ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı:1996/1 (Siyasî Parti Kapatma)
KararSayısı:1997/1
KararGünü:14.2.1997
ResmiGazete tarih/sayı:26.6.1998/23384
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Emek Partisi
DAVANINKONUSU : Emek Partisi'nin programının Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 3., 14.,69. maddelerine ve Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ile 81.maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığı savıyla aynı Yasa'nın 101.maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I-DAVA
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.5.1996 günlü, SP.83. Hz.1996/137 sayılıİddianamesinde şöyle denilmektedir:
"I-Giriş
Çalışmalarıylaulusal iradeyi oluşturarak genel ve yerel seçimler yoluyla siyasal kararlarıetkilemeyi hedef a1an kuruluş1ar olan siyasa1 partileri Anayasanın 68.maddesinin ikinci fıkrası hükmü, demokratik siyasa1 hayatın vazgeçi1mez ögelerisaymak suretiyle demokrasinin belirleyici temel özelliklerinden birisi olarakkabul etmiştir.
Kişileringenel oy hakkı çerçevesinde tek tek sahip oldukları siyasal terci1ı1eri.programları yönünde toplayıp bir1eştirerek siyasa1 iktidara u1aşmayı amaçlayansiyasal partilerin, ulusal iradenin oluşmasındaki rol ve görevleriyle olağanderneklerden farklı bir durumda bu1unduğunu gözeten Anayasa, bu neden1e onlarıöncelikle kendi yapısı içinde düzenleme gereğini duymuş ve 68. ve 69.maddelerinde, kuruluşları, tüzük ve programlarında ve çalışmalarında uymaklayükümlü oldukları hususları ve kapatılmaları hakkında genel niteliktekikuralları getirmiştir. Ancak, önceden izin alınmadan kurulabileceği ve onlarolmadan gerçek bir demokratik hayatın var olamayacağı kabul edilen siyasalpartilerin, çalışmalarında hiçbir sınırlamaya bağlı olamayacaklarını söylemekolanaksızdır. Çünkü, toplum hayatında çok önemli işlevlere sahip bulunansiyasal partilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyetin niteliklerini hedef alanbir güç merkezi durumuna gelmesi toplumu tehdit etmeye başlar ve kamu düzenibozulur. Toplumun hukuksal açıdan örgütlenmiş biçimi olan devletin bizzat kendivarlığına yönelen bu gibi tehlikelere karşı hukuk devleti ilkesi çerçevesiiçinde gereken önlemleri alması onun demokratik hukuk dev1eti olma niteliğiningereğidir. Anayasa, siyasal partileri demokratik, siyasal hayatın vazgeçilmezögeleri ve demokrasinin simgesi saymış olmakla birlikte, çalışmalarındasınırsız bir özgürlük tanımamış, onların ülke zararına çalışmaların odağıolabilmesi olasılığını öngörerek bu gibi hallerde kapatılabileceklerini kabuletmiştir. Getirilen yasaklamalara uyulmaması durumunda, Türkiye Cumhuriyetininkendisiyle özdeşlemiş olan niteliklerin ve devletin dayanağını oluşturan temelilke ve esasların sarsılacağı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tehlikeyedüşeceğinde hiç kuşku yoktur.
Yukarıdabelirlenen nitelikler ve işlevlerin sonucu olarak Anayasa 69. maddesiyle,kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun kuruluşlarını takiben ve öncelikledenetleme ve gerektiğinde kapatma davası açma görevini CumhuriyetBaşsavcılığımıza vermiştir.
Siyasalpartilerin kuruluşlarından itibaren çalışmaları, denetimleri konularında olduğukadar kapatılmalarına ilişkin ilke ve esaslar belli bir düzen içerisinde ayrıntılıolarak Siyasî Partiler Yasası (Daha sonra "SPY" olarakanılacaktır)'nda yer almış, siyasal partiler hakkında Anayasa Mahkemesindekapatma davası açılması benimsenmiştir.
Gereklibildiri ve belgeleri 25.3.1996 tarihinde İçişleri Bakanlığına verilmesiyleSPY.nın 8. maddesine göre tüzel kişi1ik kazanan davalı siyasi partininprogramının incelenmesinde kapatmayı gerektiren yasaklamalara aykırılıklarınvar olduğu kanısına varılmıştır.
II-Açıklamalar
SPY.nın78. ve 81. maddelerini de içeren, dördüncü kısmındaki yasaklara aykırılıkhalinde partinin kapatılmasını düzenleyen 10l . maddesinin (a) bendi, partiprogramının yasanın dördüncü kısmında yer alan hükümlere aykırı olması halinide saymıştır. Bu nedenle dava programının 101. maddenin (a) bendi uyarınca değerlendirilmesigerekmektedir.
EmekPartisi'nin programında, partinin amaçları açıklanırken.
"1) Politik alanda;
f)Kürt sorununda demokratik halkçı çözüm: Emperyalizm, sermaye ve Türk ve Kürtgericiliğinin, Kürt halkını ezme, Türk ve Kürt halkını düşmanlaştırmafaaliyetine son;
Kürthalkı üzerindeki bütün yasakların kaldırılması, ordunun ve öteki silahlıgüçlerin bölgeden geri çekilmesi, etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tamözgürlük ve tam hak eşitliği;
Ulusalözgürlük, hak eşitliği, Türk ve Kürt halkının eşit ve özgür birliğini güvenceyealan baştan aşağı demokratikleşmiş devlet biçimi",
denilmiştir.
Partiprogramının bu bölümü, genel kongre yetkilerini kullanan kurucular kurulutarafından, varsayılan yazını hatalarının düzeltildiği belirtilerek, 27.3.1996günlü ve 7 sayılı yazı ile İçişleri Bakanlığına bildirilmiş, istemimiz üzerinede 9.5.1996 gün ve 45 sayılı yazı ekinde, Cumhuriyet Başsavcılığımız SiyasiPartiler Sicil Bürosuna intikal ettirilmiştir. Buna göre partinin amacı olarakbelirtilen bu bölümün;
"f)Kürt sorununa demokratik halkçı çözüm; Emperyalizm, sermaye ve Türk ve Kürtgericiliğinin Kürtleri ezme, Türk ve Kürt İşçi ve emekçilerini birbirinedüşmanlaştırma faaliyetine son;
Kürtlerüzerindeki bütün yasakların kaldırılması, ordunun ve öteki silahlı güçlerinbölgeden geri çekilmesi, etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tam özgürlükve tam hak eşitliği, özgürlük, hak eşitliği, Türk ve Kürtlerin eşit ve özgürbirliğini güvenceye alan baştan aşağı demokratikleşmiş bir devlet biçimi."
Şeklindedeğiştirildiği anlaşılmıştır.
III-Kapatma Nedenleri ve Değerlendirme :
A)Kapatma Nedenleri
Dahaönce de değinildiği gibi, siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarınailişkin esaslar Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.68. maddenin dördüncü fıkrası, siyasa1 partilerin tüzük ve proğramlarınındevletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine,demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, sınıf ve zümrediktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamayacağı kuralını getirmiş, 69. maddenin beşinci fıkrası ise, birsiyasi partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı bulunması halinde temelli kapatılacağı kuralını kabul etmiştir.
Çalışmalarıile ulusal iradenin oluşmasını sağlayarak siya sal iktidara sahip olmayıhedefleyen siyasal partilerin toplum düzeni ve demokratik hayatın devamıbakımından taşıdıkları önem onların kuruluş ve faaliyetlerinin izlenmesininbenzeri örgütlerden farklı olmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim, genel çizgileriitibariyle, olağan derneklere benzese bile, siyasa1 partilerin uymaları gerekenesasların Anayasada yer alınası, çalışmalarının Anayasa ve yasalar hüküm1erineuygun olup olmadığının derneklerden farklı olarak özel biçimde izlenipdenetlenmesi, demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarının sonucudur.Ancak, siyasal partilerin yukarıda belirtilen hedefe ulaşmaları içinyapacakları çalışmalarda mutlak özgürlükten yararlanmaları beklenemez.Demokratik hukuk devleti olmanın gereği olarak, bu özgürlük Anayasa veyasalarla sınırlandırılmış, siyasal partiler çalışmalarında tümüyle serbestbırakılmamışlardır. Çünkü bu sınırlamalardan herhangi birinin çiğnenmesihalinde, Anayasa'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin özünden ayrılamayacak olannitelikleri ve devletin dayandığı temel ilke ve görüşler hiçe sayılmış olur veböylece doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti teh1ikeye düşer.
Siyasalpartilerin kurulmalarına, faaliyetlerine, denetlemelerine, kapatılmalarınailişkin esasları düzenleyen SPY., Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde öngörülenilke ve esaslara paralel olarak, siyasi partilerle ilgili yasaklar başlıklıdördüncü kısmında partilerin amaç ve faaliyetlerinde uyacakları husus1arıdüzenlenmiş, bu ilke ve esaslara uymamanın yaptırımını 101. maddenin (a), (b)ve (c) bentlerinde "partinin kapatılması" olarak belirlemiştir.
Siyasalpartiler için öngörülen yasaklamalar, davanın konusunu ilgilendirdiği ölçüde,şu biçimdedir :
SPY.nın78. maddesinde; "Siyasal partiler :
a)Türkiye Devletinin ... Anayasa'nın başlangıç kısmında ve 2. maddesinde belirtilenesaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütün1üğüne, diline ... dair hükümlerini ... değiştirmek...dil, ırk ... ayrımı yaratmak amacını güdemez1er veya bu amaca yöne1ikfaaliyette bulunamazlar, başka1arını bu yo1da tahrik ve teşvik edemez1er.
..."hükmünü getirmiştir. Sözkonusu yasaklamaların Cumhuriyetin niteliklerini,devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini ve Atatürk milliyetçiliği ilkesinikorumaya yöne1ik olduğu anlaşılmaktadır. Madde metninde belirtilen AnayasanınBaşlangıç'ında, "...hiçbir düşünce ve mülahazanın...Türk varlığınınDevleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının...Atatürk milliyetçiliği, ilke veinkılapları...karşısında koruma göremeyeceği" ifade edilmiş; Anayasa'nın2. maddesinde ise, Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken Başlangıç'a göndermeyapılmak suretiyle "bölünmez1ik" ya da bütün1ük ilkesinden dolaylıolarak söz edilmiş, 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Türkiye Devletiülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir" hükmügetirilmiş 14. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerinhiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak... dil,ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak... amacıyla kullanılamayacağı kabul edilerektemel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Anayasanın,bir tarihsel olgu ve hukuksal temel niteliğinde olan bölünmezlik ilkesinedevletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5., teme1 hak ve özgürlüklerinsınırlanmasıyla ilgili 13., basın özgürlüğünü düzenleyen 28. ve 30., dernekkurma özgürlüğü düzenleyen 33., gençliğin korunmasından söz eden 58., siyasalpartilerin tüzük ve programlarının uyacakları esasları belirten 68.,yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130., radyo-televizyon idaresi ve kamuylailişikli haber ajanslarını düzenleyen 133., kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarını düzenleyen 135. maddelerinde yer verdiği, 143. maddesiyle bubütünlük aleyhine işlenen suçlar için özel yargı yerleri olan Devlet GüvenlikMahkemeleri kurduğu, hatta 81. maddesinde milletvekili, 103. maddesindeCumhurbaşkanı yemini metnine dahil ettiği görülmektedir. Bütün bu düzenlemeler,Anayasanın Türkiye Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesine karşıgösterdiği duyarlılık ve titizliğin birer işaretidir. Gerçekten, toplumunhukuksal bağlamda örgütlenmesi demek olan devletin ve dolayısıyla toplumunkendi varlığına yönelebilecek tehditlere karşı korunmasını sağlayan bölünmezlikilkesi bir yönüyle ülkenin tümlüğünü, diğer yönüyle de ulusu meydana getirenögelerin bütünlük oluşturmasını ifade eder. Bu ilkenin öylesine bir özelliğivardır ki, bir yönünün herhangi bir biçimde ihlal edilmesi, diğer yönünün deihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
78.maddenin (a) bendi, siyasal partilerin devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğü yanında devlet dilinin Türkçe olduğuna dair kuralı da değiştirmeamacını güdemeyeceklerini ve bu yolda faaliyette bulunamayacaklarınıbelirtmektedir. Anayasanın 3. maddesinin birinci fıkrası, devlet dilinin Türkçeolduğu hükmünü taşımaktadır. Bölünmezlik ilkesinin bir gereği ve sonucu olan buhüküm, resmi işlemlerin ve yazışmaların Türk dilinde yapılması, resmibelgelerin bu dilde düzenlenmesi. öğretimin ve ulusal kültürün yalnızcaTürkçe,ye dayanması, başka deyişle ülkedeki tek ulusal kültürü Türk kültürününoluşturması demektir. Türkçe bireyler arasında yalnızca bir resmi dil olmadurumunu çoktan aşmış: ayrı etnik kökenlerden gelse1er bile. yüzyıllar boyuncakarışıp kaynaşmış ve bir ortak kaderi paylaşmış, ortak bir kültüre ulaşmışkitlelerin hem günlük yaşantıda, aile içinde ve işyerinde yaygın biçimdekullandığı ortak bir iletişim aracı olabilmiş. hem de aynı kitlelerin ortakbilim, kültür ve sanat dili olma derecesine ulaşabilmiş ve böylece gerek bireysel,gerekse toplumsal iletişimin sağlanmasında başlıca araç olmuştur. Türkçe,ninkazandığı bu yaygınlık ve genellik göz önüne alındığında, etnik grupların sahipolduk1arı yerel dillerin resmi dil yerine genel iletişim ve eğitim dili olarakkullanılması düşüncesi kabul edilemez. Yerel düzeyde kalmış, gelişmemiş dillerbireylere manevi varlıklarını geliştirme olanağı sağlayamaz.
Diğertaraftan; her ne kadar, Anayasanın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında,"Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olanherhangi bir dil kullanılmaz." hükmü getirilmiş ise de, günümüzdekullanılması yasaklanmış bir dilin bulunmadığı, her yurttaşın istediği diliözel yaşantısında özgürce ku1landığı bilinen gerçeklerdendir. Anayasanın 42.maddesinin son fıkrasında, "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretimkurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz veöğretilemez..." kuralı yer almış, uluslararası sözleşmelerin hükümleribundan ayrı tutulmuştur. İlköğretimin zorunlu olması, eğitim ve öğretimbirliğinin sağlanması gereği olarak böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.
Dilkonusunda Anayasada bulunan bir diğer hüküm de 14. maddenin ilk fıkrasındaki,"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi vemilliyetiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek... amacıyla kullanılmazlar..." biçimindekikuraldır. Bu hükümle, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin dil ayırımı yaratmakamacıyla kullanılamayacağı kabul edilmiştir.
Anayasa'nın69. maddesi, bu sınırlamalara uymayan bir devlet düzeni kurma yasağını içerensiyasi partilerin temelli kapatılmasını buyurmaktadır.
Davanınkonusu bakımından, SPY.nın 78. maddesinin (a) bendinde incelenmesi gereken birbaşka husus da "millet-ulus" ve "milliyetçilik (Atatürkmi1liyetçiliği)" kavramlarıdır. Yüksek Mahkemenizin de, l6.7.I991 gün,Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı, 10.7.1992 gün, Esas1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/1 sayı1ı, I4.7.1993 gün, Esas 1992/1(Siyasî Parti Kapatma), Karar 1993/1 sayılı ve en son 16.6.1994 gün, Esas1993/3 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/2 sayılı kararlarında belirtildiğigibi; "..."millet" kavramı; insanlığın gelişme süreci sonundavardığı en iler1emiş birlikte1iği oluşturan toplumsal yapıyı an1atır."Ulus" ve yerine göre "Halk" sözcükleriyle de anlatılan buyapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir."Milliyetçilik" ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi"ninüzerine kurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır.Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelenilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve"milliyetçilik" kavramları, başta teokrasiden demokrasiye geçişisağ1ayan Atatürk o1mak üzere Cumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temelilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982Anayasalarında yer almıştır. 1982 Anayasasının Başlangıç'ında"...Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı...", 2. maddesinde"... Atatürk milliyetçiliği", 12. maddesinde "...Atatürkilkeleri..." ve 134. maddesinde "...Atatürkçü düşünce..."sözcükleriyle Atatürk milliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürkmilliyetçiliği, ayrımcı ve ırkçı bir kavram değil Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranTürk halkının. kökeni, ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği,içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur.Ayrımcılığı dışlayıp "ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bukavram; etnik kökenleriyle kimlikleri ayrımcılığa varan resmi bir tanıtımbelirtisi olarak söylenmesini engellemektedir...
Anayasanın2. maddesinin gerekçesinde, "Atatürk milliyetçiliği" olarak ifadeedilen milliyetçilik kavramı, bütün bireylerin kaderde, tasada ve kıvançtaortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, ulusal dayanışma veadalet anlayışı içinde yaşamaları olarak tanımlanmıştır. Başlangıç'ın dokuzuncuparagrafında Türk vatandaşlarının milli gurur iftiharlarda, milli sevinç vekederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde vemillet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğunun belirtilmesi de Atatürkmilliyetçiliğinin tanımından başka bir şey değildir.
TürkiyeCumhuriyeti'nin niteliklerini oluşturan ve onun ulusal devlet olmasının birsonucu olan Atatürk milliyetçiliği, çağdaş milliyetçilik anlayışıdır. Yani,hangi kökenden gelirse gelsin, bireyleri bir araya getiren, bir arada yaşatanşey, onlardaki aynı bir ulusa mensup olma duygu ve düşüncesi, bu yoldagösterilen kararlılık ve irade birliğidir. Subjektif nitelikteki bumilliyetçilik düşüncesinde esas olan, kökeni ne olursa olsun, bireyin, kendisigibi olanlarla birlikte, kaderde, tasada ve kıvançta ortak ve bölünmez birbütün oluşturdukları duygu, düşünce ve inancıdır. Bu bakımından sınırlarıbelli, bölünmez vatan esasını temel alır. Gerçekçi ve çağdaş milliyetçilikanlayışını temsil eder. Irk düşüncesi, kan bağı, diğer biyolojik ölçütler vesoyca başka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılmaları düşüncesi bu milliyetçilikanlayışında yer almaz. Kültür milliyetçiliğidir. Bu nedenle, kökenlerine,soylarına, bakılmaksızın, bire5rleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilincive manevi mutabakatı etrafında toplar, onları "tek ulus" yapısıiçinde kaynaştırıp bütünleştirir. Yüksek Mahkemeniz de bir tarihsel olgu olarakbu mi11iyetçi1ik anlayışını kararlılık gösteren bir biçimde böyleyorumlamaktadır. Nitekim, 20.7.1971 gün. Esas 1971/3 (Parti Kapatılması). Karar1971/3 sayılı kararda, "... Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türkmilliyetçiliği ideolojisi egemendir ve Anayasamız (Başlangıç) kurallarıarasında bunu bildirdiği gibi, bütün Anayasa yapısının oturduğu temel dahibudur. Bu, Türk kültürüne dayanan bir milliyetçiliktir ve bunda ırk düşüncesive kökence başka görünen toplulukların ayrı tutulması düşüncesi yer alınışdeğildir..."; 8.S.1980 gün Esas 1979/1 (Parti Kapatılması), Karar 1980/1sayılı kararda, "...geçmişte "panislamist" ve"panturanist" görüşlerin neden olduğu acı deneyimleri yaşamış olanTürk Ulusunun din, ırk ve mezhep gibi esaslara dayalı ayrılık çabalarına ödünvermeyen, birleştirici ve toplayıcı bir "milliyetçilik" anlayışınaAnayasanın Başlangıç hükümleri arasında yer verilmesi, imparatorluktan ulusaldevlete dönüşmüş olan bir toplumun bilinçli bir davranışıdır..."v27.1l.l980 gün, Esas 1979/31. Karar 1980/S9 sayılı kararda, "...Anayasada,ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayaninanışları reddeden Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türksayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışıbenimsemiştir..."; l8.2.1985 gün Esas 1984/9, Karar I985/4 sayılı kararda,"...Atatürk milliyetçiliği, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkesi Türk sayan, dil. ırk, din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayrımıret eden, birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil eder..."biçimindeki görüşlere yer verilmiştir.
Özellikleson yıllarda benzer davalar dolayısıyla vermiş olduğu kararlarda YüksekMahkemenizin, giderek kazandığı öneme paralel olarak sözü edilen ilkeninanlamını daha da artan bir duyarlılıkla yorumlayıp zenginleştirdiğigözlenmektedir. Nitekim, 20.7.1971 gün ve 3-3, 16.7.1991 gün ve 1-I, 10.7.1992ve 2-l, 14.7.1993 gün ve 1-I, 16.6.1994 gün ve 3-2 sayılı kararlarla konu genişanlamda açıklığa kavuşturulmuştur.
SPY.nın80. maddesi ile "Siyasi Partiler Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletintekliği ilkesini değiştirme amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar" kuralı getirilmiştir. Madde hükmünün gerekçesinde,devletimizin federe ve konfedere devletler ve siyasetten özerk kuruluşlar gibiteklik ilkesine aykırı bir nitelik taşımadığı, bu ve buna benzer ayrılmalardevletin ve milletin bütünlüğü ilkesine ve toplum yararına ters düşeceğinden,bu yolda bir amaç güdülmesinin yasaklandığı belirtilmektedir.
Bölünmezlikilkesinin bir diğer güvencesini oluşturan SPY.nın 81 . maddesinin (a) bendinde,Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde ulusal ya da dinsel kültür ya da mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek; (b)bendinde ise Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklaryaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmek ve bu yolda faaliyettebulunmak yasaklanmıştır. Maddenin gerekçesine göre, "Ülkemizde LozanAntlaşmasıyla kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi birülkede resmi dilin dışında dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlıkyaratmaz. Hele siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi heralanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek birmilletin evlatları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir.
"Birmemlekette resmi dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursaolsun, eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adli ya da idari işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı, hatta zorunludur. Buitibarla, resmi dili genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak devletin görevidir."
Maddenin(a) bendinde siyasal partilere. ulusal veya...ırk veya dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır. Gerekçede de açıklandığıgibi. Lozan Antlaşmasıyla kabul edilen azınlıklar bu yasağın dışındakalmaktadırlar.
İçhukuk kuralı haline gelmiş olan ve uluslararası hukuk alanında da sonuçlardoğuran Lozan Barış Antlaşmasının Türkiye'deki azınlıklar konusundakihükümlerine esas teşkil eden hazırlık çalışmalarına Yüksek Mahkemeniz özellikleson kimi kararlarında ayrıntılı olarak yer vermektedir. Bunlara göre,"...Müslüman topluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsütanınmadığı, kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkta Lozan BarışKonferansı tutanaklarında bir çok kez vurgulanmıştır.
"Altkomisyon önce, etnik azınlıkların, başka bir deyimle, Müslüman olmayanazınlıkların da, örneğin Kürtlerin, Çerkezlerin ve Arapların tasarıdaki korumatedbirlerinden yararlanmalarında direnmiştir. Türk temsilci heyeti, bu azınlıklarınkorunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altında bulunmaktan tamamıylamemnun olduklarını söy1emiştir. Alt komisyon bu inandırıcı sözler üzerinekoruma tedbirlerini yalnız Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabuletmiştir.
"Barışgörüşmelerinde söz alan İsmet İnönü: "Türkiye'de hiçbir Müslüman azınlıkyoktur; çünkü, kuramsal yönden olduğu kadar uygulamada da Müslüman nüfusunçeşitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir." demiştir.Aynı konferansın 20 Kasım 1922 günlü oturumunda Rıza Nur Bey tarafından okunanbildiride şu görüşler yer almıştır: "Müttefiklerin tasarısı Müslümanazınlıklardan söz etmektedir; oysa, Türkiye'de bu gibi azınlıklar söz konusuolamaz; çünkü, tarihsel gelenekler, moral düşünceler, görenekler, yapılagelişler,Türkiye'de yaşayan Müslümanlar arasında en tam bir birlik yaratmaktadır."
TürkDelegasyonunun bu görüşleri Konferansça benimsenmiş ve "Müttefik TemsilciHeyetlerince sunu1an Azınlıkların Korunmasına İ1işkin" l5 Aralık 1922günlü tasarının 4.. 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen "din ya da dil","soy, din ya da dil azınlıkları" sözcükleri yerini "gayrimüslimekalliyetler" sözcüklerine bırakmıştır. Böylece, Türkiye'de değişik birdil kullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasında ölçü olarakkabul edilemeyeceği Lozan Barış Antlaşması'yla kabul edilmiştir. Aynıkonferansta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle Lord Curzontarafından gösterilen çabalar, Türk Delegasyonunun "Kürtler, kaderlerininTürklerin kaderiyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlık haklarındanyararlanmak istememektedirler." gerçeğini bildirmeleri karşısında kabulgörmemiştir..." (Anayasa Mahkemesinin siyasal parti kapatılmasına ilişkin16.7.1991, 10.7.1992. 14.7.1993 günlü kararları)
Busuretle, ülkemizde sadece "Müslüman olmayanlar" azınlık kapsamınadahil edilmişlerdir. Müslüman olmayanlara da Müslümanlara sağlanan medeni veyasiyasi haklardan yararlanma olanağı verilerek yasaklar önünde din ayırımıyapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmek amacıyla böyle bir düzenlemeyegidilmiş ve örneğin antlaşmanın 38. maddesinin ikinci fıkrasında,"Gayrimüslim ekalliyetlerin bütün Türk tebaasına tatbik edilen...serbesti-i seyrüsefer ve hicretten tamamıyla istifade etmeleri", 40.maddede, "Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk tebaasının...masraflarıkendilerine ait olmak üzere her türlü müessesatı hayriye, diniye veyaiçtimaiyeyi, her türlü mektep vesair müessesatı talim ve terbiyeyi tesis, idareve murakabe etmek ve buralarda kendi lisanlarını serbestçe istimal ve ayinidinlerini serbestçe icra etmek hususlarında müsavi bir hakka malikbulunacakları" kabul edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin siyasi partikapatılmasına ilişkin 16.7.1991 günlü kararı)
Bundanayrı olarak, bir de, 18.10.1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında,Türkiye'de yaşayan Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de, yeniTürk Devletinin laik mevzuatı kabul etmesinden sonra bu kimseler azınlıkstatüsünden kendiliklerinden vazgeçmişlerdir.
Sonuçolarak, Türkiye'deki hukuk düzeninde bu iki antlaşma ile kabul edilenlerindışında herhangi bir azınlığın bulunduğu söylenemez.
Özellikle,belirli bir büyüklüğe ulaşmış devletlerde ırk, dil, din, mezhep yönündençeşitli boyutlara varan farklılıklara sahip toplulukların, yani ulus olgusunaoranla ikincil nitelikte kesimlerin bulunması doğal olduğu kadar, gözlenen birgerçektir. Yüksek Mahkemenizin 8.5.1980 gün, Esas: 1979/I, (Parti Kapatma)Karar: 1980/1 sayılı kararında belirtildiği üzere, bu gibi topluluklarındilinin ya da dininin toplumun öteki kesimlerinden ayrı olduğundan nesnelbiçimde söz etmek tek başına bir "azınlığın bulunduğunu ileri sürmek"anlamına gelmez. SPY.nın 81. maddesine benzer hükmü içeren eski 648 sayılıyasanın 89. maddesinin birinci fıkrasını yorumlayan Yüksek Mahkemeniz, aynıkararında, "azınlıklar bulunduğunun ileri sürüldüğünün" kabul edilmesiiçin,"söz konusu topluluğun toplumun öbür kesimlerinden ayrılan varlığınıve niteliklerini koruması ve sürdürmesi için kendisine özel bir hukuksalgüvence tanınması gerektiğinin, yani bu kimselerin "azınlıkhukuku"ndan yararlanmaya hak kazanmış olduklarının da açık ya da üstüörtülü biçimde ileri sürülmüş olması gerektiğini" belirtmiş bulunmaktadır.Bu gibi toplulukların her birine azınlık hakkı tanınması ülke ve ulus bütünlüğüilkesine aykırı düşer. Hele böylesi topluluklar ortak geçmişten gelen tarihsel,kültürel ve manevi bütünlük anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusunkaderleriyle özdeşleştirme istek ve iradesini göstermişlerse, böyle bir hakkıntanınmasına gerek kalmaz.
Kürtkökenliler diğer yurttaşlarla omuz omuza Kurtuluş Savaşına fıi1en katılarakcan, kan ve gözyaşı pahasına yurdumuzun işgalci düşmanlardan temiz1enmesinde veonu takiben Türkiye Cumhuriyetinin birlikte kurulmasında üstün hizmetlergörmüşlerdir. Bugün dahi Türk Ulusuyla birlik ve bütünlük içinde olmaduygusunun eksilmeden devam ettiği görülmektedir. Nitekim, Doğu ve GüneydoğuAnadolu'daki ayrılıkçı terörden kaçan yurttaşlar, soydaşlarının bulunduğuIrak'a veya İran'a sığınmamakta, tersine, hepsi de İstanbul, Ankara. İzmir,Adana v.s. gibi şehirlere göç ederek geleceklerini yurdun başka yörelerindekiyurttaşlarla birlikte güvence altına a1mak istemektedirler. Bu itibarla, TürkUlusu yan yana yaşamlarını sürdüren çeşitli halklardan değil, kendi özgüriradesiyle, ortak geçmişin yarattığı ortak kültürde geleceği de kapsayacakbiçimde birleşmeye kaynaşıp, bütünleşmeye karar vermiş olan tek halktan. Türkhalkından meydana gelmiştir.
Anayasanın66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk Ulusundan savı1mak için kabuledilen tek koşulun "vatandaşlık bağı" olduğu, bunun dışında kalandil, din, ırk v.s. gibi farklılıkların nazara alınmadığı, Türk Ulusunun, birhukuksal bağ anlamında vatandaş sayılanların oluşturduğu bütünlüğü ifade ettiğibenimsenmiştir. "Türk olmak" Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşı olmakdemektir. Bu ulus bütünlüğü içinde, şu ya da bu nedenle, yasanın deyişiyle,ulusal veya dinsel kültür, mezhep yahut ırk ya da dil ayırımına dayananazınlıklar yoktur. Yüksek Mahkemenizin siyasi parti kapatılmasıyla ilgili10.7.1992 ve 14.7.1993 günlü kararlarında belirtildiği gibi, "...TürkUlusunu oluşturan etnik gruplar arasında çoğunluk ya da azınlık biçiminde birayırıma yer verilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi "Türk" sayan birleştirici ve bütünleştiricimilliyetçilik anlayışı kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinevatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, hangi etnik gruptan olursa olsun,"Türk" sayılması, onun etnik kimliğini inkar anlamında değil,dünyaca, devletine "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", ulusuna "TürkUlusu" ve vatanına "Türk Vatanı" denen ve toplum yapısındaçeşitli etnik gruplar bulunan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğinsağlanması ve hepsi çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesiniönleme amacına yöneliktir.
8l. maddenin (b) bendinde ise, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasıamacını gütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bu hükümleanlatılan, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması amacını siyasal partilerin güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyetgösteremeyecekleridir. Burada belirtilmesi gereken, 81. madde ile ulusuoluşturan bireyler arasındaki etnik ayrımların, sahip bulunulan farklı dil vekültürlerin yasaklanmadığıdır. Ancak yüzyıllardır birlikte hayat sürmüş, ortakbir geçmişe, tarihe. dine, geleneklere ve değer yargılarına sahip bireylerinoluşturduğu ulus bütünlüğü içinde bu ögelerden meydana gelen ortak kültürdenayrı, bireyler arasında bu bakımdan ayrımlaşma nedeni olabilecek yoğunlukta birkültür farklılığından söz edilemeyeceğidir. özel yaşantılarında çeşitli etnikkökenlerden gelen yurttaşların kimliklerini belirtmeleri. dillerinikonuşmaları, gelenek ve göreneklerini uygulamalarının karşısında herhangi biryasal ya da top1umsal enge1 yoktur. Yasaklanan, azın1ık ve ayrı bir u1usoluşturduklarının ifade edilmesi suretiy1e ulus bütünlüğünün bozulması amacınıgütmeleridir.
Sözkonusu kuralın küçük değişikliklerle benzeri olan eski 648 sayılı SPY.nın 89.maddesinin (b) bendini yorumlayan Yüksek Mahkemeniz 8.5.1990 gün, E : 1979/1(Parti Kapatma). K : 1980/1 sayılı kararında şu hükme varmıştır: "...Buhükümde de "azınlıklar yaratına" deyiminin açıklığa kavuşturulmasıgerekmekte olup, sözkonusu deyiminde maddenin tümü içinde değerlendirilmesi vebirinci fıkrasındaki "azınlıklar bulunduğunun ileri sürülmesi"deyimiyle sıkı ilişki göz önünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanmasızorunludur. Böyle bir yorumla varılacak sonuç ise "azınlık yaratma"deyiminin ancak bir "vatandaş topluluğunda azınlık hukukundanyararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratma" anlamına gelebileceğidir.
"Yukarıdada değinildiği gibi, azınlıklar dil, din ve ırk gibi nitelikleri nedeniyletoplumun çoğunluğundan ayrı varlıkları ve bu varlıklarını sürdürmeye haklarıbulunduğu hukukça tanınan vatandaş toplulukları olduklarından, ülkemizdeazınlık hukukundan yararlanmaya hak kazanmış gruplar bulunduğunu ileri sürmek,ya da. Türk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya %aymak yoluyla kimi vatandaş gruplarında azınlık hukukundanyararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratmaya çalışmak, kuşkusuz, yukarıdaaçıkça ortaya konulan Anayasal durum karşısında Anayasanın Başlangıcı ile 2. ve3. maddelerinde yer alan "ülke ve u1us bütünlüğü" temel hükmüne ve buteme1 hükmü içeren 57/1 maddesine de aykırı düşer..."
Şuhalde, dillerini. kültürlerini ve sanatlarını kullanabilmeleri vegeliştirebilmelerini, istemek suretiyle bir kısım yurttaşları ırk, dil vekültür bakımlarından veya bu ad altında ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlardabu bütünlükten ayrı bir azınlık oluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma,ulus bütünlüğünün bozulmasıyla sonuçlanabilecek ya da en azından böyle birtehlikenin belirmesine yol açabilecek olan, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerindeazınlık yaratma demektir. Siyasal partiler yönünden böyle bir amaç ülke ve ulusbütünlüğü ilkesine terstir. Daha önce de belirtildiği gibi, Türk ulusubütünlüğü içinde belirli uluslararası sözleşmelerle azınlık olduklârı kabuledilen "Müslüman olmayan" yurttaşlar hariç, herhangi bir azınlıktansöz etmek olanaksızdır. Her Türk yurttaşı hukuk düzeninin sağladığı her türlühak ve özgürlükten, herhangi bir etnik ayrımcılık söz konusu olmaksızın,sınırsız ve mutlak biçimde yararlanmakta, ulus bütünlüğü içinde bireysel mutlulukve huzurunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. öylesine ayrıcalıksız konumdaki birkısmı yurttaşlar arasında, bir azınlığa mensup olduğu duygu ve düşüncesiniyaratmak ve onların sınırlı haklar rejimine tabi kılınmasını, ulusun bizzatkendisi iken azınlık halinde gelmesini istemek ulus bütünlüğünü bozmaktan başkabiçimde yorumlanamaz.
B)Değerlendirme
Davalısiyasi partinin kurucularınca imzalanmış olan proğramından alıntı yapılanbölümü değerlendirmeye tabi tutulduğunda şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'deTürklerden başka etnik grup arasında yer alan, kendi dili ve kültürüne sahip,ezme ve düşmanlaştırma faaliyetine tabi tutulan ve üzerinde yasaklar bulunanbir Kürt halkı bulunduğunun ileri sürülmesi, sınırlarımız içinde yaşayan Kürtkökenli yurttaşların Türk Ulusu bütünlüğünden ayrı bir ulus oluşturduklarınınifade edilmesi anlamındadır.
Proğramda"Kürt Halkı" deyiminin "Türk Halkı" deyimiyle yan yanakullanılması. Kürt Halkı üzerinde yasaklamalar bulunduğu ileri sürülerek"etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tam özgürlük ve tam hakeşitliği"nin istenmesi, Türk Ulusu kavramının bütünleştirici vebirleştirici anlamı dışında kalan ayrı bir ulusun varlığının ifade edilmekistendiğini göstermektedir.
DavalıParti Programında;
Emperyalizm,sermaye ve Türk ve Kürt gericiliği tarafından Kürt halkını ezme, Türk ve Kürthalkını düşmanlaştırma faaliyeti yürütüldüğü,
Kürthalkı üzerinde yasaklamaların bulunduğu,
İlerisürülmekte, sorunun çözümü için,
Kürthalkını ezme Türk ve Kürt halkını düşmanlaştırma faa1iyetine son verileceğibelirtilerek buna "Kürt sorununa demokratik halkçı çözüm" adıverilmekte,
Kürthalkı üzerindeki yasakların kaldırılması gerektiği belirtilerek,
Etnikkültürlere, milliyetlere ve dillere,
Tamözgürlük
Tamhak eşitliği
amaçlanmaktave konu "ulusal özgürlük, hak eşitliği ve Türk ve Kürt halkının eşit veözgür birliğini güvenceye alan baştan aşağı demokratikleşmiş bir devletbiçimi" olarak özetlenmektedir.
Busözlerle Türk kültürü dışında ve ondan ayrı, kendi ulusal kültür ve dil farklılığınadayanan bir Kürt azınlığının varlığı kabul edildiği gibi, bu azınlığın sahipolduğu ileri sürülen kültürün korunması ve geliştirilmesinin amaçlandığıanlaşılmaktadır.
Ülkemizdeyasaklanmış bir dil bulunmamaktadır. Yurttaşların özel yaşantılarında. işyerlerindeTürkçe'den başka bir dil kullanmalarında herhangi bir engel yoktur. 4. maddesiile değiştirilmezlik korunması altında bulunan Anayasanın 3. maddesi hükmünegöre de, devletin dili Türkçe olduğundan resmi işlemlerin Türkçe yapılması,bunlarla ilgili belgelerin Türkçe yazılması gerekir. Bu anayasal zorunlulukkarşısında, programda Kürt dili ve kültürüne tam özgürlük ve tam hak eşitliğiistenmesi Anayasanın devlet dilinin Türkçe olduğunu belirleyen 3. maddesineaykırı bir durum yaratmaktadır. Kürt dili ve kültürü ile ilgili olarakbenimsenen bu ilke ve esaslar SPY.nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerindeyasaklanan, ulusal veya kültür veya ırk veya dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri sürme ve Türk dilinden ve kültüründen başka dil vekültürleri koruma, geliştirmek yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerindeazınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmek demektir.
Budeğerlendirmelerimizin doğruluğu parti programının dava konusu bölümünündeğiştirilmesiyle de kanıtlanmaktadır. Nitekim "Türk ve Kürt halkı","Kürt halkı" gibi isimlerdeki "halk" ibaresi çıkarılarakdeğiştirilmiş ise de yasaklanan amaçlar özelliğini korumuştur.
Ayrıcaparti kurucuları tarafından imzalanan programdaki kapatmayı gerektiren yasayaaykırı durum, program değiştirilmekle ortadan kalkınış sayılamaz. Davalı siyasiparti de bunun bilincindeki değişikliği yazım hatalarının düzeltilmesi olarakbildirmektedir.
Davalıpartinin programından kapatma davasına esas olmak üzere alıntı yapılan bölümüaçıklanan Anayasa ve SPY. hükümlerinin ışığı altında düşünsel bütün1ük içindedeğerlendirildiğinde içerdiği yasaya aykırılık hallerinin şu biçimdebelirlendiği görülmektedir:
a)S.P.Y.nın 78. maddenin (a) bendine aykırı olarak nitelikleri Anayasadabelirtilen Türk Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğine, diline dairhükümlerin değiştirilmesi amacı güdülmüştür.
b)Türkiye'de dili ve kültürü ayrı bir Kürt halkının varlığı tam ilke olarak kabuledilmek suretiyle SPY.nın 81. maddesini (a) bendine aykırı olarak TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde ayrı bir ulus kimliğine sahip Kürt azınlığınınbulunduğu ileri sürülmektedir.
Kürtdili ve kültürü üzerindeki yasak kaldırılarak, tam özgürlük ve tam hak eşitliğitanınacağı belirtilerek SPY.nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı olarak Türkdili ve kültüründen başka dil ve kültürü korumak, geliştirmek yoluylaazınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacı güdülmektedir.
IV-Sonuç ve İstem :
Yasaldayanakları gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı Emek Partisi programının,Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 69. maddelerine ve SPY.nın 78.maddesinin (a) bendine, 82. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı amaçlartaşıdığı anlaşıldığından, davalı partinin SPY.nın 101. maddesinin (a) bendigereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim."
II-DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
EmekPartisi'nin 24.6.1996 günlü ön savunmasında aynen:
"1- Usul Yönünden Savunmamız
A-Siyasî Partiler Yasası'nın Kimi Maddeleri Anayasa'ya Aykırıdır.
22.04.1983tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasî Parti1er Kanunu'nun 78. ve 81.maddeleri Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerine aykırıdır.
a)Anayasa'nın 1 52. maddesinin 4. fıkrası hükmünce "Anayasa Mahkemesi'ninişin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazete'de yayınlanmasındansonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıylatekrar başvuruda bulunamaz" kuralı mevcuttur. Yukarıda aykırılıkitirazında bulunduğumuz hususta Anayasa Mahkemesi'nin verdiği red kararıüzerinden on yıl geçmemiş olmasına karşın, 23.07.1995 tarih ve 4121 SayılıKanun ile Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde değişiklik yapıldığından, AnayasaMahkemesi'nin Anayasa'ya aykırılık itirazımızı incelemesi usulen mümkündür.
b)Anayasa'nın Geçici I5. maddesinde, 12 Eylül I980 tarihinden, ilk genel seçimsonucunda toplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre(12.09.1980 - 06.12.1983) içinde çıkarılan yasaların, Anayasa'ya aykırılığı iddiaedilemez denilmektedir. 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanunu da bu dönemçıkarılan kanunlardandır. Fakat, 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanunu'ndaçıkarıldığı 22.04.1983 tarihinden bu yana 11 kez değişiklik yapı1nnştır.Yapılan değişiklikler neticesinde SPK artık MGK döneminde çıkarılan kanun olmaniteliğini yitirmiştir. Bu haliyle SPK'nun orijinal ve bütünlüğünü koruyan biryasa olduğu söylenemez. Bu nedenle de. 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanunu,Anayasa Geçici 15. maddesi kapmasında değerlendirilemez.
c)Ayrıca, Anayasa'da yürürlüğe girdiği tarihten sonra değişmiştir. Bu nedenle,Anayasa'nın 152/4 maddesi gereği "işin esasına girerek red kararının ResmîGazete'de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmününAnayasa'ya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz" hükmüuygulanamaz. Reddedilen Anayasa'ya aykırılık iddiasında incelenen Anayasa'dadeğişiklik olduğu ve değiştirilen maddelerin de aykırılık iddia edilen maddelerolduğu için, Anayasa'ya aykırılık iddiasının yeniden Anayasa Mahkemesitarafından incelenmesinde yasal bir sakınca yoktur.
d)Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin amaçladığı yasak, 12 Eylül 1980 tarihinden,ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşturuluncayakadar geçecek süreyi kapsar. Bu dönemden sonra, Geçici madde 3. fıkranınuygulama olanağı kalmamıştır. Anayasa'nın geçici maddeleri, kendilerini doğuranneden ve koşullar ortadan kalktığı zaman 5 ürürlüğünü yitirirler. Aksi takdirdegeçici maddelerin "geçici" olmasına gerek olmaz ve bir Anayasa kuralıolarak esas maddeler içinde yerini alırdı.
Anayasa'nınGeçici l5. maddesiyle korunan yasalar, MGK döneminin temel yasaları idi ve buyasaların Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyeceği hükmünü getiren geçici yasaile MGK düzeninin korunması ve devamlılığı amaçlanmıştır. Bugün demokratikdüzene geçildiği iddia edilirken ve Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın da demokratikdüzenin bekçilerinden biri olduğunu sık sık ifade ettiği bilinirken, AnayasaMahkemesi'nin Geçici 15. maddenin süre ve konu öğelerini "geçici"likten"kalıcı"lığa dönüştürmüş olduğunu ve bu maddenin etki alanını genişleterekkurumsallaştırdığını, böylece, Anayasa koyucunun öngördüğü çerçeveyi deaştığını bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin dahi ileri sürmüş olması AnayasaMahkemesi'nin çelişkisini açıkça ortaya sermektedir.
Anayasa'nın11. maddesinde, Anayasa'nın üstünlüğü, "kanunlar Anayasaya aykırıolamaz." biçimindeki bir kuralla belirlenmiştir. Anayasa'nın 148.maddesine göre ise; Anayasa Mahkemesi, yasaların, KHK'lerin ve TBMM İçtüzüğü'nünAnayasa'ya uygunluğunu denetlemekle görevlendirilmiştir. Geçici 15. madde hükmünedeniyle yasaların Anayasa'ya uygunluğunu denetlemekle görevli AnayasaMahkemesi MGK döneminde çıkarılan 838 yasa, KHK ve MGK kararlarınıdenetleyememektedir. Anayasa Mahkemesi, Geçici 15. madde getirdiği kurala uymaadına, Anayasa'nın; "hukuk devleti" olma kuralını getiren 2. maddesiile, kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağı, "Anayasa'nınüstünlüğü" kuralını belirten 11. maddesi ile ve Anayasa Mahkemesi'ningörevini belirleyen 148. maddesiyle çatışmaktadır.
Açıklamayaçalıştığımız nedenlerle, Anayasa Mahkemesi'nin. Siyasi Partiler Kanunu'nun 78.ve 81. maddelerinin, Anayasa'nın 68. ve 69. nıadde1erine aykırı olduğuna dairitirazımızı inceleyip karara bağlayabileceği görüşündeyiz. Öncelikle bu hususunarara bağlanmasını talep ediyoruz.
e)Siyasi partilerin uyacakları esaslar Anayasa'nın 69. maddesinde belirtilmiştir.Partiler, Anayasa'nın 69. maddesinde belirtilen genel sınırlamalar dışınaçıkamazlar. Siyasî Partiler Kanunu'nun 78. ve 8l. maddeleri Anayasa'nın 68. ve69. maddelerinde belirtilen sınırları genişletmiştir. Siyasi PartilerKanunu'nun 78. maddesi Anayasa'nın başlangıç kısmında ideo1ojik bir manifestoniteliği taşıyan ve 23.07.1995 tarih ve 4121/1 md. ile yürürlükten kaldırılan"esaslara" aykırılığı kapatma nedeni saymıştır. Ayrıca, Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde belirtilmeyen: dil, bayrak, milli marş ve başkenteilişkin hususları da kapatma nedenleri arasında sayması SPK'nun 78. maddesininAnayasa'daki sınırların genişletilmesi ve Anayasa'ya aykırılık hususunda birörnektir.
SiyasiPartiler Kanunu'nun 81. maddesinde de Anayasa'nın kapatma nedenleri dışınaçıkılmıştır. Milli veya dini kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayananazınlıkların bulunduğu ve bunlar arasında ayrım gözetilemeyeceği hükmü.Anayasa'nın I0. maddesinde belirtilmişken, SPK'nun 81. maddesinde bunlarınvarlığını söylemenin kapatma nedeni olduğu belirtilmiştir.
Yukarıdaaçıklamaya çalıştığımız nedenlerle, Mahkemeniz öncelikle SPK'nun 78. ve 81.maddelerinin, Anayasa'nın 14.. 68. ve 69. maddelerine aykırılığı hususundakiitirazlarımızı incelemesi ve bu hususta karar verilinceye kadar, konununbekletici mesele sayılarak, Parti Kapatma Davası'nın bekletilmesine kararverilmesini ve Anayasa' ya aykırı olan. SPK'nun 78. ve 81 . maddelerininiptaline karar verilmesini diliyoruz.
B-Dava, SPK'nun 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılmıştır.
SiyasiPartiler Kanunu'nun 9. maddesinde "Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa'ya ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belge1erin tamam olupolmadığını, kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespitettiği noksanlıkların giderilmesini, ... ister" denilmektedir. Görüleceğigibi 9. maddede açıkça Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kurulan partilerinprogramlarının Anayasa'ya ve kanun hükümlerine uygunluğunu öncelikle veivedilikle inceleyeceği ve tespit ettiği noksanlıkları otuz gün içindesözkonusu partiden isteyeceği hükmü mevcuttur.
Bumaddenin (9. madde) dayanağı, Anayasa'nın 69. maddesinin 5. bendidir.Anayasa'nın 69/5. maddesinde tüzük ve program birlikte ve eşit olarak elealınmakta ve program ve tüzüğün 68/4. maddeye aykırı olamayacağıbelirtilmektedir. Anayasa'nın 69/5 ve SPK'nun 9. maddesini birlikte elealdığımızda, bu madde1erin siyasi partilere güvence sağladığı görülecektir. Bumaddelerle siyasi partilere açıklama ve düzeltme olanağı verilerek partininkapatılma davasıyla yüz yüze gelmesi engellenmek istenmiştir.
SPK'nun9. maddesi hükmüne göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın denetimi, sadeceşekil hususları değil, "Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğu" dakapsamaktadır.
SPK'nun9. madde hükmüne göre Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yapması gereken işlem,saptadığı eksiklik ve Anayasa i1e kanunlara aykırılıkların gideri1mesini EmekPartisi'nden istemek ve düzeltme için 30 gün süre vermek olacaktır.
AnayasaMahkemesi, l991/2 E., 1992/1 K. ve I0.07.1992 tarihli Sosyalist Parti'ninkapatılması hakkındaki kararında şöyle demiştir: "Bu nedenle davanın, 2820Sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nca uyarı yapılmadan açılmış bulunduğu yolundaki davalı partisavunması, davanın 2820 sayılı Yasa'nın 4. kısmında yasaklanan parti faa1iyetlerindenkaynaklanması nedeniyle yerinde değildir." Yine aynı kararın başka biryerinde "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesinde, SosyalistParti'nin Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 3., 4., 14., 66. ve 68., SiyasîPartiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunduğu ilerisürülmüştür. Görüldüğü gibi davanın konusu, Sosyalist Parti'nin program vetüzüğünün Anayasa'ya aykırılığı değil, faaliyetlerinin Anayasa'nın ve SiyasîPartiler Yasası'nın kapatma nedenlerine ilişkin kurallarına aykırılığıdır. Bunedenle inceleme, Anayasa'nın 68., 69. ile Siyasî Partiler Yasası'nın 78. ve81. maddeleri yönünden yapılmıştır.
AnayasaMahkemesi kararından yaptığımız bu iki alıntıda açıkça anlaşıldığı gibi;Sosyalist Parti, programımızdaki Anayasa ve Kanuna aykırılıkları düzeltmemiziçin bizi Cumhuriyet Başsavcılığı uyarmadı şeklinde itirazda bulunmuş, AnayasaMahkemesi ise itirazınızda haklı olabilirsiniz, fakat partinizi programınızdakiAnayasa ve Kanuna aykırılıktan değil, Anayasa ve Kanuna aykırıfaaliyetlerinizden kapatıyoruz şeklinde anlaşılacak bir karar vermiştir.Anayasa Mahkemesi kararında ayrıca siyasi partilerin programında düzeltmeyapması için Cumhuriyet Başsavcılığı partileri uyarmaz dememiştir. Zaten,Kanunkoyucu sadece tüzükte Anayasa ve kanuna aykırılıkların düzeltilmesi içinCumhuriyet Başsavcı1ığı'na görev verseydi 9. maddeye "program"kelimesini eklemezdi. O zaman 9. madde şöyle olurdu: "CumhuriyetBaşsavcılığı kurulan partilerin tüzüğünün ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa'ya ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerin tamam olupolmadığını, ...." Yasa maddesinde program kelimesinin tesadüfen yer aldığıileri sürülemeyeceğine göre, partilerin programlarındaki Anayasa ve Kanunaaykırılıkların düzeltilmesi için de Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Partimiziuyarması gerekirdi.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın Emek Partisi Programını düzeltilmesi için 9. madde hükmünegöre Partiyi uyarması ve düzeltme için süre vermesi gerektiği hiçbir yorumameydan vermeyecek kadar açıktır. Fakat, Anayasa Mahkemesi 9. madde hükmününyorumlanması gerektiğini düşünse bile, maddeyi yorumlarken, yorumunuözgürlüklerden yana, demokratik ilkelerden vana yapması gerekir.
ÖzetleCumhuriyet Başsavcılığı, Emek Partisi'ne Anayasa ve SPK'nun tanıdığı düzeltme hakkınıkullandırmamıştır. SPK'nun 9. maddesi hükmü gereği, açıklama ya da düzeltmeisteminde bulunmaksızın dava açılması hukuka, yasalara ve usule aykırıdır.
C-SPK'nun 68. ve 69. Maddelerine Göre Bir Parti'nin Kapatılması İçin SadeceProgramının Anayasa'ya Aykırı Olması Yeterli Değildir.
Anayasa'nın68. maddesinin 4. bendinde "Siyasî partilerin tüzük ve programları i1eeylem1eri..." 4. bentde sayılan kural ve ilkelere aykırı olamazdenilmiştir. Bu maddede dikkat edilmesi
gerekenhusus; Anayasakoyucunun "Program veya eylemlerine" yerine"program ile eylemleri" kavramını kullanmasıdır. Buradan anlaşılmasıgereken bir partinin sadece programına bakılarak kapatılamayacağı fakatprogramında, Anayasa veya kanunlara aykırı olarak savunduğu ilkeler vedüşünceler ile eylemlerinin de Anayasa ve kanun1ara aykırı olması ha1inde ancakAnayasa Ma1ıkemesi tarafından kapatılabileceğidir.
Anayasa'nın69. maddesinin 6. bendinde de kapatma için partinin eylem1eri koşul olarakaranmaktadır. "Bir siy asi partinin 68. maddenin 4. fıkrası hükümlerineaykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatı1masına ancak onun bu niteliktekifiillerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespitedilmesi halinde karar verilir."
Bunedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı1ığı'nın Emek Partisi'nin sırf programınabakarak kapatma davası açınış olması Anayasa'ya açıkça aykırıdır. Bu nedenledavanın reddi gerekir.
2-Esas Hakkında Savunmalarımız
A-Cumhuriyet Başsavcılığı Program Değişikliğini Gözardı Etmektedir.
EmekPartisi Programı, 25.03.1996 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na verilmiştir. PartiKurucular Kurulu yaptığı ilk toplantısında programın (f) bendinde yazım hatasıolduğunu tespit etmiş ve (f) bendinde asıl programdaki gibi değişikliği yapıp27.03.1996 tarih ve 07 sayılı yazı ile İçişleri Bakanlığı'na bildirmiştir.
CumhuriyetBaşsavcılığı, bu değişikliği yokmuş gibi davranarak (f) yanlış yazılmış metniesas alarak dava açmıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, önyargılarına dayanarak,yanlış yazılmış metnin değiştirilmesini de "bölücülük niyeti"ningizlenmeye çalışılması olarak değerlendirmiştir. Oysa, CumhuriyetBaşsavcılığı'nın yapması gereken Emek Partisi'nin resmi programını esas almakve iddiasını bu programa göre düzenlemektir.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın dava açarken dayandığı progranı maddesi aslında olmadığı içinaçılan dava dayanaksızdır. Bu yüzden de davanın reddi gerekir.
B-İddianame Çelişkilerle Doludur
CumhuriyetBaşsavcılığı iddianamede "çünkü, top1um hayatında çok önem1i işlevleresahip bulunan siyasal partilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyetinniteliklerini hedef alan bir güç merkezi durumuna gelmesi, toplumu tehditetmeye başlar ve kamu düzeni bozulur." diyor. "Anayasa, siyasalpartileri demokratik, siyasal hayatın vazgeçilmez ögeleri ve demokrasininsimgesi saymış olmakla birlikte, çalışmalarında sınırsız bir özgürlüktanınmamış, onların ülke zararına çalışmaların odağı olabilmesi olasılığınıöngörerek bu gibi hallerde kapatılabileceklerini kabul etmiştir." Başsavcısiyasi partilerin faaliyetlerinin sınırlanmasına gerekçe olarak"Cumhuriyetin niteliklerini hedef alan bir güç merkezi durumunagelmesi"ni gösteriyor. Oysa, Emek Partisi'nin faaliyetlerine bile izlemeyeve değerlendirmeye gerek duymadan sırf programına bakarak partininkapatılmasını talep ediyor.
İddianamede"Bölünmezlik ilkesinin bir gereği ve sonucu olan bu hüküm, resmiişlemlerin ve yazışmaların Türk dilinde yapılması. resmi belgelerin bu dildedüzenlenmesi, öğretimin ve ulusal kültürün yalnızca Türkçe'ye dayanması. başkadeyişle ülkedeki tek kültürü Türk kültürünün oluşturması demektir."denilerek Türkçe dışında öğrenim yapmanın, kültürel etkinlikte bulunmanın,resmi yazışmanın, Anayasa'daki bölünmezlik ilkesinin ihlali olduğunu ve bölücüfaaliyet sayılacağını belirtirken, Türkiye gerçeğinden habersizmiş gibidavranıyor.
İddianamedeönyargıya dayanan yorumlarla suçlama yapılmaktadır. Şöyleki; Emek Partisiprogramında etnik kültürlere ve dillere özgürlük ve hak eşit1iği tanınmasısavunulmaktadır. Programın bu maddesinden hiçbir dilin yasaklanamayacağı,yurttaşların ana dillerini serbestçe konuşabilecekleri ve geliştirebileceği,anadilde sanat ve edebiyat eserleri verebileceği, öğrenim ve eğitimgörebileceği, hiçbir dil ve kültürün aşağılanamayacağı, yok farz edilemeyeceğive yasaklanamayacağı anlaşılmalıdır. Savcılık, programın bu maddesini kendinegöre yorumlayarak "Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürlerikorumak, geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti üzerinde azınlıklaryaratarak" demek suretiyle Emek Partisi'nin azınlık yaratmak amacıgüttüğünü ileri sürüyor.
EmekPartisi azınlık yaratmak istememektedir. Zaten ulus, milliyet, azınlık gibitoplumsal yapılar, sosyolojik olaylar olup sun'i olarak yaratılamaz. Tarihselbir olgu olarak uluslar kapitalizmin şafağında tarih sahnesine çıkmışlardır.Ulusları ya da ulusal azınlıkları, kişiler, partiler yaratmamıştır. Bu nedenleazınlık yaratmak suçlamasını reddediyoruz. Partimizin gerçekleştirmek istediğihedef uluslar ve ulusal azınlıklar arasında eşitliğin sağlanması, çeşitliuluslara ve ulusal azınlıklara mensup işçi ve emekçilerin birliğininsağlanmasıdır.
İddianamedesık sık Türkiye'de azınlık olmadığı vurgulanırken, aynı zamanda LozanAntlaşması'na göre azınlıkların olduğunun belirtilmesi başka bir çelişkidir.İddianamede bir taraftan Lozan Antlaşması'nagöre azınlıklarolduğu söylenirkenve antlaşmaya göre bu azınlıkların dillerini, kültürlerini koruyup, geliştirebileceklerigüvence altına alınmışken, SPK'nın 81. maddesinde (b) bendinde Türk dilindenveya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ve yaymak yoluylaTürkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratmak eylemi parti kapatmagerekçesi sayılmaktadır. Bu da başka bir çe1işkidir.
İddianamede,"Maddenin (a) bendinde siyasal partilere, ulusal veya .. . ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır"denilirken, biraz aşağıda Anayasa Mahkemesi kararlarından söz edilerek, karardageçen Lozan Barış Konferansı tutanaklarından alıntı yapılmıştır. "A1tkomisyon önce, etnik azınlıkların, başka bir deyimle Müslüman olan azınlıklarında, örneğin Kürtlerin, Çerkezlerin ve Arapların tasarıdaki koruma tedbirlerindenyararlanmalarında direnmiştir. Türk temsilci heyeti; bu azınlıkların korunmayaihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altında bulunmaktan tamamıyla memnunolduklarını söylemiştir. Alt komisyon bu inandırıcı sözler üzerine korumatedbirlerini yalnız Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabuletmiştir" deniyor. Bir taraftan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmekyasaktır denilirken, on satır aşağıda Kürtlerin. Çerkezlerin. Arapların azın1ıkolduğu belirtiliyor.
İddianamede,Anayasa Mahkemesi'nin "azınlık yaratmak" deyimini "vatandaştopluluğunda azınlık hakkından yararlanmaları gerektiği düşüncesiniyaratma" olarak yorumladığı belirtilirken, hemen aşağıda "şu halde,dillerini, kültürlerini ve sanatlarını kullanabilmeleri ve geliştirebilmeleriniistemek suretiyle bir kısmı yurttaş1arı ırk, dil ve kültür bakımından veya buad altında ulus bütünlüğünden, ayrı sayına, onlarda bu bütünlükte, ayrı birazınlık oluşturdukları, düşünce ve bilincini yaratma ve ulus bütünlüğününbozulmasıyla sonuçlanabilecek yada en azından böyle bir tehlikenin belirmesineyol açabilecek olan, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlık yaratmakdemektir." diyerek, Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi'nin kararındaçizilen çerçeveyi de genişletmektedir.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın iddianamede uyguladığı yöntem, Partimizin programını istediğigibi yorumlamak, yorumlarını program maddesi gibi değerlendirmek vesuçlamaktır.
C-Uygulamada Çifte Standart
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı Parti Kapatma Davası açma konusunda çifte standartlıdavranmaktadır. Partimiz "etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tamözgürlük ve tam hak eşitliği" dediği için "azınlık yaratmak"suçlaması ile hakkında kapatma davası açılmışken; 1991'de kurulan 49. DYP-CHPhükümetinin Başkanı, Başbakan Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdalİnönü'nün Diyarbakır'a gidip "Kürt realitesini tanıyoruz" demeleri vehükümet programlarına "Yurttaşlar arasında kültür, düşünce, dil ve kökenfarkları olması doğaldır. Çeşitli etnik, kültürel ve di1e i1işkin kimlik özellikleriniözgürce ifade edebilecek, özenle koruyabilecek ve rahatçageliştirebilecektir". "...:Herkesin kendi anadilini, kültürünü,tarihini, folklorunu, dini inançlarını araştırması, koruması ve geliştirmesitemel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir" yazmaları karşısındaBaşsavcılık sessiz kalmıştır.
SHP'nin"Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri" başlıklı MYKraporunda kökeniyle, diliyle, kültürüyle, ulusal kimliğiyle "KürtRealitesini" kabul etmesi ve buna göre çözümler önermesi, YargıtayBaşsavcılığı tarafından Parti Kapatma Davası açılmasına yeterli görülmemiştir.
SHP'ninnisan 1993 tarihli "Öncelikli Hedefler" başlıklı bildirgesinde"Türkiye'nin her yöresinde, her türlü düşüncenin özgürce açıklanabilmesiiçin gerekli tüm önlemler alınacaktır. Kürt kökenli yurttaşlarımızın da,düşüncelerini özgürce açıklayabilecekleri ortam ve koşullar yaratılacaktır...İnsanlar, özgürce etnik, dolayısıyla "Kürt kimliklerini"açıklayabilmelidir... Kürt kökenli yurttaşlarımızın, çocuklarına istediği adıkoyabilmesi, yerleşim yerlerinin geçmişteki adlarıyla anılması ve kimliktebütünlük gösteren öğelerin ortaya çıkmasını önleyen, yasaklanmasına neden olantüm engeller ortadan kaldırılacaktır... Bu çerçevede kültürün geliştirilmesininve yaygınlaştırılmasının çok önemli bir kurumu olan "Kürt ve KürdolojiEnstitüsü" ne benzeri bilimsel kuruluşların, y asal ve idari anlamdaoluşumunu zorlaştıran, olanaksızlaştıran engeller ortadan kaldırılacaktır...Kürt dilinin öğrenilmesini, öğretilmesini sağlamak amacıyla, özel öğretimkurumlarının kurulması konusundaki girişimler, desteklenecektir... Kürt diliözgürleşecektir... Televizyon ve Radyolarda Kürtçe yayın yapı1ması serbestbırakılmalıdır." vb. çözüm önerileri sunu1muştur. Bildirgenin aslını esashakkında savunmamızda ekte sunacağız) Cumhuriyet Başsavcılığı SHP hakkındakapatma davası açma gereği görmemiştir.
CHPGrup Başkan Vekili Nihat Matkap'ın 20 Haziran 1996 tarihli basın toplantısımetninde "4- Irk, din, dil, mezhep ve etnik köken farklılıkları kültür mozaiğimizinzenginliğidir, anlayışından yola çıkarak, bölgede yaşayan Kürt yurttaşlarımızınkendi kültürleri ile yaşamalarına kendi kültürlerini geliştirmelerine destekverilmelidir. Bu çerçevede;
Özeltelevizyon ve radyoların Kürtçe yayın yapmaları önündeki engellerkaldırılmalıdır.
-Kürt yurttaşların ana dilini geliştirmeleri için özel okul kurulmasına izinverilmelidir.
-Kürt Enstitüsü kurulmasına izin verilmelidir." yazılmaktadır.CHP bugörüşlerini çeşitli yerlerde ve birçok defa söylemesine karşın, CHP hakkında dakapatma davası açılmamıştır.
MüteveffaCumhurbaşkanı Turgut Özal "Kuzey Irak'tan gelen Kürtler bizim ülkemizinDoğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerindeki vatandaşlarımızın akrabalarıdır"daha sonra "... Ben de Kürt kanı olabilir" ve nihayet "federasyonbile tartışılabilir" demiştir.
İçişleriBakanı ve DYP yöneticisi İsmet Sezgin 23.03.1993 tarihli SHOW TV'deki açıkoturumda Kürtlerin kimlik, dil ve kültürel özgürlüklerine ilişkin sorunlarıntartışıldığını Anayasa1 değişiklik1er yapılacağını söylemiş, fakat DYP'yekapatma davası açılmamıştır.
DYPGenel Başkanı ve eski Başbakan Tansu Çiller Kürtler için Bask Modelinindüşünülebileceğini söylemiş, fakat DYP hakkında kapatma davası açılmamıştır.
ANAPGenel Başkanı Mesut Yılmaz; Kürtçe eğitim yapılabileceğini, Kürtçe eğitim yapanokullar açılabileceğini ve Kürtçe televizyon yayını yapılabileceğini söylemiş,fakat ANAP hakkında kapatma davası açılmamıştır.
Buörneklerden de anlaşılacağı gibi, başka birçok parti, Cumhuriyet Başsavcısı'nıniddianamede parti kapatma gerekçesi olarak sunduğu düşünceleri yazmış,açıklamış iken, bu partiler aleyhine kapatma davası açılmamış. fakat Partimizaleyhine parti kapatma davası açılması için programımızda yazılanlar bahaneedilmiştir. Bizce, partimiz hakkında açılan kapatma davasının asıl gerekçesi,partimizin işçilerin ve emekçilerin haklarını savunması ve bir işçi ve emekçipartisi olmasıdır.
D-Açılan Dava Uluslararası Sözleşmelere de Aykırıdır
Türkiye,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri KorumayaDair Sözleşme), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Sürecikapsamında 1975 tarihli Helsinki Nihaî Senedini ve bunu izleyen toplantılardaalınan kararlar ve 1990 tarihli yeni bir Avrupa İçin Paris Yasası (şartı)'nıkabul etmiş. İç hukukunu uluslararası hukukla bütün1eşmeye zorlayan belgelereuyacağını taahhüt etmiştir. Bu durumda, Türkiye'nin iç hukukunu Avrupa Hukukukurallarına uydurması zorunludur. Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında hukukungenel kurallarının Anayasa kurallarından da önce geldiği belirtilmiştir.
HelsinkiNihai Senedi'nin 7. ilkesi düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüklerini dekapsamak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı esasınıöngörmektedir. 7. ilke "halkların haklarının eşitliği ve kaderlerinikendilerini saptamaları hakkı" ile ilgilidir. Paris Yasasına (şartına)göre ise, "İnsan hakları ve temel özgürlükler, tüm insanların doğumlarıile birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır ve yasalarla garantialtına alınmıştır. Bunların korunması ve geliştirilmesi devletin başta gelengörevidir.... Demokratik yönetim düzenli olarak yapılan hür ve adil seçimlerleifadesini bulan halk iradesine dayanır. Demokrasinin temelinde insana saygı vehukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, ifade özgürlüğünü, toplumun her kesiminekarşı hoşgörünün ve herkes için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir."
Busözleşmeyi imzalayan devletler, "Ayrım gözetmeksizin herkesin düşünce, dinya da inanç ve anlatım özgürlüğüne, örgütlenme ve toplantı düzenlemeözgürlüğüne... sahip olduğunu"; "ulusal azınlıkların etnik vekültürel dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensupkişilerin bu kimliklerini ayrıma tabi tutmaksızın ve yasa önünde tam bireşitlikle hür olarak beyan etmeye, korumaya ve geliştirmeye haklarıolduğunu" doğrulamaktadır.
ParisYasası ile Helsinki Nihai Senedi'nin on ilkesine tam bir sadakatle uyulacağıayrıca taahhüt edilmiştir.
Türkiye,bir taraftan yukarda sözünü ettiğimiz uluslararası sözleşmeleri imzalayaraktaahhütlerde bulunmakta, diğer taraftan bu sözleşmelere aykırı Anayasa veSiyasi Partiler Kanunu'nu en katı biçimde uygulamaya devam etmektedir.
AnayasaMahkemesi, parti kapatma davalarında karar verirken, ilk derece mahkemesindenfarklı olarak, Anayasa'nın ya da Siyasî Partiler Kanunu'nun belirli birkuralının belirli bir eyleme uygulanmasından çok Anayasa'nın temel ilkelerini,uluslararası sözleşmeleri ve bu davaların yukarıda açıklanan özelliklerini gözönünde tutularak karar vermek durumundadır.
AnayasaMahkemesi kimi kararlarında hukukun genel kurallarının Anayasa kurallarından daönde geldiğini belirlemiştir. Bunun yanında uluslararası sözleşmelere dayalıulusalüstü bir hukukun varlığı ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesigibi kimi ulusalüstü (supra national) organların verdiği kararlarınbağlayıcı1ığı ve insan haklarının ortak değer olarak korunması anlayışınınAnayasa Mahkemesi'nin getireceği yorumlardaki çağdaş niteliği belirleyenölçütler haline dönüştüğü kimi Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından dasavunulmuştur. Mahkemeniz, karar verirken bu hususları da göz önüne almalıdır.
E-Emek Partisi Kardeşçe ve Özgür Bir1iğin Partisidir
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın iddiasına göre; Emek Partisi, Türklerden ayrı bir ulusyaratmaya kalkışarak bölücülük yapmakta, Türk ulusunun bünyesinde ulusalhaklardan tam olarak yararlanan bir topluluğu, Kürtleri; azınlık durumunadüşürmek istemekte, dolayısıyla, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu gereğincekapatılmayı hak etmektedir.
GerçekteEmek Partisi, çoktan delinmiş bir kurşun örtünün altından artık herkesçegörünen bir gerçeğe, bir kez daha, işçiler ve emekçiler adına işaret etmektenbaşka bir şey yapmamıştır. Programında yer verdiği düşüncelerin hiç biri,Türkiye'de ilk kez söylenen şeyler değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasisınırları içinde kendilerine özgü kimlikleriyle, dilleri ve kültürleriyleKürtlerin yaşadığını ve günümüzde çok boyutlu özel bir sorunun konusuolduklarını bugün artık hiç kimse inkar edemiyor.
SosyaldemokratHalkçı Parti, 1990 yılı temmuz ayında yayınladığı "Doğu ve GüneydoğuSorunlarına Bakış ve Çözüm önerileri" başlıklı raporunda, İstanbul Ticaretve Sanayi Odası 1996 yılında Prof. Doğu Ergil'e hazırlattığı raporda, SakıpSabancı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın düzenlediği toplantıda,müteveffa Cumhurbaşkanı Turgut Özal çeşitli konuşmalarında, bugün EmekPartisi'nin kapatılmasına gerekçe yapılmak istenen terim ve kavramlarıdefalarca kullanmışlardır.
Kamuoyu,bütün iletişim kanallarında, her gün, her dakika bu terimleri ve kavramlarıduymakta, kullanmakta ve bunların işaret ettiği sorunlar üzerinetartışmaktadır. Bunların hiçbiri hakkında soruşturmaya gerek duyulmazken, EmekPartisi hakkında kapatma talep edilebilmektedir.
Buöğretici tablodan çıkarılabilecek sonuç, Kürt sorunu üzerine konuşmanın veçözüm önermenin yalnızca bazı kuruluşlar ve yurttaşlar için serbest, diğerbazıları içinse kesinlikle yasak olduğudur. Daha açık bir deyişle. Kürt sorunuüzerine konuşmak, y öneticiler ve sermaye sahipleri için serbest, işçilerin veemekçilerin partisine yasaktır. Bütün vatandaşlık haklarına ve hukukuna aykırıolan böyle bir mantığın. geçerli kabul edilebileceğine inanmak zordur.
Böylece,bu davanın dayandığı mantığın bir tek açıklaması olabilir. Bu dava, Anayasa veSiyasi Partiler Kanunu hükümlerine göre değil, toplumsal ilişkiler veçatışmalar esasına göre açılmıştır ve hukuki olmaktan çok siyasi bir niteliktaşımaktadır. Öyleyse, kamuoyu, gösterilen unsurların, partimizinkapatılmasının gerçek gerekçeleri olduğuna hiç bir zaman inanmayacaktır.
Partimiz,geçersiz "bölücülük" suçlamasının arkasında, işçi ve emekçilerinsiyaset yapma haklanın yasaklanması talebinin bulunduğunu görmektedir, bunuTürkiye ve bütün dünya kamuoyu da görecektir.
Partimizinkapatılmak istenmesinin asıl nedeni, siyasetin dışına itilmiş ve seyircidurumuna sokulmuş milyonlarca işçi ve emekçinin ülkelerinin kaderine el koymak,onu gerçekten özgür kılma ve üzerinde yaşayanların kardeşçe birliğini sağlamakiçin ayağa kalkışını temsil ediyor olmasıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, Emek Partisi'nin kapatılmasınailişkin davanın reddine karar verilmesini dileriz." denilmiştir.
III-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 27.6.1996 günlü, SP.83 Hz.1996/137 sayılı esashakkındaki görüşünde:
"EmekPartisi hakkında 22.5.1996 günlü iddianame ile açılan kapatma davasıdolayısıyla Yüksek Mahkemenizden istenilen esas hakkındaki görüşümüzle birliktedavalı parti savunmanlarının 24.6.1996 günlü ön savunmalarında değinilennoktalara verilen yanıtlar aşağıda sunulmuştur.
1-Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası'nda (bundan böyle SPY olarak anılacaktır.)birtakım değişiklik yapılması nedeniyle orijinal halinden uzaklaşılmış olmaklaSPY.nın Anayasa'ya aykırılığının incelenmesi ve anılan Yasa'nın 78. ve 8l.maddelerinin Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerine aykırı olduğu savı;
Busavın yanıtlanmasında, konu ile Anayasa'nın geçici 15. maddesi arasındakiilişki öncelikle incelenmelidir. Sözü edilen maddenin son fıkrasında birincifıkrada belirtilen 12.9.1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacakTürkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nı oluşturuncaya kadargeçecek süreye gönderme yapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasahükmünde kararnamelerin ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarıncaalınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceğibelirtilmiş ve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadarAnayasa'ya uygunluk denetimi yoluyla bu hükümlerin tartışılmasının önlenmesibiçiminde bir siyasal tercih ortaya konmuştur.
22.4.1983tarihinde kabul edilmiş olan SPY. 12.9.1980 ile 6.11 .1983 tarihinde yapılmışolan ilk genel seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınınoluşması arasındaki dönemde kabul edilmiş olduğundan, geçici 15. Maddenin sonfıkrası kapsamında bulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmışolan söz konusu Yasa'nın tümünün ya da kimi maddelerinin Anayasa'ya aykırılığıileri sürülemez.
Öteyandan, SPY'nın getirdiği yasaklar ve dolayısıyla 78. ve 81. maddelerdeöngörülen kısıtlamalar, Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatmanedenlerinin somutlaştırılması, başka deyişle bu kapatma nedenlerinin belirişortaya çıkış biçimleri olarak düşünülmelidir. Bu hükümler ilkesininsiyasal partiler yönünden öngörülmüş yaptırımları demektir. Çünkü, Anayasa'nın69. maddesinin son fıkrasında, "siyasal partilerin kuruluş ve çalışmaları,denetleme ve kapatılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamalarıve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir." kuralıgetirilmiş, yasakoyucu da SPY.ndaki yasaklamaları kabul etmek suretiyleAnayasa'da öngörülen düzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Yüksek Mahkemeniz dekararlarında bu sonuca vardığı gibi 23.10.1983 gün ve Esas : 1983/2 (SiyasîParti Kapatma), Karar : 1983/2 sayılı kararında siyasî parti kapatmanedenlerinin yasa ile düzenlenmesi ödevinin yasakoyucuya doğrudan doğruyayüklenmeyip, ancak Anayasa maddelerine dayanan yetkisine göre Türkiye BüyükMillet Meclisi'nin bu konuda da Anayasa'ya aykırı olmayan kurallar koymasınahukukça engel olmadığı. Anayasa'nın belirli maddesinde çizilen sınırlar içindekalarak, orada belirtilen ilkelerin doğrultusunda siyasa1 partilerin kapatı1maneden1erine ilişkin bir takım kurallar koyabileceği kabul edilmektedir.
Belirtilennedenlerle SPY.nın 78. ve 81. maddelerini Anayasa'ya aykırı olduğu savı yerindedeğildir.
2-Davanın SPY.nın 9. maddesine aykırı olarak açı1dığı iddiası:
AnılanYasa'nın sistematiğine göre, 9. maddenin, siyasî partilerin teşkilatlanmasıbaşlıklı ikinci kısmının, kuruluş aşamasına ilişkin hükümleri içeren birincibölümünde yer aldığı ve matlabınıtaşıdığı görülmektedir. Bu madde hükmü uyarınca, Cumhuriyet Başsavcılığı,kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu ve belgelerin tamam olup olmadığınıinceler. Bunlarda herhangi bir eksikliğin tespit edilmesi halinde giderilmesini,ayrıca ek bilgi veya belgeye lüzum görürse gönderilmesini ister. Eksikliğinbelirli süre içinde giderilmemesi ya da istenen ek bilgi ve belgeleringönderilmemesi halinde, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümleruygulanır. Bu hükümle Cumhuriyet Başsavcılığının partileri denetleme görevininiçeriği ve sınırları belirlenmiş olmaktadır. Şu halde, kurulan partilerin tüzükve programlarının ve kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasahükümlerine aykırı olması ile verilmesi gerekli bilgi ve belgelerde eksikliklertespit edilmesi durumları arasında fark gözetilmiş ve her biri ayrı hukuksalsonuçlara bağlanmış olmaktadır. Yani, Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edileneksikliklerin giderilmesi, lüzumlu görülen ek bilgi ve belgelerin gönderi1mesiyazıyla istenmedikçe, bu nedenle siyasal partilerin kapatılmasına dairhükümlerin uygulanamamasına, başka deyişle yazılı istemin dava açmanın önkoşulu niteliğinde olmasına karşılık; kurulan partilerin tüzük ve programlarıile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırıolmaları nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde hükmü dışında,böyle bir ön koşulun varlığına bağlı tutulmamıştır.
Öteyandan; anılan maddedeki, Cumhuriyet Başsavcılığına verilen, kuruluş aşamasındatespit edilen eksikliklerin giderilmesi ya da gerekli görülen ek bilgi vebelgelerin gönderilmesi için yazılı istemde bulunma ödevinin, tüzük veprogramlarının tamamen veya kısmen SPY.nın dördüncü kısmındaki yasaklamalaraaykırı olması halinde de geçerli olduğu kabul edilecek olursa, bu koşul yerinegetirilmedikçe 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle doğrudan kapatma davasıaçılması olanaksız hale gelecektir ki böyle bir sonucun SPY.nın kabul ettiğiesaslarla çeliştiğinde kuşku yoktur. Yüksek Mahkemenizin 25.10.1983 gün, E.1983/2 (Parti Kapatma), K. 1983/2 sayılı; 8.12.1988 gün, E. 1988/2 (SiyasîParti Kapatma) sayılı kararları da bu yoldadır. Bu durum karşısında, CumhuriyetBaşsavcılığınızca davalı parti hakkında açılmış olan dava, SPY.nın dördüncükısmında yer alan 78. maddenin (a) bendi, 81. maddenin (a) ve (b) bentlerinedayanmakta olup, 101. maddenin (a) bendi gereğince kapatılması istenmekteolduğundan, davanın SPY.nın 9. maddesi gereğince Cumhuriyet Başsavcılığımızcauyarı yapılmadan açılmış olduğuna ilişkin davalı partinin savunması yerindedeğildir.
Ayrıcaparti programının yasaklanan amacı taşıyan bölümünün sonradan değiştirilmişolması ya da partinin bu yasak amaç doğrultusunda bir faaliyetinin olupolmaması da sonucu değiştirmeyecektir.
3-Davanın esasına gelince; davanın yasal dayanakları gerekçeleri ve kanıtdurumundaki parti programı iddianamede açıkça ve ayrıntılı biçimde ortayakonmuş, içerikleri çözümlenmiş, Anayasa ve SPY.nda düzenlenmiş olan davaylailgili kapatma nedenleri öğreti ve artık kökleşmiş bir nitelik kazanmış olanYüksek Mahkememizin uygulamaları ışığında açıklanmış, buna göre davalı siyasipartinin kapatılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davanın ilerleyişinde debir değişiklik meydana gelmediğinden sonuç bağlamında yeni bir hususbildirilecek değildir.
Ancak;Anayasa'nın 90. maddesine dolaylı olarak atıf yapılarak, iç hukuk kuralı halinegelmiş bazı uluslararası sözleşme hükümleri karşısında, kapatma davasının yasaldayanaklarının bulunmadığı da ön savunmada belirtilmiş olduğundan bu konudaCumhuriyet Başsavcılığımızın görüşünün kısaca açıklanmasına gerek görülmüştür.
HelsinkiSonuç Belgesi ile Yeni Bir Avrupa İçin Paris Antlaşması (Şartı)nın hukuksalniteliği ve ana hatlarıyla ilkeleri ve hedefleri devletin ülkesi ve ulusuylatümlüğünü bozmaya yönelik girişimlere olanak veren hükümler taşımamaktadır. Önsavunmada belirtilen İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri korumaya DairSözleşme'ye gelince, bu sözleşme genel olarak, İnsan Hakları EvrenselBildirgesindeki kişisel ve siyasal hakları güvence altına almaktaysa da busözleşme ve eki protokollerde azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hükümbulunmamaktadır. Sözü edilen her iki uluslararası metinde düzenlenmiş olan hakve özgürlükler Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına dahil edilmişlerdir. Kaldı ki,bu belgelerdeki hak ve özgürlükler sınırsız da değildir.
İnsanHakları Evrensel Bildirgesi'nin 29. maddesinde, "Herkes haklarınıkullanmak ve hürriyetlerden istifade etmek hususlarında ancak kanun ile sırfbaşkalarının hak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesinisağlamak maksadıyla ve demokratik bir cemiyette ahlak, nizam ve genel refahınmuhik icaplarını karşı1aınak için tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir."denilmiş, 30. maddesinde de, "İşbu beyannamenin hiç bir hükmü, içinde ilanolunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yokedilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangibir hak gerektirir mahiyette yorumlanamaz." hükmü getirilmiştir. İnsan Haklarınıve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi'nin 11. maddesinin ikinci fıkrası da,"Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zaruri tedbir1ermahiyetinde olarak milli güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın,suçun önlenmesinin sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerininkorunması için ve ancak kanunla tahdide tabi tutulur.
Bumadde, hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir." şeklindeki hükmüile sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerin ulusal güvenlik, kamu güvenliği vedüzenin korunması vs. amaçlarıyla sınırlanabileceğini kabul etmiş, 17.maddesinde de, "bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğaveya ferde işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veyamezkur sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tabitutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmayamatuf herhangi bir hak sağlandığı şek1inde tefsir edilemez." kuralınıgetirmiştir.
Anayasave SPY.nda öngörülen, siyasal partilere ilişkin yasaklamalar; sözleşmede yeralan özgürlükleri kaldırıp azaltma an1amında ve demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı görülemez. Bunlar, uluslararası hukukta var olan egemenliği,ülke ve ulus bütünlüğünü korumaya, ırkçılığa dayalı bölünmeleri önlemeğeyöneliktir.
Davalıparti, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 11.maddesinin ikinci fıkrası ile 17. maddesinde düzenlenmiş olan kurallarlabağdaşmayacak biçimde faaliyette bulunmuştur.
YüksekMahkemeniz de, parti kapatılması ile ilgili kararlarında davanın konusuy lailgili olarak sözü edilen uluslararası belgeleri aynı biçimde yorumlamıştır.
Sonuçve İstem:
22.5.1996günlü iddianamemizde yasal dayanakları gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalıEmek Partisi programının, Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 69.maddelerine ve SPY.nın 78. maddesinin (a) bendine, 8l. maddesinin (a) ve (b)bentlerine aykırı amaçlar taşıdığı anlaşıldığından, davalı partinin SPY.nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talepederim." deni1miştir.
IV-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
EmekPartisi'nin 15.8.1996 günlü esas hak1andaki savunmasında aynen :
"1-Usul Yönünden Savunmamız
A-Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. Maddeleri Anayasa'nın 68. ve 69.Maddelerine Aykırıdır.
a)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkında görüşünde, Siyasi Partiler Yasası12.09.1980 tarihi ile 06.11.1983 tarihi arasında kabul edilmiş olduğundan, AnayasanınGeçici 15. maddesine göre, bu yasa hakkında Anayasaya aykırılığın ilerisürülemeyeceğini, SPY'nın Anayasal horuma altına alınmış olduğunubelirtmektedir.
Oysa;
aa)Anayasanın Geçici 15. maddesinde, 12 E51ü1 1980 tarihinden, ilk genel seçimsonucunda toplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre(12.09.1980 - 06.11.1983) içinde çıkarılan yasaların, Anayasaya aykırılığıiddia edilemez denilmektedir. 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu da bu dönemçıkarılan kanunlardandır. Fakat, 2820 Sayılı SPK'nda kabul edildiği 22.04.1983tarihinden bu yana, 11 kez değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliklerneticesinde, SPK'nun ilk hali ile şimdiki hali aynı deildir. Bu haliyle,SPK'nun orijinal kanun olduğu ileri sürülemez. Bu nedenle, SPK'nun AnayasanınI5. maddesi korumasında olduğu kabul edilemez.
bb)Anayasa da yürürlüğe girdii tarihten sonra çeşitli değişikliklere uğramıştır.Anayasanın 23.07.1995 tarihli (Kanun no: 4121, RG. 26.07.1995) değişikliğinde;Anayasanın söz konusu 68. ve 69. madde1erde de değişiklik yapılmıştır.
b)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkında görüşünde, "Öte yandan,SPK'nun getirdiği yasaklar ve dolayısıyla 78. ve 8l. maddelerde öngörülenkısıtlamalar, Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenlerininsomutlaştırılması, başka deyişle bu kapatma nedenlerinin beliriş, ortaya çıkışbiçimleri olarak düşünülmelidir. Bu hükümler "ulusal devlet niteliğininkorunması" ilkesinin siyasal partiler yönünden öngörülmüş yaptırımlarıdemektir." savını ileri sürmektedir.
Siyasipartilerin uyacakları esaslar Anayasanın 69. maddesinde belirtilmiştir.Partiler, Anayasanın 69. maddesinde belirtilen genel sınırlamalar dışınaçıkamazlar. Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. ve 81. maddeleri Anayasanın 68. ve69. maddelerinde belirtilen sınırları genişletmiştir. SPK'nun 78. maddesi;Anayasanın başlangıç kısmında ideolojik bir manifesto niteliği taşıyan ve23.07.1995 tarih ve 4121/1 md. ile yürürlükten kaldırılan "esaslara"aykırılığı kapatma nedeni saymıştır. Ayrıca, Anayasanın 68. ve 69. maddelerindebelirtilmeyen; dil, bayrak, milli marş ve başkente ilişkin hususları da kapatmanedenleri arasında sayması SPK'nun 78. maddesinin Anayasadaki sınırlarıngenişletilmesi ve Anayasaya aykırılık hususunda bir örnektir.
SPK'nun8l. maddesinde de Anayasanın kapatma nedenleri dışına çıkılmıştır. Milli veyadini kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayanan azınlıkların bulunduğu vebunlar arasında ayrım gözetilemeyeceği hükmü, Anayasası'nın 20. maddesindebelirtilmişken, SPK'nun 81. maddesinde azınlıklardan söz etmek kapatma nedeniolarak belirtilmiştir.
c)Anayasa Mahkemesi Üyesi Yılmaz Aliefendioğlu, Siyasi Parti-Kapatma Davası1991/2 E, 1992/1 K, karşıoy yazısında şöyle demektedir: "Bir döneme aitkimi yasama işlemlerinin Anayasal denetimin dışında kalması ve bu denetimyasağına zamanla bir sınır getirilmemesi, Cumhuriyetin hukuk devleti olmaniteliğini zedeler ve Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenen hukuk düzeninin dışına çıkılması sonucunu doğurur."
"Anayasanın1l. maddesinde, Anayasanın üstünlüğü, "kanunlar Anayasaya aykırıolamaz" biçiminde bir kuralla belirlenmiştir. 148. maddeye göre ise,Anayasa Mahkemesi yasaların, KHK'lerin ve TBMM İçtüzüğünün Anayasayauygunluğunu denetlemekle görevlendirilmiştir.
Geçici15. madde, Anayasanın yukarıda sözü edilen temel maddeleriyle çatışmaktadır. Bugeçici maddenin, sürekli bir kural olarak kabulü durumunda, Anayasanınöngördüğü hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve Anayasal denetimle ilgilitemel kurallar, bu dönemde çıkan yasalar ve KHK'ler yönünden, Anayasaişlerliğini kaybetmekte, söz konusu yasama işlemleri "hürriyetçi demokrasive bunun icaplarıyla belirlermiş hukuk düzeninin" dışında kalmaktadır.
"Geçicibir maddenin, Anayasanın temel kurallarını süresiz işlemez hale getirmesiAnayasal sistemle bağdaşmayacağı gibi, maddenin geçicilik özelliğine de uygundüşmez. Doğaldır ki, maddenin hükmü de geçici olmalıdır."
"...Geçici15. maddedeki "Anayasaya aykırılığın iddia edilemeyeceğine" ilişkinkuralın 06.12.1983 tarihine kadar geçerli olduğunu düşünmekteyim."
"AnayasaMahkemesi, bu konuda değişik kararlar vermiş olmakla beraber, kimikararlarında, 1961 Anayasasının geçici 4. maddesine karşın, işin esasınagirerek, Anayasaya aykırı kuralın ihmal edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.özel1ikle, ispat haklarıyla ilgili 6.5.1982 günlü, E. 1981/8, K. 1982/3 sayılıkararında "Yasakoyucunun, geçici 7. maddesindeki buyruğu yerinegetirmemesi ve Türk Ceza Kanunu'nun 481. maddesindeki Anayasaya aykırı1ığı giderecekyasayı çıkarmaması ve iptal ile itiraz yollarının da geçici 4. maddenin üçüncüfıkrasına göre tıkanmış olması karşısında, kısıtlı kalan anayasal ispathakkının bu içeriği ile uygulanmasının sürüp gitmesi artıkdüşünülemeyeceğinden, mahkemelerce, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcıniteliğini açıklayan 8. maddenin ikinci fıkrasına dayanarak, 48l. maddeninbirinci fıkrasındaki ispat hakkını sınırlayıcı hükümlerin bir yana bırakılmasıve kurallar kademesinde en üst düzeyde bulunan Anayasanın 34. maddesindeki hükmündoğrudan uygulanması gerekmektedir." denilerek bu görüş açık biçimde ifadeedilmiştir.
Anayasayauygunluğu sağlamakla görevli Anayasa Mahkemesi'nin işlevi, anayasal yargıdakitıkanıklığı aşmayı, Anayasanın teme1 hak ve özgürlüklerini koruyan birçok maddesininuygulanamaz hale gelmesine neden olan Geçici 15. maddenin yarattığı sorunuçağdaş yorumla çözümlemeyi gerektirir. Anayasa Mahkemesi, Anayasaya açıkçaaykırı olan kuralları, Anayasanın geçici bir maddesi nedeniyle de olsa, korurduruma girmemelidir.
Açıklanannedenlerle bu dönemde yayımlanan 24.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 78. ve 81. maddelerine karşı yöneltilen Anayasaya aykırılık savınınincelenmesi, Anayasaya aykırı bulunması durumunda iptal ya da ihmal edilmesigerekir."
Bizce,Yılmaz Aliefendioğlu'nun görüşü Anayasa Mahkemesi'nin işlevini açıkçabelirtmektedir. Biz de, bu görüşe katılıyoruz.
d)Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, Mahkemeniz öncelikle SPK'nun 78.ve 81. maddelerinin, Anayasanın 68. ve 69. maddelerine aykırılığı hususundakiitirazlarımızı incelemesi ve bu hususta karar verilinceye kadar, konununbekletici mesele sayılarak, Parti Kapatma Davası'nın bekletilmesine kararverilmesini ve Anayasaya aykırı o1an SPK'nun 78. ve 81. maddelerinin iptalinekarar verilmesini diliyoruz.
B-Dava, SPK'nun 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılmıştır.
SiyasiPartiler Kanunu'nun 9. maddesinde "Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasaya ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerin tamam olup olmadığını,kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespit ettiğinoksanlıkların giderilmesini .. ister" denilmektedir. Görüleceği gibi,SPK'da açıkça Cumhuriyet Başsavcılığının kurulan partilerin programlarınınAnayasaya ve kanun hükümlerine uygunluğunu öncelikle ve ivedilikle inceleyeceğive tespit ettiği noksanlıkları otuz gün içinde gidermesini sözkonusu partidenisteyeceği hükmü mevcuttur.
Bumaddenin (9. madde) dayanağı, Anayasa'nın 69. maddesinin 5. bendidir.Anayasanın 69/5. ınaddesinde tüzük ve program birlikte ve eşit olarak elealınmakta ve program ve tüzüğün 68/4. ınaddeye aykırı olamayacağıbelirtilmektedir. Anayasanın 69/5 ve SPK'nun 9. ınaddesini birlikte elealdığımızda, bu maddelerin siyasi partilere güvence sağladığı görülecektir. Bumaddelerle siyasi partilere açıklama ve düzeltme o1anağı verilerek partininkapatılma davasıyla yüzyüze gelmesi engellenmek istemiştir.
SPK'nun9. madde hükmüne göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın denetimi, sadeceşekli hususları değil, "Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğu" dakapsaınaktadır.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın Emek Partisi'ne 30 gün1ük düzeltme süresi ver-neden kapanınadavası açması SPK'na aykırıdır.
AnayasaMahkemesi, 1991/2 E., 1992/1 K. ve 10.07.1992 tarihli Sosyalist Parti'ninkapatılması hakkındaki kararında "Bu nedenle davanın, 2820 Sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ncauyarı yapılmadan açılmış bulunduğu yolundaki davalı parti savunması, davanın2820 sayılı Yasa'nın 4. kısmında yasaklanan parti faaliyetlerindenkaynaklanması nedeniyle yerinde değildir." demiştir. Bu karardan, partifaaliyetleri dışında, program ve tüzükte Anayasa ve kanunlara aykırılıknedeniyle kapatma davası açıldığında, Başsavcılığın partiyi uyarması gerekirsonucu çıkmaktadır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkında görüşünde, "Şu halde, kurulanpartilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ile verilmesi gerekli bilgi vebelgelerde eksiklikler tespit edilmesi durumları arasında fark gözetilmiş veher biri ayrı hukuksal sonuçlara bağlanmış olmaktadır. Yani. CumhuriyetBaşsavcılığınca tespit edilen eksikliklerin giderilmesi, lüzumlu görülen ekbilgi ve belgelerin gönderilmesi yazıyla istenmedikçe, bu nedenle siyasalpartilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, başka deyişle yazılıistemin dava açmanın ön koşulu niteliğinde olmasına karşılık; kurulanpartilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasave yasa hükümlerine aykırı olmaları nedeniyle kapatılmaları için dava açılması,104. madde hükmü dışında, böyle bir ön koşulun varlığına bağlıtutulmamıştır."
Başsavcılığınbu görüşü zorlama bir yorum ile kanun hükmünü değişik uygulamak anlamınagelmektedir. Başsavcılığın görüşünde "...tüzük ve programının vekurucuların hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ileverilmesi gerekli bilgi ve belgelerde eksikliklerin tespit edilmesi durumlarıarasında fark gözetilmiş..." demektedir. Oysa, yasa hükmünde böyle birfark, ayrım yoktur. Aslında, Başsavcılığın söyledikleri ile uygulamaları daçelişmektedir. Başsavcılık, Emek Partisi'nin tüzüğünde birçok değişiklikyapılması için Partiyi uyarmış, yine kurucularının bazılarının yasaldurumlarının uygun olmaması nedeniyle Emek Partisi'ni uyarmıştır. Başsavcılıktüzük ve kurucuların hukuksal durumlarının yasalara aykırı olması durumlarındafarklı davranılır, yani eksiklerin ya da aykırılıkların giderilmesi istenmez,sadece belge eksikliklerinin tamamlanması istenir derken, uygulamada tüzük vekurucuların durumları hakkında da Emek Partisi'ni uyarmış ve yasayaaykırılıkların düzeltilmesini istemiştir.
Esasen,Başsavcılığın görüşü, yasa hükmünü de değiştirmek anlamına gelmektedir. Eğer,kanunkoyucu Başsavcılık gibi düşünseydi, yasa hükmü şöyle olurdu: CumhuriyetBaşsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve kurucularının hukuki durumlarınınAnayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerinin tamam olup olmadığını,kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespit ettiğinoksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgeleringönderilmesini yazıyla ister. Yasa hükmünün bu şekilde olmayışı tesadüfı midir'Bilindiği gibi, partilerin programı için SPK'nda şekli bir zorunluluk yoktur.Parti programları için şekli bir zorunluluk olmadığına göre, CumhuriyetBaşsavcılığı parti programındaki hangi eksikliği gidermesi için Partiyiuyaracaktır' Sosyalist Parti'nin programında etnik grupların ve ırklarıneşitliğine ilişkin hükümler bulunduğu gerekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından Parti aleyhine Anayasa Mahkemesine açılan kapatma davası, AnayasaMahkemesi'nin 8 Aralık 1988 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Derneklerle vevakıflarla ilgili uygulamada dahi, derneğin program ve tüzüğü, vakfınanasözleşmesinin düzeltilesi için dernek ve vakıf kurucuları uyarılırken veSPK'nda da aynı mantık sözkonusu iken; Başsavcılığın, çok açık olan yasahükmünü, zorlama bir yorum ile uygulamaması ve Parti kapatma davası açması EmekPartisi'ne önyargılı bakışın ürünüdür düşüncesindeyiz. Bu düşüncemiziBaşsavcılığın şu sözleri de açıkça göstermektedir: "Ayrıca Partiprogramının yasaklanan amacı taşıyan bölümünün sonradan değiştirilmiş olması yada partinin bu yasak amaç doğrultusunda bir faaliyetinin olup olmaması dasonucu değiştirmeyecektir."
2-Esas Yönünden Savunmalarımız
A-Başsavcılık Parti Kapatma Davası Açmada Çifte Ölçüt Kullanmaktadır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcı1ığı Parti Kapatma Davası açma konusunda çifte ölçütkullanmaktadır. Partimiz "etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tamözgürlük ve tam hak eşitliği" dediği için "azınlık yaratmak"suçlaması ile haklarında kapatma davası açılmış, aşağıda örneklerini vereceğimizdiğer siyasi Partilerin konu ile ilgili faaliyetleri ve sözleri haklarındahiçbir işlem yapılmamıştır.
25Kasım 1991 Tarihli Hükümet (DYP ve SHP) Programından (sayfa 11):"...yurttaşlarımız arasında kültür, düşünce, dil ve köken farkları olmasıdoğaldır...Çeşitli etnik, kültürel ve dile ilişkin kimlik özellikleri özgürceifade edilebilecek, özenle korunabilecek ve rahatçageliştirilebilecektir."
"..herkesin kendi anadilini, kültürünü tarihini, folklorünü, dini inançlarınıaraştırması, koruması ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamıiçindedir..."
SHP/MerkezYürütme Kurulu Raporu (SHP'nin Doğu ve Güneydoğu sorunlarına bakış ve çözümönerileri, SHP MYK, Temmuz 1990 Ankara, s. 28-43): "Doğu ve GüneydoğuAnadolu'nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnikaçıdan Kürt kökenlidir..."
"Kürtkimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara, bukişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkınasahip olmaları olanağı sağlanacaktır..."
EmekPartisi hakkında kapatma davası açan Başsavcılık yukarıda hükümet programındanbir alıntı yaptığımız DYP ve SHP hakkında benzer işlem yapmamıştır.
SHP'ninNisan 1993 tarihli "Öncelikli Hedefler" başlıklı bildirgesinde:""Türkiye'nin her yöresinde, her türlü düşüncenin özgürceaçıklanabilmesi için gerekli tüm önlem alınacaktır. Kürt kökenliyurttaşlarımızında, düşüncelerini özgürce açıklayabilecekleri ortam ve koşullaryaratılacaktır... İnsanlar özgürce etnik, dolayısıyla "KürtKimliklerini" açıklayabilmelidir... Kürt kökenli yurttaşlarımızın,çocuklarına istediği adı koyabilmesi, yerleşim yerlerinin geçmişteki adlarıylaanılması ve kimlikle bütünlük gösteren öğelerin ortaya çıkmasını önleyen,yasaklanmasına neden olan tüm engeller ortadan kaldırılacaktır... Bu çerçevedekültürün geliştirilmesinin ve yaygınlaştırılmasının çok önemli bir kurumu olan"Kürt ve Kürdoloji Enstitüsü" ile benzeri bilimsel kuruluşların yasalve idari anlamda oluşumunu zorlaştıran, olanaksızlaştıran engeller ortadankaldırılacaktır... Kürt dilinin öğrenilmesini, öğretilmesini sağlamak amacıyla,özel öğretim kurumlarının kurulması konusundaki girişimler desteklenecektir...Kürt dili özgürleşecektir... Televizyon ve Radyolarda Kürtçe yayın yapılmasıserbest bırakılmalıdır." vb. çözüm önerileri sunulmuştur. CumhuriyetBaşsavcılığı SHP hakkında kapatma davası açma gereği görmemiştir.
CHPGrup Başkan Vekili Nihat Matkap'ın 20 Haziran 1996 tarihli basın toplantısımetninde "4- Irk, din, mezhep ve etnik köken farklılıkları kültürmozayiğimizin zenginliğidir. anlayışından yola çıkarak. bölgede yaşayan Kürtyurttaşlarımızın kendi kültürleri ile yaşamalarına kendi kültürlerinigeliştirmelerine destek verilmelidir. Bu çerçevede;
Özeltelevizyon ve radyoların Kürtçe yayın yapmaları önündeki engellerkaldırılmalıdır.
-Kürt yurttaşların ana dilini geliştirmeleri için özel okul kurulmasına izinverilmelidir.
-Kürt Enstitüsü kurulmasına izin verilmelidir." yazılmaktadır. CHP bugörüşlerini çeşitli yerlerde ve birçok defa dile getirmesine karşın,Başsavcılık CHP hakkında kapatma davası açmamıştır.
Buörneklerden de anlaşılacağı gibi, başka Partiler Emek Partisi programındakapatma gerekçesi kabul edilen konularda benzer ya da Başsavcılığın deyimi ile"yasak amaç doğrultusunda" sözler söylemiş, yazmış fakat hiçbiri hakkındakapatma davası açılmamıştır.
B-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Emek Partisi Hakkında "AzınlıkYaratmak" İddiası Dayanaksızdır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, Emek Partisi'nin programında yer verdiği "..etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tam özgürlük ve tam hak eşitliği,Türk ve Kürtlerin eşit ve özgür birliğini güvenceye alan baştan aşağıdemokratikleşmiş bir devlet biçimi." şeklindeki çözüm önerisiyle aşağıdakiamacı güttüğü sonucuna varmıştır: "Türkiye Devletinin Anayasasının başlangıçkısmı ve ikinci maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü ve diline dair hüküm1erini değiştirmek amacını gütmek,Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli kültür veya ırk veya dil farklılığınadayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek, Türk dilinden veya kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluylaTürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğününbozulması amacını gütmek"
Başsavcılığınyukarıdaki program maddesinden nasıl bu kadar çok amaç çıkardığını anlamakgüçtür. Programda yazılanlar çok açıktır ve yoruma ihtiyaç bırakmamaktadır.Emek Partisi'nin programında esas o1arak ulusa1 ayrıcalık1ara ve baskılara sonverilmesi ve etnik kültürlerin, dillerin eşitliğinin sağlanmasıamaçlanmaktadır. Emek Partisi, hiçbir ayrım olmadan vatandaşların haklarınıneşitliğini savunmaktadır. Programda, Türkiye'deki her ulus ve milliyetten işçive emekçilerin özgürlük, eşitlik temelinde kardeşçe birliğinin sağlanmasısavunulmaktadır. Emek Partisi'nin azınlık yaratmak gibi bir amacı yoktur.Zaten, ulus, milliyet, ulusal azınlık gibi sosyal kategoriler kişiler, Partilervb. tarafından yaratılınaz1ar. Ulus. u1usa1 azınlık vb. sosyolojik olgularolup, kapitaliznı1e bir1ikte tarih sahnesine çıkmış1ardır. Bu nedenle,Partimiz. azınlık yaratma suçlamasını reddetmektedir. Partimizin savunduğuilke, uluslar ve ulusal azınlıklar arasında eşitlik ve kardeşliğinsağlanmasıdır.
C-Anayasa Mahkemesi, Bu Davada Ulusalüstü İnsan Hakları Hukuku NormlarınıUygulamalıdır.
Birsiyasi partinin kapatılması istemi ile açılan davada Anayasa Mahkemesi iç hukuknormlarını uygulayacağı gibi, istem halinde veya re'sen, iç hukukun bir parçasıhalindeki ulusalüstü insan hakları hukukunu, ulusalüstü yargı yerlerininiçtihadlarında ortaya çıkan ilkeleri de uygular.
İnsanhakları belgeleri, insan haklarını ve temel özgürlükleri düzenlemiş ve bazıbelgeler ile bu hak ve özgürlüklerin korunması için yarı-yargısal ve yargısalorganlar kurulmuştur. Ulusalüstü insan hakları hukuk belgelerinde insanhaklarını ve temel özgürlükleri düzenleyen normlar, iç hukuka içselleştirilmiş,yani iç hukukun bir parçası haline gelmiş olmaları durumunda, u1usa1 yargı yerleribu norm1arı uyguIamak1a ödevlidir.
İçhukuk normu ile u1usa1 üstü norm arasında bir çatışma sözkonusu ise, ulusalmahkeme, ulusal üstü normu doğrudan uygular. Ulusalüstü insan hakları normları,iç hukuka üstündür ve bağlayıcıdır. Ulusalüstü normların üstünlüğü vebağlayıcılığı, sadece teorik-doktriner değil, ama aynı zamanda normatif vepratik gerekliliğin sonucudur.
Anayasanınsiyasi partilerle ilgili hükümleri ve Siyasi Partiler Yasası hükümleri,yasaklama ve kısıtlamalarıyla, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü alanındaulusalüstü insan hakları hukuku normları ile çelişmektedir. Bu nedenle, AnayasaMahkemesi'nin Emek Partisi Kapatılma Davası'nda ulusalüstü hukuk normlarını veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hükümlerini uygulamasını talep ediyoruz.
"TürkiyeCumhuriyeti devleti, örneğin uluslararası bir yargı y eri olan Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'yle kurulu bulunan Mahkeme'nin vereceği kararlarınbağlayıcılığını kabul etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre,Mahkeme'nin yapacağı denetim, "... sadece temel (iç hukuk) mevzuatı(nı)değil, bağımsız bir (ulusal) mahkeme tarafından verilmiş o1sa bile, bu mevzuatıuygulayan mahkeme kararlarını da kapsar. "(Handyside)
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, ulusal mahkemelerin ve diğer kamu makamlarının iç hukukagöre yaptığı tasarrufları değil iç hukuktaki normatif standartların Sözleşme'yeuygunluğunu da denetlemektedir.
AnayasaMahkemesi kararları da, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin yaptığı"Sözleşme'ye uygunluk" denetimine tabi olduğuna göre, Anayasa Mahkemesi'ninSözleşme hükümlerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarındançıkan ilkelere göre karar vermeyi düşünmesi pratik bir gerekliliktir.
Öteyandan, hatırlamak gerekir ki, yüksek mahkemeler, özellikle de AnayasaMahkemesi ürettikleri içtihadi standartlarla, yasama ve yürütme organlarınaizlemeleri gereken yolu göstermesi bakımından önem ve ağırlığa sahiptir. İnsanhaklarına dayanan demokratik bir rejimin hukuksal gereklerinin oluşturulması,geliştiri1ınesi ve uygulamada bunlara tam anlamıyla sahip çıkılarakkurumsallaştırılmasına katkıda bulunulması yasama ve yürütme erkinin özellikleyürürlükteki sistemin demokratikleştirilmesi konusunda üzerine düşensorumluluğu tam olarak yerine getirmemesi karşısında daha büyük bir önemtaşımaktadır. Böyle bir ortamda yargıç, artık hukuksal pozitivizmin darkalıpları içinde devinerek karar üretemez; tersine demokratikleşmeyihızlandırmada payına düşen tarihsel sorumluluğun gereklerini ulusalüstü insanhakları hukuku ile normatif ve içtihadi standartları belirlenmiş olan"insan haklarına dayanan demokratik rejimi" üreterek yerine getirmekdurumundadır."
AnayasaMahkemesi, Emek Partisi'nin kapatılması davasında iç hukuk ile birlikteulusalüstü insan hakları hukukunu da uygulamak durumundadır. Türkiye'yi bağlayıcıbir metin olması bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de uygulanmasısöz konusudur. Anayasa Mahkemesi'nin Emek Partisi'nin kapatılmasına kararverdiği durumda, sözleşmedeki bazı hakların ihla1 edildiği gerekçesi ile EmekPartisi'nin, iç hukukta verilen bu karar aleyhine, Avrupa İnsan HaklarıKomisyonuna başvurma hakkı doğacaktır.
EmekPartisi'nin kapatılması durumunda Sözleşme'nin 10 (ifade özgürlüğü), 11(örgütlenme özgürlüğü), 17 (hakları kötüye kullanma yasağı), 18 (sınırlamalarıamaç dışı kullanma yasağı) maddeleri ve 11. Protokol 3. maddesi (serbest seçimhakkı) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde tartışılacaktır.
Sözleşme'nin10. ve 11. maddeleri çerçevesinde, Strasbourg organları diğer sorunlarlabirlikte ifade ve örgütlenme özgürlüğüne temas eden Emek Partisi'ninkapatılması olayında, özellikle şu dört soruyu soracaktır: 1) İfade özgürlüğünebir müdahale var mıdır' Bu soruya olumsuz yanıt vermek mümkün değildir. EmekPartisi Başsavcılığın iddianamesinde de görüldüğü gibi programındaki bir cümlenedeniyle kapatılmak istenmektedir ve kapatma kararı verilirse de bu cümlenedeniyle verilecektir. Partilerin ülke sorunları hakkında çözüm önerilerisunmaları, görüş bildirmeleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmekgerekir. 2) İfade özgürlüğünün sınırlandırılması iç hukuk tarafından öngörülmüşmüdür: Yani müdahalenin iç hukukta dayanağı var mıdır' İfade özgürlüğüne içhukukta sınırlama getiren birçok norm mevcuttur. Fakat, ifade özgürlüğününsınırlandırılması hususunda iç hukuk kuralları ile ulusalüstü hukuk normlarıçelişmektedir. ülkemizdeki sınırlamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ninsağladığı ifade özgürlüğü alanmı daraltmaktadır. 3) İç hukukta özgürlüğeyapılan müdahale meşru birv amaca dayanmakta mıdır' lç hukukta özgürlüğeyapılan müdahale meşru bir amaca dayanmamaktadır. 4) Müdahale "demokratiktoplumda gerekli midir' İç hukukta özgürlüklere yapılan müdahale"demokratik toplumda" gerekli değildir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, Emek Partisi'nin programının bir cümlesine dayanarakdava açtığı halde, esas hakkındaki görüşünde "... davalı partinin Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile 17. Maddesindedüzenlenmiş olan kurallarla bağdaşmayacak biçimde faaliyette bulunmuştur"demektedir. Başsavcılık, bu faaliyetlerin ne olduğunu belirtmemiştir.Sözleşmenin 17. maddesi "Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, herhangi birDevlete, gruba veya kişiye, bu Sözleşme'de yer alan hak ve özgürlüklerdenbirinin tahribini amaçlayan bir eylemde bulunma ... hakkı verdiği biçimdeyorumlanamaz" hükmünü içerir. Başsavcılık, Emek Partisi'nin hangi eylemiile Sözleşme'de belirtilen hakların tahribini amaçladığını be1irtmemiştir.Başsavcılığın iddiaları tamamen dayanaksız olup, önyargıların neticesidir. EmekPartisi Sözleşme'de yer alan hak ve özgürlüklerden birinin tahribiniamaçlanmaktadır. Sözleşme'deki hak ve özgürlüklerin birinin tahribini amaçlayanbir eylemde bulunmamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına göre,bir siyasal Partinin Sözleşme'nin 17. maddesine aykırı davrandığının ilerisürü1ebi1mesi için; münhasıran ırk ayrımcısı, nasyonal sosyalist gibi totaliterideolojileri benimseyerek faaliyet gösterdiğini delillendirmek gereklidir.Komisyon, örneğin, Glimmerveen ve Hagenbeek vak'asında, Madde 17'yi şöyle yorumlamıştır:"Madde 17'nin genel amacı, totaliter grupları, Sözleşme'de düzenlenenilkeleri kendi çıkarları için istismar etmekten alıkoymaktadır. Bu amacıgerçekleştirmek için, bu haklardan ve özgürlüklerden herhangi birisini tahripetmeyi amaçlayan faaliyetlerle ilişkili görülen/bulunan kimselerden, güvencea1tına alınmış olan hakların ve özgürlüklerin hepsinin alınmasınıgerektirmez." Ayrıca belirtmek gerekir ki; Purceel vak'asında "SinnFein" ve A. Association vak'asında ise "A" adlı siyasalpartiler, ulusal hukuk çerçevesinde faaliyetleri izlenmiş ve sınırlanmış, ancakbu partiler kapatılmamıştır. Emek Partisi'nin totaliter ideolojinin savunmasınıyapmadığına göre 17. maddeye aykırılık iddiasının bu açıdan da temelsiz olduğuaçıktır. Yine Anayasa Mahkemesi'nin de bilgileri dahilinde olan Avrupa İnsanHakları Komisyonu'nun "Sosyalist Parti/ D. Perinçek ve İ. Kırıt ve TürkiyeVakasında hükümetin 17. maddeye dayanmasını benimsememiş ve davayı kabuledilebilir bulmuştur.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın sözleşmenin 11. maddesinin ikinci fıkrasınagetirdiği yorum maddenin amacını aşan tarzdadır. Anılan madde "Bu haklarınkullanılması demokratik bir toplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak,milli güvenliğin, amme emniyetinin, nizam muhafazanın, suçun önlenmesinin,sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için veancak kanunla tahdide tabi tutulur. Bu madde, hakların kullanılmasında idare.Silahlı Kuvvetler veya zabıta mensuplarının muhik tahditler koymasına manideğildir" şeklindedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı "Anayasa veSPY.nda öngörülen, siyasal partilere ilişkin yasaklamalar; Sözleşmede yer alanözgürlükleri kaldırıp azaltma anlamında ve demokratik toplum düzeniningereklerine aykırı görülemez. Bunlar Uluslararası Hukukta varolan egemenliği,ülke ve ulus bütünlüğünü korumaya, ırkçılığa dayalı bölümleri önlemeyeyöneliktir." demektedir. Ancak gerek SPY gerek Anayasanın siyasalpartilerle ilgili ulusalüstü hukuka aykırı düzenlemelerin 11. maddenin ikincifıkrasının öngördüğü sınırlama sebep1erinin sınırlılığı, meşru amaç içinkısıtlamanın zorunlu o1ması. getiri1en sınırlamanın korunması hedeflenen yararile orantılı olması, öngörülen takdir yetkisinin makul biçimde, dikkatlice, iyiniyetle kullanılıp kullanılmadığı hususlarını tartışmamıştır. Komisyon"kamu düzeni" ve "ulusal güvenlik" kavramlarına ilişkinolarak Castells kararında şöyle demiştir: "Bask bölgesinde dağıtılanhaftalık bir dergide yayınlanan makalesinde demokratik seçimlerle gelmiş birHükümetin, Bask bölgesinde yaşayan1arı öldüren çeteleri fiilen teşvik ettiği,desteklediği veya koruduğu izlenimi vermesi, makalede yer alan iddialar dikkatealındığında, resmi yetkililerin halkın öfke ve intikam amaçlı muhtemeltepkisinden doğal olarak kaygı duymasına yol açmış oIabi1ir. Bu nedenleyetkililer, 1979'da İspanya'nın yaşadığı güç dönemde, bu tür tepkileri kontroletmenin zor olabileceğini düşünmekte haklıdırlar; ve bunları kamu düzenine vebir ölçüde ulusal güvenliğe karşı bir tehlike saymak doğru olur." Komisyonkararında "kamu düzeni" ve "ulusal güvenlik" ölçütleriaçıkça görülmektedir. Başsavcılık Emek Partisi aleyhine bu tür somut eylemlergöstermek yerine soyut bir "ülke ve ulus bütünlüğü" ölçütünü ilerisürmeyi yeğlemiştir. Emek Partisi'nin ırkçılığa dayalı bir bölünme öngördüğü veetnik kökenli nefret terörizmi teşvik ettiği söylenemez. Açı1an davanındayanağı yapılan ulusal normlar doğrudan düşünce ve düşüncenin ifade edilmesiözgürlüğünü yani sözleşmenin 10. maddesini ihlal etmektedir. Burada artık 11. maddeninikinci fıkrasından bahsedilemez.
Ulusalkamusal makamların "takdir yetkisini" kullanarak; aldıkları ve insanhaklarını kayıtlama/sınırlama sonucunu veren önlemler, bununla öngörülen"meşru amacı" gerçekleştirmek için "gerekli" olmalıdır.Başka deyişle, bir sınırlama, hedeflenen o meşru amaç için, zorunlu, kaçınılmazvb. özellikleri taşıyor ise, Sözleşme'nin aradığı "gereklilik"karşılanmış olur.
Ancakbu yetmez; "gereklilik" koşuluna uvgunlu1uk için ayrıca, alınanönlemin, yapılan müdahalenin, kısacası insan hakkına getirilen sınırlamanın,korunması hedeflenen yarar ile, yani amaç ile "orantılı" olması dazorunludur.
EmekPartisi'nin kapatılması halinde, Sözleşme'nin Madde 9, Madde 10 ihlal edilerek,düşünce ve ifade özgürlüklerine halel getirilmiş olacaktır. Bu özgürlükler,siyasal bir örgütlenme çerçevesinde kişilerin görüşlerinin propagandasını yapmaolanağını içerir. Partinin kapatılması ile, ayrıca, Madde 11'in ihlali ve bunungibi örgütlenme özgürlüklerine bir müdahale oluşturulmuş olacaktır.
SözleşmeMadde 9, Madde 10 ve Madde 11, paragraf 2'de belirtilen kayıtlamaların,öngörüldükleri amaç çerçevesinde uygulanmadığı, ama Türkiye'dekidemokratikleşme sürecini yavaşlatacak biçimde yorumlanıp uygulandığı ölçüde,Sözleşme Madde 18'in ihlali söz konusu olacaktır. Anayasa Mahkemesi çeşitlikapatma davalarında, Parti kapatılmasını meşrulaştırmak için, Sözleşme'nindeğinilen maddelerinin 2. paragraflarında belirtilen kayıtlamalara dayanarak,Sözleşme Madde 18 bağlamında yetkilerini aşmaktadır.
EmekPartisi hakkında kapatma kararı verildiği takdirde, Protokol No. l, Madde 3'üihlal edilerek, parti üyeleri ve potansiyel seçmenin serbest seçimlere ilişkinhaklarını kullanma hakkı çiğnenmiş olacaktır.
EmekPartisi'nin kapatılması "demokratik bir toplumda gerekli" değildir.
EmekPartisi'nin kapatılması işçi ve emekçilerin siyaset yapması ve siyasaltartışmaya katılmasını engelleyecektir.
EmekPartisi'nin kapatılması, birçok siyaset adamı ve DYP, SHP, CHP vb. partilerin,ülkenin sorunları üzerinde benzeri bir yaptırıma uğramadan görüşlerinibelirtebilmeleri nedeniyle, Partimiz bakımından Sözleşme'nin 14. maddesiniihlal eden ayrımcı bir muamele olacaktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından, Emek Partisi'ne temsil ettiği siyasal görüşler nedeniyle ayrımcılıkyapılmaktadır.
Sonuç: Yukarıda açıklamaya çalıştığımız neden1erle, Emek Partisi'nin kapatılmasınailişkin davanın reddine karar verilmesini dileriz." denilmektedir.
V-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN SÖZLÜ AÇIKLAMASI İLE DAVALI PARTİTEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ SAVUNMASININ DİNLENİLMESİ
Anayasa'nın149. maddesinin son fıkrası ile 2949 sayılı Yasa'nın 33. Maddesi uyarınca7.10.1996 gününde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın sözlü açıklaması iledavalı Siyasî Parti temsilcisinin sözlü savunmaları dinlenilmiştir.
A-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Sözlü Açıklaması
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın raporlu olması nedeniyle yerine vekâlet eden Başsavcıvekili sözlü açıklamasında :
"hukukidurumda bir değişiklik olmadığından, davalı Siyasî partiyle ilgili 22.5.1996günlü, 1996/137 sayılı iddianameyle, 27.6.1996 günlü esas hakkındaki görüşümüziçeriğinin aynen tekrar ediyoruz. Çıkarılacak veya ilave edilecek bir hususyoktur." demiştir.
B-Davalı Siyasî Parti Temsilcisinin Sözlü Savunması
EmekPartisi adına Parti Genel Başkanı A. Levent Tüzel sözlü açıklamasında:
"SayınBaşkan. değerli üyeler; ben de daha önce, partimizin kapatılma istemine karşı,Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde değinilen hususlara, ilk savunma veson savunma olarak yazılı sunduğumuz hususlarda kısaca özet bilgi vereceğim.Daha sonra da, partimizin kuruluş amacı, gerekçeleri. kuruluş süreci hakkındabilgi ve özellikle de kapatılma gerekçesi yapılan, bölücülük iddiası yapılanhususlarda partimizin görüşlerini kısaca aktaracağım.
Öncelikle,doğaldır ki Anayasa Mahkemesi yargılaması önünde usul yönünden, hukukîkonularda usul yönünden değerlendirmelerimiz var. Siyasî Partiler Yasasının,siyasî partilerin demokratik düzende uymaları gereken esaslar ve yasaklarkonusunu düzenleyen ve partimiz için de kapatılma gerekçesi yapılan 78. ve 81inci maddelerin Anayasa'ya aykırılık iddiamız var. Tabi, mahkemenizin dahaönceki siyasî parti kapatma davalarındaki uygulamasını bilerek bunu ilerisürüyoruz. Anayasanın geçici 15 inci maddesinin, bu Anayasaya aykırılıkiddiasını ileri sürmede bir engel teşkil etmeyeceğini düşünüyoruz. Çünkü,aradan geçen zaman içerisinde Anayasa metni değişikliğe uğramıştır. Ayrıca, bugeçici maddenin de uygulanma süresinin o sınırlar içerisinde olması gerektiğinimütalaa ediyoruz.
Dolayısıyla,usul yönünden, mevcut Siyasî Partiler Yasasının uygulanması gereken bumaddelerinin, siyasî Partileri düzenleyen Anayasanın 68 ve 69 uncu maddelerdekikapatma hükümlerine karşı bir aykırılık teşkil ettiğini düşünüyoruz. önceliklebu hususta mahkemenizin yeniden bir değerlendirme yapmasını diliyoruz.
Anayasayaaykırılık konusunda mahkemenizin, sadece bu konuda değil, kapatma gerekçesiyapılan konunun ifade ve düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğüyle çokyakından bağlantısı nedeniyle, aynı zamanda uluslararası anlaşmalar, belgelerve ulusalüstü hukuk normlarının da Anayasa metniyle birliktedeğerlendirilmesini ve Anayasaya uygunluğu bu açıdan da değerlendirilmesinidiliyoruz.
Birdiğer husus -yine savunmamızda belirttiğimiz- Siyasî Partiler Kanununun 9 uncumaddesi sorunu; yani, program, tüzük ya da kurucuların hukukî durumlarında bireksiklik, bir yanlışlık olması durumunda Cumhuriyet Başsavcılığının siyasîPartiyi uyarması ve gerekli düzeltmeyi istemesi, bunun yerine getirilmediğitakdirde kapatma gerekçesi yapılması. Bu prosedüre uyulmadığı düşüncesindeyiz.Çünkü, Partimizin kapatılmak istenmesi esas itibariyle programatik birnedenledir. Yani, programda yer alan "Kürt sorunu konusunda demokratik,ha1kçı çözüm" baş1ığı a1tında ifade ettiğimiz önerme nedeniyledir. Dahaönce mahkemenizde görülen siyasî partileri kapatma davalarında, Partininfaaliyetleri ya da parti yöneticilerinin çeşitli beyanatlarından; yani, genelolarak parti çalışmalarından yola çıkılarak açılmış bir dava değildir.Dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, bu koşulun yerine getirilmesidoğrultusunda Partimize uyarıda bulunması ve bu düzeltme hakkımızı kullanmamızaolanak tanıması gerekirdi. Bu yönüyle de yasaya uyulmadığı düşüncesindeyiz.
Kapatmagerekçesi yapılan. programdaki ifade ettiğimiz hususun. ülkenin bölünmezbütünlüğüne aykırılık teşkil ettiği, başkaca dillerin serbestçe gelişmesiniönermekle de bu yolla azınlıklar yaratına amacı güdüldüğü ve bu şekildeAnayasanın ilgili maddelerinin ihlal edildiği iddiası var. Bizim bugününTürkiye'sinde kurulmuş, yeni kurulmuş bir parti olarak yıllardır yaşanan,ülkemizde yaşanan Kürt sorununda bu konuya bir çözüm önermemesi düşünülemezdi.Mevcut ülke yönetimine aday olan, bu şekilde yurttaşlara, seçmen kitlesinehitap eden bir Partinin elbette politik projesinde ülkede yaşanan sorunlara,öncelikle de can alıcı sorunlara bir çözüm önermesinde bulunmasından daha doğalbir şey olamaz.
Partimizbu konuya yaklaşırken, esas itibariyle şimdiye kadar çok değişik kesimler, çokdeğişik yönetici1er ve siyasî partiler tarafından dile getirilmiş, ifadeedilmiş şeylerden fark1ı yak1aşımda bu1uımıaınıştır. Programda ifade ettiğimiz.Bugün de acısını, sıkıntısını bütün ü1ke toprak1arında yaşadığımız Kürt emekçi1erüzerinde, ayrı1ıkçı terörle mücadele adına özel yöntemlerle baskınınuygulanması ve bu mücadelenin ya da bu savaş ortamının getirdiği, özellikleülkemizde yaşayan emekçileri, değişik kesimlerden, milliyetlerden emekçileribirbirine düşman kılan tarzda bir sorun olarak gündeme gelmediği için özelliklebu düşmanlaştırmanın ve bu baskı yöntemlerinden vazgeçilmesi, buna bir sonverilmesi dile getirilmiştir. Bizim her ne kadar Kürt sorununda politikönermelerimiz, Kürt sorununda demokratik çözüm başlığı altında dile getirilsede, partimizin nihai amacı, kuruluş gerekçesi, ülke topraklarında yaşayan bütünemekçilerin eşit haklara sahip bir şekilde, özgür, demokratik bir toplumdayaşamalarını sağlamayı hedeflemesi. Ancak, ne yazık ki biraz önce debelirttiğim gibi, bu konuda Cumhurbaşkanından, Başbakanından, SHP, CHP, DYPgibi, ANAP gibi birçok partinin, birçok parti yöneticisinin de dile getirdiğibu hususta partimizin açıklamalarının bölücülük olarak nitelendirilmesini,çifte standartlı ve taraflı bir tutum olarak değerlendiriyoruz.
Bukonuda son savunmamızda da bir belge sunmuştuk; değişik partilerin bu konudakikurultay çalışmalarında ya da çıkartmış oldukları yazılı belgelerde,programımızdakine benzer birtakım önermelerin yer almasına rağmen, bu partiler,bu kurumlar için benzer kapatma gerekçeleri yapılmamıştır. Yine tekrar etmekistiyorum programımızın esas amacı ulusal ayrıcalıklara son verilmesi,baskılara son verilmesi, etnik kültürlerin, dillerin eşitliğinin sağlanması;yani, vatandaşlar arasındaki hak eşitliğinin sağlanması. öyle zannediyoruz ki,inanıyoruz ki, bu konu aynı zamanda uluslararası anlaşmalarda da, sözleşmelerdede dile getirilen korunan, tanınan haklardır.
Mahkemenizinde zaman zaman dile getirdiği, 12 Eylül rejiminin Anayasası olarak ifade edebileceğimizuygulanan bu Anayasa, 1982 Anayasası birçok yönleriyle de bugünkü demokratiktoplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Ancak, sizler Anayasa metniylebağlı olduğunuzu ve bunu uygulamak zorunda olduğunuzu, değişik kararlarınızdaya da açıklamalarınızda dile getirmektesiniz. Buna karşı, bizimsöyleyebileceğimiz şey de, yargıçların, mahkemelerin, insan haklarına dayalı,demokratik bir rejimin yaratılmasında ve üretilmesinde oluşturacağınız içtihadîkararlarla bu sürece katkıda bulunulması. Bizim, mahkemenizden. AnayasaMahkemesinden de, bu zamanda, programında yer alan maddelerle ilgili ki bu özüitibariyle düşünce açıklama serbestisinin bir ifadesidir, bu nedenle Partikapatmanın ya da kapatma isteminin dile gelmesi, kanımızca demokratik toplum vedemokrasi ilkeleri anlayışıyla bağdaşmayacağından, mahkemenizin de demokrasiesaslarına uygun bir hukuk devletinin işlerliği ve bunun üretilmesinde,partimizin yargılanmasında bu tarz bir karar üretmeniz.
Tekrarediyorum; programımızda esas itibariyle bu baskıların, bu çatışmaların, buayrımcı muamelelerin son bulması için, baştan aşağıya demokratik tarzdaörgütlenmiş bir devlet biçimi önerilmiştir. Yani, ülkemizde demokrasi veözgürlükler sorunu öncelikle devletin bu tarzda biçimlenmesine ve şekillenmesinebağlanmıştır.
Savunmamızdaönemsediğimiz ciddî bir başlık; Mahkemenizin -başlangıçta da belirttiğim gibi-sadece Anayasa metniyle bağlı kalmaması, ülkemizin, devletin imzalamış olduğuuluslararası, ulusalüstü anlaşmaların ve onun getirdiği normların, ilkelerin degözetilmesi. Bu konuda, son savunmamıza, insan hakları hukuku, değerlihocalarımızın savunmamıza ek olarak hazırlamış oldukları mütalaayı Mahkemenizesunmuştuk. Bu değerli çalışmada özellikle Avrupa İnsan Hakları komisyonu vemahkemesinin rapor ve kararlarına atıflar yapılarak yaratılan bu içtihadın dadikkate alınması ve bu yargılamada, özellikle bu yargılamada ne tür sorularayanıt aramak gerektiği hususunda ayrıntılı açıklamalarda bulunuyor. BaştaBirleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesinden yola çıkarak, Temel Hak veHürriyetleri Koruma Avrupa Sözleşmesinin kimi maddeleri de özellikle hak veözgürlüklere müdahale anlamını teşkil eden bu parti kapatmanın bir ifadeözgürlüğüne müdahale teşkil edip etmeyeceğini tartışmak gerekecektir ve biz öylezannediyoruz ki, Avrupa Mahkemesinin ve komisyonunun uygulamaları da bu yöndegenel bir geçerlilik ve istikrar kazanmıştır. Elbette seçmenlerine, yurttaşlaradönük belli program ve projelerle ortaya çıkmış, iktidara talip bir partininprogramındaki bir maddeden dolayı kapatılmak istenmesi, ifade özgürlüğünün birsınırlanması anlamına gelecektir.
Peki,sorulacak bir diğer soru, bu sınırlandırma iç hukukta öngörülmüş müdür'Elbette, hiç tartışmasız bizim iç hukukumuzda da, Anayasa metinlerinde de hakve özgürlüklerin hangi koşul ve kayıtlar altında sınırlanacağı ifade edilmiş veifade özgürlüğü olsun, toplanma, örgütlenme özgürlüğü olsun, busınırlandırmaların iç hukukumuzda yeri var; ancak, Partimiz açısından, elbettebu sınırlandırmayı gerektirecek bir faaliyetin olup olmaması işte, zannederim,Mahkemenizin titizlikle üzerinde durması gereken veya durmasını dilediğimizhusus bu. Biz, partimizin, Anayasa'nın başlangıç metninde temel ilkelerinde,değişemez olarak kabul edilen temel ilkelerinde ve yasaklar bölümündeki hak veözgürlükleri kötüye kullanıcı, tahrip edici tarzda bir faaliyetimizinolmadığını hep söyledik, bugünkü sözlü din1emede de huzurlarınızda dilegetiriyorum.
Partimizinkuruluş amacı, öncelikle, demokratik bir devlet için bir tehdit ve tehliketeşkil eden bir eylemlilik içerisinde olması söz konusu değildir. Kaldı ki,bunun böyle olduğu, iddianamede ya da daha sonra. esas hakkında Başsavcılığınsunduğu mütalâada. da bir şeklide ortaya çıkmakta; çünkü, Savın Başsavcı.savunmamıza atıf yaparak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin hak veözgürlükleri koruyucu hükümlerinin kötüye kullanılamayacağı iddiasının ilerisürmüş ve Partimizin, bu yönde bir faaliyet içerisinde olduğunu söylemiştir;ama, bunun, zannederiz ki ve hiç şüphesiz, örnekleriyle, Partimizinçalışmaları, çıkardığı belgeler ya da yöneticilerinin beyanatlarında bunlarınsomutlaşması gerekir. Ancak, bizim önümüze Başsavcılık tarafından bu denlisomut olaylar, örnekler, konuşmalar dile getirilmemiştir. Dolayısıyla, birmüdahale anlamını taşıyan, bu parti kapatma girişiminin, aynı zamanda ulusalüstü sözleşme gereğince, meşru bir amaca dayanması ki, bu meşruluğu da,meşruluğun ölçütünde de kamu düzenini ve ulusal güvenlik kriterlerini aramakgerekecektir. Partimizin açıklamalarında ya da önennelerinde, kamu düzeninibozucu, ulusal gülenliği tehlikeye düşürücü hiçbir husus olmadığıdüşüncesindeyiz. Yani, Emek Partisi, bunlardan hiçbirini tehdit etmemektedir.Yine, ulusalüstü hukul.-un ve gerek Komisyonun gerek Mahkemenin ısrarlaüzerinde durduğu böylesi bir özgürlüğe müdahale , böylesi bir sınırlamanındemokratik bir toplumda vazgeçilmez olması hususu; yani, demokratik birtoplumda gerekli midir; demokratik bir Türkiye Cunıhuriyetinde, Emek Partisininkapatılması bir gerekli1ik midir, vazgeçilemez bir husus nıudur' Mahkemenizinbunu da değerlendirmesi, Anayasa metni üzerinde kabul ettiğinıiz, tüm hukukçevrelerince ulusalüstü anlaşmalara, imza koyduğunuz ulusal üstü anlaşmalarauyacaksak ve bunu göz önünde tutacaksak, Mahkemenizin, bu hususu da gözdengeçirmesi gerekiyor.
Partimizinkapatılması, bu yönüyle, Sözleşmenin 10 uncu maddesinde belirtilen ifadeözgürlüğü, 11 inci maddesinde belirtilen örgütlenme özgürlüğü, 17 ncimaddesinde belirtilen hakların kötüye kullanılması yasağı ve 18 inci maddesindebelirtilen sınırlamaların amaç dışı kullanılması yasağı, ihlâl edilmişolacaktır ve bu anlama gelecektir.
Enson olarak, yine Mahkemenizin hakkında kapatma kararı verdiği ÖZDEP isimliPartinin, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna çok değişik gerekçelerle yapmışolduğu başvuru, Komisyonun yakın tarihli bir kararıyla, kabul edilebilirmahiyette bulunmuştur ve özellikle Sözleşmenin 11 inci maddesinde belirtilentoplanma ve örgütlenme özgürlüğünün ihlali anlamına geleceğini belirtmiş vetaraflara, bu hususta yeni belgeler ve yeni önerilerde ve bir çözümekavuşturmak üzere görüşmelerde bulunmak şeklinde bir karar oluşturmuştur. Bu,en son komisyonun tutumu dahi, Partimiz açısından da örnek olmalı, SayınMahkemenin değerlendirmesinde mutlaka dikkate alınmalı.
EmekPartisinin kuruluşu, sizin de bildiğiniz gibi, çok yakın tarihli; 25 Marttarihinde kuruldu. Neden böyle bir partiye gereksinim duyuldu; esas itibariyle,adının konulduğu gerekçe, kaynak da buradan, emekçilerin örgütlenme ve siyasetyapabilme ülkemizde, ülkemiz topraklarında yaşayan her cinsten, hermilliyetten, etnik kökeni ne olursa olsun emekçilerin, çalışanların içinde yeraldığı, mücadele edebileceği. politika yapabileceği, iktidara talipolabileceği, onun örgütlenmesini bir ifadesi olarak kuruldu. Çünkü, ülkemizde,yıllardır, özellikle bu kesim, mevcut olan partilerden çok sıkıntı çekmiş, çokrahatsızlık duymuş ve yaşanan tıkanıklıklar, bu kesimleri mevcut olanpartilerin dışında bir arayışa itmiştir. Partimizin kuruluşunu, burada aramakgerekiyor ve programında da ifade ettiği gibi, nihaî amacıda, ülkemizedemokrasi ve özgürlük rejimini hâkim kılmak, böy1esi bir demokratik devletbiçimini oluşturabi1mede bir katkı sunmak,
Sonuçolarak, Partimizin, Kürt sorununa, demokratik çözüm başlığı altında, emekçileribirbirine düşmanlaştırma faaliyetine son verilmesi, dillerin, hakların eşit veözgür bir şekilde kullanılabilmesi, hayata geçirilebilmesi ve bunun güvencesiolarak demokratik bir devlet biçiminin oluşturulabilmesi şeklinde getirdiğiönerme, esas itibariyle bölücülük kastı, amacı ya da Anayasa metnindeki ifadeedildiği tarzda ulusal bütünlüğü zedeleyici bir içerik, anlam, kasıttaşımamaktadır. Esas itibariyle, bu sorunun dile getirilişi, bugün, güncel,yaşanan bir soruna çözüm getirebilmek ve bu yönde adım atabilmek için dilegetiri1miştir.
Bizlerindileği, Partimizin özellikle, sadece programa dayanarak bir yanıyla siyasîpartileri, demokratik siyasal yaşantının vazgeçilmez bir unsuru olaraknitelendirip, Partimizin, demokratik siyasal yaşamda çaba sarf edebi1mesi,mücadele edebi1mesi için yaşaması gerekeceği ortada ve sadece, programa dayalıBaşsavcılığın bu isteminin, hele hele sosyolojik bir olgu olan azınlıkyaratmanın metinlerde ifade ederek mümkün olmayacağı gözetildiğinde, böylesibir kastı, böy1esi bir amacı taşımadığı da ortada olduğundan, Partimiz hakkındakapatma istemli açılmış olan bu davanın reddini talep ediyoruz" demiştir.
C-Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Üyelerinin konuya ilişkin sorularıyla, Partiyetkililerinin yanıtları, soruna açıklık kazandıran boyutlarıylatutanaklardadır.
VI-İNCELEME
A-Ön Sorunlar Yönünden
1-Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu
DavalıParti'nin savunmalarında, Siyasî Partiler Yasası'nın kimi maddelerininAnayasa'ya aykırı olduğu, bu Yasa'nın çıkarılışından sonra 11 kez değişikliğeuğradığı, dolayısıyla artık Anayasa'nın geçici 15. maddesinde belirtilen MillîGüvenlik Konseyi döneminde çıkartılan Yasa olma özelliğini yitirdiği; ayrıca4121 sayılı Yasa ile Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde yapılandeğişikliklerle de, kapatma nedeni sayılan hususların sınırlarınındaraltıldığı, bu nedenler1e, öncelikle Siyasî Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerinin Anayasa'ya uygunluğunun incelenmesinin gerektiği ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde, siyasî Partilerin uyacakları esaslar belirlenmiştir.Kapatma nedenlerinin Anayasa'da gösterilmiş olması, sınırlamanın yasalarlagenişletilmesini önlemek ve siyasal partilere bir anayasal güvence sağlamakamacına dayanır. Anayasa'da öngörüldüğü gibi, siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez öğeleridir. Bu nedenle partilerin özgürce kurulmaları vefaaliyette bulunmaları asıldır.
Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen Yasa kuralları, Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleriningereklerini yerine getirmek üzere konulmuştur. Ancak, bunların Anayasa'yauygunluğunu tartışmak, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin açıklığı karşısındaolanaksızdır. Bu maddenin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında, belirli birdönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıklarının iddiaedilememesi yönünden bir zaman ayrımı yapılmamış, son fıkrada yer alan "budönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmış, böylece, belirli bir dönemdeçıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savında bulunulamayacağıöngörülnıüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyle değil, geçici olarakdüzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temelmetinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir. Geçicimaddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmışhakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimine yayılmasınısağlar. Geçici maddelerle teme1 hükümlerin farkı budur. Hukuksal değerbakımından ise, geçici maddelerle diğerleri arasında bir farklılıkbulunmamaktadır. Geçici madde, yasama organı tarafından yürürlüktenkaldırılıncaya kadar uygulanması zorunlu bir kuraldır. Karar başlığının"geçici madde" olması, uygulamada geçerliliği yönünden de birfarklılık yaratmaz. Tersine görüşler yerinde olsaydı Anayasa'nın 177.maddesinde bu konuda bir açıklık olur ya da Anayasa'ya hiç konulmazdı.Anayasa'da düzenlenen bir konunun Anayasa Mahkemesi'nce, uygulanmamasıdüşünülemez. Bu nedenle, Anayasa'nın geçici 15. maddesine göre, 12 Eylül 1980'denilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlıkdivanı oluşturuluncaya (6 Aralık 1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olanyasaların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içindeçıkarılan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun sonradandeğiştirilmeyen kurallarının Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamaz.
Ayrıca,Emek Partisi'nin savunmalarında, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren S.P.Y.'ndabirçok değişiklik yapılmış olması nedeniyle, bu Yasa'nın Anayasa'nın geçici 15.maddesi kapsamı içine alınamayacağı ileri sürülmekte ise de, dâvada uygulananmaddeler, özellikle aykırılığı ileri sürülen 78. 81. madde, değişikliğe uğrayanmaddelerden olmadığı için bu sav üzerinde durulmamıştır. Bunun yanı sıra,davalı Parti'nin, Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde 4121 sayılı Yasa ileyapılmış olan değişiklikten sonra bu maddelere dayanılarak çıkarılmış olan 2820sayılı Yasa'yla iIgi1i olarak Anayasa'nın geçici 15. maddesinin korunmasınınsöz konusu olamayacağı, bu nedenle Anayasa'ya aykırılık iddialarınınincelenmesi gerektiği yolundaki savları da geçici 15. maddede herhangi birdeğişik1ik yapılmamış o1ması, ayrıca Anayasa'nın değişikliğe uğrayan 68. ve 69.maddelerinde de bu savlara o1ur veren yeni bir kural konulmamış olmasınedenleriyle geçerli bulunmamıştır.
2-Dâvanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp AçılmadığıSorunu
DavalıParti'nin savunmalarında, dâvanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesineaykırı biçimde açıldığı ileri sürülmüştür.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı ise, Siyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmı'ndakiyasaklara aykırı davranılması durumunda ihtara gerek olmadan doğrudan kapatmadâvası açılabileceği görüşündedir.
SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesi gereğince, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,siyasal partilerin, tüzük ve programları ile kurucu1arının hukuksaldurumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğunu, ayrıca, verilmesigerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikve ivedilikle incelemek durumundadır. Bu doğrultuda, Cumhuriyet Başsavcılığı,aynı maddeye dayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceğibilgi ve belgelerin gönderilmesini isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasınınyaptırımı, siyasî Partilerin kapatılmasına ilişkin kuralların uygulanmasıdır.Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetleme görevinin içeriği vesınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, kurulan partilerin tüzük veprogramları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerineaykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirindenayrılmış ve değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyleki, CumhuriyetBaşsavcılığı'nca saptanan noksanlıkların giderilmesi gerekli görülen ek bilgive belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasîpartilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasına, başka bir anlatımlayazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğini almış olmasına karşın, kurulanpartilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa'ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için davaaçılması, 104. madde dışında böyle bir ön koşula bağlanmamıştır.
Ayrıca,Siyasî Partiler Yasası'nın 10. maddesinin (b) ve (c) bent1erinde belirtilenbilgi ve belgelerle bunlarda ve parti tüzük ve programlarında yapılandeğişikliklerin, yayın ve değişiklik tarihinden itibaren onbeş gün içindeCumhuriyet Başsavcılığı'na gönderileceği hükme bağlanmıştır. Oysa, 9. maddede,partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Yasa'yauygunluğunun Cumhuriyet Başsavcılığı'nca denetlenmesi bir süreye bağlıtutulmamıştır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, Emek Partisi'nin programının Siyasî Partiler Yasası'nın DördüncüKısmı'nda yer alan, 78. maddesinin (a) bendi ile 81. maddesinin (a) ve (b)bentlerine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bu nedenle, 9.maddede Cumhuriyet Başsavcılığı'na noksanlıkların giderilmesi ile ilgili olaraktanınan yetkiyi, yasaya aykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve buhususu bir dava koşulu olarak kabul etmek, siyasî Partilerin tüzük, program vefaaliyetlerinin Yasa'nın Dördüncü Kısmındaki "Siyasî Partilerle İlgili Yasaklar"aaykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden, doğrudan 100. ve 101.maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermemek anlamınagelir. Dava, Siyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmı'nda yer alan yasaklaraaykırılık nedeniyle açılmış olduğundan, 9. maddeye göre uyarı yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
3-Bir Parti'nin Kapatılması İçin Sadece Programının Anayasa'ya Aykırı OlmasınınYeterli Olup Olmadığı Sorunu
Davalıpartinin ön savunmasında :
"Anayasa'nın68. maddesinin 4. bendinde "Siyasî partilerin tüzük ve programları ileeylemleri...." 4. bentte sayılan kural ve ilkelere aykırı olamazdeni1miştir. Bu maddede dikkat edilmesi gereken husus; Anayasakoyucunun"Program veya eylemleri" yerine "program ile eylemleri"kavramını kullanmasıdır. Buradan anlaşılması gereken bir partinin sadeceprogramına bakılarak kapatılamayacağı fakat programında, Anayasa veya kanunlaraaykırı olarak savunduğu ilkeler ve düşünceler ile eylemlerinin de Anayasa vekanunlara aykırı olması halinde ancak Anayasa Mahkemesi tarafındankapatılabileceğidir.
Anayasa'nın69. maddesinde de kapatma için partinin eylemleri koşul olarak aranmaktadır."Bir siyasî Partinin 68. maddenin 4. fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerinişlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edilmesi halindekarar verilir."
Bunedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Emek Partisi'nin sırf programınabakarak kapatma davası açmış olması Anayasa'ya açıkça aykırıdır. Bu nedenledavanın reddi gerekir"
denilmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca Emek Partisi'nin kapatı1ması davası, programınınSiyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ile 81. maddesinin (a) ve(b) bentlerine aykırı bulunması nedeniyle açılmıştır.
Anayasa'nınparti kurma, partilere girme ve Partilerden çıkma başlıklı 68. maddesinindördüncü fıkrasında, "siyasî partilerin tüzük ve programları ileeylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine,demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz..."; siyasîPartilerin uyacakları esaslar başlıklı 69. maddesinin birinci fıkrasında,"siyasî Partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarıdemokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin, uygulanması kanunladüzenlenir" denildikten sonra, beşinci fıkrasında da "Bir siyasîPartinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir" denilmiştir. Aynımaddenin altıncı fıkrasında ise, "Bir siyasî partinin 68 inci maddesinindördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına,ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği odak haline geldiğinin AnayasaMahkemesi'nce tespit edilmesi halinde karar verilir" kuralı yer almıştır.
İlgiliAnayasa maddelerinin açık anlatımından da anlaşılacağı gibi, Anayasa siyasîPartilerin kapatılmalarını tüzük ve programlarındaki kimi eksiklikler ya da Anayasa'yaaykırılık1arla parti yetkililerinin Anayasa ya da yasaya aykırı beyan veeylemlerinin birlikte gerçekleşmesi koşuluna bağlamamıştır.
Anayasa'nın69. maddesinde yasa ile düzenleneceği belirtilen, siyasî Partilerinkurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları,gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili konular,2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nda düzenlenmiştir.
BuYasa'nın dördüncü kısmında siyasî Partilerle ilgili yasaklar belirlenmiştir. Bukısımda yer a1an 78. maddede "Demokratik Devlet düzeninin korunması i1eilgili yasaklar", 81. maddede de "Azınlık yaratılmasınınönlenmesi"yle ilgili yasaklar hükme bağlanmıştır. Bu yasaklarauyulmamasının yaptırımı da Yasa'nın 101. maddesinde gösterilmiş ve bu bağlamdamaddenin (a) bendinde, "Parti tüzüğünün veya programının yahut Partininfaaliyetlerini düzenleyen ve yetkili Parti organları veya mercilerinceyürürlüğe konulmuş olan diğer Parti mevzuatının bu kanunun dördüncü kısmındayer alan hükümlerine aykırı olması" kapatma nedeni olarak kabuledilmiştir.
Yapılanbu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, siyasî partilerin tüzük ve programları ileeylemleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Anayasa'nın 69. Maddesinin beşincifıkrasında, "Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68. maddenindördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temellikapatılacağı" belirtilmiş, Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a)bendinde de bu husus kurala bağlanmıştır. Bir siyasî Partinin faaliyetleri veeylemleri nedeniyle kapatılması ise, aynı maddenin (a) bendi dışında kalanbentlerinde ve ilgili diğer maddelerinde düzenlenmiştir.
Koşullarıngerçekleşmesi durumunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca bir siyasîpartinin sâdece tüzük ve programı ya da sâdece faaliyetleri ve eylemlerinedeniyle dava açılabileceği gibi, birlikte gerçekleşmesi durumunda her ikinedenle de dava açılması olanaklıdır.
EmekPartisi'yle ilgili dâva yalnızca Parti programının Anayasa'nın ilgili maddelerii1e Siyasî Partiler Yasası'nın dördüncü kısmında yer alan 78. maddenin (a)bendi ve 81. maddenin (a) ve (b) bent1erindeki yasak1ara aykırı1ık nedeniy1eaçı1mıştır. Bu husus başlı başına bir dava açma nedenidir, dava1ı Parti'ninileri sürdüğü gibi, tüzük ve programında yer alan hususlarla, faaliyet veeylemlerinin birlikte değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Böyle biranlayış siyasî partilerin tüzük ve programlarının, Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmı'ndaki "yasaklar"a aykırı olmaması durumunda, doğrudan101. maddede be1irti1en faa1iyet1eri nedeniyle kapatma davası açılamamasıanlamına gelir. Siyasî Partiler Yasası'nın belirtilen kuralları bu tür yorumaolanak vermediğinden davalı Parti'nin bu konudaki istemi yerinde görülmemiştir.
4-Parti Programının (f) Bendindeki Değişikliğin Cumhuriyet Başsavcılığı'ncaDikkate Alınıp Alınmadığı Sorunu
DavalıParti, programlarının 25.3.1996 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na verildiğiniancak Parti kurucular kurulunun ilk toplantısında programın (f) bendinde yazımhatası olduğunun tespit edildiğini ve bu bölümün değiştirilerek 27.3.1996tarihinde İçişleri Bakanlığı'na bildirildiğini, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, budeğişiklik yapı1mamış gibi davranarak (f) bendinin yanlış yazılmış metniüzerinden dava açtığını, bu nedenle de davanın reddi gerektiğini ilerisürmüştür.
Başsavcılığıniddianamesi 22.5.1996 tarihinde düzenlenmiştir. Başsavcılık, programda yapılandeğişikliği bilmekte ve bunu iddianamesinde, "bu değerlendirmelerimizindoğruluğu parti programının dava konusu bölümünün değiştirilmesiyle dekanıtlanmaktadır. Nitekim "Türk ve Kürt halkı", "Kürthalkı" gibi isimlerdeki "halk" ibaresi çıkarılarak değiştirilmişise de yasaklanan amaçlar özelliğini korumuştur" biçiminde ifadeetmektedir.
Programınönceki ve düzeltilmiş biçimi üzerinde yapılan incelemede, "Kürt halkınıezme", "Kürt ve Türk halkını düşmanlaştırma", "Kürt halkıüzerindeki bütün yasakların kaldırılması", "Türk ve Kürt halkınıneşit ve özgür birliği" sözcüklerinin, sırasıyla, "Kürtleriezme", "Türk ve Kürt işçi ve emekçilerini birbirinedüşmanlaştırma", "Kürtler üzerindeki bütün yasaklarınkaldırılması", "Türk ve Kürtlerin eşit ve özgür birliği" hâlinegetirildiği, böylece de sadece sözcüklerdeki "halk" kelimesininçıkarıldığı anlaşılmıştır. Sözcüklerdeki "halk" kelimesi çıkartılmış,ancak (f) bendinin Türk ve Kürt ayrımı yapan içeriği aynen bırakılmıştır. Bentbütünü ile değerlendirildiğinde, yine Türk ulusu bütünlüğü için de adeta ayrıbir Kürt ulusunun bulunduğunun, Kürtlerin ezildiğinin, Türklerin ve Kürtlerinbirbirine düşmanlaştırma faaliyetinin yürütüldüğünün, Kürtler üzerindeyasaklamalar bulunduğunun, Kürtlere tam hak eşitliği ve özgürlük verilmesigerektiğinin vurgulandığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca,Programın diğer bölümlerinde yer alan kimi düzenlemeler de bu görüşü doğrulamaktadır.örneğin, 3. bölümün (b) bendinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki,"halkların temsil ettiği kültürel birikimin yok sayılması ve inkârınönlenmesi, bugünkü ulusal ilerici ve halkçı kültürün gelişmesinin tarihseltemeli ve unsuru olarak halka mâledilmesi"; "ülkede yaşayan ulusalkültürlerin ve dillerin, ortak ilerici halk kültürünün bir unsuru olaraközgürce gelişmesine destek ve tam güvence sağlanması" biçimindekidüzenlemeler programın (f) bendi ile birlikte değerlendirildiğinde, burada sözkonusu edilen "halklar" sözcüğünden etnik ayrımcılıkların,Vbu aradaKürt etnik ayrımcılığının kastedildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanannedenlerle davalı Parti'nin, Başsavcılığın, programın (f) bendinin yanlışyazılmış metni üzerinden dava açtığı, bu nedenle de davanın reddinin gerektiğibiçimindeki itirazı yerinde görülmemiştir.
B-ESAS YÖNÜNDEN
1-Genel Açıklama
Anayasa'nın67. maddesinde öngörülen genel ve eşit oy hakkı çoğulcu, katılımcı kurallar vekurumlar düzeni olan çağdaş demokrasilerde yurttaşların devlet yönetiminekatılmalarının temel koşuludur. Bu nedenle, bireysel irade1eri birleştiripyönlendirerek onlara işlerlik kazandıran özgün kuruluşlara gereksinimduyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık vegüç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlüklerigüvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkelerdoğrultusunda kamuoyu oluşturarak toplumsal yaşama daha çok aydınlık getirmekyönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
SiyasalPartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması, temel ilkedir.Siyasal partiler, belli siyasal düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşlarınözgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyununoluşumunda önemli etkinliği olan siyasal partiler, yurttaşların istem veözlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somut1aştıranhukuksal yapılardır.
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında, "Siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" ilkesine yer verildikten sonra, üçüncüfıkrasında da, "Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler" denilmektedir.
Siyasalpartilere ilişkin Anayasa kuralları, Anayasakoyucunun demokrasinin benimsenmesiyönünden bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğunu göstermektedir.
Demokrasininkurumsal simgesi sayılan siyasal Partilerin, devlet yönetimindeki etkinliklerive ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, Anayasakoyucu, onlarıöteki tüzelkişilerden farklı tutup, kurulmalarından başlayarak çalışmalarındauyacakları ilkeleri: kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarakbelirlemekle kalmamış; Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma,denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesindeçıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini uygun bulmuştur.
Anayasauyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî Partilerinkuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında,belirli bir sistem içerisinde ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilensistemde, yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları için AnayasaMahkemesi'nde dava açılacağı öngörülmüştür.
SiyasalPartilerin, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devletörgütü, öbür kurumlar ve toplumun tüm kesimleriyle yoğun ilişki içindebulunmaları, kamu hizmetleriyle ilgileri onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal Partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belir1enıe aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da gereğidir.
Varlığıve etkisi, işlevleriyle kanıtlanan devlet, belirli topraklar üzerinde yerleşmişinsan topluluklarının oluşturduğu bağımsız, egemen ve üstün güçlü bir örgütolarak da tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik,yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme, bir devlet için vazgeçilmezöğelerdir. Her canlının kendini koruma içgüdüsü bulunduğu gibi, devletin dekendi varlığını koruma hakkı, uluslararası hukuk düzeninde tartışmasız kabuledilmiştir.
Devletlerhukukunda, devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına veyapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıp uygulamak yetkisi biçimindetanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak ve özgürlüklerinden başlayarakdemokratik toplum düzenini bozucu, devletin öğelerini yıkıcı her tür eylemikarşılayacak çabaları kapsar. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini vedemokrasiyi yok edici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemeleringerçekleştirilmesi hukuk devleti için en doğal davranıştır.
2-Değerlendirme
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca, dâvalı Parti'nin, programının kimi bölümlerinin,Anayasa'nın Başlangıç bölümü ile 2., 3., 14. ve 69. maddelerine; 2820 sayılıSiyasî Partiler Yasası'nın ise 78. maddesinin (a) bendi ile 81. maddesinin (a)ve (b) bentlerine aykırılığı ileri sürülerek, aynı Yasa'nın 101. maddesinin (a)bendi uyarınca kapatılması istenilmektedir.
DavalıParti'nin programının kapatma nedeni olarak gösterilen D-1 bölümünün (f) bendişöyledir :
"Kürtsorununa demokratik halkçı çözüm; Emperyalizm, Sermaye ve Türk ve Kürtgericiliğinin. Kürtleri ezme, Türk ve Kürt işçi ve emekçilerini birbirinedüşmanlaştırma faaliyetine son; kürtler üzerindeki bütün yasaklarınkaldırılması, ordunun ve öteki silahlı güçlerin bölgeden geri çekilmesi, etnikkültürlere, milliyetlere ve dillere tam özgürlük ve tam hak eşitliği, özgürlük,hak eşitliği, Türk ve Kürtlerin eşit ve özgür birliğini güvenceye alan baştanaşağı demokratikleşmiş bir dev1et biçimi."
Programdayer alan bu belirlemelerin, Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası'nda kuralabağlanan, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün"bozulması amacına yönelik olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bunupekiştiren ortak dil, kültür, eğitim ve Türk Milliyetçiliği kavramları hukuksalve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçeklere dayanmaktadır.
"Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği" ilkesi, Anayasa'nın birçok maddesindeözellikle vurgulanmış, Türk Milleti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasında gösterilmiştir(Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak ve özgürlüklerinkısıtlanabileceği kabul edilmiş (Madde l3 ve 14); aynı amaçla basın ve dernekkurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28, 30, 33); gençlerinbu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı önlemler alınmasıdevlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58); bilimsel araştırma ve yayındabulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıyla ulusun ve ülkeninbütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağı belirtilmiş (Madde 130);kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bu nedenle Devletçe denetimiuygun bulunmuş (Madde 135); birlik ve bütünlüğe karşı iş1enecek suçlar içinözel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde 143); aynı konu, TBMM üyeleri veCumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerinden birini oluşturmuş (Madde 81 ve103) ve siyasî partilerin uyacakları esasların başlıcaları arasında yine"ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır (Madde68 ve 69).
Uluslar,nice tarihsel, kültürel, siyasal olaylar, durumlar ve gelişmeler sonucundavarlıklarını kazanırlar. Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşamaduygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesi tarihsel bir gerçektir. Tek vücutdurumunda ve tam ulus yapısı içinde birleşip bütünleşerek Kurtuluş Savaşı'nıyapmış olan halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti; Devleti deTürkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana, çağlar boyu,Anadolu için "Türkiye" ve burada yaşayanlar için de"Türkler" adını kullanmıştır. Kuşkusuz bu durum, ulus bütünlüğüiçinde yer alan farklı etnik grupların bulunmadığı anlamına gelmez. Ancak,hepsi arasında her yönden tam bir eşitlik vardır ve hepsi ulusun vazgeçilmezöğeleridir.
Anayasave Siyasî Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletinbölünmezliğinin temel koşuludur. Ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelikfaaliyetler sonunda, devletin bölünmezliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur.Ülke bütünlüğünün bozulmasının hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü; ulusbütünlüğünü bozmanın hedef alınmasının da, ülke bütünlüğünü bozacağıkuşkusuzdur. Anayasa ve yasa, bu değerleri birlikte, ödünsüz ve mutlak olarakkorumayı amaçlamıştır. Hiçbir organ bu konuda hoşgörülü davranmak ve ödünvermek yetkisini kendinde göremez.
"Millet"(ulus) kavramı, insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemişbirlikteliği somutlaştıran toplumsal yapıyı anlatır. "Millet"sözcüğüyle anlatılan yapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireylertopluluğunu gösterir. "Milliyetçilik" ise, büyük bir toplumsal gerçekve "mi1let düşüncesi"nin üzerine kurulu bir anlayıştır.Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelenilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde 1924, 1961, 1982 Anayasalarında"millet" ve "milliyetçilik" kavramlarına yer verilmiştir.1982 Anayasası'nın Başlangıç'ında "Atatürk'ün belirlediği milliyetçilikanlayışı", 2. maddesinde "Atatürk milliyetçiliği", 42.maddesinde "Atatürk ilkeleri" ve 134. maddesinde "Atatürkçüdüşünce" sözcükleri kullanılarak çağdaş milliyetçilik anlayışı yer almaktadır.Bu anlayış ayrımcı ve ırkçı değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk milletinioluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, Devlet yönünden tartışmasızeşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini, başka uluslarakarşıtlığı değil, dostluk ilişkilerini, içte ve dışta barışla iyi geleneklerikoruyup güç1endirme çabalarını, herkesi barındıran topraklara birlikte sahipçıkına bilincini içeren çağdaş bir olgudur. Kökeni ne olursa olsun, ulus içindeherkes ayrımsız biçimde yer almakta, ulusun birliği olgusu böylece somutlaşmaktadır.Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irkgibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir.Ulus, ortak bir tarih bilinci yaratamamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarındanoluşan sosyolojik bir yapı olan kavim de değildir. Misak-i Millî sınırlarıiçinde Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu, Avrupa ve Asya kıtalarıarasında köprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda,Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra çeşitli etnik kökenlerden gelen insanlar aynıgeçmişe, tarihe, ahlâka, değer yargılarına, dine, hukuka ve eşit haklara sahipolarak birbirlerinin kültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklarından kalandeğerleri de özümseyerek birlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan veulus oluşturmuşlardır. Yapısı bu biçimde olan Türk Ulusu içinde etnik kökene yada başka nedenlere dayalı ayrımcılığı gütmek, gerçekle bağdaşmamaktadır.
Bunedenle, Atatürk, yeni Türk devletinin kuruluş günlerinde açıkça "TürkiyeCumhuriyetini kuran Türkiye halkına, Türk Ulusu denir" demiş veanayasalarımızda Ulusun birliği ve ülkenin bütünlüğü esas alınmıştır. Buanlayıştan uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı "Türk ve Kürt"biçiminde ayırarak, toplumlar arasında ayrıcalık, karşıtlık ve karışıklıklaryaratarak ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek olanaksızdır.
Anayasa'nın66. maddesinde, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesTürk'tür" ilkesine yer verilmiştir. Bu ilkeyle evrensel bağlamda vatanı veulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti'nde vatandaşlar arasında eşitliksağlanması, ulusu kuran herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmamasıöngörülmüş, birleştirici ve bütünleştirici bir temel oluşturulmuştur. Maddedeki"Türk" sözcüğü ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Bir kimsenin"Türküm" deyişi, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, TürkUlusu'nun bir bireyiyim" anlamını taşır. Vatandaşlık ve ulusal kimliğingetirdiği haklar yanında sorumluluklar da vardır. Bu bağlamda, etnik kökenler,yurttaşlık bağı ve ulusal kimliği zedeleyecek nitelikte olamayacağı gibi ayrıulus olma savlarına, dayanak da yapılamaz.
TürkMilleti içinde yer alan her kökenden vatandaşa, davalı Parti'nin savunmalarındabelirtilenlerin aksine, hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm temel haklar sosyal,ekonomik ve siyasî haklar eşit olarak tanınmıştır. Nitekim, Cumhuriyet dönemiAnayasalarında, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misak-ıMillî'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanlarıngerçek ve hukuksal konumları yönünden ayrılık kabul etmez bir bütün olduklarıkesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde ayrıcalıklı bir Kürt halkındanhiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme vebelgelerinde de, Misak-ı Millî'nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklarsayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü ilkesinden uzaklaşarak, Parti programında belirtildiği biçimdeTürk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez. Türkiye Cumhuriyeti'nde, tek birdevlet ve tek bir ulus vardır. Birden çok ulus yoktur. İçinde değişik kökenlibireyler olsa da hepsi Türk Ulusu bütünlüğü içindedir. Tarihsel bir gerçek olan"Türk Ulusu" olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türkvatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar geçersizdir.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, varsayım ve gerçeklebağdaşmayan yorumlara dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıylayoğunlaştırılan amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet tekdir, ülke tümdür, ulusbirdir. Ulusal birlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya dabireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsızbirliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalarda yurttaşlar arasındaayrımı öngören hiçbir kural bulunmamaktadır. Ulusal ve tekil devlet etnikayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve hukukdevleti çerçevesinde giderilebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık veyanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçeklersaptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devletamaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksızilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'dır. Çağımızda dafarklı etnik grupların zorunlu hukuksal öğelerin varlığında, birlikte uluslaşmasıve devletleşmesi uluslararası düzeyde gerçekliliğini korumaktadır. TürkiyeCumhuriyeti devleti için farklı düşünmenin, haklı bir nedeni yoktur.Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştiriciçağdaş üst bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına, din,kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarınınsadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlaraeşit olarak uygulanması esastır.
Herdevlette farklılık gösteren, tarihsel süreçle ulaşılan, devlet, ülke, uluskavramlarının yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksızdır. Ulusal veuluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğuvardır.
Kaldıki,çağımızda tek uluslu diğer demokratik devletler de, ulus bütünlüklerini korumakiçin yasal önlemler almıştır. Türkiye'deki ulusal yapılaşmaya göre daha yeniolan Anıerika'da; Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, Slav soyundan ve diğeretnik kökenlerden gelen Amerikan vatandaşlarının ırka dayalı olarak ayrı ayrıuluslaşması ve bun1ara ayrı devlet1er kurma hakkının tanınması olanağıbulunmadığı gibi, aynı biçimde demokratik tek uluslu devletlerde de bu yolunaçılması olanağı yoktur. Çünkü, bu devletlerde de Devlet ve ulusun parçalanmasıdemokratik hak olarak görülmemektedir.
Dilkonusuna gelince, asırlardır birlikte yaşayan, vatanın her yerinde iç içekaynaşmış çeşitli soy ve kökenden gelen bireyler arasında en yaygın dil olanTürkçe, sadece resmî işlerde değil, ailede, günlük yaşamda ve eğitimde,kısacası, toplumsa1 ilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dil olmuştur.Ayrıca kapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerlerinde, basın ve sanatalanında yerel dillerin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçekdışıdır. Ulus bütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarındakullandıkları yerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitimaracı olarak tanınması olanaklı değildir.
Türkiye'deyasaklanan bir dil olmadığı gibi, özel yaşamda da çeşitli dillerkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği uluslararası antlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ile öğretiminzorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanın taşıdığı önemebağlanmalıdır.
Dilkonusuyla ilgili bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri ... dil... ayrımı yaratmak ... amacıyla kullanılamazlar" ilkesidir.
Devletinbölünmez bütünlüğü ile dil konusundaki kurallar yaptırımsız değildir. Herşeydenönce, Anayasa'nın 4. maddesine göre, bu konularda genel ilkeyi koyanAnayasa'nın 3. maddesi "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklifedilemez". öte yandan, Anayasa'nın 69. maddesinde de, bu sınırlamalarauymayan ve ana hatları ile Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne aykırı davranan siyasî partilerin temelli kapatılmasıöngörülmektedir.
SiyasîPartiler Yasası'nın ilgili kuralları bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Anayasa'nın 4. maddesi doğrultusunda, Yasa'nın 78. nıaddesinin(a) bendinde, siyasî partilerin, diğer yasaklar yanında devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin Anayasa'nın 3. maddesinideğiştîrmek amacını da güdemeyecekleri belirtilmiştir.
Irkve dil farklılıklarına göre azınlık yaratmak ülke ve ulus bütünlüğü kavramıylabağdaşmaz. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli vatandâşların dakimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış, ancak azınlık ve ayrı ulusolmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülemeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yeraldıkları ortaya konmuştur. Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarına uygunbir nitelik Kürt kökenli yurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbüryurttaşlardan ayıran herhangi bir yasal kural da yoktur. Türkiye'nin heryerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlar da aynı kurala bağlıdır.Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağını andlaşmalar oluşturmakta, ancakKürt kökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmamakta,bireysel hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Onlardanesirgenen veya dar tutulan bir hak yoktur. İşçi, işveren, doktor, avukat,memur, subay, yargıç, milletvekili, Bakan, Cumhurbaşkanı gibi her görevegelebilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleri dışında, dil birliği,din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniyle kan bağlılığıoluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar. Sınırsız haklarısınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmeninanlamsız1ığı açıktır. Davalı partinin programında genelde üstü kapalıifadelerle ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklara değinilmektedir.Bu durum, sorunun demokratik ve siyasal haklarla ilgili olmadığınıgöstermektedir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü ilkesinden uzaklaşıp uluslar ayrımına gidilemez. TürkiyeCumhuriyeti Devletinde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır, birden çok ulusyoktur. İçinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk Ulusu bütünlüğüiçindedir. Tarihsel bir gerçek olan "Türk Ulusu" olgusu yerine,ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren sav1arageçerIi1ik tanınamaz. Anayasa, bölgeler içinde özerklik ve özyönetim adıaltında ayrılık getiren yöntemlere-biçimlere kapalıdır.
LozanBarış Andlaşmasıyla Müslüman olmayanlar "azınlık" olarak kabuledilmiş, ancak onlara da Müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasîhaklardan yararlanma olanağı sağlanmış, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızınherkesin eşit olduğu hususu belirlenmiştir.
Bunedenle, 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendinde azınlık konusundakiduyarlılığın siyasî partilerce de paylaşılması; (b) bendinde ise, siyasîpartilerin, Türk Ulusunca oluşturulan ortak dil ve kültürü dışlar biçimde başkadil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri öngörülmüştür.
TürkiyeCumhuriyeti Devletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi birnedenle siyasal ve hukuksal ayrılık söz konusu değildir.
Anayasa'yagöre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. TürkiyeCumhuriyeti Devleti içinde birden fazla ulus olamaz. Yapısı yukarda belirlenenTürk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olabilir, ancak bunların hepsi tameşit durumda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk vatandaşlığı niteliğinideğiştiren savlar, Anayasa'ya uygun değildir.
a-Sivasî Partiler Yasası Yönünden
Bugenel açıklamalardan sonra Siyasî Partiler Yasası'na aykırılık savları, yasa maddeleriitibariyle ve önceki bölümlerde açıklanan gerekçeler ışığında ayrı ayrıirdelenecektir.
aa-Siyasî Partiler Yasası'nın 78. Maddesi Yönünden
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, davalı Parti programında Türkiye'de Türklerden başkaetnik gruplar arasında yer alan, kendi dili ve kültürüne sahip, ezme vedüşmanlaştırma faaliyetine tâbi tutulan ve üzerinde yasaklar bulunan bir Kürthalkı bulunduğunun ileri sürülmesinin, sınırlarımız içinde yaşayan Kürt kökenliyurttaşların Türk ulusu bütünlüğünden ayrı bir ulus oluşturduklarının ifadeedilmesi anlamına geldiğini, böylece Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin(a) bendine aykırı olarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Türk Devleti'ninülkesi ve ulusuyla bölünmezliğine ve diline ilişkin hükümlerinin değiştirilmesiamacının güdüldüğünü ileri sürmüştür.
DâvalıParti ise, tüzük ve programlarında kamu düzenini bozucu, ulusal güvenliğitehlikeye düşürücü hiçbir hususun bulunmadığını belirtmiştir.
Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 3., 6. ve l4. maddelerini de somutlaştıran Siyasî PartilerYasası'nın 78. maddesinin (a) bendinde, siyasî Partilerin, Türk Devleti'ninülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne dair hükümlerini, egemenliğinkayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasa'nın koyduğuesaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını, TürkMilletine âit olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veyasınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'danalmayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı hükmünü değiştirmek; TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek; dil, ırk, renk, din ve nıezhep ayrımı yaratmak veyasair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmakamacını güdemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
DavalıParti'nin incelenen programında, emperyalizm, sermaye ve Türk ve Kürtgericiliği tarafından, Kürt halkını ezme, Türk ve Kürt halkını düşmanlaştırmafaaliyetinin yürütüldüğü, Kürt halkı üzerinde yasaklamaların bulunduğunun ilerisürüldüğü, etnik milliyetlere tam özgürlük ve tam hak eşitliği verilmesi, Türkve Kürtlerin eşit ve özgür birliğini güvenceye alan bir devlet biçimiistendiği, böylece de Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde Türk Ulusu bütünlüğündenayrı, ırk esasına dayanan bir Kürt ulusunun varlığından söz edildiğianlaşılmaktadır.
TürkiyeCumhuriyeti, tek devlet, tek ulus niteliğiyle ve Misak-ı Millî sınırlarıylatümlüğü sağlanan topraklarda kurulmuş, demokratik bir Devlettir. Türkiye'deKürt kökenli yurttaşların öbürlerinden hiçbir ayrılığı bulunmamaktadır.Yurttaşlar arasında bir ayrım varmış ya da yapılıyormuş gibi gerçek dışı birsavla ortaya çıkmak, ayrımcılığı amaçlayan bir kışkırtıcılık, demokrasiylebağdaşması olanaksız bir girişim, hattâ ırkçılıktır. Parti programındaki,ü1kede Türk ve Kürt ayrımı yapıldığı izlenimini verecek anlatım biçimi,"Türk ve Kürt gericiliği... Kürtleri ezme, Türk ve Kürt işçi veemekçilerini birbirine düşmanlaştırma faaliyetine son... Kürtler üzerindeki bütünyasakların kaldırılması... ...etnik ...nıilliyetlere ve dillere tam özgürlük vetam hak eşitliği ... Türk ve Kürtlerin eşit ve özgür birliğini güvenceyealma.." istem ve önerileriy1e sürmektedir. Oysa, ne Kürtleri ezme veTürklerle düşmanlaştırma, ne de Kürtler üzerinde bir yasaklama faaliyetivardır. Ülkenin her yeri her yurttaşındır. Türk Ulusu'nun tüm bireyleri hergörevde, yasama, yargı ve yönetim organlarında görev alabilmekte ve özelyaşamlarında ana dillerini konuşabilmektedirler. Hiçbir yasaklama yoktur. Tümbireyleri, her yönden eşit olan ulus yapısını, "etnik milliyetlereözgürlük ve hak eşitliği" istemleriyle gündeme getirmek, bir ulus içindebaşka uluslar olduğunu söyleyip onun ayrılmasını istemekten başka şey değildir.Türkiye'de yalnız Kürtler yoktur, başka etnik kökenliler de vardır. Hepsi deeşit ve güvence içindedirler. Anayasal, yasal düzenlemelerde ve uygulamaalanında tek ayrılık ve farklılık gösterilemez. Gerçek durum bu iken, tersinesavlar terör örgütlerine bahane ve sermaye olmakta ve konunun bilincindeolmayanlar eylemlere kalkışmaktadırlar.
Programınilgili bölümlerinde şöyle denilmektedir :
"Emperyalizm,militarizm, gericilik, demokrasi düşmanlığı ve ilhak eğilimininyoğunlaşmasıdır."
"Emperyalizm,kapitalizmin son ve ölümcül aşaması. dünya proleter devrimininarifesidir."
"Emperyalistsavaşlara kesin olarak son verecek olansa, dünya devriminin zaferidir."
"Devrim-karşıdevrimi getirerek ilerler."
"Kapitalistemperyalist sistem, çelişmelerin keskinleşmekte olduğu yeni bir köklü alt-üstoluşlar, savaşlar ve devrimler dönemine hızla yol alıyor ... Bu kesindir vesorun işçi sınıfı ezilen halkların bu yeni döneme hazırlanmasıdır."
"EmekPartisi, Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerin buna uygun hazırlanmasını , temelgörevi bilir."
1985-95yılları arasındaki halk hareketi; işçi sınıfı, kent emekçi tabakaları, Kürthalk hareketi ve zaman zaman katılan gençlik hareketinin toplamından oluşan birhareketti."
"Türkiyeişçi sınıfı, uluslararası burjuvazi ve dünya kapitalizmi karşısında yer alanuluslararası işçi sınıfının bir parçası ve emperyalist boyunduruk altındaezilen ulus ve halklar, onun başlıca müttefikidir."
"Türkiyeişçi sınıfının örgütü ve emeğin sesi olan Emek Partisi, işçi sınıfınınkurtuluşu mücadelesini, tek bir uluslararası işçi eylemi; halkların kurtuluşumücadelesini, emperyalizme karşı yönetilmiş tek bir anti empeyalist eylem veTürk işçi sınıfının mücadelesini, bu birleşik eylemin bir parçası olarakgörür."
"Fabrikalarda,işyerlerinde, yerleşim alanlarında ve toplumsal örgütlerde, temsilcilerinianında görevden alma ilkesi üzerinde örgütlenmiş iktidar organlarına dayanan vebaşka bir iktidar odağına olanak tanımayan demokratik bir halkdevletidir."
Programınınbütünü incelendiğinde, (f) bendinde yer alan "emperyalizm","Kürtleri ezme", "Türk ve Kürt işçi ve emekçileri","demokratikleşmiş devlet biçimi" gibi sözcüklerin ne anlama geldiğidaha açıklıkla anlaşılmaktadır.
Partilerinamacı, gerçekleri saptırarak Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünübozmak değil, aksine bunu daha da pekiştirmek olmalıdır. Çünkü demokrasilerdeırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irkayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin var1ığını sürdürmesi yasalarkarşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuyla birlikte bütünlüğünükoruması en doğal hakkı olup, kamu düzenini ve insan haklarını koruma yönündende savsaklanmayacak görevidir.
Demokratiktoplumlarda birey için öngörü1en temel hak ve özgür1üklerin etnik gruplar içinulusal hakka dönüştürülmesi, bu şekilde devlet, ülke ve ulusu parçalama hak veözgürlüğünden söz edilmesi olanaklı değildir.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez öğesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen,demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsal barışıyıkacak program düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılıkbulunmayan ulusun içinde azınlık oluşturarak ülkeyi bölmek, bu amaçla etnikköken ayrımını kışkırtarak ulusun bireylerini, bölge halklarını birbirinedüşman etmek, bir öneri ve çözüm değil, devleti yıkmaya yönelik bir planınuygulanması ve çözümsüzlüktür. Ulus bütünlüğü içinde kimi etnik gruplarıazınlık saymak ulusal bütünlüğü bozar. Emek Partisi, Kürt kökenli yurttaşlarıasılsız ve dayanaksız savlarla bölmeye yöneltmiştir. Demokrasi, demokratik hakve özgürlüklerden yararlanarak yıkılamaz. Hakkı ve özgürlüğü kötüye kullanmayaengel olmak devletin görevidir. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardır vebunların başında devletin varlığıyla ülkenin ve ulusun birliğini bozmak gelir.
Bunedenlerle, davalı Parti'nin programında "Türkler ve Kürtler"biçiminde bir ayrımın yapılması ve Ulus bütünlüğü içinde tam hak eşitliğine veözgürlüğe kavuşması gereken, etnik kimliği olan ve baskı altında bulunan birKürt ulusunun bulunduğunun ileri sürülmesi, Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendinde belirtilen "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğü" ilkesine açıkça aykırıdır.
bb-Siyasî Partiler Yasası'nın 81. Maddesi Yönünden
Başsavcılık,davalı Parti'nin programının (f) bendinde yer alan "...Kürtler üzerindekibütün yasakların kaldırılması, ...etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tamözgürlük ve tam hak eşitliği...." sözleriyle, Siyasî Partiler Yasası'nın8l. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı davranıldığını iddia etmiştir.
DavalıParti ise savunmalarında, azın1ık yaratmak niyetinde olmadıklarını,partilerinin hiçbir ayrım gözetmeden vatandaşların haklarının eşitliğinisavunduklarını, "etnik kültürlere, milliyetlere ve dillere tam özgürlük vetam hak eşitliği" dedikleri için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ncahaklarında dava açıldığını ancak, iddiaların yerinde olmadığını ve davanınreddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
SiyasîPartiler Yasası'nın "Azınlık yaratılmasının önlenmesi" başlıklı 81.maddesinin (a) bendinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde, nıillî veya dinîkültür veya mezhep veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunun ilerisürülemeyeceği; (b) bendinde de, Türk dilinden veya kültüründen başka dil vekültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacının güdülemeyeceği ve bu yolda faaliyettebulunulamayacağı hükme bağlanmıştır.
Ülkedekietnik grupların dil ve kültürleri yasaklanmamıştır. Çeşitli kökenlerden gelenyurttaşlar kendi dil ve kültürlerine sahip bulunmakta, onları geliştirmektedir.Tarihi, dinî, gelenek ve görenekleri aynı olan, kültürleri güçlü biçimde ulusalkültürde yerini alan bir topluluğun bireyleri arasında ayrılığı gerektirecekdüzeyde kültür ayrılığı olduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıpdışlamak gerçeklerle bağdaşmaz.
Partiprogramının (f) bendindeki düzenlemeler ve "kültür, sanat, spor ve çevresağlığı alanında" başlık1ı 3. bölümünün (b) bendinin üçüncü fıkrasında yeralan "ülkede yaşayan ulusal kültürlerin ve dillerin, ortak ilerici halkkültürünün bir unsuru olarak özgürce gelişmesine destek ve tam güvencesağlanması" biçimindeki değerlendirmeler farklı ulus ve ulusal azınlıklarınvarlıklarının kabul edildiklerini göstermektedir. Bunlar birlikte elealındığında, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veyamezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğununsöylendiği, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Asırlardırbirlikte yaşamış bir topluluğu, ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlıtutmak ve hepsini kapsayan ortak ulusal kültürü, dili ve kimliği yadsıyarak"Kürtler üzerindeki bütün yasakların kaldırılması, ... etnik kültürlere,milliyetlere ve dillere tam özgürlük ve tam hak eşitliği, Türk ve Kürtlerineşit ve özgür birliği ..." değerlendirmelerini yapmak Siyasî PartilerYasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine a5rkırılık oluşturur.
b-Uluslararası Sözleşmeler Yönünden
DavalıParti savunmalarında, Türkiye'nin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmaküzere kimi uluslararası sözleşmeleri kabul ettiğini, iç hukuk normu ileulusalüstü norm arasında bir çatışma söz konusu olduğunda, ulusal mahkemelerinulusalüstü normu doğrudan uygulaması gerektiğini, zira ulusalüstü insan haklarınormlarının, iç hukuka üstün ve bağlayıcı normlar olduğunu ileri sürmüştür.
CumhuriyetBaşsavcılığı ise bu görüşün yerinde olmadığını, uluslararası belgelerle,andlaşma ve sözleşmelerin ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu görüşlere yervermediğini belirtmiştir.
AnayasaMahkemesi, siyasî parti kapatma davalarında usulüne uygun biçimde yürürlüğekonulmuş uluslararası andlaşma kurallarını da gözetmektedir. Bu bağlamda kimikararlarda, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamada bulunulmuştur.İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak veözgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvence altına alınmıştır.Öncelikle hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsız olmadığınıvurgulayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 29. ve 30. maddeleri, içerikolarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalargetirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağını oluşturur.
DâvalıParti'nin savunmasında yer verdiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hak veözgürlüklerin sınırlanması ile ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zarurî tedbirler mahiyetindeolarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçunönlenmesinin, sağlığın ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerininkorunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silâhlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir."
Sözleşme'ninüzerinde durulması gereken 17. maddesi de şöyledir:
"Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbusözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf edenbir faa1iyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir haksağladığı şeklinde tefsir olunamaz."
DavalıParti'nin programı ile bunu destekleyen yazılı ve sözlü savunmalarında TürkiyeCumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan bir KürtUlusu'nun varlığı ileri sürülmektedir. Millî yapıya aykırı"milliyetler" savı, "etnik" sözcüğünün getirdiğiayrımcılık, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin ikincifıkrasında geçen ulusal güvenlik ve düzenin korunması ilkesine aykırılıkoluşturur.
TürkiyeCumhuriyeti'nin de taraf olduğu "Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı" daırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü vedemokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlerekarşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabuletmiştir.
Demokrasi,hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, çoğulcu, katılımcı bir kurallar vekurumlar düzenidir. Nitekim Birleşmiş Milletler'e üye devletlerin katılmalarıyla14-25 Haziran 1993 günlerinde, VİYANA'da gerçekleştirilen Dünya İslam HalklarıKonferansı sonunda yayımlanan Deklerasyon'da da, kendi geleceğini belirlemehakkının, "Eşit Haklar" ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımıgözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükümete sahipegemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasî birliğini, kısmîveya bütüncül biçimde parçalayarak herhangi bir eylemin desteklenmesi ve bueyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı değerlendirmesi yeralmıştır.
Görüldüğügibi, uluslararası kurallar, devlet, ülke ve ulus bütünlüğünün bozulmasınaolanak tanımamaktadır.
Demokrasilerdeırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irkayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi yasalarkarşısında olanaksızdır. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın davalı Parti'ninprogramında kapatma nedeni olarak gördüğü hususlar, Anayasa'nın ve 2820 sayılıSiyasî Partiler Yasası'nın önceki bölümlerde açıklanan kuralları karşısındaTürkiye Cumhuriyeti için tehlike oluşturmaktadır. Böyle bir tehlike içindebulunan devletin de, ülkesi ve ulusuyla bütünlüğünü koruması, en doğalhakkıdır.
Bunedenlerle, davalı Parti'nin uluslararası andlaşma, sözleşme ve belgelereyönelik savları yerinde görülmemiştir.
Sonuçolarak, Emek Partisi'nin, Programındaki anlatımlar ve bunu doğrulayan savunmave sözlü açıklamalarıyla, Türkiye'de hukuksal ve siyasal yönden ırka dayalı birTürk ulusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk ve azınlık kavramlarıolmamasına karşın, farklı etnik ve soy kökenlerinden gelen bütün vatandaşlarıneşit haklarla yer aldığı Türk Ulusu'nu ırk esasına dayalı olarak "Türk veKürt" biçiminde ikiye böldüğü, böylece Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü bozucu bir konuma düştüğü; dil ve kültür konularını da,Türk Ulusu'nun ortak kültür ve dilini dışlar biçimde ayrı ulus ve devletyaratma yolunda kullandığı; bunların yalnızca düşünce değil, yasaklanansakıncalı eylemleri kışkırtma, katkı, destek niteliğinde olduğu; bu nedenlerlede anılan Parti'nin Anayasa'nın 2., 3., 14. ve 68. maddelerine ve SiyasîPartiler Yasası'nın yer alan 78. maddesinin (a) bendi ile 81. maddesinin (a) ve(b) bentlerine aykırı davrandığı saptandığından, aynı Yasa'nın 101. maddesinin(a) ve (b) bentleri gereğince kapatılması gerekir.
VII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.5.1996 günlü, 5P.83.Hz.1996/137 sayılıİddianamesiyle, Emek Partisi Programının, Anayasa'nın Başlangıç'ına, 2., 3.,14., 69. maddelerine ve Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ile81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığı savıyla davalı Parti'nin 2820sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılması istenilmekle,gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Programı, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ile81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı olduğundan aynı Yasa'nın 101.maddesinin (a) bendi gereğince EMEK PARTİSİ'NİN KAPATILMASINA,
2-Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi gereğince Hazine'yegeçmesine,
3-Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa'nın 107.maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nagönderilmesine, 14.2.1997 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
SelçukTÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU