az ikidönem, 105. madde gerekçesinde de dendiği gibi, on yıllık bir zaman tanıma,adaletli ve gerçekçi bir devlet tutum ve davranışı olacaktır. Esasen, iradesidışında seçime katılamayan partilerin madde hükmü kapsamında olmadığıkanaatimiz yukarıda belirtilmiştir. 1991 seçiminden önceki hemen hemen bütünseçimlerde, partilerin tümüne, seçime girme, dolayısıyla devletin medyaimkânlarından yararlanarak kendisini duyurma hakkı tanımışken, 1991 ve 1995seçimlerinde bu şekilde bir olanak sağlanmamıştır.
Bilindiğigibi, 1950'li, 60'lı, 70'li yı1larda, seçime katılma şartları bugünkü kadarağır olmadığı için, fiilen; şimdiki Siyasî Partiler Kanunu'nun yürürlüğegirdiği 1983 yılından sonra da ,her seçimde çıkarılan özel kanunla, bütünsiyasî partilere seçime girme hakkı tanınmışken, partimizin kurulduğu 1990'dansonraki iki seçimde Yüce Mahkemenizin iptal etmesi üzerine yeniden düzenlenenve bizce yine de ihtiyacı karşılamayıp Anayasa'nın adalet ve eşitlik ilkelerineaykırı bulunan 36. madde hükmü sebebiyle seçime katılamayışımız ileri sürülerekpartimizin kapatılması yoluna gidilmesi, gelişme sürecindeki toplumumuzunsosyal şartlarına uymayan bir yaptırım olacak ve hatta ağır bir ceza niteliğitaşıyacaktır.
Diğertaraftan, Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. maddesi ile 105. maddesi arasındadoğrudan bağ kurmak için mantıkî biri zaruret bulunmamaktadır. 36. maddeninteşkilât sayısı koşulu öncelikle yeni kurulan ve başka partilerden doğmamışolan partiler için büyük ölçüde gelişmeyi önleyici, engelleyici bir özelliktaşımaktadır. Anayasa'da yapılan son değişiklikler doğrultusunda uyum yasalarıçıktığı takdirde, 36. maddedeki şartların hafifletileceği ve 105. maddeninkapsamının açık seçik hale getirilerek, belki sadece kasıtla, kendi rıza veiradesiyle seçime katılmayanları cezalandıracak şekilde belirleneceğine şüpheyoktur. Demokratik hayatta ve onun dayanağı olan mevzuatta bu olumlu gelişmelerbeklenirken, bu arada, partimizin, kapatılma gibi, telâfisi mümkün olmayan birkayba uğraması, ülkemizin bugünü kadar geleceğini de düşünen Yüce Mahkeme'ningözeteceği bir husus olduğuna inanmaktayız.
Gelişemeyenbir parti "doğal" olarak kapanır ya da diğer partilerle birleşerekortadan kalkar. Bu, siyasi hayatımızda hep gözlenen gerçeklerdendir. Temellikapatılmış partiler dahi toplumumuz şartlarında hep yeniden doğdular.Anayasa'nın toplumun vazgeçilmez kurumları olarak gördüğü siyasî partileri, birsuç işlemedikleri durumda, şu veya bu sebeple kapama yoluna gitme, genellikleistenen yararı sağlamayacaktır. Ülke bütünündeki illerin yarısında teşkilatkuramamış bir siyasî program ve düşünceyi temsilden mahrum etme, ne gibi birülke yararı sağlayabilir' Belki ülke yararı, daha çok fikir ve görüşün kendinimeşru zeminde ifade etmesine imkân veren siyasî partilerin varlığında saklıdır.
Öteyandan, partimizin seçime katılabilecek kadar teşkilât kuramama sebepleri,genellikle bilinen ve istendiğinde ayrıntıları ile açıklanabilecek hususlardır.
Seçimekatılma bilincimizin somut kanıtı ise, 4 Aralık 1994 milletvekili ara seçiminekatılma hakkı partimize de tanındığında, adaylarımızı derhal tesbit edip tümişlemleri tamamlamamız ve adaylarımızın Yüksek Seçim Kurulu'nca onaylanarakResmî Gazete'de ilân edilmiş olmasıdır.
Kanımızca,parti kapama, hükmî şahıs idamı denebilecek kadar ağır bir cezadır. Şüphesizbunun için kasıt ve suç aranır. Seçime katılması için hiçbir engel bulunmadığı,Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçime girebileceği kabul ve ilân edildiği haldeüstüste iki dönem mezareti olmaksızın seçimlere katılmayarak parti olma nitelikve amacı özüne aykırı davranmış, toplumsal görevi kötüye kullanmış partiler,söz konusu madde hükmünün öngördüğü bu cezayı haketmiş olabilirler. İmkânlarıelverdiği halde kasıtlı teşkilât kurmayıp seçime katılmayan partiler de bunadahildir. Fakat kasıtsız suç ve suçsuz ceza olamayacağından, bizce bütün iyiniyet ve gayretine rağmen, teşkilat sayısını kanunca istenen miktaraulaştıramamış, arzu edildiği kadar gelişememiş olduğu için seçime rıza veiradesi dışında katılamayan partileri aynı kategori olarak düşünmeyip, bukategori muamelesine tâbi tutmak hakkaniyet ölçüleriyle bağdaştırılması mümkünbulunmayan bir tasarruf olacaktır.
Sonuçolarak, partimizin durumu, ilkeler doğrultusunda ve pozitif hukuk çerçevesinde,öncelikle esas bakımından, 105. Madde hükmü kapsamı dışında kalmaktadır.
Böyleolmayıp kapsam içinde kalsaydı, bu kez de, madde hükmü, süre hesabı bakımından,1990'da kurulmuş olan partimize uygulanamayacaktır. Çünkü: partimizin,kuruluşundan sonra iki milletvekili genel seçiminin yapılmış olması,"aralıksız iki dönem" geçirdiği anlamına gelmemektedir."Seçim", enstantane; "dönem", süreçtir. Sözkonusu 19. ve20. dönemlerin birincisinden partimiz ancak 1.5 yıl yararlanabilmiştir. Anayasa"dönem"i 5 yıllık bir süreç olarak kabul etmiştir. 105. maddegerekçesinde de: "aralıksız iki dönem, yani on yıl" denilerek bunokta aydınlatılmıştır. Ceza veya en azından yaptırım niteliğindeki bir konuda,önemi aşikâr olan süreyi, erken seçimleri bahane etmek suretiyle kısaltmakmümkün değildir. Buna rağmen, erken seçimin "dönem"i kısalttığıvarsayılsa, kuruluşundan 24.12.1995 seçimine kadar 5 yıl geçirmiş bulunanpartimizi hiçbir suretle iki dönemi doldurmuş kabul etmek imkanı yoktur. İkiseçim yapılması "gerek şart", "iki dönem" geçirilmesi ise"yeter şart"tır. Partiyi kapamak için, her iki şartın yerine gelmesigerekir. Yasa'nın kasdı sadece iki seçim olsaydı "dönem" sözcüğünükullanmaya gerek olmazdı. Ayrıca "Her ne suretle olursa olsun iki dönemseçime katılmayan, gibi bir ifadesinin yer almaması da, 105. madde hükmünesınırsız bir kapsam vermemektedir.
Diğertaraftan, Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. maddesinin, seçime girebilmek içinşart koştuğu, kurulması gerekli teşkilât sayısı söz konusu madde hükmünün YüceMahkemenizce Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması da gözönündetutulduğunda, özellikle, geçmiş partilerin devamı olmayıp, yani onlardandoğmayıp tamamen yeni olan partilere, Anayasa'nın eşitlik ve adalet ilkelerineters düşen ağır bir mükellefiyet yüklemektedir. Bu sebeple bu mecburiyet ve105. madde arasında doğrudan bağ kurmak için mantıkî bir zaruretbulunmamaktadır. Buna dayanarak parti kapamanın da, demokrasi ruhunu vehakların özünü deler nitelikte olacağına kuşku yoktur.
Nitekim,bu maddedeki teşkilât sayısı koşulunu daha da ağırlaştıran yasa değişikliği,Mahkeme'nizin 22.5.1987 gün ve 1986/17 esas, 1987/11 karar sayılı kararıyla,getirdiği sınırlamalar yüzünden, Anayasa'nın Başlangıç'ına, 2, 5, 13, 67, 68.maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu karardaki gerekçeler, bugünyürürlükte olan teşkilât koşulu için de geçerliliğini korumaktadır. Mahkemenizbu kararında, 36. maddedeki "büyük kongreyi yapmış olma","T.B.M.M.'de grubu bulunma" gibi koşulları Anayasa'ya uygun bulurken,teşkilât koşulunu, aşağıya alınmış ifadelerden de anlaşılacağı üzere, açıkçaAnayasa'ya aykırı görmüştür:
"67.maddenin ikinci fıkrasında belirlenen "serbest, eşit, gizli, tek dereceli,genel oy, açık sayım ve döküm esasları" ile "yargı yönetim vedenetimi" bu konudaki düzenlemede temel alınacak ilkelerdir. Bu ilkelerleyasakoyucuya tanınan takdir hakkı, sınırlamanın çerçevesini çizmektedir."
"Seçme,seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkı kimi zaman Anayasakoyucu tarafından,kimi zaman Anayasa'nın verdiği yetkiye dayanılarak yasama organı tarafındanbelirlenen sınırlı haklardır. Düzenlemenin, yasakoyucunun takdiri dışındabırakılan anayasal ilkeleri zedelememesi ve demokratik toplum düzenininesaslarına aykırı olmaması gerekir. Hakkın özüne dokunan düzenlemeler gerçekanlamda bir seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırır. Seçime katılabilmeyisalt örgütlenme gücüne bağlamak uygun değildir. Böyle bir düzenleme, özellikleyeni kurulan siyasî partilerin seçimlere katılmasını önlemeye yönelikdüzenleme, oldukça ağır sonuçlar doğuracak koşulları taşımaktadır. Yeni kurulanve akçalı olanakları sınırlı olan bir partinin gösterilen il ve ilçe düzeyiniaşması çok güç, genelde olanaksızdır. Demokrasinin vazgeçilmez ögesinin buölçüde sınırlanması, siyasi partilerle gerçekleşecek düzenin olabildiğince engellerebağlı tutulması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunbulunmamaktadır."
"Birsiyasî partinin seçimlere katılmasını güçlendirmek ya da engellemek seçilmehakkının özüne zarar verir."
""Ülkegenelinde baraj" ve "seçim çevresi barajı" ile yeterincesınırlama getirilmişken bunlara ek olarak seçime katılma koşullarınıağırlaştırmak demokrasiye uygun düşmemektedir. Siyasî partilerin amaçlarınaulaşabilmeleri için gerekli yeterli olanaklara sahip olmaları zorunludur.Seçime katılmak temel hakkı ve ödevi olan siyasî partiye başlangıçta buolanaktan yoksun kılmak, seçimler dışında çaba göstermesini istemek olur ki,bunun hukuksallığı tartışılır. Siyasî partiler gerçekten demokratik siyasîyaşamın vazgeçilmez ögesi iseler, varlıklarını koruyup geliştirecekleri,kuruluş nedenlerini doğrulayıcı en etkin araç olan seçimlere katılıp halkınoluruna görüş, öneri ve eleştirilerini sunma olanakları engellenmemeli,sınırlama amacı aşılmamalıdır.
"Başlangıç'tageçen "...hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukukdüzeni..." sözcükleri, özgürlükçü demokratik düzenin gerekleriyle bunauygun hukuk düzenini bir temel olarak vurgulamıştır. Anayasa'nın 176/1.maddesine göre Anayasa metni içinde sayılan Başlangıç'ın öngördüğü düzen,siyasî partilerin serbestçe oluşup demokratik yöntemler, uygun ölçüler vesınırlamalarla seçimlere katılabilmelerine olanak veren, aşırı ve hukuka aykırıengellere geçerlik tanımayan bir yapıdır. Norm denetiminde özel kurallar varkensoyutlukla nitelendirilecek dolaylı hükümlere dayanmak gereksizse de,Başlangıç'ın taşıdığı açıklık karşısında demokratik yaşamın vazgeçilmez ögesiolan siyasî partilere getirilen "olağandışı" engelleri özgürlükçüdemokrasi gerekleriyle belirlenen hukuk düzenine uygun bulmak güçtür."
"Anayasa'nın2. maddesinin "... hukuk devleti ..." olarak nitelediği bir yapıdaher şeyin bu çatı altında hukuka uygunluğunun aranması zorunludur. İncelenen36. madde ile getirilen engeller siyasal katılımı olumsuz yöndeetkileyeceğinden bu durum hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz."
"Anayasa'nın5. maddesine göre "... Cumhuriyet ve demokrasiyi korumak..." Devletintemel amaç ve görevlerindendir. Cumhuriyet biçiminin herkese açık, herkes içineşit ve serbest siyasî katılımla, bunun da siyasî partiler yoluyla gerçekleşeceği,siyasî partilerin demokrasinin okulu ve oluşum aracı oldukları gözetilirse,katılım engellerinin bu kavramları, özlenen yapıyı olumsuz yönde etkileyeceğikuşkusuzdur."
CumhuriyetBaşsavcılığı, iddia ve isteminde ısrar etmiş olduğundan, maddenin anlam veamacının açıklığa kavuşması için tarafımızdan Yüksek Seçim Kurulu'nabaşvurulmuştur. Yüksek Seçim Kurulu verdiği kararda konunun görev alanı dışındaolduğunu saptamıştır. Bunun üzerine, bir yandan Cumhuriyet Başsavcılığıyazısına yanıt verilirken, öte yandan, Yüce Mahkemenizi meşgul etmemek için,daha önce bir çözüm bulunur umuduyla Siyasî Partiler Kanunu'nun 99. maddesihükmünün yorumuyla, kıyas yoluyla ve karşı kavramından (mefhum-u muhalifinden)hareketle, Siyasî Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu'nabaşvurulmuştur. Ancak, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bildirimiyle, YargıtayBirinci Başkanlığı tarafından, konunun, görev alanı dışında olduğu gerekçesiyleSiyasî Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu'na götürülmediğianlaşılmıştır.
SiyasîPartiler Kanunu'nun 105. maddesinin, ilk kez uygulanarak bir partinin yaşamınason verilmek istenmesi gibi bir sonuç doğuracağı da gözönünde tutulunca,telafisi mümkün olmayan bir haksızlık ve mağduriyete meydan verilmemesibakımından, anlam ve kapsamca, doğru, tam ve kesin bir yoruma kavuşturulmasıönem arzetmektedir.
Konuylailgili, Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. maddesi hükmünün Anayasa'ya aykırılığıhakkında, Mahkemenizin kararıdan yukarıda bahsedilmiştir. Aynı şekilde 105.maddede de, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda düşünülünce, açık ve seçikolarak, Anayasa'ya aykırı bulunacaktır.
Esasenelli yıllık çok partili dönemimizde, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'ndanönce, mevzuatımızda, Anayasa'nın adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı bulunan butür ağır seçime girme koşulları ve girmeyenler hakkında yaptırımsınırlamalarına rastlanmamaktadır. Demokrasi ile yönetilen ülkelerin hukukdüzenlerinde de bu nevi kısıtlamaların bulunduğuna dair bilgimiz yoktur.
CumhuriyetBaşsavcılığı, İddianame'sinde, 105. madde için, "bu madde hükmü, kurulduğutarihten itibaren aralıksız iki dönem T.B.M.M. genel seçimlerine katılmayansiyasî partinin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 3. maddesindetanımlanan niteliğini, amaç ve işlevini yitirdiği öngörülerek getirilmiştir"denmektedir. Oysa 3. maddeyle 105. madde arasında bu tür bir bağlantı kurmakmümkün değildir. Sözkonusu 3. maddedeki "ülke çapında faaliyet göstermeküzere teşkilatlanan" ifadesinde görüldüğü gibi teşkilatlanma ülke çapındafaaliyet gösterme amacına yöneliktir. Bugunün teknolojisi karşısında ülkeçapında faaliyet göstermek için her il ve ilçede örgüt kurmaya gerek yoktur.Ülkenin bütün veya yarı il ve ilçesinde teşkilât kuramayan, fakat ülke çapındafaaliyet gösteren bir partinin niteliğini, amaç ve işlevini yitirdiği söylenebilir mi' Ülke çapında faaliyet göstermekle ülke çapında örgüt kurmak özdeşdeğildir. Kanun'un tanım maddesindeki bu nüansa dikkat edildiğinde, birpartiye, ülke bütününde teşkilat kuramama sebebiyle kapama gibi bir yaptırımınuygulanmasının hukuk ilkeleri ve demokratik düzenle bağdaştırılamayacak birdavranış olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.
Birparti ya kasdı, yönelimi sebebiyle kapatılacaktır ya da durumunun tesbitiamacıyla. 105. madde hükmüne bu subjektif ve objektif iki kriteriuyguladığımızda, partimizin bu iki uygulamanın da dışında kaldığıgörülecektedir. Seçime katılmama gibi bir kasıt ve niyetimizin olmadığı,yukarıda bahsedilen ara seçime katılmamızla görülmüştür. Durumumuz itibariylede, partimiz bütün kuruluşlarıyla işleyen ve tüm yasal görevlerini yerinegetiren bir parti olarak tanım maddesindeki niteliğini korumaktadır. Aczedüşmüş, dağılmış bir durumda değildir. Programıyla, çalışmalarıyla, geleceğedönük umuduyla özgün ve canlı bir partidir. Bu bakımdan gerek subjektif, gerekobjektif ölçülerle kapatılmasını gerektiren bir zorunluluk söz konusu değildir.
Amacımız,büyük milletimizin geleceğine kendi çapımızda katkıda bulunmaya devam etmektir.Anayasa'ya aykırı bulunan Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. ve 105. maddelerininkatı yorumuyla partimizin kapatılmasına meydan verilmemesini, partimizin doğalömrünü yaşamak üzere görevine devam etmesini, siz Yüce Mahkeme'ninhakimlerinden beklemeyi bir görev ve hak sayarım."
III-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 9.9.1996 günlü, SP.28 HZ.1996/218 sayılı esashakkındaki görüşünde 3.7.1996 günlü, SP.28 HZ.1996/218 sayılı İddianamesindekihususlar aynen yinelenmiştir.
IV-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
DirilişPartisi'nin 18.10.1996 günlü esas hakkındaki savunmasında :
"CumhuriyetBaşsavcılığı, Partimizin kapatılması istemiyle Yüce Mahkemenize dâva açmışbulunmaktadır. İstemin mesnedi olarak Siyasî Partiler Kanunu'nun 105. maddesihükmü gösterilmiştir.
Dâvadosyasında mevcut Önsavunmamız ve eklerinde geniş bir surette açıkladığımızüzere, bu madde hükmünün uygulanabilmesi için:
1-Partinin kuruluşundan itibaren aralıksız iki dönemlik bir sürenin geçmesi(gerek şart),
2-Aralıksız iki dönemde yapılan T.B.M.M. seçimlerine partinin katılmaması (yeterşart).
Buiki şart da, partimiz için yerine gelmediğinden, bu madde hükmünün partimizeuygulanamayacağı görüşündeyiz. Çünkü:
1-Partimizin kurulduğu 1990 yılından son genel seçimin yapıldığı 24 Aralık 1995tarihine kadar, iki dönemlik bir süre geçmemiştir. Anayasa'nın 77. maddesihükmüne göre dönem, 5 yıldır. Erken seçim yapılarak seçim süresininkısaltılmasının konumuzla hiç bir ilgisi yoktur. Yasa, rakam yerine belli bir zamanparçası, süre ölçüsü olmak üzere, dönem ifadesiyle, makul bir sürenin (77.madde değişmediğinden bugün için 10 yıllık sürenin) geçmesini şart koşmuştur.Bu dolaylı yoldan bir süre tesbitidir. Ceza veya en azından kapatma gibi ağırbir yaptırım niteliğindeki bir konuda önemi aşikâr olan süreyi, erken seçimleribahane ederek kısaltmak mümkün değildir. Terimlerin kullanıldığı yer ve amacagöre anlamlandırılması ve yorumlanması bir mantık kuralıdır. Yasa"aralıksız iki genel seçim" dememiş, "aralıksız iki dönem"demiştir. Sanımızca, Cumhuriyet Başsavcılığı'nı ısrara yönelten, SiyasîPartiler Kanunu'nun 105. maddesindeki "ikinci genel seçimin yapıldığıtarihten itibaren bir ay" ibaresidir. Buradaki "ikinci genelseçim" ifadesini, bizce, herhangi bir "ikinci seçim" olarakdeğil, aralıksız iki dönemin geçmesinde hesaba katılacak "ikinci genelseçim" olarak anlamak zarureti vardır. Bizce maddenin anlamı şudur: Eğeron yıllık (iki dönem) süre dolmuş ve bu süre içinde en az iki genel seçimolmuşsa, son seçimden bir ay sonra, (katılma hakkı olduğu halde, kendi irade vearzusuyla) seçimlere katılmayan partiye, Cumhuriyet Başsavcılığınca yazıyazılarak kendini kapatması istenebilir. Yoksa aksi halde, bir partininkuruluşundan sonra bir yıl içinde dahi iki erken genel seçim olabilir. Budurumda o partiyi kapatmak mı gerekir' (Bu durum, 24 Aralık 1995 seçimlerindenönce kurulup ta o seçime katılmayan partiler için de, önümüzdeki yıl bir erkenseçim olduğu ve o seçime de katılmadıkları takdirde, söz konusu olabilir.)
2-Son iki erken genel seçime partimiz katılmamış değil, katılamamıştır. Yasanınhükmü, kanımızca, seçime katılamayanlara değil, katılmayanlara yöneliktir.Siyasî Partiler Kanunu'nun 36. maddesi, seçime girebilmek için, ülke genelindeillerin yarısı ve o illerdeki ilçelerin üçte birinde teşkilât kurmuş olmayı önşart saymıştır. Yasalara göre, seçime girebilecek partileri Yüksek Seçim Kurulusaptayacaktır. Kurul, 36. maddedeki seçime katılabilme şartlarına bakarakseçime girebilecek partileri tesbit ve ilân etmektedir. Partimiz, teşkilâtsayısı bakımından eksik kalınca, 1991 ve 1995 erken genel seçimlerine YüksekSeçim Kurulu'nun kararıyla katılamamıştır. Bu sebeple, partimizi, kendi iradeve ihtiyarıyla seçimlere girmemiş gibi düşünüp kapanmasını istemek hakkaniyeteaykırı olacaktır. "Her ne suretle olursa olsun seçimlere katılmamak"gibi bir ifadenin madde metninde yer almaması da bizce görüşümüzü destekleyenbir kanıttır.
SiyasîPartiler Kanunu'nun 105. maddesi hükmü, görüşümüze göre, 36. madde hükmününöngördüğü sayıda teşkilât kurduğu ve Yüksek Seçim Kurulu'nca seçime girmesikabul ve ilân edildiği halde, aralıksız iki dönem seçime katılmayan siyasîpartiler için bir uyarı ve yaptırım niteliğinde olup siyasî partilere ömürbiçen bir hüküm değildir. Esasen, bu hüküm, iddia edildiği anlamda yanibelirlenen sayıda teşkilât kurmama sebebiyle kapatma anlamında olsaydı, bumaddede değil, 36. maddede yer alırdı.
Kasdenteşkilât kurmadığımız ve bu sebeple seçime katılmadığımız da ileri sürülemez.Böyle olumsuz bir niyet taşımadığımızın somut kanıtı, 1994 yılında yapılmasıkararlaştırılan ara seçime bütün partilerin katılması hakkı ve imkânıtanındığında, bir çok partinin katılmamasına karşın, partimizin hiçduraksamadan hemen tüm işlemleri tamamlayarak, adaylarını tesbit ederekkatılmasıdır. Bu husus Yüksek Seçim Kurulu'nca da onaylanarak kabul ve ResmiGazete'de ilân edilmişse de bilindiği gibi o seçim yapılamamıştır.
Özetlenirse,öncelikle, partimiz, kendi irade ve arzusu dışında katılamadığı, kanunîgerekçelerle sokulmadığı seçimlerden dolayı sorumlu tutulamaz. Sonra, maddehükmünün en katı, en lafzî, biçimsel yorumunda bile, süre hesabı bakımından da,bu ağır yaptırıma müstehak olamaz (1990 da kurulan partimiz 1991 erken genelseçiminin ait olduğu 1987-1991 döneminin ancak son kesiminde varolabilmiştir.Eksik kalan bu dönemin hesaba katılmaması gerekir. Aralıksız iki dönemin tam vekesiksiz düşünülmesi, devletin yurttaş ve kurumlarına iyi bakış yöneltmesininen doğal sonucu olacaktır.)
Sözkonusu 36. madde hükmünün seçime girmek için aradığı koşullarla, 105. maddehükmündeki ağır yaptırım, 1980 den önceki siyasî hayatımızı düzenleyenyasalarda mevcut olmamış, ilk kez 1983 de 2820 sayılı Siyasî PartilerKanunu'nda yer almış bulunmakta ve şu anda da ilk kez dâva konusu olmaktadır.Demokratik geleneğe sahip ülkelerde de 105. madde türü bir kısıtlamanın mevcutolduğuna dair bir kayda rastlamadık. İnceleyebildiğimiz kadarıyla, seçimegirebilmek için belli sayıda teşkilât kurma ya da seçime katılmayan partilerikapatma gibi bir hüküm bu ülkenin mevzuatında da bulunmamaktadır.
Esasen,Siyasî Partiler Kanunu'nun gerek 105. maddesi ve gerekse 36. maddesi,Anayasa'nın adalet ve eşitlik ilkelerine açıkça aykırıdır. Seçime katılmak içinkurulması istenen teşkilât sayısı şartı, son derece ağır bir şart olup, fiilen,ancak ötedenberi var olan veya onlardan doğan partiler, seçime girme imkânınaerebilmektedir.Yüce Mahkemenizin bu madde hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olupolmadığını bir karara bağlamasını istiyoruz. Konu, ancak bu şekilde açıklığa veçözüme kavuşacaktır. Zaten, Önsavunma'mızda da belirttiğimiz gibi, Mahkemeniz,bu maddelerden birinin, 36. madde hükmünün Anayasa'ya aykırılığını, açık veseçik bir şekilde, bir kararında ortaya koymuş bulunmaktadır. Aynı şekilde,105. maddenin durumunun da bu bakımdan aydınlanması zarureti aşikardır.
Partimizinkurulduğu tarihten önceki bütün seçimlerde o seçime mahsus kanunlarçıkartılarak bütün partilerin seçimlere katılması ve böylece kendileriniduyurup tanıtmaları imkânları sağlanmıştır. Partimizin kurulduğu 1990 dan sonrayapılan 1991 ve 1995 seçimlerinde bu imkândan mahrum kalınmıştır. Bu hususun daYüce Mahkemenizce göz önünde tutulacağına kuşkumuz yoktur.
Anarşive terörün ülkemizde büyük tahribat yaptığı 1970 li yıllara tepki olarak doğmuşpsikolojik zeminde öngörülmüş bu 36. madde ve 105. madde tedbirleri, o günlerinşartlarında belki mazur görülebilirdi. Ancak adeta sıkıyönetim önlemleriniandıran bu tür hükümlerin her zaman için geçerli olduğunu söylemenin mümkünolmadığı bugün görülebilmektedir. Asgari anlamda örgüt kurma ve katılma hakkıolduğu halde seçime katılmayan partiye bir yaptırım uygulama düşünülebilir.Ancak bu, 36. maddedeki gibi son derece ağır koşullar ve 105. maddedeki gibipartiyi kapatma yaptırımı olamaz. Bu koşullar ve yaptırımlar, bir siyasî partinitelik, özellik ve işleviyle ilişkili ve bir kusur varsa ve ona bir cezabiçiliyorsa fiiliyle orantılı değildir. Bu maddelerdeki hükümler, sanımızca 12Eylül Hareketi ortamı ve psikolojisi içinde, ülkede istikrar sağlanmasıamacıyla getirilmiş bir dizi fevkalâde önlemler arasında düşünülmüşlerdir. Bumaddelerin konulmasında, "mevcut partiler yeterlidir; bunlara yenilerinineklenmesi yarar yerine zarar getirir" düşüncesi hâkimdir. "Yeni partikurulması tehlikelidir, yeni parti sorundur" şuuraltı düşüncesi. Oysa yeniparti, bir tehlike, risk olduğu kadar, ülke için bir umuttur da, bir şanstırda; bir sorun olduğu kadar, bir çözümdür de. "Mevcut partileryeterlidir" fikri insanlığın ilerlemesi ilkesine aykırı bir durağanlıkdüşüncesidir. Her yeni gelen ne olursa olsun, insanlar ve toplumlar, gelecekiçin bu denli kötümser ve karamsar olmamalıdırlar. Yoksa kendilerini içinedüştükleri kötü durumdan kurtaramazlar. Siyasî hayatımızda zaman zaman görülentıkanıklık ve kilitlenmeler de göstermektedir di, bu tür tıkanıklıkları vekilitlenmeleri aşmak için yeni partilerin kurulmasından ve onların devreyegirmesinden başka çare yoktur.
Yeniparti, yeni düşünce demektir, yeni program demektir. Ülkenin yeni düşüncelereve yeni programlara her zaman için ihtiyacı vardır. Parti demek, sadece örgütdemek değildir (nitekim 36. maddede de örgüt dışında başka şartlar dasıralanmıştır). Siyasî Partiler Kanunu'nun 3. maddesindeki parti tanımında:"ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilâtlanan" ifadesini aşırıbir yorumla partiyi kitlesel örgütle özdeşleştirme şeklinde anlamlandırmak,lider sultasına yol açan bir aşırılığa prim vermek olur.
Partideörgütlenme lüzumludur. Ancak yeter bir organizasyonla, hele bugünkü teknolojide gözönünde tutulunca, ülke çapında faaliyet göstermek için, mutlaka, ülkeninyarı il ve o illerin üçte bir ilçesinde örgüt kurma zarureti yoktur. Şüphesizher parti, her il ve ilçede örgüt sahibi olmak ve böylece kitlelere ulaşmakister. Fakat, bu bir finansman ve medya imkânı meselesidir. Bu imkânlarakavuşmamış bir partiyi seçime sokmamak, sonra da "sen seçimegirmedin" denilerek o partiyi kapatmak, insan hakları, eşitlik ilkeleri,demokratik düzen ve Anayasa'da zikredilen siyasî partilerin vazgeçilmezliğiilkesiyle bağdaştırılamaz.
Partiler,tarihî-sosyolojik şartlarda doğar ve ortadan kalkarlar. Onları, bir suç sözkonusu olmadığı sürece, kapamak, o parti eğilimlerini meşru zemin dışına itmesonucunu doğurabilir.
Önsavunmamızdave eklerinde de belirtildiği üzere, Mahkemenizin, Siyasî Partiler Kanunu'nun36. maddesiyle ilgili kararında bu konuya ışık tutan görüşler son dereceaçıktır. O görüşlerden bazılarını aşağıya alıyoruz:
"Seçimekatılabilmeyi salt örgütlenme gücüne bağlamak uygun değildir. Böyle bir düzenleme,özellikle yeni kurulan siyasî partilerin seçimlere katılmasını önlemeye yönelikdüzenleme, oldukça ağır sonuçlar doğuracak koşulları taşımaktadır. Yeni kurulanve akçalı olanakları sınırlı olan bir partinin gösterilen il ve ilçe düzeyiniaşması çok güç, genelde olanaksızdır. Demokrasinin vazgeçilmez ögesinin buölçüde sınırlanması, siyasî partilerle gerçekleşecek düzenin olabildiğinceengellere bağlı tutulması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunbulunmamaktadır.". "Bir siyasî partinin seçimlere katılmasınıgüçleştirmek ya da engellemek, seçilme hakkının özüne zarar verir."."Ülke genelinde baraj" ve "seçim çevresi barajı" ileyeterince sınırlama getirilmişken bunlara ek olarak seçime katılma koşullarınıağırlaştırmak demokrasiye uygun düşmemektedir. Siyasî partilerin amaçlarınaulaşabilmeleri için gerekli, yeterli olanaklara sahip olmaları zorunludur.Seçime katılmak temel hakkı ve ödevi olan siyasî partiyi başlangıçta buolanaktan yoksun kılmak, seçimler dışında çaba göstermesini istemek olur ki,bunun hukuksallığı tartışılır.". "Demokratik yaşamın vazgeçilmezögesi olan siyasî partilere getirilen "olağandışı" engelleriözgürlükçü demokrasi gerekleriyle belirlenen hukuk düzenine uygun bulmakgüçtür." "36. madde ile getirilen engeller siyasal katılımı olumsuzyönde etkileyeceğinden bu durum hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz."
Hakikat,çoğu kez nüanslarda gizlidir. Hukuk, bir açıdan nüansdır, nüanslara dikkatdemektir. Söz konusu 105. Madde'nin, nüansları ile ele alındığında, 1990'dakurulmuş bir partinin 1995'de kapanmasını haklı kılacak hiçbir gerekçeyiiçermediği apaçık ortaya çıkacaktır.
Siyasîhayatımızın sağlığı, parti sayısının azlığı ve çokluğuna değil, o partilerindüşünce, bilim, ahlâk ve idealle yüklü olmasına bağlıdır. Bu sebeple, birpartinin kapanmasıyla öbür partilerin daha güçlenip yararlı olacağı fikri,aldatıcı bir fikirdir. Bir evin bazı lâmbalarını söndürmekle öbür lambalarınıdaha parlak ışık saçar hale getiremeyiz. Çünkü: her ampulün belli bir gücüvardır ve ancak o kadar yanar. Evi daha aydınlık hâle getirmek için lâmbalarındaha güçlü hâle getirilmesi gerekir. Tasarruf olsun için kütüphanenin lâmbasınısöndürürseniz, uzun vâdede, bütün odaların hizmetleri bundan olumsuz yöndeetkilenir. Yüce Mahkeme'nin doğruyu ve gerçeği olanca saflığıyla tespit edecekkararı, inanıyoruz ki, toplumda yaygınlaştırılmak istenen bu tür önyargılara daverilmiş öz bir yanıt olacaktır.
Yaşamakhakkı en doğal haktır. Partimiz, inandığı ve güvendiği Yüce Mahkeme'nin âdilhâkimlerinden, bu doğal hakkının korunmasını istiyor, bekliyor ve umuyor."denilmiştir.
V-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NIN SÖZLÜ AÇIKLAMASI İLE DAVALI SİYASİ PARTİTEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ SAVUNMASININ DİNLENİLMESİ:
Anayasa'nın149. maddesinin değişik son fıkrası uyarınca, 5.11.1996 günü YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'ndan sonra, davalı siyasî parti temsilcisinin sözlüsavunması dinlenilmiştir.
A-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, sözlü açıklamasında; hukukî durumda birdeğişiklik olmadığından, davalı partiyle ilgili 3.7.1996 günlü, 92/218 sayılıİddianamesi ile 9.9.1996 günlü esas hakkındaki görüşlerini aynentekrarladıkları belirtilmiştir.
B-Davalı Siyasî Parti Temsilcilerinin Sözlü Savunması
DirilişPartisi vekili, Parti Genel Başkanlığı'nca kendisine vekaletnamenin toplantıgününde verildiğini beyan ederek daha kapsamlı bir savunma yapabilmeleri içinsüre verilmesi isteminde bulunmuş, istem yerinde görülerek savunmanın26.11.1996 gününde yapılması kararlaştırılmıştır.
DirilişPartisi adına 26.11.1996 gününde yapılan sözlü savunmada;
a-Parti Genel Başkanı aynen :
"Devletintemel taşı olan değerli hâkimler; Partimizin kapatılması istemiyle açılmışbulunan dava, aslında, ülkemizin içinde bulunduğu bunalımı ifşa eden, benzerinerastlanılması güç bir davadır. Çünkü, dünyanın hiçbir yerinde, bir parti,seçime girmedi diye kapatılmaz. Hele hele seçime girme koşulları, yasayla sonderece ağırlaştırılarak, partilerin seçimlere girmelerinin zorlaştırıldığıdüşünülünce, seçime isteyerek katılmamak, parti olmanın doğasına aykırıdır. Birparti seçime katılmak istemiyorsa neden kurulur, 12 Eylül Hareketi psikolojisiortamında, siyasî iktikrar için öngörülmüş tedbirlerden biri de, SiyasîPartiler Kanununun bu 105 inci maddesidir. Ancak, bugün, bu ve benzerimaddelerin, tedbirlerin amacına ulaşamadığı, hükümetlerin koalisyonlarlakurulmalarını engelleyemediği, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilenparti sayısının fazlalaştığı görülmektedir, yerine gelmemektedir bu öngörülenamaç. Öte yandan, bu dönem düzenlemelerin anayasal kurumları da zaman zaman birikilemle karşı karşıya bıraktığı da bir gerçektir.
Evet,benzersiz bir davadır karşısında bulunduğunuz dava; çünkü; ortada bir suç yok,illegal bir davranış söz konusu değil. Yasaların her istediği, Partimizce güçyettiğince yerine getirilmiş ve buna özen gösterilmiştir. İşin özüne inilince,dava, öbür partiler gibi olmayışımızdan, öbür partilere benzemeyişimizdenkaynaklanıyor. Öbür partiler, birbirlerine fazlaca benziyorlar; onlardanbirinin kapanması, bir yenisinin ya da yenilerinin doğmasına sebep oluyor;hepsi birbirinden doğmuş oldukları için kitle sorunları yok. Bir partikurulduğunda kitlesiyle birlikte doğuyor, örgüt kurma sıkıntısı çekmiyorlar;fikir sıkıntısı, sorunlara çözüm sıkıntısı çekiyorlar; ülke de, bu sıkıntınınbedelini oldukça pahalıya ödüyor. Biz ise fikir partisiyiz; bir düşünce akımındandoğduk, kitleyle birlikte doğmadık, başka partilerden bir kitle olmadık, genişörgüt imkânlarına kavuşamadık; işte bundan yargılanıyoruz.
GörünüşteSiyasî Partiler Kanununun 105 inci maddesinden; ama, hakikatte 36 ncımaddesinden yargılanıyoruz; seçime girilecek kadar örgüt kuramamış olmaktan...Oysa, bu bir suç ve parti kapama sebebi olsaydı, hüküm 105 inci maddede değil,örgüt kurma şartlarını belirleyen 36 nci maddede yer alırdı. Seçime girmeşartlarını 36 ncı madde belirtiyor, orada, eğer bunu kuramazsa şu kadar zamaniçinde bir parti kapanır derdi; ama, orada böyle bir hüküm yok.
Ülkeninbugünü ve yarını için diğerlerinden farklı bir düşünce, görünüş, ideal veprograma sahip olduğumuz için parti kurduk. Yani, Partimiz bizim kimliğimizdir;düşünce, ruh ve ahlâk kimliğimizdir. Ülkeyi birkaç partiye hasredip,yurttaşları bu partilerden birine girmeye mecbur ve mahkûm tutmayı, yurttaşlıkkişiliği, insan hakları, ülkenin ilerlemesi, bir yarışma içinde olan ülkelerarasında geri kalmaması bakımından asla tasvip etmiyor, uygun bulmuyoruz.Anonim kişilik devri kapanmıştır. Her kişiliğin, kendine uygun gördüğü birparti bulması en tabiî hakkıdır.
Partimizikurduk; böylece, yurttaşlık görevini yerine getirdik. Yalnız oy vermek gibipasif yurttaşlık göreviyle yetinmedik, atif yurttaşlık görevi aşamasına geçtik.Parti kurmakla kitleye yük olmadık, kimseden para toplamadık; bizzatkatılanların kendi ayırdıkları paralarla kurulmuştur. Hazineye yük olmadık, birtek kuruş Hazineden bir yardım almış değiliz. Kimse, Partimizi bir çıkar içinkurduğumuzu ileri süremez. Devlet medyasından ve özel medyalardan bir yakınlıkgörmediğimizden, bunu ün için yaptığımız da söylenemez. Kişisel olarak buradanbir ün veya çıkar sağlamak ihtiyacında da değiliz. Çıkar için, ün için Partimizikurmuş olsaydık, hayal kırıklığına uğrar, bu kadar dayanamaz, çoktan kapanmışolurduk; ama, görüldüğü gibi devam ediyoruz, kapanmayı bir ganimet bilmiyoruz;müsaade buyurulursa, devam etmek istiyoruz.
Nedengelişemedik; eğer, sorun buysa bunu açıklayabilirim. Popülizm yapmadık, ondangelişemedik; işte bir sebep bu. Kitleyle ilişkide bir derece popülizm birzarurettir; ama, yöntem olarak, hatta, tek yöntem olarak popülizmi seçmeyikabul etmemiz mümkün değildir; çünkü, bu yönde yapılan yarış, sonunda, siyasethizmetinin seviyesini sıfıra yaklaştırır. Halka gitmek, avamlaşmak, irtifakaybetmek değildir; siyaset hizmeti, biraz da halkın seviyesini yükseltmekolmalıdır. Popülizmle elde edilecek yaşama hakkı, bize göre, Partimiz için arzıedilecek bir hak değildir. Görüş önemlidir; ama, sadece o değil, bizce yöntemde önemlidir. "Hedefe götüren her yöntem mubahtır" düşüncesinden çokuzağız. Bize göre, ülke için taşıdığımız görüş yöntemimizi de belirlemektedir;bu yöntem görüşümüzün ışığında bir yöntemdir, ona bağlı bir yöntemdir.Duyguları sömürme yoluyla veya her ne surette olursa olsun, kalabalıklarıtoplama gibi bir usulü benimsemiyoruz. Yöntemimiz, kitleleri uyuşturmak değil,uyandırmaktır; kitleleri hipnotize etmek değil, en yüksek eleştiri yetisi içindebilinçlendirmektir. Yolumuz uzundur; ama, biz, bundan yılmış değiliz. Devlet,buna yardımcı olmalıdır; yardımcı olmuyor veya olamıyorsa, umuyoruz ki, yasalariçindeki bu ağır, sakin, fakat, güvenli ve hedefe vardırıcı yürüyüşümüze engelolmaz.
Siz,daha yükseği olmayan bir Mahkemenin üyeleri olan hâkimler; sizin, olayları,sadece dar hukuk kalıpları içinde değerlendirmeyeceğinizden kuşkum yoktur.Hukuk, genişliğiyle tüm toplumun ve uygarlığın her alanına bakışını uzatabilir,yakın siyasî tarihimiz açısından, yeni bir çığır, fikir partisi çığırınıaçtığımıza bakarak yasanın geniş yorumla ele alınmasını umuyorum. Yasamaddesinin geniş yorumu lehimizedir. Yorumundan öte, maddenin tüm sistemde birkonumu vardır; sistemle uyuşmak zorundadır her madde, sistemle çelişmemekzorundadır.
Mahkemenizinyapısı ve statüsü, malumunuz, yorumla birlikte yasa maddesinin konumuna bakmayıicap ettirmektedir. Yasa maddesinin amacı, seçime teşviktir; yoksa partilereömür biçmek değildir. Partilerin ömrü için objektif kıstas şarttır. Bir yıldaiki erken seçim olsa, ona katılamayan partiyi kapatmak gibi bir sonuca da açıkbir yorumla, on yılda kapamak gibi bir yorum birlikte içeren bir madde açıkdeğildir. Kanunların açık, seçik, anlaşılır olması bir ilkedir. Partiler içinbelirsizlik getiren subjektif bir yaptırım, Anayasa'ya göre sisteminvazgeçilmez unsurları olan partiler için bir tehdit oluşturur. Demokles'inkılıcı gibi asmak mümkün o zaman.
Yazılısavunmalarımızda da belirttik; Siyasî Partiler Kanununun bu iki maddesi de,Anayasanın "eşitlik, adalet, siyasî partilerin vazgeçilmezliği"ilkelerine ters düşen ve seçme hakkının özüne dokunması bakımından insanhakları ve hukuk devleti olma özelliğiyle çelişen muhtevasıyla, açık ve seçikşekilde Anayasaya aykırıdır; 36 ncı madde ve 105 inci madde. 12 Eylül Hareketiortamı ve psikolojisi içinde, soyut norm denetimi açısından iptal davasıaçılamamışsa, bugün, dava, somut norm denetimi bakımından Yüksek Mahkemenizinönündedir, def-i olarak. Bu husustaki kararınızı öncelikme bekliyoruz.
Kamudüzeni açısından pozitif hukuk normlarından bahsedilebilir; yani, kamu düzeniöyle gerektiriyor denebilir; ancak, bir düzenin, uzun vadede, sadece pozitifhukukla yaşayabileceği söylenemez. Kamu düzeni ve özgürlükler, pozitif hukuk vetabiî hukuk, altın oranında birliştirilebilirse, bir toplumda gerçek ve mutlubir düzen kurulmuş olur; altyapısı, özgürlükler olmalıdır, tabiî ki kamu düzenide bununla birlikte düşünülmelidir; ikisinden birinin düşünülmediği birtoplumda mutlaka aksamalar olur. Nitekim, bunu yaşadık; özgürlükler adınaanarşi, terör doğuyor, diğer taraftan da bunları kısalım derken, bu sefer deinsan haklarının özüne dokunulma durumu doğuyor.
Kamudüzenini bozacak hiçbir davranışımız, kamuya zarar veren bir durumumuz sözkonusu değildir ve olamaz. Çünkü, biz, toplumu, öz nefsimizden önde görüyoruz.Belli bir sınıfa, kesime dayansaydık daha fazla gelişebilirdik. Örneğin, işçiyeesnafa ve benzerlerine; yani, herhangi birine ağırlık verseydik, seçimegirebilecek kadar teşkilat kurabilirdik; ama, biz ayrım yapmak istemedik.Milleti bir bütün olarak düşündük ve önceliği aydına verdik. Aydınlar dakitlesel olarak katılım yapmıyorlar bir partiye haklı olarak; tek tek kişilerolarak katılıyorlar; bu yüzden yol uzamakta.
Yöntemimizebir örnek vereyim: Kısıtlı imkânlarımızla yaptığımız meydan konuşmalarında,biz, millet nedir, devlet nedir, ülkenin geleceği gibi konuları ele aldık;medeniyet, millet ve devlet ilişkileri üzerinde durduk. Bursa'da, Sakarya'da,Eskişehir'de, İstanbul'da meydanlarda, ayrıca konferans ve sohbet salonlarındatüm sorunlarımızı inceledik, sorulara cevaplar verdik. Eğer, maddî imkânımızelverseydi, bu konuşmaları tüm il ve ilçe meydanlarında yapar, kitleye uzunvadeli fikir konularını, görüşlerimizi ulaştırırdık; ama, ülkede bu sonyıllarda esen popülizm rüzgarı, bizim bu çalışmalarımızı perdeledi, gözlerdenırak tuttu.
Buarada nice partiler kuruldu ve battı; ama, Partimiz yaşadı. Partimizi yaşatmakistiyoruz. Şimdi, denizde sessiz ve sedasız giden geminin bir mayına çarpmasınıandıran bu durumdan ancak siz koruyabilirsiniz Partimizi. Evet, tabirim mazurgörünüz; bu 36 ncı ve 105 inci maddeler, siyasî hukuk denizimizde, herhangi birparti gemisinin gelip çarpacağı, salıverilmiş mayınları gibi duruyorlar.
Parti,sadece bir örgüt değil, bir ruhtur. Partileri ayakta tutan para ve örgüt değil,ruhtur, fedakârlık ruhu, ülke için bir şeyler yapma idealidir. Bu ruhtan eserkalmayan bir parti, geniş teşkilatına ve maddî imkânına rağmen çöker. Yakınsiyasî tarihimizde bu örnekler, bu yozlaşma örnekleri sıkça görülmüştür. Ülkeçapında faaliyet için, bugünkü teknolojiyle ülkenin tüm il ve ilçelerinde örgütkurmaya gerek yoktur; güçlü bir merkez her yere sesini duyurabilir. Bizkurulmasın demiyoruz, tabiî ki çok kurulması bizim tercih ettiğimiz bir şeydir;ama, kurulmadan da ülke çapında faaliyet mümkündür; tanım maddesinde belirtilenülke çapında faaliyet gösterme şartını biz böyle anlıyoruz. Yani, ülke çapındafaaliyet için, her il ve ilçede mutlaka teşkilat kurmak gerekmez; ülke çapındafaaliyet yapmak lazımdır. Bizim de Elazığ'da da şubemiz vardır. Antalya'da davardır; böyle bölgesel bir şey değildir. Türkiye'nin her tarafına dağılmış;ama, henüz 36 ncı maddedeki şartı yerine getiremediğimiz için seçime girememişbulunuyoruz. Partiyi örgütle özdeşleştirmek doğru değildir; parti, özelliğiylepartidir.
Ülkemizgelişmektedir. Anayasa değişiklikleri için uyum yasaları çıksa, Partimiz örgütkurma açısından da gelişme imkânına kavuşacaktır; çünkü, aydınların daha çokkatılma imkânı gelecektir, öğretim üyeleri, üniversite öğrencileri; yani,aydınlara daha açık bir duruma gireceğiz. Ancak, uyum yasaları çıkmadığı için,biz aydından gittiğimiz için o koşulları yerine getirememiş bulunduk. Seçimekatılmak mümkün olsa, sanılandan fazla oy alabileceğiz, çünkü, toplumda fikiraltyapımız vardır. Nitekim, 1994'te ara seçime bütün partilerin katılması hakkıtanındığında, birçok eski ve yaygın örgütü olan partinin seçime katılmamasınakarşın, Partimiz duraksamaksızın katılma kararı vermiş, işlemleri tamamlamıştı.Adaylarımız Resmî Gazete'de yayımlandı; ama, ne yazık ki, o seçim yapılamadı.Partimiz, bundan böyle seçimlere katılma hakkını elde ederse, dikkat çekecek oypotansiyeli olduğuna inancım vardır; çünkü, daha önceki bir fikir akımıdır ve oakım toplumda altyapısını yapmıştır.
Busomut olay; yani, o 1994'teki seçime katılma olayı, bizim seçime girme niyet veazmimizi de ispat eder. 1991 ve 1995 seçimlerine katılmamışsak, bundaihtiyarımız yoktur; yasa gereği ve Yüksek Seçim Kurulu kararıyla katılamadık.Kastımız yoktur, kasıtsız suç olmaz, suçsuz ceza olmaz; hele kapatma gibi enağır ceza...
Partimizbir dernek değildir. Dernekler Kanununda, bir dernek acze düşerse dağılmışsayılır, o bakımdan kapanması olur. Parti de, eğer, böyle bir duruma gelirse,Dernekler Kanunu belki uygulanabilir diye bunları söylüyorum. Partimiz, birdernek değildir, acze düşmemiştir; tüm yasal görevlerini yerine getirmektedir,Yüksek Mahkemenizin onayını almıştır bütün malî işlemlerinde. Siyasî partidir,doğası gereği dernek değildir, amacıyla, programıyla bugüne kadarkiyaşantısıyla ve geleceğe dönük niyet ve umutlarıyla bir siyasî partidir. Birdernek ne kadar örgüt kurarsa kursun, siyasî parti olamayacağı gibi, tüm ülkedehenüz teşkilat kurmamış bir partiye de dernek gözüyle bakılamaz. Siyasîhayatımızın sağlığı için, öncelikle, robotlar gibi birbirine benzeyen partilergörüntüsünden kurtulmamız lazımdır. Yeni partiler gereklidir, yeni partilerealışmalıyız; yeni partiler de uzun vade de gelişeceklerdir, hazır kitle bulamadıklarıiçin.
Niçinkapatılacak partimiz; ibret için mi'.. Hani, toplumda, geçmişte, tarihte öyleörnekler vardır; şunu kapatırız ve bundan sonrakilere ibret olsun. Niçinkapatılacak; ibret için mi'.. Nice ünlü ve büyük partinin akıbetinden ibret almayanpartiler bizim Partimizin kapanışından ibret mi alacaklardır'... Niçinkapatılacak partimiz; yeniden kurmamız için hiçbir yasal engel olmadığınagöre... Daha önceki mevzuatımızda böyle bir hüküm yok, 105 inci madde gibi birhüküm; geçmişimizde ben bilmiyorum. batı ülkelerinde böyle bir yaptırım yok,aradık bulamadık. İki dönemi doldurmuş değiliz -iki dönem deniyor- bir döneminsonuna doğru kurulduk. Biz, dönemi 1987-1991, 1991-1995 olarak anlıyoruz. BizimPartimiz 1990'da kuruldu. O dönemi hesaba katmamak gerekir, dönemin tam olmasıgerekir. Birinci dönem eksik kalmıştır; bunu, yazılı metinlerde uzun uzunaçıkladık. Erken seçim için, dönemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi kısaltabilir;ama, bunun, Parti ömrü için bir zaman ölçüsü olarak tayin edilen aralıksız ikidönem ifadesine uygulanması olanaksızdır. Sadece ve sadece seçim içinAnayasa'nın "dönem beş yıldır" ifadesini, Türkiye Büyük MilletMeclisi Anayasa'nın o maddesini değiştirmediği sürece, ancak seçim için, erkenseçim için kısaltabilir; ama, bir başka yerde bir partinin ömründe kullanılanbu maddeyi de otomatikman erken seçimle bağlantı kurarak kısaltmak mümkündeğildir. Madde hükmünü dar anlamla yorumlamayalım; madde, iki genel seçimdememiş, iki dönem demiştir; iki dönem içinde ifadesini dahi kullanmamıştır.İki dönem içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerine katılmayandememiştir, iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerine katılmayandemektedir. Seçimlere her ne surette olursa olsun katılmayan dememiştir, erkenseçim dahil dememiştir, ifadelerine madde metninde yer verilmemiştir,terimlerin kullanılış amacına dikkat edilmesi bir yorum ilkesidir. Maddeningerekçesinde de on yıldan bahsedilmiştir; yani, on yıl içinde diyor. Bütün buyorum ve esaslar, konumlar sebebiyle, Partimizi kapatmak için yasal birdayanağın bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.
Gelecekte,ülkemize büyük yararları görülecek olan Partimiz, Diriliş Partisinin, yasalarınçağa ayak uydurmadaki gecikmelerinden doğan handikaplardan biri olan buhandikabın da isabetli kararıyla tarihi yerini alacak olan siz değerli hâkimleriçin ilerideki kuşakların "onlar, Türkiye'de hâkimler olduğunu ispatettiler" demelerini umarım. Saygılarımı sunuyorum." demiş ve yaptığıkonuşmayı içeren bir dilekçeyi de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na sunmuştur.
b-Diriliş Partisi Vekili de sözlü savunmasının ilgili bölümünde aynen :
"...
DirilişPartisinin kapatılması yönünde Cumhuriyet Başsavcılığınca Yüksek Mahkemenizeaçılan davada, iddianamede, bu Partinin iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisiseçimlerine katılmadığı gerekçesiyle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun105 inci maddesinde gösterilen nedenden mütevellit kapatılması istenmektedir.Siyasî Partiler Kanunu'nun 105 inci maddesi "kuruldukları tarihtenitibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinekatılmayan siyasî parti" şeklinde bir ifade kullanmaktadır. Burada SayınBaşsavcılığın dayandığı husus, burada geçen "aralıksız iki dönem"kelimesiyle "iki genel seçim" terimlerinin eşanlamlı olarakyorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Kanaatimizce, bu iki cümle eşanlamlı değil,farklı anlamlıdır; zira, iki genel seçim yapılması Anayasamızda belirtildiğiüzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri yenileme kararı veyaCumhurbaşkanına tanınan bir yetkinin kullanılmasından mütevellit erken genelseçim veya Anayasanın terimiyle seçimlerin yenilenmesi işlemidir. Oysaki,Siyasî Partiler Kanunu'nun 105 inci maddesinde kullanılan kelimede"kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem" denilmektedir.Bu hususa şu açıdan dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer, 105 incimaddedeki iki dönemden maksat, iki genel seçim olarak düşünülürse, TürkiyeBüyük Millet Meclisi, Anayasa'nın kendisine verdiği hakkı kullanarak bir seçimdönemini öne alması veya Anayasa'nın terimiyle yenilemesi halinde, yasamaorganından bağımsız olarak kurulmuş bir siyasî partinin ömrünü uzatıp kısaltmayetkisinin yasama yetkisine yasada belirtilmeyen halde tevdi edilmiş olurken,bunun hukuki himaye görmeyeceği kanaatini taşıyorum.
SiyasîPartiler Kanununun, Danışma Meclisi döneminde, Anayasa Komisyonundan gelen ilktaslakta 105 inci maddede gösterilen hususlara ilişkin bir metin yoktur. Dahasonra bu Siyasî Partiler Kanununa eklenmiştir ve çok kısa bir gerekçeylegetirilmiştir. Gerekçede denmektedir ki "kurulduğu tarihten itibarenteşkilatını tamamlayıp, iki dönem; yani 10 yıl süreyle genel seçimlerekatılmayan bir partinin siyasî hayatta kalıp faaliyet göstermesi, partilerdenbekleneni veremeyeceği ve tanım maddesine uygun düşmeyeceği düşünülerek, budurumda olan partilere önce tebligat yapılıp kapanma kararı alması, bu yolagitmezse kapatılması için dava açılmasını temin maksadıyla 105 inci maddedüzenlenmiştir.
Kanaatimizce,burada Başsavcılığın iddianamesinde bizim anlayamadığımız husus şudur ki;gerekçede de belirtildiği üzere, bir kanun maddesi uygulanırken, mutlaka bununyorumuna gidilmesi gerekir. Yorum yöntemleri hususunda Yüce Mahkemenizin önündeherhangi bir beyanda bulunmak istemiyorum; bunlar, benden ziyade sizlerinyüksek malumlarıdır. Ancak, metindeki bir şüphe halinde, biz gerekçeye veMeclis görüşlerine gittiğimiz zaman,Meclis Başkanvekiliyle Anayasa KomisyonuBaşkanı arasında görüşme esnasında geçen konuşmalarda da bu sürenin iki dönemve çok net şekilde 10 yıl olduğu tebarüz ettirilmektedir.
Bubağlamda, bizim, 105 inci maddedeki iki dönem hususunu iki genel seçimle eşanlamda anlamadığımızı ve bunun lehe yorumlanarak iddianamede gösterildiğişekilde bu partinin kapatılmasının gerekmediği kanaatini taşıyoruz"demiştir.
VI-İNCELEME
A-Ön Sorunlar
1-Siyasî Partiler Yasası'nın 36. Maddesinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
DirilişPartisi'nin savunmalarında özetle:
2820sayılı Yasa'nın 105. maddesinin, aynı Yasa'nın siyasî partilerin seçimlerekatılabilmesi koşullarını belirleyen 36. maddesinin yaptırımını gösteren birmadde niteliğinde olduğu, bu maddede bir siyasî partinin seçime girebilmesiiçin öngörülen, teşkilat sayısı ile ilgili kuralın Anayasa Mahkemesi'nin22.5.1987 günlü, E. 1986/17, K. 1987/11 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptalkararındaki gerekçelerin Yasa'nın 105. maddesi için de geçerli olduğu, bunedenle öncelikle bu maddenin Anayasa'ya aykırılık savının incelenerek kararabağlanması gerektiği ileri sürülmüş, savunmaların kimi bölümlerinde de31.3.1987 gün ve 3420 sayılı Yasa'nın 4. maddesiyle değiştirilen 36. maddeninde Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulmuştur.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca kapatma davası Siyasî Partiler Yasası'nın 105.maddesine dayanılarak açılmıştır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 105. maddesi ile 36. maddesi ayrı konuları düzenlemektedir.36. maddede, siyasî partilerin seçimlere katılabilme koşulları, 105. maddedeise, kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük MilletMeclisi seçimlerine katılmayan siyasî partiler hakkında kapatma davasıaçılmasının koşulları belirlenmektedir. Bir siyasî parti, Yasa'nın 36.maddesindeki koşulları yerine getirdiği halde, 105. madde koşullarını yerinegetirmediği için hakkında kapatma davası açılmış olabilir. Ayrıca Yasa'nın ne36. maddesinde, ne de 105. maddesinde bu iki maddenin birbirleriyle bağlantılıolduklarını belirleyen herhangi bir kural da bulunmamaktadır.
Anayasa'nın152. maddesinin birinci fıkrası ile, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında 2949 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrasının 2.bendine göre; bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veyakanun hükmünde kararnamenin hükümlerine ilişkin olarak taraflardan birininileri sürdüğü aykırılık savının ciddî olduğu kanısına vararak AnayasaMahkemesi'ne başvurabilmesi, o kuralın bakılan davada uygulanabilmesi koşulunabağlıdır. Dolayısiyle siyasî parti kapatma davasına bakan Anayasa Mahkemesi'ninde, Anayasa'ya aykırılık savını inceleyebilmesi için, öncelikle itiraz konusukuralın bakılmakta olan davada uygulanabilir nitelikte olması gerekir.
Birdavada uygulanacak yasa kuralı, bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığıçözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın dayanağını oluşturmaya yarayacakkuraldır.
Olaydauygulanacak kural, Siyasî Partiler Yasası'nın siyasî partilerin seçimlerekatılabilmesi için gerekli teşkilat sayısıyla ilgili 36. maddesi değil,seçimlere katılmama nedeniyle dava açılmasını düzenleyen 105. maddedir. Bunedenle 36. maddenin Anayasa'ya aykırılık savının incelenmesine olanakbulunmamaktadır.
2-Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
DavalıParti savunmalarında, Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesinin de Anayasa'yaaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası 22.4.1983 gününde kabul edilmiş olup, 105.maddesinde de herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Anayasa'nınGeçici 15. maddesinde, 12-Eylül-1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucutoplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya(6-Aralık-1983) kadar geçen süre içerisinde çıkarılmış olan yasalarınAnayasa'ya aykırılığının ileri sürülemiyeceği kurala bağlanmıştır. Belirtilendönemde çıkarılmış bulunan, Siyasî Partiler Yasası'nın bu tarihten sonradeğişikliğe uğramayan kuralları için Anayasa'ya aykırılık savında bulunulamaz.
Bunedenle, Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin kapsamında olan Siyasî PartilerYasası'nın 105. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamaz. İsteminreddi gerekir.
B-ESAS YÖNÜNDEN
1-Genel Açıklama
Genelve eşit oy hakkı, çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaşdemokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur.Demokrasilerde, bireysel iradeleri birleştirip yönlendirerek onlara ağırlıkkazandıran özgün kuruluşlara gereksinim duyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınıksiyasal tercihleri birleştirerek devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hakve özgürlükleri güvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasalilkeler doğrultusunda kamuoyu oluşturarak ulusal yaşama daha çok aydınlıkgetirmek yönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" denildikten sonra üçüncü fıkrasında da"Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanunhükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler" denilmektedir.
Siyasîpartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse, Anayasakoyucunun bu konuyaözel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür.
Partilerinkuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir. Partiler, bellisiyasal düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları veözgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemlietkinliği olan partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesineçalışan ve siyasal katılımları somutlaştıran hukuksal kurumlardır.
Demokrasininsimgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan partilerin, devletyönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rollerinedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutup,kurulmalarından başlayarak, çalışmalarında uyacakları esasları vekapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemeklekalmamış, Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme vekapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak biryasayla düzenlenmesini uygun bulmuştur.
Anayasa'nınanılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış,siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri,kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılıkurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde, siyasî partilerin YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği ve durumlarında yasalara aykırılıkbulunması halinde kapatılmaları için dava açılacağı öngörülmüştür.
Siyasîpartilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü vekamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasî partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda Anayasa'nın 2.maddesinde kurala bağlanan demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.
HukukDevleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamındaadalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmeklekendisini yükümlü sayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'yauyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir.
Anayasada,kişilerin hak ve ödevleri ile siyasî partilerin bağlı olacakları esaslar ayrıkurallarla düzenlenmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca; 26.3.1990 tarihinde tüzelkişilik kazanan davalıSiyasi Parti'nin, aralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinekatılmaması ve kapanma kararı alınması hususunda yaptıkları yazılı tebliğekarşın buna uymaması nedeniyle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 105.maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Anayasa'nın69. maddesinde, siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetleme vekapatılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları usul veesaslarının Anayasa'da öngörülen ilkeler doğrultusunda yasayla düzenleneceğikurala bağlanmış, buna uyularak da 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasıçıkarılmıştır. Yasa'nın "seçimlere katılmama nedeniyle dava açılması"başlıklı 105. maddesi şöyledir:
"Madde105- Kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem Türkiye Büyük MilletMeclisi genel seçimlerine katılmayan siyasî partiye, ikinci genel seçiminyapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığınca kapanmakararı alması için yazılı tebligatta bulunulur. Bu yazının tebliğinden itibarenüç ay içinde kapanma kararı alınmadığı takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığıncaaçılacak dava üzerine Anayasa Mahkemesinin kararıyla o siyasî partikapatılır."
Böylece,kuruldukları tarihten itibaren aralıksız iki dönem TBMM seçimlerine katılmayansiyasî partilerle uygulanacak yaptırım 105. maddede belirlenmiştir.
2-DEĞERLENDİRME
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, özetle, 26.3.1990'da tüzelkişilik kazanan DirilişPartisi'nin 20.10.1991'de yapılan 19. dönem ve 24.12.1995'de yapılan 20. dönemmilletvekili genel seçimlerine katılmadığını, kapanma kararı almalarıkonusundaki yazılı bildirimlerinin gereklerini de yerine getirmediğini ilerisürerek, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesi uyarınca kapatılmakararı verilmesini istemiştir. Davalı Siyasî Parti temsilcileri ise özetle,Anayasa'nın 77. maddesinde seçim döneminin 5 yıl olarak belirlendiğini, SiyasîPartiler Yasası'nda sözü edilen "aralıksız iki dönem"i, "ikigenel seçim" olarak anlamamak gerektiğini, 105. maddenin gerekçesinde de,"kuruldukları tarihten itibaren teşkilatını tamamlayıp iki dönem, yani onyıl süreyle genel seçimlere katılmayan bir partinin ..." denildiğini,kendilerinin 26.3.1990'da kurulduklarına göre henüz on yıllık süreningeçmediğini ve kapatılmalarının gerekmediğini savunmuşlardır.
Budurumda, öncelikle Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesinde sözü edilen ikidönemden ne anlaşıldığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Anayasa'nın"Türkiye Büyük Millet Meclisinin Seçim Dönemi" başlıklı 77.maddesinin birinci fıkrasında "Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleribeş yılda bir yapılır" denilmiş, sonraki fıkralarında da;
"Meclis,bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebileceği gibi, Anayasa'daelirtilen şartlar altında Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre de seçimleryenilenir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.
Yenilenmesinekarar verilen Meclisin yetkileri, yeni meclisin seçilmesine kadar sürer"kurallarına yer verilmiştir.
DavalıParti, Anayasa'nın 77. maddesinin birinci fıkrasındaki seçimlerin beş yılda biryapılacağına ilişkin kurala dayanmakta, ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi'niniradesiyle veya Anayasa'da belirtilen diğer koşullar gerçekleştiğindeCumhurbaşkanı'nca verilecek karara göre, seçimlerin yenilenmesi durumunda,süreninkısaltılabileceğini gözardı etmektedir. Seçimlerin beş yılda biryapılması, seçimlerin yenilenmesi ya da Anayasa'nın belirlediği koşullarla 78.maddeye göre geri bırakılabilmesi birer Anayasa kuralıdır. Seçimlerinyenilenmesine veya ertelenmesine karar verilmesi halinde seçim dönemi artık beşyıl değil, iki genel seçimin yapılması arasında geçen süre kadardır.
Gerekçesinde,"kuruldukları tarihten itibaren teşkilatını tamamlayıp iki dönem, yani onyıl süreyle genel seçimlere katılmayan bir partiden söz edilmekte ..." isede, Siyasî Partiler Yasası'nın "Seçimlere katılmama nedeniyle davaaçılması" başlıklı 105. maddesinde, "Kuruldukları tarihten itibarenaralıksız iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Seçimlerine katılmayansiyasî partiye, ikinci genel seçimin yapıldığı tarihten itibaren bir ay içindeCumhuriyet Başsavcılığınca kapanma kararı alması için yazılı tebligattabulunulur. Bu yazının tebliğinden itibaren üç ay içinde kapanma kararıalınmadığı takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığınca açılacak dava üzerine AnayasaMahkemesinin kararıyla o siyasî parti kapatılır" kuralına yer verilmiştir.
Bukuralda on yıllık bir süre öngörülmemiş, yalnızca kuruldukları tarihtenbaşlayarak aralıksız iki dönem TBMM genel seçimlerine katılmama esasalınmıştır. Yasa'nın iki dönem belirlemesini, on yıl olarak anlamak olanaklıdeğildir.
DavalıDiriliş Partisi, 26.3.1990 gününde kurulmuştur. Bu tarihten sonra 20.10.1991'de19. dönem, 24.12.1995'de de 20. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi genelseçimleri yapılmıştır. Yasama Organı, Anayasa'nın 77. maddesinin ikincifıkrasına göre seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir. İkinci genel seçiminyapılmasından sonra, Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, davalı Parti'ye yasal süresiiçerisinde kapanma kararı alması için yazılı uyarı yapılmış, bu uyarınıngereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle de kapatma davası açılmıştır.
Siyasîpartiler, Anayasa ve yasalara uygun olarak, seçimler yoluyla, tüzük veproğramlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve propagandalarıile millî iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeniiçinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülkeçapında faaliyet göstermek üzere örgütlenen tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır.Demokrasinin vazgeçilmez ögesi olan siyasî partilerin öncelikli amacının,Yasa'nın öngördüğü sayıda il ve ilçede örgütlenerek bir an önce seçimlerekatılmak ve halkın yararına olan görüş, öneri ve eleştirilerle ülkesorunlarının çözümüne katkıda bulunmak olması gerekir. Oysa, davalı PartiYasa'nın öngördüğü koşulları yerine getirmemiş ve iki dönem üst üste milletvekiligenel seçimlerine katılmamıştır.
Belirtilennedenlerle, kurulduğu tarihten başlayarak aralıksız iki dönem TBMM genelseçimlerine katılmayan ve Cumhuriyet Başsavcılığı'nın uyarılarını yerinegetirmeyen Diriliş Partisi'nin Siyasî Partiler Yasası'nın 105. maddesi uyarıncakapatılması gerekir.
SamiaAKBULUT, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER ve Lütfi F. TUNCEL bu sonucakatılmamışlardır.
VII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 3.7.1996 günlü, SP.28.Hz.1996/218 sayılıİddianamesinde, Diriliş Partisi'nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 105.maddesi gereğince kapatılması istenilmekle, gereği görüşülüp düşünüldü :
1-Kurulduğu 26.3.1990 tarihinden itibaren aralıksız iki dönem Türkiye BüyükMillet Meclisi genel seçimlerine katılmayan ve Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın tebligatına karşın yasal süresi içerisinde kapanma kararıalmayan Diriliş Partisi'nin, 2820 sayılı Yasa'nın 105. maddesi gereğinceKAPATILMASINA, Samia AKBULUT, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER ile Lütfi F.TUNCEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. Maddesi gereğince Hazine'yegeçmesine, OYBİRLİĞİYLE,
3-Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa'nın 107.maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nagönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
18.2.1997gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU