ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
EsasSayısı:1999/1 (Siyasî Parti Kapatma)
KararSayısı:2003/1
KararGünü:13.3.2003
ResmiGazete tarih/sayı:19.07.2003/25173
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
DAVALI:Halkın Demokrasi Partisi
DAVANINKONUSU: Halkın Demokrasi Partisi'nin,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağıhaline geldiği ileri sürülerek Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı"Siyasi Partiler Kanunu"nun 78., 79., 80., 81. ve 82. maddeleriuyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I-DAVA
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın 29.1.1999 günlü, SP.60.Hz. 1999/37 sayılı iddianamesişöyledir:
"AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesinde açılan bazı davalara ilişkin iddianameleriniçerikleri ve bu iddianamelerin düzenlenmesine esas olan somut delillerden,Halkın Demokrasi Partisi (HADEP)'in, Anayasa'mızın ve 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanununun, parti kapatılmasına neden oluşturacak pek çok hükmünü ihlalettiği açıklıkla anlaşılmaktadır.
Şöyleki:
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16.3.1998 gün ve 53 sayılıiddianamesinde: (Anayasanın l. maddesinde "Türkiye Devleti birCumhuriyettir' hükmüyle devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu vurgulanmıştır.Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerinin sayıldığı 2. maddesinde "Toplumunhuzuru milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılıAtatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanandemokratik laik ve sosyal bir hukuk devleti" olduğu belirtilmiştir.
Anayasanınbaşlangıç hükmünde "Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur veiftiharlarında milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak veödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisindeortak olduğu, her Türk vatandaşının Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdeeşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet vehukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürme ve maddi ve manevi varlığınıgeliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu, hiçbir düşünce ve mülahazanın,Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliğiesasının,Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği ilke veinkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği..."kuralı kabul edilmiştir.
Anayasanın3. maddesinde yer alan "Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez birbütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı şekli kanunda belirtilen beyaz ayyıldızlıalbayraktır. Milli marşı İstiklal Marşıdır, başkenti Ankara'dır." hükmüyleCumhuriyetin niteliklerinin sayıldığı 2. maddesiyle 1. maddesinin"değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" Anayasa hükümlerioldukları, Anayasanın 4. maddesi hükmüdür.
Devletinbirliği ülkenin ve milletin bölünmez bir bütün olduğu ilkesi, Anayasanın entemel hükümlerindendir. Anayasaya ülkenin ve milletin birliğini bölünmezliğinisağlamaya yönelik daha birçok hüküm konmuştur. Anayasanın 5. maddesi ''Devletintemel amaç ve görevleri Türk milletinin bağımsızlığı ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini... korumak..." 13. maddesinde Anayasa'da yer alan"...temel hak ve hürriyetler devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünün... korunması amacı ile... kanunla sınırlanabilir." 14.maddesinde Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak... veya din, ırk, dil ve mezhep ayrımıyaratmak amacıyla kullanılamazlar. Bu yasaklara aykırı hareket eden vebaşkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenler hakkında uygulanacakmüeyyideler kanunla düzenlenir." Hükümleri Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla kabul edilmiş, Anayasa hükümleridir.
Anayasanın14/2 maddesinde kabul edilen kural uluslararası hukukça da benimsenmiştir.Türkiye'nin de imzaladığı "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2 maddesi"Kullanılması vazife ve mesuliyeti tazammun eden bu hürriyetler birtoplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak milli güvenliğin, toprakbütünlüğünün... sağlanması için ancak ve kanunla muayyen merasime, şartlaratahditlere ve müeyyidelere tabi tutulabilir" kuralıyla temel hak vehürriyetlerin kullanılmasının kanunla sınırlanabileceğini ve müeyyidekonacağını kabul etmiştir.
YineAnayasa'nın 27/2 maddesi bilim ve sanatı yayma hakkının, Anayasanın 1. 2. 3.madde hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamayacağı, 28.maddesinde "Basın hürriyetinin sınırlanmasında Anayasanın 26-27.maddeleri" hükümlerinin uygulanacağı, Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü tehdit eden... her türlü haber ve yazıyı yazanlar vebastıranlar, başkasına verenlerin" bu suçlara ait kanun hükümleri uyarıncasorumlu olacaklarını, 30. maddesinde Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğü aleyhine işlenmiş bir suçtan mahkum olma halinde kanuna uygun şekildebasın işletmesi olarak kurulan basım evi ve eklentilerinin zapt ve müsadereedilebileceği, işletmekten alıkonabileceği 42/son maddesinde Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleriolarak okutulamayacağı ve öğretilemeyeceği kuralları kabul edilmiştir.
Anayasanınsiyasi partilerle ilgili 68/4 maddesinde "Siyasi Partilerin tüzük veprogramları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne..., aykırı olamaz hükmü kabul edilmiş, bu hüküm 69/6maddesinde ki "Bir siyasi partinin 68. maddenin 4. fıkrası hükümlerineaykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına ancak onun bu niteliktekifiillerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesihalinde karar verilir." hükmüyle kuvvetlendirilmiştir.
Anayasada yer alan bu hükümlerin amacı devletin birliğini, ülkenin ve milletinbütünlüğünü korumaktır. Anayasanın 11. maddesi uyarınca "Anayasa hükümleriyasama, yürütme ve yargı organlarını idare makamlarını ve diğer kuruluş vekişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır... "Siyasi partiler ve partiyöneticileri faaliyetlerinde Anayasa ve yasalara uymak zorundadır. Aksi haldehukuki meşruiyetlerini kaybederler.
Anayasadaırkçılık kabul edilmemiş reddedilmiştir. Anayasada kabul edilen Atatürk Milliyetçiliğiırkı değil Türk vatandaşlığını esas alır. Atatürk'te bir konuşmasında İstiklalSavaşını yapan bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütünvatandaşların Türk olduklarını belirtmiştir. Anayasanın 66. maddesi "Türkdevletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türktür" hükmünü koymuştur.Anayasada Türk vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapılmamış, hiçbir ırka,aileye ayrıcalık ve üstünlük tanınmamıştır. Anayasanın başlangıç hükmünde"Her Türk vatandaşının bu Anayasada ki temel hak ve hürriyetlerden eşitlikve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür medeniyet ve hukukdüzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yöndegeliştirme hak ve yetkisine sahip olduğu" belirtilmiş. Anayasanın 10.maddesinde de "Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefiinanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önündeeşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz'' hükmükabul edilmiştir.
Anayasanınaçık hükümlerine rağmen sanıklar devamlı olarak ayrı bir ırk, ayrı bir halkoldukları, ayrı dilleri, ayrı kültürleri ve ayrı yurtları olduğu, temalarınıişleyerek PKK'nın siyasi kanadı olduğu aşağıda gösterilecek delillerleanlaşılan HADEP içinde Türkiye'nin milli birliğini toprak bütünlüğünü bozacakfaaliyetlerde bulunmuşlardır.
HADEP,PKK İLİŞKİLERİ
Anayasave yasalara göre kurulan HADEP'in faaliyet ve söylemlerinin terör örgütüPKK'nın faaliyet ve söylemleriyle aynı paralellerde olduğu gözlenmiştir:
1997yılı Ağustos ayı sonlarında gündeme gelen "Musa Anter barış treni olayındaPKK yöneticileri ile HADEP yöneticilerinin aynı paralelde konuştukları aynıtemayı işledikleri,
Brüksel-Diyarbakır-Brükselgüzergahı arasında düzenlenen "Musa Anter" barış treni adı verilenorganizasyonun PKK'nın Türkiye ve Avrupa'da kendi güdümündeki kuruluşlarlabirlikte organize ettiği, amacın oluşturulacak dünya kamuoyu baskısı ileTürkiye'yi PKK ile barışa mecbur etmek olduğu, trenin 26 Ağustos 1997 günüBrüksel'den hareket etmesinin, hareketinden bir gün önce Brüksel'de bir barışmitingi düzenlenmesinin kararlaştırıldığı trenin kapasitesinin 600 kişiolmasının, trene medya çalışanları için faks, telefon ve diğer elektronikiletişim araçlarıyla teçhiz edilmiş bir vagon tahsis edilmesinin, l Eylül de İstanbul'daolmasının yol boyunca Almanya'nın Köln ve Mains şehirleriyle Avusturya'nınbaşşehri Viyana ile, Bulgaristan'ın başşehri Sofya'da miting düzenlenmesinin vemitingler de PKK'nın görüşü doğrultusunda barış treninin amacı, Doğu veGüneydoğu Anadolumuzda cereyan eden olaylarla ilgili PKK'yı destekler bilgiverilmesinin kararlaştırıldığı barış trenine bütün hayatı Türkiye'yi bölmekiçin uğraşmakla geçmiş Musa Anter'in adı verildiği ve trenine Musa Anter barıştreni dendiği,
Organizasyonudüzenleyenlerden "Halkların Birliği İçin Hannover Çağrısı" grububaşkanı Hans Brauscheidf'in medyaya organizasyonunun amacının "Avrupaadına Kürt halkının barış ve demokrasi taleplerini Türkiye'de, Balkanlardabasın ile halk ve kuruluşlarla yapılacak doğrudan görüşmeler ve lobiçalışmaları yolu ile iletileceği, amaçlarının savaşın durdurulması ve Kürt-Türkhalklarının birlikteliği sağlamak olduğu" sözleriyle açıkladığı,
HADEPGenel Merkezi tarafından il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgeyle barıştreninin tanıtılması kurum ve kişilerden trenin desteklendiğine dair imzatoplanması ve bu imzaların İstanbul'da bulunan tren organize komitesinegönderilmesi, barış için bildiri, afiş, el ilanı verilmesi, söyleşileryapılması talimatı verildiği, Dosyada mevcut barış treni ile ilgilibilgilerden:
a)HADEP Genel Merkezinin 1-7 Eylül barış etkinlikleri ve Musa Anter Barış Trenihakkında il başkanlıklarına yolladığı 15.8.1997 günlü HADEP Genel BaşkanYardımcısı Mehmet SATAN imzalı dosyada mevcut genelge sureti,
b)"Şimdi Barış Zamanı" başlıklı HADEP amblemli "Bu treni kaçırma29 Ağustos'ta Sirkeci'de buluşalım" yazılı, "Halklarımıza"başlıklı, "Brüksel'den kalkıp l Eylül' de Diyarbakır'a gelecek olan MusaAnter Barış Treni 31 Ağustos akşamı Malatya'da olacaktır" yazılı KESK,İHD, Halkevleri, HADEP, ÖDP, EMEP imzalı dosyada mevcut gazete ilan suretlerikapsamından anlaşılmıştır.
Türkiye'ninzamanında müdahalesi ile barış treninin Türkiye'ye gelmesinin engellendiği,Musa Anter barış treninin gelmesinin engellenmesinden sonra PKK'nın yayınorganı MED Televizyonun da 22.8.1997 günü Zülküf GÜNAY'ın hazırladığı programdakonuşan Şemdin SAKIK'ın (parmaksız ZEKİ) "...Şimdi bugün biz yine barışçağrılarımızı yeniliyoruz. Generaller, Başbakan, Bakanlar barış çağrımızakarşılık vermiyor, yine barış treni Avrupa'dan çıkıp Türkiye içindenKürdistan'a gelecek. Bunun amacı Kürt sorununu barışçıl çözümle halletmek. Amasizde biliyorsunuz; Türk devleti bütün dışardaki dostlarını da devreye sokarakbu barış treni karşısında engel oluşturuyor. Bir planları da trenin yerineulaşmaması biz bu konuda bir tren değil iki tren çıkarttık. Şimdi eğer barıştreni yerine ulaşmazsa savaş treni yerine ulaşacaktır. Yani Türkiye sağır vedilsiz olarak bu meseleyi kapatmasın bugün biz ne durumdayız, düşman ne durumdabu göz önündedir. Turizm bölgeleri de bu savaşta hedefimizdir." dediği.
MEDTelevizyonunda yayınlanan Mahir SAYIN'ın sunduğu ve PKK'nın başı AbdullahÖcalan'ın telefonla katıldığı panelde:
"Çokiyi açığa çıktı ki en barışçıl bir adım da atsak bu Türkiye'deki gerçekten tambir kendisine özgü vakıa olan insanlıkla çağdaş hiçbir ulusal demokratikdeğerle alakası olmayan ve gerçekten konukların da biraz da hayretlerine gidenen mütavazi bir adımı bile bir meydan savaşı gibi, işte batıdan Sevr geliyor,batıdan terör geliyor diyorlar inanılmaz birşey bu. Hemen şunu buradavurgulamalıyım ki, peki sen bu kadar yıkıcı silahı nereden alıyorsun'...Yalnızbir Almanya'nın verdiği silah miktarını söyleyebilir misiniz' Britanya'dan,Fransa'dan, Almanya'dan aldığın destekle Anadolu'yu kaç tane halka ne kadarkültüre mezar ettin ve bunların hepsinin treni batıdan gelmedi mi'... ŞimdiKanther'in (Almanya İçişleri Bakanı) burada ki tavrı bize belki ilginç veçarpıcı gelmiştir. Alman İçişleri Bakanlığı muhtemelen belki PKK propagandasıolabilir diyor, bu adam korkunç bir tip, trenin PKK propagandası ile ne alakasıvar. Bu anlamda bir tren senin babanın malı da değil. PKK'nın propagandası olupolmaması seni ne diye ilgilendiriyor' Sen Türkiye'nin politikasının İçişleriBakanı mısın' Türkiye'nin sorunu sana mı düşüyor' Bunu biraz aydınlatmakgerekiyor. Neden bu adam Almanya'yı bırakıyor' Almanya da PKK avı, PKK yasağıyetmediği gibi Türkiye'yi de sözüm ona terörist trenden korumakistiyor..." dediği.
MEDTelevizyonun da yayınlanan PKK'nın kurduğu sürgünde Kürt Parlamentosu üyeleriAli YİĞİT ve Mahmut KILINÇ'ın katıldığı sunuculuğunu Maşallah ÖZTÜRK'ün yaptığıpanel isimli programa HADEP İstanbul il başkanı Hikmet FİDAN'ın PKK'nınöncülüğünde organize edilen Musa Anter barış treni organizasyonu ilegörüşlerini;
"Önceliklebu ülkede 13 yıldır sürmekte olan bir savaşı hatırlatmak isterim. Bu savaştatoplam 3500 köy boşaltılmıştır. Ayrıca gerek Türk gerekse Kürt olan binlercekişi hayatını kaybetmiştir. 5000 kişi toprağından göçmüştür. Bu kirli savaşsadece Kürt meselesi değildir. Bu dünya üzerinde yaşayan tüm insanlarınsorunudur. Bütün bunlara rağmen sona ermesi gereken kirli bir savaşyaşanıyor... Biz kardeşçe özgün bir yaşam içinde barış istiyoruz. Bu noktadabarışseverler de kalıcı bir barışa taraftar olarak İstanbul'a gelmişbulunuyorlar... Biz barış istiyoruz. Devletin de konuya bu şekilde yaklaşmasınıbekliyoruz. Yetmiş yıldır baskı yapılıyor. Biz bunun doğru yol olmadığınısöylüyoruz. Gelin beraber kardeşçe yaşayalım diyoruz. Yani biz pazar günü oradaolacağız tüm halk orada, olacaktır. Bu barışın sağlanacağına inanıyorum. Beninanıyorum ki l Eylül Dünya Barış günü Kürt ve Türk halkı için büyük bir bayramolacak... Kürt halkı savaş değil daima barış isteyen taraftır. Bugüne kadarbüyük bedeller ödedi" sözleriyle açıkladığı.
30.8.1997günü MED Televizyon haber yayınında yine İstanbul HADEP il Başkanı HikmetFİDAN'ın canlı telefon bağlantısında barış treni organizasyonu ve barışgirişimcileri ile ilgili;
"YarınKadıköy meydanın da barış heyetinin Diyarbakır'a uğurlamak için saat 12.00'detüm barışseverler bütün parti teşkilatı orada bulunacak... Başta Kürt halkıolmak üzere Türkiye'de yaşayan herkes emekçiler, yurtseverler... bu savaşın sonbulması gerektiğine inanıyorlar. Artık kalıcı bir barış, Kürt sorunu barış,demokratik siyasal düzenin getirilmesini istiyor. Bu tren Brüksel'den kalkıpAmed'e gidecek. (Diyarbakır'a PKK lıların dediği gibi Amed diyor.) Bunun içinçok önemli fırsat değerlendirilmeli... Avrupa'dan yola çıkan değişik yerlerdengelen barış elçilerini Amed'e uğurlamak üzere yarın Kadıköy meydanın dabulunmalarını istiyoruz, bekliyoruz, çünkü bu ülkede yaşayan herkesin çıkarıburadadır" dediği...
MEDtelevizyonunda yayınlanan haber panel gibi açıkoturum programlarınınzaptedildiği teyp ve video kasetlerin dosyada mevcut çözümlerindenanlaşılmıştır.
PKK'nıngirişimleri ile düzenlenen Musa Anter Barış Treni organizasyonun asıl amacıPKK'yı Türkiye Cumhuriyeti karşısına savaşan taraf olarak çıkarmak ve PKK'ya hukukibir şahsiyet kazandırmaktır. Şimdiye kadar PKK'nın ve PKK'ya bağlı kişi vekuruluşların buna benzer birçok teşebbüsü olmuştur. Terör örgütü PKK TürkiyeCumhuriyeti Devletinin karşısında muhatap olacağı taraf olamaz. Yargıtaykararlarında PKK Türk Ceza Kanunu 125. maddesinde yazılı suçu işleme içinkurulmuş illegal silahlı çetedir. Kurulduğundan itibaren PKK amacına ulaşmak veadını duyurmak için kanlı Terör eylemleri gerçekleştirmiş, eylemleriylesavunmasız binlerce vatandaşımızın hayatına son vermiştir. PKK'nın hayatına sonverdiği Kürt asıllı vatandaşlarımızın sayısı pusuya düşürmek ve pusu kurmaksuretiyle şehit ettiği polis ve asker sayısından fazladır. PKK, teröreylemlerinden başka gelir temin etmek amacıyla eroin ticareti de yapmaktadır.
Zamanzaman ateşkes ilan ettiğini yani terör eylemlerine ara verdiğini ilan eden PKKAvrupa ve Türkiye'de kendisine bağlı kişi ve kuruluşlara barış istediğipropagandasını yaptırmakta ve yapmaktadır. Barış için, PKK'nın devlettarafından hukuken tanınması istendiği gibi; tabii olarak PKK, teröreylemlerine son vermek için devleti bölünmeye götürecek birtakım siyasiisteklerde de bulunacaktır. HADEP Musa Anter Barış treni organizasyonuhadisesinde devleti bölünmeye götürecek bazı siyasi neticeler elde etmek için PKKile eylem ve amaç birliği içinde hareket etmiştir.
AÇLIKGREVLERİ:
PKKCezaevlerinde de örgütlenmeye gitmiştir. PKK'nın1995 yılında gerçekleştirdiği 5kongresinde cezaevi faaliyetleri ile ilgili PKK'nın merkez komitesinden birüyenin de içinde bulunduğu veya merkez komitesine bağlı büronun yönlendirmesive denetimi altında çalışan bir "Zindan Komisyonu" kurulması,komisyonun zindan örgütlenmesini denetlemek, zindan da PKK'nın hakimiyetinisağlamak ve cezaevlerindeki birikimi dışarıda ki mücadele alanlarının hizmetinesunmakla sorumlu ve yetkili kılınmasına, tutuklu ailelerinin örgütlendirilipörgütsel faaliyetlere kanalize edilmesine karar alınmıştır.
SiirtCezaevinde tutuklu ve hükümlü bulunan PKK militanlarının başlattıkları ve otarihte devam eden açlık grevlerine destek vermek için 6.1.1998 günü SiirtHADEP il binasında.
1998yılı Ocak ayında HADEP Şişli ve Ümraniye teşkilat binalarında.
Erzurumve Nazilli cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü PKK militanlarınınbaşlattıkları açlık grevlerine destek vermek ve Temmuz genelgesini protestoetmek için 11.1.1998 günü mahkum yakınları ve onları destekleyen 20 kişilikgrubun Bursa HADEP il merkezi binasında.
PKKmilitanlarının devam eden açlık grevlerini desteklemek için HADEP Antalya ilmerkez binasında ve Eskişehir HADEP il merkez binasında.
ErzurumCezaevinde süren açlık grevine destek vermek için HADEP Adana il binasında veBalıkesir HADEP il binasında açlık grevine gidildiği, HADEP'le ilgili toplanandosyada mevcut bilgilerden anlaşılmıştır.
PKKhükümlü ve tutukluların cezaevlerinde başlattıkları açlık grevleri tamamen PKKörgütünün organize ettiği örgütsel faaliyetlerdir. HADEP yöneticileri PKK ileaynı amaca yönelik olarak bu örgütsel faaliyetlere iştirak etmişlerdir.
BASINAÇIKLAMALARI :
24Aralık 1995 milletvekili genel seçimlerinden önce 15 Aralık 1995 günü PKK yinetek taraflı ateşkes ilan etmiş yani terör eylemlerine bir süre ara vereceğiniduyurmuştur. PKK'nın 15 Aralık'ta bir süre için terör eylemlerine aravereceğini ilan etmesi ile ilgili İçel il başkanı Veli AYDOĞAN yaptığı basınaçıklamasın da:
"...Buülkede halkların kardeşliği, barış ve demokratik hakları için herşeyini ortayakoyan Kürt halkının gencecik insanlarının da katledildiği, köylerinin haritadansilinerek adeta açlığa mahkum edilmekte ve yaşadıkları bölgede anlatmaya -dilin varmayacağı dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kirli savaş politikasısürdürülmektedir... Bu talihsiz şiddet politikası tüm toplumsal muhalifgüçlerin barış çaba ve istemlerine rağmen geliştirilmektedir. Özellikle barışve halkların kardeşliğine önemli bir gelişme sağlayabilecek PKK'nın ilan ettiğitek taraflı ateşkes değerlendirilmemektedir... Bu kirli savaşın cezaevinetaşınılma çabalarına yöneliktir. Bu uygulamalara son verilmeli ve benzeriuygulamaların son bulması için Diyarbakır Cezaevinde başlatılarak içerde vedışarda yayılan açlık grevlerine destek olmak amacıyla Mersin'de tutsakaileleri tarafından başlatılacak olan süresiz üç günlük dönüşümlü açlık grevinidestekliyor ve tüm demokrat kamuoyunu bu konuda duyarlılığa davetediyoruz" dediği.
HADEPİstanbul il kadın komisyonunun anneler günü sebebiyle "Kamuoyuna veİnsanlığa Çağrımızdır" başlıklı duyurusunda.
"...Bugünkan gölü haline getirilmeye çalışılan coğrafyamızdan yaşadıklarımız kelimelerleifade edilmesi zor olan bir vahşetin akıl almayacak şekilde sürdürüldüğü savaşkurallarının hiçe sayıldığı ve sivillerin hedef olarak görüldüğü bir savaşyaşamaktayız. Can güvenliğinin olmadığı insanların gözler önünde alınıp,kaybedildiği ve çoğu zaman da intihar ettiği gerekçesiyle yapılan şiddetinsanlığa bu şekilde kabul ettirilmeye çalışılıyor... Savaşın bir tarafı yaniKürt halkının temsilcileri, onurlu demokratik ve siyasi hakların tanınmasıtemelinde bir barışa hazır olduklarını defalarca ortaya koymalarına rağmenkirli savaş bittiğinde kendilerinin saltanatlarının biteceğini bilen savaştacirlerinin bu iktidar olduğunu biliyoruz... Kadınlarımızın gözü yaşlıkalmasını ve kirli savaşın bir parçası olmasını istemiyoruz. Türk ve Kürtemekçilerinin boğazından kesilen ekmeğin çocuklarımızdan alınan harçlarınbizlere kurşun gözyaşı ve kan olarak dönmesini istemiyoruz.
Bugüniçin 15 Aralık'tan beri uzatılan barış elini tutalım, barış çığlıklarına kulakverelim bu barışı lekeleyecek provokasyonlara karşı bir olalım. Bu anlamdakendisini insan olarak nitelendiren herkesin sürdürülen kirli savaşa karşıçıkmasını istiyoruz... Savaşın sürmesine seyirci kalmakta bir insanlık suçuolup, bu suçtan kurtulmanın yolu vahşete uğrayan Kürt halkının sorunlarınınçözümü için en azından kendi vicdanlarının rahatlatmak ve kendilerine uzananbarış insanca..." dendiği
Tarsusilçe başkanı Murat KORKMAZ'ın yaptığı basın açıklamasında.
"Ülkemizinbir bölgesinde 11 yıldır oluk gibi kan akıyor... ancak bir süre önce ülkedeyapılan genel seçimler öncesi savaşan taraflardan birisi 15 Aralık'ta tektaraflı bir ateşkes ilan ettiği, ateşkesin yanıt bulması içinde ülkemizin insanhakları savunucuları ve aydınları demokrasi güçleri barış girişimcileri çeşitlipanel ve toplantılar düzenlediler... Ancak ülkenin içinde bulunduğu durumudüzeltmek için seçimler öncesi çeşitli vaatlerde bulunan başta da Kürt sorunukonusunda önemli adımlar atacağını söyleyen anayol hükümeti çok acıdır kihalkları kandırmaktan başka birşey sergilemiyorlar... Son Güneydoğuda yapılanoperasyonlar tek taraflı ilan edilen ateşkesin bozulması için ve kirli savaşınboyutlanmasıdır... Ülkemizdeki demokrasi güçlerinin kalıcı barışın sağlanmasıiçin çaba sarfetmeye çağırıyorum" dediği.
Terörörgütünün başı Abdullah ÖCALAN'ın 15 Aralık 1995 günü terör eylemlerine birsüre ara vereceğini duyurması ile ilgili HADEP genel başkam Murat BOZLAK'ın10.4.1996 günü basın açıklamasında:
"Onbinlercegencin ölümüne, ülkenin ekonomik ve siyasal krize sürüklenmesine neden olansavaşın son operasyonlarla tırmandırılması toplumda gelişen barış umudunuzedelemiştir.
15Aralık 1995 tarihinde PKK tarafından ilan edilen tek taraflı ateşkes bugüne değinsürdürülen operasyon ve provokasyonlara rağmen devam ettirilmektedir... Tektaraflı da olsa ateşkesin yarattığı olumlu ortam iyi değerlendirilmeli savaşdeğil barış ve demokratikleşme doğrultusunda ciddi adımlar atılmalıdır. Halkınyararı barışta ve demokratikleşmededir. Daha fazla can kaybı olmadan mevcutolumlu ortam bozulmadan hükümeti başlatılan operasyonları derhal durdurmayadavet ediyoruz" dediği.
HADEP'leilgili toplanan bilgilerin bulunduğu dosyada mevcut basın açıklamalarısuretlerinden bellidir.
Dosyadamevcut diğer basın açıklamaları da incelendiğinde HADEP yöneticilerinin basınaçıklamalarının tamamen PKK örgütünün istek ve amaçları doğrultusunda olduğu veHADEP' in PKK'ya bağımlı olduğu anlaşılır.
Terörörgütü PKK'nın başı Abdullah ÖCALAN'a suikast girişiminde bulunulduğu haberininduyulmasından sonra gazetede yayınlanan "Halklarımıza" başlıklıduyurusunda, "PKK genel başkanı sayın Abdullah ÖCALAN'a karşı girişilenbombalı suikast girişimini kınıyoruz. Halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşliközlemlerine yapılan bir saldırı olarak değerlendiriyoruz." dendiği,duyuruyu imzalayanlar arasında HADEP İstanbul il başkanı Hikmet FİDAN ve yineHADEP İstanbul il başkanlığını yapan Mahmut SAKAR, HADEP Ankara il yönetimkurulu üyesi Nur Hayat ALTAN, HADEP Genel başkan Yardımcısı Osman ÖZÇELİK devardır. Duyuruda kullanılan "halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşliközlemlerine karşı yapılan bir saldırı..." ifadesinden HADEPyöneticilerinin Abdullah ÖCALAN'ı Kürt özgürlüğünün sembolü olarak gördükleribu itibarla Abdullah ÖCALAN'a karşı girişilecek bir taarruzun halklarınözgürlük özlemlerine yapılan bir saldırı olarak kabul ettiklerini ve kamuoyunaaçıklama yaptıklarını gösterir.
HADEP'inyaptığı toplantılarda mitinglerinde şenliklerinde çok sayıda ERNK ve ARGK,Pankart ve flamalarının açıldığı gözlenmiştir.
HADEPÇağlayan teşkilâtının 21.3.1997 günü düzenlediği mitingde HADEP partibayrakları ile birlikte PKK (ERNK) bayrağını taşındığı, HADEP İstanbul ilteşkilatının 1997 yılında İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonunda düzenlediğiNevroz kutlamalarında üzerinde "PARTİ PKK ORDU ARGK, CEPHE ERNK, GENÇLİKYCK" pankart açıldığı mitingde ve nevroz gecesinde çekilen ve dosyadamevcut fotoğraflardan anlaşılmıştır.
İstanbulBağcılar HADEP İlçe binasında eğitim çalışmalarının yapıldığı salonda ERNKbayrağının asılı olduğu,
Dosyadamevcut Bağcılar HADEP teşkilat binası eğitim salonu fotoğrafındananlaşılmıştır.
Tokatkırsal kesiminde güvenlik kuvvetlerimizce girdiği silahlı çatışmada öldürülenDHKP/C militanı Adnan ŞEKER'in İstanbul'da yapılan cenaze törenine PKKörgütünün militanlarının da katıldığı cenaze töreninde ERNK bayrağı ve ARGKflamalarının taşındığı aynı cenaze törenine ERNK bayrağı ve ARGK flamalarıaltında HADEP İstanbul il başkanı Mahmut ŞAKAR'ın da katıldığı,
Cenazetöreninde çekilen ve dosyada mevcut fotoğraflardan anlaşılmıştır.
DHKP/Cörgütünün terör eylemlerinde PKK'ya destek veren dostu örgütlerden olduğu Tokatve Sivas kırsalında DHKP/C ile PKK çetelerinin birbirlerine yardım etlikleribilinmektedir. PKK militanları dost bir örgütün öldürülen militanının cenazetörenine katılmışlar, hem DHKP/C örgütüne dostluklarını göstermişler hem deçektikleri ERNK bayrakları ve ARGK flamaları ile PKK'nın propagandasınıyapmışlardır. Aynı cenaze törenine HADEP İstanbul il başkanı Mahmut ŞAKAR dakatılmıştır. Mahmut ŞAKAR HADEP İstanbul il başkanı ve aynı zamanda PKK örgütüelamanıdır.
YAKALANANPKK MİLİTANLARININ HADEP İLE İLGİLİ BEYANLARI:
KarakocanBorçatı Jandarma Karakoluna kendiliğinden teslim olan PKK örgütü üyesi SakineDAĞISTAN beyanında.
"2Mayıs 1995 tarihinde HADEP Kartal Samandağ belde teşkilatına katıldığını buradayapılan propaganda sonucu Kürt milliyetçisi ve devrimcisi olduğunu sonundaHADEP'in desteklemiş olduğu PKK terör örgütünü" benimsediğini silahlımücadeleye katılmak için kırsala çıkmaya karar verdiğini bu maksatlaİstanbul'dan ayrıldığını ancak yolda hatasını anlayarak kendiliğinden teslimolduğunu" söylediği
Silahlıçete PKK'nın sair efradı olmak suçundan yakalanan Bektaş NERGİZ'in beyanında:
"AbimAli NERGİZ halen Kocaeli Gebze ilçesi HADEP ilçe başkanlığını yapmaktadır...Bana HADEP parti binasında kal burada özgür halk dergisini, gündem gazetesinipartimizin çıkartmış olduğu Gençlik dergilerini oku takip et partimiziçerisinde bulunan örgütsel içerikli kitaplardan oku, Kürtçe kasetler dinle MEDTV'yi izle partimize gelen giden kişilerle görüş, konuş onlardan fikirler alPKK örgütü hakkında bilgi edin, ben Gebze ilçesinde 2 seneye yakındır HADEPparti ilçe başkanlığı yapmaktayım. Bu süre içerisinde partimize gelen gençleriPKK terör örgütüne kazandırarak o gençleri ilişki kurduğum örgüt mensuplarıaracılığı ile silahlı faaliyetler göstermeleri üzere kırsal alana gönderdim.Bizler de Kürdüz. Kürdistan devletinin kurulması için Kürt ailelerinden en azbir kişi PKK terör örgütüne girerek faaliyet göstermektedir... GençlikKomisyonunda üye olan kişiler ve Memduh isimli kişi tarafından da bütün Kürthalkını Kürdistan devletinin kurulması, Kürt halkının tam olarak sömürülmektenkurtulup, özgür bir devlet olup, kendi bayrağı ve toprağında rahat ve refah birhayat sürdürmesi için canla başla Türkiye Cumhuriyet Devletine karşı silahlıolarak mücadele başlattıklarını ve bu mücadeleden başarılı bir şekildeçıkacaklarını vurgulayarak örgütün propagandasını yapıyorlardı. Ben de edinmişbilgiler ve bana yapılan propagandalar sonucu örgüt adına silahlı olarakfaaliyet göstermek üzere kırsal alana çıkmaya karar verdim..." dediği.
PKK'nınsair efradı olmak suçundan yakalanan Fersande GÖKTIMAR'ın beyanında:
"...Sorejkotadlı örgüt mensubu bana Çukurova Üniversitesi içerisinde çalışmayapabileceğini, ayrıca HADEP içerisinde bulunan gençlik komitelerinden örgüteeleman temin edebileceğini söyledi, bu konularla ilgili Sami isimli örgütmensubunun bana her türlü yardımı gösterebileceğini... Çukurova Üniversitesiiçerisinde ve HADEP bünyesinde bulunan Gençlik komitelerinde çalışmalarabaşladım. HADEP Yüreğir ilçe Gençlik Başkanlığını yapan Mehmet Murat TEKTAŞisimli şahısla örgütün kırsal alanına eleman temin etmek amacıyla ve HADEPgençliği üzerinde daha etkili propaganda yapmak amacıyla tanıştım... MehmetMurat TEKTAŞ bana gelerek kendisinin denetiminde üç örgüt mensubu bulunduğunuancak üç kişiyi örgütleyebildiğini söyledi..." dediği.
PKK'nınsair efradı olmak suçundan yakalanan Edip KAYNAR'ın beyanında:
"Buparti ilk kurulduğu yıllarda çeşitli adlar altında faaliyet gösterdi. Sonolarak da HADEP adı altında faaliyet göstermektedir. Ancak bu parti Ali FIRAT(K) Abdullah ÖCALAN'ın talimatları doğrultusunda hareket eden legal birpartidir. Genellikle parti üyeleri PKK terör örgütü sempatizanıdır. HADEPbinalarında PKK terör örgütüne yönelik propagandalar sonucu örgüte katılanörgüt mensupları, örgüt içerisinde çoğunluktadır. Bende Bingöl HADEP il binasıiçerisindeki propagandalardan etkilenerek terör örgütüne katıldım" dediği.
Silahlıçete PKK'nın sair efradı olmak suçundan yakalanan Bahattin CESUR beyanında:
"...Buşahıs beni Adana HADEP il binasına götürdü, iki-üç gün buraya birlikte gittik.O sıralarda cezaevlerinde bulunan solcu, PKK'cı örgüt mensupları adına açlıkgrevi başlatmıştım. HADEP il teşkilat başkanı Süleyman KILINÇ ve yardımcısıolduğunu bildiğim Fesih isimli şahıs açlık grevinin yapılması için örgütlemeyapıyorlardı... bu kasetlerde de görüyorsunuz. Sizler Kürt gençlerisiniz Kürtdavasına sahip çıkmalısınız. Bunun için de kırsalda ve metropollerde üzerinizedüşen görevleri yapmalısınız... Buna benzer propagandalar Özgür Halk Bürosundabulunanlar. Mezopotamya Kültür Derneği ve HADEP il binasında buraya gelen Üniversiteligençler ve HADEP ve diğer dernek ve yayın organlarında çalışan eleman kadrolarıtarafından yapılmaktaydı..." dediği,
SakineDAĞISTAN, Bektaş NERGİZ, Fersande GÖKTIMAR, Edip KAYNAR ve Bahattin CESUR'undosyada mevcut ifade suretlerinden anlaşılmıştır.
SakineDAĞISTAN, Bektaş NERGİZ, Fersande GÖKTIMAR, Edip KAYNAR ve Bahattin CESUR'unbeyanları rastgele seçilmiş beyanlardır. HADEP'le ilgili bilgilerin toplandığı.EK 1, EK 2, EK 3 numaralı dosyalarda mevcut PKK'nın sair efradı olmaktanyakalanan çok sayıda PKK militanın beyanları incelendiğinde bu militanların dailk eğitimlerini HADEP teşkilat binalarında aldıkları bu binalarda görevlimilitanların dersleri ile yine binalarda mevcut özgür halk gibi PKK'nın legalyayınları ile illegal yayınlarını okumak suretiyle beyinlerinin yıkandığı.Türkiye Devleti düşmanlığı ve özgür Kürdistan hayaline şartlandıkları. TürkDevletine karşı silahlı mücadele vermek için kırsala çıkmaya hazır halegetirildikleri anlaşılır.
HADEP'leilgili toplanan ve yukarıda anlatılan delillerden HADEP'in tamamen illegal PKKörgütünün kontrolünde ve güdümünde bir kuruluş olduğu PKK'nın çok önem verdiği,cepheleşme faaliyetlerini HADEP vasıtasıyla organize ettiği anlaşılır.
OLAY
DiyarbakırDGM. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 1997/3299-3184 Hz. ve karar numaralı30.12.1997 günlü yetkisizlik kararı ve eklerinin Başsavcılığımıza intikalindensonra yaptırılan tahkikat sonucunda:
10.2.1998günü HADEP Genel Merkezinde yapılan arama genel merkezin eğitim toplantısalonunda parti eğitim komisyonu üyesi olan İhsan DURUKAL'ın hazır olduğu,salonda mevcut masa üzerinde İhsan DURUKAL'a ait bir deri çanta olduğu,çantanın içi boşaltıldığında içinden;
1-Abdullah ÖCALAN' ın yazdığı 19.YY. dan günümüze Kürdistan Gerçeği ve PKKharekatı isimli kitap,
ToplumlarTarihi isimli 133 sayfa fotokopi edilmiş notlar,
YineToplumlar Tarihi isimli notlar,
PKK'nınParti tarihi başlıklı 160 sayfa fotokopi yazı,
Kürdistan'daSanatın İşlevi ve Devrimci Bir Roman Taslağı başlıklı 238 sayfa fotokopiedilmiş yazı bulunduğu,
Eğitimsalonunda bulunan kara tahta üstü üzerinde tebeşirle "Ape Musa Eğitimdevresi 4" yazısının yazılmış olduğu,
Girişkatında bulunan depo olarak kullanılan odada Diyarbakır Devlet GüvenlikMahkemesince toplatılmasına karar verilen "Barış Kardeşlik ve DemokrasiDileği İle" yazısı bulunan 450 adet HADEP amblemli 1998 yılına ait takvim,basın bürosu odasında hemen tamamı yasaklanmış özgür Halk Eğitim dizisine aitdergiler, Özgür Halk dergileri, Yaşamda Özgür Kadın dergisi, Öncü Yurtseverdergileri, Özgürleşen Yurtsever Gençlik dergileri, Jujin ve Rewşen dergileri,Çağdaş Zülfikar, Yeni Zülfikar, Alternatif Sosyalist dergileri, Genel BaşkanMurat BOZLAK'ın odasında Ali FIRAT'ın (Abdullah ÖCALAN) yazdığı Kürdistan'daKişilik Sorunu isimli kitap, Seracettin KIRCI'nın yazdığı "Eşa HADEPE JanaAmede" isimli kitabı ile "Aydınlar ne diyor Kürt sorunu" isimlikitap ve başka kitaplar, Genel Sekreter Hamit Geylani'nin odasında YalçınKÜÇÜK'ün El Kitabı isimli kitabı, Abdullah ÖCALAN'ın Kadın ve Aile Sorunuisimli kitabı ve başka dokümanlar, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet SATAN'ınodasında Ali FIRAT'ın (Abdullah ÖCALAN'ın) yazdığı Kürdistan'da Kişilik Sorunuisimli kitabın bir cildi, Memduh Mahmut UYAN'ın "Gerilla Kartal"isimli kitabı ve başka dokümanların bulunduğu,
10.2.1998günlü arama tutanağı kapsamıyla,
10.2.1998günü HADEP Genel Merkezi'nde yapılan aramada bulunan yukarıda yazılı dergi,kitap gibi dokümanların incelenmesinde,
9sayfadan ibaret "Kürdistan Tarihi" başlıklı, ders hocası olarak İhsanDURUKAL'ın ders tarihi olarak 15.1.1998 Perşembe ve 16.1.1998 Cuma günleriningösterildiği, fotokopi edilmiş ders notları,
6sayfa Toplumlar Tarihi başlıklı birinci sayfasının köşesinde DURUKAL yazılıders notları,
7sayfadan ibaret Türkiye Ekonomisi başlıklı, ders hocası olarak Ali RızaYURTSEVER' in ders günü olarak 21.1.1998 Çarşamba ve 22.1.1998 Perşembegünlerini gösterdiği ders notları,
Yurtseverlikbaşlıklı 6 sayfalık kimin tarafından yazılı olduğu belirlenmeyen,
KürtTarihi başlıklı 27 sayfalık doküman bulunduğu
10.2.1998günlü tespit tutanağı kapsamından:
İhsanDURUKAL'ın çantasında Abdullah ÖCALAN'ın yazdığı 19 YY. dan günümüze KürdistanGerçeği ve PKK Harekatı isimli kitap, Toplumlar Tarihi isimli 130 sayfalıkfotokopi edilmiş doküman, Toplumlar Tarihi isimli diğer notlar PKK'nın PartiTarihi başlıklı 160 sayfalık fotokopi edilmiş yazı, Kürdistan da Sanatın İşlevive Devrimci Bir Roman Taslağı başlıklı 238 sayfalık fotokopi edilmiş yazıdanbaşka Eğitim görmeye gelmiş kişilere ait özgeçmiş raporları, sınıfta oturmaşeklini gösterir isimlerin yazılı olduğu kroki, Gönül SAYGIDEĞER imzalı noterdehazırlanmış vekaletname, Genel Sekreter Faysal ÖZÇİFT imzalı KESK başlıklıŞ.Urfa Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış Urfa Cezaevinde yatanşahıslarla görüşme talebi, Kamu Emekçileri Konfederasyonu başlıklı Basına veKamuoyuna hitaben yazılmış açıklama bulunduğu,
10.2.1998günü saat 15.40'da yapılan inceleme ile ilgili tutulan inceleme ve tespittutanağı kapsamından anlaşılmıştır.
Dershocası olarak İhsan DURUKAL'ın gösterildiği Kürt Tarihi başlıklı dersnotlarında,
"....KürtTarihi ile ilgili belge ve arşivler ya imha yada çok gizli olarak saklanmıştır.Elde olan bilgiler ise tümüyle yabancı kaynaklardan ve su götürür bilgileredayanır. Kürt sözcüğü 1989 yılına kadar söylem ve yazımı yasaktır. Ne ilginçtirki Türk Subay Akademilerinde 3 yıllık bir süreçle sürekli olarak Kürt Tarihiokutulmaktadır. Kendi gerçeğini kendisi bilmek istiyor. Yani düşmanı görmek vetanımak istiyor... Aslında Türk kelimesi hakaret anlamına gelir bir şekilde,mesela, Osmanlının son dönemlerinde Devlet işlerinin iyi gitmediğini görenyönetim. Araştırmacılara nedenini sormuşlar, araştırmacılar ise "EskidenDevletin işleri iyi gidiyordu, ama ne zaman ki devlet yönetimine Hamamcılar,Tellaklar ve Türkler alındı o zaman devletin işlevi kötüleşti diyorlar."dendiği,
AliRıza YURTSEVER'in 21.1.1998 çarşamba günü verdiği ders notlarında TürkEkonomisinin Kürdistan Ekonomisine etkileri başlığı altında,
a)Kürt Coğrafyası ucuz hammadde deposudur.
KürtCoğrafyası ucuz iş gücü deposudur.
KürtCoğrafyasında sanayi tesisi yoktur.
KürtCoğrafyasında tarım çökertilmiştir.
e)Kürt Coğrafyasında sermaye birikimi yoktur.
Doğudakurulan enerji tesisleri batı sanayisi içindir. Bunun temel fonksiyonu bölgeyisadece aydınlatmak için kullanılırken, batıda tesislerin çalışması içindir.
GAPPROJESİ: Bunun asıl amacı geniş ve verimli toprakların batıya çekilmesidir.Fakat gözden kaçan bir olay ise, GAP'ın bulunduğu toprakların % 90'ını yabancıişadamları ve sermaye grupları almıştır. Bunu 3 maddede toplayalım:
1-İşadamları pamuk ekip batıdaki sanayi için hammadde oluşturur.
2-Yabancı işadamları ise burayı 20 yıl sonra endüstri alanı olarak düşündüğüiçin,
3-Burada ise karşımıza ilginç bir neden çıkıyor. Bu toprakları yabancılarasatarken daha sonra olası bir Kürt Cumhuriyeti karşısında, yabancı devletlerinholdinglerine dokunması halinde devleti yabancı devletlerle bozuk ilişkileresokuyor... Türk Devleti tüm bunlarla Kürtleri bütünüyle tüketici bir toplumhaline getirmiştir." dediği.
Yine22.1.1998 Perşembe günkü derste Ali Rıza YURTSEVER'indir. Türkiye'nin 1980-1987yıllarında Kürt Coğrafyasında uyguladığı ekonomik modelleri, sonuçları,Türkiye'nin idari yapısı özelleştirme ve yeni dünya düzeni üzerinde durduktansonra,
"Geçensayfadaki 6 madde böyle oluşmaktadır:
1-Kültür Emperyalizmi dayatılıyor.
2-Umutsuzluk, çaresizlik dayatılıyor.
3-Şiddet, baskı süreci tırmanıyor.
4-Irkçılık, militarizm egemen kılmıyor.
5-Yoksulluk, sefalet yaygınlaştırılıyor.
6-Tüketim, reklam çılgınlığı.
Yenidünya düzenine alternatif çözümler nedir'
Şimdidersi bitirirken görülüyor ki Avrupa da ve diğer ülkelerde sürekli sosyaldemokratlar iş başına gelirken bir sağa eğilim fırtınası da başlamıştır.Bölgemiz olan Ortadoğu'nun tüm kurtuluşu Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesinebağlıdır. Çünkü ABD hegemonyası bölgeyi fethetmiş bulunmaktadır. Bir dünyasavaşında yapılan birçok devrim olmuştur. İki dünya savaşında da aynı olay gerçekleşmiştir.Ve de herşeyin tüm çözümü istemesek te bir dünya savaşıyla oluşabilir. Yani birdevrimle" dediği,
İhsanDURUKAL'ın Yurtseverlik konusunu anlattığı derste;
"Tarihteacı bir hikaye olarak Yahudilerin yurtlarından göç ettirilmelerinden sonra tümdünya halklarının onlara lanetli bir halk olarak bakılıyor. Nedeni ise bir avuçyurdunun olmamasıdır. Bu hikayeden kendimize şu sonucu çıkartabiliriz.Kürtlerin yurdu atalarının olduğu Kuzey Avrupa değil, bugünkü Kürdistan'dır.Çünkü Kürtler buraya çok emek vermişlerdir.
Yurtseverlikaşiret sınırını aile bağını aşan bütün Kürdistan'a gönül bağı olana denir. Herisyan yurtsever olmadığı gibi her gerilla da yurtsever değildir. Çünküyurtseverliğin gereğini yapması gerekir. Ayrıca yurtseverliğin üç önemli maddesivardır. 1-Halk, 2-Yurt, 3-Sınıf sevgisi olmalıdır. Kısaca Kürdistan'dakiYurtseverlik konusu ise halk ve ulustan ayrı düşünülemez, çünkü doğa ve insanakarşı mücadeleyi orada vermiştir. Ama yurtlarına bağlı kalanlar namus vetoprağını kültürünü geliştirmişlerdir. Cumhuriyet döneminde Kürtlere dayatılandoğduğun değil, doyduğun yer felsefesi artık savaşta taraf olmayı zorunlu halegetirirken hangi nedenle olursa olsun yardım eden korucunun iyisi veya kötüsüolmaz. Dediği; Dosyada mevcut HADEP Genel Merkezinde yapılan arama sırasındabulunmuş dokümanların arasından çıkan muhtemelen genel merkezde eğitime gelenbir öğrencinin tuttuğu fotokopi edilmiş ders notları bulgularındananlaşılmıştır.
HADEPgenel merkezinde yapılan arama ve bulunan Yurtseverlik başlıklı matbaaharfleriyle hazırlanmış 6 sayfalık dokümanda HADEP'in Yurtseverlik konusundakigörüşlerinin anlatıldığı aynı dokümanın HADEP Eğitim komisyonu üyesi olanfirari sanık İhsan DURUKAL'ın evinde yapılan aramada da bulunduğu, HADEP'inyurtseverlik konusunda;
"...Kürthalkının içinde bulunduğu konumu iyi irdelediğimizde görüyoruz ki herşeydenevvel bir kimlik ve yurtseverlik sorunu vardır... Eğer biz yurtseverliğihalklara kavratabilirsek dolayısıyla partimiz kitle tabanı olan Kürt halkınayurtseverlik bağlamında yaklaşır, bunu da kavratırsak partimiz HADEP'inkitleyle bütünleşmesinde büyük oranda yol almış olacağız... tarih boyuncaKürtler sayısız halkların saldırılarıyla karşı karşıya geldikleri için zamanzaman geleneklerinde, dillerinde, kültürlerinde direnmişlerdir. Zaman zaman dabaskılara boyun eğip tüm kimliksel haklarından vazgeçmiş bağlı olduklarıkavimlerin kimlik yapısına bürünmüş, kendisinin olmayan başkalarının yurdunubenimsemeye onu zorla sevmeye itilmiş. Adeta ucube bir kişilik olarak teslimiyetiseçmişlerdir... Bütün bunlara rağmen kırıntıdan ibaret de olsa tamamıyla yokolup, gitmemiştir. Öylesine sağlıklı bir köke sahip ki en ufak bir müdahale ileserpilip gelişmiştir. 1970'lerin aşıldığı dönemler artık Kürtlüğün birgerçeklik olduğu, yurtseverlik kavramı olduğu uğruna ölümün gerekli olabileceğibir olgu olması bıçak sırtında gibiydi. Yani ondan utanma ile bununla gururduyma uyutulma ile hayatta kalmanın içice yaşadığı bir süreç yaşanıyor. Ancak1974 sonrası ibrenin değiştiği, sahiplenmenin öze ulaşmanın önemi giderek anlamkazanıyordu...
12Eylül Kürtlüğün yok edilişini de hedefleyen toplumsal vahşetlerin yaşandığı birsüreç olarak tarihe geçecektir. Çekilmez baskılarla birlikte sinme,gerilemelerle hatta teslimiyetin yaşandığı süreç olmanın yanında yurtseverdeğerlere sarılmanın da kararlıca yaşandığı bir tarihi süreçtir.
Oncayetmezliğin yaşanmış olması yanında çelikleşen nice yüreklerin de ortayaçıktığı, hatta hayatlarıyla vahşetin uygulandığı her mecrada karşı duruşun enonurlu göstergelere dönüştüğü yıllardır.
Nicedestanlara nice başlangıçlara, nice ilklere, 1982 sonrası yıllarda imzaatılmıştır. 1984'lerden günümüze gelen gerçekliğin temel katkıları busüreçlerde konmuştur. Artık "kuyruklu Kürt" denme, mağara numarasısorma döneminden yurtseverlik adına ölünebileceği, kazanma adına yola çıkışınbaşarmadaki inatçı ısrarı başladığı zorunlu süreçlere geçilmişti. Ok yayındanhedefine doğru yola çıkmış, ustasının inançlı imbiklerden süzülmüş kararlıelleriyle... özellikle daha düne kadar kendimizden utanır durumdan bugün gururduyar duruma getiren mücadele ruhuna sahip çıkmalı, saygı duymalı ve bundansonra da sürekliliği ve giderek hedefe varma konusunda yoğun bir çaba ve hertürden bedel ödemeye hazır olmalıyız. Kendi kurumlaşmamızı yaratma konusundakendimizi geliştirmeli, çağın tüm teknolojik nimetlerinden faydalanmalıyız.Geçmişimize ait tüm değerleri geleceğe taşımanın gelecek nesillere bırakmanınzorunluluğuna kendimizi inandırmalıyız.
Gerekkendi iç bütünselliğimizi sağlamak ve gerekse dünya insanlık tarihinin bize yüklediğigörevlerden dolayı sağlıklı ilkeli kişilikli dostluklar edinmesini bilmeliyiz.Birlikte hareket ettiğimiz etnik düşünsel bir birleşenlerle sürekli dostolmalı, dayanışma içinde olmalı, haklarına kendimizin kadar sahip çıkmalıyız...
Bununyolu da dayatmalara kapalı empoze edilmek istenen her türlü yabancı kültürekarşı duruş göstermesi ve kendi kültürel değerlerini geliştirmesinden geçer.Yeri geldiğinde değerlerinden kopartılmak istendiğinde topraksa toprağına, dilise diline ve tüm kültürel gerçekliğine ölümüne bağlı olmasını bilmelidir.Yaşam boyunca gerektiğinde her türlü acıya katlanabilmeli, başkalarının çektiğiacıyı yüreğinde hissetmelidir. Sadece hissetmekte değil, amacına ulaşmakyönünden yoğun bir çabanın sahibi olmalıdır.
Yıllardırsüre gelen her türden baskı, sürgün, yurtsuzlaştırma, düzenle entegrasyon veeritme politikalarına karşı yurtseverler olarak bize düşen en büyük görevörgütlenmek, mevcut örgütlülükleri güçlendirmektir...
İnsansızlaştırılmakamacıyla yakılan ve yok edilen coğrafyanın insanları bugün batı metropollerindeyeni varoşlar meydana getirmişlerdir. HADEP'e üye olarak görevimiz bu insanlaraulaşmak onların sorunlarına sahip çıkmak partimizin örgütlü şemsiyesi altınaçekmektir... Göç eden insanlarımızın yabancılaşma ve başkalaşmaya meyiletmemeleri için kültürel etkinliklerle onlara gidebilmeliyiz." sözleriylegörüşlerinin açıklandığı,
HADEPGenel Merkezinde yapılan aramada bulunan ve dosyada mevcut"Yurtseverlik" başlıklı dokümandan anlaşılmıştır.
"Yurtseverlik"başlıklı dokümana yansıyan görüşleri HADEP yöneticilerinin Anayasanın 3.maddesinde ifade edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ülkesi ve MilletiyleBölünmez Bir Bütündür ilkesini çiğnediklerini Anayasanın 5. maddesine muhalefetolarak devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yöneliksiyasi faaliyetlerde bulunduklarını gösterir. HADEP Ankara il başkanlığıbinasında yapılan aramada bulunan HADEP Merkez Gençlik komisyonu ve HADEPMerkez Yürütme Kurulu imzalı (Gençlik Komisyonları Çalışma Programı)'nda,
Anadildeeğitim (Kürtçe eğitim ve öğretim) hakkı için mücadele etmek bu istemi herÖğrenci-gençlik eyleminde (yazılı sözlü pankartı vs.) dile getirmek, Kürtgençliği ve çocuklarının kürtçe yayınlarını okuyup yazmaya, Kürtçe kurs veprogramlara teşvik etmek (Yurtsever, Demokrat Kültür Kurumları bünyesinde)komisyonlarımızın görevi olmalıdır." denmiştir.
HADEP'inYurtseverlik konusundaki görüşlerinin açıklandığı metinde yer alan "12Eylül kürtlüğün yok edilişin de hedefleyen toplumsal vahşetlerin yaşandığı birsüreç olarak tarihe geçecektir. Çekilmez baskılarla birlikte sinme,gerilemelerle hatta teslimiyetin yaşandığı süreç olmanın yanında yurtseverdeğerlere sarılmanın da kararlıca yaşandığı bir tarihi süreçtir. Onca yetmezliğinyaşanmış olması yanında çelikleşen nice yüreklerin de ortaya çıktığı hattahayatlarıyla vahşetin uygulandığı her mezrada karşı duruşun en onurlugöstergelere dönüştüğü kararlı yıllardır. Nice destanlara nice başlangıçlaranice ilklere 1982 sonrası yıllarda imza atılmıştır. 1984'lerden günümüze gelengerçekliğin temel katkıları bu süreçlerde konmuştur... Artık "kuyrukluKürt" denme, mağara numarası sorma döneminden yurtseverlik adınaölünebileceği, kazanma adına yola çıkısın, başarmadaki inatçı ısrarın başladığızorunlu süreçlere geçilmiştir. Ok yayından yola çıkmış, ustasından imbiklerdensüzülmüş kararlı elleriyle" sözleri HADEP yöneticilerin PKK terör örgütünüeylemlerini benimsediğini PKK ile aynı amacı paylaştığını gösterir. 1984 yılıAğustos ayında PKK örgütü Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilk büyük eyleminigerçekleştirmiştir ve adını duyurmuştur. Metinde bu husus "nice destanlaranice başlangıçlara nice ilklere 1982 sonrası yıllarda imza atılmıştır.1984'lerde günümüze gelen gerçekliğin temel katkıları bu süreçlerdekonmuştur." Sözleriyle anlatılmıştır.
HADEPGenel Merkezinde yapılan aramada bulunan muhtemelen bir öğrencinin tuttuğufotokopi edilmiş, üzerlerinde verildiği günlerin tarihi ve ders hocalarınınyazılı bulunduğu ders notları, HADEP'in PKK'nın siyasi kanadı, HADEP merkezyürütme kurulu üyelerinin de bu kanadın yöneticileri olduğunu gösterir. HADEP,Anayasa ve yasalara göre kurulmuş, ancak terör örgütü PKK'ya bağlı, PKK'nıngörüşleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir kuruluştur.
HADEPParti Genel Merkezinde il ve ilçe teşkilat binalarında yapılan propaganda sözdeeğitim çalışmaları ile Kürt asıllı vatandaşların beyni yıkanmakta Türkdüşmanlığı aşılanan bu insanlar sözde Kürdistan'ı kurtarmak için kırsala çıkıpPKK çetelerine katılmaya hazır hale getirilmektedir.
Verilenderslerde, sözde Kürdistan'ın sömürüldüğü ve Türk düşmanlığı işlenmiştir. Dershocalığını İhsan DURUKAL'ın yaptığı, Kürdistan tarihi dersinde İhsan DURUKAL"...Kürt tarihi ile ilgili belge ve arşivler ya imha ya da çok gizliolarak saklanmıştır. Elde olan bilgiler ise tümüyle yabancı kaynaklardan ve sugötürür bilgilere dayanır. Kürt sözcüğü 1989 yılına kadar söylem ve yazımıyasaktır. Ne ilginçtir ki Türk Subay Akademilerinde 3 yıllık bir süreçlesürekli olarak Kürt tarihi okutulmaktadır. Kendi gerçeğini kendisi bilmekistiyor. Yani düşmanı görmek ve tanımak istiyor" demiştir.
Türksubay akademilerinde Kürt Tarihi diye bir ders belki de yoktur. Amaç TürklerinKürtlere düşman olduğunu anlatmaktır. Türklerin Kürtlere düşman olduğuna inananKürt asıllı gençlerde elbette Türk asıllılara karşı Türk devletine karşıdüşmanca duygular oluşacak ve bu şekilde milli birlik ve beraberlik duygusu yokedilmiş olacaktır.
SanıklardanAli Rıza YURTSEVER de derslerinde aynı amaçla hareket etmiştir. TürkiyeEkonomisi anlattığı derslerinde kendi deyişiyle Kürdistan'ın yani Doğu veGüneydoğu Anadolu bölgelerimizin devlet eliyle kasten fakirleştirildiğini, batıbölgelerimizin doğu bölgelerimizi sömürdüğünü anlatmış, Türkiye'nin maddi vemanevi büyük fedakarlıklarla yaptığı ve tamamlamaya çalıştığı GAP projesi ileilgili "bunun anlamı geniş verimli toprakların batıya çekilmesidir. Fakatgözden kaçan bir olay ise, GAP'ın bulunduğu toprakların % 90'ını yabancı işadamları ve sermaye grupları almıştır... Bu toprakları yabancılara satarken,daha sonra olası bir Kürt Cumhuriyeti karşısında yabancı devletlerinholdinglerine dokunması halinde devleti yabancı devletlerle bozuk ilişkilereitiyor."
YaniGAP'ta bir kısım topraklar yabancı holdinglere devlet tarafından kastensatılıyormuş. Sebebi de ilerde o topraklarda Kürt Devleti kurulduğunda kurulanbu Kürt devleti yabancı Holdinglerden Türk Devletinin sattığı bu topraklarıisteyince holdingin tabi olduğu devletle gelecekte Kürt devletinin ilişkilerinibozmakmış.
Buderslerin Türk düşmanlığı aşılamak ve milli birliği bozmak için verildiğiaçıktır. Yine 22.1.1998 perşembe günkü dersinde Ali Rıza YURTSEVER"bölgemiz olan Ortadoğu'nun tüm kurtuluşu Kürt ulusal kurtuluşmücadelesine bağlıdır." sözleriyle derslerinin kesin amacını açıklamıştır.
İhsanDURUKAL yurtseverlik konusunu işlediği dersinde: "Yurtseverlik aşiretsınırını aile bağını aşan bütün Kürdistan'a gönül bağı olana denir. Her isyanyurtsever olmadığı gibi her gerillada yurtsever değildir. Çünkü yurtseverliğingereğini yapması gerekir. Ayrıca yurtseverliğin üç önemli maddesi vardır, lhalk, 2 yurt, 3 sınıf sevgisi olmasıdır. Kısaca Kürdistan'daki yurtseverlikkonusu ise halk ve ulustan ayrı düşünülemez. Çünkü doğa ve insana karşımücadeleyi oraya vermiştir. Ama yurtlarına bağlı kalanlar namus ve toprağını,kültürünü geliştirmişlerdir. Cumhuriyet döneminde Kürtlere dayatılan doğduğundeğil doyduğun yer felsefesi artık savaşta taraf olmayı zorunlu hale getirirkenhangi nedenle olursa olsun yardım eden korucunun iyisi veya kötüsü olmaz"sözleriyle tarif etmiştir. Bu tarife göre yurtseverlik PKK terör örgütünekatılmak PKK terörüne karşı devletin yanında yer alan korucuları da düşmanbilmektir.
HADEPGenel Başkanı, Genel Başkan Yardımcısı ve parti yürütme kurulu üyeleri olansanıklar Murat BOZLAK, Mehmet SATAN, İshak TEPE, Mehmet Zeynettin UNEY, HamitGEYLANİ Melik AYGÜL ve Ali Rıza YURTSEVER parti üyelerinin cahil olduğunu,yazışma usullerini dahi bilmediklerini, bu konuda hem haklarını savunmalarıkonusunda hem de partinin siyaseti konusunda partililerini bilgilendirmekistediklerini, amaçlarının partililerine ilerisi için yönetici hazırlamakolduğunu, bu maksatla parti içi eğitim çalışmaları yaptıklarını partilerindePKK yanlısı eğitim yaptırmadıklarını aramalarda bulunan ders notlarındanhaberleri olmadığını beyanla suçlarını inkar etmişlerdir.
Ancaksanıkların bu savunmalarına itibar edilemez:
Dersinverildiği gün ve tarihin ders hocasının isimlerinin yazılı olduğu içerikleriyukarda geniş olarak anlatılan ders notları HADEP Genel merkezinde yapılanaramada bulunmuştur. Dersin HADEP Genel Merkezi Eğitim Salonunda verildiğibellidir. Dersi veren hocalardan biri olan A. Rıza YURTSEVER parti merkezyürütme kurulu üyesi diğer ders hocası İhsan DURUKAL, HADEP eğitim komisyonuüyesidir. Bu derslerin merkez yürütme üyelerinin yani sanıkların haberleriolmadan verilmesi imkansızdır.
Ayrıcaaramanın yapıldığı gün eğitim salonunda bulunan kara tahtaya Ape Musa Eğitimdevresi 4 yazılı olduğu arama tutanağı kapsamı ve dosyada mevcut eğitim salonundakikara tahtanın aramanın yapıldığı gün çekilen fotoğrafı ile de bellidir. ApeMusa ile Musa Anter kastedilmektedir. Musa Anter'in kişiliği herkesçebilinmektedir. PKK'nın düzenlediği sözde barış organizasyonu trenine de MusaAnter barış treni adı verilmiştir. Eğitim devresini Ape Musa Eğitim Devresi 4adı verilmesi de sanıkların kastının ne olduğunu göstermektedir.
AncakHADEP Genel Merkezi ve HADEP'in il ve ilçe teşkilat binalarında yapılanpropaganda ile gençlerin PKK saflarına katılmaya hazır hale getirilmelerinin veHADEP'in PKK örgütünün siyasi kanadı olduğunun tek delili HADEP GenelMerkezinde bulunan ders notları değildir. HADEP Genel Merkezi ve HADEP il veilçe teşkilat binalarında yapılan aramada PKK propagandasını içeren bolmiktarda yayın ve kaset bulunmuştur. HADEP Genel Merkezinde yapılan aramadabasın bürosunda çoğu yasaklanmış Özgür Halk dergileri. Özgür Halkın Eğitimserisi dergileri ve buna benzer dergiler bulunmuştur. Özgür Halk dergisitamamen PKK örgütünün propagandasını yapan dergidir. Bu dergide silahlı çetePKK'nın başı Abdullah ÖCALAN'ın da Ali FIRAT takma adıyla yazı yazdığıbilinmektedir. Bu derginin yayımlandığı Kürdistan Haritası dosyada mevcuttur.HADEP Genel Merkezinde bulunan bu PKK propagandası içeren dergiler parti merkezinegelenlerin okumasına açıktır. Sanıkların devamlı PKK'nın propagandasını yapan dergilerigenel merkezlerinde iyi niyetle bulundurdukları düşünülemez. Ankara HADEP il başkanlığıbinasında yapılan aramada bulunan teyp kasetlerinin de tamamının propaganda içerikliolduğu anlaşılmıştır. Bu kasetlerden birinde,
"Kalkınyeter artık bu kölelik eğer özgürlüğünüzü istiyorsanız hep beraber kalkalım bizKürt gençleriyiz. Yolumuzu biliyoruz. Bizim yuvamız dağlardır. Eğer dostlar benbu yolda şehit olursam benim silahımı alın dostlar. Benim yerime savaşın bizimdağlar çok şirindir. Kanlarla kaplanmış partizanlarımız içinde dolaşıyorlar.Kalkın hep birlik olalım halaylar çekelim" anlamında Kürtçe türkü vardır.Diğer kasetlerde incelendiğinde hepsinde aynı içerikte Kürtçe türkülerbulunduğu anlaşılmıştır.
SakineDAĞISTAN, Bektaş NERGİZ, Fersande GÖKTIMAR, Edip KAYNAR, Bahattin CESUR'unHADEP teşkilat binalarında ve Özgür Halk Bürolarında yapılan propagandadanetkilenerek PKK saflarına katıldıkları kırsala çıktıkları yukarıdaanlatılmıştır) denilmektedir.
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 28.12.1998 gün ve 527 sayılıiddianamesinde de:
(Yukarıdaaçık kimlikleri yazılı sanıklar Murat BOZLAK, Bahattin GÜNEL ve 43 arkadaşınınsilahlı çete PKK'nın hal ve vasfını bilerek çeteye yardım ettikleri.Sanıklardan Murat BOZLAK'ın HADEP Genel Başkanı olduğu, silahlı çete PKK'nınbaşı Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'da tutuklanmasından sonra Türkiye'nin PKK'nınTürkiye'de gerçekleştirdiği yüzlerce kanlı terör eyleminin asıl faili olanteröristin Türkiye'de yargılanmasının temini için iadesi girişimlerinebaşlaması üzerine 11.11.1998 günlü yaptığı Basın Açıklamasında:
"Resmiideolojinin tek kimlik, tek dil, tek kültür biçiminde şekillenen anlayışınındar kalıpları çerçevesinde kalınarak bugüne değin Kürt sorununun barışçıldemokratik çözümü konusunda beklenen adımların atılmaması nedeniyleinsanlarımız büyük acılar ve üzüntüler yaşadılar. İnsan Hakları ihlalleridurmak bilmedi... Başta İtalya olmak üzere Avrupa ülkelerinin Kürt sorunununbarışçıl Demokratik çözümü konusundaki dostane istemleri yanlışdeğerlendirilmiş ve hep geri çevrilmiştir. PKK genel başkanı Abdullah ÖCALAN'ınİtalya'ya gidişi ile birlikte yeni ve önemli bir gelişme meydana gelmiştir.
Kürtsorununun barışçıl demokratik çözümü konusundaki istemini sürekli dile getirenİtalya'nın barışa hizmet etmeyecek yeni acı ve üzüntülerin yaşanmasınasebebiyet verecek bir karara imza atması beklenmemelidir... Kürt sorunu tümTürkiyelilerin sorunudur. Hepimizin sorunudur. Sorunun barışçıl demokratikçözümü bir zorunluluktur.
Bunoktada daha fazla acıların yaşanmaması doğrultusunda çaba sarfetmeliyiz. 62milyon insanın eşit ve özgürce birlikte yaşamasının koşullarınıyaratmalıyız." dendiği. Dosyada mevcut HADEP amblemli Murat BOZLAK imzalıBasın Açıklaması metninde, Yine HADEP Ankara il örgütü imzalı 13 Kasım 1998günlü basın açıklamasında:
"PKKGenel Başkanı Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'nın başkenti Roma'ya gidişi ile ortayaçıkan durum, Kürt sorununun siyasal, demokratik çözümünü bir kez dahakaçınılmaz bir zorunluluk olarak dünya gündemine oturtmuştur. Artık Kürt sorunuevrensel bir sorundur... Kürt sorununun siyasal demokratik çözümünü savunmakevrensel hukuk çerçevesinde Demokratik bir haktır. Ancak ne yazık ki yapayolarak geliştirilen şovenist dalga ve devlet yetkililerinin tavrı karşısındaher türlü meşru demokratik eylemimiz antidemokratik keyfi bir tutumla, keyfibir şekilde engellenmektedir.
Budurum karşısında Kürt sorununun siyasal demokratik çözümü ve bu amaca hizmetedecek tutumları talep etmek amacıyla halktan insanlar açlık grevi yapmakamacıyla partimize başvurmuşlardır. Halkımızın bu talebini dikkate alırken birkere daha aydın demokrat kurum ve şahsiyetlerini göreve çağırıyor. Avrupaülkelerinin Kürt sorununun siyasal demokratik çözümü konusundaki tavırlarınınbarışçıl çözüme hizmet eden anlayışa bürünmesini istiyoruz... Tarihsel süreçiçinde siyasal demokratik, hukuksal engin deneyimleri dikkate alındığındaİtalya'nın vereceği kararın Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümüneOrtadoğu halklarının barış içinde yaşamasına katkı sunacağına inanıyoruz. Buamaçla halkımızın talebi karşısında il binasında dört günlük açlık grevibaşlatıyor. Demokratik kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz." dendiği.
Dosyadamevcut HADEP Ankara il örgütü imzalı 13 Kasım 1993 tarihli "Basına veKamuoyuna'" başlıklı basın açıklaması metninden:
Ankarail örgütü imzalı basın açıklamasının yapacakları eylemde kendilerine desteksağlamak amacıyla Barış partisi Genel Merkezine de fakslandığı, Dosyada mevcutBarış Partisi Genel Merkezinde nöbetçi polis memuru Doğan TOYRAN ile Barışpartisi Genel sekreter Yardımcısı İbrahim KÖKSAL'ın birlikte tuttukları17.11.1998 günlü tutanak kapsamından,
HADEPGenel başkanı Murat BOZLAK ve HADEP Ankara il örgütünün basın açıklamalarındansonra başta Ankara olmak üzere Türkiye genelinde Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'datutuklanmasını ve Türkiye'nin silahlı çete başının yargılanmasını temin içiniade girişimlerini protesto etmek amacıyla bütün HADEP il ve ilçe binalarındaaçlık grevine başlanıldığı,
Dosyadamevcut Emniyet Genel Müdürlüğü yazılarından anlaşılmıştır. Silahlı çete PKK'nınbaşı Abdullah ÖCALAN yıllardır barındığı ve PKK örgütünün kanlı eylemleriniyönlendirdiği Suriye'den Türkiye'nin sıkıştırması sonucu önce Rusya'ya kaçmışoradan da İtalya'ya geçmiş, Roma Havaalanında İtalyan makamlarıncayakalanmıştır. Yakalanmasından sonraki gelişmelerden silahlı çete başınınİtalya'ya planlı olarak geçtiği, burada Türkiye üzerindeki terör eylemlerindenkesinlikle vazgeçmeksizin önceden Avrupa'da oluşturduğu lobiler vasıtasıylayapacağı propagandayla örgütüne ve kendisine siyasi bir hüviyet kazandırmayayönelik faaliyetlerde bulunmak amacında olduğu anlaşılmıştır.
HADEPgenel başkanı Murat BOZLAK'ın basın açıklaması ile HADEP Ankara il örgütüimzalı basın açıklamaları incelendiğinde Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'dan başlamaküzere bütün Avrupa'da hatta dünyada çetesine ve kendisine siyasi bir hüviyetkazandırmaya yönelik faaliyetlerine paralel açıklamalar olduğu anlaşılır.Esasen HADEP'in yapılan bütün kongrelerinde yöneticilerinin yaptığı bütünkonuşmalarda yaptıkları bütün basın açıklamalarında Kürt sorununun kandökülmeden demokratik barışçıl çözümü yani silahlı çete PKK ve başı AbdullahÖCALAN'a siyasi hüviyet kazandırılması vurgulanmıştır.
4.10.1998günü yapılan HADEP Ankara il kongresinde konuşan Divan Başkanı ŞehabettinÖZASLANER'in
BizTürkiye'de Türklerin, Kürtlerin ve diğer halkların kardeşçe eşitlik temelindebirlikte yaşamasından yanayız... Çünkü bu Türkiye'yi, bu Cumhuriyeti, onlarınatalarından çok bizim Atalarımız, Kürtlerin Ataları da bizim AtalarımızÇanakkale'de kan dökerek elde etmiştir. Biz Atalarımızın kazandığı topraklarasahip olmak istiyoruz... HADEP Partisi olarak bir takım önerilerimiz var. l-Kürt sorununu diyalog yoluyla barışçı siyasal, demokratik yoluyla çözümünüistiyoruz..." dediği, Aynı kongrede konuşan HADEP Ankara il başkanı KemalBÜLBÜL'ün,;
"...HalkınDemokrasi Partisi ne istiyor' HADEP'in ne istediğini şu an salonda bulunanilgili kişilere de soruyorum. Halkların kardeşliğini istiyorlar, biz yasaldemokratik çözümü istiyoruz. Kürt sorununun siyasi çözümünü istiyoruz. Bununtarifi nedir' bunun tarifi şudur. Bu ülkede Kürt halkı bir gerçektir, bugerçekliği kabul etmek durumundasınız. Kültürüyle, diliyle ve her türlü halkiradesiyle kabul edilmek durumundadır..." dediği,
Aynıkongrede, programda müzik dinletisi olmadığı halde "Grup denge Sodiri veHozan Mervan isimli müzik grubunu hükümet komiserinin ikazına rağmen şarkısöylettiklerini müzik grubunun sözleri,
"Sizlerdağ başındasınız partimiz için özgürlüğümüz için - hep birlikte gittilerCizre'ye Botan'a bizim sesimiz duyuldu tüm cihanlara- Benim şanım rengimduyuldu- Tüm cihanda benim rengim duyuldu - Eğer sen şehit olursan - Anam senağlama yurtseverlerimiz çıkmışlar dağ başına - Diyarbakır zindanları çokağırdır. Biz çekiyoruz. - O AMED şehri bizim şehrimizdir. - O bizimkardeşimizdir.- O bizim rehberimizdir. - Devrimler devrandır, ben ölürüm. -bizim ölülerimiz yalnız dağlarda kalırlar. - Mazlum doğan Kürdistan'dır. - Sengidersin mazlum doğan - Mazlum dağ Kürdistandır. Kürdistandır. - sen gidersinmazlum dağan mazlum dağan - sen gidersin baş kaldırmışsın mazlum dağan mazlumdağan -Arkadaşlar hep yola çıktılar partizan için - bu bizim savaşımızdır. Vayvay - yurtsever arkadaşlar gelin Kürtler - öne gelin kardeşler, memleket bizibekliyor. -Gelin arkadaşlar dönem bizini dönemimiz - Gelin kardeşler gelin önegelin bizim günümüzdür bugün" olan şarkıları söylediği,
Dosyadamevcut 4.10.1998 günlü HADEP Ankara ili 5. olağan kongresinde yapılankonuşmalar ve söylenen şarkıların alındığı kaset çözüm tutanağı kapsamından,
Yine1.11.1998 günü yapılan HADEP'in Büyük Kongresinde "Biji Aşiti, faşizmekarşı omuz omuza. Kürdistan faşizme mezar olacak, biz PKK. lıyız. PKK halkınpartisidir. Serok Apo, Biji Apo. Gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor."sloganlarının atıldığı, atılan sloganlara divanın tepkisiz kaldığı. HükümetKomiserinin uyarısı üzerine divan başkanının PKK lehine slogan atan topluluğuuyardığı,
Dosyadamevcut 1.11.1998 günlü tutanak kapsamından anlaşılmıştır.
HADEPGenel Başkanı Murat BOZLAK'ın ve HADEP Ankara il örgütü imzalı basınaçıklamaları, HADEP kongrelerinde HADEP yöneticilerinin yaptıkları konuşmalarkongrelerinde söylenen gençleri PKK saflarına katılmaya davet eden şarkılar,PKK ve Abdullah ÖCALAN lehine atılan sloganlar, silahlı çete PKK ile HADEParasında organik bir bağ olduğunu gösterir. PKK HADEP birlikteliği PKK ileHADEP arasındaki organik bağlı, HADEP il, ilçe binalarında merkez binasındayapılan aramalarda bulunan belge ve dokümanlarda daha açık bir şekilde görülür.
19.11.1998günü HADEP genel Merkezinde yapılan aramada 15 adet Yurtsever Gençlik Dergisi.Zindan dergileri, Abdullah ÖCALAN'ın (Kadın ve Aile Sorunu) isimli kitabı WeladDergileri, Video kasetler, Abdullah ÖCALAN'ın Politik Rapor isimli kitabı, 12Eylül Faşizmi ve PKK Direnişi isimli kitabı ve daha birçok doküman bulunduğu,
19.11.1998günlü Yakalama ve Zaptetme Tutanağı kapsamında;
Aramadaduvara asılı pano üzerine silahlı çete PKK ve PKK'nın başı Abdullah ÖCALAN ileilgili terör örgütünün propagandasını yapan gazetelerden kesilmiş kupürlerinyapıştırıldığı bir gazele kupüründe "Avrupa'nın bir çok kentinde eylemyapan Kürtler ÖCALAN'a destek için Romaya akacak" yazısının bulunduğu, buyazının altında "Kürtler Roma'ya aktı" başlığı ile ÖCALAN ile ilgilihaberlerin, onun altındaki gazete kupüründe de "Cezaevlerinde ölümbekleniyor" başlıklı gazete kupürünün daha altta da "Abdullah ÖCALAN:vasiyetleri bizim için emirdir." ve altında "PKK'lı ve DHP.litutukluların suikast girişimini protesto için bedenlerini ateşe vermeleriüzerine bir açıklama yapan PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN yakma eylemlerinindurdurulması gerektiğini belirttiği." yazısının bulunduğu, duvara sarıüzerine kırmızı renkle Kürt sorununa demokratik çözüm yazılı bez pankartınasıldığı;
Aramasırasında çekilen ve Ek-1 dosyada içindeki mevcut fotoğraflardan anlaşılmıştır.
HADEPGenel Merkezinde Gençlik kolu komisyonu üyelerine eğitim verildiği. eğitimsalonunda bulunan kara tahta üzerine partinin yolu, misyonu -legal-illegalyazdığı bu suretle HADEP'in illegal faaliyetlerinin de olduğu belirtildiği;
19.11.1998günü HADEP Genel Merkezinde yapılan aramada bulunan negatiflerin tab edilmesiile elde edilen ve Ek-1 dosyada mevcut fotoğraflardan,
HADEPGenel Merkezinde bulunan kasetlerden 6 sıra numaralı kasette HADEP Siirt ilbaşkanlığının 26 Nisan I997'de verdiği dayanışma yemeğinin görüntülerininbulunduğu, bu yemekte bir konuşmacının Kürtçe olarak "Ey Kürt halkı biz buKemal savaşına karşı baş kaldıralım. Ev arkadaşlar bunlar resmen bizim Kürthalkımıza savaş açmışlar." dediği,
14numaralı kasette 12 Mart 1997 günü HADEP Şanlıurfa il teşkilatının düzenlediğiNevruz kutlamaları görüntülerinin bulunduğu, sözleri "Halkın savaşçıları Kürdistanbizi bekliyor kaç bin yıldan beri Kürdistan el altındadır. Mazlum doğan senkültlerin liderisin mazlum doğan" olan şarkılar söylendiği dört gencinPKK'nın bayrağını sallayarak, toplulukta dolaştırıldığının görüntülendiği.
Dosyadamevcut bant çözüm tutanaklarından ve de
GenelMerkezden alınan evraklar arasında Mardin ve başka cezaevlerinde bulunan çoksayıda PKK militanının açlık grevine başladıklarını belirten mektuplarınınbulunduğu;
EK-2dosyadaki PKK'lı militanların mektuplarından anlaşılmıştır.
19.11.1998günü HADEP Ankara il örgütü binasında yapılan aramada Özgür Halk, DevrimciGençlik dergilerinin bulunduğu, binanın duvarlarına "Kürt sorununabarışçıl, demokratik bir çözüm için açlık grevindeyiz" yazılı kağıdınaltında "Faşist güçler tarafından katledildi" yazısı olan Hakim ATİKisimli bir şahsın resminin "Roma barış ve siyasi çözümünbaşkenti olsun" yazısının bulunduğu kağıdın, öldürülen bir kadın resmininasıldığı il binasında mevcut olan ve alınan dosyaların araştırılması sonucudosyalardan birinde, 70x30 ebatlarında PKK'nın bayrağı ile kurmayı düşündükleriKürdistan haritasının bulunduğu, özgür halk dergisinin bastırdığı 1998 yılınaait takvimin bulunduğu,
a)19.11.1998 günlü dosyada mevcut yakalama tutanağı kapsamı,
b)HADEP Ankara il binasında çekilen ve dosyada mevcut fotoğraflar, (EK-1 dosyada)
c)Ek-1 dosyada mevcut 26.11.1998 günlü tutanak kapsamı ile PKK bayrağı veKürdistan haritasını ihtiva eden Özgür halk dergisinin bastırdığı 1998 yılıtakvimi gibi delillerden anlaşılmıştır.
HADEPAltındağ ilçe binasında yapılan aramada "Ulusal parlamento veişlevleri" başlıklı daktilo ile yazılmış 3 sayfalık yazıda:
"...K.S. Parlamentosu çok önemli bir görevi yerine getirmek üzere kuruldu.Kürdistan'ın yüzyıllardır işgal altında oluşu ve Kürt halkının defalarcakatliam ve sürgün olayları yaşaması sonucu yirminci yüzyılın son çeyreğindeulusal ve toplumsal alanlardaki gelişmelerle birlikte uyanan halkımızöncülerinin önderliğinde örgütlenip özgürlük mücadelesine başlamıştır.Kendisini demokratik alanda ifade etmek için parti kurup örgütlenmefaaliyetlerini yasalar çerçevesinde yürüten Kürt halkına bütün demokratikalanlar kapatıldı, sonra Genel Başkanları ve parti yöneticileri saldırıyauğrayarak yüzlerce şehit vererek bir o kadar da parti üyesi sistemin vurucugücünün boy hedefi oldu. Ülkede özgürce örgütlenmek ve yaşama olanağı kalmayandemokratik alanların kendilerine kapanması sonucu ülkelerini terketmek zorundakaldılar. İşte sürgündeki kürt parlamentosu tarih boyunca sömürgeci veişgalcilerin zulmüne dayanamayarak Ortadoğu'dan Kafkaslara hatta Avusturalya'yave AB devletlerine kadar Türklerin oluşturdukları ulusal birlik çabalarınınürünüdür, aynı zamanda Türk halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin bugüneulaştığı ulusal kurumlaşma ve iktidarlaşmanın en üst aşamasıdır. Bu parlamentotüm Kürt halkını uluslararası platformlarda temsil etme hakkına sahiptir. Bütünbu gelişmeler karşısında Halkın Demokrasi Partisinin yıllar sonraki işlevinedir'" dendiği.
Dosyadamevcut yazı metninden;
HADEPKeçiören ilçe merkezinde yapılan aramada bulunan Halkın Demokrasi PartisiMerkezi Gençlik komisyonluğuna hitaben yazılan raporda;
"...üniversitegençliğinin yanı sıra bugün liseli gençliğin durumuna baktığımız zaman tamamenkimliksizleştirilip tek insan tipi haline getirilmiş ve düzenin okullarındakiezberci eğitim sisteminin etkisiyle sorma ve öğrenmeden uzaklaştırılıp her şeyikabullenen bir liseli gençliğin yaratıldığını görürüz. Özellikle Türkiyemetropollerine göç edip düzenin eğitim kurumlarında okuyan Kürt gençleriasimilasyon ve köleleştirmeye uğratılarak kendi özünden uzaklaştırılmaktadır.Bizim bu öğrencilerin bu durumunu düzeltmek ve ilişkilerde HADEP'e kazandırmakiçin öncelikle bu gençlere TC. nin eğitim sistemini, TC. nin yaptığı baskı vezulmün boyutunu ve yaşadıkları ilişkilerdeki çarpıklığı, kişiliklerindekiçelişkiyi su yüzüne çıkarmamız gerekmektedir. Bunun için;
l- Liselerde HADEP adına bir örgütlenme oluşturmamız.
2-Oluşturulan bu çekirdek grupla öncelikle Kürdistanlı gençlerin belirlenip ilişkisağlanması..." dendiği,
PKKmilitanı M. Hayri DURMUŞ ile ilgili el yazısı ile yazılmış not bulunduğu,notta;
"HayriDURMUŞ... 1979'da yakalandığında PKK üyesiydi. Mütevazilik, olgunluk,soğukkanlılık, partiye sarsılmaz bağlılık, bütün bunlar Hayri DURMUŞ'undeğişmez özellikleriydi... Tarih yıllardan 1982 aylardan Temmuzu günlerden 14'übir kilometre taşı olarak hanesine kaydediyordu. İşte o gün, işte o saat veanda M. Hayri DURMUŞ kürsüye yürüdü. "Biz dedi. Yapsakta yapmasakta partiönderliği ve parti bu işleri götürür, zaferi kesinlikle kazanır. Bu önderlik busavaşın bu mücadelenin peşini kesinlikle bırakmaz... Bu benim son duruşmamolacaktır. Kurtuluş saflarında Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi içinyıllarca mücadele verdim, kişisel hiç bir beklentim ve hesabım olmadı. Dahafazlasını yapamadığım için mezar taşıma bu adam halkına borçlu gitti diyeyazın..." yazdığı yine el yazısı ile yazılmış bir şiir bulunduğu, şiirinsözlerinin;
"Kavganınnamlusunda Ağustos sıcağında yangına dönüştüler ve biz onların adlarıylayargıladık geçmişi künyemize isyancı gülüşleri kazıdık ve dedik ki-ey umudunyolcuları-düşlerimize sarılmış geleceğimiz-yürüyüşünüz ve gülüşünüzdestandır-andımız olsunki - Yürüyüşünüz yürüyüşümüzdür. - Gülüşünüzgülüşümüzdür.- Düşleriniz bizde gerçek- bir gerçek-ya özgür vatan-yaölümdür." olduğu;
Ekdosyada mevcut rapor fotokopisi ve M. Durmuş HAYRİ ile yazılan yazı ile şiirdenanlaşılmıştır.
HADEPAdana il binasında yapılan aramada, çok sayıda özgürleşen Yurtsever dergisi.Özgür Halk dergisi, Abdullah ÖCALAN'ın Ali Fırat takma adıyla yazdığıKürdistanda Kişilik Sorunu adlı kitap, Abdullah ÖCALAN'ın yazdığı Sosyalizm veDevrim Sorunları isimli kitap, Abdullah ÖCALAN'ın yazdığı 12 Eylül Faşizmi vePKK direnişi isimli kitap, Evina Velat isimli Abdurrahman Durre'nin yazdığıkapağında sözde Kürdistan haritası olan kitap, üzerinde "Nevrozunuz KutluOlsun ve Kürtçe Nevroz piroz b" yazılı sözde Kürdistan haritası olan afişlerden106 adet bulunduğu, parti binasında ayrılan gençlik köşesinde, 15 adet güvenlikkuvvetleri ile girdikleri çatışmada öldürülen terör örgütü militanlarınınresimlerinin bulunduğu,
19.11.1998günlü arama tutanağı kapsamı ile, 20.11.1998 günlü Tespit Tutanağı kapsamındaanlaşılmıştır.
HADEPAntalya İl Başkanlığındaki yapılan aramada çok sayıda Özgür Halk, ÖzgürleşenYurtsever Gençlik, Öncü Yurtsever Gençlik, Jian Revşan, Zindan ve Zentdergileri, Nevroz Piroz B isimli HADEP teşkilatına ait 30 adet afiş, Mihamet ArifVicvari Hasen Cizvari isimli ve fotoğraflı 13 adet afiş, Velate Roje isimli 2adet afiş, Xelil Xemşin isimli ve fotoğraflı 4 adet afiş ve daha çok sayıdayasak yayın bulunduğu; 19.11.1998 günlü arama ve zaptetme tutanağı kapsamında;
HADEPİstanbul il binasında yapılan aramada 1x5 metre ebadında "Dersim DirenecekHADEP İstanbul İl Başkanlığı" yazı ve imzası bulunan pankart, 1x3 metreebatlarında üzerinde eli sıkılı PKK teröristi resmi ve "Yaşasın 15 AğustosAtılım Ruhu" yazısı bulunan bez pankart, çok sayıda yasak yayın bulunduğu;
19.11.1998günlü arama tutanağı kapsamında.
HADEPBakırköy ilçe binasında yapılan aramada, ilçe başkanının odasındaki panoda PKKterör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN'ın üzerlerinde sarı yeşil kırmızırenklerden oluşan kurdele ile bağlanmış fotoğrafı, içinde Abdullah ÖCALAN'ınresminin de bulunduğu "PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN'dan çözümçağrısı" yazısı bulunan fotoğraf "PKK Türkiye Partisidir" yazılıresimli döviz, önü PKK militanları, M. Hayri DURMUŞ, Kemal PİR, Akif YILMAZ,Ali ÇİÇEK'in resimlerinin yapıştırıldığı kağıt üzerinde "TC.nin GüneyKürdistan'daki harekatını nefretle kınıyor" yazılı döviz, 3 PKKmilitanının resmi, Abdullah ÖCALAN'ın resminin bulunduğu kartonlar üzerineyazılmış çeşitli dövizler, İtalyan Büyükelçiliğine yazılan 30 adet dilekçe veçeşitli örgüt terimleri bulunduğu;
19.11.1998günlü arama ve zaptetme tutanağı kapsamından,
EminönüHADEP ilçe binasında yapılan aramada Özgür Halk, Özgürleşen Yurtsever Gençlik,Özgür Kadın ve Zindan dergileri ile 10 adet tek tip kot pantolon, 12 adetkomando tipi askeri pantolon ve tişört bulunduğu, 19.11.1998 günlü yapılanarama tutanağı kapsamında.
Malatyail binasında yapılan aramada örgüt yayınlarından başka, Malatya Valisi, EmniyetMüdürü, Şube Müdürünün fotoğrafları ile polis ve askeri tesislerinfotoğraflarının bulunduğu,
Türkiyegenelinde yaptırılan aramalarla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü'nüngönderdiği 23.11.1998 günlü yazıları kapsamından,
HADEPVan il binasında yapılan aramada, çok sayıda örgüt yayını, il başkanınınodasında kitaplık içinde gizlenmiş yabancı menşeli yeşil renkte askeri tip,üzerinde H.E.R. DM 41 SIPLITTER yazılı el bombası ile 1x1.5 metre ebadındasözde PKK bayrağının bulunduğu,
Dosyadamevcut Van İl Emniyet Müdürlüğünün 19.11.1998 günlü fax yazılarındananlaşılmıştır.
DiğerHADEP binalarında da aynı belgeler bulunmuştur. Bulunan bu belgeler PKK ileHADEP arasındaki organik bağı açıkça gösterir. HADEP Merkez binası il ve ilçebinaları, PKK propagandasının açıkça yapıldığı yerlerdir. HADEP'de beyinleriyıkanan Kürt asıllı gençlik PKK saflarına katılmaya hazır hale getirilmektedir.
İstanbulil binasında bulunan pankartlar ile, Eminönü ilçe binasında bulunan çok sayıdatek tip pantolon ve gömlekler ile Bakırköy ilçe binasında bulunan Abdullah ÖCALAN'ınresminin olduğu dövizler İstanbul'daki PKK militanlarının eyleme bu binalardançıktıklarını, eylem sonrası polis takibinden kurtulduktan sonra yine bubinalara sığındıklarını, buralarda kıyafet değiştirdiklerini gösterir. Van ilbinasında bulunan el bombasının da PKK'nın yapılması düşünülen bir eylemindekullanılacağı kesindir.
PKK,ile HADEP arasında mevcut organik bağdan HADEP il ve ilçe yöneticilerinin PKKeylemlerine paralel ve PKK'nın amacına hizmet eden eylemlerinden HADEP merkezyürütme kurulu üyeleri olan sanıkların tamamı sorumludur. Onlarda aynı eyleminiçindedirler. Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'da yakalanmasından sonra HADEP Merkezbinasındaki panoya PKK'nın propaganda organı olan gazetelerden kesilmiş herbiriAbdullah ÖCALAN ve Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'da yakalanmasından sonra PKKeylemcilerinin eylemleri ile ilgili haber içeren gazete kupürlerininyapıştırılması, PKK ve Abdullah ÖCALAN'ın propagandasını yapmak içindir.Sanıklar yaptıkları bu eylemin doğuracağı sonuçların şuurundadırlar.
Silahlıçetenin başının İtalya'da yakalanmasını ve Türkiye'nin çete başınıyargılayabilmesi için iadesi girişimlerini protesto etmek amacıyla açlık grevibaşlatılması da silahlı çetenin hal ve vasfını bilerek çeteye yardım etmektir.Eylemin bir başka aşamasıdır. Demokratik meşruiyeti kabul edilemez. Buradakieylemin amacı, Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmek ve bu amaca da ulaşmak içingerçekleştirdiği kanlı eylemlerle otuzbin küsur insanın canına kıyan bir terörörgütüne ve onun katil başkanına destek olmak, Abdullah ÖCALAN'ıntutuklanmasını protesto etmektir. Açlık grevi HADEP yöneticileri tarafından buamaçla başlatılmıştır. Bütün Türkiye'de HADEP binalarında başlatılan açlıkgrevleriyle Avrupa'ya ve bütün Dünya'ya Abdullah ÖCALAN'ın terörist bir örgütünlideri olmadığı ve arkasında bir halkın bulunduğu mesajı verilmek istenmiştir.Bu açlık grevi eylemi silahlı çetenin hal ve vasfını bilerek çeteye yardımetmektir.
PKKbir terör örgütüdür.
6.2.1993günü Midyat ilçesine gitmekte olan minibüsün PKK teröristlerince yolayerleştirilen patlayıcıya çarpması sonucu yedi vatandaşımızın,
6.2.1992günü PKK teröristlerinin yaptıkları bir baskınla Kurtalan ilçesi Üçyol ayrımındakievlerde oturan üçü kadın beş vatandaşımızın,
6.3.1993günü PKK teröristlerinin Iğdır Evcik Köyündeki kahvehaneye yaptıkları birbaskınla kahvehanede oturan dört vatandaşlarımızın,
14.6.1993günü PKK teröristlerinin Şirvan ilçesi Gözlüce köyüne yaptıkları baskınla altıvatandaşımızın, iki köy koruyucusunun,
25.6.1993günü Mardin ili Yeşilli Koyunlu köyüne PKK teröristlerinin yaptıkları baskındadördü kadın yedi vatandaşımızın,
29.6.1993günü Mardin ili Yalı köyü Hamzabey Mezrasında PKK teröristlerinin yaptıklarıbaskında dördü kadın altı vatandaşımızın,
5.7.1993günü PKK teröristlerinin Kemaliye Başbağlar köyüne yaptıkları baskında 28vatandaşımızın,
1.1.1994günü Diyarbakır Ergani ilçesi Elazığ karayollarında yol kesen PKK teröristleritarafından biri polis 8 vatandaşımızın,
12.2.1994günü İstanbul Tuzla istasyonunda PKK militanlarının çöp bidonuna koyduklarıbombayı patlatmaları sonucunda 5 askeri öğrencinin,
3.8.1994günü Alacakaya ilçesi Halkalı köyüne PKK teröristlerinin düzenlediği baskınla10 vatandaşımızın öldürülmesi ile ilgili eylemler, terör örgütü PKK'nınsivillere yönelik kanlı eylemlerinden sadece birkaçıdır.
Bukanlı örgüt insanlığın baş belası olan uyuşturucu ticareti ile deuğraşmaktadır. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı PKKterör örgütünün organize ettiği 155 uyuşturucu madde olayında iki ton 502 kg758 gram eroin. 13 ton 360 kg 950 gram esrar, 4 ton 255 kg 714 gram baz morfin,2 ton 125 kg 258 gram Hint keneviri, 22 ton 440 kg. asetik asit anhidrit. 621gram kokain, 277 000 amphetamin tablet l ton 0.80 kg. sodyum karbonat elegeçirildiğini, olaylarda 572 sanığın yakalandığını,
Bununda haricinde Olağanüstü Hal Bölgesinde ortaya çıkartılan PKK ya ait sığınak vehücre evlerinde 7 ton 466 kg. esrar, 1.984.000 kök Hint keneviri, 63 kg 375 geroin, 33 kg baz morfin, l adet uyuşturucu imalathanesinin ele geçirildiğitesbit edilmiştir.
Uyuşturucuticareti ile uğraşan bu kanlı terör örgütü ve liderine siyasi hüviyetverilemez. Böyle bir terör örgütünü Türkiye'nin muhatap kabul etmesi dedüşünülemez. PKK TCK.nun 125. maddesinde yazılı suçu işlemek için kurulmuş birsilahlı çetedir. Bir suç örgütüdür. Yargıtay'ın bütün içtihatlarında da PKKsilahlı çete olarak kabul edilmiştir.
TürkiyeCumhuriyeti, Demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Her Türk vatandaşınınAnayasa'daki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerinceyararlanacağı, milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içerisinde onurlu birhayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hakkına sahipolduğu, herkesin dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç,mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğuAnayasa hükmüdür.
Avrupaİnsan Hakları Evrensel Sözleşmesinde sayılan bütün hak ve özgürlüklerintamamına Türk vatandaşları da sahiptir. Türkiye'de hak ve özgürlüklerinkullanımının sınırlandırılması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin öngördüğüsınırlandırmalardan fazla değildir.
Türkiye'demevcut etnik guruplardan hiçbiri azınlık statüsünde değildir. Tamamı Türkvatandaşlarının sahip olduğu bütün haklara sahiptir. Türkiye'de etnikkültürlerin inkar edildiği de bir safsatadan ibarettir. Etnik kültürler millikültürün bir parçasıdır. Türkiye Televizyonlarını izleyenler etnik kültürlerintelevizyon ekranlarına nasıl yansıdığını görürler ve etnik kültürlerininkarının bir safsatadan ibaret olduğunu anlarlar. Türkiye yönetimindebürokrasisinde ve yargısında Kürt asıllı yüzlerce bürokrat hakim ve savcı, çoksayıda bakan vardır. Büyük işadamı olmuş. Türkiye'de ticaret ve sanayiyeiştirak etmiş yüzlerce Kürt asıllı vatandaşımız vardır.
Türkvatandaşları arasında etnik kökenine göre hiç bir ayırım yapmadığı gerçek olanTürkiye'den hiç bir kuruluş belli bir etnik köken için imtiyaz sayılabilecekhaklar verilmesini de isteyemez. Kaldı ki Türkiye'nin muhatap kabul etmesininistendiği PKK'nın istekleri imtiyaz kabul edilecek hakların elde edilmesi ilesınırlıda değildir. HADEP binaların da bulunan Kürdistan haritaları,Türkiye'nin dışında komşularının topraklarını da içine almaktadır. Türkiye'ninkomşularının topraklarında gözü yoktur. Ancak terör örgütünün hedefi bir kısmı Türkiyetoprakları üzerinde olmak üzere Türkiye sınırlarını da aşan müstakil birKürdistan kurmaktır. Bu sebeple hiçbir kuruluş, hiçbir güç Türkiye'yi etnik birguruba imtiyaz sayılabilecek haklar vermeye zorlayamaz, uluslararasıanlaşmalarda buna cevaz vermez) denilmektedir.
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 23.8.1996 gün ve 83 sayılıiddianamesinde ise;
I-OLAYLAR
l-23.6.1996 tarihinde Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda yapılan ve PKKörgütünün gövde gösterisi halinde cereyan eden Halkın Demokrasi Partisi(HADEP)'in 2. Olağan Genel Kurultayı. Genel Merkezi Ankara'da bulunan HalkınDemokrasi Partisi'nin 2. Olağan Genel Kurultayı'nın 23.6.1996 günü AnkaraAtatürk Kapalı Spor Salonu'nda yapıldığı.
Salondaaşağıdaki pankartların açılmış olduğu;
YaşasınHalkların Kardeşliği.
KirliSavaşa Son,
ŞehitlerimizMücadelemize Işık Tutuyor.
GençliğinMilitan Mücadelesi Kızıllaşan Topraklar Yaratıyor. Zafer, DirenenHalkımızındır.
EmekçilerHADEP'e Özgürleşmeye,
Barış,Hemen Şimdi,
SalondaHADEP Genel Başkanı Murat BOZLAK'ın posteri ile Türk Bayrağı ve HADEP PartiBayrağının yan yana asılmış olduğu,
Saloniçinde ayrıca "DERXMEDAN Jİ YANE. Biji Aşiti. BERXWEDAN Rumeta. BereMezine" gibi Kürtçe pankartların taşındığı.
Tutsakaileleri diye nitelendirilen bazı kişilerin "biji Bİ RATİ YE GELA,Zindanlar Boşalsın, Tutsaklara Özgürlük, Cenevre Sözleşmesine Uyulsun, AteşkeseCevap Verilsin, Evlatlarımız Onurumuzdur Çiğnetmeyeceğiz. OperasyonlarDurdurulsun" yazılı pankartları taşıyarak ve zafer işaretleri yaparak saloniçinde dolaştıkları, tribünlerde bulunan kalabalığın zılgıt çekerek kendilerinidestekledikleri.
Kurultayındevamı boyunca salonda aşağıdaki sloganların atıldığı:
BijiSerok APO.
GerillaVuruyor, kürdistan Kuruyor.
ŞehitNamirin,
YaşasınHalkların Kardeşliği.
PKKOrada Ordu Burada.
PKKHalkın Halk Burada
KirliSavaşa Son.
ÖnceDörtler. Şimdi Onbinler. Zafer Direnen
Halkımızındır.Savaşsa Savaş. Barışsa Barış
ZindanlarBoşalsın Tutsaklara Özgürlük.
GenelBaşkan Murat BOZLAK'ın salonda yerini almasından sonra salon içerisinde PKKörgütün sözde bayrağı ile örgütün lideri Abdullah ÖCALAN'ın posterinin saloniçerisinde dolaştırıldığı, bu esnada salonda bulunanların "GerillaVuruyor, Kürdistan'ı Kuruyor.
Bijiserok Apo." gibi sloganları attıkları.
MuratBOZLAK konuşmasına başladıktan sonra şeref tribünü tarafına çatıya maskelikişiler tarafından evvela PKK örgütünün sözde bayrağının asıldığı, daha sonrabu bayrağın yanına Abdullah ÖCALAN'ın beyaz bez üzerine siyah beyaz olarakyapılmış posterinin asıldığı, daha sonra salondaki tek Türk Bayrağının yinemaskeli bir şahıs tarafından ipleri çözülmek suretiyle yere düşürüldüğü, yerinePKK örgütünün başı Abdullah ÖCALAN'ın posterinin asıldığı, bu olaylar salonda bulunanlartarafından coşkulu bir şekilde alkışlanırken Genel Başkan Murat BOZLAK'ın hiçbir tepki göstermediği, konuşmasına devam ettiği, iddia olunduğu gibi DivanBaşkanı Hikmet FİDAN tarafından konuşmasının 'kesilmediği, Divan Başkanı HikmetFİDAN'ın ise cereyan eden olaylar karşısında "Parti disiplinine ve tüzüğeuyalım" şeklinde cılız ve göstermelik bazı ikazlar yaptığı. HükümetKomiserinin uyarısı üzerine Türk Bayrağı'nın yerine asılması ikazındabulunduğu, ancak Türk Bayrağının yerine asılmadığı, bunun üzerine Divan BaşkanıHikmet FİDAN'ın isteğiyle salonda bulunanların "Yuh" sesleri arasındaDivan önüne serildiği, bayrağın büyük bir kısmının yerlerde sürünmesi veçiğnenmesi üzerine hükümet komiseri'nin uyarısıyla buradan kaldırıldığı.
Saat14.30 ile 15.30 arasında Divan Başkanı tarafından Kurultaya ara verildiği,ancak bu ara verişte PKK bayrağı ile Abdullah ÖCALAN'ın posterinin bulunduklarıyerden indirildikleri.
KurultaySalonunda delegelerin ve dinleyicilerin girmesiyle birlikte yukarıda anlatıldığışekilde PKK örgütünün eylemlerinin başladığı ve saat 14.30'a kadar devamettiği, bu eylemlere Genel Başkan ve Parti Meclisi üyelerinin hiç birmüdahalesi olmadığı. Genel Başkanın olayları göre göre konuşmasına devamettiği, salondakileri selamladığı.
24.6.1996günü saat 05.30 sıralarında Kurultay Salonunda yapılan aramada delegelerinoturduğu bölümde sandalyelerin altına bırakılmış olan 50x75 cm ebadında PKbayrağı bulunduğu, bu bayrağın kurultayın devamı sırasında salona asılan bayrakolduğu,
Ayrıca,Parti Meclisi üyelerinin salondaki yerlerinin karşısında tribüne asılmışolarak;
"Ateşkesinülkesinden geliyoruz.
GüneşinSaçlarına tutunarak.
YeşilTopraklarımıza ulaşacağız.
HADEPİstanbul il Kadın Komisyonu" yazılı pankart ile parti Meclisi üyelerininarkasındaki tribüne asılmış olarak:
"Kahrolsunsömürgecilik,
Askeriİşgale Son.
"Antisömürgeci Gençlik" ibareli pankartlar ele geçtiği böylece legal bir siyasikuruluş olan HADEP'in 2. Olağan Kurultayının gerçekte PKK'nın cepheörgütlenmesi olan ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin kurultayışeklinde cereyan ettiği, aşağıdaki delillerin tetkikinden anlaşılmıştır.
a)Kurultayı görüntüleyen video kasetleri,
b)Bu kasetlerin Çözümü,
c)Teyp Kasetlerinin çözümü,
d)24.6.1996 tarihli olay tutanağı,
e)Emniyet Güvenlik Şube Müdürlüğü'nün raporu,
f)Hükümet Komiseri'nin Raporu,
g)Arama ve Zaptetme tutanağı,
II-24.06.1996 TARİHİNDE HADEP GENEL MERKEZİNDE YAPILAN ARAMA
23.6.1996tarihinde Ankara Kapalı Spor Salonu'nda yapılan HADEP 2. Olağan KongresininPKK'nın gövde gösterisi halinde cereyan etmesi, Türk Bayrağının yere indirilipyerine Abdullah ÖCALAN'ın posterinin asılması üzerine HADEP Genel Başkanı MuratBOZLAK, Parti Meclis üyeleri ve Divan üyeleri gözaltına alınmış, 24.6.1996tarihinde HADEP Genel Merkezinde, Ankara il teşkilatı binasında ve ilçeteşkilatlarında arama yaptırılmıştır.
HADEPGenel Merkezinde yaptırılan aramada 2 Klasör haline getirilmiş (K.I, D.I-159 veK.2 D. 160-340) PKK'nın yayın organları olan KURT-HA (Kürd Alman HaberAjansı)'nın Bültenleri ele geçmiştir.
KURD-AHaber ajansının önce PKK'nın yurtdışı baskılı illegal yayın organı olanBERXWEDAN dergisi tarafından kurulduğu ve Kürdistan Haber Ajansı olarakfaaliyete geçtiği, bilahare PKK yanlısı yayın yapması üzerine Alman Hükümetitarafından kapatıldığı, bu kapatma üzerine Kurd-Ha (Kürt Alman Haber Ajansı)olarak tekrar faaliyete geçirildiği tesbit edilmiştir.
KURD-Abültenleri incelendiğinde ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) ERNK (KürdistanUlusal Kurtuluş Cephesi)'nin bildirileri mahiyetinde oldukları görüşmüştür.
Bubildirilerden bazılarının başlıkları ile bazılarından örnekler aşağıyaalınmıştır:
ARGKGerillası bugün devlet güçlerine bir çok bölgede saldırdı. 16 asker öldü. 10asker yaralandı.
ARGKBasın Bürosu Şırnak kuşatmasında sonuçları açıkladı: 53 Asker, 3 Subay. 6Polis, 3 Korucu öldü.
Onbinlerceorduyu Botan'a yığan Türk Devleti çaresiz durumda... Gerillaların Şırnakkuşatması devam ediyor.
Korucuköyüne yapılan baskında 12 asker öldü.
ARGKZafer Kampı komutanı Mahir: bu yıl kurtarılmış alanlar ilan edeceğiz.
ERNKAvrupa Örgütü: süreç kesin zafere gitme sürecidir.
Licekatliamında TC. kimyasal silah kullandı. 12 kişi kör oldu. 380 kişi katledildi.
ARGK:izin belgesi alan turistler ülkemizi güven içinde ziyaret etmektedirler.
ARGK:Kürdistan'a izinsiz girilemez,
ARGK:bizim sol örgütlerle karşılıklı anlayış temelinde çözemeyeceğimiz hiç birsorunumuz yoktur.
ERNKAvrupa örgütünün 13.10.1993 tarihli "Yiğit Kürdistan halkı demokratikkamuoyuna" başlıklı bildirisi, bu bildiride şöyle denilmiştir..."Sömürgeci faşist Türk Devletine ve onun kanlı özel savaş gücüne karşıpartimiz önderliğinde sürdürülen amansız mücadele tarihimizde görülmedikdüzeyde boyutlanarak ve yükselerek devam ediyor. Özellikle Kürdistanın tümcoğrafyasında yayılarak ve güçlenerek süren gerilla mücadelesi düşmanıdarbeliyor. Tüm politikalarını boşa çıkarıyor, ekonomisini tıkıyor bitiyor.Devleti artık işlemez hale sokuyor ve halkımızı özgürlüğe götürüyor."
YaşasınUlusal kurtuluş Savaşımız.
YaşasınPKK. ERNK. ARGK.
YaşasınUlusal Önderimiz Başkan Apo.
Avrupalı300 basın yayın merkezi ÖCALAN'la görüştü. Gerilla saldırıları yaygınlaştı.Devlet Botan'ı tümden kaybetmiştir.
ERNKAvrupa Örgütü: Hiç kimsenin haklı taleplerimiz karşısında tutum almaya hakkıyoktur.
ERNKAvrupa örgtü: Kardeşlik cephesinde birleşelim.
Devletgüçleri Mardin köylerine yöneldi.
ARGKgerilla güçlerinin denetiminde olan Cudi dağında bir helikopter daha düşürüldü.
ERNK:Eski Yugoslavya'da resmi görüşmelerde bulundu.
PKK5. Kongresi başarı ve zaferin güvencesidir.
Sasonve Kulp operasyonunda ARGK darbesi.
ARGKBasın Bürosu 17 Ocak 1995 günü yaptığı açıklamada: Türk Turizmini boykot edin.Kirli savaşa finans sağlamayın.
Sasonoperasyonunda ARGK'den cevap
KontragerillaAdana'da yine Kan döktü.
2.Klasörde yer alan bültenlerden örnekler:
KURD-AHaber Ajansının "Kürdistan'a Bahar Geldi" başlıklı 24.2.1995 tarihlibildirisi:
"21Şubat tarihinde Mardin bölgesinde Devlet güçlerinin operasyona çıkacağını haberalan ARGK gerillaları gereken hazırlıkları yaparak iki koldan pusu attılar.Büyük bir güçle çıktıkları operasyonda gerillaların pususuna düşen Devletgüçleriyle ARGK gerillaları arasında başlayıp akşama kadar süren bir çatışmaçıktı. Bu çatışmada ARGK gerillaları hiç bir kayıp vermezken Devlet güçleri ilkpusuda bir subay, iki uzman çavuş ve 9 er kayıp verdiler. Gerillalar tarafındanatılan diğer pusularda ise iki asker ölürken çok sayıda yaralı olduğuöğrenildi. ARGK gerillalarının saldırısına uğrayan ve büyük kayıp vererek geriçekilmeye çalışan Devlet güçlerine yardıma gelen başka bir operasyon kolu dagerillaların saldırısına uğradı Yerel kaynaklar bu çatışmada çok sayıda yaralıolduğunu bildirirken Devlet güçleri kayıpları hakkında kesin sonuçlaröğrenilemedi."
KURT-Abültenlerinden diğer başlıklar:
ARGKBasın Bürosu 17 Ocak 1995 günü yaptığı açıklamada: Türk Turizmini boykot edin,kirli savaşa finans sağlamayın.
24Ocak 1995'de Birleşmiş Milletlerin Cenevre'deki binasında düzenlenecek olanbasın toplantısında PKK Cenevre anlaşmasını imzalayacak.
Kontrafaaliyetlerde bulunan ve Türk İstihbarat Teşkilatı MİT'le birlikte çalışan veyurtsever Kürt işadamlarının listesini ÇİLLER'e verdikleri öne sürülen ZiyaNazım (LAZO) Asker TAHİNTAN. ARGK Metropol timlerince cezalandırıldı.
-Kürdistan Sürgün Parlamentosunun temeli atıldı.
-ERNK Avrupa temsilcisi Ali GAVRAN basın açıklaması yaptı: Güneyde Türk Ordusunubüyük bozguna uğratıyoruz.
-PKK Genel Başkanının Güney Kürdistan'a yönelik operasyonu değerlendirenaçıklaması: Güney Kürdistanı TC. için kapana çevirmeye kararlıyız.
-PKK MK. İstanbul katliamı ile ilgili yaptığı açıklamasında: Geç kalmak pişmanolmaktır. Artık gerillayla birleşme ve Zülfıkarı ele alma zamanıdır.
-Kürdistan İslam Hareketi İstanbul katliamına ilişkin yaptığı açıklamada:TC.inançsız ve dinsizdir.
-ERNK Avrupa temsilciliğinin DEP'li milletvekillerinin yargılanmasıyla ilgiliyaptığı açıklamada: Yargılanan kirli savaş mahkumu TC.dir.
-ARGK ZAXO'da TC'yi vurdu.
-BAGOK'ta çatışmalar devam ederken ARGK basın bürosu Ekim ayındaki eylemlerde706 askerin öldüğünü açıkladı.
-Gerillalar bu kez dağlarda değil, yollarda vurdu, bir helikopter düştü 16 askeröldü.
KürdistanSürgün Parlamentosu Kürt halkına kutlu olsun.
-ERNK Avrupa Temsilciliğinin yaptığı açıklamada: hiç bir güç bizi kutsaldavamızdan alıkoyamaz.
-PKK'nın 17. kuruluş yıldönümü kutlamaları bütün Avrupa'da şenliklerle kutlanıyor.Gecelerde ve şenliklerde konuşulanlar hep aynı noktaya vurgu yaptı."Başkan Apo'nun yolunda yürüyoruz."
-PKK'yı yasaklayan Almanya'ya Kürtler bir yıl sonra yine aynı cevabı verdi:"EZ Jİ PKK ME."
-PKK Genel Sekreteri Abdullah ÖCALAN, AGİK zirvesi öncesi önemli açıklamalardabulundu: Kızılhaç ve Cenevre'ye başvuracağız.
-PKK'nın kuruluş yıldönümü Kürt Halkına ve tüm insanlığa kutlu olsun. HADEPGenel Merkezinde Ele Geçen Diğer Doküman:
a)Yalçın KÜÇÜK ile Abdullah ÖCALAN'ın konuşmalarını içeren 18 sayfalık not.
b)"Legal alanın sınırları'" başlıklı doküman. Bu dokümanın girişbölümünde şöyle denilmektedir:
"...Ülkemizbinlerce yıldan beri baskı, sömürü ve inkar politikalarıyla yok edilmek,halkımız sistemli katliam, göçertme ve eritme çabalarıyla ortadan kaldırılmakistenmiştir. Uygarlığın beşiği olan, tarihin en eski dönemlerinden itibarenvarlığını çeşitli tarihsel kaynaklarında ortaya koyduğu üzere duyuran bir halkve ülke çok yönlü saldırıların hedefi olmuştur. Ulaştığı yüksek gelişimdüzeyinin doğal sonucu olarak oluşan tüm zenginlikleri, kültürel ve uygarlıkaçısından geri olan diğer halkların iştahını kabartmış, tarihi ipek yolununüzerinde bulunması, doğal zenginlikleri, coğrafik konumunun önemi bu talan vesaldırganlıkların giderek artmasına yol açmıştır.
"Bunedenle iç dinamiğiyle gelişmesinin önü tıkanmış, parça parça edilmiş, sürekliyabancı egemenliği, örgütsüzlük dayatılmıştır. Öz gücüne dayanarak gelişmesinintüm olanakları kapatılmak istenen bir halk bugüne kadar gelebilmişse, butemellerin çok sağlam atılmış olduğundandır. O dönemde yaşayan onlarca halkınbu gün ortadan kalktığı, tarih sahnesinden silindiği düşünülecek olursa,söylediklerimiz anlamı daha iyi kavranabilir. "Toplumsal örgütlenmesininçağına göre ne derece gelişkin olduğu yapılan tarihi anlaşmalardananlaşılmaktadır. Üretim araçları, insani ilişkiler, bilgi ve tecrübe düzeyinindönemine göre oldukça ileri olmasına karşın ekseri barbar topluluklarınsaldırılarıyla bu ulaşılan uygarlık düzeyi dağıtılmıştır. Bir köle esirdurumuna düşürülmüştür.
"Başkalarıiçin büyük gayretler ortaya koyan, uşak gibi hareket eden bir halk durumunagetirilmiş, adeta kendi kendine yabancılaştırılmıştır. Selahaddini Eyyubi,İdrisi Bitlisi, Malazgirt 1071 savaşı,Türk Kurtuluş Savaşı, Kamuran İNAN,Hikmet ÇETİN, Salih SÜMER gibileri bunun en canlı örnekleri olarakbelirtilebilir.
"İştebu süreci tersine çevirerek zorla gasp ve talan edenlerden değerleri aynışekilde kurtarmak, insanlık dışı hareket edene hakettiği şekilde cevap vermek,ancak bir güç ve otorite yaratmak, bu konuma yükselmekle olur. Bu ise hayatınher alanında örgütsüzlüğü, kölelik ve hizmetkarlığı aşmakla mümkün olur. Bunuyine bizler yapacağız. Yani beyni dağıtılmak, yok edilmek, tarihten silinmekistenen bu ülkenin halkı yapacaktır... işte ele aldığımız eserimiz bu döneminsavaşan halk gerçeklerimiz her yönüyle ortaya çıktığı, etkilerini duyurduğuözel bir aşamanın ürünüdür. Biraz olsun, halkımızın örgütlenmesine, doğruönderlik, çalışma, hareket ve yaşam tarzına ulaşmasında katkıda bulunursaksevinç duyarız."
Kadınezilmişliğinin tarihteki kökeni ve gelişimi başlıklı doküman, bu dokümanınHADEP bünyesinde kurulan Kadın Komisyonunun görevleri bölümünde yer alanesaslardan bazıları şu şekilde belirtilmiştir.
-Tüm kadınları mevcut komisyonun içerisinde örgütlemek, eğitmek ve kendiiradelerine kavuşturmak.
-Ülkemizde süren kirli savaştan en çok zarar gören baskılara maruz kalan Kürtkadınının metropollerdeki yoz yaşama, şovenizme, ulusal inkarcılığa karşıkoruma, ulusal kimliklerini koruma olanağı yaratarak bu temelde eğitmek,
-Metropollerdeki kadını sömürgeciliğe, gericiliğe ve sahte yaşamayabancılaştırıcı, asimilasyoncu, eğitim ve kültüre karşı eğitmek, özgür yaşamtarzını geliştirmek ve yaymak,
-Kültürel çalışmalar bölümünde: MED-TV nin düzenli seyredilmesini sağlamak veoradaki çalışmalardan yararlanmak.
d)Yakıldığı, boşaltıldığı iddia edilen köylerin tesbiti ile ilgili PKKparalelinde hazırlanmış doküman,
e)HADEP Genel Başkan Yardımcısı Osman ÖZÇELİK'in 4.2.1996 tarihinde düzenlenen,İstanbul'da Kürt Enstitüsü'nün organize ettiği "Kürt Sorunu ve DemokratikÇözüm Sempozyumu"na sunduğu tebliğ,
SanıkOsman ÖZÇELİK bu tebliğde Kürtlerin atalarının Kardaklar, Gutti'ler veyaMED'ler olduğunu. Kürdistan sözününde 12. yüzyıldan beri kullanıldığı,Kürtçe'nin Hind-Avrupa dil ailesinden olduğunu, Türkçe'den farklı olduğunuiddia ettikten sonra tebliğine şöyle devam etmiştir:
"...Türkiye'de26 farklı etnik yapının yaşadığı gerçeği gözönüne alındığında ve bunlardanKafkas kökenli Gürcü, Çerkez, Abaza, Dağıstanlı, Arap, Laz ve müslüman olmayanetnik unsurların her birinin milyonlarla ifade edildiği düşünülürse, Kürtlerinbir azınlık olmadığı gerçeği ortaya çıkar. 70 yıldır uygulanan zora dayalıasimilasyoncu politikalar heterojen toplum yapısından homojen bir Türk ulusuyaratma çabaları, Türk üst ulusal kimliğinde birleşmenin Devlet katındasağladığı olanaklarla, gönüllü olarak ulusal etnik kimliğinden vazgeçen Gürcü,Çerkez, Laz, Boşnak, Arap nüfus dışarıda bırakılırsa Türk etnik yapısının birazınlık olduğu gerçeğiyle yüzyüze kalınacaktır. Toplumsal yapının üzerine böylebir mercek tutulduğunda çok daha acı bir gerçekle karşılaşırız. Buda Türksöven-ırkçı milliyetçiliğin bayraktarlığını yapanların gerçek Türk etnikyapısından gelenler değil devşirme, dönme tabir edilen Türk etnik yapısıdışından gelenler olduğu görülecektir... Kürt nüfusun azınlık olmayıpTürklerden daha yoğun bir nüfusa sahip olmalarına kimse şaşmamalıdır. ÇünküKürtler binlerce yıldan beri kendi topraklarında yaşamaktadırlar. Türkkardeşleriyse ancak 900 yıldır Anadolu'yu göç yoluyla kendilerine yurtedinmişlerdir. 900 yıl önce kaç Türk kardeşimiz at sırtında Orta Asya'danburalara geldiği ve hangi üreme hızıyla büyüyerek Kürt nüfusu azınlıktabıraktılar sorusunun yanıtı henüz verilmemiştir.
...Kürtlerinbütün baskılara, katliamlara karşın böyle bir kabullenmedeki direncianlaşılmalıdır. Kürt gemisi fırtınaya kapılmamıştır. Sığınacak bir limanarayışı yoktur. Ve ihtiyaç halinde sığınacağı bir limanda vardı. Liman Fırat veDicle'dir. Liman Mezopotamya'dır. Liman Ahmade Xane, Melaye Ciziri, SelahaddiniEyyubi'dir. Liman devrimci Kawa'nın sıcak körüğüdür.
...Lozan'daistenilenlerin bir bölümü elde edilmiş, ancak Kerkük ve Musul gibi petrolcezengin Kürt illeri kaybedilmiştir. Kerkük ve Musul'un İngiliz yönetiminegeçmesiyle Kürt kardeşliği de bitmiştir. Kürtler ve Kürtlük namına var olan herşeyin tarihten silinmek istendiği, Kürtlerin en sıradan insani ve ulusaldemokratik taleplerinin kanla bastırıldığı bir karanlık dönem başlamıştır. 25Eylül 1925'de "Şark Islahat Planı ve Takrir-i Sükun Kanunları"çıkarılarak Kürt kimliği yok edilmeye çalışıldı.
Balkanlardanve Kafkaslardan göçmenler getirilerek Kürdistan'a yerleştirildi. Açlık vesefaletle yüzyüze bırakılan Kürtlerin anayurtlarını terketmeye, politikalar vesürgünlerde Kürdistanlılar köklerinden koparılmaya çalışıldığı, Kürt diliyasaklandığı, Kürtlerin Türk olduğu savlarının ortaya atıldığı. Kürtlerin Kürtolmaktan utanç duymaları için gerekli her türlü propaganda ve baskı uygulanmayaçalışıldığı.
Devletinyok etme politikaları karşısında Kürtler kendi güçleri ve örgütlülüklerioranında yanıt vermeye başladılar. 1925-1938 yılları arasında 20 civarındaisyan tenkil ve tedip yaşandı.
PKK2. kez ateşkes ilan etmişti. Birincisinde olduğu gibi Devlet operasyonlasürdürmekte ve "Kökünü kazımak" politikasından vazgeçmemek niyetindeolduğunu göstermektedir. Daha fazla kan dökülmeden, daha fazla acı yaşanmadanve kardeşlik duyguları yerini düşmanlıklara terketmeden, birlikte eşitkoşullarda yaşam özlemi ve ümitler yitirilmeden, bölünmeden alınacak önlemlervardır. Barış sağlanabilir.
Bununiçin,
-PKK'nın tek taraflı ilan ettiği ve uyduğu ateşkese Devlet yanıt vermelidir.
-Genel af ilan edilmelidir.
-Olağanüstü Hal uygulanmasına son verilmelidir.
-Kürt kimliği tanınmalı, Anayasal güvence altına alınmalıdır.
f)''Değerli arkadaşlar" başlıklı Abdullah SAYGIN imzalı doküman: Budokümanda şöyle denilmektedir: "...Kürt çocuklarına aile içi eğitimleriyok sayılarak, okulda öğretim verilmeye çalışılır. Bu bilime aykırıdır. 6yaşındaki bir çocuk dil öğrenmeye zorlanamaz. Çünkü bedensel ve zihinselolarak, bu kapasiteye sahip değildir. Türk eğitim sistemi siyasi amaçladonatılmış, sivil kışla sistemidir. Bu sivil kışlalarda Türkleştirmefaaliyetleri vardır. Bunun bir diğer ifadesi asimilasyondur. Yani beyazkatliamdır. Her sabah "Ne Mutlu Türküm Diyene" dedirttiler. Kürtçocuklarına yalan dayatılan bir ülkede yaşıyoruz. Dünyanın hiç bir yerindeanadiliyle konuştuğu için cezalandırılan çocuklara rastlayamazsınız. BuTürkiye'de vardır. Ve ben yaşadım. Kürt çocuğu kafasının içinde beyin olduğunubile bilmeden bilinci tahrip ediliyor... "Türküm, Doğruyum" kalıplarıuygulanarak inkar politikası güdülürken, çocuk ırkçı, şoven kalıplarasığdırılmaya çalışılıyor... Doğal zenginliği tahrip edilmiş veinsansızlaştırılmış bir bölge, üretimden koparılmış kişiler savaşınpsikolojik tahribatını yaşıyorlar. Kirli savaşın ekonomik yanı ile milligelirin yarısı kadarı eğitim ve sağlık bütçelerinden kesilerek Kürt halkınınüzerine bomba olarak yağdırılıyor."
KemalOKUTAN kapatılan HEP ve DEP Genel Sekreter Yardımcısı Ankara Kapalı Cezaeviimzalı yazı,
Buyazıda şöyle denilmektedir;
"AvrupaParlamentosu yakında Türkiye'nin gümrük birliğine kabul edilmesini onaylayacak...Aralık ayında gerçekleştirilecek olan seçim, çağdaş dünya değerlerinden uzak,kendi halklarına acı çektiren, kendi coğrafyası saydığı toprakları bombalayan,3500'ün üzerinde Kürt Köyünü bombalattıran, binlerce insanı katlettiren birdevletin uygulamalarını onaylama yada onaylamama seçimidir. Daha kurulduğundanberi dünya dengelerini gözeterek kendilerine çevirmek için entrikalar uygulayanTürkiye Cumhuriyeti, bugün benzeri uygulamalar sergilemektedir. Örneğin1920'lerde Batı'ya eğer bize destek vermezsen Sovyetler Birliği ile işbirliğiyaparım şantajını yapan Kemalistler, Sovyetlerinde desteğini almak için"Eğer bize yardım etmezseniz emperyalistler bizi yutar'' demişlerdir. Heriki tarafın yardımlarını alan TC. günün koşulları içinde tercihini batıdan yanakoymuştur.. ,.
h)Sanıklardan İsmail ARSLAN, Melik AYGÜL ve Mehmet Nuri GÜNEŞ, tarafındanimzalanmış olan "Halkın Demokrasi Partisi" başlıklı tutanak,
Sanıklarınimzalamış oldukları bu tutanakta cezaevlerinde bulunan tutuklulardan"Tutsak" olarak bahsedilmektedir.
ı)Cezaevlerinde bulunan PKK tutuklularından HADEP Genel Merkezine gönderilendilekçeler,
Budilekçelerden Dizi:901'de bulunan dilekçedeki "Taleplerimiz" bölümüörnek olarak aşağıya yazılmıştır.
Siyasitaleplerimiz;
-PKK'lı tutsaklar için savaş esirliği statüsünün kabul edilmesi,
-KK'nıntek taraflı olarak ilan etmiş olduğu ateşkes çağrısına cevap verilmesi,
Askerioperasyonlar, yakıp yıkmalar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar,zorunlu göç vs. politika uygulamalarının durdurulması,
Türkiye'ninCenevre Sözleşmesine uyması ve uluslararası gözlemci heyetlerin gelerek savaşınsonuçlarına, ihlallere ilişkin yerinde incelemeler yapması,
YineHADEP Genel Merkezinde ele geçen PKK paralelindeki illegal ve legal yayınlar;
KK'nınyurtdışı baskılı illegal yayın organı SERXWEBUN, dergisinin Ekim 1991 tarihli18. Özel sayısı,
b)Serxwebun dergisinin Ağustos 1993 tarihli 140. sayısı ile Mayıs 1992 tarihli125. sayısı,
c)Üzerinde yasadışı örgüt militanlarının gazete ve dergilerinden kesilmişfotoğrafları yapıştırılmış olan duvar panosu,
d)51 adet Özgür Halk dergisi,
e)Üzerinde yasadışı örgüt militanlarının gazete ve dergilerinden kesilmiş fotoğraflarıyapıştırılmış olan duvar panosu,
f)İsmail BEŞİKCİ'nin Tunceli Kanunu 1925 ve Dersim Jenosidi isimli kitabı,
g)PKK üzerine Düşünceler, Özgürlüğün Bedeli isimli İsmail BEŞİKÇİ'nin kitabı,
h)Marksizm ve Gerilla Savaşı William J. POMEKOY,
ıı)2 adet "Muhsin Melik Yaşam ve Mücadelesi" isimli kitap,
II-ANKARAHADEPİL TEŞKİLATI BİNASINDA VE İLÇE TEŞKİLATLARINDA YAPILAN ARAMALARDA ELEGEÇEN DOKÜMANLAR
-Ankara HADEP il binasında ele geçen örgütsel doküman:
a)KURD-A Haber Ajansının bültenleri,
Bubültenlerden bazı örnekler aşağıya yazılmıştır:
ARGKSavaş bilançosunu açıkladı, başlıklı bildiride şöyle denilmektedir:
"TürkDevleti 19 Mart tarihinden beri devam eden Güney Kürdistan'daki kirli savaşlailgili çeşitli bilgi vermeye devam ederken ARGK genel karargahı basın bürosusavaşın 8 günlük bilançosunu yayınladı.
"Basınve kamuoyuna 2 No.lu açıklama adını taşıyan açıklamada 8 günlük süreçte TC.ordusuyla ARGK. birlikleri arasında toplam 69 çatışmanın yaşandığı belirtildi.Buna göre Türk ordusunun sınırı aştığı tüm noktalarda çatışmalar yaşandı.Gerilla kaynakları tarafından kaydedilen ve Türk ordusunun telsizkonuşmalarında da tasdik edilen bilgilere göre 69 çatışmanın ancak 25'nin kesinsonuçları belli oldu, bu 25 çatışmada toplam 516 Türk askeri öldürülürken 21ARGK gerillası yaşamını yitirdi ve 12 gerillada çeşitli yerlerinden yararlandı.Yine tüm uluslararası antlaşmaları hiçe sayan Türk Devletinin yönelimlerisonucu 12 sivil katledildi ve 8'ide yaralandı. Fakat bölgede çalışma yürütenuluslararası sağlık kuruluşları bu sayının daha da yüksek olduğunubelirtiyorlar. ARGK açıklamasında Türk ordusunun kayıpları hakkında 44çatışmanın sonuçlarının belli olmadığı, ancak bunlarında sonuçlarının tesbitedilmesiyle ölü sayısının artacağı kaydedildiği, buna ek olarak ARGK birlikleritarafından alana döşenen mayınlara çarparak ölen Türk askerlerinin sayısı bellideğil.
Bültenlerdenbazılarının başlıkları ise şu şekildedir;
-ARGK Askeri Konseyi: TC. ordusunu Kürdistan'dan kovacağız.
-TC Kana doymuyor. ARGK. Gerillaların Devlet güçlerine karşı gerçekleştirdiklerisaldırılar tüm hızıyla sürerken Devlet güçleri de halka yönelmeye devam ediyor.
-Onbinlerce orduyu Botan'a yığan Türk Devleti çaresiz durumda.
-Gerillaların Şırnak çıkarması devam ediyor.
-Kürdistan İslam Hareketi İstanbul Katliamına ilişkin yaptığı açıklamada: TC.inançsız ve dinsizdir.
12Mart 1995 tarihinde İstanbul'un Küçükköy ve Gaziosmanpaşa Mahallelerindegerçekleştirilen katliam ile ilgili bir açıklama yapan ERNK Avrupa temsilcisiAli GARZAN: bu katliamın intikamını alacağız dedi.
-ARGK Basın Bürosu Şırnak kuşatmasının sonuçlarını açıkladı. 52 Asker, 3 Subay,6 Polis, 3 Korucu öldürüldü.
-ERNK Avrupa örgütü son olarak gelişen operasyonlarla ilgili bir açıklama yaptı:Türk Özel Savaş ordusu Güney Kürdistan'da panik içinde kırıldı.
-PKK'dan Ulusal Af, ihanet lekesini artık alnınızda taşımayın.
-ERNK Avrupa örgütü: Kürdistan halkının Serhildan Ateşi Türkiye Metropollerinide sardı,
-PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN: Gazi Mahallesi katliamını devlet bağlantılıkontragerilla gerçekleştirmiştir.
-PKK MK İstanbul katliamı ile ilgili yaptığı açıklamada: "Geç kalmak pişmanolmaktır. Artık gerilla ile birleşme, Zülfıkarı ele alma zamanıdır."
-ERNK Avrupa Temsilcisi Ali GARZAN basın açıklaması yaptı: "Güneyde Türkordusunu büyük bozguna uğratacağız."
-Garzan Eyaleti ARGK komutanlarından Berdan: "Baharı onlara cehennemedeceğiz.
-Ajansımıza açıklamada bulunan ARGK komutanlarından Sorej: "Bu bahar diğerbaharlara benzemeyecek."
-ARGK Basın Bürosu Ocak 1995 eylem bilançosunu açıkladı: "69 Asker, 49Korucu, 7 Kontra öldürüldü."
-ARGK hem güney, hemde kuzeyde vuruyor.
b)Program önerisi: Nasıl bir insan hakları mücadelesi ve nasıl bir İHD,
DevrimciMücadele yayınlarından olan broşürde sayfa 4'de şöyle denilmektedir:"...insan hakları, demokrasi, ulusların kaderlerini tayin hakkı savunucusugörünen para babaları devleti, konu Kürdistan olunca "Üniter devlettenvazgeçilemez" diyerek Kürt Halkının en demokratik hakkı olan kendikaderini tayin hakkını tanımaya bir türlü razı olmamaktadır. Sömürge zulmündenkurtulmak isteyen Kürt halkına karşı en acımasız katliamlara girişmektençekinmemektedir. Bunun bu satırları kaleme aldığım andaki en son örnekleriŞırnak ve Göle katliamlarıdır.
Hakihlaline uğrayan insanlar kimlerdir.
aa)Sömürge statüsünde yaşamaya mahkum edilen Kürt halkıdır.
bb)Türk halkını oluşturan işçiler, köylüler, öğrenciler, memurlar kadınlarçalışmak zorunda olan diğer tabaka ve zümreler, işsizlerdir.
IV.HADEP - PKK İLİŞKİSİ
HADEP,PKK'nın silahlı mücadele alanında sürekli gerileme kaydettiği ve amacınaulaşmak için legal zeminlere fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda, geçmişte PKKadına bölücü faaliyetler göstermiş kadrolar tarafından 1994 yılındakurulmuştur.
HADEPkurulduğu tarihten itibaren PKK'nın illegal alanda sürdüremediği cephefaaliyetlerini üstlenerek, yasal olmamasına rağmen oluşturduğu Gençlik, Kadın,Sağlık, İşçi komisyonları vasıtasıyla ERNK'nin rolünü üstlenmiştir.
HADEP'inoluşturduğu Gençlik, Kadın, Sağlık, İşçi Komisyonları çeşitli kesimlerdenvatandaşlarımıza PKK yanlısı düşünceleri empoze etmektedir. Yine HADEP il veilçe teşkilatlarındaki faaliyetleriyle PKK'nın kırsal kadrosuna eleman teminetmekle ve lojistik destek sağlamaktadır.
PKK'nın1995 yılı başından itibaren "Kürt Kültürel Kimliği Tanınması" amacınayönelik olarak başlatılan süreçte, yurt içinde HADEP mihverli olarak ihdasedilen legal oluşumlara, uluslararası camiada da Avrupa'da meydana getirilenToplantı Grubu'na kendisi adına siyasi taraf olmak misyonunu yüklediğibilinmektedir.
HADEPmensuplarının gerek 1995 Temmuz ayında Cezaevleri açlık grevinde gösterdikleriçabaları, gerek çeşitli demokratik kitle örgütlerine sızma ve onları elegeçirme faaliyetleri ve gerekse Marksis-Leninist Sol'un yanı sıra, diğer sözdedemokratik ve aydın çevre nezdinde sürdürdükleri girişimlerle "KürtKültürel Kimliğinin Tanınması" koşuluyla sözde barışın sağlanacağını beyanetmeleri ve bu hususta ısrarlı olmaları kendilerine yükletilen misyonungereğidir.
HADEPkendisine PKK tarafından yükletilen misyona uygun bir üslupla 24 Aralık 1995seçimlerine yönelmiştir. Kendisine yükletilen misyon gereği medya ve demokratikçevrelerin geniş desteğini sağlamak amacıyla kendisine bir "Türkiye Partisi"mesajı oluşturmaya çalışmıştır. Bu maksatla geniş bir ittifak oluşturmayaçalışmış, girişimleri sonucu SİP (Sosyalist İktidar Partisi), BSP (BirleşikSosyalist Parti) ve bölücü PSK yanlısı DDP (Demokrasi ve Değişim Partisi) gibilegal partilerle, "Emek Barış Özgürlük Bloku'" adı altında seçimittifakı meydana getirmiştir. Ayrıca kamuoyunda isim yapmış bölücüMarksist-Leninist kişiler ile, sözde ilerici, demokrat, aydın kişileri biraraya getirmeye çalışmıştır.
Kamuoyunundesteğini sağlamak amacıyla seçim propagandalarında barış ve kardeşliğin tesisedileceği, ateşkesin sağlanacağı temalarına büyük önem vermiştir. HADEP seçimbildirgesinde propaganda eylemlerinde "Kürt Sorununun Barışçıl YöntemlerleEşitlik ve Özgürlük Temelinde Çözümünü ve Birlikteliğini Savunur"türündeki yumuşak ifadelerle, amaçlarının bir an önce sözde barış ortamınısağlamak olduğunu vurgulamaya çalışmışlardır. Böylece seçim çalışmalarısırasında, HADEP'in Kürt sorununda ön plana çıkması halinde PKK terörününfonksiyonel olmaktan çıkarılarak geriletilebileceği gibi bir imaj oluşmuş ve buimaj kamuoyuna bir kısım Medya ve sözde aydın tarafından empoze edilmeyeçalışmıştır. Böyle bir imaj oluşması PKK'nın dönem taktiğine hizmet etmiştir.Nitekim PKK "Devlet Kürt sorununun çözümünde bizimle pazarlık yapmıyorsa,legal zeminden ayrılmayan, yasalara saygılı davranan HADEP ile yapsın''düşüncesini zihinlerde uyandıracak beyanlarda bulunmuştur.
HADEPseçim süresince bir kısım medya ve bazı etkili çevreler tarafından kendilerinebu tür barış misyonu yükletilmesi üzerine daha da rahatlamış olarak barışın kendileritarafından tesis edilebileceği yolundaki açıklamalarını yoğunlaştırmış birkısım insanlarda inandırmıştır.
BöylecePKK. HADEP vasıtasıyla yürüttüğü seçim propagandasıyla barışın tesisininkamuoyunun ertelenemez bir talebi olduğunu, barışın sağlanması için Kürtkültürel kimliğinin tanınmasının temel şart olduğunu ve HADEP mihverlikuruluşların barışın tesisi ve Kürt kültürel kimliğinin tanınmasında tarafolarak kabul edilmesi gerektiğinin teşhir ettirmeye çalışmıştır.
Ancak,seçimlerde HADEP'in hedeflerinin ve ülke barajının çok altında rey alması yeniarayışlara yönlenmesine neden olmuştur.
Busırada PKK liderinin, HADEP'in yüksek oy aldığı ilerdeki adaylarının meşru milletvekilleriolduğu, bu kişilerin bölge halkının temsilcileri olduğu şeklinde açıklamaları olmuştur.PKK lideri bu açıklamaları HADEP'i yönlendirme amaçlıdır.
HADEP-PKKİLİŞKİSİNİ ORTAYA KOYAN DELİLLER VE BELGELER
l-PKK operasyonlarında yakalanan ve HADEP-PKK irtibatını dile getiren sanıklarınifadeleri,
a)MEHMET-MAZLUM (K) İsak EKTİREN, 13.2.1995 tarihli ifadesinde:
"...İskenderunERNK sorumlusu SEVİM (K) ve HADEP İlçe Başkanı Hayrettin YILMAZ'ın talimatı ilePayas ERNK komitesini oluşturduklarını ve SEVİM (K)'a bağlı olarak faaliyetyürüttüğünü. Şahabettin YILMAZ'ı teslim ettiği Kaleşnikof marka silah ile veSEVİM (K)"un talimatı ile Payas l00.Yıl İlkokulunu taradığını, İskenderunHADEP ilçe Başkanı Hayrettin YILMAZ'ın kendisini tanıştırdığı İSHAK (K)Fehamettin KILIÇ ile işbirliğine girdiği ve bu şahsın devlet yanlısı olduğugerekçesiyle gösterdiği infaz edilecek ailenin eylemini kabul ettiğini, SEVİM(K)'un İskenderun HADEP içinde örgütlediği ve kırsal alana aktarılacak olan 3militanı SEVİM (K) ile HAMİT ÖZGÜÇ:ün Payas'ta kendisine teslimettiklerini, kırsala gidecek bir bayan, iki erkek örgüt mensubunu MustafaKARAGÖZ'ün evinde barındırdıklarını, operasyonların başlaması üzerine eylemsilahını Mustafa KARAGÖZ ile birlikte evinin bahçesine gömdüklerini ve kırsalalana aktarılacak kişileri Payas'tan kaçırarak Dörtyol HADEP ilçe Başkanı'nınevine götürdüğünü, ilçe Başkanı Abdulhakim GÜMÜŞ'ün kendilerini daha güvenligördüğü için Mehmet YILDIZBAKAN'ın evine götürdüğünü" beyan etmiştir.
b)Sanık Abdulhakim GÜMÜŞ 14.2.1995 tarihli ifadesinde: "...Parti binasınaorta boylu, 20-23 yaşlarında, esmer, siyah saçlı, zayıf, Urfa'lı olduğunu veisminin Mehmet olduğunu öğrendiği bir şahsın kendisinin gerilla olduğunusöyleyerek Cudi Dağından geldiğini kendisinden bazı isteklerinin olduğusöylediğini... İshak EKTİREN'in kendisine bu şahısların kırsal"aaktarılmak üzere getirilen şahısların olduğunu söylediğini" beyanetmiştir.
c)Şirin ÇELİK 29.11.1994 tarihli ifadesinde:
"...HADEPYenimahalle ilçe teşkilatında sekreter olarak çalışıyorum... HADEP'in Gençlikkomisyonunda görev alan Hüseyin KAYGUSUZ, Evren ÖZCAN, gibi kişilerletanıştım... Evren ÖZCAN, PKK terör örgütünün fikir ve düşüncelerini benimseyenbir kişiliğe sahip insandır... Parti binasında bulunan kütüphanedeki Özgür Halkdergisi Abdullah ÖCALAN tarafından yazılan çeşitli kitapları okuyordum."demiştir.
d)HACI YILMAZ (K) Sabri TOR 1.12.1994 tarihli ifadesinde: "...PKK terörörgütünün görüş ve düşüncelerini benimserim... PKK örgütü mensubu Ahmet MAKAS'abağlı olarak faaliyet göstermekteyim. O yakalandıktan sonra Ankara Metropolsorumlusu ben oldum... Ahmet MAKAS ile tanışmamızda herhangi bir aracı olmadı.Zaten ben sürekli olarak inşaatlarda iş aradığım için kendisi ile tesadüfentanıştık...Bu tanışma örgütsel anlamda bir tanışma değildi... Yaptığıkonuşmalarda bu şahsın parti ile yani PKK ile ilişkisi olduğu kanaatine vardım.Halkın Demokrasi Partisi içinde faaliyet göstermemi ve buradaki yurtseverinsanları örgütlememi istedi. Bu sırada iş aramak için inşaata gelen AltındağHADEP üyesi Gazi AKSOY ile tanışmıştık... Ahmet MAKAS'ın bana vermiş olduğu 3tane tabancayı bir poşet içerisine koyarak HADEP içerisinde tanımış olduğumyurtseverlerin evlerine bıraktık... HADEP içerisindeki örgütleme faaliyetlerinedevam ederken çalışmış olduğum inşaatta başka bir taşeronun yanında çalışanMardinli Hüseyin... Mardinli olan yanılmıyorsam adı Abdülselam ve SiirtliZeki... adlı şahıslar benimle konuşarak kırsala gitmek istediklerinisöylediler... Ahmet MAKAS ile tanışıp kendisi ile örgütsel alandayakınlaştıktan sonra bana DEP sonra HADEP içinde örgütleme görevi verdiğidoğrudur. Kimlerin vergi verip vermediğini, kırsalda bulunan üst düzeysorumluları bilir, ben bu kağıtlar gelmeden öncede HADEP içerisinde bulunanbazı şahıslardan vergilendirme adı altında para aldım... Ben HADEP içerisindeörgütleme faaliyetlerinde bulunurken, örgütlemiş olduğum şahıslara çevrelerindebulunan yurtsever insanları da örgüte kazandırmak amacıyla benimletanıştırmaları talimatı verdim" demiştir.
d)Esat ÇELİK 30.11.1994 tarihli ifadesinde;
"...HADEPAltındağ ilçe teşkilatına üye oldum. PKK terör örgütü ile ilişkilerim akrabamolan, aynı zamanda Altındağ'da kahvehane çalıştıran Gazi AKSOY vasıtasıyla yaklaşıkl ay öncesinde başlamıştır. Gazi AKSOY isimli şahıs aynı zamanda HADEP ilçeteşkilatında yönetim kurulu üyesidir... PKK terör örgütünün yürüttüğümücadeleye ise ılımlı bakan bir şahıstır. HADEP ilçe teşkilatına üye olmam ilebirlikte evine götürüp HACI YILMAZ (K) adlı örgüt üyesi ile tanıştırdı... HADEPbinasına gelen doğu ve Güneydoğu kökenli insanlar üzerinde propagandaçalışmaları yaparak örgüte kazandırma faaliyetleri yaptım" demiştir.
e)AHMET (K) Mehmet Şerikan KAYA 30.11.1994 tarihli ifadesinde:
"...HADEP'eüye oldum. Halen bu partinin üyesiyim. Siyasi görüşüm PKK'nın paralelinde olup,ezilen ve sömürülen Kürt halkının bağımsızlığı için silahlı mücadele veren veTürkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere dört parçaya bölünmüş, Kürdistan'ın bağımsızve birleşik bir Devlet olması inancındayım. Bu amaçla bir yıldan fazla süredirPKK örgütü içerisinde faaliyet yürütüyorum" demiştir.
f)Gazi AKSOY 1.12.1994 tarihli ifadesinde:
"...DEPyönetiminde Altındağ ilçe teşkilatına üye oldum ve bu partinin kapatılması ilebirlikte HADEP'e de yönetim kurulu üyesi olarak girdim... PKK, örgütü silahlıolarak faaliyet gösteren yasadışı bir terör örgütüdür. Örgütün yapılanmasındayer alan her yurtsever gibi bende örgütün belirtilen ideolojisinibenimsemekteyim. Ve faaliyetlerim bu ideoloji paralelinde olmaktadır."demiştir.
g)Mehmet KOYUN ifadesinde;
"...HADEPil yönetim kurulu üyesiyim... Muhittin BOTAN ile Antalya HADEP il binasındatanıştım. Kendisi Antalya'da iken Akdeniz Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu'ndaöğrenci idi. Yanlış hatırlamıyorsam partiye geldiğimde kendisinin partiye üye olmasını,yüksekokulda okuduğum için, yüksekokulda PKK'nın üyesinin olmadığını anlattım.Kendisi de bana, bende bunun için geldim. Benim Türk solundan arkadaşlarla yakınilişkim vardır dedi. Bundan böyle kendi örgütümüz olan PKK içerisinde faaliyet göstermekistediğini anlattı. Bu şekilde HADEP Gençlik Komisyonu'na üye yaptım. Murat YÜCEL'inilk olarak Gözde Pansiyonu'nda kalıyordu, Doktor Veli AYDOĞAN ile birlikte seçimçalışmaları yapıyorduk. Oraya gittik. Seçimlerde bize yardımcı olmasınıistedik. O da kabul etti... HADEP"in kurulması ile birlikte kendisipartiye üye oldu. Kürt halkının yoğun olduğu mahallelere giderek PKK örgütühakkında bilgiler aktarıyor, insanları bilgilendiriyor. Örgütün yapmış olduğulegal ve illegal faaliyetlerini desteklemelerini, örgüte adam kazandırmalarını,maddi ve manevi yönden yardımcı olmalarını, haklı olduğumuz bu davamızdabizlerle birlikte çalışmalarını, insanlara, yani yurtsever halka anlatıyor, örgütünpropagandasını yapıyordu" demiştir.
h)Kenan AKYOL'un ifadesinde;
"...DEP'e bir sene kadar önce Ümraniye ilçe teşkilatında üye oldum. Bilahare buparti kanunsuz işler yaptığı için Parlamento tarafından kapatıldı ve yerineHADEP kuruldu. Ve bunun üzerine Ümraniye ilçesinde üye oldum. Küçük kardeşlerimolan Muzaffer AKYOL bir sene kadar önce Garzan Eyaleti olarak adlandırılanbölgede PKK içerisinde SOREJ (K) adıyla faaliyet göstermekte iken silahlıçatışma sonucunda ölü olarak ele geçirildi. Diğer kardeşim Erhan AKYOL iseAlmanya'nın değişik semtlerinde PKK içerisinde faaliyet gösterdiğinibildirmiştir. Bende bu örgütün görüşlerini benimsediğimden kendisinidesteklemiş, hareketlerine devam etmesini söylemiştim" demiştir.
ı)Sanık ilhan DUYAN ifadesinde:
"...Elazığ'lıŞirin ÇELİK ile tanıştım. Şirin ÇELİK bir yıl okulu uzattığından iş aramayabaşladı ve 1994 yılında HADEP Yenimahalle ilçe teşkilatına sekreter olarakgirdi, biz de zaman zaman parti binasına Şirin ÇELİK yanına gidiyorduk. Şirinile birlikte parti binasında yapılan Gençlik Komisyonu çalışmalarınakatılıyorduk. Burada Kürt gençliği, PKK tarihi gibi dersler verilmekteydi...Şirin ÇELİK ile muhtelif zamanlarda Güneydoğu olayları ve PKK'nın vermiş olduğuulusal kurtuluş mücadelesi üzerine sohbetlerimiz oluyordu. Geçen yıl AtatürkSpor Salonu'nda yapılan HADEP Kongresine şirin ÇELİK ile birlikte katıldık.Bazı gruplar da "Biji Serok Apo, Kürdistan Faşizme Mezar Olacak" gibisloganlar atıldı." demiştir.
i)Sanık Mahmut Sıtkı KARAHAN ifadesinde:
"...DEPkapatıldıktan sonra yerine kurulan HADEP'e üye oldum. İlçe yönetim kurulundagörev aldım, halen bu görevim devam etmektedir. Bu partinin il yönetiminiseçmek için yapılan genel kurul toplantısına katıldım. Burada "ÖzgürlükŞehitlerimiz" adına yapılan saygı duruşunda ayağa kalktım. Yine butoplantıda genel af çıkartılarak Abdullah ÖCALAN'ın affedilmesi, Türkiye'yegelerek siyasete atılması, serbest siyasi faaliyetler yürütmesi konususöylendiğinde hep birlikte alkışladık" demiştir.
j)İçel ilinde yakalanan Resul DEMİR alınan ifadesinde;
"...HADEP'eüye olmuştum. DEP kapatıldıktan sonra kurulan HADEP'in l. kongresine katılmaküzere Ankara'ya gittim. Ve orada bulunanlar Türk bayrağını yaktılar... BirDevlet kurmak için silahlı mücadele vermekte olan PKK örgütüne maddi yardımdabulunduğum gibi HADEP'e de maddi yardımda bulundum. Maddi durumum iyi olduğuiçin kısa aralıklarla gelip maddi yardım talebinde bulunuyorlardı."demiştir.
k)Sanık ALİ (K) Ahmet MAKAS alınan ifadesinde:
"...BenPKK örgütünün ideolojisine inanmaktayım... PKK örgütünün Kürt halkınıntemsilcisi olarak silahlı mücadele sonunda Marksist-Leninist ilkelere dayalıbağımsız birleşik Kürdistan devleti kuracağına inanıyorum... Örgütselfaaliyetlerde bulunmak üzere DEP daha sonra HADEP teşkilatlarına gidipgeldim" demiştir.
l)Kars ilinde yakalanan MAHİR-HAYRİ (K) Abdurrahman YILDIZ alınan ifadesinde:
"...Zeli kampına tüm eyaletlerden elçiler geldi. Ulusal mecliste alınan kararlarbenim hatırladığım kadarıyla şunlardır: İllegal alanda Kürdistan YurtseverGençler Birliği, Kürdistan Genç Kadınlar Birliği, legal alanda ise DEP veHADEP'in temsil ettiğini beyan etmiştir.
m)Kahramanmaraş'ta yakalanan DELİL-REZZAN (K) Kamil MADENKUYU alınan ifadesinde:
"...Türkiye'deyasal olarak faaliyet gösteren eski adı DEP, yeni adı HADEP olan siyasipartinin milletvekillerinin Suriye'ye gidip Abdullah ÖCALAN'ın talimatlarınagöre hareket ettiklerini biliyorum... Türkiye'de bu partinin güçlenmesi içinAbdullah ÖCALAN başta olmak üzere diğer militanlar tarafından desteklenmektedir.Hatta militanlar tarafından Kürt köylerine baskın yapılarak bu partiye destekverip üye olmaları yolunda çalışmalar yapılmaktadır." demiştir.
n)İstanbul'da yakalanan ALİ (K) İmam DOĞAN alınan ifadesinde;
"...HADEPüyesiyim... DEP kapatıldı, aynı doğrultuda ismi HADEP olarak belirlenen partikuruldu. Buraya da il yöneticisi olarak geçtim... bilahare PKK'nın talimatı ilekurulması düşünülen Kürdistan Ulusal meclisi (KUM) (Bu TBMM'nin eşdeğerindeolan bir oluşum olup, Kürt halkının seçtiği Kürt milletvekillerinden oluşacak,Kürdistanın parlamentosu durumunda bulunacaktı) kurulacağını ve benimdemilletvekili adayı olmamı Süleyman DANIŞ istedi. Bende kabul ettim. Ben legaldeHADEP içerisinde üye olarak faaliyet göstermekteyim. İllegal olarak ta PKK örgütününMarmara Komitesi içerisinde faaliyet göstermekte idim. Bende yakalanmasaydım,yol açılınca Yunanistan'daki PKK militanlarının yanına örgüt tarafındangönderilecektim." demiştir.
o)Sanık Abdulcabbar GEZİCİ alınan ifadesinde:
"...HADEP kurulurken özellikle Türk sol çevrelerinden bazı insanların bunakatılması için çok çaba sarfedildi. Ancak bunda başarı sağlanamadı... Şu andaHADEP Türkiye sorumlusu Vecdi KÖYLÜOĞLU ve onun yardımcısı Cevat SOYSAL, ileberaber HADEP'e katılması için Emeğin Bayrağı, Odak, Barikat, Alınteri, Hedef,Direniş gibi dergilere giderek görüşmelerde bulunan Cevat SOYSAL, bu şahısBatmanlı olup, PKK'nın 1980 öncesi kadrolarındandır. 1980 döneminde cezaevinegirmiş, 12 yıl çeşitli cezaevlerinde yatmış, çıktıktan sonra yeniden örgütleilişkiye girerek örgütün sendikal faaliyetlerinin koordinatörlüğünü yapmıştır.HADEP'in İstanbul'daki faaliyetlerini PKK adına yönlendirenler şunlardır:
ŞemsettinKARA: Bu şahıs geçmişte İskenderun ve Çukurova bölgelerindeki illegalfaaliyetlerinden dolayı yakalanmış, Malatya'da bir süre yattıktan sonra örgütünyurtdışındaki kamplarına gitmiş ve örgüt tarafından İstanbul'daki legalfaaliyetlerin sorumluluğuna getirilmiştir.
CananKARATAŞ: Şu anda HADEP il yönetim kurulu üyesidir. Geçmişte HEP ve DEP'teyöneticilik yaptı. Örgütün yurtdışı eğitim kamplarına gitmiş, ancak başarılıolamadığı için örgüt tarafından geri gönderilmiştir.
...Kemal OKUTAN HEP'in kuruluşundan beri içinde yer alan şahıstır. Başta Adana ilbaşkanlığı yaptı, daha sonra HEP Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu,şu anda HADEP'in Genel Merkez yönetiminde.
MuratBOZLAK: Ankara Barosu Avukatlarından, HEP ve DEP'te saymanlık yaptı. Bu şahıstaşu anda HADEP genel merkez yönetiminde,
İsmailASLAN: Ankara Barosu Avukatlarındandır. HEP ve DEP'e genel saymanlık yaptı, buşahıs şimdi HADEP genel Merkez Yönetimindedir" demiştir.
ö)Sanık ŞEYHMUS (K) Kenan KOÇ ifadesinde: "DEP kapatıldı ve HADEPaçılmıştır. Onun bünyesinde aynı çalışmalara devam etmekte idik. Ayhan isimlişahıs beni HADEP il merkezine getirdi. Burası Nişantaşı'nda idi. Orada aynızamanda Ali isimli şahısla tanıştım ve benimle birlikte Ali ve Ayhan isimlişahıslar HADEP'in Gençlik Komisyonunda çalışmaya başladık. Buralarda gençleriörgütlüyor ve eğitim çalışmaları veriyorduk. Eğitim çalışmalarında HADEPanlatılmakta, amacı anlatılmakta idi. Yapılan görev bölümüne göre Ayhan,Anadolu yakasında, Ali ise Bakırköy, Güngören, Bahçelievler semtinde gençlikkomisyonlarına bakmakta, ben ise Sarıyer, Kağıthane, Gaziosmanpaşa gençlikkomisyonlarına bakmakta idim. Hazırlanacak olan pankartlara PKK örgütünsloganları yazılarak eylem günü açılacak, lastikler yakılacak ve PKK lehinesloganlar atılacaktı, alınan karar buydu. Eğer yakalanmasaydım Fatih'dekikorsan gösteri yürüyüşünde ben de hazırlayacağım malzemeleri diğer HADEPgençlik komisyonlarına dağıtarak katılacaktım. Molotof kokteyllerini bizemüdahale edecek polis ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı binasına yakarakatacaktım." demiştir.
p)İstanbul ilinde yakalanan Vural KARA ifadesinde;
"...Dükkanımın telefonu çaldı, telefona çıktığımda Babam Şemsettin KARA vardı. Banaemaneti İzmir'e götüreceğimi söyledi. Bana biraz daha beklememi, bilahare tekrararayacağını söyledi, kısa bir süre sonra beni tekrar aradı ve sende bulunan gönderdiğimmalzemeleri HADEP ilçe başkanı olan Selahattin SARIKAMIŞ'a götürerek ver dedi.Ben de bunun üzerine önce malzemeleri eve götürerek saklamayı düşündüm, eve giderkenyolda polisler tarafından durduruldum ve yapılan aramada arabamın bagajındaki çuvaliçerisinde 4 adet kaleşnikof marka otomatik silah ve 5 adet şarjörü, 350 adetbu silahlara ait dolu fişek. 70 adet 9 mm. çapında tabancalara ait olan dolufişek ele geçti. Bunları bana Avrupada bulunan Şemsettin KARA, ilçe başkanıSelahattin SARIKAMIŞ'a ulaştırmam için göndermişti." demiştir.
r)1995 Mayıs ayında Ankara'da yakalanan Ferhan TÜRK ifadesinde;
"HADEPİl Yönetim Kurulu Üyesiyim, bir çok kez PKK ile ilişkilerimden dolayı yakalandımve 1991 yılında arazimi ortağına, başka birine verip kendim Ankara ilinetaşındım, ayrıca kardeşlerim Beşir TÜRK ve Hevin TÜRK PKK örgütünün dağkadrosunda silahlı olarak görev yapmakta iken güvenlik kuvvetleri ilegiriştikleri silahlı çatışmada öldüler. Yine amcamın oğlu Abdullah TÜRK'de aynışekilde kırsaldaki faaliyetleri sırasında silahlı çatışmada öldü. AğabeyimBeşir TÜRK vasıtası ile bir çok kez örgüt ile ilişkilerim oldu ve bufaaliyetlerimden dolayı yargılandım" demiştir.
s)Sanık Süleyman GÜLTEKİN ifadesinde;
"İskenderunHADEP üyesiyim. Kürt kökenli olmam nedeni ile yasadışı PKK örgütünün eylem vefaaliyetlerine sıcak bakmaktayım. PKK'nın Kürt halkı için faaliyet gösterdiğineinanmaktayım. Bu nedenle 1990 yılında PKK içindeki faaliyetlerimden dolayıyakalandım" demiştir.
ş)Sanık DİLOVAN (K) Cevdet Melik KAYA ifadesinde;
"...YasinAŞKARA ile tanıştım, daha sonra Yasin AŞKARA bizi Gaziosmanpaşa semtindebulunan HADEP binasına götürmeye başladı, burada bizlere 1.60 cm boylarında 25yaşlarında kel saçlı, kumral tenli bir şahıs tarafından PKK örgütüdoğrultusunda siyasi eğitim verilmeye başlandı. Eğitim genellikle Kürdistan vePKK örgütünün tarihi ve faaliyeti hakkındaydı. Buranın sekreterliğini yapan veBingöl'lü olduğunu tahmin ettiğim Sakine isimli bir bayanda devamlı bizimleilgileniyordu.'' demiştir.
t)1995 Ocak ayında İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan AlaaddinDUYGUN'un alınan ifadesinde:
"...AvcılarHADEP üyesiyim. PKK örgütü Türkiyenin doğu ve Güneydoğu toprakları üzerindeMarksist Leninist ilkelere dayalı olarak bağımsız Birleşik Kürdistan Devletikurmak için silahlı mücadele veren bir örgüttür. HADEP'de şu anda tamamenPKK'lıların elinde olup, bu örgütün görüşleri doğrultusunda legal olarakfaaliyet göstermektedir. Bende bu örgütün içerisinde kendi isteğimle mücadelevermek için girdim. Eğer yakalanmasa idim çalışmalarıma devam edecektim."demiştir.
u)Sanık Cüneyt HAN alınan ifadesinde:
"...HADEPbinasına takılmakta, buradaki sohbetleri izlemekte idim. Hatta HADEP binasındaPKK örgütünün legal yayınları ile illegal yayınları bulunmakta idi. Bendedersaneden çıktığımda buraya giderek bu dergileri okumakta ve gençlikkomisyonuna bazen katılmakta idim. Bu kitapların ve buradaki konuşmalarınetkisinde kalarak kendimde güneydoğu bölgesinden olduğum için PKK örgütünekarşı sempati duymaya başladım... Gençlik komisyonu toplantılarına geneldeAvcılarda bulunan lise öğrencileri gelmektedir.
Butür toplantılar genelde akşam saat 18.000 sıralarında başlamaktadır.Toplantının genel amacı ise örgüt hakkında daha detaylı bilgilere sahipolabilmek ve örgütün yapması ve yapmaması gereken görevleri ile liseöğrencilerinin örgütlenmedeki görevleri hakkında konuşmalar yapılmakta, örgüteait kitaplar okunmakta, kitaplar okunduktan sonra görüşler alınmaktadır."demiştir.
ü)DİLAN (K) Sakine DAĞISTAN ifadesinde:
"...HADEPSamandıra belde teşkilatı başkanı Seyfettin LAÇİN orada ayrı bir odada benimleoturdu. Yönetim Kurulu üyeliğimi hemen onayladı. Nüfus hüviyet cüzdanımıistediler. Seyfettin LAÇİN nüfus cüzdanımı alıp yırtarak, sen artık TC.kimliğinden çıktın. Kürdistan kurulana kadar ihtiyacın yok" diye söyledi.
Seyithanile birlikte HADEP'e gittim. Bu süre içerisinde ayrıca PKK'nın dağda nasılyetiştirildiğini, geliştirildiğini, ne şekilde hayat koşullarının devamettiğini, dağda kullanılan silahlar hakkında partide bulunan yerini bilmediğimyerlerden çıkararak beni bilgilendirdiler. Orada dağda kullanılan kaleşnikof,G-3, MP.5 ve tabanca cinsi diğer silahlar mevcuttur. Bu partide bulunduğum 3 aysüre içerisinde devamlı Türkçe konuşmamın yasak olduğunu söylediler.
...Sıksık Doğu ve Güneydoğulu gençler zaman zaman gelir toplantılara katılırlarbirbirimize isimle hitap etmeyiz, "Heval" diye hitap ederiz.Toplantılarda parti yandaşı olan legal yayınlar ve günlük basın takip edilir,okunur. TC. aleyhine konuşma ve tartışmalar yapılır, PKK'nın daha başarılıolması ve Kürdistan'ın kuruluş sürecinin çabuklaştırılması için neleryapılmalıdır, örgütlenme nasıl yapılmalıdır gibi konular tartışılırdı.
Yaklaşık1995 Mayıs ayı sonlarında yine akşam toplantısı sırasında Seyithan EAÇİN, DoğanTUNA, Mehmet DURSUN, Nimet ARSLAN, Zeynep ESKİ, Belde Başkanı Hanifi BİNGÖLLÜbulunduğu sırada Haydarpaşa Askeri Hastanesi'nde kolu kırık olup, tedavi görenbir general hanımının olduğunu, buna karşı bir suikast yapıldığında TC.ordusunun telaşa kapılacağını ve birbirine düşeceğini, halk nezdinde gözdendüşeceğini, güvenliklerinin yeterli olmadığı imajının doğacağı, bununda bizimsavaşımıza moral katacağını ve Türk kamuoyunda daha destek alacağımızısöyledi" demiştir.
v)Sanık Talip DENİZ ifadesinde;
"...HADEPAnkara il başkanlığına kayıtlı üyeliğim vardır. 1995 yılı Mayıs ayı içerisindeyasadışı Rızgari örgütü adına faaliyetlerimden dolayı Ankara Emniyet Müdürlüğügörevlileri tarafından yakalandım. Halen HADEP üyesiyim, l Eylül'ün Dünya Barışgünü olmasından dolayı partimizde Dünyada ve Türkiye'de süren kirli savaşınbitmesi için bazı etkinliklerin yapılmasına karar alınmıştı. 2.9.1995 günüSıhhiye köprüsü üzerinde tahminen 2000 kişinin katılımı ile izinli olarak barışzinciri oluşturuldu. Yürüyüş saat 13.00'da başladı. Bazı gruplar yürüyüşsırasında slogan atmaya başladılar, bu sloganlar şöyledir. Biji Aşiti, YaşasınHalkların Kardeşliği, Biji Kürdistan, Faşist Devlet Kürdistanı Terket, SusmaSustukça Sıra Sana Gelecek, Kirli Savaşa Hayır" bende zaman zaman busloganlara eşlik ettim, ben bu Barış zinciri yürüyüşüne partimin talimatıylakatıldım." demiştir.
y)Sanık İbrahim SÜRÜ ifadesinde:
"...Benimsiyasi görüşüm HADEP'tir. Kendim Kürt kökenli olduğumdan dolayı kendime veKürtlere en yakın parti olarak bu partiyi gördüğümden bu partinin fikirlerinibenimsiyorum. Seçim dönemi olduğu için HADEP'ten Şehabettin ÖZARSLANERadaylığını koymuştu. Kendisi Özalp'lıdır. Kendimde Özalp'lı olduğumdan zamanzaman bu şahsın aday olduğu HADEP'in, Akdamar Oteli çevresinde bulunan seçimbürosuna gider gelirim. Havaalanına gittik, biraz sonra HADEP'in milletvekiliadayları geldiler. Konvoy hareket edince bizim bulunduğumuz arabada hareket etti.Arabaların içinde bulunan şahıslar çeşitli sloganlar atıyorlardı. "BijiHADEP, Biji PKK, Biji Kürdistan, Kürdistan TC'ye mezar olacak" gibi.Bunların bağırdıklarını duyunca bizim arabada bulunanlardan ben, Abdulcabbar,kendilerini tanımadığım, diğer üç şahısla slogan atmaya başladık. "BijiPKK, Biji Apo, Biji Kürdistan" diye bağırıyorduk. Doğu ve Güneydoğudayaşayan insanların haklarını PKK'nın savunduğunu zannediyorum. Bu örgütün legalalanda destekçisinin HADEP olduğunu biliyorum. Bu partinin milletvekilleri veüst yöneticileri her ne kadar legal olarak çalışıyorlarsa da PKK ile ilişkileriolduğunu biliyorum" demiştir.
z)Halise ÜKLÜ ifadesinde:
"...24Aralık 1995 günü yapılan genel seçimlerde HADEP'i desteklemek için HADEP SeçimBürosuna devamlı gelip gittim, yapılan etkinliklere katıldım, ayrıca İzmir ilindekiörgüt mensuplarını desteklemek amacıyla yapılan açlık grevlerine katıldım. Ben Aydınilinden HADEP binasında Kadınlar Komisyonunca yapılan toplantılara katıldım. Aydın'dayakalandım" demiştir.
aa)Ayten (GURBET) ÜKLÜ ifadesinde;
"...HADEPparti binasına gitmem, kadınlar komisyonunca düzenlenen toplantılara katılmamdolayısıyla bu gibi yerlerde öğrendiğim bilgilerle PKK Örgütüne sempatiduydum." demiştir.
bb)Sanık Mehmet Emin AKYOL ifadesinde:
"...Ben1994-1995 yıllarında Batman HADEP il yönetim kurulu üyeliğine seçildim. Bugöreve başladıktan sonra Batman HADEP'te bazı örgüt mensuplarıyla ilişkiiçerisine girdim" demiştir.
Yukarıyaörnek olarak alınan ifadelerden başka sanıklar Mehmet YILDIZBAKAN, ŞevketGÖZCÜ, Hamit ÖZGÜÇ, Hayrettin YILMAZ, Cemal ÇAMKIRAN, Ali KAYA, AbdülkadirASLAN, Hasan İLA, Mehmet ÜZÜMCÜ, Mehmet SÜREN, Fatma AKDEMİR. Şefıka OĞUZ,Tevfık KAYA. Yasin ÖZKAN, Hasil BALTA, Münir SUNA Y. Seyit BULUT, RamazanKARAASLAN, Selahattin BAŞ, Murteza ASMA, Filiz MAVİŞ, Eyyüp ÜRKMEZ, AbdurrahmanYURDAKUL, Bahri KARGI, İsmet YÜZÜGÜLDÜ, Şebabettin YILMAZ, Mehmet BİTER, MetinKUMRUASLAN, Cemal YILDIZ, Abuzer AYAZ, Ahmet ALP, Emine EROĞLU, Hediye DOĞAN,Halil OLCAY, Hüseyin KAYGUSUZ, Salih AKAY, İsmail SÜRGEÇ, İbrahim YAYGIR, GaziBEKTAŞ, Cemil GEDİK, Mehmet AKAN, Mehmet AŞKIN, Fevzi CİN, Fikret ÖZBEĞE,Bayram HATUL, Hamit TUĞALAN, Mehmet YILMAZ, Selahattin SARIKAMIŞ, ZeynepAŞKARA, Şehabettin ÖZASLANER, Şeyhmuz ÇAĞRO, Süleyman SAVAŞ, Hikmet FİDAN,Kemah BAHSİ, Hamdullah Can YİĞİT, Hasan GÖKSU, Abbas GÜL, Hüseyin SUBAŞI, AhmetARSLAN, Ziya KÖSEOĞLU, Yılmaz ÖZTÜRK, Yasin POYRAZ, Nazım FIRAT. SüleymanDEPREM, Fevzi TUNÇ, Salih ŞİMŞEK, Burhan KIRILMAZ, İbrahim DEMİRİN,Öztürk SARITAÇ, Ahmet YILMAZ, Hanifı AYDEMİR, Önder ÇALKAN, Kadri Kadri AYDIN,Ahmet MAKAS, Nurettin SÖNMEZ, Veysel DAĞDAŞ, Abdulcabbar AK, Ahmet DOĞAN,Birgül TEKİN, Keziban SERPEN, Dilan BALTACI, Mülkiye TİLKİ, Emine TOR, HaticeTEKİN, Metin ARGUNHAN, Ali AYHAN, Oktay BAĞATIR'da ifadesinde HADEP içinde PKKadına yürütülen faaliyetleri anlatmışlardır.
Bukonuda en net açıklamaları 1991 yılı içinde PKK örgütüne katılan 1994 yılındaörgütten firar eden Ümit YAĞAN yapmıştır.
ÜmitYAĞAN 5.7.1996 tarihli Savcılık ifadesinde şöyle demektedir:
"..HEP,DEP ve HADEP (Halkın demokrasi Partisi) biri diğerinin uzantısı olan birininkapatılması üzere bir ikincisinin faaliyete geçirilmesi şeklinde faaliyettebulunan PKK'nın denetiminde ve PKK merkez komitesinden aldığı emir vetalimatlar doğrultusunda hareket eden bir ve aynı siyasi partidir. Bu partininlegal programın ötesinde illegal olarak Kürt sorununu dile getirmek, mitingler,toplantılar ve söyleşilerde Doğu ve Güneydoğu halkını Kürt halkının ulusalkurtuluş mücadelesi içine çekmek ve PKK'yı Kürt halkının silahlı gerilla gücüolarak göstererek halkı PKK içinde ve çevresinde örgütlemek yönündefaaliyetleri vardır. Bunun gibi merkez ve taşra örgütlenmesi içinde, partihizmet binalarında PKK milis ve militanlarına görev vererek onların çalışma koşullarınıhazırlamakla yükümlüdür. Parti ile PKK arasında organik bir bağ mevcuttur. Busiyasi parti PKK'nın legal uzantısıdır. Merkez ve taşradaki yöneticileri LeylaZANA, Ahmet TÜRK, Sırrı SAKIK, Mahmut ALINAK gibi milletvekili ve yöneticilerizaman zaman PKK'nın yurtdışındaki kamplarına gider ve orada PKK'nın üst düzeyyöneticileriyle görüşme yapar, talimatlar alırlar, aldıkları talimatlara görehareket ederler. Bu olay sadece bu söylediğim kişilerle sınırlı değildir.Sözkonusu siyasi parti bu gün PKK'nın denetiminde, faaliyetleri de PKK'nınmerkez komitesi tarafından yönlendirilmektedir.
Benbizzat kendim 1993 yılı yaz aylarında Mehdi ZANA, Leyla ZANA, Sırrı SAKIK,Mahmut ALINAK ve Ahmet TÜRK'ün K. Iraktaki Erbil ilinde parti yetkilileriyle(PKK) temsilcileriyle görüştüklerine ve onlardan talimat aldıklarına tanıkoldum. Onlara verilen talimat sonradan öğrendiğime göre şu şekilde idi.Milletvekilliğinin sağladığı dokunulmazlığa dayanarak, parti içinde, parlamentodışında ve parlamentoda halkı ulusal Kürt bağımsızlığı etrafında örgütlemek, buarada PKK'yı Kürt halkının bu mücadele içinde yer alan silahlı gücü gibigöstermek, halkı PKK saflarında mücadeleye çekmek, aynı zamandadokunulmazlıklarının arkasına sığınarak ve milletvekili olmalarının sağladığıitibarla Kürt soykırımını, Doğu ve Güneydoğudaki insan hakları ihlallerini Kürthalkının kimlik, tarih ve kültürünün inkar edildiğini, yok sayıldığını Türkiyeve Dünya kamuoyuna yaymak, duyurmak şeklinde şeylerdir. Bunun gibi aynı siyasipartinin parti gelirlerinden bir kısmını doğrudan doğruya illegal yollardanPKK'ya aktarmaktadır. Kalan kısmı ise parti içi harcamalarla propagandafaaliyetlerine harcanmaktadır.
2-Diyarbakır İl Jandarma Alay komutanlığı sorumluluk bölgesinde yakalanan veHADEP İl ve ilçe teşkilatlarında görevli PKK mensupları tarafından örgütün dağkadrosuna gönderilen sanıkların beyanları:
a)Sanıklar Cahide GÜNER ve Battal TÜRKMEN Adana HADEP il teşkilatında faaliyetgösteren Rıza KAN adlı örgüt mensubunca örgütün dağ kadrosuna gönderildiklerini,
b)Sanık Bilal TURAN HADEP il teşkilatında Mehmet (K) adlı örgüt mensubutarafından PKK'nın dağ kadrosuna gönderildiğini,
c)Sanık Bülent IRK Manisa ili Turgutlu ilçesi HADEP ilçe teşkilatında görevliAhmet ARGÜN ve Şeyhmuz ÇELİK tarafından PKK dağ kadrosuna gönderildiğini,
d)Sanıklar Mazher GÜLERYÜZ, Hasan KABAK, Şener SAKA, Hacı ÇELİK, İbrahim COŞKUN,Manisa ili Turgutlu ilçesi HADEP ilçe teşkilatında görevli PKK örgüt üyesiFIRAT (K) tarafından örgütün dağ kadrosuna gönderildiklerini beyan etmişlerdir.
e)Sanık Zeki ÜRÜK, Turgutlu ilçesi HADEP ilçe teşkilatında görev yapan şahıslarlairtibatlı olduğunu, PKK dağ kadrosuna gidecek olan şahısları dağa götürmeküzere kuryelik yaptığını beyan etmiştir.
f)Sanık Mehmet Han AZARAK Adana HADEP il teşkilatında PKK adına vergilendirmeyaparak ERNK makbuzlarıyla para topladığını, yine Adana HADEP il teşkilatındahalk mahkemesi kurulduğunu, Samet YAMAN'ın, halk mahkemesi başkanı, Hakkı KURU,Müslüm KURUCU ve Emine isimli bayanın halk mahkemesi üyesi olduklarını beyanetmiştir.
g)Sanıklar Güler NOYAN, Leyla NOYAN, Mahfuz ŞEN, Ramazan KORKMAZ ve Nezir BAĞ,Gaziantep HADEP il teşkilatında görevli MESUT(K) adlı PKK örgütü mensubutarafından dağ kadrosuna gönderildiklerini, Batman HADEP il teşkilatından gelenkurye vasıtasıyla dağa götürüleceklerini beyan etmişlerdir.
h)Sanıklar Reşit KAYA, Ahmet KARTAL, Sinan DOLAZ, İstanbul ili Eminönü ilçesiHADEP ilçe teşkilatında görevli MUSA (K) adlı PKK terör örgütü mensubutarafından örgütün dağ kadrosuna gönderildiklerini beyan etmişlerdir.
ı)Sanıklar Fahrettin KAYAALP, Emine ASLAN, Ceylan ASLAN, Habibe ASLAN, İstanbulili Esenyurt ilçesi HADEP ilçe teşkilatında görevli SERKAN (K) adlı PKK örgütmensubu tarafından örgütün dağ kadrosuna gönderildiklerini beyan etmişlerdir.
j)Sanıklar Bedia ASLAN, Mehmet POLAT İzmir ili Konak ilçesi HADEP ilçeteşkilatında görevli Mehmet Emin KARATAY adlı PKK mensubu tarafından örgütündağ kadrosuna gönderildiklerini beyan etmişlerdir.
k)Sanıklar Erdal SÖYLEMEZ, Ahmet SORMAZ, Erdal BEKTAŞ, Nurettin AYDIN, SerdarOYMAN ve Serpil KILINÇ'ın Malatya ili HADEP il başkanı Mustafa TÜRK BaşkanYardımcısı Murat KÖSE, yöneticiler Kadir GÜNEŞ, Zübeyda ÜNSAL ve KanberSÖYLEMEZ tarafından yönlendirildikleri, aynı teşkilatta görevli RUBAR (K)Ramazan DÖNMEZ'in Malatya HADEP il teşkilatında siyasi eğitim verdiğini vekendilerini örgütün dağ kadrosuna gönderdiğini beyan etmişlerdir.
l)Sanıklar Talat YORULMAZ, Deniz AYDIN, Filiz KOLAKAN, Mehmet KOLAKAN, MeryemGÖRDEĞİR, Derbaş GEÇGEL, Ercan YILIDIRIM, Yaşar ŞEHİR Diyarbakır Bağlar HADEPilçe teşkilatında PKK terör örgütü adına faaliyetlerde bulunmak ve örgüteeleman kazandırmak çalışmalarından dolayı yakalanmışlardır.
m)Sanıklar Şahin EROĞLU, Mehmet Cinet YAYAN, Diyarbakır HADEP il başkanlığındaPKK terör örgütü adına faaliyetlerde bulunmak örgüte eleman kazandırmak velojistik malzeme temin etmek suçlarından yakalanmışlardır.
n)Sanık Arif GÜLERYÜZ'ün İzmir Buca HADEP il teşkilatında gençlik komisyonu üyesiiken PKK terör örgütüne katıldığı, dokümanların tetkikinden anlaşılmıştır.
o)Ümit EROL'un İzmir HADEP il teşkilatında görevli SELİM (K) adlı örgüt mensubutarafından kırsala gönderildiği dokümanların tetkikinden anlaşılmıştır.
p)Naif (Nafiz) AKDENİZ'in Antalya'dan kırsala katıldığı, HADEP'te okuduğu kitaplarınetkisi altında PKK'yı benimsediği, bu sanığın özgeçmiş raporunun tetkikindenanlaşılmıştır.
r)Dursun CELİK'in, Antalya HADEP il teşkilatında görevli MAHSUN (K) adlı örgütmensubu vasıtasıyla PKK'yı tanıdığı ve örgüte Nafiz AKDENİZ ve Hüseyin ARSLAN ilebirlikte katıldığı dokümanların tetkikinden anlaşılmıştır.
s)Sanıklar Fatih YILMAZ, Reşat DURGUN, Yakup YAŞ Diyarbakır HADEP il teşkilatındagörevli iken yapılan propagandalar sonucu PKK örgütüne katıldıklarını beyanetmişlerdir.
t)Sanık Şeyhmus YAVUZ, İzmir HADEP il teşkilatının faaliyetlerine katıldığını,Sevgi ve Selim isimli şahıslar vasıtasıyla PKK terör örgütüne katıldığını beyanetmiştir.
u)Sanıklar Tahsin BAŞARAN, Fatih KAPLAN, Ömer ALTINER, Ali TAKAR, DiyarbakırBağlar HADEP ilçe teşkilatında faaliyet gösterirken örgüte katıldıklarını beyanetmişlerdir.
v)Sanıklar Ramazan ERSANCAN, Hamit GÜLCAN, Diyarbakır HADEP il teşkilatı üyesi vegençlik komisyonu üyesi iken PKK örgütüne katıldıklarını beyan etmişlerdir.
y)Sanık Yunus YAMAN PKK örgütüne katılmadan önce HADEP Aydın il teşkilatı üyesiolduğunu ve HOCA (K) adlı örgüt mensubu vasıtasıyla örgüte katıldığını beyanetmiştir.
z)Uğur TAYFUR örgüte İzmir HADEP il teşkilatında yapılan propagandalar sonucukatıldığını beyan etmiştir.
aa)Sanıklar Mehmet Akif ERDOĞAN, Bahattin KARAKAŞ, Kamuran SÜLEYMANOĞLU, MürselSÜLEYMANOĞLU, Murat TAŞKIRAN, Hasan IŞIK örgüte Diyarbakır Bağlar HADEP ilçeteşkilatında faaliyet gösterirken yapılan propagandalar sonucu bu teşkilattagörevli örgüt mensupları vasıtasıyla örgüte katıldıklarını beyan etmişlerdir.Keza sanıklar Hasan ÇAKIR, Hacı EROL, Barış OKUR, M. Selim KOYUN ve İ. HalilNOYAN'da aynı parti ilçe teşkilatında yapılan propagandalar sonucu örgütekatıldıklarını beyan etmişlerdir.
bb)Nurettin ÇETİN'in Batman HADEP il teşkilatında yapılan propagandalar sonucu PKKörgütüne katıldığı tesbit edilmiştir.
cc)Sanık Selahattin TAŞKIN, İzmir HADEP il teşkilatında Ercan KAYA, İzmir GaziemirHADEP ilçe teşkilatında yapılan propagandalar sonucu örgüte katıldıklarınıbeyan etmişlerdir.
dd)M. Halit OĞUZ'un Diyarbakır HADEP ilçe teşkilatında ÇİYA (K) adıyla faaliyetgösterirken PKK terör örgütüne örgüt mensupları vasıtasıyla katıldığı tesbitedilmiştir.
ee)Enver KARAKEÇİ'nin Bağlar HADEP ilçe teşkilatından HAYRİ (K) Talat YORULMAZvasıtasıyla örgüte katıldığı tesbit edilmiştir.
Buifadelerden anlaşılacağı gibi HADEP'in il ve ilçe teşkilatlarından illegalolarak kürt orjinli vatandaşları PKK etrafında örgütlenme, PKK'ya tabanoluşturma ve PKK'nın yurtiçi, yurtdışı kamplarıyla örgütün dağ kadrosunamilitan göndermek faaliyetleri yürütülmektedir. Böylece HADEP il ve ilçeteşkilatları PKK'nın asker alma daireleri haline gelmiştir.
HADEPyöneticileri her ne kadar ifadelerinde "Partilerinde bu şekilde illegalfaaliyetler yürütülmediğini, bazı bireysel olayların ise kendilerinibağlamayacağına belirtmişlerse de;
Yukarıdabelirtilen ifadelerden anlaşılacağı üzere bu illegal faaliyetler HADEP'in il veilçe teşkilatlarının hemen hemen tamamında vardır. Bu durumda HADEP GenelBaşkanı ve parti meclis üyelerinin bu faaliyetlerin dışında olduklarıdüşünülemez. Nitekim sanık Abdulkadir KAYA'nın ifadelerinde HADEP eski genelbaşkan yardımcısı Şeyhmus ÇAGRO'nun yurtdışındaki PKK kamplarına elemangönderme faaliyetleri anlatılmıştır. Şeyhmus ÇAGRO halen yurtdışında firardabulunmaktadır.
Yinehaklarında soruşturma yapılmış olan sanıklar Meral DOĞAN, Seyfettin ÖZGÜR,Veysel DAĞDAŞ, Cem Sezai DEMİR, Kalender BEYDİLLİ ve Şervan BÜYÜKKAYAifadelerinde HADEP il ve ilçe teşkilatları bünyesinde oluşturulan gençlikkomisyonlarında tertiplenen seminerlerde ''Kadının Kürdistan DevrimindekiYeri", gerilla taktikleri, Kürt halkının kurtuluşa kavuşmasında PKK'nınrolü, Marksist Leninist kavramlar, Yurtsever Nedir, Devrimci bir insan neleryapmalıdır' gibi konuların işlendiğini, böylece seminere katılan gençlerinPKK'ya kazandırılmaya çalışıldığını ifade etmişlerdir.
3-30.5.1996 tarihli Demokrasi Gazetesinde çıkan "Halklarımıza" başlıklıAbdullah ÖCALAN'a karşı yapıldığı iddia olunan suikastı kınayan ilan:
Builanda aynen şöyle denilmektedir "PKK GENEL BAŞKANI SAYIN ABDULLAHÖCALAN'A KARŞI GİRİŞİLEN BOMBALI SUİKAST GİRİŞİMİNİ KINIYORUZ. HALKLARINEŞİTLİK ÖZGÜRLÜK VE KARDEŞLİK ÖZLEMLERİNE KARŞI YAPILAN BİR SALDIRI OLARAKDEĞERLENDİRİYORUZ.
İlanınaltında HADEP Genel Başkan Yardımcısı Osman ÖZÇELİK, HADEP Genel Başkanyardımcısı ve İstanbul il başkanı Hikmet FİDAN ve HADEP Parti Meclisi ÜyesiSerap MUTLU'nun imzalarıyla İsmail GÖLDAŞ, Haydar ÖZTÜRK, Kemal PEKÖZ, AyşenurZARAKOLU, Nurhayat ALTUN, Kadir SATIK, Sengül DİRİBAŞ ve Abidin KIZILYAPRAKgibi HADEP mensuplarının imzaları bulunmaktadır. HADEP'in en üst düzeyyetkilisi olan sanıklar Abdullah ÖCALAN'a bağlılıklarını pek güzel ortayakoymuşlardır. Katliamcı çetenin başını özgürlük, eşitlik, kardeşlik savaşçısıolarak göstermektedirler. Bu ilan PKK-HADEP ilişkisi en açık şekilde ortayakoyan bir belge olarak değerlendirilmiştir.
-Terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah ÖCALAN'ın örgütün yayın organı olan MED-TVdeyaptığı konuşmalar:
AbdullahÖCALAN'ın MED-TVde yaptığı 14.12.1995 tarihli konuşmasında "...HADEP'egelince, HADEP ve oluşturmuş olduğu blokun parlamentoya girmesinin Türkiye'ninbîr şansı olduğunu düşünüyoruz ve Kürtlerden ziyade Türk Demokrasisi açısındanolumlu olacağına inanıyorum. Biz HADEP'in siyasi çözümden ziyade Meclisegirmesi veya girmemesinin o kadar önemi olmasından ziyade oluşturmuş olduklarıblokun seçimden sonra partileşmesinin olumlu olacağı, bizim de buna destekolacağımızı, zira siyasi çözümün olumlu olacağını düşünüyoruz" demiştir.
YineAbdullah ÖCALAN'ın 24.12.1995 tarihinde MED-TV'de yaptığı konuşmasında:"HADEP'in Türkiye Parlamentosuna girip girmemesi önemli değil hemyurtdışında hem ülke dahilinde parlamento, kongre Ocak ayında sanıyorumkendisini ilan etme kararını ortaya koyacaktır. Bunun yanında bu seçimlerdeçarpıcı bir şekilde ortaya koyacaktır. Bunun yanında bu seçimlerinde çarpıcıbir şekilde ortaya koyduğu gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da bir federalparlamento ortaya çıkacaktır. Hatta bu seçilen milletvekillerini KürdistanFederal Meclisi'nin üyeleri olarak selamlıyorum. Bunlar gerçekten bu acımasızkoşullara rağmen seçilen insanlardır, kendileri artık bu faşist yaralar karşısındabile bu direnmeyle kazandıklarına göre dünyanın bunları kabul etmemesi mümkündeğil. Ben bu seçimi kazanan milletvekillerini eğer ülke içinde mücadelekoşulları varsa, ülke içinde mücadelelerini yürütmelerini, eğer bu koşullarıyoksa resmi seçilmiş milletvekili olarak yurtdışında da mücadelelerini dahaanlamlı bir biçimde vermek için görev başına çağırıyorum, daha önceki DEPmilletvekillerinden sayı olarak az değildirler. Sanıyorum 2-3 katıda teşkilediyorlar. Dolayısıyla Kürdistan'ın temsilini hem içte hem dışta herzamankinden daha iyi yapabilecek bir durum elde edilmiştir." demiştir.
5-HADEP yetkilileri tarafından çeşitli tarihlerde yapılan basın açıklamaları,konuşmalar, bildiriler:
a)24.12.1995 seçimlerinde HADEP Antalya Milletvekili adaylarından Ahmet CİHAN veNecdet ÖZÇELİK imzasıyla hazırlanan basın açıklamasında:
"...Sonon yılda binlerce köy haritadan silindi, onbinlerce insan cezaevlerinedolduruldu. Binlercesi katledildi. Halkını, yurdunu sevmek, ona sahip çıkmaktanbaşka suçu olmayanlara karşı bir yok etme kampanyası başlatıldı. Türkiye'ninkaynaklarından büyük bir bölümü bu vahşi ve acımasız olduğu kadar sonuçsuz birkirli savaşta heba edildi. Kürt ve Türk insanının kardeşliğinden korkan buzihniyet bu gün Türkiye'deki düzene egemen olmaktadır. HADEP adayları akankanın derhal durdurulmasını onurlu bir barışın hemen gerçekleştirilmesinisavunur.'" denilmiştir.
b)HADEP Genel başkan Yardımcısı Osman ÖZÇELİK imzasıyla 18.1.1996 tarihindeyapılan basın açıklamasında. Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde (11)vatandaşımızın katledilmesinin Devlet tarafından gerçekleştirildiğivurgulanmaya çalışılmıştır.
c)Kapatılan DEP milletvekillerinin tutuklanmalarının ikinci yılı münasebetiylehazırlanan HADEP Genel Başkan yardımcısı İsmail ARSLAN imzasıyla basınaçıklamasında: "...Tabi ki DEP'li milletvekillerinin ve DEP'inhukuksuzluğun, haksızlığın zulmün üzerine inatla ve kararlılıkla yürümesi budarbede önemli bir etken olmuştur. Ama asıl olarak Kürt halkının uyanışı,demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleri kuşkusuz en büyük etken olmuştur. Buolumsuz etkileri silmek kolay ve gereklidir. Ancak bu köklü çözümlergerektirdiğinden hiçbir siyasi parti ve güç bu köklü çözümleri hayata geçirecekcesaret ve kararlılığa sahip değildir. Oysa yürürlükte olan tek yanlı ateşkesbu sorunları çözmeyi düşünenlere büyük bir fırsat ve manevra alanıvermektedir." denilmiştir.
d)Murat BOZLAK imzalı 10.4.1996 tarihli basın açıklamasında: "...Onbinlerce gencinölümüne, ülkenin ekonomik ve siyasal krize sürüklenmesine neden olan savaşınson operasyonlarla tırmandırılması toplumda gelişen barış umudunu zedelemiştir.15 Aralık 1995 tarihinde PKK'nın ilan ettiği tek taraflı ateşkes bugüne kadarsürdürülen operasyon ve provokasyonlara rağmen devam ettirilmektedir.Operasyonların ve şiddetin çözüm olmadığı kan ve gözyaşından başka bir işeyaramadığı geçmişin pratiğinden anlaşılmıştır. Tek taraflıda olsa ateşkesinyarattığı olumlu ortam değerlendirilmeli, savaş değil barış demokratikleşmedoğrultusunda önemli adımlar atılmalıdır. Daha fazla can kaybı olmadan mevcutolumlu ortam bozulmadan hükümeti başlatılan operasyonları derhal durdurmaya davetediyoruz" denilmiştir.
e)13.4.1996 tarihinde yapılan HADEP Ankara Mamak ilçe teşkilatı kongresinde ilçebaşkanı seçilen İbrahim ELVEREN yaptığı konuşmasında: "...kirli savaşınsona erdirilmesini, Devletin PKK tarafından ilan edilen ateşkese cevapvermesini ve bu savaşın bitirilmesi gerektiğini..." söylemiştir.
f)5.5.1996 tarihinde yapılan HADEP İstanbul il kongresinde bir konuşma yapanİstanbul il Başkanı Hikmet FİDAN: "...Biz HADEP olarak zorunlu birsüreçten geçtik, barış süreci, savaş süreci kadar zordur. Şu ana kadarmilletvekillerimiz dahil 500 şehit verdik, bu rakama cezaevlerindeki yüzbinlerikatmıyorum. Bizler burada yıkılıp yakılan köylerden bahsetmeyeceğiz de bazılarıgibi mutlu azınlıktan mı bahsedeceğiz' Bütün baskılara ve yıldırmalara rağmenhalkımız inatla bizleri seçmiştir." demiştir. Aynı kongrede,"...Güneşin ülkesinden işçi sınıfına selam, karanlık ve kanlı devletgeleneğine son" pankartları asılmıştır.
g)11.5.1996 tarihinde yapılan HADEP Ağrı il teşkilatı kongresinde konuşma yapanMehmet Nuri GÜNEŞ konuşmasında; "...Akan kanı kendilerinindurduracaklarını, Türkiye'de Kürtleri temsil eden tek partinin kendilerininolduğunu ve Kürtlerin haklarını savunduklarını, salona gelen yurtseverlerikutladığını, Demokrasi ve Barış Partisinin Kürtleri temsil edemeyeceğini,kendilerinin arkasında 105 şehitlerinin bulunduğunu" söylemiştir.
h)12.5.1996 tarihinde yapılan HADEP Ankara il kongresinde Divan Başkanlığınaseçilen Ali Rıza YURTSEVER yaptığı konuşmasında: "...Bütçe açıklarınınbüyük bir bölümünün OHAL'da kirli savaş için kullanıldığını, Türkiye'nin temelsorununun Kürt sorunu olduğunu, savaşın devam ettiği bir zamanda PKK'nın tek taraflıateşkes ilan ettiğini Devletin bu konuya duyarsız kaldığını, Kürthalkının barış istediğini, işte HADEP'in bu mücadelenin öncülüğünüyaptığını" beyan etmiştir.
ı)Aynı kongrede konuşma yapan HADEP Ankara il sekreteri Babür PINAR: "...TC.tarafından anlamsız yürütülen bir savaş var. Bu hükümette buna destekçıkıyor... Kürt halkının tek dostu emekçilerdir. HADEP Kürt ve Türkemekçilerinin sembolüdür. Bu uğurda binlerce şehit vermiş bir partiyiz."demiştir.
i)HADEP Ankara il Başkanı Kemal OKUTAN ise yaptığı konuşmasında: "...2000yıllık baskılar altında direnerek bugünlere gelen yiğit Kürt halkı, sizleriselamlıyorum. HADEP kendiliğinden bugünlere gelmedi. Kanlar dökerek bugünleregelmiştir. Daha önce bir kaç kişiydik. Şimdi salonlara, alanlara sığmaz olduk.Onlar öldürdüler, biz çoğaldık. Vedat AYDIN, Mehmet SİNCAR'ı katlederek biryere varamazsınız. I991-1992'de Nevruz kutlandı. Ama o gün sarı, kırmızı, yeşilrenklerden yüzlerce insanımız katledildi, sayın Başbakanımız bu renklerinErgenekon'dan geldiği söylemesine rağmen bu renkleri taşıyanlaraateş açtılar. Şehitler ölmez, bu düzen sadece Kürtleri sömürmüyor, bu ölümleresessiz kalırsanız size de sıra gelecektir. 6 aydır ateşkes var. PKK kimseyeateş etmek istemiyor. Ama bunlar operasyon üstüne operasyon yapıyor. Buoperasyonlar sona erdirilmeli. Genel af ilan edilmelidir. Zilan'da Dersim gibibitirebileceğinizi mi zannediyorsunuz' Buna rağmen biz bitmeyeceğiz" demiştir.
j)Cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerini desteklemek amacıyla 24.5.1996 günüHADEP İçel il Başkanı Veli AYDOĞAN imzasıyla yapılan basın açıklamasında"...Bu ülkede halkların kardeşliği, barış ve demokratik haklar içinherşeylerini ortaya koyan Kürt halkının gencecik insanlarının da katledildiği,köylerin haritadan silinerek adeta açlığa, ölüme mahkum edilmekte veyaşadıkları bölgede anlatmaya dilin varmayacağı, dünyada eşi benzeri görülmemişbir kirli savaş politikası sürdürülmektedir.
Coğrafyasındatüm Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Laz ve benzeri yaşayan halkların insanlık adınavar olan tüm güzellikleri ortadan kaldırmak istenmektedir. Herkesin zararınaolan kör şiddet politikası boyutlanarak geliştirilmek istenmektedir. Özelliklebarışa ve halkların kardeşliğine önemli gelişme sağlayabilecek PKK'nın ilanettiği tek taraflı ateşkes değerlendirilmemektedir." demiştir.
k)25.5.1996 tarihinde HADEP Kırşehir il teşkilatı tarafından düzenlenen müzikşöleninde konuşma yapan HADEP Ankara il başkanı Kemal OKUTAN konuşmasında:"...Nasıl ki DEP bu düzenin partisi olmaya niyetli değildi; HADEP'te birdüzen partisi olmayacak, zaten düzen partisi olmayacağının kanıtı da yüzlerceşahidimizdir. Binlerce insanımızın kanı aktı, ama bizler yine de bu düzenin partisiolmadık ve olmayacağız. Bu arada yine durmadılar, yine baskılara devam ettiler,öldürmekle olmayacağını gördüler, bu kez de Hatip DİCLE, Leyla ZANA, SelimADAK, Orhan DOĞAN'ları cezaevlerine atarak bu mücadeleyi önlemeye çalıştılar.Bu da yetmedi, binlerce Hatip'i binlerce Selim'i Orhan'ı, Leyla'yı da cezaevineatsalar susmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz.
"...Ülkemizdebir savaş yürütülüyor, kirli bir savaş. Savaşın taraflarından PKK tek taraflıateşkes ilan etti. Biz HADEP olarak diyoruz ki ey kuru kafalı Devletyöneticileri, ey kaz kafalı Devlet yöneticileri, bu ateşkese yanıt veriniz. Bufırsat bir daha kaçmasın. Bu fırsatı bir daha kaçırırsanız daha çok Türk anası,daha çok Kürt anası ağlayacak. Onun için diyoruz ki ne Kürt anası, ne Türkanası ağlasın. Bir an önce ateşkes çift taraflı olsun" demiştir.
l)24.12.1995 seçimlerinde diğer bölücü ve sol unsurlarla HADEP çatısı altındaoluşturulan Emek, Barış, özgürlük bloku tarafından dağıtılan basınbildirisinde, '"...Bilindiği gibi tüm bu gelişmelere yol açan etmen Kürtsorununun şiddet yoluyla çözülmesinde ısrar, yani savaşın tırmandırılaraksürdürülmek istenmesidir. Bu politika yalnızca Kürtlere değil, işçi, emekçi,sınıflara, gençlere, kadınlara ve doğal çevreye yıkım getirmektedir. Kürtsorununun eşitlik temelinde çözülmesi ezilen, sömürülen ve baskı altındatutulan tüm kesimlerin çıkarınadır. Son on yılda binlerce köy haritadansilindi, halkını, yurdunu sevmek, ona sahip çıkmaktan başka suçu olmayanlarakarşı bir yok etme kampanyası başlatıldı. Türkiye'nin kaynaklarının büyükbölümü bu vahşi ve acımasız olduğu kadar sonuçsuz bir kirli savaşa hebaedildi." denilmiştir.
l.3.1996tarihinde HADEP İstanbul ili Fatih ilçe teşkilatı tarafından düzenlenen şölendeparti ilçe başkanı Abdülmecit KAPAZAN yaptığı konuşmasında: "...24.12.1995seçimleri bitmesine rağmen insanlarımız üzerindeki baskı hala devam etmektedir.Bölgedeki kirli savaş sürüyor, bir çok insanımız öldürülüyor, köylerimizyakılıp, insanlarımız öldürülüyor. Biz HADEP olarak PKK'nın ilan ettiği ateşkeseDevlet uymalıdır ve savaş dönemindeki zararlar telafi edilmeli, bölgedeki askerve polis geri çekilmeli, bölgedeki halkların kültürel kimlikleri tanınmalıdiyoruz." demiştir.
n)16.3.1996 tarihinde "Halepçe Katliamı" ile ilgili olarak Diyarbakıril teşkilatı tarafından yayınlanan basın bülteninde "...her sayfası kan,acı ve gözyaşı ile dolu bir tarihe sahip olan Kürt halkı yeryüzünde hiç birhalkın yaşamadığı bir soykırım ve imha politikasına maruz kalmıştır.Ortadoğu'da 4 ayrı parçada yaşamak zorunda bırakılan Kürt halkı, buparçalardaki egemenler tarafından hep bazı ezilmesi gereken bir çıban olarakgörülmüş, baskı altında tutulmuş ve egemenler tarafından birbirleri aleyhinekoz olarak kullanılarak ulusal bir birlik sağlamaları engellenmiştir." denilmiştir.
o)21.3.1996 tarihinde HADEP tarafından İstanbul Zeytinburnu futbol sahasındaNevruz kutlamalarına yönelik bir toplandı düzenlendiği, toplantıda:"...Direniş tamam, sıra kurtuluşta (ERNK), Biji Serok APO, Ulusalkatliamlara son, Kürt ulusal sorununa son, Biji Kürdistan" gibipankartların taşındığı, PKK terör örgütünü simgeleyen bez parçalarınınaçıldığı, "PKK Halktır. Halk burada, Biji APO, biji PKK, Gerilla Vuruyor.Kürdistanı Kuruyor. Şehit Namırım, Kürdistan Faşizme Mezar Olacak" şeklindesloganlar atıldığı gözlenmiştir.
21.4.1996tarihinde İstanbul'da HADEP İstanbul il başkanlığınca düzenlenen "Barış veDemokrasi Mitinginde" bir konuşma yapan İHD İstanbul Şube Başkanı ErcanKANAR "...kürt halkı sizi selamlıyorum. Artık barış sesleri geliyor, savaştüccarları bir şey yapamayacaktır... Savaşta ölen askerler şehit oluyor,gerilla öldüğü zaman öldü deniyor." demiştir. Söz konusu mitingde ''BijiSerok APO, susma sustukça sıra sana gelecek" şeklinde sloganlaratılmıştır.
ö)11.5.1996 tarihinde yapılan HADEP Ağrı il teşkilatı kongresinde bir konuşmayapan milletvekili adaylarından Ali ihsan ÇELİK "...baskıların veişkencelerin kendilerini yıldıramayacağını, HADEP'in hem Türklerin hemKürtlerin partisi olduğunu, PKK lideri Abdullah ÖCALAN'ın barış çağrısına Devletinkulak vermesi gerektiğini" söylemiştir.
p)12.5.1996 tarihinde yapılan HADEP Ankara il kongresinde konuşma yapan FeridunYAZAR: "...TC. Kürdistan aleyhine çalışıyor. Kürtlerde bir bedelicanlarıyla, kanlarıyla ödüyor. Kürtler artık Dersim'de boğulacak değildir. Kürtpolitikası artık Türkiye'nin ve Kürtlerin politikası olmaktan çıkmış, artık birAvrupa politikası olmuştur." demiştir.
r)25.10.1996 tarihinde HADEP Kırşehir il teşkilatı tarafından düzenlenen müzikşöleninde HADEP Kırşehir il başkanı Kemal ODABAŞI yapmış olduğu konuşmasında:"...Mücadele sonucu cezaevlerinde tutsak olan özgürlük mahkumlarını,zindanlardaki direnişlerini buradan selamlıyorum... Ülkemizde adı konulmamışbir savaş sürmektedir. Buna kirli savaş deniyor. Savaşın temizi olmaz. Yinesavaşın taraflarından bir kesimi tek taraflı ateşkes ilan etmiş, ateşkeseşimdiye kadar cevap verilmemiş, savaşan tarafın muhatabı olan Abdullah ÖCALAN'asuikast girişiminde bulunulmuştur. Bu girişimi barışın provoke edilmesi olarakalgılamak gerekir." demiştir.
6)HADEP Genel Merkezi tarafından dağıtılan bildiriler:
Aşağıdakibildiriler örnek olarak alınmıştır.
a)Kamuoyuna başlıklı, Halkın Demokrasi Partisi imzalı bildiriden:"...Kürtler tarih boyunca kendilerine dayatılan her türlü baskı, zulüm, şiddetve asimilasyon politikasına karşı mücadele ederek dilini, kültürünü, ulusalkimliğini koruyarak bugünlere gelmiştir. Özgürce kendilerini ifade etmetaleplerine yönelik mücadeleleri etkin bir biçimde devam etmektedir. Hiç birgücün bu süreci geri çevirmesi mümkün değildir. Kürtler ve Ortadoğu halklarınınkölelikten kurtuluş, özgürlüğe ulaşma ve 21 Mart Dünya Irkçılıkla Mücadele Günüolan Nevruz bayramı halkımıza, kardeş Ortadoğu halklarına ve tüm ilericiinsanlığa kutlu olsun. Cena Nevroz Piroz Me." denilmiştir.
b)"8 Martta Barışı Haykıralım" başlıklı Halkın Demokrasi Partisi imzalıbildiride:
"...Biliyoruzki bu kirli savaş sadece kadınlarımız değil, tüm insanların ve insanlara aittüm değerlerin yıkımına neden olmakta ve bu nedenle tüm günlerin gündemineoturmaktadır.
"Biliyoruzki Cizre'de, Şırnak'ta, Siirt'te, Tunceli'de vücudu lav silahıyla yakılmış,kafası kolu kesilmiş Kürt gençlerinden, Rize, Samsun'a, Yozgat'a, İstanbul'akanlı kefen içinde ölüsü giden Türk gençlerinden de birey olarak toplum olarakbirazda biz sorumluyuz." denilmiştir.
GerekHADEP yetkililerinin beyanları, gerekse yayınladıkları tüm bildiriler PKK'yımeşrulaştırma amacına yöneliktir. Israrla PKK'nın ateşkes çağrısına cevapverilmesi, yani PKK'nm Devlet tarafından taraf olarak kabul edilmesiistenilmektedir.
24.6.1996tarihinde Halkın Demokrasi Partisinin genel merkezinde yapılan aramada 2 klasördolusu. Ankara il binasında yapılan aramada ise bir klasör dolusu KURD-A HaberAjansının bildirileri ele geçmiştir.
Buhaber ajansı önceki tarihlerde PKK'nın illegal yayın organı olan ve Almanya'dayayınlanan Berxwedan dergisi tarafından Berxwedan Haber Ajansı olarak faaliyetegeçirilmiş, bilahare ismi KURD-HA (Kürdistan Haber Ajansı) olarakdeğiştirilmiştir. KURD-HA, PKK güdümünde faaliyet gösterdiğinden Almanmakamları tarafından kapatılmıştır. Bilahare KURD-A (Kürt-Alman Habar Ajansı)adı altında yeniden açılmıştır. Ülkemiz aleyhine PKK adına yayına devametmektedir.
Buhaber ajansı Güneydoğu Anadolu'da güvenlik kuvvetlerimizin PKK terör örgütünekarşı gerçekleştirdiği eylemleri Avrupa kamuoyuna çarptırarak vermektedir. Bubültenler ARGK ve ERNK'nin bildirileri mahiyetindedir.
Yukarıyaalınan çok sayıda sanık beyanları, örgütün başı Abdullah ÖCALAN'ın MED-TVdekibazı konuşmaları, HADEP üst düzey yetkililerinin muhtelif tarihlerdekibeyanları, sanıkların Abdullah ÖCALAN'a karşı yapıldığını iddia ettiklerisuikast girişimini kınayan ilanları ve HADEP Genel Merkezi ile il ve ilçeteşkilatlarında ele geçen örgütsel doküman birbirlerini tamamlayan, doğrulayandeliller olup, HADEP, PKK ilişkisini kesin olarak ortaya koymaktadırlar.
EsasenHADEP'in PKK'nın legal görünüşlü bir kuruluşu olduğu en açık ve en çarpıcışekilde 23.6.1996 tarihinde Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda yapılan HADEP 2.Olağan Genel Kurultayında ortaya çıkmıştır. Bu kurultay yasalara göre kurulmuşbir siyasi partinin kurultayı değil, PKK'nın kurultay'ı şeklinde cereyanetmiştir. Kurultayın başından itibaren kanlı ihanet çetesinin sözde bayrağı ileeşkıyanın başı APO'nun posteri salon içinde "Biji Serok APO"çığlıklarıyla dolaştırılmaya başlanmıştır. Büyük Atatürk'ün başkentinde kutsalTürk Bayrağı yerlerde sürüklenirken yerine eşkiyanın başının posteriasılmıştır. Üstelik bu olayı salonda bulunanların hemen hemen tamamı zafer işaretleriylealkışlanmışlardır. "Gerilla Vuruyor Kürdistanı Kuruyor,'"sloganlarını bağırarak ihanetlerini ortaya dökmüşlerdir. Türk Bayrağının birara divan önüne serilişi bile yuhalanmıştır. Bu ihanet hareketlerine GenelBaşkan dahil hiç bir parti yetkilisinin müdahalesi olmamıştır. Divan Başkanıciddi sayılmayacak göstermelik bazı ikazlar yapmıştır.
Partimeclisi üyesi olan sanıklar ifadelerinde Divanın oluşumu ile kendi yetkilerininbittiğini, bu nedenle olaya müdahale edemediklerini söylemişlerdir. Ama busanıklar salonda parti meclisi üyelerine ayrılan yerde oturmaya devam etmişlerve çoğunluğu parti meclisi üyeliğine yeniden talip olmuşlardır. TürkBayrağı'nın indirilmesine müdahale etmek için yetkili olmakta gerekmez. Bu birduygu işidir. Tabii ki Türk Bayrağı yerine PKK'nın bayrağına gönül vermişolanlardan bu müdahale beklenemez. Yine sanıklar savunmalarında "olaylardevam etseydi güvenlik kuvvetlerinden yardım istenecekti" demişlerdir.PKK'nın gövde gösterisi durumundaki bu eylemler kurultay salonuna delegelerinve dinleyicilerin girmesiyle başlamış, saat 14.30'a kadar devam etmiştir.PKK'nın yapabileceği en vahim eylemi gerçekleştirerek Türk Bayrağınıindirmişlerdir. Parti yetkilisi olan sanıkların müdahale için ne gibi bir eylembekledikleri oldukça düşündürücüdür.
Partiüst düzey yetkilisi olan sanıklar muhtelif tarihlerde verdikleri beyanatlardaTürkiye'de Devletin bir kirli savaş sürdürmekte olduğunu, bu savaşa son vermekiçin PKK'nın tek taraflı olarak ilan ettiği ateşkese derhal cevap verilmesi gerektiğini,kendilerinin barıştan yana olduklarını söylemektedirler.
TürkiyeCumhuriyeti, hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmı üzerindeMarksist-Leninist ilkelere dayalı ''bağımsız birleşik Kürdistan" adıaltında bir devlet kurmak isteyen ve bu amacı doğrultusunda hunharca kan dökenbir ihanet hareketi ile karşı karşıyadır. Bu ihanet hareketini yok etmek Devletolmanın gereğidir. Hiç bir Devlet kendi ülkesini böldürtmez. Büyük TürkDevleti'nin ise ülkesini ve milletini böldürtmesi hiç düşünülemez. Eğer sürensavaşta bir kirlilik varsa bu eşkıyanın hunharlığından, gerçekleştirdiğiacımasız katliamlardan ileri gelmektedir.
Ateşkesmeşru güçler, devletler ve ordular arasında sözkonusu olur. PKK ise silahlı birçetedir. Kanlı bir terör örgütüdür. Meşruiyeti kesinlikle yoktur, devletin PKKile herhangi bir anlaşma yapması mümkün değildir. Ayrıca PKK'nın ilan ettiğisözde ateşkese Devletin uyması gerektiği yolundaki talepler eşkiyaya vakitkazandırarak derlenip toparlanması için imkan vermek çabalarından doğmaktadır.HADEP yetkililerinin barıştan yana oldukları yolundaki iddialarıda samimigörülmemiştir. Çünkü barışın gerçekleşmesinin tek şartı eşkıyanın başınınçetesiyle birlikte teslim olarak Türk adaletine sığınmasıdır. HADEP yetkililerigerçekten barış istiyorlarsa bu yönde çaba göstermeleri gerekir. Bugerçekleşmediği takdirde elbetteki büyük Türk ordusu ve güvenlik kuvvetleriülkelerini koruma ve kollama görevlerine devam edeceklerdir. Devletin başkatürlü hareket etmesi düşünülemez.
Türkiye'debir tek kimlik vardır. O da Türk Kimliğidir. Kürt kültürel kimliği tanınsınyolundaki talep ülkeyi bölmek amacıyla atılmış sinsi bir adımdır.
Devlettektir, ülke tektir, millet tektir. Bu ilkelerden taviz verilemez, builkelerden taviz vermeye kalkanlar elbetteki gaflet, delalet ve hatta hıyanetiçerisindedirler) denilmektedir.
İSTEK: Yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan delillerden:
Devletimizinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı halinegeldiği ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının kenarbaşlıklı 78,
II-DAVALI PARTİ'NİN İDDİANAMENİN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİ VE YARGITAYCUMHURİYET BAŞSAVCISININ KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞÜ
A-PARTİNİN İSTEMİ
DavalıParti'nin, 29.01.1999 günlü iddianamenin, reddine karar verilmesi isteminiiçeren 3.2.1999 günlü dilekçesinde:
"1.Yargıtay C. Başsavcılığı 29.01.1999 tarihli bir basın açıklaması ile, HalkınDemokrasi Partisi (HADEP)'nin temelli kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesinezdinde dava açıldığını kamuoyuna duyurmuştur.
2.Yapılan açıklamadan ve medya kuruluşlarının yayınlarından; davanın, halenAnkara Devlet Güvenlik Mahkemeleri nezdinde görülmekte olan 3 davadaki iddia vekanıtlara dayandırıldığı anlaşılmaktadır.
İDDİANAMENİNREDDİNİ GEREKTİREN NEDENLER:
İddianame2820 sayılı Yasa'nın 100 üncü maddesine ve Yasakoyucu'nun amacına aykırıdır:
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 100 üncü maddesinin dava ile ilgili bölümü
aynenşöyledir:
"Birsiyasi partinin, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümleri ihlal etmesisebebiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından partinin kapatılması davasınınaçılması;
a-Re'sen,
b-Bakanlar Kurulu karan üzerine Adalet Bakanı'nın istemiyle,
c-Bir siyasi partinin istemi ile,
olur
Bumaddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümlermilletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili araseçimlerine dair verilen kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihtenbaşlayarak oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içindeuygulanmaz."
Yasakoyucubu düzenleme ile, seçimlerin yapılmasına karar verildiği dönemde, haksız vehukuki olmayan nedenlerle herhangi siyasi parti aleyhine kapatma davası açılmaksuretiyle, o partinin yıpratılmasını, seçim şansının azaltılmasını önlemekistemiştir. Nitekim SPY'nın 100 üncü maddesinin gerekçesinde bu durum şöyleaçıklanmıştır:
"...Bu hakların seçimlerde engelleme amacıyla kullanılmasını önlemek için dekullanma süreci sınırlı tutulmuştur."
Yasametninin, seçim döneminde dava açılamıyacağı yönündeki sınırlamayı, yalnızcaAdalet Bakanlığı ve Siyasi Partilerin başvurusu üzerine açılacak davalarla sınırlıolarak öngördüğü, Yargıtay C. Başsavcısının kendiliğinden (re'sen) dava açmasınıböyle bir sınırlamaya tabi tutmadığı söylenebilir. Sadece Yasa'nın yazılış şekline(lafzına) bakılarak varılacak böyle bir sonucun, Yasa'nın amacına uygun olduğunusöylemek olanağı yoktur.
Yasakoyucusiyasi partiler hakkında her zaman kendiliğinden dava açma yetkisine sahip olanYargıtay C. Başsavcısı'nın, bu yetkisini tartışma yaratacak ve ilgili partihakkında olumsuz siyasi sonuçlar doğuracak bir dönemde kullanmayacağı; başkabir anlatımla bu yetkisini diğer zamanlarda kullanmayan Başsavcının, (davanınsonuçlanmasının süre itibariyle mümkün olmadığı) seçim döneminde haydi haydikullanmayacağı varsayımı ile hareket etmiş ve bunu ayrıca düzenlemeye gerekgörmemiştir.
Bilindiğigibi, Adalet Bakanının ya da bir siyasi partinin kapatma istemi de Yargıtay C.Başsavcısı tarafından değerlendirilmektedir. Fakat bu değerlendirmenin veverilecek karara muhtemel itirazların yaratacağı siyasi tartışma ve ortamın;seçimlerin tarafsızlığına zarar vereceği düşünülmüştür. Aynı sakıncaların,Başsavcının kendiliğinden açacağı davada bulunmadığını söylemek olanağı dayoktur.
Açılanher kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi'nin davayı kabul etme kadar reddetmeihtimali de bulunduğuna göre; seçim döneminde açılmış ve ilgili siyasi partininseçim şansını çok büyük ölçüde etkilemiş davanın sonradan reddi halinde; ilgilisiyasi partinin uğramış olduğu haksızlık ya da seçim sonuçlarının meşruiyetiüzerine yapılacak tartışmalar nasıl giderilecektir ' Demokrasinin alacağı yaranasıl kapatılabilecektir '
Aylarca,hatta yıllarca açılmamış bir davanın seçim döneminde açılmasının yaratacağısakıncalarla; seçim dönemi süresince, örneğin 3 ay gibi bir sürede dava açmamanınyaratacağı sakıncalar karşılaştırılmalıdır.
Olayımızda,iddianamenin dayandırıldığı olaylar ve dayanılan kanıtlar, ilgili mahkemelertarafından (hem de suç duyurusu şeklinde) Yargıtay C. Başsavcılığı'na 1996 ve1997 yıllarında iletilmiştir. Aradan geçen uzun süreye karşın Yargıtay C.Başsavcısı tarafından kapatma davası açılmamıştır. Daha da önemlisi, Seçimkararı da 02.08.1998 tarihinde Resmi Gazetede yayımlandığı halde aradanyaklaşık 7 ay geçtikten sonra dava açılmıştır. Tüm bunlar, İddia Makamınınyasanın kendisine verdiği dava açma yetkisini, Medeni Yasa'nın 2 nci maddesindeaçıklanan anlamda kötüye kullandığını açıkça göstermektedir.
SONUÇVE İSTEM
Açıklamayaçalışılan nedenlerle, TBMM'nin milletvekili genel seçimlerinin ve Mahalliİdareler Genel Seçimlerinin 18 Nisan 1999 günü yapılmasına ilişkin kararının,02.08.1998 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmış olduğu ve içerisindebulunduğumuz seçim döneminde kapatma davası açılmasının Siyasi PartilerYasası'na, demokratik ilkeler ve hukukun genel ilkelerine aykırı olduğugözetilerek, vekili bulunduğumuz Halkın Demokrasi Partisi'nin temellikapatılmasına ilişkin iddianamenin reddine karar verilmesini saygı iledileriz" denilmiştir.
B-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İSTEMLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının 4.2.1999 günlü, SP.60 Muh. 1999/83 sayılı yazısında,
"2820sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 100. maddesinde: (Bir siyasî partinin, bu kanunundördüncü kısmında yer alan hükümleri ihlâl etmesi sebebiyle CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından partinin kapatılması davasının açılması;
Re'sen,
BakanlarKurulu Kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle,
Birsiyasî partinin istemi üzerine,
olur.
...
...
...
Bumaddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümlermilletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili araseçimlerine dair verilen kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihtenbaşlayarak oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içinde uygulanmaz)hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğügibi, kanun koyucu, milletvekili seçimi yapılmasına dair verilen kararın ResmîGazete'de yayımlandığı tarihten oy verme gününün ertesi gününe kadar, siyasîpartinin kapatılmasına ilişkin olarak, Siyasî Partiler Kanunu'nun 100 üncümaddesiyle verilen hakları, seçimlerin yaklaşması nedeniyle kötüyekullanabileceklerini düşünerek, onların başvurularına sınırlama getirmiş;ancak, bu süre zarfında Siyasî Partiler Kanunu ve Anayasamızın hükümlerininaskıya alınmasını da istememiştir. Başka bir deyişle, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı ve Anayasa Mahkememiz, milletvekili seçimi yapılmasına dair verilenkararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak oy verme gününün ertesigününe kadar geçecek süre içinde de görevlerini yapmaya devam edeceklerdir.
Kanunkoyucu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın bu süre zarfında, şartları oluşsabile, bir siyasî partinin kapatılması için dava açılmasını engellemekisteseydi, söz konusu maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle, (b) ve (c)bentleri arasında ayırım yapmaz, "Bu maddenin birinci fıkrasında yer alanhükümler, milletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veyamilletvekili ara seçimlerine dair verilen kararın Resmî Gazete'de yayımlandığıtarihten başlayarak, oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içindeuygulanmaz" demekle yetinirdi.
Kanunlarınaçık hükümlerini değiştirecek biçimde yorum yapılamaz. Başka bir deyişle,Anayasamızın ve Siyasî Partiler Kanunu'nun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınasüre sınırlaması olmaksızın verdiği, şartları oluştuğu takdirde bir siyasîpartinin kapatılması için dava açma hakkı ve görevine, yasaya aykırı biçimdeyorum yapılarak sınırlama getirilemez.
SONUÇVE İSTEM : Halkın Demokrasi Partisi vekillerinin, 3.2.1999 tarihlidilekçeleriyle, "Başsavcılığımın partilerin kapatılması için düzenlediğiiddianamenin reddine karar verilmesi" istemiyle yaptıkları başvuru, usulve yasaya aykırı bulunduğundan reddine karar verilmesi yolundaki düşüncemizitakdirlerinize arz ederim"denilmiştir.
III-DAVALI PARTİNİN SEÇİMLERE KATILMASININ ÖNLENMESİ KARARI VERİLMESİ İSTEMİ
A-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İSTEMİ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının 25.2.1999 günlü, SP.60 Hz.1999/37 sayılı Halkın DemokrasiPartisi'nin 18.4.1999 günü yapılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinekatılmasının önlenmesi istemini içeren yazısı şöyledir:
"FederalAlmanya'da, Federal Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun 32/1 nci maddesinde:
(FederalAnayasa Mahkemesi bir uyuşmazlık sırasında, ağır sakıncaların doğmasını önlemekveya tehdit edici bir gücü engellemek için, ya da başka bir önemli nedenle kamuyararı açısından acilen zorunlu olması durumunda, Geçici Tedbir kararıyla birdurumu geçici olarak düzenleyebilir) hükmüne yer vermiştir.
FederalAlman Anayasası geçici tedbir kararını açıkça öngörmemesine rağmen, söz konusu32/1 nci madde Federal Anayasa Mahkemesi Kanunu'na girmeden önce de. geçicitedbir kararları Alman Anayasa Yargısının devamlı ve temel bir öğesinioluşturmuştur.
ÇünküAnayasa yargısı, Anayasa hukukuna saygıyı garantilemek istemektedir.Kuruluşundaki amaç. Anayasanın korunmasına hizmet etmektir. - Prof. Dr. ZAFERGÖREN, Anayasa Yargısı, 1955, Türk ve Alman Anayasa Hukukunda AnayasaYargısının Sınırları ve Yürürlüğü Durdurma Kararları, s.213-,
1982Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra, Anayasa Mahkememiz 1.8.1985 gün,654/4 sayılı kararıyla ve gerekçesiyle,yürürlüğü durdurma talebini reddetmiştir.
AdlarıTürk hukukunda daima saygı ile anılan Anayasa Mahkemesi üyelerinden RecaiSeçkin, Kani Vrana ve Şevket Müftügil, bu karara ilişkin karşı oy yazılarında,aşağıda yazılı görüşleri ileri sürmüşlerdir:
(Anayasamızdaaçılan iptal davaları üzerine, iptali istenen yasa hükmünün uygulanmasınındurdurulmasına Anayasa Mahkemesi'nce karar verilebileceğine ilişkin bir hükümyer almamıştır. Bu nedenlerdir ki maddi anlamdaki, yani genel ve objektifkurallar koyan yasalar hakkında böyle bir görev ve yetkinin varlığının sözkonusu edilemeyeceği kuşkusuz olmakla birlikte, Anayasamızda aynı konudaengelleyici veya yasaklayıcı bir hüküm yer almamış olması nedeni ileAnayasamızın her zaman her şeyden önce göz önünde tutulması ve uyulması gerekendemokratik hukuk devleti niteliğine ve koyduğu veya tanıdığı temel hukukilkelerine dayanılarak ve Anayasanın 151. maddesindeki itiraz yolu ile gelenişlerde davanın ve dolayısıyla uygulamanın durdurulması kuralı da göz önünealınarak, biçimsel yasaların konuları bakımından, yerine getirilmeleri halindeartık geriye dönüşü olmayan kişisel bir sonuç doğurmaları olasılığı varsa,bunların uygulanmalarının bir süre durdurulmasına karar verme görev veyetkisinin esasen var olduğunu kabul zorunlu olmaktadır. Kaldı ki bir yasanınAnayasaya aykırılığı nedeni ile iptal edilmesi gibi çok geniş bir yetkiyiAnayasa Mahkemesi'ne tanıyan Anayasamızın, daha hafif sonuçlar doğuracak olan,iptali dava edilen yasa kuralının uygulanmasını, belli ve istisnai durumlardabir süre için erteleme yetkisinin öncelikle tanınmış olduğunun kabulügerekmektedir. Çünkü az, aksini gerektiren bir hüküm ve neden olmadıkçabütünleştirdiği çoğun içinde her zaman vardır. Anayasamızın özellikle sözü ilesustuğu ve fakat özü ile çözdüğü veya uygun bulduğu bu konudaki sorunu içtihatyolu ile de bir sonuca bağlamak Anayasa Mahkemesi'nin görevleri arasındadır.Yasalarda boşluk olan yerlerde, hukukun üstün kuralları, mahkemelerin vicdanikanıları ile oluşacak olan içtihatlarında uygulama yeri bulmalıdır. Uygulamanınbir süre için durdurulmasına karar verilmesi bir usul sorunudur. Gerek Anayasa,gerek Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun,Anayasa Mahkemesi'nin Anayasaya uygunluk denetiminde uygulanacak usulleryönünden tüm konuları kapsayıcı bir düzenleme getirmemiştir.
Yasakoyucutarafından böyle bir yol seçilmesinin nedeni ise, 44 sayılı kanunungerekçesinde de belirtildiği üzere, kurulan Anayasa Mahkemesi'nin niteliğiitibariyle karşılaşacağı usul sorunlarını genel ve temel esaslar sayesindeiçtihat yolu ile kolaylıkla çözebileceğinin kabul edilmiş olmasıdır. YaniAnayasa Mahkemesi boşluk olan hallerde karşılaşacağı her usul sorununu kesinkesçözerek bir sonuç doğuracak karara varmakla yükümlüdür.
AnayasaMahkemesi de iptal davalarında yargısal bir çalışma yapmaktadır. Bu bakımdanher mahkeme gibi o da yargı yetki ve görevinin kapsamı içinde gerekli önlemlerialabilir. İptali istenilen yasa hükümlerinin iptal davasının sonuçlanmasındanönce ilgili yerlerce uygulanması halinde Anayasa Mahkemesi'nce verilecek biriptal kararının artık sonuç doğurması olanağı ortadan kalkmış olacağından,burada kişisel durumun olduğu biçimde korunması için, uygulamanın geçici birsüre durdurulması önleminin alınmasında haklı bir neden vardır).
Yukarıdayazılı karşı oy yazısında belirtilen görüşlerin hakkı olduğunu anlayan AnayasaMahkememiz, 1993 yılından itibaren kanunların uygulanmasının durdurulmasıistemi ile bir çok defa karşılaşmış ve bu defa içtihadını değiştirerek, öncekanunların uygulanmasının durdurulabileceğine, daha sonra da uygulamanındurdurulmasına karar vermiştir - Anayasa Mahkememizin 21.10.1993 gün ve 33/40,11.4.1994 gün ve 43/42 sayılı kararları-.
AmerikaBirleşik Devletleri'nde de, kanunların uygulanması ile ortaya çıkabilecek,giderilmesi imkânsız zararları önlemek amacıyla mahkemeler tedbir almayetkisine sahiptirler-Prof. Dr. ZEHRA ODYAKMAZ, Yürürlüğü Durdurma, AnayasaYargısı, 1995, S. 150-.
Yargıdenetimi demokratik hukuk devletinin temel öğesidir ve etkili bir denetime olanaktanıyan hukuksal araçların kullanıma açık tutulması ile garanti altınaalınmıştır. Bu araçlarda gerçekleştirilecek her türlü sınırlama yargıdenetiminin özüne dokunur ve anayasal dengede bozulmaya neden olur. Yürürlüğüdurdurma kararı oldu bittilerle hukuk düzeninin de zedelenmesini önlemekle tümtoplumu, üstün yetkilerle donatılmış olan idareye karşı bireyi korumaktadır.Yüce Divan sıfatıyla Cumhurbaşkanını, bakanları yargılama yetkisi iledonatılmış olan Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğü durdurma yetkisine sahipbulunmadığını benimseyen bir anlayış dayanaktan yoksundur -Prof. Dr. S. GÜRAN,Anayasa Yargısında Yürütmenin Durdurulması, Anayasa Yargısı, 1986, s.149/153-.
Anayasamızın138 nci maddesinde
Konuyuher yönüyle inceleyen Prof. Dr. ZAFER GÖREN, anılan makalesinde:
AnayasaMahkemesi sonraki kararlarında haklı olarak Medeni Kanun Md.l'e yollamayapmıştır.
Bumadde, yargıca açıkça boşluk doldurma yetkisini tanımaktadır.
Bukuralın bir genel hukuk ilkesi olarak kabul edilmesi gerekir. Her yasa gibiAnayasa da onu uygulayan organlar tarafından yorumlanabilir, boşluklarıdoldurulabilir ve buna muhtaçtır.
...Usulkuralları hukukun genel kurallarını uygulama alanına koyma mekanizmalarıdır.Modern hukuk devletinde yargıcın hak ve hukuku sağlamasına engel olacak usulkurallarına yer yoktur. Aksine ona hukuksal gerçeği saptayabilmesi için genişolanaklar sağlanmalıdır.
Yürürlüğüdurdurma kararı Anayasa Yargısında da asıl davaya ilişkin yetkilerin dışındadüşünülemez ve son kararı vermeye yetkili olma, yürürlüğü durdurma kararınıvermeye yetkiyi de içerir.
Bütünbunların dışında yürürlüğü durdurma kararı verme yetkisi yargı erki içindebulunmaktadır ve yargılama yetkisinin doğal bir sonucudur. Bu ilke AnayasaHukukunda da geçerlidir. Aksi halde Anayasa Mahkemesi'nin de isabetlebelirttiği gibi hem ilgili kişiler, hem toplum ve özellikle kamu düzeni hukukkorumasından yoksun bırakılmış olur. Anayasa Mahkemesi haklı olarak pozitifhukuk tarafından yürürlüğü durdurma kararı verme yetkisinin tanınıptanınmadığına değil, Anayasa ve ilgili yasa kurallarının bunu engelleyenkurallar içerip içermediğine önem vermiştir.
Almanya'da,Federal Anayasa Mahkemesi faaliyetinin birinci yılında birçok defa Anayasa veAnayasa Mahkemesi Yasası'nda yargılama için öngörülen temellerin dışında başkahukuk kuralları geliştirmek zorunda kalmıştır. Federal Anayasa Mahkemesinegöre, Federal Alman Anayasa Mahkemesi Yasası'nda yargılama usulüne ilişkinboşluk olduğunda öncelikle başka usul kanunlarına başvurulmak zorunludur)demektedir.
2820sayılı Siyasî Partiler Kanununun 121 nci maddesine göre 2908 sayılı Dernekler Kanununun 74 ncü maddesine göre Anılan yasalar, Anayasa Mahkememize siyasi partiler hakkında, dernekler hakkında alınabilecek her türlü tedbiri (ihtiyati tedbir dahil) alma hakkını ve hukukun genel ilkeleri, kıyas yoluyla İdari Yargılama Usulünde yazılı tedbirleri alma hakkını vermektedir. (Normal yargılama prosedürü içinde maddi ilişkinin açıklığa kavuşturulması ve icrası belirli bir zamana ihtiyaç duymaktadır. Ancak yargılamanın devamı sırasında veya daha önce ortaya çıkan değişik sebeplerden dolayı yargılama ile ulaşılmak istenen sonuçtan uzaklaşılabilir veya elde edilmesi güçleşebilir. Gerek usûl, gerekse takip hukuku şekli hukuk dalı olup, belirli prosedürlere, belirli süreler içinde uyulması gerekir. Tabiri caizse hakkını elde etmek için bu yollara başvuran kimsenin derin bir soluğa ihtiyacı vardır. Burada kusur sadece ağır işleyen adalet mekanizmasında değildir. Belirli bir prosedüre ve sürelere uyulması, tarafların haklarının korunması için bir güvencedir. Çünkü gerçeğe ulaşmak, gerçeği bulmak için kapsamlı bir araştırmaya, dolayısıyla zamana ihtiyaç duyulur. Ancak, öyle şartlar oluşabilir ki, bu prosedüre sıkı sıkıya bağlı kalınması, telâfisi imkânsız veya güç zararlara sebep olabilir. Özellikle, karşı tarafın ulaşılmak istenen sonucu bertaraf etmek için girişeceği davranışlar sebebiyle yargılamanın sonunda herhangi birşey elde edilmesi bile mümkün olmayabilir. Yargılamanın sonucunun, yargılamaya başlandığı sırada, hatta ondan da önce güvence altına alınması ihtiyacını ortaya çıkarabilir. Bu da ancak, kesin hukukî koruma elde edilinceye kadar geçici hukukî koruma tedbirleriyle sağlanacaktır. Geçici hukukî koruma kötü niyetli davranışlara engel olmak, yargılamanın sonucunun tehlikeye girmesini bertaraf etmek için fiilî bir zorunluluk olması yanında, hukukî bir zorunluluktur da. Hukuk devleti içinde sadece hakkın elde edilmesine yönelik yargısal bir yol imkânı sunulmakla kalmayıp, mümkün olduğunca yargılamayla ulaşılacak sonucun da güvence altına alınması gerekir. Hakkın gerçekleşmesine yönelik tüm tedbirler alınmalı, tüm imkânlar kullanılmalıdır. Aksi takdirde elde edilen karar, sadece kağıt üzerinde kalan bir karar olacaktır). Değerli Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Erdoğan Teziç, 29.1.1999 tarihinde Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılması için dava açtığım duyulur duyulmaz, aynı gün NTV Televizyonunda birçok kez yayınlanan söyleşisinde ve 15.2.1999 tarihinde kendisiyle yaptığım telefon konuşmasında, >demiştir.
SONUÇ
Anayasamızın68 ve 69 ncu maddeleriyle 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 98-108. maddeleri,bir siyasi partiyi kapatmak, dolayısıyla o partinin kapatma kararından sonrakitüm seçimlere katılmasını engelleme yetkisini Anayasa Mahkememize vermiştir.
Sonkararı vermeye yetkili olma, kamu yararının gerektirdiği hallerde, sakıncalıdurumların doğmasını önlemek veya Anayasamızı tehdit eden bir gücü engellemekiçin, dava sonuçlanıncaya kadar her türlü tedbiri almaya yetkiyi de içerir.
İncelemenizesunduğumuz deliller, Halkın Demokrasi Partisinin kapatılmasınıgerektirmektedir.
18Nisan 1999 tarihinde yapılacak seçimlere az bir süre kalmıştır. Anılan Partihakkındaki kapatma kararının gecikmesi nedeniyle bu partinin seçimlerekatılmasına izin vermek, sayılamayacak kadar çok sakıncalı durum yaratacaktır.
AnayasaMahkememiz, bugüne kadar çağdaş ve gerçekçi yorumlar yaparak, özellikle TürkiyeCumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile, lâik Cumhuriyetilkesine aykırı eylemlerde bulunan partiler hakkında anayasamız veyasalarımızın verdiği yetkileri kullanarak, Anayasamızın bekçiliğini kusursuzbir şekilde yaptığını kanıtlamıştır.
PKKmilitanlarının, B- DAVALI PARTİNİN SAVUNMALARI Davalı Parti'nin 25.2.1999 günlü savunmasında: ">1.Özellikle Refah Partisi hakkında kapatma davası açılması ile başlayan süreçte,Türkiye Hukuk Sisteminde son derece önemli ve en yüksek makamlarından birinioluşturan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Yüce Mahkemeniz önündegörülmekte olan siyasi parti kapatma davaları ile ilgili işlemleri normalhukuki prosedür ve gelenekler dışına çıkarma eğiliminde olduğu açıktır. Bir çokkez Yüce Mahkemeniz ve yargılamanın diğer tarafı, Başsavcılık istem veişlemlerinden medya yoluyla bilgi sahibi olmaktadır.
2.Hukukun temel ilkelerinden birisi; görülmekte olan bir dava konusunda, yargılamanınbağımsızlığı ve tarafsızlığına gölge düşürecek beyan ve eylemlerdebulunulmamasıdır. Hukukta "yöntem" yalnızca bir "biçim"denibaret değildir ve bazan davanın esası kadar önemlidir. Gerek uluslararasıhukuk ilkeleri ve gerekse iç hukuk kurallarımız, özellikle de CMUY hükümlerigöz önünde tutulduğunda; iddia makamını oluşturanların, sanık ya da davalı konumundaolan kişi ve kurumlara karşı "hasım" durumları yoktur. Hatta sanık yada davalı yararına olan kanıtları da toplamak görevleri vardır.
BirleşmişMilletler Savcıların Rolüne Dair Yönerge "Havana Kuralları" md.13).Böyle olunca, bu makamda bulunanların böyle bir izlenim uyandırmamaya özengöstermeleri beklenir.
3.25 Şubat 1999 tarihli bazı basın organlarında, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın, vekili bulunduğum HADEP'in seçimlere katılmasının önlenmesi,bir diğer anlatımla "partinin nihai karara gerek olmaksızınkapatılması" hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi için YüceMahkemeniz'e başvurduğu yönünde haberler yer almıştır.
Başvuruve izlenen yöntem davamız açısından son derece önemlidir:
İlkolarak; vekili bulunduğum HADEP'in seçimlere katılacağı, davanın açıldığıtarihte belli ve biliniyordu. Şayet gerçekten hukuksal olarak, bu partininseçimlere katılmasının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasının gerekli olduğudüşünülüyor idiyse, dava ile birlikte tedbir isteminin de Yüce Mahkemeniz'esunulması gerekirdi. Böyle bir talep için, Yüksek Seçim Kurulu'nun siyasipartilerin aday listelerini vermesi için tanıdığı sürenin son gününe kadarbeklenilip, bir gün sonra gündeme getiriliyorsa; Başsavcılık Makamı'nınkonumunun bu dilekçemizin 2 nolu ayrımında açıklanan ilkeler çerçevesindetartışılması kaçınılmazdır.
İkinciolarak; böyle bir talebin zamanlaması, davanın ve yargılamanın hukukigereklerden çok siyasi istem ve kaygılardan kaynaklandığı yönündeki düşüncelerehaklılık kazandıracak niteliktedir.
Üçüncüve son olarak; bu durum, medya aracılığı ile yargı alanına el atıldığıkaygılarının toplumda ve özellikle de hukuk çevrelerinde tartışıldığı birdönemde; dava ile ilgili istem ve işlemlerin, kamuoyu yaratmak amacı ilemahkeme zemininden, medya zeminine kaydırılmasına yeni bir örnekoluşturmaktadır. Haberler bu günkü basında yer aldığına göre, başvurudilekçesinin 24.02.1999 günü, yani Yüce Mahkemeye verilmesinden l gün öncebasına verildiği anlaşılmaktadır.
SONUÇVE İSTEM :Açıklamaya çalışılan nedenlerle,
1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı Halkın Demokrasi Partisi'ninseçimlere katılmasının önlenmesi yönünde bir başvurusunun olup olmadığının veşayet böyle bir başvuru varsa başvuru dilekçesinin tarafımıza bildirimininyapılmasını;
2.Başsavcılığın yaptığı başvuru hakkında herhangi bir karar verilmeden önce,başvuru ile ilgili savunma ve görüşlerimizi bildirmemize fırsat verilmesini;
3.Yüce Mahkemeniz'in Sayın Yargıtay Başsavcısı'nın izlediği yöntem vedavranışlarının, yargılamanın bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri açısındanyaratacağı sakıncaları göz önünde bulundurmasını";
Parti'nin1.3.1999 günlü savunmasında;
"A.İSTEM BİR "YÜRÜTMENİN DURDURULMASI" YA DA "İHTİYATİ TEDBÎR"DEĞİLDİR. DOĞRUDAN NİHAİ KARAR BEKLENİLMEKSİZİN, YANİ YARGILAMA YAPMAKSIZIN"KAPATMA KARARI" VERİLMESİ İSTEMİDİR:
YüceMahkeme'nin yürütmenin durdurulması ya da ihtiyati tedbir kararı vermeyetkisinin bulunup bulunmadığı tartışmasına girmeye gerek görmüyoruz. Çünkü,Sayın Başsavcılığın istemi, bir "yürütmenin durdurulması" ya da"ihtiyati tedbir" kararı değildir. Siyasi partilerin varlık nedeniseçimler yoluyla parlamentoya ya da yerel yönetim organlarına girerek, ülkeyönetiminde söz sahibi olmaktır. Seçimlerin yapılmadığı dönemlerde de siyasipartiler, kendi siyasi görüş ve programları doğrultusunda ülke sorunlarıhakkında görüş açıklar, kamuoyunu etkilemeye çalışırlar. Fakat, temel işlevleriseçimlere katılmaktır. Bu yüzden, Siyasi Partiler Yasası'nın 105 nci maddesiiki kez üst üste seçimlere katılmayan siyasi partilerin kapatılmasınıöngörmüştür.
Dolayısıyla,Anayasa Mahkemesi'nin bir siyasi partinin seçimlere girmesinin engellenmesineyönelik bir karar vermesi, aslında o siyasi partinin kapatılmasına kararvermesi demektir. Henüz, davalı partinin ön savunmasının dahi alınmadığı birdavada Yüce Mahkemeniz'den partinin kapatılmasına karar verilmesini talepetmenin Anayasa, hukukun genel ilkeleri ve mevcut hukuk sistemimizde yeribulunmamaktadır. Esasen, Sayın Yargıtay Başsavcısı da bunu bildiği için, dilekçesinde"yürütmenin durdurulması veya HER NE ŞEKİLDE ADLANDIRILIRSAADLANDIRILSIN... seçimlere katılmasının engellenmesi..." demektedir.Yalnızca bu ifade dahi, Sayın Başsavcının "hukukilik" gibi birkaygısının olmadığını açıkça göstermektedir. Sayın Başsavcı, "ister hukukiolsun, ister siyasi olsun önemli değil, yeterki davalı partinin seçimegirmesini engelleyin" demek istemektedir.
Ancak,Türkiye'nin en yetkin yargıçlarından oluşan Yüce Mahkemeniz'in her kararında"hukukilik" ilkesini herşeyin üstünde tutacağına inanıyoruz.
B.YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NIN İSTEMİ HİÇ BİR GERÇEK NEDENE VE BU NEDENLERİDOĞRULAYAN SOMUT KANITA DAYANMAMAKTADIR:
a.İstem gerçek dışı, hayali nedenlere dayandırılmıştır;
SayınBaşsavcılık istemini iki nedene dayandırmıştır:
Birincisi;"PKK militanlarının, halkı oylarını HADEP'e vermeleri yönünde şimdidentehdit etmeye başladıkları" iddiasıdır. İddianın tümüyle hayali olduğu sonderece açıktır. Konuyla ilgili tüm devlet yetkilileri ve kurumları özellikleson dönemlerde yaptıkları açıklamalarda; "PKK örgütünün tümüyleçökertildiği ve terörün Türkiye'nin ciddi bir sorunu olmaktan çıktığı; terörlemücadele görevinin silahlı kuvvetlerden alınıp, normal güvenlik güçlerinevermenin zamanın geldiği; Olağanüstü Hal'in kaldırılmasının gündemde olduğu;artık sorunun dağdaki gençleri topluma kazandırmak olduğu" ısrarla ifadeedilmektedir. Hatta, bu amaçla bir Pişmanlık Genelgesi çıkarıldığı; ilgilivaliliklerin muhtarlarla işbirliği içerisinde bunun çalışmalarını yürüttüğüherkesçe bilinmektedir. Başta Sayın Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın bubeyanlarına karşı; Sayın Başsavcı'nın halen halkın seçimler dolayısıyla tehditaltında olduğunu söylemesinin hiç bir inandırıcılığı yoktur. Üstelik iddiasınıdoğrulayan bir tek kanıt da sunmamıştır.
Kaldıki, tüm partiler aynı koşullarla seçimlere katılmaktadır. Şayet gerçektendevlet, seçim güvenliğini sağlayamayacaksa ve vatandaşların özgür iradesinisandığa yansıtmasının koşulları yoksa, bir partinin seçimlere katılmasınınengellenmesi istenen sonucu vermez. Çünkü, mevcut tehdit bir başka şekildekendini gösterir. O halde böyle bir durum söz konusu ise tümden seçimleriniptali gerekir.
SayınBaşsavcının iddiasının tam aksine; seçimlere iki aydan az bir süre kala kapatmadavası açılması ve bununla da yetinilmeyerek pozitif hukukumuzda yeri ve örneğiolmadığı halde, davalı partinin seçimlere katılmasının engellenmesinin talepedilmesi; seçmenin özgür iradesi üzerindeki asıl tehdidi oluşturmaktadır.
İkincisi;HADEP adına yapılacak radyo ve televizyon konuşmalarında "... bölücülükpropagandası ve halkımızı suç işlemeye tahrik..." edileceği iddiasıdır. Buiddia, diğerinden daha da "garip" bir iddiadır. Henüz yapılmamış,hatta henüz hazırlıklarına dahi başlanılmamış konuşmalarda suç işlenileceğiniiddia etmenin, nasıl bir hukuk mantığının ürünü olduğunu bilemiyoruz.
Korkarızki, Sayın Başsavcı işi biraz daha ileri götürüp; tek tek tüm siyasi partimilletvekili adaylarını inceleyip, bunlardan bir kısmının "seçildikleritakdirde ileride suç işleyecekleri" iddiası ile, milletvekili olmalarınınengellenmesi için girişimde bulunacaktır. Başsavcılık makamında bulunan birkişinin, bir aydan fazla bir süre sonra yapılacak konuşmalarda suç işleneceğiniileri sürmesi, bu iddiasını da "aldığı duyumlara" bağlaması,hukukumuz açısından bir talihsizliktir. Varılmak istenen amaç için hukukun budenli araç olarak kullanıldığı durum azdır.
b.Başsavcılığın başvurusunda ileri sürülen nedenleri doğrulayan belge ya da başkaherhangi somut kanıt bulunmamaktadır:
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı istemine dayanak yaptığı nedenleri doğrulayan herhangibir kanıt göstermemiştir. Gösterilen tek kanıt "ciddi duyumlar" (!)dır. Hukukumuzda "duyum"un kanıt olarak gösterildiği belki de ilkistem Sayın Başsavcılığın istemidir. Üstelik Sayın Başsavcı "duyum"adayanarak "davalı siyasal partinin kapatılması" anlamına gelebilecekbir karar verilmesini istemektedir. Eski Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanı YektaGüngör ÖZDEN'in 27 Şubat 1999 tarihli Hürriyet Gazetesinde çıkan demecinde dehaklı olarak vurguladığı gibi; "Anayasa Mahkemesi herkesin her istediğinitalep edeceği bir makam değildir." Hukukumuzda, en basit bir davada dahitedbir kararı verilmesi istenirken, istemin dayandığı somut kanıtlar başvuruyaeklenmek zorundadır. Hiç bir kanıta dayanmayan Başsavcılık istemireddedilmelidir.
C.HUKUKUN TEMEL KURALLARINDAN BİRİSİ "DAVADAN BEKLENİLEN SONUCU YARATACAKŞEKİLDE İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLEMİYECEĞİ" DİR:
Herdavada tarafların amaçladığı bir sonuç vardır. Örneğin davacı davayı"kazanmak" ister, buna karşılık davalı davanın"reddedilmesini" amaçlar. Şayet taraflardan birinin bu amacınaeşdeğer bir ihtiyati tedbir kararı verilecek olursa, davanın bir anlamı veişlevi kalmaz.
YüceMahkemeniz'in önündeki davada da Sayın Başsavcılığın amacı HADEP hakkındakapatılma kararı verilmesini sağlamaktır. Sayın Başsavcı, HADEP'in seçimlerekatılmasının engellenmesi yönünde bir karar verilmesini talep etmesi, partininkapatılması ile eşdeğerdir. Şayet bu istem kabul edilecek olursa, artık davanınve yargılamanın bir anlamı ve işlevi kalmayacağı gibi; Yüce Mahkemeniz'in kesinyargısı da önceden ortaya konulmuş olacağından, davalı yönünden savunmayapmanın ve yargılamaya devam etmenin bir anlamı olmayacaktır.
D.KAPATMA KARARI İLE DAHİ ELDE EDİLMEYECEK SONUÇ; YARGILANMA YAPILMADAN TEDBİRYOLUYLA ELDE EDİLMEK İSTENMEKTEDİR:
Birsiyasi partinin kapatılmasına ilişkin kararların sonuçları Anayasa'da ve SiyasiPartiler Yasası'nda düzenlenmiştir. Anayasa'nın 84 ncü maddesi, söz veeylemleri ile bir siyasi partinin kapatılmasına neden olanlarınmilletvekilliklerinin düşeceğini öngörmüştür. Bu konumda olmayanmilletvekillerinin bu sıfatı düşmeyeceği gibi, kapatma kararının yerel yönetimorganlarına seçilenlerin, örneğin Belediye Başkanlarının, konumlarına da biretkisi bulunmamaktadır.
Halböyle iken, Sayın Başsavcı daha kapatma kararı verilmeden, partinin seçimleregirmesine engel olunmasını isteyerek; bu partiden milletvekili ve yerel yönetimorganlarına aday olan binlerce insanın seçilmesini engellemeyi amaçlamaktadır.Bu insanların tümünü potansiyel suçlu olarak kabul edip, seçilmeleriniengellemek ise, seçme ve seçilme hakkına, daha doğrusu demokrasiye zararvermenin ötesinde, hem iç hukukumuzun ve hem de uluslararası hukukun en temelprensiplerinden biri olan "suçsuzluk varsayımı" (masumiyetkarinesi)ni tümüyle ortadan kaldırır. Böyle bir istemde bulunmak; TürkiyeVatandaşlarının önemli bir kısmına politikayı yasaklamak demektir. Demokrasimizaçısından son derece vahim bir durumdur.
E.HUKUKUMUZDA İHTİYATİ TEDBİR, SONRADAN GİDERİLEMİYECEK BİR ZARARI ÖNLEMEK AMACIİLE ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. DAVAMIZDA BÖYLE BİR DURUM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. AKSİNE,TEDBİR KARARI VERİLMESİ HALİNDE SONRADAN GİDERİLMESİ OLANAKSIZ VAHİM ZARARLARSÖZ KONUSU OLABİLECEKTİR:
HalkınDemokrasi Partisi listelerinden milletvekili olacaklar ile yerel yönetimlereseçilecekler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Yasalarına tabi olarak görevyapacak ve bunların denetiminde olacaklardır. Anayasa ve yasalardakiyaptırımlar herkes gibi, Onlar'a da uygulanacaktır. Dolayısıyla ortadagiderilmesi olanaksız bir zarar olasılığı bulunmamaktadır. Partinin kapatılmasıhalinde de, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası hükümleri uyarınca kararın gereğiyerine getirilecektir. Nitekim, Sayın Başsavcı'nın tedbir istemini 27.02.1999günlü Cumhuriyet Gazetesi'nde değerlendiren Prof. Dr. Yavuz SABUNCU aynıgörüşleri savunmuştur.
Asılgiderilmesi olanaksız zararlar Sayın Başsavcının tedbir isteminin kabulühalinde söz konusu olacaktır:
Herdavada olduğu gibi, Vekili olduğumuz HADEP aleyhine Yüce Mahkemeniz nezdindeaçılan davanın da REDDEDİLME ihtimali vardır. Şayet, henüz davalı yanınsavunması dahi alınmadan, tüm kanıtlar toplanmadan davanın reddedilmeihtimalinin bulunmadığı kabul edilecek olursa, yargılama kavramının hiç biranlamı kalmaz.
Biran için, Sayın Başsavcı'nın isteminin kabul edildiğini varsayalım. Şayetsonuçta dava reddedilecek olursa, HADEP'in girmesinin engellendiği seçimlerinmeşruiyeti nasıl sağlanacaktır ' Yerel ve Genel seçimlerin iptali gerekmez mi'Partinin ve bu partiden milletvekili ve yerel yönetim organlarına aday olanbinlerce kişinin uğrayacakları zararlar nasıl giderilebilecektir '
SONUÇVE İSTEM : Yukarıda açıklandığı gibi;
a.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın isteminin Anayasal ve Yasal dayanağıbulunmamaktadır,
b.İstem seçme ve seçilme özgürlüğünü düzenleyen ve seçimlerin "serbest veeşit koşullarda" yapılmasını öngören Anayasa'nın 67 nci maddesineaykırıdır,
c.İstem, seçmenin özgür iradesini etkilemeye ve HADEP'le ilgili olarakbelirsizlik ve tedirginlik yaratmaya yöneliktir,
Bunedenlerle, mümkün olan en kısa sürede istemin Yüce Mahkemece ele alınarakreddine karar vermesini saygılarımızla diliyoruz.";
Parti'nin14.4.1999 günlü savunmasında:
"A.ÖNCELİKLE, SAYIN BASSAVCI'NIN İLK TEDBİR İSTEMİNE KARŞI VERMİŞ OLDUĞUMUZ01.03.1999 TARİHLİ DİLEKÇEYİ AYNEN YİNELİYORUZ:
YüceMahkeme'ye sunduğumuz 01.03.1999 tarihli dilekçemizde, özetle;
a.Sayın Başsavcı'nın, Halkın Demokrasi Partisi'nin "hangi şekilde olursaolsun" seçimlere katılmasının engellenmesine yönelik isteminin bir"yürütmenin durdurulması" ya da "ihtiyatı tedbir " istemiolmadığı; doğrudan davadaki asıl istem olan "partinin kapatılması"naYARGILAMA YAPILMADAN karar verilmesi istemi olduğu;
b.İstemin, hukuka değil; siyasi amaç ve gereklere dayandığı;
c.İstemin, hayali iddialara ve kanıtlara dayandığı; açıklandıktan sonra;
ı.Davanın esastan karara bağlanması ile elde edilecek sonucun; ihtiyati tedbirkararı şeklinde verilemeyeceğinin, temel bir hukuk kuralı olduğu;
ıı.Hele hele, davanın sonucunda verilecek kapatma kararı ile dahi eldeedilemiyecek hususların; tedbir yoluyla sağlanmasının düşünülemeyeceği;
ııı.Partinin seçimlere katılmasının engellenmesi kararı verilmesini gerektirecek"sonradan giderilmesi olanaksız bir zarardan" söz edilemeyeceği;aksine partinin esas karar dahi beklenilmeden kapatma kararı anlamına gelecekbir "siyasi faaliyetlerden men ve seçimlere girmesinin engellenmesi"şeklinde bir tedbir(!) kararının gerek parti ve mensuptan yönünden; gerek ülkedemokrasisi yönünden ve gerekse bizzat Anayasa Mahkemesi yargısı yönündenyaratacağı sonuçların çok daha vahim olduğu;
yönündekidüşüncelerimiz Yüce Mahkeme'ye sunulmuştu. Yinelemeden kaçınmak için budilekçemize gönderme yapmakla yetiniyoruz.
B.SAYIN BAŞSAVCI: YÜCE MAHKEMENİN 06.03.1999 TARİHLİ KARARINI VE HUKUKUMUZDA"TEDBİR" YOLUYLA DAVANIN BİTİRİLMESİ GİBİ BİR UYGULAMA VE YÖNTEMOLMADIĞINI BİLE BİLE, TÜMÜYLE SİYASAL İRDELEMELERLE İKİNCİ KEZ İSTEMDEBULUNMAKLA, HUKUKA VE YARGININ SAYGINLIĞINA BÜYÜK ZARAR VERMİŞTİR:
Birhukuk devletinin temeli, hukuka bağlılıktır. Bunu sağlayacak olan da tarafsızve bağımsız yargı kurumlarıdır. Yürütmenin içinde olanlar ya da siyasetçiler,kendilerince bazı kurum ve çalışmaları "ülke aleyhine ve zararlı"olarak nitelendirip, bunların mutlak suretle engellenmesi gerektiğinidüşünebilirler. Hatta bu yönde talepte ve uygulamalarda da bulunabilirler.
İşte,hukuk devleti ilkesinin ve yargının önemi ve gereği burada ortaya çıkmaktadır.Yargı, yürütmeden ya da siyasilerden gelecek her türlü değerlendirme, telkin veistemlerden bağımsız olarak; daha da önemlisi kendi siyasi tercihlerinin deetkisi altında kalmayarak, salt hukuki gereklerle yargılama yapma ve hükümverme durumundadır.
Hukukdevletinde, yasaklar ve yaptırımlar kurallarla belirlenmiştir. Kuralları ihlalettiği söylenenlerin ya da ceza hukuku kavramı ile suçlu oldukları iddiaedilenlerin de kurallarla güvenceye bağlanmış hakları vardır. Hiç kimsenin bukuralların gözardı edilmesini isteme hak ve yetkisi yoktur. İdamı, linçtenayıran hukuk normlarıdır ve adil yargılamadır.
Fakatüzücüdür ki, Sayın Başsavcı "devlet elden gidiyor" söylemi ile,HADEP'in yargılama yapılmadan linç edilmesini talep ediyor. Bunu sağlamak içinde, her yola başvuruyor. Dün, "PKK militanları halkı HADEP'e oy vermeleriiçin tehdit ediyor" gibi HAYALİ ya da "HADEP adına yapılacak radyo vetv konuşmalarında suç işlenecek" şeklinde VARSAYIMA DAYALI, suçlamalarlasonuç almak isterken; bugün Öcalan'ın, hiç görmediğimiz, fakat yaklaşık iki ayönce alındığı iddia edilen anlatımları ile ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın sözleriile mahkemeyi etkilemeye çalışmaktadır. Önceki dilekçemizde de belirttiğimizgibi, Sayın Başsavcı'nın "HUKUKİLİK" gibi bir kaygısı bulunmamaktadırve bu yaklaşımdan da en çok HUKUK zarar görmüştür.
C.SAYIN BASSAVCI'NIN BAŞVURUSUNDAN SONRA; ANAYASA MAHKEMESİ'NE GİDİLEREK, BAŞVURUDİLEKÇESİNDE DAYANILAN ÖCALAN'A AİT ANLATIMLAR İNCELENMEK İSTENMİŞTİR. ANCAKMAHKEME YETKİLİLERİ TARAFINDAN, "BU ANLATIMLARIN SAYIN SAVCININBAŞVURUSUNUN EKİNDE BULUNMADIĞI" İFADE EDİLMİŞTİR. BU YÜZDEN BAŞSAVCILIĞINDİLEKÇESİNDE YAZILI HUSUSLAR TEK YANLI İDDİALAR OLMAKTAN ÖTEYE, HUKUKSAL DEĞERTAŞIMAMAKTADIR:
SayınBaşsavcı Halkın Demokrasi Partisi'nin seçimlere katılmasının engellenmesinitalep ederken, ya kanıtlanması mümkün olmayan hayali iddialar ortaya atmakta yada dayandığı iddianın kanıtını kasıtlı olarak dava dosyasına sunmayarak,savunmayı engellemeye çalışmaktadır.
SayınBaşsavcı'nın ilk tedbir istemini dayandırdığı gerekçelerin doğru olmadığı zamaniçerisinde kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Örneğin; bu güne değin PKKmilitanlarının halk üzerinde şu ya da bu şekilde oy kullanmaları yönünde birbaskıda bulunduklarına dair medyada bir tek haber çıkmadığı gibi, herhangi birpartiden de böyle bir iddia ortaya atılmamıştır. Şayet böyle bir durum olsaidi, öncelikle bu tehditlerden zarar gören siyasal partilerin buna tepkigöstermesi, ayrıca da HADEP aleyhine her fırsatı değerlendiren yöneticilerdenbuna ilişkin iddialar gelmesi gerekirdi.
Birdiğer iddia, "Hadep adına radyo ve televizyonlarda seçim konuşması yapacakkişilerin suç işleyecekleri" idi. Buna karşılık, ilki 11.04.1999 günüyapılan radyo ve televizyon konuşmalarında her parti temsilcisi gibi HADEPtemsilcisi de konuşma yapmış ve iddia edildiği gibi kıyamet kopmamış, suçişlenmemiştir.
SayınBaşsavcı bu kez A. Öcalan'a atfedilen anlatımları kullanmıştır. Oysa, buanlatımların tarihi 22 Şubat 1999'dur. Yani, Yüce Mahkemeniz'in ilk tedbiristemini ret ettiği 06.03.1999 tarihinden çok önce, başta Sayın Mahkemeniz veSayın Başsavcı olmak üzere bilinmekte idi.
Ayrıca,A. Öcalan'a atfedilen anlatımlar incelenmek istenmiş ise de, Mahkemeyetkilileri tarafından, bu anlatımların dava dosyasında bulunmadığı ifadeedilmiştir. Dava dosyasına konulmayan bir kanıtın tarafımızdan incelenmesi vedeğerlendirilmesi olanağı olmadığı gibi, dava dosyasına konulmayan kanıtlarında yargılamanın herhangi işlemine esas alınması hukuken mümkün değildir. SayınBaşsavcı'nın dilekçesindeki iddialar, kanıtlar dilekçeye eklenmediği için, birtarafın soyut iddiaları olmanın ötesinde hukuksal sonuçlar doğurmaz. SayınBaşsavcı, dilekçesine kanıt eklemeyerek, hukuku ve savunma hakkını önemsemeyengenel yaklaşımını yinelemiştir.
D.SAYIN BASSAVCI'NIN DAVANIN ESASI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİ DE İÇERMESİ GEREKEN 4.2SAHİFELİK DİLEKÇESİNİN; 4 SAYFASININ TEDBİR İSTEMİNDEN, 0.2 SAHİFESİNİN DE"SONUÇ" BÖLÜMÜNDEN OLUŞMASI DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR:
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki 3 davanın iddianamesinin birleştirilmesişeklindeki iddianameye, tarafımızdan 32 sayfadan oluşan ön savunma verilmiştir.Sayın Başsavcı'nın esas hakkındaki görüşünde, ön savunmamızda değinilen itirazve savunmalara, birkaç satırla da olsa yanıt vermesi beklenirdi. Fakat, ilksahifesinin üst kısmında "ESAS HAKKINDA GÖRÜŞ" yazılı olmanındışında, davanın esası ile ilgili olarak dilekçede bir tek satırın dahibulunmaması; ön savunmamızdaki "davanın hukuki değil, siyasi neden veyaklaşımlarla açıldığı" görüşümüzü doğruladığı gibi, Sayın Başsavcı'nındavanın sonucundan da "esasla ilgili açıklama yapmaya gerekduymayacak" denli emin olduğu izlenimini vermektedir. Bu yaklaşımdanTürkiye Demokrasisi ve hukuk adına kaygı duymamak mümkün değildir.
SONUÇVE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
a.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın ikinci kez tedbir istemesinin Anayasal veYasal dayanağı bulunmamaktadır,
b.İstem, seçme ve seçilme özgürlüğünü düzenleyen ve seçimlerin "serbest veeşit koşullarda" yapılmasını öngören Anayasa'nın 67 nci maddesineaykırıdır,
c.İstem, seçmenin özgür iradesini etkilemeye ve HADEP le ilgili olarakbelirsizlik ve tedirginlik yaratmaya yöneliktir,
Bunedenlerle, istemin reddine karar verilmesini saygılarımızla diliyoruz" denilmiştir.
IV-ÖN SAVUNMA
DavalıParti'nin 5.4.1999 günlü esasa ilişkin ön savunması şöyledir:
"A-İDDİANAME İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİMİZ:
A.1. İddianame, dava açma hakkının siyasî amaçlarla kötüye kullanılmasının açıkbir örneğidir:
YargıtayC. Başsavcılığı tarafından Halkın Demokrasi Partisi'nin temelli kapatılmasıiçin Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açtığının medyadan öğrenilmesinden hemensonra 03.02.1999 tarihinde Yüce Mahkeme'ye verdiğimiz dilekçede, Yargıtay C.Başsavcısı'nın dava açma hakkını kötüye kullandığı, nedenleriyle birlikteaçıklanmıştı. Yüce Mahkeme bu görüşümüze katılmamış ise de; Sayın Başsavcınındaha sonra yaptığı açıklamalar ve Hadep'in seçime sokulmaması yönündeki istemi,açılan davanın hukuksal nedenlerden çok siyasi nedenlere dayandığını ortayakoymuştur. Sayın Başsavcı, iddianamedeki olaylar ve dayanılan kanıtlar 1996 ve1997 yıllarında kendisine suç duyurusu olarak iletildiği halde, uygun siyasiortamı beklemiş ve hiç bir işlem yapmamıştır. Ne zamanki, 18 Nisan 1999 günümilletvekili ve yerel yönetimler genel seçimlerinin yapılacağı ve bu seçimlerdeHADEP'in özellikle Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde birinci parti olacağınınkesinlik kazanması üzerine; partinin mümkünse seçimlere sokulmaması, buolmadığı takdirde de "kapatılma tehdidi" altında seçimlere sokularakseçim şansının düşürülmesinin hesapları yapılmıştır. Bir yandan, tekrar tekrargündeme getirilen yapay nedenlerle Partinin Genel Başkanı dahil tüm üst düzeyyetkilileri tutuklanmış, bitaraftan da aynı yapay nedenlere dayanılarak partialeyhine kapatma davası açılmıştır. Bununla da yetinilmemiş, Sayın Başsavcı tümhukuk kurallarını bir kenara bırakarak, "her ne şekilde olursa olsun"Hadep'in seçimlere katılmasının önlenmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurudabulunmuştur. Bu talepte bulunmak için de, kasıtlı olarak aday listelerinin YüksekSeçim Kurulu'na verilmesi süresinin dolmasını beklemiş ve bir gün sonrabaşvuruda bulunmuştur. Tüm bunlar, Hadep'in kapatılması; seçimlere sokulmamasıya da en azından mümkün olduğu kadar düşük oy alması yönünde bir "'devletkararı" bulunduğunu göstermektedir. Esasen, Milli Güvenlik Kurulu'nun,ilki 18.12.1996 tarihinde basına yansıyan, gizli raporları nedeniyle kamuoyu budurumu yakından bilmektedir. Devletin bu kararının yaşama geçirilmesi için yahukuk kuralları tümüyle yok kabul edilmiş ya da güdülen amaca hizmet ettiğiölçüde hukuk kuralları istenilen yönde kullanılmıştır.
İddianame,dava açma hakkının kötüye kullanılmasıdır. İddianame hukuksal değil, siyasideğerlendirme ve amaçlarla hazırlanmış bir belgedir. Hukukumuzun temelkurallarından birisi hakkın kötüye kullanılmasının yasa tarafındankorunamayacağıdır. İddianamenin reddi gerekir.
A.2. İddianame, Anayasa, Siyasi Partiler Yasası ve Ceza Yargılama YöntemiYasası'na aykırı olarak düzenlenmiş olup, esasa girilmeden reddi gerekir:
Siyasipartilerin uyacağı esaslar ile temelli kapatılmalarının nedenleri ve yöntemiAnayasa'nın 68 ve 69 ncu maddelerinde düzenlenmiştir. 2820 Sayılı SiyasiPartiler Yasası'nda da siyasi partilerin uyacakları esaslar ilekapatılmalarının neden ve yöntemleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. AnayasaMahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33 ncü maddesindede parti kapatmalarına ilişkin davalarda CMUY'nın uygulanacağı öngörülmüştür.Böyle olunca, Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından düzenlenen ve HalkınDemokrasi Partisinin kapatılması istemini içeren iddianamenin değinilenanayasal ve yasal öğeleri taşıması zorunludur.
Bunakarşılık, Yargıtay C Başsavcılığı'nın 29.01.1999 tarih ve SP.60 Hz.1999/37sayılı iddianamesi anayasal ve yasal öğelerden yoksun olup; yargılamaya esasalınabilecek nitelikte değildir. Çünkü;
İlkolarak; İddianamede vekili bulunduğumuz Halkın Demokrasi Partisi'nin ne ilesuçlandığı tam olarak açıklanmamıştır. Bundan önceki parti kapatma davalarıincelendiğinde; kapatılması istenen partinin hangi faaliyetinin, hangiaçıklamasının ya da hangi görüşlerinin kapatma isteminin gerekçesinioluşturduğu açıkça belirtilmiştir. Savunmalarda ve Anayasa Mahkemesikararlarında da tek tek bu nedenler üzerinde durularak, bir sonuca varılmıştır.
Budavaya konu iddianamede ise; partinin hangi nedenlerle kapatılmasının talepedildiği açık bir şekilde belirtilmeyerek, yalnızca Anayasa ve Yasa maddelerinegönderme yapıldığı görülmektedir.
Biryandan, Halkın Demokrasi Partisi'nin henüz kurulmadığı ya da yeni kurulup dahenüz hiç bir faaliyet göstermediği dönemlerde başka davaların sanıklarındanbaskı ve işkence ile alınan ısmarlama anlatımlara dayanılarak HADEP - PKKilişkisi kanıtlanmaya çalışılmakta; bir yandan da bu parti mensuplarının resmiideoloji ile çelişen siyasal görüşleri kapatma nedeni olarak sunulmayaçalışılmaktadır. Aynı şekilde, iddianamenin bir bölümünde Hadep yöneticilerininPKK'nın siyasi kanat yöneticileri olduğu ileri sürülmekte; diğer bir bölümündeise Hadep yöneticileri yasadışı silahlı örgüte yardım ettikleri ilerisürülmektedir. Partinin 2. Kurultayında Türk Bayrağı'nı indiren kişiyargılandığı ve ceza aldığı halde, kesinleşmiş yargı kararına rağmen, bu olayaynen bu davanın iddianamesine aktarılmıştır. Amaç, Yüce Mahkemeyi etki altındabırakmak ve savunmayı olur olmaz iddialar arasında boğup, tutarlı bir savunmayapılmasına engel olmaktır. Savunmaya esas alınacak "isnad" bellideğildir.
İkinciolarak; İddianamede yer alan iddialar ile, "İSTEK" bölümündeuygulanması talep edilen Anayasa'nın 68/IV ve SPY'nın 78-79-80-81-82 ve 83 ncümaddeleri arasında illiyet bağı kurulmamıştır. Diğer bir anlatımla, DGMiddianamelerinde yer alan eylemler ile Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nınparti kapatmalarına ilişkin hükümleri arasında herhangi bir sebep-sonuçilişkisi kurulmamıştır. Örneğin, iddianamede yer alan eylem ve davranışlardanhangilerinin SPY'nın 79 ncu maddesini ihlal ettiği tek cümle ile dahiaçıklanmamıştır. Ya da, Anayasa'nın 68/VI maddesinde sayılı hallerdenhangilerine dayanıldığı belli değildir. Sayın Başsavcı'nın iddianamenin''İSTEK" bölümündeki bir cümlesinin bu bağın yerine geçtiği söylenemez.
Üçüncüolarak: herhangi bir siyasal partinin Anayasa'nın 68/IV maddesinde yazılıeylemlerden dolayı kapatılabilmesi, 69/V1 maddesinde yazılı olduğu şekilde"eylemlerin işlendiği odak haline gelme" koşulunun gerçekleşmişolmasına bağlıdır. Sayın Başsavcı bu koşulu tartışma gereği dahi duymamıştır.Bu yaklaşımın başta Anayasa olmak üzere hukuka uygun olduğunu söylemek olanağıyoktur. Anayasakoyucu, parti kapatmalarında dava açma yetkisini Yargıtay C.Başsavcısı'na, yargılama ve karar yetkisini de Anayasa Mahkemesi'ne vermiştir.Bununla, siyasi partilere, diğer tüzel kişilerden farklı ve daha güvenceli birkonum sağlanmak istenmiştir. Fakat iddianameye hakim olan anlayış bu değildir.DGM savcılarının hazırladığı üç iddianame birleştirilerek aynen Yüce Mahkeme'yesunulmuştur.
Görüldüğügibi, Yüce Mahkemeniz'e sunulan iddianame en basit bir ceza davasınıniddianamesinde bulunması gereken özellikleri dahi taşımamaktadır. CMUY'nın 163ncü maddesi bir iddianamede bulunması zorunlu hususları belirtmiştir.İddianamelerde, sanığın kimliği ve yargılamanın yapılacağı mahkeme dışında;
İsnatolunan suçun neden ibaret olduğunun,
Suçunyasal unsurlarının ve uygulanması gereken yasa maddelerinin,
Dayanılankanıtların.
yazılıolması zorunludur. Oysa, Başsavcılığın iddianamesinde ne isnat edilen eylemlerve ne de kapatma isteminin yasal unsurları tam olarak açıklanmamıştır.
Anayasalve yasal koşulları taşımayan iddianamenin Yüce Mahkeme tarafından reddigerekir. Ya da en azından, yukarıda açıkladığımız düşünceler doğrultusundaSayın Başsavcı'nın iddianamedeki eksik hususları açıklamasına kararverilmelidir. Aksi takdirde, suçlama (isnad) açık olmadığı için; sağlıklı biryargılama yapılamayacak, özellikle de savunma hakkı tam olarakkullanılamayacaktır. Bunun sonucu olarak iç hukuk hükümleri yanında AİHS'nin 6ncı maddesi ihlal edilmiş olacaktır.
A.3. İddianame, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 nci, 9 ncu, 10 ncu , 11 ncimaddelerine, Sözleşmeye Ek l Nolu Protokol'ün 3. maddesine ve bu maddelerlebirlikte sözleşmenin 14 ncu maddesine açıkça aykırıdır:
A.3.aAİHS'nin 6 ncı Maddesi yönünden:
İddianame,DGM Savcılarının Halkın Demokrasi Partisi yönetici ve mensupları hakkındahazırladıkları 3 iddianameye ve yine aynı savcıların topladığı kanıtlaradayanmaktadır. DGM Savcılarının bağlı olarak görev yaptıkları Devlet GüvenlikMahkemeleri'nin kuruluş amaçları, oluşum biçimleri, uyguladıkları yasa veyöntemlerdeki farklılıklar dolayısıyla, bağımsız ve tarafsız mahkemeolmadıkları; olağanüstü mahkeme niteliğinde oldukları kabul edilmektedir.Nitekim, bu mahkemelerin kaldırılması ya da en azından yeniden düzenlenmesikonusunda yeni yasama döneminde yasal değişiklere gidileceği de bilinmektedir.Bu konuya dilekçemizin diğer bölümlerinde ayrıca değinilmiştir. Askeri ve sivilkişilerden oluşan DGM Savcıları da, DGM'lerin kuruluş amaçları yönündesoruşturma yapmak üzere, atanmaları, yetkileri ve çalışma yöntemleri 2845sayılı Yasa ile özel olarak düzenlenmiştir. Hadep yöneticileri hakkındaki tümsoruşturmalar bu savcılar tarafından ve olağanüstü yöntemlerle yürütülmüştür.Kanıtlar hukuka aykırı yöntemlerle toplanılmış, hiç bir aşamada savunmanınsoruşturmaya katılmasına izin verilmemiştir. Hukuki olmaktan çok, kaynağı MilliGüvenlik Kurulu olan siyasi kararlar doğrultusunda soruşturma ve suçlamalaragidilmiştir.
Bağımsızve tarafsız olması mümkün olmayan DGM Savcıları tarafından siyasi amaçlarlahazırlanmış iddianamelere ve olağanüstü yöntemlerle hukuka aykırı bir şekildeelde edilen kanıtlara dayanan Başsavcılık İddianamesi de, AİHS'nin adilyargılanma hakkı ile ilgili 6 ncı maddesine açıkça aykırıdır.
A.3.bAİHS'nin 9 ve 10 ncu maddeleri yönünden:
İddianameninçeşitli bölümlerinde yapılan değerlendirmeler, asıl amacın, Hadep yönetici vemensuplarının gerek birey olarak ve gerekse parti olarak savundukları siyasidüşüncelerin açıklanmasına engel olmak olduğunu göstermektedir. İddianamenindeğişik bölümlerinde, özellikle "Kürt Sorunu" ile ilgili olarak resmidevlet görüşünden farklı görüş ve düşünceler; ülkeyi bölmek isteme, teröristörgütü destekleme ya da kin ve düşmanlığı tahrik olarak nitelendirilmiştir.Sorunların diyalog yoluyla, şiddete başvurmadan çözülmesini istemek suç sayılmıştır.İddianamenin mantığına göre, Kürtler'in varlığından, kültüründen, dillerinden,yönetime katılmalarından söz etmek suçtur; Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğisöylemi, Türkiye'yi bölme amacını gizlemeye yöneliktir (örnek olarak sh. 3, 26.55). Asıl amacın gizlenmesi için, yapay suçlamalar yapılmakta, partinin yasadışı faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmektedir. Oysa, vekili bulunduğumuzHalkın Demokrasi Partisi, hiç bir şekilde şiddeti savunmamış, teşviketmemiştir. Aksine sorunların barışçıl yöntemlerle ve demokrasi içerisindediyalog yoluyla çözülmesinde ısrarlı olmuştur. HADEP hiç bir koşuldaTürkiye'nin bütünlüğüne aykırı görüş açıklamamış, davranışlarda bulunmamıştır.Türkiye'nin en önemli sorunu olan "Kürt Sorununun da çoğulcu demokrasi ilkeleriçerçevesinde ve Türkiye'nin bütünlüğü içinde çözülmesini savunmuştur. Her türlüayrımcılığa karşı çıkmış ve sürekli olarak halklar arasında kardeşliğisavunmuştur.
Fakat,katı bir Türk Milliyetçiliği'ni esas alan; Türkler dışındaki tüm etnik vekültürel grupları ret ve inkar eden; çoğulcu demokrasinin gerekleriniTürkiye'nin bölünmesi olarak gören; farklı görüş ve düşünceleri baskı veşiddetle bastırmaya dayanan resmi anlayış, Hadep ve mensuplarının siyasigörüşlerini, gerek birey ve gerekse örgütsel olarak açıklamalarına engel olmakiçin her çareye başvurmaktadır. İddianamedeki, HADEP'e yönelik yasa dışıfaaliyetlerde bulunma iddiaları da bu çerçevede ortaya atılmıştır. Amaç, resmianlayışla çelişen siyasi görüş ve düşüncelerin engellenmesidir ve bu daAİHS'nin 9 ve 10 ncu maddelerine aykırıdır.
A.3.c AİHS'nin 11 nci maddesi yönünden:
Yurttaşlarınseçme ve seçilme hakları, diğer bir anlatımla ülkenin siyasal yönetiminekatılma hakkı, demokrasilerde korunması gereken temel hakların başında gelir.Günümüzde bu katılım, tek tek birey iradeleri yerine; bireysel iradeleri biraraya getiren siyasal partiler aracılığı ile olmaktadır. Bu yüzden de siyasipartiler, demokrasilerin olmazsa olmaz koşuludur. Siyasi partiler arasındagörüş ve programlarına göre ayrım yapılıp bazılarına yaşam hakkı tanınmamasıdemokratik ilkelere aykırıdır. Kapatılması istenen Halkın Demokrasi PartisiAnayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na göre kurulmuş ve 1995 yılında seçimlerekatılarak her türlü engellemeye karşın ülke çapında 1.200.000 nin üzerinde oyalmıştır. Özellikle Kürt kökenli yurttaşların yoğun olduğu bölgelerde Hadep enyüksek oyu almıştır. Şayet %10 oranındaki ülke barajı olmasa idi, 25'inüzerinde milletvekili çıkaracaktı. Şimdi bu parti tamamen komplo soruşturmalarve yapay nedenlerle kapatılmak istenmektedir. Bu yolla, HADEP yönetici veüyeleri yanında, bu partiye oy veren milyonlarca vatandaşın siyasal partiolarak örgütlenme özgürlüğü engellenmek istenmektedir. Bu partinin kapatılmasıiçin, demokratik bir toplumun haklı göreceği hiç bir neden bulunmamaktadır.İddianame açık bir şekilde AİHS'nin 11 nci maddesinin ihlalidir.
A.3.dAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek l Nolu Protokol'ün 3. maddesi yönünden:
Ekl Nolu Protokol'ün 3 ncü maddesi, "Taraf devletlerin yasama organınınseçimi için halkın özgür düşünce ve iradesini ortaya koyabileceği koşullarda vebelli aralıklarla seçim yapılmasını" öngörmüştür. Halkın serbest irade vedüşüncesini ifade etmesini engelleyecek ya da etkileyecek her türlü muamele, bumaddenin ihlali sonucunu doğurur. Yukarıda açıklandığı şekilde, siyasal kaygıve kararlarla Halkın Demokrasi Partisi'ne karşı kapatma davası açılmış olması;Sayın Başsavcı'nın hukukun sınırlarını zorlayarak, dava açılması vesilesiyle veözellikle de ihtiyati tedbir istemi vesilesiyle medya önündeki partiye yöneliksuçlamaları; halkın iradesini etkilemesinin ötesinde; halka, HADEP'e oyverilmemesi yönünde açık bir baskıdır. Bu baskının en üst yargı organlarınınmuamelelerinden kaynaklanması ise, demokrasi ve özgürlükler yönünden çok dahavahim bir durumdur.
A.3.eAİHS'nin 6-9-10-11 ve Ek Protokol'ün 3 ncü maddeleri ile birlikte 14 ncümaddesine aykırılık yönünden:
AİHS'nin6-9-10 ve 11 nci maddesi ihlal edilmek suretiyle vekili bulunduğum HalkınDemokrasi Partisi'nin kapatılmak islenmesinin asıl nedeni; bu partininsavunduğu siyasal görüşlere ve parti üye çoğunluğunun etnik kökenlerine yönelikayrımcılıktır. Hadep, ülke sorunları konusunda resmi görüşlerle çelişen farklıgörüşlere sahiptir. Özellikle, Kürt Sorunu'nun demokratik çoğulcu ilkelerçerçevesinde çözülmesini savunmakta; şiddet yöntemlerine karşı çıkmaktadır.Üyelerinin çoğunluğunu Kürt kökenli vatandaşlar oluşturmaktadır. Kürt kimliğinesahip çıktığı ve çoğulcu bir yapıyı savunduğu; devletin Kürtler üzerindekihaksız uygulamalarını eleştirdiği için; resmi devlet kurumlarının husumetiniüzerine çekmekte; ülkeyi bölmeye çalışmakla suçlanmaktadır. Bu nedenle de herfırsatta çalışmaları engellenmekte, yöneticileri ve mensuplarına baskıyapılmaktadır. Kürt olmaları ve Kürt Sorunu'nun çözümü için savundukları farklısiyasal görüşler Hadep ve yöneticilerinin özgürlüklerinin kısıtlanmasının temelnedenidir. Yani, etnik ve siyasal görüş ayrımcılığı yapılan muamelelerin asılnedenidir.
B.İDDİA VE DAYANILAN KANITLARIN NİTELİKLERİ:
YargıtayC. Başsavcılığının 29.01.1999 tarih ve SP. 60 Hz. 1999/37 sayılı 56 sayfalıkİddianamesi; halen Ankara Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görülmekte olan 3 davanıniddianamelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılmasıistemine dayanak oluşturan iddialar ve dayanılan kanıtlar da bu davalardakiiddia ve kanıtlardan ibarettir. Bu saptamadan hareketle:
B.1. Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılması istemini içeren davanın dayanağınıoluşturan iddialar ve dayanılan kanıtlar, halen görülmekte olan davalarınkonularını oluşturduklarından, bu iddia ve kanıtların doğruluğu henüz hukuksalolarak belirlenmemiştir:
İddianamenin1-18 nci sayfaları arasındaki bölüm tümüyle Ankara 2 Nolu Devlet GüvenlikMahkemesi nezdinde görülmekte olan 1998/80 esas nolu davanın iddianamesindenaktarmadır. Bu davada, başta Parti Genel Başkanı Murat Bozlak olmak üzere,Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu Üyeleri'nin de aralarında bulunduğu 50nin üzerinde parti mensubu yargılanmaktadır. Davada sanıklar yasadışı silahlıörgütün siyasi kanat yöneticileri olarak suçlanmakta ve TCY.nın 168/1. TMY.nın5 nci maddeleri uyarınca cezalandırılmaları talep edilmektedir. Bu dava ileilgili olarak sanıkların tamamı (parti üyesi olmayan Avukat İhsan Durukalhariç) serbest bırakılmıştır.
İddianamenin18-26 ncı sayfaları arasındaki bölüm Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinezdinde görülmekte olan 1999/1 esas sayılı davanın iddianamesinden aynenalınmıştır. Bu davada aralarında Parti Genel Başkanı Murat Bozlak ve partiyöneticilerinin de bulunduğu 47 kişi yargılanmaktadır. Sanıkların tümü yasadışı silahlı örgüte (PKK) yardım etmekle suçlanmakta ve TCY'nın 169 ve TMY'nın5 nci maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmektedir. Halen 16 sanıktutuklu bulunmaktadır.
İddianamenin26-55 nci sayfaları arasında yer alan bölüm ise, Ankara l Nolu Devlet GüvenlikMahkemesi nezdinde görülmekte olan 1998/104 esas sayılı davanın iddianamesindenaynen alınmıştır. Dava, aralarında Parti Genel Başkanı Murat BOZLAK'ın dabulunduğu 41 sanık aleyhine 1996/80 sayı ile açılmıştır. Davada 41 sanıktan23'ü hakkında silahlı terör örgütünün (PKK) yönetcisi olmak suçlaması ileTCY'nın 168/I maddesinin; 17' si hakkında yasadışı silahlı örgüte üye olmaksuçlaması ile TCY'nın 168/II maddesinin ve l sanık hakkında da TMY'nın 8/1maddesinin uygulanması talep edilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucundasanıklardan parti üyesi olmayan Faysal Akçan TCY'nın 168/11 maddesi uyarınca;aralarında Parti Genel Başkanı Murat Bozlak ve Kurultay Divan Başkanı HikmetFidan'ın da bulunduğu 26 sanığa TCY'nın 169 ncu maddesi uyarınca hapiscezaları, 14 sanık hakkında ise beraat kararı verilmiştir. Fakat mahkumiyet kararlarınıntemyizi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 08.06.1998 gün ve 1997/3736 E.,1998/1820 K. sayılı kararı ile sanık Faysal Akçan dışındaki tüm sanıklarhakkındaki kararı eksik soruşturma nedeniyle bozmuştur. Halen dava 1998/104esas sayı ile devam etmekte olup, sanıkların tümü serbesttir.
Görüldüğügibi, davanın dayanağını oluşturan iddianamedeki iddialar ve bunların dayandığıkanıtlar henüz yargı önündeki davalarda tartışılmakta olup; bunların hiç birisidoğrulanmış değildir. Yargıtay C. Başsavcılığı'nın yargı önündeki iddialarıkanıtlanmış iddialar ve kanıtları da doğrulanmış kanıtlar olarak Yüce Mahkemeyesunmuş olmasını, ceza hukuku ilkelerine aykırı olmanın ötesinde, bir siyasalpartiyi kapatma konusunda önyargılı ve aceleci bir davranış olarak değerlendirmekyanlış olmaz.
B.2. Kapatma davasında dayanak olarak gösterilen DGM önündeki davalar; MilliGüvenlik Kurulu Kararları doğrultusunda DGM Savcıları tarafından planlı vekapatma davası açmanın gerekçesini oluşturmak üzere; yapay bir şekilde yaratılmışdavalardır:
Ankara2 Nolu DGM önünde görülmekte olan 1998/38 esas sayılı davada; DGM Savcılarınınamacı tarafımızdan şöyle açıklanıyordu:
"Görülmekteolan bu dava, salt ceza hukuku normları ile açıklanabilecek bir dava değildir.Davanın "siyasi" niteliği ağır basmaktadır. Davayı hukuki olmaktançok, siyasi bir dava haline getiren bir çok neden bulunmaktadır.
Birincineden; davanın, seçimlere katılarak 1.200.000'nin üzerinde oy almak suretiyle,ülke genelinde %5 oy desteğine sahip bir partiyi tasfiye etmeyi amaçlıyan birdava olmasıdır. Dilekçemizin diğer bölümlerinde ayrıntıları ile açıklanacağıüzere; dava tamamen HADEP'in tüzel kişiliğine yöneliktir. HADEP'in parti olarakfaaliyetleri ve siyasi görüşleri davanın merkezini oluşturmaktadır. Halen tutukluolarak yargılanan müvekkillerimiz de kendi kişisel eylemlerinden ötürü değil,bir bütün olarak partiye yönelik suçlamalardan ötürü yargılanmaktadır.
HADEP'inhedef seçilmesi; 18.12.1996 günlü basında yer alan "MGK Gizli Raporu"nda somutlaşan resmi politikanın bir sonucudur. Bu resmi politikanın gereğiolarak, DGM Savcıları her fırsatta HADEP'i bir bütün olarak suçlamayaçalışmaktadırlar. Bununla, bir yandan HADEP'in kamuoyundaki destek vesaygınlığının azaltılarak, bir suç örgütü gibi gösterilmesi, öte yandan dapartinin kapatılmasının zeminin yaratılması amaçlanmaktadır.
İlkdeneme, "Bayrak Davası" olarak bilinen, Parti kurultayında TürkBayrağı'nın provakasyon amacıyla indirilmesi ile ilgili davada yapılmıştır.Türk Bayrağı'nın indirilmesi gibi, hiç kimsenin onaylamayacağı bir eylem bahaneedilerek, tüm parti yöneticileri gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. DGMSavcılığı, bu davada da parti faaliyetlerini suçlamış, HADEP'in PKK'nın siyasikanadı olduğunu savunmuş ve parti yöneticilerinin TCY. 168/1 maddesi uyarıncacezalandırılmasını istemiştir. Fakat dava, bir kısım sanıkların TCY'nın 169 ncumaddesine göre cezalandırılması ile sonuçlanmıştır. Bu kararın tarafımızdantemyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeTCY'nın 169 ncu maddesinin de unsurlarının bulunmadığı kabul edilmiş ve kararıntüm sanıklar yönünden bozulması talep edilmiştir.
Bukez, iddianamede suçlama konusu dahi edilmeyen bir takvim bahane edilerek,soruşturma başlatılmış, parti binaları aranmış ve yöneticileri tutuklanmıştır.Bu davadaki iddia ve kanıtlar da bir önceki davanın büyük ölçüde aynısıdır.Bayrak davasına ait iddianame ile, bu davanın iddianamesi karşılaştırıldığında,her iki dava arasında gerek isnatlar yönünden ve gerekse isnatlara kanıt olarakgösterilen hususlar yönünden benzerlikten öte bir özdeşlik bulunduğugörülecektir.
İkincineden; hazırlık soruşturmasına, suçların takibi ve önlenmesi genel amacındançok; HADEP'in ve O'nun yöneticileri olan sanıkların resmi anlayışla çelişensiyasi düşüncelerini suç olarak gösterme çabasının hakim olmasıdır. İddianamedesuçlamanın "Anayasanın açık hükümlerine rağmen sanıklar ayrı bir ırk, ayrıbir halk oldukları, ayrı dilleri, ayrı kültürleri ... olduğu temalarınıişleyerek..." cümlesi ile başlaması, söylediklerimizi doğrulamaktadır.
Üçüncüneden; ceza yargılamasının araçları olan gözaltına alma, arama, sorgulama vetutuklamanın, hukuki gereklilik sınırları içerisinde değil; varılmak istenensiyasi amaca hizmet ettiği ölçüde başvurulmuş olmasıdır. Örneğin, soruşturmanınilk başlangıç nedeni, parti tarafından bastırılan 1998 yılı takvimi olduğu vebu takvimde DGM Savcılığının elinde olduğu, dolayısıyla aramayı gerektiren birneden bulunmadığı halde, parti binalarında arama yapılmıştır. Buna karşılık,iddianamede takvimlere bir cümle ile dahi değinilmemektedir. Bu durum takvimleilgili suçlamanın, partide arama yapmak için kullanılan, yapay bir suçlamaolduğunu göstermektedir. DGM Savcılığı suçlama konusu etmeyeceği bir nedeni,arama nedeni olarak göstermek suretiyle yasaya aykırı davranmıştır.
Yine,parti genel merkezinde yapılan aramadan sonra, soruşturmayı yürüten DGMSavcısına başvurulmuş ve şayet parti yöneticilerinin sorgulanmasına gerekduyuluyorsa, bu yöneticilerin istenilen gün ve saatte Savcılığa gelecekleribildirilmiştir. Buna karşılık Savcı, parti yöneticilerinin gözaltına alınmasıhususunda polise emir verdiğini ve bu emri geri alamayacağını ifade etmiştir.Bundan, gözaltına almanın soruşturmanın gereği olarak değil, partiyöneticilerini kamuoyu önünde küçük düşürme amacına yönelik olduğuanlaşılmakladır.
Dördüncüsü:8 klasör olarak takdim edilen kanıtların, isnadın kanıtlanmasına yönelik değil,aksine sanıklara yükletilen isnadın ne olduğunun tam olarak anlaşılmamasına;bunun sonucu olarak da savunmanın engellenmesine ve yargılamayı yapacakmahkemeyi olumsuz etkilemeye yönelik olmasıdır.
DGMSavcılığının 8 klasör olarak sunduğu kanıtlar, yargılananların somut ve kişiseleylemlerini ortaya koyan kanıtlar değildir. Yüzlerce sayfalık kitapfotokopileri; yüzlerce sayfalık kime ait olduğu ve nasıl elde edildiği belliolmayan polis anlatımlarının fotokopileri; hukuki hiç bir kanıt değeri olmayan,polisin yüzlerce insanla ilgili olarak yaptığı değerlendirme yazıları, davaylave yargılananlarla bir ilgisi bulunmayan MED TV izleme raporları kanıt olarakdosyalanmıştır.
Tümbunlar, şu anda görülmekte olan davanın siyasi boyutunu açık bir şekilde ortayakoymaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, HADEP'i sindirmek, çalışmalarını engellemekve mümkün olursa kapatılmasını sağlamak uğruna, hukukun temel ilkeleri bir kezdaha gözardı edilmiştir..." ( 28.04.1998 tarihli Tahliye Dilekçesinden)
YüceMahkemeniz önündeki bu dava, yaklaşık l yıl önce söylediklerimizin ne denlidoğru olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
B.3. Dava dosyasına konulan ya da iddianamede dayanılan kanıtlar, hukuka uygun,adil ve tarafsız bir soruşturmanın ürünü olmadıkları için; Yüce Mahkemenezdindeki yargılamayı ve verilecek kararı daha baştan sakatlamıştır:
Hukukauygun ve adil bir şekilde yürütülmeyen soruşturmalara ve bu soruşturmalarsonucu açılan ceza davalarına dayanılarak, Yüce Mahkeme önünde, vekilibulunduğumuz Halkın Demokrasi Partisi hakkında kapatma istemli dava açılması,daha baştan davayı sakatlamıştır. Adil yargılama ilkesi bir bütündür.Yargılamanın herhangi bir aşamasındaki hukuka ve adil yargılama ilkelerineaykırılık, yargılamanın tümünü ve sonuçta da verilecek hükmü adil olmaktançıkarır.
Dilekçemizindiğer bölümlerinde açıklandığı gibi, Halkın Demokrasi Partisi ve yöneticilerialeyhine açılan soruşturmaların tamamı siyasi amaçlıdır. Tümüyle özel amaçlarlakurulmuş olağanüstü mahkeme niteliğinde olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ningörev alanına giren suçların hazırlık soruşturması; yine bağımsız vetarafsızlıklarından söz edilemiyecek (2845 sayılı Yasa'nın 5 ve 6 ncı maddeleriuyarınca atanan) askeri ve sivil savcılar tarafından özel amaca uygun olarakyapılmıştır. DGM savcıları soruşturmaları tarafsız bir şekilde yürütmemişler,aksine partiyi bir bütün olarak suçlamanın yapay kanıtlarını yaratmayaçalışmışlardır. Hazırlık soruşturmasındaki işlemlerin hiç birisine savunmakatılmamış, bu yöndeki tüm istemler reddedilmiştir. Aramalar hukuka uygunolarak yapılmamıştır. Bazı aramalarda tutanak düzenlenerek, hazır bulunan partigörevlilerine imzalatılmış, ancak daha sonra tutanaklarda bulunmayan bir kısımkanıtlar, aramalarda bulunmuş gibi dava dosyasına dahil edilmiştir. Aramalartümüyle kolluk kuvvetlerinin inisiyatifînde gerçekleştirilmiş, ilgili savcıdahi hazır bulunmamıştır.
Soruşturmalardakanıt olarak kullanılacak tanık beyanları başka soruşturmalar nedeniylegözaltına alınmış sanıkların "emniyet" anlatımları arasından seçilmişve şayet diğer aşamalardaki beyanlar lehte ise, bunlar özellikle davadosyalarına konulmamıştır. Yani, HADEP ve Hadepliler ile ilgili soruşturmalardaDGM Savcıları genel tarafsızlık ilkesi yanında; CMUY'nın 153/II maddesineaçıkça aykırı işlem yapmışlardır. Yüce Mahkemeniz'in önündeki bu davada da,başka davalarda sanık olan kişilerin EMNİYET ya da JANDARMA tarafından zor vebaskı ile alınan anlatımları kanıt olarak kullanılmaktadır. Bunların çoğu,yargılama aşamalarında bu beyanlarını reddetmişlerdir. Ancak, gerek DGMönündeki davalarda ve gerekse Yüce Mahkemeniz'e sunulan dosyalarda kişilerinyalnızca emniyet anlatımlarına yer verilmiştir. Hatta, birçoğu fotokopişeklinde ve imzasız olduğu için, savunmanın ısrarlı talepleri ile Ankara l NoluDGM nezdindeki 1998/104 sayılı dava dosyasında duruşmada okunmamasına karar verilmiştir.
.4. Yüce Mahkemeye sunulan kanıtlar, mahkeme tarafından denetlenmeye ve doğrubir değerlendirme yapmaya elverişli değildir:
Yücemahkeme önündeki davada, halen DGM'ler önünde görülmekte olan 3 dava dosyasınadayanılmakta olduğuna göre; bu dava dosyalarındaki tüm kanıtların YüceMahkeme'ye sunulması ve tek tek tartışılıp irdelenmesi gerekir. Bunların hukukauygun ve adil bir şekilde elde edilip edilmediği tartışmasını bir kenarabıraksak dahi, bu kanıtlar Yüce Mahkeme'nin denetlemesine ve değerlendirmesineelverişli durumda değildir. Örneğin, HADEP-PKK ilişkilerinin kanıtı olaraksunulan 100'ün üstündeki kişinin beyanları fotokopi şeklinde ve tasdiksizdir.Üstelik bunların hemen hemen tamamının yalnızca emniyet aşamasındaki beyanlarıdava dosyalarına konulmuştur. C. Savcılığı ve mahkeme önündeki anlatımlaryoktur. Hatta, bunların çoğunun kim tarafından ve ne zaman sorgulandıkları dahibelli değildir.
Maddikanıtların bir bölümü iddianamelere ve tutanaklara gerçeği yansıtmayacakşekilde geçirilmiştir. Örneğin, PKK bayrağı olduğu iddia edilen şeyin, birdergi sayfası olduğu; Kürdistan Haritası denilen şeyin bir takvim yaprağıüzerindeki dekoratif fon olduğu; illegal yayın denilen kitap ve dergilerinyasal olarak yayımlanan dergi ve kitaplar olduğu anlaşılmıştır.
Aramalardaelde edildiği ileri sürülen bir kısım kanıtların, aramalar sırasında yerindetutulan tutanaklarda bulunmadığı; nereden elde edildiği bilinmeyen bazıdokümanların Parti Genel Merkezinde ve İl, İlçe binalarında bulunmuş gibi, davadosyasına konulduğu tespit edilmiştir.
Partiyönetici ve mensuplarına ait olmayan konuşma ve açıklamalar onlara mal edilmişya da içerikleri farklı yansıtılmıştır.
Budurumda Yüce Mahkeme'nin, Yargıtay C. Başsavcısının dayandığı kanıtları nasıldenetleyip, değerlendireceği önemli bir sorundur ve kanımızca bu mümkündeğildir.
C.YÜCE MAHKEME ÖNÜNDEKİ YARGILAMADA SORUNLAR:
C.1. Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamaların sonucunun beklenmesisorunu:
YargıtayC. Başsavcılığının iddianamesi, halen Ankara Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündegörülmekte olan 3 davanın iddianamelerine ve kanıtlarına dayandığına göre;normal koşullarda bu davaların sonuçlarının beklenilmesi gerekirdi.
Fakat,DGM yargılamalarının sonuçlanmasının beklenilmesinin, tarafımızdan talep edilmesimümkün olmadığı gibi; Yüce Mahkeme'nin de kendiliğinden böyle bir kararvermesinin "adil yargılama ilkesi'' dolayısıyla mümkün olmadığıdüşüncesindeyiz. Çünkü;
ı.Bu davaların hazırlık soruşturması; bağımsız ve tarafsız olmayan DGM Savcılarıtarafından, olağanüstü yöntemlerle ve hukuka aykırı bir şekilde yürütülmüştür:
DilekçemizinB. bölümünde açıklandığı gibi, adil yargılama ilkesi bir bütündür. Soruşturmave yargılamanın herhangi bir bölümündeki adil yargılama ilkesine aykırı işlemve uygulamalar yargılamanın tümünü ve verilecek kararı adil olmaktan çıkarır.DGM Savcılarının işlevi yukarıda açıklanmıştı. MGK raporlarına yansıyan devletkararı doğrultusunda yapılan soruşturmalarda, önce suçlama yapılmış, daha sonrada suçlamayı doğrulayıcı kanıtlar elde edilmeye çalışılmıştır. Hatta, bazansoruşturma için gerekçe yapılan neden; daha sonra suçlama konusu dahiedilmemiştir. Örneğin; Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki1998/38 sayılı davada; soruşturmanın gerekçesi "Parti tarafından bastırılanduvar takvimlerinde Kürdistan Haritası olduğu" idi. Diyarbakır DGMSavcılığı tarafından bu yönde başlatılan soruşturmada söz konusu takvimlerintoplatılmasına da karar verilmiştir. Daha sonra, soruşturma dosyası görevsizlikkararı ile Ankara DGM Savcılığı'na gönderilmiştir. Ankara DGM Savcılığı, butakvimlerin ele geçirilebilmesi için Parti Genel Merkezi ve İl, İlçebinalarında arama kararı almıştır. Soruşturma kapsamında Partinin Genel Başkanıve tüm Parti Meclisi Üyeleri hakkında da tutuklama kararları verilmiştir.Fakat, soruşturma sonucunda açılan davanın iddianamesinde, takvim konusu teksatırla dahi suçlama konusu edilmemiştir. Bu durum takvim konusunun Hadep'isuçlamak için bir bahane olarak kullanıldığını açıkça ortaya koyuyordu.
Doğalolarak, siyasi amaçlı ve her ne olursa olsun "suçlama" amacı ileyapılan bu soruşturmalarda işlem ve muamelelerin hukuka uygun yürütülmesibeklenilemezdi. Nitekim, parti binalarında yapılan aramalarda avukatların hazırbulunma istemi kabul edilmemiştir. Arama tutanakları, sağlıklı olarakdüzenlenmemiş, ekleme ve çıkarmalara elverişli ifadeler kullanılmıştır.Örneğin, "2 klasör halinde dosyalar" denilmek suretiyle,sonradan dosya içerikleri istenildiği şekilde davalara yansıtılmıştır.Hazırlıktaki sanık ve tanık sorgulamaları savunma olmadan yapılmış; sorgututanaklarının avukatlara verilmesi istemleri reddedilmiştir. Ses ve görüntükasetlerinin çözümü ve bilirkişi incelemeleri tümüyle savunmanın katılımıolmadan gerçeğe aykırı olarak yapılmıştır. Taciz ve sindirme amacı öylesineileri götürülmüştür ki; avukatların Parti Yöneticilerini sorgu amacıyla DGMSavcılığı'na getirme istemleri "hayır biz onları polis vasıtası ilegözaltına alacağız" denilerek reddedilmiştir.
Bukoşullarda yürütülen hazırlık işlemlerinin, adil bir yargılamaya esas olmasıdüşünülemez.
ıı.Yargılamayı yapan Devlet Güvenlik Mahkemeleri de adil bir yargılamayıyapabilecek bağımsız ve tarafsız mahkemeler değildir:
DevletGüvenlik Mahkemeleri, kuruluşu amacı, yapısı ve uyguladığı farklı normlar nedeniyleyıllardan beri tartışma konusudur. Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne yasal anlamdameşruiyet kazandırmak amacı ile, Anayasal düzenleme yapılmış ise de, meşruiyettartışmaları sona erdirilememiştir. Çünkü, Anayasa'da yer almalarına rağmen,DGM'ler, siyasi amaçlarla kurulmuş, tabii hakim ilkesine aykırı, uzmanlıkmahkemeleri ile bir ilgisi bulunmayan, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri ilebağdaşması mümkün olmayan kuruluşlardır. Bu kurumlar, muhalif siyasi düşünce veörgütlenmelerin engellenmesine, sindirilmesine ve cezalandırılmasına hizmetetmektedir.
DGM'lerinadil, bağımsız ve tarafsız mahkemeler olmadığı yönündeki tartışmalar,Türkiye'nin de yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiğibir kararla yeni bir boyut kazanmıştır. AİHM'nin İNCAL/TÜRKİYE davasında(09.06.1998 tarih ve 41/1997/825/1031 sayılı) verdiği karar, DGM'lerin AİHS'nin6 nci maddesine öngörüldüğü biçimde bağımsız ve tarafsız bir mahkemesayılamayacağı yönündedir.
Budurumda. DGM'lerin bağımsız ve tarafsız olmadığı, dolayısıyla da adil biryargılama yapamayacağı yönündeki itirazlarımız, yalnızca savunmanın bir iddiasıolmaktan öte, uluslararası bir mahkemenin kararına dayanmaktadır. Bilindiğigibi, AİHS Türkiye tarafından imzalanmış ve TBMM tarafından da onaylanarak Anayasa'nın90 ncı maddesi gereğince bir iç hukuk hükmü haline gelmiştir. Ayrıca, Türkiye1987 yılında bireysel başvuruyu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yetkisinikabul etmiştir. O halde, aralarında Türk Yargıç'ın da bulunduğu AİHM'ninverdiği karar tüm kurum ve kuruluşları bağlar.
Buaçıklamalarımızdan çıkan sonuç; Yüce Mahkeme'nin DGM Yargılamalarını vesonuçlarını, kendi önündeki parti kapatma davasının yargılamasına esasalamayacağıdır. Aksi takdirde DGM Savcılığı işlemleri ve DGM yargılamalarınayöneltilecek tüm itirazların Yüce Mahkeme önündeki yargılama için de geçerliolması kaçınılmazdır.
C.2.Anayasa Mahkemesi'nin İddianamede yer alan maddi olayların ve dayanılankanıtları doğruluğunu bizzat değerlendirmesi sorunu:
İddianamedekiiddiaların ve kanıtları Halkın Demokrasi Partisi'nin temelli kapatılması içinyeterli olup olmadığına karar vermeden önce, Yüce Mahkeme'nin önünde bu iddiave kanıtların doğruluğunun saptanması sorunu bulunmaktadır. Dayanılan kanıtlararasında;
ı.Yazılı belgeler (yazı, resim, kitap, dergi, broşür, gazete vs),
ıı.Ses ve görüntü kasetleri,
ııı.Parti binalarında ve yöneticilerin evlerinde bulunduğu savunulan diğer maddikanıtlar (bez, pankart, giysi, mermi, silah vs.)
ıv.Tanık beyanları,
v.Yargılanan parti yöneticilerinin çeşitli aşamalarda sanık olarak verdikleribeyanlar,
bulunmaktadır.
AnayasaMahkemesi'nin uygulamaları ve çalışma yöntemi, özellikle de tarafların katılımıile duruşma yapılmaması gibi hususlar göz önünde tutulduğunda Yüce Mahkeme'ninonlarca klasörden oluşan kanıtların doğruluğunu araştırmasının pek mümkünolmadığı düşünülmektedir. Örneğin; yalnızca dosyada kanıt olarak kullanılan100'ün üzerindeki tanığın polis anlatımlarının araştırılması için dahi, ilgilimahkemelerden bu tanıkların savcılık ve mahkeme önündeki beyanlarınıngetirtilmesi gerekecektir. Hatta bu dahi yeterli olmayacak, savunmanınkatılımını sağlamak için tanıkların mahkeme önünde yeniden dinlenmelerigerekecektir.
YüceMahkemenin önündeki önemli bir sorun da; arama tutanaklarında olmadığı halde,sonradan nasıl ve ne şekilde elde edildiği bilinmeden dava dosyalarına konulankanıtların ayıklanmasıdır.
D.İDDİANAMEDE YER ALAN BAZI İDDİALAR VE DAYANILAN KANITLARLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİMİZ:
Dilekçemizinyukarı bölümlerinde açıklandığı üzere, bu güne kadarki parti kapatmadavalarından farklı olarak; Yargıtay C. Başsavcısı'nın "kapatma"istemini hangi iddia ve kanıtlara dayandırdığı net bir şekildeanlaşılmamaktadır. 3 ayrı iddianameden bölümler alınıp, sonuna"İSTEK" başlıklı bir paragraftan oluşan bir bölüm eklenmek suretiyleİddianame oluşturulmuştur.
Dolayısıyla,Sayın Başsavcı'nın kapatma nedenleri ve bunların dayanakları konusunda görüşaçıklamak, hele hele Anayasa ve SPY hükümleri ile bağlantılı bir savunma yapmakmümkün görünmemektedir. Bu yüzden, aşağıda DGM Savcılıklarının iddianamelerindeparti yönetici ve mensupları ile ilgili belli başlı iddialar ve bunlarınkanıtları ile ilgili kısa ve genel görüşlerimiz açıklanmıştır. YüceMahkemenizin, kapatma istemine yönelik iddia ve kanıtların netleşmesinden sonradaha geniş ve somut açıklamalar yapma ve karşı kanıtlar sunma konusundatarafımıza olanak tanıyacağına inanıyoruz.
D.l Ankara DGM Savcılığı'nın 16.03.1998 tarihli iddianamesine dayanan iddialar:
D.1.aHADEP'in "Musa Anter Barış Treni'" girişimini desteklemesi:
Buiddia DGM yargılamasında da sanıklar tarafından açık ve net bir şekildeyanıtlanmıştır. Her şeyden önce, siyasi söylem ve iddialar dışında, bugirişimin PKK tarafından düzenlendiğini gösteren herhangi bir kanıtbulunmamaktadır. Barış Treni organizasyonu için İstanbul'da bir büro açılmış,Türkiye'deki çalışmalar buradan yürütülmüştür. Yüce Mahkemenizin de bildiğigibi, bu girişime yalnızca HADEP değil, bir çok siyasal parti, dernek, sendikave demokratik kitle örgütü yanında, tek tek kişi bazında da pek çok aydın,yazar, siyasetçi de destek vermiştir.
Bugüne kadar, ne İstanbul'da kurulan irtibat bürosu ve ne de bu girişime destekveren kişi ve kuruluşlar aleyhine herhangi bir dava açılmış değildir.
Barışıamaçlayan bir girişime, barıştan yana tüm kurumların ve kişilerin destekvermesinden daha doğal bir davranış olamaz. Kimden gelirse gelsin, barışıamaçlayan bir etkinliği desteklemenin suç sayılması; savaşın desteklenmesidemektir. Ülkemizin her şeyden önce toplumsal barışa ihtiyacı vardır. Barışistemlerinin yargılanması, buna karşılık savaş çığırtkanlığının kabul görmesiülkemiz için bir ayıptır. Barış Treni'nin engellenmesi üzerine, Türkiye'de veyurt dışında lehte ve aleyhte pek çok düşünce ileri sürülmüş, değerlendirmeleryapılmıştır. Kimileri engellemeyi alkışlarken, kimileri engellemeyi kınamışlardır.Bu durum son derece doğaldır. Bu bağlamda MED TV'de de değerlendirmeleryapılmıştır. Bu değerlendirmelere bakarak; farklı konum ve yapıdaki örgütlerarasında paralellik kurmak, siyasal ve ön yargılı bir yaklaşımdır.
D.l.bAçlık Grevleri Konusu ;
İddianamede1998 yılında 8 kez kimi il ve ilçe binalarında tutuklu yakınlarının açlık grevigirişimleri olduğu iddia edilmiştir. Bu açlık grevlerine kimlerin katıldığı,kaç gün sürdüğü, nelerin talep edildiği; nasıl sona erdiği; herhangi yasal birsoruşturma konusu edilip edilmediği belli değildir. Bu konuda herhangi birkanıt da bulunmamaktadır. Soyut bir şekilde HADEP'in bu açlık grevlerinidesteklediği iddia edilmiştir ki bunu doğrulayan bir kanıt da bulunmamaktadır.
İddianamede,PKK'nın "Zindan Komisyonu" kurduğundan ve cezaevlerindeki açlıkgrevlerinin bu komisyon tarafından örgütsel olarak yönlendirildiğinden sözedilmektedir. Bu iddia doğru ya da yanlış olabilir. Fakat, iddianın HADEP ileilgisi ya da bağlantısı nedir. İddia edilen komisyonun kurulmasında HADEP'inrolü mü vardır ' Ya da bu Komisyon HADEP'e talimat mı vermiştir '
Herkesinde bildiği gibi, cezaevlerinde zaman zaman açlık grevleri ya da direnişlerolmaktadır. Cezaevinde yakınları olan aileler, bu eylemlerin onlara zararvermesinden endişe etmekte, bunun sonucu olarak da bu eylemler süresincecezaevlerinin önünde gece, gündüz bekleşmekte, bazan da kamuoyunun dikkatinisoruna çekmeye çalışmaktadırlar. Ateş düştüğü yeri yakar. Çocuğu, kardeşi, eşiya da babası cezaevinde olan kişinin, açlık grevlerinin sona ermesi veyakınının açlıktan ölmemesi için çaba göstermesi, bu amaçla siyasi partilerebaşvurması, onları tepki göstermeye zorlaması kadar doğal bir durum yoktur.Hangi nedenle cezaevinde olursa olsun, bir kimsenin çocuğuna, kardeşine,kocasına sahip çıkmaması düşünülemez. Bu yaşananlarla HADEP arasında bağlantıkurmak açık bir haksızlıktır.
D.l.cBasın Açıklamaları:
SiyasiPartiler Yasası'nın 101 nci maddesi, parti genel başkanının, genel başkanyardımcılarının ve genel sekreterinin parti adına yaptığı yazılı ve sözlüaçıklamaların partiyi bağlayacağını ve sorumluluk altına sokacağınıöngörmektedir.
Bunlarındışındaki parti mensuplarının yapmış olduğu yazılı ve sözlü açıklamalar partiyibağlamaz ve varsa sorumluluk açıklamayı yapana ait olur. İddianamede ise birkısım parti görevlilerine mal edilen açıklamalardan dolayı HADEP sorumlututulmakta, suçlamalara kanıt olarak gösterilmektedir.
Kaldıki DGM nezdindeki yargılamalarda, söz konusu açıklamaları yapmakla suçlanankişiler bu suçlamaları kabul etmemişler ve iddiaların doğru olmadığınısavunmuşlardır. Yani, bu açıklamaların yapılıp yapılmadığı ya da açıklamalarıniçeriklerinin iddianamede yazılı olan şekilde olup olmadığı kesinlik kazanmışdeğildir.
D.l.dToplantı ve Mitinglerde yasadışı örgüt bayrak ve flamalarının açılması:
Türkiye'dekilegal örgüt ve kurumların temel sorunlarından birisi, halka açık olarakyaptıkları kapalı salon ve açık hava toplantılarını tam olarak kontroledememeleridir. Bilindiği gibi, güvenlik güçlerinin çabaları da her zamanetkili olamamaktadır. Bunun sonucu olarak, kendi adını duyurmak ve eylem yapmakisteyen yasadışı örgüt mensupları bu toplantılara sızmakta, varlıklarınıkamuoyuna gösterebilmek için de kendi işaret ve flamalarını açmaktadırlar,özellikle, sol görüşlü siyasal partilerin ve mensuplarının özgürlükanlayışları; katı polisiye yöntemleri kullanmalarına, toplantıları sabote edenbu tür gruplara karşı şiddet yöntemlerine başvurmalarına engeldir. Bu yüzdende, bütün dünyada yasal sol partilerin ve diğer kurumların düzenledikleritoplantılarda, yasadışı örgütlerin gösterilerine engel olunamamaktadır.Hadep'in düzenlediği toplantılarda da zaman zaman bu tür istenmeyen olaylarmeydana gelmiştir.
Doğalolarak, bu tür olayların meydana gelmesinde kusuru olan parti yönetici vemensuplarının kişisel yasal sorumlulukları mevcut hukuk sistemi içerisindebelirlenir. Fakat, bu tür grupların eylem ve gösterilerinden bütün olarak birsiyasal partiyi sorumlu tutmak düşünülemez.
D.l.e.Yakalanan PKK militanlarının HADEP ile ilgili beyanları:
Devletkurum ve kuruluşlarının HADEP'e bakış açısı herkesçe bilinmektedir. Herfırsatta terör olayları ile HADEP arasında bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır.MGK gizli raporlarında HADEP açıkça hedef gösterilmiştir. Medya da bu konudaüzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Güvenlik güçleri de aynı yaklaşımla,gözaltına aldıkları her sanıktan mutlak surette HADEP aleyhine beyan almakistemekte, bunun için baskı ve işkence dahil her yola başvurmaktadırlar.
Tümbunlara rağmen; Hadep ile terör olayları ya da yasadışı örgütler arasındaherhangi bir ilişki bulunduğuna dair bu güne kadar en küçük bir somut kanıtgösterilememiştir. Yapılan iş, göz altına alman kişilerden "PKK'yakatılmadan önce Hadep'in .... il/ilçe teşkilatına gidiyordum", "Hadepbinalarında yapılan propagandalara inandım'' gibi soyut suçlamalar içerenbeyanlar almaktır. Kolluk kuvvetlerince zor ve baskı altında alınan bu türbeyanlar, yargılamanın diğer aşamalarında ilgililer tarafındanreddedilmektedir. Hadep'in yasa dışı faaliyetlere destek vermesi hiç birkoşulda söz konusu olamaz. Bu konuda inandırıcı bir tek kanıt yoktur.
D.l.f.Hadep Genel Merkezi'nde yapılan aramada bulunan kanıtlar:
10.02.1998günü Parti Genel Merkezinde arama yapılmış, bulunan ve el konulan kitap, dergi,kaset, dosya vs. düzenlenen bir tutanağa yazılarak hazır bulunanlar tarafındanimzalanmıştır. Ancak, dava açıldığında, arama tutanaklarında bulunmayan birkısım belge, yazı ve dokümanların aramalarda bulunmuş gibi dava dosyasınakonulduğu görülmüştür. Mahkeme önündeki sorgu ve savunmalardaki buna ilişkinitirazlar dava tutanaklarında bulunmaktadır.
Aramasırasında parti binasında bulunan İhsan DURUKAL isimli bir avukatın çantasındayapılan aramada; bir kısım yazılar bulunarak el konulmuştur. Adı geçen avukatgözaltına alınmamış ve partiden ayrılmasına izin verilerek, serbestbırakılmıştır. Fakat. Av. İhsan DURUKAL'ın çantasında bulunan yazı vedokümanlar, daha sonra HADEP ve yöneticilerini suçlamanın temel kanıtı olarakkullanılmıştır. Aynı iddialar, bu davanın iddianamesine de alınmıştır. Oysa,adı geçen şahıs parti üyesi dahi değildir. Bu şahsın evinde bulunan yazılardahi partiye mal etmek istenmektedir.
D.l.gParti İçi Eğitim Konusu:
Herparti gibi, HADEP'in de parti içi eğitime büyük gereksinimi vardır. HADEP'inher yasal faaliyetinin altında, başka nedenler aramak anlayışı burada dakendini göstermiş, eğitim çalışması yasa dışı örgütsel çalışmalar olarakgösterilmeye çalışılmıştır. Partinin eğitim amacında ve içeriğinde bir yasayaaykırılık varsa, bunun sorumluluğu partiye aittir. Buna karşılık, herhangi bireğiticinin partinin belirlediği amaç ve içerik dışına çıkarak anlattığı derste,yasaya aykırılık varsa bunun sorumluluğu doğrudan ilgili kişiye aittir. MilliEğitim Bakanlığı'na bağlı eğitim kurumlarında dahi, zaman zaman program dışı veyasaya aykırı ders verme olaylarının yaşandığı bilinmektedir.
DGMiddianamesinde bilinçli olarak, arama tutanaklarında bulunmayan; nereden venasıl elde edildiği belli olmayan bir takım yazı ve belgeler eğitim notlarıolarak lanse edilmiştir.
Anahatları ile; parti program ve tüzüğü; yazışma usul ve yöntemleri; resmikurumlarla ilişkiler; kongre, toplantı, miting gibi etkinliklerin yasal veidari prosedürü; parti üyelerinin hak ve yükümlülükleri; insan hakları ve hakihlallerinde başvuru yolları; demokratik sosyal devletin tamını ile Türkiye'ninekonomik ve sosyal sorunları gibi konular eğitim çalışmalarının temelinioluşturmaktadır.
Partiiçi eğitim çalışması yapılmasına 1997 yılında karar verilmiştir. Parti bülteninTemmuz 1997 tarihinde yayımlanan 3 ncü sayısında "Merkezi EğitimKomisyonu" nün hazırladığı "EĞİTİM ÜZERİNE'' başlıklı yazı yeralmıştır. Bu yazıda, eğitim çalışmasına karar verilmesinin nedenleri veeğitimin belli başlı konuları açıklanmıştır. Söz konusu parti bülteni DGM davadosyasında mevcuttur. Bu konuya ilişkin suçlamalar tümüyle asılsızdır.
D.2.DGM Savcılığı'nın 28.12.1998 gün ve 527 sayılı iddianamesine dayanan iddialar:
D.2.a11.11.1998 tarihli Murat BOZLAK imzalı basın açıklaması ve 13.11.1998 tarihli"Ankara İl Örgütü" yazılı açıklama:
Bubasın açıklamaları, DGM iddianamesinde (alıntı olarak da Başsavcılıkiddianamesinde) bu açıklamalar, "...A. Öcalan'ın İtalya'dan başlamak üzerebütün Avrupa'da hatta dünyada çetesine ve kendisine siyasi bir hüviyetkazandırmaya yönelik faaliyetlerine paralel açıklamalar olduğu..."şeklinde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme ve yaklaşımın "önyargı" dışında hiç bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu konuda esasa ilişkinsavunmada ayrıntılı açıklamalar yapılacaktır. Bu açıklamaların tek amacı"toplumda yaratılan şoven dalga nedeniyle halk arasında meydana gelecekhusumeti" önlemek ve "sağduyulu davranılması" hususunda uyarıdabulunmaktır.
D.2.b.Ankara İl Başkanlığı kongresinde yapılan konuşmalar ve Parti 01.11.1998tarihinde yapılan Büyük Kongresinde atılan sloganlar:
Ankaraİl Başkanlığı Kongresindeki konuşmaların hiç birisinde yasa dışı ya daTürkiye'nin bütünlüğüne aykırı sözler bulunmamaktadır. Tümüyle Türkler veKürtler'in kardeşliği temelinde konuşmalardır. Ayrıca, yapılan konuşmalarailişkin kasetler gerçeğe uygun olarak çözülmemiştir.
HadepBüyük Kongresinde ise, gerek parti yöneticilerinin ve gerekse katılandelegelerin söz ve davranışlarında herhangi bir suçlama nedeni bulunamadığıiçin, onbin kişi üzerindeki dinleyici topluluğundan bir kaç kişinin attığısloganlar partiye imal edilerek suçlanmak istenmektedir ki, bu kabul edilemez.Kongreye ait ses ve görüntü bantları incelendiğinde, suçlamanın ne denli haksızolduğu kendiliğinden anlaşılacaktır.
D.2.c.Parti Genel Merkezi'nde ve Parti'nin Türkiye genelindeki İl ve İlçe Binalarındayapılan aramalarda bulunduğu söylenen kanıtlar:
Dilekçemizinyukarı bölümlerinde açıklandığı üzere, HADEP ile ilgili tüm soruşturmalar,gerçek bir suç iddiasının lehteki ve aleyhteki kanıtlarını bulmak amacı iledeğil; "her ne olursa olsun suçlama" amacıyla yapılmaktadır. Bunedenle de, bir yandan soruşturmalarda DGM Soruşturmalarına göre dahi olağansayılmayan yöntemlere başvurulmakta; öte yandan da tüm soruşturma işlemleritaraflı bir şekilde yürütülmüştür. A. Öcalan'ın İtalya'da yakalanmasıdolayısıyla Türkiye'de bilinçli bir şekilde yaratılan şoven milliyetçi vesaldırgan ortam DGM Savcıları tarafından da Hadep aleyhinde bir fırsatbilinmiştir. Hadep'in parti binalarına ve mensuplarına saldıran devlet güdümlüfaşist unsurlar hakkında hiç bir soruşturma yapılmadığı, insanların linçedilerek öldürülmesine seyirci kalındığı bir ortamda, DGM Savcıları adetaHADEP'e saldırı emri vermiştir. Ankara DGM Savcısının emri ile aynı andaTürkiye'nin her yerinde parti binalarını polis basmış, binalardaki herkesistisnasız gözaltına alınmış ve aramalar yapılmıştır. Bu hava ve ortamiçerisinde, parti binalarında olmayan bir çok aleyhte kanıt parti binalarındabulunmuş gibi tutanak tutulmuş ve Ankara'ya gönderilmiştir. Tamamen güvenlikgüçlerinin inisiyatifinde olan bu arama işlemlerinin adil ve tarafsız birşekilde yapıldığını, Türkiye'nin gerçeklerini bilen insaf sahibi hiç kimse iddiaedemez.
Tümbu aleyhteki çabalara rağmen, Parti Genel Merkezi ile tüm il ve ilçebinalarında yapılan aramalar, HADEP'e yönelik suçlamaların haksızlığını ortayakoyduğu için; tutanaklar abartılı ve gerçekleri saptıracak şekilde tutulmuştur.
Örneğin,bir dergi sayfasındaki resim, tutanaklara "parti binasında PKKbayrağı" bulundu şeklinde geçmiştir. Önce, suçlama ve soruşturma içinbahane edilen ve daha sonra da iddianamelerde suçlama konusu edilmeyen, duvartakvimleri bu soruşturmanın arama tutanaklarına "'KürdistanHaritaları'" olarak geçmiştir.
Aramalarınhiç birisi hukuka uygun ve tarafsız bir şekilde yapılmamış, parti avukatlarınınhazır bulunmasına izin verilmemiştir. Arama tutanakları gerçek dışı tutulmuş,parti binalarında olmayan aleyhte kanıtlar polis tarafından tutanaklara dahiledilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, tutanaklarda olmayan kanıtlar sonradandava dosyasına konulmuştur. Dolayısıyla, bunların hiç birisinin kanıt olarakkabul edilme olanağı yoktur.
D.3.Ankara DGM Savcılığı'nın 23.08.1996 gün ve 83 sayılı İddianamesine dayananiddialar:
D.3.a. Türk Bayrağı'nın indirilmesi olayı:
23.06.1996tarihinde yapılan Halkın Demokrasi Partisi 2. Büyük Kurultayında; salonaçatıdan sarkacak şekilde çok büyük boyutlarda bir bayrak asılmıştır. Fakat, PartiGenel Başkanı Murat BOZLAK'ın, bayrağa arkası dönük olarak konuşmasını yaptığısırada; çatıya çıkmış bulunan bir ya da birkaç militan tarafından TürkBayrağı'nın ipleri çözülerek aşağı bırakılmış, salonun bir başka bölümüne de A.Öcalan'ın posterini asmışlardır. Türk Bayrağı'nın, Parti Genel Başkanı vekongreyi yöneten Divan'ın arka bölümünde asılı olması nedeniyle, gerek divanüyeleri ve gerekse M. Bozlak, olayı önce fark etmemişlerdir. Ancak yapılanuyarılar üzerine durum fark edilmiş, gerekli uyarı ve müdahaleler yapılmıştır.Fakat, yere düşürülen Türk Bayrağı"nın yerine asılması çatının yüksekliğinedeniyle fiilen mümkün olmadığı için, Parti Genel Merkezinden getirilen başkabir Türk Bayrağı, divan kürsüsünün önüne asılmıştır. Bütün bu olaylar sırasında,salonda görevli yüzlerce polisin herhangi bir müdahalesi de olmamıştır.
Kurultayınbitmesinden ve oy sayımının tamamlanmasından sonra, gece 01.00 sıralarındasalonda bulunan tüm parti görevlileri gözaltına alınmış ve sorgulamalarsonrasında 41 kişiden 40 kişi hakkında tutuklama kararı verilmiştir. TürkBayrağı'nın indirilmesi ile en küçük bir ilgileri olmadığı bilindiği halde gözaltına alınan 41 kişiden 40'nın tutuklanması, DGM savcılarının ve yargıçlarınınHadep ve mensupları ile ilgili soruşturmalardaki yaklaşımını açıkça ortayakoymaktadır. Şimdi aynı iddialar partinin kapatılmasına gerekçe yapılmakistenmektedir.
Esasailişkin savunmamızda, bu suçlama ve yapılan yargılama ile ilgili daha genişaçıklamalar yapılacaktır.
D.3.b.24.06,1996 tarihinde Parti Genel Merkezi'nde yapılan aramada bulunduğu ilerisürülen kanıtlar:
Hersoruşturmada olduğu gibi, bu kez de 24.06.1996 tarihinde Parti GenelMerkezi'nde arama yapılmıştır. Bu aramada da parti avukatlarının bulunmasınaizin verilmedi. Aramalardan sonra tutulan tutanaklara göre parti merkezinde,Kürd-Alman Haber Ajansına ait bültenler, çeşitli konulara ilişkin bazı yazılar,yakılan ve boşaltılan köylere ait liste, bazı tutukluların gönderdikleridilekçeler, kitaplar ve dergiler, bulunmuştu. Yargılama sırasında tutanaklardabulunmayan birçok yazı ve belgenin sonradan dava dosyasına konulduğu anlaşıldı.Hatta, avukat olan sanıklardan birinin Bursa'daki bürosunda yapılan aramalarda,dava dosyasından çıkarılan belgeler "sanığa ait yasadışı örgütsel doküman"olarak dava dosyasına konuldu.
NitekimDGM önündeki yargılamada da, ne arama tutanakları ve ne de aşağıdadeğineceğimiz başka davaların sanıklarının Hadep aleyhindeki beyanları hükmeesas alınmıştır. Bu iddia ve kanıtlar, bir propaganda aracı olarak kullanılmış,partinin ve yargılanan sanıkları kamuoyu önünde suçlu göstermenin fonlarınıoluşturmuştur. Yüce Mahkeme önündeki yargılamada da iddia ve kanıt olarak elealınması mümkün değildir.
D.3.C.Başka davaların sanıklarından, gözaltında bulunduktan sırada kollukkuvvetlerince zor ve baskı altında Hadep aleyhine alınan beyanlar:
TürkBayrağı'nın indirilmesi olayı nedeniyle başlatılan soruşturma sonucunda, davadosyasına 100'ün üzerinde kişinin Hadep aleyhinde verdikleri beyanlarkonulmuştur. Bunların, çoğu fotokopi ve onaysızdır. Yalnızca emniyetanlatımlarının dava dosyasına konulmasına dikkat edilmiş. Savcılık ve Mahkemeönündeki anlatımlar konulmamıştır. Yargılama sırasında, yapılan itirazlarüzerine bunların bir çoğu duruşmada kanıt olarak okunmamıştır. Hangikoşullarda, nerede ve ne zaman alındıkları bilinmeyen bu beyanlar mahkemeninbozmadan önceki ilk hükmüne de esas alınmamıştır. Kanıt olarak dayanılmasıolanağı yoktur.
E.DURUŞMA YAPILMASI İSTEMİMİZ:
SiyasiPartilerin kapatılması ile ilgili davalarda, davalı partinin "duruşmayapılması" istemlerinin Yüce Mahkeme tarafından kabul görmediğibilinmektedir. Yüce Mahkeme'nin bu eğilimine karşın, davamızın duruşmalı olarakyapılmasını istemek zorunluluğu bulunmaktadır.
Bugüne kadar, Yüce Mahkeme'nin önüne gelen kapatma davalarında olay ve olgularkonusunda taraflar arasında (Yargıtay C. Başsavcılığı ve ilgili parti) açık birçekişmenin olmadığı görülmektedir. Tartışma, eski deyimi ile "sübut"konusunda değil "sabit görülen" eylemlerin kapatma nedeni sayılıp sayılamayacağı,diğer bir anlatımla olayların nitelendirilmesinde yoğunlaşıyordu. Davamızdaise, eylemlerin nitelendirilmesinden çok, yüklenen eylemlerin gerçekleşmiş olupolmadığı konusu önem taşımaktadır. Örnek vermek gerekirse; önceki davaların hiçbirisinde yüzden fazla kişinin parti aleyhinde verdiği polis anlatımlarınadayanılmıyordu. Ya da, başkalarının görüş, düşünce ve beyanları partiye maledilerek, suçlanmıyorlardı. Benzer iddialarla, bir kaç kez soruşturma yapıp(eylemlerin odağı haline geldiği izlenimini uyandırmak için) her defasında tümparti yöneticilerinin tutuklandığı bir başka örnek de yoktur. Hakkında yapılansoruşturmaların ve toplanan kanıtların bu kadar şaibeli olduğu bir başka partikapatma davası da yoktur.
YüceMahkemenizin tüm bunları gözeterek, tüm iddia ve kanıtların mahkeme önündetartışılmasını ve adil bir yargılama yapılabilmesini sağlamak için duruşmayapılması istemimizi kabul edeceğine inanıyoruz.
SONUÇVE İSTEM : Açıklamaya çalışılan nedenlerle;
Öncelikle,dilekçemizin (A) bölümünde açıklanan gerekçelerle Yöntem ve yasaya aykırı olanYargıtay Başsavcılığı İddianamesinin REDDİNE karar verilmesini, bu istemimizkabul edilmediği takdirde de;
1.Suçlama konuları ve yasal dayanaklarının Yargıtay Başsavcılığınaaçıklattırılmasına ve yapılacak açıklamadan sonra tarafımıza yeniden ön savunmahakkı verilmesine;
2.Dayanılan kanıtlarla ilgili açıklamalarımız dikkate alınarak; adil olmayan vehukuka aykırı yöntemlerle elde edilen kanıtların yargılamaya esas alınmamasınave durumun taraflara bildirilmesine;
3.Ankara l Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki 1998/104 Esas sayılı davadosyasından, bozmadan önceki mahkeme kararının ve Yargıtay bozma ilamınıngetirtilmesine;
4.Parti yöneticilerinin Ankara l ve 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündekisorgu ve savunmalarının getirtilmesine;
5.Hadep aleyhinde beyanda bulundukları iddia edilen kişilerin Mahkeme önündekibeyanlarının getirtilmesine ve bu kişilerin yargılandıkları davalarınsonuçlarının sorulmasına;
6.Hadep genel merkez yöneticileri ile il ve ilçe yöneticileri hakkında yasadışıörgüte üye olma ya da yardım etme suçlarından (TCY.nın 168 ve 169 ncu maddeleriuyarınca) kesinleşmiş mahkumiyet kararı olup olmadığının sorulmasına;
7."Musa Anter Barış Treni'' girişimi dolayısıyla herhangi bir kişi ya dakurum aleyhine dava açılıp açılmadığının, açılmış ise dava sonucununsorulmasına;
8.Yüce Mahkeme'nin Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Sosyalist Parti ileilgili kapatma kararlarının AİHS'ne aykırı olduğu yönündeki Avrupa İnsanHakları Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararların dava dosyasına konularak, bukararların gereklerinin davamızda göz önünde bulundurulmasına;
9.Yüce Mahkeme tarafından daha önce kapatılmasına karar verilen Halkın EmekPartisi (HEP), Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) ve Demokrasi Partisi (DEP)ile ilgili olarak bu kararlar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nayapılan başvurular hakkında "Kabul Edilebilirlik" kararları verildiğive Komisyon Raporlarının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine sunulduğu dikkatealınarak ve iddialardaki benzerlikler gözetilerek, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin bu partilerin başvuruları ile ilgili vereceği kararların, budavanın yargılaması yönünden "bekletici sorun" sayılmasına;
YargılamanınDURUŞMALI olarak yapılmasına; karar verilmesini, vekil olarak saygı iledilerim."
V-ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının 9.4.1999 günlü, SP.60 Hz.1999/37 sayılı esashakkındaki görüşü şöyledir:
"1-Yirminci yüzyılın en kanlı terör örgütü olup, gelirlerinin çoğunu uyuşturucuticaretinden sağlayan PKK örgütü ile, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) arasındaorganik bağlantı bulunduğu.
2-HADEP'in daha önce kapatılan HEP ve DEP gibi, tamamen PKK'nın denetimindeolduğu; bu örgütün merkez Komitesinden aldığı emir ve talimatlar doğrultusundaeylemler düzenlediği,
3-HADEP kongrelerinin, PKK örgütü ile, bu yasadışı örgütün başı Abdullah Öcalanlehine gösteri yapılan alanlar haline getirildiği,
4-HADEP il ve ilçe örgütlerince düzenlenen seminerler ile, HADEP'in oluşturduğuGençlik, Kadın, Sağlık ve İşçi Komisyonlarınca düzenlenen toplantılara katılanvatandaşlarımıza, Anayasal düzenimize ve üniter devlet yapımıza karşı,düşmanlık derecesine varan görüşmeler empoze edilmeye çalışıldığı,
5-HADEP'in il ve ilçe örgütlerinde: Kürt orijinli vatandaşlarımızı, PKK etrafındaörgütleme, PKK'ya taban oluşturma, PKK'nın yurtiçi ve yurtdışı kamplarıyla,örgütün dağ kadrosuna militan gönderme faaliyetlerinin yürütüldüğü ve böyleceHADEP il ve ilçe örgütlerinin, PKK'nın "Askere Alma Daireleri'"haline getirildiği, Kuşkuya yer bırakmıyacak biçimde anlaşılmıştır.
Sözkonusuiddianamemizin tanziminden sonra, 1.3.1999 gün ve 214 sayılı yazımızlaMahkemenize gönderdiğimiz ABDULLAH ÖCALAN'ın 22.2.1999 tarihli ifadesinde deHalkın Demokrasi Partisi'ne ilişkin olarak:
(Seçimlerdenevvel ZÜBEYİR AYDAR, AHMET TÜRK, HATİP DİCLE, LEYLA ZANA, SEDAT YURTTAŞ, SIRRISAKIK'la görüştüm. Bunların bir kısmı ile bizzat yüz yüze görüştüm. Yüz yüzegörüştüğüm kişiler arasında LEYLA ZANA, AHMET TÜRK, SEDAT YURTTAŞ, ZÜBEYİRAYDAR vardır. Diğer milletvekili adaylarıyla telefon ile görüştüm. Yüz yüzegörüşmeler Suriye ve Lübnan'daki evimde olmuştur.
lnci Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Kürt milletvekilleri de meclisekendi kıyafetleri ile gelmişlerdi ve kendi dilleri ile konuşuyorlardı. Esasenbunların bir çoğu Türkçe'yi bilmiyordu. Ben o zaman seçilen milletvekillerinemeclise kendi kıyafetleriniz ile gidebilirsiniz. Meclis'te Kürtçekonuşabilirsiniz, yani Kürt olduğunuzu belirtebilirsiniz şeklinde talimatverdim, daha sonra onlara böyle bir görüş ilettim.
...HADEPbünyesinde yurt içinde oluşturulan Gençlik ve Kadın Komisyonlarında yapılaneğitim çalışmalarıyla Romanya ve Moldavya gibi ülkelerde yapılan eğitimçalışmaları tamamen benim perspektifime, görüşlerime uygun olarak yapılançalışmalardır. Ben kendilerine buraya PKK ideolojisini taşıyamazsınız siyasalve yasal gerçeklere uygun bir eğitim yaparak bilinçlenmeyi sağlayacaksınızdiyordum.
Romanyave Moldavya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahalecigrupların HADEP'in faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi olduklarıdoğrudur. Yurtdışındaki ve özellikle Romanya'da ki eğitim çalışmalarını MehmetHoca Kod CEVAT SOYSAL yürütmüştür, MEHMET HOCA Kod CEVAT SOYSAL benimletelefonla irtibat kurarak görüş ve talimatlarımı alıyordu.
HADEP'inil ve ilçe teşkilatlarında gerek yurtdışındaki kamplara ve gerekse kırsal alanaeleman gönderme faaliyetinin yürütüldüğü doğrudur.
HADEP'inkuruluşu sırasında Avrupa teşkilatımız vasıtasıyla para yardımı yaptık.Zannederim bu yardım 200.000 mark civarında idi kendileri adına düzenlenengecelerde toplanan paralar bu şekilde bu partiye aktarılmıştır.
Halencezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK mensubu SABRİ OK'un HADEP'lilere talimatlarverdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir...
HADEP'leolan işbirliğimizi şu çerçevede anlatabilirim. Madem ki bu parti bizimtabanımıza dayanıyor bizi temsili doğru olarak yapması ve bunun içinde eğitimgörmesi gerekir. Siyasi bir realite karşısında yasal bir parti olduğunu daunutmaması gerekir.
...18Nisan 1999 tarihinde yapılacak milletvekili seçimleri dolayısıyla HADEP'in CHPveya DTP ile ittifak yapıp yapamayacağı konusunda benden Avrupa'da kigörevlimiz Şahir Kod FERHAT ABDİ ŞAHİN vasıtasıyla görüş soruldu ben her ikiparti içinde yapılacak ittifak için olumlu görüş belirttim. Her iki partininbaraj sorunu vardı. Bu nedenle HADEP ile her ikisinin de ittifak yapmasımümkündü. Cumhuriyet Halk Partisi bu ittifak görüşmesinde bazı şartlar ilerisürmüş. Seçimlerden sonra HADEP bünyesinden milletvekili olanların parti içindekalması, kürt sorununun Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerine göre çözülmesive sivri isimlerin aday olmaması gibi isteklerde bulunmuş bende bunu normalkarşıladım ve ittifak çalışmasına devam edin dedim. Keza DTP Genel BaşkanıHÜSAMETTİN CİNDORUK'un da uzun bir demokrasi deneyimi olması ve bu partinin dedemokrat yapıda bir parti olması nedeniyle bu ittifakı da onayladım. DTP'ninkontenjan istediğini yani ön sıralarda yer istediğini söylediler. Bunun üzerineHÜSAMETTİN CİNDORUK'un Diyarbakır'da, İSMET SEZGİN'in Batman'da adaygösterilebileceğini belirttim)
Demeksuretiyle, iddialarımızı doğrulamıştır.
Yine29.1.1999 tarihli iddianamemizin tanziminden sonra tutuklu MEHMET AKTAR'ınBaşsacılığı'na gönderdiği ve mahkemenize sunduğum 5 sahifeden ibaret yazı,tutuklular Mehmet Aktar, Mehmet Alkın, Arif Sakık, Raşit Akçan ve MehmetYazar'ın, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısınca alınan 2.3.1999 tarihli ifadelerininiçeriğinden PKK örgütü ile, HADEP arasındaki organik bağlantı kesinliklekanıtlanmaktadır.
Herne kadar, 25.2.1999 tarihli dilekçemizle istediğimiz:
(
Yolundakitalebimiz Mahkemenizce reddedilmişse de; talebinin kabulüne veyareddine dair kararların teşkil etmedikleri ve her zaman değiştirilebileceklerigözönünde tutularak, aşağıdaki hususların dikkatinize sunulmasında yarargörülmüştür:
1-Konuyu iyi bildiğine inandığımız, yüzlerce Yüksek Mahkeme Başkan ve üyeleriile, Anayasa Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku profesörü ile tartışma olanağıbuldum. Bu konudaki kararınızı haklı bulan, başka bir deyişle, yolundagörüş belirten tek kişiye rastlamadım.
2-Kararınız büyük bir infiale neden olmuştur.
Bensadece iki vatandaşımızın görüşlerini aktarmakla yetineceğim. CumhurbaşkanımızSÜLEYMAN DEMİREL 13.3.1999 tarihli STAR "Gazetesinde yayınlanan, ALİBAYRAMOĞLU ile yaptığı söyleşide şöyle diyor:
(Güneydoğusorununun bir yönü de temsil meselesidir. HADEP'in seçimlere katılması,"Kürtçüler şu kadar oy aldı" havasını içeride ve dışarıda doğuracaksa,bu parti seçimi ideolojisini anlatma, devleti hedef alma haline getirecekse,seçim seçim olmaktan çıkar, üniter devletin aleyhine bir vesika haline gelir.Buna hiçbir üniter devlet müsade etmez...
Benhep demokrasiyi savundum. Ama şu anda Türkiye'nin meselesi iç barıştır. İçbarış, iç huzur için herkesin fedakarlığı gerekir. Etnik ve dinsel talepleridikkate alan çağdaş demokrasi tartışmaları Türkiye için zamansız, hattatehlikelidir).
PiyadeÜsteğmen OĞUZ ŞANAL, şahsıma yazdığı mektupta şöyle diyor:
(inseçimlere girmemesi için verdiğiniz mücadele, yaptığımız silahlı mücadeleninbaşarıya ulaşması açısından çok gerekliydi. Sonucun olumsuz olması"terörü, PKK'yı ve onun destekçilerini iyi tanıyan insanlar> için üzücüolmuştur. Fakat sizin orada olduğunuzu hissetmek bizi mücadelemizde daha azimlive kararlı bir duruma getirmektedir.
Eğervatan biz askerlere minnettarsa;
Bizaskerler de size minnettarız).
3-Eğer davalar sonuçlanmadı diye, terör örgütleriyle bağlantılı olduğu delillenenpartilerin dahi seçimlere girmesine her seçimde, bu şekilde izin verilecekolursa; pek yakında yüzlerce, hatta binlerce terörist milletvekili, BelediyeBaşkanı, belediye Meclisi Üyesi, İl Genel meclisi Üyesine sahip olacağızdemektir. Sonradan bu partiler kapansa ne yararı var' Yeni isimle, benzerinikurarlar ve yine seçimlere katılırlar. Aynı fasit daire devam eder.Anayasamızın 68 ve 69 ncu maddeleri kâğıt üzerinde kalır. Asıl telafiedilemeyecek durum budur ve böyle bir ülkede yaşayamaz.
SONUÇ:Ülkemizin bütünlüğünün Kurtuluş Savaş'ımızın başlangıç yıllarında olduğu kadartehlikede olduğu ve Sevr'i hortlatmaya çalışan aynı iç ve dış güçlerin hasmanetutumu ile karşı karşıya bulunduğumuz gözönünde tutularak:
1-Anayasa Mahkememizin derhal toplanarak, vereceği bir kararı ile, HalkınDemokrasi Partisi (HADEP)'in her türlü siyasî faaliyetten men edilip, seçimlerekatılmasının engellenmesine karar verilmesi,
2-Bu karardan sonra, normal prosedürü içinde davaya devam edilerek: Anayasamızın68 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği, 2820 sayılı SiyasîPartiler Kanununun 78, 79, 80, 81 ve 82 nci maddelerinde yazılı yasaklaraaykırı eylemlerde bulunduğu açıklıkla anlaşıldığından, Halkın Demokrasi Partisi(HADEP)'nin kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim."
VI-SON SAVUNMA
DavalıParti'nin 23.6.1999 günlü son savunması şöyledir:
"1.HADEP'in tasfiyesi yönündeki "Devlet Kararı"nın uygulanmasına yönelikplan ve bu planın yürürlüğe konması için yapılan uygulamalar yargılamayısakatlamıştır. Bu sakatlık, daha baştan objektif anlamda yansız ve adil biryargılama yapılmasının koşullarını ortadan kaldırmıştır:
A.l.a.HADEPaleyhine kapatma davası açılmasını sağlamaya yönelik uygulamalar:
Bugüne değin Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kapatma kararlarının çoğu."devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü" ilkesinedayandırılmıştır. Başta Anayasa olmak üzere pozitif hukukumuzdaki, düşünceaçıklama ve örgütlenme özgürlüklerini sınırlandıran hükümlerin, demokratikilkelere ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelere uygunolup olmadığı sorunu yıllardır hukukçular ve siyasal bilimciler tarafındantartışılmaktadır. Mevcut normların amacı aşacak şekilde ve Özgürlükleri daha dadaraltacak yönde yorumlanıp, uygulanması da sorunun bir başka boyutudur.
FakatYüce Mahkeme önünde görülmekte olan bu davamızda, yukarıda açıklanan sorunlaraek olarak ve çok daha vahim bir durum vardır. Bu da ne program ve tüzüğü ve nede açıkladığı siyasi görüş ve düşünceler dolayısıyla Anayasal ve yasalhükümlere aykırı davranmayan bir siyasal partinin, salt siyasal yaklaşımlarlave yapay nedenler yaratılarak yargı önüne defalarca çıkarılması, bu suretle dekapatılma davasının gerekçelerinin elde edilmeye çalışılmasıdır.
Devletin.Halkın Demokrasi Partisi ile ilgili ön yargısı ve bu partinin mevcut hukuknormlarına aykırı olmasa dahi, resmi devlet ideolojisi ile çelişen siyasalgörüş ve düşünceleri; öncelikle işlevsiz kılınması ve ilk fırsatta da aleyhinekapatma davası açılması yönünde bir "devlet kararı" alınmasına yolaçmıştır. Devletin bu yaklaşımı zaman zaman basına da yansımıştır. Örneğin,18.12.1996 tarihli basında yer alan "Milli Güvenlik Kurulu GizliRaporu"nda HADEP'in tasfiyesi öngörülmektedir.
Devletkararı gereği olarak, her fırsatta parti yöneticileri hakkında toplusoruşturmalar açıldı ve bu soruşturmalar bahane edilerek, Türkiye tarihindebenzeri olmayan şekilde, ülke çapındaki tüm parti binalarında aramalar yapılıp,kanıt elde edilmeye çalışıldı, işte, görülmekte olan kapatma davasınındayandırıldığı DGM davaları, bu şekilde sudan nedenlerle soruşturma başlatılıp,daha sonra devlet olanaklarının kullanılması suretiyle yapay olarak yaratılankanıtlar bahane edilmek suretiyle açılan davalardır.
Çoğukez, soruşturmaların başlatılması için ileri sürülen iddialar ile, davaaçılmasında kullanılan iddialar birbirinden farklı idi. Bu durum, önce medyatikiddialarla soruşturma başlatıp, partinin kamuoyunda yıpratıldığını, daha sonrada hazırlık aşamasında ısmarlama temin edilen kanıtlara dayanılarak, farklıiddialarla dava açıldığını ortaya koymaktadır.
Örneğin,partinin ikinci olağan genel kurulunda "Türk Bayrağı'nın indirilmesi"eylemi, yüzlerce güvenlik görevlisinin gözleri önünde gerçekleştirildiği halde,bu eyleme hiç bir şekilde müdahale edilmedi. Daha sonra olaydan partiyöneticileri sorumlu tutularak, gece yarısı yapılan bir operasyonla 50'ninüzerinde parti yöneticisi gözaltına alındı. Oysa, önceki kongrelerdekieleştirileri dikkate alarak, çok büyük boyutta bir Türk Bayrağı'nı kongreyegetirip astıranlar yöneticilerdi. Bayrağın indirilmesinden sonra, bayrağıtekrar asmak isteyip, çok büyük olması ve asılamaması nedeniyle PartiMerkezinden daha küçük boyutta bir bayrak getirtip, konuşma kürsüsünün önüneastıranlar da yöneticilerdi.
Buolay, televizyonlarda aylarca ve yüzlerce defa gösterilmek suretiyle,kamuoyunun parti aleyhine oluşması sağlandı, bu olay bahane edilerek, tüm partibinalarında arama yapıldı. Gözaltına alınan parti yöneticilerinin tamamıtutuklandı. Bayrağı indiren kişiler yakalandığı ve yöneticilerin bu olayla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmasına rağmen, yöneticilerin büyük çoğunluğuhakkında ''silahlı örgüt yöneticisi olmak" iddiası ile TCY.nın 168/I maddesi,geri kalanlar hakkında da örgüt üyeliği iddiası ile TCY.nın 168/II maddesiuyarınca dava açıldı. Yaklaşık 8 ay tutuklu kaldıktan sonra, ancak hükümlebirlikte serbest bırakıldılar.
Ankara2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki 1998/38 nolu dava daha dailginçtir: önce, partinin bastırıp dağıttığı duvar takviminin üzerinde"Kürdistan" haritası olduğu ve bu takvimde öldürülen teröristlerinşehit olarak kabul edilip isimlerinin takvimde yer aldığı iddiaları ilerisürüldü ve DGM Savcılığı tarafından kamuoyuna bu yönde açıklama yapıldı. Buaçıklamalar basında manşet olarak yer aldı.
Dahasonra, 10.02.1998 tarihinde bütün parti binalarında arama yapıldı. Buaramalardan sonra da, üzerinde Kürdistan haritaları olan takvimlerin elegeçirildiği açıklandı.
Bugelişmeler üzerine. parti yöneticileri kendiliğinden DGM Savcılığı'nabaşvurarak, gelip ifade vermek istediklerini bildirdiler. Fakat, DGM Savcılığıbu istemi kabul etmedi, mutlaka polis vasıtası ile gözaltına alınacaklarısöylenildi. Bu uygulamanın da amacı, kamuoyuna parti yöneticilerinin polistarafından "zorla" gözaltına alındıkları mesajının verilmesi idi.
12.02.1998günü tüm parti yöneticileri polis tarafından gözaltına alındı. Bu haksızuygulamaya itiraz edildi.
Aylarcasonra dava açıldı. Fakat iddialar arasında, soruşturmanın başlatılmasına nedenolarak gösterilen, "partinin bastırdığı takvimlerde Kürdistan haritasıolduğu" iddiası yer almadı. İddianamede ağırlıklı olarak partinin eğitimçalışmaları suçlama konusu edildi. Yargılama sırasında da sanıklara takvimlerleilgili bir tek soru sorulmadı.
Yani,parti yöneticileri aleyhine soruşturma açılması ve tüm parti binalarınınaranması için "'takvim'" konusu BAHANE olarak kullanıldı. Amaç, 'TürkBayrağı'nın indirilmesi" ile ilgili dava ile yaratılan olumsuz imajıpekiştirerek, partinin kapatılmasının zeminini hazırlamaktı.
Buyaklaşım ve amaçla yapılan soruşturma işlemlerine, açılan davalara, davadosyasındaki kanıtlara nasıl güvenilecek ve nasıl bunlara dayanılarak nasıldeğerlendirme yapılacaktır. Sayın Başsavcının söylem ve istemleri halen de aynıyaklaşımın sürdüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle olunca, davanınaçılmasından sonra dava dosyasına konulmuş olan yeni kanıtlar için de aynıkaygılar yersiz değildir.
A.l.b.Yargıtay C. Başsavcılığı'nın yaklaşımı, dava açması ve sonrasındaki söylem veistemleri:
A.l.b.ıDavanın açılmasında izlenilen yöntem:
Yukarıdadeğinilen ve uygulamaya konulan plan gereği, yanlı ve siyasi amaçlısoruşturmalar sonucunda HADEP yöneticileri aleyhine ard arda davalar açılırken,partinin kapatılması için de hem DGM Savcıları tarafından ve hem de l NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı nezdinde suçduyurulan yapılmıştır. Bu suç duyurularının ilki, Ankara l Nolu Devlet GüvenlikMahkemesinin 04.06.1997 tarihli karandır.
YargıtayC. Başsavcısı. kendisine yapılan suç duyurularını işleme koymayarakbekletmiştir. Bunun nedenlerinden birisi, partinin kapatılmasına yeterli kanıtbulunmaması, diğeri ise uygun siyasi ortamın beklenilmesidir.
A.Öcalan'ın Roma'da yakalanması ve sonrasındaki gelişmeler, parti aleyhindekiplanın uygulamaya konulması için son derece elverişli bir ortam sağladı.Kimsenin karşı çıkamayacağı kavramlar, kamuoyu ve kamu görevlileri üzerinde tambir baskı unsuru olarak kullanıldı, yaratılan şoven dalga ile hukuk ve mantıkbir kenara itildi. Devlet kontrolündeki PKK ve İtalya aleyhinde gösteriler,HADEP binalarına saldırılmasına, bizzat polis tarafından parti binalarındakilevha bayrakların indirilmesine ve hatta bazı parti mensuplarının linçedilmesine kadar tırmandırıldı. Bu konularda herhangi bir yasal soruşturmayapılmamasına karşın, HADEP binalarında açlık grevi yaptığı savı ile, ülkegenelinde tüm HADEP binaları basılarak, içeride bulunan herkes gözaltına alındıve tutuklandı. Ankara 2 Nolu DGM nezdindeki son dava (1999/1 esas nolu) bukoşullarda hazırlandı.
SayınBaşsavcı, HADEP yöneticileri hakkında açılan bu son davayı da eski suçduyurularına ekleyip, kamuoyunda yaratılan uygun siyasi rüzgarı arkasına alarakkapatma davasını açmıştır.
SayınBaşsavcıyı 29 Ocak 1999 günü dava açmaya iten önemli bir sebep de, genelmilletvekili ve yerel yönetim seçimlerinin 18 Nisan 1999 günü yapılacağınınkesinleşmesidir. Her ne kadar seçimlerin 18 Nisan 1999 günü yapılması çokönceden kararlaştırılmış ise de. seçimlerin erteleneceği görüşü uzun süre hakimolmuştur. Fakat Ocak 1999 tarihine gelindiğinde, seçim takviminin resmenişlemeye başlaması ve siyasi gelişmeler seçimlerin ertelenmeyeceğini ortayaçıkardı. Ancak devlet yönetimi, HADEP'in seçimlere katılmasının sakıncalıolduğu görüşündeydi. Bu yüzden, Türkiye tarihinde ilk kez, seçimlere 2,5 aylıkbir süre kala bir siyasi parti aleyhine kapatma davası açılıyordu. Amaç, SayınBaşsavcı'nın deyimi ile "HER NE ŞEKİEDE ADLANDIRILIRSA ADLANDIR1LS1N...seçimlere katılmasının engellenmesi..." idi.
Davanınaçılmasından sonra Yüce Mahkeme'ye yaptığı başvurular ve medyaya yaptığıaçıklamalar da Sayın Başsavcı'nın hukuki olmaktan çok, siyasi bir yaklaşımladava açtığını tam bir açıklıkla ortaya koydu.
A.l.b.ııDavanın açılmasından sonraki gelişmeler ve dava dosyasına konan kanıtlar, hemkanıtların yetersizliğini ve hem de davadaki siyasi amacı bir kez dahadoğrulamıştır:
Amaç,öncelikle HADEP'in 18 Nisan 1999 seçimlerine katılmasına engel olmak olduğuiçin, dava açılması ile yetinilmedi. HADEP listelerinden seçime katılacakadayların başka bir partiden ya da bağımsız olarak seçimlere katılmamasını dagarantileyebilmek için, aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu'na verilmesi içinöngörülen sürenin dolması beklenildi.
24Ocak 1999 günü aday listeleri kesinleşince. Sayın Başsavcı 25 Ocak günü HADEPseçimlere katılmasının önlenmesi hususunda tedbir kararı(!) verilmesi için YüceMahkemenizde başvurdu. İstemin kanıtı yalnızca "duyumlar"dı. YüceMahkeme bu istemi oybirliği ile reddetti. Fakat, Sayın Başsavcı kararlı idi.Seçimlere 9 gün kala 9 Nisan 1999 tarihinde ikinci kez tedbir istemindebulundu. Medyanın siyasi desteğinin sağlanması önemli olduğu için de,dilekçeyi, Sayın Mahkemeye sunmadan bir gün öncesinde basına verdi. Bu kez,isteminin haklılığını kanıtlamak için dilekçesinde "iki vatandaş"ınaçıklamalarına yer verdi. Bu vatandaşlardan birisi sayın Cumhurbaşkanı ve biriside şiddet olaylarının yoğun olduğu bir bölgede görev yapan bir subaydı. SayınBaşsavcı, tedbir isteminde dahi hukuku değil, siyasi yaklaşımları ön planaçıkarıyor ve aksi düşünenleri neredeyse "vatan haini" ilan ediyordu.
Tedbiristemi ikinci kez reddedildi. Fakat, bu istemler, özellikle bağımsız vetarafsız yargı anlayışında onarılmaz yaralar açtığı gibi; kapatma davasınınhukuki kaygı ve nedenlerden çok, siyasi nedenlere dayandığını da bir kez dahaortaya koydu.
Davaaçılmasından sonra, dava dosyasındaki bu gelişmeler olurken, diğer devletbirimleri de açılan bu davayı haklı kılmanın kanıtlarını elde etme yönündeseferber oluyordu. İşte bu çabalarla A. Öcalan ve diğer bazı sanıklardan HADEPaleyhine beyanlar alındı ve dava dosyasına konuldu. Fakat, aşağıda ayrıntılıolarak açıklanacağı üzere, özellikle A. Öcalan'ın hangi koşullarda alındığıbilinmeyen anlatımları da Sayın Başsavcı'nın HADEP aleyhindeki iddialarınıdoğrulamamıştır.
A.I.b.ıııEsas Hakkındaki Görüşe hakim olan anlayış:
AnayasaMahkemesi'nin uyguladığı yöntem uyarınca, Yargıtay C. Başsavcılığı tarafındanhazırlamış olan iddianame tarafımıza bildirilmiş ve ön savunmamız alınmıştır.Ön savunmamız C. Başsavcılığı'na bildirilmiş ve davanın esası hakkındakigörüşlerinin açıklanması istenilmiştir.
YargıtayC. Başsavcılığının davanın esası hakkındaki görüşünde; davanın açılmasındansonra dava dosyasına giren kanıtlar ile davalı yanın ön savunmasında önesürdüğü itiraz ve görüşler dikkate alınarak; dava dosyasındaki kanıtlarınirdelenmesi suretiyle, partiye isnat edilen eylemlerin kanıtlandığının ve bueylemlerin hukuksal olarak kapatma nedeni olduğunun, açıklanması beklenirdi. Enbasit bir ceza davasında dahi C. Savcısının esas hakkındaki görüşünde,açıkladığımız hususlar bulunmaktadır.
Fakat,Yargıtay C. Başsavcılığının 09.04.1999 tarihli "Esas Hakkında Görüş"ünde; iddianamede yer alan iddialar ve tarafımızdan verilen ön savunma ileilgili bir tek cümle dahi bulunmamaktadır. Esas hakkındaki görüş tümüyle,davanın açılmasından sonra dava dosyasına konulan A. Öcalan ve diğer bazıkişilerden ısmarlama bir şekilde HADEP aleyhine alınan tek yanlı anlatımlaradayandırılmıştır. Bu durumdan iki Önemli sonuç çıkarmak olasıdır:
Birincisi,davanın kabul edilebilir kanıtlar olmadan ve tümüyle "ya tutarsa"mantığı ile açıldığıdır. İkincisi. Sayın Başsavcı'nın kendi iddiaları iletarafımızdan yapılan savunma ve itirazlarımızı tartışmayacak kadar davanınsonucundan emin olduğudur.
Yeterlikanıt olmadan, yalnızca siyasal istem ve kararlarla bir siyasi parti aleyhinekapatma davası açılmış olması, Türkiye Demokrasisi ve Yargıtay C.Başsavcısı'nın konumu yönünden kaygı vericidir.
SayınBaşsavcı"nın davanın sonucundan eminmiş gibi davranmasının da, baştaAnayasa Mahkemesi olmak üzere, Türkiye yargısına zarar verdiği inancındayız.
A.2.Ön savunma dilekçemizde yer alan istemlerimiz konusunda Sayın Mahkemeniztarafından olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş, bu da yapacağımız savunmada belirsizlikler yaratmıştır:
A.2.aAnayasa ve Siyasi Partiler Yasası hükümleri ile parti faaliyetleri arasındaherhangi bir bağlantı kurulmadan; yalnızca tek yanlı değerlendirme veiddialarla partinin kapatılması talep edilmiştir. Somut parti faaliyetleri ileAnayasa/yasa hükümleri arasında neden/sonuç ilişkisi kurulması verine, ihtiyatitedbir isteminde olduğu gibi her ne suretle olursa olsun" HADEP'inkapatılmasının istenilmesi yeğlenilmiştir. Aynı yaklaşım esas hakkındaki görüşede hakimdir. İddiaların ve bunların yasal dayanaklarının Y. C. Başsavcısı'naaçıklattırılması istemimiz konusunda Yüce Mahkeme herhangi bir kararvermemiştir
YargıtayC. Başsavcısı'nın 09.04.1999 tarihli Esas Hakkındaki Görüşünde, temel olarakHalkın Demokrasi Partisi ile PKK arasında organik bağ bulunduğu iddiasınadayanılmıştır. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlamak gayreti ile de, A. Öcalan'aatfedilen bazı anlatımlara yer verilmiştir.
Bunakarşılık. Sayın Başsavcı'nın dilekçesinin "Sonuç" bölümündeAnayasa'nın 68/IV, Siyasi Partiler Yasası'nın 78-79-80-81 ve 82 nci maddeleriuyarınca partinin kapatılması istenilmiştir. Partinin somut olarak hangifaaliyetlerinin değinilen Anayasa ve Yasa hükümlerine aykırı olduğuaçıklanmamıştır. "PKK ile organik bağ iddiasının" dayanılan tümAnayasa ve Yasa kurallarının ihlali anlamına geldiği düşünülebilir. Ancak böylebir yaklaşım hukuki değil siyasi bir yaklaşımdır. Ayrıca, somut bir savunmayıengelleyicidir. "HADEP'in PKK ile bağlantısı olmadığı'" yönünde misavunma geliştirilecektir, yoksa HADEP'in, esas hakkındaki görüşte yer alanAnayasa ve Yasa hükümlerine aykırı faaliyeti olmadığı mı kanıtlanmayaçalışılacaktır ' Başka bir anlatımla; davanın reddi için HADEP'in PKK ileorganik bağlantısının bulunmadığını kanıtlamak, yeterli sayılacak mıdır'HADEP'in PKK ile bağlantısı olduğu iddiası doğru olmasa dahi, kapatılmasınıgerektirecek başka faaliyetleri var mıdır' Varsa bu faaliyetler hangileridir vehangi hukuki norma aykırılık oluşturmaktadır '
İsnadınbu denli muğlak olduğu bir davada savunma görevi nasıl yerinegetirilebilecektir' İsnadın belirsiz olduğu ve Başsavcılığa açıklattırılmasıgerektiği ön savunmamızda belirtilmişti. (Ön savunma sh. 2-5, A.2. nolu ayrım,Sonuç bölümü md.l) Ancak, Yüce Mahkeme bu istemimizi olumlu ya da olumsuz birkarara bağlamamıştır.
A.2.bDava dosyasına konulan ya da iddianamede dayanılan kanıtlar, hukuka uygun, adilve tarafsız bir soruşturmanın ürünü olmadıkları için; yargılamaya ve hükme esasalınması mümkün değildir. Buna ilişkin istemimiz hakkında da Yüce Mahkeme birkarar vermemiştir:
Hukukauygun ve adil bir şekilde yürütülmeyen soruşturmalara ve bu soruşturmalarsonucu açılan ceza davalarına dayanılarak, Yüce Mahkeme önünde, vekilibulunduğumuz Halkın Demokrasi Partisi hakkında kapatma istemli dava açılması,daha baştan davayı sakatlamıştır. Adil yargılama ilkesi bir bütündür.Yargılamanın herhangi bir aşamasındaki hukuka ve adil yargılama ilkelerineaykırılık, yargılamanın tümünü ve sonuçta da verilecek hükmü adil olmaktançıkarır.
Dilekçemizindiğer bölümlerinde açıklandığı gibi. Halkın Demokrasi Partisi ve yöneticilerialeyhine açılan soruşturmaların tamamı siyasi amaçlıdır. Tümüyle özel amaçlarlakurulmuş olağanüstü mahkeme niteliğinde olan Devlet Güvenlik Mahkemeleriningörev alanına giren suçların hazırlık soruşturması; yine bağımsız vetarafsızlıklarından söz edilemeyecek (2845 sayılı Yasa'nın 5 ve 6 ncı maddeleriuyarınca atanan) askeri ve sivil savcılar tarafından özel amaca uygun olarakyapılmıştır. DGM savcıları soruşturmaları tarafsız bir şekilde yürütmemişler,aksine partiyi bir bütün olarak suçlamanın yapay kanıtlarım yaratmayaçalışmışlardır. Hazırlık soruşturmasındaki işlemlerin hiç birisine savunmakatılmamış, bu yöndeki tüm istemler reddedilmiştir. Aramalar hukuka uygunolarak yapılmamıştır. Bazı aramalarda tutanak düzenlenerek, hazır bulunan partigörevlilerine imzalatılmış, ancak daha sonra tutanaklarda bulunmayan bir kısım kanıtlar,aramalarda bulunmuş gibi dava dosyasına dahil edilmiştir. Aramalar tümüylekolluk kuvvetlerinin inisiyatifinde gerçekleştirilmiş, ilgili savcı dahi hazırbulunmamıştır.
Soruşturmalardakanıt olarak kullanılacak tanık beyanları başka soruşturmalar nedeniylegözaltına alınmış sanıkların "emniyet" anlatımları arasından seçilmişve şayet diğer aşamalardaki beyanlar lehte ise, bunlar özellikle davadosyalarına konulmamıştır. Yani, HADEP ve Hadepliler ile ilgili soruşturmalardaDGM Savcıları genel tarafsızlık ilkesi yanında; CMUY'nın 153/II maddesineaçıkça ay kın işlem yapmışlardır. Yüce Mahkemeniz'in önündeki bu davada da,başka davalarda sanık olan kişilerin EMNİYET ya da JANDARMA tarafından zor vebaskı ile alınan anlatımları kanıt olarak kullanılmaktadır. Bunların çoğu,yargılama aşamalarında bu beyanlarını reddetmişlerdir. Ancak, gerek DGMönündeki davalarda ve gerekse Yüce Mahkemeniz'e sunulan dosyalarda kişilerinyalnızca emniyet anlatımlarına yer verilmiştir. Hatta, birçoğu fotokopişeklinde ve imzasız olduğu için, savunmanın ısrarlı talepleri ile Ankara l NoluDGM nezdindeki 1998/104 sayılı dava dosyasında duruşmada okunmamasına kararverilmiştir.
Önsavunma dilekçemizde, yukarıdaki görüşlerimiz açıklandıktan sonra, bu konudabir karar verilmesi ve taraflara bildirilmesi istenilmişti. Bu istemle ilgilibir karar verilmemiş olması, hangi kanıtların esas alınarak savunma yapılacağıhususunda bir belirsizlik yaratmıştır.
YüceMahkeme, siyasi parti kapatma davalarını birer "ceza davası" olarakdeğerlendirmemekte ise de. ceza yargılama yönteminin uygulanması ve davanınağır sonuçları, isnadın ve bu isnadı doğrulamak amacı ile dava dosyasınakonulan kanıtların tam bir açıklıkla belli olmasını gerektirmektedir. Soyut,genel ve belirsiz iddialar savunma hakkını tümden ortadan kaldırır. Aynışekilde, nasıl elde edildiği bilinmeyen ya da bir tarafın yokluğunda ve devletolanaklarının aleyhte kullanılarak elde edilen kanıtlara dayanılarak diğertarafın suçlanması da yargılamanın adilliğini ortadan kaldırır.
B-ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞTE YER ALAN İDDİALARLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİMİZ : Başsavcılıkİddianamesinde şu iddialar yer almaktaydı:
AnkaraDGM Savcılığı'nın 16.03.1998 tarihli iddianamesine dayanan iddialar HADEP' in"Musa Anter Barış Treni" girişimini desteklemesi.
AçlıkGrevleri Konusu.
BasınAçıklamaları.
Toplantıve Mitinglerde yasadışı örgüt bayrak ve flamalarının açılması.
YakalananPKK militanlarının HADEP ile ilgili beyanları
HadepGenel Merkezi'nde yapılan aramada bulunan kanıtlar.
Partiiçi Eğitim Konusu.
DGMSavalığı'nın 28.12.1998 gün ve 527 sayılı iddianamesine dayanan iddialar
11.11.1998tarihli Murat BOZLAK imzalı basın açıklaması ve 13.11.1998 tarihli "Ankaraİl Örgütü" yazılı açıklama.
Ankaraİl Başkanlığı kongresinde yapılan konuşmalar ve Parti 01.11.1998 tarihindeyapılan Büyük Kongresinde atılan sloganlar.
PartiGenel Merkezi'nde ve Parti'nin Türkiye genelindeki ti ve İlçe Binalarındayapılan aramalarda bulunduğu söylenen kanıtlar.
AnkaraDGM Savalığı'nın 23.08.1996 gün ve 83 sayılı iddianamesine dayanan iddialar
TürkBayrağı'nın indirilmesi olayı.
24.06.1996tarihinde Parti Genel Merkezi'nde yapılan aramada bulunduğu ileri sürülenkanıtlar.
Başkadavaların sanıklarından, gözaltında bulundukları sırada kolluk kuvvetlerincezor ve baskı altında Hadep aleyhine alınan beyanlar.
Buiddialara büyük ölçüde Ön savunmamızda yanıt verilmiş, gerekli açıklamalaryapılmıştı. Ancak özellikle açlık grevleri ve yasadışı eğitim yapılmasıiddialarım bir kez daha irdeleyip, açıklamalar yapmakta yarar bulunmaktadır:
AçlıkGrevleri:
Açlıkgrevleri yapılmak suretiyle yasadışı PKK örgütünün desteklendiği iddiası, hemşu anda Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülmekte olan ve halen aralarındaGenel Başkan. Genel Sekreter ve Genel Başkan Yardımcılarının da bulunduğu çoksayıda parti yöneticisinin tutuklu bulunduğu 1999/1 esas sayılı davada(28.12.1998 tarih ve 527 sayılı iddianame) yer almakta ve hem de Ankara 2 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki 1998/38 esas sayılı davada (16.03.1998tarih ve 53 sayılı iddianame) yer almaktadır.
Öncelikle,"bir ya da birkaç kişinin herhangi bir amaçla, yemek yemeyireddetmesi" olarak tanımlanması mümkün olan açlık grevinin mevcut yasahükümleri çerçevesinde suç oluşturup oluşturmadığının belirlenmesigerekmektedir. Yasalarımızda hangi amaçla olursa olsun tek başına "açlıkgrevi"ni suç sayan bir hüküm bulunmamaktadır. Şayet açlık grevi sırasındayapılan açıklamalarda suç sayılan ifadeler kullanılmamış ya da yasa dışıörgütleri övücü sloganlar atılmamış ise, bir kimsenin açlık grevi nedeniylecezalandırılması mümkün değildir. Aksi bir anlayış, yasalarda belirlenmemiş bireylemin suç sayılması, diğer bir söyleyişle yasalarda bulunmayan yeni bir suçtipi yaratılması anlamına gelir. Kısaca, ceza hukukunun temel ilkelerinden bir olan"kanunsuz suç olmaz" ilkesi tamamen ortadan kaldırılmış olur. Yargıçyorum yoluyla suç ve ceza yaratamaz (örn. Yargıtay Ceza Genidir.22.10.1984/262-340 karan.)
Sondönemlerde, "terörle mücadeleye destek verme" yaklaşımı ile.özellikle Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından bir kısım suçların öğeleri sonderece geniş yorumlanmakta, adeta yeni suç tipleri yaratılmaktadır. Bunun entipik örneği, TCY'nın 169 uncu maddesidir. Yasa maddesindeki, silahlı çetenin,"her ne suretle olursa olsun hareketlerin kolaylaştırırsa (teshilederse)" şeklindeki sözü çok geniş yorumlanmakta, akla gelebilecek hertürlü eylem ve davranış kolaylıkla bu madde içine alınabilmektedir.
HADEPyöneticilerinin ve dolayısıyla da parti tüzel kişiliğinin suçlanması için herhangi bir neden bulamayan DGM Savcıları ve güvenlik güçleri; çeşitli dönemlerdebir kısım insanların parti binaları içerisinde açlık grevi yapmalarını, yasadışı bir faaliyet olarak yorumlayıp, suçlama konusu etmişlerdir.
Hanginedenlerle olursa olsun, bu gün ülkemizdeki cezaevlerinde yaklaşık onbinlercehükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. Bunların gerek cezaevi koşullarından vegerekse cezaevi yöneticilerinin davranışlarından şikayet ettikleri, zamanzamanda sesleri duyurabilmek, etkili olabilmek için uzun süreli açlık grevleriyaptıkları, hatta ölüm orucuna gittikleri herkesçe bilinmektedir.
Fakathangi nedenle olursa olsun çocukları, kardeşleri, amcaları, yeğenleri vs.yakınları cezaevinde olan kişiler, önlenmezse sonunda ölüm ya da sakat kalmariski bulunan açlık grevlerine karşı duyarsız kalmaları mümkün değildir.Bunlar, cezaevlerindeki yakınlarının sorunlarını kamuoyuna duyurmak,yetkililere seslerini duyurmak amacı ile çeşitli yöntemlere başvurmaktadır.Bunlardan birisi de, sivil toplum örgütlerinin ya da siyasi partilerinbinalarında çoğu kez emrivakilerle açlık grevi yapmalarıdır. Bu çerçevede,zaman zaman HADEP binalarında da bu yola başvurmuşlardır. Parti yöneticileri butür davranışları karşısında, ya son derece katı bir davranışla bu kişileripolis zoruyla dışarı attıracaklar, ya da ikna yoluyla eylemi sona erdirmeyeçalışacaklardır. Bu eylemlerden ötürü HADEP'i suçlamak tam bir haksızlıktır.
1999/1sayılı davada, açlık grevleri ile ilgili her zamanla iddialara ek olarak bir de"Öcalan'ın Türkiye'ye iadesini engellemek amacını"da ilaveetmişlerdir. Halkın Demokrasi Partisi'nin hangi amaçla olursa olsun açlıkgrevleri yapılması konusunda bir kararı ya da yönlendirmesi bulunmamaktadır.Buna ilişkin dava dosyalarında bir tek kanıt yoktur. Dava dosyasına kanıtolarak konulan Parti Genel Başkanı ve Ankara İl Örgütü imzalı basınaçıklamalarında da bu anlama gelecek bir tek sözcük bulunmamaktadır. Aksinehalkın sağ duyulu davranması tahriklere kapılmaması çağrısı bulunmaktadır.
Sonaçlık grevleri dolayısıyla ülke çapında başlatılan soruşturmalar yatakipsizlikle ya da beraatle sonuçlanmıştır. Doğrudan son açlık grevleri ileilgili olarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından 1998/2757hazırlık numaralı soruşturmada verilen "takipsizlik" kararının sonbölümü dilekçemiz ekinde sunulmuştur. Bu karar da yukarıda açıklanangörüşlerimizi doğrulamaktadır.
Yasadışıeğitim yapıldım iddiası:
Buiddia. "Partinin bastırmış olduğu takvimde Kürdistan haritası ve PKKmilitanlarının isimlerinin bulunduğu" iddiası ile başlatılan, daha sonra"yasadışı eğitim yapıldığı'" iddiasına dönüştürülen soruşturmadagündeme gelmiştir. Dayanak olarak da, parti üyesi olmayan bir avukatınçantasında ve evinde bulunan bazı yazılı belgeler ile parti merkezindekiaramada bulunduğu iddia edilen bazı belgeler gösterilmiştir.
Önsavunmamızda da belirttiğimiz gibi. yapılan bir eğitim çalışmasında herhangi birgörevlinin yasalara aykırı bir davranışını, tüm partiye mal etmek haksızlıkolur. önemli olan Parti'nin hangi amaçlarla bir eğitim çalışması başlatmışolduğu ve Parti tarafından tespit edilen eğitim konularının ne olduğudur.Polisin bilerek serbest bıraktığı ve halen yakalanamayan bir avukatın çantasındave evinde bulunan dokümanlar esas alınarak parti suçlanmaktadır, iddianındoğrulanması amacı ile A. Öcalan'dan da bu yönde beyanlar alınmayaçalışılmıştır. Aşağıda bu konudaki görüşlerimiz ayrıca açıklanacaktır. Fakat,şunu hemen söyleyelim ki: Öcalan'ın sorgulamasında, PKK'nın kendi mensuplarınayönelik yasa dışı eğitim çalışmaları ile. HADEP'in kendi parti yöneticilerineyönelik eğitim çalışması bilinçli bir şekilde birbirine karıştırılmıştır.
HADEP'ineğitim çalışması yapılması yönündeki kararı 1997 yılında alınmış ve bu eğitiminamacı ile konulan Parti Bülteni'nin Temmuz 1997 tarihli 3. sayısında ayrıntılıolarak açıklanmıştır. Partinin bizzat kendi üyelerine yönelik olarak çıkardığıve ülke çapında tüm parti örgütüne gönderdiği Parti Bülteni'ne değer vermemekiçin hiç bir haklı neden yoktur.
YargıtayC. Başsavcılığı'nın Esas Hakkındaki Görüşünde ise HADEP'in kapatılma istemi şuiddialara dayandırılmıştır:
PKKörgütü ile HADEP arasında organik bağ olduğu.
HADEP'inPKK'nın denetiminde olduğu, bu örgütün Merkez Komitesi'nden aldığı talimatlarve emirler doğrultusunda eylemler düzenlediği.
HADEPKongrelerinin, PKK örgütü ile, bunun lideri A. Öcalan lehine gösteri yapılanalanlar haline getirildiği.
HADEPil ve ilçe örgütlerinde düzenlenen seminerler ile, HADEP'in oluşturduğu,Gençlik/ Kadın, Sağlık ve İşçi komisyonlarınca düzenlenen toplantılara katılanvatandaşlara Anayasa düzenine ve üniter devlet yapısına karşı düşmanlık empozeedilmeye çalışıldığı.
HADEP'inil ve ilçe örgütlerinde. Kürt orijinli vatandaşları örgütleme, PKK'ya tabanoluşturma, PKK'nın yurt içi ve yurtdışı kamplarına militan göndermefaaliyetlerinin yürütüldüğü ve böylece il ve ilçe örgütlerinin PKK'nın"Asker Alma Daireleri" haline getirildiği.
Buiddialar, esas itibariyle iddianamede yer alan iddiaların yinelenmesiniteliğindedir. Ancak, iddianameden farklı olarak iddialar daha çok Öcalan'ınanlatımlarına dayandırılmak istenmiştir. PKK ile bağlantılı olarak gözaltınaalınan herkesten HADEP aleyhine beyan almaya çalışan bir soruşturma anlayışının,Öcalan'ın yakalanmasından sonra bu kişiden de başta HADEP olmak üzere tasfiyeedilmek istenen kişi ve kurumlar aleyhine beyan almak için her yola başvuracağıbelli idi. Bu yapılırken de, aksinin kanıtlanamaması için SOMUT iddialaryerine, SOYUT ve aksinin kanıtlanması mümkün olmayan iddialara dayanılacağı datahmin ediliyordu, Öcalan soruşturmasının kamuoyuna yansıyan 3 aşamasında da(Askeri istihbarat birimlerince yapılan sorgulama aşaması, DGM Savcıları ve DGMYedek Hakimliği'nce yapılan sorgulamalar aşaması ve yargılama aşaması) HADEPaleyhine kanıt elde edilmeye çaba gösterildi.
SayınBaşsavcı'nın esas hakkındaki görüşüne dayanak yaptığı A. Öcalan'a ait olduğusöylenen anlatımlar da göz önünde bulundurularak yukarıda yer alan iddiaları yanıtlamakgerekmektedir:
a.PKK örgütü ile HADEP arasında organik bağ olduğu iddiası:
Gerek,DGM'ler önündeki davalarda ve gerekse görülmekte olan kapatma davasında, HADEPile PKK arasında organik bağ olduğu iddiası ileri sürülmüş, ancak buna ilişkinherhangi somut bir kanıt gösterilememiştir. Daha çok, itirafçı konuma düşmüş yada baskı ve işkence ile aleyhte beyanda bulunmaya zorlanmış kişilerin beyanlarıkanıt olarak gösterilmekte idi. Ne. herhangi bir parti sorumlusu ile PKKarasında irtibat bulunduğu iddia edilebilmiş ve ne de parti organlarının PKKile bağlantısı kanıtlanabilmişti. Soyut bir şekilde, partinin resmi devletideolojisiyle çelişen görüşleri ile, parti toplantı ve kongrelerinde zamanzaman küçük grupların korsan gösterileri ya da attıkları sloganlardanhareketle, PKK bağlantısı kurulmaya çalışılmakta idi.
Öcalan'ınyakalanması, HADEP - PKK ilişkisinin kurulması yönünde, yeni bir fırsatyarattı. Her aşamada Öcalan'a HADEP ile olan ilişkiler soruldu. Sorgulamalarınhangi yöntemlerle ve nasıl bir ortamda yapıldığı bir yana; Öcalan'a atfedilenanlatımlarda HADEP ile PKK arasında organik bir ilişki bulunduğu sonucunavarılabilecek beyanlar bulunmamaktadır, Öcalan, sürekli olarak HEP-DEP ve HADEPgibi partilerin "kendilerinin etkilediği kitleye dayandıklarını",ancak bu kuruluşların "PKK örgütleri olarak değerlendirmenin mümkünolmadığını" yinelemiştir, örneğin; 23.02.1999 tarihli DGM Yedek Hakimliğianlatımının 5 nci sayfasında aynen: "...HEP. DEP ve HADEP gibi kuruluşlaretkilemekte olduğumuz kitleye dayandıktan için bu nedenlerle bize yakınolmuşlardır, ters düşmemeleri için uyarılar kadar doğru yaklaşımlar göstermeyeözen gösterdik bu kuruluşlar ile bu çerçevede bir yaklaşım olmuştur. Ancakbunları bir PKK örgütü olarak değerlendirmek mümkün değildir..."
22.02.1999tarihli DGM Savcılığı anlatımının 15 nci sayfasında aynen::
"...HADEP"le olan işbirliğimizi şu çerçevede anlatabilirim. Mademki bu partibizim tabanımıza dayanıyor bizi temsili doğru yapması ve bunun için de eğitimgörmesi gerekir. Siyasi realite karşısında yasal bir parti olduğunu unutmamasıgerekir..."
31.051999tarihli Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki sorgusunda aynen:
"...benülke içinde şu iş adamı şu sanatçı veya şu kişiler bize yardım etti şeklindebeyanda bulunacak konumda değilim... HADEP PKK'nın tabanı üzerinde politikayaptı. HADEP içerisinde PKK'ya kırsala elaman temini yönünde çalışmalaryapılmış OLABİLİR ama resmi PKK kuruluşudur diyemeyiz..."
Yukarıyaaynen alınan anlatımlardan şu sonuca varmak mümkündür: PKK, Öcalan'ın deyimi ileaynı tabana ("aynı taban" deyiminden KÜRTLER kastediyor) dayananHADEP'i etkilemeye, hatta yönlendirmeye çalışmıştır. Fakat, bu etkilemedoğrudan bir "Emir-komuta" zinciri içerisinde değil, PKK'ya yakınkişiler vasıtası ile dolaylı şekilde yapılmaya çalışılmıştır. Yani, PKK ileHADEP arasında doğrudan herhangi bir organik bağ bulunmamaktadır. Partiye sızmave etkileme yoluyla HADEP kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Ancak,anlatımlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde bunda başarılı olunmadığı anlaşılmaktadır.
Çoksayıda üyeden oluşan ve olabildiğince çok sayıda kişiyi üyeliğe kabul etmeyeçalışan "kitle partileri" bu özellikleri itibariyle değişikideolojik, dinsel ve etnik grupların etkilemelerine açık kuruluşlardır. Kitlepartileri içerisindeki bu farklı gruplar, parti siyasetini ve uygulamalarınıkendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için gizli ve açık çalışmalaryaparlar. Mevcut yasal düzenin, örgütlenmelerine izin vermediği siyasal gruplarda yasal kitle partileri içerisine girerek kendi elemanları vasıtası ile opartiyi mümkün olduğu kadar kendi siyasal çizgilerine çekmeye çalışırlar. Budurum, sol yelpazede yer alan kitle partilerinde çok daha belirgindir.
Örnekvermek gerekirse, 1980 sonrasında kurulan Halkçı Parti, SODEP ve daha sonra daCHP içerisinde, 1980 öncesi yasadışı sol siyasal örgütlenmelerin devamıniteliğindeki bir çok sol siyasal grubun bulunduğu ve bu grupların partiyönetiminde etkili olmak için birbirlerine karşı kıyasıya mücadele içerisindeoldukları herkesçe bilinmektedir.
Kitlepartilerinin yapılarından kaynaklanan bu duruma bakılarak, partinin tümüyleyasa dışı örgüt haline dönüştüğü ya da yasa dışı bir silahlı örgütün yankuruluşu olduğunu söylemek gerçeklerle ve insafla bağdaşmaz. PKK'nın, Kürtleriçerisinde en fazla örgütlenmiş ve en fazla oy potansiyeline sahip bir partiolan HADEP'i etkilemeye çalışması doğaldır. Hadep'e üye olanlar arasında PKK'yasempati duyanlar olabilir. Binlerce üyesi olan bir partide bu durumun önlenmesimümkün değildir. Siyasi Partiler Yasası'nda siyasi partilere üye olmanınkoşullan belirlenmiştir. Bu koşulları taşıyan her vatandaş üyelik başvurusundabulunabilir. Parti yönetiminin bu kişilerin örgütlerle ilişkilerini ya da gizliamaçlarını bilmesi olanaksızdır.
Partininbir bütün olarak suçlanabilmesi için, partinin karar organlarının ve üst düzeyyöneticilerinin PKK ile bağlantı içerisinde olduklarının saptanması gerekir. NeÖcalan'ın değişik aşamalarındaki anlatımlarında ve ne de HADEP aleyhine beyandabulunan diğer kişilerin anlatımlarında, parti yönetici ve organları ile PKKarasında bir bağ olduğu yönünde bir iddia yoktur. Parti üst yönetiminde görevliolanların ya da parti organlarında yetkili konumda olanların hiç bir şekildeisimleri geçmemektedir.
HADEP'insiyasal görüş ve faaliyetleri de. PKK- HADEP bağlantısının kurulmasınaelverişli değildir. HADEP, özellikle Kürt Sorunu konusunda resmi devletideolojisinden farklı siyasi görüşlere sahip olmasına rağmen, PKK'dan da gerekamaç ve gerekse yöntem açısından tümüyle farklı yasal bir kuruluştur. Partininbu güne kadar Türkiye'nin bütünlüğünü hedef alan siyasi bir faaliyeti tespitedilmemiştir. Kürt Sorunu'nün Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde çoğulcudemokrasi ilkeleri çerçevesinde çözümünü savunmuştur. Bu görüşler mahkemetutanaklarında da bulunmaktadır. Ayrıca, hiç bir şekilde silahlı mücadeleyisavunmamış ya da destek vermemiştir. Aksine, her türlü şiddete daima karşıçıkmıştır. HADEP, son 15 yıldır ülkenin doğu ve güneydoğu bölgesindeki şiddetolaylarında en fazla zarar gören bir tabana dayanmaktadır. Onların sorunlarınıdile getirmesi, şiddetin yarattığı tahribata dikkat çekmesi, bölgenin olağanbir yönetime kavuşmasını istemesi HADEP yönünden kaçınılmaz bir görevdir. Resmidevlet ideolojisi ile ters düşmesi nedeniyle bu partinin PKK ileözdeşleştirilmesi, yalnızca bu partiye değil, ülkemiz demokrasisine de zararverir.
b.HADEP'in PKK'nın denetiminde olduğu, bu örgütün Merkez Komitesi'nden aldığıtalimatlar ve emirler doğrultusunda eylemler düzenlediği iddiası:
HADEP'inPKK'nın denetiminde olduğu iddiası, partiyi ve yöneticilerini suçlamak içinortaya atılmış soyut bir iddiadır. Soyut bir şekilde her partinin her türlüiddia ile suçlanması olasıdır. Hele hele, resmi devlet ideolojisi ile farklıpolitika ve söyleme sahip bir parti için buna benzer suçlamalar yapılmasıkaçınılmazdır. Hukuksal açıdan bakıldığında, bu iddianın ciddiyet kazanmasıiçin, her şeyden önce PKK-HADEP bağlantısının kuşkuya yer vermeyecek şekildeortaya konmuş olması gerekir. Bu konuda yukarıda yeterli açıklamalar yapıldığıiçin, yinelemeye gerek bulunmamaktadır.
PKKMerkez Komitesi'nden emir ve talimat alındığı iddiası somut herhangi bir kanıtadayanmamaktadır. Bu konuda, yalnızca Öcalan'ın Savcılık anlatımının 15 incisayfasında yer alan şu beyana dayanıldığı sanılmaktadır:
"...Halen cezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK mensubu Sabri OK'un HADEP'lileretalimatlar verdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir..."
Öcalan'ınbu beyanı diğer anlatımları içerisinde bir bütün olarak değerlendirilmelidir.Yukarda PKK-Hadep arasındaki organik bağ olup olmadığı yönündekiaçıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi, HADEP gibi binlerce üyesi olan birkitle partisi içerisine, yöneticilerin bilgisi dışında PKK'ya sempati duyankişilerin girmiş olması mümkündür. Anlatımları bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde, Öcalan'ın, "HADEP'liler' sözünden kastı, PKKörgütüne sempati duyan kişilerdir. PKK* dan emir ve talimat alan kişilerpartinin yetkili yöneticileri olsa idi. anlatımlarda mutlaka bunların isimlerigeçerdi. Sorgulamalar sırasında Öcalan'a, HADEP içerisindeki KİMLERİN PKK'danEMİR ve TALİMAT ALDIKLARI yönünde herhangi bir soru sorulmamış olması dailginçtir. Kanımızca, sorgulamalar sırasında mutlaka bu yönde sorular sorulmuş,ancak alınan yanıtlar HADEP'i ya da yöneticilerini suçlayıcı olmadığı için,tutanaklara yazılmamıştır. Çünkü HADEP yönetcilerinin DGM'lerde yargılandığı,parti hakkında kapatma davası açıldığını bile bile, DGM Savcılarının böyle birsoruyu sormamış olmasının hiç bir mantıklı açıklaması bulunmamaktadır.
Somutsuçlayıcı beyanlar alınamadığı için. soyut ve başka anlamlara çekilebilecekgenel açıklamaların tutanaklara yazılması ile yetinilmiş, şimdi de bunlaradayanılarak HADEP suçlanmaya çalışılmaktadır.
c.HADEP Kongrelerinin, PKK örgütü ile, bunun lideri A. Öcalan lehine gösteriyapılan alanlar haline getirildiği:
Siyasalve ideolojik açıdan tam bir homojenlik taşımayan topluluklarda, geneleğilimlerin dışında, istenmeyen yasa dışı gösteri ve eylemler meydanagelebilmektedir, örneğin, tamamen yasal bir memur sendikaları mitinginde ya daöğrencilerin yasal haklan için yapmış oldukları yürüyüşlerde yasadışı bazıörgüt mensupları slogan atabilmektedir. Aynı şekilde, siyasal partikongrelerinde de benzer olaylar yaşanmakta, yöneticiler bunları önlemekte herzaman başarılı olamamaktadır, örnek verirsek, son CHP ve MHP kongrelerindeçeşitli olaylar meydana gelmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitlepartilerinde disiplini sağlamak kolay değildir. HADEP kongreleri yaklaşık10.000 kişinin katılımı ile gerçekleşmektedir. Bu kongrelerde, bazı küçükgruplar provokasyon yapmakta, yasa dışı pankart açıp. sloganlar atmaktadır.Fakat kongre ve parti yöneticilerinin uyarı ve çabaları ile bu gruplar etkiliolmadan, pasifıze edilmektedir. Fakat, HADEP'i suçlamak için fırsat kollayankesimler 10.000 kişi içerisinde sayılan 5-10 kişiyi geçmeyen grupların bukorsan gösterilerin öne çıkarmakta, parti aleyhine kamuoyu oluşturmayaçalışmaktadır. Devlet kontrolündeki medya da bu olaylara ilişkin görüntülerleaçıkça beyin yıkamaktadır, örneğin, partinin 2 nci kongresinde Türk Bayrağı'nınüzücü bir şekilde indirilmesi olayı, tüm partiye mal edilmiş, görüntüleritelevizyonlarda aylarca gösterilerek, kamuoyu parti aleyhine kışkırtılmıştır.Oysa, olay sırasında kongre salonunda yüzlerce güvenlik görevlisi bulunmaktaidi. Olay rahatlıkla önlenebilir, sorumlular hemen yakalanabilirdi. Fakat sırfpartiyi suçlamak fırsatını elde etmek için bu yapılmadı. Nitekim, olayla ilgiliolarak Parti yönetcileri aleyhine açılan davada, Ankara l. Nolu Devlet GüvenlikMahkemesi verdiği kararda, olay sırasında görevli olan güvenlik güçlerihakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bu olayların parti yönetimine maledilerek, kapatma nedeni olarak gösterilmesinin hukuksal dayanağı bulunmamaktadır.
d.HADEP il ve ilçe örgütlerinde düzenlenen seminerler ile, HADEP'in oluşturduğu.Gençlik, Kadın, Sağlık ve İsçi Komisyonlarınca düzenlenen toplantılara katılanvatandaşlara Anayasa düzenine ve üniter devlet yapısına karşı düşmanlık empozeedilmeye çalışıldığı iddiası:
YargıtayC. Başsavcılığı'nın esas hakkındaki görüşünde yer alan bu iddianın hanginedenlere ve kanıtlara dayandığını bilemiyoruz. Hangi adla olursa olsun, partiadına yapılan toplantılarda anayasa düzeni ya da üniter devlet yapısınadüşmanlık empoze edilmesi söz konusu değildir. Resmi devlet ideolojisi ileçelişen görüş ve düşüncelerin, anayasal düzene ve üniter devlet yapısınadüşmanlık olarak nitelendirilmesi hukuksal değil siyasal bir yaklaşımdır.Başsavcılık iddianamesinde ve esas hakkındaki görüşte bu iddia ilerisürülürken, hangi toplantı ya da seminerde bu tür çalışmalar yapıldığıaçıklanmamıştır, iddianın hangi toplantılardaki, kimlerin konuşma vetelkinlerine dayandığı bilinmeden de bu konuda daha ayrıntılı görüş açıklamaolanağı bulunmamaktadır. Esas hakkındaki görüşte yer alan bu iddia,iddianamenin 36 ncı sayfasında DGM Savalarının görüşlerini ifade eden şucümlenin küçük bir değişiklikle tekrarıdır:
...Hadep'in oluşturduğu Gençlik, Kadın, Sağlık, İşçi Komisyonları çeşitli kesimdenvatandaşlarımıza PKK yanlısı düşünceleri empoze etmektedir..." (İddianamesh. 36)
Neiddianamede ve ne de esas hakkındaki görüşte, sözü edilen komisyonçalışmalarına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
e.HADEP'in il ve ilçe örgütlerinde, Kürt orijinli vatandaştan örgütleme, PKK'yataban oluşturma, PKK'nın yurt içi ve yurtdışı kamplarına militan göndermefaaliyetlerinin yürütüldüğü ve böylece il ve ilçe örgütlerinin PKK'nın"Asker Alma Daireleri" haline getirildiği iddiası.
İddianamedede yer alan bu iddianın temel dayanağı, PKK örgütü ile ilgili olarak gözaltınaalınan bir kısım sanıkların polis anlatımlarıdır. Bu anlatımlarda, Hadeporganları ya da yöneticilerine yönelik herhangi bir iddia bulunmamaktadır. Dahaçok, "Hadep'in ... ilçe ya da il teşkilatına gidip geliyordum" ;"... kişi ile Hadep binasında tanıştım." ; "... Hadep'inüyesiyim" vs. şeklinde bireysel anlatımlardır. Parti olarak, PKK'ya elemanyetiştirme ve gönderme yönünde faaliyet gösterildiğine dair bir tek anlatımbulunmamaktadır. Kaldı ki, bu anlatımların tamamı baskı ve zor altında alınmışolup, yargılamanın diğer aşamalarında reddedilmiştir.
Dahaönce PKK içerisinde çeşitli eylemleri gerçekleştiren, ancak yakalandıktan sonraceza almaktan kurtulmak için itirafçı olmayı kabul eden sanıklardan bazıbeyanlar alınmış ise de; bu kişilerin tanıklıklarına dayanılarak HADEP'insuçlanması mümkün değildir.
Ayrıca,dosyaya konulan polis anlatımlarının hangi koşullar altında ve nasıl alındığıbilinmemektedir. Bunlar HADEP yöneticilerinin yargılandıkları davalarda tanıkolarak dinlenilmemiştir. HADEP yöneticilerinin ve avukatlarının hazırbulunmadığı ortamlarda alınan bu anlatımlar kanıt olarak kullanılamaz.
Esashakkındaki görüşte, bu konuda da A. Öcalan'ın beyanlarına dayanılmıştır.Öcalan'ın DGM Yedek Hakimliği önündeki sorgusunda bu konuda bir beyanı yoktur.DGM Savcılarının yaptığı sorgulamadaki beyanları ise şöyledir:
...Hadep'in il ve ilçe teşkilatlarında gerek yurtdışındaki kamplara ve gereksekırsal alana eleman gönderme faaliyetinin yürütüldüğü doğrudur..."
Mahkemeönündeki sorgulamada da;
"...HADEPiçerisinde, PKK'ya kırsala eleman temini yönünde çalışmalar yapılmış olabilir,ama resmi PKK kuruluşudur diyemeyiz..."
Öcalan'ınyaklaşık 15 yıldan bu yana yurt dışında olduğu, Türkiye ile doğrudan hiç birbağının bulunmadığı. Türkiye ile ilgili bilgileri dolaylı yollardan edindiğigözönünde bulundurularak, yukarıdaki beyanlar bir arada değerlendirildiğinde;bir olasılıktan söz edildiği anlaşılmaktadır. Yani tahmin yürütmektedir.Mahkeme önündeki beyanında kesin ifadeler yerine "OLABİLİR" gibitahmin içeren bir sözcük kullanması da bunun açıkça göstermektedir. Türkiye'denpek çok gencin PKK'ya katıldığı herkesçe bilmen bir gerçektir. Fakat, bukatılanların HADEP tarafından organize edildiği, yönlendirildiği ya da temin edildiğineilişkin inandırıcı bir bilgi ve kanıt bulunmamaktadır.
Öcalan'aatfedilen anlatımların genel değerlendirmesi ve kanıt niteliği:
TürkiyeCumhuriyeti ile 15 yıldan fazla bir süre silahlı mücadele etmiş bir kişininyakalandığında, hangi koşullar altında sorgulandığı da önemli bir somdur'Öcalan'a atfedilen anlatımlarda gerçeklerle çelişen pek çok hususbulunmaktadır. Bunların Öcalan tarafından mı ifade edildiği, yoksa sorgulamayıyapanlarca tutanaklara böyle geçirildiği belli değildir. Şayet, tutanaklardayer alan hususlar doğrudan Öcalan'ın beyanları ise, olayların ve ilişkilerinbirbirine karıştırıldığı, dolayısıyla da gerçekleri yansıtmadığı açıktır. Buyüzden, değişik aşamalardaki beyanlar birbirlerini tutmamaktadır. Bunlardanbazıları sonradan Öcalan tarafından reddedilmiş ya da farklı ifade edilmiştir.
Örnekler:İstihbarat elemanlarının sorgulamalarına ait 21.02.1999 tarihli tutanakların 10uncu sayfasında, "...1991 yılında DEP'e oy vermeyen herkesin tavuğunu bileöldürün." dediği yazılıdır. Oysa, 1991 yılında DEP (Demokrasi Partisi)henüz kurulmamıştı).
Aynısorgu tutanağının yine 10 uncu sayfasında, bir yandan "... örgütbütçesinden Hadep'e bir miktar ancak ne kadar olduğunu biliniyorum ama 200 binMark civarında bir para aktarıldı..." dediği ifade edilirken, aynıparagrafın devamında, şöyle denilmektedir:..".Avrupa masrafları da Avrupatemsilciliklerince karşılandı...Bu da masraf oluşturdu. Sakıncalı buldum. HEMDEVEETTEN PARA AE. HEM BİZDEN PARA AL, BEN BUNU SUÇ OLARAK GÖRÜYORUM..."Öcalan. bu anlatımı ile, hem devletten ve hem de örgütten para alınmasını doğrubulunmadığını söylemektedir. Fakat. Hadep yöneticilerinin hiç birisininDEVLETTEN PARA ALMASI SÖZ KONUSU DEĞİL. Öyleyse, burada kastedilenler başkalarıdır.Aynı beyanlar içerisinde, parlamentoya seçilen eski HEP milletvekillerinden sözettiği dikkate alınırsa; BU BEYANLARDA HEP VE HADEP'in BİRBİRİNE KARIŞTIRILDIĞIANLAŞILMAKTADIR.
Öcalan'ınistihbarat birimleri ve DGM Savcıları tarafından alınan beyanlarında, baştaANAP Genel Başkanı olmak üzere birçok tanınmış politikacı, gazeteci, sanatçı veiş adamının ismi geçmektedir. Fakat, daha sonraki beyanlarda bunlar tümüylereddedilmiştir.
YineÖcalan'ın anlatımlarında bazı asker, siyasetçi ve iş adamının PKK ile Devletarasında iletişim kurduğu ileri sürülmüştür. Genel Kurmay ve diğer ilgililertarafından bu iddialar yalanlanmış ve yalanlamalar tüm kamuoyu ve yetkililertarafından kabul görmüştür. Kimsenin aklına bu kişiler hakkında yasalsoruşturma açmak gelmemiştir. Fakat, muhalif kişi ve kurumlar aleyhine söylenenher husus kesinleşmiş doğrular olarak kabul edilmekte ve bu kişi ve kurumlarınaleyhine kullanılmak istenilmektedir.
Ayrıca,Öcalan, Türkiye ile ilgili konularda kendisinin doğrudan bilgi sahibiolmadığını ve ilişkilerin örgütün Avrupa teşkilatı tarafından yürütüldüğünüsöylemektedir. Tüm bunlar, Öcalan'a atfedilen beyanlara dayanılarak HADEP'insuçlanamayacağını ortaya koymaktadır. Ayrıca. Öcalan'ın söyledikleri ile ilgiliolarak HADEP yöneticilerinin görüşleri de alınmamıştır. Bir anlamda, HADEP veyöneticileri yargılanmadan cezalandırılmak istenmektedir.
C-DAVANIN AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ÇERÇEVESİNDE TARTIŞILMASI
Siyasalpartiler, belli bir ideolojiyi ya da programı yaşama geçirebilmek ve yasalyollardan iktidarı elde etmek amacıyla örgütlenmiş kuruluşlardır. Siyasaltemsilin en önemli unsurlarından biri, siyasal partilerin engelsizörgütlenebilmeleri ve serbest bir ortamda iktidar için yarışabilmeleridir. Çokpartili sistemler, çoğulcu demokratik rejimlerin özelliğidir. Siyasal partiler,toplumdaki değişik hatta çatışan görüşleri temsil ederek demokrasininçoğulculuk ve katılımcılık ilkelerini yaşama geçirir, halkın iradesininoluşmasını sağlarlar.
1982Anayasası'na göre de, siyasi partiler demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmezunsurlarıdır. Siyasal partiler, ülke sorunları karşısında çözüm üretir, halkıyönlendirirler. Siyasal partilerin, buldukları çözümleri ya da savunduklarıgörüşleri topluma açıkça ve çekinmeden sunarak çoğunluğa mal etmeyeçalışmaları, çoğunluğu elde ettiklerinde de iktidar olmaları demokrasiningereğidir. Baskı ve teröre dönüştürmedikçe ya da zorla iktidara gelmeyiamaçlamadıkça hukuk düzeninin korumalarından yararlanmalıdır.
Kişihak ve özgürlükleri arasında son derece önemli bir yeri olan "örgütlenmeözgürlüğü" ile, siyasal partilerin yararlandıkları hukuksal korumalar vetabi oldukları yasaklar arasında son derece yakın bir ilgi bulunmaktadır.Örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller, siyasi partiler düzenim doğrudanetkilediği gibi; siyasi partiler düzenine getirilecek aşırı yasaklamalar daörgütlenme özgürlüğünü kullanılmaz hale getirir. Bu yüzden, siyasi partilerinkurulması ve faaliyet gösterilmesi, örgütlenme özgürlüğünün önemli bir alanıolarak kabul edilmektedir. Kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına alanuluslararası sözleşmelerde de. siyasal parti kurulması ve serbestçe faaliyetgöstermesi, örgütlenme özgürlüğü kapsamında kabul edilmektedir.
Öteyandan, siyasi parti kurma anlamındaki örgütlenme özgürlüğü ile düşünceaçıklama Özgürlüğü arasında da yakın bir ilişki bulunmaktadır. Belirli siyasalgörüşlerin partileşmeleri konusunda getirilecek her engel, bu siyasalgörüşlerin örgütlenme yoluyla yayılma ve ifade edilmesini de engelleyeceğinden,örgütlenme özgürlüğü yanında düşünce açıklama özgürlüğünün de kısıtlanmasısonucunu doğurur. Bu da gösteriyor ki, özgürlükler alanı bileşik kaplargibidir, herhangi bir özgürlüğün kısıtlanması şu ya da bu şekilde başkaözgürlük alanlarının da olumsuz etkilenmesine yol açar. Toplum düzeni ve kamugüvenliği gerekleri zorunlu kılmadıkça özgürlükler alanına müdahale edilmemesiçoğulcu demokratik sistemin işlerliği açısından son derece önemlidir.
Görülmekteolan davanın açılmasında ve yargılamanın devamı sırasında, seçimlerin halkınözgür iradesini yansıtacak koşullarda yapılması ilkesinin tümüyle gözardıedilmiş olması da, üzerinde durulması gereken önemli sorunlardan birisidir.
Buaçıklamalar ışığında dava değerlendirdiğinde, aşağıdaki sonuçlaravarılmaktadır:
C.l.-Dava, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı, 9 uncu, 10 uncu , 11 incimaddelerine, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol'ün 3. maddesine ve bu maddelerlebirlikte sözleşmenin 14 üncü maddesine açıkça aykırıdır.
Cl.a.-AİHS'nin 6 ncı Maddesi Yönünden:
Dava,DGM Savcılarının Halkın Demokrasi Partisi yönetici ve mensupları hakkındahazırladıkları 3 iddianameye ve yine aynı savcıların topladığı kanıtlaradayanmaktadır. Daha sonra da, PKK lideri A. Öcalan'a atfedilen ve nasıl eldeedildiği bilinmeyen beyanlar ek dayanaklar olarak ileri sürülmüştür.
DGMSavcılarının bağlı olarak görev yaptıkları Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ninkuruluş amaçları, oluşum biçimleri, uyguladıkları yasa ve yöntemlerdeki farklılıklardolayısıyla, bağımsız ve tarafsız mahkeme olmadıkları: olağanüstü mahkemeniteliğinde oldukları kabul edilmektedir. Yıllardan beri bu mahkemelereyöneltilen eleştirileri kabul etmeyen ve bunların normal adil mahkemelerolduğunu savunan devlet yetkilileri, sonuçta, bu mahkemelerin yapısındadeğişiklik yapmak zorunda kalmıştır. AİHM'nin verdiği bir karar ön planaçıkarılarak, konu sadece askeri yargıcın varlığına indirgenmiştir. Oysa, enönemli sorun bu mahkemelerin kuruluş amacı ve uyguladığı yargılamakurallarıdır. Yapılan değişiklik son derece küçük, ancak olumlu bir adımdır.Fakat bu mahkemeler tümüyle kaldırılmadıkça adil bir yargılamanınyapılamayacağı kabul edilmelidir.
DGM'lerinkuruluş amaçlan yönünde soruşturma yapmak üzere, atanmaları, yetkileri veçalışma yöntemleri 2845 sayılı Yasa ile özel olarak düzenlenen DGMSavcıları'nın yürüttüğü hazırlık soruşturmasına ve bu soruşturmalarda eldeedildiği söylenilen kanıtlara dayanılarak yapılacak hiç bir yargılamanın ADİLolma şansı bulunmamaktadır. Hadep yöneticileri hakkındaki tüm soruşturmalar busavcılar tarafından ve olağanüstü yöntemlerle yürütülmüştür. Kanıtlar hukukaaykırı yöntemlerle toplanılmış, hiç bir aşamada savunmanın soruşturmayakatılmasına izin verilmemiştir. Hukuki olmaktan çok, kaynağı Milli GüvenlikKurulu olan siyasi kararlar doğrultusunda soruşturma ve suçlamalaragidilmiştir.
Siyasikararlar doğrultusunda DGM Savcıları tarafından hazırlanmış iddianamelere veolağanüstü yöntemlerle hukuka aykırı bir şekilde elde edilen kanıtlara dayananbu dava. AİHS'nin 6/1 .maddesine aykırıdır. Yüce Mahkemeniz'in davayıreddetmesi, yapılan bir haksızlığı gidermeye hizmet edecektir.
Cl.b.AİHS'nin 9 ve 10 not maddeleri yönünden:
İddianameninve esas hakkındaki görüşün çeşitli bölümlerinde yapılan değerlendirmeler, asılamacın, Hadep yönetici ve mensuplarının gerek birey olarak ve gerekse partiolarak savundukları siyasi düşüncelerin açıklanmasına engel olmak olduğunugöstermektedir.
İddianamenindeğişik bölümlerinde, özellikle "Kürt Sorunu" ile ilgili olarak resmidevlet görüşünden farklı görüş ve düşünceler; ülkeyi bölmek isteme, teröristörgütü destekleme ya da kin ve düşmanlığı tahrik olarak nitelendirilmiştir.Sorunların diyalog yoluyla, şiddete başvurmadan çözülmesini istemek suç sayılmıştır,iddianamenin mantığına göre, Kürtler'in varlığından, kültüründen, dillerinden,yönetime katılmalarından söz etmek suçtur; Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğisöylemi, Türkiye'yi bölme amacını gizlemeye yöneliktir (örnek olarak sh. 3, 26,55). Asıl amacın gizlenmesi için, yapay suçlamalar yapılmakta, partinin yasadışı faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmektedir. Oysa, vekili bulunduğumuzHalkın Demokrasi Partisi, hiç bir şekilde şiddeti savunmamış, teşviketmemiştir. Aksine sorunların barışçıl yöntemlerle ve demokrasi içerisindediyalog yoluyla çözülmesinde ısrarlı olmuştur. HADEP hiç bir koşuldaTürkiye'nin bütünlüğüne aykırı görüş açıklamamış, davranışlarda bulunmamıştır.Türkiye'nin en önemli sorunu olan "Kürt Sorunu"nun da çoğulcudemokrasi ilkeleri çerçevesinde ve Türkiye'nin bütünlüğü içinde çözülmesinisavunmuştur. Her türlü ayrımcılığa karşı çıkmış ve sürekli olarak halklararasında kardeşliği savunmuştur.
Fakat,katı bir Türk Milliyetçiliğini esas alan; Türkler dışındaki tüm etnik vekültürel grupları ret ve inkar eden; çoğulcu demokrasinin gerekleriniTürkiye'nin bölünmesi olarak gören: farklı görüş ve düşünceleri baskı veşiddetle bastırmaya dayanan resmi anlayış, Hadep ve mensuplarının siyasigörüşlerini, gerek birey ve gerekse örgütsel olarak açıklamalarına engel olmakiçin her çareye başvurmaktadır. İddianamedeki, HADEP'e yönelik yasa dışıfaaliyetlerde bulunma iddiaları da bu çerçevede ortaya atılmıştır. Amaç, resmianlayışla çelişen siyasi görüş ve düşüncelerin engellenmesidir ve bu da AIHS'nin9 ve 10 uncu maddelerine aykırıdır.
Cl.c. AİHS'nin 11 inci maddesi yönünden:
Yurttaşlarınseçme ve seçilme hakları, diğer bir anlatımla ülkenin siyasal yönetiminekatılma hakkı, demokrasilerde korunması gereken temel hakların başında gelir.Günümüzde bu katılım, tek tek birey iradeleri yerine; bireysel iradeleri biraraya getiren siyasal partiler aracılığı ile olmaktadır. Bu yüzden de siyasipartiler demokrasilerin olmazsa olmaz koşuludur. Siyasi partiler arasında görüşve programlarına göre ayrım yapılıp bazılarına yaşam hakkı tanınmamasıdemokratik ilkelere aykırıdır. Kapatılması istenen Halkın Demokrasi PartisiAnayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na göre kurulmuş ve 18 Nisan seçimlerindekatılarak her türlü engellemeye karşın ülke çapında 1.600.000 in üzerinde oyalmıştır, özellikle Kürt kökenli yurttaşların yoğun olduğu bölgelerde Hadep enyüksek oyu almıştır. Şayet %10 oranındaki ülke barajı olmasa idi. 30 civarındamilletvekili çıkaracaktı. Birçok il ve ilçenin belediye başkanlığı seçimlerinide en yüksek oyu almak suretiyle kazanmıştır. Şimdi bu parti tamamen komplosoruşturmalar ve yapay nedenlerle kapatılma istenmektedir.
Bunailişkin devlet kararı, yargı dahil tüm devlet birimlerine talimatniteliğindeki, Milli Güvenlik Kurulu Kararı olarak şöyle ifade edilmiştir:
"Madde8. Bölgenin Ekonomik ve Sosyal Sorunlarına İlişkin Olarak: (a) Siyasi Alanda:
(I)HADEP faaliyetlerinin PASİFİZE edilmesi maksadıyla DEVLET tarafından takip vekontrol altında tutulması.
...
(III)Devlet, sivil toplum örgütleri ve üniversiteler vasıtası ile HADEP üzerinde açık/örtülüve devamlı bir baskının tesis edilmesi ve gündemden düşürülmesi, (VIII) Hadep'inuyuşturucu ve silah kaçakçılığı faaliyetleri, Türkiye'ye ve Avrupa'ya verdiği zararaçısından sık sık işlenmeli ve BU KONUDA KAMUOYU OLUŞTURULMASISAĞLANMALIDIR."
Anlaşılacağıüzere, sadece HADEP'in siyasi faaliyetlerinin pasivize edilmesi değil, aynızamanda uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan bir "SUÇ ÖRGÜTÜ" olarakyansıtılması yönünde de devlet kararı bulunmaktadır. Hadep'in PKK ilebağlantılı olduğu iddiaları da buna yöneliktir. Hadep üzerinde her türlü yollaaçık/örtülü ve devamlı baskı kurulması çok önceden öngörülmüştür.
Buyolla. HADEP yönetici ve üyeleri yanında, bu partiye oy veren milyonlarcavatandaşın siyasal parti olarak örgütlenme özgürlüğü engellenmek istenmektedir.Bu partinin kapatılması için. demokratik bir toplumun haklı göreceği hiç birneden bulunmamaktadır. Ortaya atılan tüm iddialar, yukarıda açıklanan devletkararını uygulamaya ve gizlemeye yöneliktir. AİHM'nin parti kapatma kararlannedeniyle Türkiye'yi mahkum etmesi, devleti, HADEP'in terör olayları ileilişkisi olduğu iddialarına ağırlık vermeye yöneltmiştir. Görülmekte olan dava,açık bir şekilde AİHS'nin 11 inci maddesinin ihlalidir.
Cl.d.-Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'ne Ek l Nolu Protokol'ün 3. maddesi yönünden:
Ekl Nolu Protokolün 3 ncü maddesi. "Taraf devletlerin yasama organınınseçimi için halkın özgür düşünce ve iradesini ortaya koyabileceği koşullarda vebelli aralıklarla seçim yapılmasını" öngörmüştür. Halkın serbest irade vedüşüncesini ifade etmesini engelleyecek ya da etkileyecek her türlü muamele, bumaddenin ihlali sonucunu doğurur. Yukarıda açıklandığı şekilde, siyasal kaygıve kararlarla Halkın Demokrasi Partisi'ne karşı kapatma davası açılmış olması;Sayın Başsavcı'nın hukukun sınırlarını zorlayarak, dava açılması vesilesiyle veözellikle de ihtiyati tedbir istemi vesilesiyle medya önündeki partiye yöneliksuçlamaları; halkın iradesini etkilemesinin ötesinde; halka, HADEP'e oy verilmemesiyönünde açık bir baskıdır. Bu baskının en üst yargı organlarınınmuamelelerinden kaynaklanması ise, demokrasi ve özgürlükler yönünden çok dahavahim bir durumdur. Bu baskı, yalnızca kapatma davası açılması ya da tedbirişlemleriyle değil, seçimler sırasında da yurt çapında yurttaşlar üzerindefiili baskılar şeklinde devam etmiştir.
Cl.c. AİHS'nin 6-9-10 -11 ve Ek Protokol'ün 3 üncü maddeleri ile birlikte 14 üncümaddesine aykırılık yönünden:
AİHS'nin6-9-10 ve 11 inci maddesi ihlal edilmek suretiyle vekili bulunduğum HalkınDemokrasi Partisi'nin kapatılmak istenmesinin asıl nedeni; bu partininsavunduğu siyasal görüşlere ve parti üye çoğunluğunun etnik kökenlerine yönelikayrımcılıktır. Hadep, ülke sorunları konusunda resmi görüşlerle çelişen farklıgörüşlere sahiptir. Özellikle, Kürt Sorunu'nun demokratik çoğulcu ilkelerçerçevesinde çözülmesini savunmakta; şiddet yöntemlerine karşı çıkmaktadır.Üyelerinin çoğunluğunu Kürt kökenli vatandaşlar oluşturmaktadır. Kürt kimliğinesahip çıktığı ve çoğulcu bir yapıyı savunduğu; devletin Kürtler üzerindekihaksız uygulamalarını eleştirdiği için; resmi devlet kurumlarının husumetiniüzerine çekmekte; ülkeyi bölmeye çalışmakla suçlanmaktadır. Bu nedenle de herfırsatta çalışmaları engellenmekte, yöneticileri ve mensuplarına baskıyapılmaktadır. Kürt olmaları ve Kürt Sorunu'nun çözümü için savundukları farklısiyasal görüşler Hadep ve yöneticilerinin özgürlüklerinin kısıtlanmasının temelnedenidir. Yani, etnik ve siyasal görüş ayrımcılığı yapılan muamelelerin asılnedenidir.
SONUÇVE İSTEM: Açıklamaya çalışılan nedenlerle;
1.YargıtayC. Başsavcılığı tarafından DGM yargılamaları ile ilgili sorgu tutanaktansunulmuş ise de, yargılanan yöneticilerin görüşleri yazılı olarakverildiğinden, tutanaklarda yer almamaktadır. Bu nedenle, Ankara 2 Nolu DevletGüvenlik Mahkemesi nezdindeki 1999/1 ve 1998/38 esas nolu dava dosyalarındakisanıklara ve avukatlarına ait savunma dilekçelerinin getirilmesine;
2.Önsavunmamızın sonuç bölümünün 2.3.6 ve 7 nci maddelerinde yer alanistemlerimizin kabulüne;
3.Yargılamanın DURUŞMALI olarak yapılmasına;
Yargılamasonucunda da davanın REDDİNE karar verilmesini, vekil olarak saygı ile dilerim."
VII-SÖZLÜ AÇIKLAMA
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın 17.1.2002 günlü sözlü açıklaması şöyledir:
"TürkiyeCumhuriyeti, üniter bir devlettir. Başlangıç bölümünde Anayasanın Türk vatanıve milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünübelirlediği vurgulanmış, hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türkvarlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının karşısında korumagöremeyeceği ilkesi getirilmiştir. Anayasanın 3 üncü maddesinde de bu ilke"Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" biçimindetekrarlanmıştır. Bu ilkeye verilen önem o derece de büyüktür ki, 4 üncümaddede, 3 üncü madde hükümlerinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesininteklif edilemeyeceği belirtilmiştir. 5 inci maddede devletin temel amaç vegörevinin Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğinikorumak olduğu gösterilmiş, 14 üncü maddede, Anayasada yer alan hak vehürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz hükmü getirilmiştir.
Anayasanın68 inci maddesinde, siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları olarak kabul edilmekle beraber, 11 inci maddede yer alan Anayasanınbağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesinin doğal sonucu olarak Anayasa ve kanun hükümleriiçerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri sınırlaması getirilmiştir. Busınırlama, 68 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer almakta ve siyasîpartilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı biçiminde vurgulanmaktadır. Aykırılığınyaptırımı ise, yine Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrası uyarınca opartinin temelli kapatılmasıdır.
Kuşkuyoktur ki, hiçbir devlet ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelentehdidi "siyasî parti, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurudur" diyerek gözardı edemez ve bu tehdidin sürgit devam etmesineizin veremez.
Nitekim,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 11 inci maddelerinde öngörülen hak veözgürlüklerin kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzenininkorunması, suçun önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması için kanunlarla kısıtlama getirilebileceği esasıkabul edilmiştir.
Birsiyasî partinin Anayasamızın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerineaykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak onun bu fiillerinişlendiği odak haline geldiğinin Mahkemenizce tespit edilmesi halinde kararverilir.
Odakolma hali, kapatma davasının açıldığı tarihte yürürlükte olan 2820 sayılıSiyasî Partiler Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan"bir siyasî partinin yukarıdaki fıkrada yazılı fiillerin mihrakı halinegeldiği, 101 inci maddenin (d) bendinin uygulanması sonucunda bu fiillerin opartinin üyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bu fiillerin kesifolarak işlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kuruluveya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu yahut bu grubunyönetim kurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiyleolur" şeklindeki bir hükümle belirlenmiş idi.
Kapatmadavasının açılmasından sonra 14.8.1999 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarakyürürlüğe giren 4445 sayılı Kanun, Siyasî Partiler Kanununun 103 üncümaddesinin ikinci fıkrasındaki hükmü şu şekilde değiştirmiştir: "Birsiyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekildeişlendiği ve bu durum o partinin büyük kongrede veya genel başkan veya merkezkarar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genelkurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bufiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğitakdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.."
YüksekMahkemeniz, Siyasî Partiler Kanununun 4445 sayılı Kanunla değişik 103 üncümaddesinin ikinci fıkrasını Anayasaya aykırı bulmuş ve 12.12.2000 tarihlikararıyla odak olma halini tanımlayan bu fıkrayı iptal etmiş, böylece, Anayasaile Siyasî Partiler Kanunu arasında o tarihte mevcut olan uyumsuzluk ortadankaldırılmış idi.
Odakolma hali, bu iptal kararından sonra 17 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe giren4709 sayılı Kanunla, Anayasamızın 69 uncu maddesinin altınca fıkrasına eklenencümleyle tanımlanmıştır.
Butanıma göre "bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partininüyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve durum o partinin büyük kongre veyagenel başkanı veya genel merkez karar ve yönetim organları veya Türkiye BüyükMillet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veyaaçıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarıncakararlılık içinde işlendiği takdirde söz konusu fiillerin odağı haline gelmişsayılır."
Anayasamızdave Siyasî Partiler Kanununda halen bir siyasî partinin, devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerinodağı haline gelmiş sayılması için o parti üyeleri ya da yöneticileri hakkındakesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bulunması gerektiğine dair bir hüküm mevcutdeğildir. Mevzuatta bu tarzda değişiklik yapılması önerileri Türkiye BüyükMillet Meclisinde kabul görmemiştir.
Anılaneylemler, o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlenmiş ve bu durum,partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organlarıveya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetimkurulunca zımnen veya açıkça benimsenmişse veya bu eylemler doğrudan doğruyaanılan parti organlarınca kararlılık içinde işlenmişse, odak olma haligerçekleşmiş sayılır.
HalkınDemokrasi Partisi (HADEP) üyelerinin, ülkenin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı çok sayıda eylem gerçekleştirdikleri vebu durumun, Anayasamızın değişik 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasındaki partiorganlarınca ve parti genel başkanınca benimsendiği, partinin çeşitli kademedebir kısım yöneticilerinin de bu eylemlerin içinde olduğu, böylece, HalkınDemokrasi Partisinin anılan eylemlerin odağı haline geldiği devlet güvenlikmahkemesi savcılarının ülke genelinde açtıkları çok sayıdaki soruşturma ve kamudavası evrakı içindeki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır.
Budavalardan bir kısmı halen derdest ise de, bir kısmı sonuçlanmıştır. Şöyle ki;
Ankara2 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde HADEP yöneticileriyle ilgili davalar;
1-16.3.1998 tarihli 1998/53 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava,(Mahkemenin esas numarası 1998/38"dir)
Davanınsanıkları HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, Yürütme Kurulunda sayman İshakTepe, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Satan, Genel Sekreter Yardımcısı MehmetZeynettin Uney, Genel Sekreter Hamit Geylani, Parti Meclis Üyesi Melik Aygül veYürütme Kurulu üyesi Ali Rıza Yurtsever.
Sanıklaraisnat edilen suç: Silahlı çete PKK'nın siyasî kanat yöneticisi olmak veuygulanması istenen madde, Türk Ceza Kanununun 168 inci maddesidir.
İddianamede,sanıkların Anayasanın açık hükümlerine rağmen devamlı olarak ayrı bir ırk, ayrıbir halka oldukları, ayrı dilleri, ayrı kültürleri, ayrı yurtları olduğutemalarını işleyerek HADEP'in, PKK'nın siyasî kanadı olduğunu gösterdikleri veHADEP içinde Türkiye'nin millî birliğini, toprak bütünlüğünü bozacakfaaliyetlerde bulundukları anlatılmakta ve bu eylemlerin kanıtlarıaçıklanmaktadır.
2-30.4.1998 tarihli 1998/124 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava; (Mahkemeesas numarası l 998/64)
Sanıklar:HADEP Parti Meclisi üyeleri Abdullah Mehmet Varlı, Ahmet Türk, Sırrı Sakık,Sedat Yurttaş, FeridunYazar ile HADEP Ankara İl Başkanı Kemal Okutan, Sanıklaraisnat edilen suç: Silahlı çete, PKK'nin siyasî kanadı HADEP'in yöneticisiolmak. Uygulanması istenen madde; Türk Ceza Kanununun 168'inci maddesidir.
İddianamede"HADEP Parti Meclisinin aldığı karar uyarınca HADEP Genel Merkezindeüyelerine eğitim verildiği, verilen eğitimle Kürt asıllı gençlerin TürkiyeCumhuriyeti Devletine karşı sözde Kürdistan'ı, Türk egemenliğinden kurtarmakamacıyla, silahlı mücadele yapmak için PKK saflarına katılmaya hazır halegetirilmesinin amaçlandığı, HADEP Genel Merkezi HADEP Ankara İl Başkanlığındayapılan aramalarla ilgili 10.2.1998 günlü arama tutanakları kapsamındananlaşılmaktadır'' denilmekte, deliller irdelenmekte "yukarıda anlatılandanHADEP'in silahlı çete PKK'nın legal kuruluşu olduğu anlaşılmaktadır"şeklinde sonuca varılmaktadır.
3-16.6.1998 tarihli 1998/194 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava; (Mahkemeninesas numarası 1998/83 tür.
Sanıklar;HADEP Parti Meclisi Üyesi Hasan Doğan, HADEP Genel Başkan Yardımcısı GüvenÖzata ile HADEP Parti Meclisi Üyesi ve Merkez Yürütme kurulu üyesi olan 36kişidir.
Sanıklaraisnat edilen suç: Silahlı çete PKK'nin siyasî kanat yöneticisi olmak.Uygulanması istenen madde ise, Türk Ceza Kanununun 168'inci maddesidir.
İddianamede"yukarıda açık kimlikleri yazılı sanıklar Hasan Doğan ve arkadaşları HADEPMerkez Yürütme ve Parti Meclisi üyesidirler. HADEP Parti Meclisinin aldığıkarar uyarınca, HADEP Genel Merkezinde üyelerine eğitim verildiği, verileneğitimle, Kürt asıllı gençlerin Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı sözdeKürdistan'ı, Türk egemenliğinden kurtarmak amacıyla silahlı mücadele yapmakiçin PKK safhaların katılmaya hazır hale getirilmesinin amaçlandığı, HADEPGenel Merkezi, HADEP İl Başkanlığında yapılan aramalarla ilgili 10.2.1998tarihli arama tutanakları kapsamından anlaşılmaktadır. Aramalarda ele geçirilenbelgelerin tamamında sürekli Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanlığı yapılmakta,Kürt asıllı vatandaşlar PKK saflarında devlete karşı silahlı mücadeleye teşvikedilmektedir. Bu dergileri, parti bürolarında parti yöneticileri debulundurmaktadır. Bizzat Genel Başkan ve Genel Başkan yardımcılarının odalarındaAbdullah Öcalan'ın kitapları bulunmuştur. Devamlı PKK propagandası yapan vemahkeme kararıyla toplatılmasına karar verilen dergileri parti binalarındabulunduran sanıkların kasıtları yasak yayın bulundurma olarak yorumlanamaz. Budergiler, parti binalarına gelen Kürt asıllı vatandaşlara okutturulmaktadır. Buda, eğitimin bir safhasını teşkil etmektedir. Bu dergiler, beyinleri devletdüşmanlığı ve PKK sevgisiyle yıkamaktadır. Bu çeşit dergiler, sadece GenelMerkezde değil bütün HADEP binalarında bulunmaktadır."
"PartiMeclisi, HADEP'in kongreden sonra en yüksek organıdır. HADEP Genel Merkezindeeğitim verilmesi kararı parti meclisince alınmıştır. Bu kararı alan partimeclisi üyelerinin eğitimin içeriğinden de haberleri olduğu şüphesizdir"denilmekte, sanıkların HADEP içinde PKK'nın özel görevlisi olarak Türkiye'yibölmeye yönelik eylem ve faaliyetlerde bulundukları sonucuna varılmaktadır.
4-7.7.1998 tarihli ve 1998/155 sayılı iddianame; (mahkemenin esas numarası1998/99'dur.)
Sanıklar,Kemal Bülbül, HADEP Ankara İl Başkanı; Şaize Zoroğlu, HADEP İl Yönetim KurumluÜyesi ve Ankara İl Kadın Komisyon Üyesi; Yıldız Kılınç, HADEP Yenimahalle İlçeYönetim Kurulu üyesi ve İl Kadın Komisyonu Üyesi; Serpil Salman, HADEPYenimahalle İlçe Yönetim Kurulu Üyesi ve İl Kadın Komisyonu Üyesidir; GülserAydoğan, HADEP Yenimahalle İlçe Yönetim Kurulu Üyesi ve İl Kadın Üyesidir.
Sanıklaraisnat edilen suç: Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmınıdevlet idaresinden ayırıp Bağımsız Birleşik Kürdistan adında bir devlet kurmakamacıyla oluşturulan silahlı PKK örgütüne yardımdır. Uygulanması istenen madde,Türk Ceza Kanununun 169 uncu maddesidir.
İddianamede,2 Mart 1998 günü sanık Kemal Bülbül'ün İl Yönetim Kurulu üyeleri ile birlikteAnkara Kapalı Cezaevinde bulunan PKK örgütü mensubu olmak suçundan hükümlü eskiDEP milletvekilleri Hatip Dicle, Leyla Zana, Orhan Doğan ve Selim Sadak'ıziyaret ettikten sonra sanık Kemal Bülbül'ün, cezaevi dışında bulunan topluluğapartinin basın bürosunca hazırlanmış bulunan basın açıklamasını okuduğu, buaçıklamada 'DEP milletvekillerine karşı yapılan darbe fiyasko ilesonuçlanmıştır. Ancak, görünen odur ki, Kürt halkı DEP yöneticilerinin mücadelebayrağını yere düşürmeyerek siyasî demokratik mücadeleyi geliştirmiştir'denildiği görülmüştür.
SanıkKemal Bülbül'ün ikametgahında yapılan aramada 'Tarihsel Haksızlıklarla KarşıKarşıya Kalan Kürtler, Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri' başlıklı 7 sayfalıkdoküman ele geçmiştir. Sanık Kemal Bülbül bu belgeyi HADEP arşivinden aldığınısöylemiştir. Bu belgede 'Bugün Kürt halkı, iskeleti ve beyni parçalanmış,devletlerarası paylaşılmış bir konumdadır. Ne acıdır ki, sömürgelerin bilestatüsü varken Kürtlerin ve tarihî ülkesi olan Kürdistan'ın hiçbir uluslararasıresmî statüsü yoktur. ...Türkiye'de yaşayan herkes Türk'tür gibi ırkçı birresmî ideolojiyle Kürtlerin varlığı dahi inkâr edilmiş, Kürt dili, kültürü vetarihî değerleri bir imha sürecine tabi tutulmuştur. Kürtler bu köleci statüyüya da statüsüzlüğü o tarihten beri asla kabullenmediler. 1925-1938 yıllarıarasında Türkiye Cumhuriyetinin resmî verilerine göre tam 28 kez silahlı olarakayaklandılar. 1960-1980 yılları arası, bugünkü Kürt ulusal uyanışı ve özgürlükmücadelesinin temellerinin atıldığı yıllardır. 1994 yılında Kürdistan İşçi PartisiPKK'nın politik önderliğinde başlatılan silahlı mücadele kesintisiz 14 yıldırdevam ediyor" şeklinde ifadeler yer almaktadır.
HADEPİl Kadın Komisyonu, imzalı bildiride ise, aşağıdaki bölümler yer almıştır:
'Sistemin10 yıldır sürdürdüğü antidemokratik uygulamaları sonucu büyük bunalımlaryaşanmaktadır. Bu bunalımın nedeni her türlü ekonomik, demokratik, kültürel hakve özgürlükleri savunan, dinamiklere karşı sistemin dayattığı tek ulus, tekırk, tek düşünce, tek dil şovenizmidir. ...Bu uygulamaların en kapsamlısı,uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını kullanmak isteyen Kürtlere karşıgeliştirilmiştir. 14 yıldır sürdürülen savaş sonucu basılmadık ev,boşaltılmadık köy, işkence edilmedik kişi bırakmamacasına hiçbir kaide ve kuralgözetilmeksizin pervasızca bir zulüm uygulanmıştır' şeklinde ifadelerbulunmaktadır.
Ayrıca,ele geçen kanıtlardan HADEP İl Kadın Komisyonu üyeleri olan sanıkların bu basınaçıklamasıyla silahlı çete PKK'ya destek verdikleri vurgulanmaktadır.
2Numaralı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde açılmış olup yukarıda iddianametarih ve numaraları yazılı 4 davanın, bugün itibariyle bulundukları durum;
Yukarıdabelirtilen davalar Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde sanıklarıMurat Bozlak ve arkadaşları olan 1998/38 esas numaralı dava ilebirleştirilmiştir. Birleşen davaların sınıklarından bazılarıyakalanamamışlardır. Bunlar gıyabi tutukludurlar. Bu nedenle, sonuçlanmayandavanın duruşması 4.3.2002 tarihine ertelidir.
5-28.12.1998 tarihli 1998/527 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava; Esasnumarası, 2001/ 35, Karar no: 2001/75
Sanıklar;HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, Genel Başkan Yardımcısı Bahattin Günel, GenelSekreter Ahmet Turan Demir, Ankara İl Başkanı Kemal Bülbül, İl Yönetim KuruluÜyesi Hüseyin Yılmaz, Parti Meclisi Üyesi Emine Mısır ve arkadaşları olmaküzere toplam 47 sanıklı bir dava.
Sanıklaraisnat edilen suç: Silahlı çete PKK'ya hal ve vasfını bilerek yardım etmek.Uygulanması istenilen madde, Türk Ceza Kanununun 169 uncu maddesidir.
İddianamede''HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ve HADEP Ankara örgütünün basınaçıklamalarından sonra, başta Ankara olmak üzere Türkiye genelinde AbdullahÖcalan'ın İtalya'da tutuklanmasını ve Türkiye'nin silahlı çete başınınyargılanmasını temin için iade girişimlerini protesto etmek amacıyla bütünHADEP il ve ilçe binalarında açlık grevlerine başlandığı... HADEP Genel BaşkanıMurat Bozlak'ın basın açıklaması ve HADEP Ankara İl Örgütü imzalı açıklamalarıincelendiğinde, Abdullah ÖCALAN'ın İtalya'dan başlamak üzere bütün Avrupa'dahatta dünyada, çetesine ve kendisine siyasî bir hüviyet kazandırmaya yönelikfaaliyetlerine paralel açıklamalar olduğu anlaşılmaktadır. Esasen HADEP'inyapılan bütün kongrelerinde yöneticilerinin yaptığı bütün konuşmalarda,yaptıkları bütün basın açıklamalarında, Kürt sorununun kan dökülmedendemokratik barışçıl çözümü yani, silahlı çete PKK ve başı Abdullah Öcalan'asiyasî hüviyet kazandırılması amacına vurgulanmıştır.
...Yine,1.11.1998 günü yapılan HADEP'in büyük kongresinde; 'Biji Aşiti, ...KürdistanFaşizme Mezar Olacak, Biz PKK'lıyız, PKK Halkın Partisidir. Serok APO, BijiAPO; Gerilla Vuruyor, Kürdistanı Kuruyor' sloganlarının atıldığı; atılansloganlara divanın tepkisiz, kaldığı, 1.11.1998 günlü tutanak kapsamındananlaşılmıştır... HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak'ın ve HADEP Ankara İl Örgütüimzalı basın açıklamaları, HADEP kongrelerinde HADEP yöneticilerinin yaptıklarıkonuşmalar, kongrelerinde söylenenler, gençleri PKK saflarına katılmaya daveteden şarkılar, PKK ve Abdullah Öcalan lehine atılan sloganlar, silahlı çete PKKile HADEP arasında organik bir bağ olduğunu gösterir. PKK-HADEP birlikteliğiPKK ile HADEP arasındaki organik bağ, HADEP il, ilçe binalarında, merkezbinasında yapılan aramalarda bulunan belge ve dokümanlarda daha açık bir şekildegörülür" iddiası yer almaktadır.
Buiddianame üzerine sanıklar yargılanmışlar, Murat Bozlak, Bahattin Günel, TuranDemir, Kemal Bülbül, Hüseyin Yılmaz, Emine Mısır, Ali Akgül, Rezzan Sümbül, M.Emin Araş, Sevgi Ünal, Dursun Turan, Cevdet Malgaz, Safiya Akalın, Ahmet Aydın,İlhan Aydın, Hüsamettin Avşar, Şaize Zoroğlu ve Sultan İzra'nın Türk CezaKanununun 169 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci Maddesi ve TürkCeza Kanununun 59 uncu maddesi uyarınca 3'er sene 9'ar ay ağır hapis cezasına çarpıtılmışlardır.Diğer sanıkların beratlarına karar verilmiştir. 24.2.2000 tarihli 1-20 sayılıkarar, mahkum olan sanıkların temyizi üzerine Yargıtay'a gelmiş ve Yargıtay 9uncu Ceza Dairesi, 23.1.2001 tarihli ve 2409/162 numaralı kararıyla mahkumiyethükmünü bozmuştur. Bozma gerekçesi, davanın 4616 sayılı Kanun kapsamına girmişolmasıdır.
Yargıtaybozmasından sonra sanıklar hakkındaki davada 4616 sayılı Kanun uygulanarakdavanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiş ve bu karartemyiz edilmediğinden 9.5.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
6-14.1.1999 tarihli ve 1998/460 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava;(mahkeme esas numarası, 1999/6)
Sanıklar;Şahabettin Özarslaner ve 13 arkadaşı, Suç: Silahlı çete PKK'nın hal ve vasfımbilerek silahlı çeteye yardım etmek. Uygulanması istenilen ceza maddesi, TürkCeza Kanununun 169 uncu maddesidir.
SanıklardanŞahabettin Özarslaner 4.10.1998 günü Ankara Yılmaz Güney Sahnesinde yapılanHADEP olağan ilk kongresinde divan başkanlığı; Şah Hanım Kanat ve Sinan Uğurise divan üyeliği yapmışlardır. İddianamede, 4.10.1998 günü Ankara Yılmaz GüneySahnesinde yapılan HADEP Ankara İl Teşkilatının olağan kongresinde divanbaşkanlığı yapan sanık Şahabettin Özarslaner ile divan üyeliği yapan sanıklarŞah Hanım Kanat ve Sinan Uğurun kongre programında bulunmamasına ve hükümetkomiserinin ikaz etmesine rağmen Mezepotamya Kültür Derneğine bağlı sanatçısanıklar, Hasan Kocadağ, Nurcan Değirmenci, İkram Tan, Şengül Pak, Hıdır Çelik,Arife Düzdaş ve Mehmet Akbaş'a gençleri PKK saflarına katılmaya davet edenşarkılar söylettikleri; ayrıca, sanıklar, Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadakve Orhan Doğan'ın cezaevinden gönderdikleri PKK terörünün meşru gösterenmesajını okuttukları anlatılmakta, kanıtları gösterilmektedir.
Yargılamasırasında 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girdiği için bir kısım sanıkları hakkındaerteleme kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.
Ankaral Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde HADEP yöneticileriyle ilgili davalar;
-23.8.1996 tarihli ve 1996/614 hazırlık ve 1996/83 sayılı iddianameyle açılmışbulunan dava. (Mahkeme esas numarası 1996/80)
Sanıklar,HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ve 39 arkadaşı. İsnat edilen suç: Devletinhakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmakamacıyla kurulmuş olan silahlı çetenin yöneticisi ve sair efradı olmak.Uygulanması istenen ceza maddesi, Türk Ceza Kanununun 168, 169 ve TerörleMücadele Kanununun 5 ve 8 inci maddeleri.
Buiddianamede, 23.6.1996 tarihinde Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda yapılanve PKK örgütünün gösterisi halinde cereyan eden HADEP'in 2 inci olağankongresinde, Türk bayrağının indirilip yerine Abdullah Öcalan'ın posterininasılması olayı, atılan bölücü sloganlar, yapılan konuşmalar; HADEP GenelMerkezinde, il ve ilçe teşkilatları binalarında yapılan aramalarda elegeçirilen bölücü yayınlar; PKK'nın kuruluşu, amacı, stratejisi paralelindekiörgütler, aparatlar, HADEP ile PKK ilişkileri anlatılmakta; PKK-HADEPilişkilerini ortaya koyan deliller gösterilmekte ve irdelenmekte; HADEP'in,kapatılan HEP ve DEP'in devamı olarak kurulduğu, terör örgütü PKK'nın illegalalanda sürdüremediği cephe faaliyetlerini legal alanda üstlendiği, PKK lehinesempati yaratmak ve bu örgüte eleman temin etmek için faaliyetlerde bulunduğuvurgulanmaktadır.
2-17.12.1996 tarihli 1996/858 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava.(Mahkeme esas numarası 1996/120)
Sanıklar:HADEP Ankara İl Yönetim Kurumlu üyeleri Abdurrahim Bilen, Ali Akgül, YaşarÖzcan ve Şah Hanım Kanat. Sanıklara isnat edilen suç: Bölücü silahlı çeteninsair efradı olmak. Uygulanması istenen ceza maddesi, Türk Ceza Kanununun 168 veTerörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesidir.
İddianamede,23.6.1996 tarihinde Ankara'da yapılan HADEP'in ikinci olağan kongresindecereyan eden olaylardan ve HADEP Ankara İl Teşkilatı binasında yapılanaramalarda ele geçirilen yayın ve dokümanlardan bu sanıkların da sorumluoldukları belirtilerek, 1996/614 hazırlık numaralı iddianameye atıflardabulunulmuştur.
3-9.10.1996 tarihli 1996/705 hazırlık numaralı iddianame. (Mahkeme esas numarası1996/90.)
Sanıklar:Faysal Akçan ve Gıyasettin Mordeniz. Sanıklara isnat edilen suç: Devletinhakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmayamatuf faaliyetlerde bulunmak. Uygulanması istenen madde, Türk Ceza Kanununun125 inci maddesidir.
İddianamede,sanıklardan Gıyasettin Mordeniz'in HADEP il ve ilçe teşkilatları bünyesindeoluşturulan gençlik komisyonu mensubu olduğu, 23.6.1996 günü Ankara'da yapılanHADEP 2 inci Olağan Kongresinde, Türk Bayrağının indirilerek yerine bölücüörgüt başı Abdullah Öcalan'ın posterinin asma olayını planlayıpgerçekleştirdikleri anlatılmaktadır.
1numaralı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde açılmış olup yukarıda iddianametarih ve numaraları yazılı üç davanın bugün itibariyle bulundukları durum;
Yukarıdabelirtilen davalar, Ankara l numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde sanıklarıMurat Bozlak ve 39 arkadaşı olan, 1996/80 esas numaralı davaylabirleştirilmiştir. Böylece 1996/80 esas numaralı dava ana dava halinegelmiştir. Dava 4.6.1997 tarihinde karara bağlanmıştır. Mahkeme: Murat Bozlak,Hikmet Fidan'ın, Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesiyle Terörle MücadeleKanununun 5 inci maddesine aykırı davrandıklarını sabit görerek 6'şar yıl ağırhapis cezasıyla cezalandırılmalarına, 28 sanığın Türk Ceza Kanununun 169.maddesi uyarınca 4 yıl 6'şar ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına,Faysal Akçan'ın, 162/2. madde uyarınca 22 yıl 6 ay ağır hapis cezasıylacezalandırılmasına, diğer sanıkların ise beraatlarına karar vermiştir.
Hüküm,mahkûmiyet ve beraat kararları yönünden temyiz edilmiş, Yargıtay Dokuzuncu CezaDairesinin 8.6.1998 gün ve 3736-1820 sayılı kararıyla beraat edenlerden SırrıSakık, mahkûm olanlardan ise Faysal Akçan hakkındaki kararlar onanmış, diğermahkûmiyet ve beraat kararlarının bazı dosyaların birleştirilmeleri lüzumunedeniyle bozulduğu, bozma kararından sonra 1998/104 esas numarasını alandosyanın duruşmasının 29.1.2002 tarihine erteli olduğu anlaşılmıştır.
4.- l .7.1998 tarihli ve l998/247 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava:
Sanıklar:
HADEPEskişehir İl Sekreteri Yılmaz Açıkgöz, HADEP Eskişehir İl Başkanı Hamza Abay,Halit Eray Çelik ve Ahmet Uluçelebi.
İsnatedilen suç: Silahlı çete PKK'ya yardım.
Uygulanmasıistenilen ceza maddesi: Türk Ceza Kanununun 169 ve 3713 sayılı Kanunun 5 incimaddeleri.
Sanıklar,açılan bu dava üzerine yargılandıkları mahkemede, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan propaganda yapmaksuçundan Terörle Mücadele Kanununun 8/1 maddesi uyarınca cezalandırılmışlardır.Mahkemenin 14.1.1999 tarihli 106-4 sayılı nihaî kararı Yargıtay'ca 11.5.1999tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
5.- 5. l .1998 tarihli 1997/404 hazırlık numaralı iddianameyle açılan dava,
Sanık:HADEP Parti Meclisi Üyesi Recep Doğaner.
İsnatedilen suç: Bölücülük propagandası yapmak
Uygulanmasıistenilen ceza maddesi: Terörle Mücadele Kanununun 8/1 maddesidir.
Buiddianameyle açılan dava, sanığın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bölmeyi hedef alan propaganda suçu sabitgörülerek mahkûmiyetle sonuçlandırılmıştır. Sanığa, Terörle Mücadele Kanununun8/1. maddesi uyarınca ceza verilmiş ve 16.6.1998 tarihli 4-66 sayılı hüküm,Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesince 11.5.1999 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
MalatyaDevlet Güvenlik Mahkemesi kararı:
MalatyaDevlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 22.12.1998 tarihli 1998/510 hazırlıknumaralı iddianamesiyle açtığı dava,
Sanıklar:HADEP Merkez İlçe Teşkilatı Başkanı Zeki Kılıçgedik, HADEP Malatya İl BaşkanıHasan Doğan ve HADEP'in yönetim kurulu üyesi ve parti üyesi olan 18 arkadaşı.
Sanıklaraisnat edilen suç: PKK adlı yasadışı örgüte yardım-yataklık.
Uygulanmasıistenilen ceza maddesi: Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5inci maddesidir.
Mahkemece,6.12.1999 tarihinde 138-177 numarayla karara bağlanan bu davada sanıklardanZeki Kılıçgedik, Sakine Bektaş, Hasan Doğan, Muharrem Bilbil, Yıldırım BeşerKaplan, Serhat İman, Mahmut Göngör, Mehmet Yücedağ, Hıdır Berktaş, Sabri Sel,Ferhat Avcı, Yaşar Uçar, Ali Gelgeç ve Abuzer Yavaş'ın, PKK'ya, bilerek veisteyerek yardım ve yataklık yaptıkları sabit görülmüş, bu sanıklar Türk CezaKanununun 169 uncu maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesiuyarınca neticeten 3'er yıl 9'ar ay ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır. Bumahkeme kararı, Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 4.12.2000 tarihli kararıylaonanarak kesinleşmiştir.
VanDevlet Güvenlik Mahkemesi kararı:
VanDevlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 5.12.1998 tarih 1998/867 hazırlıknumaralı, 20.12.1999 tarihli 1999/20-18 numaralı, 27.1.1999 tarihli 1999/13-11numaralı iddianamelerle açtığı davalar.
Budavalar Van Devlet Güvenlik Mahkemesinde 1998/355 esas numaralı davadabirleştirilmiştir. Sanıklar: HADEP Muş İl Başkanı Sıddık Genç, HADEP Muş Merkezİlçe Başkanı Zeki Çaçan ve 7 arkadaşı,
İddianamelerdesanıklara isnat edilen suç: Bölücü örgüte yardım-yataklık.
Uygulanmasıistenilen ceza maddesi: Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5inci maddesidir.
VanDevlet Güvenlik Mahkemesi 16.5.2000 tarih ve 355/144 numaralı kararıylasanıklardan Mehmet Sıddık Genç ve Zeki Çaçan'ın silahlı bölücü örgüt PKK'yayardım ve yataklık etmek eylemlerini sabit görerek, bu sanıkları Türk CezaKanununun 169 ve 3713 sayılı Kanunun 5 inci maddeleri uyarınca neticeten 3'ersene 9'ar ay ağır hapis cezasına mahkûm etmiş, diğer sanıklar ise beraatetmiştir.
Temyizedilen bu mahkûmiyet kararı Dokuzuncu Ceza Dairesinin 30.1.2001 tarihlikararıyla, eylemin 4616 sayılı Kanunun kapsamında kaldığı gerekçesiylebozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemenin 15.3.2001 tarihli kamu davasınınertelenmesine ilişkin kararı kesinleşmiştir.
ErzurumDevlet Güvenlik Mahkemesinde görülen davalar:
1.-HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba., Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin24.12.1999 tarihli 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerinikolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm olmuş, bukarar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31.10.2000 tarihli kararıyla onanarakkesinleşmiştir.
2.-HADEP Kars İl Başkanı Mehmet Yardımcıel ve HADEP üyesi Güven Bekirhan, ErzurumDevlet Güvenlik Mahkemesinin 4.6.1999 tarihli ve 389-141 numaralı kararıyla,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan propagandasuçundan Terörle Mücadele Kanununun 8/1 maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 2milyar 250 milyon lira ağır para cezasıyla cezalandırılmış, bu hüküm YargıtayDokuzuncu Ceza Dairesinin 7.10.1999 tarihli kararıyla onanarak 7.10.1999tarihinde kesinleşmiştir.
3.-HADEP üyesi M. Nuri Güneş, Abdullah Akın ve 3 arkadaşı hakkında 30.12.1999tarihli 1999/555 hazırlık numaralı iddianameyle HADEP Iğdır ikinci olağan kurultoplantısı sırasında yaptıkları konuşmalarda, halkı sınıf, ırk veya bölgefarklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan açılandavada, mahkemenin 12.1.2001 tarihli 3-10 numaralı kararıyla 4616 sayılıKanunun 2 nci maddesiyle değişik 4454 sayılı Kanunun 1/3 maddesi uyarıncadavanın kesin hükme bağlanmasının ertelemesine karar verilmiş ve temyiz hakkıolmadığından bu karar kesinleşmiştir.
AdanaDevlet Güvenlik Mahkemesi kararları:
1)HADEP Adana İl Sekreteri Arif Atalay, Adana Devlet Güvenlik MahkemesiBaşkanlığının 29.5.1998 tarihli 234-432 numaralı kararıyla halkı ırk, bölgefarklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan Türk CezaKanununun 312/2. maddesi gereğince 10 ay hapis ve para cezasına mahkûm olmuş,hüküm 17.6.1999 tarihinde kesinleşmiştir.
2)HADEP Adana İl Başkanı Eyüp Karakeçi, HADEP Yüreğir İlçe Başkanı Hasan Belirenve arkadaşları Arzu Ateş hakkında, Adana Devlet Güvenlik MahkemesiBaşsavcılığının 1998/501 hazırlık numaralı 13.1.1999 tarihli iddianamesiyledava açıldığı, İddianamede sanıklara isnat edilen suçun PKK örgütüneyardım-yataklık etmek ve bölücülük propagandası yapmak olduğu., sanıkların TürkCeza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 8/1 maddesi uyarıncacezalandırılmalarının istenildiği anlaşılmış, Adana l Numaralı Devlet GüvenlikMahkemesinde yargılanan sanıklar hakkında 4616 sayılı Kanun uyarınca ertelemekararı verilmiştir. 1.2.2001 tarihli 16-17 numaralı bu karar, itiraz vakiolmadığından 9.2.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
3)HADEP Tarsus İlçe Başkanı Hacı Ateş, İlçe yönetim kurulu üyeleri FatmaYurdakul, Fehim Taş, Abdurrahman Tanışma, Ahmet Çimen ve 55 arkadaşı hakkında,Adana D.G.M. Başsavcılığının 11.12.1998 tarihli 1998/597 hazırlık numaralıiddianamesiyle, PKK terör örgütüne hal ve sıfatını bilerek yardım-yataklıksuçundan TCK'nun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesininuygulanması istemiyle kamu davası açılmış, Adana l numaralı DGM'de yargılanansanıklar hakkında 4616 sayılı Kanun uyarınca erteleme kararı verilmiştir.1.2.2001 tarihli 588-18 numaralı erteleme kararı, itiraz vaki olmadığından9.2.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
4)HADEP İlçe başkanı Alaattin Erdoğan, HADEP'in çeşitli kademelerinde görevliSalih Çakır, Hayrettin Yıldız, Abdurrahim Çiftçi, Abdulmuttalip Tekin,Giyasettin Çetin ve 34 dava arkadaşı hakkında, Adana DGM Başsavcılığının9.12.1998 tarihli 1998/597 hazırlık numaralı iddianamesiyle yasadışı PKKörgütünün üyesi olmak ve bölücülük propagandası yapmak suçlarından TCK'145/1,168/2, Terörle Mücadele Kanununun 5 ve 8 inci maddelerinin uygulanmasıistemiyle kamu davası açılmış, Adana l numaralı DGM'de yargılanan sanıklardanAlaattin Erdoğan hakkında beraat, diğer sanıklar haklarında ise 4616 sayılıKanun uyarınca erteleme kararı verilmiştir. 23.1.2001 tarihli 583-4 numaralıerteleme ve beraat kararı 1.2.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
İZMİRDEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİNDEKİ DAVALAR:
1)HADEP İzmir İl Yönetim Kurulu Üyesi Düzgün Demirçelik ve 31 arkadaşı haklarındaİzmir DGM Başsavcılığının 31.12.1998 tarihli 1998/414 hazırlık numaralıiddianamesi ile PKK isimli terör örgütüne yardım etmek suçundan açılan dava, bumahkemenin 2.12.1999 gün ve 1-316 kararı ile sonuçlanmış, sanıklardan DüzgünDemirçelik, Reyhan Çomak, Elif Tokay ve Niyazi İletmiş, Terörle MücadeleKanununun 8/1 inci maddesi uyarınca hapis ve para cezalarına mahkumedilmişlerdir.
Budava 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girdiği için sonradan verilen 25.12.2000 tarihve 339-343 numaralı kararla ertelenmiştir. Temyiz edilmeyen bu erteleme kararıkesinleşmiştir.
2)HADEP Denizli Gençlik Komisyonu Başkanı Hayri Ateş hakkında, İzmir DGMBaşsavcılığının 25.10.1998 tarih ve 1998/157 sayılı iddianamesiyle açtığı davamahkemenin 24.12.1998 gün ve 262-286 numaralı kararı ile sonuçlanmış, sanık,25.10.1998 tarihinde HADEP Denizli İl Teşkilatınca düzenlenen gençlik şölenindeyaptığı konuşmada bölücülük propagandası yaptığı için Terörle MücadeleKanununun 8/1 inci maddesi uyarınca neticeten 20 ay hapis ve para cezasınaçarptırılmıştır.
Buhüküm, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 5.3.1999 tarihli kararı ile onanarakkesinleşmiştir.
3)HADEP Denizli İl Teşkilatı tarafından 25.10.1998 tarihinde Denizli'dedüzenlenen Gençlik Şöleninde konuşma yapan sanıklar Nuri Turan, Beyaz Emektarve Cezmi Yalçınkaya, bölücülük propagandası yaptıkları için, İzmir DevletGüvenlik Mahkemesinin 3.6.1999 tarihli 298/100 numaralı kararı ile TerörleMücadele Kanununun 81/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılmışlardır.
4)HADEP İzmir Konak İlçe Başkanı Mehmet Emin Bayar ve 20 arkadaşı haklarındaİzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 11.12.1998 tarihli ve 1998/426hazırlık numarası ile açtığı dava, bu mahkemenin 17.8.1999 tarih ve1998/3000-164 numaralı kararı ile sonuçlanmış, sanıklardan Mehmet Emin Bayar,Emine Çelebi, Abdullah Kutal, Mirzat Sati ve Cengiz Kaçan, Türk Ceza Kanununun169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten üçer yıldokuzar ay ağır hapis cezasına mahkum olmuşlar, Mehmet Emin Bayar hakkındakimahkumiyet hükmü Yargıtay 9 uncu Ceza Dairesinin 27.3.2000 tarihli kararıylaonararak kesinleşmiştir.
Budavada sanığın sübut bulan eylemi, PKK terör örgütünün sözde lideri AbdullahÖcalan'ın İtalya'da yakalanmasından sonra, Türkiye'ye iadesini önlemek amacıylaaçlık grevleri ve sair şekillerde girişimler başlatmak, açlık grevlerinin HADEPİlçe Merkezi binasında yapılmasına, İl Yönetiminin onayını alarak izin vermekve greve katılanların tüm ihtiyaçlarını karşılamaktır.
5)HADEP Karşıyaka Gençlik Komisyonu Saymanı Ahmet Bürüks Altındağ ve 23 davaarkadaşı hakkında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 22.5.1998tarihli 1998/169 hazırlık numaralı iddianamesi ile açılan dava, bu mahkemenin25.3.1999 tarihli 117-46 numaralı kararı ile sonuçlanmış, 17 sanığın beraatinediğer sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmiştir. Sanık Ahmet BürüksAltındağ'ın mahkemece sabit görülen eylemi; 21.3.1998 günü yapılan Nevrozkutlamalarında PKK bayrağı açmak ve bölücü sloganlar atmak, Mahkeme, bu sanığıTCK'nun 169 uncu maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırmış, hüküm bu sanık yönünden Yargıtay 9uncu Ceza Dairesinin 11.10.1999 tarihli kararı ile onararak kesinleşmiştir.
6)HADEP Çiğli Parti Sekreteri, Sayman ve Kadın Komisyonu sorumlusu Fatma Erik,HADEP Çiğli Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Komisyonu sorumlusu Süzan Erdoğan,Kadın Komisyonu Başkam Halime Köklütaş, Gençlik Komisyonu Başkanı Erdem Kılıç,İlçe Başkanı Mustafa Doğan ve 13 arkadaşı haklarında İzmir Devlet Güvenlik MahkemesiBaşsavcılığınca 17.12.1998 tarihli 1998/456 hazırlık numaralı iddianame ileaçılan kamu davası mahkemenin 11.5.1999 tarihli 308-74 numaralı kararı ilesonuçlandırılmış, 7 sanığın beraatine, diğerlerinin ise cezalandırılmalarınakarar verilmiştir. Sanıklar Fatma Erik, Süzan Erdoğan, Halime Köklütaş ve ErdemKılıç, TCK'nun 169, Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca üçer yıldokuzar ay ağır hapis cezasına çarptırılmışlar, sanık Mustafa Doğan ise beraatetmiştir. Hüküm, yukarıda isimleri yazılı sanıklar yönünden, Yargıtay 9 uncuCeza Dairesinin 25.1.2000 tarihli kararı ile onararak kesinleşmiştir.
Budavada sanıkların mahkemece sabit görülen eylemi, silahlı çete başı AbdullahÖcalan'ın İtalya'dan Türkiye'ye iadesini önlemek amacıyla korsan gösterilerdüzenlemek, bu gösterilerde PKK lehine slogan atmaktır.
7)HADEP Buca İlçe Başkanı Mehmet Emin Baydar ve 3 arkadaşı hakkında İzmir DGMBaşsavcılığının 17.10.1995 tarihli 1995/467 hazırlık numaralı iddianamesiyledevletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresindenayırmaya matuf fiil işlemek ve silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan kamudavası açılmış, yapılan yargılama sonunda sanık Mehmet Emin Baydar mahkemenin21.5.1998 tarihli 11-85 numaralı kararı ile, silahlı bölücü örgüt üyelerine halve sıfatlarını bilerek yardım etmek suçundan Türk Ceza Kanununun 169 uncumaddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9ay ağır hapis cezasına mahkum olmuş, sanık Mehmet Emin Baydar ile ilgili hükümYargıtay 9 C. D.'nin 16.11.1998 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiştir.Diğer sanıklardan M. Nuri Özen, Hasan Aşkın ve Fesih Yavaş, İzmir-GaziemirTANSAŞ Mağazası çöp bidonuna bomba koyup patlatarak 5 kişinin ölmesine 25kişinin yaralanması olayına katıldıkları için, TCK.nun 125 inci maddesiuyarınca ömür boyu hapis cezasına çarptırılmışlardır.
DİYARBAKIRDEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİNDEKİ DAVALAR:
1)İtirafçı Mehmet Yazar, Hamza Akalın, Ahmet Yakut, Celal Ayüs ve Ahmet ZülfikarOdabaşı'nın ifadelerinin yer aldığı dava:
Budosyada HADEP ile PKK arasındaki organik bağın kanıtı olan ifade tutanaklarıyer almaktadır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 21.8.1996tarih ve 1996/2279 hazırlık numaralı iddianamesi ile açılan bu dava, Diyarbakır4 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1996/377 esas numarasında derdest olupduruşması, dosyadaki bazı eksikliklerin ikmali için 5.3.2002 tarihine ertelidir.
2)HADEP üyesi Cebbar Leygara, Abdullah Akın, Feridun Çelik, Edip Yıldız, MesutBektaş ve 27 dava arkadaşları hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik MahkemesiBaşsavcılığının 21.9.1994 tarihli 1994/6159 hazırlık numaralı iddianamesi ileaçılan dava Diyarbakır 3 nolu DGM'nin 1993/658 esas numaralı davası ilebirleşmiştir. Mahkemenin 22.2.2001 tarihli ve 658-88 numaralı kararı ilesonuçlanan bu davada tüm sanıkların eylemleri TCK'nun 169 uncu maddesikapsamında görülmüş ve 4616 sayılı Kanun uyarınca kamu davasının ertelenmesinekarar verilmiştir. Temyiz vaki olmadığından bu karar 21.5.2001 tarihindekesinleşmiştir.
Budavanın sanıklarından olan Edip Yıldız, kapatılan HADEP'in Diyarbakır YönetimKurulu Üyesi ve kapatılan DEP'in Diyarbakır İl Başkanıdır.
3)Diyarbakır DGM Başsavcılığının 30.12.1997 tarihli hazırlık 1997/3299, karar1997/3184 numaralı yetkisizlik kararı.
Bukararın ekindeki hazırlık soruşturması evrakı suç unsuru mevkuteler HADEP GenelMerkezince bastırılmış olabileceğinden, yukarıda tarih ve numarası yazılıyetkisizlik kararı ile, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığınagönderilmiş, bu evrak kapsamı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısıtarafından Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde açılan kamu davasındave kapatma davası iddianamesinin 11 inci sayfasının başında kanıt olarakgösterilmiştir.
İSTANBULDEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİNDEKİ DAVALAR :
1)HADEP İl Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olan sanıklar Mahmut Şakar, MehmetSalih Yıldız, Halil Salık, Hıdır Doğan, Mehmet Salih Güven, Nusrettin Kaplan,Ayşe Karadağ, Saim Aktürk, Ferhat Yeğin, Alican Önlü, Aslan Yüce, AslıhanDuran, Delal Eren, Fethi Özcan, Oktay Şamiloğlu, Mehmet Taş ve Erol Yılmazhaklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 4.11.1998 tarihli1998/1756 hazırlık numaralı iddianamesiyle, yasadışı PKK isimli silahlı örgüteyardım etmek suçundan TCK. 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesiuygulanması istemiyle açılan dava, İstanbul 3 Numaralı DGM'nin 16.1.2001 tarihve 351-26 numaralı kararı ile sonuçlanmış, 4616 sayılı Kanun uyarınca sanıklarhaklarındaki kamu davasının ertelenmesine karar verilmiş ve temyiz vakiolmadığından bu karar, 24.11.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
2)HADEP İstanbul İl Başkanı Mahmut Şakar, Gençlik Komitesi Üyeleri Bişar Leventve Kiyasettin Taşdemir ile 14 dava arkadaşları haklarında İstanbul DGMBaşsavcılığının 16.11.1998 tarihli 1998/2345 hazırlık numaralı iddianamesiyle,yasadışı PKK adlı örgütün üyesi olmak ve bu örgüte yardım-yataklık suçundanTCK'nun 168/1, 169 uncu maddelerinin uygulanması istemiyle açılan dava,İstanbul 3 Numaralı DGM'nin 21.2.2001 tarihli 367-52 numaralı kararıylasonuçlanmış, sanıklardan Mahmut Şakar ile Aslan Yıldız'ın beraatlerine, diğersanıklar haklarındaki kamu davalarının 4616 sayılı Kanun uyarınca ertelenmesinekarar verilmiş ve bu kararlar temyiz edilmeyerek 1.3.2001 tarihindekesinleşmiştir.
3)HADEP İstanbul-Güngören ilçesi teşkilat başkanı Hediyetullah Ülgen, HADEPyönetim kurulu üyeleri Müzeyyen Ölmez, İbrahim Ekinci, Ekrem Sangır ve TahsinGüzel ve 6 dava arkadaşı hakkında İstanbul DGM Başsavcılığının 30.11.1998 tarihve 1998/2544 sayılı hazırlık numaralı iddianamesiyle TCK'nun 169 ve TerörleMücadele Kanununun 5 inci maddesinin uygulanması istemiyle açılan kamu davasıİstanbul 4 Numaralı DGM'nin 6.12.1999 gün ve 488-620 numaralı kararıylasonuçlandırılmış, sanıklardan Hediyetullah Ülgen, Osman Tağu, Cüneyt Subaşı,Fersende Sangır, Ayhan Tekin, Sadık Altürk ve Mehmet Tahir Aksoy'un TCK'nun169, Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten üçer senedokuzar ay müddetle ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmişve bu karar Yargıtay 9 uncu Ceza Dairesinin 26.6.2000 tarihli kararı ileonararak kesinleşmiştir.
4)HADEP Kocaeli İl başkanı Ramazan Bilginer ve dava arkadaşı Yalçın Vuralhakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin 13.11.1998 tarihli ve 1998/1042hazırlık numaralı iddianamesiyle, bölücülük propagandası yapmak ve halkı ırk,ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçlarındanTerörle Mücadele Kanununun 8/1 inci maddesinin ve TCK'nun 312/2 nci maddesininuygulanması istemiyle açılan dava, İstanbul 6 Numaralı Devlet GüvenlikMahkemesinin 9.1.2001 tarihli ve 307-4 numaralı kararıyla sonuçlandırılmış,sanıklar hakkındaki kamu davasının 4454 sayılı Yasanın l inci maddesinin 3 üncübendi gereğince ertelenmesine karar verilmiştir. Yasa yoluna gidilmediği içinbu karar, 30. l .2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Zamanınızıalarak ve sizi sıkmayı da, buna da katlanarak, sizi bir sıkıntıya sokmapahasına davalarla ilgili bu geniş bilgiyi sundum. Bu sunduğum bilgiler,iddianamemizde delil olarak gösterilen dosyalarla ilgilidir. Bu davanınaçılması tarihinden itibaren halen devam etmekte olan soruşturmalar,tutuklamalar, mahkumiyet kararları, bu açıkladığım delillerin dışındadır.Bunları delil olarak Yüksek Mahkemenize sunuyorum.
Devlettopraklarının bölünmez bütünlüğüne yönelik suç işlemekten ve halkı; sınıf, ırk,din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahriketmek suçundan hükümlü çok sayıda parti üyesine partinin çeşitli kademelerindeyönetim görevi verilmiş olması konusu:
SiyasîPartiler Kanununun 11/2 nci maddesinin (b) bendinin 4 numaralı hükmüne göre,Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının Birinci Babında yazılı suçlardan veya busuçların işlenmesini aleni olarak tahrik etme suçlarından,
Aynıbendin 5 numaralı hükmüne göre ise, TCK'nun 312 nci maddesinin ikincifıkrasında yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterekkin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkum olanlar "siyasîpartilere üye olamazlar ve üye kaydedilemezler" Bu hükümler uyarıncaTCK'nun 125 inci maddesinde tanzim olunan Devlet topraklarını bölmefaaliyetinde bulunma suçları, TCK'nun 168 ve 169 uncu maddelerinde düzenlenensilahlı bölücü çetenin sair efradı olmak ve böyle bir çeteye yardım-yataklıksuçları ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yaptırıma bağlanan bölücülükpropagandası suçları da Siyasî Partiler Kanununun 11/2 maddesinin (b) bendinin4 numaralı hükmü kapsamında siyasî partiye üye olmayı engelleyensabıkalardandır.
Busuçlardan mahkumiyetleri kesinleşmiş, başka bir ifadeyle sabıkalı olduklarıiçin partiye üye olarak bile kaydı mümkün olmayan 68 kişiden 20'sinin İstanbul,9'unun Şanlıurfa, 3'ünün İzmir, 2'sinin Kocaeli, 5'inin Ankara, 2'sinin Van,3'nün Kars, 4'ünün Adana, 2'sinin Manisa, 1'inin Gaziantep, 2'sinin Hatay,2'sinin Muş, 1'inin Tunceli, 2'sinin Tekirdağ, 2'sinin Eskişehir, 1'ininSakarya, 2'sinin İçel, 1'inin Malatya, 2'sinin Aydın, 1'inin Mardin ve Bursail, ilçe ve belde teşkilatlarında yönetim görevlerine getirildikleri, SiyasîPartiler Kanununun 33 üncü maddesi uyarınca Başsavcılığımız bünyesinde SiyasîPartiler Tüzüğü Bürosuna valiliklerce gönderilen evraklardan tespit edilmiş,Başsavcılığımızca bunların büyük bir bölümünün yönetim görevinden ve üyeliktenihracı sağlanmıştır. Küçük bir bölümü ise, işlem safhasındadır.
Busuçlardan mahkum olan bu kadar fazla miktarda kişinin parti yönetimindegörevlendirilmesinin anlamı açıktır.
CumhuriyetBaşsavcılığımız tarafından denetimin, yönetim kurullarına getirilenler yönündenyapıldığı göz önünde tutulduğunda, davalı siyasî partinin yönetim kadrolarıiçerisinde bu kadar çok kişinin görevlendirilmesi, devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı amaçların eylem boyutuna ulaşmasının veparti genel merkezinin buna zımnen ve fiilen geçit vermesinin açık kanıtıdır.
Bizce,devletin bütünlüğü ilkesine aykırı faaliyetlerde bulunan Türk Ceza Kanununun125, 168, 169; halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterekkin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek. Türk Ceza Kanununun 312/2 ve TerörleMücadele Kanununda yaptırıma bağlanan bölücülük propagandası yapmak suçlarındanmahkûm olup cezaları kesinleşmiş bu kadar çok sayıda kişinin Siyasî PartilerKanununun hükümleri gözardı edilerek parti üyeliğine kaydedilmesi ve partiteşkilatının çeşitli kademelerinde yönetim görevlerine getirilmiş olmaları vebu kişilerin saptanan amaçlarını gerçekleştirme olanağını bu siyasî parti içindegörmeleri bir tesadüf değil, HADEP'in ülkeyi bölme amacına yönelik bilinçli birşekilde öngörülmüş kadrolaşmadır. Bu yoğunluk, Halkın Demokrasi Partisinindevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağıolduğunu kabule kesinlikle yeterlidir.
İtirafçılaradına temsilci Mehmet Aktar'ın l .2.1999 tarihli dilekçesindeki beyan:
DiyarbakırE-Tipi Cezaevinde itirafçı tutuklu olarak yatmaktayken, Başsavcılığımızahitaben yazdığı 1.2.1999 tarihli dilekçesinde, Mehmet Aktar, HADEP'in terörörgütüyle organik ilişkisi olduğunu, bu ilişkinin Avrupa'da örgütün siyasîkanadı olan ERNK yoluyla ve Türkiye cezaevlerinde PKK üyeleri aracılığıylasağlandığını, HADEP Genel Merkez yöneticilerinin sık sık Avrupa'ya giderekPKK'nın Avrupa sorumlularıyla görüştüklerini, talimatlar aldıklarını, Avrupa'daeğitilen birçok terör örgütü militanının HADEP içinde faaliyet göstermek üzereTürkiye'ye gönderildiklerini; cezaevlerinden çıkan, fakat dağda faaliyetyürütemeyecek durumda olan terör örgütü üyelerinin HADEP içindeçalıştırıldıklarını, bu insanların genelde HADEP içinde yönetici konumundaolduklarını, bu kişilerin faaliyetlerinin Avrupa ERNK Örgütü tarafındandenetlendiğini; HADEP'in, terör örgütüne dünya ve Avrupa kamuoyunda meşrulukkazandırmak, Avrupa'daki demokrat, sosyalist, liberal ve Yeşilcilerin PKK'yadestek vermelerini sağlamak rolünü üstlendiğini; bu amaçla sosyal etkinlikler,açlık grevleri organize ederek devlet karşıtı propagandalar yaptıklarını,Avrupa ülkelerindeki çeşitli kuruluşlarıyla ilişkiye geçerek Türkiye'yi tecritetmeye çalıştıklarını;
Örgütündağ kadrosuna eleman kazandırmak için HADEP'in kendi bünyesinde kurduğu kadın,işçi, esnaf komisyonları aracılığıyla insanları PKK sempatizanı halinegetirdiğini, sonra da dağa çıkardığını: HADEP binalarının eğitim yuvalarıhaline getirildiğini; terör örgütü sempatizan kitlesini devlete karşı çeşitlieylemlere çekerek, PKK'nın 'siyasal ordumuz' adına verdiği eylemci bir kitleyaratmaya çalıştığını, bu amaçla hizmet için terör örgütünün ideolojiksöylemlerinin yumuşatılıp herkesin kabul edebileceği bir kalıba döküldüğünü;Türkiye'deki sol örgütler, sendikalar, dernekler gibi oluşumlarla PKK adınailişkiler kurduğunu; PKK'nın dağ kadrolarının giyecek, ilaç, teknik malzeme,erzak gibi çeşitli ihtiyaçlarının büyük bir kısmının HADEP örgütleri tarafındantemin edilerek örgüte ulaştırıldığını; ihtiyacı olan bölgeye para dagönderildiğini; bu amaçla HADEP örgütlerinin 'yoksullara yardım' adı altındapara, yiyecek, giyecek ilaç gibi şeyler topladığını, yardım kampanyalarıdüzenlediğini; yurtdışında veya kırsalda eğitildikten sonra eylem amacıylaTürkiye'ye gönderilen PKK üyelerinin deşifre olmalarını önlemek veihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, bunlara HADEP içinde faaliyet gösterenönceden ayarlanmış kişilerin adreslerinin verildiğini; bunlardan deşifreolanların yurtdışına aktarılmalarının HADEP eliyle yapıldığını; sonuç olarak,HADEP'in, bölücü düşünceleri yayan, halkı, devlet düşmanı haline getirenPKK'nın paravan örgütü olduğunu belirtmiştir.
Dilekçesahibi Mehmet Aktar, 2.3.1999 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısına verdiğiifadede ise, 1.2.1999 tarihli dilekçesinin ve imzanın kendisine ait olduğunu,Diyarbakır E-Tipi Cezaevindeki itirafçıları temsil ettiğini, dilekçedekigörüşlerin ortak görüş olduğunu beyan etmiştir.
Dosyayaibraz edilen Mehmet Alkın, Arif Sakık, Raşit Akçan ve Mehmet Yazar'ınDiyarbakır Cumhuriyet Savcısına verdikleri 2.3.1999 günlü ifadeleri de,HADEP-PKK ilişkilerini ortaya koyan beyanlar içermektedir.
Azsonra okuyacağım PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın ifadesiyle, bu itirafçısanığın ifadeleri arasındaki benzerlik dikkat çekecek boyuttadır.
PKK'nınbaşı Abdullah Öcalan yurtdışında yakalanıp Türkiye'ye getirildikten sonraAnkara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılarına verdiği 22.2.1999tarihli ifadesinde, HADEP'le ilişkisi konusunda, HADEP bünyesinde yurtiçindeoluşturulan gençlik ve kadın komisyonlarında yapılan eğitim çalışmalarıyla,Romanya ve Moldova gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarının kendiperspektifine ve görüşlerine uygun olarak yapılan çalışmalar olduğunu; Romanyave Moldova gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahalecigrupların, HADEP'in faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi olduklarıhususunun doğru olduğunu; yurtdışındaki ve özellikle Romanya'daki eğitimçalışmalarını Mehmet Hoca Kod Cevat Soysal'in yürüttüğünü, kendisiyle telefonirtibatı kuran bu kişiye görüş ve talimatlarını ilettiği, HADEP'in il ve ilçeteşkilatlarında gerek yurtdışındaki kamplara ve gerekse kırsal alana elemangönderme faaliyetlerinin yürütüldüğü hususunun doğru olduğunu; HADEP'e kuruluşusırasında Avrupa teşkilatı vasıtasıyla 200.000 mark para yardımı yaptıklarını -ki, bu ayrı bir kapatma sebebidir- PKK mensubu cezaevi hükümlüsü Sabri Ok'unHADEP'lere talimatlar verdiğini, üst düzey kararları da verdiğini; 18 Nisan1999 tarihinde yapılacak milletvekili seçimleri dolayısıyla HADEP'inkendisinden PKK'nın Avrupa'daki görevlisi Şahir Kod, Ferhat Abdi Şahinvasıtasıyla görüş sorduğunu; Şeyh Sait'in torunu olan Abdülmelik Fırat'ın HADEPGenel Başkanı olmak gibi bir niyetinin olduğunu, kendisinin de bunu uygungördüğünü, ancak, HADEP teşkilatında sol görüş hakim olduğu için muhafazakârAbdülmelik Fırat'ı istemediklerini, beyan etmiştir.
HADEP-PKKilişkilerini çok açık bir şekilde ortaya koyan bu ifade, 1.3.1999 tarihliyazımız ekinde dosyaya ibraz edilmiştir.
Diğerdeliller: HADEP'in kuruluşundan 2001 yılı sonuna kadar süren dönemde kurucu eyöneticilere ait listeler; HADEP'in çeşitli kademelerdeki yöneticileri hakkındaDiyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemelerinde açılan 49 kamu davasıyla, Ankara,İstanbul, İzmir, Adana, Malatya, Van ve Erzurum devlet güvenlik mahkemelerindeaçılan soruşturma ve davalarla ilgili belgeler ve Yüksek Mahkemece istenilenifade tutanakları Mahkemenize sunulmuş ve tespit ettiğiniz noksanlar ikmaledilerek 9.9.1999 tarihli yazımız ekinde gönderilmiştir.
Bundansonraki tarihlerde, açılan kapatma davasıyla ilgisi nedeniyle Mahkemenizegönderilip HADEP'e tebliği istenen belgeler ilgili tebligat işlemleri detamamlanmıştır.
Kapatmadavası iddianamesinde değinilen 3 ana, 4 birleşmiş dava olmak üzere, toplam 7davanın ve kapatma davası iddianamesinin tevdiinden sonra Yüksek MahkemenizinBaşsavcılığımızdan istediği, iddianamede numaraları belirtilmeyen, ancakiddianamedeki eylemlerle irtibatlı davaların son durumlarını gösteren karar vetutanaklar 3 klasör halinde sunulmaktadır. Sunulan bu belgeler, yeni delilniteliğinde değildir.
Sonuçve istem: çok sayıda HADEP üyesi ve yöneticisinin, ülkemizin bölünmezbütünlüğüne yönelik, nitelikleri anlatılan eylemleri yoğun bir şekilde işlediğive halen de işlemekte bulunduğu ve bu durumun Anayasamızın değişik 69 uncumaddesinin altıncı fıkrasında yazılı parti organlarınca ve parti genelbaşkanınca bizzat suçlara iştirak etmek suretiyle zımnen ve açıkçabenimsendiği, böylece, HADEP'in, Anayasamızın 4709 sayılı Kanunla değişik 69uncu maddesinin altıncı fıkrasında tanımlandığı şekilde, devletimizin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik düşmanca faaliyetlerin odağı halinegeldiği, sunulan delillerden anlaşılmış olduğundan, 29.1.1999 gün ve 1999/37numaralı iddianamemizi ve 9.4.1999 tarihli esas hakkındaki görüşlerimizitekrarlıyor, Halkın Demokrasi Partisinin Anayasamızın 68 inci maddesinindördüncü fıkrası delaletiyle, Anayasamızın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasıuyarınca, eylemlerin yoğunluğu, niteliği, ulaştığı boyut ve ağırlığı göz önünealınarak temelli kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ediyorum."
VIII-SÖZLÜ SAVUNMA
DavalıParti'nin 1.3.2002 günlü sözlü savunması şöyledir:
"YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, partimizin kapatılması istemiyle mahkemenize sunduğu29.11.1999 tarihli iddianamede, HADEP'in, Anayasanın 68 inci maddesinindördüncü fıkrasında belirtilen devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği ve 2820 sayılı SiyasîPartiler Kanununun 78, 79, 80, 81 ve 82 nci maddelerinde yazılı yasaklaraaykırı eylemlerde bulunduğu iddiasıyla temelli kapatılmasına karar verilmesiniistemiştir.
9.4.1999tarihli esas hakkındaki mütalaasında da, belirttiğimiz maddelere dayalıtalebini Sayın Savcı aynen tekrar etmiştir.
Yine,17.1.2002 tarihinde mahkemenizde yaptığı sözlü açıklamasında ise, her ne kadar2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının belirtilen maddelerine açıkçadeğinmemişse de "29.1.1999 gün ve 1999/37 numaralı iddianamemizi ve9.4.1999 tarihli esas hakkındaki görüşlerimizi tekrarlıyoruz" diyerek 2820sayılı Siyasî Partiler Kanununun 78, 79, 80, 81 ve 82 nci maddelerinde yazılıyasaklar nedeniyle de...
SayınBaşkan, davanın açıldığı tarihten sonra ülkemizde yaşanan siyasî partilerinsıkça kapatılmasının doğurduğu sıkıntılar karşısında, siyasal partilerinkapatılmasının zorlaştırılması, hatta kapatma yerine farklı müeyyideuygulanmasına gidilmesi doğrultusunda önemli anayasal değişikliğe gidilmiştir.4 Ekim 2001 tarih, 4709 sayılı Yasayla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğiylesiyasî partilerin kapatılması sebepleri Anayasa değişikliğiyle siyasîpartilerin kapatılması sebepleri Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncüfıkrasıyla 69 uncu maddesinin onuncu fıkrasındaki sebeplerlesınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, Siyasî Partiler Kanununun 78, 79, 80, 81 ve82 nci maddeleri, Anayasa'nın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaöngörülmeyen kapatma nedenleri öngörüldüğünden Anayasa'ya açıkça aykırıdır.
Bumaddelerin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasında bulunuyorum. Bu iddiamızınöncelikle incelenerek Siyasî Partiler Kanununun 78, 79, 80, 81 ve 82 ncimaddelerinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini talepediyorum. Ayrıca, Anayasa'nın geçici 15 inci maddesinde yapılan değişikliknedeniyle de Yüksek Mahkemenizin bu yönde inceleme yapıp karar vermesininönünde yasal engel de kalmamıştır.
SayınBaşkan, HADEP, özgürlükçü, eşitlikçi, barışçı, çoğulcu, katılımcı, toplumsaldeğişim ve yenileşmeyi savunan, evrensel değerlere sahip çıkan demokratik solbir kitle partisidir; tüzüğümüzde, partimiz bu şekilde tanımlanmıştır.Özgürlükçü, katılımcı ve çoğulcu demokrasiyi savunan HADEP, hukukun üstünlüğünebağlı ve insan haklarına dayalı, laik, demokratik bir düzeni Türkiye'degerçekleştirme amacındadır.
Tüzükve programıyla, Türkiye'de yaşayan tüm insanlarımızın sorunlarına çözüm öneren,işçinin, memurun, emeklinin, köylünün, esnafın, gençliğin, kadınlarınsorunlarıyla yakinen ilgilenen bir partiyiz.
Türkiye'ninsahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynakların, halkın refahı için en verimlibiçimde nasıl kullanılabileceğine ilişkin projeleri olan, sağlık sorunundankonut sorunundan tutun çevre sorununa kadar Türkiye'de var olan tüm sorunlarıkendisine dert edinen gerçek bir Türkiye partisidir HADEP.
HADEP,11 Mayıs 1994 tarihinde siyasî yaşamına başlamıştır. HADEP'i kurduğumuz dönem,hem ülkemizin hem de tüm insanlarımızın büyük zararlar gördüğü, acılar çektiği,Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yoğunlaşan çatışmaların yaşandığı bir dönemdi. Buçatışma ortamının yarattığı gerginlik içerisinde, radikal milliyetçigelişmelerin de etkisiyle, Kürt sorununun tartışılması dahi yapılamıyordu. Buortam nedeniyle programımızda yer alan kürt sorunu dışındaki sorunlara ilişkindüşünce ve çözüm önerilerimiz çok dikkat çekmedi. Var olan dışımızdaki tümpartilerin tartışmaktan çekindiği ve gündeme getirmek istemedikleri Kürt sorunugündeme getirmemiz, şimşekleri üzerimize çekmemize yetti de arttı. O günden itibarenhem PKK'lıkla hem de bölücülükle itham edildik, bundan da hiçbir zaman içinvazgeçilmedi. Davamız da buna endekslidir. Bundan dolayı Kürt meselesindekidüşüncelerimizi kısaca, Yüksek Mahkemenin huzurunda da açmak istiyorum.
SayınBaşkan, sayın üyeler; Türkler ve Kürtler bu topraklar üzerinde bin yıla yakınbir süreden beri birlikte yaşıyorlar. Ciddi bir kader birliği yapmışlardır;birlikte savaşmışlar, birlikte ağlamışlar, birlikte gülmüşlerdir. 1071 yılındaMalazgirt'te omuz omuza düşmana karşı savaşmışlar. Ulusal Kurtuluş Savaşınıomuz omuza yine birlikte birlikte kurmuşlardır. Çanakkale'de berabersavaşmışlar, birlikte şehit düşmüşler. Cumhuriyeti de birlikte kurmuşlardır.Kore'de, Kıbrıs'ta Kürt-Türk omuz omuzadır. Daha dün, Marmara Bölgesinde meydanagelen deprem sonucunda yıkılan evler, Türk'e ve Kürt'e ortak mezar olmuştur.
Yine,Kürtlerle Türkler arasında yoğun evlilikler yaşanmış, akrabalık bağlarıkurulmuştur. Keza, Kürtler bugün, Türkiye'nin her tarafında yaşamaktadırlar.İstanbul'da yaşayan Kürtlerin, Diyarbakır'dan daha fazla olduğu herkesçebilinmektedir. Bu kadar ciddi kader birliği, tarihi geçmişi olan ve iç içegeçmiş Kürt ile Türk'ü ayırmak mümkün olmadığı gibi, gerçekçide değildir.Dolayısıyla bölücülük iddiası, bu gerçeklik karşısında son derece aya havadabir iddia olmanın ötesine geçemez; Doğru ve yerinde bir iddia değildir.
SayınBaşkan, cumhuriyetin kuruluşu sırasında hâkim olan anlayış giderek değişmiş,sonuçta Kürtlerin varlığı dahi inkar edilir duruma gelinmiştir. Yüksek Mahkemenizinbirçok kararında "Türk Ulusu" kavramının bir üst kimliği ifadeettiği, alt kimliklerin yok sayılmalarına yol açmayacağı belirtilmişse de, neyazık ki, Kürtlerin varlığından bahsetmek, Kürt kültüründen bahsetmek, birlikve beraberliği zedeleyici, bölücü anlayış olarak gösterilmeye çalışılmıştır.
HADEP,alt kimliklerin kendilerini ifade etmelerinin veya gelişmelerininengellenmesini demokrasi anlayışıyla bağdaştırmamaktadır. Böylesi bir yaklaşımıdoğru bulmuyoruz. Farklı kültürleri, ülkemizin sahip olduğu önemli birzenginlik olarak görüyoruz. Ortak kültür ve üst kimliğe olan katkıları oranındada birleştirici ve bütünleştirici rol oynayacağı inancındayız.
SayınBaşkan, sayın üyeler; HADEP olarak hiçbir zaman şiddeti savunmadık, şiddettenyana tavır almadık, şiddeti sorun çözücü olarak görmedik; sorunların şiddetdışı, barışçıl, demokratik yöntemlerle çözümünü sürekli olarak savunduk ve bizkendimize prensip edindik. Bu konuda da kitleler üzerinde etkili olduğumuzinancındayım. Nitekim, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da iddianamede, esasen,HADEP'in yapılan bütün kongrelerinde, yöneticilerin yaptığı bütün konuşmalarda,yaptıkları bütün basın açıklamalarında "Kürt sorununun kan dökülmeden,demokratik, barışçıl çözümü vurgulanmıştır" demektedir.
Doğuve Güneydoğu Anadolu'da 15 yıl süreyle devam eden çatışmaların başladığıtarihlerde HADEP yoktu. Çatışmaların en yoğun biçimde yaşandığı 1990'lıyılların başında da HADEP yoktu. HADEP kurulduğu zaman çatışmalarınbaşlamasının üzerinden on yılı aşkın bir süre geçmiştir. Dolayısıyla, PKK'yekatkı sunduğumuz iddiası da doğru değildir. HADEP'liler olarak, çatışmalarınbir an önce sona ermesini sürekli olarak istedik ve diledik. Bize göre, Kürtsorununda izlenen yanlış politikalar, demokratikleşmeyi engellediği gibi, ekonomikgelişmeyi de, maalesef, tıkamıştır.
Biz,üniter devlet yapısına bağlı kalınarak Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde Kürtsorununun geniş bir demokratikleşme programıyla çözüleceğine inanıyoruz. Sorunçözümsüz değildir, çözümü son derece kolaydır, yeter ki, çözümü içtenisteyelim. Bizler bu ülkenin insanlarıyız. Türkiye, 70 milyon insanın ortakvatanıdır. Türkiye'deki olumsuzluklar ve olumluluklar hepimizi etkilemektedir.HADEP, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin büyümesini, gelişmesini, güçlenmesiniistemektedir. Ortadoğu'da, Kafkaslarda, giderek dünyada güçlenen çağdaş, laik,demokratik devletlerin yanında hak ettiği yeri almış güçlü bir Türkiye genelistemimizdir. Bunun yolunun da toplumsal barış ve demokratikleşmeden geçtiğineinanmaktayız. Toplumsal barışını sağlamış ve demokratikleşme sürecinitamamlamış Türkiye, güçlü bir Türkiye olacaktır. Onun için de, sorunlarımızıbirlikte ve diyalog yoluyla çözmek durumundayız.
Çatışmadöneminde oluşan çeteleşmenin üzerine gidilmiş olmasını önemli bir adım olarak görüyoruz.Sayın Başkan, 2001 yılı Ekim ayı içerisinde Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayanbir gezimiz oldu. Bu gezi sırasında görüştüğümüz istisnasız herkesin temelistemi ekmekten, aştan önce çatışmaların -iki yılı aşkın bir süreden beri-durmasından kaynaklanan huzur ortamının devamıydı. Bunun için de yetkililerinbelirttiği 5 bin civarındaki silahlı PKK'linin silahsızlandırılmasıgerekmektedir. Yapılacak yasal bir düzenlemeyle bunun mümkün olabileceğikanaatindeyim. Keza, OHAL ve koruculuğun kaldırılması, göç edenlerin geridönüşlerinin sağlanması, hem sorunun çözümüne katkı sunacak hem dedemokratikleşmenin önünü açacaktır. HADEP olarak bizim, Kürt sorunu konusundakikısa çözüm önerilerimizi de bu şekilde izah edebilirim.
Farklıdüşüncelerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve örgütlenmeleri çoğulcudemokrasilerin gereğidir. Ne yazık ki, HADEP açısından bu pek mümkünolmamıştır. HADEP, kurulduğu günden itibaren bugüne değin geçen süre içerisindeciddî haksızlıklara uğramış bir partidir. Partinin kuruluşundan 21 gün sonra,Urfa'da Muhsin Melik adlı arkadaşımız -ki, bu arkadaşımız kurucu üyemizdi veparti meclisi üyemizdi- 21 gün sonra, henüz biz Türkiye'de insanlar bizitanımazken, silahlı saldırıya uğradı, 2 Haziran 1994'te kaldırıldığı hastanede canverdi. Yine, aynı saldırıda Mehmet Ayyıldız ismindeki üyemiz de silahlısaldırıdan yara almış ve olay yerinde can vermişti.
Keza,bu saldırılar, ölümle sonuçlanan bu saldırılar burada da bitmedi, üyelerimizeyönelik ölümle sonuçlanan saldırılar Adana'da, Batman'da, Hatay'da, Elbistan'dave Kahramanmaraş'ta da devam etti. Adana'da Yüreğir İlçe Yöneticimiz SalihSubutekin, 28.9.1994 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamınıyitirdi.
AdanaYüreğir İlçe Başkanımız Rebi Çabuk, 3.10.1994'te, yine onunla beraber aynı gün,aynı yerde bulunan Sefer Cerf adlı Adana Yüreğir ilçe yöneticimizde silahlısaldırıda yaşamlarını yitirdiler.
Keza,Batmanda'da il yöneticimiz Ahmet Karabulut, il disiplin kurulu üyemiz VasfıÇetin, yine il sekreterimiz Zeki Adlık, silahlı saldırılar sonucu öldürüldüler.
Keza,Hatay'da Samandağ'da üyemiz olan Mehmet Latfedici de, silahlı saldırı sonucuyaşamını yitirdi.
Elbistanilçe Başkanımız Hüseyin Koku, 20.10.1995 günü Elbistan şehir merkezinde eşiyleberaber dolaşırken yanına yaklaşan ve kendilerinin sivil polis olduğunusöyleyen kişiler tarafından gözaltına alınmak suretiyle arabaya bindiriliyor,bir daha kendisine rastlanılmadı, 6 ay sonra, karlar eridikten sonra, başıkesik cesedi Malatya Pötürge yolu üzerinde bulundu.
Keza,bizim için gerçekten sıkıntıların doruk noktaya ulaştığı ve biraz sonra dadeğineceğim ikinci olağan kongremiz sonucunda Kahramanmaraş'a dönen kurultaydelegelerimiz Hulusi Kul, Mustafa Öztürk, Mehmet Kaya Kayseri yolunda,bindikleri özel arabanın önü kesilmiş ve yine bunlar da uğradıkları silahlısaldırı sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Ben, Sayın Savcının bunları da,HADEP'in uğradığı haksızlıkları da belirtmesini isterdim. Bundan dolayıuğradığımız haksızlıkları belirtmek amacıyla bunu ifade ettim.
SayınBaşkan, yine, keza diğer partilere tanınan örgütlenme özgürlüğü HADEP'etanınmamıştır. Şırnak, 1995 ve 1999 seçimlerinde hiç örgütümüz olmamasınarağmen girdiğimiz seçimlerde birinci parti olduğumuz -bir dönem iki, birdönemde birinci parti olduğumuz bir il- yüzde 5'ler dolayında oy alan siyasîpartiler bu ilde örgütlenirken, biz örgütlenme imkânı bulamadık. Bundan üç yılönce Şırnak il yönetimini oluşturmak üzere görevlendirdiğimiz Şırnak, şu anŞırnak il başkanı arkadaşımız Şırnak'a gittiği zaman yer buluyor ve bu arada daemniyet müdüründen randevu isteyerek kendisiyle görüşmeye gidiyor, burada ilörgütünü açmak istediğini izah etmek üzere. Randevu üzerine gittiği emniyetmüdürlüğünde, o günkü emniyet müdürü kendisine dönüp "siz hangi partidengeldiniz'" diye soruyor "HADEP" diyor. HADEP'ten geldiğicevabını alınca, beni bağışlayın, çok kaba bir davranışla derhal odayı terketmesini istiyor "sizi burada, PKK'lilerin örgütlenmesine izinvermeyiz" diyor. Tam çıkarken işaret ettiği diğer memurlar tarafından buarkadaşımız ve yanında bulunan kişi gözaltına alınıyor. İki gün süreylenezarethanede çıplak vaziyette gözaltında tutuldu. İki gün sonra serbestbırakıldı. Hakkında herhangi bir dava da açılmadı. Aynı arkadaşımız, şimdi yeniil binası tuttuk ve o arkadaşımızın başkanlığında il örgütü oluşturabildikŞırnak'ta; ama, Silopi'de oluşturduğumuz ilçe örgütümüzün, ilçe başkanı ileyöneticisi hâlâ kayıp durumdalar, bulamadık daha.
Yinebirçok ilde de örgütlenme çalışması yaparken HADEP'in il ve ilçe yönetimlerindeyer alınmaması için insanlar bizzat tehdit edilmişlerdir kendilerinin polisolduğunu söyleyen sivil kişiler tarafından. Bu konuda, keşke imkân olsaydıYüksek Mahkemenizin, binlerce tanık gösterebilirdim, olayı bizzat yaşamışbinlerce tanık vardır.
Yine,keza Bingöl gibi önemli oy potansiyelimizin olduğu bir yerde zor örgütlenmeyapabildik. Sayın Başkan, aynı tutum seçimler sırasında da kendisini gösterdi,birçok yerde açıktan HADEP'e oy verilmemesi şeklinde tehditlerle kalınmıştır.
Mitingve şölen gibi toplantılarımızda, diğer partilere verildiği gibi izin deverilmedi. Bir örnek olması açısından söylüyorum. Seçim dönemleri, siyasîpartilerin, seçim propagandanın serbest kaldığı dönem de, miting yapmalarıyasal haklarıdır. Bu anlamdaki hakkımızı Diyarbakır'da, ne yazık ki bizkullanma imkânı bulamadık, yasal hakkımız elimizden alındı, miting yapmamızaizin verilmedi.
SayınBaşkan, HADEP' in pasifize edilmesi doğrultusundaki talimatlar, devletin, neyazık ki gizli belgelerine geçti. HADEP'in yükselişi en üst kurullardatartışılıp, bundan duyulan hoşnutsuzluk bir biçimiyle ifade edilince HADEP'eyönelik bakış da, yaklaşım da, özellikle yerel birimlerde olumsuz yöndedeğişmiştir. Bunun kanıtı olan bir belgeyi izninizle okumak istiyorum ve bunuYüce Mahkemenize de takdim edeceğim. 21.10.2000 tarihli Yeni Şafak gazetesindeçıkan bir haber.
Deniliyorki: "televizyonlarda, HADEP'e geçmişiyle ilgili haber programlarınınyayınlanmasının sağlanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nezdinde girişimdebulunularak 1999 yılında yapılması düşünülen genel ve yerel seçimlere bupartinin girmemesinin sağlanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gereklibelge ve bilgilerin gönderilmesi." Bunlar, en üst kademedeki yönetimorganlarında görev alan kişiler tarafından verildiği söylenen talimatlar.
SayınBaşkan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, birçoğu henüz DGM'lerde devam eden,bir kısmı erteleme yasası kapsamına girdiklerinden kesin hükme bağlanmadanertelenmiş olan, yine çok az sayıda da kesinleşmiş davayı olduğu gibi budavanın konusu yapmıştır. Bu konudaki düşüncelerimizi söylemeden önce, SayınBaşsavcının yaklaşımına kısaca değinmek istiyorum.
18Nisan 1999 seçimlerinde iki buçuk ay kala 1996 yılında Ankara Devlet GüvenlikMahkemesinde partimizin yöneticileri aleyhine açılan davadaki delilleredayanılarak dava açılmıştır; yani, aradan üç yıl geçtikten sonra davaaçılmıştır.
Yine,seçimlerden önce, iki kez, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Sayın Mahkemenizdenpartimizin, her nasıl adlandırılırsa adlandırılsın yeter ki seçime sokulmasınistemiyle iki kez ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştu. Yüksek Mahkemenizin sonderece yerinde olan ret kararı olmamış olsa idi, 1999 seçimlerine girmeyecektikve bugün, Diyarbakır dahil birçok belediyede seçimleri elde etmiş olmayacaktık.
Yine,keza erken seçimin Türkiye'de, kısa bir süre önce tartışıldığı bir vakıadır.Keza, yine yüzde 10'luk Türkiye barajı konusunda, özellikle hükümeti oluşturanpartilerin ciddî sıkıntıları vardır ve Türkiye'de seçim barajı indirilmesitartışılmaktadır. Keza, seçim ittifakları da tartışılmaktadır. Tam butartışmaların yaşandığı dönemde ve partimizin de giderek Türkiye'de güçlendiğibir sırada davanın sonuçlandırılmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıtarafından istenilmiş olması da, demin söylediğim belge noktasında hareketettiğimiz zaman, gerçekten bizi rahatsız etmektedir. Ama, inanıyoruz ki, YüksekMahkemeniz, bu rahatsızlığımızı kesinlikle giderecektir.
Yine,keza, davanın öne alınıp görülmesini talep ederken, Sayın Başsavcı, mahkemeyedilekçe verirken bir de basın açıklamaları yapmış, dolayısıyla, bunda dakamuoyunu oluşturup, hem kamuoyu oluşturan partimiz aleyhine hem de YüksekMahkemenizi -beni bağışlayın- etkilemeye çalışmıştır. İnanıyorum ki, bunlarında bir yararı olmayacaktır.
SayınBaşkan, Anayasa'nın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında "siyasîpartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesive milliyetiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz" diyor.
YineAnayasa'nın 69 uncu maddesinin yedinci fıkrasında "Bir siyasî partinin 68inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temellikapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak halinegeldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir"demektedir.
Keza,yine Anayasamızın 69. maddesine eklenen bir fıkrayla da "bir siyasi parti,bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve budurum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetimorganları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grupyönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudandoğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır." Dolayısıyla...
Kezayine, sadece Anayasamız geçmişteki gibi, kapatılmayı, odak olma halindekapatılmayı değil, devlet yardımından yoksun bırakma müeyyidesinin deuygulanabileceğine ilişkin yeni bir hüküm de getirmiştir.
Dolayısıyla,Anayasa değişikliğinden sonraki ilk uygulama, Halkın Demokrasi Partisi aleyhineaçılmış olan bu davada yapılacaktır.
Anayasamızınbu hükümlerine göre, suçun odak olmanın tespit edilebilmesi için bir kere bufiillerin işlendiğinin tespit edilmesi gerek. Fiillerin işlendiğinin tespitedilmesi ancak bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir hükümle sabit olabilir.Yüce Mahkemenizin normal mahkemeler gibi Devlet Güvenlik Mahkemeleri veyahuttadiğer ceza dava mahkemeleri gibi tanık dinleme, bilirkişi incelemesi yaptırma,dolayısıyla böyle geniş bir araştırma yapma imkânının da bulunmadığı birgerçekliktir. Bu durumda, henüz kesin hükme bağlanmamış sadece diğer altmahkemelerde görülen davalara dayanılarak fiilin işlendiği iddia edilemez,muhakkak hükmün kesinleşmesi gerektiğinin düşüncesindeyiz.
Kezayine, fiillerin, üyeler tarafından işlenen bu fiillerin ciddî anlamda yoğunlukkazanması gerekiyor. Yoğunluğun yanında ayrıca parti organlarınca zımnenveyahut da açıkça kabul görmüş olması gerekiyor.
Şimdi,aleyhimizde Sayın Mahkemenize sunulan üç temel davayla, buna bağlantılı olarakibraz edilen davaları ben tetkik ettim. Demin de belirttiğim gibi, kesinleşendava sayısı çok az ve sınırlıdır. Toplamı 20'ye yakın üyelerimiz hakkındakesinleşmiş hükmü ifade ediyor Türkiye genelinde 20 üyemiz; bunlar da, TerörleMücadele Yasasının 8 inci maddesinin birinci fıkrasından, ayrıca, 312 ncimaddeden kısmen de 169 ncu maddeden ceza almışlar; toplam 20 kişi, Onbinlercekişi hakkında Türk Ceza Kanununun 169 ncu, 312 nci ve Terörle MücadeleYasasının 8 nci maddesine dayanılarak açılmış davanın bulunduğu ülkemizde, 20kişinin. 1.5 milyon oy almış bir siyasî partinin üyesi olan 20 kişinin cezaalmış olmasını, yoğunluklu olarak bu suçun işlendiğinin kanıtı olarakdeğerlendirmenin mümkün olmadığı kanısındayız.
Yinekeza, bu suçların genel başkan tarafından veyahut da parti organları tarafındanzımnen veya açıkça onandığına ilişkin herhangi bir kesin kanıt dabulunmamaktadır. Sadece bir iddia mevcuttur.
SayınBaşkan, kanaatimize göre kesinleşmemiş, henüz devam eden davaların delil olarakdeğerlendirilmeyeceğini belirttik; ancak, buna rağmen, yoğunluklu olarakdeğinildiği için, Ankara l ve 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde benim desanıklar arasında yer aldığım HADEP Genel Başkanı olarak, ayrıca partiyöneticilerimizin yer aldığı davalara kısaca izninizle değinmek istiyorum.
1996,23 Haziran'ında biz İkinci Olağan Kongremizi yaptık. Bizim açımızdan gerçektenson derece talihsiz bir olayın yaşandığı bir kongreydi ve biz o gün desöylemiştik, daha sonraki tüm açıklamalarımızda da belirttik: bu, partimizaleyhine açık bir provokasyondu. Nedeni de şu:
1995yılı sonlarında yapılan seçime partimiz ilk defa girmiş ve Türkiye genelinde lmilyon 200 bin dolayında bir oy almıştır. Bu seçimlerden hemen sonra, partimizüzerindeki baskılar kısmen hafiflemişti. Keza yine, Parlamentonun açılıştörenine biz davet edilmiştik. Dönemin Sayın Cumhurbaşkanı protokole beni davetetmişti.
Yineseçimlerden sonra hükümeti kurmakla görevlendirilen Sayın Başbakan adayı, odönem Parlamentoya girmemiş, MHP ve HADEP'in düşüncelerini de kongre öncesialmak üzere bizleri de ziyaret etmişti, partimize gelmişti ve sonuç itibariylede, kongremize gittiğimiz günde Türkiye'deki bütün siyasî partiler, siviltoplum örgütleri ve dışarıdan birçok hükümetlerde bulunan siyasal partiler dekongremize gelmişlerdi, bizi onurlandırmışlardı.
Böylesinebir ortamdaki bir siyasî partinin yöneticilerinin, halkın ortak değeri olandeğerlere karşı yanlış hareket içerisine girmesinin akıllı bir siyasetçi işiolabileceğini düşünmek mümkün müdür; asla!.. Aklımıza gelmeyen, gerçekten bizimdışımızda gelişen bir provokasyon sonucu, maalesef, bizim kongremizde astığımızhepimizin de değeri olan Türk bayrağı, kendini bilmez bir kişi tarafındanindirilmişti. İndiren kişi daha sonra yakalandı, gerekli ceza da verildi.
Ancak,şunu hemen belirteyim -ben Yüce Mahkemenize sunacağım- bu olaydan sonra Muratİpek isimli PKK'den ayrılmış bir kişi bir basın açıklaması yapıyor "eylemiben fitilledim" diyor. Dolayısıyla, diyor ki: "HADEP'in kongresine,Davut ismindeki benim Şırnak'tan tanıdığım Ankara emniyetinde görevli birkişinin daveti üzerine gittim, orada bulunan gençleri provoke ettik, olay olduktansonra da ben kongre salonunu terk edip gittim."
Buifadeyi, biz Devlet Güvenlik Mahkemesine, ki dosyamıza ibraz ettik, buraya dabu ifadeyi Yüce Mahkemenize sunacağım.
Yine,şunu hemen belirteyim. O gün kınadık, kongre kararı olarak bu olayı kınadık.Daha sonra da Milliyet Gazetesinin benimle yaptığı bir röportajda da ben bunuaçıkça ifade ettim. Türk Bayrağı, hepimizin ortak değerimiz olduğunu o gün desöyledik bugün de söyledik, bundan sonra da düşüncemiz budur, bundan farklı birdüşünceye sahip olmadık; asla da sahip olduğumuzu kimse de iddia edemez.
Keza,yine olayı müteakip divan başkanı, yasa gereği divan oluştuktan sonra bütünyetkiler divandadır; genel başkanın yahut da partideki diğer organların görevibitmiştir. Seçimli kongrelerde, ki, bizim yaptığımız seçimli bir kongreydi,dolayısıyla divan başkanı olan arkadaşımız bayrağın indirildiğini fark ettiktensonra -bant çözümlerinde de sabittir- şu uyarıyı yapmıştır: "Bayrakasılmadığı takdirde kongreyi devam ettirmeyeceğim" demiştir. Mahkemedekibant tutanaklarında da bu tespit edilmiştir ve sonuç itibariyle biz bayrağıaldık getirdik, divanın önüne astık; büyük olduğu için, bunun küçük birbayrakla değiştirilmesini istediler, hükümet komiseri istemişti; ben, bizzatşoförümü göndererek genel merkezimizden getirdiğimiz daha küçük boydaki birbayrağı, Türk bayrağını, divanımızın tam önüne astık.
Kongrelerdedivan, en önemli noktadır. Salonun sağ veya sol köşesi değil, en merkezi yerdivandır. Biz, divana astık. Ancak, ne yazık ki, şu söylendi: "Hayır, niyeyerine asmadılar'!." gibi bir iddiayla karşılaştık.
Kezayine, şöyle bir son derece bizleri üzen bir olay da oldu, "büyük bayrakastılar, sonra bunu küçük bayrakla yer değiştirdiler. Büyük bayrak bütünTürkiye'yi temsil ediyordu, sonradan ülkeyi böldük, işte size kalan kısmıbudur" dediler gibi hiç akla fikre gelmeyecek bir söylem mahkeme kararınagerekçe yapılmak istendi. Mahkemenin yaptığı inceleme sonucu benim ve 20'yeyakın arkadaşımızın içinde bulunduğu kişilere Türk Ceza Kanununun 169 uncumaddesinden ceza verildi; bu, tarafımızdan temyiz edildi, diğer arkadaşlarımızberaat ettiler. Ceza, askerî üyenin beraat istemine karşı iki üyenin onayıylaçıkmıştı 169'dan. Yani, oybirliğiyle verilmiş bir ceza değildir, sonradanYargıtay tarafından bu dava bozuldu ve şu an için Ankara l Nolu Devlet GüvenlikMahkemesinde devam ediyor.
Keza,izin verirseniz, Ankara 2 Nolu DGM'deki bir davaya da değinmek istiyorum.
SayınBaşkan, sayın üyeler; 1998 yılında Abdullah Öcalan İtalya'da iken, Türkiye'dehükümet, İtalya hükümetinden Öcalan'ın en kısa süre içerisinde derhal iadeedilmesini talep etmişti. O günlerde de halkta olan duyarlılıkla, insanlar,özellikle şöyle, hemen belirteyim. O dönemki hükümet, Türk Ticaret Bankası'dakiyapılan kimi yolsuzluklar iddiasıyla karşı karşıyaydı ve zor durumdaydı,gerçekten zor durumdaydı; hükümetin düşme olayı söz konusu idi. Dolayısıyla, buolay, hükümet için de âdeta gündemi değiştirmek için bir fırsat teşkil etti;halk tepki göstermeye başladı, İtalyan Büyükelçiliğine siyah çelenklerbırakıldı, İtalyan malları, kravatı, şudur budur yakıldı ve hükümet bu giderekgelişen olaylar karşısında seyirci kaldı. Giderek büyüyen bu olaylar sonucundane yazık ki, sonuçta bizim parti binalarımıza saldırılara dönüştü. Diyarbakırİl binamız, memurların da polislerin de bulunduğu bir sırada sivil bazı kişilertarafından Diyarbakır ilçe binamıza -pardon- girildi, merkez ilçe binamıza veorada bir arkadaşımız linç edilerek öldürüldü.
Keza,İzmit'te yine bu tarzda il binamıza gidildi, parti binamızda bulunan bir kişilinç edilerek öldürüldü, televizyonlarda da açık bir şekilde gösterildi. Resmîkıyafetli polis memurları balkonlara çıkıp HADEP'in balkonda asılı bayrağını daindirmekten hiç çekinmediler. Bu, oluşan genel hava içerisinde HADEP'inuğradığı son derece üzücü ve haksız bir olaydı.
Bununkarşısında, benim, 15.11.1998 tarihinde yaptığım bir basın açıklaması oldu. Buaçıklamada... Sonuç kısmını hemen söyleyeyim; "...yaşanan bu hassassüreçte, sırtlarına binmiş çetelerden dolayı nefessiz kalmış bazıpolitikacıların kendilerini yaşatma amacıyla kamuoyunu yanlış yönlendirmeyeyönelik tavırlarını tasvip etmek mümkün değildir. Herkesin bunu görmesi ve iyideğerlendirmesi gerekir. Herşeyi bireysel çıkarlar açısından değerlendiren biravuç politikacı dışındaki tüm yetkililere, sivil toplum örgütlerine, aydınlara,emekçilere ve 62 milyon insanımıza çağrıda bulunuyorum. Kürt sorunu, tümTürkiyelilerin sorunudur, hepimizin sorunudur. Sorunun barışçıl, demokratikçözümü bir zorunluluktur. Bu noktada, daha fazla acıların yaşanmamasıdoğrultusunda çaba sarf etmeliyiz, sağduyulu olmalıyız; yeni gerginliklere yolaçacak davranışlardan sakınmalıyız, toplumsal barışı ön plana çıkarmalıyız. 62milyon insanın eşit ve özgürce birlikte yaşamasının koşullarını yaratmalıyız,hedefimiz barış olmalıdır."
Bubasın açıklamasını ben gelişmeler üzerine yaptım. Bu basın açıklamasınadayanılarak dört gün sonra ben evimden 168'e l'inci maddeden hakkımda verilengıyabi tutuklama kararıyla alındım. Gıyabi tutuklama kararı vicahiyeçevrildikten sonra da Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'ne götürüldüm, tam 20 günsonra DGM savcısı, tutuklanmamı talep eden DGM savcısı, beni ifadeye davetetti. Bir siyasî partinin genel başkanı 20 gün süreyle kendisine ait olupolmadığı dahi sorulmayan bir basın açıklaması nedeniyle içeri alınıyor; 20 günsonra "basın açıklaması size mi aittir'" diye sordu "evet''dedim; bana ait olmasaydı ne olacaktı'!. Yani, HADEP konusundaki peşinfikirliliğin bir diğer örneği de bu.
Yine,bu basın açıklaması esas alınarak, benim bu çağrıyla Türkiye genelinde açlıkgrevlerini başlattığım söylendi. Bu basın açıklamasında açlık grevlerineçağrıya ilişkin herhangi bir şey yok; olmadığı gibi, bunu ima edecek bir şey deyok; tamamen herkesi sağduyuya davet eden, sükûnete davet eden bir açıklamadır.Bu açıklamadan sonra 168'e l'den bana dava açılmadı:169'dan daha sonra davaaçıldı. Yine bu parti binamız ve tüm Türkiye genelindeki binalarımız arandı,aramalarda da -özellikle bunu da belirtmek istiyorum- yapılan aramalar usuleaykırı sürekli yapılmıştır. Dosyalar tomar halinde parti binalarımızdan, ilçebinalarımızdan, il binalarımızdan alınıp torbalara yerleştiriliyor,götürülüyor, emniyette tasnif ediliyordu. Dolayısıyla, zaman zaman yasaklanmışkimi kitaplar, aynı iki ciltlik bir kitabın bir tanesi benim odama, bir tanesigenel başkan yardımcılarından birisinin odasına yazılabilindi. Dolayısıyla, buaramalar sırasında böylesi bir usule aykırı aramanın da olduğunu belirtmekistiyorum.
Budava daha sonra erteleme yasası kapsamında görülerek kesin hükme bağlanmadanertelendi.
SayınBaşkan, sayın üyeler; eğer, böylesi kesinleşmemiş davaları esas alırsak o zamanYargıtay cumhuriyet başsavcıları istedikleri partiyi kapatırlar, istedikleriparti hakkında çok sayıda dava açılır o davalar getirilir dolayısıyla odaknoktası olması iddiasıyla da o partinin kapatılmasını talep edebilirler.
Buanlamda bir örnek olması açısından, yine bir örnek vermek istiyorum. Konya İlYönetimimiz 1998 yılında bir şenlik yapıyor, benim herhangi bir mesajım yoktu,ama, ondan iki üç gün önce yaptığım bir basın açıklaması vardı; genel başkanınmesajı olmadığı için tutmuşlar, onlar, benim basın açıklamasını mesaj gibiokumuşlar. Bu şölenden sonra, şöleni tertip eden il yöneticilerimiz hakkındasoruşturma başlatıldı, bu soruşturmaya basın açıklamasından dolayı benim demesajım şeklinde algılanarak ben de bu soruşturmaya dahil edildim. 1998 yılındaTerörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinden ifadem alındı. Aradan üç yılgeçtikten sonra Konya il yöneticileriyle benim hakkımda Adana DevletMahkemesinde 168'e 2'den dava açıldı ve benim tutuklanmam istendi. Bu, benimHADEP Genel Başkanlığına yeniden seçildiğim günün hemen arifesindeydi.
Devletgüvenlik mahkemelerinde HADEP'le ilgili bütün davalarda benzer iddianamelerkullanılıyor, gerekçeler hepsi hemen hemen aynı. Benzer iddianamelerkullanılıyor. Mahkeme tutuklama talebini reddetmişti, daha sonra bu davagörüldü ve ilk celsede hepimizin beraatine karar verildi, beraat kararı dakesinleşti. Bu açıdan Yüce Mahkemenizin böylesi kesin hükme bağlanmamış davalarkonusunda titiz davranacağına inanıyorum, bunları gayriye almayacağıdüşüncesindeyim.
SayınBaşkan, sayın üyeler; siyasî partilere üye olması yasak olan hiçbir kişiyibilerek partimize üye ve yönetici yapmadık. Siyasî Partiler Kanununda birsiyasi partiye üye olmak isteyen yahut da bir siyasî partinin kongresisırasında yöneticilik için başvuran kişiden siyasî partilerin sabıka kaydıisteme gibi bir zorunlulukları yok. Dolayısıyla, bizim böyle bir, yasalmecburiyet olmadığı için üye olanlardan sabıka kaydı istemediğimizden dolayızaman zaman kimi siyasî partiye üye olması yasak olan, yönetici olması yasakolan kişilerde üye olmuş olabilir, yönetici olmuş olabilir; ancak, bunlar,bunlara ilişkin dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderiliyor, YargıtayCumhuriyet Başsavcısı yasak olanları tespit ettiği zaman ilgili partiyebildiriliyor. Bu şekilde bize bu güne kadar kaç kişinin ismi bildirilmiş ise,biz derhal gereğini yerine getirmişiz ve sonucunu da Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına bildirmişizdir. Bilerek kendimiz farkında olarak hiçbir kimseyipartimize yasaklı bir kişiyi üye yapmadık.
SayınBaşkan, sayın üyeler; şunu da kısaca hemen belirteyim. PKK ile hiçbir organikbağımız yok, bunu gönül rahatlığıyla hep söyleyebilirim.; kimseden biz talimatalmadık, dağa adam göndermedik, PKK'den de para almadık; bunların hiçbirisidoğru değildir, bu iddiaları kabul etmiyoruz. Türkiye'deki en şeffaf partibiziz; çünkü, en çok takip edilen partiyiz ve hemen şunu da belirteyim: Bizim-bırakın kendimizi- yakınlarımızın dahi telefonları dinleniyor; benim eşimintelefonlarının dinlendiği, bundan önce dinlenen telefonlar listesinde adıçıkmıştı. Dolayısıyla, böyle bir durum söz konusu olmuş olsaydı, bunun kapalıkalabileceğine asla ben inanmıyorum.
SayınBaşkan, sayın üyeler; bugün huzurunuza belirttiğimiz nedenlerle ve savunmamızile son savunmamızda da belirttiğimiz sebeplerden dolayı, ayrıca, yüksekMahkemenizce de re'sen tespit edilecek edeceği nedenlerden dolayı HalkınDemokrasi Partisinin temelli kapatılmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınıntalebinin reddine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ediyorum."
IX-SİYASİ PARTİLER KANUNU'NUN KİMİ KURALLARININ ANAYASA'YA AYKIRILIĞI KONUSU
A-DAVALI PARTİ'NİN İDDİASI
DavalıParti vekilleri tarafından verilen 0l.03.2002 günlü dilekçede şöyledenilmektedir:
"A-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN İSTEMİ VE DAYANILAN ANAYASA/YASAHÜKÜMLERİ:
YargıtayC. Başsavcısı tarafından vekili olduğumuz Halkın Demokrasi Partisi'ninkapatılması istemi ile açılan işbu dava dosyası incelendiğinde, 29.1.1999tarihli iddianame ve Cumhuriyet Başsavcısının 9.4.1999 tarihli "EsasHakkındaki Görüş"ünde yer alan istem ve dayanılan yasa maddeleri ile,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın 17.1.2002 günlü sözlü açıklamalarında yeralan istem arasında farklılıklar bulunduğu görülmektedir:
-29.1.1999 tarihli iddianamede, HADEP'in kapatılması talep edilirken, bupartinin hem "devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüaleyhindeki eylemlerin odağı haline geldiği" ve hem de Siyasi PartilerYasası'nın bazı maddelerine aykırı eylemlerde bulunulduğu iddia edilmiş veSPY'nın belirtilen hükümleri ile Anayasa'nın 68 ve 69. maddeleri uyarıncakapatma kararı verilmesi talep edilmiştir. Yani, iddianamede 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın 78, 79, 80, 81 ve 82. maddeleri ile Anayasa'nın 68 ve 69.maddelerine dayanılmıştır.
-9.4.1999 tarihli Esas Hakkındaki Görüşte de; yine SPY'nın belirtilen maddeleriile Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerine dayanılarak, iddianamedeki istemyinelenmiştir.
17.1.2002günü C. Başsavcılığı'nın Anayasa Mahkemesi önündeki sözlü açıklamada ise,Halkın Demokrasi Partisi'nin Anayasa'nın 68/IV ve 69/VI. maddeleri uyarıncakapatılması talep edilmişse de, iddianame ve esas hakkındaki görüşün içeriğininde yinelendiği belirtilmiştir. Yani, sözlü açıklamada Siyasi PartilerYasası'nın 78, 79, 80, 81 ve 82. maddelerine dayanılıp dayanılmadığı ya daHADEP'in bu maddelere aykırı eylemler dolayısıyla kapatılmasının istenilip,istenilmediği açık değildir. Fakat, iddianameye ve esas hakkındaki görüşe göndermeyapılmış olması nedeniyle, dolaylı bir şekilde SPY'nın anılan maddelerine dedayanıldığı söylenebilir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın davada SPY'nın yukarıda belirtilen maddelerinedayanıp dayanmadığı ve bu maddelerden dolayı da kapatma isteminde bulunupbulunmadığı, son derece önemlidir. Bu açıdan, kapatma isteminin hangi hukuksalnedenlere dayandırıldığının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına açıklattırmasıgerektiği düşüncesindeyiz.
B-2820 SAYILI SİYASİ PARTİLER YASASI'NIN 78, 79, 80, 81 VE 82. MADDELERİNİNANAYASAYA AYKIRI OLDUĞUNA İLİŞKİN İTİRAZIMIZ:
I.4709 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra, Anayasa'nın Siyasi Partilerinuyması gereken esaslar ve kapatılmaları ile ilgili hükümleri:
SiyasiPartilerin uyacakları esaslar ve kapatılma koşulları, Anayasa'nın 69.maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa'nın 69. maddesinin IV. ve devamı fıkralarısiyasi partilerin kapatılmaları ile ilgilidir. Siyasi partilerin kapatılmasınıgerektiren nedenler maddenin beşinci, altıncı ve onuncu fıkralarında yer almaktadır.Bunlardan, yabancı devlet, kişi ya da kuruluşlarından yardım alan siyasipartilerin kapatılacağını öngören onuncu fıkra davamızı ilgilendirmemektedir.Davamızı ilgilendiren ve onuncu fıkra dışındaki temel kapatma nedenlerinidüzenleyen beşinci ve altıncı fıkralar ise aynen şöyledir:
"Birsiyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci fıkranın dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.
"Birsiyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerinişlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesihalinde karar verilir.Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partininüyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veyagenel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük MilletMeclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkçabenimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti yönetimorganlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağıhaline gelmiş sayılır."
Anayasa'nın69. maddesinin yukarıya aynen alınan beşinci ve altıncı fıkra hükümlerikarşısında siyasi partilerin kapatılması (onuncu fıkrada yazılı hal hariç) ikinedenle olabilecektir. Birincisi, siyasi partinin program ve tüzüğünün 68 incimaddenin dördüncü fıkrasına aykırı olması; ikincisi ise, bir siyasi partinin 68inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin odağı halinegelmiş olmasıdır. Belirtilen bu iki neden dışında herhangi bir nedenle siyasipartilerin kapatılması mümkün değildir. Dolayısıyla, Anayasa'nın 69. maddesininbeşinci ve altıncı maddelerinde yazılı olan nedenlerin dışında bir nedenle yada belirtilen nedenlerin genişletilmesi yoluyla siyasi partilerin kapatılmasıAnayasa'ya aykırı olacaktır.
Anayasa'nınsiyasi partilerin uyacakları ve uymadıkları takdirde 69 uncu maddeningöndermesi ile kapatma nedenleri sayılacak esasları düzenleyen 68 inci maddenindördüncü fıkrası ise aynen şöyledir:
"Siyasipartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesive milleti ile bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğüsavunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez."
Birsiyasi partinin tüzük ve programı, yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırıolamayacağı gibi; eylemleri de, bu fıkra hükümlerine aykırı olamayacaktır. Aksitakdirde o siyasi partinin kapatılması gündeme gelebilecektir.
II.İddianame ve Esas Hakkındaki Görüşte yer alan kapatma nedenleri ve uygulanacakAnayasa hükmü:
YargıtayC. Başsavcılığının iddianamesinde ve esas hakkındaki görüşünde, HADEP'in partitüzük ve programına yöneltilmiş bir iddia bulunmamaktadır, iddia,"partinin Anayasa'nın 68/IV maddesinde yazılı hükümlere aykırı eylemlerinodağı haline gelmiş olduğu"dur. Bu durumda, davamızda uygulanacak kapatmanedenleri bakımından uygulanacak Anayasa hükümleri 68 inci maddenin dördüncüfıkrası ile 69 ncu maddenin altıncı fıkrasıdır. Anayasa'da yazılı nedenlerdışında bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilmesi olanağı bulunmadığınagöre, davamızda uygulanılması istenilen ve kapatma nedenleri olarak öne sürülenSiyasi Partiler Yasası'nın 78, 79, 80, 81 ve 82 inci maddelerinin Anayasa'nın68/IV maddesine uygun olup olmadığının tartışılması ve saptanmasıgerekmektedir. Doğal olarak, yapılacak tartışma ve saptamalarda Anayasa'nındiğer hükümlerinin ve Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerin degöz önünde bulundurulması bir zorunluluktur.
III.Siyasi Partiler Yasası'nın 78, 79, 80, 81 ve 82 inci maddelerinin Anayasa'yaaykırı olduğu yönündeki görüşlerimiz:
a)Siyasi Partiler Yasasının 78 inci maddesi:
SiyasiPartiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürdüğümüz 78. maddesi aynenşöyledir:
Madde78 - Siyasi partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarınıbu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d)Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e)Genel ahlak ve adaba aykırı, amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
f)Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.
Yukarıdakimadde metni, Anayasa'nın 68/IV maddesinden son derece geniş ve farklı hükümleriçermektedir. Anayasa'nın 68/IV maddesi, Siyasi partilerin tüzük ve programlarıile eylemlerini sadece aşağıdaki nedenlerle sınırlamıştır:
SiyasiPartilerin tüzük ve programları ile eylemleri;
Devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikcumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz;
Sınıfveya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayamaz;
Suçişlemeyi teşvik edemez.
Yukarıyaalınan SPY'nın 78 inci maddesi ise, Anayasa hükmü ile karşılaştırılamayacakölçüde geniş yasaklar getirmektedir. SPY'nın 78 nci maddesi ile, Anayasa'nın68/IV maddesi arasındaki aykırılık herhangi bir açıklamayı gerektirmeyecekölçüde açıktır. Bu madde, başta Başlangıç Kısmı, 2., 3,, 4., 5., ve 67.maddeleri olmak üzere Anayasa'nın birçok hükmünde yazılı hususlara göndermeyapmakta, sınırları ve içeriği belirsiz pek çok kavrama yer vermektedir. Bumaddeye dayanılarak Anayasa'da yer almayan nedenlerle siyasi partilerinkapatılması dava edilebilecektir.
b)Siyasi Partiler Yasası'nın 79. maddesinin (a) ve (b) fıkraları:
Bumadde de aynen şöyledir:
Bağımsızlığınkorunması:
Madde79 - Siyasi partiler:
a)Türkiye Cumhuriyetinin, milletlerarası hukuk alanında bağımsızlık ve eşitlikilkesine dayanan hukuki ve siyasi varlığını ortadan kaldırmak yahutmilletlerarası hukuk gereğince münhasıran Türkiye Cumhuriyetinin yetkili olduğuhususlara diğer devletlerin, milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek vetüzelkişilerin karışmasını sağlamak amacını güdemezler ve bu amaçlara yönelikfaaliyette bulunamazlar.
b)Yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamazlar.
c)Yabancı devletler, milletlerarası kuruluşlar ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerile yabancı ülkelerdeki dernek, grup ve kurumlardan herhangi bir suretle,doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, yardım kabul edemezler; bunlardan emiralamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindekikarar ve faaliyetlerine katılamazlar.
Maddenin(a) fıkrasında yer alan '"veya milletlerarası hukuk gereğince münhasıranTürkiye Cumhuriyetinin yetkili olduğu hususlara diğer devletlerin,milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek ve tüzelkişilerin karışmasınısağlamak amacı güdemezler ve bu amaçlara yönelik faaliyette bulunamazlar"cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğu düşüncesindeyiz. Öncelikle, Anayasa'nın68/IV maddesinde böyle bir sınırlama ve hüküm bulunmamaktadır. DolayısıylaAnayasa'da bulunmayan bir yasak getirmekte ve siyasi partiler yönünden kapatmanedeni olabilecektir. Ayrıca, uluslararası ilişkilerin geldiği bu günkü konumgöz önünde tutulduğunda, böyle bir yasağın sınırlarını ve içeriğini de tamolarak belirlemek mümkün değildir. Bir örnek vermek gerekirse, bu gündemokratik ülkeler "insan hakları sorunlarını" ülkelerin iç sorunuolarak görmemektedir. Hangi ülkede olursa olsun insan hakları ihlalleri sözkonusu olduğunda, o ülkenin iç kamuoyu ve devlet organları yanında, diğer tektek ülkeleri ya da uluslararası kuruluşları da ilgilendirmektedir. Fakat,SPY'nın 79/a maddesindeki bu cümleye dayanılarak, herhangi bir partinin insanhakları alanındaki faaliyet ve dayanışma ilişkileri kapatma nedeni olarak önesürülebilecektir.
79.maddenin (b) fıkrası da, hem Anayasa'nın 68/IV maddesinde olmayan yeni birsınırlama getirmekte, hem de günümüz uluslararası ilişkiler bakımından dasakıncalar içermektedir. Bilindiği gibi, uluslar arası ilişkiler günümüzdedevletler arasında, devletlerin çeşitli organları arasında (parlamentolar,meslek kuruluşları, yargı kuruluşları vs.) arasında olabileceği gibi, siyasipartiler arasında da olabilmektedir. Çeşitli ülkelerin sol partilerinin üyeolduğu "Sosyalist Enternasyonal" buna bir örnektir. "Yurtdışında teşkilatlanma ve faaliyette bulunma" kavramları her türlü yorumaaçık kavramlardır. Anayasa'nın 69/X maddesi hükmü ile 68 inci maddedeki"Devletin bağımsızlığına aykırı" eylemlerde bulunmama kuralı, amacıyeterince karşılamaktadır. Bu bakımdan, 79. maddenin (b) fıkrası da Anayasa'yaaykırıdır.
c)Siyasi Partiler Yasası'nın 80. maddesi: Siyasi Partiler Yasası'nın 80. maddesiaynen şöyledir:
Devletintekliği ilkesinin korunması:
Madde80 - Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliğiilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
Anayasa'nın68/IV maddesi, "Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü"aleyhine faaliyeti yasaklamıştır. İlk bakışta, SPY'nın 80. maddesininyukarıdaki hükmü, Anayasa'nın 68/IV maddesinde belirtilen bu ilkenin bir tekrarıgibi görünmektedir. Ancak, her iki düzenlemenin tamamen çakıştığını söylemekmümkün değildir. Anayasa hükmünde, devletin ve milletin bütünlüğünün korunmasısöz konusu iken, 80. madde hükmü daha çok Devletin "yönetim biçimi"ile ilgilidir. Örneğin, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve Merkezi Hükümetinbazı yetkilerinin yerel yönetimlere bırakılması yönündeki bir faaliyetin,"devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne" aykırı olduğusöylenemeyeceği halde, 80. maddeye aykırılık olarak değerlendirilebilecektir.Dolayısıyla, bu madde ile Anayasa'da öngörülenden farklı ve siyasi partifaaliyetlerini aşırı sınırlayan bir yasaklama getirilmiş olmaktadır.
SiyasiPartiler Yasasının 81. maddesi:
SiyasiPartiler Yasası'nın 81. maddesi şöyledir:
Azınlıklarınyaratılmasının önlenmesi:
Madde81 - Siyasi partiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veyakapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başkadil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar,plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar;bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar.Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı birdile çevrilmesi mümkündür.
Yukarıyaalınan yasa hükmü, Anayasa'nın çeşitli maddelerinde yer alan "Devletinülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü" kavramından farklı ve çok dahageniş sınırlamaları içermektedir. Siyasi partilerin temel varlık sebebi, ülkesorunlarını saptayıp, çözümler üretmektir. Fakat, SPY'nın 81. maddesi, Türkiye'dekifarklılıkların konuşulmasını dahi yasaklamaktadır. Yasa hükmü, ülkemizinsosyolojik gerçeklerine, çağdaş çoğulcu demokrasi ilkelerine, uluslararasıyükümlülüklerine ve demokratik standartların yükseltilmesi yönündeki çabalarada açıkça engel oluşturmaktadır. Bu maddede kullanılan kavramlar her yöneçekilebilecek, istenildiği anda kapatma nedeni olarak kullanılabilecekniteliktedir. Anayasa'da siyasi partilerin kapatılması nedenleri arasında"azınlıklar yaratma" gibi bir neden bulunmamaktadır. Madde tüm olarakAnayasa'ya aykırıdır.
SiyasiPartiler Yasası'nın 82. maddesi:
SiyasiPartiler Yasası'nın 82. maddesi şöyledir:
Bölgecilikve ırkçılık yasağı:
Madde82 - Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılıkamacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
Maddedeyer alan "bölgecilik" kavramı her yöne çekilebilecek ve farklıyorumlara uygun bir kavramdır. Bu madde hükmü dolayısıyla, herhangi bir siyasipartinin, ülkenin belirli bir bölgesinin sorunlarını hedef alan söylem vefaaliyetleri kolaylıkla kapatma nedeni olabilecektir. Ayrıca,"bölgecilik" kavramının Anayasa'daki "Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğü" ile de bir ilgisi yoktur. Bölgesel sorunların dilegetirilmesinin ya da tartışılması ile "ülke bütünlüğü" arasında birbağlantı kurmak son derece yanlış ve tehlikelidir. Madde bu yönüyle Anayasa'yaaykırıdır.
SONUÇVE İSTEM : Yukarıda açıklanan ve Yüksek Mahkemenizin kendiliğinden gözeteceğinedenlerle, Siyasi Partiler Yasası'nın 78 - 79 - 80 - 81 ve 82 nci maddelerininAnayasa'ya aykırı olduğu yönündeki iddiamızın ciddi bulunarak, incelenmesini vesonuçta söz konusu yasa maddelerinin İPTALİNE karar verilmesini saygı iledileriz."
B-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI'NIN GÖRÜŞÜ
DavalıParti'nin Siyasi Partiler Kanunu'nun kimi kurallarının Anayasa'ya aykırılığıiddiasına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının 8.3.2002 günlü,SP.60.Muh.2002/141 sayılı yazısında;
"Anayasamızın3. maddesinde "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez birbütündür. Dili Türkçe'dir.
Bayrağı,şekli kanunda belirtilen, beyaz ayyıldızlı albayraktır.
MilliMarşı İstiklal Marşıdır.
BaşkentiAnkara'dır." Hükmüne yer verilmiştir.
Anayasamızın4. maddesindeki hükme göre ise 3. madde hükmü değiştirilemez, değiştirilmesiteklif edilemez.
Anayasamızın3. maddesi dahil, başlangıç maddelerinde yer verilen temel ilkelerin siyasipartilerce ihlalini önlemek amacıyla Anayasamızın 68. maddesinin 4. fıkrasındaşu şekilde bir hükme yer verilmiştir:
"Siyasipartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf ve zümre diktatörlüğünün veya herhangi bir diktatörlüğüsavunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez."
2820sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun davalı parti genel başkanı tarafındanAnayasaya aykırı olduğu iddia edilen 78, 79, 80, 81 ve 82. maddeleri,Anayasamızın değiştirilmesi mümkün olmayan ve değiştirilmesi teklif dahiedilemeyecek olan 3. maddesi ile 68. maddesinin 4. fıkrasında belirlenenilkelere uygun olarak vaz edilmiş Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını veDevletin tekliğini koruyan, azınlık yaratılmasını önleyen bölgecilik veırkçılık yasağı koyan maddelerdir.
Başsavcılığımız,bu maddelerin Anayasaya aykırı olduğuna dair davalı Parti Genel Başkanınıniddiasının isabetli olmadığı görüşündedir"denilmektedir.
C-ANAYASA VE YASA KURALLARI
1-İptali İstenilen Yasa Kuralları
2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun iptali istenilen kuralları şunlardır:
1-"Madde78.- Siyasi Partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı denetimi altında yapılmasıesasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d)Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e)Genel ahlak ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelikfaaliyetlerde bulunamazlar.
f)Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar."
2-"Madde79.- Siyasi Partiler:
a)Türkiye Cumhuriyetinin, milletlerarası hukuk alanında bağımsızlık ve eşitlikilkesine dayanan hukuki ve siyasi varlığını ortadan kaldırmak yahutmilletlerarası hukuk gereğince münhasıran Türkiye Cumhuriyetinin yetkili olduğuhususlara diğer devletlerin, milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek vetüzelkişilerin karışmasını sağlamak amacını güdemezler ve bu amaçlara yönelikfaaliyette bulunamazlar.
b)(Mülga: 12.8.1999- 4445/25. md.)
c)(Değişik: 12.8.1999- 4445/13. md.) Yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan, Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden herhangi birsuretle, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yardım kabul edemezler, bunlardanemir alamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğüaleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar."
3-"Madde 80.- Siyasi Partiler,Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacınıgüdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar."
4-"Madde81.- Siyasi Partiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde açık veyakapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başkadil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar,plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz vedağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasınakayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış dillerdışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür."
5-"Madde82.- Siyasi Partiler, herkesindil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırıamaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar."
2-İlgili Yasa Kuralları
İlgiligörülen yasa kuralları şunlardır:
1- "Madde 101.-(Değişik:12/8/1999-4445/16 md.)Anayasa Mahkemesince bir siyasî parti hakkında kapatma kararı;
a)Bir siyasî partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerineaykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşviketmesi,
b)Bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,
c)Bir siyasî partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türkuyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alması,
Hallerindeverilir.
(Ek:26/3/2002-4748/4md.)Anayasa Mahkemesi, yukarıdakifıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, davakonusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu sonyıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdankısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynımiktarın Hazineye iadesine karar verebilir."
2-"Madde 103.- Bir siyasipartinin Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırıeylemlerinin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesincebelirlenir.
Birsiyasi parti; bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekildeişlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kuruluveya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetimkurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruyaanılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusufiillerin odağı haline gelmiş sayılır."
3-Dayanılan Anayasa Kuralları
Davadilekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır :
1-"Madde 68. - (Değişik:23/7/1995-4121/6 md.) Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne görepartilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmekiçin onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.
Siyasipartiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasipartiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleriiçerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
Siyasipartilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez.
Hakimlerve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum vekuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımındanişçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensuplarıile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.
Yükseköğretim elemanlarının siyasi partilere üye olmaları ancak kanunladüzenlenebilir. Kanun bu elemanlarının, siyasi partilerin merkez organlarıdışında kalan parti görevi almalarına cevaz veremez ve parti üyesi yükseköğretim elemanlarının yüksek öğretim kurumlarında uyacakları esasları belirler.
Yükseköğretim öğrencilerinin siyasi partilere üye olabilmelerine ilişkin esaslarkanunla düzenlenir.
Siyasipartilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Partilereyapılacak yardımın, alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslarkanunla düzenlenir.
2-"Madde69. - (Değişik:23/7/1995-4121/7 md.) Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içidüzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerinuygulanması kanunla düzenlenir.
Siyasipartiler, ticari faaliyetlere girişemezler.
Siyasipartilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralınuygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin maledinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususundenetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanundagösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirkenSayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceğikararlar kesindir.
Siyasipartilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerineAnayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
Birsiyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.
Birsiyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıeylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerinişlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesihalinde karar verilir. (Ek cümle: 3.10.2001-4709/25. md.) Bir siyasiparti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiğive bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veyayönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veyagrup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiillerdoğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğitakdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(Değişik:3.10.2001-4709/25. md.)AnayasaMahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine dava konusufiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen yada tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Temellikapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz. Bir siyasi partinin temellikapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri,Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetedegerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partininkurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.
Yabancıdevletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek vetüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır.
(Değişik:3.10.2001-4709/25.md.)Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri,kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmalarıile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdakiesaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir."
D-ANAYASA'YA AYKIRILIK SORUNUNUN İNCELENMESİ
1-2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un 25. Maddesi Yönünden
DavalıParti, Siyasi Partiler Kanunu'nun 78., 79., 80., 81. ve 82. maddelerininAnayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür.
10.11.1983günlü, 2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 25. maddesinde, "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genelseçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanıoluşturuluncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türkmilleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyininyönetim dönemi içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasayaaykırılığı iddia edilemez" denilmiştir.
Bumaddenin dayanağını oluşturan Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin son fıkrası ise3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Yasa'nın 34. maddesiyle yürürlüktenkaldırılmıştır.
Bunedenle, bakılmakta olan davada uygulanacak kural olan 10.11.1983 günlü, 2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un25. maddesi Anayasa'ya aykırı görüldüğünden, Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılıYasa'nın 28. maddeleri uyarınca, bu maddeye ilişkin esas hakkında bir kararverilmek üzere davanın geri bırakılmasına, 9.7.2002 gününde karar verilmiş,Anayasa Mahkemesi'nin aynı günlü, Esas: 2002/121, Karar: 2002/62 sayılıkararıyla iptal edilerek 31.8.2002 günlü, 24862 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanmıştır.
2-Siyasi Partiler Kanunu'nun 78., 79., 80., 81. ve 82. Maddeleri Yönünden
DavalıParti Genel Başkanı Murat Bozlak'ın 1.3.2002 günlü sözlü savunmasında ve Partivekillerinin aynı tarihli dilekçelerinde, partilerin kapatılmasının 3 Ekim 2001günlü, 4709 sayılı Yasa'yla Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde sayılanhallerle sınırlandırıldığı, bu nedenlede Siyasi Partiler Yasası'nın 78., 79.,80., 81. ve 82. maddelerinin Anayasa'ya açıkça aykırılık oluşturduğu ilerisürülmüştür.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın 8.3.2002 günlü yazısında özetle, 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanunu'nun davalı Parti tarafından Anayasa'ya aykırı olduğu iddiaedilen 78, 79, 80, 81 ve 82. maddelerinin, Anayasa'nın değiştirilmesi mümkünolmadığı gibi, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 3. maddesi ve 68.maddesinin dördüncü fıkrasında belirlenen ilkelere uyumlu olarak düzenlendiği,Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını ve Devletin tekliğini koruyan, azınlıkyaratılmasını önleyen, bölgecilik ve ırkçılık yasağı koyan adı geçen maddelerinAnayasa'ya aykırılık oluşturmayacağı belirtilmiştir.
2820sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin birinci fıkrasının (b)bendinde, bir siyasi partinin, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasınaaykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'ncetesbiti halinde kapatılmasına karar verileceği hükme bağlanmaktadır.
Anayasa'nın152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalardauygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa'yaaykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddîolduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmayayetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'nebaşvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve Mahkeme'nin görevine giren birdavanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olmasıgerekmektedir.
Uygulananyasa kurallarından, davanın değişik aşamalarında ortaya çıkan sorunlarınçözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacaknitelikte bulunan, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye, kararın dayanağınıoluşturmaya yahut tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde karara varmaktaön planda tutulması zorunlu yasa hükümleri anlaşılmalıdır.
SiyasiPartiler Kanunu'nun 101. maddesinde "Anayasa Mahkemesince bir siyasîparti hakkında kapatma kararı;
a)Bir siyasî partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine ayrıolması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğüsavunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,
b)Bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıeylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,
c)Bir siyasî partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türkuyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alması,
Hallerindeverilir.
(Ek:26/3/2002-4748/4md.)Anayasa Mahkemesi, yukarıdakifıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, davakonusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu sonyıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdankısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynımiktarın Hazineye iadesine karar verebilir.";
104.maddesinde de "Bir siyasî partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışındakalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredicihükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine AnayasaMahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen yazı ile başvurulur.
AnayasaMahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesiiçin ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasi partigenel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihindenitibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet BaşsavcısıAnayasa Mahkemesine bu siyasi partinin kapatılması için resen dava açar."
denilmektedir.
Kapatılmadavası Parti'nin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırıeylemlerin odağı haline geldiği ileri sürülerek açılmıştır.
Budurumda olayda Siyasi Partiler Kanunu'nun eyleme uyan 101. maddesinin (b)fıkrasının uygulanması gerekir.
OysaYasa'nın 78., 79., 80., 81. ve 82. maddelerinin uygulanabilmesi davanınYasa'nın 104. maddesine göre açılmasına bağlıdır.
Bunedenle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülen 78., 79., 80., 81. ve 82. maddeleri bakılmakta olan davada uygulanacakkurallar niteliğinde bulunmadıklarından Anayasa'ya aykırılık iddiasının reddinekarar verilmiştir.
HaşimKILIÇ ile Yalçın ACARGÜN bu görüşe katılmamışlardır.
X-İNCELEME
A-ÖN SORUNLAR YÖNÜNDEN
1-Davanın Yasa'ya Aykırı Olarak Açılıp Açılmadığı
DavalıParti, yakın bir tarihte genel seçimlerin yapılması sözkonusu olduğundan, budönemde kapatma davası açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2820 sayılıSiyasi Partiler Yasası'nın 100. maddesinin son fıkrasında "...maddeninbirinci fıkrasının Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanı'nın istemiyleveya bir siyasi partinin istemi üzerine siyasi partiler hakkında kapatma davasıaçılmasına ilişkin (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümler milletvekili genelseçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili ara seçimlerine dairverilen kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak oy vermegününün ertesi gününe kadar geçecek süre içinde uygulanmaz..."denildiğini, anılan kuralın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından re'senaçılacak kapatma davalarında da uygulanması gerektiğini, TBMM'nin milletvekiligenel seçimlerinin ve mahalli idareler genel seçimlerinin 18 Nisan 1999 günüyapılmasına ilişkin kararının 2.8.1998 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlandığını,bu nedenle kapatma davası açılmasının Siyasi Partiler Yasası ile demokratikilkeler ve hukukun genel ilkelerine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı 4.2.1999 günlü, SP.60 Muh. 1999/83 sayılı yazısında,şartların oluştuğu hallerde bir siyasi partinin kapatılması için dava açmahakkının yorum yaparak sınırlandırılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 100. maddesinin birinci fıkrasında,Anayasa'da yazılı nedenlerle siyasi partiler hakkında Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı tarafından kapatma davasının re sen veya Bakanlar Kurulu kararıüzerine Adalet Bakanının istemiyle ya da bir siyasi partinin istemi üzerineaçılabileceği; son fıkrasında Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanınınistemiyle veya bir siyasi partinin istemi üzerine kapatma davalarınınmilletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili araseçimlerine dair verilen kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihtenbaşlayarak oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içindeaçılamayacağı belirtilmiş olup, bakılmakta olan davada Anayasa Mahkemesi'neYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından re'sen açılmış olduğundan, söz konusukural bu tür kapatma davalarında uygulanamaz.
Açıklanannedenlerle, 16.2.1999 gününde Anayasa Mahkemesi'nce, 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanunu'nun 100. maddesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nındoğrudan (re sen) siyasi parti kapatma davası açmasının bir süreye bağlıtutulmaması nedeniyle oybirliğiyle istemin reddine karar verilmiştir.
2-Davalı Parti'nin Yapılacak Genel Seçimlere Katılmasının Önlenmesi İstemi
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı 25.2.1999 ve 9.4.1999 günlü yazılarında özetle,Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 98ila 108. maddelerinde yer alan kurallar gereğince, Anayasa Mahkemesi'nin birsiyasi partinin seçime katılmasını önlemeye yönelik tedbir niteliğinde kararverebileceğini, delillerin davalı Parti'nin kapatılmasını gerektirdiğini,kapatma kararının gecikmesi halinde partinin seçimlere katılmasının sakıncalıdurumlar ortaya çıkarması olasılığı bulunduğunu ileri sürmüştür.
DavalıParti konuya ilişkin savunmasında özetle, istemin "yürürlüğündurdurulması" veya "ihtiyati tedbir" niteliği taşımadığı gibikoşullarının da bulunmadığını, kapatma kararı verilemeyeceğini belirtmiştir.
Yürürlüğündurdurulması kurumunun, Anayasa'ya aykırılık denetimi ile ilgili olmasınedeniyle siyasi partiler hakkında açılan kapatma davalarında uygulanmasıolanağı yoktur.
Davalıparti hakkında açılan kapatma davası sırasında bu aşamada toplanabilendelillerin Parti'nin seçimlere girmesinin önlenmesi yolunda tedbir kararıverilebilmesi için yeterli görülmemesi nedeniyle Anayasa, 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanunu ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kurallarıuyarınca istem yerinde görülmeyerek reddine karar vermiştir.
HaşimKILIÇ bu sonuca farklı gerekçe ile katılmıştır.
B-ESAS YÖNÜNDEN
-PKK Terör Örgütünün Faaliyet ve Amaçlarıyla İlgili Genel Açıklama
Yargıtay9. Ceza Dairesinin 22.11.1999 günlü, E:1999/1296 ve K:1999/3623 sayılıkararının PKK terör örgütünün kuruluş, amaç ve faaliyetlerine ilişkin bölümüşöyledir: "...Bu örgüt başlangıçta üç yıl süre ile Doğu ve GüneydoğuAnadolu Bölgesinde "Kürdistan Devrimcileri", "UKO'cular","APO'cular'' adı altında kadrolaşmış, 1977 yılından sonra sık sık silahlıeylemlere girişmiş, örgütün programı bizzat sanık Abdullah Öcalan tarafındankaleme alınarak, 21.11.1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Ziyaret (Fis)köyünde yapılan 1.Kongrede kabul edilip yedi kişilik parti yürütme kurulutarafından kuruluş bildirgesi hazırlanmış, 1978 yılından itibaren de merkeziörgütlenmeye yönelerek 1979 yılında Kürdistan İşçi Partisi adını almış ve genelsekreterliğine sanık getirilmiş, 15 Ağustos 1984 tarihinde ise H.R.K. (HezenRizgariye Kürdistan - Kürdistan Kurtuluş Birliği) adı altında yeniden eylemlerebaşlamış ve 21 Mart 1985 tarihinde E.R.N.K. (Kürdistan Ulusal KurtuluşCephesi)'ni oluşturmuş, yurtiçi ve yurtdışında legal ve illegal alanda gazeteve dergi çıkartılmak suretiyle yayın faaliyeti yürütülmüş, ayrıca MED TV. adıile bir televizyon kanalı yayına sokularak örgütün propagandasının yapılmasıamaçlanmıştır. Örgütün mali kaynaklarını; vergilendirme, bağış, aidat adıaltında toplanan paralarla, cezalandırma, gasp, soygun, silah ve uyuşturucukaçakçılığından elde edilen gelirler teşkil etmiş, amacının ise; TürkiyeCumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını silahlımücadele vererek devlet idaresinden ayırmak suretiyle, Kürdistan Devleti kurmakolup, ilk dönemde propaganda yoluyla halkı bilinçlendirmek, silahlı eylemlerleordu teşkilatına, ekonomik hedeflere sabotajlar düzenlemek suretiyle devletotoritesini zaafa uğratmak stratejisinin planlandığı belirlenmiş, bugüne kadarörgütün faaliyetlerine ilişkin bütün sorunların ve geleceğe yönelik planlamaile kapsamlı yapısal değişikliklerin ele alındığı geniş katılımlı çok sayıdakongre ve konferanslar gerçekleştirilmiştir.
BaşlangıçtaMarksist-Leninist ideolojiyi benimsediğini açıkça dile getiren örgüt, dünyasiyasi konjonktüründeki gelişmelere paralel olarak görüntüsünde de değişiklikyapma kararı almış, bu çerçevede 5. Kongrede öncelikle örgüt amblemindeki''orak-çekiç''in çıkarılmasını kararlaştırmış; Parti, Ordu, Cephebölümlenmesini benimseyip, parti olarak P.K.K. (Partiye Karkerani Kürdistan -Kürdistan İşçi Partisi), Cephe olarak E.R.N.K. (Kürdistan Kurtuluş Cephesi) veOrdu olarak da A.R.G.K (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) şeklinde teşkilatlanıp,cephe ve ordunun, partinin çizdiği çerçevede hareket edeceği ilkesinibenimsemiştir
1970yılında bölücü DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) ve THKP/C (Dev-Genç) gibiörgütlerden etkilenen Abdullah Öcalan liderliğindeki bir grup üniversiteöğrencisi, Kürt milliyetçiliği ile Marksist-Leninist fikirlerin sentezitemelinde bir görüş yaratmaya çalışmış ve doğulu öğrencilerden oluşansempatizanlarını bu yönde eğitmiştir.
Kürtlerinayrı bir ulus olduğunu, sömürge halinde yaşadıkları için bağımsız birörgütlenmeye haklarının olduğunu savunan Abdullah Öcalan ve arkadaşları, budoğrultuda sürdürdükleri faaliyet alanın 1976 yılında Ankara-Dikmentoplantısından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine taşımışlardır.
1977yılı sonrasında Kürdistan Devriminin yolu isimli broşür ile mücadelenin taktikve stratejisini ortaya koyan grup, fiilen silahlı eylemlere başlamıştır.
27Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice ilçesindeki ziyaret (Fis) köyündegerçekleştirilen 1. Kongre ile grup ismini Partiya Karkerani Kürdistan (PKK)olarak benimsemiş ve 30 Temmuz 1979 tarihinde dönemin Adalet Partisi ŞanlıurfaMilletvekili M. Celal Bucak'a yapılan saldırı ile örgüt kuruluşunu ilanetmiştir.
12Eylül 1980 hareketinin takip eden günlerde, Suriye üzerinden Lübnan'dakiFilistin kamplarına ulaşan PKK grubu, Suriye ve Lübnan'da askeri ve siyasieğitim çalışması ve propaganda ile örgütlenme faaliyetlerini sürdürmüş,Avrupa'da çeşitli sosyal-kültürel amaçlı dernekler oluşturarak ismini duyurmayabaşlamıştır. Aynı tarihlerde Türkiye'den kaçarak Suriye'nin Şam şehrineyerleşen Abdullah Öcalan PKK örgütünü buradan yönlendirmeye başlamıştır.
Budönemde PKK, Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile ilişkiye geçmiş, bununakabinde Suriye'de bulunan PKK mensuplarından bir kısmını Irak KürdistanDemokrat Partisinin kontrolündeki Kuzey Irak'ta üslendirilmesi için varılmış vesonra birçok PKK elemanını gruplar halinde bölgeye aktarılmıştır.
1984'teŞam'da gerçekleştirilen II. Kongre'den sonra kamplardaki mensuplarını gerillasavaşına hazırlayan örgüt stratejik savunma safhasından, stratejik denge safhasınageçmek için özellikle Güneydoğu Anadolu'nun Hakkari, Mardin ve Siirt illerinikapsayan alan içerisindeki askeri hedeflere karşı Kürdistan Silahlı Kuvvetleri(Hazen Rıgariya Kürdistan- HRK) adı altında cephe-ordu örgütlenmesinin orduayağının ön biçimini oluşturmuş ve 15 Ağustos 1984'te Eruh-Şemdinli ilçelerineyönelik saldırılar ile terör eylemlerine fiilen başlamıştır.
Pusutaciz atışı gibi silahlı eylemleri ile Güneydoğu bölgesinde etkili olmayabaşlayan örgüt, bu avantajını çoğaltmak için 21 Mart 1985'te Nevroz Bayramınıvesile ederek Cephe birimi olan ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'yiilan etmiştir.
1986ila 1990 yılları silahlı eylemlerin tırmandırıldığı, kitle katliamlarınınyaygınlaştığı yıllar olmuştur. Örgüt 26-30 Ekim 1986 tarihinde Lübnan BekaaVadisinde 3. Kongresini yapmış ve bu kongre sonucu HRK (Kürdistan KurtuluşBirliği) adlı askeri kanadının ismini ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu)olarak değiştirmiştir. Örgüt 3. Kongrede aldığı kararlar doğrultusunda eylemlersırasında kendilerine büyük zorluklar çıkaran köy koruculuğu sistemine karşıtopyekün saldırıya geçmiş, birçok köy ve mezra basılarak genç kız ve erkeklertopluca dağa kaçırılmış, birçok vatandaşımız öldürülmüştür.
Örgüt26 ila 31 Aralık 1990 tarihleri arasında gerçekleştirilen IV. Kongrede, 2000yılına kadar bölgede bağımsız bir Kürdistan Devleti Kurmak için genelayaklanmaların başlatılması kararını almıştır. Bu karar doğrultusundaCizre-Nusaybin ve Silopi'de kitle olayları patlak vermiştir.
Ağustos1990 tarihinde meydana gelen Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak'ta meydanagelen otorite boşluğundan yararlanarak, bu bölgede yerleşime ağırlık vererekeylemlerini yoğunlaştıran örgüt, 1992 yılında Kuzey Irak bölgesinde KürdistanUlusal Meclisini Toplama ve kurtarılmış bölgelerde "Savaş Hükümeti"ilan etme gibi ütopik hedeflere yönelmiş, ancak başarılı olamamıştır. TürkSilahlı Kuvvetlerinin aynı yıl bölgeye düzenlediği askeri hareket sonucu ağırkayıplar veren örgüt, yeni arayışlara yönelmiş, Kuzey Irak Kürt LiderlerindenCelal Talabani ile işbirliği yaparak, yeniden toparlanmak amacıyla tek yanlıateşkes ilan etmiştir. Bu kararın örgütte dağılma ve çözülmeye yol açacağınıfark ederek 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerindegerçekleştirdiği yol kesme eylemi ile yeniden silahlı eylemlerine başlamış,özellikle Güneydoğu yöresine basın kuruluşlarının girmesine engel olma, okulyakma ve öğretmenleri öldürme eylemleri ile bölgede devleti işlemez halegetirmeyi amaçlamıştır.
Budönemde örgütün kitle desteğini arttırmak ve daha fazla kimseyi kullanmakamacıyla legal alanda kurulan Halkın Emek Partisi'nin kuruluşunu desteklediği,her düzeydeki birimlerinde yandaşlarının görev almasını sağladığı, ayrıca özgürhalk, Yeni Ülke, Dilan ve Özgür Gündem gibi yayınlarla propagandasını yaptığıgörülmüştür. 1990 genel seçimlerinde örgütün desteği ile Halkın EmekPartisi'nden parlamentoya giren Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, SedatYurttaş, Zübeyir Aydar, Ahmet Türk, Sırrı Sakık gibi milletvekilleri gerekparlamentodaki faaliyetleri ve gerekse parlamento dışındaki faaliyetleri ileörgütün görüş ve düşüncelerini yansıtan tavır ve davranışlar içine girmelerisonucu milletvekilliği dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmış ve PKK örgütüadına faaliyetleri ispatlandığı gerekçesi ile mahkum olmuşlardır.
Örgütün1994 yılı içinde eylemlerini metropol kentlere ve turistik yörelere kaydırdığı,Yunanistan'ın desteği ile Türkiye'nin turizm gelirlerinde düşüşü hedeflediğigörülmüş, ancak alınan tedbirler sonucu bir kaç münferit olay dışında başarılıolmadığı anlaşılmıştır.
Ülkeiçinde gerçekleştirilen etkili operasyonlar ve 1995 yılında gerçekleştirilen"çelik hareketi" sonucu örgütün eylemlerinde hızlı bir düşüşkaydedilmiştir.
PKKörgütünün amacı; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki toprakları Türkiye'denayırarak Marksist-Leninist ideolojiye dayalı bağımsız bir Kürdistan devletikurmak olduğundan, bunun gerçekleşmesi için uzun süreli bir halk savaşıstratejisi ile silahlı propagandayı benimsemiştir. Öncelikle halkı örgütleyereksilahlanmayı ve uzun sürecek bir gerilla savaşıyla nihai gayesine erişmeyiamaçlamaktadır.
PKKterör örgütünün gerçekleştirdiği başlıca eylemlerden örnekler şöyedir:
-1991-1996yılları arasında Adana'da 114 eylem yaparak 100 kişi öldürülmüş, 98 kişi ağırşekilde yaralanmış,
-1992-1996 tarihleri arasında Konya'da 3 kişi öldürülmüş,
-Hatay bölgesinde 17.02.1995 ile 18.05.1998 tarihleri arasında 46 kişiöldürülmüş, 42 kişi yaralanmış,
-16.08.1992 tarihi ile 20.05.1998 tarihleri arasında Osmaniye de 15 kişiöldürülmüş, 18 kişi ağır yaralanmış,
-14.10.1992 tarihinde Kilis'de bir er öldürülmüş,
-Aksaray'da bir kişi ağır yaralanmış olup, bu eylemlerin detayları Adana DevletGüvenlik Mahkemesine açılan davanın 22.12.1998 tarih ve 1998/492 sayılıiddianamesinde açıkça belirtilmiştir.
-05.08.1985günü Van ili Çatak ilçesi Kanalga köyü Taşbucak mezrasına düzenlenen silahlısaldırı sonucu 10 kişinin öldürülmesi,
-22.02.1981 günü Şırnak ili Uludere ilçesi Taşdelen köyüne silahlı saldırısonucu 13 kişinin öldürülmesi,
-19.08.1987 günü Diyarbakır ili Eruh ilçesi Bağgöze bucağı Kılıçkaya köyü Milanmezrasına silahlı saldırı sonucu 25 kişinin öldürülmesi,
-10.10.1987 günü Şırnak ili Meşeiçi köyü Çobandere mezrasına silahlı saldırısonucu 11 kişinin öldürülüp, 9 kişinin yaralanması,
-29.03.1988 günü Şırnak ili Eruh ilçesi Yağızkonak köyüne silahlı saldırı sonucu9 kişinin öldürülmesi,
-07.05.1983 günü Şırnak ili Dereler köyü Taraklı mezrasına silahlı saldırısonucu 9 kişinin öldürülmesi,
-24.11.1989 günü Yüksekova ilçesi İkiyaka köyüne silahlı saldırı sonucu 26kişinin öldürülüp, 300 adet koyunun gasbedilmesi,
-28.04.1991 günü Solhan ilçesi Memurlar lokaline düzenlenen silahlı saldırısonucu ilçe Kaymakamı, Cumhuriyet Savcısı ile Orman Bölge Şefinin öldürülmesi,
-21.06.1992 günü Solhan ilçesi Elmasırtı köyüne silahlı saldırı sonucu 5 kişininöldürülüp, köydeki evlerin yakılması,
-22.06.1992 günü Gercüş ilçesi Seki köyüne silahlı saldırı sonucu 9 kişininöldürülmesi,
-25.06.1992 günü Silvan ilçesi Yolaç köyüne silahlı saldırı sonucu 10 kişininöldürülüp, 3 kişinin yaralanması,
-01.10.1992 günü Bitlis ili Cevizdalı köyüne silahlı saldırı sonucu 28 kişininöldürülüp, 11 kişinin yaralanması,
-23.10.1992 günü Tunceli Mazgirt ilçesi Dedebağı köyüne silahlı saldırı sonucu11 kişinin öldürülüp, 4 kişinin yaralanması,
-23.01.1993 günü Diyarbakır ili Bağlar semtine silahlı saldırı sonucu 7 kişininöldürülmesi,
-14.06.1993 günü Şirvan ilçesi Gözlüce köyüne silahlı saldırı sonucu 7 kişininöldürülmesi,
-05.07.1993 günü Erzincan ili Kemaliye ilçesi Başbağlar köyüne silahlı saldırısonucu 31 kişinin öldürülüp, 3 kişinin yaralanması,
-18.07.1993 günü Van ili Bahçesaray ilçesinde yaylaya düzenlenen silahlı saldırısonucu 24 kişinin öldürülmesi,
-15.08.1993 günü Çemişgezek ilçesi Güneybaşı köyüne silahlı saldırı sonucu 6kişinin öldürülmesi, bir otomobilin yakılması,
-28.08.1993 günü Kovancılar ilçesi Yoncalıbayır köyüne silahlı saldırı sonucu 9kişinin öldürülmesi,
-03.09.1993 günü Muş ili Korkut ilçesi Kümbet köyündeki Tarım Açık Cezaevininbasılması, cezaevinin ateşe verilip, giyecek ve yiyeceklerin gaspı, birhükümlünün kaçırılması,
-17.09.1993 günü Diyarbakır ili Eğil ilçe merkezine silahlı baskın sonucu ilçemal müdürü, tapu müdürü, belediye memuru, nüfus memuru ve gece bekçisininöldürülüp PTT binasının yakılması,
-25.10.1993 günü Erzurum ili Çat ilçesi Yavi kasabasına silahlı saldırı sonucu32 kişinin öldürülüp, 10 kişinin yaralanması,
-12.12.1993 günü Adıyaman ili Ağaçkonak köyüne silahlı saldırı sonucu 10 kişininöldürülüp, 1 kişinin yaralanması,
-13.08.1994 günü Elazığ ili Alacakaya ilçesi Halkalı köyüne silahlı saldırısonucu 10 kişinin öldürülüp, 1 kişinin yaralanması,
-25.12.1991 günü İstanbul ili Bakırköy ilçesi Çetinkaya giyim mağazasına molotofkokteyli atılması sonucu 12 kişinin öldürülüp, 12 kişinin yaralanması,
-12.02.1994 günü İstanbul ili Tuzla Tren istasyonuna bomba konulması sonucu 5yedek subay okulu öğrencisinin öldürülüp, 16 askeri öğrenci ve 11 erinyaralanması,
-09.05.1990 günü Muş-Bingöl seferini yapan 3005 sefer sayılı trenin Yörecik köyüyakınlarında durdurulup, 3 görevlisinin öldürülmesi,
-10.06.1992 günü Bitlis ili Kokarsu köyü Çubuk-Sütlüce mezra yolunun kesilerekminibüsteki 13 kişinin öldürülmesi,
-09.10.1992 günü Şirvan ilçesi Kayahisar köyü yolunun kesilip 4 kişininöldürülmesi, 5 kişinin yaralanması,
-20.10.1992 günü Solhan ilçesi Hazerşah köyü yolunun kesilip otobüsteki 19kişinin öldürülerek otobüsün yakılması,
-25.10.1992 günü Muş-Elazığ seferini yapan 2561 sefer sayılı trene bombalı,roketatarlı silahlı saldırı düzenlenmesi sonucu bazı vagonların Murat nehrineuçması ile 2 makinistin ölümü ve 45 kişinin yaralanması,
-10.08.1993 günü Genç ilçesi Ardıçdibi-Çaytepe arasında yolcu taşıyanminibüsteki 9 kişinin öldürülmesi,
-04.08.1993 günü Bingöl ili Solhan ilçesi Bağönü köyü yakınlarında 12 minibüsündurdurularak 16 kişinin öldürülüp, 14 kişinin yaralanması,
-18.09.1993 günü Bitlis-Muş Karayolunda 5-6 aracın durdurularak 8 kişininöldürülüp, 14 kişinin yaralanması,
-07.09.1994 günü Hakkari ili Çukurca ilçesi Köprülü köy yolu-nun kesilip 13aracın yakılması, 5 kişinin öldürülmesi ve 15 kişinin kaçırılması,
-01.06.1994 günü Kozluk ilçesi Ulaşlı köy yolunun kesilerek 3 kişininöldürülmesi,
-21.03.1990 günü Palu ilçesi Kayaönü köyü yakınlarında, Şark Krom - Ferre KromMüessese Müdürlüğüne ait araçların durdurularak müessese müdürü dahil 9 kişininöldürülmesi,
-11.09.1992 günü Kozluk ilçesi Yanıkkaya köyü yakınlarındaki Shell - Mobilşirketine ait sondaj kuyusu ve toplama kampına ait araç gereçlerin yakılması, 3mühendisin öldürülüp, 4 mühendisin yaralanması,
-23.10.1993 günü Kığı ilçesi Günlük köyü kil ocağında 10 işçi-nin öldürülüp, 2işçinin yaralanması,
-21.09.1996 günü Alacakaya ilçesi Etibank Şark Kromları İşletmesine silahlısaldırı sonucu 5 güvenlik görevlisinin öldürülüp, iş makinaları veyatakhanelerin tahrip edilmesi,
-30.06.1996 günü Tunceli ili Cumhuriyet Meydanında Zeynep Kınacı isimli PKKmilitanının merasim kıtasının içine girip, üzerindeki bombayı patlatması sonucukendisi ile beraber 1 astsubay ve 4 erin öldürülmesi,
-11.11.1998 günü Yüksekova ilçesi Jandarma Komutanlığı önündeki askeri konvoyunarasına giren PKK militanı Fatmi Özen'in çantasındaki bombayı patlatmasısonucu. 1 astsubayın ölümü, 3 astsubay ve 2 vatandaşın yaralanması,
-14.04.1994 günü Elazığ ile Arıcak ilçesi Bükardı köyü ilkokul öğretmenlerinden5 kişinin öldürülmesi
-24.06.1993 günü Tunceli ili Meşeyolu köyü okul müdürü ve öğretmenininöldürülmesi, okulun yakılması,
-07.10.1993 günü Tunceli ili Pertek ilçesi Pirinçli köyünde 4 öğretmeninöldürülüp, 1 öğretmenin yaralanması,
-11.09.1994 günü Tunceli ili Mazgirt ilçesi Darıkent beldesine düzenlenensilahlı saldırı sonucu PTT binasının ve okulun yakılması, jandarma karakolununtaranması, belediye binası ile sağlık ocağının tahrip edilip, 6 öğretmeninöldürülmesi, 3 sağlık memurunun kaçırılması,
-21.06.1994 günü Fethiye ilçesi Yat Limanı yakınındaki çay bahçesine konulanzaman ayarlı bombanın patlaması sonucu, 7'si Alman ve İngiliz vatandaşı olmaküzere toplam 13 kişinin yaralanması,
-22.06.1994 günü Marmaris ilçesi Belediye Halk Plajına ve Abdi İpekçi Parkınakonulan bombaların patlaması sonucu 1 İngiliz turistin öldürülüp, 3 İngiliz ve7 Türk vatandaşının yaralanması,
-11.09.1995 günü İzmir ili Gaziemir Tansaş binası yakınına konulan bombanınpatlaması sonucu 5 kişinin öldürülüp, 28 kişinin yaralanması,
-25.10.1985 günü 3/118 Jandarma Sınır Taburu Serin Jandarma Takımına silahlısaldırı düzenlenmesi sonucu 9 jandarma erinin öldürülüp, 2 erin yaralanması, -04.08.1991 günü Şemdinli ilçesi Samanlı Karakoluna silahlı saldırı sonucu 9 erve erbaşın ve 1 geçici köy korucusunun öldürülme-si, 9 subay, astsubay ve erinyaralanması, 1 erin kaçırılması,
-25.10.1991 günü 10. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına silahlı saldırı sonucu15 erin öldürülüp, 1 asteğmen ile 9 erin yaralanması,
-24.05.1993 günü Elazığ-Bingöl karayolunun kesilerek izinden dönen 33 er veerbaş ile 3 vatandaşın öldürülmesi,
-15.09.1993 günü Van ili Çatak ilçesi Kanalga Karakoluna silahlı baskın sonucu13 er ve erbaşın öldürülmesi,
-09.11.1994 günü Eruh ilçesi Dağdöşü köyü çevre emniyet timine karşı girişilensilahlı saldırı sonucu 15 er ve erbaşın öldürülüp, 13 erin yaralanması,
-15.06.1995 günü Şemdinli ilçesi Ortaklar jandarma Karakoluna silahlı saldırısonucu 2 astsubay ve 13 erin öldürülmesi, 6 erin yaralanması, 5 erinkaçırılması gibi,
PKKterör örgütü 1978 yılından sanığın yakalandığı 15.02.1999 tarihine kadartoplam; 6036 saldırı, 3071 bombalama, 388 gasp, 1046 adam kaçırma olayıgerçekleştirmiş ve bu olaylarda 4412 vatandaş, 3874 asker, 241 polis, 1225geçici köy korucusu öldürülmüş ve şehit edilmiş, 5620 vatandaş, 8118 asker, 909polis, 1655 geçici köy korucusu yaralanmıştır.
Yukarıdaörnekleri verilen, PKK'nın gerçekleştirdiği ve sanığın da sorumluluğunu kabulettiği eylemlerin her birinin, ulusal ve uluslararası hukuk literatüründe kabuledildiği üzere; doğrudan doğruya masum insanları hedef alan, kitleleri korkutupsindirmeyi amaçlayan nitelik ve nicelikte mutlak terör eylemleri olduğuhususunda kuşku bulunmamaktadır"
Bukarardan, PKK örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak, Türk Ulusu'nu ırk esasına dayalı"Türk ve Kürt ulusları" biçiminde ikiye bölmek amacıyla ezilen halkolarak nitelediği Kürt kökenli vatandaşları, ayrı bir ulus olarak devletinikurma yolunda kanlı şiddet eylemlerine yönelttiği anlaşılmıştır.
Öteyandan, Avrupa İnsan Hakları Divanı, Zana-Türkiye davası nedeniyle verdiği 25Kasım 1997 günlü (69/1996/688/880) sayılı kararında, "PKK isimli örgütüamaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt" kabul ederek,"Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde PKK'nın sivillere yönelik kanlısaldırılar düzenlediğini" belirtmiş; Avrupa Konseyi ParlamenterlerMeclisinin 25 Haziran 1998 tarihindeki toplantısında aldığı 1377 sayılı Kararın5. maddesi ile de PKK tarafından başlatılan ve Türkiye'nin güneydoğusundayaşayan nüfusun yerlerinden edilmesine yol açan şiddet eylemleri ve terörizmsert bir biçimde kınanmıştır. Ayrıca, 13.12.2002 günlü, L 337/93 sayılı AvrupaBirliği Resmi Gazetesinde yayımlanan 12.12.2002 günlü terörizme karşı savaştaalınan tedbirlerin uygulanması konusunda 2001/931/CFSP sayılı Ortak Posizyonugüncelleyen ve 2002/340/CFSP sayılı Ortak Pozisyonu iptal eden Konsey OrtakPozisyonu'nunda terörizme destek veren kişiler, gruplar ve örgütler belirtilmişve bu Karara ekli listenin 2/14. maddesinde terörizmi destekleyen örgütlerarasında PKK'ya da yer verilmiştir.
1-İDDİA VE SAVUNMA
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının İddianamesinde, esas hakkında görüşünde ve sözlüaçıklamasında özetle, Davalı Halkın Demokrasi Partisi'nin Genel Başkanı MuratBozlak'ın, diğer yöneticilerinin, bazı il ve ilçe teşkilat başkan ve üyelerininsöylemlerinde Kürt halkının Türk halkından farklı bir ulus olduğunu, kendi kimlikleriniözgürce yaşamaları gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından Kürthalkına karşı baskı ve zulüm politikası uygulandığını, PKK terör örgütü ileTürkiye Cumhuriyeti Devleti arasında bir savaşın yaşandığını, bu savaşta Kürthalkının PKK terör örgütünün yanında yer alması gerektiğini belirttikleri,birçok HADEP il ve ilçe teşkilatlarında açlık grevlerinin yapıldığı, 23.6.1996günlü HADEP 2. Olağan Genel Kongresinde Türk bayrağının indirilerek yerine PKKterör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın posterinin asıldığı, böylece PKK terörörgütüne ve onun başı Abdullah Öcalan'a yardım ve destek sağlanarak Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik eylem ve davranışlariçerisinde bulundukları ve Davalı Parti ile mensuplarının bu eylemlerininAnayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun78., 79., 80., 81. ve 82. maddelerine göre odak oluşturduğunu, bu nedenleDavalı Parti'nin kapatılması gerektiği ileri sürülmüştür.
DavalıParti savunmalarında özetle, Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılması içinkampanya başlatıldığını, ülke genelinde HADEP binalarında aramalar yapılarak,kamu davaları açıldığını, kapatma davası dosyasına konulan ya da iddianamededayanılan kanıtların hukuka uygun, adil ve tarafsız bir soruşturmanın ürünüolmadıklarını, yürütülen soruşturmaların sonuçlanmadığını, iddianamede kanıtolarak gösterilen yazılı belgeler, ses ve görüntü kasetleri, parti binalarındave yöneticilerin evlerinde elde edildiği iddia edilen maddi kanıtların, tanıkbeyanlarının ve yargılanan parti yöneticilerinin sanık sıfatıyla anlatımlarınıntek tek incelenmesine olanak bulunmadığını, bu nedenle hükme esasalınamayacağını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki görüşününtümüyle davanın açılmasından sonra ortaya konulan Abdullah Öcalan ve diğer bazıkişilerin HADEP aleyhine alınan tek yanlı ifadelere dayandırıldığını, DevletGüvenlik Mahkemelerinin gerek kuruluş ve yapıları ve gerekse uyguladıklarıfarklı yöntemler nedeniyle adil yargılama yapabilecek nitelikte bağımsız vetarafsız mahkemeler olmadığını, bu mahkemeler ile bu mahkemeler nezdindefaaliyet yürüten Cumhuriyet Savcılarının yaptıkları tüm işlemlerin veverdikleri kararları Anayasa Mahkemesi'nin kapatma davasında esas alınmamasıgerektiğini, delil olarak gösterilen Kongre, toplantı ve gösterilerde PKK terörörgütünün propagandasına yönelik eylemlerin de davalı Parti'nin dışında,kontrol edemediği kişilerce yapıldığını, Türkiye'nin başta Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi olmak üzere kimi uluslararası sözleşmeleri kabul ettiğini, iç hukuknormu ile ulusalüstü norm arasında bir çatışma söz konusu olduğunda,mahkemelerin ulusalüstü normu doğrudan uygulaması gerektiğini, ulusalüstünormların iç hukuktan üstün ve bağlayıcı olduğunu, davalı Parti'nin hiçbirşekilde Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelikeylemlerin odağı haline gelmediği gibi PKK terör örgütü ile de birbağlantısının bulunmadığını belirtmiştir.
2-DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
a-Parti Organlarının Eylemleri
aa-Halkın Demokrasi Partisi'nin 2. Olağan Kongresi
23.6.1996günü, Ankara Atatürk Spor Salonunda Halkın Demokrasi Partisi'nin 2. OlağanKongresi'nin yapıldığı, bu kongrenin başlamasını takiben daha önce salonaasılan Türk Bayrağının PKK terör örgütü ile ilişkisi bulunduğu Ankara 1 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi'nin verdiği kararla doğrulanan Faysal Akçan isimlikişi tarafından indirilerek yere atıldığı ve yerine PKK terör başı ApdullahÖcalan'ın bez üzerine çizilmiş büyük posterinin asıldığı, bu eylemin salondabulunan Parti delegeleri tarafından coşkuyla alkışlandığı, PKK terör örgütü velideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar atıldığı, görevli hükümet komiserininuyarılarına karşın Türk Bayrağı önceki yerine asılmadığı gibi salondaki birkısım parti delegelerince çiğnendiği, bunu takiben salonda üzerlerinde"HADEP Görevlisi" yazılı tişortlar bulunan kişiler ve salondaki diğerpartililerce Abdullah Öcalan'ın posteri ile PKK terör örgütünün bayrağının uzunsüre alkışlar ve sloganlarla eller üzerinde dolaştırıldığı, ayrıca Parti GenelBaşkanı Murat Bozlak'ın posterinin yanına Abdullah Öcalan'ın posteri ile PKKterör örgütünün sözde bayrağının asıldığı, bu eylemleri gerçekleştirenlerarasında maskeli çok sayıda terör örgütü militanlarının bulunduğu, Parti'nin enyetkili organı olan Büyük Kongrede açıkca PKK terör örgütünün propagandasınınyapıldığı, Mahkememizce izlenen video kaset görüntüleri ile dosyadaki diğerkaset çözüm tutanaklarından anlaşılmıştır.
Kongredekiolaylar karşısında Davalı Parti'nin en büyük organı olan Kongrede Genel BaşkanMurat Bozlak ile Divan Başkanı Hikmet Fidan, olayları önlemeye yönelik herhangibir girişimde bulunmadıkları gibi, görevli hükümet komiserinin bu yöndekiuyarılarını da dikkate almamışlardır.
Böylece,Davalı Parti'nin Genel Kongre'deki eylemleri, Parti ile PKK terör örgütüarasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır.
bb-Davalı Parti'nin Genel Başkanı Murat Bozlak Yönünden
- 23.6.1996 Günü HADEP 2. Olağan Kongresinde YaptığıKonuşma İle Eylemler Karşısındaki Tutumu
23.6.1996günü, Ankara Atatürk Spor Salonunda Halkın Demokrasi Partisi'nin 2. OlağanKongresi'nin yapılması sırasındaki eylemler karşısında Murat BOZLAK Parti'ninGenel Başkanı olmasına karşın ikazda bulunmadığı, kayıtsız kaldığı gibi, kendiposterinin yanında asılı bulunan Abdullah Öcalan posteri ve sözde PKKbayrağının önünde yaptığı konuşmada, "...HADEP'e Kürt halkı güvenduymaktadır. Zira HADEP Kürt halkının bir parçasıdır. Kürt hareketinin birparçasıdır. Şimdi bu ülkenin temel sorunu olan Kürt sorunu konusundakidüşüncelerimi ifade etmek istiyorum...şimdi bu ülkenin kurtuluşunda kan verenKürtlerin inkarı var. Anadilleri ile konuşmaları yasak, kültürlerinigeliştirmeleri yasaklanmış durumda...1924 Anayasası ile birlikte Kürtlerinvarlığı inkar edilmiştir. 20 milyon insan için 1982 Anayasasında da aynı hükümkonulmuştur. Artılarıyla konulmuştur...Kürtler kimlik mücadelesi veriyor.Kürtler varlıkları için mücadele veriyorlar. Operasyonlara rağmen, katliamlararağmen provakasyonlara rağmen, PKK hala bu ateşkesini devam ettiriyor. Bunudeğerlendirmek lazım. Bu lafla olmaz. Adam gibi çıkacaksın madem ki sensilahını susturdun, bende talimat veriyorum askerime sizde susun diyeceksin.Operasyonla çözümlenmiyor, İŞGALLE ÇÖZÜM OLMUYOR. Çözüm olsa idi bu kaçıncıoperasyon. Şimdiye kadar olurdu. Operasyonlar, katliamlar, provakasyonlar çözümdeğil, çırpınıştır, batıştır, çöküştür... 2 Temel şart, savaş dursun taraflardiyalog sürecine girsin, ikinci etapta bu diyalog sürecinin uzamaması içinkesin ve kalıcı bir barışın sağlanması lazım. Yapılması gereken açık şeylervar. Olağanüstü hal Kürt halkının başına zulüm yağdırmakta. Başka bir işeyaramadı... Kürtler göç ettirildi, köyleri yakılıp yıkıldı. Şimdi 4 milyoncivarında Kürt göçer durumdadır. Yerlerinden, yurtlarından edilmişlerdir.Bunların tazminatları ödenerek geri gönderilmelidir. Herkes kendi kültürünügeliştirsin. Herkes bu ülkede kendi kişiliği ile kendini ifade etsin. Bundankimsenin zararı yok. Bırakın Kürtlerde kendi kişilikleri ile kendilerini ifadeetsinler, gelin bu darbecilerin bu çizmecilerin getirdiği demokratik olmayan veTürkiye toplumunun gerçeklerine uymayan bu 82. Anayasasını değiştirelim. Buanayasa değiştirilmeli, Kürt toplumunun kimliği kabul edilmelidir..."demiştir.
Kongreninyapıldığı salondaki olaylara Parti Genel Başkanı Murat Bozlak'ın tepkigöstermemesi, kayıtsız kalması, buradaki konuşmasında Türkiye CumhuriyetiDevletinin teröre karşı mücadelesini işgal olarak tanımlanması ve Kürtlerinayrı bir halk olarak gösterilmesi Davalı Parti ile Murat Bozlak'ın TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadankaldırmak amacında olan PKK terör örgütünü desteklediğini açıkça ortayakoymaktadır.
Adıgeçenin bu eylemlerini Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi "hal vevasfını bilerek PKK isimli terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak" suçuolarak değerlendirip 4.6.1997 günlü, E:1996/80 ve K:1997/102 sayılı kararıylaTürk Ceza Yasası'nın 169.,31.,33. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarıncaaltı sene ağır hapis cezası verilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8.6.1998 günlü,E:1997/3736 ve K:1998/1820 sayılı kararıyla eksik inceleme gerekçesiyle hükmübozması üzerine kararı veren Mahkeme yargılamanın devam ettiği sırada yürürlüğegiren 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı ŞartlaSalıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa'yı gözeterek 4.7.2002günlü, E:1998/104 ve K:2002/119 sayılı kararıyla kamu davasını ertelemiştir.
Ankara1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin anılan kararının gerekçesinde, "SanıkMurat BOZLAK HADEP Genel Başkanıdır. Türk bayrağının indirildiği HADEP Genelkurul toplantısında yaptığı konuşmada Hadep'e Kürt halkının güven duyduğunuTürkiye'nin sorununun Kürt sorunu olduğunu Kürtlerin kimlik mücadelesiverdiğini, Türklerin, Kürdistan'ı işgal ettiğini, Türkiye'nin PKK'nın ilanettiği ateşkese cevap vermediğini bildirerek bölücü içerikli konuşma yapmıştır.Bu konuşmayı yaparken, arkasında PKK örgüt mensuplarınca Türk bayrağıindirilerek yere atıldığı ayaklar altında, çiğnendiği salonu inletecek şekildePKK'yı övücü sloganlar atıldığı halde, başını dönderip arkasına bilebakmamıştır. "Ben sizi görmüyorum. Ne yaparsanız yapın." diyerekolayları görmezlikten gelmiştir.
Yüzüpuşu ile sarılı (Faysal AKÇAN'ın beyanına göre 150 kişilik) örgüt mensubugözlerinin önünde bölücü içerikli slogan atarken, Abdullah ÖCALAN'ınposterlerini PKK bayrağını eller üzerinde taşıyarak gösteri yaparken hiçbirmüdahalede bulunmamış ve sesini çıkarmamıştır. Halbuki genel kurul toplantısınıdüzenleyen, büyük ebatta Türk bayrağını genel kurul toplantı salonuna astırankişi kendisidir. Sanık PKK örgüt mensupları ile daha önce anlaşmış indirilmeküzere Türk bayrağını genel kurul toplantı salonuna astırmıştır. Sanığıneyleminin başka türlü değerlendirilmesi mümkün değildir. Daha önceki HADEPgenel kurul toplantılarında Türk bayrağının asılmamış olması bu olguyudoğrulamaktadır. Halk deyimi ile "sağır sultanın" duyacağı herkesingörebileceği şekilde PKK örgüt mensupları, yüzleri puşu ile sarılı olarakindirilen Türk bayrağının yerine Abdullah ÖCALAN'ın posterini ve PKK bayrağınıastıkları halde buna engel olmamış tersine diğer sanıklarla birlikte PKK örgütmensuplarını gizleyerek, onları kamufle ederek, eylem yapmalarını yani örgütselfaaliyette bulunmalarına yardımcı olmuştur. Ayrıca sanık yasadışı PKK örgütününyurtdışından Türkiye'ye gönderdiği bölücü içerikli bildirileri haberbültenlerini, teröristleri cesaretlendirecek yazıları HADEP Genel merkezinde vediğer teşkilat binalarında saklayarak yasa dışı PKK örgütüne yardım etmiştir.Başka suçtan sanık olan kişilerin beyanları, HADEP PKK ilişkisini dolayısı ilesanığın kastını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Sanık örgüt mensuplarınıneylemde bulunmaları için ortam sağlayarak, indirilmek üzere Türk bayrağınıasarak yüzü puşu ile sarılı örgüt mensuplarını aralarında gizleyerek ve kamufleetmek suretiyle bilerek isteyerek hür iradesiyle yardım etmiştir.
SanıkHADEP GENEL Başkanıdır. Parti içinde ve genel kurul toplantı salonunda genişyetkilere haiz iken Türk bayrağı indirildiği sırada arkasına bakarak vekonuşmasına ara vererek Türk bayrağını yerine astırması imkanı var iken bunuyapmamış tersine teröristlerin eylem yapmasına göz yummuştur. Sanığınyetkilerini, konumunu, suçun işleniş şeklini, yerini , zamanını göz önündetutan Mahkememiz sanığa alt sınırın üzerinde bir ceza verilmesi Mahkememizdesanığa ceza tayin ederken sanığın bu durumunu takdir teşdit sebebi saymışsanığa alt sınırın üzerinde bir ceza verilmesi Mahkememizce uygungörülmüştür" denilerek, davalıParti ile adı geçenin PKK isimli terör örgütüne yardım ve destek sağladığıkabul edilmiştir.
-13.11.1998 ve 15.11.1998 Tarihli Basın Açıklamaları
HADEPGenel Başkanı olan Murat BOZLAK'ın 15.11.1998 tarihinde yaptığı basınaçıklamasında, "...Başta İtalya olmak üzere Avrupa ülkelerinin Kürtsorununun barışçıl, demokratik çözümü konusundaki dostane istemleri yanlışdeğerlendirilmiş ve hep geri çevrilmiştir.
PKKGenel Başkanı Abdullah Öcalan'ın İtalya'ya gidişi ile birlikte yeni ve önemlibir gelişme meydana gelmiştir.
Kürtsorununun barışçıl, demokratik çözümü konusundaki istemini sürekli dile getirenİtalya'nın barışa hizmet etmeyecek yeni acı ve üzüntülerin yaşanmasınasebebiyet verecek bir karara imza atması beklenmemelidir...";
HADEPAnkara İl Örgütü imzalı 13 Kasım 1998 günlü "Basına ve Kamuoyuna "başlıklı basın açıklamasında, "PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN'ınİtalya'nın başkenti Roma'ya gidişi ile ortaya çıkan durum Kürt sorunununsiyasal-demokratik çözümünü bir kez daha kaçınılmaz bir zorunluluk olarak dünyagündemine oturtmuştur. Artık Kürt sorunu evrensel bir sorundur...
...Buamaçla halkımızın talebi karşısında il binasında dört günlük açlık grevibaşlatılıyor. Demokratik kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz..." denilmiştir.
Buaçıklamalarda, PKK terör örgütü liderinden "PKK Genel Başkanı AbdullahÖCALAN" diye bahsederek ona saygınlık ve meşruluk kazandırılmak istenmişve Türkiye Cumhuriyetinde ayrı bir Kürt ulusunun var olduğu mesajının verildiğianlaşılmıştır.
Basınaçıklamalarını takiben PKK isimli terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN'ınİtalya'da tutuklanmasını ve Türkiye'ye iadesi girişimlerini protesto etmekamacıyla başta Ankara İl binası olmak üzere Türkiye genelinde HADEP il ve ilçebinalarında açlık grevlerine başlanılmıştır. Bu durum davalı Parti'nin PKKterör örgütüne yardım ve destek sağladığını açıkça ortaya koymaktadır.
Kaldıki, Murat Bozlak'ın bu eylemlerini Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi,"silahlı çete PKK'nın hal ve vasfını bilerek silahlı çeteye yardımetmek" suçu olarak değerlendirip 24.2.2000 günlü, E:1999/1 ve K:2000/20sayılı kararla, "...PKK terör örgütü ile Halkın Demokrasi Partisiarasında organik bağ olduğu, diğer sanıklarla birlikte adı geçenin PKK terörörgütü başı Abdullah Öcalan'ın İtalya'da yakalanmasını müteakip başlatılan iadegirişimlerini engellemek ve kendisine destek vermek amacıyla basınaçıklamalarını yaptığı ve açlık grevi eylemlerinin ülke genelindebaşlatıldığı..."nı kabul ederek Türk Ceza Yasası'nın 169, 59, 31, 36,40. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca üç sene dokuz ay ağır hapiscezasına mahkum etmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 23.1.2001 gün veE:2000/2409 ve K:2001/162 sayılı kararıyla hükmün bozulması üzerine kararıveren mahkeme, 2.5.2001 günlü, E:2001/35 ve K:2001/75 sayı ile 4616 sayılı 23Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Davave Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin dördüncü bendi uyarıncaadı geçen hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesinekarar vermiştir.
b-Ülke Genelinde Halkın Demokrasi Partisi Yönetici ve Üyelerinin Eylemleri
YargıtayCumhuriyet Başsavcısının 29.1.1999 günlü, davalı Parti'nin kapatılmasınailişkin başvurusundan önceki tarihlerde, ülke genelinde birçok HADEP yöneticive üyesi hakkında, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik propaganda yapma, halkın birkesimini diğer kesim aleyhine ırk ve bölge farklılığı gözetmek suretiyle kin vedüşmanlığa açıkça tahrik etme, hal ve sıfatını bilerek PKK terör örgütüneyardım ve yataklıkta bulunma" suçlarından çok sayıda soruşturma yapılarakkamu davası açıldığı görülmüştür.
aa-Hikmet Fidan Yönünden
-HADEP 2. Olağan Kongresindeki Eylemler Karşısındaki Tutumu
HikmetFidan'ın HADEP Parti Meclis üyesi ve HADEP İstanbul İl başkanı olduğu,23.6.1996 günü, Ankara Atatürk Spor Salonunda yapılan Halkın DemokrasiPartisi'nin 2. Olağan Kongresi'nde Divan Başkanı olarak seçildiği, kongreninbaşlamasını takiben salona asılan Türk Bayrağının PKK terör örgütü ile ilişkisibulunduğu Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin verdiği kararladoğrulanan Faysal Akçan isimli kişi tarafından indirilerek yere atıldığı, bueylemin salonda bulunan Parti delegeleri tarafından coşkuyla alkışlandığı,salonda PKK terör örgütü ve sözde lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlaratıldığı ve yerine PKK terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın bez üzerineçizilmiş büyük ebattaki posterinin asıldığı, görevli hükümet komiserininuyarmasına karşın Türk bayrağı önceki yerine asılmadığı, salonda bulunan birkısım parti delegelerince üzerine basılarak çiğnendiği, bunu takiben salondaüzerlerinde "HADEP Görevlisi" yazılı tişortlar bulunan kişilerle vediğer partililerce Abdullah Öcalan'ın posteri ile PKK terör örgütünün sözdebayrağının uzun süre alkışlar ve sloganlarla eller üzerinde dolaştırıldığı, ayrıcaParti Genel Başkanı Murat Bozlak'ın posterinin yanına Abdullah Öcalan'ınposteri ile PKK terör örgütünün sözde bayrağının asıldığı, salondaki eylemlerigerçekleştirenler arasında maskeli çok sayıda terör örgütü militanınınbulunduğu ve açıkça PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığıanlaşılmıştır.
DivanBaşkanı olan Hikmet FİDAN'ın belirtilen bu olaylara müdahale etme ve önlemaldırma imkanı olduğu halde kayıtsız kalması, gerekli uyarıda bulunmaması vegörevli hükümet komiserinin uyarılarını dikkate almaması, kongreyi devamettirmesi, mensubu olduğu davalı Parti ile PKK terör örgütünün dayanışmaiçerisinde olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim adı geçenin bu eylemlerini4.6.1997 günlü, E:1996/80 ve K:1997/102 sayılı kararıyla "hal ve vasfınıbilerek PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak" suçu olarakdeğerlendiren Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin mahkumiyet kararınıngerekçesinde, "Kongre Divan Başkanlığı sıfatını taşıyan Hikmet Fidan,Divan başkanlığı yetkilerini kullanarak teröristlerin yaptığı eylemlere engelolmaya çalışmamış, aksine desteklemiştir. PKK örgüt mensuplarınca Türkbayrağının indirilerek ayaklar altında çiğnenmesine yerine PKK bayrağı ileAbdullah ÖCALAN'ın posterinin asılmasına seyirci kalmıştır. Divan başkanıolarak toplantıya ara verip güvenlik kuvvetlerini çağırarak örgüt mensuplarınıyakalatıp indirilen Türk bayrağını yerine astırabilirdi. Sanık bunun tamamenaksini yapmış, toplantıya ara vermemiş diğer sanıklarla birlikte örgütmensuplarını aralarında gizleyerek örgütsel faaliyette bulunmalarına yardımcıolmuştur. Örgüt mensupları divan başkanlığının önünde yüzleri puşu ile sarılıolarak PKK'nın bölücü içerikli sloganlarını atarak, Abdullah ÖCALAN'ınposterini ve PKK pankartlarını ellerinde taşıyarak gösteri yapmışlardır. Buolgu duruşmada izlenen video kasetlerle sabittir. Sanık örgüt mensuplarınınfaaliyetlerine zımnen katılmış onlarla birlikte hareket ederek yukarıdabelirtilen örgütsel faaliyetleri örgüt mensupları ile topluluk oluşturarakbirlikte gerçekleştirmişlerdir. Görüldüğü gibi sanık örgüt mensuplarının Türkbayrağını indirerek ayaklar altında çiğnemelerine, PKK'nın propagandasınıyapmalarına, Abdullah ÖCALAN'ın posterini ve PKK bayrağını asmalarına, bölücüiçerikli slogan atmalarına teröristleri aralarına alarak onları gizleyerek vekamufle etmek suretiyle bilerek ve isteyerek hür iradesi ile yardım etmiştir.
Adıgeçenin yetkisini genel kurul toplantısındaki yerini ve görevini, suçun işlenişşeklini, yerini, zamanını göz önünde tutan Mahkeme bu durumu takdir ve teşditsebebi sayarak alt sınırın üzerinde bir ceza tayin etmiştir" denilmiştir.
-HADEP 2. Olağan Kongresinde 23.6.1996 günü Yaptığı Konuşma
HikmetFidan 23.6.1996 günü HADEP 2. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada, "...Bizimarkamızda meşruluk var, haklılık var, Kürt halklarının kimlik mücadelesi var,siyasi haklarımızın kalması talebi var. Ve biz böyle bir mecburiyetten arkamızaböyle büyük bir halk desteği alarak geliyoruz...Biz bu düzenin şiddetpolitikasına karşı, inkar politikasına karşı talan politikasına karşıhalkımızla beraber, partilerle beraber göğüs gererek bu duruma geldik...70yıldır bu ülkeyi yöneten düzen sahiplerinin arkasında 5000'i aşkın failimeçhul, 3000'in üzerinde yakılıp yıkılan köy, yerinden yurdundan edilen göçettirilen 5 milyona yakın Kürt halkı, Kürt halkına uygulanan baskı ve şiddetpolitikası vardır...Şu anda fizikman aramızda bulunmayan ve çok yakınımızdaUlucanlar cezaevinde bulunan Hatip Dicle'leri, Leyla Zana'ları, SelimSadak'ları, kurultayımız adına selamlıyoruz...Türkiye'nin dev gibi büyüyensorunlarını çözmek mümkün değil. Bu nedenle diyorum ki 15 Aralık'tan bu yanasüren ateşkese çift yönlü destek verelim. Bu Türkiye'nin sorunlarının çözümüneönemli bir katkı verecektir..." demiştir. Konuşmasında ülkedekivatandaşlardan bir kısmını "Kürt halkı" olarak nitelendirmesi, buhalka karşı bir baskı ve talan politikasının yürütüldüğünü ve buna karşılıkKürt halkının da kimlik mücadelesi verdiğini belirtmesi adı geçenin ülkeninbölünmez bütünlüğüne karşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
-30.5.1996 Günlü Abdullah Öcalan'a Karşı Girişilen Suikasti Kınayan"Halklarımıza" Başlıklı Bildiri
30.5.1996günlü Demokrasi Gazetesinde yer alan ve altında Hikmet Fidan'ın ismi bulunan"Halklarımıza" başlıklı bildirideki, "PKK Genel Başkanı SayınAbdullah Öcalan'a karşı girişilen bombalı suikast girişimini kınıyoruz.Halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşlik özlemine karşı yapılan bir sabotajolarak değerlendiriyoruz" biçimindeki sözleriyle PKK terör örgütünemeşruluk ve saygınlık kazandırmaya çalışıldığı görülmektedir.
HikmetFidan'ın yukarıda sayılan eylemlerini Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi,"silahlı çete PKK'nın hal ve vasfını bilerek yardım etmek" suçuolarak değerlendirip 4.6.1997 günlü, E:1996/80 ve K:1997/102 sayılı kararıylaTürk Ceza Yasası'nın 169. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca altısene ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 8.6.1998günlü, E:1997/3736 ve K:1998/1820 sayılı kararıyla bozulduğu, kararı verenMahkeme'nin "4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen SuçlardanDolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa"yıgözeterek 4.7.2002 günlü, E:1998/104 ve K:2002/119 sayılı kararıyla Yasa'nın 1.maddesinin dördüncü bendi uyarınca kamu davasının kesin hükme bağlanmasınıertelediği anlaşılmıştır.
bb-Kemal Bülbül Yönünden
-HADEP Ankara İl Başkanlığı 3. Olağan Kongresinde Yaptığı Konuşma
HADEPAnkara İl Başkanı olan Kemal Bülbül HADEP Ankara İl Başkanlığı 3. OlağanKongresinde yaptığı konuşmada, "...Halkın Demokrasi Partisi ne istiyor'HADEP'in ne istediğini şu an salonda bulunan ilgili kişilere de soruyorum.Halkların kardeşliğini istiyorlar, biz yasal demokratik çözümü istiyoruz. Kürtsorununun siyasi çözümünü istiyoruz. Bunun tarifi nedir' Bunun tarifi şudur: Buülkede Kürt halkı bir gerçektir ve bu gerçekliği kabul etmek durumundasınız.Kültürüyle, diliyle ve her türlü halk iradesiyle kabul edilmekdurumundadır..." diyerek ülkede yaşayan insanlardan bir kısmınıkültürüyle, diliyle ve her türlü halk iradesiyle kabul edilmek durumunda olan"Kürt halkı" olarak belirtmesi ülkenin bölünmez bütünlüğünü yok etmeiradesi taşıdığını ortaya koymaktadır.
Ayrıca,adı geçenin kimi eylemleride Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce,"silahlı çete PKK'nın hal ve vasfını bilerek silahlı çeteye yardımetmek" suçu olarak değerlendirilip 24.2.2000 günlü, E:1999/1 ve K:2000/20sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 169. ve 59. maddeleri ile 3713 sayılıYasa'nın 5. maddesi uyarınca üç sene dokuz ay ağır hapis cezası verildiği, 4616sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 23.1.2001günlü, E:2000/2409 ve K:2001/162 sayılı bozma kararı üzerine hükmü verenMahkeme'nin, "4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen SuçlardanDolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa"yıgözeterek 2.5.2001 günlü, E:2001/35 ve K:2001/75 sayılı kararıyla 4616 sayılıYasa'nın 1. maddesinin dördüncü bendi uyarınca kamu davasının kesin hükmebağlanmasını ertelediği anlaşılmıştır.
-Evinde Yapılan Aramada Ele Geçen Doküman
22.6.1998günü Kemal Bülbül'ün evinde yapılan aramada ele geçirilen "TarihselHaksızlıkla Karşı Karşıya Kalan Kürtler, Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri"başlıklı 7 sahifeden ibaret yazıda, "...Bu gün Kürt halkı iskeleti vebeyni parçalanmış, Devletler arası paylaşılmış bir konumdadır. Ne acıdırkisömürgelerin bile statüsü varken Kürtlerin ve Tarihi ülkesi olan Kürdistan'ınhiç bir uluslararası resmi statüsü yoktur. Kürtlerin ulusal kimliği dili,kültürü, tarihi ve tüm ulusal değerleri imha sürecine tabi tutulmuştur. ...bugün kimileri tarafından "Güneydoğu, Türkiye Kürdistan'ı, KuzeyKürdistan" olarak anılan topraklarda Kürt nüfusu yüzde seksen-Doksan gibibüyük bir çoğunluğu temsil etmektedir... Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı topraklarınınbir kısmı üzerinde kuruluş sürecinin başladığı ilk dönemlerde Türkler veKürtler arasında bu günkü gibi önemli sorunlar olmamıştır. Asıl sorun 1923Lozan Anlaşması ve sonrasında ilan edilen 1924 Anayasası ile başlamıştır. Çünkübu Anayasa "Türklerin ve Kürtlerin ortak devleti" projesini tamamıylayürürlükten kaldırmıştır. "Türkiye'de yaşayan herkes Türk'tür" gibiırkçı bir resmi ideoloji ile Kürtlerin varlığı dahi inkar edilmiş, Kürt dili,kültürü ve tarihi değerleri bir imha sürecine tabi tutulmuştur. Kürtler buköleci statüyü ya da statüsüzlüğü o tarihten beri asla kabullenemediler,1925-1938 yılları arasında Türkiye Cumhuriyetinin resmi verilerine göre tüm 28kez silahlı olarak ayaklandılar... 1960-1980 yılları arası bu günkü Kürt Ulusaluyanışı ve Özgürlük Mücadelesinin temellerinin atıldığı yıllardır... 1994yılında Kürdistan İşçi Partisi (PKK) nin politik önderliğinde başlatılansilahlı mücadele kesintisiz 14 yıldır devam ediyor. ... mirasını diğerkapatılan partilerden alan partimiz bütün Anti Demokratik ve hukuk dışıuygulamalara rağmen 1995 de girdiği Genel Seçimlerden Kürtlerin oyunun büyükçoğunluğunu alarak Kürtleri legal alanda temsil eden bir siyasi parti olduğunubir daha ortaya koymuştur. ...Kürt sorununu bir azınlık sorununa indirgeyereksadece kültürel hakların tanınmasıyla çözülebileceğine inanan bazı uluslararasıçevreler bu teşhislerinde kesinlikle yanılmaktadır. Kuşkusuz ki KürtlerinUlusal kimliği ve Kültürel haklarının Türkiye tarafından tanınması çözümdeileri bir adım olacaktır. Ancak yetersizdir. ...Kürt sorununa PKK'yı dışlayarakçözüm arayan bazı ulusal ve uluslararası topluluklar siyasi çözüme kesin olarakhizmet etmemekte, aksine sorunu daha da karmaşık hale çevirmektedir, önceliklebelirtmeliyiz ki siyasi çözüm yolunda ilerleme sağlamanın ilk adımı TürkiyeCumhuriyeti Devleti ile PKK arasında karşılıklı bir ateşkesin yürürlüğegirmesidir. ...Güney Afrikada'ki ırkçı rejimi dize getiren belirleyici faktörher ne kadar zenci halkın mücadelesi ise de, Güney Afrika baskıcı rejiminekarşı Avrupa, ABD ve diğer Dünya Devletlerinin uyguladıkları yaptırımlarolmasaydı Nelson Mandela bu gün Devlet Başkanı olabilir miydi' Irkçı rejimtarihin çöp sepetine gönderilebilecek miydi' Türkiye Cumhuriyetinde de benzerşekilde Ekonomik idari yaptırımlarla, silah ambargosu ve Turizm boykotu ilekıskaca alınmaması durumunda bu savaşın daha yıllarca süreceğini ve giderekOrta Doğu'da barış ve güvenliği ciddi boyutlarda tehdit edeceğini söylemekkehanet sayılmamalıdır..." denilmektedir.
Ankarail başkanı Kemal Bülbül'ün, evinde yapılan aramada elde geçirilen ve HADEPGenel Merkezi'nden aldığını ifade ettiği belgelerin içeriği ile konuşmasındakianlatımların birbirini tamamladığı, böylece PKK terör örgütüyle fikri bağlantıiçinde olduğu, fiil "PKK terör örgütüne yardım etmek" suçu olaraknitelendirilerek 7.7.1998 günlü iddianame ile açılan davada, Ankara 2 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi'nce 25.9.2002 günlü, 1998/38 Esas ve 2002/99 sayılıKararla "4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan DolayıŞartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa"gözetilerek kamu davasının kesin hükme bağlanmasını ertelendiği anlaşılmıştır.
cc-Kemal Okutan Yönünden
21.12.1997tarihine kadar HADEP Ankara İl Başkanlığı görevini yürüten Kemal Okutan, HADEPAnkara İl Kongresinde 12.5.1996 günü yaptığı konuşmasında özetle, Kürthalkının 2600 yıllık baskılara dayandığını, HADEP'in kan dökerek bugünleregeldiğini, daha önce birkaç kişi iken şimdi salonlara, alanlara sığmazolduklarını, 1991-1992 yıllarında nevruzun kutlandığını, ancak sarı, kırmızı,yeşil renklerden pek çok insanın katledildiğini, Başbakanın bu renklerinErgenekon'dan getirildiğini söylemesine rağmen bu renkleri taşıyanlara ateşedildiğini, bu düzenin yalnız Kürtleri sömürdüğünü, PKK'nın altı aydır kimseyeateş etmediğini, buna rağmen operasyonların sürdüğünü, Zilan'da, Dersimde'kigibi bitmeyeceklerini belirtmiş, 28.6.1996 günlü PKK terör örgütünün yayınorganı olan MED TV'deki canlı yayına katılarak yaptığı telefon konuşmasında da,"...Mücadelemiz belli bir düzeye gelmiştir. Bu süreçte düzenpartilerinin ve egemen güçlerin oyunları sözkonusu idi. Halkın mücadelesinigeri çevirmek için her şeyi kullandılar. Bu taktik halk tarafından bozulmuştur.Bu bozulmadan sonra arkadaşlarımız katledilmeye başlanmıştır. HEP kapatıldı DEPkuruldu. Mehmet Sincar katledildi. DEP kapatıldı. Milletvekillerimiz hapseatıldı. HADEP kuruldu. 24 Aralık seçimlerinden önce Türkiye solu iledayanışmaya geçildi. Bunu içine sindiremeyenler tekrar saldırıya geçti. Bukurultay bir barış şöleni olarak kutlanmak istendi. Ama bunu engellemek içinprovakasyon yapıldı. PKK tek taraflı ateşkes ilan etmişti. Bu gözaltılar bunacevaptır. Arkadaşlarımızdan haber alamıyoruz...DGM Savcıları, Emniyet şefleribu kadar kirli iş varken bu arkadaşlarımızı gözaltına alıyorlar. Bu bayrakyürüyüşlerini Devlet-Medya ve 12 Eylül faşistleri ortaya çıkarıyor...Bizbayrağın asılması için müdahalede bulunduk. Ama kitle psikolojisi bayrağıastıramadık..." demiştir.
Adıgeçen bu konuşmalarında, PKK terör örgütünü desteklediğini, görüşlerinibenimsediğini ve terör örgütü ile kendisinin ve mensubu olduğu Halkın DemokrasiPartisi'nin bağlantı içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Ankara1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi de 4.6.1997 günlü, E:1996/80 ve K:1997/102sayılı kararıyla fiili terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak olarakdeğerlendirip Kemal OKUTAN hakkında Türk Ceza Yasası'nın 169. ve 3713 sayılıYasa'nın 5. maddeleri uyarınca dört sene altı ay ağır hapis cezası verdiği, Yargıtay9. Ceza Dairesi'nin eksik inceleme gerekçesiyle 8.6.1998 günlü, E:1997/3736 veK:1998/1820 sayılı bozma kararı üzerine kararı veren Mahkeme "4616 sayılı23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye,Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa"yı gözeterek 4.7.2002 günlü,E:1998/104 ve K:2002/119 sayılı kararıyla kamu davasının kesin hükmebağlanmasını ertelediği anlaşılmıştır.
dd-Kudret Gözütok Yönünden
HADEPParti Meclisi üyesi olan Kudret Gözütok'un Bursa'daki ikametgahında yapılanaramada PKK terör örgütünün askeri kanadını oluşturan ERNK'ya ait rozet ve PKKterör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı direnişi ile PKK'nın bukonudaki politikalarını belirleyen ve Abdullah Öcalan tarafından yazılan"12 Eylül Faşizmi ve PKK direnişi", "Diriliş Tamamlandı SıraKurtuluşta", "PKK 5. Kongresine Sunulan Politik Rapor" isimlikitaplar bulunmuş, işyerinde yapılan aramada ise, içerisinde Yozgat CezaevindeMart 1995 tarihinde PKK örgüt mensupları tarafından gerçekleştirilen örgütselkonferanslar sonunda yapılan değerlendirmeler, tutuklu ve hükümlülerinözgeçmişleri ve Abdullah Öcalan'a övgülerin yeraldığı 141 sayfalık el yazısıörgütlsel doküman ele geçirilmiştir.
Elegeçirilen PKK'nın askeri kanadı olan ERNK amblemli rozet, kitaplar ile PKKmensupları tarafından düzenlenen örgütsel dokümanlar bu kişiyle PKK terörörgütü arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymuştur. Nitekim Ankara 1 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi de 4.6.1997 günlü, E: 1996/80, K: 1997/102 sayılıkararıyla Kudret Gözütok'un fiilini terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakolarak değerlendirilip Türk Ceza Kanunu'nun 169. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5.maddeleri uyarınca dört sene altı ay ağır hapis cezası verdiği, kararınYargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 8.6.1998 günlü, E:1997/3736 ve K:1998/1820 sayılıhükmüyle bozulduğu, Mahkeme'ce "4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadarİşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların ErtelenmesineDair Yasa" gözetilerek 4.7.2002 günlü, E:1998/104 ve K:2002/119 sayılıkararıyla Yasa'nın 1. maddesinin dördüncü bendi uyarınca kamu davasının kesinhükme bağlanmasının ertelendiği anlaşılmıştır.
ee-Eşref Odabaşı Yönünden
HADEPKırşehir İl Başkanı olan Eşref Odabaşı'nın HADEP Genel Merkezi tarafındanyayımlanan HADEP Bülteni'nin Ocak 1997 tarihli sayısında "Bir Grup DinAdamından İnsanım Diyen Herkese Açık Mektup" başlıklı parti ambleminitaşıyan yazıyı çoğaltarak Kırşehir ilçe ve köylerinde bulunan muhtar ile dinadamlarına posta ile gönderdiği anlaşılmıştır.
İçeriğinde,"Kur'an'daki kimi ayetler yorumlanırken İslam dininin ana kurallarınaaykırı olarak Kürt milletinin kendi kimliğini ana dili kültürü ile örf veadetlerine uygun yaşama istekleri nedeniyle zulme uğradıkları, köyleriboşaltılarak işkenceye maruz kaldıkları, Anayasa ve yasalarımıza göre Kürtmilletinin yok sayıldığı, ana dili olan Kürtçenin yasaklandığı...neden benmüslümanım diyen herkes bu zulme karşı çıkmıyor" biçimindekiifadelerin yer aldığı yazıyı çoğaltıp dağtması nedeniyle Ankara 2 Nolu DevletGüvenlik Mahkemesi'nce 1.12.1997 günlü, E:1997/163 ve K:1997/146 sayılı kararlaTürk Ceza Yasası'nın 312/2-3. maddeleri uyarınca "ırk ve bölge farklılığıgözeterek halkı kin ve düşmanlığa açıkca tahrik" suçundancezalandırıldığı, cezanın 647 sayılı Yasa'nın 6. maddesine göre ertelendiği,hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 23.2.1998 günlü, E:1998/1165 ve K:1998/2188sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılarak adı geçenin, halkın birbölümünü ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkca tahrikettiği sonucuna varılmıştır.
ff-Recep Doğaner Yönünden
HADEPMeclis üyesi olan Recep Doğaner'in 1996 Eylül ayında HADEP Ankara İl binasında1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle yaptığı konuşmada,"...BugünTürkiye'nin güvenlik kuşağı adı altında 70.000'i aşkın bir asker zırhlı araç vegereçleriyle Kuzey Irak sınırına yığılmış durumdalar. Bugün Güney Kürdistanageçecek bu güçlerin oradaki yerleşim birimlerini oradaki insanları yerlerindenyurtlarından edecekler sivil halka yine zulmü dayatacaklar. Bunlar eğer oradabarışı sağlayabileceklerse kendi ülkelerindeki bu savaşa ne diyecekler'Erzincan'da barışı sağlayamamış, Sivas'ta barışı görmemiş, Diyarbakır'da savaşısürdürmüş, Hakkari'de hiçbir zaman barış ortamı yaratamamış ve bu sorunu, Kürtmeselesini hiçbir zaman gündeminden düşürmemiş bu güç güneyde Kürtlerinbölgesinde ne yapacaktır' Buradaki savaşı oraya taşımış olacaktır. Ama burasıçok iyi anlaşılmalıdır ki, savaşı kazanacak haklılardır, savaşı hiçbir zamanteknoloji kazanamamıştır, güçlü olan kazanamamıştır, haklı olan kazanmıştır.Dünyada hep böyle olmuştur. Bu da şunu gösteriyor, mazlum halklarınkurtuluşları güçlü teknolojilerin üzerindeki denemeleri sonuçsuz kalmış,halklar kendi mücadelelerini başarı ile sonuçlandırmış ve kendi haklarınakavuşmuşlardır. Bugün Türkiye Cumhuriyet Devleti savaşı gündemine almış, barışisteyen insanları cezalandırıyor, barış kelimesinden dolayı insanlarıcezalandırıyor. Barış kelimesi yasak edilmiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Buülkede savaş var mıdır ki barış olsun deniliyor. Bal gibi savaş vardır.Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kanlı bir savaş bu aşamada yaşanmıyor..Busavaş yine Devlet tarafından bu coğrafyada yaşayan halklara karşıyürütülüyor..." denilmiştir.
Bukonuşma nedeniyle Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayayönelik propaganda yapmak suçundan 16.6.1998 günlü, E:1998/4 ve K:1998/66sayılı kararla 3713 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi ve Türk Ceza Yasası'nın 59.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca on ay hapis ve beşyüz milyon lira ağır paracezası ile cezalandırıldığı, hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 11.5.1999günlü, E:1999/589 ve K:1999/2204 sayılı kararla onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
Bunagöre adı geçenin Kuzey Irak'ta üstlenen ve buradan ülkemize girerek toplukatliamlar ile yakma ve yıkma eylemlerini gerçekleştiren PKK militanlarınakarşı Türk Güvenlik Güçleri'nce girişilen operasyonları kınıyıp karşı çıkarakterör örgütü lehinde propaganda yaptığı sonucuna varılmıştır.
gg-Mehmet Satan Yönünden
HADEPGenel Başkan Yardımcısı ve üyesi olan Mehmet Satan Parti Genel Merkezitarafından ocak 1997 tarihinde yayımlanan HADEP Bülteni'ndeki yazısında, "...Aynızamanda Kürt halkına katliam ve tehditle barış girişimlerine karşı da gözdağıoluyor. Katliam ve tehdit bayrak provakasyonu ile daha dünuygulandı...Onbinlerce Mehmetçik ve PKK savaşçısının toprağa düşmesi binlerceanaya bacıya kardeşe hayatın zehir edilmesi bu askeri çözüm politikalarınınTürkiye insanına hediyesi oldu...Sözde Mehmetçiğe sahip çıkan şehit aileleriyledayanışma içerisinde olduğunu söyleyen bu kan emicilere sormak gerekir. Seninoğlun nerede askerlik yaptı, yapıyor' Barış bunların korkulu rüyasıdır...Gelinbu meseleyi Türkiye'de bizler tartışalım. Dışarıda çözüm aramayalım. SadeceKürtler değil Türk halkına da danışalım halk karar versin...Kamuoyunda işindoğası gereği arabulucu olacak, bu konuda tarafsızlığını isbatlamış Mazlum-Derve İHD gibi kuruluşların tüm tarafları çağırıp toplumun tüm kesimlerininözgürce düşüncelerini ifade ettiği bir çalışmaya sıcak bakacağımızı söylüyoruz.Bu tartışmadan çıkan sonuçları kamuoyu ve hükümete iletmesini tıpkı yasakların kaldırılmasındaolduğu gibi bu konuda da halka danışılmasını istiyoruz..." demiştir.
MehmetSatan'ın bu yazısında, HADEP 2. Olağan Kongresindeki bayrak indirme olayınıprovakasyon olarak nitelendirdiği, operasyonlar sırasında hayatını kaybedenTürk askeri ile öldürülen PKK teröristlerini eşdeğerde görerek, PKKteröristlerinden "PKK savaşcısı" olarak bahsettiği, şehit ailelerinedestek verenleri "kan emiciler" olarak belirttiği, böylece amacıTürkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmakolan PKK terör örgütüne destek verdiği anlaşılmaktadır. Bu beyanların davalıParti'nin Genel Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan bir kimseye ait olması vedavalı Parti'nin yayın organı olan HADEP Bülteninde yayımlanması davalıParti'nin PKK terör örgütüne destek verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Adıgeçenin bu eylemi Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce, "TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedefalan propaganda yapmak" suçu niteliğinde kabul edilerek 17.9.1998 günlü,E:1997/59 ve K:1998/117 sayılı kararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 8/1-son maddeleriuyarınca bir yıl dört ay hapis ve 3.733.333.333 lira ağır para cezası ilecezalandırıldığı, hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 8.2.1999 günlü, K:1998/17995ve K:1999/1086 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
hh-Hamit Geylani ve Veysel Turhan Yönlerinden
HADEPGenel Sekreteri ve Parti Meclisi üyesi olan Hamit Geylani ile Hadep Siirt İlBaşkanı Veysel Turhal'ın Parti Genel Merkezi tarafından Ocak 1997 tarihindeyayımlanan Bültendeki yazılarında, "...Dünyanın hiçbir yerindegörülmeyen %10'luk barajda antidemokratik seçim sistemi ile kürt halkının özgüriradesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıtılması engellendi...Savaşalanında aldığı bazı illerde %55'lere varan oy oranı ile düzen partileriningerçek yüzünü açığa çıkarmış ve 22 halk meşru temsilcilerini seçmiştir...Kürthalkının kendisini özgürce ve kimliği ile her alanda ifade etmesini engelleyenve diğer antidemokratik yasa ve uygulamaların kaldırılmasını öngörmekte vebunun mücadelesini verecektir. Cezaevindeki siyasi tutsaklar üzerinde insanlıkve hukuk dışı uygulamalar devam etmektedir...HADEP barış demokrasi ve özgürlükmücadelesini daha yükselterek kürt halkının ulusal ve demokratiksavaşımını...savunmada kesin ve kararlı olduğunu kamuoyuna duyuruyor..." demişlerdir.
Adıgeçenlerin bu yazılarında Türk Devleti içinde tek bir millet olan Türk ulusunuhalklar diye bölerek Türk ve Kürt halklarını iki ayrı topluluk olarak vurguladığı,ülkenin bir kısmını "savaş alanındaki iller" olarak ve terör örgütümilitanlarını cezaevindeki siyasi tutsaklar şeklinde nitelendirdiği, Devletinterör örgütüne karşı yürüttüğü mücadeleyi savaş olarak değerlendirdiği, bubölgede halkın 22 meşru temsilcisini seçtiğini ve Kürt halkının kendisiniözgürce ve kimliği ile ifade etmesinin engellendiğini, bunun mücadelesinin Kürthalkının ulusal ve demokratik savaşım olduğunu belirttiği, böylece TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedefalan propaganda yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu beyanların davalı Parti'ninGenel Sekreteri ile il başkanı sıfatını taşıyan kimselere ait olması ve yayınorganı olan HADEP Bülteninde yayımlanması davalı Parti'nin de aynı amacı taşıdığınıaçıkça ortaya koymaktadır.
Kaldıki, adı geçenlerin bu sözleri Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce"Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı hedef alan propaganda" suçunu oluşturduğu kabul edilerek, 17.9.1998günlü, E:1997/59 ve K:1998/117 sayılı kararla, 3713 sayılı Yasa'nın 8.maddesinin birinci fıkrası ile son fıkrası uyarınca bir yıl dört ay hapis ve3.733.333.333 lira ağır para cezası verildiği, hükmün Yargıtay 8. CezaDairesi'nin 8.2.1999 günlü, E:1998/17995 ve K:1999/1086 sayılı kararıylaonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
ıı-Mehmet Selim Okçuoğlu Yönünden
HADEPParti Meclisi üyesi ve hukuk komisyonu sözcüsü olan Mehmet Selim Okçuoğlu'nunParti Genel Merkezi tarafından yayımlanan Bültenin Ocak 1997 tarihlisayısındaki "Yöneticilerimiz hakkında yürütülen dava üzerine"başlıklı yazısında, "...Gözaltına alınmalarının nedeni Parti Kurultayısırasında kurultayın yapıldığı salonun salonun tavanına Parti yönetimitarafından asılmış bulunan Türk bayrağının toplantıya katılan izleyicilerdenküçük bir grup tarafından indirilmiş olmasıydı.
Türkyasalarına göre siyasi partilerin kurultay yaptıkları yerlere Türk bayrağı asmazorunluluğu olmamasına karşın HADEP kamuoyunda bilinçli olarak yaratılmayaçalışılan şovenist propagandaya karşı iç barışı ve kardeşliği savunduğunugöstermek için Türk bayrağını asmakta bir sakınca görmedi. Salondaki bayrakHADEP tarafından satın alınmış ve kurultay salonuna asılmıştı.
...Ülkenindoğu ve güneydoğusunda bulunan kürt illerinde büyük bir oranla birinci partiolmuştu" denilerek davalı HADEP'in2. Olağan Kongresinde meydana gelen bayrak indirme eylemini önemsemeyerekdesteklenmesi ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki illerin kimilerini Kürtilleri olarak nitelendirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi aleyhine propaganda yaptığını açıkçaortaya koymaktadır.
Adıgeçenin bu sözleri Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce, "TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedefalan propaganda yapmak" suçunu oluşturduğu kabul edilerek 17.9.1998 günlü,E:1997/59, K:1998/117 sayılı kararla, 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesininbirinci fıkrası uyarınca bir yıl hapis ve 2.800.000.000 lira ağır para cezasıverildiği, hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 8.2.1999 günlü, E:1998/17995 veK:1999/1086 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
jj-Hayri Ateş Yönünden
HADEPDenizli İl Teşkilatı Gençlik Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Hayri Ateş'in24.10.1998 günü Antalya ilinde düzenlenen "Örgütlü Gençlik, ÖzgürleşenGençlik" isimli toplantı ile 25.10.1998 günü HADEP Denizli İl Teşkilatıtarafından düzenlenen "Gençlik Şöleni"nde yaptığı konuşmasında,Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve Türkiye Cumhuriyetinevatandaşlık bağı ile bağlı olan Kürt kökenli bir kısım vatandaşlarınkendilerine Kürt kimliğinin tanınması ve bunun için örgütlenmeleri gerektiğini,bu yönde savaşım yapılmasını, kürt vatandaşlara ülkeyi yönetenlerce baskılar yapıldığını,PKK genel başkanı Abdullah Öcalan tarafından ilan edilen ateşkesin halklarınabüyük bir umut verdiğini, Kürtlerin kimlik istemelerine ve özgürce yaşamataleplerine kulak verilmesini ve bu halkın susmayacağını ifade etmesi nedeniyleİzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, 24.12.1998 günlü, E:1998/262 ve K:1998/296sayılı kararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin birinci fıkrası ve TürkCeza Yasası'nın 59. maddeleri uyarınca 20 ay hapis ve 10.166.666.666 lira ağırpara cezası ile cezalandırıldığı, kararın Yargıtay 9.Ceza Dairesi'nin 5.3.1999günlü, E:1999/192 ve K:1999/1244 sayılı hükmü ile onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
Bunagöre, adı geçenin PKK terör örgütünü desteklediği, görüşlerini benimsediği vebu örgütle mensubu olduğu Halkın Demokrasi Partisi'nin bağlantı içinde olduğusonucuna varılmıştır.
kk-Hasan Doğan Yönünden
HADEPMalatya İl Başkanı olan Hasan Doğan'ın, Türkiye'ye getirilen Abdullah Öcalan'ave PKK terör örgütü mensuplarına destek ve kamuoyu oluşturmak için, HADEPMalatya İl Teşkilat binasında bir kısım tutuklu ve hükümlü yakınlarını açlıkgrevine başlatması, parti binasının muhtelif yerlerine "KalbimizRoma'da...Özgürlük Güneşimizi Karartamazsınız...Berxwedan Jiyane...AteşGüllerini Selamlıyoruz...Zindanlar Boşalsın...Tutsaklara Özgürlük..." gibiPKK terör örgütü ve Abdullah Öcalan'ı destekleyici pankartlar astırması, partibinası salonunda uydu anteni kullanarak MED TV isimli televizyondan PKK terörörgütünün propagandasına yönelik olarak örgüt elemanlarının dağ ve kamp yaşantılarını,Abdullah Öcalan'ın konuşmalarını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve güvenlikgüçlerini aşağılayıcı yayınları parti binasına gelenlere izlettirmesi, ayrıcaparti binasında yapılan aramada terör örgütünün yayınlarından olan çok sayıdagazete ve derginin ele geçirilmesi nedeniyle "PKK isimli örgüte yardım veyataklık yapmak suçu"ndan Malatya 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce16.12.1999 günlü, E:1998/138 ve K:1999/177 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın169., 3713 sayılı Yasa'nın 5. ve Türk Ceza Yasası'nın 59. maddesi uyarınca üçyıl dokuz ay ağır hapis cezası verilmiş, bu kararın Yargıtay 9. CezaDairesi'nin 4.12.2000 günlü, E:2000/1685 ve K:2000/3069 sayılı ilamı ileonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bunagöre Hasan Doğan'ın bu eylem ve davranışlarını kendisi ve mensubu bulunduğuHalkın Demokrasi Partisi'yle PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyı açıkcaortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
ll-Mehmet Yücedağ Yönünden
HADEPMalatya İl Gençlik Komisyonu üyesi olan Mehmet Yücedağ parti il binasında haftasonuüniversitede okuyan öğrencilere, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde ayrıbir Kürt halkının olduğunu ve bu halkın sorunlarının bulunduğunu belirtirseminerler düzenlenmesi, örgütsel içerikli tiyatro, folklor, şiir çalışmalarıyaptırması nedeniyle "PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak"suçundan Malatya 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 16.12.1999 günlü,E:1998/138 ve K:1999/177 sayılı kararıyla Türk Ceza Yasası'nın 169., 3713sayılı Yasa'nın 5. ve Türk Ceza Yasası'nın 59. maddesi uyarınca üç yıl dokuz ayağır hapis cezası verilmiş, bu kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 4.12.2000günlü, E:2000/1685 ve K:2000/3069 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
Böyleceadı geçenin ve mensubu olduğu Parti'nin terör örgütü ile bağlantısı olduğusonucuna varılmıştır.
mm-Arif Atalay Yönünden
HADEPAdana İl sekreteri olan Arif Atalay Adana İl Teşkilatının düzenlediği 29.5.1998günlü toplantıda yaptığı konuşmasında, "...eğer bu topraklar üzerindeyaşayan her halk kendi özgür kimliğine sahip değilse bu ülkeye demokrasigelmez. Daha önce partisi kapatılan bu halk dimdik ayakta kaldı. Halkındemokrasi partisinde mücadelesine devam etti...meclisten apar topar sürüklenerekgötürüldüler ama başaramadılar, çünkü demokrasi Türkiye'de kendilerinin sonuolacak. 11 Şubat 1998 günü parti genel merkezi basılarak genel başkanımız sayınMurat Bozlak ve merkez yöneticilerimiz tutuklandı. Daha önce partimizikapattılar, fakat mücadelemiz devam etti. Bundan ders alamayanlar şunubilmelidirler ki bu halk ayakta kalmaya devam ettiği müddetçe, bu halkpartisine sahip çıktığı müddetçe hiçbirşey kazanamayacaklardır. Bu bakımdan bizdiyoruz ki bu savaş sona ersin, bu ülkeye barış gelsin, bu ülkede kandökülmesin. Biz bu halkın diğer halklardan ayrılması veya bir halkın bir halkaüstün olmasını istemiyoruz. Biz dedik ki tüm halklar kardeştir. Ancaksaldırılara devam ediyorlar. Tüm bu saldırılara rağmen biz Halkın DemokrasiPartisi olarak mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bizi tükenmeyecek gibigörüyorlar...Siz insanları zindanlara tıktığınızda, milyonlarca insanı inkarettiğinizde, yerinden yurdundan ettiğinizde sesimiz çıkmayacak mı, bizim partiprensiplerimiz mazlum halkın sesini dile getirmektir. Soyguna, talana, zulme vebaskıya karşı olmaktır. Bizim politikamız barışı dile getirmektir, halklarınkendi kendilerini soylu ve eşit bir şekilde ifade etmelerini sağlamaktır. Eğerbiz bunlardan vazgeçersek her şeyimiz gider. Bu uğurda yüzlerce şehit verdik,binlerce şehit daha vereceğiz. Halkın Demokrasi Partisinin faaliyetleriniengellemek için aşama aşama yürürlüğe konan engellemeler devam etse bilebaşarıya ulaşamazsınız. Siz ki Vedat Aydın'ı, Musa Anter'i, Mehmet Sincar'ı,Savaş Buldan'ı ve Halkın Demokrasi partili 268 kişiyi katlederek elegeçirilecek bir kale olarak mı görüyorsunuz. Bu politikalarla nereyevaracaksınız. Biz Anadolu'yu halklarla bezeyen ortamı özgürleştireceğiz,büyüteceğiz, yürüteceğiz..." demiştir.
Adıgeçenin bu konuşmasında, etnik köken ayrılığını belirtmesi, Türkiye CumhuriyetiDevletini kürt kökenli vatandaşlara karşı bir mücadele ve savaş içerisindebulunduğunu ileri sürmesi, Devletin terörle mücadelesi sırasında öldürülenörgüt mensuplarını Kürdistan şehitleri olarak adlandırması, ırk ve bölgefarklılığı gözetmek suretiyle halkın bir kesimini diğer kesim aleyhine kin vedüşmanlığa tahrik ettiğinin kanıtıdır.
Kaldıki, Adana 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 16.12.1998 günlü, E:1998/234 veK:1998/432 sayılı kararıyla adı geçenin, "halkın bir kesimini diğer kesimialeyhine ırk ve bölge farklılığı gözetmek suretiyle kin ve düşmanlığa açıkçatahrik" suçundan Türk Ceza Kanunu'nun.312. maddesinin ikinci fıkrası ve59. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 10 ay hapis ve 1.266.666 lira ağır paracezası ile cezalandırıldığı, kararın 17.6.1999 tarihinde kesinleştiğianlaşılmıştır.
nn-Hamza Abay Yönünden
-13.5.1998 Günlü Basın Açıklaması
HADEPEskişehir İl Başkanı olan Hamza Abay Sakarya caddesi Bayat Pazarında 40-50kişilik bir gruba okuduğu "Basına ve Kamuoyuna" başlıklı 13.5.1998günlü basın açıklamasında, "...Özgürlüğün düşmanları, kirli savaşıntacirleri, kuduz köpeğin sudan korktuğu gibi yurtseverlerden, devrimcilerden veörgütlü emekçiden korkan faşizm örgütlendirilmiş ve silahlandırılmış bir tarzdakan döküyor.
ŞemdinSakık'ın olduğu iddia edilen ifadeler aslında aylar öncesinde daktiloya alınanbelirli devrimci ve yurtsever merkezleri hedefleyen kirli savaşı metropolleretaşıyan faşist savaş planıydı.
Malatya'daCihan Tahon'un faşizm tarafından akıtılan kanı kurumadan İzmir'de intiharettiği iddia edilen Ali Serkan Eroğlu'nun zehirlenerek öldüğü kesinlik kazandı.Son dönemde yoğunlaştırılan ırkçı, faşist propagandanın devamı olarak faşistşiddetlendirilerek yoğunlaştırıldı. Antalya'da gerilla cesetlerini parçalayansaldırganlık 1 Mayısın hemen ertesinde Bolu'da Kenan Mak isimli öğrenciyibıçaklayarak öldürdü. İstanbul'da HADEP üyesi Bilal Vural adlı devrimci pompalıtüfekle katledildi...Susmak onaylamaktır. Zaman birlik zamanıdır, zaman hesapsorma zamanıdır..." denilmiştir.
Bubasın açıklaması ile, PKK terör örgütü militanlarından gerilla olaraksözedilmesi, terörün önlenmesine yönelik operasyonların kan dökme ve kirlisavaş olarak nitelendirilmesi, ülkeyi bölmeye yönelik faaliyetlere katılanlarile destekleyenlerin yurtsever olarak adlandırılması, halkın bir bölümününoperasyonları yürütmekte olan güvenlik güçlerine karşı koymaya teşvik edilmesive bölücü örgütün yasadışı eylem ve faaliyetlerinin haklı ve meşru olduğunun savunulmasısuretiyle Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelikpropaganda yaparak terör örgütüne yardım ve destek sağlandığı anlaşılmıştır.
Kaldıki adı geçenin bu eylemi ile ilgili Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin14.1.1999 günlü, E:1998/106 ve K:1999/4 sayılı kararıyla, "devletin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yapmak" suçundan3713 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasına göre bir yıl dört ay hapisve 4.400.000 lira ağır para cezası ile cezalandırıldığı, hükmün Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 11.5.1999 günlü, E:1999/554 ve K:1999/2203 sayılı ilamı ileonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
-6.5.1998 Günü Eskişehir HADEP İl Binasında Yapılan Basın Açıklaması
HADEPEskişehir İl Başkanı olan Hamza Abay 7.5.1998 günü İstikbal Gazetesinde deyayımlanan 6.5.1998 günlü Eskişehir HADEP İl Binasında yaptığı basınaçıklamasında, "1998 yılının barış ve özgürlük getirmesini istemiştik.Maalesef bu yılın da diğer yıllardan farklı olmadığını görüyoruz. 15 yıldanberi sürdürülen kirli savaş en acımasızca sürdürülmektedir. Dünyada barışsüreçleri yaşanırken ülkemizde hala savaşta ısrar edilmektedir. Topyekün savaşbütün aygıtlarıyla sürdürülüyor. Bugünlerde psikolojik imha savaşı halkımızüzerinde derinleştirilmiştir. Antalya'nın Serik ilçesinde gerilla cesetlerininçıkarılması ve parçalanması tek kelime ile insanlık ayıbı ve vahşetidir. Buvahşet yaşanırken halk buna tepki göstermiyor, şoven kışkırtmalar sonucukendisi de bu suça iştirak ediyor. Halkın Demokrasi Partisi faşist saldırılarıkınıyor ve kirli savaşa karşı barışı ve kardeşliği ısrarla savunuyoruz" denilmesinedeniyle, Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 1.7.1998 günlü,E:1998/74 ve K:1998/84 sayılı kararla "halkın bir kesimini diğer kesimialeyhine ırk ve bölge farklılığı gözetmek suretiyle kin ve düşmanlığa açıkçatahrik" suçunu oluşturduğu kabul edilerek, Türk Ceza Yasası'nın 312.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iki yıl hapis ve 3.040.000 lira ağır paracezası verildiği, hükmün Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 8.10.1998 günlü,E:1998/2824 ve K:1998/2484 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
Adıgeçenin halkın bir bölümünü ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığaaçıkca tahrik ettiği sonucuna varılmıştır.
oo-Yılmaz Açıkyüz Yönünden
HADEPEskişehir İl sekreteri olan Yılmaz Açıkyüz yerel İstikbal Gazetesinde 16.5.1998tarihinde yayımlanan açıklamasında, "...Önceki gün akşam saatlerinde ilbaşkanımızın evi, işyeri ve arabasında arama yapılıp parti arşivimize el kondu.Türkiye çok irrasyonel bir süreci yaşıyor. Kürt illerinde onbeş senedir adıkonmamış bir savaş yaşıyor. Ellibinlerle yüzbinlerle operasyonlar yapılıyor.Adı savaş olmuyor. Kürt illerinde yükseltilen kirli savaş sivil faşistlervasıtasıyla metropollere taşınmak istenmektedir..." demiştir.
YılmazAçıkyüz'ün açıklamasında, ülkenin bir kısım illerini Kürt illeri olaraknitelendirdiği, bölgede adı konmamış kirli bir savaşın yaşanmakta olduğunu, busavaşın sivil faşistler vasıtasıyla metropollere taşınmak istendiğinibelirterek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini savaşan taraf olarak gösterdiği,böylece Parti il sekreteri olan adı geçenin Devletin güvenlik güçlerininterörizme karşı yaptığı mücadeleyi kirli savaş olarak nitelendirerek PKK terörörgütüne destek verdiği anlaşılmıştır.
Kaldıki, adı geçenin bu eylemi Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi,"devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhinde propagandayapmak" suçu olarak nitelendirip 14.1.1999 günlü, E:1998/106 ve K:1999/4sayılı kararla 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin birinci fıkrası uyarınca biryıl dört ay hapis ve 4.400.000 lira ağır para cezası verdiği, hükmün Yargıtay9.Ceza Dairesinin 11.5.1999 günlü, E:1999/554 ve K:1999/2203 sayılı ilamı ileonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
öö-Güven Özata Yönünden
HalkınDemokrasi Partisi Genel Başkan vekili olan Güven Özata 1997 yılı Ocak ayındaçıkan HADEP Bülteni'nin 2. sayfasındaki yazısında, "... Kurulu olan budüzenden Türkiye halkı yoksul insanları zarar görürken en çok zarar gören iseyoksul Kürt halkı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde kanı ve canıbulunan Kürt insanı siyasi alanda kendi kimliği ile söz hakkına da sahip olmahakkından mahrum bırakılmıştır. Kimliksizlik ve kişiliksiz kılınma temelpolitika haline getirilirken bu durum ister istemez bir sağlıksızlığa ve büyükdengesizliğe yol açmış baskı ve şiddetinde başlıca nedenlerini oluşturmuştur.doğaldır ki bu durum sadece Kürtlerin değil tüm Türkiye halkının da çıkarlarınaters düşmekte sorunların giderek artmasına ve büyümesine yolaçmaktadır...";
AynıBültenin 6., 7. ve 8. sayfalarında "HADEP'in yürüyüşü engellenemez"başlıklı il başkanları toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin yazıda, "...Tüm emekten yana olan güçlere ve mazlum Kürt halkına uygulanan baskılar bugünpartimiz şahsında doruğa çıkarılmıştır... Kurtulduğu günden bu yana emeği ilegeçinenlerin çıkarlarını ve Kürt halkının haklı demokratik meşru taleplerinisavunmayı varlık nedeni sayan politikalarını... HADEP Kürt ve Türk halklarınınbarış taleplerini şölene dönüştürmüştür... Kürt sorununun siyasal yollaçözülmesi ve akan kanın durması için ısrarlı bir çaba sarfeden HADEP savaşantaraflardan birinin tek taraflı ateşkes ilan etmesi ile çabalarını daha dayoğunlaştırmış barışa giden yolu açık tutmayı ilke olarak ele almıştır... ancak12 yıldır sürdürülen kirli savaş yüz milyar dolarlık bir ekonomik kaybaonbinlerce Türk ve Kürt gençlerinin hayatlarına mal olmasına milyonlarca kürtünsürülmesine rağmen bir çözüm olmadığı... Türkiye yi çökertmeye taşıyan kirlisavaş odaklarının gelinen noktada terör ve provakasyonların dışındaiktidarlarını sürdürmeleri imkansız hale gelmiştir... arkalarında halk desteğikalmayan kirli savaş odakları suçluluklarını ve cinayetlerini kapatmak telaşıiçinde hareket etmekte, barış kardeşlik ve özgürlükten insan haklarındankorktukları kadar hiçbir şeyden korkmamaktadırlar... ve de kirli savaşaçeteleri gündemi değiştirerek günü kurtarmalıydılar" demiştir.
GüvenÖzata, söz konusu yazılarda tek bir ulus olan Türk halkını Kürt ve Türk halklarıolarak ikiye ayırdığı, silahlı kuvvetlerin terör örgütüne karşı yapmış olduğumücadeleyi halk desteği kalmayan kirli savaş ve cinayet olarak nitelendirmesinedeniyle Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 17.9.1998 günlü,E:1997/59 ve K:1998/117 sayılı kararla Türk Ceza Kanunu'nun 79. ve 312.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "halkı ırk esasına dayalı bir şekildeaçıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçundan cezalandırıldığı, hükmünYargıtay 8. Ceza Dairesinin 8.2.1999 günlü, E:1998/17995 ve K:1999/1086 sayılıilamıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.
pp-Mehmet Mansur Reşitoğlu Yönünden
HADEPDiyarbakır Merkez İlçe Başkanı olan Mehmet Mansur Reşitoğlu HADEP Parti ilçebinasında 16.3.1998 günü davetliler ve basın mensuplarına okuduğu "HADEPDiyarbakır İl Başkanlığı" antetli kağıda yazılı "Basına veKamuoyuna" başlıklı bildiride, "Kürtler tarih boyunca egemenlikleraltında bulundukları rejimler tarafından katliamlara maruz bırakılıp uzayantırnak misali kesilip atılmışlardır...Kürtlerin tarihi katliamlarla doludur.Halepçe ilk olmadığı gibi son da olmamıştır. Halepçe'den önce Dersim, AğrıZilan katliamları yaşandığı gibi, Halepçe'den sonra da görülmüştür ki, Kürtleraynı uygulamalarla Lice'de, Şırnak'ta, Kulp'ta, Nusaybin'de, Cizre'de ve sonolarak Ninova'da maruz kalmışlardır" demiştir.
MehmetMansur Reşitoğlu bu beyanında, 1988 yılında Irak yönetimi tarafından KuzeyIrak'ta kimyasal silah kullanılarak gerçekleştirilen katliam ile TürkiyeCumhuriyeti Devleti güvenlik güçlerinin terörü önlemek amacıyla yaptığıoperasyonları aynı düzeyde nitelendirdiği, güvenlik güçlerinin teröre karşıyürüttüğü mücadeleyi kürtlerin katledilmesi olarak kabul ettiği, böylece halkınbir bölümünü ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrikettiği sonucuna varılmıştır.
Nitekim,adı geçenin bu sözleri Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce"halkı ırk esasına dayalı bir şekilde açıkça kin ve düşmanlığa tahriketmek" suçu olarak nitelendirildiği 9.3.1999 günlü, E:1998/269 veK:1999/70 sayılı kararla Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca on ay hapis ve ağır para cezası verildiği ve cezanın 647 sayılıYasa'nın 4. maddesi uyarınca para cezasına dönüştürüldüğü hükmün 7.10.1999tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
rr-Hediyetullah Ülgen Yönünden
HADEPGüngören İlçe Başkanı Hediyetullah Ülgen 16.11.1998 günü HADEP Güngören İlçeteşkilat binasına gelen şahıslara terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın Roma'dayakalanışını protesto amacıyla yürüyüş yapmak üzere Belediye binası önündetoplanmalarını söylemesi üzerine çok sayıda kişinin Belediye binası önündetoplanması ve "Biji PKK, Biji Apo, Apo'ya uzanan eller kırılsın"şeklinde sloganlar atması, pankart taşınması nedeniyle "Yasadışı örgüteyardım ve yataklık etmesi suçundan İstanbul 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi6.12.1999 günlü, E:1998/488 ve K:1999/620 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın169 ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca üç sene dokuz ay ağır hapiscezası verildiği, hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 26.6.2000 günlü, E:2000/1761ve K:2000/1891 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Böylece,Hadep Güngören İlçe Başkanı olan adı geçenin, Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerde bulunan PKK terör örgütüneaçıkça yardım ve destek sağladığı sonucuna varılmıştır.
ss-Mehmet Emin Bayar Yönünden
-1995 Yılında İzmir'de Beş Kişinin Ölümü İle Sonuçlanan Bombalama Olayı
Olaytarihinde HADEP Buca İlçe Başkanı olan Mehmet Emin Bayar'ın parti ilçe binasınagelen PKK terör örgütü mensupları ile görüşerek ilişki kurması, cezaevindekiörgüt mensuplarına bölgeden ve halktan toplanan paraları göndermesi, kırsalalanda yapılan operasyonlar sırasında yaralanan yasadışı örgüt militanlarınıntedavilerini yaptırması ve lojistik destek sağlaması, 1995 yılı içerisindeİzmir ilinde meydana gelen ve beş kişinin ölümü ile sonuçlanan bombalama veadam öldürme olaylarını kolaylaştırması, operasyon sırasında ölü olarak elegeçirilen Baver kod adlı Mahmut Balcı'nın üzerinde bulunan nottan, PKK terörörgütü elemanları ile irtibat sağlayarak onlara yardımcı olduğunun anlaşılması,PKK örgüt üyesi olmaktan mahkum olan Şahin kod adlı Hasan Aşkın'la örgütselçalışma yapması, İzmir ilinde gerçekleştirdikleri bombalama ve terör eylemindekullanılan 21 DS 328 plakalı aracı temin etmesi nedeniyle, "örgütmensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek"suçundan, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 21.5.1998 günlü, E:1998/11 veK:1998/85 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 169. maddesi uyarınca üç yıldokuz ay süreyle ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay 9. CezaDairesinin 16.11.1998 günlü, E:1998/2728 ve K:1998/3118 sayılı kararıylaonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
-17.11.1998 Tarihinde HADEP Konak İlçe Binasında Yapılan Açlık Grevi
Olaytarihinde HADEP Konak İlçe Başkanı olan Mehmet Emin Bayar'ın PKK terör örgütübaşı Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye iadesinin önlenmesi amacıyla il teşkilatınınoluru alınarak parti merkezinde 17.11.1998 tarihinde açlık grevini başlatmasınedeniyle, " örgüt mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım veyataklık etmek" suçundan, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 17.8.1999günlü, E:1998/300 ve K:1999/164 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 169., 59.maddenin ikinci fıkrası ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca üç yıldokuz ay süreyle ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay 9. CezaDairesinin 27.3.2000 günlü, E:1999/1671 ve K:2000/768 sayılı kararıyla onanarakkesinleştiği anlaşılmıştır.
BöyleceHadep Buca ve Konak İlçe Başkanlıklarını yapan Mehmet Emin Bayar'ın PKK terörörgütüne yardım ve destek sağladığı sonucuna varılmıştır.
şş-Süzan (Suzan) Erdoğan Yönünden
HADEPÇiğli Yönetim Kurulu üyesi ve Kadın Komisyonu sorumlusu Süzan (Suzan)Erdoğan'ın, bölücü örgüt PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın Roma'da yakalanışınıprotesto amacıyla HADEP İzmir İl Teşkilatı tarafından alınan karar üzerine18.11.1998 günü Küçükçiğli'de kahveler durağındaki gösteriye parti adınakatılması, gösteride katılanlarla birlikte "dişe diş kana kan seninleyizÖcalan, Apo Roma'da T.C. komada, Biji Apo Biji PKK" şeklinde sloganlaratması nedeniyle yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek" suçundan, İzmirDevlet Güvenlik Mahkemesi 11.5.1999 günlü, E:1998/308 ve K:1999/74 sayılıkararla adı geçenin Türk Ceza Kanunu'nun 169, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleriuyarınca üç yıl dokuz ay ağır hapis cezası verdiği, hükmün Yargıtay 9. CezaDairesinin 25.1.2000 günlü, E:1999/1439 ve K:2000/20 sayılı kararıyla onanarakkesinleştiği anlaşılmıştır.
BöyleceHadep Çiğli Yönetim Kurulu üyesi ve kadın komisyonu sorumlusu Suzan Erdoğan'ınDevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerindebulunan PKK terör örgütüne açıkça yardım ve deste sağladığı sonucunavarılmıştır.
tt-Halime Köklütaş Yönünden
HADEPÇiğli Kadın Komisyonu Başkanı Halime Köklütaş'ın, bölücü örgüt PKK'nın başıAbdullah Öcalan'ın Roma'da yakalanmasını protesto amacıyla HADEP İzmir İlTeşkilatı tarafından alınan karar üzerine 18.11.1998 günü Küçükçiğli'dekahveler durağındaki gösteriye parti adına katılması, gösteride katılanlarlabirlikte "dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan, Apo Roma'da T.C. komada,Biji Apo Biji PKK" şeklinde sloganlar atması nedeniyle "Yasadışıörgüte yardım ve yataklık etmek" İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 11.5.1999günlü, E:1998/308 ve K:1999/74 sayılı kararla adı geçenin Türk Ceza Kanunu'nun169, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca üç yıl dokuz ay ağır hapiscezası verdiği hükmün kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25.1.2000 günlü,E:1999/1439 ve K:2000/20 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
uu-Mehmet Yardımcıel Yönünden
HADEPKars İl Başkanı olan Mehmet Yardımcıel, 21.3.1997 günü Kars HADEP İlBaşkanlığının Kars Düğün Salonunda düzenlediği nevruz kutlamaları sırasında"...Biz Kürt halkı olarak tüm devrimci, emekçi, yurtsever halk olarak birolalım. Kendimize ait olan örf, adet ve geleneklerimiz zalimlere karşıbaşkaldırımızı onların bayramı olarak kutlamayacağız. Kutlamaya hakları yoktur.Arkadaşlar, Kürt halkının kırmızıyı sevdiğini söylüyorlar. Doğrudur kürt halkıyıllardır özgürlükleri için dökmüş oldukları kanın rengi olduğu için kırmızıyıseviyoruz. Kürt halkı yeşili seviyor yeşil kurtuluşun hazırlığının rengi olduğuiçin yeşili seviyor. Kürt halkı sarıyı seviyor çünkü sarı her şeyin hazırlığınıgösterdiği için sarıyı seviyor..." biçimindeki konuşma nedeniyleTürkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı hedef alan propaganda yapmak suçundan Erzurum Devlet GüvenlikMahkemesi'nin 4.6.1999 günlü, E:1997/389 ve K:1999/141 sayılı kararıyla 3713sayılı Yasa'nın 8. maddesinin birinci fıkrası ve Türk Ceza Yasası'nın 59.maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 2.250.000.000 lira ağır para cezası verildiği,hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 7.10.1999 günlü, E:1999/13801 veK:1999/13403 sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
BöyleceMehmet Yardımcıel'in bu sözleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan davranış içinde olduğunuaçıkça göstermektedir.
üü-Şemistan Ağbaba Yönünden
16.11.1998günü HADEP Kars İl binasında yapılan aramada, amacı Türkiye CumhuriyetiDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak olanbölücü terör örgütü PKK'nın bayrağı ve çok sayıda yasadışı kitaplar veyayınların elde edilmesi, parti ilan panosunda güvenlik kuvvetleriylegirdikleri çatışmalarda ve cezaevlerinde açlık grevlerinde ölen terör örgütümensuplarının resimlerinin bulunması PKK terör örgütünün yayın organı olan MEDTV yayınlarının partiye gelen kişilere izlettirilmesi nedeniyle partiyönetiminden sorumlu Hadep Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba'ya "Terörörgütüne yardım ve yataklık yapmak" suçundan Erzurum Devlet GüvenlikMahkemesi'nce 24.12.1999 günlü, E:1998/360 ve K:1999/385 sayılı kararla"terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak" Türk Ceza Yasası'nın 169ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca üç yıl dokuz ay ağır hapis cezasıverilmiş, hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31.10.2000 günlü, E:2000/1681 veK:2000/2673 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Budurum davalı Parti ve parti binasının yönetiminden sorumlu olan il başkanıŞemistan Ağbaba'nın PKK isimli terör örgütüne destek ve yardım sağladığınıaçıkça göstermektedir.
vv-Zeki Kılıçgedik, Hıdır Berktaş, Yaşar Uçar, Sakine Berktaş, Muharrem Bilbil(Bülbül), Hasan Yıldırım, Beser Kaplan, Serhat İnan (İman), Sabri Sel, FerhatAvcı, Ali Gelgeç ve Abuzer Yavaş Yönlerinden
HADEPMalatya Merkez İlçe Başkanı Zeki Kılıçgedik'in, merkez ilçe üyesi HıdırBerktaş'ın, Battalgazi İlçe Başkanı Ali Gelgeç'in, Battalgazi Yönetim Kuruluüyesi Yaşar Uçar'ın, HADEP İl Yönetim Kurulu üyesi ve parti üyeleri SakineBerktaş, Muharrem Bilbil (Bülbül), Hasan Yıldırım, Beser Kaplan, Serhat İnan(İman), Sabri Sel, Ferhat Avcı ve Abuzer Yavaş'ın terör örgütü başı AbdullahÖcalan'ın Roma'da yakalanışını protesto amacıyla cezaevlerindeki hükümlü vetutukluların başlattıkları eylemleri desteklemek için parti binalarında açlıkgrevi başlatmaları, parti binalarının muhtelif yerlerine pankartlar"Kalbimiz Roma'da...Özgürlük Güneşimizi Karartamazsınız...BerxwedanJiyane...Ateş Güllerini Selamlıyoruz...Zindanlar Boşalsın...TutsaklaraÖzgürlük..." gibi PKK terör örgütü ve Abdullah Öcalan'ı destekleyicipankartlar astırmaları, parti binasında uydu anteni kullanarak MED TV isimlitelevizyondan PKK terör örgütünün propagandasına yönelik olarak örgütelemanlarının dağ ve kamp yaşantılarını, Abdullah Öcalan'ın konuşmalarını veTürkiye Cumhuriyeti Devleti ve güvenlik güçlerini aşağılayıcı yayınları partibinasına gelenlere izlettirmaleri, parti binasında ve evlerinde yapılan aramadaterör örgütünün yayınlarından olan çok sayıda gazete ve derginin elegeçirilmesi, ayrıca Battalgazi İlçe Başkanı olan Ali Gelgeç'in evindeçatışmalarda ölen PKK örgüt mensuplarının fotoğraflarının bulunması, HıdırBerktaş'ın muhtelif tarihlerde Dilek kasabasındaki evinde bazı kişilere MED TVizlettirdiği, HADEP İl Yönetim Kurulu üyesi Muharrem Bilbil'in daha öncegüvenlik güçlerince uydu anten ve televizyona el konulmasına rağmen MED TVyayınlarının izlenmesinin güvenlik güçlerince engellenmesine rağmen partibinasında yayınları izlettirdiği nedenleriyle adı geçenin "terör örgütünebilerek ve isteyerek yardım ve yataklık yapmak" suçundan Malatya 2 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi'nce 16.12.1999 günlü, E:1998/138 ve K:1999/177 sayılıkararla PKK Türk Ceza Yasası'nın 169. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5., 59. maddeleriuyarınca üçer yıl dokuzar ay ağır hapis cezası verildiği, hükmün, Yargıtay 9.Ceza Dairesi'nin 4.12.2000 günlü, E:2000/1685 ve K:2000/3069 sayılı ilamı ileonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Böyleceadı geçenlerin bu eylem ve davranışlarının kendileri ve mensubu bulunduklarıHalkın Demokrasi Partisiyle PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyı açıkçaortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
yy-Bedir Çetin, Hüseyin Duran, İsmail Minkara, Hacı Pamuk, İsmail Turap, AbuzerArslan, Rıza Kılınç, Şükrü Karadağ ve Ramazan Sertkaya Yönlerinden
HADEPAdıyaman parti örgütünde yönetim kurulu üyeleri Bedir Çetin, Hüseyin Duran,İsmail Minkara, Hacı Pamuk, İsmail Turap, Abuzer Arslan, Rıza Kılıç, ŞükrüKaradağ ve Ramazan Sertkaya'nın terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın Roma'dayakalanışını protesto amacıyla Adıyaman Parti il binasında 17.11.1998 tarihindeaçlık grevi başlatmaları ve yönlendirmeleri, parti binalarında PKK terörörgütüne ait bayrağı bulundurmaları nedeniyle "örgüte yardım ve yataklıketmek" suçundan Malatya 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 6.5.1999 günlü,E:1999/1 ve K:1999/37 sayılı kararla TCK.169, 3713 Sayılı Yasanın 5. maddeleriuyarınca üçer yıl dokuzar ay ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 15.5.2000 günlü, E:1999/2174 ve K:2000/1450 sayılı kararıylaonanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Böyleceadı geçenlerin bu eylem ve davranışlarının kendileri ve mensubu bulunduklarıHalkın Demokrasi Partisiyle PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyı açıkçaortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
d-Diğer Deliller
aa-PKK Terör Örgütü Başı Abdullah Öcalan'ın Ankara Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik MahkemesindekiBeyanları
PKKterör örgütü başı Abdullah Öcalan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen 1997/514 sayılı hazırlık soruşturmasıaşamasındaki 22.2.1999 günlü ifadesinde "...23 Nisan 1996 tarihindeyapılan HADEP kurultayında Türk Bayrağının indirilmesi olayı tamamen HADEP'inbir gafıdır. Olaydan birkaç gün sonra MED TV'de yaptığım konuşmada bu olayınyanlış olduğunu ortaya koydum.
HADEPbünyesinde yurt içinde oluşturulan Gençlik ve Kadın komisyonlarında yapılaneğitim çalışmalarıyla Romanya ve Moldavya gibi ülkelerde yapılan eğitimçalışmaları tamamen benim perspektifime, görüşlerime uygun olarak yapılançalışmalardır. Ben kendilerine buraya PKK ideolojisini taşıyamazsınız siyasalve yasal gerçeklere uygun bir eğitim yaparak bilinçlenmeyi sağlayacaksınızdiyordum.
Romanyave Moldavaya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahalecigrupların HADEP'in faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi olduklarıdoğrudur. Yurtdışındaki ve özellikle Romanya'daki eğitim çalışmalarını MehmetHoca kod Cevat Soysal yürütmüştür. Mehmet Hoca kod Cevat Soysal benimletelefonla irtibat kurarak görüş ve talimatlarımı alıyordu.
HADEP'inil ve ilçe teşkilatlarında gerek yurtdışındaki kamplara ve gerekse kırsal alanaeleman gönderme faaliyetinin yürütüldüğü doğrudur. Ancak ben kendilerine buişin yasal parti olmaları nedeniyle kendilerine zarar vereceğini bufaaliyetlerinin yanlış olduğunu belirtiyordum. HADEP'in kuruluşu sırasındaAvrupa teşkilatımız vasıtasıyla para yardımı yaptık. Zannederim bu yardım200.000 mark civarında idi. Kendileri adına düzenlenen gecelerde toplananparalar bu şekilde bu partiye aktarılmıştır.
Halencezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK mensubu Sabri Ok'un HADEP'lileretalimatlar verdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir. Ancak benimdemek istediğim şudur. Ben esasen bir siyasi kanal arayışı içindeyim, fakat birHADEP'linin yasal gerçekler karşısında kendisini PKK militanı gibi görmesi vegöstermesi yanlıştır. HADEP'le olan işbirliğimizi şu çerçevede anlatabilirim.Madem ki bu parti bizim tabanımıza dayanıyor, bizi temsili doğru olarak yapmasıve bunun için de eğitim görmesi gerekir. Siyasi bir realite karşısında yasalbir parti olduğunu da unutmaması gerekir..." ;
31.5.1999tarihinde Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 1999/21 esas sayılı davadosyasıyla ilgili alınan ifadesinde, "...HADEP PKK'nın tabanı üzerindepolitika yaptı. HADEP içerisinde PKK ya kırsala eleman temini yönündeçalışmalar yapılmış olabilir ama resmi PKK kuruluşudur diyemeyiz....
...Birde 1996 süreci önemlidir. 1996 Nisan ayında Mesut Yılmaz iktidara geldiktensonra önce HADEP'ten Recep Doğaner aracılığı ile bizimle ilişkiye geçildi...
...YaHEP ya da HADEP dönemiydi yer bulmaları için kendilerine biraz yardım istedilerikiyüzbin mark yardımda bulundum. Kimlerin aracılık ettiğini isim düzeyindebilemiyorum Avrupa'da böyle bir yardımın yapıldığını biliyorum..."
demiştir.
Adıgeçene ait ifadeler Halkın Demokrasi Partisi hakkında kapatma davasıaçılmasından sonraki tarihlerde alınmış ise de, anlatımların dava açılmadanönceki eylemlerle doğrudan ilişkili olması ve Siyasi Parti ile PKK örgütüarasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koyması nedeniyle değerlendirilmiştir.
AbdullahÖcalan hakkında verilen Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 29.6.1999günlü, E:1999/21 ve K:1999/13 sayılı kararından adı geçenin Türkiye CumhuriyetiDevletinin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devletidaresinden ayırarak üzerinde Marksist-Leninist ideolojiye dayalı bir Kürdistandevleti kurmak amacıyla oluşturulan PKK adlı illegal örgütün kurucusu ve en üstdüzey yetkilisi olduğu, yakalandığı tarihe kadar aldığı kararlar, verdiği emirve talimatlarla, PKK terör örgütü militanlarınca gerçekleştirilen çok sayıdasilahlı saldırı, yol kesme, bomba atma, sabotaj, silahlı soygun eylemlerindebinlerce vatandaş, asker, polis, köy korucusu ve kamu görevlisinin öldürülmesive yaralanmasından sorumlu olduğu kabul edilerek Türk Ceza Kanunu'nun 125.maddesi uyarınca "ölüm cezası" ile cezalandırıldığı ve eylemlerininyoğunluğu, sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı gözetilmedenbinlerce masum insanın öldürülmüş olması, bu eylemlerin ülke için ciddi, yakınve büyük tehlike teşkil etmesi, ceza adaletinin sağlanması bakımından, hak venesafet kuralları da gözetilerek aynı Yasa'nın 59. maddesinin uygulanmasına yerolmadığına hükmedildiği anlaşılmıştır. Anılan karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin22.11.1999 günlü, E:1999/1296 ve K:1999/3623 sayılı kararıyla onanarakkesinleşmiş, daha sonra 9.8.2002 günlü, 24841 sayılı Resmi Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren bulunan 4771 sayılı "Çeşitli KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"la yapılan değişiklikle kimiistisnalar dışında idam cezalarının müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesiüzerine, Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 3.10.2002 günlü,E:1999/21 ve 1999/73 sayılı ek kararıyla adı geçen hakkında verilen ölüm cezası4771 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin (a) fıkrasına göre müebbet ağır hapiscezasına dönüştürülmüştür.
PKKterör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın yukarıda belirtilen ifadeleri DavalıHalkın Demokrasi Partisi ile PKK terör örgütü arasında güçlü bir bağlantınınbulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
bb-HADEP ile PKK Terör Örgütü Arasındaki Bağlantıyı Gösteren Örgüt ElemanlarınınAnlatımları
-Mehmet Aktar'ın İfadeleri
DiyarbakırE Tipi Kapalı Cezaevinde terör suçundan hükümlü Mehmet Aktar'ın 1 Şubat 1999günlü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği dilekçede şunları söylemiştir:
"...Terörörgütü PKK, amacına ulaşmak için terörle birlikte çeşitli legal parti vedernekleri kullanmaktadır...
...butür yasal görünüm altındaki örgütler, PKK'nın halk içinde eli, ayağı, gözü,kulağı gibidir. Çünkü örgüt, direkt halk içine inmekte zorluk çekmektedir.Diğer taraftan, böylelikle uluslararası kamuoyunda sanki arkasında halk desteğivarmış gibi bir izlenim uyandırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda bu tür paravanörgütleri vasıtasıyla biraraya topladığı insanları, Güneydoğu Anadolu bölgemizile Kuzey Irak'a göndererek, PKK'nın askeri kanadı olan ARGK'ye elemankazandırmaya çalışan terör örgütü, bunda epey başarılı sonuçlar elde etmiştir.Yığınla insan HADEP tarafından kandırılıp dağa çıkarılarak, bu insanlarınhayatları söndürülmüştür...
...HADEPterör örgütü ile organik ilişkisi olan bir partidir. Bu ilişki Avrupa'da sözdeörgütün siyasi kanadı olan ERNK yoluyla, Türkiye'de de cezaevinde bulunan PKKüyeleri aracılığıyla sağlanmaktadır. HADEP genel merkez yöneticileri sık sıkAvrupa'ya giderek, burada PKK'nın Avrupa sorumlularıyla görüşür vetalimatlarını alırlar. Brüksel'deki "Sürgünde Kürt Parlamentosu" yineBrüksel'deki HADEP irtibat bürosu, PKK'nın talimatlarını HADEP'e aktarırlar.Yine Avrupa'da eğitilen birçok terör örgütü militanı, HADEP içinde faaliyetgöstermek üzere Türkiye'ye gönderilmektedirler. Cezaevinden çıkan fakat dağdafaaliyet yürütemeyecek durumda olan terör örgütü üyeleri genelde HADEP içindeçalıştırılırlar. Bu insanlar genelde HADEP içinde yönetici konumundadırlar. Yinebu kişilerin yaptığı faaliyetler, cezaevi ve Avrupa ERNK örgütü tarafındandenetlenmektedir. Yanlış bir çalışma yaptıkları takdirde bu insanlar terörörgütü yöneticilerince gerektiğinde uyarılabilirler, yine görevlerine sonverilebilir.
Hadep'inTerör Örgütü Açısından Oynadığı Rol
1-Terör örgütüne dünya ve Avrupa kamuoyunda meşruluk kazandırmak. Avrupa'dakidemokrat, sosyalist, liberal ve Yeşilcilerin PKK'ya destek vermelerinisağlamak.
Buamaçla sosyal etkinlikler düzenleyerek, devlet karşıtı propaganda yaparlar.Açlık grevleri organize ederek, milletvekilleri aracılığıyla Avrupaülkelerindeki çeşitli kuruluşlarla ilişkiye geçerler. Bu ilişkiler vasıtasıylaTürkiye'yi tecrit etmeye çalışırlar.
2-Örgütün dağ kadrosuna eleman kazandırmak.
Buamaçla HADEP, kendi bünyesinde kurduğu, kadın, işçi, gençlik, esnafkomisyonları aracılığı ile, insanları ilk önce terör örgütü PKK sempatizanıhaline getirir. İkinci adımda ise dağa çıkarır. Bunun için de çok çeşitlietkinlikler düzenlerler. En başta HADEP binaları terör örgütünün eğitimyuvaları haline getirilmiştir. Geziler düzenleme, spor, müzik, folklor gibiçeşitli etkinliklerle halk içinde potansiyel kazanarak, bu potansiyeli örgüteaktarırlar.
3-Terör örgütünün sempatizan kitlesini devlete karşı çeşitli eylemlere çekerek,terör örgütü PKK'nın "siyasal ordumuz" adını verdiği eylemci birkitle yaratmak. Bunun için, terör örgütünün ideolojik söylemleri yumuşatılır.Herkesin kabul edebileceği bir kalıba dökülür. Böylelikle herkesin sıcakbaktığı bazı kuru söylemler ve sloganlar etrafında bölge halkını birleştirmekve terörün şehirlerdeki destekçileri haline getirmek vs. gibi amaçlarını hertürlü yöntemi kullanarak yaşama geçirmeye çalışırlar.
4-HADEP, Türkiye'de bölücü bir örgütün legal kurumları olarak faaliyet gösterentüm dernek, sendika , kültür merkezi gibi oluşumların, yine dergi, gazete gibibasın-yayın organlarının hepsinin koordinesini yapar. Türk sol örgütlerinin buyönlü oluşumları ile PKK adına ilişkiler kurar.
5-HADEP'ten seçilecek milletvekilleri yoluyla Meclis'te ve Türkiye rejimiiçerisinde çatlak sesler yaratmak aykırı düşünceler ortaya atarak bir rejimbunalımı yaratmak veya en azından demokratik yapılanma dahilindeki bazı güçleribirbirine düşürmek. Örneğin, 1991 yılında Meclise giren HEP kökenli milletvekillerininyaptıkları ilk iş; yemin sırasında sansasyonel söz ve davranışlarla olayçıkarmak olmuştur. Toplumu, bu olaylar etrafında bir tartışma zeminine çekerek,bu sorunu kabul edenlerle etmeyenler arasında bir ikilik yaratıp, tartıştırmakve sonuçta kendilerini gündemleştirmeyi amaçlamışlardır. Hem de bölücü terörörgütünün düşünceleri Meclis'te bile dillendirilmiştir.
6-Örgüte lojistik destek sağlamak
Terörörgütü PKK'nın dağ kadrolarının giyecek, ilaç, teknik malzeme yine erzak gibiçeşitli ihtiyaçlarının büyük bir kısmı HADEP örgütleri tarafından teminedilerek örgüte ulaştırılmaktadır. İhtiyacı olan bölgelere para dagönderilmektedir. Bu amaçla HADEP örgütleri "Yoksullara yardım","Güneydoğudan göç eden muhtaç ailelere yardım" adı altında, her zamanpara, yiyecek-giyecek ilaç gibi şeyler toplar. Bunun için kampanyalardüzenlerler. Bu kampanyalarda topladıkları herşeyi kırsala veya cezaevindekiPKK'lılara gönderirler.
7-Yurtdışında veya kırsalda eğitildikten sonra eylem amacıyla Türkiye'ye gönderilenPKK üyelerinin halk içinde barınmalarını sağlamak, deşifre olmalarınıengellemek ve her türlü ihtiyaçlarını gidermek.
Örgüttarafından eylem ve örgütlenme yapmak amacıyla Türkiye'ye gönderilen şahıslar,buralarda barınma, ilişki kurma, malzeme temin etme gibi çeşitli sorunlarlakarşılaşırlar. PKK, bunları bildiği için Türkiye'ye gönderdiği mensuplarınaHADEP içinde faaliyet gösteren, önceden ayarlanmış kişilerin adreslerini verir,böylece terör örgütü üyesi şahısın her türlü ihtiyaçları giderilir. Toplumiçinde bu kişilerin deşifre olup, örgüt üyesi olduklarının anlaşılmaması içinbu kişilere iş bulunur veya bir ailenin yanına, Güneydoğu'dan gelen akrabagörüntüsü verilerek yerleştirilir. Aynı şekilde deşifre olan örgütmensuplarının yurtdışına aktarılmaları da HADEP eliyle yapılır.
8-Örgütün eylemsiz kaldığı çeşitli dönemlerde HADEP, çeşitli eylemler yaparakeylemsizliği gidermeye çalışır.
Örneğinbölücü terör örgütü PKK, eylemsiz kaldığı zor dönemlerinde ateşkes ilan edince,HADEP'e talimat vererek kitle gösterileri, açlık grevleri ve çeşitli protestogösterileri düzenlemelerini istemektedir.
Anlaşıldığıüzere Türkiye'nin demokratik yapısından yararlanarak kurulan bu tür kuruluşlar,bölücü düşüncelerin yayıldığı halkın bu yolla zehirlendiği ve devlet düşmanıhaline getirildiği, PKK'nın paravan örgütleridir. Bunun en somut örneği bizlerolmaktayız. Büyük çoğunluğumuz bu tür paravan örgütlerin propagandalarınakanarak, terör örgütüne katıldık..."
AnayasaMahkemesi'nin 1.3.1999 günlü yazılı istemi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı'nda2.3.1999 tarihinde alınan ifadesinde de, dilekçe ve altındaki imzanın kendisineait olduğunu, HADEP'in seçimlere girerek PKK terör örgütünün Meclisetaşınmasının engellenmesi gerektiğini, bu görüşlerin cezaevinde bulunan diğeritirafçıların da görüşleri olduğunu, HADEP'le temasta bulunan örgütün cephecisive yurt dışı ile bağlantısını sağlayan kişilerin halen cezaevinde bulunduğunubelirtmiştir.
AyrıcaMehmet Alkın, Arif Sakık, Raşit Akcan ve Mehmet Yazar'ın aynı tarihteDiyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca alınanifadelerinde ise:
-Mehmet ALKIN ifadesinde, "...Ben1995 tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevine yakalanarak girdim. HADEP adlıpartinin temin etmiş olduğu para, ilaç ve elemanları zaman zaman ben alıpyerlerine ilettim. HADEP Diyarbakır il binasında il başkanının odasınınyanındaki odada halen örgüt propagandası yapılmaktadır. Cezaevi ile örgütarasındaki iletişimi de yine HADEP il teşkilatı tarafından tutuklu yakınlarıvasıtasıyla sağlanmaktadır. Ben Diyarbakır Aydın/Söke ve İzmir'deki partibinalarında bana teslim edilen elemanları alarak dağa götürdüm. Bu sistem halenböyle işlemektedir. Partinin adı ne kadar değişirse değişsin PKK örgütününgörünürde legal temsilcisi gibi davranmaktadır...",
-Arif SAKIK ifadesinde, "...Benörgüt içerisine 1996 yılında kaçtım. Toplam 3 yıl kaldım. Ben şu andaDiyarbakır E Tipi Kapalı Tutukevinde hükümlü olarak bulunmaktayım. HADEP'inörgüte ne şekilde adam kazandırdığı konusunda bilgim vardır. Şu anda Muşmerkezde fotoğrafçılık yapan HADEP'te yönetici konumunda bulunan SelahattinİŞLEK Muş civarındaki insanlara propaganda yaparak Mersin'de Adana'da veİzmir'de sahte kimlikle faaliyette bulunan Nimet YILMAZ'a iş birliği halindekandırdıkları kişileri PKK'nın askeri kanadına teslim etmektedirler. Her ikiside şu anda HADEP'te faal durumdadırlar. Ayrıca Ankara'da Abdülmelik FIRAT'da buşekilde adam temin ederek örgüte savaşçı kazandırmaktadırlar. Hatta AnkaraCezaevinde hükümlü bulunan Leyla ZANA'da zaman zaman ortak tanıdıklarıvasıtasıyla örgütün üzerine fazla gitmememizi ve yıpratmamamız yönündetelkinler gelmektedir. Şu anda halen bu kişiler tarafından örgüte savaşçıgönderildiğini ziyaretime gelen tanıdıkların vasıtasıylaöğrenmekteyim...",
-Raşit AKÇAN ifadesinde, "...Ben1997 yılında İstanbul'da Bağcılar'da oturan ablamın yanına tedavi olmayagittiğimde burada Bağcılar HADEP ilçe binasına gidip gelmeye başladım. Buradakiyayınları okuyarak MED TV izleyerek örgütün fikirlerinden etkilendim. Dahasonra memleketim olan Tatvan'a döndüğümde evden kaçarak Mayıs 1998 tarihindeVan iline giderek HADEP il Başkanının kendimi örgüte göndermesini istedim.Ancak il başkanı bunu kabul etmeyerek benden şüphelendi. Aradan bir saatgeçtikten sonra yanında bulunan Ekrem kod isimli PKK militanı beni kenaraçekerek nereli olduğumu sordu. Ve bununla birlikte İran'a geçtik. VanBaşkaleden çıkış yaptık. Daha sonra güvenlik güçlerine teslim oldum. PKKmilitanı ile bizim tanışmamız HADEP il binasında olmuştur. HADEP İl Başkanınınbu kişinin PKK militanı olup olmadığını bilmemesi mümkün değil...",
-Mehmet YAZAR ifadesinde, "...TemsilcimizMehmet AKTAR'ın Yargıtay Başsavcılığına göndermiş olduğu dilekçe içindekigörüşler doğrudur. Ben örgüt içerisinde cepheciydim. Yani şehir faaliyetindebulunuyordum. Benim HADEP'liler ile o dönemde örgüt adına yakın ilişkim vardı.Bunların ne şekilde militan kazandırıp bizim vasıtamızla örgüte gönderdikleri,kimlerin bu işlere karıştığı, bu şekilde örgüte yardımda bulunduğubağlantıların ne olduğu, isim ve yer verilmek suretiyle halen yargılanmışbulunduğum Diyarbakır 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1996/377 Esas sayılıdosyadaki gerek benim ifadelerim ve gerekse diğer sanıkların ve özellikleHADEP'li yöneticiler Hamza AKALIN ve Ahmet YAKUT'un ifadelerinde bu bağlantılarçok açık bir biçimde ortaya konmuştur. Başsavcılık arzu eder ise, bu dosyayıincelemek suretiyle söz konusu Partinin ülkeye ne gibi zararlar verdiğinigörecektir. Yine aynı dosyada HADEP yöneticileri Celal AYÜS ve ZülfükarODABAŞI'nın ifadelerinde görülecektir...",
şeklindeaçıklamalarda bulunmuşlardır.
Adıgeçenlerin bu beyanları, amacı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak olan ve bu yönde silahlı eylem vefaaliyetlerde bulunan PKK terör örgütü ile davalı Halkın Demokrasi Partisiarasında bağlantının olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
cc-Halkın Demokrasi Partisi İle PKK Terör Örgütü Arasındaki Bağlantıyı GösterenEylemler
Haklarındakisoruşturmalarda davalı partinin değişik organlarında görevli olduklarıbelirtilmekle birlikte yapılan yazışmalarda bu konuda açıklık bulunmamasıkarşısında Halkın Demokrasi Partisi ile PKK terör örgütü arasındaki bağlantıyıaçıkça ortaya koymaları gözetilerek aşağıda isimleri geçen kişilerin üzerindede durulmuştur.
-Faysal Akcan'ın HADEP 2. Olağan Kongresindeki Bayrak İndirme Eylemi
FaysalAkcan'ın 23.6.1996 günü, Ankara Atatürk Spor Salonunda yapılan Halkın DemokrasiPartisi'nin 2. Olağan Kongresi'nde salona asılı bulunan Türk Bayrağınıbulunduğu yerden çözerek yere attığı, yerine PKK terör örgütü başı AbdullahÖcalan'ın büyük bez üzerine çizilmiş posterini astığı, bu eylemin salondabulunan Parti delegeleri tarafından coşkuyla alkışlandığı, Abdullah Öcalan'ınlehine sloganlar atıldığı, görevli hükümet komiserinin uyarmalarına karşın TürkBayrağı önceki yerine asılmadığı gibi salonda bulunan bir kısım partidelegelerince üzerine basılarak çiğnendiği, "HADEP Görevlisi" yazılıtişortlar giyen kişilerle salonda bulunan diğer partililerce terör örgütü başıAbdullah Öcalan'ın posteri ile PKK terör örgütünün bayrağının uzun sürealkışlar ve sloganlarla eller üzerinde dolaştırıldığı, ayrıca Parti GenelBaşkanı Murat Bozlak'ın posterinin yanına Abdullah Öcalan'ın posteri ile PKKterör örgütünün bayrağının asıldığı, bu eylemleri gerçekleştirenler arasındamaskeli çok sayıda terör örgütü militanı olduğu izlenimini veren kişilerinbulunduğu ve salonda açıkça terör örgütünün propagandasının yapıldığıanlaşılmıştır.
Nitekimadı geçenin bu eylemini Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi "Devletinhakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmayamatuf fiil işlemek" suçu olarak değerlendirip 4.6.1997 günlü, E:1996/80 veK:1997/102 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 125. maddesi uyarınca 22 yılaltı ay ağır hapis cezası verilmiş, hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 8.6.1998gün ve 21997/3736 Esas ve 1998/1820 sayılı kararla onanarak kesinleşmiştir.
-Famiha Aslan'ın HADEP Adana İl Teşkilatının Düzenlediği 29.5.1998 GünlüToplantıdaki Eylemi
FamihaAslan'ın, HADEP Adana İl Teşkilatının düzenlediği 29.5.1998 günlü toplantıdasunuculuğu sırasındaki konuşmasında,"...ateşin ve güneşin çocuklarınaselam olsun, ülkelerinin aslanları olan yiğitlere selam olsun, çocuklarını,kardeşlerini ve kocalarını ölümlerden ve görünmezliklerden kaybeden analaraselam olsun, yaşanılır ve özgür bir yaşam için direnen onbinlere selam olsun,güç sahibi yurtseverler ve büyük bir mücadele için burada bulunanlaramerhaba...Kürdistan şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu yapalım, kimseKürtlere ölü demesin, Kürtler yaşıyorlar, hiç düşmeyecek Kürt bayrağı..." demiştir.
FamihaAslan konuşmasında, etnik köken ayrılığını vurgulayarak Devletin kürt kökenlivatandaşlara karşı bir mücadele hatta bir savaş içerisinde bulunduğunubelirtmesi, Devletin terörle mücadelesi sırasında öldürülen örgüt mensuplarınıKürdistan şehitleri olarak adlandırması nedeniyle "halkın bir kesiminidiğer kesimi aleyhine ırk ve bölge farklılığı gözetmek suretiyle kin vedüşmanlığa açıkça tahrik" suçundan Adana 1 Nolu Devlet GüvenlikMahkemesi'nce 16.12.1998 günlü, 1998/234 Esas ve 1998/432 sayılı kararla TürkCeza Kanunu'nun 312. maddesinin ikinci fıkrası ve 59. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca 10 ay hapis ve 1.266.666 lira ağır para cezası verilmiş, hüküm17.6.1999 tarihinde kesinleşmiştir.
-Leyla Zana, Mehmet Salih Altun, Abdullah Mehmet Varlı, Mehmet Yağmur, İsmetKılıçarslan, Kazım Yakmaz, Kerem Soylu, Ali Şola, Mehmet Reşit Irgat, ReşitKöçeroğlu, Mehmet Nuri Görkey ve Fehmi Demir'in 1997 Yılı Ocak AyındaYazdıkları HADEP Bülteninde Yayımlanan Yazıları
LeylaZana Halkın Demokrasi Partisi bülteninin 14. sayfasında "Gecikenbülten" başlığı altında Tutuklu DEP Milletvekili imzasıyla yazmış olduğuyazıda, "Bizler gibi sömürülen yok sayılan sürgün ve imha ile karşıkarşıya bırakılan bir halkın kurumlaşarak politika yapması alabildiğinegüçtür... HEP ve DEP mirasını devralan HADEP in onlarca şehidi bir o kadardatutuklusu vardır. ... yine şunu çık iyi bilmeliyiz ki bizi düzen partilerindenparklı kılan halkın özgücüne dayanmamız ve halktan aldığımız destek vecesaretle hareket etmemizdir... art niyet, bencillik, kariyerimiz ve kişiselçıkar gibi yaklaşımların halkımızca kabul görmeyeceği bilinmelidir. savaşıngiderek yoğunlaştığı böylesine zor bir süreçten geçerken bireysel çıkar vebenlerimizden uzaklaşarak hep bir olmalıyız";
AbdullahMehmet Varlı, Mehmet Yağmur, İsmet Kılıçarslan, Kazım Yakmaz, Kerem Soylu, AliŞola, Mehmet Nuri Görkey, Fevzi (Fehmi) Demir, M.Reşit Irgat, ReşitKoçeroğlu'nun ise, bahse konu bültenin 21-22-23-24. sayfalarında "HADEP'iDestekleyen Bir Grup Din Adamından: İnsanım Diyen Herkese Açık Mektup"başlıklı , isimlerini taşıyan beyanlarında, "... Dinle kardeşlik kuralıve tanımı bu iken ülkemizde yaşanan durum böyle midir' yoksa Kürt milleti kendikimliği anadili kültürü kendi örf ve adeti ve yargı değerleri ile yaşamakistiyor diye niçin zulme uğruyor... dinde bir milletin kimliği inkar, kültürünüyok saymak var mıdır. anadilini yasaklamak var mıdır... bugün Türkiyemizdeanayasamıza göre Kürt milleti yoktur. Kürtlerin anadili Kürtçe yasaktır. pekiKürt insanının da diğer insanlar gibi Allah yaratmadı mı' ... bu devletKürtlere yasaklamıştır bu bir zulumdür. neden' 'ben müslümanım' diyen herkes buzulme karşı çıkmıyor. ... ey islam alemi size ne oldu, Ortadoğu'da İran, Irak,Suriye, ve Türkiye de kürdü öldürüyorsunuz hem de islam adına... Kürtler İslamaleminin yetimleridir diye mi öldürülüyor... yeter müslümanlar yeter artık...bunlar ne Kürtlere ne de Türklere yarar getirir... senin Kürt kardeşininvarlığı inkar ediliyor. kültürü yok sayılıyor yerinden yurdundan ediliyor. yokolup gidiyor...";
MehmetSalih Altun'un aynı bültenin 25-26-27 sayfalarındaki, "HADEP Seçilmiş HalkTemsilcileri Grup Sözcüsü Yardımcısı" imzalı rapor başlıklı yazısında, "...Ama başka özellikleri daha vardı, Dilan ve Berivan Kürttü, Neden bunlarıanlatıyorum, Bu coğrafyada yaşamaya hele Kürt olmaya birileri bedel koymuştu.Kimisine bu bedel 80'inde ödetilir, kimisine 18 inde, 25 inde ödetilir kimisinede Berivan ve Dilan gibi hayati tanımadan neyin bedeli olduğunu bilmedendaha çocukluğunu yaşamadan canı ile ödetilir... Türkiye'nin bugünkü drurumuyaşanan savaşı, savaşın çirkinliği acımasızlığı ve kirliliğini halka aktarmıyaçalışıyorduk, ateşkes sürecini bu ateşkesin Türkiye halkları için öneminianlatmaya çalışıyorduk... dilan ile berivan iki tane küçük çocuktular isimlerikadar kendileri de güzeldi, ama birileri fermanı vermişti, dilan ileberivanlara yaşam hakkı tanınmayacaktı ve tanımadı, bunu herkes bilmelidir.berivan ile dilanları katletmek insanlık dışı bir olaydır... Gelin hep beraberbaşka Berivan ve Dilan'ların katledilmemesi için ve sıra sevgi ile gülegelmeden bu kirli savaşa dur diyelim, Kendimizi geleceğimiz olan çocuklarımıziçin siper edelim"
demişlerdir.
Sözkonusuyazıların davalı Halkın Demokrasi Partisi'nin yayın organı olan"Bülten"de yer alması Parti'nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik tutumunu ortaya koymaktadır.
Kaldıki belirtilen yazılardaki söylemleriyle adı geçenlerin halkı ırk esasına dayalıbir şekilde açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçunu işledikleri kanısınavaran Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17.9.1998 günlü, E:1997/59 veK:1998/117 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 79. ve 312. maddesinin ikincifıkrası uyarınca ikişer yıl hapis ve 1.720.000'er lira ağır para cezasıverdiği, hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 8.2.1999 günlü, E:1998/17995 ve K:1999/1086sayılı ilamıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.
-Tahir Han'ın 26.6.1994 Günü Atatürk Spor Salonunda Yapılan HADEP 1. OlağanKongresinde Gerçekleştirdiği Eylemler
TahirHan 26.6.1994 günü Atatürk Spor Salonunda yapılan HADEP 1. Olağan Kongresindeyaptığı konuşmada, "Sayın Başkan, değerli delegearkadaşlarım...Demokrasi Partisinin ilk olağan kurultayında yine bir aradaydık.O gün de halkımıza ve bize yönelik saldırılar, kuşatmalar üst boyutlardaydı.Ülkemize, ulusumuza karşı sürdürülen sömürgeci vahşet, dünyanın gözleri önündebüyük bir pervasızlıkla sürdürülüyordu...Arkadaşlar, hatırlatmak açısındansöylüyorum. Biz ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel bizzatKürdistan sorununun varlığı, Kürdistan'ın sömürge olduğu gerçeğidir. Ve Kürdistanınsömürge statüsü değişmeden de Türkiye'nin demokratikleşmesi mümkün değildir. Bubakımdan demokrasinin olmazsa olmaz şartı Kürt ulusunun kendi kaderini tayinhakkının bağımsızlık ve özgürlük üst koşulu, ön koşuluyla desteklenmesidir.Dolayısıyla Kürt ulusunun bu hakkını bağımsız ve özgür koşullarda kullanmaküzere başvurduğu her türlü mücadele araçları meşrudur, haklıdır...Bu bakımdanT.C.'nin dayattığı formaliteler ve yasal zorunluluklarla çatışma içinegirilmesi kaçınılmazdır. Çünkü, T.C.'nin mevcut hukuk sistemi Kürdistanınsömürge konumuna yasal bir biçim verilmesi üzerine kuruludur. Ve bizce legalmücadele yasayı değil, meşruiyeti esas almalıdır...Parlamentodaki Kürtmilletvekillerinin varlığı, dünya kamuoyuna bu organın hem Kürt hem Türkulusunun siyasal iradesini temsil eden meşru bir organ oluşuna delilgösterilmektedir. T.C'nin parlamentosu meşru olunca Kürdistan üzerindekisömürgeci terör de meşru olmaktadır...Sömürgeci şiddet her geçen günazgınlaşmış...yüzlerce kişi bu saldırılarda şehit düşmüş...politik kadrolarınlegal mücadelelerindeki tüm basiretsizliklerine rağmen Kürt ulusu özgürlük vebağımsızlık mücadelesini, büyük bir özveri ve kararlılıkla sürdürmüş ve bumücadelede Kürt ulusu bizden beklenen aktif destekten yoksun bırakılmıştır"demiştir.
Adıgeçen konuşmasında, Kürt halkının farklı bir kimliği ve Kürdistan isimli birülkesi bulunduğunu, ulus ve ülkelerine karşı bir vahşetin sürdürüldüğünü,Kürdistan'ın sömürge olduğunu, bu statü değişmeden Türkiye'nindemokratikleşmesinin mümkün olmadığını, Kürt ulusuna kendi kaderini tayinhakkının, bağımsızlık ve özgürlüğünün verilmesi gerektiğini, Kürt ulusunun buamaca ulaşabilmek için başvurduğu her türlü mücadele araçlarının meşru ve haklıbulunduğunu, Kürt halkının büyük bir özveri ve kararlılıkla özgürlük vebağımsızlık mücadelesini sürdürmekte olduğunu belirtmesi nedeniyle TürkiyeCumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alanbölücülük propagandası yapmak suçundan Ankara 2 Nolu Devlet GüvenlikMahkemesi'nin 22.1.1997 günlü, E:1996/19 ve K:1997/3 sayılı kararıyla 3713sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 sene hapis ve100.000.000 lira ağır para cezası verilmiş, hüküm Yargıtay 9.Ceza Dairesinin1.3.1999 gün ve E:1998/1505 ve K:1998/1132 sayılı kararıyla onanarakkesinleşmiştir.
-Bayram Karkın'ın 22.3.1997 günü Ankara HADEP İl Teşkilatının Düzenlediği NevruzŞenliğinde Yaptığı Konuşma
BayramKarkın 22.3.1997 günü Ankara HADEP İl Teşkilatının düzenlediği Nevruzşenliğinde yaptığı konuşmada, "Nevroz bize göre Mezopotamya halklarınıncezaevinde yakıp Demirci Kawa yandaşlarını mağlup edişidir. Bunun davamızdakimüjdecisi Nevroz ateşidir. Yani nevroz halkların özgürleşme, özgürlüğünekavuşma destanıdır. Peki günümüz zalim Dehakları kimlerdir' Onlar özelleştirme,kamulaştırma...milyonlarca işçiyi sokağa atan sendika hakkı için mücadele edenişçileri joplayan cezaevlerine tıkan işçilerin alın terlerini zorunlu tasarrufdiye el koyanlardır...Onlar kürt halkını kirli savaş ve katliamları ileyoketmeye çalışanlardır. Onlar artık pek çok insanın kanını içip onbinlerinyüzbinlerin kanı ile beslenen emperyalist kan içicilerdir...Onlar bir avuçkahrolasıdır. Dersim'de, Şırnak'ta, Halepçe'de en son Lice'de halklarımızıkatleden kontrgerillanın ta kendisidir...Sermaye sınıfı çıkarlarını koruyan birörgüttür...Peki bu cinayet örgütünün bir avuç para babasının tahakkümüne sonverecek, onları alaşağı edecek, halkımızı, dünya halklarını kurtuluşa götürecekkurtuluşun mucize nevroz ateşini yakacak olan kimlerdir' Yani günümüzün DemirceKawaları kimlerdir' Tüm baskılara katliamlara rağmen sömürüye ve zulmebaşkaldıran emekçi halklardır. Model işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı biliminbilinci ile donanmış devrimcilerimizdir...Ne yaparlarsa yapsınlar Nevrozsermayeye karşı devrimcinin simgelerindendir...biz diyoruz ki sermaye ve onundüzenine karşı direnmek emekçilerin ezilenlerin savaştan ve kapitalizmdenözgürleşme mücadelesidir. Sömürüye, zulme ve tüm bunların asıl kaynağına karşıortak mücadeledir...Bugün nevroz Demirci Kawanın yaktığı özgürlük ateşini tümsokaklarda ve alanlarda yakabilmektir" demiştir.
BayramKarkın halkın etnik köken farklılığı gözetilerek ırken bölündüğünü, işçi sınıfıve kürt halkının zulüm gördüğünü ve sömürüldüğünü ileri sürülerek bu kesimleriyönetime karşı koymaya çağırdığı anlaşılmaktadır.
Nitekimadı geçen hakkında Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 22.10.1997günlü, E:1997/146 ve K:1997/135 sayılı kararıyla ırk ve bölge farklılığıgözeterek halkı açıkça kin ve düşmanlığa tahrik suçundan Türk Ceza Yasası'nın312. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir yıl hapis ve 860.000 lira ağır paracezası verilmiş, hüküm Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 21.1.1998 günlü, E:1997/18657ve K:1998/172 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
-Güven Bekirhan'ın 21.3.1997 Günü Kars HADEP İl Başkanlığınca Kars DüğünSalonunda Düzenlenen Nevruz Kutlamaları Sırasında Yaptığı Konuşma
21.3.1997günü Kars HADEP İl Başkanlığınca Kars Düğün Salonunda düzenlenen nevruzkutlamaları sırasında sunuculuk yapan Güven Bekirhan konuşmasında, Buca veErzurum cezaevlerinde silahlı çete üyesi olmak ve bu çete adına silahlıeylemlere katılmak suçlarından dolayı hükümlü ve tutuklu bulunan şahıslarcagönderilmiş mesajlarmış gibi, metinleri orada bulunanlara okuduğu, metinleriniçeriğinde nevruz bayramının Kürt halkının bir bağımsızlık kazanımınınyıldönümü imişçesine ve Kürtlere özgü bir gün olarak yeniden böyle birdoğrultuda, bu amaca hizmet etmesi için kutlanması gerektiğinin ifade edilmesinedeniyle "bölücülük propagandası yapmak" suçundan Erzurum DevletGüvenlik Mahkemesi'nin 4.6.1999 günlü, E:1997/389 ve K:1999/141 sayılıkararıyla 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin birinci fıkrası ve Türk CezaYasası'nın 59. maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 2.250.000.000 lira ağır paracezası verildiği, hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 7.10.1999 günlü,E:1999/13801 ve K:1999/13403 sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
-Osman Tağu, Cüneyt Subaşı, Fersende Sanğir, Ayhan Tekin, Sadık Altürk, MehmetAksoy ve Tahir Aksoy'un Katıldığı Terör Örgütü Başının Roma'da YakalanışınıProtesto Amacıyla 16.11.1998 Günü HADEP Güngören İlçe Teşkilatının veTeşkilatta Görevli Kişilerin Yönlendirmesiyle Güngören İlçesinde MeydanaGetirilen Eylemler
HADEPİstanbul Güngören İlçe Başkanı olan Hediyetullah Ülgen parti binasına gelenşahıslara terör örgütü başının Roma'da yakalanışını protesto amacıyla yürüyüşyapmak üzere Belediye binası önünde toplanmalarını söylemesi üzerine OsmanTağu, Cüneyt Subaşı, Fersende Sanğir, Ayhan Tekin, Sadık Altürk, Mehmet Aksoyve Tahir Aksoy ile birlikte çok sayıda kişinin Belediye binası önündetoplandığı, "Biji PKK, Biji Apo, Apo'ya uzanan eller kırılsın"şeklinde sloganlar attıkları, pankart taşıyarak yürüdükleri nedeniyle"yasa dışı örgüte yardım ve yataklık yapmak" suçundan İstanbul 4 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi'nin 6.12.1999 günlü, E:1998/488 ve K:1999/620 sayılıkararıyla Türk Ceza Yasası'nın 169 ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleriuyarınca üçer sene dokuzar ay ağır hapis cezası verildiği ayrıca Osman Tağu veMehmet Tahir Aksoy'a yaşları nedeniyle 55. maddenin üçüncü fıkrası uyarıncacezalarında indirim yapıldığı, hükmün Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 26.6.2000günlü, E:2000/1761 ve K:2000/1891 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır.
-Feyaz Yılmaz, Fatma Erik, Fikret Güçer, Demircan Aktaş, Erdem Kılıç, AbdullahYılmaz, Yetkin Alkan, Zeytin Kıyak ve Necibe Büyükgöl'ün Katıldığı Terör ÖrgütüBaşının Roma'da Yakalanışını Protesto Amacıyla 18.11.1998 Günü HADEP İzmir İlve Çiğli İlçe Teşkilatının ve Teşkilatta Görevli Kişilerin YönlendirmesiyeKüçükçiğli'de Meydana Getirilen Eylemler
FeyazYılmaz, Fatma Erik, Fikret Güçer, Demircan Aktaş, Erdem Kılıç, Abdullah Yılmaz,Yetkin Alkan, Zeytin Kıyak ve Necibe Büyükgöl'ün PKK örgütü başı Abdullah Öcalan'ınİtalya'da yakalanmasını protesto etmek, örgüte destek vermek ve kamuoyuoluşturmak amacıyla 16.11.1998 ve 18.11.1998 tarihlerinde HADEP İzmir İl veÇiğli İlçe Teşkilatında görevli kişilerin yönlendirmesiyle Çiğli Güzeltepefutbol sahası karşısında ve Küçükçiğli'de kahveler durağında yasadışıgösteriler düzenledikleri, gösterilerde adı geçenler tarafından "dişe dişkana kan seninleyiz Öcalan, Apo Roma'da T.C. komada, Biji Apo Biji PKK"şeklinde sloganlar attıkları nedeniyle "yasadışı örgüte yardım ve yataklıkyapmak" suçundan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 11.5.1999 günlü,E:1998/308 ve K:1999/74 sayılı kararla Türk Ceza Yasası'nın 169. ve 3713 sayılıYasanın 5. maddeleri uyarınca üçer yıl dokuzar ay ağır hapis cezası verildiği,Erdem Kılıç'ın cezasının tekerrürden artırıldığı, Feyyaz Yılmaz'ın cezasınınise yaşının küçüklüğü gözetilerek indirildiği, hükmün Yargıtay 9.CezaDairesinin 25.1.2000 günlü, 1999/1439 Esas ve 2000/20 Karar sayılı kararıylaonanarak kesinleşmiştir.
-Nevruz Yıldırım, Banu Yetkin, Elveda Çelik, Rahmetullah Tepe, Ahmet BürüskAltındağ, Hasine Kay ve Hüseyin Sarıaltın'ın Katıldığı 21.3.1998 Günü HADEPTeşkilatı Tarafından İzmir Cumhuriyet Alanında Düzenlenen Açık HavaToplantısında Yapılan Konuşmalar ve Meydana Gelen Olaylar
21.3.1998günü İzmir Cumhuriyet meydanında HADEP İzmir İl Teşkilatı tarafından düzenlenen"nevruz bayramı" konulu gösteride Rahmetullah Tepe, Nevruz Yıldırımve Elveda Çelik'in PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan ile Mazlum Doğan'ınposterlerini gösteri alanına getirdikleri, posteri Nevruz Yıldırım'ın, PKKörgütünün işaret ve amblemi bulunan bayrağı ise Ahmet Bürüsk Altındağ'ıntaşıdığı, güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında Hasine Kay'ın PKK terörörgütünün bayrağını sakladığı, yapılan aramada bayrağın adı geçenin evinde elegeçirildiği, Hüseyin Sarıaltın'ın da örgütün bayrağını açarak taşıdığı, adıgeçenlerin gösteriler sırasında PKK terör örgütünü ve liderini öven sloganlarattıkları nedeniyle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce, Nevruz Yıldırım "yasadışıbölücü örgütün sair efradı olmak" suçundan 25.3.1999 günlü, E:1998/117 veK:1999/46 sayılı kararıyla Türk Ceza Yasası'nın 168. maddesinin ikinci fıkrasıve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay süreyle ağır hapiscezası, diğer kişiler ise "yasa dışı bölücü örgüte yardım ve yataklıkyapmak" suçundan Türk Ceza Yasası'nın 169. ve 3713 sayılı Yasa'nın 5.maddesi uyarınca üç yıl dokuzar ay ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay9. Ceza Dairesinin 11.10.1999 günlü, E:1999/1114 ve K:1999/3329 sayılıkararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
-Emine Çelebi, Abdullah Kutal, İhsan Yaşlı, Fırat Kutal, Cengiz Kurt, HüseyinBaran, Mirzat Sati, Burhanettin Emektar, Cengiz Kaçan ve Volkan Uğraş'ınKatıldıkları Terör Örgütü Başının Roma'da Yakalanışını Protesto Amacıyla veHADEP İzmir İl ve Konak İlçe Teşkilatının ve Teşkilatta Görevli KişilerinYönlendirmesiyle, 25.10.1998 Günü Kadifekale'de ve 17.11.1998 Günü Limontepe'deMeydana Gelen Eylemler
PKKterör örgütü başının İtalya'da yakalanması ve Türkiye'ye iadesinin istenmesiüzerine Halkın Demokrasi Partisi İzmir İl yönetiminin yönlendirmesiyle adıgeçenler 25.10.1998 tarihinde İzmir Kadifekale'de ve 17.11.1998 tarihinde deİzmir Limontepe semtinde gösteriler düzenledikleri, PKK terör örgütü lehinesloganlar attıkları ve HADEP Konak İlçe binasında örgütü desdeklemek amacıylaaçlık grevi başlattıkları nedeniyle "terör örgütüne yardım ve yataklıkyapmak" suçundan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 17.8.1999 günlü,E:1998/300 ve K:1999/164 sayılı kararla Fırat Kutal, Cengiz Kurt, HüseyinBaran, Burhanettin Emektar ve Volkan Uğraş'ın Türk Ceza Yasası'nın 169., 55.,59. maddeleri ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca ikişer yıl altışar aysüreyle ağır hapis cezası, Emine Çelebi, Abdullah Kutal, Mirzat Sati, CengizKaçan, Mehmet Emin Bayar ve İhsan Yaşlı'nın Türk Ceza Yasası'nın 169., 59.maddenin ikinci fıkrası ve 3713 sayılı Yasa'nın 5. maddeleri uyarınca üç yıldokuz ay ağır hapis cezası verildiği, hükmün Yargıtay 9.Ceza Dairesinin27.3.2000 günlü, E:1999/1671 ve K:2000/768 sayılı kararıyla onanarakkesinleştiği anlaşılmıştır.
-Nuri Turan, Beyaz Emektar ve Cezmi Yalçınkaya'nın Katıldığı 25.10.1998 GünüDenizli HADEP Gençlik Komisyonları Tarafından Düzenlenen Gençlik Şöleni İsimliEtkinlikte Meydana Gelen Olaylar
25.10.1998tarihinde Denizli HADEP İl Teşkilatı ve Gençlik Komisyonu tarafından DenizliAçıkhava Tiyatrosunda düzenlenen gençlik şöleninde sunuculuk yapan Nuri Turankonuşmasında, "...şu anda Kürdistanın askerleri için ve ölü askerler içinbir dakika saygı duruşu için ayağa kalkalım" diyerek izleyicilerisaygı duruşuna kaldırmış, bilahare Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında "tümKürtlerin bir arada olması ayakta kalması için, her Kürdün birlikte olması içinçoğu zindanlarda ve hapishanelerde ömürlerini çürütmüş ve ateşle oynamışlar,çoğu Kürtler ta yıldızlara kadar uzandılar, biz bir daha diyoruz ki bizimşehitlerimiz, bizim önderlerimizdir, biz de onların arkasında yürüyeceğiz.Onlar bizim önderimiz, başımızdır, onlar bize bu yolu göstermişlerdir...","...Ateş bizim Kürtler içindir, ateş bedene dönüşür, ateş cana dönüşür,sizce de malum ki Dicle ile Fırat arasında kan dökülüyor, bu kana yeterdiyoruz, biz artık kan dökmek istemiyoruz, eğer kan dökmek istersek, eğercanımızı vermek istersek kendi yurdumuz için canımızı ve kanımızı veririz. HaniNemrut dağının üzerindeki Kürtler, aynı saflarda omuz omuza mücadele vermeninonurunu yaşıyoruz, yaşasın halkların kardeşliği" dediği, Beyaz Emektarisimli sunucu ile birlikte izleyicileri Kürdistan askerleri için saygı duruşunadavet ettiği ve, "...ölüm fikirlerimizin yazgı kürttü, yasaktı adı,tırnaklarımızla kazıdık adımızı Diyarbakır surlarına, bir damla gözyaşı olup,denizlerde can verdik, güneşten koptu yüreğimiz, dağlardan şehirlere ulaştı,her sözümüz bir isyan, her gürültümüz ateşten kopan bir parça olup yıldızlarlabuluştu" şeklinde sözler sarfetmişler; Pamukkale Üniversiteli"yurtsever" öğrenciler tarafından gönderilen "Halkımızakurulduğu günden bu yana baskı, şiddet ve asimilasyon politikalarını pervasızcauygulayan özel savaş rejimi günümüzde bu uygulamalarına psikolojik savaşaygıtlarını da ekleyerek savaşı tırmandırmaktadır. Kuruluş mayasında Anadolu'dayaşayan Türk, Kürt, Türkmen, Ermeni, Arap, Çerkez ve Laz halklarını soykırımtemelinde gerçekleştiren özel savaş rejimi her türlü ulusal ve demokratik haktaleplerini zor aygıtlarla en kanlı bir şekilde bastırmaktadır. Ermenisoykırımı ile başlayan bu süreçle Mustafa Sülfi'lerin Karadeniz'deboğdurulması, Şeyh Said'in katledilmesi ve Dersim'de ana karnında bebeklerinsüngülenmesi ile devam edip günümüze kadar gelişmektedir. Günümüzde ülkenin birparçasının gelişen ulusal kurtuluş mücadelesini en vahşi bir tarzda bastırmayaçalışırken insanların bütün değerlerini ayaklar altına alan öldürüleninsanların organlarından koleksiyon yapacak kadar hayvanlaşan özel savaş rejimiaynı saldırıyı zindanlara doldurduğu tutsaklar üzerinde uygulamak istemektedir.Can güvenliğinden sorumlu olduğu tutsaklar üzerinde tam bir vahşetuygulanmaktadır. 12 Eylül karanlığında Amed şafağını yaratarak vahşete karşıdireniş geleneğini başlatan Mazlum Kemal ve Hayriler ile sayıları bugünonbinleri bulmuştur. Zindanlardaki özgür tutsaklar bir halkın ulusalönderliğine karşı başlatılan ve halkı bitirmeye yönelik olan politikalarınıbastırmak, protesto etmek için bedenlerini bir ateşe veriyorlar. Özel savaşrejiminin topyekün olarak başlattığı bitirme ve yoketme hareketlerine karşızindanlarda yükselen bu meşale bütün Anadolu'yu saracaktır. Halkımızın gençliğibu saldırılara ve zindanlarda yakılan meşaleyi özgürlük dağlarındayükseltecektir, gelecek kazanılacaktır. Yaşasın halkların kardeşliği"içerikli metni okuduğu, Cezmi Yalçınkaya'nın Türkçe ve Kürtçe olarak söylediğişarkıda, "Canım hanım güle her taraf Kürdistandır...Bizim elüzerimizdeki gençler onlar Kürtlerimizdir, onlar şehit oldular, tek tek onlarbize çağrı yaptılar, bize, şehitler ölmez, dağların üzerindekiler çalışmalaradevam ediyorlar, bizi yanlarına çağırıyorlar, şehitler ölmez, haydi dağ başınaçıkalım, kendimizi çalışmaya verelim, hepimiz dağlardaki çalışmalarımıza devamedelim, çalışın, çalışınız, dağlardaki çalışmanızı, biz sizlere çağrıyapıyoruz, şehitler ölmez, onlar köyümüzde epey büyük kişilerdir, bizimönderimizden önderlik yapıyorlar, bizim gönlümüzde çok saygındırlar vebüyüktürler, bize sesleniyorlar, şehitler ölmez, şehitler kendini bilmeyenlerinellerine geçtiler, o ağır ve güçlü askerlerimiz biz Kürtleri bağımsızlığakoşturacaklar, o kahraman askerlerimiz ağır güçlü Kürdistan askerleri şehitlerölmezler, ölmezler..." dediği nedenleriyle "bölücülükpropagandası yapmak" suçundan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce 3.6.1999günlü, E:1998/298 ve K:1999/100 sayılı kararla adı geçenlerin 3713 sayılıYasa'nın 8. maddesinin birinci fıkrası ve Türk Ceza Yasası'nın 59. maddesininikinci fıkrası uyarınca birer yıl hapis cezası verilmiş, bu ceza parayaçevrilerek ertelenmiş ve hüküm Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 21.12.1999 günlü,E:1999/2130 ve K:1999/4069 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
-Mahmut Güngör'ün Katıldığı Terör Örgütü Başının Romada Yakalanışını ProtestoAmacıyla 17.11.1998 ve 6.12.1998 Günleri Arasında HADEP Malatya İl veBattalgazi İlçe Teşkilatlarında Görevli Kişilerin Yönlendirmesiyle Malatya'daMeydana Getirilen Eylemler
MahmutGüngör'ün terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın Roma'da yakalanışını protestoetmek ve cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların açlık grevi eylemlerinidesteklemek amacıyla HADEP Malatya il binasında başlatılan açlık grevinekatıldığı, parti binasının muhtelif yerlerine "Kalbimiz Roma'da...ÖzgürlükGüneşimizi Karartamazsınız...Berxwedan Jiyane...Ateş GülleriniSelamlıyoruz...Zindanlar Boşalsın...Tutsaklara Özgürlük..." gibi PKK terörörgütü ve onun başı Abdullah Öcalan'ı destekleyici sözlerin yazılı bulunduğupankartların asılması, uydu anteni kullanarak MED TV adlı televizyon yayınıaracılığıyla PKK terör örgütünün propagandasına yönelik olarak örgütelemanlarının dağ ve kamp yaşantılarını, terör örgütü başının konuşmalarını veTürkiye Cumhuriyeti Devleti ve güvenlik güçlerini yerici yayınları partibinasına gelenlere izlettirilmesine yardımcı olduğu ve evinde yapılan aramadaterör örgütü yayınlarından olan gazete ve dergilerin ele geçirildiği nedeniyleadı geçenin "PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak" suçundanMalatya 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce Türk Ceza Yasası'nın 169., 3713sayılı Yasa'nın 5. ve yine Türk Ceza Yasası'nın 59. maddeleri uyarınca üçer yıldokuz ay ağır hapis cezası verilmiş, hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin4.12.2000 günlü, E:2000/1685 ve K:2000/3069 sayılı ilamı ile onanarakkesinleşmiştir.
-Sakine Sürgülü, Fatma Dolaş, Gülseren Öner, Nazife Bilgiç, Arzu Doymaz, SakineDoymaz, Fatma Doymaz ve Hüseyin Aslan'ın Katıldığı 17.11.1998 Günü AbdullahÖcalan'ın Tutuklanmasını Protesto Amacıyla Adıyaman HADEP İl Binasında YapılanAçlık Grevleri
Yukarıdaadı geçenlerin PKK silahlı terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan'ın İtalya'dayakalanması ve bu ülkede tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Adıyaman HADEPil binasında 17.11.1998 tarihinde açlık grevi başlatıp bu eyleme katıldıklarıve böylece yasadışı PKK silahlı çete örgütüne destek verdikleri nedeniyle"yasa dışı örgüte yardım ve yataklık yapmak" suçundan Malatya 1 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesi'nce 6.5.1999 günlü, E:1999/1 ve K:1999/37 sayılıkararla Türk Ceza Kanunu'nun 169, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarıncaceza verildiği, hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15.5.2000 günlü, E:1999/2174ve K:2000/1450 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
dd-Aramalarda Ele Geçirilen Yayın, Eşya ve Diğer Belgeler
HalkınDemokrasi Partisi hakkında çeşitli soruşturmalar nedeniyle yetkili ve görevliyargı mercilerince verilen kararlar üzerine adı geçen Parti'nin birçok teşkilatbinasında görevlilerce aramalar yapılmış ve bu aramalar sırasında Davalı Partiile terör örgütü PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyacak nitelikte yayın, eşyave diğer belgeler ele geçirilmiştir.
-HADEP Genel Merkezinde Ele Geçirilen Yayın ve Diğer Belgeler
Ankara2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 9.2.1998 günlü, 1998/24 D. İş sayılıkararı uyarınca 10.2.1998 Günü HADEP Genel Merkezinde yapılan aramada, AbdullahÖcalan'ın yazdığı "19. Yüzyıldan Günümüze Kürdistan Gerçeği ve PKKHareketi", "Politik Rapor", "PKK'nın Parti Tarihi","Eğitim Programı", "Toplumlar Tarihine Giriş", "KürtTarihi" başlıklı ders notlarının bulunduğu, eğitim salonundaki kara tahtaüzerine tebeşirle yazılmış "Ape Musa Eğitim Devresi" yazısınınbulunduğu, Ali Fırat (Abdullah Öcalan)ın "Kürdistanda Kişilik Sorunu"isimli kitabı, Seracettin Kırıcı'nın yazdığı "Eşa Hadepe Jana Amede","Aydınlar Ne Diyor Kürt Sorunu", İsmail Beşikçi'nin "Kürt AydınıÜzerine Düşünceler", Kemal Kirişçi'nin "Kürt Sorunu Kökeni veGelişimi", Abdullah Öcalan'ın "Kadın ve Aile Sorunu", MenduhMahmut Ayan'ın "Gerilla Kartaldır" isimli kitapların bulunduğu,kasette PKK terör örgütünün yayın organı olan MED TV yayını ile ilgiligörüntülerin yer aldığı, genel olarak ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğüneyönelik, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin işleyişi, siyasi gelişmeler veyönetimle ilgili yanlı beyan ve açıklamalar içeren haber/açıkoturumgörüntülerinin ve yayın sunucuyla birlikte, Necdet Buldan, Avukat Hasip Kaplan,Gazeteci Yazar Hasan Aslan Gürgün tarafından yapılan konuşmaların ve terörörgütü başı Abdullah Öcalan'ın telefon bağlantısıyla yaptığı açıklamaların yeraldığı kasetin elde edildiği, duvara asılan pano üzerine silahlı PKK örgütü veörgütün başı Abdullah ÖCALAN ile ilgili terör örgütünün propagandasını yapangazetelerden kesilmiş kupürlerin yapıştırıldığı, bu gazete küpürlerinde, "Avrupa'nınbir çok kentinde eylem yapan Kürtler ÖCALAN'a destek için Roma'ya akacak","Kürtler Roma'ya aktı", "Cezaevlerinde ölümbekleniyor", "Abdullah ÖCALAN : vasiyetleri bizim içinemirdir.", "PKK.lı ve DHP.li tutukluların suikast girişiminiprotesto için bedenlerini ateşe vermeleri üzerine bir açıklama yapan PKK GenelBaşkanı Abdullah ÖCALAN yakma eylemlerinin durdurulması gerektiğinibelirttiği," yazılarının bulunduğu, duvara sarı üzerine kırmızı renkleKürt sorununa demokratik çözüm yazılı bez pankartın asıldığı, HADEP GenelMerkezi eğitim salonunda bulunan kara tahta üzerine "partinin yolu,misyonu - legal - illegal" yazdığı bu suretle HADEP'in illegal faaliyetlerininde olduğunun belirtildiği; 19.11.1998 günü HADEP Genel merkezinde yapılanaramada ise çok sayıda video kaseti bulunduğu, 6 numaralı kasette, HADEP Siirtİl Başkanlığı'nın 26 Nisan 1997 de verdiği dayanışma yemeğinin görüntülerininbulunduğu bu yemekte bir konuşmacının Kürtçe olarak "Ey Kürt halkı bizbu kemal savaşına karşı baş kaldıralım. Ey arkadaşlar bunlar resmen bizim Kürthalkımıza savaş açmışlar." dediği,14 numaralı kasette 12 Mart 1997günü HADEP Şanlıurfa Parti Teşkilatının düzenlediği Nevruz kutlamalarıgörüntülerinin bulunduğu, "Halkın savaşçıları Kürdistan bizi bekliyorkaç bin yıldan beri Kürdistan el altındadır. Mazlum doğan sen Kürtlerinliderisin mazlum doğan" sözleriyle şarkılar söylendiği, dört gencinPKK.nın bayrağını sallayarak, toplulukta dolaştırıldığının görüntülendiği,Mardin ve başka cezaevlerinde bulunan çok sayıda PKK militanının açlık grevinebaşladıklarını belirten mektuplarının bulunduğu bir örneği Mahkeme'de bulunansoruşturma aşamasındaki tutanaklardan anlaşılmıştır.
-Mehmet Emin Toprak ve Hasan Gül'ün Katıldığı 17.11.1998 Günü HADEP Adıyaman İlBinasında Yapılan Eylemler
Adıgeçenlerin, terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın Roma'da yakalanışını protestoamacıyla Adıyaman Parti il binasında 17.11.1998 tarihinde başlatılan açlıkgrevine destek verdikleri nedeniyle "örgüte yardım ve yataklık etmek"suçundan Maltya 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 6.5.1999 günlü, E: 1999/1 veK: 1999/37 sayılı kararla Türk Ceza Kanunu'nun 169., 3713 sayılı Yasa'nın 5.maddeleri uyarınca üçer yıl dokuzar ay ağır hapis cezası verdiği, hükmünYargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 15.5.2000 günlü, E: 1999/2174 ve K: 2000/1450sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
-HADEP Ankara İl Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Yayın ve Diğer Belgeler
HADEPAnkara İl Teşkilat Binasında 24.6.1996 günü yapılan aramada, Abdullah Öcalan'ınAli Fırat ismiyle yazdığı "Türkiye Sosyalist ve Demokratik Hareketi"isimli "Kürdistan'lı Marksistlerin Görevleri" başlıklı "SterkaRızgari" isimli kitap ile çok sayıda cezaevindeki terör örgütü suçundantutuklu olanların HADEP Genel Merkezi'ne gönderdikleri dilekçeleri, üzerindePKK militanlarının gazeteden kesilmiş resimlerinin bulunduğu duvar panosu,İsmail Beşikçi'nin "PKK Üzerine Düşünceler" isimli kitabı,"Kirli Savaşa Hayır" yazılı pankart, PKK faaliyetlerini görüntüleyenvideo kasetleri; 10.2.1998 günü yapılan aramada ise 20.2.1992 tarihli"Savaş Hukuku" başlıklı üç sahifelik yazı, 150/80 ebadında"Kirli Savaşa Hayır" yazılı pankart, ülkenin bölünmez bütünlüğüneyönelik isyana ve ayaklanmaya teşvik edice beyanlar içeren teyp ve videokasetlerinin ele geçirildiği bir örneği Mahkeme'de bulunan soruşturmaaşamasındaki tutanaklardan anlaşılmıştır.
-HADEP Altındağ İlçe Teşkilat Binasında Ele Geçirilen Belgeler
HADEPAltındağ İlçe Teşkilat Binasında 24.6.1996 günü yapılan aramada PKKmensuplarının fotoğraflarından oluşturulmuş PKK'yı öven dokümanlar, 10.2.1998günü yapılan aramada ise, 1998 yılına ait üzerinde Türkiye CumhuriyetiDevletinin bir kısım topraklarını da içine alacak şekilde düzenlenen çok sayıdaKürdistan haritasının bulunduğu duvar takvimi ele geçirilmiştir.
ee-Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1998/527Hazırlık Numarası Üzerinden Yürütülen Soruşturma Kapsamında Ülke GenelindeYapılan Aramalar
AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1998/527 Hazırlıknumarası üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında ülke genelinde aramayapılmasına ilişkin karar doğrultusunda yapılan aramalarda çok sayıda belge,yayın, doküman ve eşyalar ele geçirilmiştir.
HADEPAdana İl binasında yapılan aramada, Abdullah ÖCALAN'ın Ali Fırat takma adıylayazdığı "Kürdistan'da Kişilik Sorunu", "Sosyalizm ve DevrimSorunları", "12 Eylül Faşizmi ve PKK Direnişi" isimli kitaplar,Evina Velat isimli Abdurrahman Durre'nin yazdığı kapağında Kürdistan haritasıolan kitap, üzerinde "Nevrozunuz Kutlu olsun ve Kürtçe "Nevroz PirozB" yazılı 106 adet Kürdistan haritası olan afiş;
HADEPİstanbul İl Binasında yapılan aramada 1x5 metre ebadında "Dersim DirenecekHADEP İstanbul il Başkanlığı" yazı ve imzası bulunan pankart, 1x3 metreebatlarında üzerinde eli sıkılı PKK. teröristi resmi ve yaşasın 15 ağustosatılım ruhu yazısı bulunan bez pankart;
HADEPBakırköy ilçe binasında yapılan aramada, ilçe başkanının odasındaki panoda PKKterör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN'in üzerlerinde sarı yeşil kırmızırenklerden oluşan kurdele ile bağlanmış fotoğrafı, içinde Abdullah ÖCALAN'ınresminin de bulunduğu "PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN'dan çözüm çağrısı"yazısı bulunan fotoğraf "PKK Türkiye Partisidir" yazılı resimlidöviz, önü PKK militanları, M.Hayrı DURMUŞ, Kemal PlR, Akif YILMAZ, AliÇİÇEK'İn resimlerinin yapıştırıldığı kağıt üzerinde "TC.nin GüneyKürdistan'daki harekatını nefretle kınıyor" yazılı döviz, 3 PKKmilitanının resmi;
EminönüHADEP ilçe binasında yapılan aramada 12 adet komando tipi askeri pantolon;
HADEPVan İl Binasında yapılan aramada çok sayıda örgüt yayını, il başkanının odasındakitaplık içinde gizlenmiş yabancı menşeli yeşil renkte askeri tip üzerindeH.E.R. DM 41 SIPLITTER yazılı el bombası ile 1x1.5 metre ebadında PKK bayrağı;
bulunduğu,dosyadaki tutanak ve belgelerden anlaşılmıştır.
HADEPGenel Merkezi ile İl ve İlçe Teşkilatı binalarında ele geçirilen belge, yayın,doküman, eşyalar ile video ve teyp kasetlerinin nitelikleri ve içerikleridavalı Parti'nin PKK terör örgütü ile ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır.
XI-DEĞERLENDİRME
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı, davalı Halkın Demokrasi Partisi'nin Genel Başkanı MuratBozlak ile diğer yöneticilerinin, birçok il ve ilçe teşkilatı başkan veüyelerinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelikeylem ve davranışlarda bulunduklarını ve bu eylemlerinin Anayasa ve SiyasiPartiler Yasası'nda belirtilen odak halini oluşturduğunu ve davalı Parti'ninkapatılması gerektiğini ileri sürmüştür.
DavalıParti savunmasında özetle, HADEP'in kapatılması için kampanya başlatıldığını,ülke genelinde HADEP binalarında aramalar yapılarak kamu davaları açıldığını,kapatma davası dosyasına konulan ya da iddianamede dayanılan kanıtların hukukauygun, adil ve tarafsız bir soruşturmanın ürünü olmadıklarını, yürütülensoruşturmaların sonuçlanmadığını, iddianamede kanıt olarak gösterilen yazılıbelgeler, ses ve görüntü kasetleri, parti binalarında ve yöneticilerinevlerinde elde edildiği iddia edilen maddi kanıtların, tanık beyanlarının veyargılanan parti yöneticilerinin sanık sıfatıyla aşamalardaki anlatımlarınıntek tek incelenmesine olanak bulunmadığını, bu nedenle hükme esasalınamayacağını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki görüşününtümüyle davanın açılmasından sonra ortaya konulan Abdullah Öcalan ve diğer bazıkişilerin HADEP aleyhine alınan tek yanlı ifadelere dayandırıldığını, DevletGüvenlik Mahkemelerinin gerek kuruluş ve yapıları ve gerekse uyguladıklarıfarklı yöntemler nedeniyle adil yargılama yapabilecek nitelikte bağımsız vetarafsız mahkemeler olmadığını, bu mahkemelerin ve nezdinde faaliyet yürütenCumhuriyet Savcılıklarının yaptıkları tüm işlemlerin ve verdikleri kararlarınAnayasa Mahkemesi'ndeki kapatma davasında esas alınmaması gerektiğini, delilolarak gösterilen kongre, toplantı ve gösterilerde PKK terör örgütününpropagandasına yönelik eylemlerin Parti'nin dışında, kontrol edemediğikişilerce yapıldığını, Türkiye'nin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmaküzere kimi uluslararası sözleşmeleri kabul ettiğini, iç hukuk normu ileulusalüstü norm arasında bir çatışma söz konusu olduğunda mahkemelerinulusalüstü normu doğrudan uygulaması gerektiğini, ulusalüstü normların içhukuka üstün ve bağlayıcı olduğunu, Parti'nin hiçbir şekilde Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerin odağı halinegelmediği gibi, PKK terör örgütü ile de bir bağlantısının bulunmadığınıbelirterek davanın reddini istemiştir.
Dava,kapatılması istenen siyasi partinin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik fiillerin işlendiği bir odak halinegeldiği ileri sürülerek açıldığından öncelikle konuya ilişkin Anayasa, SiyasiPartiler Kanunu ve ilgili uluslararası sözleşmelerin incelenmesi gerekligörülmüştür.
Anayasa'nınBaşlangıcı'nın birinci paragrafında, "Türk Vatanı ve Milletinin ebedîvarlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa,Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ünbelirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılap ve ilkeleridoğrultusunda"; beşinci paragrafında, "Hiçbir faaliyetin Türk millîmenfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının,Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke veinkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklikilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikayakesinlikle karıştırılamayacağı"; 3. maddesinin birinci fıkrasında, "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir"; 5. maddesinde, "Devletin temel amaç ve görevleri, TürkMilletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini ..."; 14.maddesinin birinci fıkrasında, "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerdenhiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insanhaklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayanfaaliyetler biçiminde kullanılamaz" denilmiş, ayrıca 28., 30., 58., 81.,103., 130. ve 143. maddelerinde de bölünmez bütünlük ilkesine yer verilmiştir.
Siyasipartilerin uyacakları esasları belirleyen Anayasa'nın 69. maddesinin altıncıfıkrasında, "Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrasıhükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bunitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesincetespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiillero partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyükkongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TürkiyeBüyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnenveya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan partiorganlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağıhaline gelmiş sayılır.", 68. maddenin dördüncü fıkrasında ise,"Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletinbağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suçişlenmesini teşvik edemez." denilerek buna aykırı davranan siyasipartilerin kapatılacağı öngörülmüştür.
Siyasalpartilere ilişkin Anayasa kuralları incelendiğinde, anayasakoyucunun bu konuyaözel bir önem verdiği görülür. Partilerin kuruluş ve çalışmalarında özgürolmaları temel ilkedir. Partiler, belli siyasal düşünceler çerçevesindebirleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp, ayrıldıklarıkuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemli etkisi olan partiler, yurttaşlarınistem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımlarısomutlaştıran hukuksal yapılardır.
Demokrasininolmazsa olmaz koşulu olan partilerin, sosyal ve siyasal yaşamdaki etkileri veulusal iradenin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, anayasakoyucu, onlarıöteki tüzelkişilerden farklı tutarak, kurulmalarını, çalışmalarında uyacaklarıesasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları, özel olarakbelirlemekle kalmamış, Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma,denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesindeçıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini öngörmüştür.
Siyasîpartilerin demokratik siyasî yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devletörgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların heristediklerini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı veengellerden uzak kalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü,Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamandaAnayasa'nın 2. maddesinde kurala bağlanan demokratik hukuk devleti olmanın dagereğidir. Çünkü, hukuk devleti herşeyden önce hukukun üstünlüğünü tanıyan vekoruyan devlettir.
Öteyandan, Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin (b) fıkrasında daAnayasa'nın 68. ve 69. maddelerine koşut kurallar getirilerek belirtilenyasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılacağı kabul edilmiştir.
Ulusaldüzenlemelerin yanısıra örgütlenme özgürlüğüne ve terörizme ilişkin kimiesaslar uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.
Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinbarışçı amaçlarla dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş, ikincifıkrasında ise, bu hakların kullanılmasına, ulusal güvenlik, kamu güvenliği,kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için ancak yasalarla kısıtlamalargetirilebileceği, 17. maddesinde, sözleşme hükümlerinden hiçbirinin birdevlete, topluluğa veya ferde, sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesi veya sözleşmede belirtilenden daha geniş ölçüde tahditlere tabitutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişme veya harekette bulunma hakkısağladığı şeklinde tefsir olunamayacağı öngörülmüştür.
ParisŞartı'nda da :
"Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur."
...
"Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir."
...
"Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz."
...
"Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler" denilmiştir, böylece, ırkçılık, etnik düşmanlık ve terörizmkınanmış, ülke bütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketleregirişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğuuluslararası bir çağrı olarak kabul edilmiştir.
BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerindeViyana'da gerçekleştirilen "Dünya İnsan Hakları Konferansı" sonundayayımlanan Deklerasyon'da da, "Eşit Haklar" ilkesine uygun olarakırk, din ve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil edenbir hükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin ülke bütünlüğünü ve siyasîbirliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eyleme izinverilemeyeceği gibi desteklenemeyeceği de vurgulanmıştır.
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal ve siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçeklere dedayanmaktadır.
TürkDevletinin vatandaşları arasında özel ve kamusal alanda etnik ya da diğerherhangi bir nedenle siyasal veya hukuksal ayrılık sözkonusu değildir. Nitekim,Türk Milleti içinde yer alan farklı kökenden vatandaşlar arasında Türkiye'ninher yerinde yaşama, eğitim ve medeni haklar yanında seçme ve seçilme hakkındantam olarak yararlanma, istek ve başarılarına göre her türlü işte çalışma, Türkdil ve kültüründen faydalanma ve katkıda bulunma gibi konularda tam eşitlikanlayışı içinde hiçbir ayırım gözetilmemektedir. "Ülke ve milletin bölünmezbütünlüğü"yle ilgili bu tarihsel oluşum tüm anayasalarımızda vazgeçilmezve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzun bir gelişmesüreci içinde gerçekleşip kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan Türk Ulusu gerçeğive olgusuna karşı ayrımcılığa, bölücülüğe, terör ve sonuçta yok olmaya yolaçacak eylemler kabul göremez.
Anayasa'yave Siyasi Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletinbölünmezliğinin temel ögeleridir. Bu nedenle her iki yasal düzenleme ile debelirtilen değerleri birlikte ve ödünsüz olarak korunması amaçlamıştır.
Anayasamız,Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştiricive bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirginniteliklerinden birini oluşturmaktadır.
Bubağlamda Anayasa'ya göre, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkesin hangi etnik gruptan olursa olsun Türk sayılması onun etnik kimliğiniinkar anlamında değil, devletine "Türk Devleti", ulusuna "TürkUlusu" ve ülkesine "Türk Vatanı" denen ve toplum yapısındaçeşitli etnik gruplar bulunan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğinsağlanması ve çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesini önlemeamacına yöneliktir. Bu nedenle, Anayasamıza göre siyasal açıdan önemli olan soydeğil, ulusal topluluktan olmaktır.
Ulusalbirlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin etnikkökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriylegerçekleşir.
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi azınlık yaratılmamasını, bölgecilik veırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını da içerir.
Siyasipartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temelkuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünübozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek hertürlü eylemden kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimdeyürütmeleri anayasal ve yasal zorunluluktur. Bunun sonucu da ülke ve ulusbütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü davranışın siyasi partiler içinyasak olmasıdır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler, vatandaşların birkısmını çoğunluktan çıkarıp azınlık durumuna getirerek ulusu ve ülkeyi bölmeye,etnik köken ayrımını kışkırtarak silâhlı ayaklanmaya çağırmaya, ulusunbireylerini, bölge halklarını birbirine düşman edip aralarında husumetyaratmaya yönelik eylemde bulunamazlar.
Demokratikhak ve özgürlüklerden yararlanılarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünekarşı gerçekleştirilen eylemler kabul edilemez. Bu durumda hak ve özgürlüklerinkötüye kullanılmasına engel olmak, devletin görevi ve varlık nedenidir. Teröredestek verip ondan destek alan bir siyasî partinin Anayasa ve yasaya görevarlığını sürdürmesi düşünülemez.
DavalıHalkın Demokrasi Partisi'nin Genel Başkanı Murat Bozlak'ın ve diğeryöneticilerinin, birçok il ve ilçe teşkilat başkan ve üyelerinin Parti adınadüzenlenen etkinlikler sırasında yaptıkları konuşma ve basın açıklamalarıyla,Kürt halkının Türk halkından farklı bir ulus olduğunu, Türkiye CumhuriyetiDevleti tarafından Kürt halkına karşı baskı ve zulüm politikası uygulandığını,PKK terör örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında bir savaşınyaşandığını, bu savaşta Kürt halkının PKK terör örgütünün yanında yer almasıgerektiğini söyleyerek, amacı Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak olan PKK terör örgütüne ve onun başı Abdullah Öcalan'ayardım ve destek sağladıkları ve böylece kimi mahkeme kararlarıyla da sabitolan Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemve davranışlarda bulundukları, ayrıca, 23.6.1996 günü Ankara Atatürk SporSalonunda yapılan Halkın Demokrasi Partisi'nin 2. Olağan Kongresi'nde meydanagelen, ayrıntıları ilgili bölümlerde açıklanan olaylar ile Genel Merkez veteşkilat binalarında yapılan aramalarda elde edilen eşya ve dokümanların da budurumu doğruladığı anlaşılmıştır.
HalkınDemokrasi Partisi'ne mensup kişilerin ve parti teşkilatının gerçekleştirdiklerieylemler ile elde edilen deliller PKK terör örgütü ile davalı Parti arasındakibağlantıyı açıkca ortaya koymaktadır. PKK terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ayönelik bombalı suikast girişimini, yakalanması için Türkiye CumhuriyetiDevleti tarafından yürütülen çalışmaları, yakalanmasını ptotesto amacıyla PKKterör örgütünün istem ve talimatlarıyla gösteriler, bildiriler, açlık grevlerive çeşitli etkinliklerin düzenlenmesi, "özgürlük","kardeşlik" ve "barış" kavramları kullanılarak ülkeninbelirli kesiminde yaşayan veya belirli bir etnik kökenden geldiğini iddia edenvatandaşlar üzerinde farklı bir ulus bilincinin uyandırılmaya çalışılması,Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin PKK terör örgütüne yönelik olarak sürdürdüğümücadelenin "kirli savaş" olarak nitelendirilmesi ve bu savaşta PKKterör örgütünün yanında yer alarak kimi eylem ve davranışlar içerisindebulunulması, parti içi eğitim adı altında PKK terör örgütünün eylemleri içinönce Parti daha sonraki aşamada da PKK terör örgütüne eleman temin edilmesiamacıyla kimi gençlerin PKK ideolojisi doğrultusunda eğitildikten sonra örgütündağlardaki kamplarına silahlı militan olarak yetiştirilmek üzere gönderilmesi,Parti'nin genel merkez, il ve ilçe teşkilatında çok sayıda, hakkında çeşitliyargı mercilerince toplatma ve yasaklama kararı verilen PKK terör örgütününpropagandasına yönelik eşya, kitap, pankart ve doküman ile PKK terör örgütümensuplarının resimlerinin bulundurulması ve propaganda amacıyla örgütün yayınorganı olan MED TV'nin gelenlere izlettirilmesi, 2. olağan kongresinde yapılankonuşma ve eylemler gibi birçok eylem ve bunlara ilişkin yargı kararları davalıHalkın Demokrasi Partisi ile PKK terör örgütünün bağlantı ve dayanışma içindeolduğunu göstermektedir.
Budurumda, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve PKKterör örgütüne yardım ve destek sağlamaya yönelik eylemlerin işlendiği odakhaline geldiği sabit olan Halkın Demokrasi Partisi'nin Anayasa'nın 68. ve 69.maddeleriyle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (b) bendinegöre kapatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
XII-KAPATMA KARARININ SONUÇLARI
Anayasa'nın69. maddesinin sekizinci fıkrasına koşut olarak Siyasi Partiler Yasası'nın12.8.1999 gün ve 4445 sayılı Yasa ile değişik 95. maddesinin ikinci cümlesinde,"...Bir siyasi partinin kapatılmasına söz veya eylemleriyle neden olankurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesinkararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yılsüreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisiolamazlar" denilmektedir.
Beyanve eylemleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olan Murat Bozlak, Hikmet Fidan,Kemal Bülbül, Kemal Okutan, Kudret Gözütok, Eşref Odabaşı, Recep Doğaner,Mehmet Satan, Hamit Geylani, Mehmet Selim Okçuoğlu, Hayri Ateş, Hasan Doğan,Mehmet Yücedağ, Arif Atalay, Hüseyin Duran, İsmail Minkara, Hamza Abay, YılmazAçıkyüz, Muharrem Bilbil (Bülbül), Serhat İnan (İman), Güven Özata, BedirÇetin, Hacı Pamuk, İsmail Turap, Abuzer Arslan, Rıza Kılınç, Şükrü Karadağ,Ramazan Sertkaya, Mehmet Mansur Reşitoğlu, Hediyetullah Ülgen, Mehmet EminBayar, Suzan Erdoğan, Halime Köklütaş, Mehmet Yardımcıel, Şemistan Ağbaba, ZekiKılıçgedik, Sakine Berktaş, Hasan Yıldırım, Beser Kaplan, Hıdır Berktaş, SabriSel, Ferhat Avcı, Yaşar Uçar, Ali Gelgeç, Veysel Turhan, Abuzer Yavaş'ıngerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak beş yıl süre ilebir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacaklarınakarar verilmesi gerekir.
XIII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcısı'nın 29.1.1999 günlü, SP.60.Hz.1999/37 sayılı İddianamesiile Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılması istenilmekle gereği görüşülüpdüşünüldü:
1- HALKIN DEMOKRASİ PARTİSİ'nin, kimi eylemleri yanında PKKisimli terör örgütüne yardım ve destek de sağlayarak Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odakhaline geldiği anlaşıldığından, Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 101. ve 103. maddeleri gereğince TEMELLİKAPATILMASINA,
2- Beyan ve eylemleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olankurucuları dahil üyelerinden;
Kadirve Fatma'dan olma, 1952 doğumlu, Ankara Şereflikoçhisar Aktaş Köyü nüfusunakayıtlı Murat BOZLAK,
Süleymanve Adle'den olma, 1956 doğumlu, Mardin Ömerli Güzelağaç Köyü nüfusuna kayıtlı HikmetFİDAN,
Musave Zeliha'dan olma, 1963 doğumlu, Malatya Arguvan Çobandere Köyü nüfusunakayıtlı Kemal BÜLBÜL,
Vakkasve Sultan'dan olma, 1957 doğumlu, Adıyaman Besni Eğerli Köyü nüfusuna kayıtlı KemalOKUTAN,
Nurive Suzan'dan olma, 1957 doğumlu, Tokat Merkez Karkıncı Köyü nüfusuna kayıtlı KudretGÖZÜTOK,
Nazimve Remziye'den olma, 1959 doğumlu, Yozgat Yerköy Yenimahalle nüfusuna kayıtlı EşrefODABAŞI,
Abdülvehapve Fatma'dan olma, 1960 doğumlu, Muş Varto Kumlukıyı Köyü nüfusuna kayıtlı RecepDOĞANER,
Mustafave Necibe'den olma, 1956 doğumlu, Gaziantep Nizip Pazarcami Mahallesi nüfusunakayıtlı Mehmet SATAN,
Abdullahve Duri'den olma, 1947 doğumlu, Hakkari Şemdinli Korgan Köyü nüfusuna kayıtlı HamitGEYLANİ,
Süleymanve Fidan'dan olma, 1964 doğumlu, Elazığ Karakoçan Okçular Köyü nüfusuna kayıtlıMehmet Selim OKÇUOĞLU,
Hasanve Sakine'den olma, 1964 doğumlu, Tunceli Pülümür Karagöz Köyü nüfusuna kayıtlıHayri ATEŞ,
Battalve Meryem'den olma, 1948 doğumlu, Malatya Hekimhan Koşar Köyü nüfusuna kayıtlı HasanDOĞAN,
Alive Sultan'dan olma, 1973 doğumlu, Malatya Arguvan Aşağısürmeli Köyü nüfusunakayıtlı Mehmet YÜCEDAĞ,
Hasso(Hüsso) ve Ayşe (Aşa) Fatma'dan olma, 1950 doğumlu, Adıyaman Besni Akdurak Köyünüfusuna kayıtlı Arif ATALAY,
Bedirve Bedriye'den olma, 1958 doğumlu, Adıyaman Kahta Çobanlı Mahallesi nüfusunakayıtlı Hüseyin DURAN,
Alive Gülüzar'dan olma, 1964 doğumlu, Adıyaman Besni Meydan Köyü nüfusuna kayıtlı İsmailMİNKARA,
Alive Perihan'dan olma, 1949 doğumlu, Tunceli Pertek Çakırbahçe Köyü nüfusunakayıtlı Hamza ABAY,
Hasanve Hayriye'den olma, 1971 doğumlu, Erzurum Hınıs Akgelin Mahallesi nüfusunakayıtlı Yılmaz AÇIKYÜZ,
Musave Zeliha'dan olma, 1966 doğumlu, Malatya Arguvan Çobandere Köyü nüfusunakayıtlı Muharrem BİLBİL (BÜLBÜL),
Abdullahve Zeliha'dan olma, 1975 doğumlu, Bingöl Karlıova Yorgançayır Köyü nüfusunakayıtlı Serhat İNAN (İMAN),
Behçetve Süphiye'den olma, 1945 doğumlu, Bitlis Merkez Atatürk Mahallesi nüfusunakayıtlı Güven ÖZATA,
Bekirve Veziha'dan olma, 1949 doğumlu, Adıyaman Samsat Balcılar Köyü nüfusunakayıtlı Bedir ÇETİN,
Hasanve Zeynep'ten olma, 1963 doğumlu, Adıyaman Merkez Uzunköy nüfusuna kayıtlı HacıPAMUK,
Devriş(Derviş) ve Zeliha'dan olma, 1963 doğumlu, Adıyaman Merkez Doğanlı Köyünüfusuna kayıtlı İsmail TURAP,
Mahmutve Zeynep'ten olma, 1941 doğumlu, Adıyaman Merkez Davuthan Köyü nüfusunakayıtlı Abuzer ARSLAN,
Hasanve Ayşe'den olma, 1966 doğumlu, Adıyaman Merkez Durukaynak Köyü nüfusunakayıtlı Rıza KILINÇ,
İsmailve Sultan'dan olma, 1951 doğumlu, Adıyaman Merkez Büyükkırıklı Köyü nüfusunakayıtlı Şükrü KARADAĞ,
Hasanve Emine'den olma, 1960 doğumlu, Adıyaman Merkez Kuyucak Köyü nüfusuna kayıtlı RamazanSERTKAYA,
Feritve Fatma'dan olma, 1970 doğumlu, Diyarbakır Hazro İncekavak Köyü nüfusunakayıtlı Mehmet Mansur REŞİTOĞLU,
Hasanve Emine'den olma, 1951 doğumlu, Diyarbakır Bismil Babahaki Köyü nüfusunakayıtlı Hediyetullah ÜLGEN,
Bozanve İslim'den olma, 1961 doğumlu, Şanlıurfa Merkez Yakubiye Mahallesi nüfusunakayıtlı Mehmet Emin BAYAR,
ŞahHüseyin ve Çiçek'ten olma, 1975 doğumlu, Muş Varto Onpınar Köyü nüfusunakayıtlı Süzan (Suzan) ERDOĞAN,
Abdülbarive Kamile'den olma, 1962 doğumlu, İzmir Çiğli Güzeltepe Mahallesi nüfusunakayıtlı Halime KÖKLÜTAŞ,
Ebubekirve Zümrüte'den olma, 1961 doğumlu, Kars Digor Dağpınar Köyü nüfusuna kayıtlı MehmetYARDIMCIEL,
Sürmelive Hanife'den olma, 1966 doğumlu, Kars Selim Koyunyurdu Köyü nüfusuna kayıtlı ŞemistanAĞBABA,
İbrahimve Melek'ten olma, 1950 doğumlu, Bingöl Merkez Kültür Mahallesi nüfusunakayıtlı Zeki KILIÇGEDİK,
Hıdırve Hanım'dan olma, 1976 doğumlu, Malatya Darende Ağılbaşı Köyü nüfusuna kayıtlıSakine BERKTAŞ,
Kayave Kibar'dan olma, 1948 doğumlu, Elazığ Palu Karabörk Köyü nüfusuna kayıtlı HasanYILDIRIM,
Rızave Cemile'den olma, 1957 doğumlu, Elazığ Merkez Şahinbey Köyü nüfusuna kayıtlı BeserKAPLAN,
Yusufve Yeter'den olma, 1941 doğumlu, Malatya Darende Ağılbaşı Köyü nüfusuna kayıtlıHıdır BERKTAŞ,
Hüseyinve Zeynep'ten olma, 1947 doğumlu, Adıyaman Çelikhan Kaya Mahallesi nüfusunakayıtlı Sabri SEL,
Abuzerve Hatice'den olma, 1971 doğumlu, Malatya Yeşilyurt İkizce Köyü nüfusunakayıtlı Ferhat AVCI,
Hacıve Nuriye'den olma, 1967 doğumlu, Adıyaman Kahta Yaprak Köyü nüfusuna kayıtlı YaşarUÇAR,
Abuzerve Zeynep'ten olma, 1971 doğumlu, Malatya Battalgazi Alacakapı Mahallesinüfusuna kayıtlı Ali GELGEÇ,
Alive Fatma'dan olma, 1968 doğumlu, Siirt Eruh Oymakılıç Köyü nüfusuna kayıtlı VeyselTURHAN ve
Yusufve Fatma'dan olma, 1953 doğumlu, Adıyaman Merkez Doğanlı Köyü nüfusuna kayıtlı AbuzerYAVAŞ'ın,
Anayasa'nın69. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince gerekçeli kararın Resmi Gazete'deyayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi,yöneticisi ve denetçisi olamayacaklarına,
3- Parti tüzel kişiliğinin kapatma kararının verildiğitarihte sona ermesine,
4- Davalı Parti'nin bütün mallarının 2820 sayılı SiyasîPartiler Kanunu'nun 107. maddesi gereğince Hazine'ye geçmesine,
5- Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca Başbakanlığa veYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, 13.3.2003 günündeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Mustafa BUMİN
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ertuğrul ERSOY
Üye
Tülay TUĞCU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Enis TUNGA
Üye
Mehmet ERTEN