ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1993/1 (SiyasîParti Kapatma)
Karar Sayısı:1993/2
Karar Günü:23.11.1993
R.G.Tarih-Sayı:14.02.1994-21849
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Özgürlük ve Demokrasi Partisi
DAVANINKONUSU
Özgürlükve Demokrasi Partisi Programı'nın kimi bölümlerinin 2820 sayılı Siyasî PartilerYasası'nın 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89.maddesine; Anayasa'nın da Başlangıç Kısmı ile 2., 3., 14., 24., 42., 68., 69.ve 136. maddelerine aykırılğı ileri sürülerek Siyasî Partiler Yasası'nın 101.maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi
istemidir.
I-İDDİANAME
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılıİddianamesinde aynen:
"I-Giriş
SiyasîPartiler Yasası (daha sonra SPY olarak belirtilecektir)nın 3. maddesine göre,"Siyasî partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili vemahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenengörüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile millî iradeninoluşmasını sağlayarak demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde ülkeninçağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyetgöstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır."
Buşekilde tanımlanmış olan siyasal partileri Anayasa'nın 68. maddesinin ikincifıkrası hükmü, demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsurları saymıştır.Ancak, ulusal iradenin oluşmasındaki rol ve görevleriyle olağan derneklerdenfarklı bir konumda bulunan ve bu nedenle kendilerine Anayasa'da özel bir yerverilmiş olan siyasal partilerin varlığını demokratik rejimin "olmazsaolmaz" koşulu kabul eden bu anlayışın mutlak ve sınırsız olduğusöylenemez. Çünkü, toplum hayatında çok önemli görevlere sahip bulunan siyasalpartilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyet ilkelerini hedef alan bir güç odağıdurumuna gelmesi toplumu tehdit etmeye başlar ki böyle bir duruma devletinhareketsiz kalması kamu düzeni ve toplumun devamlılığı kavramlarıyla bağdaşmaz.Devletin bu konuda gerekli tedbirleri alması onun demokratik hukuk devleti olmaniteliğinin gereği ve sonucudur. Nitekim, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncüfıkrası, siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuylabölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağını öngörmüş, 69. maddesinde ise,faaliyetlerinde 14. maddedeki sınırlamalar dışına çıkamayacakları esasınıgetirmiş, SPY.nda da bu ilkelere uygun düzenlemelerle aksine durum vedavranışlar kapatma yaptırımıyla karşılanmıştır.
Siyasalpartilerin toplum hayatındaki olağanüstü rollerini göz önüne alan Anayasa 69.maddesiyle, biraz önce belirttiğimiz ilkeler doğrultusunda, kurulan partilerintüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve yasahükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetleme vegerektiğinde kapatma davası açma görevini Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiş,SPY.nın 9. maddesi de bu görevi Anayasanın direktifine uygun olarak düzenlemişbulunmaktadır.
Davalısiyasî parti, gerekli bildiri ve belgelerin 19.10.1992 tarihinde İçişleriBakanlığına verilmesiyle SPY.nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır.Kuruluş bildiri ve eklerinin anılan Bakanlıkça Cumhuriyet Başsavcılığımızagönderilmesini takiben Anayasa'nın 69 ve SPY.nın 9. maddelerinin yüklediğigörev çerçevesinde davalı partinin tüzük ve programıyla kurucularının hukukîdurumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikle incelenmişve programında ayrıntılarına aşağıda yer verilecek olan aykırılıklar tespitedilmiştir.
II-Konuyla İlgili Yasal Düzenlemeler
A)Anayasa Hükümleri
Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışıiçinde insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir.
Madde3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçe'dir.
Bayrağı,şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı albayraktır.
Millîmarşı "İstiklâl Marşı"dır.
BaşkentiAnkara'dır.
Madde4- Anayasanın 1 nci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakihüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesihükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Madde14- Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin birkişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımıyaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan birdevlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Buyasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrikedenler hakkında uygulanacak müeyyideler kanunla düzenlenir.
Anayasanınhiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.
Madde24- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14ncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî ayin ve törenlerserbesttir.
Kimse,ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatleriniaçıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz vesuçlanamaz.
Dinve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Dinkültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunludersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak,kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse,Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa,din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlamaamacıyla her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dincekutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Madde42- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenimhakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
Eğitimve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilâpları doğrultusunda, çağdaş bilim veeğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Buesaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitimve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
İlköğretim,kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
Özelilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ileerişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.
Devlet,maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleriamacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumlarısebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirlerialır.
Eğitimve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ileilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsunengellenemez.
Türkçedenbaşka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.
Eğitimve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim veöğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarasıandlaşma hükümleri saklıdır.
Madde68- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme vepartilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için yirmibir yaşınıikmal etmek şarttır.
Siyasîpartiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasîpartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler.
Siyasîpartilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler
kurulamaz.
Siyasîpartiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz, kadın kolu, gençlikkolu ve benzeri ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremez, vakıfkuramazlar.
Hâkimlerve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındakiöğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarınınmemur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliğitaşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve Silahlı Kuvvetler mensuplarısiyasî partilere giremezler.
Madde69- Siyasî partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar;Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlartemelli kapatılır.
Siyasîpartiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernekler,sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliği içindebulunamazlar.
Bunlardanmaddi yardım alamazlar.
Siyasîpartilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokratik esaslarına aykırıolmaz.
Siyasîpartilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularınınhukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarınıtakiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder.
Siyasîpartilerin kapatılması, Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine,Anayasa Mahkemesince karara bağlanır.
Temellikapatılan siyasî partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yenibir siyasî partinin kurucusu, yöneticisi ve denetcisi olamayacakları gibi,kapatılmış bir siyasî partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceğiyeni bir siyasî parti de kurulamaz.
Siyasîpartiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdekidernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar,bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğüaleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu fıkra hükümlerine aykırıhareket eden siyasî partiler de temelli kapatılır.
Siyasîpartilerin kuruluş ve faaliyetleri denetleme ve kapatılmaları yukarıdakiesaslar dairesinde kanunla düzenlenir.
Madde136- Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesidoğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçedayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleriyerine getirir.
B)Siyasî Partiler Yasası Hükümleri
Madde78- Siyasî partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını, Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağıhükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açıksayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılmasıesasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veyasair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenikurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d)Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e)Genel ahlâk ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
f)Anayasanın hiç bir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.
Madde81- Siyasî partiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde açık veyakapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başkadil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar,plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz vedağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsızkalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındakiyabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.
Madde89- Sîyasal partiler, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş vedüşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaçedinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olanDiyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkinAnayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.
III-Dava Konusu Parti Programı
Davalıpartinin programında, davaya esas olarak, şu hususların yer aldığıgörülmektedir:
".....
Türkiye'deTürk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttüğü bir"Kurtuluş" savaşı ile saltanat yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bukuruluş sadece Türk egemen anlayışıyla sonuçlandırılmış, bu temelde yürütülenbatı ile bütünleşme çabalarından bir sonuç çıkarılamamış, Türkiye gerikalmışlıktan kurtulamamıştır.
.....
...Tekeliktidarlarının yapısı Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar, sivil-asker bürokratlarlaiç içe geçerek bu bütünleşme ve işbirliği temelinde sürdürülüyor. Tekelcihakimiyeti sürdürebilmek için; Kürt halkını inkar ve haklı taleplerinibütünüyle yok sayma... temelinde geliştirilen siyasî politikalarla yürüyorlar.
.....
Kürthalkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven, militaristpropagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen"Türk" anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusalazınlıklara ve dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sistemebağlı devlet politikalarını "Çağdaşlaşma", "Batılılaşma"adına sürdüregelmişlerdir...
.....
Türkiye'ninbütünlüğünü siyasal, sosyal, ekonomik olarak etkisi altına alan bu durumkarşısında tekelci iktidar çözümsüzdür. Çünkü bu iktidar toplumun eziciçoğunluğunun çıkarlarına karşıdır. Ve söz konusu çözümsüzlüğü egemen sermayeçıkarları temelinde tüm topluma zorla kabul ettirmek istemektedirler. Veböylelikle Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarlarını savunan bütün demokratikçıkışları tıkamaktadırlar.
.....
ÖZDEP,halklarımızın, barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzen yaratılmasını vebu düzen içinde özgür iradeye dayalı kendi kaderlerini kendilerininbelirlemesini öngörür.
ÖZDEP,halkların kardeşliği, birliği ve dayanışması önünde engel olan her türden verenkten ırkçı, şöven ve gerici faşist ideolojik akım ve örgütlenmelere karşıaktif bir politik, ideolojik, demokratik mücadeleyi yürütür.
ÖZDEP,iç ve dış politikaların belirlenmesinde tüm emekçi kitlelerin ve halklarımızınortak çıkarlarını temel alır...
ÖZDEP,emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusalazınlıkların kendi politik, ekonomik, mesleki ve kültürel çıkarlarını ifadeetmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarakgörür ve Anayasal güvence altına alır.
.....
ÖZDEP,Türk ve Kürt halkı ile azınlıkların demokratik, özgür bir ortam içinde kendidil, kültür, gelenek, felsefi ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürce yerinegetirmeleri ve geliştirmeleri için tüm olanakları sağlar. Başta TV, radyo olmaküzere her türlü basın yayın olanaklarından eşitçe yararlanmalarını öngörür.
ÖZDEP,halkların temel eğitimini kendi ana dilleri ile yapmalarını öngörür ve bunungerçekleşmesi için devletin maddi desteğini sağlar.
ÖZDEP,nihai olarak, Türk ve Kürt halklarını toplumcu bir
düzenegötürmek için gerekli tüm demokratik ön koşul ve hazırlıkları
gerçekleştirmeyiöngörür...
ÖZDEP,halklarımızı bütün yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımızın yegane sahibiolarak görür...
ÖZDEP,halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrumücadeleleri destekler, onlarla birlikte dayanışma içinde olur.
.....
PartimizTürk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden, halkınonayıyla seçilmiş, temsilcilerinin toplandığı demokratik bir Halk Meclisininyaratılmasını öngörür.
.....
Demokratikhalk meclisi... halklarımızın ulusal iradesini temsil eden demokratik, çağdaşbir yasama gücü ve organı olacaktır.
.....
Basın-yayınhalkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasındahalkların ulusal kimlik, dil ve kültürlerinin doğru bir tarzda halkakavratılmasında, halklar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilipgüçlendirilmesinde etkin bir araç haline getirilecektir.
.....
Devletdin işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır.
Partimiz...bütün ezilen sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik hertürlü ekonomik, politik, askeri ve kültürel saldırıya karşıdır.
Partimizhalkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrumücadeleleri destekler, onlarla birlik ve dayanışma içinde olur.
Partimiz,ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür bir ortamda kendi dil,kültür, gelenek, felsefi ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürcegeliştirebilmeleri için tüm olanakları sağlar.
Baştatelevizyon, radyo olmak üzere her türlü basın-yayın olanaklarından eşitçeyararlanmalarını öngörür...
.....
Özgürlükve Demokrasi Partisi ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit vegönüllü birliğinden yanadır.
Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını, demokrasinintemeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasi ve özgürlükten yanaolan herkesin sorunudur.
Özgürlükve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun barışçı vedemokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır.
.....
Özgürlükve Demokrasi Partisi halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacakdemokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine sonuna kadarsaygılıdır...
.....
....Bugünülkemizde hukuk ve adalet mekanizması antidemokratik, temel insan hak veözgürlüklerini çiğneyen, egemen sınıfların çıkarlarını temel alan, Kürthalkının ulusal varlığını yadsıyan, emekçilerin ekonomik, demokratikörgütlenmesini yasaklıyan gerici, şöven, ırkçı bir niteliğe sahiptir.
.....
Yargılamadaana dil esas alınacaktır.
.....
Türkve Kürt halklarının ve azınlıkların kendi ulusal kültürlerini özgürcegeliştirme ve sahiplenme ortamı yaratılacaktır. Halk ve ulus olmanın birinci vetemel unsuru dil olduğundan her halkın kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı sağlanacaktır.
.....
Herkesintemel eğitimini kendi ana diliyle yapması sağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokuladek her kademede ana dilde eğitim yapma fırsatı yaratılacaktır.
.....
IV-Kapatma Sebepleri ve Değerlendirme
A)Kapatma Sebepleri
"Giriş"bölümünde de belirtildiği gibi siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarınailişkin esaslar Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde belirtilmiştir. 68.maddenin dördüncü fıkrasında, siyasal partilerin tüzük ve programlarınındevletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulusegemenliğine, demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı,beşinci fıkrasında da, sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan parti kurulamayacağı kuralıgetirilmiş, 69. maddenin birinci fıkrasında ise siyasal partilerin tüzük veprogramları dışında faaliyette bulunamayacakları, Anayasa'nın 14. maddesindekisınırlamaların dışına çıkamayacakları, çıkanların temelli kapatılacakları, 8.fıkrasında da, siyasal partilerin yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretleayni ve nakdi yardım ve emir alamayacakları ve bunların Türkiye'ninbağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerinekatılamayacakları, bu hükümlere aykırı hareket eden siyasal partinin temellikapatılacağı kabul edilmiştir.
Siyasalpartilerin kurulmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, kapatılmalarına vs.ilişkin esasları düzenleyen SPY. Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde öngörülenilke ve esaslardan hareketle, siyasî partilerle ilgili yasaklar başlıklıdördüncü kısmında, partilerin amaç ve faaliyetlerinde uymak zorunda olduklarıhususları ayrıntılı olarak düzenlemiş ve bu ilke ve esaslara uymamanın yaptırımını101. maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde partinin kapatılması olarakbelirlemiştir.
Davanınkonularıyla sınırlı kalmak üzere, anılan Yasa'nın 78 maddesinde; "Siyasîpartiler:
a-Türkiye Devletinin ... Anayasa'nın Başlangıç kısmında ve 2. maddesinde belirtilenesaslarını; Anayasa'nın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline ... dair hükümlerini ... değiştirmek;
...dil,ırk ..., din ve mezhep ayırımı yaratmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
..."hükmü yeralmıştır.
Maddenin(a) bendinde, ağırlıklı olarak, Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile devletin temelögelerini belirleyen ve bunları koruma amacıyla getirilen hükümlerine göndermeyapıldığı görülmektedir. Anayasa'nın, Cumhuriyetin ve dolayısıyla Devletinniteliklerini belirleyen 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ..... millîdayanışma ve adalet anlayışı içinde ...... Atatürk Milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan ... lâik ... bir devlet olduğubelirtilmiştir. Gerek Anayasa'nın 2. maddesinde, gerekse SPY.nın 78. maddesinin(a) bendinde zikredilen "Başlangıç"ta ise, Anayasa'nın,"Atatürk'ün ... ilke ve inkılâpları doğrultusunda hiçbir düşünce ve mülâhazanınTürk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliğiesasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği, ilkeve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve lâiklikilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikayakesinlikle karıştırılmayacağı ... fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması, sözüneve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp, uygulanması..."gerektiği ifade edilmiştir.
Başlangıçtayer alan "Türk varlığının devleti ve ulusuyla bölünmezliği" esasından2. maddede dolaylı olarak sözedilmiş, 3. maddenin birinci fıkrasında ise"Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir" ifadesiyle bu esaslar tekrarlanmış, 14. maddenin birincifıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin hiçbirinin devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ... dil, ırk, din ve mezhep ayırımıyaratmak... amacıyla kullanılamayacakları kabul edilerek temel hak veözgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Toplumunsiyasal bakımdan örgütlenmiş şekli olan devletin kendisine ve dolayısıylatopluma yönelebilecek tehditlere karşı varlığını koruma endişesinin bir ifadesiniteliğindeki, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesi konusundaAnayasa'nın gösterdiği duyarlık bu söylenenlerle kalmamış, 4. maddesinde builkeyi içeren 2. ve 3. maddelerin değiştirilemiyeceği, değiştirilmesinin teklifedilemiyeceği kuralını getirmiş, ayrıca 5, 13, 28, 30, 33, 58, 130, 133, 135 ve143. maddelerinde de bu temel ilkeye yer vermiş, hatta 81. maddesindemilletvekili, 103. maddesinde Cumhurbaşkanı yemini metnine dahil etmiştir.
Devletinülkesiyle bölünmez bütünlüğü, onun dışa karşı bağımsızlığının ve ülkebütünlüğünün sağlanması ve korunması demektir. Ulusuyla bölünmezliği ise,herhangi bir azınlığın meydana gelmesinin önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılığınyasaklanması anlamına gelir. Bu ilkelerden birine aykırı davranılması diğerininde ihlâli sonucunu doğurur. Ulusal Kurtuluş Savaşının hareket noktası olmuş veonun belgesi haline gelmiş olan "Türk Devletinin ülkesi ve ulusuylabölünmezliği" ilkesinin tarihsel ve hukuksal dayanağı, AmasyaGenelgesi'nde sözü edilen, Sivas ve Erzurum Kongrelerinde kabul edilen"ulusal sınırları içinde bulunan vatanın ayrılık kabul etmeyenbütünlüğünün ve ulusun bağımsızlığının tehlikede oluşu"na ilişkin kararlarile bunlardan esinlenerek, belirlenen sınırlar içindeki toprakların ve buyerlerde kaynaşmış biçimde yaşayanların bir bütün olduklarını kabul ve ilâneden "Misak-ı Milli" Bildirgesi (Ahd-ı Millî Beyannamesi)dir. Bubelgede bir bütün oluşturdukları belirtilenler arasında herhangi bir etniktopluluktan söz edilmemiş, Lozan Barış Antlaşması da "Müslümanolmayan" kimseleri ayrık tutarak, ulusal sınırlar içinde hiçbir etnikazınlığın varlığını kabul etmemiştir.
SPY'nın78. maddesi bakımından üzerinde durulması gereken bir diğer konu, Anayasa'nınBaşlangıç Kısmı'nda ve 2. maddesindeki Atatürk milliyetçiliği düşüncesidir.Yukarıda belirtildiği gibi, Başlangıç'ta Anayasa'nın "hiçbir düşünce vemülâhazanın ... Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılapları karşısında korumagöremeyeceği..." fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması gerektiği ifadeedilmiştir. 2. maddenin gerekçesinde, Atatürk milliyetçiliği, bütün fertlerinkaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer birdeyişle ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşamaları şeklindetanımlanmaktadır. Başlangıç'ın dokuzuncu pragrafında, Türk vatandaşlarınınmillî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşıhak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlütecellisinde ortak olduğunun belirtilmesi de Atatürk milliyetçiliğidüşüncesinin aynı nitelikte bir başka anlatımıdır.
TürkiyeCumhuriyetinin bağlı bulunduğu ve onun bir ulusal devlet olma niteliğiningereği olan Atatürk milliyetçiliği modern milliyetçilik düşüncesidir. Bunagöre, çeşitli kökenlerden gelseler bile, bireyleri bir araya getiren, bir aradayaşatan şey, onlardaki aynı bir ulusa mensup olma duygu ve düşüncesi, buna dairirade birliğidir. Subjektif nitelikteki bu milliyetçilik düşüncesinde esasolan, kökeni ne olursa olsun, bireyin kendisi gibi olanlarla birlikte kaderde,kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün oluşturdukları duygu, düşünce veinancıdır. Bu bakımdan, sınırları belli olan ve bölünmez vatan esasına dayanır.Gerçekçi ve çağdaş milliyetçilik anlayışını temsil eder. Irk düşüncesine vekökence başka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılmaları düşüncesine yervermez. Kültür milliyetçiliğidir. Bu nedenle, kökenlerine bakılmaksızınbireyleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilinci etrafında toplar, onları"tek ulus" yapısı içinde kaynaştırıp, bütünleştirir. YüksekMahkemeniz de bir tarihsel olgu niteliğindeki bu milliyetçilik anlayışınıkararlı bir biçimde yukarıda belirtilen anlamda yorumlayagelmiştir. Nitekim,20.7.1971 gün, 1971/3 sayılı, 8.5.1980 gün, 1980/1 sayılı, 27.11.1980 gün,1980/59 sayılı, 18.2.1985 gün, 1985/4 sayılı kararlarında bu yorum tarzıtekrarlanmış; 16.7.1991 gün, 1991/1 sayılı kararında ise, milliyetçiliğin büyükbir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi" üzerine kurulu olan, çağınen etkin kültür ve politik anlayışı, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk devriminintemel ve önde gelen ilkelerinden olduğunu, Cumhuriyet döneminde"millet" ile "milliyetçilik" kavramlarının, başta YüceAtatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucuları ve onların koyduğu temel ilkelerüzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanıp 1924, 1961 ve 1982Anayasalarında yer almış oldukları, ... bunun ırkçı bir kavram değil, TürkiyeCumhuriyetini kuran Türk halkını, kökeni ne olursa olsun devlet yönündentartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içerençağdaş bir olgu olduğu; ayırımcılığı dışlayıp "ulus" yapısı içindekaynaşmayı öngördüğü belirtilerek aynı esaslara işaret edilmiş ve en son10.7.1992 gün, 1992/1 sayılı kararında da 16.7.1991 günlü kararın yukarıdazikredilen bölümü tekrarlanmak suretiyle Atatürk milliyetçiliği düşüncesininanlamı bir kere daha açıklanmış ve vurgulanmış bulunmaktadır.
Anayasa,başlangıç kısmı ile 2. maddesinde Atatürk milliyetçiliği ilkesine yer vermeksuretiyle onu Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı temel görüş ve ilkeler arasınakatmış, bununla da yetinmeyerek, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevini düzenleyen42. maddesinde, eğitim ve öğretimin doğrultusunun Atatürk ilkeleri olacağınıbelirtmiş, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu düzenleyen 134.maddesinde Atatürkçü düşünceyi ... araştırma ve yaymayı kurumun amaçlarıarasında saymıştır. Bu maddelerde geçen "Atatürk ilkeleri" ve"Atatürkçü düşünce" kavramları içinde Atatürk milliyetçiliğinin debulunduğu kuşkusuzdur.
SPY'nın78. maddesinin (a) bendinde siyasal partilere yasaklanan bir başka husus,devletin diline dair hükümlerini değiştirme amacını gütme veya bu amaca yönelikfaaliyette bulunmadır. Anayasa'nın 3. maddesinde devlet dilinin Türkçe olduğubelirtilmiştir. Devletin ulusal niteliği ve ulusuyla bölünmezliği ilkesinin birgereği ve sonucu olan, devlet dilinin Türkçe olması resmî işlemlerin veyazışmaların Türkçe yapılması, resmî belgelerin Türkçe yazılması anlamındadır.Ancak, bunun ötesinde, Türkçe yurt düzeyinde yüzyıllar boyunca, soyları farklıda olsa, birlikte yaşayan, karışıp kaynaşmış, kitlelerin kullandığı bir bilim,kültür ve edebiyat dili haline gelmiş ve bireylerin birbirleriyle iletişimininsağlanmasında ana öge olmuştur. Türkçenin kullanımındaki bu yaygınlıkkarşısında, bazı etnik grupların kullandıkları yerel nitelikteki dillerin resmidil yerine, genel iletişim ve eğitim dili olarak kabul edilmesi düşünülemez.
Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Düşüncelerin açıklanması veyayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz."kuralı getirilmiştir. Günümüzde ülkemizde yasaklanmış bir dil bulunmadığı gibi,genel hayatta birçok dilin koşulduğu görülmektedir. Anayasa'nın 42. maddesininson fıkrasında ise, "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretimkurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz veöğretilemez..." hükmü öngörülmüş ve uluslararası sözleşmeler saklıtutulmuştur.
Dilkonusunda bir başka Anayasal hüküm 14. maddenin ilk fıkrasında yer alan,Anayasadaki hak ve özgürlüklerin dil ayırımı yaratmak amacıylakullanılamayacağına ilişkin yasaklamadır.
Sözüedilen 78. madde bakımından önemli bir diğer husus da, devletin lâiklikniteliği ve siyasal partilerin bu niteliği değiştirme amacını güdemeyeceklerikuralıdır.
Anayasa'nındayandığı temel görüş ve ilkelerden olan Atatürk ilke ve devrimleri arasındabulunan ve devletin niteliklerinden biri olarak sayılan lâiklik ilkesininbaşlıca iki anlamı vardır. Birinci anlamı, dinsel inanç ve kanaat özgürlüğüdür.Anayasa'nın 24. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes vicdan, dinsel inançve kanaat özgürlüğüne sahiptir; üçüncü fıkraya göre de, kimse ibadete, dinselâyin ve törenlere katılmaya, dinsel inanç ve kanaatlerini açıklamayazorlanamaz, dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. Bu iki fıkra iletam bir dinsel inanç özgürlüğü sağlanmakta ve onun bir sonucu olarak dinselinancın uygulanmasını oluşturan ibadet, dinsel âyin ve törenler konusunda dabir özgürlük kabul edilmektedir. Ancak, bu ikinci özgürlüğün tam ve mutlakolmadığı aynı maddenin ikinci fıkrasından anlaşılmaktadır. Buna göre, ibadet,dinsel âyin ve törenler 14. madde hükmüne aykırı olmamak koşuluyla serbesttir.14. madde ile, temel hak ve özgürlüklerin genel anlamda kötüye kullanılmasınınönlenmesi düzenlenmekte ve böylece madde metninde belirtilen amaçlara aykırıolacak biçimde ibadet, dinsel âyin ve törenler yasaklanmaktadır.
Lâiklikilkesinin davayı ilgilendiren ikinci anlamı ise, din ve devlet işlerininayrılığıdır. Lâikliğin bu anlamı şu özellikleri içerir: Birincisi, lâikdevlette belirli bir devlet dininin mevcut olmamasıdır. Yani, herhangi birdinin resmî din olarak bireylere empoze edilmesi sözkonusu değildir. İkincisi,devletin bütün inanç sahiplerine ayırım yapmaksızın, eşitlik ilkesine uygunbiçimde davranmasıdır. Üçüncüsü, devlet kurumlarıyla din kurumları arasında birayrılığın mevcut olması, başka deyişle devletin siyasal örgütlenmesi içindeherhangi bir dinsel makamın yer almaması ve dinin bir kamu hizmeti karakterinitaşımamasıdır. Bu özellik nedeniyle dikkati çeken husus, ülkemizde yönetimkademeleri arasında bir "Diyanet İşleri Başkanlığı"nın bulunmasıdır.Bu nokta üzerinde ileride durulacaktır.
Tarihselgelişimi itibariyle, her ülkedeki lâiklik anlayışı ve uygulamasının toplumunözel koşulları ile o toplumda egemen olan dine göre birbirinden farklı olduğugörülmektedir. Bu bakımdan bizim lâiklik geleneğimiz kendi toplumumuzun veİslâmiyetin özelliklerinden doğan bir nitelik taşıyan, kendine özgü biranlayışı ifade eder.
Devletinülkesi ve ulusuyla bütünlüğü ve lâiklik ilkeleri ile dili konusundaki budüzenlemelerin yaptırımını oluşturmak üzere, Anayasa'nın 4. maddesiyle bu konulardakiilkeleri belirleyen 2. ve 3. maddelerinin değiştirilemeyeceği,değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği hükmü getirilmiş; siyasal partileryönünden de 68. madde ile tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuylabölünmezliğine, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 69. madde ile de 14. maddedebelirtilen sınırlamalara aykırı davranan partilerin kapatılacağı kabuledilmiştir.
Devletinülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesinin bir diğer güvencesini oluşturanSPY'nın 81. maddesinin (a) bendinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millîveya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunu ileri sürmek (b) bendinde ise, Türk dilinden veya kültüründen başkadil ve kültürleri korumak, geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacınıgütmek ve bu yolda faaliyette bulunmak yasaklanmıştır. Madde gerekçesindekiaçıklamaya göre, "Ülkemizde Lozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklardışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazıdillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî,sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her alanda bütün haklarasahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlâtlarıarasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir."
Maddenin(a) bendinde siyasal partilere, ulusal ya da dinsel kültür veya ... ırk veyadil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır.Lozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklar bu yasağın dışındadır. Bilindiğigibi ülkemizde azınlıklar konusu öncelikle 24.7.1923 tarihli Lozan Antlaşmasıile düzenlenmiş ve sadece "Müslüman olmayanlar" azınlık kapsamınadahil edilmişlerdir. Müslüman olmayanlara da Müslümanlara sağlanan medeni vesiyasî haklardan yararlanma imkânı verilerek yasalar önünde din ayırımıyapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmek amacıyla böyle bir düzenlemeyegidilmiştir. Bundan ayrı olarak, 18.10.1925 tarihli Türk-Bulgar DostlukAntlaşmasında, Türkiye'de yaşayan Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmişise de, yeni Türk devletinin lâik mevzuatı kabul etmesinden sonra bu kimselerazınlık statüsünden kendiliklerinden vazgeçmişlerdir. Türkiye'deki hukuksisteminde bu iki antlaşma ile kabul edilenlerin dışında bir azınlık yoktur.
Belirlibüyüklükte olan devletlerde dil, din, mezhep, ırk bakımından farklıtoplulukların bulunması hem doğal, hem de bir olgudur. Ancak, bu gibi topluluklardanher birine azınlık hakkı tanınması devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğiilkesiyle çelişir. Hele böylesi topluluklar ortak geçmişten gelen tarihsel vekültürel bütünlük anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusun kaderiyleözdeşleştirme iradesini belirtmişlerse böyle bir statünün tanınmasına gerekbulunmaz. Bizim tarihimizde de aynı olguyu gözlemek mümkündür. Gerçekten,X.yüzyılda Türklerin Anadolu yarımadasına gelmelerinden sonra Türkler veAnadolu toprağında yaşamakta olan her çeşit etnik unsur beraberce AnadoluSelçuklu Devleti içinde yaşamışlar, bu devletin tarih sahnesinden çekilmesindensonra ortaya çıkan çeşitli siyasal birliklerin ve bunların içinden yükselenOsmanlı İmparatorluğunun çatısı altında bu yaşayış devam etmiş, hatta bu birliğezaman içinde Kafkasya, Balkan ve Arap yarımadası ahalisi de dahil olmuştur.Daha sonra meydana gelen çeşitli tarihsel ve askersel olaylar sonucu OsmanlıDevleti sınırlarını Trakya ve Anadolu'ya kadar küçültmek zorunda kalmıştır.Böylece, yaklaşık bin yıllık bir süreç içerisinde, Türkler ve diğer etnikunsurlar aynı siyasal çatı altında iyi ve kötü günlerde birlikte olmuşlar,gerek birbirleriyle, gerekse başka topluluklarla çeşitli tarihsel, siyasalnedenlerle veya göç hareketleri sonucu karışıp kaynaşmışlar, aynı toplumsalkaderi paylaşmışlardır. Bu kader birliği, her tür etnik topluluğu aynı potaiçinde toplamış ve bütünleştirmiştir. Ortak bir geçmişe, tarihe, dine ve değeryargılarına, başka deyişle aynı bir ortak kültüre sahip insanlar, etnik kökenine olursa olsun, tek bir ulusa mensup olma şuur ve iradesiyle "TürkUlusu"nu oluşturmuşlar ve ortak azim, irade ve heyecanla TürkiyeCumhuriyetini kurmuşlardır. Bu birliktelik duygu ve düşüncesi o kadar güçlüdürki meselâ Kürt kökenliler diğer yurttaşlarla omuz omuza Kurtuluş Savaşı'nabilfiil katılarak yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinde ve onu takibenTürkiye Cumhuriyetinin kurulmasında müstesna hizmetler görmüşlerdir. Bubakımdan, Türk ulusu çeşitli halklardan değil, kendi özgür iradesiyle ortakoluşturduğu ortak kültürde geleceği de kapsayacak biçimde birleşmeye kararveren tek halktan, Türk halkından meydana gelmiştir.
Anayasa'nın66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk ulusundan sayılmak için öngörülentek şartın "vatandaşlık bağı" olduğu, bunun dışında kalan dil, din,ırk vs. farklılıklarının nazara alınmayacağı, "Türk Ulusu"nun buanlamda vatandaş sayılanların oluşturduğu bütünlüğü ifade ettiği kabuledilmiştir. Bu bütünlük içinde, şu ya da bu nedenle, yasanın deyişiyle ulusalveya dinsel kültür, mezhep yahut ırk ya da dil ayırımına dayanan azınlıklaryoktur. Bütünlük içinde yer alan her yurttaş diğerleriyle tam bir eşitlikiçinde ve ayrıcalıksız konumdadır. Her birey kendisi gibi olan başka bireyleretanınmış olan her türlü siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, medeni vs.haklardan sınırsız biçimde yararlanabilmektedir. Herkes eşit ve ayrıcalıksızolunca herhangi bir azınlıktan ya da çoğunluktan söz etmek de doğal olarakmümkün değildir.
81.maddesinin (b) bendinde ise, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasıamacını gütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bu hükümleanlatılan, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek yada yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması amacını siyasal partilerin güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyetgösteremeyecekleridir. Burada belirtilmesi gereken, 81. madde ile, ulusuoluşturan bireyler arasındaki etnik ayırımların, sahip bulunulan farklı dil vekültürlerin yasaklanmadığıdır. Ancak yüzyıllardır birlikte hayat sürmüş, ortakbir geçmişe, tarihe, dine, geleneklere sahip bireylerin oluşturduğu ulusbütünlüğü içinde bu ögelerden meydana gelen ortak kültürden ayrı, bireylerarasında bu bakımdan ayırımlaşma nedeni olabilecek yoğunlukta bir kültürfarklılığından sözedilemez. Özel yaşantılarında çeşitli etnik kökenlerden gelenyurttaşların kimliklerini belirtmeleri, dillerini konuşmaları, gelenek vegöreneklerini uygulamaları karşısında herhangi bir yasal ya da toplumsal engelyoktur. Yasaklanan, azınlık ve ayrı bir ulus oluşturduklarının ifade edilmesisuretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleridir.
Sözkonusu kuralın küçük değişikliklerle benzeri olan eski 648 sayılı SPY'nın 89.maddesinin (b) bendini yorumlayan Yüksek Mahkemeniz 8.5.1980 gün, E. 1979/1(Parti Kapatma), K. 1980/1 sayılı kararında şu hükme varmıştır: "...Buhükümde de..."azınlıklar yaratma" deyiminin açıklığa kavuşturulmasıgerekmekte olup, sözkonusu deyimin de maddenin tümü içinde değerlendirilmesi vebirinci fıkradaki "azınlıklar bulunduğunun ileri sürülmesi" deyimiylesıkı ilişkisi gözönünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanması zorunludur.Böyle bir yorumla varılacak sonuç ise "azınlık yaratma" deyimininancak bir "vatandaş topluluğunda azınlık hukukundan yararlanmalarıgerektiği düşüncesini yaratma" anlamına gelebileceğidir.
"Yukarıdada değinildiği gibi, azınlıklar dil, din ve ırk gibi nitelikleri nedeniyletoplumun çoğunluğundan ayrı varlıkları ve bu varlıklarını sürdürmeye haklarıbulunduğu hukukça tanınan vatandaş toplulukları olduklarından, ülkemizdeazınlık hukukundan yararlanmaya hak kazanmış gruplar bulunduğunu ileri sürmek,ya da Türk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla kimi vatandaş gruplarında azınlık hukukundan yararlanmalarıgerektiği düşüncesini yaratmaya çalışmak, kuşkusuz, yukarıda açıkça ortayakonulan Anayasal durum karşısında Anayasa'nın başlangıcı ile 2. ve 3.maddelerinde yeralan "ülke ve ulus bütünlüğü" temel hükmüne ve butemel hükmü içeren 57/1 maddesine aykırı düşer..."
YineYüksek Mahkemenizin 20.7.1971 gün, E. 1970/1 (Parti Kapatılması), K. 1971/1sayılı kararında belirtildiği gibi, "...bir siyasî partinin Türkiye ülkesiüzerinde Türkçeden başka dil konuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerek ve oazınlığı erek edinerek onun için birtakım haklar ve yetkiler tanınmasınıistemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması demektir. YineTürk yurttaşları arasında Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürlerikoruma çabalarına girişmek Türkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulmasısonucunu doğurmağa elverişli bir tutumdur..."
Şuhalde, bir kısım yurttaşları ırk, dil ve kültür bakımlarından şu veya bu adaltında, ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlarda bu bütünlükten ayrı bir azınlıkoluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma, ulus bütünlüğünün bozulmasıylasonuçlanabilecek ya da en azından böyle bir tehlikenin belirmesine yolaçabilecek olan, Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi üzerinde azınlık yaratma demektir.Siyasal partiler yönünden böyle bir amaç ülke ve ulus bütünlüğü ilkesineterstir. Daha öncede belirtildiği gibi Türk ulusu bütünlüğü içinde belirliuluslararası sözleşmelerle azınlık oldukları kabul edilen "Müslümanolmayan" yurttaşlar hariç, herhangi bir azınlıktan söz etmek olanaksızdır.Her Türk yurttaşı hukuk düzeninin sağladığı her türlü hak ve özgürlükten,herhangi bir etnik ayırımcılık söz konusu olmaksızın, sınırsız ve mutlakbiçimde yararlanmakta, ulus bütünlüğü içinde bireysel mutluluk ve huzurunugerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böylesine ayrıcalıksız konumdaki bir kısımyurttaşlar arasında, bir azınlığa mensup olduğu duygu ve düşüncesini yaratmakve onların sınırlı haklar rejimine tâbi tutulmasını istemek ulus bütünlüğünübozmaktan başka biçimde yorumlanamaz.
SPY'nın89. maddesiyle; siyasal partilerin, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasalgörüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyiamaç edinerek özel yasasında gösterilen görevleri yerine getirmek durumundaolan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasına ilişkinAnayasa'nın 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemeyecekleri kabul edilmiştir.Madde gerekçesindeki açıklamaya göre, bu hükümle sağlanmak istenen, Diyanetİşleri Başkanlığı'nın genel idare içindeki yerine dokunulmasının önlenmesidir.Bu hükmün dayanağı, metninde de belirtildiği gibi, Anayasa'nın 136. maddesidir.136. maddeye göre, genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığılâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasal görüş ve düşünüşlerin dışındakalarak ve ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel yasasındagösterien görevleri yerine getirecektir. Böylece, Diyanet İşleri Başkanlığı'nıngenel idare içindeki yeri güvence altına alınmış olmaktadır. 136. madde Diyanetİşleri Başkanlığı'na, özel yasasıyla belirlenen görevleri yerine getirirkengözetmesi gereken üç genel ilke göstermiştir ki bunlar "lâiklik ilkesidoğrultusunda hareket etmek", "bütün siyasal görüş ve düşünüşlerindışında kalmak" ve "ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinmek"tir.Bu suretle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın özel görevlerini bu üç ilkedoğrultusunda yerine getirmesi sağlanmak istenmiştir.
Anayasa'nın136. maddesi, 1961 Anayasası'nın 154. maddesinin bazı eklemelerle tekrarıniteliğindedir. Gerek eski 154., gerekse 1982 Anayasası'nın 136. maddesi,Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren genel idare içinde yer alan bu kuruluşundurumunu, toplumsal bir kurum olarak dinin ifade ettiği önemi göz önündetutarak aynen devam ettirme amacına yöneliktir. Anayasa'nın 136. ve SPY'nın 89.maddelerinde sözü edilen özel yasa 22.6.1965 tarihinde kabul edilen 633 sayılı"Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun"dur.Yasanın genel gerekçesinde, hedef aldığı temel ilkeler arasında, Anayasa'nınlâiklik, din ve vicdan özgürlüğü anlayışına uygun olarak genel idare içinde yeralan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görev ve yetkilerini belirlemeninbulunduğundan söz edilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetinkuruluşunu takiben Evkaf ve Şer'iye Vekâletinin kaldırılması sonucu 1924yılında 929 sayılı Yasayla kurulmuş, 1935 yılında 2800 sayılı Yasayla kuruluşungörev ve yetkileri belirlenmiştir. Ancak, zaman içinde ortaya çıkan ihtiyaçlarıkarşılama amacıyla çeşitli hükümlerin eklenmesine rağmen, yine de Yasanınyetersiz kalması yanında, güvenilir bilgilere sahip ve İslâm dininin yükseknitelikleriyle orantılı din görevlilerinin yetiştirilmesi, diğer yandan dinhizmetlerinin bir düzen altına alınması gereği yasakoyucuyu bu konuda yeni birdüzenlemeye gitmeye zorlamıştır. Yüksek Mahkemenizin 21.10.1971 gün, E.1970/53,K.1971/76 sayılı kararında da belirtildiği üzere, "... Diyanet İşleriBaşkanlığının Anayasada yer almasının ... birçok tarihi nedenlerin, gerçeklerinve ülke koşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir sonuç olduğunda kuşku yoktur.
.....
"Gerçekten,Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada yer alması nedenleri, Anayasamızda kabuledilen lâiklik düzen ve esaslarından ve bir Anayasa hükmü olan 154.maddesindeki Diyanet İşleri Başkanlığının kanunda gösterilen görevleri yerinegetireceği yolundaki ibareden anlaşılmaktadır. Bunlara göre, Diyanet İşleriBaşkanlığının Anayasada yer alması şu zorunluluk ve nedenlere dayanmaktadır;
Dinindevletçe denetiminin yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekliolarak yetiştirilmesi yoluyla dinî taassubun önlenmesi ve dinin toplum içinmanevi bir disiplin olmasının sağlanması ve böylece Türk Milletinin çağdaşuygarlık seviyesine erişmesi, yücelmesi ana ereğinin gerçekleştirilmesi gibinedenlere dayandığı gibi, aynı zamanda toplumun çoğunluğunun Müslüman bulunduğuülkemizde dinî ihtiyaçların karşılanabilmesi için dinî işleri görecek kişiler,mabet ve başka maddi ihtiyaçların sağlanması ve bunların bakımı gibi konularayardım etmek nedenlerine de dayanmaktadır..."
Şuhalde, Anayasakoyucunun Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada ve idare örgütüiçinde yer almasını öngörürken takip ettiği öncelikli amacın, bize özgü lâiklikanlayışı doğrultusunda din adamlarının yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla,toplumsal bir kurum olan dinin toplum yaşantısında bağnazlık oluşturaraktoplumun huzurunu tehdit etmesi sonucu kamu düzeninin bozulmasının önünegeçmek, ayrıca dinin toplum yaşantısı içinde bir siyasal güç, odak oluşturaraksiyasal iktidarı denetlemesini engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde,bireyler veya bireylerin oluşturduğu "cemaat" adı verilen örgütlütopluluklar, dinsel işlerin yürütülmesi, din adamlarının yetiştirilmesi, mabetvesair ihtiyaçların karşılanması alanlarından olduğu kadar, siyasal etkinlik veegemenlik kurma olanaklarından da uzak tutulmuş olmakta, bireylerin dinselnitelikteki ihtiyaçlarının sağlanması işleri dağınıklıktan ve düzensizliktenkurtarılarak, organize ve disiplinli bir biçimde tek elden yürütülmesigerçekleştirilmiş bulunmaktadır.
B)Değerlendirme
AçıklananAnayasal ve yasal hükümlerin ışığı altında, davalı partinin programındaki bazıbölümlerin değerlendirilmesinden şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
Programda,Türk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttükleri Kurtuluş Savaşıile Cumhuriyetin kuruluşunun sadece Türk egemenlik anlayışıylasonuçlandırıldığı; Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar tekelciiktidarların yapısının sivil ve asker bürokratlarla içiçe geçerek bütünleşme veişbirliği temelinde sürdürüldüğü, tekelci hâkimiyetin devam ettirilmesi içinKürt halkının inkâr ve haklı taleplerini bütünüyle yok sayma temelindegeliştirilen siyasal politikaların yürüdüğü; şöven, militarist propagandalar veimha politikalarının Kürt halkının en doğal demokratik hak ve isteklerine karşıçıkılarak egemen "Türk" anlayışının korunduğu; başta Kürt halkı olmaküzere diğer ulusal azınlıklara ve hatta Türk halkına da baskıları öngörenkapitalist sisteme bağlı devlet politikalarının "Çağdaşlaşma" ve"Batılılaşma" adına sürdürüldüğü;
Partinin,halkların barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzeni ve bu düzen içindeözgür iradeye dayalı, kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesini öngördüğü;halkların kardeşliği, birliği, dayanışması önündeki engellere karşı mücadeleedeceği, iç ve dış politikaların belirlenmesinde halkların ortak çıkarlarınıtemel aldığı, Türk ve Kürt halklarıyla azınlıkların kendi dil ve kültürlerinigeliştirmeleri için tüm olanakları sağlayacağı, halkların temel eğitimini kendiana dilleriyle yapmalarını ve Türk ve Kürt halklarını toplumcu düzene götürmekiçin ön koşul ve hazırlıkları öngördüğü; halkları bütün zenginlik kaynaklarınınsahibi olarak gördüğü; halkların birliğine ve çıkarlarına zarar veren hertürden teröre karşı mücadeleyi temel ilke olarak kabul ettiği; Türk ve Kürthalklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden bir halk meclisininyaratılmasını öngördüğü, bu meclisin halkların ulusal iradesini temsil edeceği;ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlüsaldırıya karşı olduğu; ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit vegönüllü birliğinden, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bilgirgesi, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçıve demokratik yönetmelerle çözümlenmesinden yana ve halkların eşit ve özgüriradesi temelinde oluşturulacak demokratik bir çözüm için Kürt halkınıniradesine sonuna kadar saygılı olduğu; ülkedeki hukuk ve adalet mekanizmasınınKürt halkının ulusal varlığını yadsıyan bir niteliğe sahip olduğu ifade edilmektedir.
Buifadelerde ilk bakışta dikkati çeken husus, Türk ulusu bütünlüğünden ayrı birKürt halkı ve diğer azınlıkların mevcut olduğunun belirtilmesi ve bu sözdeayrılığın "halklar" ve "azınlıklar" deyimleriyle hervesileyle ısrarlı bir biçimde vurgulanmasıdır. Türk ve Kürt halklarıyla diğerazınlıkların Kurtuluş Savaşının ortaklaşa başarıya ulaştırmalarını takibenkurulan Cumhuriyette Türk anlayışının egemen olduğu, Kürt halkının ve onun endoğal demokratik hak ve istemlerinin inkâr edilip yok sayıldığı, Kürtlere baskıuygulandığı, oysa kendilerinin Türk ve Kürt halklarının eşit ve gönüllübirliğini savundukları Kürt sorununun uluslararası antlaşma ve belgelerçerçevesinde ve halkların eşit ve özgür iradesi temelinde demokratik bir çözümekavuşturulması için Kürt halkının iradesine saygı duyduklarından; ayrıcahalkların barış ve kardeşliği, birliği, dayanışması, kendi kaderlerini tayinhakkından söz edilmesi, Türkiye Devletinin ulusuyla bölünmez bütünlüğünüzedeleyici niteliktedir. Bunlarla anlatılmak istenen Türk ulusu bütünlüğüdışında Türk ve Kürt halkları olarak adlandırılan iki ayrı ulusun mevcut olduğuve partinin bu iki ulusun eşit şekilde muamele görmesi ve beraberliklerinigönüllü olarak devam ettirmelerinden yana olduğudur.
Programdaki"halklar" deyiminin "uluslar" ve özellikle "Kürtulusu" anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü, programın"Partimizin Temel İlkeleri" ve "Ulusların Kendi KaderleriniTayin Hakkı" bölümlerinde, halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri içinyürüttükleri mücadelelerin desteklenmesinden; yine "Ulusların KendiKaderlerini Tayin Hakkı" bölümünde, ezilen, sömürülen halkların kendikaderlerini tayin hakkına yönelik saldırılara karşı olmaktan söz edilmektedir.Bağımsızlık, özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı gibi kavramlar sadeceuluslar için sözkonusu olabileceğinden, bölgesel veya yerel topluluklarıngüncel tepki ve duygularının ifadesi anlamındaki "halk"larınbağımsızlığı, özgürlüğü ve siyasal nitelikteki kendi kaderlerini tayinhakkından söz edilemeyeceğinden, programda birçok defa tekrarlanan"halklar" deyimiyle "uluslar", başka deyişle, Türk ulusubütünlüğü dışında başka ulusların, özellikle Kürt ulusunun varlığınınamaçlandığı sonucuna varmak gerekir.
İkinciolarak, "Yasama ve Yürütme" bölümünde, partinin Türk ve Kürthalklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden ve halk meclisi olarakadlandırılan bir yasama organının oluşturulmasını öngördüğü ve sözkonusumeclisin halklarımızın ulusal iradesini temsil edeceği belirtilmektedir. Ulusaliradeden söz edilmesi, o iradenin sahibi olduğu söylenen halkların, yaniçıkarlarının temsil edileceği söylenen Türk ve Kürt halklarının birbirindenayrı uluslar olarak kabul edildiğinin anlatımından başka bir şey değildir.Diğer taraftan, "Basın-Yayın Özgürlüğü" bölümünde, basın-yayınınhalkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasında,halkların ulusal kimlik...lerinin doğru bir tarzda kavratılmasında... etkin biraraç haline getirileceğine ilişkin ifadedeki "halkların ulusalkimliği" ibaresinin anlamı, ulusal nitelikte kimliğe sahip olan halkınbizzat o ulusu oluşturması demektir.
Üçüncüolarak, "Hukuk ve Adalet" bölümünde, ülkemizdeki hukuk ve adaletmekanizmasının Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyan bir nitelikte olduğuifade edilmektedir ki burada da açık bir biçimde Kürt halkının ulusalvarlığından sözedilerek onların ayrı bir ulus oluşturduğu kabul edilmişolmaktadır.
Sonolarak, "Eğitim ve Kültür" bölümünde, "..Halk ve ulus olmanınbirinci ve temel unsuru dil olduğundan..." biçimindeki ibarede, herikisinin birinci ve temel ögesinin dil olduğu kabul edilen halk ve uluskavramlarının eş anlamda kullanıldığı görülmektedir.
Bütünbunlar, programın çeşitli yerlerinde kullanılan "halk" sözcüğününaslında "ulus" kavramı yerine ve onu örtüp gizleme amacıyla tercihedildiğini göstermektedir.
Anayasadakivatandaşlık anlayışı karşısında Kürtlerin, daha doğru deyişle, Kürtkökenlilerin inkâr edilen doğal, demokratik hak ve istemlerinin ne olabileceğisorusu akla gelmektedir. Din, mezhep, dil, etnik köken ayırımı gözetilmeksizinher yurttaşın hukuk düzenince tanınmış siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel,medeni vs. her türlü haktan sınırsız biçimde yararlanabildiği ülkemizde,kimlerin hangi doğal ve demokratik hak ve istekleri yok sayılmaktadır' Sorununcevabını programda bulmak kabildir. Partinin bütün ezilen, sömürülen halklarınkendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü saldırıya karşı olduğu,halkların kendi bağımsızlığı ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrumücadelelerini desteklediği genel anlamda belirtildikten sonra "KürtSorunu" başlığı altında konu somutlaştırılıp sözde Kürt sorunununuluslararası sözleşme ve belgeler hükümlerine göre barışçı ve demokratikyöntemlerle çözümlenmesinin benimsendiği vurgulanarak , partinin, halklarıneşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacak demokratik (vurgulama bizim) birçözüm için Kürt halkının özgür iradesine saygılı olduğu açıklanmaktadır. Bu sonibareyle, Kürt halkı kendi kaderini belirleme hakkı çerçevesinde iradesinikullandığı takdirde buna saygı gösterileceği belirtilerek, dolaylı yoldan doğalve demokratik halk olarak nitelenen kendi kaderini belirleme hakkının Kürtleretanınmadığı ileri sürülmektedir.
Belirtilenbu anlatımlarla, Türk ve Kürt ulusları şeklinde bir ayırım ve Kürt halkınınkendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması, yani KürtlerinTürk ulusu bütünlüğünden kopması öngörülerek Anayasadaki ulus bütünlüğüilkesine aykırı bir görüşün savunulduğu anlaşılmaktadır. Oysa, Türkiye Cumhuriyetindebirden fazla ulusun varlığından söz edilemez. Etnik kökeni ne olursa olsun, heryurttaşın toplayıcı ve bütünleştirici bir anlayışın ifadesi olan "TürkUlusu"nun şerefli bir üyesi olması yerine bütünlüğü bozucu ve ırk esasınadayanan ayrılık iddiaları Anayasa ve yasa hükümleri karşısında hoşgörü ilekarşılanamaz.
Davalıpartinin programı incelendiğinde; "...Kürt halkının en doğal demokratikhak ve istemlerine karşı, bu şöven, militarist propagandalar, sürgün ve imhapolitikaları daima öne çıkarılarak egemen "Türk" anlayışı korunmuş,başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara dahası Türk halkına dabaskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarını"Çağdaşlaşma" ve "Batılılaşma" adına sürdüregelmişlerdir....
"ÖZDEP,emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusalazınlıkların kendi politik, ekonomik, mesleki ve kültürel çıkarlarını ifadeetmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarakgörür ve anayasal güvence altına alır...
"Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını demokrasinin temelikabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasiden yana olan herkesinsorunudur.
"Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsanHakları Avrupa Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçıve demokratik yöntemlerle çözümlenmesinden yanadır..." biçimindekianlatımların yeraldığı görülmektedir. Bu sözlerle Türkiye Cumhuriyetindebirtakım dinsel ve ulusal azınlıkların varlığı dile getirilerek onlara siyasal,ekonomik ve kültürel alanlarda örgütlenme hakkı tanınacağı ifade edilmekte,Kürtler bir ulusal azınlık olarak nitelendirilerek bu azınlığın sorunununçözümlenmesinin demokrasinin temeli ve Türklerle Kürtlerin ortak meselesiolduğunun belirtildiği, partinin bu sorunun belirli uluslararası sözleşme vebelgeler çerçevesinde çözümlenmesini savunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Devletitopraklarında Lozan Barış Antlaşmasıyla kabul edilen "Müslüman olmayanlar"ile Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında öngörülen Türkiye'de yaşayan Bulgarlardışında ulusal ya da dinsel nitelikte azınlıklar bulunmadığına göre, programdabu gibi azınlıklardan sözedilmesi Türkiye Devleti ülkesinde bu gibiazınlıkların varlığını ileri sürmek anlamındadır. Bu anlatımlar, salt, ülkededil, din, ırk bakımlarından öteki kesimden ayrı özelliklere sahip topluluklarbulunduğunun objektif olarak ileri sürülmesi niteliğinde olmayıp, daha ilerigidilerek Kürtlerin de dahil edildiği bu toplulukların ayrılıklarını devamettirebilmelerine olanak sağlıyacak hukuksal güvencelere kavuşturulmaları, yani"azınlık hukuku"ndan yararlandırılmaları benimsenip savunulmaktadır.Bu ise, ulus bütünlüğüne aykırı olarak 81. maddenin (a) bendinde belirtilen"azınlıkların bulunduğunu ileri sürmek" demektir.
Programda,"Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları EvrenselBildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesihükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır..."denilmekte, ancak bu hükümlerin neler olduğu belirtilmemektedir. Esasen, sözüedilen uluslararası belgelerde savunulan istikamette bir hüküm de mevcutdeğildir. Bir uluslararası sözleşme olmayan İnsan Hakları Evrensel BildirgesiTürkiye'nin de olumlu oy verdiği ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabuledilmiş bir metindir. Kendiliğinden bağlayıcılığı yoktur. İnsan Haklarını veAna Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ise genelolarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan kişisel ve siyasal haklarıgüvence altına almaktadır. Ancak bu sözleşme ile Türkiye tarafından onaylanmışsözleşmeye ek protokollerde azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hükümbulunmamaktadır. Sözü edilen her iki uluslararası metinde düzenlenmiş olan hakve özgürlükler Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına dahil edilmişlerdir. Kaldı ki bubelgelerdeki hak ve özgürlükler sınırsız değildir. İnsan Hakları EvrenselBildirgesinin 29. maddesinde, "Herkes haklarını kullanmak vehürriyetlerden istifade etmek hususlarında ancak kanun ile sırf başkalarınınhak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamakmaksadıyla ve demokratik bir cemiyette ahlâk, nizam ve genel refahın muhikicaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tâbidir."denilmiş, 30 maddesinde de, "işbu beyannamenin hiçbir hükmü, içinde ilanolunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yokedilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangibir hak gerektirir mahiyette yorumlanamaz." hükmü getirilmiştir. İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 11. maddesinin ikincifıkrası da, "Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zaruritedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, amme emniyetinin, nizamımuhafazanın, suçun önlenmesinin ve ahlâkın veya başkalarının hak vehürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir." şeklindeki hükmüile sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerin ulusal güvenlik, kamu güvenliği vedüzenin korunması vs. amaçlarıyla sınırlanabileceğini kabul etmiş, 17.maddesinde de, "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğaveya ferde işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veyamezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbitutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmayamatuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir edilemez." kuralınıgetirmiştir.
Hukuksalaçıdan bağlayıcılığı ve uluslararası sözleşme niteliği bulunmayan HelsinkiSonuç Belgesi, Avrupa'da II. Dünya Savaşı sonunda belirlenen sınırların ihlâledilmezliğini, devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmaması, rejimlerin güçkullanılması yoluyla karşı tarafa benimsetilmesi çabalarından kaçınılmasıilkelerini vurgulayan ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıgöstermeyi, ekonomik, bilimsel,insani konularda işbirliğini öngören bir anlaşmadır.
Anılanuluslararası sözleşme ve belgelerde ve Türk Ulusu bütünlüğünün Türk ve Kürtolarak ikiye ayrılması düşünce ve niyetine izin veren ve Kürt kökenliyurttaşların azınlık sayılmasını gerektiren bir hükmün varlığından söz etmekolanaksızdır.
Davalısiyasal partinin programında, "Azınlıklar" başlığı altındaki,"Partimiz ulusal ve dinsel azınların demokratik ve özgür ortamda kendidil, kültür...(lerini) özgürce geliştirebilmeleri için tüm olanaklarısağlar..."; "Eğitim ve Kültür" bölümünde, "...Halk ve ulusolmanın birinci ve temel unsuru dil olduğundan, her halkın kendi ana diliyleeğitim yapma olanağı sağlanacaktır. Bunun için eğitim alanlarında: ....Herkesintemel eğitimini kendi ana diliyle yapması sağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokuladek her kademede ana dilde eğitim yapma fırsatı yaratılacaktır...";"Hukuk ve Adalet" bölümünde, "...Yargılamada ana dil esasalınacaktır..." şeklindeki hükümler dikkat çekici bulunmuştur.
Kabuledilen bu ilkelere göre, herkesin kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı temelolarak benimsendikten sonra temel eğitimin ve hatta ilkokuldan yüksekokulakadar yeralan her eğitim kademesinde herkesin kendi ana dilinde eğitim görmefırsatının yaratılacağı belirtilmektedir. Bu ifadeler, temel eğitimde ve dahasonraki eğitim kademelerinde ana dilin esas alınacağı anlamındadır. Eğitimin veözellikle temel eğitimin ana dilde yapılması Türkçeden başka dillerin ana dilolarak okutulması ve öğretilmesi demektir ki bu husus Türkçe dışındaki dillerineğitim ve öğretim kurumlarında ana dil olarak Türk vatandaşlarına öğretilmesiniyasaklayan Anayasa'nın 42. maddesi ile çelişmektedir.
Diğertaraftan, yargılama faaliyeti devletin temel fonksiyonlarından biridir.Dolayısıyla, yargısal işlemlerin birer resmî işlem olduğunda kuşku yoktur. 4. maddesiile değiştirilmezlik koruması altına alınmış olan Anayasa'nın 3. maddesihükmüne göre, devletin dili Türkçe olduğundan resmî işlemlerin ve bu cümledenolarak yargılama işlem ve faaliyetlerinin de Türkçe yapılması, bunlarıbelgeleyen tutanakların ve diğer her türlü yazıların Türkçe yazılması gerekir.Bu anayasal zorunluluk karşısında, programda öngörüldüğü gibi, devletin temelişlevlerinden olan yargılama faaliyetinde devlet dili yerine ana dilin esasalınmış olması, Anayasa'nın devlet dilinin Türkçe olduğunu belirleyen 3.maddesine aykırı bir durum yaratmaktadır.
Sonolarak, programdaki, partinin ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgürortamda kendi dil, kültürlerini geliştirebilmeleri için tüm olanaklarınsağlanacağı biçimindeki hüküm de ulusal azınlıkların varlığı kabul edildiğigibi, bunların kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için tümolanaklardan yararlanabilecekleri öngörülmektedir. Gerek bu hüküm, gerekseyukarıda sözü edilen ve Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrası ile çelişeneğitimde ana dil olanağının yaratılması ile Anayasa'nın 3. maddesine aykırıbulunan yargılamada ana dilin esas alınacağına dair hükümler, SPY'nın 81.maddesinin (b) bendinde yasaklanan Türk dilinden veya kültüründen başka dil vekültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmekdemektir. Böylece Türk dili veya kültürü dışındaki dil veya kültürleri korumak,geliştirmek yoluyla bir kısım yurttaşlarda ulus bütünlüğünden ayrı olarakbelirli bir azınlığa mensup oldukları ve böylece eğitimde ve yargılamada anadilin esas tutulması ve kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri içinazınlık haklarından yararlanmaları gerektiği biçiminde bir düşünce ve inanç yaratmağaçalışılmaktadır ki böyle bir davranışın SPY'nın 81/b maddesine uygunluğundansöz etmek olanaksızdır.
Davalıpartinin programında yer alan "Devlet din işlerine karışmayacak, dincemaatlere bırakılacakatır." şeklindeki hüküm üzerinde durulması gerekmektedir.Programda Devletin din işlerine karışmayacağının öngörülmesi, onun klâsiklâiklik anlayışının gereği olarak örgütlenmesi, başka deyişle devletin dinselfonksiyonlar ifa edememesi anlamında algılanabilirse de, geleneksel olarakCumhuriyet dönemi anayasalarımıza yansıyan lâiklik anlayışının birtakımzorunluluklardan kaynaklanan kendine özgü niteliği karşısında, bu ilkeye aykırıbiçimde, devletin din işlerinde kamu yararını sağlama amacıyla sahip olduğudüzenleme yetki ve görevinden yoksun kılınması sonucunu doğuracak böyle biranlayışın Anayasa'ya uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Parti programındakabul edildiği üzere devletin din işlerine karışmaması, dinin cemaatlerebırakılması halinde, devletin kamu düzenini sağlama amacıyla ve inzibati düşüncelerledinî işlerin bir kesimine karışmasına olanak veren ve hatta bunu gerekli kılanlâiklik ilkesi çiğnenmiş olacak, Cumhuriyet, onun nitelikleri arasında sayılanve değiştirilemeyeceği kabul edilen lâiklik niteliğinden soyutlanmış olacaktır.Böyle bir sonucu doğuracak amacın güdülmesi SPY'nın 78/a maddesiyle yasaklanmışbulunmaktadır. Diğer taraftan; yine bu şekilde Anayasa'da ve SPY'da genel idareiçinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığının göreceği görevler ortadankalkacağından kendisinin hukuksal varlığına da ihtiyaç kalmayacak ve adı geçenörgüt genel idare içinden Anayasa'nın 136. ve SPY'nın 89. maddesine aykırıolarak tasfiye edilmiş olacaktır.
V-Sonuç ve İstem
Yukarıdayasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı partininprogramının bazı bölümleri Anayasanın başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 24.,42., 68., 69. ve 136. maddeleri SPY'nın 78. maddesinin (a) bendi, 81.maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine aykırı nitelikte olduğundan,
Özgürlükve Demokrasi Partisi'nin SPY'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim." denilmektedir.
II-DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
Özgürlükve Demokrasi Partisi'nin 29.3.1993 günlü ön savunmasında aynen :
"1-Usul Yönünden
1-Dava Siyasal Partiler Kanunu 9 uncu maddesine aykırı açılmıştır.
SiyasalPartiler Yasası'nın 9 uncu maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukukî durumlarını Anayasa vekanun hükümlerine uygunluğunu öncelikle ve ivedilikle inceler. Tesbit ettiğinoksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgilerin gönderilmesiniyazıyla ister. Bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak 30 gün içinde noksanlıkgiderilmediği veya istenen ek bilgi ve belgeler gönderilmediği takdirde, siyasîpartilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.
Bumaddenin dayanağı Anayasa'nın 69 uncu maddesinin 5. bendidir. Hükmün amacıSiyasal Partiler için bir güvence sağlamaktır. Siyasal Partilere açıklama veyadüzeltme olanağı vererek partinin kapatılma davasıyla yüz yüze gelinmesiengellenmek istenilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgürlük ve DemokrasiPartisi'ne Anayasa ve Siyasal Partiler Yasası'nın tanıdığı bu olanaktanyararlandırmamıştır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 9 uncu maddesi gereğince açıklama ya da düzeltme istemindebulunmaksızın dava açılması hukuka ve usule aykırıdır.
2-Bu davada yargılama duruşmalı yapılmalıdır.
2820Sayılı S.P.K'nun 98 inci maddesinde siyasal partiler kapatılma davasının dosyaüzerinde inceleme yapılarak karara bağlanacağı ana kural olarak belirtilmiştir.Ayrıca bu davalarda CMUK hükümlerinin uygulanacağı ve gerekli görüldüğühallerde ilgililerin ve diğer bilgisi olanların dinleneceği kabul edilmiştir.Bu hüküm siyasal partiler hakkında açılan kapatma davalarında duruşmayapılmayacağı sonucunu çıkarmaya elverişli değildir.
Konununönemi dikkate alındığında CMUK 387. maddesi uyarınca duruşma yapılmamasınınmahzurlu görülmesi halinde yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasıgerekmektedir. Her ne kadar CMUK 386 ncı maddesinde ceza kararnamesi ile cezaverileceği belirtilmişse de bu cezaya itiraz etmek mümkündür. Oysa siyasalpartilerin kapatılmasına ilişkin hükümler kesindir. Bu nedenle toplumun bellikesimlerini temsil eden siyasal partilerin kapatılması davalarında duruşmayapılması gerektiği kanaatini taşımaktayız. Bu sebeple davamızın duruşmalıolarak yapılmasını talep ediyoruz.
İddianamede;
1-T.C. Devleti toprağı üzerinde Türk halkından ayrı olarak Kürt ulusunun olduğunu,bu ulusun ulusal kurtuluş mücadelesini Türklerle beraber yürüttüğünü,Cumhuriyeti beraber kurduklarını, Kürt ulusunun kendi kaderlerini kendilerinintayin etme hakkının olduğunu, kültürünü, dilini geliştirmek her yerde bu dilinikullanabilmesi gerektiğini, demokrasi önünde en büyük engelin Kürt Sorunuolduğunu bu sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümleneceğibelirtilmiştir.
2-Din ve devlet işlerinin ayrılması Diyanet İşleri Bakanlığı'nın genel idareiçinde çıkartılacağı belirtilerek lâiklik ilkesine aykırı davrandığı;
Bunedenle ÖZDEP programının Anayasa'nın 2, 3, 14 ve 68 inci maddeleri ile SiyasalPartiler Yasası'nın 68, 69 ve 78 inci maddelerine aykırılık oluşturduğunu"Mihrak Olduğunu" belirterek Siyasal Partiler Kanunu'nun 101 ve 103üncü maddesine göre kapatılması talep edilmiştir.
HukuksalDurum ve Dava
Budavanın hangi hukuksal durumla görüldüğünü anlamak için Anayasa, SiyasalPartiler Yasası, uluslar arası hukuku, çağdaş demokrasilerde benzer durumlarıve ülkemiz gerçeğini incelemek gerekmektedir.
1-12 Eylül Anayasası evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır:
1982Anayasası evrensel hukuk ilkelerine ve toplumumuzun gerçeklerine aykırıdır.1982 Anayasası antidemokratik nitelikler taşıması nedeniyle iktidar, bütünmuhalefet partileri ve toplumdaki bütün baskı gruplarınca değiştirilmesigerektiği genel kabul görmektedir. Bütün Siyasal Partiler Anayasa'nındeğiştirilmesi gerektiğini Anayasa'nın antidemokratik nitelik taşıdığınıevrensel hukuk realitesine aykırı olduğunu toplumsal ihtiyaçlara cevapvermediğini, belirtmektedir.
AnayasaMahkemesi Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN "Bu Anayasa hukuka aykırıdır. Hukukaaykırı yasa da Anayasa'ya uygun oluyor." diyerek Anayasa'nın Evrenselhukuk ilkelerine aykırı olduğunu vurgulamıştır (Bugün Gazetesi 4.12.1991). Aynıtarihli gazetede TBMM Başkanı Hüsamettin CİNDORUK da Anayasa'nın daryorumlanmaması gerektiğini ve Türkiye'nin imza koyduğu uluslararasısözleşmeleri ve evrensel hukuk ilkelerini esas alması gerektiğini belirterekAnayasa'nın evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir.
Hükümetprogramında da Anayasa'nın dokuz yıl içinde yaşlandığı, ülkeningereksinmelerinin tamamen gerisinde kaldığı, 12 Eylül'ün kalıntılarınıtaşıdığını ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.
23.3.1993tarihinde iktidar ve muhalefet partileri Anayasa'nın demokratik olmayanhükümlerinin değiştirilmesi için biraraya gelmiş ve görüş birliğinevarmışlardır. Koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı,Başbakan Yardımcısı Erdal İNÖNÜ Partisinin Anayasayı tamamen değiştireceğinisürekli olarak vurgulamaktadır. Başbakan Süleyman DEMİREL 9.12.1991 tarihindeCumhuriyet Gazetesi'nde çıkan bir demecinde "Paris Şartına uygun yeni birAnayasa yapılması gerektiğini" belirtmiştir.
1982Anayasası her ne kadar % 92 oy ile kabul edilmiş ise de bu Anayasa 1982 yılınınözel koşullarında ve halkın iradesi darbeciler tarafından ipotek altınaalınarak anti-demokratik bir oylama sonucu kabul edilmiştir. Ancak, toplumunbüyük bir çoğunluğunca bugün kabul edilmemektedir. Meşruluğu tartışılmaktadır.
Partibu Anayasa hükümlerine dayanılarak kapatılmak istenilmektedir. AnayasaMahkemesi Başkanı'nın "Hukuka aykırı"dır dediği Yasa'ya dayanılarakParti'nin kapatılması toplum vicdanını zedeler. Sayın Yüce Divandan evrenselhukuk ilkelerine göre kapatma davasının incelenmesini, veya Anayasa'nınevrensel hukuk ilkelerine göre yorumlanarak, dar yorumlanmamasını davamızaçısından talep ediyoruz.
2-Siyasal Partiler Yasası Anayasa'ya aykırıdır. Siyasal Partiler YasasıAnayasa'nın geçici 15 inci maddesinde beklenen himayeden yararlandığı için;Anayasa hükümlerinin evrensel hukuk ilkelerinin davaya uygulanmasıgerekmektedir.
SiyasalPartiler uyacakları esaslar Anayasa'nın 69 uncu maddesinde belirtilmiştir.Anayasa'nın 14 üncü maddesinde belirtilen genel sınırlamalar dışına çıkamazlar.Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri,
"-Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak için,
-Türk Devleti ve Cumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye düşürmek,
-Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
-Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya din, dil, ırk vemezheb ayrımı yaratmak,
-Veya sair herhangi bir yolda bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenikurmak amacıyla kullanamaz" denilmektedir.
Anayasakapatma nedenlerini yukarıdaki şekilde sınırlamıştır. Bu sınırlama SiyasalPartiler için güvence oluşturmaktadır. Siyasal Partiler Yasası 68, 69 ve 78inci maddeleri Anayasa'nın 14 üncü maddesindeki genel sınırlamayıgenişletmiştir. Siyasal Partiler Yasası 78 inci maddesi ideolojik beyannameniteliğindeki Anayasa'nın başlangıç bölümünü kapatma nedeni saymış, dil,bayrak, millî marş ve başkente ilişkin hususları kapatma nedenleri arasındasaymıştır.
SiyasalPartiler 81 inci maddesinde de Anayasa'nın kapatma nedenleri dışınaçıkılmıştır. Millî veya dinî kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayananazınlıkların bulunduğu ve bunlar arasında ayrım gözetilmeyeceği hükmüAnayasa'nın 10 uncu maddesinde belirtilmişken SPY'nin 81 inci maddesindebunların varlığını söylemenin kapatma nedeni olduğu belirtilmiştir.
SiyasalPartiler 81 inci maddesinde farklı dil, mezhep ve dinin olduğunu söylemeninkapatma nedeni olduğu belirtilmiştir. Bir ulusun varlığı, bu ulusun dili, ayrıbir dinin olması sosyolojik bir gerçekliktir. Bunu yok saymak subjektif olarakmümkünse de objektif olarak mümkün değildir. Yani 81 inci madde sosyalgerçekliğe aykırıdır. Siyasal Partiler Yasası'nın 69 uncu maddesi "kanunlayasaklanmış" dillerden bahsetmektedir. Yani Türkiye'de başka dillerin veulusun olduğunu dolaylı biçimde yasa kabul etmiştir. Bu dil ve ulusuTürkiye'deki iktidar ve muhalefet tanımıştır. Bu yasak Türkiye'nin toplumsalyapısına aykırıdır. Demokratik, barışçıl yöntemlerle sorunun çözümlenmemesidemokrasi dışında çözümler üretmeye zorlamaktadır.
2820Sayılı SPY Anayasa'nın 10, 11, 12, 13, 14, 66, 68, 69 uncu maddelerineaykırıdır. Anayasa'nın geçici 15 inci maddesi iptali mümkün kılınmamaktadır.Ancak üstün olan Anayasa'nın hükümleri karşı karşıya geldiğinde Anayasahükümlerinin uygulanması gerektiği kanısındayız. Anayasa Mahkemesi'nin SiyasalPartiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı hükümlerinin yerine Anayasa veTürkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanmasını talepediyoruz.
SiyasalPartiler Yasası ve Toplumsal Meşruluk
BugünTürkiye'nin Siyasal ve toplumsal yapısı 12 Eylül kalıntısı olan mevzuatın lafzıyorumunu aşmıştır. Artık fiili hukuk doğmuştur. Siyasal Partiler Kanunu'nun 81inci maddesi Siyasal ve toplumsal ihtiyaçlara cevap vermemektedir. Bu maddeninuygulanması halinde Türkiye'de pek çok siyasal partinin kapatılmayla karşıkarşıya gelmesi mümkündür.
SiyasalPartiler Yasası 81 inci maddesi,
SiyasalPartiler,
a-Millî veya dinî veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunu ileri süremezler.
b-Türk dilinden veya kültüründen başka dil veya kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak... amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlardenmektedir.
FiiliDurum incelendiğinde;
Hükümetprogramı,
"Yurttaşlararasında kültür, düşünce, dil ve köken farkları olması doğaldır. Çeşitli etnik,kültürel ve dile ilişkin kimlik özelliklerini özgürce ifade edebilecek, özenlekorunabilecek ve rahatça geliştirebilecektir."
"...Herkesin kendi anadilini, kültürünü, tarihini, folklörünü dinî inançlarını araştırması,koruması ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir."denmektedir.
SHPMerkez Yürütme Kurulu raporunda; "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dayaşayanların Kürt kökenli olduğu" belirlendikten sonra, Kürt kökenli olanyurttaşların, kimliklerini her alanda özgürce geliştirme imkânı tanınmasıgerektiği belirtilmektedir.
Yasalarher ne kadar Kürt kimliğini yasaklamışsa da fiilen Kürt kimliği tanınmaktaTürkiye Cumhuriyeti'nin tabu saydığı giderek zorlama teorilerle "DağTürk"ü "Kart-Kurt" vs. yaklaşımlarla bugüne kadar inkâr ettiğişöven ırkçı politikalar bırakılma yönünde artık Güneydoğu ve Doğu Anadolu Kürthalkının olduğu genel kabul görmekte iktidarıyla muhalefetiyle yeni çözümleraranmaya başlanmıştır.
-Sayın Cumhurbaşkanı
"KuzeyIrak'tan gelen Kürtler bizim ülkemizin Doğu ve Güney Doğu AnadoluBölgelerindeki vatandaşlarımızın akrabalarıdır" daha sonra "...Ben deKürt kanı olabilir" ve nihayet "federasyon biletartışılabilir..." demektedir.
-Sayın Başbakan "Kürt Realitesini" tanımaktadır.
-Sayın Vahit HALEFOĞLU da;
"Bugünekadar Kürtlerin varlığını inkâr ettik yok saydık.
Uydurmatezler ürettik ve şimdi kabul ettik..." demektedir.
-Televizyon 6 ncı kanalı 15.11.1992 tarihli haber programının adını "KürtSorunu" koymaktadır.
Sayınİçişleri Bakanı İsmet SEZGİN 23.03.1993 tarihli SHOW TV deki açık oturumundaKürtlerin kimlik, dil ve kültürel özgürlüklerine ilişkin sorunlarıntartışılacağını Anayasal değişikliklerinin yapılacağını belirtmiştir.
Yanifiili durum var olan mevzuatımızı aşmıştır. Ve Çifte standart uygulanmamasıhalinde Türkiye'de faaliyet yürüten MHP, DSP dışındaki Siyasal Partilerhakkında da kapatılma davası açılmasını gerektirmektedir.
Yukarıyaaldığımız ifadeler ile, Başsavcılığın iddianameye aldığı ÖZDEP programındaki alıntılarkarşılaştırıldığında bir farklılık bulunmamaktadır. Bu nedenle Hükümeti kuranSHP ve DYP'nin kapatılması için Başsavcılığın dava açması gerekmektedir. Aksitakdirde çifte standart uygulanmış olacaktır.
SiyasalPartiler, Parlamenter Demokrası, Düşünce ve Örgütlenme Özgürlüğü
"Siyasalparti dinamik bir organdır. Siyasal vücudun doktrin ve eylemleriyle örülüideolojisi canlı tutar. Dinamizm belirli bir siyasal sistemle sınırlı olamaz.
Demokratiksiyasal yaşamda, düzen değiştirici Parti programlarıda vardır. Ve buAnayasa'nın güvencesi altındadır..." (Zafer Tunaya Siyasî Kanunlar veAnayasa)
Aynıeserinde Tunaya "kişi, konusunun fikirlerini ve davranışlarını nasılbeğenmeyebilirse, hükümetin icraatını da" eleştirebilir. Değişmesiniisteyebilir. Hatta içinde yaşadığı düzene başkaldırabilir. O zaman muhalefetsiyasallaşır..."
Şuhalde "muhalif", yada "siyasal muhalefet" deyince aklageniş anlamda, siyasal iktidarı ellerinde bulunduranlara karşı olma yada karşıçıkma olgusu gelir...
"...Muhalefetin hukuk düzeyinde kabul edilip korunması rejimleri, bugün için,birbirinden ayıran en önemli ölçüttür..."
"İnsanlartek ve resmî ideolojinin egemenliğinde yönetiliyorsa, o zaman her türündendüşünceleri açıklama ve örgütlenme bir haktır ve serbesttir. Bu çeşitliliği veçoğulcu bir siyasal hayatı gerektirir. Çünkü daha demokratik siyasal hayataçıktır ve çoğulcudur."
"İktidarve Muhalefet toplumsal düzen içinde anlaşmışsa sorun yoktur..." Şimdiörneği değiştirelim. İktidardaki merkez partisi seçimleri kaybetse iktidarakomünist ya da faşist parti geçse, sınırsız çok partili rejim içinde, faşist yada komünist partinin kurulması yasal olduğuna göre, yeni iktidar ilke olarak,toplumsal düzeni değiştirecektir. Bu örnekte de, düzen içinde çalışan birmuhalefet, düzene karşı çalışmıştır. Ve düzen eskisi gibi devam etmeyecektir.
Heriki örnekte de muhalefet yasal planda, yani düzen içinde görülmektedir.Sf-88-344-345-346-347.
Yukarıdaaldığımız uzun alıntıda ve diğer bilimsel yayınlarda da düzen içinde vedemokratik barışçıl yöntemlerle düzen değişikliğini savunmak bu yöndeörgütlenmek mümkündür. ÖZDEP siyasal iktidardan demokrasiyi "Milletin veülkenin bölünmez bütünlüğü ile lâiklik anlayışını farklı yorumlamaktadır.Anayasa'nın başlangıç hükümleri ideolojik belge niteliğindedir. Anayasa'nın buideolojisini ÖZDEP diğer siyasal partilerden farklı tanımlamakta veyorumlamaktadır. Ve çözüm önerilerini de bu tanımlama ve yorumlamaya bağlıolarak geliştirmektedir.
Anayasa'nınideolojisini kabul etmek zorundamıyız'
AnayasaMahkemesi 1963 yılında verdiği bir kararda, Anayasa'ya uygun düşünmek zorundaolduğumuzu, demokratik temel hak ve özgürlükleri bu ideolojiye uygun olarakkullanabileceğimizi belirlemiştir. Düşünce hürriyeti tarihini incelediğimizdeiktidarı elinde bulunduran egemenler kendi düzenlerine karşı gelişen muhalefetibastırmak için kendilerine meşruluk dayanağı aradığı görülmektedir. İlkdönemlerde siyasal iktidara muhalefet eden güçler iktidarın Tanrıdan kralaverildiği belirtilerek muhalefet tanrıya karşı gelmekle suçlanmıştır. Dahasonraki dönemlerde Muhalefet komünistlikle suçlanarak bastırılmıştır. TCK'nun141, 142. maddeleriyle ilgili Türkiye'deki uygulamalarda bunu göstermektedir."Cinsel Özgürlüğü", "Şeriat Düzeni" isteyenler komünizmpropogandası yapmakla suçlanmıştır.
Türkiye'deson dönemde iktidara muhalefet eden resmî ideoloji dışında çözüm üreten baskıgrupları bölücülükle suçlanmaktadır. Amaç muhalefeti bastırmaktır. HEP ileittifak eden SHP hakkında da bölücülük suçlamasında bulunulmuştur.
Yukarıyaaldığımız uzun alıntıda belirlendiği gibi düzen üzerinde mutabık kalındıktansonra düzenin değiştirilmesini savunan siyasal partilerin kurulması damümkündür. ABD yüksek mahkemesi 1945 yılında verdiği bir kararında "Halkızararlı düşüncesine karşı korumak devletin ne görevidir ne de hakkıdır. Anayasakoyucuları bizim adımıza doğruluk ile yanlış arasında bir ayrım yapmak için hiçbir yönteme güvenmediklerinden gerçeği aramakta herkesin klavuzu yine kendiolmak gerekir..." (H.ÇELENK 98.14)
YüksekMahkeme 1957 tarihli kararında benzer görüşlere yer vermiştir. FederalAlmanya'da Anayasa çok sert hükümler tanımasına rağmen ayrı görüşleri kabuletmektedir.
Türkiye'dekapatılan siyasal partilerin kapatılma gerekçeleri Anayasa'nın ideolojisinibenimsememeleri, demokrasiyi Anayasa koyucuları gibi yorumlamamalarıdır. VeAnayasa'nın anti-demokratik olan yasalarını değiştirmek istemeleridir. Aşağıdadaha geniş açıklayacağımızdan sadece bir örnek vermekle yetiniyoruz. Lâiklikilkesi Batı toplamlarında uzun mücadeleler sonucu kabul edilmiştir. ÖZDEP batıdemokrasilerindeki yorumlanışının toplum ihtiyaçlarına uygun olduğunudüşünmektedir. Bu yorumlanış nedeniyle ÖZDEP hakkında kapatılma nedenisayılmaktadır.
Yukarıdada açıkladığımız gibi, Anayasa'nın ideolojisinin benimsenmesi halinde, örneğinlâikliği iddia makamı gibi yorumlamak için Anayasal güvenceye gerek yoktur.Pozitif hukukta zaten böyle yorumlanmaktadır. Demokratik toplum düzenindenbahsetmek için farklı yorumlama özgürlüğünün olması gerekmektedir.
Demokratikçoğulcu bir toplumda resmî ideolojinin tanımlandığından farklı olarakkavramları tanımlamanın kapatılma davası konusu edilmesi "azınlıkhakkı"nın tanınmaması anlamını ifade eder. Düşünce ve örgütlenmehürriyetinin olmadığı bir toplum özgür bir toplum değildir.
"Devletinülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğü"
"Egemenlikkayıtsız şartsız Türk Milletinindir" ilkesinin bir sonucudur. Bu ilkemilletin kendi ülkesi üstünde en üstün güç olduğunu ve dışa karşı isebağımsızlığı ifade etmektedir.
Yukarıyaaldığımız bu iki ilke 12 Eylül darbecileri gibi yorumlandığı takdirde,
a-Ülke-Ulus-Devlet ve devlet bütünleştiğinden vatan ve toprak bütünleştiğinden"Dolayısıyla ne kadar küçük olursa olsun ülke topraklarından bir parçanınyabancılara terkedilmesi... Anayasa'nın 3 üncü maddesindeki"Bölünmezlik" böyle bir egemenlik devrine elverişli sayılabilecekşekilde değiştirilmesi gerekir"
(M.Sosyal Anayasa'nın anlamı Sf. 181)
b-Yerel yönetimlerin geliştirilmesi de bu ilkeye ters düşmektedir.
c-Federal sistem olanaksızlaşır.
d-AET'ye girmek istemek bu ilkeye aykırıdır.
Yukarıdada belirttiğimiz gibi, Türkiye'de yabancı üstler var. Dışişleri bakanı"ABD öyle istedi" diyebilmektedir. Ayrıca Türkiye AET'ye girmek içinbüyük çaba harcamaktadır.
Milletkavramını Anayasa koyucu "vatandaşlık bağıyla" tanımlanmıştır. Ancakhalkların mozayiği durumundaki Anadoluda özgür yaşamak, hak ve ödevlerdenyararlanmak için "Ne Mutlu Türküm" demek gerektiğini ısrarlabelirlemektedir. T.C. vatandaşı olmak ayrı şeydir. Türk kökenden olmak farklışeydir. Kimliğinin yok sayılmasını hiç bir sosyolojik topluluk, şimdiye kadarhiçbir toplumda kabul etmemiştir.
Çağdaşdemokrasiler incelendiğinde, Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, İsviçre vs.ülkelerde birden fazla halkın birlikte yaşadığı görülmektedir. Bu halklar kendikültürlerini
geliştirmekte,kendi dillerini kullanabilmektedir. Halkların kendi dillerini, kültürlerini,özgürce geliştirmeleri bu ülkeleri bölmedi.
Demokratikolmayan, yasakçı, baskıcı, otoriter toplumlarda ise, halklar uluslaşma iletanıştıktan sonra iç savaşlar çıktı, kanlı çarpışmalardan sonra bağımsız küçükdevletler oluşmaya başlamıştır.
ÖZDEPçağdaş demokratik hukuka saygılı ve hoşgörülü bir toplum düzeni istemektedir.Çözümleri barışçıl ve demokratiktir. Bölücülük bölge halkını potonsiyel suçluolarak görmekte ve otoriter devlet yapısından kaynaklanmaktadır. ÖZDEP siyasaliktidarların bölücü politikalarına karşı halkların gönüllü birlikteliğini savunmaktadır.
ÖZDEPlâiklik ilkesini tarihsel gelişmesine göre geldiği en son evredeki biçimiyleyorumlamaktadır. Lâiklik "Din ve Devlet İşlerinin birbirinden ayrılmasıolarak" tanımlanmaktadır. ÖZDEP bu ilkenin tanımına göre Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın Genel İdare içinde olmaması gerektiği kanaatindedir. Siyasalpartiler
Yasası'ndabelirtilen lâiklik anlayışı Türkiye'nin toplumsal yapısına uygun düşmemektedir.1982 Anayasası'nın kabülünden sonra toplumda şeriata hızlı bir yönelmeolmuştur. Bunun nedeni Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içindeolmasıdır. İmam hatip liselerinden mezun olanlar devletin kilit noktasınayerleşmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla Hanifi mezhebininpropogandası yapılmaktadır. Din dersleri zorunlu okullarda kabul edilmiş ve buderslerde Hanifi mezhebinin kabulüne göre İslam yorumlanmaktadır. Aleviköylerinde camiler yapılmaktadır. Güneydoğu ve Doğu Anadoluda irşattoplantıları devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet 12 Eylül'den sonra Kürtkökenli vatandaşların yaşadığı bölgelerde uçaklarla şeriat bildirileriniatmaktadır. ÖZDEP bu yanlış anlayışa Lâiklik ilkesinin çağdaş yorumlayışıylaçözüm üretmektedir. Bu nedenle kapatma davasının red edilmesi gerekmektedir.
Sonuçve İstem
1-Anayasa'nın geçici 15 inci maddesinin davamızda uygulanmaması, Siyasal PartilerKanunu Anayasa'ya aykırı olduğundan yukarıda belirttiğimiz Siyasal PartilerKanununun 68, 69 ve 78 inci maddelerinin iptaline,
2-Siyasal Partiler Kanunu Anayasa'nın geçici 15 inci maddesindeki himayedenyararlanılmasına karar verildiği takdirde, üstün olan Anayasa hükümleri ile,Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümleri ile evrensel hukukilkelerinin davamızda uygulanmasına,
3-Dava Siyasal Partiler Kanunu'nun 9 uncu maddesine uyulmadan açıldığındandosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı'na iadesine,
4-Siyasal Partiler Kanunu'nun 98 inci maddesi delaletiyle CMUK 387 nci maddesininuygulanarak duruşma yapılmasına,
5-Parti hakkında açılan kapatma davasının reddedilmesine karar verilmesinisaygılarımızla talep ediyoruz.
6-Esas hakkındaki savunmamızı saklı tutuyoruz." denilmektedir.
III-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 11.5.1993 günlü, SP.42.Hz. 1993/10 sayılı EsasHakkındaki Görüşünde aynen:
"DavalıÖzgürlük ve Demokrasi Partisi hakkında 29.1.1993 tarihli iddianamemizle açılandava dolayısıyla Yüksek Mahkemenizce istenilen esas hakkındaki görüşümüzaşağıda sunulmuştur. Ancak, öncelikle şu konuyu açıklamamız gerekir; Her nekadar ön savunmanın 2. sayfasında, davalı parti programının Anayasa ve SiyasîPartiler Yasası (bundan böyle SPY olarak belirtilecektir)nın kimi maddelerineaykırı olduğu ve bunun bir mihrak oluşturduğu nedeniyle SPY'nın 103. maddesiuyarınca kapatılmasının talep edildiği ifade edilmekte ise de, davanın hangikapatma sebeplerine dayandığı iddianamenin "dava" ve "sonuç veistem" bölümlerinde belirtilmiş olup, gerek bu bölümlerde, gerekse metinkısmında mihrak oluşturmaktan ve SPY'nın 103. maddesinden hiçbir şekilde sözedilmediğinden, ön savunmadaki bu beyanların gerçekle ilgisi bulunmamaktadır.
Önsavunmada ileri sürülen belli başlı hususlara karşı CumhuriyetBaşsavcılığımızın görüşleri şöyledir:
1-Davanın SPY'nın 9. maddesine aykırı olarak açıldığı iddiası;
Anılanyasanın sistematiğine göre, 9. maddenin, siyasî partilerin teşkilatlanmasıbaşlıklı ikinci kısmının, kuruluş aşamasına ilişkin hükümleri içeren birincibölümünde yer aldığı ve "Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunudenetlemesi" matlabını taşıdığı görülmektedir. Bu madde hükmü uyarınca,Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının vekurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu ve belgelerintamam olup olmadığını inceler. Bunlarda herhangi bir eksikliğin tesbit edilmesihalinde giderilmesini, ayrıca ek bilgi veya belgeye lüzum görürsegönderilmesini ister. Eksikliğin belirli süre içinde giderilmemesi ya daistenen ek bilgi ve belgelerin gönderilmemesi halinde, siyasî partilerinkapatılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu hükümle Cumhuriyet Başsavcılığınınpartileri denetleme görevinin içeriği ve sınırları belirlenmiş olmaktadır. Şuhalde, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuksaldurumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ile verilmesi gereklibilgi ve belgelerde eksiklikler tesbit edilmesi durumları arasında farkgözetilmiş ve her biri ayrı hukuksal sonuçlara bağlanmış olmaktadır. Yani,Cumhuriyet Başsavcılığınca tesbit edilen eksikliklerin giderilmesi, lüzumlugörülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi yazıyla istenmedikçe, bu nedenlesiyasal partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, başkadeyişle, yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğinde olmasına karşılık;kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa ve yasa hükümlerine aykırı olmaları nedeniyle kapatılmaları için davaaçılması, 104. madde hükmü dışında, böyle bir ön koşulunun varlığına bağlıtutulmamıştır.
Öteyandan; anılan maddedeki, Cumhuriyet Başsavcılığına verilen, kuruluş aşamasındatesbit edilen eksikliklerin giderilmesi ya da gerekli görülen ek bilgi vebelgelerin gönderilmesi için yazılı istemde bulunma ödevinin, tüzük veprogramlarının tamamen veya kısmen SPY'nın dördüncü kısmındaki yasaklamalaraaykırı olması halinde de geçerli olduğu kabul edilecek olursa, bu koşul yerinegetirilmedikçe 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle doğrudan kapatma davasıaçılması olanaksız hale gelecektir ki böyle bir sonucun SPY'nın kabul ettiğiesaslarla çeliştiğinde kuşku yoktur. Yüksek Mahkemenizin 25.10.1983 gün,E.1983/2 (Parti Kapatma), K.1983/2 sayılı; 8.12.1988 gün, E.1988/2 (SiyasîParti Kapatma), K.1988/1; 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma),K.1992/1 sayılı kararları da bu yoldadır.
Budurum karşısında, Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı parti hakkında açılmışolan dava, SPY'nın dördüncü kısmında yer alan 78. maddenin (a) bendi, 81.maddenin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine dayanmakta olup 101. maddenin (a)bendi gereğince kapatılması istenmekte olduğundan, davanın SPY'nın 9. maddesigereğince Cumhuriyet Başsavcılığımızca uyarı yapılmadan açılmış olduğunailişkin davalı partinin savunması yerinde değildir.
2-Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteği;
Anayasanın,Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usullerini düzenleyen 149. maddesininson fıkrasında, Mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri dosya üzerinde inceleyeceği hükmü kabul edilmiştir. Aynı kural, SPY'nın98. maddesinin ilk fıkrasında kapatma davasından açıkça söz edilmek suretiyletekrarlanmış, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Yasanın 33. maddesinde de Anayasadaki hükme paralel olarak siyasalpartilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasıhükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenip karara bağlanacağıesası getirilmiştir.
Ancak,gerek SPY'nın, gerekse 2949 sayılı yasanın sözü edilen maddelerinde, AnayasaMahkemesine, gerek gördüğü durumlarda sözlü açıklamalarını dinlemek içinilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanları çağırma yetkisi tanınmışbulunmaktadır. Öngörülen usulde, kapatma davalarında Ceza Muhakemeleri UsulüYasasının uygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşma yapılması öngörülmemiştir.Uygulanacak yöntem yönünden Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasına göndermeyapılması, o yasada yer alan her yargılama kuralının uygulanması anlamındaolmayıp, "duruşma" dışında davanın bünyesine uygunluk gösterenkuralların uygulanacağını belirtmek amacıyladır. Birer özel yargılama hukukuhükmü niteliğinde olan ve kamu düzenini ilgilendiren bu Anayasal ve yasaldüzenleme karşısında, Yüksek Mahkemenize ilgilileri dinleme yetkisini kullanmabakımından tanınmış olan takdir hakkı saklı kalmak üzere, parti kapatmadavalarında duruşma açılması mümkün bulunmadığından, davalı partinin bu yöneilişkin isteğinin reddi gerekir.
3-Anayasanın geçici 15. maddesinin davada uygulanmaması, SPY'nın 68, 69 ve 78.maddelerinin iptali isteği;
SPY'nıntamamının ya da kimi maddelerinin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülmesineveya bu hususun re'sen nazara alınmasına Anayasanın geçici 15. maddesinin sonfıkrası hükmü olanak vermediğinden, ön savunmada, öncelikle bu hükmün davada uygulanmamasıistenmektedir. Sözü edilen hükümde, maddenin birinci fıkrasında belirtilen12.9.1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük MilletMeclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süreye göndermeyapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasa hükmünde kararnamelerin ve2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınan karar ve tasarruflarınAnayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmiş ve böylece yetkiliorganca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar Anayasaya uygunluk denetimiyoluyla bu hükümlerin tartışılmasının önlenmesi biçiminde bir siyasal tercihortaya konmuştur.
YüksekMahkemenizin 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılıkararında belirtildiği gibi, yasaların yorumlanması ve uygulanmasında bir yasakuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen vebirbiriyle çelişen bir Anayasa ve yasa kuralının bulunması gerekir. Geçici 15.madde, Anayasanın bütünlüğü içinde bir çelişkinin değil, bir ayrık durumunifadesidir.
22.4.1983günlü SPY, 12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmış olan genel seçimden sonraTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının oluşması arasındaki dönemdekabul edilmiş olduğundan, geçici 15. maddenin son fıkrası hükmü kapsamındabulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmış olan söz konusuyasanın (kapatma davasıyla ilgisi bulunmadığı halde ön savunmada zikredilişsebebi anlaşılamayan 68. ve 69. maddeleriyle) 78. maddesinin Anayasayaaykırılığı ileri sürülemez. Ancak, hiç kuşku yok ki söz konusu kural,Anayasanın temel ilkeleri ve bu ilkelerin dayanağını oluşturan hukukun anakurallarıyla uyum gösterecek biçimde yorumlanmalıdır.
Öteyandan; yine Yüksek Mahkemenizin yukarıda işaret olunan kararında ifade edildiğiüzere, SPY'nın getirdiği yasaklar Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alankapatma nedenlerinin somutlaştırılması olarak düşünülmelidir. Bu hükümler"ulusal devlet niteliğinin korunması" ilkesinin yaptırımlarıdır.Çünkü, Anayasanın 69. maddesinin son fıkrasında, "siyasî partilerinkuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslardairesinde kanunla düzenlenir." denilmektedir. SPY'ndaki yasaklamalarıkabul etmekle yasakoyucu da Anayasanın öngördüğü düzenlemeyi gerçekleştirmiştir.
Belirtilennedenlerle, Anayasanın geçici 15. maddesi ile SPY'nın 78. maddelerinin davadauygulanmaması ve 78. maddesinin iptali isteği yerinde bulunmamaktadır."denildikten sonra, iddianamedeki görüşler tekrarlanmakla birlikte ilgilibölümlerinde ek olarak;
............................................................
"Siyasalpartilerin uymaları gereken esasların Anayasada düzenlenmesi, faaliyetlerininAnayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onlarınolağan derneklerden ayrı tutulmaları ve demokratik hayatın vazgeçilmez ögelerisayılmalarının sonucudur. Ancak, siyasal partilerin yukarıda değinilen tanımıve amaçları onların faaliyetlerinde istedikleri gibi davranabileceklerinigöstermez. Yüksek Mahkemenizin 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma),K.1992/1 sayılı kararında da değinildiği gibi, "... siyasal partilerinbaskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışmaözgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirlemeaynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir...
"...Devletlerinde saldırı ve ondan doğacak tehlikelerden kendi varlığını koruması,uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel bir haktır."
"DevletlerHukukunda, genellikle, "devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli (mesnî) yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemleralıp uygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insanhak ve özgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletinögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her türlü çabayı kapsar... Dayandığıtemelleri korumak amacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletinkusurlu bulunup suçlanması düşünülemez..."
...........................................................
"AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi:
1921Anayasasından 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilkeolan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurum veSivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî kurallarında dayanağınıbulmaktadır.
Misak-ıMillî'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanlarıngerçekten ve hukukça aykırılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinliklebelirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürt halkından hiçbir zaman sözedilmemişolduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme ve kararlarında da, Misak-ıMillî'nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklar sayılırken "Kürt"ayrımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıolmaktadır. Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışındabulmaktayız. Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında:"Bugünkü Türk Milleti, siyasî ve içtimai camiası içinde kendilerineKürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lâzlık fikri ve Boşnaklık fikripropaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazininistibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerindeüzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı daumum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahipbulunuyorlar" demiş ve "ulus"u "Türkiye Cumhuriyetini kuranTürkiye halkına Türk Milleti denir." biçiminde tanımlamıştır."
"AnayasaMahkemesi'nin 27.11.1980 günlü, 1980/59 sayılı kararında da "...Anayasa'daırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayaninanışları reddeden, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesiTürk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışının"benimsendiği vurgulanmıştır.
"TürkiyeCumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temelilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünükoruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenliklebağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan AtatürkMilliyetçiliği toplumsal dayanışmanın gücencesidir. Atatürk Milliyetçiliği,yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynızamanda ulusal varlığın korunmasına ve yüceltilmesine hizmet edecek yaşamanlayışı ve biçimidir. İnsancıl uygar ve barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi,dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar..."
............................................................
"AnayasanınBaşlangıç kısmında yer alan, Anayasanın ... hiçbir düşünce ve mülahâzanın ...Atatürk ilke ve inkılâpları karşısında koruma göremeyeceği ... fikir, inanç vekararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatleyorumlanıp uygulanması gerektiğine dair hüküm, Anayasayla gerçekleştirilmekistenen ana ilkelerden birini ifade etmektedir. 174. maddede ise, Atatürkdevrimlerinin Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma veCumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güttüğü belirtilmiş, ulusunetrafında toplandığı fikirler nüvesi niteliğindeki bu devrimlerin birer ifadesiolan yasaların Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı veyorumlanamayacağı kuralı getirilerek lâik devlet düzeni korunmak istenmiştir
Kabuledilen bu esaslar, gerçekleştirilmek istenen çağdaş uygarlık seviyesinin üstüneçıkma amacını engelleyebilecek ve zorlaştırabilecek hiçbir hak ve özgürlüğeAnayasada yer verilmediğini ve lâiklik ilkesine ilişkin kuralların bu amaçdoğrultusunda anlaşılması gerektiğini göstermektedir.
Devletinülkesi ve ulusuyla bütünlüğü ve lâiklik ilkeleri ile dili konusundaki budüzenlemelerin yaptırımını oluşturmak üzere, Anayasanın 4. maddesiyle bukonulardaki ilkeleri belirleyen 2. ve 3. maddelerinin değiştirilemeyeceği,değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği hükmü getirilmiş; siyasal partileryönünden de, 68. madde ile, tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuylabölünmezliğine, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 69. madde ile de 14. maddedebelirtilen sınırlamalara aykırı davranan partilerin kapatılacağı kabuledilmiştir."
............................................................
"YüksekMahkemenizin siyasal partilere ilişkin 16.7.1991 gün, E.1990/1, K.1991/1 sayılıve 10.7.1992 gün, E. 1991/2, 1992/1 sayılı kararlarında belirtildiği gibi,"... Kimi siyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım,yorum ve bahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıylayoğunlaştırılan sakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet"TEK"tir, ülke "TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusalbirlik; devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökenine olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriylegerçekleşir. Anayasa'da ve yasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbirkural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabuledilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarlatartışılamaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletindegiderilip karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık veyanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçeklersaptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devletamaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksızilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Çağımızda da farklı etnikgrupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeydehukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyet Devleti için farklı düşünmeninhaklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; belli toprak parçasını birırktan gelenlere maletmek , etnik arındırma yapmak anlamına gelir ki, bununçağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır. Ülkenin her köşesindeher vatandaş aynı koşullar içinde yaşamaktadır. Vatandaşlık, bölgeözelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş bir olgudur. Bukonuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına, din, kültür ve etnik kökeneilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarının sadece bir kişiye, sınıfa vezümreye değil, ayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarak uygulanmasıesastır. Siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusal topluluktan olmaktır.Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan hakları dışında özel haklara sahipolmak isterse, bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnız bir köken değil, aynızamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir. Bu ise, ulus bütünlüğüilkesiyle bağdaşmaz.
"Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusalve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğutartışılamaz..." denilmiştir.
IV-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
DavalıSiyasî Parti esas hakkında savunma yapmamıştır.
V-DAVANIN EVRELERİ
1.Davanın açılması üzerine Anayasa Mahkemesi'nce 23.2.1993 günü oybirliği ilealınan 1993/1 (S.P.Kapatma) sayılı kararı aynen şöyledir:
"a-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen Özgürlük ve DemokrasiPartisi'nin kapatılması istemli 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılıiddianame'nin onanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak otuz günlük süreiçinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayıyazılı olarak Anayasa Mahkemesi'ne göndermeleri için adı geçen Parti GenelBaşkanlığı'na tebliğine,
b-Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktankaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,
c-Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı birörneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine,
d-Esas hakkındaki düşüncenin onanlı bir örneğinin, ilgili Partiye tebliğiyle yineotuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,
e-Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmışsayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,
f-Anılan Parti'ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğininYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine,
OYBİRLİĞİYLEkarar verildi."
2.Anayasa Mahkemesi kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinin onanlıörneklerinin Özgürlük ve Demokrasi Partisi'ne 25.2.1993 günü tebliğedilmesinden sonra ÖZDEP vekilleri Av. Mehmet Nuri Özmen, Av. Hıdır Özcan, Av.Mehmet Bakır Asma ve Av. Mehmet Tekgöz, Anayasa Mahkemesi'ne sundukları29.3.1993 günlü ön savunmalarında Anayasa'nın geçici 15. maddesinin davadauygulanmaması yoluyla Siyasî Partiler Yasası'nın 68., 69. ve 78. maddelerininiptal ya da ihmal edilip uygulama dışı bırakılarak Türkiye'nin imzaladığıuluslararası sözleşmelerin ve evrensel hukuk ilkelerinin davada uygulanması;dava Siyasal Partiler Yasası'nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından dosyanınCumhuriyet Başsavcılığına iadesi; Siyasal Partiler Yasası'nın 98. maddesiyoluyla CMUK'un 387. maddesi uygulanarak duruşma yapılması ve Parti hakkındaaçılan kapatma davasının reddedilmesini istemişlerdir.
3.Cumhuriyet Başsavcılığı, 4.5.1993 günü SP. Muh.1993/52 sayılı yazı ile ÖZDEP'inKurucular Kurulunun 30.4.1993 günlü toplantısında Özgürlük ve DemokrasiPartisi'nin kendini feshettiğini Anayasa Mahkemesi'ne bildirmiş ve bu yazıyaParti Genel Merkezinden alınan 30.4.1993 gün ve 993-314 sayılı yazı ve Ekininbirer örneğini eklemiştir.
VI-GEREKÇE
A.Ön Sorunlar Yönünden
DavalıSiyasî Parti Ön Savunmasında :
a.Dava, Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından buusulsüzlüğün giderilmesi
b.Yargılamanın Siyasî Partiler Yasası'nın 98. maddesi yoluyla CMUK'un 387.maddesi uygulanarak duruşmalı yapılması
c.Davada Anayasa'nın GEÇİCİ 15. maddesinin uygulanmaması, Siyasî PartilerYasası'nın 68., 69., 78. maddeleri Anayasa'ya aykırı olduğundan bu maddeleriniptali, bu olmazsa üstün olan Anayasa hükümleri ve uluslararası sözleşmelerleevrensel hukuk kurallarının uygulanması İstenmiştir.
Önceliklebu ön sorunların çözümü gerekmektedir. Ancak bunlardan da önce üzerindedurulması gereken konu şudur: ÖZDEP Kurucular Kurulu 30.4.1993 gün ve 993-314sayılı yazı ile Parti'nin feshedildiğini belirtmiştir. Bu kapanma kararındansonra da ÖZDEP Esas Hakkındaki Savunmasını hazırlamamıştır. O halde, bu kapanmakararının davaya etkisi üzerinde durmak gerekir.
1-Parti'nin Yetkili Organınca Verilen Kapanma Kararının, Kapatmaya İlişkin HükmünSonuçlarına Etkili Olup Olamayacağı Sorunu
22.4.1993günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 108. maddesi aynen şöyledir:"Bir siyasî partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra o partininyetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa Mahkemesi'nde açılmışbulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halindedoğacak hukuki sonuçlara hükmedilmesine engel değildir."
Ohalde, ÖZDEP'in Kurucular Kurulunun 30.4.1993 günlü toplantısında alınankapanma kararı davanın yürütülmesine, sonuçlandırılmasına ve hukuki sonuçlarahükmedilmesine engel değildir.
ÖZDEP'inkapanmasından sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Esas HakkındakiDüşüncesinin onanlı bir örneği 13.5.1993 günü kendilerine tebliğ edilmesinekarşın süresi içinde savunma verilmemiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 23.2.1993 günlükararında "verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunmadankaçınmış sayılacakları" belirtildiğinden ÖZDEP, esas hakkında savunmayapmadan vazgeçmiş sayılmıştır.
2-Davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp AçılmadığıSorunu
DavalıSiyasî Parti ön savunmasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre partiye ihtarda bulunmasının gerektiğibelirtilerek bu yapılmadığından dosyanın iadesini istemiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde 2820 sayılı Yasa'nın 9.maddesi gereğince Parti'ye uyarıda bulunmasına gerek olmadığını, davanınCumhuriyet Başsavcılığı'nın Partilerin faaliyetlerini incelemesini öngörenSiyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesine dayandırıldığını, uyarının eksiklikve noksanlıklar için olduğunu Anayasa ve yasalara aykırılığın bu kapsamagirmediğini bildirmiştir.
SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin, tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğuna ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgive belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikle veivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeyedayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi vebelgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasınınyaptırımı da, siyaasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerinuygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetlemegörevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, kurulanpartilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasave yasa hükümlerine aykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanmasıdurumları birbirinden ayrılmış ve değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır.Şöyle ki: Cumhuriyet Başsavcılığı'nca saptanan noksanlıkların giderilmesi,gerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bunedene dayanılarak siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümlerinuygulanmamasına, yani yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğini almışolmasına karşı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularınınhukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniylekapatılmaları için dava açılması, 104. madde dışında böyle bir önkoşulabağlanmamıştır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin programının SPY'nın DördüncüKısmı'nda yer alan 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerive 89. maddesine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bu nedenleSiyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı'nanoksanlıkların giderilmesi ile ilgili olarak tanınan yetkiyi yasayaaykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu bir dava koşuluolarak kabul etmek, siyasî partilerin tüzük, program ve faaliyetlerininYasa'nın Dördüncü Kısmındaki "Siyasî Partilerle ilgili Yasaklar"aaykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden, doğrudan 100 ve 101.maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermemek anlamınagelir. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarı yapılmadan açılmış bulunan davanın Yasa'nınDördöncü Kısmı'nda yasaklanan nedenlerden ileri gelmesi nedeniyle davalıParti'nin talebi yerinde değildir.
MustafaGÖNÜL bu görüşe katılmamıştır.
3-Yargılamanın Duruşmalı Olarak Yapılması Sorunu
DavalıParti, davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 98. maddesi yoluyla CMUK'un 387.maddesinin uygulanarak duruşmalı yapılmasını istemiştir.
Siyasîpartilerin kapatılma davalarında, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası uygulanmaksuretiyle dosya üzerinden incelenip karara bağlanması 2949 sayılı Yasa'nın 33.ve 2820 sayılı Yasa'nın 98. maddeleri gereğidir.
Anayasa'nın149. maddesinin son fıkrasında, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışındakalan işleri Anayasa Mahkemesi'nin dosya üzerinden inceleyeceği hükmü yeraldığından CMUK'nun duruşmayla ilgili kuralları siyasî partilerin kapatılmasıdavalarında uygulanmaz.
Bunedenle Davalı Parti'nin duruşma yapılması talebi reddedilmiştir.
4-Anayasa'nın GEÇİCİ 15. Maddenin Uygulanmaması Yoluyla Siyasî PartilerYasası'nın İlgili Kurallarının İptal ya da İhmal Edilerek Uygulama DışıBırakılması Sorunu
DavalıParti, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin davada uygulanmamasını ve böyleceSiyasî Partiler Yasası'nın 68., 69. ve 78. maddelerinin iptaline kararverilmesini istemiştir. Ancak 2820 sayılı Yasa'nın 68. ve 69. maddeleri davadauygulanacak kurallardan değildir.
DavalıPartinin bu görüşleri öbür kapatma davalarında da diğer partilerce çeşitlivesilelerle dile getirilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadınagöre, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrasıarasında, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'yaaykırılıkların iddia edilememesi yönünden bir zaman ayrımı yapılmamış, üçüncüfıkrada yer alan "bu dönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır.Böylece, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar için de Anayasa'ya aykırılıksavında bulunulamayacağı öngörülmüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyledeğil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi vebağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir.Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar,kazanılmış hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimineyayılmasını sağlar. Geçici maddelerle temel hükümlerin farkı budur. Hukuksaldeğer bakımından ise, geçici maddelerle temel hükümler arasında bir farklılıkbulunmamaktadır. Anayasa'nın açık olarak düzenlediği bir konunun AnayasaMahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa'nın geçici15. maddesine göre, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimler sonucu toplanacakTürkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya (6 Aralık1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa'ya aykırılığıileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içinde çıkarılmış bulunan 22.4.1983 günlü,2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun Anayasa'ya aykırılığı savındabulunulamaz.
Öteyandan, Parti'nin Ön Savunmasında "2820 Sayılı SPY Anayasa'nın 10, 11, 12,13, 14, 66, 68, 69 uncu maddelerine aykırıdır. Anayasa'nın geçici 15 incimaddesi iptali mümkün kılınmamaktadır. Ancak üstün olan Anayasa'nın hükümlerikarşı karşıya geldiğinde Anayasa hükümlerinin uygulanması gerektiğikanısındayız. Anayasa Mahkemesi'nin Siyasal Partiler Yasası'nın Anayasa'yaaykırı hükümlerinin yerine Anayasa ve Türkiye'nin imzaladığı uluslararasısözleşme hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz." denilmektedir.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenleri sınırlıdır. Siyasîpartilerin kapatılabilmeleri, örgütlenme ve siyasî faaliyette bulunma özgürlüklerinegetirilen önemli bir sınırlamadır. Kapatma nedenlerinin Anayasa'da gösterilmişolması, sınırlanmasını yasalarla genişletilmesini önlemek ve bir anayasalgüvence sağlamak amacına dayanır. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'ndapartilerin yasaklanma koşullarına yenilerini getirerek genişletmek Anayasa'ylabağdaşamaz. Kural, partilerin özgürce kurulma ve faaliyette bulunmalarıdır.İstisna ise bunların kapatılmalarıdır. Anayasa'da da öngörüldüğü gibi siyasîpartiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez öğeleridir. Anayasa partilerinkapatılma nedenlerini kendisi düzenlemiş bu konuyu yasakoyucunun takdirinebırakmamıştır.
Davalıparti proğramının, Siyasî Partiler Yasası'nın 78., 81. ve 89. maddelerindeöngörülen devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırıbulunması nedeniyle kapatılması istenmektedir.
Anayasa'nın69. maddesinin son fıkrası, partilerin kapatılması konusunu da içerecek olanyasal düzenlemenin, partilere ilişkin Anayasa kurallarına uygunluğunuaramaktadır. Bu sorunu, Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinin gereklerini yerinegetirmek amacıyla yürürlüğe konulan Siyasî Partiler Yasası'nın 78., 81. ve 89.maddeleriyle birlikte tartışmak Anayasa'nın geçici 15. maddesinin açıklığıkarşısında olanaksızdır.
Biryasa kuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen vebirbiriyle çelişen bir yasa ve Anayasa kuralının bulunması gerekir. Bu durumdaçözümün Anayasa kuralları yönünden aranması doğaldır. Anayasa'nın geçici 15.maddesinin varlığı, Anayasa'nın tümlüğü içinde bir çelişkiyi değil bir ayrıkdurumu yansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği, konuyu açık biçimde ortayakoymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralı yok sayması olanaksızdır.
Biryasa kuralının ihmali, incelenmekte olan işle uygulanması sözkonusu kuralhakkında iptal davası açılmamış olsa bile o kuralın Anayasa'ya aykırılıknedeniyle iptal edilebilecek nitelikte olması koşuluna bağlıdır.
Sözkonusukuralların, Anayasa'nın geçici 15. maddesi karşısında, Anayasa'ya uygunlukdenetimi yapılmasının olanaksızlığı nedeniyle ihmal edilmeleri de sözkonusuolamaz.
Bunedenlerle davalı Parti'nin, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin davadauygulanmaması yoluyla Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kurallarının iptal yada ihmal edilerek uygulama dışı bırakılması savı ve istemi yerindegörülmemiştir.
MustafaGÖNÜL bu görüşlere katılmamıştır.
B.ESAS YÖNÜNDEN
1.Genel Açıklama
Genelve eşit oy hakkı; çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaşdemokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur.Bu yolla söz sahibi olup etkinlik kazanma olanağı elde edilirse de kişilerinayrı ayrı güçleriyle sonuç almaları güçtür. Bireysel iradeleri birleştiripyönlendirerek onlara ağırlık kazandıran özgün kuruluşlara gereksinimduyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık vegüç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlüklerigüvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkelerdoğrultusunda kamuoyu oluşturarak ulusal yaşama daha çok aydınlık getirmekyönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." ilkesine yer verildikten sonra üçüncüfıkrasında da "Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler." denilmektedir.
Siyasalpartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bukonuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür.
Siyasalpartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir.Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşlarınözgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyununoluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partiler, yurttaşların istem veözlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıranhukuksal yapılardır.
Demokrasininsimgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasî partilerin, devletyönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rollerinedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı görerek,kurulmalarından başlayıp çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarındaizlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemekle kalmamış, Anayasa'nın69. maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarınınAnayasa'da belirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayladüzenleneceğini öngörmüştür.
Anayasa'nınanılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Patiler Yasası çıkarılmış;siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri,kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılıkurallar getirmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa'da da yer alan yasaklarauymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği vegerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacağıöngörülmüştür.
Siyasalpartilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü vekamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa'nın 2. maddesinde"Türkiye Cumhuriyeti... demokratik... bir hukuk devletidir."denilmektedir.
Hukukdevleti, Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında yinelenip vurgulandığı üzereinsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete veeşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlüsayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uyan, işlem veeylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir.
Varlığıve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet, belirli topraklar üzerindeyerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğuolarak tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik,yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik ilkesi bir devletiçin vazgeçilmez ögeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini korumaiçgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır.
Devletlerhukukunda, genellikle, "devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıpuygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak veözgürlüklerinden başlayarakdemokratik toplum düzenini bozucu, devletinögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunlarınbaşında, bireylerin ve devletin varlığını koruma hakkının bulunduğutartışmasızdır. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyiyokedici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesihukuk devleti için en doğal davranıştır. Bu bakımdan Siyasî Partiler Yasası'ndayer alan konuyla ilgili düzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletinkendini ve halkını koruma hakkının kapsamı içinde kalmaktadır. Durumundemokrasi ilkeleriyle çatışan bir yönü yoktur. Dayandığı temelleri korumakamacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunupsuçlanması düşünülemez.
Anayasadakişilerin hak ve ödevleri, siyasî haklar ve ödevler ile siyasî partilerin bağlıolacakları esaslar ayrı kurallarla düzenlenmiştir.
DemokrasilerdeAnayasa'nın güvence altına aldığı hakların kullanılması ile belirlediğiödevlerin yerine getirilmesinde ülke düzeyinde etkinliği olan siyasalpartilerin, demokratik devlet yapısı ile ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasıiçin konulmuş Anayasa ve yasa kurallarına uymaları yalnız varlıklarının doğalgereği olmayıp aynı zamanda bir Anayasa buyruğudur.
2.Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası'nın İlgili Kuralları
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı Siyasî Parti'nin, programının kimibölümlerinin Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile 2., 3., 14., 42., 68., 69. ve 136.maddelerine; 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın ise 78. maddesinin (a)bendi, 81. maddesinin (a), (b) bentleri ile 89. maddelerine aykırılığı ilerisürülerek Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi uyarıncakapatılması istenilmektedir.
SiyasîPartilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerin kaynağı, Devletin temelögelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan ve toplumsal uzlaşmanıntemelini oluşturan Anayasa'nın aşağıdaki maddelerinde yer alan kurallardır:
"MADDE1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
"MADDE2.- Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik lâik ve sosyal bir hukukDevletidir."
"MADDE3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir.
Bayrağı,şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
MillîMarşı "İstiklal Marşı"dır.
BaşkentiAnkara'dır."
"MADDE4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğuhakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncümaddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Anayasakoyucu,bu kurallarla ulusal birliğimizin değişmezliğini ve devletin tekil yapısınıortaya koymuştur. Bu ilkelerden öncelikli olanlar ülke-ulus bütünlüğüyleAtatürk milliyetçiliğidir.
Vatanave ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içte ve dışta barışın simgesisayılan, tüm bireyleri eşitlik ve adaletle kavrayıp çağdaş evrensel değerlerlebirleşen bu ilkeler, yaşamın her alanda çağdaşlaşmasının vedemokratikleşmesinin kaynağı ve dayanağıdır.
Siyasîpartilerin çalışmaları ve porğramları yönünden Anayasa'ya aykırılık, yalnızcaAnayasa'da sayılan parti yasaklarına ilişkin hükümlerle sınırlıdır.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde yer alan yasaklar şunlardır.
-Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyetilkelerine aykırı olamaz.
-Sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayıamaçlayan siyasî partiler kurulamaz.
-Siyasî partiler yurt dışında örgütlenip çalışma yapamazlar, kadın ya da gençlikkolu ve benzeri biçimde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar kuramazlar.
-Siyasî partiler tüzük ve programları dışında çalışma yapamazlar.
-Siyasî partiler, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına karşı 14.maddeyle konmuş olan sınırlamaların dışına çıkamazlar.
-Siyasî partiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyladernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kuruluşu niteliğindekimeslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliğiiçinde bulunamazlar ve bunlardan maddî yardım alamazlar.
-Siyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları demokrasi esaslarınaaykırı olamaz.
-Siyasî partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancıülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emir alamazlar; bunların Türkiyealeyhindeki karar ve etkinliklerine katılamazlar.
Buyasakların kimileri doğrudan bir kapatma nedeni değildir.
Siyasîpartilerin doğrudan kapatma nedenlerinden biri Anayasa'nın 69. maddesininbirinci fıkrasında gösterilmektedir. Bu fıkraya göre; siyasî partiler, tüzük veprogramları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa'nın 14. maddesindekisınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır. Böylece, siyasîpartilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunmaları değil;Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkmaları kapatma nedenidir.Diğer bir doğrudan kapatma nedeni bu maddenin 8. fıkrasında yer almaktadır. Bufıkraya göre de; siyasî partiler, yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emiralamazlar; bunların Türkiye aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar.Bu hükme aykırı davranan siyasal partiler temelli kapatılır.
Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında -"Siyasî partilerin tüzükve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insanhaklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırıolamaz.", -"sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi birdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz."denilmektedir. Bu kurallarda yeralan "olamaz" ve"kurulamaz" sözcüklerini kapatma nedeni olarak anlamak gerekir.
Gözönündetutulması gereken diğer bir husus da, 68. maddenin beşinci fıkrasında yeralankapatma nedeninin 69. maddenin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde yeraldığıdır. Bu tümcenin atıfta bulunduğu 14. madde de açıkça sınıf veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü amaçlayan siyasî partilerinkurulmasını yasaklamaktadır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmı'nda ve2. maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan TürkDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millîmarşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanabileceği esasını; Türk milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü, seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler."
81.maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulanamazlar."
89.maddesinde;
"SiyasîPartiler, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerindışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özelkanununda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın, genel idare içinde yer almasına ilişkin 136. maddesi hükmüneaykırı amaç güdemezler." hükümleri yer almaktadır.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın bu kurallarında, devletin tekliği ile ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünden söz edilmektedir. Bu maddeler, Anayasa'dayazılı soyut "Bölünmez bütünlük" ve "tekil devlet"kavramlarını açıklayarak somutlaştırmaktadırlar. Eş anlatımla, Siyasî PartilerYasası, devletin tekliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumakamacıyla, ayrılıkçı akımların bir parti durumunda örgütlenmesini yasaklamaktave yine siyasî partilerin federal bir sistemi savunamayacaklarını azınlıkyaratamayacaklarını (özendirip kışkırtmayacaklarını), bölgecilik, ırkçılıkyapamayacaklarını ve eşitlik ilkesini korumak zorunda olduklarınıvurgulamaktadır. Böylece anayasal ilkeler Siyasî Partiler Yasası'yla yaşamageçirilip yaptırımlara bağlanmıştır.
3.Sav ve Savunmanın Kanıtları
a)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Savının Kanıtları
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinde davalı partinin programında davaya esasolan şu hususların yer aldığını belirtmiştir:
Buprogram
"...Türkiye'de Türk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttüğü bir"Kurtuluş Savaşı" ile saltanat yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bukuruluş sadece Türk egemen anlayışıyla sonuçlandırılmış, bu temelde yürütülenbatı ile bütünleşme çabalarından bir sonuç çıkarılamamış, Türkiye gerikalmışlıktan kurtulamamıştır...
Tekeliktidarlarının yapısı Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar, sivil-askerbürokratlarla iç içe geçerek bu bütünleşme ve işbirliği temelinde sürdürülüyor.Tekelci hakimiyeti sürdürebilmek için; Kürt halkını inkâr ve haklı taleplerinibütünüyle yok sayma... temelinde geliştirilen siyasî politikalarlayürüyorlar...
Kürthalkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven, militaristpropagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen"Türk" anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusalazınlıklara ve dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sistemebağlı devlet politikalarını "Çağdaşlaşma", "Batılılaşma"adına sürdüregelmişlerdir...
Türkiye'ninbütünlüğünü, siyasal, sosyal, ekonomik olarak etkisi altına alan bu durumkarşısında tekelci iktidar çözümsüzdür. Çünkü bu iktidar toplumun eziciçoğunluğunun çıkarlarına karşıdır. Ve sözkonusu çözümsüzlüğü egemen sermayeçıkarları temelinde tüm topluma zorla kabul ettirmek istemektedirler. Veböylelikle Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarlarını savunan bütün demokratikçıkışları tıkamaktadırlar.
ÖZDEP,halklarımızın, barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzen yaratılmasını vebu düzen içinde özgür iradeye dayalı kendi kaderlerini kendilerininbelirlemesini öngörür.
ÖZDEP,halkların kardeşliği, birliği ve dayanışması önünde engel olan her türden verenkten ırkçı, şöven ve gerici fasişt ideolojik akım ve örgütlenmelere karşıaktif bir politik, ideolojik, demokratik mücadeleyi yürütür...
ÖZDEP,iç ve dış politikaların belirlenmesinde tüm emekçi kitlelerin ve halklarımızınortak çıkarlarını temel alır...
ÖZDEP,emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusalazınlıkların kendi politik, ekonomik , meslekî ve kültürel çıkarlarını ifadeetmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarakgörür ve Anayasal güvence altına alır.
ÖZDEP,Türk ve Kürt halkı ile azınlıkların demokratik, özgür bir ortam içinde kendidil, kültür, gelenek, felsefî ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürce yerinegetirmeleri ve geliştirmeleri için tüm olanakları sağlar. Başta TV. radyo olmaküzere her türlü basın-yayın olanaklarından eşitçe yararlanmalarını öngörür.
ÖZDEP,halkların temel eğitimini kendi ana dilleriyle yapmalarını öngörür ve bunungerçekleşmesi için devletin maddî desteğini sağlar.
ÖZDEP,nihaî olarak, Türk ve Kürt halklarını toplumcu bir düzene götürmek için gereklitüm demokratik ön koşul ve hazırlıkları gerçekleştirmeyi öngörür...
ÖZDEP,halklarımızı bütün yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımızın yegâne sahibiolarak görür...
PartimizinTürk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden, halkınonayıyla seçilmiş, temsilcilerinin toplandığı demokratik bir Halk Meclisininyaratılmasını öngörür...
Demokratikhalk meclisi... halklarımızın ulusal iradesini temsil eden demokratik, çağdaşbir yasama gücü ve organı olacaktır...
Basın-yayınhalkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasındahalkların ulusal kimlik, dil ve kültürlerinin doğru bir tarzda halkakavratılmasında, halklar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilipgüçlendirilmesinde etkin bir araç haline getirilecektir...
Devletdin işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır...
Partimiz...bütünezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü,ekonomik, politik, askeri ve kültürel saldırıya karşıdır.
Partimizhalkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrumücadeleleri destekler, onlarla birlik ve dayanışma içinde olur...
Özgürlükve Demokrasi Partisi ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit vegönüllü birliğinden yanadır.
Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını, demokrasinintemeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasi ve özgürlükten yanaolan herkesin sorunudur.
Özgürlükve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun barışçı vedemokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır...
Özgürlükve Demokrasi Partisi halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacakdemokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine sonuna kadarsaygılıdır...
Bugünülkemizde hukuk ve adalet mekanizması antidemokratik, temel insan hak veözgürlüklerini çiğneyen,egemen sınıfların çıkarlarını temel alan, Kürt halkınınulusal varlığını yadsıyan emekçilerin ekenomik, demokratik örgütlenmesiniyasaklıyan gerici, şöven, ırkçı bir niteliğe sahiptir...
Yargılamadaana dil esas alınacaktır...
Türkve Kürt halklarının ve azınlıkların kendi ulusal kültürlerini özgürcegeliştirme ve sahiplenme ortamı yaratılacaktır. Halk ve ulus olmanın birinci vetemel unsuru dil olduğundan her halkın kendi ana diliyle eğitim yapma olanağısağlanacaktır... Herkesin temel eğitimini kendi ana diliyle yapmasısağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokula dek her kademede ana dilde eğitim yapmafırsatı yaratılacaktır..."
Görüşleriniiçermektedir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca söz konusu programda yer alan görüşlerdeğerlendirilerek özetle şunlar belirtilmiştir:
Buifadelerde dikkati çeken husus Türk ulusu bütünlüğünden ayrı bir Kürt halkı vediğer azınlıkların varolduğunun belirtilmesidir. "Türk ve Kürt halkları diğerazınlıklarla birlikte Kurtuluş Savaşını başarmış; ancak daha sonra TürkiyeCumhuriyeti Kürt halkının demokratik hak ve istemlerini inkâr etmiştir. TürkiyeCumhuriyeti Kürtlere çeşitli baskılar yapmıştır." deyişleri ile Kürtsorununun halkların eşit ve özgür iradesi temelinde demokratik bir çözümekavuşturulması isteği ve Kürt halkının iradesine saygı, ulusların kendikaderlerini tayin hakkı biçimindeki beyanları, devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü ilkesini zedeleyici niteliktedir.
Programdaki"halklar" sözcüğünden "uluslar" sözcüğünün ve özellikle de"Kürt Ulusu"nun amaçlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü, bağımsızlık,özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı gibi kavramlar yalnızca uluslar için sözkonusudur. Söylenmek istenen "Türk Ulusu"nun dışında başka uluslarınve özellikle Kürt Ulusunun var olduğudur.
Programınkurulması öngörülen yeni devlet yapısının "Yasama ve Yürütme"bölümünde, partinin Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarınıifade eden ve halk meclisi olarak adlandırılan bir yasama organı oluşturulmasıöngörülmektedir. Sözkonusu bu meclisin halkların ulusal iradesini temsiledeceği vurgulanmaktadır. Ulusal iradeden söz edilmesi, o iradenin sahibiolduğu söylenen hakların, yani Türk ve Kürt halklarının birbirinden ayrıuluslar olarak kabul edildiğini anlatmaktadır.
Programın"Hukuk ve Adalet" bölümünde, ülkemizde hukuk ve adalet mekanizmasınınKürt halkının ulusal varlığını yadsıyıcı nitelikte olduğu söylenerek açıkçakürt halkının ulusal varlığı vurgulanmakta ve ayrı bir ulus oluşturduğu kabuledilmektedir. Programın çeşitli yerlerinde kullanılan "halk"sözcüğünün aslında "ulus" kavramı yerine kullanıldığı görülmektedir.
Programda,Partinin demokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine saygılı olduğuaçıklanmaktadır. Kürt halkı kendi kaderini saptama hakkı çerçevesinde iradesinikullandığı takdirde buna saygı gösterileceği belirtilerek, ülkenin ve ulusunbölünmez bütünlüğüne karşı çıkılmaktadır. Tüm bu anlatımlar yani Ulusbütünlüğünün Türk ve Kürt ulusları biçimindeki ayırım ve Türk Ulusu'nun birbölümünün ayrılma hakkına sahip olmaları, devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütün olduğu yolundaki temel Anayasa ilkesine aykırıdır.
DavalıPartinin programı incelendiğinde;
"...Kürt halkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven militaristpropagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen"Türk" anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusalazınlıklara dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlıdevlet politikalarını "Çağdaşlaşma" ve "Batılılaşma" adınasürdüregelmişlerdir...
ÖZDEP,emekçi sınıfların her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusal azınlıklarınkendi politik, ekonomik mesleki ve kültürel çıkarlarını ifade etmeleri içindemokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarak görür veanayasal güvence altına alır...
Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını demokrasinin temelikabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasiden yana olan herkesinsorunudur.
Özgürlükve Demokrasi Partisi Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsanHakları Avrupa Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçıve demokratik yöntemlerle çözümlenmesinden yanadır..." biçimindekianlatımların yer aldığı görülmektedir.
PartiProgramında yer alan bu ifadelerle Türkiye Cumhuriyetinde bir takım dinsel veulusal azınlıkların varlığı dile getirilerek onlara siyasal, ekonomik vekültürel alanlarda örgütlenme hakkı tanınacağı ifade edilmekte, Kürtler ayrıbir ulus ve azınlık olarak nitelendirilerek, sorununun çözümlenmesinindemokrasinin temeli ve Türklerle Kürtlerin ortak meselesi olduğununbelirtildiği, partinin bu sorunun belirli uluslararası sözleşme ve belgelerçerçevesinde çözümlenmesini savunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Devletitopraklarında Lozan Barış Andlaşmasıyla kabul edilen "Müslümanolmayanlar" ile Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında öngörülen Türkiye'deyaşayan Bulgarlar dışında ulusal ya da dinsel nitelikte azınlıklarbulunmadığına göre, programda bu gibi azınlıklardan sözedilmesi Türkiye Devletiülkesinde bu gibi azınlıkların varlığını ileri sürmek anlamındadır. Buanlatımlar, ülkede salt dil, din, ırk bakımlarından öteki kesimden ayrı sosyalözelliklere sahip yurttaşlar bulunduğunun objektif olarak ileri sürülmesiniteliğinde olmayıp, daha ileri gidilerek, bir kısım yurttaşların ayrılıklarınıdevam ettirebilmelerine ve geliştirmelerine olanak sağlayacak hukuksalgüvencelere kavuşturulmaları ve ayrı ulus olmanın getirdiği haklardanyararlandırılmaları benimsenip savunulmaktadır. Bu ise, ulus bütünlüğüne aykırıolarak 81. maddenin (a) bendinde belirtilen "azınlıkların bulunduğunuileri sürmek" demektir.
Programdaki,Partinin ulusal ve dinsel azınlıkların özgür ve demokratik bir ortamda kendidil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için bütün olanakların sağlanacağıbiçimindeki düşünce de ulusal azınlıkların varlığının kabulü olmaktadır. Bu daSiyasî Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan Türk dilindenveya kültüründen başka dil ve kültürleri geliştirmek veya yaymak yoluylaTürkiye'de azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasını amaçlamakdemektir.
ProgramdaSiyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırılık konusunda yeralan tümce"Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır."biçimindeki tümce olmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcalığı bu konudaşunları belirtmektedir: "Programda, devletin din işlerine karışmayacağınınöngörülmesi, onun klasik lâiklik anlayışının gereği olarak örgütlenmesi, başkadeyişle devletin dinsel fonksiyonlar ifa edememesi anlamında algılanabilirsede, geleneksel olarak Cumhuriyet dönemi Anayasalarımıza yansıyan lâiklikanlayışının birtakım zorunluluklardan kaynaklanan kendine özgü niteliğikarşısında, bu ilkeye aykırı biçimde, devletin din işlerinde kamu yararınısağlama amacıyla sahip olduğu düzenleme yetki ve görevinden yoksun kılınmasısonucunu doğuracak böyle bir anlayışın Anayasa'ya uygun olduğunu söylemekmümkün değildir. Parti programında kabul edildiği üzere devletin din işlerinekarışmaması, dinin cemaatlere bırakılması halinde, devletin kamu düzeninisağlama amacıyla ve inzibati düşüncelerle dinî işlerin bir kesimine karışmasınaolanak veren ve hatta bunu gerekli kılan lâiklik ilkesi çiğnenmiş olacak,Cumhuriyet ve onun nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemeyeceği kabuledilen lâiklik niteliğinden soyutlanmış olacaktır. Böyle bir sonucu doğuracakamacın güdülmesi Siyasî Partiler Yasası'nın 78/a maddesiyle yasaklanmışbulunmaktadır. Diğer taraftan; yine bu şekilde Anayasa'da ve Siyasî PartilerYasası'nda genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı'nıngöreceği görevler ortadan kalkacağından kendisinin hukuksal varlığına daihtiyaç kalmayacak ve adı geçen örgüt genel idare içinden Anayasa'nın 136. veSiyasî Partiler Yasası'nın 89. maddesine aykırı olarak tasfiye edilmişolacaktır.
b)Savunma Kanıtları
savunmadaaşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür:
DavalıPartiye göre fiili durum varolan mevzuatı aşmıştır. Bu nedenle işin aslındasadece bu parti değil Türkiye'deki bütün siyasal partiler kapatılmalıdır.
Demokratik,barışcıl yöntemlerle düzen değişikliğini savunmak ve bu yönde örgütlenmekmümkündür. Biz niye Anayasa'nın ideolojisini kabul etmek zorunda kalalım'
Türkiye'deson dönemde iktidara muhalefet eden resmî ideoloji dışında çözüm üreten baskıgrupları bölücülükle suçlanmaktadır. Ama gerçek amaç muhalefeti bastırmaktır.
Ülkemizdekapatılan siyasal partilerin kapatılma gerekçeleri Anayasa'nın ideolojilerinibenimsememesi ve demokrasiyi Anayasakoyucuları gibi yorumlamamaları olmuştur.Demokratik çoğulcu bir toplumda resmî ideolojinin tanımlandığından farklıolarak kavramları tanımlamalarının kapatılma davası konusu edilmesi"azınlık hakkının" tanınmaması anlamına gelir. Oysa düşünce veörgütlenme özgürlüğünün olmadığı bir toplum özgür bir toplum değildir.
Uluskavramını Anayasakoyucu "vatandaşlık bağıyla" tanımlamıştır. Yalnızşunu da kabul etmek gerekir ki, Anadolu halkların mozaiği durumdadır. Durumböyle olmakla birlikte, Anadolu'da haklardan yararlanabilmek için "NeMutlu Türküm" demek gerekmektedir. Oysa T.C. vatandaşı olmak Türkkökeninden olmaktan farklı bir şeydir. Kimliğin yok sayılması sosyolojikgerçeklere aykırıdır.
Bölücülüksuçlaması konusunda sonuç olarak davalı Parti şunları belirtmektedir:
"ÖZDEPçağdaş, demokratik, hukuka saygılı ve hoşgörülü bir toplum düzeni istemektedir.Çözümleri barışçıl ve demokratiktir. Bölücülük bölge halkını potansiyel suçluolarak görmekten ve otoriter devlet yapısından kaynaklanmaktadır. ÖZDEP siyasaliktidarların bölücü politikalarına karşı halkların gönüllü birlikteliğinisavunmaktadır."
DavalıParti "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, genel idare içinde yer almasınailişkin Anayasa'nın 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler."biçiminde formüle edilmiş olan 89. maddeyle ilgili suçlama konusunda da şöylebir savunma yapmaktadır:
"ÖZDEPlâiklik ilkesini tarihsel gelişmesine göre geldiği en son evredeki biçimiyleyorumlamaktadır. Lâiklik "Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıolarak" tanımlanmaktadır. ÖZDEP bu ilkenin tanımına göre Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın genel idare içinde olmaması gerektiği kanaatindedir. SiyasalPartiler Yasası'nda belirtilen lâiklik anlayışı Türkiye'nin toplumsal yapısınauygun düşmemektedir. 1982 Anayasası'nın kabulünden sonra toplumda şeriata hızlıbir yönelme olmuştur. Bunun nedeni Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idareiçinde olmasıdır. İmam Hatip Liselerinden mezun olanlar devletin kilitnoktasına yerleşmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla Hanefi mezhebininpropagandası yapılmaktadır. Din dersleri zorunluluğu okullarda kabul edilmiş vebu derslerle Hanefi mezhebinin kabulune göre İslâm yorumlanmaktadır. Aleviköylerinde camiler yapılmaktadır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da irşattoplantıları devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet 12 Eylül'den sonra Kürtkökenli vatandaşların yaşadığı bölgelerde uçaklarla şeriat bildirileriniatmaktadır. ÖZDEP bu yanlış anlayışına lâiklik ilkesinin çağdaş yorumlayışıylaçözüm üretmektedir. Bu nedenle kapatma davasının reddedilmesigerekmektedir."
4.Kanıtların Değerlendirilmesi
a.Davalı Parti Programı'nın "Devletin Ülkesi ve Milletiyle BölünmezBütünlüğü"nün bozulması" amacını taşıyıp taşımadığı :
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal, siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçekleredayanmaktadır.
Şöyleki:
"Bütünlük"ilkesi ilk olarak Misak-ı Millî'nin birinci maddesinde "... islâmçoğunluğu bulunan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmenhiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür." biçiminde yer almıştır.
İsmetİnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini "BüyükMillet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu'nun birliğine ve bölünmezliğine en büyükönemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerinyurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeaçıklamıştır.
Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasa'nın birçok maddesindeözellikle vurgulanmış, Türk Milleti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir. (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği de kabul edilmiş, (Madde 13 ve 14) aynı amaçlabasın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28,30, 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcıönlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bilimselaraştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıylaulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağıbelirtilmiş (Madde 130), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına bunedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135), birlik ve bütünlükkonusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde143), aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerindenbirini oluşturmuş (Madde 81 ve 103), siyasî partilerin uyacakları esaslarınbaşlıcaları arasında yine "bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır.(Madde 68 ve 69) Uluslar, varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar.Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu,gelişip güçlenmesi tarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısıiçinde bütünleşerek Kurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı, Türk Vatanı;Milleti, Türk Milleti; Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya, 11. yüzyıldan buyana çağlar boyu Anadolu için "Türkiye" ve burada yaşayanlar için"Türkler" adını kullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralanfarklı etnik grupları görmeme anlamına gelmez.
GerekAnayasa'ya gerek Siyasî Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü,devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulusbütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta, devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeyegirmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü;ulus bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur.Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayıamaçlamıştır.
"Millet"kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" ve yerine göre"Halk" sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini,bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. "Milliyetçilik"ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi"nin üzerinekurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik,Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelen ilkelerindenbiridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve "milliyetçilik"kavramları, başta, teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzereCumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyetiyöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasa'larında yeralmıştır. 1982 Anayasası'nın Başlangıcı'nda "... Atatür'ün belirlediğimilliyetçilik anlayışı ...", 2. maddesinde "... Atatürkmilliyetçiliği ...", 42. maddesinde "...Atatürk ilkeleri ..." ve134. maddesinde "Atatürkçü düşünce ..." sözcükleriyle Atatürkmilliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk Milliyetçiliği, ayrımcı veırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, kökeni neolursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği vebirlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp "ulus"yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriyle kimliklerinayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olarak söylenmesiniengellemektedir. Dil ve din birliği yanında önemli başka toplumsal bağlarkurmuş toplulukların devletle olan hukuksal bağlarını koparacak bir girişim,kışkırtma, toplumsal gerçeklere Anayasa'ya ve Siyasî Partiler Yasası'na uygunbir tutum değildir. Türk Ulusu içinde "Kürt" kökenli yurttaşlarladeğişik boylardan gelen "Türkler" ve diğer değişik kökenlilerayrımsız biçimde yer almakta Devletin temel ögesi olan "tek ulus"olgusu böylece somutlaşmaktadır.
Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek veamacına bağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. "Ulus" kavramı,dar çerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka ögearamayan ümmet kavramından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmeninyarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojikniteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinciyaratmamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapıolan kavim de değildir. "Misak-ı Milli" sınırları içinde TürkiyeCumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu, Avrupa, Asya, Afrika kıtalara arasındaköprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda, bin yılıaşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda yaşayan ve Kafkaslara, Balkanlara,Afrika ve Orta Doğu'ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan arta kalan çeşitlietnik kökenlerden gelen insanlar ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, değer yargılarına,dine, hukuka ve eşit haklara sahip olarak karşılıklı şekilde birbirlerininkültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklardan kalan değerleri de özümseyerekbirlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan ve ulus oluşturmuşlardır.Yapısı bu biçim olan Türk Ulusu içinde Türk, Kürt gibi ırkçılığa dayalı ulusayrımcılığına gitmek gerçekle bağdaşmaz.
Bunedenle Atatürk, "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusudenir" demiş ve anayasalarımızda Ulus bütünlüğü esas alınmıştır. Bubütünlük ilkesinden uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı "Türk veKürt" ayrımlarıyla nitelemek ve ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek venüfuslandırmak olanaksızdır. Cumhuriyeti kuranlar sadece Türk ve Kürtkökeninden gelenler olmadığı gibi, terör örgütleri karşısına çıkanlar ve şehitolanlar sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenler olmayıp her kökenden gelen veCumhuriyeti kuran Türk Ulusudur.
Anayasa'nın66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesTürktür" ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke, evrensel bağlamda vatanı veulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti'nde bireysel insan hakları yönündeneşitliği sağlamak için getirilmiş, ulusu kuran herhangi bir etnik grubaayrıcalık tanınmasını önleyen birleştirici ve bütünleştirici bir temeloluşturmuştur. Burada Türklük, ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Herkökenden gelen vatandaşların vatandaşlığı ve ulusal kimliği anlamına gelmektedir.Bir kimsenin "Ben Türküm! deyişi, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım,Türk Ulusu'nun bir bireyiyim!" anlamını taşır. Irka dayalı bir"Türklük" savı ve etnik kökenleri değiştirme ya da kaldırma anlamıyoktur. Vatandaşlık ve ulusal kimliğin getirdiği haklar yanında elbetsorumluluklar da vardır. Vatandaşlık ve ulusal kimlik, vatandaşların etnikkökenlerini yadsıma anlamına gelmez. Etnik kökenlerin gözetilmesi de yurttaşlıkniteliğini ve ulusal kimliği zedelememeli ve etnik kökene dayalı ayrı ulus olmasavlarına, dayanak yapılmamalıdır.
Toplumuntüm kesimlerinde gerçekleştirilen bu kutsal ve tarihsel mirasın korunmasınıamaçlayan anayasal ilkelerle yasal önlemler, toplumun huzur ve refahı, TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin güvenliği ve varlığı ile ilgilidir. Türk Milleti içindeyer alan her kökenden vatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek vebaşarılarına göre her görev ve işte çalışmış; Türkiye'nin her yerinde, köyünde,kentinde yaşama, yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile ortak dil vekültürden yararlanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Böylece herkeseülkede her düzeyde tüm demokratik, siyasal ve temel haklar tam eşitlikletanınmıştır. Bu tarihsel oluşum nedeniyle "ülke ve milletin bölünmezbütünlüğü," T.C. Anayasa'larında vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kuralolarak yer almıştır. Tarihsel bir gelişme süreci içinde gerçekleşen, ayrılmasıolanaksız bir kaynaşma ve bütünleşme, eşitliğe dayanarak ırkçılığı reddedenTürk Ulusu gerçeğine karşı, ayrıcalığa, bölücüğe ve sonuçta yok olmaya yolaçacak davranışları insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır.
AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi:
1921Anayasası'ndan 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş birilke olan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurumve Sivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî'nin gösterdiğisınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukçaayrılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlükiçinde Kürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan BarışAndlaşması görüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî'nin çizdiği sınırlariçindeki azınlıklar sayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıdır.Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışında bulmaktayız.Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: "Bugünkü Türk Milleti,siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri vehattâ Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş vemillettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan buyanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka birtesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiası gibi aynımüşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar" demiş veUlus'u "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milletidenir" biçiminde tanımlamıştır.
TürkiyeCumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenlikle bağlıdır. Eşitlikçi vebirleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan Atatürk Milliyetçiliğitoplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği, yaşamsal vebilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynı zamanda ulusalvarlığın korunmasına ve yücelmesine hizmet edecek yaşam anlayışı ve biçimidir.İnsancıl, uygar ve barışcıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaş evrenseldeğerleri kucaklar.
Dilve eğitim konusuna gelince; bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın heryerinde içiçe kaynaşan çeşitli soy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçeen yaygın dildir. Sadece resmî işlerde değil, ailede, günlük yaşamda ve eğitimdekısacası toplumsal ilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dil olmuştur.Türkçeyi bilmeyen ve kullanmayan çok az kişi vardır.
Ayrıcakapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerinde, basın ve sanat alanında yereldillerin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçek dışıdır. Ulusbütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıklarıyerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olaraktanınması olanaklı değildir.
Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz" denilmektedir.Türkiye'de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda birçok dilkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası andlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ile ilköğretiminzorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanın taşıdığı önemebağlanmalıdır.
Dilkonusuyla ilgili bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, ...dil... ayrımı yaratmak ... amacıyla kullanılamazlar." ilkesidir.
Devletinbölünmez bütünlüğü ile dili konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir.Herşeyden önce Anayasa'nın 4. maddesine göre, bu konularda genel ilkeyi koyanAnayasa'nın 3. maddesi "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklifedilemez". Öte yandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayanbir devlet düzeni kurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan siyasîpartilerin temelli kapatılacağını öngörmektedir.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesidoğrultusunda bir kural koymuş siyasî partilerin, diğer yasaklar yanındadevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukardadeğinilen Anayasa'nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerinibelirlemiştir. Irk ve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke vemillet bütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürtkökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış; ancak azınlıkve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülmeyecekleri, devletbütünlüğü içinde yer aldıkları ortaya konmuştur. Azınlığın sosyolojik vehukuksal tanımlarına uygun bir nitelik, Kürt kökenli yurttaşlarda bulunmadığıgibi, onları öbür yurttaşlardan ayıran herhangi bir kural da yoktur.Türkiye'nin her yerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlar da aynı kuralabağlıdır. Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağını andlaşmalar oluşturmakta,Kürk kökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmamaktabireysel hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Esirgenen,yoksun kılınan, dar tutulan bir hak yoktur. İşçi, işveren, hekim, avukat,memur, subay, yargıç, milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı gibi her görevegelebilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleri dışında, dil birliği,din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniyle kan bağlılığıoluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar. Sınırsız hakları,sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmeninanlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğu anlaşılmaktadır.Kaldıki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta, üstü kapalı ifadelerleesasta ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklara değinilmektedir. Budurum, sorunun demokratik ve siyasal haklarla ilgili olmadığını göstermektedir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır, birdençok ulus yoktur. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türkyurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan "Türk Ulusu" olgusu yerineırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlargeçersizdir. Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim adı altında ayrılıkgetiren yöntemlere-biçimlere kapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke "TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusuoluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlıkkurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalardayurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soykökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusalve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, herzamankarşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecekaykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürünedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrıulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle,ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir.Çağımızda da farklı etnik grupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesiuluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletiiçin farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; bellitoprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek, etnik arındırma yapmak anlamınagelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır.Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştiriciçağdaş bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına; din,kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarınınsadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlaraeşit olarak uygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan, soy değil, ulusaltopluluktan olmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan haklarıdışında özel haklara sahip olmak isterse bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnızbir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir.Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusalve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğutartışılamaz.
Üzerindedurulması gereken diğer bir husus da "bölünmez bütünlük" ilkesinin,egemenlik kavramı ile yakın ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devletesaslarına göre kurulmuş, bütünlüğe dayanan devlettir. Bir devletin içte vedışta özgür davranma yetkisi olan "Egemenlik" başlıklı Anayasa'nın 6.maddesinde:
"Egemenlikkayıtsız şartsız Milletindir.
TürkMilleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarıeliyle kullanır.
Egemenliğinkullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz..." hükümleri yer almıştır. Bu kurala göre, egemenlik ulusbilincinde birleşenlere aittir. Ulus, Yasama Organı'nı özgür iradesiylebelirleyecektir. Hangi köken ya da soydan gelirse gelsin herkes ulus kapsamındadır.Böylece, ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük ve uyum içinde gözetilmesigereken kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bölünmezbütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasınıda kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, butarihsel niteliği Anayasa'lara yansımış olup, korunması konusunda güçlüyaptırımlar getirilmiştir. Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlıknedeni olup başka ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temel ilkeden ödün verilemez.Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ileri sürülerek, devleti parçalamayayönelik girişime, azınlık bulunduğu bahanesi dayanak yapılamaz. Tekil devletesasına göre düzenlenen Anayasa'da federatif devlet sistemi benimsenmemiştir.Bu nedenle siyasî partiler, Türkiye'de federal sistem kurulmasınaprogramlarında yer veremezler ve bu yapıyı savunamazlar. Devlet yapısında"bölünmez bütünlük" ilkesi; egemenliğin, ulus ve ülke bütünlüğündenoluşan tek bir devlet yapısıyla bütünleşmesini gerektirir. Ulusal devletilkesi, çok uluslu devlet anlayışına olanak vermediği gibi böyle düzendefederatif yapıya da olanak yoktur. Federatif sistemde federe devletlertarafından kullanılan egemenlikler söz konusudur. Tekil devlet sisteminde ise,birden çok egemenlik yoktur. "Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğü" kuralı, azınlık yaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılıkyapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içermektedir."Egemenlik" ve "devlet" kavramlarının, "ulus"kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya daherhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni;ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın sınıflarüstü bir kavramolmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tek bir toplumsal sınıfabırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğin kullanılmasından alıkoyan veyaegemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine tersdüşer. Anayasa'daki "Türk Milleti" tanımı içinde dinsel inanç veetnik kökeni ne olursa olsun her yurttaş tam eşitlikle yer almakta, bu tanımköken özelliklerinin açıklanıp kullanılmasını asla yasaklamamaktadır. Tersinesavlar, yapay halk-ulus nitelemeleri, bölücülük ve ayrımcılık özendirmeleriolmaktan öteye geçemez. Demokrasi, demokrasiyi yıkarak savunulamayacağı gibidemokrasi, demokrasiye karşı ve onu yoketmek için kullanılamaz. Demokratikhaklar, despotizme araç yapılamaz.
Sonyıllar içinde kimi devletlerin yapısal değişime uğramasından esinlenilerek,kimilerince Türkiye'de aynı değişikliğin olması gerektiğinin ortaya konulması,Anayasa'da değiştirilmesi yasaklanan maddeler arasında bulunan devlet, ulus veülke kavramlarının tartışmaya açılarak bu konularda olabilirlik umutlarınınyaratılması gerçeklerle çatışan tarihsel, siyasal ve hukuksal yanılgılarolmuştur. Diğer ülkelerde son yıllarda izlenen ve yeniden bağımsızlığıkazandıran yapısal değişiklik, Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasıile daha önce yapılmış ve tamamlanmıştır. Cumhuriyet tarihi bunun kanıtıdır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasî partilerin Anayasa'nın 3.maddesinde açıklanan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve diliile ilgili temel hükmü değiştirmek amacını güdemeyeceklerini belirtmektedir.81. maddenin (a) ve (b) bentlerinde de;
SiyasîPartiler:
(a)"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler."
(b)"Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar." denilmektedir.
Yasamaddesinin gerekçesinde:
"ÜlkemizdeLozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur.Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yerkonuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürelalanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit birşekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmekmümkün değildir...
Birmemlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursaolsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Buitibarla resmî dili, genç, ihtiyar, kadın, erkek ve vatandaşın bilmesinisağlamak Devletin görevidir" düşüncesi yer almaktadır.
Maddenin(a) bendinde, siyasî partilerin millî ya da dinî kültür, mezhep, ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.
Özelliklebelli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, din, ırk, dil ve mezhepleri farklıtoplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyük boyutlaraulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve millet bütünlüğükavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebilir istekler gibigörünen ayrımcılığa yönelik kültürel kimliğin tanınması istemleri zamanlabütünden kopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel bir özengöstermiştir.
Türkiye'deazınlıklar konusu Lozan Barış Andlaşmasıyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemeninbelirgin iki özelliği vardır: İlk olarak, ancak müslüman olmayanlar azınlıkolarak kabul edilmiştir. İkinci olarak da böyle bir düzenleme ile müslümanolmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasî haklardanyararlanma olanağı sağlanmış, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesineşit olduğu hususunun belirlenmiş olmasıdır.
Bunedenle 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendi ile ülkemizde azınlıkyaratmama yolundaki duyarlılığın siyasî partilerce de paylaşılmasıamaçlanmaktadır. (b) bendinde ise, siyasî partilerin, ulusca oluşturulan ortakTürk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya dayaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasıamacını güdemeyecekleri belirtilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarıarasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasal ve hukuksal ayrılık sözkonusu değildir.
TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun bütünlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü desavunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti'nin bağımsızlığına,kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarlauğraşmak uluslararası hukuksal belgelerin benimsediği temel bir görev vehaktır.
Anayasamızagöre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. TürkiyeCumhuriyeti içinde birden fazla ulus olamaz. Türk ulusu içinde değişik kökenlibireyler olabilir; ancak bunların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türkvatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar Anayasa'ya uygun değildir.
Siyasîpartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temelkuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünübozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek hertürlü eylemden ve propagandadan kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha dapekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir. Bunun sonucu da ülke ve ulusbütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz ve davranışın siyasalpartiler için yasak olmasıdır.
Anayasave Siyasî Partiler Yasası'na göre, ırk ayrımcılığı ve bu yolla ülkeyi parçalamabir siyasal partinin dayanağı, amacı ve gereği olamaz. Devletin bütünlüğünükoruması en doğal hakkıdır.
Buaçıklamalara göre bir değerlendirme yapıldığında; Özgürlük ve DemokrasiPartisi'nin programında ve ön savunmasında, ilk bakışta dikkati çeken husus,uluslararası belgelere ve ulusal gereklere karşın, Türk Ulusu bütünlüğündenayrı bir "Kürt Ulusu" ve diğer azınlıkların mevcut olduğununbelirtilmesi ve bu sözde ayrılığın "halklar uluslar" ve"azınlıklar" deyimleriyle her vesileyle ısrarlı bir biçimdevurgulanmasıdır: Türk ve Kürt halklarıyla diğer azınlıkların Kurtuluş Savaşı'nıortaklaşa başarıya ulaştırmalarından sonra kurulan Cumhuriyette Türkanlayışının egemen olduğu, Kürt halkının ve onun en doğal demokratik hak vetaleplerinin inkâr edilip yok sayıldığı, Kürt halkının ulusal varlığınınyadsındığı, baskı uygulandığı ileri sürülerek; ülkeyi birlikte kuran Türk veKürt Ulusları'ndan, Anadolu'da özgür yaşamak, hak ve ödevlerden yararlanmakiçin "Ne Mutlu Türküm" demek gerektiğinden, ulus olmanın temel unsurudil olduğundan kendi ana dili ile eğitim yapılmasından ve yargılamada ana dilinesas alınmasından ve Türk Ulusu içinde varlığı ileri sürülen ayrı uluslarınbağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrû mücadelelerindesteklenmesinden söz edilmektedir. Ayrıca Kürt sorununun uluslararası andlaşmave belgeler çerçevesinde ve halkların eşit ve özgür iradesi temelindedemokratik bir çözüme kavuşturulması ve kendi kaderlerini tayin hakkı üzerindedurulmaktadır.
Bütünbunlar Türkiye Devleti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozucuniteliktedir. Bunlarla anlatılmak istenen, "Türk Ulusu" bütünlüğüdışında diğer azınlıklar ise de, esasta "Türk ve Kürt" halklarıadıyla iki ayrı ulusun varlığı ve partinin, bu iki ulusun eşit biçimde işlemgörmesi ve ayrı birer ulus olmaktan kaynaklanan uluslararası haklarıntanınmasıyla birlikteliklerini gönüllü olarak devam ettirmelerinden yanaolduğudur.
Programdageçen "halklar" deyişinin "uluslar" ve özellikle "Kürtulusu" anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü, Proğramın"Partimizin Temel İlkeleri" ve "Ulusların Kendi KaderleriniTayin Hakkı" bölümlerinde, halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleriiçin yürüttükleri mücadelelerin desteklenmesinden, ezilen, sömürülen halklarınkendi kaderlerini tâyin hakkına yönelik saldırılara karşı olmaktan sözedilmektedir. Bağımsızlık, özgürlük ve kendi kaderini tâyin hakkı gibikavramlar sadece uluslar için söz konusu olabileceğinden, programda birçok keztekrarlanan "halklar" deyişiyle "uluslar", başka deyişle,Türk Ulusu bütünlüğü dışında başka ulusların, özellikle Kürt Ulusu'nun varlığınınve ayrı ulus olmanın gerektirdiği hakların amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.
Öbüryönden, davalı partinin, savunmasında ileri sürüldüğü gibi özgür yaşamak, hakve ödevlerden yararlanmak için "Ne Mutlu Türküm" demek gereklideğildir. Daha önce belirtildiği üzere hangi etnik kökenden olursa olsun bütünvatandaşlar eşit haklara sahiptir. "Ben Türküm" demek hukukî vesiyasî yönden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir vatandaşı, Türk Ulusu'nun birbireyi olma anlamına gelmektedir. Bunun, bireyin etnik kökenini inkâr anlamınageldiğinin ileri sürülemeyeceği açıktır. Türk Ulusu ırkçılık anlayışı üzerinekurulmamıştır. Ulusu oluşturan etnik ögelerin ayrı bir ulus olduğu savınıngeçerli bir yanı ve hukuksal bir dayanağı olmadığı gibi gerçekle de ilgisiyoktur. Tersine girişim ve kalkışmaların haklı nedeni bulunmadığından uygunkarşılanması olanaksızdır.
DavalıParti yine ön savunmasında ülkemizdeki "fiilî durumun mevzuatıaştığını" ileri sürmüştür. Bundan neyin amaçlandığı çok açık değilse de,davalı Parti burada ülkede iki hukukun olduğunu, bunlardan ilkinin yasalardayer aldığını, ancak bunun toplumda geçerliliğini ve uygulama yeteneğiniyitirdiğini, buna karşılık eylemli biçimde uygulanan ve toplumda genel kabûlgören bir başka hukukun daha varlığı üzerinde durmaktadır. Bununla bağlantılıolarak davalı Parti yine "pozitif hukukun herkese değil ancak bazıpartilere uygulandığını" belirtmekte ve bunu "çifte standart"olarak algılamaktadır. Yine davalı Parti evrensel hukuka aykırı olduğunu belirttiğive 12 Eylül Anayasası olarak nitelediği Anayasa hükümlerine dayanılarak partikapatılmasını kabul etmediğini belirtmekte ve kapatma davasının evrensel hukukilkelerine göre görülmesini istemektedir.
AnayasaMahkemesi Anayasa'da ve Anayasa'ya uygun yasa kurallarında açıklık varken,bunları bir yana itip hukuk dışı uygulamalara yol açacak biçimde yorumlaragirerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz. Siyasî PartilerYasası ile Anayasa'nın bu konudaki hükümleri değişmemiştir. Bir yasa yeni biryasa ile kaldırılmadıkça uygulanmasının süreceği hukukun değişmezkurallarındandır. Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası değişmedikçe AnayasaMahkemesi bunları uygulayacaktır.
Programda"Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları EvrenselBildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesihükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesindenyanadır..." denmektedir. Yine ön savunmada davanın Türkiye'nin imzaladığıuluslararası sözleşme hükümleri ile evrensel hukuk ilkelerine göre çözülmesiisteği vardır.
Devlet,ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlere uluslararası hukukbelgeleri, anlaşma ve sözleşmeleri, bu arada Helsinki Sonuç Belgesi ve ParisŞartı olur vermemektedir.
AnayasaMahkemesi birçok kararında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamadabulunmuştur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmekapsamındaki hak ve özgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvencealtına alınmıştır. Hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsızolmadığını vurgulayan İnsan Hakları Evrensel Demeci'nin 29. ve 30. maddeleri,içerik olarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalargetirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağıdır.
Özgürlükve Demokrasi Partisi'nin kapatma nedeni sayılan dava konusu Parti prgramındakikimi düzenlemelerin söz konusu uluslararası belgelere de aykırı olduğukuşkusuzdur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ninörgütlenme hak ve özgürlüğüyle ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrası aynenşöyledir:
"Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zarurî tedbirler mahiyetindeolarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin,sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için veancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silâhlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir."
Yukardailgili bölümlerde açıklandığı üzere Özgürlük ve Demokrasi Partisi Programınınkimi düzenlemeleri İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya DairSözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasıyla 17. maddesinde yer alankurallarla bağdaşmamaktadır.
Sözleşmenin17. maddesi aynen şöyledir:
"Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbuSözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf edenbir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir haksağlandığı şeklinde tefsir olunamaz."
Özellikle,araçları farklı olmakla birlikte Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin amacınınteröristlerin amacı ile benzerlik gösterdiği de dikkat çekicidir. TürkiyeCumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özelliklede "kendi kaderini tâyin hakkına sahip, ezilen bir Kürt Halkı"nınvarlığını ileri sürmektedir.
Budurumda, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, "kendi kaderinitayin etme" hakkıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de tek birulus vardır. O da Türk Ulusu'dur. Türk ve Kürt kökeninden gelen vatandaşlar,diğer etnik kökenden gelen vatandaşlarla birlikte "Ulus" bütünlüğünüoluşturmuştur. Ayrı bir ulus, ayrı bir halk ya da bir azınlık varmış gibibölünmeyi amaçlayan çabalar, terörle de desteklenip gündemde tutulmaktadır."Kendi kaderini tâyin hakkı" yeni bir kavram değildir. Uluslararasıhukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliğisağlayarak Lozan Barış Andlaşması'yla gündeminden çıkarmıştır, günümüzde dekoşulları yoktur. Ülke ve Ulus bütünlüğünü koruma hakkı, Lozan BarışAndlaşması'nda olduğu gibi bugün de uluslararası hukuk düzeninde geçerlidir.
Nitekim,dayanak gösterilen Helsinki Nihaî Senedi'nin ilkeleri arasında;
-Devletinegemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı,
-Sınırlarındokunulmazlığı,
-Devletlerintoprak bütünlüğüne saygı,
-İçişlerinekarışmama,
ilkeleride yer almıştır.
ParisŞartı'nda da :
"Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur."
.........
"Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir."
.........
Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz."
.........
"Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler." kuralları da yer almaktadır.
Görüldüğügibi, yukardaki düzenlemelerde kendi kaderini tayin hakkının, demokratikülkelerde devlet, ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu biçimde kullanılmasına olanakverilmemektedir.
TürkiyeCumhuriyeti'nin de taraf olduğu "Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı",ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü vedemokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlerekarşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabûletmiştir. Devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklar kapsamında vebir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır. Demokrasi, hak veözgürlüklerin güvenceye bağlandığı, demokratik işlerliğin her alanda yaşandığı,çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Nitekim BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerinde,VİYANA'da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlananDeklerasyon'da:
Kendikaderini tâyin hakkının; "Eşit Haklar" ilkesine uygun olarak ırk, dinve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden birhükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasîbirliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemindesteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı yeralmıştır.
Demokrasilerdeırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin ve milletvekilinin dayanağı, amacı veereği olamaz. Irk ayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığınısürdürmesi yasalar karşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuylabirlikte bütünlüğünü koruması en doğal hakkı olup, kamu düzenini ve insanhaklarını koruma yönünden de savsaklanmayacak görevidir. Siyasî partilerikapatma diğer çağdaş demokratik ülkelerde de vardır. Anayasa'nın temel ilkesi;hak ve özgürlüklerle, çoğulculuğun korunması için Anayasal hakları yok edecekbir siyasî rejim kurulmasının önlenmesidir. Demokratik toplum düzeninde, siyasîparti faaliyetlerinin güvence altına alınması, Anayasa'ya uygun kurulan vefaaliyet gösteren siyasî partilerin Anayasa'ya dayalı hukuk devletinin sağladığıtüm hak ve ayrıcalıklarından faydalanmaları anlamına gelir. Siyasî partilerAnayasa'da değiştirilmesi yasaklanan uluslararası üstün hukuk kurallarına dauygun olan devletin tekliği, ülkenin bütünlüğü ile ulusun birliğinideğiştirmeyi amaçlayan çalışmalarda bulunamazlar. Bunların siyasal tercihkapsamına alınması olanağı yoktur.
Bukonuda özet olarak şu temel ilkeler belirlenebilir:
a.Ulusal ve üniter devletin etnik farklılıklara göre tartışılması uluslararasıhukuksal belgelerce de yasaklanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11.maddesi bu konuda son derece açıktır. Ayrıca bu sözleşmenin 17. maddesiözellikle bu konuyla ilgilidir.
b.Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de Federal Cumhuriyetin varlığınıtehlikeye atan veya temel demokratik düzeni yoketmeye yönelik faaliyetlerdebulunan siyasal partileri kapatma yetkisine sahiptir. Ve Almanya AnayasaMahkemesi hem Komünist Partiyi hem de Faşist Partiyi bu gerekçelerlekapatmıştır.
c.Avrupa hukuk düzenlemelerinde de, bir ulus bütünlüğü içinde yer alan etnikgrupların milliyetçiliğe dayalı ayrımcılığı kabul edilmemektedir. Anayasa'dagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin korunması ancak anayasalhakları yok edeecek siyasal faaliyetlerin (örgütlenmelerin) önlenmesi ile mümkündür.Bu aynı zamanda çoğulculuğun da korunması anlamına gelir.
ç.Fransız Anayasa Konseyi, Korsika'ya özel statü tanıyan Yasa'nın iptali ileilgili kararında, Fransız vatandaşlarından oluşan "Fransız Halkı"nınkorunması için özen göstererek "Fransız Halkı"nın mütemmim cüzî(tamamlayıcısı olan) "Korsika Halkı" kavramını reddetmiş vesöylenmesi gerekenin "Kanunen bölünmesi mümkün olmayan Fransız Halkı"olduğunu vurgulamıştır.
d.Siyasî Partilerin faaliyetleri, demokratik düzende güvence altına alınmışlardır.Çağımız partiler-demokrasi çağıdır. Ancak bu demokrasilerin kendilerinikorumaları anlamına da gelir. Siyasal partilerin hukuk devletinin sağladığıgüvencelerden yararlanabilmesi, ancak Anayasa'ya uygun davranmaları ilemümkündür.
e.Halkların eşit ve kendi kaderlerini tayin etme haklarıyla kültürel haklarınkullanılmasında, demokratik sistemle idare edilen vatandaşlarına bireyseldüzeyde temel ve siyasal hakları eşit düzeyde sağlamış ülkeler için; Devlet,ülke, ulus ve siyasal birlik esas alınmakta, bunları bozan her türlü eylemlerehukuksal dayanak verilmemekte ve yasaklanmaktadır.
f.Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler için esas ölçüt bireydir. Bununetnik gruplar için ulusal hakka dönüştürülmesi bu şekilde Devlet, ülke ve ulusuparçalama hak ve özgürlüğünden söz edilmesinin bir dayanağı olamaz.
g.Uluslararası birlikteliğin gelişmesine yönelik çalışmaların geliştiği birsüreçte ulusal birlikteliklerin parçalanması düşünülemez ve her iki olgununbirbirinin karşıtı olduğu söylenemez.
ÖZDEPProgramında her ne kadar "kardeşlik" ve "birlik"sözcüklerini sık sık kullanmaktaysa da bunu gerçek amacını gizlemek içinyaptığı anlaşılmaktadır. Davalı partinin programı vatandaşlar arasında kin,husumet ve ayrılık duyguları yaratmaktadır. Zira Parti programı Türk Ulusununbütünlüğünü ırka dayalı bir görüşle Türk ve Kürt olarak ikiye ayırmayıöngörmektedir. Bu tür program hükümlerinin ülke ve millet bütünlüğünü yıkmayıamaçladığı açıktır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen,demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsalbarışı yıkacak program düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılıkbulunmayan ulusun içinde azınlık oluşturarak ülkeyi bölmek, bu amaçla tartışmalıetnik köken ayrımını kışkırtarak silahlı ayaklanmaya çağırmak, ulusunbireylerini, bölge halklarını biribirine düşman edip kıydırmayı uygun bulmak,bir öneri ve çözüm değil, devleti yıkmaya yönelik bir planın uygulanması veçözümsüzlüktür. Sorunlar yaratılarak çözüm üretilemez. Kimi etnik grupları ulusyapısı içinden, çoğunluktan azınlığa indirmek toplumsal barışı yıkar. Bu yollaazınlıklar körüklenecek, terörün şiddeti artırılacaktır. Uluslararası norm,silahla, şiddetle hak arama yollarına kesinlikle kapalıdır. ÖZDEP, Kürt kökenliyurttaşları asılsız ve dayanıksız sav ve suçlamalarla kargaşa ve iç savaşçıkarmaya kışkırtmış, ayaklanma için demokratik hoşgörünün sınırlarınızorlamıştır. Demokrasi, demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanarak yıkılamaz.Hakkı ve özgürlüğü kötüye kullanmaya engel olmak devletin görevidir. Hele birsiyasal parti, şiddet ve terörü kışkırtarak gizli bir amacı gerçekleştirmekistiyorsa, buna olanak verilemez. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardırve bunların başında devletin varlığı, ülkenin ve ulusun birliği gelir.Kendisini saldırılara karşı koruyan devleti içerden yıkmak isteyen teröre hiçbir hukuk düzeni meşruiyet tanıyamaz. Teröre karışan ve ona destek verip ondandestek alan bir siyasî partinin varlığını sürdürmesi düşünülemez.
DavalıPartinin programında Türk ve Kürt ulusları biçiminde bir ayırımın yapılması veKürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması; birbaşka deyişle, ülkede yaşayan ve Kürt olarak ayırdıkları bir kısım yurttaşlarınTürkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendinde söz konusu olan "devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü" ilkesine açıkça aykırıdır.
Bukonuda özenle üzerinde durulması gereken husus daha önce belirtildiği gibi buyöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunlarındil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi dil ve kültürlerine sahiptirler. Ancakbin yıldır birlikte yaşamış, dini, gelenek ve görenekleri aynı, birbirindenayrılması ve koparılması olanaksız ortak kültürleri ve yaşamları olan birtopluluğu ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsinikapsayan ortak ulusal kültürü ve kimliği yadsımak Siyasî Partiler Yasası'nın78. ve 81. maddelerin (a) bendlerine aykırıdır. Yasaklanan, kültürelfarklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp, bunların TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulmasıve buna bağlı olarak yeni bir devlet düzeninin kurulması amacıylakullanılmasıdır.
Programın,partinin ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür bir ortamda kendidil ve kültürlerini geliştirmeleri için tüm olanakların sağlanacağı biçimindekidüzenleme de ulusal azınlıkların varlıklarının kabul edildiklerinigöstermektedir. Yine programda yargılamada ve eğitimde ana dilin esas alınacağıöngörülmektedir. Bunlar programdaki diğer düzenlemelerle birlikte elealındığında Siyasî Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan,Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakulus bütünlüğünün bozulması amacını gütme anlamını taşımaktadır. Bir başkadeyişle program, Türk dili veya kültürü dışındaki dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla bir bölüm vatandaşın farklı bir ulustanoldukları, bir azınlığa mensup bulundukları ileri sürülerek azınlık ya da ayrıbir ulus olmanın gerektirdiği haklardan yararlanmaları biçiminde bir düşünceiçermektedir.
Sonuçolarak, ÖZDEP, Programındaki anlatımlarla, Türkiye'de hukuksal ve siyasalyönden ırka dayalı bir Türk Ulusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk veazınlık kavramları olmamasına karşın, farklı etnik ve soy kökenlerinden gelenbütün vatandaşların eşit haklarla yer aldığı Türk Ulusunu ırk esasına dayalıolarak "Türk ve Kürt Ulusları" biçiminde ikiye bölmüş, ezilen birhalk olarak nitelediği Kürtlere ayrı bir ulus olarak kendi kaderlerini tayinetme hakkını verme amacına yönelik Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozucu bir konuma düşmüş ve bu bağlamda yine bölücülüğe yönelikolarak yargılamanın ve eğitimin ana dille yapılmasına da programında yervermiştir. Böylece Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ve aynıYasa'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı davranılmıştır.
b)Davalı Parti Programı'nın Siyasî Partiler Yasası'nın 89. Maddesine Aykırı OlupOlmadığı :
Programda,"Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır."biçiminde bir görüş yer almaktadır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 89. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idareiçinde yer almasına ilişkin Anayasa'nın 136. maddesine aykırı amaç gütme birparti kapatma nedeni olarak kabul edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nınanayasal konumunu koruyan bu kuralda kurumun "...lâiklik ilkesidoğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçedayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek..." görev yapması zorunluluğuvurgulanmıştır.
DavalıParti, "lâiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak"tanımlandığına göre Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yeralmasını lâiklik ilkesine aykırı bulmaktadır. Lâiklik ilkesi, Anayasamızdadeğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez egemen bir kural olarak yeralmıştır.
Anayasa'nın"Din ve Vicdan Hürriyeti" başlıklı 24. maddesinde de lâiklikilkesinin anlamı açıklanmaktadır.
Bunave Anayasa Mahkemesi'nin önceki kararlarına göre:
a)Dinin Devlet işlerinde etkili, egemen olmaması,
b)Dinin, bireyin manevî yaşamına ilişkin dinî inanç bölümünde, aralarında ayrımgözetilmeksizin, sınırsız bir özgürlük tanınarak anayasal güvence altınaalınması,
c)Dinin, bireyin manevî yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem vedavranışlara ilişkin bölümlerinde, kamunun düzenini, güvenini ve yararınıkorumak amacıyla sınırlamalar yapılması, dinin kötüye kullanılmasının vesömürülmesinin yasaklanması,
ç)Kamu düzenini ve haklarının koruyucusu sıfatıyla dinsel hak ve özgürlüklerkonusunda Devlete denetim yetkisi tanınması,
Lâiklikilkesinin gereği olarak anlaşılmaktadır.
Builkenin dine karşı olmadığı, dini kötülemediği, din düşmanlığı anlamınagelmediği ve dinî asla yadsımadığı açıktır.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'ya göre Genel İdare içinde yer almasının veSiyasî Partiler Yasası'nda bu konumun yinelenmesinin lâiklik ilkesine aykırıolup olmadığı bu kurallara göre incelendiğinde:
Diyanetİşleri Başkanlığı, dinsel bir örgüt değil, Anayasa'nın 136. maddesindeöngörüldüğü üzere genel idare içinde yer almış yönetsel bir örgüt durumundadır.Bu örgüte bağlı kişiler de 136. maddede sözü geçen özel yasa gereğince memurniteliğinde sayılmışlardır.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yer alması ve görevlilerinin memursayılmasının, ülke koşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir zorunluluksonucu olduğunda kuşku yoktur. Anayasa'nın 136. maddesinin gerekçesinde"Cumhuriyetin hemen başlangıcından itibaren, genel idare içinde yer alanDiyanet İşleri Başkanlığının yine aynı statüye bağlı kalması yerindegörülmüştür.", 1961 Anayasası'nın aynı kuralı içeren 154. maddeningerekçesinde ise "Dinî inanç ve kanaat hürriyetini, temel hak vehürriyetler arasında ilân eden, ibadet ve dinî törenlerin serbestisini teminataltına alan Anayasa'da sosyal bir müessese olarak dinin taşıdığı önembakımından, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bugüne kadar olduğu gibi genel idareiçinde yer alması tabiî ve zarurî görülmüştür. Bu sebeple tasarının ek 2.maddesinde sevkedilen hüküm, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın özel kanunundakigörevleri yerine getireceği esasını muhafaza etmektedir." denilmektedir.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yer alması hususu din hizmetleri denetimininDevletce yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekli olarakyetiştirilmesi yoluyla dinî taassubun önlenmesi, ahlâkın ve dinin toplum içinmanevî bir disiplin durumuna gelmesi ve böylece değişik dinlerdeki tüminananları ve inanmayanlarıyla Türk Ulusu'nun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesiana ereğinin gerçekleştirilmesi nedenleri yanında, çoğunluğun müslüman olduğuülkemizde, dinî gereksinimlerin karşılanabilmesi için din hizmetleri görecekkişilerin, mabetlerin ve başka maddî gereksinimlerinin sağlanması, onarım vebakımları gibi konulara da katkısı olması nedenlerine dayanmaktadır. Devletinher toplumsal kurumda olduğu gibi, toplumun dinî gereksinmelerine yardımetmesinin Anayasa'da yer alan ve nitelikleri açıklanan lâiklik esaslarınaaykırı bir yanı bulunmadığı gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yeralmasının da yukarıda açıklanan nedenlere dayanması karşısında, lâiklikilkesine aykırı düştüğü kabûl edilemez. Yine bu nedenlerle Devletin bu alandakiyardımı ve Diyanet İşleri Kuruluşu görevlilerinin memur sayılması, Devletin dinişlerini yürüttüğü anlamına gelmeyip, ülke koşullarının zorunlu kıldığıdurumlara uygun bir çözüm yolu bulmak amaç ve anlamını taşımaktadır. KaldıkiAnayasa'nın 136. maddesinde Başkanlığın işleri, "lâiklik ilkesi doğrultusunda..."belirlemesiyle uygunluk temelde vurgulanmıştır.
Bunedenlerle Anayasa'da genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın görevlerini ortadan kaldırmak ve bu yolla bu kurumun hukuksalvarlığına son vermek özellikle siyasî partiler yönünden 2820 sayılı Yasa'nın89. maddesine aykırıdır.
DavalıÖzgürlük ve Demokrasi Partisi'nin yukarda (a) ve (b) de belirtilen nedenlerleSiyasî Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmında yer alan hükümlerine aykırıdavrandığı saptandığından aynı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılması gerekir.
c)Anayasa Mahkemesi Kararıyla Kapatılan Siyasî Partilerin Kurucuları,Yöneticileri ve Üyeleri ile İlgili Kurallar
Anayasa'nın84. maddesinin son fıkrasında; "Anayasa Mahkemesi'nin kararında partininkapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyet verdiği belirtilenmilletvekillerinin üyeliği ile temelli olarak kapatılan siyasî partinin,kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte, parti üyesi olan diğermilletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının Türkiye Büyük Millet MeclisiBaşkanlığı'na tebliğ edildiği tarihte sona erer." hükmüne yer verilmiş,69. maddenin yedinci fıkrasında da; "Temelli kapatılan siyasî partilerinkurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasî partinin kurucusu,yöneticisi ve denetçisi olamıyacakları gibi, kapatılmış bir siyasî partininmensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasî parti dekurulamaz" hükmü getirilmiştir.
Ancak,Anayasa'da yer alan bu kesin ve bağlayıcı yukardaki kurallara karşın 2820 sayılıSiyasî Partiler Yasası'nın 95. maddesinde; "Temelli kapatılan siyasîpartilerin kapatılma tarihinde üyeliği devam eden; kurucuları, genelbaşkanı..."nın başka bir siyasî partinin kurucusu veya yöneticisiolamayacakları, bunlardan fiilleriyle siyasî partilerin kapatılmasına nedenolanların ise en az on yıl süre ile başka bir siyasî partiye alınamayacaklarıgibi milletvekilliği için aday da olamıyacakları hükmüne yer verilmiştir.Anayasa'nın; 69. maddesinin yedinci fıkrası ile 84. maddesinin son fıkrasında"kapatılma tarihinde üyeliği devam eden" koşulu yoktur.
Anayasa'nın69. maddesinin yedinci fıkrasının gerekçesinde; "... Geçmiş uygulamalardanortaya çıkan sonuç şunu göstermektedir ki kapatılan siyasî partilerinyöneticileri ve kurucuları partilerin kapatılmasına rağmen kendileri siyasîfaaliyete devam etmişler; kurulmuş partilere girerek eskisinden daha güçlü birşekilde Lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı siyasî parti faaliyetlerinisürdürmüşlerdir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan siyasîpartilerin kapatma kararında sorumlu görülen kurucu ve genel merkezyöneticilerinin başka isim ve programlarla da olsa siyasî parti kuramayacaklarıve kurulmuş partilerde yönetim ve denetim görevi alamayacakları mahkemecekararlaştırılır." açıklamasına yer verilmiş, Siyasî Partiler Yasası'nın95. maddesine ilişkin gerekçede ise; "Anayasanın 69. maddesinin yedincifıkrası hükümleri bu madde ile uygulama kanuna intikal ettirilmişbulunmaktadır." anlatımı yer almıştır.
Kapatılansiyasî parti yönetici ve kurucuları için, yeni bir siyasî parti kurma veyakurulmuş bir siyasî partide görev alma yasağı getiren temel düzenleme,Anayasa'nın 69. maddesinin yedinci fıkrasıdır. Anılan fıkrada, Siyasî PartilerYasası'nın 95. maddesinde olduğu gibi "... kapatılma tarihinde üyeliğidevam eden ..." ibaresine yer verilmemiş, kapatılan siyasî partilerinkurucusu ile her kademedeki yöneticisi olmak böyle bir yasak için yeterlisayılmıştır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 95. maddesi ile, kapatılan siyasî parti yöneticileri ve kurucularına,Yasakoyucu tarafından yeni siyasî parti kurma veya kurulmuş bir siyasî partidegörev alabilme konusunda Anayasa'nın 69. maddesinin yedinci fıkrasına göre dahageniş olanaklar tanınmasına madde gerekçesinin olur verdiği tartışmalıdır.
Kaldıki,yalnızca bir siyasî partinin kapatıldığı tarihte üyeliği devam eden partiyöneticileri ile kurucularının böyle bir yasağın kapsamı içinde kaldıkları,kapatma tarihinde partideki üyeliği son bulan kimseler (kendi söz veyaeylemleri ile partinin kapatılmasına neden olsalar dahi) için böyle bir engelbulunmayacağı yolundaki yorum, Anayasa'nın 69. maddesinin getiriliş amacınauygun düşmeyeceği gibi, kapatılma tarihinden önce kendiliğinden kapanan ya daparti üyeliğinden ayrılma yoluyla partiden çıkan bir yönetici ve kurucuya, yenibir partiye girerek daha önce kapatılmaya neden olan söz ve eylemlerinisürdürebilme olanağını vermektedir.
Kapatılacağınıanlayan Siyasî Partiler, saptanması kolaylıkla olanaklı, kapatılma tarihindenönce kapatma veya üyelikten ayrılma yoluyla, Anayasa'da ülke ve ulusbütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyette bulunanlar için getirilen Anayasa'nın69. maddesinin yedinci fıkrasındaki yaptırımı böylece işlemez durumagetirebilirler. Bu yolla ülke ve ulus bütünlüğü için tehlikeli boyuta ulaşanbozucu ve yıkıcı siyasî faaliyetlere, belirli kişilerce değişik adlarlakurulan, siyasî partilerde süreklilik kazandırılır. Bu davranış biçimi ise birtür Anayasa'ya karşı hile durumunu oluşturur.
Anayasa'nın69. maddesini ters doğrultuda genişleten, yine Anayasa'nın geçici 15. maddesinedeniyle yargı denetimine girmeyen, ihmal edilmesi de olanaksız, SiyasîPartiler Yasası'nın 95. maddesinin Anayasa'ya uygun biçimde değiştirilipdüzenlenmesinin gerekip gerekmediği Yasakoyucunun takdirine bağlıdır.
MustafaGÖNÜL bu görüşe katılmamıştır.
VII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 29.1.1993 günlü, SP.42.Hz. 1993/10 sayılıİddianamesi'nde Özgürlük ve Demokrasi Partisi Programı'nın kimi bölümlerininAnayasa'nın BAŞLANGIÇ'ına, 2., 3., 14., 24., 42., 68., 69. ve 136. maddeleriyle2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendine, 81.maddesinin (a) ile (b) bentlerine ve 89. maddelerine aykırılıklar içerdiğisavlarıyla Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmasına karar verilmesi istenmekle gereği görüşülüp düşünüldü:
1.Özgürlük ve Demokrasi Partisi programının, Anayasa ile Siyasî PartilerYasası'na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendigereğince davalı Parti'nin kapatılmasına,
2.Davalı Partinin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine,
3.Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa'nın 107.maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nagönderilmesine, 23.11.1993 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfü F. TUNCEL
KARŞIOYYAZISI
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılıiddianamesiyle, Programının Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile, 14., 24., 42.,68., 69. ve 136. maddelerine, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesineaykırılığı ileri sürülen Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin (ÖZ-DEP), SiyasîPartiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına kararverilmesi istenmiştir.
DavalıÖZ-DEP Ön Savunmasında özetle ve karşıoyumuzla ilgili şu savlarda bulunmuştur:
1.Açılan dâva, Partinin programına yöneliktir. Bu nedenle Siyasî PartilerYasası'nın 9. maddesinin öngördüğü tüzük ve programların "Anayasa ve kanunhükümlerine..." uygun olmadıklarının saptanması halinde, bu eksikliğin 30gün içerisinde giderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ncakendilerinden yazılı istemde bulunması zorunluluğu vardır. Bu koşul yerinegetirilmediğinden dâva usulsüz açılmıştır.
2.ÖZ-DEP'e yönelik kapatma nedenlerinin dayandırıldığı 2820 sayılı SiyasîPartiler Yasası'nın 68., 69. ve 78. maddeleri Anayasa'ya aykırıdır. Ancak, buYasa da Millî Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan tüm öteki yasalarda olduğugibi, Anayasa'ya uygunluk denetimini önleyen Anayasa'nın Geçici 15. maddesikapsa mında görülmektedir. Evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan Geçici 15.maddenin koruyucu ve önleyici kuralı ihmal edilerek Siyasî Partiler Yasası'nınanılan kuralları iptal edilmelidir.
DâvalıÖZDEP'in savlarını, Anayasa'nın siyasal partilere bakış açısını belirleyerekirdeleyeceğiz.
1.Türk Anayasa Hukuku sistematiğinde siyasal partilere ilişkin düzenleyicihükümler, İKİNCİ KISIM'daki TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER kategorisinin SİYASİ HAKLARVE ÖDEVLER başlıklı DÖRDÜNCÜ BÖLÜM'ünde yer almaktadır. Siyasî partilerin bukonumu, temel haklar bağlamında önemi ve önceliği yadsınamayacak vesavsaklanamayacak uygar ve çağdaş bir değer yargısını sürekli canlı ve önplanda tut maktadır. Yurttaşların ülke yönetimine yönelik özgür siyasal iradeoluşumunun başlıca evrensel araçlarından biri olan siyasal partilere ilişkin budeğer yargısı, Anayasa'nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında onurlu bir özdeyişedönüşmüştür:
"Siyasîpartiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır."Anayasakoyucunun siyasal partilere yönelik bu "vazgeçilmez"nitelemesi, kuşkusuz platonik bir övgü sözcüğüne indirgenemez. Kendi içindemantıksal bir anlamı, gerekliliği ve ağırlığı vardır."Vazgeçilmez"likten güdülen amaç, siyasal partilerin yaşamasının veyaşatılmasının "kural", kapatılmalarının ise, ancak açık-seçikdurumlarda ve sayılı nedenlere dayanma koşuluyla "istisna" olduğunupekiştirmektir. Bir başka anlatımla, Anayasa'da engelleyici, yasaklayıcı ya dasınırlayıcı açık ve kesin bir hüküm bulunmadığı sürece gereksinim duyulan yorumlar,olabildiğince siyasal partilerin lehine yapılmalıdır. Bu zorunluluk, demokratikve çoğulcu siyasal sistemlerin vazgeçilmez ortak paydasıdır. Karşıt biranlayışta direnme, buhranlara yol açabilecek çelişkileri yoğunlaştırır.Yükümlülüklerini üstlenmeğe, nimetlerini paylaşmaya hazırlandığımız 21.Yüzyılın eşiğinde, siyasal beklentilerimizin odak noktasındaki hızlı ve yaygındemokratikleşme sürecini çözümsüzlüğe sürükler.
Gerekligördüğümüz bu saptamadan sonra, karşıoyumuzun dayanağını oluşturan Anayasa'nın69. maddesinin beşinci fıkrası ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 9.maddesinin irdelenmesine geçebiliriz. Sözü edilen kuralların metinlerişöyledir:
Anayasa,Madde 69/5 : "Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük veprogramlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve kanunhükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler;faaliyetlerini de takip eder."
SiyasîPartiler Yasası, Madde 9: "Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerintüzük ve programlarının ve kurucuların hukukî durumlarının Anayasa ve kanunhükümlerine uygunluğunu ve belgelerinin tamam olup olmadığını, kuruluşlarınıtakiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespit ettiği noksanlıklarıngiderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazıylaister. Bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde noksanlıkgiderilmediği veya istenen ek bilgi ve belgeler gönderilmediği takdirde, siyasîpartilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır."
Görüldüğügibi Anayasa kuralına uyum içinde düzenlenen Yasa kuralı uygulamanıngerektirdiği açıklamalar yanında, Anayasa'nın öngördüğü"öncelikle..." koşuluna "ivedilikle..."yi de eklemiştir.Ayrıca saptanan eksikliklerin tamamlanması için yazılı tebliğle başlayan otuzgünlük süre getirmiştir. Bu yolla ilgili parti, tüzüğünü ya da programını,Anayasa ve Yasa kurallarına uygun hale getirebilme hakkından yoksunbırakılmamaktadır.
Yasakoyucu,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kurulan bir partinin programının"öncelikle ve ivedilikle..." yapacağı inceleme sonunda"...Anayasa ve kanun hükümlerine..." uygun olmadığını saptamasıdurumunda bunu bir "noksanlık" kabul ederek, otuz günlük süre içindeAnayasa ve yasaya uygun hale getirmesini, böylece "... noksanlıkların giderilmesini..."ilgili partiden yazıyla istemesini, kapatma istemi öncesinde"koşul-kural" olarak öngörmüştür. Maddenin ikinci tümcesinde yer alanCumhuriyet Başsavcılığı'nın "Tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini,...yazıyla ister." biçimindeki kural, sadece Siyasî Partiler Yasası'nın 8.maddesinde sözü edilen kuruluş evresine ilişkin birtakım basit belge vebilgileri değil, aynı zamanda partilerin tüzüklerinin, programlarının vekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu dakapsamaktadır. Yasakoyucu, bunlar arasında önem ve öncelik bakımından birayırıma gitmemiştir.
Yasakuralında belirlenen süre içinde Anayasa ve yasa kurallarına uygunluksağlanmadığı ya da yazılı isteme yanıt verilmediği takdirde, yine anılan 9.maddenin son tümcesi uyarınca "...siyasî partilerin kapatılmasına dairhükümler uygulanır."
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin kapatılmasınailişkin SP.42 Hz.1993/10 sayılı İDDİANAME'si, Anayasa ve 2820 sayılı SiyasîPartiler Yasası kurallarına aykırılıklarından dolayı doğrudan doğruya vemünhasıran ÖZ-DEP'in Parti Programına yöneliktir. Buna karşın 2820 sayılıYasa'nın 9. maddesindeki otuz günlük süre içinde "noksanlıkların"(aykırılıkların) giderilmesi için yazılı istemde bulunma gereği duyulmamıştır.Çoğunluk kararı da aynı anlayış ve uygulama doğrultusunda şu gerekçeye dayanmaktadır:"... Siyasî Partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa'nın DördüncüKısmındaki Siyasî Partilerle ilgili Yasaklar'a açıkça aykırı durumlarda, bukoşul yerine getirilmeden doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatmadâvası açılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Bu nedenle Siyasî PartilerYasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarıyapılmadan açılmış bulunan dâvanın 2820 sayılı Yasa'nın Dördüncü Kısmındayasaklanan nedenlerden ileri gelmesi nedeniyle dâvalı Parti'nin talebi yerindedeğildir."
Bugerekçenin ağırlık noktasını, Siyasî Partiler Yasası'nın 9. maddesindeki"uyarı" koşulunun, aynı Yasa'nın 100. ve 101. maddelerindekinedenlerle "kapatma dâvası açılmasına olanak vermemek" kuşkusuoluşturmaktadır. Bunun sonucunda da dâvalı Parti'ye programını, Anayasa ve Yasakurallarına uygun hale getirebilme hakkı ve şansı tanınmamaktadır. BöyleceAnayasa'nın 68/2. maddesiyle "demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları ..."olarak nitelediği siyasal partiler, kapatılma durumunagetirilmektedir. Yapıcı yorum yönteminden uzaklaşılmaktadır. Bunu,Anyasakoyucunun Siyasal Partilere bakış açısıyla bağdaştıramıyorum. Kapatmaisteminin bu nedenle reddi gerekir, kanısındayım.
2.Anayasa'nın Geçici 15. maddesine ilişkin görüşlerimiz, Anayasa Mahkemesi'ninEsas : 1991/2 (Siyasî Parti-Kapatma), Karar : 1992/1 sayılı kararı (ResmîGazete : 8.7.1993/21631) ile Esas : 1992/1 (Siyasî Parti-Kapatma), Karar :1993/1 sayılı kararında (Resmî Gazete : 18.8.1993/21672) ayrıntılı olarakaçıklanmıştır. Her iki karşıoyumuzdaki gerekçeler burada da geçerlidir.
3.Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin kapatılmasına ilişkin çoğunluk kararının sonkısmında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın gerek İddianamesi'nin, gerekEsas Hakkındaki Görüşünün hiç bir yerinde sözkonusu edilmemiş olmasına karşın,"Temelli kapatılan siyasî partiler"le ilgili ve yasama organınayönelik bir yorumlu mesaj verilmektedir. Yorum, Anayasa'nın 69. maddesininyedinci fıkrasındaki düzenleme ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın aynıkonudaki 95. maddesinin karşılaştırılması sonunda, varlığı kabul edilen veAnayasa anlatımına uymayan bir farklılığa dayandırılmaktadır. Buna göre,Anayasa'nın amaçladığı yaptırım şöyledir: "Temelli kapatılan siyasîpartilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasî partininkurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamayacakları gibi, kapatılmış bir siyasîpartinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasî parti dekurulamaz."
Anayasa'nınbu hükmünün uygulanma olanağını sağlayan 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın95. maddesinin temelli kapatılan siyasî partiler mensupları için öngördüğüyasaklar ise "...kapatılma tarihinde üyeliği devam eden..."lerikapsamaktadır. Oysa, aynı konudaki Anayasa kuralı, "...kapatılma tarihindeüyeliği devam eden ..." biçiminde bir anlatıma yer vermemiş, "Temellikapatılan siyasî partilerin..." söylemiyle yetinmiştir. Bu durumda, Yasakuralı, yasağa muhatap parti yetkililerinin, kapatılma tarihi öncesindepartilerinden ayrılarak yeni bir parti kurabilmelerine ya da başka bir partiyegeçebilmelerine olanak hazırlamaktadır. Bu da Anayasa'ya karşı bir hiledir.Anayasa'nın 69. maddesini ters doğrultuda genişleten bu Yasa kuralı,Anayasa'nın Geçici 15. maddesi nedeniyle Anayasa'ya uygunluk denetimine de tabitutulamamaktadır. Anayasa'ya uygun biçimde değiştirilmesi Yasakoyucununtakdirine bağlıdır.
Kanımızca,Yasa'nın 95. maddesinin anılan Anayasa kuralını ters doğrultuda genişletmişolması sözkonusu değildir. Yapılan iş, uygulamaya açıklık ve kolaylıkgetirmekten ibarettir. Daha önce de üzerinde ısrarla durulduğu gibi, Anayasa'daaçık ve kesin yasak ya da sınırlamaların bulunmadığı durumlarda, yorumlarsiyasî partilerin lehine yapılmalıdır. Siyasî partilerin demokratik siyasîyaşamımızdaki "vazgeçilmez" rolleri bunu gerektirir. Karşıt biryorumda direnme, kriz durumlarının ürünü ara rejimlerin, bireyleri ve toplumupolitikadan arındırma (depolitisation) eğilimlerini canlı tutan bir izlenimeaçıktır.
Öteyandan, temelli kapatılan siyasî parti mensuplarına ilişkin Anayasakoyucununiradesiyle, Yasakoyucunun iradesi aynıdır. Bir başka anlatımla her iki kuralda, son aşamada Millî Güvenlik Konseyi'nden geçerek kabul edilmiştir.Anayasa'ya aykırı bir durumun, Millî Güvenlik Konseyi tarafından düzeltilmişolması gerekeceği sağlıklı bir varsayımdır.
Ülkeyönetimine olumlu katkılar sağlayacak özgür siyasal irade oluşumunun evrenselaracı konumundaki siyasî partilere ve onların mensuplarına uygulanacakyasakları çoğaltmak, katılaştırmak ve yaygınlaştırmak, çağdaş hukuka da, temelhak ve özgürlüklere de yabancı bir tutumdur.
Herüç konuda da açıkladığım nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.
Mustafa GÖNÜL
Üye