ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1991 /2 (SiyasiParti Kapatma)
Karar Sayısı:1992/1
Karar Günü:10.7.1992
R.G.Tarih-Sayı:25.10.1992-21386
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Sosyalist Parti
DAVANINKONUSU : Ülkenin ve ulusun bölünmez bütünlüğünü bozacak eylemlerle TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'na ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın dördüncükısım hükümlerine aykırı davranışta bulunan Sosyalist Parti'nin kapatılmasınakarar verilmesi istemidir.
I-İDDİANAME :
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın 14.11.1991 günlü, SP. 23 Hz. 1991/94 sayılı iddianamesi aynenşöyledir :
"Giriş:
Davalıparti, 1.2.1988 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na kuruluş bildiri ve belgelerinivermek suretiyle Sosyalist Parti adı altında tüzel kişilik kazanmıştır. SiyasiPartiler Kanunu'nun 9 uncu maddesi, kurulan partilerin tüzük ve programlarınınAnayasa ve Kanun hükümlerine uygunluğunu öngörmüştür.
TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 68 inci maddesinde "Siyasi partilerin tüzük veprogramları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insanhaklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırıolamaz"
69uncu maddesinde ise Cumhuriyet Başsavcılığı "kurulan partilerin tüzük veprogramlarının .... Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarınıtakiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder"
Hükümleriyer almıştır.
Bukurallar ışığında Sosyalist Parti'nin faaliyetlerinin 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanunu'nun 4 üncü kısmında yer alan hükümler açısından yapılanincelemesinde;
Konuylaildili yasal düzenlemeler:
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı hükümleri,
2-2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu hükümleri,
Anayasa'nın;
Anayasametnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında "hiçbirdüşünce ve mülahaza Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti veülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz."
3üncü maddesinde;
"TürkiyeDevleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı,şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı"İstiklâl Marşı'dır."
4üncü maddesinde;
"Anayasa'nın1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemezve değiştirilmesi teklif edilemez."
14üncü maddesinde;
"Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeyedüşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümretarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeegemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmakamacıyla kullanılamaz ...
Anayasa'nınhiçbir hükmü Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
66ncı maddesinde;
"TürkDevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
68inci maddesinde;
".....Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayan Siyasi partiler kurulamaz."
69uncu maddesinde;
"....Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının vekurucularının hukukî durumlarının anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu,kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler, faaliyetlerini de takipeder."
SiyasiPartiler Kanununun;
78inci maddesinde;
"SiyasiPartiler;
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklinin; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde, açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler."
81inci maddesinde;
"SiyasiPartiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dini kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar..."
PartiGenel Merkezince Bastırılıp dağıtılan Yayınlar;
1-Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrılar - 2, Sayfa 31'de,
"...bu ülkeyi, bu kavimler kapısını eşit ve gönüllü birliğin olduğu, uluslarınkendi geleceklerini özgür olarak tayin ettikleri, isterse özgür olarakbirleştikleri bir kardeşlik, bir kültür, bir emekçi vatanı haline getirebilirler.
...........................................
YaşasınTürklerin ve Kürtlerin kardeşliği,
YaşasınTürk halkı, Kürt halkı."
2-Sosyalist Parti Yayınları Kürt Sorunu Çözüm - 4, Sayfa 3'de;
"Çöküntü,rejimin en zalim olduğu, en çaresiz olduğu yerden başladı. Düzen partileriFırat nehrinin doğusunda bittiler. Kürt halkının yaşadığı topraklarda ...rastlanmıyor"
Sayfa4'de;
"Düzenpartileri Kürt illerinde niçin silindi'
Çünkübunlar milliyetçidir ve piyasa partileridir.
................................
Türkmilliyetçiliği, Kürt sorununun çözüleceği topraklarda iflas etti.
Türkmilliyetçiliği kendi sınırını çizmiştir. Anadolu'yu Fırat'ın doğusu ve batısıdiye ikiye bölmüştür.
Türkmilliyetçiliğiyle birlikte onun düzeni de Fırat'ta boğulmaktadır.
İştebuna rejimin iflası denir"
Sayfa10'da;
"Devlet,dağdan sonra köyleri ve şehirleri de kaybetti. Bu nedenle çareyi doğrudankitleleri yıldırmakta buluyor. Böylece devlet terörü Doğu'dan başlayarakTürkiye'ye yeni bir rejim getirmek istiyor ..."
"Kürtsorunu, Türk sorunudur" başlığı altında sayfa 11-12-13'de;
"DevletKürdü vurmak için beslediği korucunun, özel timin ... maaşını halktan aldığıvergilerle ödüyor. Kürde atılan merminin, sınır ötesi harekâtlarda kullanılanbenzinin ... kısacası özel savaşın gideri halkın sırtına yıkılıyor ...
Enflasyona,.... yoksulluğa son vermek için, Kürt sorununa kardeşçe bir çözüm bulmakşarttır.
Kürtsorunu aynı zamanda Türk sorunudur.
...............................
Kürthalkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak,Türkiye halkının ..... ihtiyacıdır.
................................
Türkve Kürt halkları iki candır.
Cehennemdetek bir Kürt kalsa, bir tek Türk'ün cennete gitmeye hakkı yoktur. Sosyalistparti, son Kürt cehennemden kurtuluncaya kadar mücadeleye kararlıdır."
Sayfa15-16'da;
"SosyalistParti Fırat'ın iki yakasında da var.
.................................
SosyalistParti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir.
....Sosyalist Parti'nin Kürt sorunundaki kararlılığı sınanmıştır, mücadeleler içindesınanmıştır, devletin Kürt halkı üzerindeki baskılarına göğüs gererkensınanmıştır .... Kürt yoksul köylülerinin mücadelesiyle kader birliğindedenenmiştir .... Kürt şehir ve kasabalarında binlerce insanı toplayıp korkuduvarlarını yıkarken, Türkiye'nin dört bir yanında emekçi halka kürt sorununuanlatırken denenmiştir.
.................................
Partimizbu bilinci yerleştiriyor. Çözümü halkların kader birliğinde ve mücadelesindegörüyor.
SosyalistParti'nin Kürt sorununu çözmek için,
cesaretivar,
...............................
mücadelesivar, programı var."
Demokratik,federal, emekçi cumhuriyeti başlığı altında 16-17-18-19-20 nci sayfalarda;
"-Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer,isterse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, demokratik bir halkdevrimiyle tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönüllü birliğigerçekleştirmededir. Ayrılma hakkı, gönüllü birliğin her zaman vazgeçilmezkoşuludur.
-Birlikte veya ayrı yaşamak milletlerin özgür iradelerine bağlıdır. Bu özgüriradenin ortaya konabilmesi için, Kürt illerinde referandum yapılmalıdır.Referandumda, ayrılmayı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir.
-Bugünkü tarihsel koşullarda, iki milletin emekçilerin yararına olan çözüm, ikifedere devletin eşit olarak katıldığı, demokratik, federal bir cumhuriyettir.Bu federasyonda iktidar, köylerden ve mahallelerden başlayarak, ilçelerde, illerde,federe ve federal düzeyde demokratik seçimlerle belirlenen halk meclisleriaracılığıyla kullanılır.
İlçeve il yönetimleriyle, federe hükümetler ve federal hükümet, bu meclislerinyürütme organlarıdır, meclislere karşı sorumludurlar.
FederalHalk Meclisi iki meclisten oluşur, temsilciler meclisi ve milletler meclisi,
TemsilcilerMeclisi, belli sayıda yurttaşa bir milletvekili olmak üzere bütün yurt çapındayapılan seçimlerle belirlenir.
MilletlerMeclisi, her federe devletten eşit sayıda seçilmiş üyenin katılımıyla oluşur.
Yasalarher iki mecliste çoğunluk kararıyla kabul edilir. Meclislerden birininreddettiği yasa yürürlüğe girmez.
Çalışmayasası, ceza yasası, medeni yasa, yargı usulü yasaları bütün ülkedeyürürlüktedir, federal organlarca kabul edilir.
-Her federe devlette azınlıkların çoğunlukta olduğu ilçe ve illerde halk istersebölgesel özerklik uygulanır.
-Federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır. Her iki milletin ayrı ayrıçoğunluğu tarafından referandumla kabul edilerek yürürlüğe girer. Federedevletlerin ayrıca kendi anayasaları vardır. Federal Anayasa, federecumhuriyetler tarafından benimsendiği ölçüde giderek artan unsurları kapsar.
-Federal Cumhuriyetin bayrağı ve marşı, Türklerin ve Kürtlerin ortak bayraklarıve marşlarıdır. Ayrıca her federe devletin kendi bayrağı ve marşı vardır.Federasyonun ismi tek bir millete dayandırılamaz.
-Yurt savunması, savaş ve barış sorunları, uluslararası ilişkilerde temsilanlaşmaları yapmak, federal organların yetkisindedir.
-Her federe devlet, yabancı devletlerle ticari ve kültürel alanlarda doğrudanilişkiler kurabilir, konsolosluklar açabilir.
-Her yönetim kademesinde iktidar bütünüyle halk meclislerinde ve bu meclislerekarşı sorumlu olan yerel yönetimlerdedir. Bu yönetim sistemi dışında merkeziidarenin atadığı valilikler, kaymakamlıklar, emniyet ve jandarma örgütükaldırılır. Bu demokratik yönetim sistemi, aynı zamanda milli eşitlik veözgürlüğü de güvence altına alır.
Yerelgüvenlik örgütleri, yerel meclislere sorumlu olan yerel yönetimlerinemrindedir. Köy güvenlik örgütleri, köy gençlerinden oluşur ve köy kurullarınınemrindedir.
-Ulusal ve toplumsal gelişme yanında kardeşliğin de önünde engel oluşturantoprak ağalığı, aşiret reisliği ve her türlü Ortaçağ ilişkisi, köylülerinseferber edilmesine dayanan ve köylü komitelerinin önderlik ettiği bir toprakreformuyla kaldırılır.
FederalCumhuriyet, piyasa ekonomisinin derinleştirdiği bölgeler arası eşitsizlikleriortadan kaldırmak için, ekonomik bakımdan geri bölgelerin yatırım paylarını artırır.Böylece birliğin ekonomik temelini geliştirir ve pekiştirir.
Ekonomidetek bir federal istatistik sistemi uygulanır.
-Her milletin, millî ve dini azınlıkların dillerini ve kültürlerini geliştirme,siyasal çalışma ve örgütlenme hakları ve özgürlükleri güvence altındadır.
-Resmî dil, Türkçe ve Kürtçedir. Her federe cumhuriyette kendi dili esastır.Federal organların kararları iki dilde yazılır. İlkokuldan üniversiteye kadarve bütün kültür kurumlarında, her iki dilden eğitim, araştırma, basın, yayın,radyo-televizyon vb. iletişim olanakları gerçekleştirilir.
-Kürt milletinin demokratik kültürü, bugüne kadar uygulanan baskılara sonverilmesi sayesinde özgürce serpilme olanaklarına kavuşur. İktidar organları,diğer ülkelerde bulunan Türkler ve Kürtlerle demokratik kültür alışverişininözgürce gelişmesi ve bütün dünya halklarıyla ortak enternasyonal bir kültürünrenkli ve çoğulcu bir ortamda boy atması için çalışır.
-Bütün iktidar organları, toplum hayatında ve milletler arasında sorunları zorkullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesive halk içinde barışçı, insana saygılı ve şiddeti hor gören, enternasyonalistbir emekçi kültürünün yayılması için çalışır.
Yaşadığımıztoprağın tarihini Malazgirt Savaşı'yla başlatan bağnaz milliyetçi kültüre veher türden milliyetçiliğe karşı, ülkemizin tarihsel derinliklerinden bu yanaçeşitli kavimlerin katkılarıyla zenginleşmiş kültür kaynaklarımızı arayan,koruyan, bu kaynaklardan beslenen demokratik insansever, evrensel ve enternasyonalistbir kültür geliştirilir. Ülkemizin evrensel kültür zenginliğini yansıtan yerisimlerinin değiştirilmesine son verilir, her yer bilinen ve yerleşmiş ismiyleanılır."
3-Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrıları-1 "karpuz değil cesaretekin" sayfa: 7-8,
"KürtDinamiği , Arkadaşlar, .... ikinci dinamik, Kürt dinamiğidir. Kürtlerineşitlik, özgürlük, millî hak isteğidir. Türke ne tanınıyor, ........, ona datanınması talebidir.
1900'lerinbaşında bir kurtuluş savaşı verildi .... emperyalistlerin bu ülkeye girdiğişartlarda; Türkün Kürdün birbirine muhtaç olduğu, birbirine sarılmak zorundaolduğu, birleşmek ve omuz omuza vermek zorunda olduğu koşullarda, Amasyaprotokolu'na yazıldı "vatan Türklerin ve Kürtlerin yaşadığıtopraklardır" diye. Erzurum ve Sivas Kongreleri beyannamelerinde,tüzüklerinde Kürtlerin içtimai, ırkî , coğrafi hakları kabul edildi............. savaş bitti, silahlar duvarlara asıldı, ondan sonra bir resmîideoloji geldi. .......mücadele için, bu Urfa'nın, Diyarbakır'ın, Malatya'nınadamına sanki ihtiyaç kalmamıştı ...........
Oresmî ideolojide Kürtlere yer yoktu. Kürt yoktu. Artık yalnız Türk vardı.
................................."
şeklindekigörüşlere yer verilmiştir.
4-Davalı Partinin bildiri ve duvar afişleri iddianameye eklenmiştir.
PartiGenel Başkanının Kapalı Salon ve Açık Hava Toplantılarında, TelevizyondaYaptığı Konuşmalar :
1-24-25 Ağustos 1991 Parti Meclisi toplantısını açış konuşması : (Teori-Eylül1991 sayısı, Sayfa : 8).
"SosyalistParti, Kürt ve Türk halkları arasındaki tek köprü,
Kürtmeselesi, bu noktada gümbür gümbür olmamız gerekir.......... Bu düzen Kürtmeselesinde iflas etmiştir ve buradan çatır çatır çöküyor......
Biricikçözüm nedir' ......... Bu mesele Kürt halkının iradesine saygı gösterilerekçözülür ......esas çözücü Kürt halkıdır.
........Kürtlere ne istiyorsunuz diye soracağız .......... yok ayrılmak isterlerseiradelerine saygı duyacağız.
Bizreferandum yapacağız. Kürt halkına soracağız........ Hakkari'den başlayıpAntep'e kadar herkese soracağız. Bu topraklarda ayrı bir devlet kurmak istiyormusunuz' Evet mi hayır mı'
SosyalistParti birleşmeden yana .........
Ayrılığazorlayan nedir' Zulümdür. Türk devletinin Kürt halkı üzerindeki zulmüdür. Buzulmü yıkacağımıza göre zaten zulmü yıkmak da Kürt halkının iradesini kabuletmektir, birliği savunacağız.
.............SosyalistParti, iki halkın bir federasyonda birliğini, ortak iktidarını savunacak.......
Sosyalistparti Türk ve Kürt halkı arasındaki son köprüdür.........
......Kürtlekader birliği yapmış; Türk devletine tavır koymuş ve bu tavrını sürdürecek olanSosyalist Parti'den başka ikinci bir parti yoktur."
2-13.10.1991 Ankara-Cebeci pazar yerindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
".........doğuda özel savaşa son vereceğiz...... özel savaşa Türk-Kürt kardeşliği program...... ile iki milleti eşit düzeye getirerek ve sonunda biçim olarak birfederasyonla çözerek son vereceğiz........ Fırat'ın sınır olmasından rahatsızolduklarını söylüyorlar. Fırat'ı kim sınır haline getirdi, bunlar .........ekonomi de sınır haline getirdi, orada bir Bangladeş var...... orayı birideolojik sınır haline getirdiler bak gidebiliyorIar mı oraya..... orayagidemeyen burada da kalamaz oraya gidemeyen burada duramayacaktır ..........
Türkve Kürt milletlerinin bir federasyonda eşit özgür gönüllü birliği Kürt milletikendi istiyorsa kendi kaderine sahip olarak buna karar veriyorsa bunu kabulediyorsa eşit özgür gönüllü birlik SP. çözümü budur. Buna mecbur iki halk, ikimillet...........
3-16.10.1991 Şırnak il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
"...........................
SosyalistParti diyor ki, arkadaş Kürt sorunu askerle mermiyle çözülemez, Kürt meselesihürriyetle......, eşitlikle çözülür. Kürt ve Türk milletleri eşit, hakka sahipolmalıdır. Kürt ve Türk milleti bir halk cumhuriyeti kuracaklar...... Biriyaşayacak diğeri ezilecek bir şey yok böyle........
EzilenKürt halkının yanında olan Sosyalist Parti'dir..... Kürt halkı yıllardırverdiği mücadeleyi ayağa kalkarak göstermeye başladı...... Kürt halkı yeni birdevrim yapacak.... ezilen Kürt halkı....... sosyalist partiye geliyor......
Bujiserihdan, buji halkımız"
4-17.10.1991 Van il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
Türkmilliyetçiliği Fırat'ta boğuldu...... Kürt halkını bu devlet o kadar ezmişezmiş adını bile silmiş adını bile yasaklamış ama yasaklamakla olmuyor.....Kürt gerçeği gelip kendini kabul ettirdi..... Türk ve Kürt kardeş olarakkalabilsinler köle oldu mu kardeşlik olmaz biri efendi biri onun yanaşması oldumu kardeşlik olmaz, ikisi eşit olacak ikisi aynı hakka sahip olacak... TürkleKürt birleşmezse kurtulamaz....... o aritmetiği bir yere yazacaksın Türkiyehalkı artş ezilen Kürt eşittiş- demokrasi, özgürlük ve kurtuluş......
BijiKürdistan..."
5-13.10.1991 günü televizyonda yapılan konuşma;
"......Botan'ın Kürt köylüsü ayağa kalkmış ve kendisinin efendisi olmayabaşlamıştır...... ey düzen, sen Kürdün adını mı yasakladın' Kürt halkı ayağakalkıyor, gündemin ortasına oturuyor, kimliğini eylemiyle kabul ettiriyor,Newrozunu kutluyor....... ezilen Kürt Anayasa yapıyor, kanun yapıyor."
6-11.10.1991 günü televizyonda açık oturumdaki konuşmalar:
"...........................
Şimdibu iç güvenliğin adını koyalım. Kürt meselesidir bu, iç güvenlik sorunu diyekoydunuz mu..... jandarmayla çözersiniz. Kürt meselesi diye koydunuz mudemokrasi ve özgürlükle çözersiniz. Şimdi Fırat'ı bu rejim sınır halinegetirmiştir. İktisadi sınırdır...... ikincisi siyasi sınır yapmışlardır.Fırat'ı .... üçüncüsü ideolojik sınır, ...... Türk milliyetçiliği Fırat'taboğuldu, geçemez öte tarafa, ......... çünkü bu topraklarda milliyetçilikolmaz. (sayfa: 62)
.............................
Bubir Türk sorunudur, aynı zamanda Kürt sorunu...... kardeşçi çözüm SosyalistParti'dedir. Bu beş partide milliyetçi oldukları için....... bölücü durumagelmişlerdir. Kardeşçe, çözüm, bir federasyon öneriyoruz biz. Kürt milletinekendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulları o zaman olur.(Say. 64) ....... zorla birlik olmaz. Gönülle kardeşlikle, bu Kürt halkınıniradesini sayarak, kabul ederek birlik olur. Sizin çözümleriniz iflas etmiştir.Göreceğiz, Sosyalist Parti'nin çözümü gelecektir. (Say. 65)"
Görüşleriniiçermektedir.
Değerlendirme:
Yukarıdaözetlenen, yayınlardan ve parti genel başkanının konuşmalarından alınanbölümlerde ayrı "dili" ve "kültürü" olan ve özellikle de"kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip" TürkiyeCumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan "ezilen" bir"Kürt ulusunun" varlığı açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş;
"Türkve Kürt halkları arasındaki tek köprünün Sosyalist Parti olduğu belirtilipsorunun çözümünün nasıl olacağı anlatılmıştır."
Sorunda"esas çözücü Kürt halkıdır"; "Kürt milleti, kendi kaderini tayinhakkına kayıtsız şartsız sahiptir", "bu özgür iradenin"saptanması içinde "Kürt illerinde referandum yapılmalıdır" Kürt halkı"isterse ayrı bir devlet kurabilir" ancak en iyi çözümün "ikifedere devletin eşit olarak katıldığı, demokratik federal bir Cumhuriyet"olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır. Buna göre"federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır", "Federedevletin ayrıca kendi anayasaları"; "kendi bayrağı ve marşı" vardır.
"FederalCumhuriyetin bayrağı ve marşı Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları vemarşlarıdır."
"Resmidil, Türkçe ve Kürtçedir, her federe cumhuriyette kendi dili esastır."
"Kürtmilletinin demokratik kültürü" baskıların sona erdirilmesi sonucu "serpilmeolanaklarına kavuşacaktır."
Böylecesosyalist Parti'nin gerçekleştireceği çözümün de Kürt halkının kendi kaderi,nitayin yolunda belirleyeceği özgür iradesiyle Anayasa'daki millet bütünlüğüilkesinden uzaklaşıp, halkının dili ve kültürü aynı Türk ve Kürt uluslarındanoluştuğu ilkesine dayalı, iki federe devletin eşit olarak katıldığı federal bircumhuriyet amaçlamaktadır.
Buşekilde ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı SosyalistParti;
a)Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında"hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığınındevleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz."
b)Anayasa'nın 3. maddesinin 1 inci fıkrasının "Türkiye devleti ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanundabelirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklâlMarşı'dır."
c)Anayasa'nın 4. maddesi "Anayasa'nın birinci maddesindeki devletin şeklininCumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetinnitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklifedilemez."
d)Anayasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasının "anayasada belirtilen hak vehürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak ...... veya dil ..... ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamaz."
e)Anayasa'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının "Türk Devletine vatandaşlıkbağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
f)Anayasa'nın 68. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasının;
"Siyasipartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler."
"Siyasipartilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmeıbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz."
g)2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 4 üncü kısmında yeralan 78 maddenin (a)bendinin "Siyasi partiler, .... Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, ...... dair hükümleri değiştirmek..... dil, ırk, ......ayrımı yaratmak...... amacını güdemezler."
h)Aynı Kanunun 81. maddesi (a) ve (b) bendinin "Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığınadayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Türkdilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyettebulunamazlar."
Biçimindekibuyurucu kurallarına da aykırı davranmış bulunmaktadır.
Sonuç:
Yukarıdagerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalıSosyalist Parti'nin;
T.C. Anayasası'nın başlangıç kısmı, 3, 4, 14, 66, 68. maddeleri ile SiyasiPartiler Kanunu'nun 78 inci ve 81 inci maddelerine aykırı olarak devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetlerdebulunduğu,
Sonucunavarıldığından davalı Siyasi partinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101inci maddesinin a,b,c bentleri gereğince kapatılmasını
Arzve talep ederim."
II-DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI :
SosyalistParti'nin 29.1.1992 günlü ön savunması aynen şöyledir :
"UsulYönünden :
1.Dava, Siyasi Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Uyulmaksızın Açılmıştır.
İddianameher ne kadar davanın, partinin "faaliyetlerine" dayandığınıbelirtmekte ise de, iddiaların esası "Kürt Sorununa Çözüm-4" başlıklıbroşürle kamuoyuna açıklanan "Kürt Sorununa Çözüm Programı"nayönelmektedir. Kürt Sorununa Çözüm Programı ise Sosyalist Parti Programı'nın31. maddesinin somutlaşması ve açılımından ibarettir. "Demokratik FederalEmekçi Cumhuriyeti" başlıklı 15 maddeden oluşan "Kürt SorununaÇözüm-4" herhangi bir metin değil, Kürt Sorununun çözümüne ilişkin SosyalistParti'nin programıdır.
SiyasiPartiler Yasası'nın 9. maddesinde "Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .....partilerin tüzük ve programlarının .... Anayasa ve kanun hükümlerineuygunluğunu .... öncelikle ve ivedilikle inceler." denmektedir.
Buhüküm, kapsamını sadece kuruluş sırasında verilen program ve tüzüklesınırlamıyor. Kuruluştan sonra kabul ve uygulamaya konan tüzük ve programlariçin de SPY'nın 9. maddesinde belirtilen yol ve yöntem uygulanacaktır. SiyasiPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre, Yargıtay Başsavcılığı'nın yapmasıgereken, saptadığı eksiklik ve aykırılıkların giderilmesini ilgili partidenistemek ve isteğinin yerine getirilmesi için otuz günlük süre tanımaktır.
SPY'nın9. maddesine göre Yargıtay Başsavcılığı'nın denetimi, sadece şekli hususlarıdeğil, "Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğu"da kapsamaktadır.
SiyasiPartiler Yasası'nın 9. maddesi partiler lehine konmuş bir hükümdür. Birgüvencedir. Açıklama ya da düzeltme olanağı vermek suretiyle bir partiyikapatma davasıyla yüzyüze gelmekten korumak istenmiştir.
İşbu nedenle, Sosyalist Parti'den, Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesigereğince düzeltme ya da açıklama isteminde bulunmaksızın, doğrudan davaaçılması yoluna gidilmiş olması hukuka ve usule uygun değildir.
2.Bu Davada Yargılama Duruşmalı Olarak Yapılmalıdır
Talebimizindayanağı Siyasi Partiler Yasası'nın 98. maddesi ile Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu'nun (CMUK) 387. maddeleridir.
2820sayılı SPY'nın 98. maddesinde:
"SiyasiPartilerin kapatılması .... Anayasa Mahkemesi'nce, Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu'nun hükümleri uygulanmak suretiyle, dosya üzerinde inceleme yapılarakkarara bağlanır. Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğü hallerde sözlüaçıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanlarıçağırır." denilmektedir.
Bunagöre siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılan davalarda:
a)Kural olarak dosya üzerinde incelemeler yapılacaktır.
b)CMUK hükümleri uygulanacaktır.
c)Gerekli görüldüğü hallerde ilgililer ve bilgisi olanlar dinlenecektir.Öncelikle belirtelim: "Dosya üzerinde inceleme yapılarak kararabağlanır" hükmü, siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılan davalarda"duruşma yapılamayacağı" anlamına gelmez. Bu hüküm, genel bir kuralınbelirtilmesinden ibarettir.
Bugenel kural "CMUK hükümleri uygulanmak suretiyle" ele alınacaktır.Bu, 2820 sayılı Yasa'nın 98. maddesinin amir hükmüdür.
Yasadaöngörülen "dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanması" birözel yargılama usulüdür. Bu usul davamızda uygulanacağı açık olarak belirtilenCMUK'nun Yedinci Kitabı'nda "Hususi Muhakeme Usulleri" başlığıaltında düzenlenmiştir. Yedinci Kitabın Birinci Faslında yer alan "Cezakararnameleri"ne tekabül etmektedir.
Bunagöre her ne kadar 386. maddede bazı suçlarda "duruşma yapılmaksızın birceza kararnamesi ile karar verileceği" bir prensip olarak öngörülmüş isede, hemen sonra 387. maddede "duruşma yapılmamasının mahzurlugörülmesi" halinde duruşma yapılabileceği bildirilmiştir.
Bunedenle; 2820 sayılı Yasa'nın 98. maddesi hükmüne göre CMUK'nu uygulamakdurumunda bulunan Anayasa Mahkemesi, Sosyalist Parti'nin kapatılması istemiyleaçılan davayı duruşmalı olarak görebilir.
Hattakanımızca, konunun önemi dikkate alındığında "duruşma yapılmaması mahzurlugörüleceğinden" CMUK'nun 387. maddesi uyarınca duruşma yapılmalıdır.
"Kabahat"nevinden olan suçlar için dahi yasanın duruşma yapılmamasının mahzurluolabileceğini düşünmüş bulunması dikkat çekicidir. Oysa önünüzdeki davada birkişinin ötesinde toplumun bir kesiminin siyasal örgütlenmesinin, bir siyasalpartinin idamına karar verilebilecektir. Böyle bir davaya duruşmasız kararverilmesi son derece "mahzurlu"dur. Üstelik ceza kararnamelerineitiraz mümkün olduğu halde bu dava sonunda verilecek karar kesindir.
Kaldıki, savunma açısından salt yazışmaya dayanan duruşmasız bir inceleme savunmahakkının gereğince kullanılamaması sonucunu doğuracaktır.
Öteyandan, konunun duruşmalı olarak ele alınması, uygulamaya da tersdüşmeyecektir. Daha önce yürürlükte bulunan 648 sayılı Yasa'nın 108. maddesindeyeralan siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin "dava, AnayasaA1ahkemesi'de duruşmalı olarak görülür" hükmü, Anayasa Mahkemesi'nin6.5.1991 gün ve E. 1971/27, K. 1971/50 sayılı kararıyla iptal edildikten sonradahi ortaya çıkan düzenleme "duruşma yapılamayacağı" şeklindeyorumlanmamış: 648 sayılı Yasa yürürlükte kaldığı sürece görülen tüm siyasiparti kapatma davaları, duruşmalı olarak yürütülmüştür. Bu nedenle konununduruşmalı olarak ele alınması, bu uygulamalarla da bir paralelliksağlayacaktır.
Açıklanannedenlerle, sözlü açıklama verilmesi ya da parti görevlilerinin çağrılıpdinlenilmesi gibi bir uygulama ile yetinilmeyerek, 2820 sayılı SPY'nın 98.maddesi delaletiyle CMUK'nun 387. maddesi uygulanıp, davamızın duruşmalı olarakgörülmesini talep ediyoruz.
II-İddia Makamının Yöntemi Yanlıştır
1.Dava Konusu Belgeleri Bütünlük İçinde Ele Almamıştır
YargıtayBaşsavcılığı, iddianamesini hazırlarken, davaya konu metin ve konuşmaları birbütünlük içinde ele alıp değerlendirmemiştir. Kimi paragraflardan kelimeler,kimisinden ise cümleler alarak bunları birleştirmek suretiyle yorumlamış vekapatma isteminde bulunmuştur.
2.İddianamenin Dayandığı Tape Metinler Ehliyetsiz Kişilerce Dikkatsiz Çözülmüştür
GenelBaşkan Doğu Perinçek'in konuşmalarına ilişkin kaset çözümleri gerçeğe sadıkkalınarak değil, yer yer söylenenin aksi anlama gelebilecek şekilde tapeedilmiştir. Örneğin, 17.10.1991'de Van İI Merkezi'ndeki Açık HavaToplantısı'nda yapılan konuşmaya ilişkin tape metnin en sonuna (Biji Kürdistan)sözcüğü eklenmiştir. Bu iddianamenin 9. sayfasına Genel Başkan Doğu Perinçek'insözü olarak eklenmiştir. Genel Başkan konuşmasında böyle bir şey söylememiştir.Öte yandan topluluk içinden gelen slogan da "Biji Kürdistan" değil,"Biji Serhıldan" şeklindedir. Kasetler dinlendiği takdirde bu açıkçagörülebilir. Keza, 16.10.1991 günlü saat 15.00'de Şırnak İI Merkezi'nde yapılankonuşmanın çözümünün 1. sayfasında, diğer partiler kastedilerek "siz FıratNehri'ni sınır haline getirdiniz" cümlesindeki sınır "Silah"olarak değiştirilerek yazılmış ve böylece bu cümle dosyadaki kaset çözümünde"siz Fırat Nehri'ni silah haline getirdiniz" şeklinde yer almıştır.Yine aynı tape metnin 1. sayfasındaki "sansürlü kararnameçıkardınız", "sansürsüz kararname çıkardınız" şeklindeyazılmıştır. Tape metinler benzer hatalarla doludur: Örnekleri çoğaltmaya gerekgörmüyoruz. Konuya dikkatinizi çekiyoruz.
3.İddia Makamı Her "Kürt" Sözünün Geçtiği Cümleyi Suçlama KonusuYapmıştır
İddianame,Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin ve Sıkıyönetim Askerî Mahkemelerinin olağanüstüyargılama mantığı ile hazırlanmıştır. İddianamede anlamına bakılmaksızın içindeher "Kürt" sözü geçen cümle suçlama konusu yapılmış ve iddianameyealınmıştır. Örneğin;
-"YaşasınTürklerin ve Kürtlerin kardeşliği..."
-"Kürtsorununa kardeşçe bir çözüm bulmak şarttır." (İddianame, S.4)
-"Kürthalkıyla kardeşçe, özgürce, gönül-gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak Türkiyehalkının... ihtiyacıdır." (İddianame, S. 5)
-"SosyalistParti Kürt-Türk kardeşliğinin partisidir." (İddianame, S.5)
-"Türkve Kürt halkları iki candır." (İddianame, S. 5)
-"SosyalistParti Türk ve Kürt halkları arasında tek köprüdür." (İddianame, S. 8)
-"Türk-Kürtkardeşliği programı..." (İddianame, S.8)
-"TürkleKürt birleşmezse kurtulamaz." (İddianame, S.9)
-"Türkve Kürt milletlerinin... özgür, gönüllü birliği..." (İddianame, S.8)
-"Kardeşçe çözüm Sosyalist Parti'dedir." (İddianame, S. 10)
Bucümleler dahi, "ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamaksuretiyle faaliyette bulunmak" suçlamasına kanıt o1arak getirilebilmiştir.İddianameden yukarıya aldığımız cümleler davanın haklılığının değilhaksızlığının delilleridir. İddianamenin meseleye bağnaz bir Türkmilliyetçiliği bakış açısıyla yaklaştığını göstermektedir. İddianamedeki bumantık birliğe değil, bölünmeye hizmet eder.
4.Dava ile İlgisiz Bildiri, Afiş, Yayın ve Sonuçları Araştırılmamış SoruşturmaEvraklarının Dosyaya Konmasının Yasal Hiçbir Nedeni Yoktur
Davakonusuyla ilgili bulunmayan bildiri, afiş ve diğer yayınlar ile çeşitlizamanlarda partililer hakkında açılmış soruşturma evraklarının örnekleri dedava dosyasına eklenmiştir. Bunun ne anlamı vardır' Bununla, SosyalistParti'nin yasaları ihlal eden bir parti olduğu havası yaratılmak istenmiştir.Dosyaya konan belgeler sadece hazırlık aşamasındaki evraklardır. Busoruşturmaların sonuçları ne olmuştur' Dava açılmış mıdır' Açılmışsa beraat mi,yoksa mahkumiyetle mi sonuçlanmıştır' Bu konuda hiçbir araştırma yok. Bu tutumdosyanın hacmini kabartmaktan ve davanın kavranmasını zorlaştırmaktan başka birsonuç vermemektedir. Dosyaya konmasının, psikolojik bir etki yaratma çabasındanbaşkaca bir anlamı yoktur.
Busoruşturmaların tamamı ya takipsizlik ya da beraat kararları ilesonuçlanmıştır. Bu soruşturmaların sonuçlarının araştırılmasını ve dosyayakonmasını istiyoruz.
5.Hangi Organ Kararlarının Kapatma Davasına Konu Olabileceği KanunlaDüzenlenmiştir. Bu Organlarca Karar Altına Alınmamış Yayınlar Kapatma DavasınaDayanak Yapılamaz
İddianamedeparti yayınlarından;
-Serhıldan Çağrılar-1: Kawa Ateşi Yaktı,
-Serhıldan Çağrılar-2: Karpuz Değil Cesaret Ekin,
-Kürt Sorununa Çözüm-4,
-Bildiriler ve duvar afişlerini;
davayadelil olarak göstermiş ve bunlardan alıntılar yapmıştır.
İddiaMakamı, Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesi hükümlerini dikkate almadan,parti adına yapılan her yayının kapatma davasına delil olacağı inancıylahareket etmiştir. Kapatma istemi Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin(a), (b), (c) bentleri gereğince talep edilmiştir. Bu madde hükümlerinde, hangi"parti mevzuatının" ve hangi organ ve kişilerin söz, açıklama vekararlarının parti kapatma davasında delil olarak gösterilebileceği tek teksayılmıştır. Bu açıdan yukarda belirtilen yayınların durumu şudur: Yayınlarpartinin tüzüğü, programı değildirler. Parti faaliyetlerini düzenleyen mevzuatda değildirler. Bu durumda, bu yayınların SPY'nın 101. maddesinin (a) fıkrasıkapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Şuhalde yayınları 101. maddenin (b) fıkrası yönünden incelememiz gerekecektir.
"SerhıldanÇağrıları-1: Kawa Ateşi Yaktı" ve "Serhıldan Çağrılar-2: Karpuz DeğilCesaret Ekin" broşürleri Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'inParti Genel Başkanı olmadan, hatta parti üyesi dahi değilken yaptığıkonuşmalardır. Yargılamaya konu olmuşlar ve Diyarbakır DGM'de açılan davadaberaat etmişlerdir. Broşürlerin giriş kısmında bu konuda açıklama mevcuttur.Bunlar Genel Başkan sıfatıyla yapılmış konuşmalar değildir. "2000' e DoğruDergisi"nin Genel Yayın Yönetmeni iken bu sıfatla Dergi'nin düzenlediğitoplantılarda yaptığı konuşmalardır. Bunlar, l1erkez Karar Organı kararlarınadayanılarak da yayınlanmamışlardır. Merkez Karar Organı faaliyeti de değildir.Açıklanan nedenlerle, Sosyalist Parti'yi bağlamaz. Parti yayınları arasındayayınlanmış olması sonucu değiştirmez. Sonuç itibariyle SPY'nın 101. maddesikapsamında kapatma davasında delil olarak değerlendirilemez. Bu metinlerin vebunlardan iddianameye alınan alıntıların dikkate alınmaması gerekir. Hattamümkünse dosyadan çıkarılmaları icabeder.
Delilolarak dosyaya sunulmuş bildiri ve afişler açısından da aynı incelemeyi yapmak,hangi organ ve kişilerin kararına dayanılarak yayımlandıklarına bakmakgerekecektir. Bu organ ve kişilerin ise SPY'nın 101. maddesinin (a), (b), (c)fıkralarında sayılanlar olup olmadığı incelenmelidir. Dosyada bir kısım ilörgütlerinin bildirileri ve afişleri dahi mevcuttur. Şüphesiz bunlar SPY'nın101. maddesinde sayılan parti bütünlüğünü bağlayıcı organlar olmadıkları içindoğrudan kapatma davasının konusu ve delili olarak kabul edilemezler.
"KürtSorununa Çözüm-4" broşürü ise Sosyalist Parti Genel Başkanı DoğuPerinçek'in imzasıyla yayınlanmıştır. Bu bakımdan SPY'nın 101. maddesinin (b)fıkrası yönünden incelenebilecektir.
III-Hukuksal Durum ve Dava
Budavanın hangi hukuksal ortamda görüldüğünü anlayabilmek bakımından Anayasa'nın,Siyasi Partiler Yasası'nın, uluslararası hukukun, toplumsal meşruiyeti ifadeeden fiili hukukun değerlendirilmesi gerekmektedir:
1.12 Eylül Anayasası, Evrensel Hukuk İlkelerine ve Toplumsal GerçekliğimizeAykırıdır. SP. Böyle bir Anayasa'ya Aykırı Davranmakla İtham edilmektedir.
1921ve 24 Anayasaları, bir kurtuluş savaşının ve Devrimin ürünleri idiler. 1982Anayasası ise, bir askeri darbe sonucu topluma dayatılmıştır. Bugün, iktidarıile, muhalefeti ile, hukukçusu ile sokaktaki sıradan yurttaşı ile herkes mevcutAnayasa'nın demokratik olmadığını, değiştirilmesi gerektiğini görmekte veistemektedir. Bütün partiler, seçim bildirgelerinde Anayasa'yıdeğiştireceklerini ve yeni Anayasa yapacaklarını belirtmişlerdir.
-TBMM Başkanı Hüsamettin CİNDORUK, Anayasa'nın dar anlayışına bakılmaması,Türkiye'nin imza koyduğu İnsan Hakları Bildirgesi gibi uluslararasısözleşmelerin esas alınması gerektiğini belirtmiştir. "Evrensel hukukunAnayasa'ya üstünlüğü"ne ve Anayasa'nın evrensel hukuka aykırılığına dikkatçekmiştir. (Bugün Gazetesi, 4.12.1991, Teoman Erel, Telefaks)
-Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'de ODTÜ'de verdiği konferansta,"Bu Anayasa hukuka aykırı, Hukuka aykırı yasa da bu Anayasa'ya uygunoluyor." diyerek Anayasa'nın evrensel hukuk ilkelerine aykırılığınıvurgulamıştır. (Bugün Gazetesi, 4.12.1991)
-Başbakan Süleyman Demirel, "Paris Şartı'na uygun yeni bir anayasanınyapılması" gerektiğine belirtmektedir. (Cumhuriyet Gazetesi, 9.12.1991)
-Hükümetin Koalisyon Protokolü'nde:
"Ülkemizin,günümüz siyasal, sosyal ve ekonomik koşullarını dikkate alan, sivil toplumungelişmesini amaçlayan, katılımcı ve tam demokratik bir Anayasa ihtiyacı olduğukesindir. Zira, Türk toplumu, kendisine kabul ettirilmiş ve bu nedenle de 9 yılgibi kısa bir süre içinde yaşlanmış ve ülke gereksinimlerinin tamamen gerisindekalmış bir Anayasa ile yönetilmeye devam edilemez." denmektedir.
-25 Kasım 1991 tarihli Hükümet Programı'nda ülkemizin "çağdaş ve tam demokratikbir sivil toplum anayasası ihtiyacı içinde" olduğu belirtilerek,"Hükümetimiz '12 Eylül hukuku kalıntıları' olarak nitelendirilebilecek,yasa) düzenlemeleri uygulamaları ve kısıtlamaları süratle yürürlüktenkaldırarak tam demokratik bir siyasi ortamı yaratmak gerekliliğine kesinlikleinanmaktadır." deniliyor.
SosyalistParti, uluslararası bildirgelere, sözleşmelere ters, topluma zorla "kabulettirilmiş"; "9 yıl içinde eskimiş", "ülkegereksinimlerinin tamamen gerisinde kalmış"; "hukuka aykırı"olan bu Anayasa'yı ihlâl etmekle suçlanmaktadır.
AnayasaMahkemesi son yıllardaki bazı kararlarında, 1982 Anayasası'nın dar anlayışıyerine evrensel hukuk kurallarına ağırlık vermiş ve içtihat kapısınıaralamıştır. Bu davada da yapılması gereken, bu uygulamanın sürdürülmesi,"evrensel hukukun Anayasa'ya üstünlüğü" ilkesinin uygulanmasıdır. Enazından mevcut Anayasa evrensel hukuk ilkeleri ışığında yorumlanmalıdır.
2.Siyasi Partiler Yasası Anayasa'ya Aykırıdır. SPY Bugünkü şekliyle Anayasa'nınGeçici 15. Maddesinin Himayesi Altında Değildir. İptali Gerekir
Siyasipartilerin uyacakları esaslar ve kapatılması nedenleri Anayasa'nın 69.maddesinde sayılmıştır. Buna göre: "Siyasi Partiler, tüzük ve programlarıdışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalardışına çıkamazlar, çıkanlar temelli kapatılır."
Anayasa'nın14. maddesinde ise: "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri,
-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
-Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek,
-Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
-Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya,
-Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak,
Veyasair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeninikurmak amacıyla kullanılamaz" denmektedir.
Anayasakapatma nedenlerini şu şekilde sıralamaktadır: Kapatma nedenlerinin Anayasa'datadadi olarak gösterilmesinin biricik amacı, yasalarla yeni yasaklamalarıngetirilmesini önlemek, özgürlükleri korumak ve böylece partilere Anayasal birgüvence sağlamaktır.
İddianamede,Sosyalist Parti'nin Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerine aykırıdavrandığı ileri sürülmektedir. Oysa bu maddeler Anayasa'ya aykırıdır.Anayasa'yı aşan sınırlamalar getirmektedir. Bu şekliyle Siyasi partileresağlanan Anayasal güvenceyi ortadan kaldırmaktadır.
Anayasa,Siyasi partilerin uymak zorunda oldukları temel esasları ve kapatma nedenlerini68, 69 ve bunlar yoluyla 14. maddeyle sınırladığı halde, Sosyalist Parti'yeuygulanması istenilen SPY'nın 78. maddesinde, Siyasi partilerle ilgili yasaklarve kapatma nedenleri, Anayasa'nın "Başlangıç kısmı" 1-2-3-6-67.maddelerini ve sair hususları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Keza, budavada uygulanması istenilen, SPY'nın 81. maddesinde getirilen yasaklamalar vekapatma nedenleri ise tümüyle Anayasa'nın getirdiği bu tadadi sınırlamanındışındadır.
Anayasa'nın66. maddesi, millet kavramını vatandaşlık bağı ile tanımlamıştır. Milletbütünlüğüne aykırılığın anlam ve çerçevesini de bu esastan hareketlesaptayabiliriz. Anayasa'ya göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının birbölümünün, devletle olan vatandaşlık bağını koparmaya, onları ayırarak yeniveya başka bir devletin insan unsuru haline getirmeye yönelik amaç ve faaliyetyasaklanmıştır. Oysa Siyasi Partiler Yasası'nın düzenlenmesi, Anayasa'nınilkelerinin dışına çıkmış ve bu anlamda millet bütünlüğüne aykırılığın ifadesiolmayan yasaklamalar getirmiştir. Böylece Anayasa'nın sınırlı olarak getirdiğiparti kapatma nedenlerine yenilerini eklemiştir. Bu eklemeler Anayasa'yaaykırıdır.
SPY78. maddede, ideolojik beyanname niteliğindeki Anayasa'nın başlangıç bölümüneaykırılık dahi kapatma nedeni sayılmıştır. Her anlama çekilebilecek bu türyasaklama hükümleri, hukuk tekniğine ve Anayasa'ya aykırıdır.
Keza,SPY, 78. maddesi ile Anayasa'daki kapatma nedenlerinin dışına çıkıp,"dil", "bayrak"; "milli marş" ve"başkente" dair hususları da kapatma nedenleri arasına ithaletmiştir.
SPY81/a maddesinde de Anayasa'nın kapatma nedenleri dışına çıkılmış, partilerin"millî veya dini, kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri hükmü" getirilmiştir. Oysaherşeyden önce Anayasa'nın kendisi dil, ırk, din ve mezhebi farklı yurttaşlarınbulunduğunu kabul etmiş, bunlar arasında ayrım gözetilmemesini emreden eşitlikilkesini getirmiştir (Anayasa Madde: 10).
SPY81/b maddesi ise Anayasa'nın dışında hükümler getirmesi ve Anayasa'ya aykırıolmasının dışında, sosyolojik gerçeklere de aykırıdır. Azınlıklar sosyolojikbir olgudur. Varsa vardır, yoksa iradi olarak yaratılması mümkün değildir.
Keza,SPY 81/c maddesi hükmü, Anayasa'nın dil nedeniyle ayrım gözetilmeyeceğiniöngören "kanun önünde eşitlik" ilkesine, yani 10. maddesineaykırıdır. Anayasa'nın sınırladığı siyasi parti kapatma nedenlerinigenişlettiği için de 69. maddeye aykırıdır. Hatta, SPY' nın bu hükmü"kanunla yasaklanmış dillerden" söz etmektedir. Bugün Türkiye'deyasayla yasaklanmış dil artık bulunmamaktadır. Bu durumda SPY "bazıdilleri" yasaklamakla, bizzat "dil ayrımı gözetmiş" olmaktadır.
Görüldüğüüzere, siyasi partilerin yasaklanması rejimine ilişkin, Siyasi PartilerYasası'ndaki düzenlemeler, Anayasa'daki yasaklarla sınırlı tutulmamış vebunların sınırları genişletilmiştir. Böylece Anayasa'nın bir anlamıkalmamıştır. Anayasa, kapatma nedenlerini sayarak, yeni kapatma nedenleriyaratılmasını önlemek istemiş, konuyu yasa koyucunun iradesine bırakmamıştır.Kapatma nedenlerini ancak anayasa koyucu düzenleyebilir. Oysa, keyfi birşekilde yeni yasaklar, kısıtlamalar yaratılmıştır. Siyasi Partiler Yasası,Anayasa'da belirtilenler dışında bir parti yasaklama nedeni koyamaz. Bu türhükümler Anayasa'ya aykırıdır.
Nitekim,Anayasa'nın konuya ilişkin 69. maddesinin son fıkrasında: "Siyasipartilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdakiesaslar dairesinde kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır."Yukarıdaki esaslar dairesinde" sözünden de anlaşılacağı üzere, yasaldüzenleme yapılırken Anayasa'da sayılan kapatma nedenleri dışınaçıkılmayacaktır.
Bütünbu nedenlerle bugün yürürlükte bulunan 2820 sayılı Siyasi Partiler YasasıAnayasa'nın 10, 11 12, 13, 14, 66, 68, 69. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir. İptal edilene kadar yargı, bu maddeleri uygulayamaz. Anayasa'yıuygular.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın bugünkü şekliyle Anayasa'nın geçici 15.maddesinin koruması altında bulunduğu da ileri sürülemez. Her ne kadarAnayasa'nın geçici 15. maddesi MGK döneminde çıkartılan yasaların"Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceğini" öngörmekte ise debugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası, MGK döneminde yürürlüğe konanorijinal şekline ve bütünlüğüne sahip değildir.
22.04.1983tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası bugüne kadar tam10 kez değişikliğe uğramıştır. Değişiklik getiren Yasalar şunlardır :
-10 Haziran 1983 tarihinde 2839 sayılı ,
-27 Haziran 1984 tarihinde 3032 sayılı ,
-28 Mart 1986 tarihinde 3270 sayılı ,
- 9Nisan 1987 tarihinde 3349 sayılı ,
-21 Mayıs 1987 tarihinde 3370 sayılı ,
-23 Mayıs 1987 tarihinde 3377 sayılı ,
-31 Mart 1988 tarihinde 3420 sayılı ,
- 7Ağustos 1988 tarihinde 3470 sayılı ,
-17 Mayıs 1990 tarihinde 3648 sayılı ,
-31 Ekim 1990 tarihinde 3673 sayılı .
Budeğişiklikler arasında partilerin kapatılmasına ilişkin 101. madde debulunmaktadır. Hatta 2820 sayılı Yasa'da da öngörülen bazı yasaklamalarreferandum konusu olmuş ve halkoyu ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Budurum karşısında bugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası'nın MGKtarafından çıkarılan yasa olduğu ileri sürülemez. Bu itibarla Anayasa'nın 15.maddesinin kapsamı içinde kaldığı kabul edilemez. Biz SPY'nın yukardaaçıkladığımız nedenlerle Anayasa'ya aykırılığı def'inde bulunuyoruz. Yine yukardaaçıkladığımız nedenlerle Anayasa Mahkemesi'nin SPY'nın Anayasa'ya aykırılığıdef'imizi inceleyip karara bağlayabileceği görüşündeyiz. Öncelikle bu hususunkarara bağlanmasını talep ediyoruz.
Kaldıki, Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'daki parti kapatma nedenlerininsınırlarını aşan, "demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı"hükümlerine dayanılarak kapatma kararı verilmesi hukuka uygun olmaz.Mahkemelerin, Anayasa'nın 138. maddesi gereğince, öncelikle Anayasa'ya görekarar vermeleri gerektiğinden, Anayasa Mahkemesi'nin de SPY'nın Anayasa'yaaykırı ve Anayasa'dan kaynaklanmayan hükümlerini uygulamaması gerekmektedir.
3.Siyasi Partiler Yasası, Uluslararası Hukuka ve Demokrasi Kurallarına daAykırıdır
SPY'nındavamızda uygulanması istenen 78 ve 81. maddeleri sadece Anayasa'ya ve genelhukuka aykırı değildirler. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,Helsinki Nihai Senedi ve Paris Şartı gibi uluslararası sözleşmelere deaykırıdır.
HelsinkiNihai Senedi'nin 10 ilkesinden 8si olan "Halkların hak eşitliği ve kendikaderlerini tayin hakkı" ile SPY çelişmektedir. Keza, Paris ŞartıSözleşmesi'nde :
"Birulus içindeki azınlıkların soy, kültür, din ve dil yönünden sahip olduklarıkimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızınyasa önünde tam bir eşitlik içinde işbu kimliği serbestçe ifade etmek, korumakve geliştirmek hakkına sahip olduklarını teyit ederiz."
"Halklarıneşit haklara sahip bulunduğunu ve halkların BM Anayasası'na devletlerin toprakbütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, uluslararası hukukun ilgili normlarına uygunolarak, kendi kaderlerini tayin etme hakları olduğunu teyit ederiz."denmektedir.
Buuluslararası sözleşmeler Türkiye tarafından da imzalanmışlardır. Anayasa'nın90. maddesi gereğince kanun hükmündedirler. Anayasa'ya aykırılıkları iddiasıile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz.
Siyasipartiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları kabul edilmişlerdir. Bu durumda,SPY'nın partilerin özgürce faaliyet gösterebilmelerinin güvencelerini sağlamasıve düzenlenmesi gerekirken, tersine yasaklar, kısıtlamalar ve çelişkilerle doludüzenlemeler getirdiği görülmektedir. Partilerin devlet örgütü dışında özelkuruluşlar olduğunu görmemekte, birer devlet kurumu gibi düşünmekte, demokrasikurallarına ters hükümler içermektedir.
4.Pozitif Hukuk Parçalanmıştır. Siyasi Partiler Yasası ve Anayasa ile Türk CezaYasası Arasındaki Paralellikler Yok Olmuştur
Anayasave Siyasi Partiler Yasası'nın davamızda uygulanması istenen maddeleri, TCY'nın141 ve 142. maddelerinden alınmış ve paralel olarak düzenlenmişlerdir. AncakTürk Ceza Yasası'nın 141 ve 142. maddeleri 12.04.1991 tarihinde yürürlüktenkaldırılmıştır. 141 ve 142. maddelere paralel olarak Anayasa ve Siyasi PartilerYasası'nda düzenlenmiş bulunan hükümler ise, hâlâ durmaktadır. Keza, 2932sayılı Anadil yasağına ilişkin yasa da, yürürlükten kaldırılmıştır. Oysa buyasaya paralel olarak düzenlenen ve aynı zihniyetin eseri olan Anayasa veSPY'ndaki düzenlemeler de durmaktadır. Böylece tam bir keşmekeş olmuştur.Pozitif hukukta birliktelik kalmamıştır. Parçalanmışlık, toplumun ihtiyacıdikkate alınarak giderilmelidir. Toplumsal gelişmenin dayatması ile ceza yasalarındançıkarılan bu hükümlerin Siyasi partiler açısından da ceza hükmü taşımaması veuygulanmaması gerekir.
5.Fiili Hukukla Pozitif Hukuk Çelişmektedir. Bu Durumda Toplumsal MeşrulukDikkate Alınmalıdır
Bugünülkemizin siyasal ve toplumsal hayatında uygulama "12 Eylülkalıntısı" mevzuatın lafzi yorumunu çoktan aşmıştır. Fiili bir hukukdoğmuştur. Örneğin, SPY'nın 81. madde ile Hükümet Programı ve SHP Raporukarşılaştırıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:
Siyasi Partiler Yasası Madde 81
25 Kasım 1991 Tarihli Hükümet Programı
a) ...milli veya dini, kültür veya mezhep vela ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak... amacını güdemezler ve bu yolla faaliyette bulunamazlar.
"...yurttaşlarımız arasında kültür, düşünce, dil ve köken farkları olması doğaldır... Çeşitli etnik, kültürel ve dile ilişkin kimlik özellikleri özgürce ifade edilebilecek, özenle korunabilecek ve rahatça geliştirilebilecektir.
"...herkesin kendi anadilini, kültürünü. tarihini, folklörünü, dini inançlarını araştırması, koruması ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir..." (Hükümet Programı, S. 11).
SHP Merkez Yürütme Kurulu Raporu
"Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnik açıdan Kürt kökenlidir..."
"Kürt kimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara, bu kişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır..." (SHP'nin Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri, SHP MKYK, Temmuz 1990, Ankara, s. 28-43).
Şüphesizbu tabloyu daha da detaylandırmak ve başta iktidar partileri olmak üzere çeşitlisiyasi parti liderlerinin açıklamalarıyla genişletmek mümkündür. Şimdilik buörneklerle yetiniyoruz.
Görüldüğügibi, iddianamenin mantığı kabul edilirse, Hükümet Programı'nı SPY'nın 81.maddesine aykırı görüp iktidar partileri DYP ve SHP'yi de kapatmakgerekecektir.
Bugünülkemizde temel örgütlenme ve siyasi partiler alanındaki iki hukuk karşıkarşıyadır. Birincisi, yasalarda, kâğıt üzerinde varolan, ancak toplum nezdindemeşruluğunu yitirmiş, uygulama alanını kaybetmiş kanunlar. İkincisi, fiilenuygulanan, toplumda genel kabul gören aşağıdan gelen hukuktur. Yapılmasıgereken, fiili hukukun pozitif hukuk haline getirilmesi, bu yolla çelişkilidurumun düzeltilmesidir.
Ancak,bu gerçekleşene kadar ne olacaktır: Yapılması gereken pozitif hukuku lafzıylayorumlamak ve uygulamak değil, "günün ihtiyaçları" gözönündetutularak fiili duruma uygun bir yorumlamaya gitmektir. Siyasi partiler,anayasal kuruluşlar ve hükümet yetkililerinin daha önce aktardığımız görüş veprogramlarından da anlaşılacağı gibi gelişme, "12 Eylül hukukukalıntıları"nın hukuk mevzuatından temizlenmesi yönündedir. Bugün bu süreçyaşanmaktadır. Bu süreç tamamlanıncaya kadar, -kanun değil- hukukun üstünlüğünübenimseyen her demokratik ülkede olması gerektiği gibi sorun, toplumsal meşruiyetyönünden yargısal içtihatlarla çözümlenmelidir. Burada Anayasal yargıya büyükgörev düşmektedir.
6.Sonuç ve Değerlendirme
Görüldüğüüzere;
-Toplumsal gerçeğe ve evrensel hukuka aykırı bir Anayasa,
-Uluslararası hukuka, demokrasi kurallarına ve Anayasa'ya aykırı bir SiyasiPartiler Yasası vardır.
-Ayrıca varolan Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nın temelleri ve bir çokhükmü, yaşayan hukuka aykırıdır, ölü hale gelmiştir.
BuAnayasa ve Siyasi Partiler Yasası hükümlerine aykırı davranmak iddiasıylaSosyalist Parti hakkında kapatma davası açılmıştır. Diğer yandan, hukuk sistemiparçalanmış; pozitif hukuk meşruluğunu yitirmiş ve bir fiili yaşayan hukukdoğmuştur. Keza, Siyasi Partiler Yasası ve Anayasa ile ceza yasaları arasındakiparalellikler de yok olmuştur. Anayasa'nın ve Siyasi Partiler Yasası'nındeğiştirilmesi gündemdedir. Böyle bir hukuksal ve fiili ortamda bu kapatmadavası görülmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin bu durumu dikkate alması ileride demokratikhayatımız açısından giderilmesi olanaksız sonuçlar doğuracak bir hatayadüşmemesi gerekir.
IV-İddia Hukuka, Gerçeğe ve Tarihe Aykırıdır
1.İddia ve Dayanakları
CumhuriyetBaşsavcılığı, iddianamesinde Sosyalist Parti'nin "faaliyetlerinin"2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 4. kısmında yer alan hükümlere aykırılıknedeniyle inceleme konusu yapıldığını ve davanın, Anayasa'nın Başlangıç Kısmı,3, 4, 14, 66 ve 68. maddeleri ile Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81 .maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunduğu iddiası ile açıldığınıbelirtmektedir.
A-İddianame özetle:
1."Hiç bir düşünce ve mülahaza Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığınındevleti ve milletiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz" ilkesine,
2."Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü"ne;
3."Dil ... ırk ayrımı yaratmak... amacını gütmemek" ilkesine;
4."Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu... cumhuriyetin niteliklerinindeğiştirilemez" olduğu ilkesine;
5."Devletin bayrağı, dili, marşının değiştirilemeyeceği..."ne;
6."Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini, kültür veya mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğu ilerisürülemez" hükmüne;
7."Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinden azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını gütmemek" ilkesine;
aykırıdavranarak;
"Ülkeve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamak suretiyle faaliyettebulunulduğu" iddia edilmiştir.
B-Bu iddialara dayanak olarak:
(1)Parti yayınları :
-Serhıldan Çağrılar-1: Karpuz Değil Cesaret Ekin.
-Serhıldan Çağrıları-2: Kawa Ateşi Yaktı.
-Kürt Sorununa Çözüm-4.
-Bildiri ve duvar afişleri;
ile,
(2)Genel Başkan Doğu Perinçek'in:
-24-25 Ağustos tarihli Parti Meclisi Toplantısı'nı açış konuşması;
-13.10.1991 Ankara Cebeci Pazar Yeri'ndeki açık hava toplantısındaki konuşması;
-16.10.1991 Şırnak il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşması;
- 17.10.1991Van il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşması;
-13.10.1991 günü yapılan televizyon konuşması;
-11.10.1991 günü televizyondaki açık oturumdaki konuşması;
gösterilmiştir.
C-Sosyalist Parti'nin "Kürt kimliğine"; "Kürt sorununa", busorunun "çözümüne" ilişkin program, görüş ve önerileri ile devletinbu konulardaki inkârcı, şiddete dayalı, hayat tarafından iflas ettirilmişpolitika ve uygulamalarının eleştirisine ilişkin görüşleri ve ülke bütünlüğününancak "eşitlik, özgürlük ve gönüllülük" temelinde sağlanabileceği,Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının olduğu, ancak bunu, eşitlik veözgürlük temelinde bir "Emekçi Cumhuriyeti"nde birleşmek şeklindetayin etmesinin en uygun yol olacağı şeklindeki düşünceleri kapatma nedenisayılmıştır.
2.İddianame Bugünün Gerçeklerine Olduğu Kadar Tarihi Gerçeklere ve TarihiBelgelere de Aykırıdır
İddianame,Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nı dar ve katı bir Türk milliyetçiliğizihniyetiyle değerlendirmektedir. Bırakınız "eşitliği, özgürlüğü"tanımayı, "Kürdün" kimliği dahi iddianamede "yasaklar"kapsamında düşünülmektedir.
Oysa,Türkler ile Kürtler bin yıldır bu topraklar üzerinde iç içe, kardeşçeyaşamışlardır. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yürütmüş,başarıya götürmüş, Cumhuriyet'i birlikte kurmuşlardır.
TürkiyeCumhuriyeti'nin ilk anayasal belgesi olan Amasya Protokolü'nde vatan "Türkve Kürtlerin oturduğu arazi" olarak belirlenmiş ve "bu hususunşimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü." denmiştir (Amasya Mülâkatı 2.Tutanağı, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S. 13, Sebahattin Selek, MilliMücadele, S. 328).
Keza,Erzurum ve Sivas Kongreleri Nizamname ve Beyannameleri'nin 1. maddeleri,Kürtler dahil bütün unsurların "ırki, içtimai ve coğrafi haklarını"güvence altına almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş sürecinde"Türk ve Kürdü" birleştiren iki milliyetli bir Devlet olarak kabuledilmiştir. Bunun içindir ki, İsmet İnönü Lozan Konferansı'nda "TürkiyeBüyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir.(... Kürtlerle Türkler tam bir işbirliği içinde çalışmışlardır.)" şeklindeaçıklamada bulunmuştur. (Seha L. Meray, Loıan Barış Konferansı, Takım 1, Cilt1, Kitap 1, s. 348-349) İnönü, 1969'da Sabahattin Selek'e hatıralarınıanlatırken "... Lozan'daki konuşmalarımızda, milli davalarımızı 'bizTürkler ve Kürtler' diye bir millet olarak müdafaa ettik ve kabulettirdik." demektedir. (Ulus, 31 Mart 1969)
NitekimAtatürk de her fırsatta "Türk ve Kürt"ten bahsetmektedir:
-17 Haziran 1919'da Samsun'da "... ben Kürtleri ve hatta öz bir kardeşolarak tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve ... göstermek kararve azmindeyim." (Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV. s. 34,Kazım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s. 50).
-18 Haziran 1919 Samsun: "Kürtler de Türklerle birleşti" (Nutuk III s.910).
-17 Eylül 1919 Sivas: "... Türk ve Kürdün yek diğerinden ayrılmaz iki özkardeş olarak yaşamakta devam edeceği ..." (Atatürk'ün Tamim, Telgraf veBeyannameleri, IV, s. 63).
-28 Aralık 1919 Ankara: "... Devlet için millî yeni bir hudut kabulettik... Bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi, aynızamanda Türk ve Kürt anasırıyla meski.ın aksamı vatanımızı tahdit eder."(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 12).
-24 Nisan 1920, TBMM Kürsüsünden: Erzurum Kongresi'ni yeni bir hudut çizdiğinibelirttikten sonra devamla: "... bu hudut dahilinde tasavvur edilsin ki,anasırı islâmiyeden yalnız bir cins millet vardır. Bu hudut dahilinde Türkvardır, Çerkez vardır ve anasırı sair islâmiye vardır. İşte bu hudut memzuç(uyumlu) bir halde yaşayan, bütün maksatlarını bütün manasıyla tevhit etmişolan kardeş milletlerin hududu millisidir. (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri I,s. 28).
- 1Mayıs 1920, TBMM Kürsüsünden: "Efendiler ... Meclisi Alinizi teşkil edenzevad yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir,yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasırı islâmiyedir.. muhafaza vemüdafaasiyle iştigal ettiğimiz millet bittabi bir unsurdan ibaretdeğildir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri I, s. 70, 71)
TürkiyeBüyük Millet Meclisi tutanaklarında Kürtler
- 4Ocak 1923, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya: "Lozan'daki kurulumuz Türk ve Kürdünhepsini birden temsil etmektedir." (Zabıt Ceridesinden aktaran MahmutGoloğlu, Milli Mücadele Tarihi 5, Türkiye Cumhuriyeti, s. 38).
- 8Aralık 1923 Hüseyin Rauf (Orbay) : "Türkiye hududu millisine sahipolacaktır ve Türk-Kürt milletleri bir olarak yaşayacaklardır ve haysiyetlerini,şereflerini dünyaya göstereceklerdir." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, IV, s.318).
-25 Ocak 1923, Erzurum A1ebusu Hüseyin Avni : "Lozan'daki delegelerimiz ikikardeş olan Türkler ile Kürtlerin temsilcileridirler." (Zabıt Ceridesindenaktaran Mahmut Goloğlu, A,1illi Mücadele Tarihi, 5, Türkiye Cumhuriyeti, s.77).
- 6Mart 1923, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya: "Arkadaşlar temenni ederim ki, MusulTürkiye'nin bir cüz'ü denilsin. Çünkü, Türklerle Kürtlerle meskûn Türkiye'ninbir parçasıdır. Nısfından fazlası Kürttür. Musul'un Kürdün tarihinde birkıymeti vardır." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, IV, s. 162).
Buörnekleri arttırmak mümkündür. Ancak bu kadarını yeterli görüyoruz.
Görülmektedirki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde Türklerin yanısıra"Kürtler" de birinci derecede rol oynamışlardır. Bunun içindir ki, budönemdeki "hükümetler", "Lozan Delegeleri", "Türklerinve Kürtlerin" temsilcileri; "Vatan hududu", "Türklerden veKürtlerden meskûn saha", "Türk ve Kürtlerin oturduğu arazi"olarak ifade edilmiştir.
İddiamakamının, iddianameye yansıyan mantığı ve anlayışından hareket edilirseAtatürk, İsmet İnönü'yle Amasya Protokolü-Erzurum Kongresi ve 1920'lerin TBMM"ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamakla" ithamedilebilirler.
3.İddianame İnkârcıdır. "Kürt realitesi" İnkar Edilemez Bir Olaydır. VeKürt Ulusunun Varlığının Kabulü Kapatma Nedeni Olamaz
İddianame10. sayfasında "değerlendirme" başlığı altında "özetlenenyayınlar ve Parti Genel Başkanının konuşmalarından alınan bölümlerde ayrı'dili' ve 'kültürü' olan ve özellikle de 'kendi kaderini tayin hakkına kayıtsızşartsız sahip' Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan 'ezilen'bir 'Kürt ulusunun' varlığı açık ve seçik şekilde kabul edilmiş" diyerek,bu durumu kapatma gerekçesi saymıştır.
Birulusun varlığını kabul ederek ya da etmeyerek var ya da yoksaymak mümkündeğildir. Gerçek, Anayasaların da yasaların da üstündedir. Çünkü, en sonundagerçek kendisini kabul ettirir. Anayasalar, yasalar ve hukuksal kurumlardagerçek duruma uygun değillerse onları değiştirmek ve uygun hale getirmekgerekir. Bugün Türkiye'de böyle bir durum vardır.
NitekimTürkiye devleti, Başbakanın ağzından resmen ve alenen "Kürtrealitesini" tanıdığını ilân etmiştir.
BaşbakanSüleyman Demirel 9 Aralık 1991 tarihli konuşmasında şöyle demektedir:
"Budevleti Türk ırkından gelen insanlar kurmuş... diğerleri ikinci sınıf vatandaşdeğildir. Beraber kurmuşuz. Kader birliğimizi rıza ile kurmuşuz. 'Biz-siz' diyebir şey yok, hepimiz varız. Hepimiz varsak, buradaki insan, yani Kürtçe konuşan'Kürt asıllıyım' diyen insana da 'Kürt kimliği' diyoruz. Artık buna karşıçıkmak da mümkün değildir. 'Hayır arkadaş sen Orta Asya'dan geldin, biz deoradan geldik, ama yolda gelirken dillerimiz değişti' diyemeyiz. Yani Kürtrealitesini Türkiye tanıyacaksa, ki tanımıştır. -Ve bana göre, son bir seneninen önemli olayı budur. Kürt realitesini tanımak aslında Türkiye'nin birliğinimuhafazaya mani değildir." (Tercüman Gazetesi, 9.12.1991)
Hükümetortağı SHP'nin "Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve ÇözümÖnerileri" başlıklı Raporu da MYK'ca onaylanmış ve yayınlanmıştır. SHPMYK'nın bir belgesi haline gelmiş olan bu rapor konuyu şöyle ele almaktadır:
"Kürtkimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara bukişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi özgürce belirtme hakkınasahip olmaları olanağı sağlanacaktır." (SHP Raporu, s. 43).
Keza,Hükümet Programı'nda da bu konuda şunlar söylenmektedir: "Yurttaşlarımızarasında kültür, düşünce, inanç, dil ve köken farklılıkları olmasıdoğaldır."
"...herkesin kendi anadilini, kültürünü, tarihini, folklörünü, dini inançlarınıaraştırması, koruma ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamıiçindedir. Bu haklar yasalar çerçevesinde sağlanacaktır." (HükümetProgramı, s. 11).
Bütünbu örnekler iddianamenin inkârcı mantığını geçersiz kılıyor.
4.Varolan Milli Farklılıkları Kabul Etmek Kapatma Nedeni Olamaz
"Türkırkının" yanısıra "Kürt ırkının"; "Türkçe"nin yanında"anadil" olarak "Kürtçe"nin de varlığından bahsetmek vedilde eşitliği sağlamaya çalışmak "dil" ve "ırk" ayrımıyaratmak değildir. Bugün iktidarından muhalefetine kadar hemen herkes"Kürt ulusal" varlığını ve "Kürt dilini" kabul etmektedir.Hükümet Protokolünün 16. sayfasında "Kültür" başlıklı bölümde:
"Ulusalkültürümüz içindeki dil-inanç ve köken farklılıkları kültür alanımızınzenginliğidir.". "Bu farklılıkların ulusal bütünlük içinde kendiniifade edebilmesi, demokratik toplum yapısının doğal bir gereğidir."denmektedir.
KezaBaşbakan Demirel bir konuşmasında:
"Budevleti beraber kurmuşuz. Osmanlı dağıldığında iki büyük kavim kalmış, Türklerve Kürtler... Hepimiz bu ülkenin sahibiyiz. Türkiye'de Kürtçe konuşan vatandaşda her şeyin sahibidir." demektedir. (Milli Gazete, 9.12.1991)
"Anadilyasağı" getiren 2932 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. İddianameise, hala 2932 sayılı Yasa'yı çıkartan ve "anadil yasağı" getirenanlayışı yansıtmaktadır. Oysa, "Kürt milli varlığı" ve "Kürtdilinin" kabulü artık bir devlet politikası haline gelmiştir.
5.Sosyalist Parti'nin Konuya İlişkin Görüşleri "Azınlıklar Bulunduğunu İleriSürmek" ve "Azınlıklar Yaratarak Millet Bütünlüğünün BozulmasıAmacını Gütmek" Yasağı Kapsamında Ele Alınamaz ve Kapatma Nedeni Sayılamaz
SosyalistParti'nin Kürt Sorununa Çözüm Programı ve politikaları "ülkede bir Kürtazınlığı bulunduğu" değildir. Sosyalist Parti'nin söylediği"azınlık" ve "azınlık hakları" değil, "eşit haklarasahip bir Kürt milli varlığının" bulunduğudur. Bu ne bir "azınlıkyaratmak"tır ne de "azınlık bulunduğunu ileri sürmek"tir.
SosyalistParti'nin çözümü "azınlık yaratmak"; "millet bütünlüğünübozmak" amacı değildir. Sosyalist Parti'nin görevi, her türlü millîeşitsizliğe son vermek, bütün dillerin, bütün kültürlerin eşitlik ve özgürlükortamı içinde gelişip, serpilip yayılmasını sağlamaktır. Bu ise, türk dili vekültürü dışındaki dil ve kültürleri koruyup geliştirmek, yaymak ve bu yollaazınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını gütmek değildir.Azınlıklar yaratmak, parti ya da kişilerin iradî olarak yapabilecekleri birdurum da değildir. Sosyoloji biliminde böyle bir olay yoktur. Kaldı ki, Kürtlerbir "azınlık" olarak da telakki edilemezler. Bugün Kürt kimliği, Kürtdili, Kürt kültürü artık inkârı mümkün olmayan bir "olgu"dur,"gerçeklik"tir. Bunlardan söz etmek, bir olguyu saptamak anlamına gelir.
6."Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti" Programı ve Bu Programla KürtUlusuna "Kendi Kaderini Tayin Hakkının Tanınması" Kapatma NedeniOlamaz
İddianamede;"Kürt Sorununa Çözüm-4" broşüründeki 'Kürt milleti kendi kaderinekayıtsız şartsız sahiptir', bu 'özgür iradenin' saptanması için de 'Kürtillerinde referandum yapılmalıdır', Kürt halkı 'isterse ayrı bir devletkurabilir'. Ancak en iyi çözüm 'iki federe devletin eşit olarak katıldığıdemokratik, federal bir cumhuriyet' olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetinesasları açıklanmıştır' denmekte ve bu kapatma davasına gerekçe yapılmaktadır.
Birincisi,birliğin ön koşulu "eşitlik, özgürlük ve gönüllülüktür". Zorla"birlik ve bütünlük" sağlanamaz: Anayasa ve yasalar, gerçekliklebağdaştığı ölçüde hayat ve uygulama alanı bulurlar. "Devletin ülkesi vemilletiyle bütünlüğü" yasaklarla, baskıyla, silah zoruyla sağlanacak birdurum değildir. Birliği sağlamanın yolu gönülleri kazanmaktır. Bugün, bunoktaya devletin en yetkili mercileri de gelmiştir. Cumhurbaşkanı Özal;"Herkes etnik kimliği ne ise onu rahatça söyleyebilmelidir. Bir kere şunusöyleyelim. Bu mesele sopa ile ve silah zoruyla çözülmez. (...) Biz her şeyiaçıkça konuşmalıyız. (...) Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız."demektedir. (Hürriyet Gazetesi, 15.10.1991).
Bugünekadar devlet meseleyi sopayla, askeri yöntemlerle çözmeye çalışmıştır. Gelinennokta nedir' Sorun daha da ağırlaşmıştır ve büyük acılara neden olmaktadır.Siyasi çözüm gelip dayatmıştır. Birlikte yaşamanın bir tek yolu kalmıştır:Eşitlik, özgürlük ve gönüllü birlik.
İkincisi,Kürt halkına "kendi kaderini tayin etme hakkı tanınmadan" birliğingönüllülüğünden söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki, Hükümet Programı'ndabelirtildiği üzere: "'Avrupa Güvenlik ve İşbirliği süreci' ve 'ParisŞartı' ülkeler ve halklar için küresel düzenler, haklar ve özgürlüklergetirmiştir. Bu kurallar, sözleşmelerin imzacı tarafı olarak Türkiye için deuyulması gereken kurallardır." (Hükümet Programı, s. 10)
"Halklarınhak eşitliği ve kendi kaderini tayin hakkı" Helsinki Nihai Senedi'nin veParis Şartı'nın uyulması zorunlu ilkeleri arasındadır (Paris Şartı, s. 8).
Busözleşme hükümleri Anayasa'nın 90. maddesi gereğince, Anayasa'ya aykırılığıdahi ileri sürülemeyen yasa değerindedir. Yine bu hükümler, Kürt ulusu için degeçerlidir. Dolayısıyla, Sosyalist Parti'nin Kürt ulusunun kendi kaderini tayinhakkına ilişkin görüşleri bu uluslararası sözleşmelerin "teyidinden"ibarettir.
Üçüncüsüparti kapatma davalarında kapatmanın koşullarının oluşması için maddî ve manevîunsurların birlikte varolması gerekir. Görülmekte olan davanın Siyasi partinintüzelkişiliği açısından müeyyidesi "kapatılmak"tır. Bu türyargılamalarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun uygulanacağı öngörülmüştür.Her ceza yargılamasında olduğu gibi davamızda da kanuna aykırılığındoğabilmesi, kapatma müeyyidesinin uygulanabilmesi için maddî ve manevîunsurların birlikte oluşması gerekir.
Davamızda,manevî unsur, ülkenin ve milletin bölünmesinin davalı partice istenipistenmediğidir. Sosyalist Parti'nin "Kürt Sorununa Çözüm"e ilişkinprogram ve görüşlerinin temel amacı 'ayrılık' değil, 'birlik'tir. SosyalistParti zora dayanan yolun "bölünmeyi" getirdiğini görmüştür. Birliğisağlamanın ancak, ulusa kendi kaderini tayin hakkını tanımak, eşitlik, özgürlükve kardeşlikle mümkün olacağını anlamıştır. Davada iddia makamınca delil olaraksunulan belgelerin tamamının özü iki noktada toplanmaktadır. Birincisi, sorununbarışçı ve Siyasi bir çözüme kavuşturulması. Diğeri, eşitlik, özgürlük vegönüllülük temelinde bir 'birliğin' sağlanmasıdır. "Kardeşliğe" ve"gönül köprüsü oluşturulmasına" bunun için önem verilmektedir.
SosyalistParti "birliği" savunuyor ve bunun koşullarını bir programla ortayakoyuyor. Bu durumda "ayrılıkçılık" kastından dolayısıyla, manevîunsurun oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. İddia makamının, iddianamedeaktardığı "Kürt halkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, Barış ve huzuriçinde yaşamak, Türkiye halkının... ihtiyacıdır.", "Türk ve Kürthalkları iki candır". "Sosyalist Parti Türk-Kürt kardeşliğininpartisidir.", "Emekçilerin çıkarı gönüllü birliğigerçekleştirmededir." gibi alıntılar, davayı değil, savunmamızıdoğruluyor.
Dördüncüsü,Türk milliyetçiliği, ırkçılığı bölücü; enternasyonalizm ise birleştiricidir.Anayasa'nın 66. maddesi milletin belirleyicisi olarak vatandaşlık bağını kabulediyor. Millet bütünlüğüne aykırılığın anlam ve çerçevesini de bu esastanhareketle saptamak gerekir. Anayasakoyucu TC. vatandaşlarının bir bölümünün,devletle olan vatandaşlık bağını koparmaya, onları ayırarak yeni veya başka birdevletin insan unsuru haline getirmeye yönelik amaç ve faaliyetiyasaklanmıştır.
Yoksakimse Türk milliyetçiliğini benimsemek ve milliyetçi ideolojiye bağlı olmakzorunda değildir. Türkiye gibi binlerce yıllık bir Kavimler Köprüsü üzerindedar Türk milliyetçiliğinin ve ırkçılığının bölücü olduğu açıktır.
Dolayısıyla,Anayasa ve SPY'nın Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı anlayışıyla yorumlanması,hukuka aykırı olur. Türk ırkından olanların dışındaki milliyetlerin ikincisınıf vatandaş sayılması ve haklarının kabul edilmemesi, birliği bozar. NitekimBaşbakan Süleyman Demirel:
"Türkmilliyetçiliği, ırk esasına dayanmayan ve Türkiye'de başka etnik gruplarıdışlamayan yumuşak bir milliyetçiliktir." demekte ve" ikinci sınıfmuamelesi yapıldığı takdirde o insanların ayağa kalkma hakkınındoğacağına" dikkat çekmektedir (Milliyet Gazetesi, 9.12.1991).
Görüldüğüüzere, artık devlet yöneticileri de eski katı milliyetçi anlayışınyürümeyeceğini görüyorlar. Milliyetçilik, millî zıtlaşmaları, millîdüşmanlıkları, millî boğazlaşmaları gündeme getirmekte, birliği değil,bölünmeyi temsil etmektedir. Bu bakımdan yasaların milliyetçi bir zihniyetleyorumlanması, mevcut gerçekliğe ve olgulara ters düşer; Anayasa'nın hedeflerinede aykırı olur. Enternasyonalizm ise, milletlerarası birliği sağlamanın ve"ortak bir ev" inşa etmenin olanaklarını vermektedir. Sosyalist Partimilliyetçiliği değil, enternasyonalizmi benimsemiştir.
Kaldıki, Sosyalist Parti Anayasa'nın milliyetçilik anlayışını benimsemek zorundadeğildir. Partilerin Anayasa hükümlerini benimsemesi diye bir zorunlulukyoktur. Eğer böyle olsaydı, o zaman Anayasaların değiştirilmesiimkânsızlaşırdı. Partilerin uyması gereken hususlar, parti yasaklarına ilişkinhükümlerdir.
İddianame,bağnaz Türk milliyetçiliğini yansıtmaktadır. Bu niteliği ile de, hukuka,Anayasal ilkelere, toplumsal gerçekliğe aykırıdır.
Beşincisi,Sosyalist Parti'nin Kürt Sorununa Çözüm Programı, Anayasa'nın üçüncümaddesindeki hususlara aykırı kabul edilemez. Çözüm önerisindeki federedevletlerden her birinin ayrı bayrağı, ayrı marşı ve anayasası olması Türkçe veKürtçe'nin resmî dil olarak önerilmesi de kapatmayı gerektirir bir durumdeğildir.
ÇünküSosyalist Parti'ye göre, iki milletin ortak evi olan federal devletin ortak biranayasası, bayrağı ve marşı olacaktır. Bu anayasa, bayrak ve marş bütün ülkedegeçerli olacaktır. Türkçe'nin yanında Kürtçe de resmî dil olarakdüşünülmektedir.
Anayasa'nındördüncü maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu ve Cumhuriyetinniteliklerinin değiştirilemeyeceği prensiplerine de aykırı bir durum yoktur.Zira, devletin şekli yine cumhuriyet olarak kalmaktadır.
Görüldüğüüzere, iddianamenin Sosyalist Parti'nin Anayasa'nın üçüncü ve dördüncümaddelerine aykırı davrandığı ithamı da doğru değildir.
Altıncısı,iddianame 2510 sayılı İskân Yasası'na da aykırıdır. Halen yürürlükte bulunan 14Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Yasası'nda "Türk kültürlüolmayan"; "Türk ırkından olmayan", "Türk kültürüne bağlıolmayan"; "Türk kültürüne temsili (özümlenmesi) istenen";"Türk tebasından olup da Türk kültürüne bağlı bulunmayan","Anadili Türkçe olmayan", "Türk kültürüne bağlı olup daTürkçe'den başka dil konuşan" nüfustan söz edilmektedir. Hatta bu Yasa'nın2. maddesi, Türkiye nüfusunu niteliğine göre iskân bakımından üç mıntıkayaayırmaktadır.
Türkiye'de"Türk ırkından olmayan"; "Türk kültürlü olmayan" .... nüfuskesimlerinin de bulunduğu İskân Yasası'nca hüküm altına alınmıştır. İddianameise yürürlükte bulunan bu yasal mevzuata rağmen Türkler dışındaki millivarlıkları inkârda ısrar etmektedir.
V-Sosyalist Parti; Anayasa Mahkemesi Kararı İle Yasal Bulunan Program Ve TüzüğüneUygun Faaliyette Bulunmuştur. Kapatma Nedeni Sayılan Görüşleri Programının 31.Maddesi Kapsamındadır
SosyalistParti, Tüzük ve Programı nedeniyle kuruluştan sonra kapatma davası ilekarşılaşmış ve Anayasa Mahkemesi'nde yargılanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin8.12.1988 tarih ve 1988/2 Esas, 1988/1 Karar sayılı kararı ile Programı'nınAnayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na uygun olduğuna ve kapatmanın reddinekarar verilmiştir.
SosyalistParti Programı'nın "Eşitlik, Irkçı Baskılara Son" başlıklı 31.maddesi de yargılama konusu yapılmıştır. Hatta bu maddeye ilişkin, AnayasaMahkemesi üyelerinden biri muhalefet şerhi düşmüştür. Ancak, Anayasa Mahkemesibu maddenin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.
SosyalistParti Programı'nın 31. maddesi şöyledir:
"Herkesdil, ırk, milliyet, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî kanaat din ve mezhepayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
"SP,herhangi bir ırkın veya bölgenin diğerlerine hakim veya diğerlerindenayrıcalıklı olmasına karşı mücadele eder.
"DemokratikHalk İktidarı, Türkiye halkının barış, kardeşlik ve gönüllü birlik içindekendine özgür ve refahlı bir gelecek yaratmasının karşısındaki engeller olanırkçı baskı politikalarının, bölgeler arası eşitsizliğin ve şovenizmin temellerinive bütün belirtilerini ortadan kaldırır.
"SosyalistParti, Türkiye'nin kültürel zenginliğinin ve tarihten gelen gerçeklerin ortayakonmasını ve tartışılmasını bile yasaklayan `Siyasi Partiler Kanunu'ndaki vediğer yasalardaki hükümlerin değiştirilmesi için mücadele eder."
Görüldüğüüzere Anayasa Mahkemesi'nce de yasal bulunan SP Programı'nın 31. maddesinde şuhususlar yer almaktadır:
1.Herkes, dil, ırk, milliyet, ...... ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşitolacaktır.
Buradanşu anlaşılmaktadır: "Türkiye'de birden fazla dil, ırk ve milliyetmevcuttur. Bunlar arasında kanun önünde ayrım yapılmamalıdır. Burada dil yerine"Türk ve Kürt dili", ırk yerine "Türk ve Kürt ırkı",milliyet yerine "Türk ve Kürt milleti" konulduğunda, bunlar arasındaayrım yapılamayacağı söylenmiş olmaktadır.
Dolayısıyla,"Kürt milletinden" ve "Kürt milletinin eşit haklara sahipolmasından" ve "kendi kaderini tayin etme hakkını"ndan sözetmek, programın bu maddesi çerçevesinde hareket etmektir.
2."Sosyalist Parti herhangi bir ırkın veya bölgenin diğerlerine hakim vediğerlerinden ayrıcalıklı olmasına karşı mücadele edecektir."
Buda yine Sosyalist Parti'ye "Kürt ulusu" üzerindeki baskılara,eşitsizliğe, şovenizme, asimilasyona karşı çıkma, Türk ulusuna ayrıcalıklartanınmasına, bölgeler arasındaki farklı uygulamaya karşı mücadele etme görevinivermektedir. Sosyalist Parti bu çerçevede hareket etmiş, Kürt ulusu üzerindekibaskılara karşı çıkarak "eşitliği" savunmuştur. Gerek yayınlarında,gerek toplantılarında, gerekse TV konuşmalarında anlatılmaya çalışılan veiddianamede kapatma davasında gerekçe sayılan hususların tamamı, buçerçevededir.
3."Türkiye halkının barış, kardeşlik ve gönüllü birlik içinde kendine özgürve refahlı bir gelecek yaratmasının karşısındaki engeller olan ırkçı baskıpolitikasının, bölgeler arası eşitsizliğin ve şovenizmin temellerini ve bütünbelirtilerini ortadan kaldırmak."
Görüldüğüüzere, bu fıkrada, "Barış, kardeşlik ve gönüllü birlikten" sözedilmektedir. Millî sorunun çözümünde, askeri yöntem değil, "Siyasiçözüm" önerilmektedir. "Gönüllü birlik", "kendi kaderinitayin hakkı" da dahil; Sosyalist Parti'nin "Kürt SorununaÇözüm-4" programındaki bütün unsurları kapsamaktadır. "Gönüllü"birlik demek, "zora dayalı birliğin" reddi demektir.
Yineburada "millî baskı politikalarının, bölgeler arası eşitsizliğin veşovenizmin" temellerinin ortadan kaldırılmasından söz edilmektedir.
Programınbu maddesinin parti yetkililerine yüklediği görevler, tam da iddia makamınınsuçladığı çözümlerdir.
Bumadde, "kültürel zenginliğin ve tarihten gelen gerçeklerin","ortaya konmasını ve tartışılmasını yasaklayan" yasa hükümlerinekarşı mücadele görevini de partinin önüne koymaktadır.
Programın31. maddesi, Mahkemeniz tarafından incelenmiş, Anayasa ve Siyasi PartilerYasası'na uygun bulunmuştur. Parti yetkilileri de, Anayasa Mahkemesi'nceyasalara uygun bulunan bu maddenin kendilerine yüklediği görevleri yerinegetirmişlerdir.
İncelemeninöncelikte dava konusu Kürt Sorununa Çözüm Programı'nın Parti Programı'nın 31.maddesine uygun düşüp düşmediği üzerinde yapılması gerekecektir. Çünkü, SiyasiPartiler Yasası'nın 90., Anayasa'nın 69. maddeleri partilerin programlarıdışında faaliyette bulunamayacaklarını belirtmektedir. Bu, şu demektir:Partiler programlarına uygun faaliyette bu1unurlarsa, bu faaliyetleri nedeniylesuçlanamazlar.
4.Keza, Sosyalist Parti Programı'nın 42. maddesi de, "Ulusların kaderlerinitayin hakkını savunmayı" bir görev olarak partinin önüne koymaktadır."Enternasyonalizm başlıklı bu madde de, Anayasa Mahkemesi'nce yasalbulunmuştur.
VI-Sosyalist Parti'nin Çözümü Biricik Birlik Yolunu Öngörüyor
SosyalistParti'nin Kürt sorunu hakkındaki politika ve çözüm önerilerini ortaya koyan"Kürt Sorununa Çözüm-4 Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti"broşüründe, iddianame ile itham edilen tüm belge ve konuşma metinlerinde hersatır, her sözcük birlik ihtiyacını, birlik imkânını ve birlik koşullarını dilegetirmektedir. Nitekim, iddia makamının iddianameye aldığı alıntılar dahi bunukanıtlıyor.
-"Yaşasın Türklerin ve Kürtlerin kardeşliği." (Serhıldan Çağrıları-2 ,İddianame, s. 4).
-"Yaşasın Türk halkı, Kürt halkı." (Serhıldan Çağrıları-2, İddianame,s.4).
"Kürthalkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak Türkiyehalkının... ihtiyacıdır.
"Türkve Kürt halkları iki candır.
"SosyalistParti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir." (Kürt Sorununa Çözüm-4,İddianame, s. 4-5) .
-"Sosyalist Parti Türk ve Kürt halkları arasında tek köprü.."
"SosyalistParti birleşmeden yana.
"SosyalistParti iki halkın bir federasyonda birliğini, ortak iktidarını savunacak."(24-25 Ağustos, Parti Meclisi Toplantısı'nda açış konuşması, İddianame, s.8).
-"...Doğu'da özel savaşa son vereceğiz, ..... özel savaşa Türk-Kürt kardeşliğiprogramı... ilke iki milleti eşit düzeye getirerek ve sonunda biçim olarak birfederasyonla çözeceğiz..." (13.10.1991 Ankara Cebeci Açık HavaToplantısındaki Konuşma, İddianame, s. 8)
"Kürtsorunu askerle mermiyle çözülemez, Kürt meselesi hürriyetle, eşitlikleçözülür..." (16.10.1991 Şırnak Açık Hava Toplantısındaki konuşma,İddianame, s. 9).
".........Kürt milletine kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulu ozaman olur.... Zorla birlik olmaz. Gönülle, kardeşlikle, bu Kürt halkınıniradesini sayarak, kabul ederek olur..." (11.10.1991 TV Açık oturumundakikonuşma, İddianame, s. 9-10).
İddianameTürk ve Kürt halklarının birliğini vurgulayan bu cümleleri dahi birer suçkanıtı gibi sunmaktadır. Oysa, Kürt sorunu bir gerçekliktir. Bu sorunuSosyalist Parti icat etmemiştir. Sosyalist Parti varolan Kürt gerçeğini tespitetmiş; özgürlüğün, kardeşliğin ve birliğin yollarını aramış, birliği sağlayacakpolitikaları üreterek toplumun önüne koymuştur.
SosyalistParti, "Kürt sorununun" aynı zamanda "Türk sorunu" olduğunusöylemektedir. Kürt sorununun bugünkü noktaya gelmesinden hem Kürtler hem deTürkler acı çekmektedir. Çünkü hem Kürtler hem Türkler Kürt sorunundankaynaklanan ekonomik yükleri taşıyor ve acılar çekiyor. Sorun, ABD gibi büyükemperyalist devletlere Türkiye üzerindeki denetimini ağırlaştırma fırsatı daveriyor. Ayrıca sorun, bir vicdan ve insanlık sorunudur. Sosyalist Parti ikihalkın kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamasını, ekmekkadar, su kadar önemli bir ihtiyaç olarak görmektedir. Sosyalist Parti'nin KürtSorununa Çözüm Önerisi özgürlük, kardeşlik ve birlik ihtiyacından hareketetmektedir. Sosyalist Parti, bugüne kadar devletçe izlenen yanlış politikalarve uygulamalar sonunda, bölünmenin eşiğine gelmiş bu ülkede kendisini"Türk ve Kürt halklarına Fırat'ın üzerinde bir gönül köprüsü" olaraksunmaktadır.
SosyalistParti, birliğin tek yolunun eşitlik ve gönüllülükten geçtiğini görmektedir.Sosyalist Parti'nin ayrılma hakkından söz etmesinin amacı da birliktir. Çünkü,zorla birlik olmaz. Birlik, ancak irade özgürlüğüyle seçilmişse sağlamdır. Birevlilik kurumunda bile eğer ayrılma hakkı yoksa, birlik taraflardan biri içinkölelik anlamına gelir. Hak eşitliği birlik için kaçınılmaz koşuldur. SosyalistParti'nin dava konusu yapılan Kürt Sorununa Çözüm Programı'nın özü budur.
Bugünekadar Kürtleri yok sayan ve şiddete dayanan devlet politikası iflas etmiştir.Bu nedenle, bütün düzen partileri ve devlet geleneksel politikayı terk etmişlerve yeni politik arayışlar içine girmişlerdir. Çünkü görülmüştür ki, bugünekadar devletçe izlenen "Kürt politikası" bölücüdür. Bu politika, Kürtve Türk halkları arası düşmanlığı geliştirmiş, birliğe değil, halklarıbirbirine kırdırmaya hizmet etmiştir.
-Bugün Güneydoğu'da yürütülmekte olan özel savaş ülkemizi Amerika'ya daha damuhtaç hale getirmekte, bağımsızlığımızı ipotek altına sokmaktadır.
-Mevcut ekonomik rejim Kürt ve Türk'ü birbirinden koparmaktadır. Ekonomikeşitsizliği derinleştirmektedir. Olağanüstü Hal Bölgesi'nde kişi başınaortalama gelir 382 dolar civarında iken Batı Anadolu'da 2000 dolarıbulmaktadır.
-Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Olağanüstü Hal Rejimi olağanlaştırılmış, oralardaTürkiye'nin geri kalan yerlerinden farklı bir hukuk geçerli kılınmıştır.Böylece mevcut rejim Kürt'le Türk'ü hukuki bakımdan da koparmıştır.
Gelinennokta : Devlet bugün dağdan ve köyden sonra kentlerde de hakimiyetiniyitirmektedir.
Görüldüğüüzere, devletin uyguladığı politikalar, birliğe değil, "bölünmeye"hizmet etmiştir. Bu uygulamanın sürdürülmesi, bölünmeyi körükleyecektir.Açıklanan nedenlerle, Sosyalist Parti'nin Kürt Sorunu'na ilişkin birlikçiçözümünün yargılama konusu yapılması ve partinin kapatılmasının istenmesi,halkın özgürlük, Barış ve demokrasi özlemine aykırıdır. Böyle bir davanınaçılmış olması bile, birliğe değil, bölünmeye hizmet etmektedir.
Budavada, Sosyalist Parti'yi değerlendirirken çabalarının hangi yönde olduğunabakmak gerekir. Zira,yasalarla yasaklanan "bölücülük" amacıdır.Sosyalist Parti'nin amacı ise, eşitlik ve özgürlük temelinde birliktir.Sosyalist Parti Kürt sorununu gönüllü birlik yönünde çözmek için elinden geleniyapmaktadır.
Siyasalgerçeklik, eğer birlik isteniyorsa eski zora dayanan politikalardan vazgeçilmesigerektiğini göstermektedir. Pozitif hukuk ise, eski politikalar zeminindeoluşturulmuştur. Bunun için, yasaların kaba lafzına bağlı kalınarakuygulanması, çağdaş hukuk ilkelerine uygun olmaz. İddianamenin mantığı veyaklaşımı kabul edilirse, başta iktidar ortağı DYP ve SHP olmak üzere diğerpartiler hakkında da davalar açmak gerekecektir. Oysa yeni çözümlerin arandığıbir dönemde soruna siyasal gerçeği temel alarak yaklaşmak zorunludur.
Birliğinbiricik çözümünü gündeme getiren Parti'nin kapatılmak istenmesinin ne anlamageleceğini ve ne gibi olumsuz sonuçlar doğuracağını Sayın Mahkemenizindeğerlendireceği kanısındayız.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1.Anayasa'nın Geçici 15. maddesi bir bütün olarak belli yasaları Anayasalyargının denetimi dışında tutmuştur. Yasalar ise tüm hükümleriyle bir bütündür.SPY, bugün MGK dönemindeki şekliyle yürürlükte değildir. 10 ayrı yasa ileçeşitli maddeleri defalarca değişikliğe uğramıştır. Yani, bir bütün olarakbugünkü SPY, MGK döneminin yasası değildir. Bu itibarla Anayasal yargınındenetimine tabidir. Bu nedenle SPY'nın Anayasa'ya aykırılığı def'imizinöncelikle incelenip kabulü ile Anayasa'ya aykırı bulunan SPY'nın iptaline:
2.Dava SPY'nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından davaya bakılmaksızın dosyanınCumhuriyet Başsavcılığı'na iadesine;
3.Sözlü açıklama alınması ya da Parti yetkililerinin çağrılıp dinlenmesiyleyetinilmeyerek, SPY'nın 98. maddesi de1aletiyle CMUY'nın 387. maddesiuygulanıp, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına;
4.Sosyalist Parti'nin kapatılmasına ilişkin davanın reddine; karar verilmesinisaygı ile arz ve talep ederiz."
III-CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'N1N ESAS HAKK1NDAKİ GÖRÜŞÜ:
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın 6.2.1992 günlü, SP. 23 Hz. 1991-94 sayılı esas hakkındakigörüşünde aynen şöyle denilmektedir :
"Anayasa'nın;Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen Başlangıç kısmında"hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığınındevleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz."
3üncü maddesinde;
"TürkiyeDevleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı,şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı"İstiklâl Marşı'dır."
4üncü maddesinde;
"Anayasa'nın1 inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümlerideğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
14üncü maddesinde;
"Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeyedüşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümretarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeegemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmakamacıyla kullanılamaz...
Anayasa'nınhiçbir hükmü Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
66ncı maddesinde;
"TürkDevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.
68inci maddesinde;
"...Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partiler kurulamaz."
69uncu maddesinde;
"...Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının vekurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu,kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler, faaliyetlerini de takip eder.
SiyasiPartiler Kanununun; 78 inci maddesinde;
"SiyasiPartiler;
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklinin; Anayasanın Başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlarıeliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
81inci maddesinde;
"SiyasiPartiler;
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar..." hükümleri yer almıştır.
UsulYönünden
Öncelikle;Anayasa'nın geçici 15/son maddesi kapsamına, 2820 sayılı Siyasi PartilerKanunu'nun 22.4.1983 günü bu dönem içerisinde çıkarılmış bulunmasına nazarandavalı Siyasi partinin Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemekle reddigerekeceği;
Ayrıcadava Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 69 uncu maddesinde yer alan"Cumhuriyet Başsavcılığı ... partilerin .... faaliyetlerini de takipeder" hükmüne dayattırıldığı için 2820 sayılı Yasa'nın 9 uncu maddesigereğince partiye uyarıda bulunulmasına lüzum olmadığı;
2820sayılı Yasa'nın 98 inci maddesinde yer alan "Anayasa Mahkemesince, dosyaüzerinde inceleme yapılarak karara bağlanır..." buyurucu hükmü karşısındadavalı Partinin yargılamanın duruşmalı olarak yapılması talebinin kabule şayanolamayacağı,
görüşündeyiz.
EsasYönünden
2820Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101 nci maddesi "... AnayasaMahkemesince bir Siyasi parti hakkında kapatma kararı:
a)Parti tüzüğünün veya programının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen veyetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer partimevzuatının bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması,
b)Parti büyük kongresince, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun ikiayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgili kurulca veya Türkiye BüyükMillet Meclisi grup yönetim veya grup genel kurullarınca bu kanunun dördüncükısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı karar alınması veya genelge veyabildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullar tarafındanaynı hükümlere aykırı faaliyette bulunulması veya parti genel başkanı veyagenel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddelerhükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması,
c)Parti merkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilenkonuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin, radyo veya televizyonda yaptığıkonuşmanın, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırıolması,
Hallerindeverilir..." hükmünü taşımaktadır.
İddianamemizde"Parti Genel Merkezince bastırılıp dağıtılan yayınlar" bölümündealıntılar yapılan "Serhıldan Çağrıları-2", "Kürt SorununaÇözüm-4" ve "Serhıldan Çağrılarr1" isimli basuş yayınlarıntamamı davalı parti genel merkezi tarafından çıkarılarak yurdun her tarafındadağıtılmıştır. Bunlardan "Kürt Sorununa Çözüm-4" adlı yayının sonsayfasında parti genel başkanının imzası da bulunmaktadır.
DoğuPerinçek 6.7.1991 günlü kongrede parti genel başkanlığına seçilmiştir.
24-25Ağustos 1991 günlü kapalı salon, 13.10.1991, 16.10.1991 ve 17.10.1991 günlüaçık hava toplantılarındaki ve 11.10.1991 günlü televizyondaki açık oturumdakikonuşmalar davalı partinin genel başkanı tarafından ve bu sıfatla yapılanbeyanlardır.
Davalıparti Genel Merkezinin 11.10.1991 gün ve 1991/112 sayılı yazıları ile13.10.1991 günü TRT'den yapılacak seçim konuşmasının Merkez Karar Kurulu'nun8.10.1991 tarih ve 53 sayılı kararı gereği Genel Başkan Doğu Perinçektarafından yapılacağı Yüksek Seçim Kurulu'na bildirilmiştir.
"Demokratik,Federal Emekçi Cumhuriyeti" ve "Türk ve Kürt halklarının eşit özgürgönüllü birliği" ibarelerini taşıyan duvar ilânları davalı parti genelmerkezince bastırılarak teşkilata dağıtılmış ve seçim kurullarınca belirlenenyerlere asılmıştır.
Buaçıklamalar ve 2820 sayılı Yasa'nın 101 nci maddesinin buyurucu hükmükarşısında, davalı Partinin", "yayınların partiyi bağlamayacağı vedelil olarak değerlendirilemeyeceği" yönlü savunmaları geçerli olamaz.
İddianamede4 ilâ 10 uncu sayfalar arasında geniş olarak özetlenen, partiyi bağlayıcınitelikteki yayınlardan, duvar ilânlarından ve parti genel başkanınınkonuşmalarından, savunulduğunun aksine bunların bütünlüğünü bozmayacak şekildealınan bölümlerinde, ayrı "dili" ve "kültürü" olan veözellikle de "kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan "ezilen" bir"Kürt ulusunun" varlığı açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş;
"Türkve Kürt halkları arasındaki tek köprünün Sosyalist Parti olduğu belirtilipsorunun çözümünün nasıl olacağı anlatılmıştır."
Sorunda"esas çözücü Kürt halkıdır", "Kürt milleti, kendi kaderini tayinhakkına kayıtsız şartsız sahiptir.", "bu özgür iradenin"saptanması içinde "Kürt illerinde referandum yapılmalıdır" Kürt halkı"isterse ayrı bir devlet kurabilir" ancak en iyi çözümün "ikifedere devletin eşit olarak katıldığı, demokratik federal bir cumhuriyet"olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır. Buna göre"federal anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır" Federe devletinayrıca kendi anayasaları", "kendi bayrağı ve marşı vardır".
"Federalcumhuriyetin bayrağı ve marşı Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları vemarşıdır".
"Resmidil, Türkçe ve Kürtçedir, her federe cumhuriyette kendi dili esastır".
"Kürtmilletinin demokratik kültürü" baskıların sona erdirilmesi sonucu"serpilme olanaklarına kavuşacaktır"
BöyleceSosyalist Partinin gerçekleştireceği çözümün de Kürt halkının kendi kaderinitayin yolunda belirleyeceği özgür iradesiyle Anayasa'daki millet bütünlüğüilkesinden uzaklaşıp, halkın dili ve kültürü ayrı, Türk ve Kürt uluslarındanoluştuğu ilkesine dayalı, iki federe devletin eşit olarak katıldığı federal bircumhuriyet amaçlanmaktadır.
Buşekilde ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı SosyalistParti;
a)Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında"hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığınındevleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz."
b)Anayasa'nın 3. maddesinin 1 inci fıkrasının "Türkiye Devleti ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanundabelirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı "İstiklâlMarşı'dır."
c)Anayasa'nın 4. maddesi "Anayasa'nın birinci maddesindeki devletin şeklininCumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetinnitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklifedilemez."
d)Anayasa'nın 14. maddesinin 1. fıkrasının "Anayasada belirtilen hak vehürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak... veya dil .....ayırımı yaratmak amacıyla kullanılamaz."
e)Anayasa'nın 66. maddesinin 1. fıkrasının "Türk Devletine vatandaşlık bağıile bağlı olan herkes Türk'tür."
f)Anayasa'nın 68. maddesinin 3 ve 4. fıkrasının;
"Siyasipartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler."
"Siyasipartilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz."
g)2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 4 ncü kısmında yeralan 78. maddenin (a)bendinin "siyasi partiler, ....Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, .....dair hükümleri değiştirmek.... dil, ırk, ....ayrımıyaratmak ... amacını güdemezler"
h)Aynı Kanunun 81. maddesi (a) ve (b) bendinin "Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde millî veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığınadayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Türkdilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyettebulunamazlar"
Biçimindekibuyurucu kurallarına da aykırı davranmış bulunmaktadır.
Sonuç:
Yukarıdagerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalı SosyalistParti'nin;
T.C.Anayasası'nın Başlangıç kısmı, 3., 4., 14., 66., 68. maddeleri ile SiyasiPartiler Kanununun 78. ve 81. maddelerine aykırı olarak devletin, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunduğu,
Sonucunavarıldığından davalı Siyasi partinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101.maddesinin a, b, c bentleri gereğince kapatılmasına karar verilmesini,
Arzve talep ederim."
IV-DAVALI PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI :
SosyalistParti'nin 30.3.1992 günlü esas hakkındaki savunması aynen şöyledir:
I)Usul Açısından Savunmamız :
Başkanlığın,Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Esas Hakkındaki Görüşü'nün tarafımızagönderilmesine ilişkin 6.2.1992 gün ve 161 sayılı yazılarında;"....davanın 27.11.1991 gününde yapılan inceleme toplantısında..."alınan kararlar uyarınca 27.11.1991 tarihinden sonra Anayasa MahkemesiHeyetince incelemeye alınmış ve dolayısıyla, Ön Savunmamızda dile getirdiğimizve usul yönünden ileri sürdüğümüz taleplerimiz konusunda henüz bir ara kararıverilmemiştir. Davanın esası yönünden önem taşıdığına inandığımız bu önceliklitaleplerimizi tekraren açıklamakta yarar görüyoruz:
1.Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırılığı def'imizi Anayasa Mahkemesiinceleyebilir.
Anayasa'yaaykırı SPY iptal edilmelidir.
İddiaMakamı, Esas Hakkındaki Görüşünde; SPY'nın "Anayasa'nın Geçici 15/sonmaddesi kapsamı"nda bulunması nedeniyle "Anayasa'ya aykırılık iddiasıciddi görülmemekle" bu talebimizin reddi istenmektedir. CumhuriyetBaşsavcılığı'nın bu görüşü yerinde değildir ve gerekçeden yoksundur.
Birincisi,Anayasa'nın konuya ilişkin hükmü bir "geçici" maddedir. Geçici olduğusarahaten belirtilen bir hükme süresiz geçerlilik ve uygulama olanağıtanınması, kanun tekniğine ve hukuk mantığına ters düşer. Şayet Anayasakoyucunun amacı bu hükme herhangi bir zaman sınırı tanımaksızın uygulanmaolanağı sağlamak olsaydı, konu "geçici madde" olarak değil,Anayasa'nın Üçüncü Kısım, Üçüncü Bölümünde Anayasa Mahkemesi'ne ilişkin 148.vd. maddelerinde düzenlenirdi. Ya da "İnkılap Kanunlarının Korunması'nailişkin 174. maddede olduğu gibi amaç, hükme herhangi bir zaman s ınırıtanımaksızın uygulanma olanağı sağlamak olsaydı, geçici madde olarak değil,doğrudan Anayasa'nın temel metni içinde düzenlenirdi. Aksi halde, 174. maddede yeralan ".....İnkılâp Kanunları....Anayasa'ya aykırı olduğu şeklindeanlaşılamaz ve yorumlanamaz" hükmünün neden geçici madde olarakdüzenlenmediğini anlamak mümkün olmaz.
Nitekim,1982 Anayasası'nın "Geçici Hükümler" başlıklı Altıncı Kısmında yeralan 16 maddenin tamamı, mahiyetleri ve içerikleri gereği belirli bir süreuygulanacak ve daha sonra uygulama olanağı kalmayacak biçimde düzenlenmiştir.Şimdi, bu kısımdan sadece Geçici 15. maddeye diğerlerinin aksine, sürekliuygulanırlık atfetmek Anayasakoyucunun amacına aykırı düşer.
"GeçiciMadde" kavramı, yeni bir hukuk düzenine geçişi sağlayan ve bu geçiş sürecitamamlandıktan sonra uygulanabilirlik değerini yitiren maddelerdir. Geçici 15.Maddenin, Anayasal denetime engel kabul edilen son fıkrası şu şekildeanlaşılmalıdır:
"Budönem içinde... Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez.
Yani,son fıkrada yer alan ". . . bu dönem. . . ." sözcükleri birinci fıkraile bağlantılıdır ve onu açıklayıcı niteliktedir. Buna göre Anayasa'yaaykırılık iddiası, birinci fıkrada belirtilen "12 Eylül 1980 tarihinden,ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşuncaya kadargeçecek süre içinde" ileri sürülemeyecektir. Anayasa'nın Geçici 15/sonMaddesi TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşması ile süresini doldurmuştur veişlerliğini yitirmiştir.
Ayrıca,Anayasa'da yer alan, Anayasal denetimi kısıtlayıcı çeşitli hükümler ilesözkonusu Geçici 15/son Maddenin düzenlenişi arasında da bariz fark mevcuttur.Örneğin, Anayasa'nın 90/son maddesinde "Anayasa'ya aykırılık iddiasıylaAnayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz", 105. maddesinde "AnayasaMahkemesi (ne)....başvurulamaz...", 148. maddesinde "Anayasa'yaaykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'nde dava açılamaz", 152.maddesinde "Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla başvuruda bulunulamaz"şeklinde açık ifadeler yer aldığı halde, Geçici 15/son Maddede sadece"Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez" denilmektedir. Bu ifadedeğişikliği de Geçici 15. maddenin "geçici" bir süreye ilişkin olaraköngörüldüğünün göstergesidir.
"Geçicimaddelerin taşıdıkları hukuksal değer, diğer maddelerden farklı değildir. Hattatemel düzenlemeden ayrık hükümler getirmesi yönünden uygulama önceliğine veetkinliğine sahiptirler" şeklindeki görüş, yalnızca, geçici maddeleringeçicilik vasfından gelen uygulama dönemi için kabul edilebilir. Yoksa bugörüşün ilanihaye kabulü halinde geçici maddelerle esas maddeler arasında farkkalmamış olur ve Anayasa'nın temel ilkelerine açıkça aykırı olan bir yasailanihaye yürürlükte kalır. Böyle bir durum ise, Anayasal, hukuksal vetoplumsal düzeni deforme eder ve demokrasi böyle bir geçici maddenin ipoteğindekalır.
İkincisi,Anayasa'nın Geçici 15/son Maddesinin MGK döneminde çıkartılan yasaların"Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceği" şeklindeki hükmününbugün de uygulanabileceği kabul edilse bile, halen yürürlükte bulunan SiyasiPartiler Yasası, MGK döneminde yürürlüğe konan orijinal şekline ve bütünlüğünesahip değildir. 22.4.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası Ön Savunmamızda açıkladığımız şekilde-bugüne kadar 10 ayrı yasa ile 10kez değişikliğe uğramıştır.
Budeğişiklikler arasında partilerin kapatılmasına ilişkin 101. madde debulunmaktadır. Hatta 2820 sayılı Yasa'da öngörülen bazı yasaklamalar referandumkonusu olmuş ve halkoyu ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Budurum karşısında, bugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası'nın MGKdöneminde çıkartılan yasa olduğu artık ileri sürülemez. Aksini iddia etmekşöyle bir durum doğuracaktır: Bir an için değişik zamanlarda, değişikkanunlarla SPY'nın bütün maddelerinin ayrı ayrı değiştirildiğini, ancak kanun numarasınınyine "2820 sayılı Yasa" olarak kaldığını düşünelim. Bu durumda dahala bu yasa MGK döneminin yasası sayılabilecek midir' Yasanın maddelerinintamamının veya bir kısmının değiştirilmesi -ki olayımızda 10 ayrı yasa ile 10kez değiştirilmiştir- arasında bir fark yoktur.
Özetle,2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası bugünkü şekliyle MGK dönemi yasası olmayıpAnayasa'nın Geçici 15. maddesinin koruması altında değildir. Açıkladığımıznedenlerle, Anayasa Mahkemesi'nin Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırılığıdef'imizi inceleyip karara bağlayabileceği görüşündeyiz. SPY'nın -özellikledavamızda uygulanması istenilen maddelerinin- Anayasa'ya aykırılığı def'indeısrar ediyoruz. Öncelikle bu hususun karara bağlanmasını talep ediyoruz.
2.Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması ya da sözlü açıklama istemi. İddiaMakamı, esas hakkındaki görüşlerinde, SPY'nın 98. maddesine atıfta bulunarak:"Anayasa Mahkemesi'nce, dosya üzerinde inceleme yapılarak kararabağlanır" buyurucu hükmü karşısında davalı Partinin "yargılamanınduruşmalı olarak yapılması talebinin kabule şayan olamayacağı" görüşündeolduklarını bildirmektedir.
Önceliklebelirtelim ki, "dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanır"hükmü, Siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılan davalarda "duruşmayapılamayacağı" anlamına gelmez. Bu hüküm, genel bir kuralınbelirtilmesinden ibarettir. Bu genel kural, "CMUK hükümleri uygulanmaksuretiyle" ele alınacaktır.
Bunedenle, SPY'nın 98. maddesi hükmüne göre CMUK'nu uygulamak durumunda bulunanAnayasa Mahkemesi, Sosyalist Parti'nin kapatılması istemiyle açılan bu davayıisterse CMUK'un 387. maddesi gereğince, Ön Savunmada belirttiğimiz nedenlerleduruşmalı olarak görebilir. Duruşma yapılması, davanın önemi ve savunmanıngereğince görevini yerine getirebilmesi için zorunludur da.
ÖnSavunmamızda, yararları ve hukuksal nedenleri geniş bir şekilde göstererek"Sözlü açıklama alınması ya da parti yetkililerinin çağrılıp dinlenmesiyleyetinilmeyerek SPY'nın 98. maddesi delaletiyle CMUK'nun 387. maddesi uygulanıp,yargılamanın duruşmalı olarak yapılması talep edilmiştir. Öncelikle bu konudabir karar verilmesi gerektiği halde, bugüne kadar herhangi bir kararverilmemiş, davalı partiye ne duruşma konusunda ne de sözlü açıklama talebikonusunda bir çağrı ve tebligat yapılmamıştır.
İddiaMakamı, "duruşma" istemimize karşı çıkarken, "sözlüaçıklama" talebi konusunda herhangi bir görüş ileri sürmemiştir. Oysa, ÖnSavunmadaki talebimizin içinde "Sözlü açıklama alınması ya da Partiyetkililerinin çağrılıp dinlenmesiyle yetinilmeyerek" denmek suretiyle,eğer duruşma yapılması uygun görülmeyecekse, Parti yetkililerinin çağrılıp"Sözlü açıklamalarının" alınması istenmiştir. Duruşma istemimiz,"sözlü açıklama" talebini de mündemiçtir.
Duruşmayapılması, eğer mümkün olmuyorsa sözlü açıklamalarımızın dinlenilmesi -davakonusunda verilecek kararın kesin olacağı da düşünülürse savunma hakkımızıngereğince kullanılabilmesi bakımından bir zorunluluktur.
Partiaçısından "İdam talebi" niteliğindeki "kapatma istemi"karşısında davalı partiye savunma konusunda en geniş olanağın tanınması vesavunmanın en iyi şekilde kendisini ifade edebilmesinin sağlanması gerektiğiaçıktır. Aksi, bir peşin hüküm ve önyargı olduğu görüşünü doğuracaktır. Nitekimbugüne kadarki bütün siyasi parti kapatma davalarında sözlü açıklama yapmahakkı tanınmıştır.
Böylesineönemli iddia karşısında bu davada salt yazılı savunmayla yetinilmesi mümkündeğildir. Kapatma davasının gerekçesi esas itibariyle Parti Genel Başkanınınkonuşmalarına ve imzasını taşıyan belgelere dayandırılmaktadır. Bu durumkarşısında en azından kastın belirlenmesi ve yanlış sonuçlara varılmasınınönlenebilmesi bakımından Parti Genel Başkanı ve Partinin uygun göreceği ikiyetkilinin çağrılıp dinlenilmesinde zaruret vardır. Aksi halde savunma eksikkalacaktır, savunmaya gereken olanak tanınmamış olacaktır.
ÖnSavunmada da belirttiğimiz ve yukarıda açıkladığımız nedenlerle yargılamanınduruşmalı olarak yapılması istemimizin kabulünü; eğer duruşma istemimiz uygungörülmüyorsa, 2820 sayılı Yasa'nın 98. maddesi uyarınca Parti Genel Başkanı vebilgi sahibi iki yetkili kişinin çağrılıp sözlü açıklamalarının dinlenilmesinitalep ediyoruz.
3.Bekletici neden :
SPY'nındeğiştirilmesi gündemdedir.
TBKPhakkında verilen karar Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'ndadır. Bunlarınsonuçlarının beklenmesi gerekir.
KoalisyonHükümetinin kuruluşunda, Hükümet ortağı Doğru Yol Partisi ve SosyaldemokratHalkçı Parti arasında "Ortak Hükümet Protokolü" ve ekleri hazırlanmışve imzalanmıştır. Hükümet, bu Protokol çerçevesinde kurulmuştur.
19Kasım 1991 tarihli "Doğru Yol Partisi ile Sosyaldemokrat Halkçı PartiArasında İmzalanan Ortak Hükümet Protokolü ve Ekleri" başlıklı belgenin"Demokratikleşme" başlıklı "EK-1"in III. bölümünde şuhususlar yer almaktadır.
"Yenibir Anayasa yapımı beklemeden demokratikleşme konusunda bugün yürürlüktebulunan çeşitli yasalarda yapılması gereken pek çok ivedi ve zorunlu düzenlemekonusu da vardır. Yürürlükte bulunan ve günlük yaşamı yakından ilgilendiren birçok yasa çoğulcu demokratik yaşamın temel ilkeleri ile bağdaşmayan hüküm veözellikler içermektedir. "
Buyasaları şöyle özetlemek mümkündür;
"SiyasiPartiler ve Seçim Yasaları:
1982Anayasası gibi Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları da 12 Eylül hukukunun önemliürünleridir.
......................................
Yasakçıve müdahaleci hükümleri ile Siyasi Partiler Kanunu, Partilerin çalışmasınıdeğil, çalışmamasını temine yönelik düzenlemeler içermektedir. İsim ve amblemyasağından başlayan, bağış ve üye yazımı biçimine kadar uzayan yasaklar zinciri'hak'tan çok 'ceza' hükmü ile dolu bir anlayış, tüzük hükümleri ile biledüzenlenmesine gerek olmayan ayrıntılı düzenlemeler, çağdışı bir anlayışınürünü olarak hukukumuzun içinde bulunmaktadır. Bunların düzeltilmesi ve çokdaha kısa ve özgürlükçü bir Siyasi Partiler Kanunu yapılması kaçınılmazdır.
......................................
Bunedenlerle bütün Siyasi partilerin geniş bir mutabakatı ile bu kanunların yenibaştan ele alınarak ve adaletli bir temsil ile siyasal istikrarı, demokratikölçülere uygun bir denge içinde birlikte sağlanacak düzenlemeler yapılacak veböylelikle siyasal rejim kalıcı bir çözüme kavuşacaktır." (Sahife: 31-32)- (Ek-1).
Keza,25 Kasım 1991 tarihli "Hükümet Programı"nda; "Hükümetimiz, '12Eylül Kalıntıları' olarak nitelendirilebilecek, yasal düzenlemeleri,uygulamaları ve kısıtlamaları sür'atle yürürlükten kaldırarak, her alanda tamdemokratik bir siyasi ortamı yaratmak gerekliliğine kesinlikleinanmaktadır." denmekte ve "Hükümet Protokolü"ndeki hususların yerinegetirileceğine işaret edilmektedir. ( Ek-2 )
Yine,9 Şubat 1992 tarihli "2000'e Doğru" dergisinin "Bütün PartilerDeğiştirilmesinden Yana. Başbakan Siyasi Partiler Yasası'nı Çiğnedi"başlıklı haber yazıda, SP Genel Başkanı Doğu Perinçek'e SHP Genel Başkanı veBaşbakan Yardımcısı Erdal İnönü SPY ile ilgili olarak: "Yasada yapılacakönemli değişiklikler var" demekte ve davamızı ilgilendiren hususlarıkastederek: "SPY'nda sizin de söylediğiniz yönde değişiklikler yapmakgerekiyor. Partimizin bu konuda hızla ilerleyen bir çalışması var. Önümüzdekigünlerde tamamlanacak ve Meclis'e gönderilecek." demektedir (Ek-3).
HaftalıkTempo dergisinin 16-22 Şubat 1992 tarihli Sayısında: "Anayasa ve SPY'ndageriye sayma başladı..." başlıklı haber yazıda da: ".... nihayetSiyasi Partiler Yasası (SPY) ve Anayasa Değişiklikleri konusunda 'geriye sayma'başladı." denmekte ve Adalet Bakanlığı'nda iktidar partilerinceoluşturulan komisyonun çalışmaları anlatılmakta ve sıcak günler Nisan'dayaşanmaya başlanacak. Ve 'inşallah' Haziran'a bu işler yetişecek"denmektedir (Ek- 4).
Görülmektedirki, Siyasi Partiler Yasası'nın değiştirilmesi konusunda Hükümet ve iktidarpartileri tarafından yoğun bir çalışma sürdürülmektedir. Yakında değişikliktasarısı TBMM'ne sunulacak ve bugün bu davada uygulanmak istenen 2820 sayılıSPY, büyük olasılıkla yürürlükten kaldırılacaktır.
SPYkonusundaki değişiklik çalışmasının ne durumda olduğunun TBMM Başkanlığı veAdalet Bakanlığı'ndan sorulmasını talep ediyoruz.
Yasadeğişikliğinin gerçekleşmesi, kapatma davasını temelden etkileyecektir. Yasadeğişikliği beklenmeden karar verilmesi, büyük haksızlık olacağı gibi hukukaaykırı düşecek ve davalı parti aleyhine politik bir davranış olarakdeğerlendirilecektir.
Uygulamadabu tür olgular, yargı mercilerince verilecek kararları etkileyebileceğidüşüncesiyle dikkate alınmaktadır. Nitekim, TCK'nun 141, 142 ve 163.maddelerinin değiştirilmesi tartışmaları kamuoyunun gündemine geldiğinde,çeşitli mahkemeler bu hususu bir tür "bekletici neden" kabuletmişler, hatta bu değişikliğin sanıklar lehine olabileceğini kabul ederek bugerekçeyle tutukluluk durumlarına son vermişlerdir. (Ek-5)
Bunedenle; yasa değişikliği çalışmasının bekletici neden olarak kabulü, bukonudaki çalıımalar sonuçlanıncaya ve yasa değişikliği gerçekleşinceye kadarkarar verilmemesi, yargılamanın bekletilmesi hem gereklidir hem de yasalzorunluluktur.
Davada"Bekletici neden" konusundaki bir başka ön sorun da, MahkemenizinTBKP'nin kapatılmasına ilişkin kararının, halen Avrupa İnsan HaklarıKomisyonu'nda incelenmekte olmasıdır.
Mahkemenizin,TBKP'nin kapatılmasıyla ilgili olarak verdiği, 16.07.1991 tarihli karar,bireysel başvuru yoluyla AİHK'na götürülmüş ve Komisyon tarafından incelenmeyealınmıştır. Sözkonusu karar da SPY'nın 78. ve 81. maddelerinin uygulanmasınailişkindir. AİHK, bu dava nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ekprotokol hükümlerine aykırılık kanısına ulaştığı taktirde bunun önemliboyutlarda hukuksal sıkıntılar yaratacağı açıktır. 6366 sayılı Yasa ile"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi"ni onaylayarakyürürlüğe koymuş olan Türkiye, Avrupa Konseyi'nin üyesi olan bir "hukukdevleti" olarak, Sözleşme kapsamında bulunan alanlarda, Avrupa'nın ortak hukukunuyaşamaktadır. T. C. Devleti, Sözleşmeye koyduğu imza ile bunu taahhüt etmiştir.Bu nedenle, halen AİHK'nun gündemindeki inceleme sonucunun beklenmesi, AnayasaMahkemesi'nin kararlarında "buyurucu" ve "bağlayıcı" olaraknitelendirilen AİHS'ne uyumlu davranışın bir gereğidir.
4.Davanın, Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine uyulmaksızın açılmasıusulsüzdür.
İddiaMakamı, Esas Hakkındaki Görüşünde "2820 sayılı Yasa'nın 9. maddesigereğince partiye uyarıda bulunulmasına lüzum olmadığı"nı, davanın"partilerin ... faaliyetlerini de takip eder" hükmünedayandırıldığını bildirmiştir. C. Başsavcılığı'nın bu görüşü de yerindedeğildir. Ön Savunmada bu konudaki belirttiğimiz hususların dikkate alınmasınıve usulsüzlüğün giderilmesini talep ediyoruz.
II)Esas Açısından Savunma
1.Yasada belirlenmiş organlarca karar altına alınmamış yayınlar kapatma davasındadayanak yapılamaz.
EsasHakkındaki Görüşte Ön Savunmamızda belirttiğimiz hususlar yanlışyansıtılmıştır. Biz Ön Savunmada, İddianamede bahse konu yapılan tüm yayınlarınpartiyi bağlamayacağı gibi bir savda bulunmadık. Ancak, iddiaya dayanak yapılanbir kısım yayınların SPY'nın 101. maddesinin (a), (b), (c) bentlerindebelirtilen yayınlardan olmadığını ve dolayısıyla davalı partiyibağlamayacağını, davada delil olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştik. Buyayınlar, "Serhıldan Çağrılar-1", "Serhıldan Çağrılar-2"gibi yayınlardır. Bunlar Doğu Perinçek'in imzasını taşımakla birlikte, GenelBaşkan olmazdan önceye ilişkin olup, Genel Başkan sıfatıyla yapılmış yayınlardeğildir. Ayrıca; Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanmış veaklanmışlardır. Bunlar, Merkez Karar Organı kararlarına dayanılarak dayayınlanmamışlardır. Merkez karar Organı faaliyeti değildirler. Açıklanannedenlerle Sosyalist Parti'yi bağlamaz. Parti yayınları arasında yayınlanmışolması sonucu değiştirmez. Kaldı ki, bu yayınların içeriğinde de iddiayıdoğrulayıcı bir durum yoktur. Sonuç itibariyle, SPY'nın 101. maddesi kapsamındakapatma davasına delil olarak değerlendirilemezler.
Diğeryayınların durumuna ilişkin, Ön Savunmada belirttiğimiz hususları datekrarlıyor.
2."Kürt Sorununa Çözüm-4: Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti"başlıklı program yayın yargılanıp aklanmıştır, kapatmaya neden gösterilemez.
Gerekiddianamede ve gerekse Esas Hakkındaki Görüşte, C. Başsavcılığı iddiasını esasolarak "Kürt Sorununa Çözüm-4: Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti"başlıklı program broşüre dayandırmış bulunmaktadır. İddianameye de aynenaktarılan broşürün "demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti" başlıklı15 maddeden oluşan program kısmı daha önce 2000'e Doğru dergisinin 4 Mart 1990tarihli 4. yıl 10. sayısında aynen yayınlanmış ve İstanbul Devlet GüvenlikMahkemesi'nde yargılama konusu yapılmıştır. Yargılama sonunda, 2000'e Doğrudergisi yetkilileri sanıklar aklanmış, Terörle mücadele Yasası'nın 23/c maddesinedeniyle dava ortadan kaldırılmıştır (Ek- 6).
Bu"Kürt Sorununa Çözüm Programı"nın daha önce yargılanıp, yargılamakonusu yapılıp, suç bulunmaması nedeniyle mahkeme kararlarına vatandaşın itimatetmesi gerektiği prensibi de dikkate alınarak, Parti tarafından da bu metinaynen benimsenmiş ve Parti Genel Başkanının imzasıyla seçim dökümanı olarakyayınlanmıştır. Broşürün içeriğini teşkil eden düşünceler de gerek TV gerekseaçık ve kapalı salon toplantılarında dile getirilmiştir. İşin özü budur.
SıkıyönetimMahkemelerinin devamı niteliğindeki, olağanüstü bir mahkeme olan DevletGüvenlik Mahkemesi'nde suçsuz bulunan bir metnin (ya da düşüncelerin),Anayasa'nın "demokrasinin vazgeçilmez unsuru" olarak kabul ettiği birparti tarafından tekrarlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce kapatma kararıverilmesi hukuka aykırı ve Anayasa Mahkemesi'nin prestiji açısından dayıpratıcı bir durum olacaktır. Bu, ne genel hukuk kurallarına ve ne de yasaluygulamaya ve içtihatlara göre mümkün olmaz.
Buaçıklamalar karşısında "Kürt Sorununa Çözüm-4: Demokratik Federal EmekçiCumhuriyet" başlıklı yayının da kapatma davasında parti aleyhine delilolarak kabulü mümkün değildir.
Ayrıca,davaya dayanak gösterilen tüm konuşma, görüş ve belgelerin aslında SosyalistParti Programı'nın 31. maddesinin açılımından ibaret olduğunu ve bu maddenin deAnayasa Mahkemesi'nin 08.12.1988 tarih ve E. 1988/2, K.1988/1 sayılı kararı ileAnayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na uygun olduğunun belirlendiğini ÖnSavunmamızda açıklamıştık.
AnayasaHukuku Profesörü Bahri Savcı tarafından davamızla ilgili olarak verilenmütalaada da görülmekte olan bu davada suçlanan düşüncelerin, aslında SosyalistParti hakkında daha önce verilen yukarıda belirttiğimiz kararın kapsamı içindeolduğu belirtilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Bukarara göre, çağdaş çoğulcu toplumda farklılıklar vardır. Bu farklılıklarıileri süren görüşler önermenin, bir politika olarak kabule değer sayılmasıgerekir, Bu, çağdaş topluluğun özü olan değişmenin ve yenileşmenin dekabulüdür.
SosyalistParti'nin Güneydoğu'muz için ileri sürdükleri de, farklılıklardan çıkan birsorunun çözümü konusundaki bir görüşten, bir öneriden ibarettir.
Buniteliği ile bu görüş, Anayasa Mahkemesi'nin kararı içindedir. Çünkü bu karar,farklı öneriler ve politikalar üretip, topluma sunmayı demokratik bir düşünceeylemi olarak kabul etmektedir. Fakat bunu bir koşula bağlamaktadır. Görüşlerinve politikaların meşru yollarla üretilip, gene meşru yollarlaönerilmesi.....".
Prof.Dr. Bahri Savcı mütalaasında meşruluğun, üretilip önerilen fikirlerindemokratik nitelikte olması ile kazanılacağını belirtmekte ve bunun ölçütününde "şiddet ile müterafik olmaması" olduğunu söyleyerek şöyle devametmektedir:
"Oysaki, iddianamede zikredilmiş olan bütün hususlarda (citation'larda) ne böyle birkastın izleri vardır; ne de böyle bir kastın tezahürü olan somut şiddetögesi...
Birbaşka deyimle, İddianamede zikredilen hususlarda (citation'larda) ülkedenfiilen ve hukuken koparılmış uluslararası hüviyette bir azınlık, bir organizmakurma kastı yoktur. Bunu şiddet ile müterafik olarak belirten bir eylem yoktur.Bir sosyolojik varlığa, ülke ve ulusun bütünlüğü içinde öteki varlıklarla eşitbir düzey istemi vardır." (Ek-7).
3."Federasyon Programı" kapatma hükümleri kapsamında düşünülemez.
SosyalistParti tarafından federasyon önerilmiş olmasını bir kapatma nedeni olarak kabuletmeye olanak yoktur. Federasyon "bölünme" demek değildir. Aksine,gönüllülük temelinde "birlik"tir. Nitekim, bugün TürkiyeCumhuriyeti'nin örnek aldığı ABD, Almanya, İsviçre gibi bir çok ülkefederasyondur. Bu durum o ülkelerin "ülke ve milletiyle bölünmeleri"sonucunu doğurmamıştır. Aksine, birliklerinin temelini oluşturmaktadır.Federasyon eşitliği sağlamanın olanağını vermektedir. Eşitliğin olmadığı yerdegönüllülük, gönüllülüğün olmadığı yerde birlik olmaz.
Prof.Dr. Bahri Savcı, yukarıda sözünü ettiğimiz mütalaasında bu konuya da değinerekşunları söylemektedir:
"Federasyondanherkes söz edebilir. Çünkü federasyon da bir demokratik kurumdur. Ögelerinineşit haklarla bir birim kurmaları temeline dayanır. Federasyon bizatihiniteliği ile bir bölme ögesi değildir. Tersine, ögelerinin karşılıklı bağlayıcıhaklarıyla bir bileşimi kurma ve yaratma temelindedir.
Beğenilmeyebilir,reddedilebilir, Türkiye için geçersizliği söylenebilir. Fakat onun bizatihikendisinin ülke ve ulus bütünlüğü dışındalığı savı ileri sürülemez. Çünkü, onunözünde ve yapısında türlü farklılıkları bir birleşiklik içinde bütünleştirmeniteliği vardır.
İddianamedeileri sürülenler tenkidi veya inşai öneriler, düşüncelerden ibarettir. Onlardasuç ve suçluluğun somut olguları olma nitelikleri yoktur.
Ayrıca,onlarda suç ve suçluluğu asıl oluşturan 'şiddet ile müterafik eylem' niteliğide yoktur." ( Ek-7).
BugünTürkiye Cumhuriyeti ve KKTC'nin Kıbrşs politikaları Kıbrşs'ta iki milliyettenhalkın eşit katılımına dayalı bir federasyonu öngörmektedir. Federasyon,Kıbrıs'ta birliğin koşulu ve birliği sağlayacak bir çözüm olarakgetirilmektedir. İddianameye hakim olan mantığı kabul edersek, TürkiyeCumhuriyeti ve KKTC'ni federasyon önerdiği için Kıbrıs'ta bölücülük yapmaklasuçlamak gerekecektir.
4.Dava yasaklı demokrasi anlayışının ürünüdür.
İnkârcılıklabir yere varılamaz.
Herkestarih önünde sorumludur.
İddianameve Esas Hakkındaki Görüş inkârcıdır. Kürt realitesi inkâr edilemez bir olgudur.Bizzat devlet, Kürt realitesini tanımış ve bunu en yetkili ağızlardanaçıklamıştır.
Cumhurbaşkanının,Başbakanın, Hükümetin, Hükümeti oluşturan partilerin ve çeşitli kuruluşların bukonudaki açıklamalarını bu davadaki iddiaların neresine oturtmak gerekecektir'
ÖnSavunmamızda bu tür açıklamaların bir kısmını aktarmıştık. Örneğin, SHP'nin,"Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri" başlıklıMerkez Yürütme Kurulu Raporuna dikkat çekmiştik.
Ortadaiki olay vardır: Birincisi, bugün iktidar ortağı olan SHP Merkez YürütmeKurulu, Kürt sorununa ilişkin bir rapor hazırlamış ve bunu broşür olarakyayınlamıştır. Parti yetkililerince bu broşürdeki fikirler çeşitli yerlerdeaçıklanmıştır. Sosyalist Parti de aynı konuda Genel Başkanın imzasıyla birbroşür yayınlamış (Kürt Sorununa Çözüm-4) ve bu broşürdeki fikirleri seçimfaaliyetleri içinde çeşitli yerlerde açıklamıştır. Her iki broşüründe içeriğiKürt realitesini kapsamakta ve partilerin konuya ilişkin görüş ve çözümönerilerini içermektedir.
BunlardanSHP-MYK Raporu ile ilgili olarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığısoruşturma açmış ve Parti yetkililerini ifade için çağırmıştır. SHP yetkilileriise "Siyasi Partilerin çalışmalarını inceleme ve izlemenin Devlet GüvenlikMahkemesi'nin görev ve yetki alanı dışında olduğu"nu belirterek itirazdabulunmuşlardır. Bunun üzerine, Ankara DGM Başsavcılığı parti yetkililerininitirazda haklı olduklarını belirterek "biz o ana kadar raporun Parti kararorganınca kabul edildiğini ve Parti görüşünü açıklayan bir belge olduğunubilmiyorduk" deyip dosyayı parti yasakları yönünden incelenmek üzereYargıtay C. Başsavcılığı'na göndermiştir. Dosyanın C. Başsavcılığı'na gönderildiğiTemmuz 1990 tarihinden bu yana bir buçuk yıl geçtiği halde adı geçen partihakkında Yargıtay C. Başsavcılığı'nca herhangi bir işlem yapılmamıştır (Ek-8) .Siyasi partilere ilişkin Başsavcılık inceleme prosedüründe, yazılı birtakipsizlik kararı verilmesi sözkonusu olmadığından, bir işlemin yapılmamışbulunması ceza soruşturmalarındaki "takipsizlik" kararına tekabüleder. Yani, C. Başsavcılığı'nca SHP'nin, kökeniyle, diliyle, kültürüyle, ulusalkimliğiyle "Kürt realitesini" kabul etmesi ve buna göre kendisinegöre çözümler önermesi, yasalar karşısında, dava açmayı dahi gerektirecek birdurum olarak görülmemiştir.
Ancakiş Sosyalist Parti'ye gelince, durum değişmektedir. SPY'nın 9. maddesigereğince bir uyarı dahi yapmaya gerek duyulmaksızın alelacele kapatma davasıaçılabilmektedir.
Zatenbugüne kadar, kapatılan sosyalist kimlikli bütün partiler için ileri sürülenkapatma gerekçeleri aynı olmuştur. TİP, TEP, TBKP'nin hiçbirisi kendileriniKürt kimliğiyle tanımlayan partiler değildirler. Ama hepsi, "KürtSorununa" ilişkin görüşleri gerekçe gösterilerek kapatılmışlardır. Busosyalist partilere yöneltilen "yasaklı demokrasi" anlayışının birgöstergesidir.
Yanisözkonusu düzen partileri olunca, herhangi bir sorun yoktur. Ama sözkonususosyalist partiler olunca, hemen yasalar, yasaklar zorlanmakta, kapatma tehdidigündeme gelmektedir. Aynı konuda iktidar partileri SHP ve DYP'ye karşı tavırlaSosyalist Parti'ye karşı tavrın farklılığı, ortada çifte standartlı bir tutumolduğunu göstermektedir.
İkincisi,Türkiye Cumhuriyeti uluslararası platformlarda ve taraf olduğu sözleşmelerde"ulusların kaderlerini tayin hakkını" savunmaktadır. Keza, sözkonusuolan Kıbrıs, SSCB'nin dağılması ile ortaya çıkan Türk Cumhuriyetleri,Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerdeki Türkler, Irak'taki Türk ve Kürt'lerolunca, "eşitlik"; "özgürlük" ve "ulusların kendikaderlerini tayin hakkı" savunulmaktadır. Ama Türkiye'deki Kürt realitesisosyalistler tarafından gündeme getirildiğinde bu ilkeler unutulmaktadır. Bu daçifte standartlılıktır.
NitekimSosyalist Parti Programı'nın 42. maddesinde genel olarak "ulusların kendikaderlerini tayin hakkının savunulması"ndan bahsedilince bir sorunolmamış; Anayasa Mahkemesi'nce bu, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na uygunbulunmuştur. Bu program maddesi, Türkiye'ye ve Kürtlere uygulandığında hemenkapatma davası açılmıştır. İşte bir çifte standartlılık daha.
Buinkârcı mantıkla hiç bir yere varılamaz. Harp Akademileri KomutanlığıYayınlarından "Doğu'da Kürt Meselesi" başlıklı Em. J. Alb. Nazmi Sevgentarafından hazırlanan ve 1970 yılında basılan kitapta, uzun uzun "Kürtmeselesi tartışılmakta, bir realite olarak belirtilmekte, inkarcı politika"devekuşu siyaseti" olarak tanımlanarak şöyle denilmektedir:
"Bizhala Türk-Kürt diye bir şey yoktur, bu topraklarda herkes Türk'tür. diyeduralım. Realite ve hadiseler bizim bu devekuşu siyasetimizi red ve tekzipetmektedir." (Doğu'da Kürt Meselesi, Em. Alb. Nazmi Sevgen, HarpAkademileri Komutanlığı Yayınlarından, 1970 tarihli basım., sh. 21). (Ek-9).
Görülmektedirki, Harp Akademileri Komutanlığı Yayınları dahi inkârcı siyaseti "devekuşusiyaseti" olarak tanımlamaktadır. Bugün gelinen nokta bunun da ötesindebir noktadır. Artık sorun dayatmaktadır. Ya eşitlik, özgürlük ve kardeşliksağlanarak gerçek ve gönüllü bir birliği sağlamanın yolları aranacaktır, ya dabölücü, baskıcı, "devekuşu politikası"na devam edilerek birleşmeninbütün temeli ve zemini yok edilip bölünme sonucuna varılacaktır. Bugün gelinennoktada artık "Kürt realitesi"nin kabul edilmesi, sorunun çözümündeyeterli bir adım olamamaktadır. Atılması gereken adım, eşitlik ve özgürlüğünkabulü ve bunun zorunlu sonucu olarak da "ulusların kendi kaderlerinekayıtsız şartsız sahip olma" hakkının tanınmasıdır.
Kürtulusunun, "kendi kaderine kayıtsız şartsız sahip olduğu" görüşü,demokratik toplum olmanın gereğidir. Hem Kürt realitesini kabul edeceksiniz,hem de ona "kendi kaderini tayin hakkını" tanımayacaksınız. Bu, oulusun geleceğini belirleme hakkını ipotek altına almak olur. Bu da ülkeninbirliğinin gönüllülük temelini yok eder. Birliği zora dayalı sözde bir birlikhaline getirir. Bu da doğru değildir. Zira, o ulus yönünden demokrasininolmadığını, demokrasi denen şeyin bir "yasaklı demokrasi" olduğunugösterir. Gönüllülüğün olmadığını, zorun dayatıldığını gösterir. Zor ise, karşıkoyma hakkını verir. Bu da birliği yok eder. "Eşitlik ve özgürlük "ise, halkların gönlünü kazanmamıza, onlarla kardeşçe "birleşmemize"ve "birliğimizi" pekiştirmemize olanak tanır.
İştebu noktada bugün herkes demokrasi sınavındadır. Tarih, hiçbir sorumluluğuaffetmez. Yasalar değişir, iktidar gider, mahkeme kararları geri dönülmesi güçsonuçlar doğurur. Hiç kimse, "o gün yasalar böyleydi, ben yasalarıuyguladım" diyerek, tarih önünde sorumluluktan kurtulamaz.
5.Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddeleri zımnen ilga edilmiştir. SiyasiPartiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırılığı yolundaki def'imizin Mahkemeceincelenebileceğini, yukarıda Savunmamızın usule ilişkin bölümünde açıklamıştık.Aykırılık nedenlerini ise maddeleri de göstermek suretiyle Ön Savunmamızın III.bölümünde izah etmiştik. Tekrara girmeksizin atıf yapmakla yetiniyoruz. ÖnSavunmamızdaki açıklamalarımız da dikkate alınarak SPY'nın -özellikle davamızdauygulanması istenilen maddelerinin- def'i yoluyla incelenip iptalini talepediyoruz.
Budef'imizin Anayasa'nın 15. maddesi öne sürülerek incelenemeyeceğini sonucunavarılması halinde Siyasi Partiler Yasası'nın (madde 78 ve 81) ilgilihükümlerinin "zımni ilga yoluyla yürürlükten kalkmış olduklarınınsaptanmasını" ve buna göre karar verilmesini talep ediyoruz.
a)TCK'nun 141 ve 142. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Bu maddelerde yazılıeylemler suç olmaktan çıkarılmışlardır. Ancak bunun anlamı yalnızca bu kadardeğildir; bu maddelerin getirdiği "demokrasi yasağı" kaldırılmakta,koyduğu hukuksal yasaklama alanı, serbestiye açılmaktadır.
b)Dernekler Kanunu'nun 5. maddesinin 7 numaralı bendi ile 6. maddesinin 2numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu ise, genelinde "örgütlemeözgürlüğü anlayışı" çerçevesinde bir anlam taşımakta; TCK'nun 141.maddesindeki eski yasaklılıkların örgütlü çalışma ortamına alınmış olmasıbiçiminde değerlendirilmelidir.
c)2932 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması, özünde Kürt dili ve kültürü içinkonulan yasaklamayı ve suçu kaldırmıştır. O halde şimdi bu, sosyal hayatın heralanında çalışmakla görevli bulunan ve siyasi iktidara talip olan bir siyasalpartinin de öncelikli hakkı olmalıdır. Esasen bu yasakları kaldırma anlayışı,3713 sayılı Kanun'un gerekçesinde ifade edilmektedir.
Kanunungenel gerekçesinde şöyle denilmektedir: "Bir yandan Anayasa'nın tanıdığıtemel hak ve hürriyetlere saygısı olmayan, şiddeti vasıta edinmiş ve terörizmlemücadele ederken, diğer taraftan çağdaş demokratik toplum düzenine ulaşmak içinşiddeti vasıta kılmayan düşünceleri ifade etme hürriyeti ile şiddetibenimsemeyen düşüncelerin örgütlenebilmesi hürriyetini kısıtlayıcı hükümlerdede iyileştirici düzenlemeler yapmak gerekmektedir." Gerekçede sözü edilen"örgütlenebilme hürriyeti"nin yalnızca derneklere tanınan birözgürlük olduğu, bunun siyasal partileri kapsamadığı, yasakoyucunun iradesinisınırlayan bir anlayıştır.
Özetlediğimizbu yasa değişiklikleri aslında Siyasi Partiler Yasası'nın 78 ve 81.maddelerinin konuya ilişkin hükümlerinin kanun koyucu tarafından zımnen ilgaedildiğini göstermektedir.
NitekimAskerî Yargıtay da kararlarında konuya bu anlayışla yaklaşmaktadır. AskerîYargıtay 3. Dairesi DİSK davasında verdiği kararda "..... (TCK'nun 141,142 ve 163. maddelerinin kaldırılmasına ilişkin) tasarının gerekçesinde, TürkCeza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. maddeleri ile Dernekler Kanunu'nun 5/7, 8 ve6/2 maddelerinin şiddete başvurmayan düşünceyi ifade ve örgütlenme hürriyetinikısıtladığı, dolayısıyla bu hükümlerin çağdaş, demokratik toplum düzeyineulaşmak için engel teşkil ettiği ve bu nedenle kaldırıldıkları kabul edildiktensonra..... As. CK.'nun 148/B maddesi ile 2821 sayılı Kanunun 58/2. maddesindekiTCK'nun 141,142 ve 163. maddelerinin, açık bir ilga hükmü olmamasına rağmenyürürlükten kalktıkları şüphesizdir. Aynı kanunun 58/1. maddesindeki bunlaraparalel hükümlerin de yürürlükten kalkmış olduğunu kabul etmek, demokratikhukuk devleti olmanın bir gereğidir." demekte ve buna göre bir hüküm tesisetmektedir. (Askerî Yargıtay 3. D., 16.07.1991, E. 1991 /122, K. 1991/437),(Ek- 10).
Şimdi,2821 sayılı Yasa için geçerli olan bu anlayış "demokrasinin vazgeçilmezunsurları" kabul edilen Siyasi partilere ilişkin 2820 sayılı Yasa içinhaydi haydi geçerlidir.
AskerîYargıtay kural olarak bir kimsenin cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı,bulunduğu taktirde ona ne müeyyide uygulanacağını belirlemekle görevli biryargı kuruluşudur. Yani, bir yasanın yürürlükte olup olmadığı konusu AskerîYargıtay'ı doğrudan ilgilendiren bir mesele değildir. Oysa Anayasa Mahkemesi,temel görevi Anayasa'nın 148, ve 2949 sayılı Kanun'un 18. maddesindebelirtildiği gibi yasa metinlerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetlemekle görevlibir yargı kuruluşudur.
"Demokratikhukuk devleti olmanın bir gereği olan" bu demokrasi anlayışını AnayasaMahkemesi'nden de bekliyoruz.
6.Dava, uluslararası sözleşmelere de aykırıdır.
"İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi" (AİHS), 19.03.1954tarihinde yürürlüğe giren 6366 sayılı Kanunla onaylanmıştır. Anayasa'nın 90.maddesinin beşinci fıkrasında da şöyle denilmektedir: "Usulüne göreyürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlarhakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'nebaşvurulamaz." Anayasa'nın bu deyişi bir anlamda, uluslararasısözleşmelere riayetsizliğin Anayasa Mahkemesi'nce kabul edilmesinin olanaklıolmadığı anlamındadır.
NitekimAnayasa Mahkemesi;
-Anayasa'yı değiştiren 1488 sayılı Kanunla, Anayasa'nın 144. maddesine eklenen,adliye mahkemeleri hâkimlerinin özlük işleri hakkında Yüksek HâkimlerKurulu'nca verilen kararlar aleyhine yargı mercilerine başvurulamayacağıhakkındaki hükmü iptal ederken, iptal gerekçesinde, 6366 sayılı Kanun'laTürkiye'nin de katıldığı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri KorumaSözleşmesi'nin 6. maddesine de dayanmış, değişiklik getiren hükmü, bu sözleşmeyede aykırı bulunarak iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesi, 27.01.1977, E.1976/43, K. 1977/4).
-1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nun 91. maddesinin Anayasa'ya aykırılığıiddiasıyla bakılan bir davada, iptale gerek olmadığına karar verirken, İnsan HaklarıEvrensel Bildirisine ve Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumayaİlişkin Sözleşmeye de dayanmıştır (Anayasa Mahkemesi, 24.05.1977, E. 1977/19,K. 1977/82).
-1412 sayılı CMUK'na 1696 sayılı Kanun'la eklenen 2. maddenin Anayasa'ya aykırılığına(iptale) karar verirken; gerekçede şöyle denilmiştir:
"İnsanlığıniçinde yaşadığı ulusun bireyi olması kadar aynı zamanda insanlığın da üyesibulunması, çağımızda, insan hak ve özgürlüklerini yalnızca ulusal bir hukuksorunu olmaktan çıkarmış ve ona evrensel bir anlam ve içerik kazandırmıştır. Bubakımdan Anayasa'nın Başlangıcı ve 2. maddesi hükümleri gereği olarak,"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" ile "İnsan Hakları AvrupaSözleşmesi"ni de itiraz konusu kuralın değerlendirilmesinde gözden uzak tutmayaolanak yoktur .... Sözkonusu Bildiri ve Sözleşmenin, buyurucu ve bağlayıcıiçeriği, sanşklar için bir hak olduğu kadar, insan hak ve özgürlükleri yönündende bir güvence olarak hukuk düzenimizde kurumlaşan "masumlukkarinesi" ilkesini güçlendiren üstün ve evrensel hukuk kuralı niteliğinitaşımaktadır." (Anayasa Mahkemesi, 29.10.1980, E. 1979/38, K. 1980/11).
Güçlülüğüve normlar hiyerarşisindeki yeri Anayasa'nın 90. maddesinde belirtilenuluslararası bir sözleşme, yani AİHS için, Anayasa Mahkemesi üstün ve evrenselhukuk kuralı niteliğinde, buyurucu ve bağlayıcı bir geçerlilik tanımakta,sözleşmeye aykırılığı, bir kanunun iptali nedeni saymaktadır. Bu Sözleşmehükümleri ile korunan temel ilkelere bakıldığında;
-Sözleşmenin 6/2. maddesi, "masumluk karinesi"ni ilkeleştirmektedir.TCK'nun 141, 142. maddelerinin ve 2932 sayılı Kanunun yürürlüktenkaldırılmasından sonra, kişiler için suç oluşturmayan bir durum, bir politikörgüt için örgütün varlığını sona erdirme nedeni sayılması Sözleşme hükmüne aykırılıktır.
-Sözleşmenin 9/1 ve 10/1. maddeleri, "düşünce özgürlüğü"nü ve"görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğü"nü düzenlemekte; buhakları uluslararası düzeyde korumaktadır. Elbette bu hak kişiler için olduğukadar, örgütler için de sözkonusudur (Nitekim Sözleşmenin 25. maddesinde,Sözleşmedeki haklardan devlet dışı kuruluşların da yararlanacağıbelirtilmektedir) . Sosyalist Parti Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından eylemedönüşmüş bir hareketi nedeniyle değil, yalnızca görüşlerini açıklama düzeyindekalmış bir durum nedeniyle itham edilmekte ve kapatılması istenmektedir.
-Sözleşmenin 14. maddesi, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ve diğerkanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,doğuş veya herhangi bir başka durum bakımından hiç bir ayrım gözetilmeksizinSözleşme hükümlerinden yararlanılacağını belirtmektedir. Davamızda bu ilke,açık bir biçimde ihlal edilmektedir.
-Sözleşmenin 18. maddesi, "Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilenhak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar içinuygulanabilir" demektedir. Sözleşmede öngörülen amaçlara aykırı temelhakları zedeleyici bir sınırlama, keza Sözleşmenin ihlalidir.
İddialar,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yanısıra, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi,Helsinki Nihai Senedi ve Paris şartı gibi Türkiye'nin de taraf olduğu diğeruluslararası sözleşmelere de aykırıdır.
7.Eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve gönüllü birlik mahkum edilmemelidir. Davalıpartiyi değerlendirirken çabalarının ve kastının hangi yönde olduğuna bakmakgerekir. Zira, yasalarla yasaklanan "bölücülük" amacıdır. SosyalistParti'nin yargılama konusu yapılan çözümü, eşitlik, özgürlük temelinde gönüllübirliktir. Sosyalist Parti'nin çözüm programında her sözcük birlik ihtiyacını,birlik imkânını ve birlik koşullarını dile getirmektedir. Halklar arasındadüşmanlık değil, kardeşliği öngörmektedir. Sosyalist Parti'ye kapatma davasıaçılması Türk ve Kürt halkları arasındaki birlik köprüsüne indirilen birdarbedir. Genel Başkan Doğu Perinçek; ".... Kürt milletine kendi kaderinitayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulu o zaman olur........ Zorlabirlik olmaz. Gönülle, kardeşlikle, bu Kürt halkının iradesini sayarak, kabulederek olur" diyerek SP'nin kastını ortaya koymaktadır (D. Perinçek,11.10.1991, TV Açık Oturum Konuşması).
Mesele,"Birliği istiyorum" demek değildir. Önemli olan gerçek birliğin nasılsağlanabileceğini bulmak ve onu istemektir. Bugüne kadar Kürtleri yok sayan veşiddete dayanan politikalar, birliği değil, halklar arasında düşmanlığıkörüklemiş ve iflas etmiştir.
Eğerbirlik isteniyorsa, eski zora dayanan politikalardan vazgeçilmesi gerekir.Siyasal gerçeklik bunu gerektirmektedir. Yeni çözümlerin arandığı bir dönemdesoruna siyasal gerçeği temel alarak yaklaşmak zorunludur. "Ben elimdekiyasanın lafzına bakarım, siyasal gerçeklik beni ilgilendirmez" demek,bugünkü siyasal konjonktürde birliğin değil, bölünmenin yolunu açacağından,kanun koyucunun amacına da ters düşecektir. Buradan bir kapatma kararı çıkarsa,mahkûm olan Sosyalist Parti olmayacak, mahkûm olan, eşitlik, özgürlük,kardeşlik ve sonuç itibariyle "BİRLİK!" olacaktır.
Hukuk,sonucu ve kastı dikkate almak durumundadır. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik vegönüllü birlik olanağı yok edilmemelidir. Birlik mahkûm edilmemelidir.
Sonuç : Açıklanan nedenler;
1.Öncelikle, duruşma talebimizin kabulüne; bu uygun görülmüyorsa, 2820 sayılıYasa'nın 98. maddesi uyarınca Parti Genel Başkanı ile iki yetkilinin ilgilisıfatıyla çağrılıp sözlü açıklamalarının dinlenmesine;
2.SPY'nın Anayasa'ya aykırılığı def'imizin kabulü ile SPY'nın -özellikle 78 ve81. maddelerinin- iptaline; bu def'imizin Anayasa'nın Geçici 15. maddesi önesürülerek incelenemeyeceği sonucuna varılması halinde, SPY'nın -madde 78 ve 81-ilgili hükümlerinin zımni ilga yoluyla yürürlükten kalkmış olduklarınınsaptanmasına;
3.SPY'nda değişiklik çalışmaları yapılmakta olduğundan ve TBKP hakkındaki kapatmakararı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nda incelenmekte bulunduğundan, davamızıetkileyecek bu iki hususun bekletici neden sayılarak sonuçlarının beklenmesine;
4.Dava, SPY'nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından dosyanın C. Başsavcılığı'naiadesine;
5.Sosyalist Parti'nin kapatılmasına ilişkin davanın reddine; karar verilmesinisaygıyla arz ve talep ederiz."
V.DAVALI PARTİ TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMASI :
Sözlüaçıklamaya, davalı parti'nin Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Av. Ali Kalan veAv. Nusret Senem katılmış, birlikte hazırlandığı söylenen konuşma Genel Başkantarafından yapılmıştır. Açıklama, genel olarak, yazılı ön ve son savunmalardadeğinilen hususların ayrıntılısı biçiminde olmuş, Genel Başkan aynen "Esasolarak bu kanıtlar doğrudur. ...... Sosyalist Parti Genel Başkanının, GenelBaşkan olmadan önce 2000'e Doğru dergisi Genel Yayın Yönetmeni iken,Diyarbakır'da yaptığı iki konuşmada davanın kanıtları arasında belirtilmiştir.Gerçi bunlar parti broşürü olarak da seçimler sırasında basılmıştır..... Bütünkanıtlar hakkında toplam bir savunma yapacak olursak, esas itibarıyla buradakideğerlendirmeler gerçeğe uygundur, doğrudur, hakikatlik açısından gerçeğeuygundur. Siyaset açısından da doğru olduğunu biz burada savunmaya devamediyoruz, bunlardan kaçınmıyoruz, biz bunları söylemedik, yapmadık, etmedikgibi bir tavırla karşınıza çıkmıyoruz."
AnayasaMahkemesi Başkanı'nın "Başka söyleyeceğiniz var mı'" sorusunayanıtında "Son şudur efendim: Bir, davanın reddini talep ediyoruz. Fakatöte yandan bekleme de talep ediyoruz. Yani, Siyasi Partiler Kanunu değişiyor,değiştiğini Hükümet açıkladı. Komisyonlara kadar geldi. Değişmekte olan birkanuna göre bir yargılama yapmak yerine en azından bu değişmenin sonunubeklemek. Çünkü Hükümet de bize şunu söylemiştir, bizzat Başbakan Yardımcısınınağzından görüşmemizde, televizyonda da yayınlanmıştır, Biz sizin hakkınızdaaçılan davayla ilgili hükümlerde de değişiklik yapıyoruz demiştir. İnönü, bizebunu söyledi. Televizyonda da yayınlandı. Şimdi o zaman diyelim üç ay sonra,beş ay sonra, iki ay sonra değişecek olan bir hükme göre bir partiyi kapatmakyerine bu değişmenin de en azından beklenmesi Mahkemeniz tarafından uygungörülebilir. Bize göre de dava reddedilmelidir. Bu beklemeye bile ihtiyaçyoktur. Ama Mahkeme uygun bulursa, böyle bir titizlik düşünüyorsa en azındanAnayasa ve Siyasi Partiler Kanununda yapılacak değişiklikleri de bekleyebilirveya en azından Hükümetten bu değişikliklerle ilgili metinler istenebilir.
Ayrıcabir talebimiz de o gerek bu Kürt programıyla, Kürt sorunu programıyla ilgiliaklama kararının ve gerekse Diyarbakır DGM'deki bu iki broşürle ilgili aklamakararlarının getirtilmesini talep ediyoruz."
AnayasaMahkemesi Başkanı'nın sorularına karşılık "Aslında bizim hukukumuza göreTürkiye milletine ki Kurtuluş Savaşında Türkiye deniyordu, Türk Milleti,Türkiye halkı, buna bağlılık devlete bağlılıkla tarif edilmiştir. YaniTürklükle değil, vatandaşlık bağı millî bağ olarak tarif edilmiştir. Bubakımdan Kürtler de tabiî Türk vatandaşıdır, Türk yurttaşıdır, TürkiyeCumhuriyetinin yurttaşıdır. Ve biz isteriz ki, böyle bir ayrılık gayrılıkolmasın. Herkes kendini bu ülkeye ait hissetsin. Zaten bir noktaya dikkatiniziçekeceğim; Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyetiydi adı, buna dikkatiniziçekiyorum. O zamanlar Türk adı kullanılmadı, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı HukukCemiyeti, hatta Anadolu Hükümeti gibi düşünüldü. Yani meseleyi bir Türk diyebelli bir ırka, millete bağlamamak bir coğrafyaya bağlamak gibi düşünceler deolmuştu. En son Cumhurbaşkanı da onlara atıflar yapmıştır. Neyse, bu şekildekondu, fakat şimdi geldiğimiz noktada bizim irademizin dışında ve arzumuzundışında, biz de böyle bir şey çıkmasını istemezdik ama bir asimile olmamış,erimemiş bir kısım halk diyor ki, ben Kürt halkıyım, Kürdüm, böyle bir gerçekrealiteyle karşı karşıyayız ve bunu Başbakan da teslim ediyor. Böyle bir realitevardır. Şimdi bu realiteyi biz nasıl istediğimiz noktaya götürebiliriz, Yani buAnadolu insanlarını çeşitli kavimlerden gelen 49 tane dil konuşuluyor,Anadolu'da bu insanları nasıl daha fazla birbirine bağlarız ve bir anlamda birvatandaşlık topluluğu haline getirebiliriz. Bunun yolunun biz, bellirealiteleri tanıyıp doyurmaktan geçtiği kanısındayız. Yani millî birdoygunlukla bizim arzu ettiğimiz daha iyi ileri birliklere götürebiliriz. Yoksaaç bırakarak ve böyle bir doyuma ulaşmadan daha ileri birliklerin olmayacağınıdüşünüyoruz, ama bizim de hedefimiz bir vatandaşlık bağının bugün yaşayan bütüninsanlarımızı bir araya getirmesidir. Tabiî bu vatandaşlık bağı aynı zamandakültür bakımından, dil bakımından falan kısıtlar, engeller olmadan takviye edilmelidir.Yani isteyen dilini konuşabilmelidir, geliştirebilmelidir. Böyle bir ortamdadaha sağlam birliklere götürmesinden yanayız. Bir gerçek olarak Türkiye'de var,bir Kürt halkı var. Bunu görmek lazım. Devlet de kabul ediyor. Ama biz bu ikihalkı iki milleti nasıl mezc edebiliriz, birleştirebiliriz ve tek bir tarifiçine sokabiliriz. Bunun yolunu arıyoruz ve Sosyalist Parti'nin programı dabudur."
................................
"Mecburdeğilim Atatürk Milliyetçisi olmaya .... Partimiz milliyetçiliği bir ideolojiolarak benimsemiyor ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun görmüyor."
Demiştir.
VI-DAVANIN EVRELERİ :
AnayasaMahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesinin onanlı bir örneğininalınmasından başlayarak geçecek otuz gün içinde gerekli görülürse dosyayı dainceleyip hazırlayacakları ön savunmanın yazılı olarak göndermelerigerektiğinin davalı parti Başkanlığı'na tebliğine ve tebligatın 7201 sayılıYasa'nın 2. maddesi uyarınca memur eliyle yapılmasına 27.11.1991 günüoybirliğiyle karar vermiştir.
Ön savunmalarınıhazırlamaları için avukat hukukçulardan komisyonlar oluşturulduğu, ancak bukomisyon çalışmalarının tamamlanması ve bitirilmesi için zamana gereksinimleriolduğundan söz ederek "30 günlük ek süre" verilmesini isteyen davalıSosyalist Parti'nin isteği 24.12.1991 günü Anayasa Mahkemesi'nce kabuledilmiştir.
Davalıparti; bu karar uyarınca süresi içinde verdiği 29.1.1992 günlü ön savunmasında,davanın Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesi gereklerine uyulmaksızınaçıldığını ileri sürmüş, yargılamanın duruşmalı olarak yapılması, bu uygungörülmezse parti başkanı ve yetkililerinin sözlü açıklamada bulunmak üzereçağrılmaları isteminde bulunmuştur.
AnayasaMahkemesi'nin 27.11.1991 günlü kararı uyarınca, Cumhuriyet Başsavcılığı'ncahazırlanan 6.2.1992 günlü esas hakkında görüş yazısı da son savunmalarınıbildirmesi için Sosyalist Parti Genel Başkanlığı'na tebliğ edilmiştir.
Esashakkındaki savunmalarını tamamlayabilmeleri için ek süre gereksinimleriolduğundan söz ederek "30 günlük ek süre" verilmesini isteyen davalıSosyalist Parti Genel Başkanlığı'na daha önce belirlenen sürenin sona ereceği9.3.1992'den başlayarak "20 günlük ek süre" verilmesine 4.3.1992gününde karar verilmiştir. Davalı parti, savunmasını bu sürede yazılı olarakvermiştir. Savunmada yargılamanın duruşmalı olarak yapılması, eğer bu kabuledilmezse, sözlü açıklama istemlerinin kabulü istemleri yinelenmiştir.
AnayasaMahkemesi, 9.4. ı 992 günü savunmada yer alan duruşma yapılması istemininreddine, sözlü açıklama isteminin ise kabulüne ve sözlü açıklamanın 20 Nisan1992 günü yapılmasına karar vermiştir.
Ancak,Genel Başkanları yurt dışında bulunduğu için sözlü açıklamaya katılamayacağınıbildiren Sosyalist Parti Genel Başkanlığı avukatlarının dilekçelerindebelirttikleri özürleri yerinde görüldüğünden sözlü açıklamanın 12.5.1992 günüyapılmasına karar verilmiştir.
Bukarar uyarınca, 12.5.1992 günü Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek ileAvukat Ali Kalan ve Avukat Nusret Senem Anayasa Mahkemesi'nde sözlü açıklamadabulunmuşlardır.
VII-İNCELEME VE GEREKÇE :
A-Ön Sorunlar Yönünden :
Davalıparti'nin savunmaları ile Genel Başkanı tarafından yapılan sözlü açıklamada;davanın Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine uyulmaksızın açılmasınınusulsüz olduğu ve usulsüzlüğün giderilmesi, Siyasi Partiler Yasası'nındeğiştirilmesinin gündemde ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaAnayasa Mahkemesi'nce verilen kapatma kararının Avrupa İnsan HaklarıKomisyonunda bulunduğu, bunların sonuçlarının beklenmesi gerektiği ve SiyasiPartiler Yasası'nın kimi maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerekiptali, bu savları kabul edilmezse belirtilen kuralların Anayasa Mahkemesi'nceihmali yoluna gidilmesi istenmiştir. Bu konuların davada öncelikle ele alınmasıgerekmektedir.
1-Davanın, Siyasi Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Aykırı Olarak AçılıpAçılmadığı Sorunu :
Davalıparti özellikle ön savunmasında, Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesininyalnız kuruluş sırasında verilen program ve tüzükle sınırlı olmadığınıbelirterek, kuruluştan sonra kabul ve uygulamaya konan tüzük ve programlar içinde Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesinde belirtilen yol ve yönteminuygulanması gerektiğini belirtmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, esas hakkındakigörüşünde 2820 sayılı Yasa'nın 9. maddesi gereğince partiye uyarıdabulunulmasına gerek olmadığını, davanın Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partilerinfaaliyetini izleyeceğini öngören Siyasi Partiler Yasası hükmünedayandırıldığını bildirmiştir.
22.4.1983günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre; YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programları ilekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğunuve ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığınıkuruluşlarından sonra öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır.Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeye dayanarak saptadığı noksanlıklarıngiderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ileisteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasının yaptırımını da, Siyasi partilerinkapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasıdır. Böylece CumhuriyetBaşsavcılığı'nın partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmişolmaktadır. Anılan maddede, kurulan partilerin tüzük ve programları ilekurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olmasıya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirinden ayrılmış vedeğişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki: Cumhuriyet Başsavcılığı'ncasaptanan noksanlıkların giderilmesi, gerekli görülen ek bilgi ve belgeleringönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak Siyasi partilerinkapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, yani yazılı istemin davaaçmanın önkoşulu niteliğini almış olmasına karşı, kurulan partilerin tüzük veprogramları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasahükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104.madde dışında, böyle bir önkoşula bağlanmamıştır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, Sosyalist Parti'nin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunduğu savıyla 2820 sayılıYasa'nın 101. maddesinin (a), (b), (c) bentleri gereğince kapatılmasınıistemektedir. Bu nedenle Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesinde CumhuriyetBaşsavcılığı'na noksanlıkların giderilmesi ile ilgili olarak tanınan yetkininyasaya aykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu bir davakoşulu olarak kabul etmek, Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetlerininYasa'nın Dördüncü Kısmındaki, "Siyasi Partilerle İlgili Yasaklar"aaçıkça aykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden, doğrudan 100 ve 101.maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermemek anlamınagelir. Bu nedenle davanın, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesinegöre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarı yapılmadan açılmış bulunduğuyolundaki davalı parti savunması, davanın 2820 sayılı Yasa'nın 4. kısmındayasaklanan parti faaliyetlerinden kaynaklanması nedeniyle yerinde değildir.
2-Siyasi Partiler Yasası'nda değişiklik çalışmaları yapılmakta olduğundan veTürkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki kapatma kararı Avrupa İnsanHakları Komisyonu'nda incelenmekte bulunduğundan, davayı etkileyecek bu ikihususun bekletici neden sayılıp sayılmaması sorunu :
Davalıparti savunmasında, Siyasi Partiler Yasası'nda ve Anayasa'da değişiklikçalışmaları yapıldığından ve ayrıca Türkiye Birleşik Komünist Partisihakkındaki kapatma kararının Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nda incelenmekteolduğundan söz ederek bu iki hususun davayı etkileyeceğini ve bu nedenlebekletici neden sayılarak sonuçlarının alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Hukukta,bekletici neden, bir davanın görülmesi kimi zaman o mahkemenin yetkisi dışındakalan bir sorunun çözülmesine bağlı olduğunda ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdanbekletici neden bir davanın incelenmesi sırasında ortaya çıkan, ancak konunun omahkemenin görev ve yetkisi dışında fakat davanın esastan çözümüne etkisi olanuyuşmazlıktır. Örneğin, görülmekte olan bir dava sırasında, ileri sürülenAnayasa'ya aykırılık savları bekletici neden olarak düzenlenmiştir. Yargılamamakamlarınca çözümleneceğinden, ortada yine yargılanacak bir uyuşmazlık sözkonusudur. Her iki uyuşmazlık nedeniyle yapılan yargılamalar arasında bağlantıvardır.
Oysa,Siyasi Partiler Yasası'nda değişiklik çalışmalarının yapılmakta olması veTürkiye Birleşik Komünist Partisi hakkında kapatma kararının Avrupa İnsanHakları Komisyonu'nda incelenmekte bulunması, birbirinden farklı durumlardır.Daha açıkça belirtmek gerekirse, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun vereceğikarar olayıyla sınırlı olup bu davayı etkilemez. Anayasa Mahkemesi,yürürlükteki Anayasa'yı ve Anayasa'ya aykırı olmayan yasaları uygulamaklayükümlüdür. Siyasi Partiler Yasası'nın ve bu arada Anayasa'nın değiştirilmesikonusu ise tümüyle Siyasi olup olasılıklar bekletici neden sayılamaz. Açıklanannedenlerle davalı Partinin bu konudaki istemi de yerinde görülmemiştir.
3-Siyasi Partiler Yasası'nın Kimi Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu:22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın kapatma davasınadayanak yapılan maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı konusunda, davalı parti'ninAnayasa'nın geçici 15. maddesini yorumlayarak, ileri sürdüğü nedenler özetleşunlardır:
Geçicimaddeler, yeni hukuk düzenine geçişi sağlayan ve bu geçiş süreci tamamlandıktansonra uygulanabilirlik değerini yitiren kurallardır. Geçici 15. madde şubiçimde anlaşılmalıdır: ".... Öncelikle son fıkrada yer alan "... budönem..." sözcükleri birinci fıkra ile bağlantılıdır ve onu açıklayıcıniteliktedir. Buna göre, Anayasa'ya aykırılık savı, birinci fıkrada belirtilen"12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMMBaşkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde" ileri sürülemeyecektir.Geçici 15. maddenin üçüncü fıkrası, TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşması ileişlerliğini yitirmiştir ve Anayasa'ya uygunluk denetimini önleyici hükmükalmamıştır.
İkinciolarak, davalı partiye göre, Anayasa'nın geçici 15/son maddesinin MillîGüvenlik Konseyi (MGK) döneminde çıkartılan yasaların "Anayasa'yaaykırılığı iddia edilemeyeceği" biçimindeki hükmün bugün deuygulanabileceği düşünülse de, yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası, MGKdöneminde yürürlüğe konulan özgün içeriğine ve bütünlüğüne sahip değildir.
22.4.1983'deyürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası bugüne kadar 10 kezdeğişikliğe uğramıştır. Bu durum karşısında, bugün yürürlükteki 2820 sayılıYasa'nın MGK döneminde çıkartılan yasa olduğu ileri sürülemez. Özetle, davalıpartiye göre, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası MGK dönemi yasası olmayıpAnayasa'nın geçici 15. maddesinin koruması altında değildir.
Bunakarşılık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkında görüş bildirmeyazısında, Anayasa'nın geçici 15/son maddesi kapsamına, 22.4.1983 günlü, 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın bu dönem içerisinde çıkarılmış bulunduğundandavalı Siyasî Parti'nin Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddî görülmemekle reddigerekeceği düşüncesi ileri sürülmüştür.
Anayasa'nındiğer maddelerinde de Anayasa Mahkemesi'nce yapılacak denetimi kısıtlayan veengelleyen benzer hükümler vardır. 90. maddenin son fıkrası, yönteminceyürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında, 148. madde, olağanüstüdurumlarda çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin biçim ve öz bakımından; 152.madde, red kararlarının yayımlanmasından sonra 10 yıl geçmedikçe aynı yasahükmünün Anayasa'ya aykırılığı savıyla yeniden; 105. madde, Cumhurbaşkanı'nınre'sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerinebaşvurulamayacağını öngörmüştür. 125. ve 159. maddelerde de bu tür sınırlamalarvardır. Buna karşılık, Anayasa'nın geçici 15. maddesi, ".... Anayasayaaykırılığı iddia edilemez", devrim yasalarının korunması ile ilgili 174.maddesi ise ".... Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz veyorumlanamaz." kesinliğindeki anlatımları yeğlemiştir.
Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında, belirli birdönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıklarının iddia edilememesiyönünden bir bağ vardır. Son fıkra, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürememeyönünden bir zaman sınırlaması yapmamış, üçüncü fıkrada yer alan "budönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirli birdönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savında bulunulamayacağıöngörülmüştür. Nitekim, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Yasa'nın "Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecek diğermetinler." başlıklı 25. maddesi Anayasa'nın geçici 15. maddesinin sonfıkrasındaki "Bu dönem" deyişini aynı biçimde yorumlamış, geçicimaddenin birinci fıkrasındaki belirli bir dönemi açıklayan sözcükler ile sonfıkrayı birleştirip düzenlemeye açıklık kazandırmıştır.
Davalınınsavunmasında ayrıca, geçici 15. maddenin, geçici bir madde olması nedeniyleartık hükmünü doldurduğu ve geçerliğini yitirdiği, Anayasa'nın diğer kurallarıile uyum içinde bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Geçicimaddelerin geçerliği, uygulama süreleriyle değil, geçici olarak düzenlediklerihukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temel metinleriniçerikleri ve anlamları ile değerlendirilir. Geçici maddeler, değişik hukuksaldüzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını,uygulamanın daha geniş bir zaman dilimine yayılarak yapılmasını sağlarlar. Buyönden de geçici maddeler ile temel hükümler arasında farklılıklar bulunmasıdoğaldır. Geçici maddelerin taşıdıkları hukuksal değer, diğer maddelerdenfarklı değildir. Hattâ temel düzenlemeden ayrık hükümler getirmesi yönündenuygulama önceliğine ve etkinliğine sahiptirler. Anayasa'nın açık olarakdüzenlediği bir konunun, haklı hukuksal nedenler de olsa, Anayasa yargısıtarafından uygulanmaması düşünülemez. Sonuç olarak, Anayasa'nın geçici 15.maddesinde, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimler sonucu toplanacak TürkiyeBüyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nı oluşturuncaya kadar geçen süreiçinde çıkarılacak yasaların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinden buara dönemde çıkarılan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın78 ve 81. maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamaz.
GüvenDİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Mustafa GÖNÜL ve Mustafa ŞAHİN bu görüşekatılmamışlardır.
4-Siyasi Partiler Yasası'nın İlgili Kurallarının Davada İhmali Sorunu:
Davalıparti, ön savunmasında, Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'daki parti kapatmanedenlerinin sınırlarını aşan, "Demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırı" hükümler içerdiğini belirterek, mahkemelerin özellikle Anayasa'nın138. maddesi uyarınca, öncelikle Anayasa'ya göre karar vermeleri gerektiğinden,Anayasa Mahkemesi'nin de Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı veAnayasa'dan kaynaklanmayan hükümlerini uygulamaması gerektiği savındabulunmaktadır.
22.4.1983günlü Siyasi Partiler Yasası 12 Eylül 1980 ile 6 Kasım 1983 genel seçimlerindensonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın oluşması arasındakidönemde çıkmış olduğundan Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecek yasa ve yasahükmünde kararnameler sınıfına girmektedir.
Geçici15. madde, salt Anayasa'ya aykırı hükümlerin sığınabileceği biryer olmayıp 1961Anayasası'nın geçici 4. maddesindeki gibi bir koruma düzenlemesidir. Söz konusugeçici maddenin kapsamında olan ve böylece anayasal korunma altında bulunanyasa hükümlerinin, sırf bu nedenle Anayasa'ya aykırı oldukları ilerisürülemeyeceği gibi, bunların Anayasa Mahkemesi'nce ihmal edilmesinden de sözedilemez. Bu durumdaki hükümlerin ancak Anayasa'nın temel ilkelerine ve builkelere egemen olan hukukun ana kurallarına olabildiğince uygun düşecekbiçimde yorumlanması düşünülmelidir.
Öteyandan, yasaların yorumlanmasında ve uygulanmasında bir yasa kuralınınihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen ve birbiriyleçelişen bir yasa ve Anayasa kuralının bulunması gerekir. Bu durumda çözümünAnayasa kuralları yönünden aranması doğaldır. Anayasa'nın geçici 15. maddesininvarlığı, Anayasa'nın tümlüğü içinde bir çelişkiyi değil bir ayrık durumuyansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği, konuyu açık biçimde ortayakoymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralı yok sayması olanaksızdır.
Kaldıki, Siyasi Partiler Yasası'nın getirdiği yasaklar, Anayasa'nın 68. ve 69.maddelerinde yer alan kapatılma nedenlerinin somutlaştırılması olarakdüşünülmelidir. Bu hükümler "millî devlet niteliğinin korunması"ilkesinin yaptırımlarıdır. Çünkü Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrası"Siyasi partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmalarıyukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir." denilmektedir. AnayasaMahkemesi'nce bir yasa kuralının ihmalî, ancak hakkında iptal davası açılmamışdurumlarda o kuralın Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptal edilebileceknitelikte olması koşuluna bağlıdır.
YasakoyucuAnayasa'nın öngördüğü bir düzenlemeyi gerçekleştirmiştir.
Bunedenlerle Siyasi Partiler Yasası'nın kimi kurallarının ihmal edilmesiyolundaki sav yerinde değildir.
YılmazALİEFENDİOĞLU ve Mustafa GÖNÜL bu görüşlere katılmamışlardır.
5-Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. Maddelerinin Örtülü Biçimde YürürlüktenKaldırılıp Kaldırılmadığı Sorunu :
SosyalistParti savunmasında Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerinin"zımni ilga yoluyla" yürürlükten kalkmış olduklarını iddia etmiştir.Davalı partiye göre Türk Ceza Yasası'nın 141. ve 142. maddeleri yürürlüktenkaldırılıp bu maddelerde sayılan eylemler suç olmaktan çıkarılmıştır. DerneklerYasası'nın 5. maddesinin 7 numaralı bendi ile 6. maddesinin 2 numaralı bendiartık yoktur. Bunun "örgütlenme özgürlüğü anlayışı" çerçevesindedüşünülmesi gerekir. Yine 2932 sayılı Yasa da yürürlükten kaldırılarak, dil vekültür için konulan yasaklama kaldırılmıştır. Bu değişikliklerden kalkılaraksavunmada, Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerinin de yasakoyucutarafından üstü kapalı bir biçimde yürürlükten kaldırıldığı sonucunavarılmaktadır.
Hukukdaönceki ve sonraki yasa hükümleri arasında bir çelişme olduğu ve yasakoyucununsonraki kanun metnine ilgayla ilgili açık bir hüküm koymadığı durumlarda örtülüyürürlükten kaldırma söz konusudur. Kural olarak eski ve yeni yasalar arasındaçelişme varsa, yeni yasanın önceki yasayı örtülü olarak yürürlükten kaldırdığıkabul edilebilir.
Örtülüyürürlükten kaldırmanın söz konusu olabilmesi için her şeyden önce her ikiyasanın düzenlediği konuların aynı olması gerekir. Türk Ceza Yasası'nın 141. ve142. maddelerinin, Dernekler Yasası'nın 5. maddesinin 7 numaralı bendi ile 6.maddesinin 2 numaralı bendinin ve yine 2932 sayılı Yasa'nın yürürlüktenkaldırılması doğrudan Siyasi partilerle ilgili değildir. Siyasi partiler,derneklerden ayrı olarak özel yasayla düzenlenmişlerdir. Bu nedenle yasakoyucuSiyasi Partiler Yasası'ndaki sınırlamaları ve yasakları kaldırmak isteseydi,bunu Siyasi Partiler Yasası'nda yapacağı değişiklikle gerçekleştirirdi.
Buyönden Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerinin diğer yasalardayapılan değişiklik nedeniyle üstü örtülü biçimde yürürlükten kaldırıldığıyolundaki davalı parti'nin savını yerinde görmek olanaksızdır.
B-ESAS YÖNÜNDEN :
I-Genel Açıklama :
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasi partiler, demokratik Siyasihayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." ilkesine yer verildikten sonra üçüncüfıkrasında da "Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler." denilmektedir.
Siyasipartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bukonuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür. Bununla birlikte Siyasipartiler Anayasa'da, kamu kurumları olarak nitelenmemiştir.
Siyasalpartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması ilkedir. Siyasalpartiler, belli siyasal düşünce ve erekler çerçevesinde birleşen yurttaşlarınözgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyununözgürce oluşmasında öbür kurumlardan değişik bir ağırlığı bulunan siyasalpartiler, yurttaşlık istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan kuruluşlarolarak siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır. Demokrasinin simgesisayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen siyasal partiler, özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumundadır.
Devlet,yönetimindeki etkinlikleri ve millî iradenin gerçekleşmesinde başlıca araçoluşları nedeniyle, Anayasakoyucu, siyasal partileri öteki tüzelkişilerdenfarklı görerek kapatılma nedenlerini Anayasa'da özel biçimde düzenlemiştir.
Siyasalpartilerin uyacakları esasların Anayasa'da yer alması, çalışmalarının Anayasave yasa kurallarına uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan birdernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez ögesi olduklarını doğrulamaktadır.Siyasal partilerin, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içindeolmaları, onların her istediğini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasalpartilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma veçalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bubelirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.Nitekim Anayasa'nın ikinci maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti .... demokratik... bir hukuk Devletidir." denilmektedir.
Hukukdevleti; Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararlarında yinelenip vurgulandığı üzereinsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete veeşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlüsayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uyan, işlem veeylemleri yargı denetimine açık olan devlet demektir.
Varlığıve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet; belirli topraklar üzerindeyerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğuolarak tanımlanır. Bu tanıma göre ülke ve ulus bütünlüğü, egemenlik, yasalaradayanan ve bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik bir devlet içinvazgeçilmez ögeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini korumaiçgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır.
Devletlerhukukunda, genellikle, "devletin varlığıni güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli (mesnî) yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemleralıp uygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insanhak ve özgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, dev1etinögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunlarınbaşında, bireylerin ve devletin yaşam hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Görüş,öneri olmaktan çıkıp eyleme dönüşen sakıncaları gidermek için yasaldüzenlemelerin gerçekleştirilmesi hukuk devleti için en doğal davranıştır. Birhakkı değil, haksızlığı kaldıran hukuksal oluşumlar, konuya göre özellik taşır.Bu bakımdan, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda yer alan sınırlayıcıdüzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletin kendini halkını korumahakkının kapsamı içinde kalmakta ve demokratik toplum düzeninin gereklerineuygun düşmektedir. Dayandığı temelleri korumak amacıyla hukuk içinde aldığı önlemlernedeniyle bir devletin kusurlu bulunup suçlanması düşünülemez.
Konuyaaçıklık kazandırmak için, devletin temel ögelerini belirlemek ve bunlarıkorumak amacıyla Anayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na konulmuş bulunankısıtlamaların kaynağını, toplumsal uzlaşmanın temelini oluşturan, Anayasa'nınözünü ve ereğini de ortaya koyan ilgili kuralları da ele almak gerekir. şöyleki:
"MADDE1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
"MADDE2.- Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir."
"MADDE3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir.
Bayrağı,şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı"İstiklal Marşı"dır."
"MADDE4.- Anayasa'nın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakihüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesihükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Anayasakoyucu,yukarıdaki düzenlemelerle ulusal birliğimizin değişmez ilkelerini ve devletintekil yapısını ortaya koymuştur. Bu ilkeler arasında öncelikli olanlarınülke-ulus bütünlüğü ve Atatürk milliyetçiliği olduğu görülmektedir. Atatürk'ün"Ne mutlu Türk'üm diyene" özdeyişiyle simgelediği bu ulusal ilkelerçevresinde toplananlar, birlik ve dayanışmayla, Kurtuluş Savaşı'nda ve Lozan'dabaşarıya ulaşarak Türkiye'yi gelecek kuşaklara emanet etmişlerdir.
Vatanave ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içte ve dışta Barışın simgesisayılan ve herkesi olduğu gibi kabul eden, eşitlik ve adalete dayalı, çağdaşevrensel değerlerle birleşen bu ulusal ilkeler, ülkenin bireylerinçağdaşlaşmasına ve demokratikleşmesine kaynak ve dayanak olacak güçtedir.
Devletin,ülke tümlüğünü, ulus birliğini koruma hakkı, yalnız devletin varlığıyla sınırlıolmayıp demokratik ülkelerde özellikle bir hukuk devleti niteliğine uyguntutumla insan haklarını ve özgürlükleri de içerir. Demokratik yaşamı tehditeden, ondan yoksun kalmaya yol açacak eylemlere girişen, bu tür amaçlarıtaşıyan siyasal partilerin son çâre olarak kapatılması zorunluluğunu doğalkarşılanmalıdır. Tersine düşünce, kargaşa getirebileceği gibi başka biçim veadla gerçekleştirilmesi olanaksız sakıncalı amaçların siyasal parti kimliğiylegerçekleştirilmesi çelişkisini açıklar. Demokratik özgürlük düzeninin, kıyıcıeylemlere karşı kendini savunma hakkının varlığı, İnsan Hakları EvrenselBildirgesi'nin 30. maddesinde açıkca belirtilmiştir. Siyasal partiler konusundabu önlem, durdurulup giderilmesi olanaksız durumlarda "kapatılma"olarak öngörülmüş olup Anayasa Mahkemesi bu yaptırıma değil yaptırımıgerektiren olayların geçip geçmediğine bakacaktır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın İddianamesinde, Sosyalist Parti'nin Anayasa'nınBaşlangıç Kısmı ile, 3., 4., 14., 66. ve 68., Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve81. maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmüştür. Görüldüğügibi davanın konusu, Sosyalist Parti'nin program ve tüzüğünün Anayasa'yaaykırılığı değil, faaliyetlerinin Anayasa'nın ve Siyasi Partiler Yasası'nınkapatma nedenlerine ilişkin kurallarına aykırılığıdır. Bu nedenle inceleme,Anayasa'nın 68., 69. ile Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81 . maddeleriyönünden yapılmıştır.
2-Siyasi Partilerin Kapatılmalarını Zorunlu Kılan Anayasa ve Yasa Kuralları:
a)Anayasa Kuralları :
"MADDE14.- Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetininvarlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin birkişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımıyaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan birdevlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Buyasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrikedenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Anayasanınhiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
"MADDE68.- Vatandaşlar, Siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme, partilerdençıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için yirmibir yaşını ikmal etmekşarttır.
Siyasipartiler, demokratik Siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasipartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler.
Siyasipartilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partiler kurulamaz.
Siyasipartiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz, kadın kolu, gençlikkolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremez,vakıf kuramazlar.
Hâkimlerve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, Yükseköğretim kurumlarındakiöğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarınınmemur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliğitaşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve Silahlı Kuvvetler mensuplarıSiyasi partilere giremezler."
"MADDE69.- Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar;Anayasanın 4 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temellikapatılır.
Siyasipartiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernekler,sendikalar; vakıflar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile Siyasi ilişki ve işbirliği içindebulunamazlar. Bunlardan maddî yardım alamazlar.
Siyasipartilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokrasi esaslarına aykırıolamaz.
Siyasipartilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularınınhukukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarınıtakiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder.
Siyasipartilerin kapatılması, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açacağı dava üzerine,Anayasa Mahkemesi'nce karara bağlanır.
Temellikapatılan Siyasi partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yenibir Siyasi partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamayacakları gibi,kapatılmış bir Siyasi partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceğiyeni bir siyasi parti de kurulamaz.
Siyasipartiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdekidernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar,bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğüaleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu fıkra hükümlerine aykırıhareket eden Siyasi partiler de temelli kapatılır.
Siyasipartilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdakiesaslar dairesinde kanunla düzenlenir.
Görülmektedirki, Anayasa'nın 69. maddesi, siyasal partilerin uyarıya gerek kalmadankapatılmasını başlıca iki nedene bağlamıştır:
İlkkapatma nedeni 69. maddenin birinci fıkrasında yer almaktadır. Bu fıkraya göre;"Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar,Anayasa'nın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar, çıkanlartemelli kapatılır." Bu kural Siyasi partilerin tüzük ve programlarıdışındaki faaliyetlerini yasaklarken bunları uyarısız kapatma nedeni saymamış,ancak Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkmayı uyansız kapatmanedeni saymıştır.
İkinciuyarısız kapatma nedeni, bu maddenin sekizinci fıkrasında yer almaktadır. Bufıkraya göre; Siyasi partiler, yabancı devletlerden, uluslararasıkuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emiralamazlar, bunların Türkiye aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar.Bu hükme aykırı davranan Siyasi partiler temelli kapatılır.
Bukonuda üzerinde durulması gereken bir kural da Anayasa'nın 68. maddesininbeşinci fıkrasıdır. Bu fıkra "Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangibir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partilerkurulamaz." demektedir. Ancak buradaki "kurulamaz" sözcüğünükuşkusuz kurulduktan sonra "kapatılır" biçiminde yorumlamak gerekir.Çünkü gerek Anayasa, gerek Siyasi Partiler Yasası, Siyasi partilerin öncedenizin almadan kurulabileceklerini öngörmektedir. Kurulurken tüzük ve programındayasaklara aykırı kural ve hükümler bulunan partilere karşı kapatma davasıaçılabileceği gibi sonradan eylemli olarak yasaklara aykırı tutum izleyenpartilerin de kapatılması yoluna gidilebilir. O halde bu yasaklara aykırı birparti kurulabilir. Ancak, bunun yaptırımı Anayasa Mahkemesi tarafındankapatılma olacaktır.
b)Yasa Kuralları :
SiyasiPartiler Yasası'nın 78. Maddesinde :
-"Siyasi Partiler;
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel ay, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler."
81nci maddesinde;
-"Siyasi Partiler :
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar..." hükümleri yer almıştır.
İddianamede,davalı Partinin Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81. maddelerine aykırıdavrandığı ileri sürülmektedir. Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerinde devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden söz edilmekteve bundan ne anlaşılması gerektiği belirlenmektedir. Yani bu maddeler Anayasadayazılı soyut "bölünmez bütünlük" kavramını açıklayaraksomutlaştırmaktadır. Başka bir deyişle Siyasi Partiler Yasası, devletin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla ayrılıkçı akımların birparti durumunda örgütlenmesini yasaklamakta ve yine Siyasi partilerin federalbir sistemi savunamayacaklarını, azınlık yaratamayacaklarını, bölgecilik,ırkçılık yapamayacaklarını ve eşitlik ilkesini korumak zorunda olduklarınıvurgulamaktadır.
Davalıparti, özellikle Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b)bentlerinin Anayasaya aykırı olduğu düşüncesindedir. Hemen işaret etmek gerekirki, bu bentler, azınlık yaratılmasının önlenmesi, Türk dilinden ve kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, değiştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye'deazınlıklar yaratarak millet bütünlüğünü bozmak niyet ve eylemlerine karşıdüzenlenmiştir. Her iki bendin içerdiği kurallar, Anayasa'da yer alan devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü temel ilkesine koşut kurallardır. Başkabir deyişle bunlar Anayasa'daki söz konusu ilkenin somutlaştırılması yaşamageçirilmesidir.
3.Sav ve Savunmanın Kanıtları :
a)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sunduğu Kanıtlar :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın İddianamesinde; davalı parti'nin genel merkezincebastırılıp dağıtılan yayınlarla Parti Genel Başkanı'nın kapalı salon, açık havatoplantılarında ve televizyonda yaptığı konuşmalarından aşağıdaki alıntılarayer verilmiştir.
aa)Sosyalist Parti Genel Merkezi'nce Bastırılıp Dağıtılan Yayınlar :
1)Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrılar-2, Kawa Ateşi Yaktı, Sayfa 31'de,"... bu ülkeyi, bu kavimler kapısını eşit ve gönüllü birliğin olduğu,ulusların kendi geleceklerini özgür olarak tayin ettikleri, isterse özgürolarak birleştikleri bir kardeşlik, bir kültür, bir emekçi vatanı halinegetirebilirler.
.................................
YaşasınTürklerin ve Kürtlerin kardeşliği.
YaşasınTürk halkı, Kürt halkı."
2)Sosyalist Parti Yayınları Kürt Sorunu Çözüm-4, Sayfa 3'de;
"Çöküntü,rejimin en zalim olduğu, en çaresiz olduğu yerden başladı. Düzen partileriFırat nehrinin doğusunda bittiler. Kürt halkının yaşadığı topraklarda....rastlanmıyor."
Sayfa4'de;
"Düzenpartileri Kürt illerinden niçin silindi'
Çünkübunlar milliyetçidir ve piyasa partileridir.
......................................
Türkmilliyetçiliği, Kürt sorununun çözüleceği topraklarda iflas etti.
Türkmilliyetçiliği kendi sınırını çizmiştir. Anadolu'yu Fırat'ın doğusu ve batısıdiye ikiye bölmüştür.
Türkmilliyetçiliğiyle birlikte onun düzeni de Fırat'ta boğulmaktadır.
İştebuna rejimin iflâsı denir".
Sayfa10'da;
"Devlet,dağdan sonra köyleri ve şehirleri kaybetti. Bu nedenle çareyi doğrudan Kürtleriyıldırmakta buluyor. Böylece devlet terörü Doğu'dan başlayarak Türkiye'ye yenibir rejim getirmek istiyor..."
"Kürtsorunu, Türk sorunudur" başlığı altında sayfa 11-12-13'de;
"DevletKürdü vurmak için beslediği korucunun, özel timin .... maaşını halktan aldığıvergilerle ödüyor. Kürde atılan merminin, sınır ötesi harekatlarda kullanılanbenzinin ..... kısacası özel savaşın gideri halkın sırtına yıkılıyor ......
Enflasyona,..... yoksulluğa son vermek için, Kürt sorununa kardeşçe bir çözüm bulmak şarttır.
Kürtsorunu aynı zamanda Türk sorunudur.
Kürthalkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak,Türkiye halkının .... ihtiyacıdır.
Türkve Kürt halkları iki candır.
Cehennemdetek bir Kürt kalsa, bir tek Türk'ün cennete gitmeye hakkı yoktur. SosyalistParti, son Kürt cehennemden kurtuluncaya kadar mücadeleye kararlıdır."
Sayfa15-16'da;
"SosyalistParti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir.
..........Sosyalist Parti'nin Kürt sorunundaki kararlılığı sınanmıştır, mücadeleleriçinde sınanmıştır, devletin Kürt halkı üzerindeki baskılarına göğüs gererkensınanmıştır ...... Kürt yoksul köylülerin mücadelesiyle kader birliğindedenenmiştir ...... Kürt şehir ve kasabalarında binlerce insan toplayıp korkuduvarlarını yıkarken denenmiştir ....... ilk kitlesel yasal Newroz eylemleriniörgütlerken, Türkiye'nin dört bir yanında emekçi halka Kürt sorununu anlatırkendenenmiştir.
...............................
Partimizbu bilinci yerleştiriyor. Çözümü halkların kader birliğinde ve mücadelesinde görüyor.
SosyalistPartinin Kürt sorununu çözmek için,
cesaretivar,
..............................
Mücadelesivar,
programıvar."
Demokratik,federal, emekçi cumhuriyeti başlığı altında 16-17-18-19-20 nci sayfalarda;
"Kürtmilleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer, isterseayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, demokratik bir halk devrimiyletam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönüllü birliği gerçekleştirmededir.Ayrılma hakkı, gönüllü birliğin her zaman vazgeçilmez koşuludur.
-Birlikte veya ayrı yaşamak milletlerin özgür iradelerine bağlıdır. Bu özgüriradenin ortaya konabilmesi için, Kürt illerinde referandum yapılmalıdır.Referandumda, ayrılmayı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir.
-Bugünkü tarihsel koşullarda, iki milletin emekçilerin yararına olan çözüm, ikifedere devletin eşit olarak katıldığı, demokratik, federal bir cumhuriyettir.Bu federasyonda iktidar, köylerden ve mahallelerden başlayarak, ilçelerde, illerde,federe ve federal düzeyde demokratik seçimlerle belirlenen halk meclisleriaracılığıyla kullanılır.
İlçeve il yönetimleriyle, federe hükümetler ve federal hükümet, bu meclislerinyürütme organlarıdır, meclislere karşı sorumludurlar.
-Federal Halk Meclisi iki meclisten oluşur, temsilciler meclisi ve milletlermeclisi,
TemsilcilerMeclisi, belli sayıda yurttaşa bir milletvekili olmak üzere bütün yurt çapındayapılan seçimlerle belirlenir.
MilletlerMeclisi, her federe devletten eşit sayıda seçilmiş üyenin katılımıyla oluşur.
Yasalarher iki mecliste çoğunluk kararıyla kabul edilir.
Meclislerdenbirinin reddettiği yasa yürürlüğe girmez.
Çalışmayasası, ceza yasası medeni yasa, yargı usulü yasaları bütün ülkedeyürürlüktedir, federal organlarca kabul edilir.
-Her federe devlette azınlıkların çoğunlukta olduğu ilçe ve illerde halk istersebölgesel özerklik uygulanır.
-Federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır. Her iki milletin ayrı ayrıçoğunluğu tarafından referandumla kabul edilerek yürürlüğe girer. Federedevletlerin ayrıca kendi anayasaları vardır. Federal Anayasa, federecumhuriyetler tarafından benimsendiği ölçüde giderek artan unsurları kapsar.
-Federal Cumhuriyetin bayrağı ve marşı, Türklerin ve Kürtlerin ortak bayraklarıve marşlarıdır. Ayrıca her federe devletin kendi bayrağı ve marşı vardır.Federasyonun ismi tek bir millete dayandırılamaz.
-Yurt savunması, savaş ve Barış sorunları, uluslararası ilişkilerde temsilanlaşmaları yapmak, federal organların yetkisindedir.
-Her federe devlet, yabancı devletlerle ticari ve kültürel alanlarda doğrudanilişkiler kurabilir. Konsolosluklar açabilir.
-Her yönetim kademesinde iktidar bütünüyle halk meclislerinde ve bu meclislerekarşı sorumlu olan yerel yönetimlerdedir. Bu yönetim sistemi dışında merkeziidare, atadığı valilikler, kaymakamlıklar, emniyet ve jandarma örgütükaldırılır. Bu demokratik yönetim sistemi, aynı zamanda millî eşitlik veözgürlüğü de güvence altına alır.
Yerelgüvenlik örgütleri, yerel meclislere sorumlu olan yerel yönetimlerinemrindedir. Köy güvenlik örgütleri, köy gençlerinden oluşur ve köy kurullarınınemrindedir.
-Ulusal ve toplumsal gelişme yanında kardeşliğin de önünde engel oluşturantoprak ağalığı, aşiret reisliği ve her türlü Ortaçağ ilişkisi, köylülerinseferber edilmesine dayanan ve köylü komitelerinin önderlik ettiği bir toprakreformuyla kaldırılır.
FederalCumhuriyet, piyasa ekonomisinin derinleştirdiği bölgeler arası eşitsizlikleriortadan kaldırmak için, ekonomik bakımdan geri bölgelerin yatırım paylarınıartırır. Böylece birliğin ekonomik temelini geliştirir ve pekiştirir.
Ekonomidetek bir federal istatistik sistemi uygulanır.
-Her milletin, millî ve dinî azınlıkların dillerini ve kültürlerini geliştirme,siyasal çalışma ve örgütlenme hakları ve özgürlükleri güvence altındadır.
-Resmî dil, Türkçe ve Kürtçedir. Her federe cumhuriyette kendi dili esastır.Federal organların kararları iki dilde yazılır. İlkokuldan üniversiteye kadarve bütün kültür kurumlarında, her iki dilden eğitim, araştırma, basın, yayın,radyo-televizyon vb. iletişim olanakları gerçekleştirilir.
-Kürt milletinin demokratik kültürü, bugüne kadar uygulanan baskılara sonverilmesi sayesinde özgürce serpilme olanaklarına kavuşur. İktidar organları,diğer ülkelerde bulunan Türkler ve Kürtlerle demokratik kültür alışverişininözgürce gelişmesi ve bütün dünya halklarıyla ortak enternasyonal bir kültürünrenkli ve çoğulcu bir ortamda boy atması için çalışır.
-Bütün iktidar organları, toplum hayatında ve milletler arasında sorunları zorkullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesive halk içinde barışçı, insana saygılı ve şiddeti hor gören, enternasyonalistbir emekçi kültürünün yayılması için çalışır.
Yaşadığımıztoprağın tarihini Malazgirt savaşıyla başlatan bağnaz milliyetçi kültüre ve hertürden milliyetçiliğe karşı, ülkemizin tarihsel derinliklerinden bu yanaçeşitli kavimlerin katkılarıyla zenginleşmiş kültür kaynaklarımızı arayan,koruyan bu kaynaklardan beslenen demokratik insansever, evrensel ve enternasyonalistbir kültür geliştirilir. Ülkemizin evrensel kültür zenginliğini yansıtan yerisimlerinin değiştirilmesine son verilir, her yer bilinen ve yerleşmiş ismiyleanılır".
3-Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrılar-1: "Kapuz Değil CesaretEkin", sayfa : 7-8
KürtDinamiği,
Arkadaşlar,...... ikinci dinamik, Kürt dinamiğidir. Kürtlerin eşitlik, özgürlük, millî hakisteğidir. Türke ne tanınıyor, ....... ona da tanınması talebidir.
1900'lerinbaşında bir kurtuluş savaşı verildi ..... emperyalistlerin bu ülkeye girdiğişartlarda; Türkün Kürdün birbirine muhtaç olduğu, birbirine sarılmak zorundaolduğu, birleşmek ve omuz omuza vermek zorunda olduğu koşullarda, AmasyaProtokolu'na yazıldı: "Vatan Türklerin ve Kürtlerin yaşadığıtopraklardır" diye. Erzurum ve Sivas Kongreleri beyannamelerinde,tüzüklerinde Kürtlerin içtimai, ırkî, coğrafi hakları kabul edildi, ..........
savaşbitti, silahlar duvarlara asıldı, ondan sonra bir resmî ideoloji geldi ......mücadele için, bu Urfa'nın, Diyarbakır'ın Malatya'nın adamına sanki ihtiyaçkalmamıştı.........
Oresmî ideolojide Kürtlere yer yoktu. Kürt yoktu. Artık yalnız Türk vardı.
....................................
şeklindekigörüşlere yer verilmiştir.
bb)Parti Genel Başkanının Kapalı Salon ve Açık Hava Toplantılarında TelevizyondaYaptığı Konuşmalar :
1-24-25 Ağustos 1991 Parti Meclisi toplantısını açış konuşması : (Teori-Eylül1991 sayısı, sayfa: 8).
"SosyalistParti, Kürt ve Türk halkları arasındaki tek köprü ......., Kürt meselesi, bunoktada gümbür gümbür olmamız gerekir ...... Bu düzen Kürt meselesinde iflasetmiştir ve buradan çatır çatır çöküyor .........
Biricikçözüm nedir' ...... Bu mesele Kürt halkının iradesine saygı gösterilerekçözülür ...... esas çözücü Kürt halkıdır.
........Kürtlere ne istiyorsunuz diye soracağız ...... yok ayrılmak isterlerseiradelerine saygı duyacağız.
Bizreferandum yapacağız. Kürt halkına soracağız .... Hakkari'den başlayıp Antep'ekadar herkese soracağız. Bu topraklarda ayrı bir devlet kurmak istiyor musunuz'Evet mi hayır mı'
SosyalistParti birleşmeden yana ...........
Ayrılığazorlayan nedir' Zulümdür. Türk devletinin Kürt halkı üzerindeki zulmüdür. Buzulmü yıkacağımıza göre zaten zulmü yıkmak da Kürt halkının iradesini kabuletmektir, birliği savunacağız.
................Sosyalist Parti, iki halkın bir federasyonda birliğini, ortak iktidarınısavunacak ..... Sosyalist Parti Türk ve Kürt halkı arasındaki son köprüdür.......
............Kürtle kader birliği yapmış; Türk devletine tavır koymuş ve bu tavrınısürdürecek olan Sosyalist Parti'den başka ikinci bir parti yoktur."
2-13.10.1991 Ankara-Cebeci pazar yerindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
".........doğuda özel savaşa son vereceğiz ..... özel savaşa Türk Kürt kardeşliği program...... ile iki milleti eşit düzeye getirerek ve sonunda biçim olarak birfederasyonla çözerek son vereceğiz ...... Fırat'ın sınır olmasından rahatsızolduklarını söylüyorlar. Fıratı kim sınır haline getirdi, bunlar ...... ekonomide sınır haline getirdi, orada bir Bangladeş var ...... orayı bir ideolojiksınır haline getirdiler bak gidebiliyorlar mı oraya ...... gidemeyen burada dakalamaz oraya gidemeyen burada duramayacaktır ........
Türkve Kürt milletlerinin bir federasyonda eşit özgür gönüllü birliği Kürt milletikendi istiyorsa kendi kaderine sahip olarak buna karar veriyorsa bunu kabulediyorsa eşit özgür gönüllü birlik Sosyalist Parti çözümü budur, buna mecburiki halk iki millet .........
3-16.10.1991 Şırnak il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
"...................
SosyalistParti diyor ki, arkadaş Kürt sorunu askerlerle mermiyle çözülemez, Kürtmeselesi hürriyetle ..... eşitlikle çözülür. Kürt ve Türk milletleri eşit hakkasahip olmalıdır. Kürt ve Türk milleti bir halk cumhuriyeti kuracaklar .....Biri yaşayacak diğeri ezilecek bir şey yok böyle .......
EzilenKürt halkının yanında olan Sosyalist Parti'dir ...... Kürt halkı yıllardırverdiği mücadeleyi ayağa kalkarak göstermeye başladı ...... Kürt halkı yeni birdevrim yapacak ....... ezilen Kürt halkı ... sosyalist partiyegeliyor..........
Bujiserihdan, buji halkımız"
4-17.10.1991 Van il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;
Türkmilliyetçiliği Fırat'ta boğuldu ...... Kürt halkını bu devlet o kadar ezmişadını bile silmiş adını bile yasaklamış ama yasaklamakla olmuyor ...... Kürtgerçeği gelip kendini kabul ettirdi ..... Türk ve Kürt kardeş olarakkalabilsinler köle oldumu kardeşlik olmaz biri efendi biri onun yanaşmasıoldumu kardeşlik olmaz, ikisi eşit olacak ikisi aynı hakka sahip olacak ......Türkle Kürt birleşmezse kurtulamaz ..... o aritmetiği bir yere yazacaksınTürkiye halkı ezilen Kürt eşittir demokrasi, özgürlük ve kurtuluş ...........
BijiKürdistan ........"
5-13.10.1991 günü televizyonda yapılan konuşma;
"........Botan'ın Kürt köylüsü ayağa kalkmış ve kendisinin efendisi olmaya başlamıştır............. ey düzen, sen Kürdün adını mı yasakladın' Kürt halkı ayağakalkıyor, gündemin ortasına oturuyor, kimliğini eylemiyle kabul ettiriyor,Newrozunu kutluyor ..... ezilen Kürt Anayasa yapıyor, kanun yapıyor."
6-11.10.1991 günü televizyonda açık oturumdaki konuşmalar:
Şimdibu iç güvenliğin adını koyalım, Kürt meselesidir bu, iç güvenlik sorunu diyekoydunuz mu..... Jandarmayla çözersiniz. Kürt meselesi diye koydunuz mudemokrasi ve özgürlükle çözersiniz. şimdi Fırat'ı bu rejim sınır halinegetirmiştir. İktisadi sınırdır .........
.......ikincisi, Siyasi sınır yapmışlardır. Fırat'ı üçüncüsü ideolojik sınır, .....Türk milliyetçiliği Fırat'ta boğuldu, geçemez öte tarafa, ..... çünkü butopraklarda milliyetçilik olmaz, (sayfa: 62).
Bubir Türk sorunudur aynı zamanda bir Kürt sorunu ..... kardeşçi çözüm SosyalistParti'dedir. Bu beş parti de milliyetçi oldukları için .... bölücü durumagelmişlerdir. Kardeşçe çözüm bir federasyon öneriyoruz biz. Kürt milletinekendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulları o zaman olur(Sayfa: 64) ....... zorla birlik olmaz. Gönülle kardeşlikle, bu Kürt halkınıniradesini sayarak, kabul ederek birlik olur. Sizin çözümleriniz iflas etmiştir.Göreceğiz, Sosyalist Parti'nin çözümü gelecektir (Sayfa: 65)."
Görüşleriniiçermektedir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca söz konusu yayın ve konuşmalar değerlendirilereközetle şunlar belirtilmiştir:
Davalıparti, ayrı "dili" ve "Kültürü" olduğu ve özellikle de"kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız ve şartsız sahip" bulunduğunuileri sürerek Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan"ezilen" bir Kürt Milletinin varlığını açık ve seçik benimsemiş vekabul ettirmeye çalışmıştır.
Davalıparti'ye göre sorunun çözümü Kürt milletinin kaderini kendisinin tayin hakkındayatmaktadır. Bu iradenin özgürce saptanması için "Kürt illerindereferandum yapılmalıdır." Kürt halkı isterse ayrı bir devlet kurabilir.Ancak daha iyi çözüm "iki federe devletin eşit olarak katıldığı,demokratik federal bir Cumhuriyet"tir. Varsayımlar gerçek gibivurgulanarak ayrıntılı bir biçimde bu federal cumhuriyetin ilke ve esaslarıaçıklanmıştır.
BirSiyasi partinin, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde Türkçe'den başka dil konuşanazınlık bulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı amaç edinerek onun için kendikaderini tayin hakkı dahil olmak üzere çeşitli haklar tanınmasının istenmesimillet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşması ve bölünmelere yol açması anlamınıtaşıdığından bu eylem, Anayasa'nın Başlangıç Kısmı'na, 3. maddesinin birincifıkrası, 4. maddesi, 14. maddesi, 66. maddesinin birinci fıkrası ve 68.maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ile Siyasi Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendi ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırıdır.
b)Savunmanın Kanıtları :
Önsavunmada suçlamaya karşı, aşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür.
İddianamede,Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası dar ve katı bir Türk milliyetçiliği ileyorumlanmıştır. Kürdün kimliği dahi "yasaklar" kapsamındadüşünülmüştür. Oysa Kürt gerçeği inkâr edilemez bir olaydır ve Kürt milletininvarlığının kabulü kapatma nedeni sayılamaz. Sosyalist Parti'nin söylediği"azınlık" ve "azınlık hakları" değil, "eşit haklarasahip bir Kürt millî varlığının" ileri sürmektir. "Demokratik FederalEmekçi Cumhuriyeti" ve programda yer alan Kürt milletine "kendikaderini tayin hakkının tanınması" bir kapatma nedeni olarak düşünülemez.Çünkü, bizim savunduğumuz birlik; eşitlik, özgürlük ve gönüllülük esasınadayanacaktır. Zorla "birlik ve bütünlük" sağlanamaz. Partikapatılması davalarında kapatmanın koşullarının oluşması maddî ve manevî unsurolan ülkenin ve milletin bölünmesi Sosyalist Partice istenmemektedir. Amaçayrılık değil, birliktir.
Kapatmaistemi, Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a), (b), (c) bentlerigereğince talep edilmiştir. Yayınlar, partinin tüzüğü, programı değil ve partifaaliyetlerini düzenleyen mevzuat da değildirler. O halde bu yayınların SiyasiPartiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) fıkrası kapsamında değerlendirilmesiolanaksızdır.
"SerhıldanÇağrıları-1 Kawa Ateşi Yaktı", "Serhıldan Çağrıları-2 Karpuz DeğilCesaret Ekin" broşürleri Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'inParti Genel Başkanı olmadan önce yaptığı konuşmalardır. Bunlar devlet GüvenlikMahkemesi'nde açılan davalarda beraat etmişlerdir. Bu yayınlar Merkez KararOrganı kararlarına dayanılarak da yayımlanmamışlardır. Bu nedenlerle delilolarak değerlendirilemezler. "Kürt Sorununa Çözüm-4" broşürü iseSosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'in imzasıyla yayımlanmıştır. Bubakımdan Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (b) bendi yönündenincelenebilir. Delil olarak dosyaya sunulmuş bildiri ve afişlerin hepsinin butür bir incelemeye gereksinimi vardır. Örneğin dosyada bir kısım ilörgütlerinin bildirileri ve afişleri dahi bulunmaktadır. Hiç şüphesiz bunlarSiyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinde sayılan partiyi bağlayıcı organlarolmadıklarından doğrudan kapatma davasında delil olarak kabul edilemezler.
c)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkındaki görüş yazısında 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a), (b), (c) bentleriaçıklandıktan sonra özet olarak şu hususlara yer verilmiştir :
"PartiGenel Merkezince bastırılıp dağıtılan yayınlar" bölümünde alıntılaryapılan "Serhıldan Çağrılar-2", "Kürt Sorununa Çözüm-4" ve"Serhıldan Çağrılar-1" adlı yayınların tamamı davalı parti GenelMerkezi tarafından çıkarılmıştır. Ayrıca "Kürt Sorununa Çözüm-4"başlıklı yayında Parti Genel Başkanının imzası da bulunmaktadır.
24-25Ağustos 1991 günlü kapalı salon, 13.10.1991 ve 17.10.1991 günlü açık havatoplantıları ile 11.10.1991 günlü televizyondaki açık oturum konuşmaları davalıPartinin Genel Başkanı tarafından yapılan beyanlardır.
TRT'den13.10.1991 günü yapılacak seçim konuşmasının, Merkez Karar Kurulu'nun 8.10.1991gün ve 53 sayılı Kararı gereği Genel Başkan Doğu Perinçek tarafından yapılacağıdavalı parti Genel Merkezinin 11.10.1991 gün ve 1991/112 sayılı yazıları ileYüksek Seçim Kurulu'na bildirilmiştir.
"Demokratik,Federal Emekçi Cumhuriyeti" ve "Türk ve Kürt Halklarının Eşit, ÖzgürGönüllü Birliği" adlarını taşıyan duvar ilânları davalı parti GenelMerkezi'nce bastırılıp örgüte dağıtılmış ve seçim kurullarınca belirlenenyerlere asılmıştır.
Bunedenlerle davalı Partinin "yayınların partiyi bağlamayacağı ve delilolarak değerlendirilemeyeceği" biçimindeki savunmaları geçerli olamaz.
İddianame'de4 ila 10 uncu sayfalar arasında geniş olarak özetlenen, partiyi bağlayıcınitelikteki yayınlardan, duvar ilanlârından ve parti genel başkanınınkonuşmalarından, savunulduğunun aksine bunların bütünlüğünü bozmayacak şekildealınan bölümlerinde, ayrı "dili" "kültürü" olan veözellikle de "Kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan "ezilen" bir"Kürt Ulusunun" varlığı açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş,"Türk ve Kürt halkları arasında tek köprünün Sosyalist Parti" olduğubelirtilip sorunun çözümünün nasıl olacağı anlatılmıştır.
"Sorundaesas çözücü Kürt halkıdır", "Kürt milleti, kendi kaderini tayinhakkına kayıtsız şartsız sahiptir"; "bu özgür iradenin" saptanmasıiçin de "Kürt illerinde referandum yapılmalıdır"; "Kürt halkıisterse eşit bir devlet kurabilir, ancak en iyi çözüm iki federe devletin eşitolarak katıldığı, demokratik federal bir cumhuriyet olduğu" vurgulanarak,bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır. Buna göre "federal anayasa, ikimilletin ortak anayasasıdır"; "federe devletin ayrıca kendianayasaları, kendi bayrağı ve marşı vardır",
"FederalCumhuriyetin bayrağı ve marşı Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları vemarşlarıdır",
"Resmîdil, Türkçe ve Kürtçedir, her federe cumhuriyette kendi dili esastır"görüşü bir gerçek ve kural gibi ortaya atılmaktadır.
BöyleceSosyalist Parti'nin gerçekleştireceği çözümde Kürt halkının kendi kaderinitayin yolunda betirleyeceği özgür iradesiyle Anayasa'daki millet bütünlüğüilkesinden uzaklaşıp, halkının dili ve kültürü ayrı iki federe devletin eşitolarak katıldığı federal bir cumhuriyet amaçlanmaktadır.
d)Davalı Partinin son savunmasında, bu konularla ilgili olarak başlıca şugörüşlere yer verilmiştir:
İddiayadayanak yapılanlardan "Serhıldan Çağrıları-1" ve "SerhıldanÇağrılarr2" adlı yayınlardır. Bunlar DGM'de yargılanmış ve aklanmıştır. Buyayınlar Merkez Karar Organı kararlarına dayanılarak yayınlanmamışlardır.Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesi kapsamında düşünülemez. "KürtSorununa Çözüm-4: Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti" adlı broşür dahaönce 2000'e Doğru Dergisi'nin 4 Mart 1990 tarihli Yıl: 4, Sayı: 10'dayayımlanmış ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılama konusu yapılmış;fakat Terörle Mücadele Kanunu'nun 23/c maddesi nedeniyle yargılamakaldırılmıştır.
"KürtÇözüm Programı"nın yargılanıp suç bulunmaması üzerine mahkeme kararlarınavatandaşın güvenmesi gerektiği düşünülerek, bu metin Parti tarafından aynenbenimsenmiş ve Parti Genel Başkanı imzasıyla seçim dokümanı olarakkullanılmıştır. Broşürün içerdiği düşünceler gerek TV konuşmalarında gerek açıkve kapalı salon toplantılarında dile getirilmiştir.
Bunlaraek olarak davaya dayanak olan görüş ve belgeler aslında Sosyalist Parti Programının31. maddesinin açılımından ibarettir. Bu maddenin ise Anayasa Mahkemesi'nin8.12.1988 gün ve E. 1988/2, K. 1988/1 sayılı kararı ile Anayasa ve SiyasiPartiler Yasası'na uygun olduğu saptanmıştır.
"FederasyonProgramı" kapatma hükümleri içinde düşünülemez. Federasyon bölünme demekdeğildir. Tersine gönüllülük temeline dayanan "birlik"tir. Kürtmilletinin "kendi kaderine kayıtsız şartsıı sahip olduğu" görüşüdemokratik toplum olmanın bir gereğidir. Ülke bütünlüğüne aykırı amaç güdülmemekte,bizzat Kürtlerin varlığı kabul edilmektedir. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik vegönüllü birlik mahkum edilmemelidir. Önemli olan "birliği istiyorum"demek olmaz; bunun nasıl olacağını söylemek gerekir. Biz Parti olarak bunuyaptık.
e)Davalı parti Genel Başkanı Doğu Perinçek yaptığı sözlü açıklamada özetle bukonularda şu görüşlere yer vermiştir :
"İddianameyargıyı parçalamaktadır; çünkü "Kürt Sorununa Çözüm Programı" dahaönce bir ceza davasına konu olmuş beraat etmiştir. Bu beraat kararı partikapatma nedenlerine paralel olarak Türk Ceza Yasası'nın 142/3. maddedenolmuştur. Yargının ceza yargısı bu broşür bölücü değil derken, Anayasa yargısıbu broşür bölücüdür dediği zaman hukuk sistemi parçalanmış olur. Parti GenelBaşkanı olarak yaptığım konuşmalarda daha önce beraat eden düşüncelerkullanılmıştır. Yani bunlar bölücü bulunmamıştır; o halde bunlarısöyleyebilirim denmiştir.
Budava Anayasa yargısını da parçalamaktadır. Daha önce Sosyalist Parti'ninProgramı hakkında Anayasa Mahkemesi'nde dava açılmıştır. Yüce Mahkeme bu davayıreddetmiştir. Daha sonra bir dava daha açılmıştır. Yüce Mahkeme onu dareddetmiştir. Bu üçüncü dava oluyor ve yeni kanıtlara sahip olmadan açılan birdavadır.
Türkiyebir arayış içindedir. Büyük bir değişim vardır. Bu değişimin ve arayışınbelirginleşmesi gerekir. Kanımca bu arayış açıklığa kavuşana kadar davabekletilmelidir.
Pozitifhukuk kendi içinde parçalanmıştır. Yeni bir Avrupa için Paris şartıimzalanmıştır. Bu şarta uygun olarak değişiklikler gerçekleşmektedir. Ancakhenüz bu değişiklikler Siyasi Partiler Yasası'na yansımamışlardır.Yasakoyucunun iradesi bellidir. Bu irade eninde sonunda kanunlara aksedecektir.Belirmiş olan bu iradeyi mi yoksa kalkmak üzere olan kanun kurallarına mıuyulması gerekir' Bunlara ek olarak Sosyalist Parti'nin şiddeti ve terörüdesteklemediği ve bunun herkesçe bilindiği de söylenmelidir. 2932 sayılı Kanunyürürlükten kaldırılmış, özünde Kürt dili ve kültürü için konulan yasaklama yokolmuştur. Siyasi Partiler Yasası'da bu konuda bu nedenle anlamsızlaşmıştır.Türk Ceza Yasası'nın 141. ve 142. maddeleri de artık yoktur. Vatandaş her şeyisöyleyebilecek ama siyasal partiler söyleyemeyecektir. Bu anlamsızdır.
Budava evrensel hukuk değerlerine ters düşmektedir. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi 19.3.1954 tarihinde bizim iç hukukumuzun bir parçası olmuştur. ParisŞartı'nda bir millet içindeki azınlıkların soy, kültür ve din yönünden sahipoldukları kimliklerinin korunacağı ve azınlıkların bu kimliklerini serbestçeifade edebileceği belirtilmiştir. Helsinki Nihai Senedi'nin 8. maddesi de buyönde bir hüküm içermektedir.
DemokrasiAnayasa'nın himayesi altındadır. Kürt halkının da bir iradesi vardır ve bizlerbuna saygı göstermek zorundayız. Biz parti olarak birliği bulmak için birarayış içindeyiz; bu birliği gönüllü temele oturtmak gayesiyle uluslarınkaderlerini tayin hakkına sahip olduklarını kabul ettik. Federasyon sadece biröneridir.
Mecburdeğilim Atatürk milliyetçisi olmaya ...... Partimiz, milliyetçiliği birideoloji olarak benimsemiyor ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun görmüyor.
Şukabul edilmelidir ki, biz devlet dairesi değiliz; biz partiyiz, sivil toplumunparçasıyız. O halde farklı düşünebiliriz. Partimiz bölücü bir amaçtaşımamaktadır."
4-Sav ve Savunmanın Değerlendirilmesi :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın İddianamesi ve Esas Hakkındaki Görüş Yazısıincelendiğinde davalı parti ile ilgili kapatılma isteminin "DevletinÜlkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak" nedenine dayandırıldığıgörülmektedir. Sosyalist Parti de savunmalarında, söz konusu faaliyetlerinin bukapsama alınamayacağını ileri sürmektedir.
Bunedenle, öncelikle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Atatürkmilliyetçiliği kavramlarının anlamı üzerinde durulması gerekmiştir.
"Bütünlükilkesi" ilk olarak Misak-ı Millî 'nin birinci maddesinde "... İslâmçoğunluğu bulunan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmenhiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür." biçiminde yer almıştır.
İsmetİnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini "BüyükMillet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu'nun birliğine ve bölünmezliğine en büyükönemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerinyurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeaçıklamıştır.
Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi, değişik yönleriyle Anayasa'nın birçokmaddesinde özellikle vurgulanmış, Türk Milletinin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle,ülkenin bölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği de (Madde 13 ve 14) kabul edilmiş, aynı amaçlabasın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28,30, 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcıönlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bu alandabilimsel araştırma özgürlüğüne sınırlama konulmuş (Madde 130), radyo vetelevizyon yayınlarının ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacakbiçimde yapılması istenmiş (Madde 133), kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşlarına bu nedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135),birlik ve bütünlük konusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulmasıöngörülmüş (Madde 143), aynı konu TBMM Üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinintemel ögelerinden birini oluşturmuş (Madde 81, 103), Siyasi partilerinuyacakları esasların başlıcaları arasında yine "bölünmez bütünlük"ilkesi yer almıştır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Siyasi partilerin devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü yanında, devletin resmî dilinin Türkçe olduğunailişkin kuralı da değiştirmek amacını güdemeyecekleri açıklığını taşımaktadır.
Gerçekte,bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın her yerinde içiçe kaynaşan çeşitlisoy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçe en yaygın dildir. Sadece resmîişlerde değil, ailede, günlük yaşamda ve eğitimde kısacası toplumsalilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dil olmuştur. Türkçe'yi bilmeyenve kullanmayan çok az kişi vardır.
Ayrıcakapalı ve açık özel ortamlarda, evde işyerinde, basın ve sanat alanında anadilin kullanılması da yasak değildir.
Ulusbütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıklarıyerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olaraktanınması olanaklı değildir.
Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz" denilmektedir.Türkiye'de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda birçok dilkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası antlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ileilköğretimin zorunlu olmasının taşıdığı öneme bağlanmalıdır.
Dilkonusunu kapsayan bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin dil ayrımıyaratmak amacıyla kullanılamayacağı kuralıdır.
Devletinbölünmez bütünlüğü ile dil konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir.Herşeyden önce bu konularda genel ilkeyi koyan Anayasa'nın 3. maddesi,Anayasa'nın 4. maddesine göre "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklifedilemez": Öte yandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayandevlet düzeni kurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan Siyasipartilerin temelli kapatılacağını öngörmektedir.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevede değerlendirilmelidir.Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesi doğrultusunda birkural koymuş, Siyasi partilerin, diğer yasaklar yanında devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukarda değinilen Anayasa'nın3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerini belirlemiştir.
Uluslar,varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün,sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesitarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerekKurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı Türk Vatanı, Milleti Türk Milleti,Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya, çağlar boyu Anadolu için"Türkiye" ve burada yaşayanlar için "Türkler" adını kullanmıştır.Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik grupları görmeme anlamınagelmez.
TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun tümlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü desavunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti'nin bağımsızlığına,kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarlauğraşmak uluslararası hukuksal belgelerin benimsediği temel bir görev vehaktır.
TürkiyeCumhuriyeti son yıllarda dışarıdan desteklenen silahlı bölücü terörün tehdidialtındadır. Sosyalist Parti'nin dava konusu faaliyetleriyle, teröristleringerçek istek ve savları başka bir biçimde belirtilmektedir. TürkiyeCumhuriyeti'nin bütünleştirici ve tekil devlet esaslarından vazgeçilmesini,gerçekleştirilmesi olanaksız değişiklikleri savunan ve eşit haklara sahip TürkUlusu bütünlüğü içinde yer alan vatandaşların bir kısmında azınlık ve ayrılıkduygusu yaratmaya yönelik kışkırtıcı ve yıkıcı çabaları demokrasinin ve çağınbir gereği sayılamaz. Kaldı ki, kendileri ayrı bir ırk ve ulus kimliğiyledevlet çatısı altına sokulmak istenen vatandaşların Türk Ulusu ortak kimliğineve bütünlüğüne sağduyuyla ve kesin biçimde sahip çıktıkları belirgindir.
Yüzyıllardanberi süregelen tarihsel ve manevî birliğe ek olarak, bütün yıkıcı ve bölücüfaaliyetlere karşın birlikte Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılıp Cumhuriyetikuran ve böylece kader ve gönül birliğini kanıtlamış bulunan; ülkenin heryöresindeki vatandaşlar arasında ulusal bütünlük perçinlenerek, Türk Ulusu'nunsiyasal ve toplumsal birliği kurulmuştur.
TürkiyeCumhuriyeti vatandaşları, ortak tarihsel değerlere ve kültüre sahip, aynıulusal kimlik taşıyan ve tek vücut olan Türk Ulusu'nun bireyleridir. TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin kurucusu, yöneticisi ve koruyucusu olan bu ulus, bölünmeninkendisine yarar getirmeyeceği bilinciyle özenli ve duyarlı davranmaktadır.
GerekAnayasa'ya gerek Siyasi Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü,devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulusbütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta, devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeyegirmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü;ulus bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur.Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayıamaçlamıştır.
"Millet"kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" sözcüğüyle de anlatılan buyapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir."Milliyetçilik" ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "milletdüşüncesi"nin üzerine kurulu olan çağın en etkin kültür ve politikanlayışıdır. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temelve önde gelen ilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve"milliyetçilik" kavramları, başta, teokrasiden demokrasiye geçişisağlayan Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temelilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982Anayasalarında yer almıştır. 1982 Anayasası'nın Başlangıcı'nda "...Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ...", 2. maddesinde"... Atatürk milliyetçiliği ...", 42. maddesinde "... Atatürkilkeleri ..." ve 134. maddesinde "Atatürkçü düşünce ..."sözcükleriyle Atatürk milliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Bu, ayrımcıve ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, kökenine olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği vebirlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp"ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenlerlekimliklerin ayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olarak söylenmesinide engellemektedir. Dil ve din birliği yanında önemli başka toplumsal bağlarkurmuş toplulukların devletle olan hukuksal bağlarını koparacak bir girişimikışkırtma, toplumsal gerçeklere Anayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na uygunbir tutum değildir. Türk Ulusu içinde "Kürt" kökenli yurttaşlarladeğişik boylardan gelen "Türkler" ve değişik kökenliler ayrımsızbiçimde yer almakta Devletin temel ögesi olan "tek ulus" olgusuböylece somutlaşmaktadır.
Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceği doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek veamacına dayanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. "Ulus" kavramı, darçerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka ögearamayan ümmet kavramlarından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyalgelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik vefilolojik niteliklere dayanan dar bir kavram değildir. Ulus, ortak bir tarihbilinci yaratmamış göçebe, yerli dil ve soy gruplarından oluşan ilkelsosyolojik bir yapı olan kavim de değildir.
Etnikve dinsel esasa dayanan topluluklar, "ulus" kavramının dayandığıgeniş ögelere göre basit, ilkel ve tek yönlü yapılardır. Bu esaslar içinde"Türk Ulusu" ve "Atatürk milliyetçiliği" kavramlarındaaşağıdaki tarihsel ve toplumsal gerçekler vardır:
"Misak-ıMillî " sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğutopraklar, bin yılı aşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda üzerinde yaşayanortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka ve eşit haklara sahip değişik kökendengelen insanlarla birlikte bir vatan ve ulus oluşturmuştur.
Onuncuyüzyılda yoğunlaşan Türk göçü ile öncelikle Anadolu'daki insanlar, birlikte,çeşitli devletlerin siyasal çatısı altında yaşamışlar ve Osmanlıİmparatorluğu'nun kuruluşundan sonra ise Kafkaslar, Balkanlar ve Arap ülkelerineuzanan büyük bir birlik yaratmışlardır. Daha sonra, diğer imparatorluklar gibiOsmanlı İmparatorluğu da parçalanarak Trakya ve Anadolu'ya çekilmiştir. Siyasalhükümranlık, Balkan, Kafkas ve Arap halkıyla uzun yıllar birlikte yaşama,Anadolu insanını yeni yeni kültür ve insanlarla birleştirip kaynaştırmıştır.Bugün, Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan insanlar değişik kaynaklardan gelsebile ortak kültürleriyle tek bir yapı oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'ndedil ve kültürün bugünkü düzeye gelmesinde ülkenin her karşı toprağında, herkökenden ve soydan gelen vatandaşların payı vardır. Bu nedenle de Türkiye'deetnik ayrılığa dayanan çoğunluk ya da azınlık düşüncesiyle görüşlergeliştirmenin tarihsel ve bilimsel temelleri yoktur. Ülkenin her yeri heryurttaşındır. Kurtuluş Savaşı'ndan önce, Anadolu'nun yer yer işgal edildiği,bütün güç ve olanaklarına el konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötü koşullariçinde Anadolu'nun bir kısım topraklarının parçalanması için yoğun çabalarınsürdürüldüğü sıralarda, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün 18.6.1919günü, 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa'ya çektiği telgrafta :
"BütünAnadolu halkının millî bağımsızlığı kurtarmak için baştan aşağı tek bir vücutgibi birleşmiş olduğu" belirtilmektedir.
Anadolu'dayaşayanlar, tarihin geçmiş günlerinde olduğu gibi, o karanlık günlerinde debölücü propaganda ve desteklere kapılmadan, kendi özgür istençleriyle ve ortakistekleriyle, çağların yarattığı ortak kültürde birleşmeyi ve Türk Ulusu'nuoluşturmayı sağlamışlardır. Bu olgu, bugün de Ulusca bağlı olunan bir türulusal ant ve toplumsal bir uzlaşmadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarıylayönetim görevlerinde, yerleşimde, çalışma yaşamında, temel hak veözgürlüklerde, her konuda ve her yerde eşitliği kabul eden bu tarihseldayanışma, kaynaşma ve oluşum, Kurtuluş Savaşı'nda zafere ulaşmayı, ülkesi veulusuyla bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmayıbaşarmıştır.
Türkdevletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasalveya hukuksal ayrılık söz konusu değildir. Bireysel düzeyde toplumun bütünkesimlerinde gerçekleşen bu kutsal, tarihsel mirasın korunmasına yönelikönlemler, toplumun huzur ve refahı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliğive varlığı ile ilgilidir. Nitekim, Türk Ulusu içinde yer alan her kökendenvatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek ve başarılarına göre her görev veişte çalışmış, Türkiye'nin her yerinde, köyünde, kentinde yaşama, yerleşme,okuna, evlenme, gelişme ve yükselme ile Türk dili ve kültüründen faydalanma vekatkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Bu tarihsel oluşum; "Ülke ve ulusunbölünmez bütünlüğü", Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana her Anayasa'davazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzunbir gelişme süreci içinde gerçekleşen bu kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan"Türk Ulusu" gerçeğine ve insan haklarını üstün tutan olgusuna karşı,ayrıcalığa, bölücülüğe ve sonuçta yok olmaya yol açacak davranışları insanhakları kapsamında görmek olanaksızdır.
Türkiye'de;Türk Ulusu'nun dengeli, tutarlı yaşamı ile hoşgörüsü, insan sevgisi vedeğerbilirliği, ulusal bütünlüğü adaletli biçimde sağlamıştır. Ulusalbütünlüğün temeli, ortak kültüre, lâiklik ilkesiyle akla, mantıklı düşünceye,sağduyuya, adalete dayanan "Atatürk Milliyetçiliği"dir. Anayasa, TürkDevleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi resmîyette Türk adıylatanıtan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir.Devletin, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilikanlayışının belirgin niteliklerinden birini oluşturmaktadır.
AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971 /3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi :
1921Anayasası'ndan 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş birilke olan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurumve Sivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî kurallarındadayanağını bulmaktadır. Misak-ı Millî 'nin gösterdiği sınırlar içindebirbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabuletmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürthalkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşmasıgörüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî 'nin çizdiği sınırlar içindekiazınlıklar sayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıolmaktadır. Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışındabulmaktayız. Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında:"Bugünkü Türk Milleti, Siyasi ve içtimaî camiası içinde kendilerineKürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hattâ Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikripropaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazininistibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdiüzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu milletefradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukukasahip bulunuyorlar" demiş ve "Ulus"u "Türkiye Cumhuriyetinikuran Türkiye halkına Türk Milleti denir." biçiminde tanımlamıştır.
AnayasaMahkemesi'nin 27.11.1980 günlü, 1980/59 sayılı kararında da "....Anayasa'da ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusundabütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden, Türk Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilikanlayışının" benimsendiği vurgulanmıştır.
TürkiyeCumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temelilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünükoruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenliktebağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan AtatürkMilliyetçiliği toplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği,yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynızamanda ulusal varlığın korunmasına ve yüceltilmesine hizmet edecek yaşamanlayışı ve biçimidir. İnsancıl uygar ve Barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi,dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Siyasi partilerin Anayasa'nın 3.maddesiyle konulan, devletin bütünlüğüne ve diline ilişkin ilkeyi değiştirmeamacını güdemeyeceklerini öngörmektedir. Bu Yasa'nın 81. maddesinin (a)bendine, Siyasi partilerin dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunuileri süremeyecekleri kuralı konularak, Anayasa ilkeleri çerçevesinde devletyapısının, ülke ve ulus bütünlüğünün korunması için azınlık yaratmama yolundakiduyarlılığın Siyasi partilerce de paylaşılmasının sağlanması amaçlanmıştır.Aynı maddenin (b) bendi ise, Siyasi partilerin, Türk dili ve kültüründen başkadil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyeceklerini belirtmiştir.Bu kurallar "yaratarak" sözcüğüyle, yapay oluşum çabalarınınönlenmesine yöneliktir.
81.maddenin gerekçesinde:
"ÜlkemizdeLozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur.Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yerkonuşulması azınlık yaratmaz. Hele Siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürelalanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit birşekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmekmümkün değildir." denilmektedir.
Bumaddenin (a) bendinde, Siyasi partilerin ulusal ya da dinî kültür, mezhep, ırkya da dil ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.Özellikle belli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, dil, din ve mezheplerifarklı toplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyükboyutlara ulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve ulusbütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, Başlangıçta kabul edilebiliristekler gibi görünen ve "kültürel kimliğin tanınması istemleri" adıaltında geliştiren bu bölücü çabalar, zamanla azınlık yaratma ve bütünden kopmaeğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel bir özen göstermiştir.
LozanBarış Andlaşması'yla 18 Ekim 1925 günlü, "Türkiye ve Bulgaristanarasındaki Dostluk Antlaşması"nda sayılanlar dışında Türkiye'de"azınlık" ya da "ulusal azınlık" bulunmamaktadır. Diğerkökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleriyasaklanmamış, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülemeyecekleri devlet bütünlüğü içinde anlatılmıştır. Lozan BarışAntlaşması'na göre, ancak Müslüman olmayanlar azınlık olarak kabul edilmiştir.Ancak, Müslüman olmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve Siyasi haklardanyararlanma olanağı sağlanıp yasalar önünde din ayrımı yapmaksızın herkesin eşitolduğu belirtilmiştir. Bir ülkede dinsel ya da etnik yönden farklı topluluklaryaşayabilir. Nüfus ağırlıkları da farklı olabilir. Bu Farklılıklar herhangi birhak ya da azınlık sayılma savına dayanak yapılamaz. Türkiye'de sosyolojikyapısı bakımından özgün nitelikli bir toplum yoktur. Birliktelikler çok,ayrılıklar azdır. Kürt kökenlilerin toprağı sayılacak, yalnız onlarınyerleştiği, belli, doğal ya da yönetsel sınırları olan bölge ve kent yoktur.Birlikte girilip yerleşilmiş, birlikte savaşılıp kurtarılan, birlikte yaşanan,her yöresinde devletin egemenliği tartışmasız bir ülke vardır. Kentseldokulaşmalarda etnik farklılık gözetilmemiştir. Ülkenin her yerinde her kökenden,değişik oranda yurttaş yaşamaktadır. Bilimsel yönden azınlık sayılmaya yeterliözellik ve öge yoktur.
Müslümantopluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsü tanınmadığı kuşku veduraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkla Lozan Barış Konferansıtutanaklarında birçok kez vurgulanmıştır.
"Altkomisyon, önce, bütün etnik azınlıkların, başka bir deyimle, müslüman olmayanazınlıklar gibi müslüman azınlıkların da örneğin; Kürtlerin, Çerkezlerin veArapların tasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmiştir. Türktemsilci heyeti, bu azınlıkların korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türkyönetimi altında bulunmaktan tamamiyle memnun olduklarını söylemiştir. Neolursa olsun, alt komisyon, bu inandırıcı sözler üzerine koruma tedbirleriniyalnız, müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir".
Barışgörüşmeleri sırasında Komisyonda söz alan İsmet İnönü :
"Türkiye'dehiçbir Müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiçbir ayrımgözetilmemektedir" demiştir. Aynı Konferansın 20 Kasım 1922 günlüoturumunda, Rıza Nur Bey tarafından okunan bildiride şu görüşler yer almıştır:"Müttefiklerin tasarısı Müslüman azınlıklardan söz etmektedir; oysaTürkiye'de bu gibi azınlıklar söz konusu olamaz; çünkü, tarihsel gelenekler,moral düşünceler, görenekler, yapılagelişler, Türkiye'de yaşayan Müslümanarasında en tam bir birlik yaratmaktadır."
TürkDelegasyonu'nun bu görüşleri Konferansça benimsenmiş ve "Müttefik TemsilciHeyetlerince Sunulan Azınlıkların Korunmasına İlişkin" 15 Aralık 1922günlü tasarının 4., 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen "din ya da dil","soy, din ya da dil azınlıkları" sözcükleri yerini "gayrimüslimekalliyetler" sözcüklerine bırakmıştır. Böylece Türkiye'de değişik bir dilkullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasında ölçü olarakkabul edilemeyeceği Lozan Barış Andlaşması'yla kabul edilmiştir. AynıKonferansta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle Lord Curzontarafından gösterilen çabalar, Türk Delegasyonu'nun, "Kürtler,kaderlerinin Türklerin kaderiyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlıkhaklarından yararlanmak istememektedirler" gerçeğini bildirmelerikarşısında kabul görmemiştir.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri, kimiküçük değişikliklerle önceki 648 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 89.maddesinin bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi 648 sayılı Yasa'nınyürürlükte olduğu dönemde bu maddeye dayanarak verdiği 20.07.1971 günlü, Esas1971 /3, Karar 1971 /3 sayılı kararında aynen :
"....Türkiye'nin her bölgesinde gelişmiş ve gelişmemiş yerlere rastlandığına göre,geri kalmışlığın doğuya özgü ve oradaki birtakım yurttaşların Türkçe'den başkabir dil konuşmalarıyla bağlantılı bir siyasanın sonucu olarak halka sunulması,bu yurttaşların bütünden soğutulması ve ayrılması gereğine yönelmiş birtutumdan başka nitelik göstermez." denilmektedir.
TürkiyeEmekçi Partisi'nin kapatılmasına ilişkin 8.5.1980 günlü, Esas 1979/1, Karar1980/1 sayılı Kararda da; adı geçen partinin programında yer alan "Anadili Türkçe olmayan okul çağındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına MiliEğitim Bakanlığı yönetiminde anadil ve kültür eğitiminin sağlanması"tümcesine ilişkin olarak şu görüşlere yer verilmektedir :
"...Bir kesim vatandaşta kendilerinin azınlık oldukları düşüncesini yaratmayaçalışmak ... devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü temel ilkesine kesinlikleaykırı düştüğünden, böylece azınlık yaratma amacı güden bir siyasal partininulus bütünlüğüne ters düşmeyebileceği hele bu yoldan ulus bütünlüğünü sağlamayıamaçlayabileceği biçimindeki savların, Anayasa'mızın belirtilen yapısı içindekabulüne olanak yoktur.
Bubakımdan 89. maddenin ikinci fıkrasında geçen "... millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler." sözcüklerinin, , davada ulus bütünlüğününbozulması amacının ayrıca kanıtlanması zorunluluğunu belirtmek için değil,yalnızca azınlık yaratmayı amaçlamanın Anayasa'nın 57. maddesindeki anlamda"ulus bütünlüğünün bozulması" sonucunu doğuracağını kesin biçimdegöstermek için maddeye konuldukları kuşkusuzdur."
Irkve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke ve millet bütünlüğükavramıyla bağdaşmaz. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusudenir. Türk Ulusunu oluşturan etnik gruplar arasında çoğunluk ya da azınlıkbiçiminde bir ayırıma yer verilmemiştir. Türk Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi "Türk" sayan birleştirici ve bütünleştiricimilliyetçilik anlayışı kabul edilmiştir. Türk Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesin hangi etnik gruptan olursa olsun "Türk"sayılması, onun etnik kimliğini inkâr anlamında değil; Dünyaca, Devleti'ne"Türk Devleti", Ulusuna "Türk Ulusu" ve Vatanına "TürkVatanı" denen ve toplum yapısında çeşitli etnik gruplar bulunan ülkedebütün vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması ve hepsi çoğunluk içindebulunan etnik grupların azınlığa düşmesini önleme amacına yöneliktir.
Diğerkökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleriyasaklanmamış; ancak azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülmeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yer aldıkları ortaya konmuştur.Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarına uygun bir nitelik Kürt kökenliyurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbür yurttaşlardan ayıran herhangi birkural da yoktur. Türkiye'nin her yerinde her yurttaş hangi kurala bağlı iseonlar da aynı kurala bağlıdır. Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağınıantlaşmalar oluştururken, Kürt kökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasındahiçbir ayrım yapılmamakta, tüm hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimdeyararlanmaktadırlar. Esirgenen, yoksun kılınan, sınırlı tutulan bir hak yoktur.İşçi, işveren, hekim, avukat, memur, subay, yargıç, milletvekili, Bakan,Cumhurbaşkanı her şey olabilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleridışında, dil birliği, din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniylekan bağlılığı oluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar.Sınırsız hakları, sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmayadönüştürmenin anlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğuanlaşılmaktadır. Kaldıki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta,üstü kapalı konuşmalarla, her yurttaşın her zaman yakınacağı güncel, ekonomik,genel yaşam sorunlarına değinilmektedir. Bu durum sorunun demokratik haklarlailgili olmadığını göstermektedir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt ulusları ayrımına gidilemez.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, bir devletle birden fazla ulus olamaz. Türkulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk yurttaşıdır. Tarihselbir gerçek olan "Türk Ulusu" olgusu yerine ırkçılığa dayananayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar geçersizdir.Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim yöntemlerine-biçimlerinekapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke"TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusal birlik; devleti kuran,ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun,yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da veyasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi,kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı dayoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, herzaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığıistenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan haklarıalanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstükapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamazkavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağıTürkiye Cumhuriyeti'dir. Çağımızda da farklı etnik grupların birlikteuluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti için farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur.Ulus birliğini bölmek; belli toprak parçasını bir ırktan gelenlere mal etmek,etnik arındırma yapmak anlamına gelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerlebağdaştırılması olanaksızdır. Ülkenin her köşesinde her vatandaş aynı koşullariçinde yaşamaktadır. Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan,bütünleştirici çağdaş bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklıolmasına; din, kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsanhaklarının sadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütünvatandaşlara eşit olarak uygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan soydeğil, ulusal topluluktan olmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındakiinsan hakları dışında özel haklara sahip olmak isterse bu, onun ulus bütünlüğüiçinde yalnız bir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olmasıanlamına gelir. Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusalve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olguları korumaküzere getirilen düzenlemelere Siyasi partilerin uyma zorunluluğu tartışılamaz.
Üzerindedurulması gereken diğer bir husus da bölünmez bütünlük ilkesinin, egemenlikkavramı ile yakın ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devlet esaslarına görekurulmuş, bütünlüğe dayanan devletlerdendir. Bir devletin içte ve dışta özgürdavranma yetkisi olan "Egemenlik" başlıklı Anayasa'nın 6. maddesinde"Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.
.....................................
Egemenliğinkullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz." hükümleri yer almıştır. Bu kurala göre, yasama organınıözgür istenciyle ulus belirleyecektir. Hangi köken ya da soydan gelirse gelsinherkes ulus kapsamındadır. Böylece, ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük veuyum içinde gözetilmesi gereken kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bölünmezbütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasınıda kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, butarihsel niteliği Anayasa'lara yansımış olup korunması konusunda güçlüyaptırımlar getirilmiştir, Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlıknedeni olup başka ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temel ilkeden ödünverilemez. Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ileri sürülerek, devletiparçalamaya yönelik bir girişime, azınlık bulunduğu bahanesi dayanak yapılamaz.Tekil devlet esasına göre düzenlenen Anayasa'da federatif devlet sistemibenimsenmemiştir. Bu nedenle Siyasi partiler, Türkiye'de federal sistemkurulmasını savunamazlar. Devlet yapısında "bölünmez bütünlük"ilkesi; egemenliğin, ulus ve ülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısıylabütünleşmesini gerektirir. Ulusal devlet ilkesi, çok uluslu devlet anlayışınaolanak vermediği gibi böyle düzende federatif yapıya da olanak yoktur.Federatif sistemde federe devletler tarafından kullanılan egemenlikler sözkonusudur. Tekil devlet sisteminde ise, birden çok egemenlik yoktur."Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü" kuralı, azınlıkyaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesininkorunmasını içermektedir. "Egemenlik" ve "devlet"kavramlarının, "ulus" kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi biretnik kökenden gelenlerle ya da herhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesineengeldir. Bunun nedeni; ulusun çeşitti toplumsal sınıflardan oluşmasına karşınsınıflar üstü bir kavram olmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tekbir toplumsal sınıfa bırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğinkullanılmasından alıkoyan veya egemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlükve tekil devlet ilkesine ters düşer.
Dosyadakikanıtların öncelikle Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesine göredeğerlendirilmesi gerekmektedir.
İddianame'de,parti yayınlarından "Serhıldan Çağrıları-1, Kawa Ateşi Yaktı","Serhıldan Çağrılar-2, Karpuz Değil Cesaret Ekin", "KürtSorununa Çözüm-4" ve bunların yanında bildiriler ve duvar afişleriyle24-25 Ağustos 1991 günlü kapalı salon, 13.10.1991, 16.10.1991 ve 17.10.1991günlü açık hava toplantılarıyla 11.10.1991 günlü televizyonda açık oturumda ve13.1.1991 günü TRT'de yapılan konuşmalar kanıt olarak sunulmuştur.
DoğuPerinçek'in Sosyalist Parti Genel Başkanı olmadan önce yapmış olduğu konuşmalarParti tarafından benimsenerek bastırılıp "Serhıldan Çağrılar-1" veSerhıldan Çağrıları-2" adlı Parti yayınları arasında yer almıştır. Her ikibroşürün kapağında "Doğu Perinçek" adı yazılıdır. "Kürt SorununaÇözüm-4" broşürü de Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'inimzasıyla davalı parti tarafından yayımlanıp dağıtılmıştır. Sosyalist PartiGenel Başkanı Doğu Perinçek, Anayasa Mahkemesi'nde yaptığı sözlü açıklamada,bütün kanıtların gerçeğe uygun ancak kendi siyasetleri açısından doğru olduğunusöylemiştir.
DoğuPerinçek, 6.7.1991 günü, Sosyalist Parti Genel Başkanlığı'na seçilmiştir.Yukarıda belirtilen konuşmaların tümü bu sıfatla yapılmıştır.
PartiGenel Başkanı olarak Doğu Perinçek'in TRT'de 13.10.1991 tarihinde yapılmış olanseçim konuşması davalı parti'nin Merkez Karar Kurulu'nun 8.10.1991 günlü ve 53sayılı kararı uyarınca gerçekleştirilmiştir. Bu husus, Parti Genel Merkezinin11 . 10. 1991 gün ve 1991 /112 sayılı Yazısı ile açıklanmıştır. Bu konuşma vebelgeler, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (b) ve (c)bentleri karşısında, davalı Partinin savunmalarında "partiyi bağlamayacağıve delil olarak değerlendirilemeyeceği" yolundaki savunmalarının geçerlive gerçekçi olmadığını gösteren kanıtlardır.
Davalıparti adına yaptığı savunma ve sözlü açıklamalarda Genel Başkan Doğu Perinçek,daha sonra kimisi Parti yayınları durumuna getirilen konuşmalarından daha önceceza davalarına konu olanların hepsinden de beraat ettiğini belirtmiştir.Davalı parti Başkanı'na göre; "Bu beraat kararları önemlidir. Çünkü, partikapatma nedenleri ile Türk Ceza Yasası'nın 142/3. maddesi arasında paralellikvardır. Bu parelellik, her ikisinin de bölücülük ve milletin bütünlüğü ileilgili olmasındadır. Ceza yargısı, "Bu broşür bölücü değildir derken,Anayasa yargısı hayır, bölücüdür" dediği zaman, hukuk sistemi parçalanmışoluyor. Yargıya olan güven de ortadan kalkıyor, yargının bütünlüğü de ortadankalkıyor." Davalı parti, yine bu konularla ilgili olarak Devlet GüvenlikMahkemelerinden alınan 13 beraat kararı ve 1 de takipsizlik kararını, sözlüaçıklamalarına ek olarak, Anayasa Mahkemesi'ne sunmuştur.
1412sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında"Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış birdava var ise davanın reddine karar verilir" denilmektedir. Cezayargılamasında tekrar yargılamayı önlemeye yönelik ve kesin hüküm esasınadayalı bu kuralın bu işte uygulama yeri yoktur. Hukukta, kesin hükmün varlığıiçin, tarafların ve uygulanacak yasanın, sorunun, iddia ve savunmaların aynıolması gerekir.
Olaydakişi, kurum, öge ve hukuksal dayanak düzeyinde kimi ayrılıklar olduğu gibi,beraati öngören ceza yargısı kararları eylemin varlığı ya da yokluğu nedeninedeğil, Ceza Yasası'nın dayanılan maddelerinin 3713 sayılı Yasa ilekaldırılmasına dayanmaktadır. Bu nedenle bağlayıcı bir durum yoktur. Türk CezaYasası'nda suçu oluşturan bir eylemin, Siyasi Partiler Yasası'na göre desiyasal partilerin kapatılma nedeni olarak öngörülmüş olması durumunda ve oeylemin daha sonra suç olmaktan çıkması eylemin parti kapatma nedeni olmaktanda çıktığı anlamına gelemez.
SiyasiPartiler Yasası'nın konusu Siyasi partilerle ilgili düzenlemelerdir. BuYasa'nın 2. maddesinde, "Bu Kanun, Siyasi partilerin kurulmaları,teşkilatlânmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, gelir vegiderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümlerikapsar" denilmektedir.
Anayasa,partileri diğer tüzel kişilerden ayrı düşünmüş ve toplumsal önemlerinden ötürüözel hükümler getirmiş, partilerin kapatılması davalarına bakma göreviniAnayasa Mahkemesi'ne vermiştir.
SosyalistParti'nin kapatılması için daha önce açılan iki davanın reddedildiği veözellikle Anayasa Mahkemesi'nin Parti Programı'nın 31. maddesini Anayasa'ya veSiyasi Partiler Yasası'na uygun bulduğu davaya dayanak olan görüş ve belgelerinParti Programı'nın bu hükmünün bir açılımından ibaret olduğu yolundakisavunması da geçerli değildir. Yeni olaylar, yeni kanıtlar ve yasal gereklerolduğunda yeni dava açılabilir. Olayda tümüyle yeni kanıtlar vardır ve YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı bu yeni kanıtlara dayanak Sosyalist Parti'nineylemlerinden ötürü dava açmaktadır. Her parti, Anayasa ve Siyasi PartilerYasası'na uygun olarak kurulmasına karşın sonra Anayasa ve Siyasi PartilerYasası'na aykırı bir davranışta bulunabilir. Anayasa Mahkemesi, Esas 1988/2,Karar 1988/1 sayılı 8.12.1988 günlü kararında, söz konusu 31. maddeyi, ülke veulus bütünlüğünü bozacak nitelikte davranışlar biçiminde değerlendirmemiştir.Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı Sosyalist Parti tarafından yanlış yorumlanarakyasaya aykırı davranışların gerekçesi yapılmıştır. Irk ayrımcılığı,demokrasilerde bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irkayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi Anayasakarşısında olanaksızdır. Devletin bütünlüğünü koruması en doğal hakkı olup,kamu düzenini ve insan haklarını koruma yönünden de savsaklanmayacak görevidir.
Anayasa'nın69. maddesi birinci fıkrası ile ilgili yasaklar getiren 2820 sayılı Yasa'nın78, maddesinin (a) bendinde, Siyasi partilerin "devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü" temel hükmünü değiştirmek amacınıgüdemeyecekleri belirtilmektedir. Davalı parti'nin, aykırı davrandığı önesürülen, 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde;
(a)"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler".
(b)"Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yoldafaaliyette bulunamazlar." denilmektedir.
Buradaüzerinde özenle durulması gereken husus; ülkedeki etnik farklılıkların vebunların dil ve kültürünün yasaklanması değildir. Çeşitli kökenden gelenyurttaşlarımız kendi dil ve kültürüne sahip bulunmakta, onlarıgeliştirmektedir. Günlük yaşamda bu açıkça görülmekte, ülke ve ulus bütünlüğüiçinde onurlu yerini almakta ve saygı görmektedir. Bin yıldır birlikte yaşamıştarihi, dini, gelenek ve görenekleri aynı olan, birbirinden ayrılması vekoparılması olanaksız kültürleri güçlü biçimde ulusal kültürde yerini alan birtopluluğun bireyleri arasında ayrılığı gerektirecek düzeyde kültür ayrılığıolduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıp dışlamak gerçeklerlebağdaşmaz. Kürt kökenli Türk yurttaşı ile başka kökenli Türk yurttaşı arasındahiçbir fark yoktur. Türk vatandaşlığı, ayrımları önleyen ve herkesi insanhaklarında, hak ve özgürlüklerde birleştiren bir kurumdur. "Kürtlerinkültürel ve ulusal hakları" sözleri azınlık yaratmaya ve buna bağlı olaraksomut ayrılıkları gündeme getirmeye yöneliktir. Kürt kökenli yurttaşlarındillerini, gelenek ve göreneklerini özel yaşamlarında sürdürmelerine hiçbirengel yoktur. Sosyalist Parti'nin amacının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğünü yıkarak devlet yapısını ve adını değiştirmek, "Türk-KürtFederasyonu"nu kurup ırk esasına dayanan oluşumlan gerçekleştirmek olduğuanlaşılmaktadır. Buna Anayasa olur vermemektedir. Türkçe'nin çeşitli etniksoydan gelen vatandaşlar arasında resmî dil olması yanında ortak iletişimaracı, kültür ve eğitim dili olduğu, bu olgunun tarihî ve sosyolojik gerçekleredayandığı gözardı edilmemelidir.
Yukarıdabelirlendiği gibi, yasaklanan, Farklılıkların söylenmesi değil, bunlarınTürkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğününbozulması ve buna dayalı yeni bir devlet düzeni kurma amacını gütmektir.Sosyalist Parti, söz konusu aykırı davranışın başlıca ögesi olan bu amacı, önsavunmasında Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) fıkrasını, 25 Kasım1991 günlü Hükümet Programı ve SHP/Merkez Yürütme Kurulu Raporu ilekarşılaştırırken gözönünde bulundurmamıştır.
Diğerbir konu da, Sosyalist Parti'nin Atatürk milliyetçiliğine ideolojik olarakkarşı çıkması ve bunu Türkiye'nin gerçeklerine uygun görmemesidir. Etnikfarklılıkları kaldıran, değişik uygulamaları olanaksız kılan, birleştirici vebütünleştirici, Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçemeyeceği en temel ilke olanAtatürk milliyetçiliği, vatana ve devlete bağlılığı; yurtta ve dünyada barışıöngörür. Bu ilkeye karşı olan bir görüşün Ülke ve Ulus bütünlüğüne de karşıolacağı kuşkusuzdur.
Çağdaşdeğerleri içeren Atatürk milliyetçiliğine karşı çıkan Sosyalist Parti, kimietnik grupları içinde bulunduran Türk Ulusunu, ırka dayalı bir biçimde SevrAndlaşması'nın esas aldığı Fırat Nehri sınır olmak üzere Türk ve Kürt olarakayırmakta sakınca görmemektedir. Tarihî gerçeklere uymayan bu görüşün ülke veulus bütünlüğünü bozma amacına yönelik olduğu açıktır.
SosyalistParti, bir yandan azınlık yaratılmasını istemediğini ve azınlık bulunduğunuileri sürmediğini savunurken, öte yandan tasarladığı devlet yapısı içinde"... her federe devlette azınlıkların çoğunlukta olduğu ilçe ve itlerdehalk isterse, bölgesel özerklik uygulanır..." görüşüyle bölgeselözerklikten söz etmektedir.
Davalıparti, savunmalarında ve sözlü açıklamada iki hukuk olduğunu, bunlardan ilkininyasalarda ve kağıt üzerinde varolan, ancak toplumda geçerliğini ve uygulamaalanını yitirmiş olan, buna karşılık bir de eylemli biçimde uygulanan, toplumdagenel kabul gören ve aşağıdan gelen bir hukukun bulunduğunu ileri sürmüştür.Davalı parti'ye göre; "Bugün ülkenin siyasal ve toplumsal hayatında uygulama,'12 Eylül kalıntısı' mevzuatın sözel yorumunu aşmıştır. O halde AnayasaMahkemesi pozitif hukuku sözüyle yorumlamamalı, günün gereksinimlerini gözönünealarak eylemli duruma uygun bir yoruma gitmelidir." Davalı parti'nin ilerisürdüğü yazılı ve eylemli hukuk ayırımı ve bu eylemli hukukun yakın birgelecekte yazılı hüküm durumuna gireceği, bu nedenle Anayasa Mahkemesi'ninyazılı hukuk yerine, yaşayan eylemli hukuku yeğlemesinin hukuksal dayanağıbulunmamaktadır. Kimsenin, Anayasa ve yasaları beğenme yükümlülüğü yoktur.Ancak herkesin anayasal düzene uymak yükümlülüğü vardır. Anayasa MahkemesiAnayasa'da ve Anayasa'ya uygun yasa kurallarında açıklık varken, bunları biryana itip hukuk dşış uygulamalara yol açacak biçimde gelişigüzel yorumlaragirerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz. Siyasi PartilerYasası ile Anayasa'nın bu konudaki hükümleri değişmemiştir. Bir yasa yeni biryasa ile kaldırılmadıkça uygulanmasının süreceği hukukun değişmezkurallarındandır. Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası değişinceye kadar AnayasaMlahkemesi bunları uygulamak zorundadır.
Davalıparti, bu davanın ve bu arada Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Bildirgesi,Helsinki Nihai Senedi ve Paris Şartı gibi uluslararası sözleşmelere aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
Ulusalve tekil devletin, etnik farklılıklara göre tartışılmasına uluslararasıhukuksal belgeler olanak tanımamıştır. Anayasa Mahkemesi bir çok kararında,İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine veAvrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamada bulunmuştur.
İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak veözgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvence altına alınmıştır.
SosyalistParti'nin Anayasa'ya aykırı görülen dava konusu etkinliklerinin bu sözleşmedebelirlenen kurallara da aykırı olacağı kuşkusuzdur.
AnılanSözleşmenin örgütlenme hak ve özgürlüğüyle ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrasıaynen şöyledir :
"Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zaruri tedbirler mahiyetindeolarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçunönlenmesinin, sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerininkorunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir."
SosyalistParti, zaman zaman her ne kadar kardeşlik ve birlik görünümü vererek amacınıgizlemiş ise de aslında vatandaşlar arasında ırk esasına dayalı kin ve husumetduyguları yaratmaya çalışmıştır. Türk Ulusunun bütünlüğünü ırka dayalı birgörüşle Türk ve Kürt olarak ikiye ayırmayı, ayrı devletler kurmayı öngörmüştür.Bu faaliyetlerinin, ülke ve millet bütünlüğünü, yıkmayı amaçladığı açıktır.Bunların özellikle "millî güvenliği", "âmme emniyeti"ni ve"nizamı" bozucu olduğu kuşkusuzdur.
Sözleşmenin17. maddesi aynen şöyledir :
"Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbuSözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkur Sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf edenbir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir haksağlandığı şeklinde tefsir olunamaz."
SosyalistParti'nin faaliyeti Sözleşme'nin bu kuralı ile çatışmaktadır. Demokratik, lâikve sosyat hukuk devletini, açıkça paylaşıp yıkmayı önermek ve bunu zorlagerçekleştirmeye çağırmak, demokratik hak ve özgürlükleri kötü kutlanmaörneğidir. Hiçbir hak ve özgürlük, demokrasiyi yıkmak amacıyla kullanılamaz.
Anayasave Siyasi Partiler Yasası'nda getirilen, siyasal partilere ilişkinyasaklamalar, sözleşmede yer atan hürriyetleri kaldırıp azaltma kapsamında vedemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı görülemez. Bunlar, DevletlerHukuku'nda yer alan egemenliği, ülke ve millet bütünlüğünü korumaya, ırkçılığadayalı bölünmeleri önlemeye yöneliktir.
SosyalistParti, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin 11.maddesinin ikinci fıkrasıyla 17. maddesinde yer alan kurallarla bağdaşmayacakbiçimde faaliyette bulunmuştur.
Özellikle,araç farklı olmakla birlikte Sosyalist Parti'nin faaliyetlerindeki amacınteröristlerin amacı ile benzerlik gösterdiği de dikkat çekicidir.
SosyalistParti, Atatürk milliyetçiliğine karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarıüzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özetlikle de "kendi kaderinitayin hakkına kayıtsız şartsız sahip", "ezilen" bir Kürtmilletinin varlığı ileri sürülmektedir. Türk ve Kürk halkları arasındaki tekköprünün Sosyalist Partisi olduğu savıyla şunlar önerilmektedir:
"Kürtmilleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. O halde buözgür iradenin saptanması için Kürt illerinde referandum yapılmalıdır.
Kürthalkı isterse ayrı bir devlet kurabilir.
Eniyi çözüm iki federe devletin eşit olarak katıldığı, demokratik federal birCumhuriyettir. Bu federal Cumhuriyetin kendi anayasası yanında, federedevletlerin de anayasaları olacaktır. Resmî di1 Türkçe ve Kürtçe olacak, Kürtmilletine yapılan baskılar sona erdirileceğinden Kürt milletinin demokratikkültürü gelişecektir."
SosyalistParti'nin ileri sürdüğü bu çözümlerin esası, Kürt halkının kendi kaderini tayinhakkına dayanarak Kürt milletinin iradesi belli olacak ve birlik, gönüllülüktemeli üzerine oturtulacaktır. Böylece Anayasa'daki ülke ve ulus bütünlüğüilkesinden ayrılarak Türk ve Kürt milletlerinin oluşturacağı, her ikisinin eşitolarak katılacağı federal bir Cumhuriyet amaçlanmaktadır. Bu açıkça TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin yapısının ve adının değiştirilmesidir.
Savunmalarda,Amasya Protokolü'ne dayanılmakta ve protokol parti amaçlarına göre yorumlanarakülke bütünlüğünü parçalayıcı sonuçlar çıkarılmaktadır. Kurtuluş Savaşı'na temelolan Amasya Protokolü ve Genelgesi ile Erzurum ve Sivas Kongreleri belgelerindeöncelikle ülke ve millet bütünlüğü esas alınmıştır.
KurtuluşSavaşı'ndan önce kendi çıkarları yönünden vatanın bir bölümünde ayrı bir Kürtdevleti kurmak için bölücü faaliyet gösteren dış güçlere ve içte bu yöndegirişimde bulunanlara karşı, Atatürk, konuşmalarında söz konusu vatan parçasıüzerinde asırlardır Türklerle Kürtlerin birlikte yaşadıkları, kardeşolduklarını vurgulamıştır. "Türkler" sözüyle hangi etnik kökendengelirse gelsin tüm yurttaşlar anlatılmış olmaktadır.
SosyalistParti Genel Başkanı, sözlü açıklamada, Anadolu'yu kavimler kapısı olaraknitelendirilip insanlarının çeşitli kavimlerden geldiğini ve kırkdokuz dilkonuşulduğunu söylerken, Türkiye halkının sadece Türk ve Kürt ırkına dayalı veikiye bölünebilir görmesi açık bir çelişkidir.
Atatürk,konuşmalarında Kurtuluş Savaşı'nın bütün bir ulus birliğine dayandığını,herhangi bir etnik yapılaşmanın söz konusu olmadığını dile getirmiştir. Ulusuoluşturan etnik gruplardan zaman zaman söz edişi onlara bir ayrıcalıktanınmasını düşündüğü anlamına gelmez. Nitekim savunmada sözü edilen;Atatürk'ün 1 Mayıs 1920'de TBMM'nde yaptığı konuşmada, "Efendiler ...Meclis-i Alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkezdeğildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkepanasırı islâmiyedir ... muhafaza ve müdafaasıyla iştigal ettiğimiz milletbittabi bir unsurdan ibaret değildir,"; açıklığı bulunmaktadır. 17 Haziran1919 Samsun'da yaptığı konuşmada: "... Ben Kürtleri ve hatta öz bir kardeşolarak tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve göstermek karar veazmindeyim." sözleriyle, Kürtlere ulus içinde ayrı bir yer verdiği değil,ulus bütünlüğünü esas aldığı görülmektedir.
Üzerindedurulması gereken önemli bir konu da, yazılı ve sözlü savunmalarda KürtUlusu'nun kendi kaderini tâyin hakkının, Helsinki Senedi ve Paris Şartı'nadayandığının ileri sürülmesidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de tekbir ulus vardır. O da Türk U1usu'dur. Kürt kökeninden gelen vatandaşlar, Türk,Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Pomak gibi diğer etnik kökenden gelenvatandaşlarla ulus bütünlüğünü oluşturmuştur.
"Kendikaderini tayin hakkı" yeni bir kavram değildir. Uluslararası hukukdüzeninde de devam edegelen bir olgudur. Türk Ulusu, bu konuyu Lozan BarışAndlaşması gündeminden çıkarmıştır. Ülke ve ulus bütünlüğünü koruma hakkı LozanBarış Antlaşmasında olduğu gibi bu gün de uluslararası hukuk düzenindegeçerlidir.
Nitekim,dayanak gösterilen Helsinki Nihai Senedi'nin ilkeleri arasında;
1-Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin özündeki haklara saygı,
2- Sınırlarındokunulmazlığı,
3-Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı,
4-İçişlerine karışmama,
ilkeleride yer almıştır.
YineParis Şartı'nda :
"Tümilkeler, her biri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur."
..............................
"Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlaleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı; zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir."
..............................
"Hertürlü terörist eylemleri yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz."
...............................
"Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler." kuralları da yer almaktadır. O halde devletin ülkesi ve ulusuylabölünmez tümlüğünü bozmaya yönelik eylemlere, bunlara olanak vermeyen HelsinkiNihai Senedi ile Paris Şartı'nın dayanak gösterilmesi ve bu belgelerin hukuksalniteliklerinin gözardı edilmesi doğru değildir.
Görülmektedirki, Türkiye Cumhuriyeti'nin de taraf olduğu Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı(Ek. 1); ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğü vedemokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlerekarşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabuletmiştir. Devleti yıkmaya yönelik eylemlerin demokratik haklar kapsamında vebir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır.
Yukarıdaaçıklanan gerçeklerle, ulusal ve evrensel hukuk kurallarına göre, SosyalistParti'nin dava konusu yayın ve konuşmalarında geçen kimi söz ve tanımlarincelendiğinde aşağıdaki durumlar saptanmıştır :
"KÜRTMİLLETİ-KÜRT HALKI-KÜRT İLLERİ" tanımlarını kullanmak ve bir sav olarakgündeme getirip, konuyu gerçek yönleriyle bilmesi olanaksız kimselerikışkırtarak suça itmek Anayasa'ya aykırı bir eylemdir. Anayasa'ya göre devletinbir ulusu vardır. Ülkede yaşayan topluluklara kültür ve soy-boy farklılıklarınedeniyle ayrı bir ulus adı verilemez. Türk Ulusu bütünlüğü içinde Kürtkökeninden gelen vatandaşlarımız olmakla birlikte bunların bilimsel ölçülere vetarihsel gerçeklere göre vatandaşlık kavramı ve hakları dışında ayrı ulusolarak nitelendirilmesi olanaksızdır. Devletin ögesi olan ve kendilerinin deiçinde eşit biçimde yer aldığı ulusu etnik ve siyasal nedenlerle bölmekyürürlükteki Anayasa ve yasalara aykırı düşen bir eylemdir.
"KÜRTİLLERİ" Yönetsel sınırları gösteren iller, ayrılık beldesi ve bölgesideğildir. Tüm yerleşim birimlerinin dokulaşmasında etnik ayrılıkgözetilmemiştir.
"Ayrıbir devlet için REFARANDUM-FEDERE DEVLET-FIRAT'IN İKİ YAKASI-ÖZEL SAVAŞ"sözlerine gelince ;
Ulus,ülke ve devleti bölme amacının gerçekleştirme yolu ve yöntemi olarakbenimsetilmeye ve uygulanılmaya çalışılmaktadır. Ülkenin tamamındaki durumugözardı edip sınırlı bir yerin seçimi, varsayımlara dayandığı gibi, başkayerlerde yaşayan ve ülkenin tüm yerleşim yerlerine ve çalışma alanına dağılanKürt kökenli yurttaşların varlığı da unutulmaktadır.
"Özelsavaş" nitelemesi de özel amaçlıdır. Devletin başlattığı bir olay ve savaşyoktur. Her yurttaşın her yerde ve her zaman karşılaşabileceği durumlar bahaneedilerek terör yoluyla devlet parçalanmak, ülke bölünmek istenmektedir. Kamudüzenini, güvenlik ve emniyeti sağlamak için zorunlu uğraşlar savaş olaraknitelenemez. Devletin; asker, subay, polis, hekim, memur, öğretmen, din adamı,hâkim ve savcılarını ve yurttaşını kadın çocuk demeden öldürene yöreninkalkınması için yapılan tesisleri, araç ve gereçleri yakıp yıkarak halkahizmetleri engellemeye karşı savunma önlemi almaması düşünülemez.
"Kürthalkı ayağa kalkıyor, kimliğini eylemiyle kabul ettiriyor. Newrozunu kutluyor.Ezilen Kürt anayasa yapıyor, kanun yapıyor" sözleriyle ayaklanma, yakıpyıkma, kendiliğinden anayasa ve yasa düzeyinde işlem yapma gibi hukuk dışı oldubittiler övülmektedir. Parti, suç olan eylemi övemez. Suç olan eylemeözendiremez, suç olan eylemi kışkırtamaz. Suçlara öncülük veya yataklıkyasaktır. Öldürme, yakma ve yıkma olayları normal gösterilmektedir.
SosyalistParti'nin savunmasında ülke ve ulus birliğini yıkıcı eylemler eşitlik,kardeşlik, gönüllü birlik, sözleriyle örtülmek istenmiştir. Yukarıya alınansözlerin kardeşlik eşitlik ve gönüllü birlikle ilgisi yoktur. Hangi durum veuygulamanın eşitsizlik yarattığı, neyin eşitliğe aykırı olduğuna ilişkin birörnek gösterilemez .
Ulusçuluklaırkçılık karıştırıldığı gibi "Ulus olma" savı, tekil bir devletiçinde ancak bir ulus olacağından geçersizdir. Çok uluslu devlet yapısıCumhuriyetin kurulmasıyla geride kalmıştır. Ayrı okul, ayrı eğitim, ayrı resmîdil, ayrı sınır, ayrı yönetim, ayrı devlet, asla tekil devlet ilkesiyle veAnayasa'nın korumak görevi verdiği ilke ve değerlerle bağdaşamaz. Önerme, görüşaçıklayıp çözüm yöntem ve biçimleri açıklamaktır. Düşünce ve görüş olarakbelirtilen soyut bir durumdur. Oysa, Sosyalist Parti, görüşlerini halkıayaklandırarak yaşama geçirmek istemekte ve ancak kendi görüşlerinin doğruolduğu kanısıyla yalnız bu doğrultudaki uygulamalara saygı göstermektedir.Bunun dışındakileri şiddetle karşılamakta, kendi amacına uygun sonuç alınmasıiçin halkı devlete karşı ayaklandırmayı olağan bulmaktadır.
Yukarıdaaçıklandığı üzere; konunun önemi nedeniyle sözlü açıklamaya gerek duyulmuş,önceden bildirimde bulunularak yöneticiler dinlenmiştir. Kendi anlatımlarındansonra, konunun açıklık kazanması, yapıldığı savunulan çalışmaların amacının veyönünün isabetle saptanması için sorular sorulmuştur. Alınan yanıtlar vedosyadaki kanıtlar (film, broşür, dergi, gazete, kitap vd.) Anayasa'nın veSiyasi Partiler Yasası'nın açık ve kesin biçimde yasakladığı eylemlerinartırılarak sürdürüldüğünü ortaya koymuştur.
Özetlendiğinde,Sosyalist Parti, Türk Ulusu'nu ırk esasına dayalı olarak "Türk ve KürtUlusları" biçiminde ikiye bölmüş, bu biçimde ortaya çıkardığı, gerçek dışıezilen bir ulus olarak nitelendirdiği Kürtlere kendi kaderini tayin hakkınınverilmesini savunmuş bölücü faaliyetini Anayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'naaykırı olarak sürdürmüştür. Türkiye'nin her kesiminde yerleşmiş, kaynaşmış birtopluluğu demokratik siyasal faaliyet görüntüsü altında ayrı bir devlet kurmasıiçin ayaklanmaya itmiştir.
"SerhıldanÇağrılar-1: Kawa Ateşi Yaktı",
"SerhıldanÇağrılar-2: Karpuz Değil Cesaret Ekin" sözleri ile verilmek istenenmesajla varılmak istenen hedef ve izlenecek yolun boyutları ortaya konulmuştur.
SosyalistParti Genel Başkanı tarafından yapılan sözlü açıklamada, "Serhıldan"sözcüğünün "ayağa kalk" anlamında olduğu savunulmuş ise de,kullanıldığı yer ve ortam içinde bunun bir ayaklanma çağrısı olduğubelirgindir. Serhıldan kelimesi bu anlamda kullanılmaktadır. "Kawa AteşiYaktı", "Karpuz Değil Cesaret Ekin" sözleri de bu yöndedir.
Yukarıdakiaçıklamalardan anlaşılacağı üzere, Anayasa'ya göre Türkiye Cumhuriyeti'ndebirden fazla ulus olamaz. Türk ulusu içinde hangi kökenden gelirse gelsin Türkdevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk ulusu olgusuyerine ırkçılığa ve etnik özelliklere dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığınıdeğiştirecek savlar, Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendindeyazılı hükümlere aykırılık oluşturur. "Kürt halkı kendi geleceğinibelirlemek yolunda özgür iradeye sahiptir. İsterse ayrı bir devletkurabilir." savından, Anayasa'da öngörülen ülke ve millet bütünlüğündenuzaklaşıldığı ve ırka dayalı olarak "Türk ve Kürt milletleri" ayrımınave ayrı devletler kurmak yoluna gidilmek istendiği açıkça anlaşılmaktadır.
81.maddenin (a) bendinde, Siyasi partilerce, ülke üzerinde ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunun ileri sürülemeyeceğiöngörülmektedir. Sosyalist Parti'nin yayınlarında ise sık sık "Kürtlerinmillî varlıklarının ve meşru haklarının inkâr edildiğinden, ezilen bir Kürtmilletinin bulunduğundan" söz edilmiş, Ulus birliğinin temel ilkesi olanAtatürk Milliyetçiliğine karşı çıkılmıştır. Bu hususlar Sosyalist Parti'nin,Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (a) bendine de aykırı davrandığınıaçıkça göstermektedir.
"Kürtmilletinin demokratik kültürü, baskıların sona erdirilmesi sonucu serpilmeolanağına kavuşacaktır." biçimindeki anlatımlarla 2820 sayılı Kanun'un 81.maddesinin (b) bendine aykırı davranılmakta, Türk dili ve kültüründen başka dilve kültürleri korumak, geliştirmek, yaymak yoluyla azınlık yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amaçlanmaktadır. Partinin bu tutumuyla gösterdiğidoğrultu ve getirdiklerinin ulusu bölmek olduğu açıktır. Bu yoldaki eylemlerledosyada birbirini doğrulayan geçerli kanıtlardan davalı Siyasi Parti'ninAnayasa'nın 69. maddesinin birinci fıkrası ile Siyasi Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendi ve aynı Yasa'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerineaykırı davrandığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle Sosyalist Parti'nin SiyasiPartiler Yasası'nın 101. maddesinin (b) ve (c) bentleri gereğince kapatılmasıgerekir.
YılmazALİEFENDİOĞLU bu görüşlere katılmamıştır.
VIII-SONUÇ :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 14.11.1991 günlü, SP. 23. Hz. 1991/94 sayılıİddianamesi'nde Sosyalist Parti'nin Anayasa'nın Başlangıç Kısmı'na ve 3., 4.,14., 66., 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78. ve 81.maddelerine aykırı olarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı amaçladığı ileri sürülerek Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin(a), (b) ve (c) bentleri gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenmeklegereği düşünüldü :
1-Sosyalist Parti'nin faaliyetlerinin Anayasa ile 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (b) ve (c)bentleri uyarınca davalı parti'nin KAPATILMASINA,
2-Davalı parti'nin bütün mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine,
3-Gereğinin, Bakanlar Kurulu'nca yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820sayılı Yasa'nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'na gönderilmesine,
10.7.1992gününde, üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Oğuz AKDOĞANLI
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
KARŞIOYYAZISI
EsasSayısı : 1991 /2 (Siyasi Parti-Kapatma)
KararSayısı : 1992/1
A.Geçici 15. Madde Yönünden :
TürkiyeCumhuriyeti Anayasasının temel esprisi, Başlangıç'ta belirtildiği gibi, ulusiradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Ulusuna aitolması ve bunu ulus adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşunbu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmişhukuk düzeni dışına çıkamamasıdır.
Bufıkradan anlaşıldığı üzere ulusal iradenin mutlak üstünlüğü, egemenliğinkayıtsız şartsız Türk Ulusuna ait olmasını ve Türk Ulusu adına egemenliğikullanan kişi ve organların bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve budemokrasinin bağlı olduğu hukuk düzeninin içinde kalmalarını gerektirir. Bufıkra, aynı zamanda Türk Milleti adına egemenliği kullanan kişi ve organlarınAnayasal yetki alanlarını belirler. Bu alan, "Anayasada gösterilenözgürlükçü demokrasi ve bu demokrasinin, bağlı olduğu hukuk düzenidir." Bukural, Anayasanın ikinci maddesinde belirtildiği biçimde, "Devletin"dayandığı temel ilkelerden birisidir.
Birdöneme ait kimi yasama işlemlerinin Anayasal denetimin dışında kalması ve budenetim yasağına zamanla bir sınır getirilmemesi, Cumhuriyetin hukuk dev1etiolma niteliğinin zedeler ve Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenen hukuk düzeninin dışına çıkılması sonucunu doğurur.
Anayasa'nınGeçici 15. maddesinde, 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçim sonucundatoplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre (12.9.1980- 6.12.1983) içinde çıkarılan yasaların, KHK'ler ile 2324 sayılı Anayasa DüzeniHakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığıiddia edilemez, denilmektedir. Bu dönem içerisinde 669 yasa, 90 adet KHK. ve2324 sayılı Yasa uyarınca 76 adet Millî Güvenlik Konseyi kararı ve üç adetMillî Güvenlik Konseyi bildirisi, toplam 838 yasama işlemi çıkarılmıştır.
Anayasanın2. maddesinde, "hukuk Devleti"; Cumhuriyetin nitelikleri arasındasayılmıştır. Anayasa'nın 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri, Anayasanın4. maddesinde sayılan değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez biçimindekihükümler arasında yer almıştır. Böylece Anayasanın, kendilerine değişmezliközelliği tanıdığı, 1 . , 2. ve 3. maddeleri, Anayasanın öteki kurallarına görebir "üst norm" niteliğindedir. Sözü geçen dönemde çıkarılan yasamaişlemleri yönünden de olsa, Anayasal yargı denetimine yer vermeyen, üstelik budenetimsizliğe zamanla bir sınırlama getirilmeden, Anayasanın geçici maddesinitemel kural kabul ederek yapılan uygulama Cumhuriyetin hukuk devletiniteliğiyle bağdaşmaz. Kaldı ki, bu dönemde çıkarılan yasama işlemleriküçümsenmeyecek bir sayıya ulaşmıştır.
Anayasanın11. maddesinde, Anayasanın üstünlüğü, "kanunlar Anayasaya aykırıolamaz." biçimindeki bir kuralla belirlenmiş, 148. maddeye göre ise,Anayasa Mahkemesi yasaların KHK'lerin ve TBMM içtüzüğünün Anayasaya uygunluğunudenetlemekle görevlendirilmiştir.
Geçici15. madde, Anayasanın yukarıda sözü edilen temel maddeleriyle çatışmaktadır. Bugeçici maddenin, sürekli bir kural olarak kabulü durumunda, Anayasanınöngördüğü hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve Anayasal denetimle ilgilitemel kurallar, bu dönemde çıkan yasalar ve KHK'ler yönünden, Anayasa işlerliğikaybetmekte, söz konusu yasama işlemleri "hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenmiş hukuk düzenin" dışında kalmaktadır.
Geçicibir maddenin, Anayasanın temel kurallarını süresiz işlemez hale getirmesiAnayasal sistemle bağdaşmayacağı gibi, maddenin geçicilik özelliğine de uygundüşmez. Doğaldır ki, maddenin hükmü de geçici olmalıdır.
Öteyandan Anayasa 138. maddesi, hâkimleri, önce Anayasa, yasaya ve hukuka uygunolarak vicdanî kanaatlerine göre karar vermekle görevli kılmıştır. Geçicimaddeye süreklilik kazandırılır ve bu dönemde çıkarılan yasama işlemlerininAnayasaya uygunluk denetimine yer verilmez ise, hâkim Anayasaya ve vicdanîkanısına göre nasıl karar verecektir' Hâkim, anayasaya aykırı olduğuna inandığıya da aykırılık savını ciddi bulduğu bir yasayı uygulamak durumunda kalırsakararını, Anayasaya ve hukuka uygun biçimde vicdanî kanaatine göre vermişsayılabilecek midir'.... Bu durumda hâkim, Anayasa kurallarını bir yanabırakarak, Anayasanın geçici 15. maddesindeki, Anayasanın uygulanmamasınailişkin kurala, kimi yasalar yönünden öncelik tanımış olacaktır. Anayasa geçicibir maddesiyle, bir dönemde çıkan yasama işlemleri yönünden kendisini yok kabuledemez. Anayasanın uygulanmasını önleyen geçici maddenin, ancak, geçici birsüre için askerî yönetimden özgürlükçü demokrasiye ve bunun icaplarıylabelirlenmiş hukuk düzenine geçişte uyum sağlama amacıyla getirilmiş bir kuralolarak kabulü, nitelikleri Anayasanın 2. maddesinde belirlenen TürkiyeCumhuriyetinin, hukuk devleti olması koşulunun gereğidir. Kaldı ki, AnayasaBaşlangıç sekizinci fıkrada, "Her Türk vatandaşının, bu Anayasadaki temelhak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millîkültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve manevîvarlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;"belirtilmiş iken, haklarında bu dönemde çıkan yasa ve KHK'lerin uygulanması sözkonusu olan vatandaşlar, Anayasal güvenceden ve doğuştan sahip oldukları maddîve manevî varlıklarını Anayasal düzen içinde geliştirmekten, sırf geçici maddenedeniyle, yoksun kılınmış olurlar. Geçici maddenin getirdiği yasağın, 12 Eylül1980'den TBMM Başkanlık Divanının oluşturulduğu 6.12.1983 tarihine kadarki süreiçin geçerli olduğu kabul edilirse, madde geçiciliğine uygun anayasal bir anlamkazanır. Geçici maddenin ve getirdiği yasağın, sürekli bir kural niteliğindeanlaşılması, geçici hükmün, Anayasanın kimi temel kurallarının önüne geçmesisonucunu doğurur. Bu durum, Anayasaya dayalı demokratik hukuk devletiniteliğiyle bağdaşmadığı gibi, Anayasanın sözüne ve özüne de uygun düşmez.
Öteyandan,sadece söze bakıp, Anayasanın geçici 15. maddesinin bu yönde yorumlanması,Anayasanın yürürlüğe girişiyle ilgili 177. maddesiyle de bağdaştırılamaz.Çünkü, böyle bir yorum, sözü geçen dönemde çıkan yasa ve KHK'ler yönündenAnayasanın hiç bir zaman yürürlüğe girmemesine neden olacaktır. Halbuki madde,Anayasada, sayılan istisnalar arasında yer almamıştır. Ayrıca, bu maddenin (e)fıkrasında, "... mevcut kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri veyadoğrudan Anayasa hükümleri, Anayasanın 11 inci maddeleri gereğinceuygulanır." denilmekle, Anayasa, yasaların, Anayasanın yayımlandığıtarihteki durumlarına göre değerlendirilmesini, Anayasaya aykırı görülenhükümler yerine, Anayasa kurallarının doğrudan uygulanmasını Anayasanınüstünlüğü ilkesinin gereği saymıştır. Böylece, Anayasanın yürürlüğe girmesiyleilgili 177. maddesi de, geçici 15. maddenin getirdiği Anayasal denetimyasağının TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşturduğu 6.12.1983 dönemiyle sınırlıolması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Herne kadar, Geçici 3. maddede "2324 sayılı Anayasa Düzeni HakkındaKanun"un TBMM toplanıp Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar yürürlüktekalacağını belirttiğine göre, Geçici 15. madde de aynı tarihe kadar yürürlüktekalacak olsaydı, ayrıca, konulmasına gerek kalmazdı diye düşünebilirse de,Anayasanın yürürlüğe girişiyle ilgili 177. maddede bu yönde ayrık hükümbulunmaması Anayasada kurallar arasındaki çelişkiyi gösterir. Çelişkilikuralları esas alıp, temel kuralları bir yana iten görüş, kanımca, Anayasanıntemel esprisiyle bağdaşmaz. Kaldı ki, iyi bir sistematiğe dayanmayan 1982Anayasasında, sistematik (bütün içinde aldığı yere göre) ve gramatik (yazılışagöre) yoruma gidilerek, amaçsal (teleolojik) yorumun bir yana bırakılmasıhatalı sonuçlar doğurabilir.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle, geçici 15. maddedeki "Anayasaya aykırılığın iddiaedilemeyeceğine" ilişkin kuralın 6.12.1983 tarihine kadar geçerli olduğunudüşünmekteyim.
AnayasaMahkemesi, bu konuda değişik kararlar vermiş olmakla beraber, kimikararlarında, 1961 Anayasasının geçici 4. maddesine karşın, işin esasınagirerek, Anayasaya aykırı kuralın ihmal edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.Özellikle, ispat haklarıyla ilgili 6.5.1982 günlü, E. 1981/8, K. 1982/3 sayılıkararında "Yasakoyucunun, geçici 7. maddesindeki buyruğu yerinegetirmemesi ve Türk Ceza Kanunu'nun 481. maddesindeki Anayasaya aykırılığıgiderecek yasayı çıkarmaması ve iptal ile itiraz yollarının da geçici 4.maddenin üçüncü fıkrasına göre tıkanmış olması karşısında, kısıtlı kalananayasal ispat hakkının bu içeriği ile uygulanmasının sürüp gitmesi artıkdüşünülemeyeceğinden, mahkemelerce, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcıniteliğini açıklayan 8. maddenin ikinci fıkrasına dayanarak, 481. maddeninbirinci fıkrasındaki ispat hakkını sınırlayıcı hükümlerin bir yana bırakılmasıve kurallar kademesinde en üst düzeyde bulunan Anayasanın 34. maddesindekihükmün doğrudan uygulanması gerekmektedir." denilerek bu görüş çok açıkbiçimde ifade edilmiştir.
Anayasayauygunluğu sağlamakla görevli Anayasa Mahkemesi'nin işlevi, anayasal yargıdakitıkanıklığı aşmayı, Anayasanın temel hak ve özgürlükleri koruyan bir çokmaddesinin uygulanamaz hale gelmesine neden olan Geçici 15. maddenin yarattığısorunu çağdaş yorumla çözümlemeyi gerektirir. Anayasa Mahkemesi, Anayasayaaçıkça aykırı olan kuralları, Anayasanın geçici bir maddesi nedeniyle de olsa,korur duruma girmemelidir.
Açıklanannedenlerle bu dönemde yayımlanan 24.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 78. ve 81. maddelerine karşı yöneltilen Anayasaya aykırılık savınınincelenmesi, Anayasaya aykırı bulunması durumunda iptal ya da ihmal edilmesigerekir.
B.İşin Esası Yönünden :
Siyasiparti kapatma davalarında, işin hukuksal görünümü yanında; ülkenin ve kararverme durumunda bulunan mahkemenin saygınlığını etkileyen siyasal yön, partiyegönül verenlerin temsil ettiği sosyal konum, ülkenin içinde bulunduğu ulusal veuluslararası etkenler önem kazanır. Bu çok yönlü boyut, bu davaların, genelde,siyasal ve demokratik yaşama Anayasanın temel ilkeleri doğrultusunda yönverici, temel hak ve özgürlükleri koruyucu işlevi ağır basan AnayasaMahkemelerince görülmesinin en önemli nedenidir.
Nitekim1961 ve 1982 Anayasaları siyasi partilerin kapatılması, CumhuriyetBaşsavcısının açacağı dava üzerine, Anayasa Mahkemesince karara bağlanırkuralını getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu işlevini yerine getirirken, ilkderece mahkemesinden farklı olarak, Anayasanın ya da Siyasi Partiler Yasası'nınbelirli bir kuralının belirli bir eyleme uygulanmasından çok Anayasanın temelilkelerini, uluslararası sözleşmeleri ve bu davaların yukarıda açıklananözelliklerini gözönünde tutularak karar vermek durumundadır.
AnayasaMahkemesi kimi kararlarında hukukun genel kurallarının Anayasa kurallarından daönde geldiğini belirlemiştir. Bunun yanında uluslararası sözleşmelere dayalıuluslarüstü bir hukukun varlığı ve bu hukukun ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonuve Mahkemesi gibi kimi ulusalüstü (supra national) organların verdiğikararların bağlayıcılığı ve insan haklarının ortak değer olarak korunmasıanlayışı Anayasa Mahkemesinin getireceği yorumlardaki çağdaş niteliğibelirleyen ölçütler haline dönüşmüştür. Türkiye yönünden 10.3.1954 günlü ve6366 sayılı yasayla onaylanarak yürürlüğe giren ve yasa hükmünde bulunan İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşmenin kişi özgürlüğü vegüvenliğine, düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin kuralları yanında,Türkiye tarafından da imzalanarak kabul edilen güvenlik, ekonomik ve insanhaklarına ilişkin konularda ilkeler belirleyen, Avrupa Güvenlik ve İşbirliğiKonferansı (AGİK) süreci kapsamındaki 1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi(Helsinki final Act) ve bunu izleyen toplantılarda alınan kararlar ve 1990tarihli "yeni bir Avrupa için Paris Yasası (şartı) iç hukuku, uluslararasıhukukla bütünleşmeye zorlayan belgeler konumuna girmiştir. Bu durumda Türkiyeaçısından dünya uluslar ailesinin onurlu bir üyesi sıfatının devamı iç hukukunsözleşmelerle yükümlendiğimiz dış hukuk kurallarına uydurulmasını gereklikılmaktadır. Mahkemelerin özellikle Anayasa Mahkemesinin, getireceği çağdaş(amaçsal) yorumla bu akımın öncülüğü yapması işlevine uygun bir davranıştır.Helsinki Nihai Senedi'nin VII. ilkesi düşünce, vicdan, din ve inançözgürlüklerini de kapsamak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıesasını öngörmektedir. VIII. ilke "Halkların Haklarının Eşitliği veKaderlerini Kendilerinin Saptamaları Hakkı" ile ilgilidir.
ParisYasası'na (Şartına) göre ise, "İnsan hakları ve temel özgürlükler, tüminsanların doğumlarıyla birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır veyasalarla garanti altına alınmıştır. Bunların korunması ve geliştirilmesidevletin başta gelen görevidir... Demokratik yönetim düzenli olarak yapılan hürve adil seçimlerle ifadesini bulan halk iradesine dayanır. Demokrasinin temelindeinsana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, ifade özgürlüğünün,toplumun her kesimine karşı hoşgörünün ve herkes için fırsat eşitliğinin en iyigüvencesidir."
Busözleşmeyi imzalayan devletler, "Ayırım gözetmeksizin herkesin düşünce,vicdan, din ya da inanç ve anlatım özgürlüğüne, örgütlenme ve toplantıdüzenleme özgürlüğüne ... sahip olduğunu"; "ulusal azınlıklarınetnik, kültürel dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklaramensup kişilerin bu kimliklerini ayırıma tabi tutmaksızın ve yasa önünde tambir eşitlikle hür olarak beyan etmeye, korumaya ve geliştirmeye haklarıolduğunu";
doğrulamaktadırlar.
Parisyasası ile, Helsinki Nihai Senedi'nin on ilkesine tam bir 5adakatle uyulacağıayrıca taahhüt edilmiştir.
Anayasa,Başlangıç'ta ve 174. maddesinde Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyineulaştırılması ya da bu seviyenin üstüne çıkarılması azmini belirlerken; 2.maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında "demokratik" olmayıhukuk devletinin temel özellikleri arasında saymıştır.
Çoğunlukesası ve çoğulculuk, katılımcılık ve düşünce özgürlüğü demokrasininvazgeçilmeyen öğeleridir.
Çoğunluk,sayıca üstünlüğü temsil eder, kararların çoğunluk tarafından alınması, çoğunluktarafından yönetilme anlamına gelir. Çoğulculuk (çokçuluk) ise, bir tek ilkeyeya da görüşe bağlı olmamak, çeşitlilik ve farklılıkla birliktelik siyasalaçıdan, değişik görüş ve eğilimlere yönetimde söz hakkı tanımaktır. SiyasalPartiler, örgütsel yapılarıyla çoğunluk ve çoğulculuk ilkelerini yaşamageçirirler. Anayasa'nın 68. maddesindeki "Siyasi partiler, demokratikSiyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" denilmekle bu hususvurgulanmıştır.
Katılımcılık,kişilerin, karar alma sürecinin her aşamasına oylarıyla ve düşünceleriylekatılmaları; demokratik yapıdaki örgütlerde yer alarak kamu oyunu etkilemeleriyoluyla gerçekleşir. Siyasi partiler, bu konuda da en önemli göreviyüklenirler.
Düşünceözgürlüğü, ya da çok seslilik, duymak istemediğimizi de dinlemeyi gerektirir.Görüşlerini paylaşmadığınız, söylediklerini beğenmediğimiz ve onaylamadığımızkişilerin bu görüşlerini açıkca bildirebilme özgürlüklerine saygı duyulması veolanak sağlanması demokrasinin vazgeçilmeyen öğesidir. Demokrasi demekdüşünceye saygı, karşı görüşe hoşgörü demektir. Düşünce özgürlüğüyle güdülenamaç, toplum huzurunu sağlamanın yanında Siyasi partiler tarafından temsiledilen çeşitli görüşlerin toplumdaki yansımasını görmek ve en iyi çözümeulaşmaktır. Demokratik Siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurunu oluşturan Siyasipartiler, sorunlar karşısında çözüm üreterek bu işlevi yerine getirirler.Siyasi partilerin, beğensek de, beğenmesek de, buldukları çözümleri ya dasavundukları görüşleri, topluma açıkça ve çekinmeden sunarak çoğunluğa maletmeye çalışmaları, çoğunluğu elde ettiklerinde de iktidar olmalarıdemokrasinin gereğidir.
Siyasipartiler bu işlevlerini baskı ve teröre dönüştürmedikçe ya da belirli gruplaradayanarak ihtilâlle iktidara gelmeyi amaçlamadıkça Anayasal ve hukuksalkorumadan yararlanmalıdırlar.
Anayasanın69. maddesinde "Siyasi partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme vekapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir."denilmektedir. O halde siyasi partiler, anayasadaki esaslar dairesinde veancak, Anayasada sayılan nedenlerle kapatılabilir. Siyasi Partiler Yasası,siyasi partilerin kapatılmalarına ilişkin yeni nedenler getirmemelidir.
Olayda,kapatma davacı, Sosyalist partinin "Devletin ülkesiyle ve milletiylebölünmez bütünlüğünü bozmak savına dayandırılmıştır. Anayasanın 69. maddesinde,siyasi partilerin .... Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışınaçıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır." denilmektedir. Anayasanın 14.maddesinde de, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbirinin, devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, amacıyla kullanılamayacağıaçıkça belirtilmiştir.
Budurumda, kapatma davasının muhatabı olan partiyi yargılarken, bu partininfaaliyetinin "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak" amacını güdüp, gütmediğinin araştırılması gerekir.
Başsavcılık,Sosyalist Parti'nin kapatılması istemini Parti Genel Merkezince bastırılıpdağıtılan;
1.Serhıldan Çağrılar 1
2.Serhıldan Çağrılar 2
3.Kürt Sorununa Çözüm 4, adlı yayınlara; televizyondaki açık oturumda yapılan11.10.1991 günlü konuşmaya, açık hava ve kapalı salonlardaki parti başkanınınseçim konuşmalarına ve kimi duvar ilânlarına dayandırmıştır.
Buyayın ve konuşmalarda, Mahkememiz önünde yapılan açıklamalarda ve savunmadagözlenen, bu partinin Türk halkı yanında, kürt halkını ayrı bir varlık olarakgördüğüdür. Bu partiye göre, "sorunu çözecek esas etken kürt halkıdır.Kürt halkı, kendi kaderini tayin hakkına sahip olacaktır. En iyi çözüm, Türk vekürt halklarının demokratik federal bir devlet içinde iki federe devlet olarakbirlikte olmalarıdır. Ancak, kürt halkı, isterse ayrı bir devlet de kurabilir.Ancak, iki halk için iyi olan federal yapıda birlikte olmaktır". Özgüriradenin saptanması için, kürt illerinde hak oyuna gidileceğinisöylemektedirler. Bu partiye göre "Federal Cumhuriyet içinde yer alan heriki ulusun, dillerini, kültürlerini geliştirme, siyasal çalışma ve örgütlenmehakkı güvence altına alınacaktır. Resmi dil Türkçe ve Kürtçe olacaktır".
Görüldüğüüzere, Sosyalist Parti, varlığını ileri sürdüğü iki halkın öncelikle federedevletler oluşturarak federal bir devlet çatısı altında birlikte yaşamalarınıamaçlamakta, ancak kürt halkının bunu kabul etmemesi durumunda ayrı bir devletde kurabileceklerini kabul etmektedir. Böylece, Siyasi parti olarak beğensekde, beğenmesek de soruna kendince bir çözüm getirmektedir. Bu parti yönündensavundukları çözümün gerçekleştirilebilmesi demokratik bir seçimle çoğunluğuelde etmeleri koşuluna bağlıdır. Parti başkanının, sözlü açıklamasına,konuşmalarına ve yayınlara göre, partinin esas amacı, Türk ve kürt halklarınıfederal bir yapıda birlikte tutmaktır. Ancak kürt halkı isterse ayrı bir devletde kurabilecektir.
Arzuettikleri çözümün öncelikle ayrı halklar için federal devlet yapısı içindebirlikte yaşam, federal yapıda bütünlük ve birliktelik olduğunu ileri sürmelerikarşısında, söz konusu partinin, Anayasanın kapatma nedeni saydığı,"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak" amacınıgüttüğü kanısına varılamamıştır.
Nitekim,Başsavcılığın savını dayandırdığı parti yayınları arasında yer alan SerhıldanÇağrılar 1 ve Serhıldan Çağrılar 2 adlı broşürler; Doğu Perinçek'inkonuşmaları, kürt sorununa çözüm önerileri adlı yayın nedeniyle Devlet GüvenlikMahkemesinde bölücülük ve kürt propagandası yapmak suçlarından açılan davaların13'ü beraatle ve biri de takipsizlikle sonuçlandığı, dosyada mevcut kararörneklerinden anlaşılmaktadır. Kapatma davasının Siyasi partiye karşı, cezadavalarının ise kişilere karşı açıldığı ve bu nedenle birbiriyle ilgisibulunmadığı ileri sürülebilirse de; ceza davalarının parti başkanı olan kişininbaşkan olmadan önce ve sonraki konuşmaları ve partinin yayınları nedeniyleaçılmış olması; suçun bölücülüğe ve kürt propagandasına ve daha önemlisi,Başsavcılığın kapatma nedeninin de bu belgelere dayandırılması karşısında,parti başkanı olan sanık ile parti kişiliği özdeşleşmektedir. Kişi için suçoluşturmayan bir belge, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası hükümlerini uygulamak suretiyleincelenen Siyasi parti kapatma davasında da kapatma nedeni olmamalıdır.Savcının dayandığı broşür, yayın ve konuşmaların, bölücülük suçunuoluşturmadığı verilen beraat ya da takipsizlik kararlarından anlaşıldığınagöre, bu konuşma ya da yayınlar Siyasi partinin kapatılma davasındakapatılmanın nedeni olmamalıdır. Beraat kararları, en azından bu belgelerin suçoluşturmadığının kanıtıdır. Özetlersek, Siyasi parti için kapatma isteminindayandığı neden, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak" amacını gütmek suçudur. Devlet Güvenlik Mahkemesi açısından butürde bir suç oluşturmayan yayın ve konuşmalar, Siyasi partiler açısından dakapatma nedeni olacak bir "suç" niteliğinde kabul edilmemelidir.Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi Siyasi partilerin kapatılması davalarında CezaMuhakemeleri Usulü Yasası'nı uygulamaktadır. Bu Yasa'nın 253. maddesi aynısanık için evvelce verilmiş hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddiniöngörmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin kişiyi değil, partiyi yargılamakta olması,daha önce bir mahkeme önünde aklanan bir yayına ya da konuşmaya göre kararvermek durumunda bulunması gerçeğini değiştirmez.
Siyasipartilerin görüşleri, aynı zamanda düşünsel ürünleridir. Kaynağını akıldan alandüşünce, açıklaması yasaklanmadığı sürece, genelde, yatağında sessiz akan birdere gibidir. Düşünce, yeni görüşlerle beslenerek ya da karşıt görüşlerleçatışarak gelişebilir ya da değişebilir, ancak bu oluşum ve akış tam biranlatım özgürlüğü içinde gerçekleşmelidir; önü tıkanan düşünce büyüyüpyayılabilir, yasaklanan görüş çekici gelebilir.
Teröristuygulamada bulunduğu ileri sürülmeyen, zor kullanmayı ya da ihtilâl yoluylaiktidarı almayı amaçlamayan bir partinin kapatılması, o partinin görüşlerininyaygınlaşmasına neden olabileceği gibi, ayrıca, ülke içi ve dışı pek çok sorunayol açabilir.
Açıklanannedenlerle Sosyalist Parti'nin kapatılması isteminin reddi gerektiği oyu ileverilen karara karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOYYAZISI
EsasSayısı : 1991 /2 (Siyasi Parti Kapatma)
KararSayısı : 1992/1
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı tarafından "Ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünübozmayı amaçlamak suretiyle faaliyette bulunarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun Dördüncü Kısım hükümlerine aykırıdavranışta ..." bulunan Sosyalist Parti'nin kapatılması istemiyle14.11.1991 günlü ve SP. 23 Hz. 1991/94 sayılı İDDİANEME ile AnayasaMahkemesi'nde dâva açılmıştır.
DavalıSosyalist Parti, kapatma istemine dayanak olarak gösterilen 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğunu, Anayasa'nın Geçici 15.maddesinin üçüncü fıkrasına karşın iptal ya da ihmal edilmesi gerektiğini,29.01.1992 günlü Ön Savunma'sında (S. 8-t1), 30.03.1992 günlü ve sözlü açıklamaistemni de içeren Esasa İlişkin Savunma'sında (S. 1-3) ve 12.05.1592 günlüSözlü Açıklama Tutanağı'nda (S. 6) ileri sürmüştür.
Anayasa'nınsözü edilen Geçici 15. maddesinin üçüncü fıkrasını sağlıklı bir irdelemeye tabitutabilmek için, maddenin tam metnini aşağıya alıyoruz:
"GEÇİCİMADDE 15.- 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel secimler sonucu toplanacakTürkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçeceksüre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyi'nin, bu Konseyin yönetimidöneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunlagörev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayıhaklarında cezaî , malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bumaksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bukarar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci vegörevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar tasarrufta bulunanlar veuygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Budönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılıAnayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'yaaykırılığı iddia edilemez."
AnayasaMahkemesine soyut ya da somut norm denetimi yoluyla gelen iptal istemlerindeolduğu kadar Siyasi parti kapatma davalarında da, sözü edilen GEÇİCİ MADDE15'in amaçladığı yasak kuralların, "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genelseçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanınıoluşturuncaya kadar geçecek" süreyi kapsadığını, bu dönemden sonra, aynımaddenin üçüncü fıkrasının uygulama olanağının kalmadığı sık sık ilerisürülmüştür. Bu tür savlar karşısında Anayasa Mahkemesi her defasında, maddeninbirinci fıkrasında belirlenmiş "bu dönem" içinde çıkarılmış bulunanyasa ya da yasa gücünde kararnamelerin Anayasa'ya aykırılıklarının ilerisürülemeyeceğini, oyçokluğuyla da olsa, karara bağlamıştır (Esas: 1990/1-SP.Kapatma, Karar: 1991/1, Resmî Gazete, 28.1.1gg2, Sayı: 21125, S. 57). YineAnayasa Mahkemesi'ne göre, "geçici maddelerin geçerliği uygulamasüreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarlakendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam iledeğerlendirilmelidir. Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasındabağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını sağlar ve uygulamanıngeniş bir zaman dilimine yayılmasını gerçekleştirir. Geçici maddelerle temelhükümler arasındaki farklılık ta burada yatmaktadır. Hukuksal değer bakımındanise geçici maddelerle temel hükümler arasında bir farklılık bulunmamaktadır.Anayasa'nın açık olarak düzenlediği bir kanunun haklı nedenler olsa dahiAnayasa Mahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez" (Aynı karar, S,57; ayrıca bkz. E. 1990/2-SP. Kapatma, K.1991/2, Resmî Gazete, 24.4.1992, Sayı:21208, S. 23-24).
Kanımızcapek çok devletin anayasasında ortaya konuş nedenleriyle uyumlu, geçişdönemlerinin zorunluluklarıyla sınırlı "geçici" maddelerin bulunmasıdoğaldır. Bunlar, kendilerini doğuran neden ve koşulların ortadan kalkmasıylayürürlük güçlerini yitirirler. Oysa, Türk Anayasa Mahkemesi, Geçici 15.maddenin süre ve konu öğelerini "GEÇİCİ"likten "KALIC!"lığadönüştürmüş, etki alanını genişleterek kurumsallaştırmıştır. Anayasa koyucununöngördüğü çerçeveyi de aşmıştır. Çünkü:
1.Anayasa koyucu, 12 Eylül 1980 tarihinde yeni kurucu bir iktidarın yolunuaçarken, 6u uğurda yaşamlarını ortaya koyan lider kadrosunu, aynı dönemdekihükümetleri ve başlıca görevi bugünkü Anayasa'yı hazırlamak olan DanışmaMeclisini her türlü karar ve tasarruflarından dolayı cezaî, malî veya hukukîsorumluluk dışına çıkarmış, bu amaçla herhangi bir yargı merciinebaşvurulmasını önlemiştir. Geçici 15. maddenin zaman ögesi, başlangıç vebitiş tarihleriyle "dönem" olarak belirlenmiştir. "Muhatap"ögesini,Milli Güvenlik Konseyinin başkan ve üyeleri, bu dönemde kurulan hükümetler ileDanışma Meclisinin üyeleri, bunların karar ve tasarruflarına dayalı olarak odönemlerdeki yönetimce ya da yetkili kılınmış organ, mercii ve görevlilercekarar alanlar , tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar oluşturmaktadır. Konuögesi de, muhatap ögesinin kararları, işlemleri ve uygulamalarıdır.
2.Anayasal korumanın muhataplarının, belirlenen dönemdeki karar,işlem ve uygulamalarının dayanağı olan yasa ya da yasa gücündeki kararnamelerinAnayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecektir.
3.Bu anayasal , koruma, muhatap ögesinin kapsamındaki kamu görevlileri içinyaşamları boyunca ya da bu maddenin bir Anayasa değişikliğiyle yürürlüktenkaldırılmasına kadar geçerlidir. Ölüm hali, doğaldır ki, bu korumamekanizmasının işlevini de ilgilisi için sona erdirecektir.
4.Geçici 15. maddenin belirlediği dönem sonrasındaki karar, eylem ve işlemlerindayanağı olan yasa ya da yasa hükmündeki kararnameler, anılan dönemdeçıkarılmış olsalar da, Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi olmaları gerekir.Bir başka anlatımla, bu koruyucu kural, her zaman, her konuda ve herkes içinuygulanamaz. Maddenin GEÇİCİ niteliği, ancak bu yolla kendi mantığı içindetutarlılık ve uyum kazanabilir.
5.Anayasa koyucu, Geçici 15. maddeyi, Anayasa Mahkemesi kararında nitelenençerçevede kalıcı, sürekli ve temel bir ilke olarak kabul etseydi, geçicimaddeler arasında değil, asıl metni oluşturan kuralları içine alırdı. Örneğin;usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelerin (madde 90/5),olağanüstü hallerde sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan yasa gücündekikararnamelerin (madde 148/1) Anayasa'ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi'ndedâva konusu yapılamayacakları, kalıcı ve sürekli birer kural olarakdüzenlenmiştir.
6.Anayasa Mahkemesi'nin artık yerleşik hale gelmeye başlayan yorumları karşısındaGeçici 15. maddeyle koruma altına alınan yasa kuralları, Anayasa'nın temelilkeleriyle çeliştiği izlenimini vermektedir. Bu durumda başvurulabilecek ikiyol vardır: Birinci ve öncelikli yol, Anayasa Mahkemesi'nin bir kararında dabelirtildiği gibi; "... Anayasa'nın temel ilkelerine ve bu ilkelere egemenolan hukukun ana kurallarına olabildiğince uygun düşecek biçimde yorum..."tekniğini kullanmaktır (Esas: 1984/1-SP. Kapatma, Karar: 1984/1, AMKD. Sayı:20, S.504). İkinci yol ise "ihmal" tekniğidir. Örneğin; 1961Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu'nun 481. maddesininbirinci fıkrasına ilişkin olarak "ihmal" tekniğini uygulamış vekararını şu gerekçeye dayandırmıştır: "481. maddenin birinci fıkrasındakiispat hakkını sınırlayıcı hükümlerinin bir yana bırakılması ve kurallarkademeleşmesinde en üst düzeyde bulunan Anayasa'nın 34. maddesindeki hükmündoğrudan doğruya uygulanması gerekir." (Esas: 1981/8, Karar: 1982 /3,AMKD. , Sayı : 20, S. 8).
Budurumda, davalı Sosyalist Parti'nin kapatılması istemine dayanak gösterilen veGeçici 15. maddenin koruması altındaki konu ve kişiler dışında kalan, ancakaynı maddenin belirlediği dönemde çıkarılmış 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın ilgili kuralları, ya doğrudan Anayasa'ya uygunluk denetimine tabitutulmalı ya da ihmal tekniğiyle uygulama dışı bırakılmalıdır.
Açıklanannedenlerle, Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin öngördüğü sürede çıkarılmışolması nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın aynı maddenin üçüncüfıkrası uyarınca Anayasa'ya uygunluk denetimi dışında bırakan çoğunlukkararının bu bölümüne karşıyım.
Üye
Mustafa GÖNÜL
KARŞIOYYAZISI
EsasSayısı : 1991 /2 (Siyasi Parti - Kapatma)
KararSayısı : 1992/1
Savunmada,22.4.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun onkez değişikliğe uğradığı, MGK döneminde çıkarılan kanun olma niteliğiniyitirdiği iddiasıyla Anayasa'nın geçici 15. maddesinin koruması dışında kaldığıileri sürülmüştür.
Gerçekten,Anayasa'nın geçici 15. maddesi hükmünce "MGK döneminde çıkarılan yasalarınAnayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği" kuralı, yasaların MGKdöneminde yürürlüğe konan orijinal biçimine ve bütünlüğüne sahip olduğu sürecegeçerlidir. Olağan yasama organı tarafından birkaç kez değiştirilerekbenimsenen bir yasanın, MGK döneminde çıkarılan, orijinal biçim ve bütünlüğünükoruyan bir yasa olduğu ileri sürülemez ve artık genel kuralın bir istisnasınıoluşturan Anayasa'nın geçici 15. maddesinin koruması altında bulunduğu dadüşünülemez. Bu nedenle, 2820 sayılı Yasa'nın Anayasa'ya aykırılığı iddiaedilen maddelerinin Anayasa'ya aykırı olup olmadığının irdelenmesinin usulenmümkün olacağı inancıyla, aksi yönde kararı oluşturan çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Mustafa ŞAHİN