ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1993/2 (SiyasîParti-Kapatma)
Karar Sayısı:1993/3
Karar Günü:30.11.1993
R.G.Tarih-Sayı:09.08.1994-22016
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Sosyalist Türkiye Partisi
DAVANINKONUSU : Sosyalist Türkiye Partisi Programı'nın kimi bölümlerinin 2820 sayılıSiyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendiyle 81. maddesinin (a) ve(b) bendlerine; Anayasa'nında Başlangıç Kısmı'yla 3., 4., 14., 68., 69.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek Siyasî Partiler Yasası'nın 101.maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I-İDDİANAME
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.2.1993 günlü, SP.43.HZ.1993/16 sayılıiddianamesinde aynen şöyle denilmektedir:
I-Giriş
Anayasa'daözel olarak düzenlenen demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olan veönceden izin alınmadan kurulan siyasal partiler, millî iradenin oluşmasındakiyüklendikleri rol ve görevle ri gereği Devlet ve toplum düzeni içinde çokönemli yere sahip tüzel kişiliği haiz kendi siyasetlerini yürütmek içinteşkilatlanan kuruluşlardır. Ancak; ulus bütünlüğünü demokratik düzeni veCumhuriyet ilkelerini hedef alacak tarzda mutlak ve sınırsız davranış yetkisinede sahip değillerdir.
Anayasa,siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve milleti ilebölünmez bütünlüğüne insan haklarına, millet egemenliğine demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağını öngörmüş, aksine davranışta bulunansiyasal partilerin ise kapatılacağını ifade etmiştir.
Siyasalpartilerin toplum düzeni içindeki olağanüstü rollerini göz önüne alan Anayasa,kurulan siyasal partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukîdurumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben veöncelikle denetleme ve faaliyetlerini takip etme ve gerektiğinde de kapatmadavası açma görev ve yetkisini Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiştir.
Davalısiyasî parti, gerekli bildiri ve belgelerin 6 KASIM 1992 tarihinde İçişleriBakanlığına verilmesi ile Siyasî Partiler Yasası'nın 8. maddesine göre tüzelkişilik kazanmıştır. Kuruluş bildiri ve belgelerinin İçişleri Bakanlığınca,Cumhuriyet
Başsavcılığımızagönderilmesini takiben Anayasa'nın 69. ve Siyasî Partiler Yasası'nın 9.maddeleri uyarınca davalı partinin tüzük ve programıyla, kurucularının hukukîdurumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikleincelenmiş ve programında aşağıda belirtilecek olan aykırılıklar bulunduğusaptanmıştır.
II-Konu İle İlgili Yasal Düzenlemeler
A)Anayasa Hükümleri:
1-"MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adaletanlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal birhukuk Devletidir."
2-"MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.Dili Türkçedir.
Bayrağı,şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millîmarşı "İstiklal Marşı"dır.
BaşkentiAnkara'dır."
3-"MADDE 4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
4-"MADDE 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletininbağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti vedemokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır."
5."MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
KanunlarAnayasaya aykırı olamaz."
6."MADDE 14.- Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin veCumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yoketmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal birsınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, dinve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşleredayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.
Buyasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrikedenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Anayasanınhiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
7."MADDE 68.- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partileregirmeye ve partilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek içinyirmibir yaşını ikmal etmek şarttır.
Siyasîpartiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Siyasîpartiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içindefaaliyetlerini sürdürürler.
Siyasîpartilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.
Siyasîpartiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz, kadın kolu, gençlikkolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremez,vakıf kuramazlar.
Hâkimlerve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındakiöğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarınınmemur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliğitaşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve Silahlı Kuvvetler mensuplarısiyasî partilere giremezler."
8-"MADDE 69.- Siyasî partiler, tüzük ve programları dışında faaliyettebulunamazlar; Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar;çıkanlar temelli kapatılır.
Siyasîpartiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernekler,sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki meslekkuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliği içindebulunamazlar. Bunlardan maddî yardım alamazlar.
Siyasîpartilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokrasi esaslarına aykırıolamaz.
Siyasîpartilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır.
CumhuriyetBaşsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularınınhükukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarınıtakiben ve öncelikle denetler; faaliyetleri de takip eder.
Siyasîpartilerin kapatılması, Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine,Anayasa Mahkemesince karara bağlanır.
Temellikapatılan siyasî partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yenibir siyasî partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamıyacakları gibi,kapatılmış bir siyasî partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceğiyeni bir siyasî parti de kurulamaz.
Siyasîpartiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdekidernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar,bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğüaleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu fıkra hükümlerine aykırıhareket eden siyasî partiler de temelli kapatılır.
Siyasîpartilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdakiesaslar dairesinde kanunla düzenlenir."
B)Siyasî Partiler Yasası Hükümleri
1."MADDE 78.- Siyasî partiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtız şartsız TürkMilletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d)Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e)Genel ahlâk ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
f)Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerini yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar."
2."MADDE 81.- Siyasî partiler :
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar.
c)Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veyakapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propaganlarında Türkçe'den başkadil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar,plâkla, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamazlar vedağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasınakayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış dillerdışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür."
III-Dava Konusu Parti Programı
Davalıparti benimsediği siyasetini sürdürebilmek için hazırladığı, bilimsel sosyalizmağırlıklı programının dava konusu edilen bölümlerinde;
Birincibölümün;
Sosyalizmprogramının alt yapısı,
21.Yüzyıla doğru dünyamız başlığı altında;
İçindebulunduğumuz 21. yüzyılın "emperyalizm ve sosyalist devrimler çağı","kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı" olarak nitelenegeldiğini,uluslararası devrim sürecinin üçlü bileşen üzerine oturduğunun sık sıkvurgulandığını bu bileşenlerin,
Sosyalistülkelerdeki kuruluş süreçleri;
Kapitalistülkelerde süren işçi sınıfı merkezli, sınıf mücadeleleri;
Ulusalkurtuluş hareketleri ve bağımsızlıkçı devrimler....olduğunu.
UlusalKurtuluş Mücadeleleri başlığı altında;
Ulusalkurtuluş hareketlerinin dünya devrim sürecinin organik bir parçası olduğunu,ulusal kurtuluş hareketleri bağlamında bugün dünyamızdaki en önemlidinamiklerden birini Kürt ulusal hareketinin oluşturduğunu, devrimci çizgidekiısrarı bu harekete diğer ulusal kurtuluş hareketleri arasında özel bir yerkazandırdığını, söz konusu ısrarı emperyalist ağırlığa rağmen sürdürebilmesihalinde yeni dinamikler yaratmasının söz konusu olabileceğini,
Ortadoğubaşlığı altında;
Sosyalistdünya yokluğunda burjuva yönetimli ulusal kurtuluş hareketlerinin bağımsızlıkkazanma olasılığının son derece zayıf olduğunu, ortadoğudaki emperyalizme karşıemekçi halklar arasında dayanışmanın yanı sıra, ulusal kurtuluş hareketlerininproleter ve sosyalist kanallara yöneltilmesi gerektiğini, bölgedeki kapitalistülke proleteryalarının siyasal güç ve özgürlük düzeyi ile ulusal hareketleriniç gelişmeleri arasında yakın ilişki bulunduğunu, anti-kapitalist işçihareketlerinin Türkiye, Yunanistan, İran v.b. ülkelerde yükselişe geçmelerininFilistin ve Kürt direnişleri nezdinde sosyalizmin daha güçlü çekim merkeziolmasını sağlayacağını, Balkanlar ve Ortadoğu arasında köprü konumunda olanTürkiye'nin dengesizlik ve istikrarsızlık üreten çeşitli dinamiklerin kesişimnoktasında yer aldığını en soldaki ulusal kavganın, Kürt hareketininiçerisinden çıktığını,
İkincibölümün,
Anti-kapitalistdönüşümler,
Ulusalsorun başlığı altında;
1-Ulusal ve etnik kökenin hiçbir biçimde bir ayrıcalık, ya da dışlama-ezilmenedeni olamayacağını,
2-Kürt ulusunun ve bütün etnik toplulukların kendi dil ve kültürel yapılarınıkoruyup geliştirebilmeleri olanağının sağlanacağını, dillerin geliştirilmeleri,zenginleştirilmeleri çalışmalarında hiçbir dile ayrıcalık tanınmıyacağını,
3-a) Ulusların ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkının yasalar vetoplumsal araçlarla güvenceye alınacağını,
b)Ayrılma hakkının kullanılmasının insanın, insanı sömürmesine zemin oluşturansosyo-ekonomik süreçleri gündeme getirmesi durumunda partinin bölgedeki bütünsosyalist ve devrimci güçlerle birlikte sürecin önüne geçileceğini,
c)S.T.P. sosyalist kurtuluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğinihedefleyip bu amaçla propaganda çalışmaları yapılacağını,
öngörmektedir.
IV-Kapatma Sebepleri ve Değerlendirme
A-Kapatma sebepleri;
DavalıSosyalist Türkiye Partisi programında "ulusal kurtuluş mücadelelerininsosyalizmin yerleşip gelişmesinde etken olduğu ve partinin siyasal anlayışıdoğrultusunda bu mücadelelerin desteklenmesi gerektiği, ulusal kurtuluşmücadeleleri içinde Kürt ulusal hareketinin önemli yere sahip olduğu ve TürkiyeCumhuriyetinin ülkesi üzerindeki topraklarda kurtuluş mücadelesi verdiği ifadeedilerek, ülkemizde başta Kürt ulusu olmak üzere ulusların bulunduğu, bunlarındil ve kültürel yapılarını koruyup geliştirmelerinde, ayrılma dahil kendigeleceklerini belirlemede, her türlü olanağın sağlanarak yasalar ve toplumsalaraçlarla güvenceye alınacağı, ulusal ve etnik kökenin ayrıcalık dışlanma veezilme nedeni olmayacağı, hiçbir dile ayrıcalık tanınmayacağı, Türk ve Kürthalklarının gönüllü birliğini temin için propaganda çalışmalarıyapılacağı..."
şeklindekigörüşler yer almaktadır.
B-Değerlendirme;
Siyasalpartilerin amaçları ve kapatılmalarına ilişkin esaslar Anayasa'nın 68. ve 69.maddelerinde düzenlenmiştir.
68.maddesinde;
Siyasîpartilerin tüzük ve programlarının, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı,
Sınıfveya zümre egemenliğine veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamayacağı,
69.maddesinde;
Siyasîpartilerin, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamayacakları,Anayasanın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamıyacakları, çıkanlarıntemelli kapatılacağı,
Yabancıdevletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek vegruplardan herhangi bir surette aynî ve nakdî yardım ile emir alamayacakları,bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar vefaaliyetlerine katılamayacakları, bu sınırlamalara aykırı hareket eden siyasîpartilerin temelli kapatılacakları,
Esasıgetirilmiş ve
Siyasîpartilerin kuruluşları, faaliyetleri denetlenmeleri, kapatılmaları ile ilgilihususların ise Anayasada belirtilen ilke ve esaslar dikkate alınarak kanunladüzenleneceği ifade edilmiştir.
Anayasadaöngörülen bu düşünceden hareketle düzenlenen Siyasî Partiler Yasası'nda,partilerin amaç ve faaliyetlerinde uyulması kaçınılmaz olan hususlar ileuyulmamasının sonuçları yasanın dördüncü kısmında siyasî partilerle ilgiliyasaklar ve beşinci kısmında siyasî partilerin kapatılması başlıkları adıaltında belirlenmiştir.
Anayasave Siyasî Partiler Yasası'nın ortaya koyduğu ilke ve esaslar doğrultusundadavalı parti programı incelendiğinde;
TürkiyeCumhuriyeti ülkesinin toprakları üzerinde başta Kürt ulusu olmak üzereulusların bulunduğu ve Kürt ulusunun bu topraklarda kurtuluş mücadelesi verdiğiifade edilerek özellikle yaşayan bir "Kürt ulusunun" varlığı açık veseçik bir biçimde kabul edildikten
sonra;
"Ulusalve etnik köken hiçbir biçimde bir ayrıcalık, ya da dışlanma-ezilme nedeniolamaz."
"Kürtulusunun ve bütün etnik toplulukların kendi dil ve kültürel yapılarını koruyupgeliştirebilme olanağı sağlanır. Dillerin geliştirilmeleri, zenginleştirilmeleriçalışmalarında hiçbir dile ayrıcalık tanınmaz."
"Ulusların,ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkı yasalar ve toplumsalaraçlarla güvenceye alınır."
"STP.Sosyalist kuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğini hedefler.Bu amaçla propaganda çalışmaları yapar."
Şeklindegörüşlerin programda benimsendiği anlaşılmaktadır.
Siyasalbir partinin Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin toprakları üzerinde Türk ve Kürthalkları adı altında iki ayrı ulusun varlığını açıkça kabul edip, Türkçedenbaşka dil konuşan azınlıkların bulunduğunu, bunların kendi dil ve kültürelyapılarını koruyup geliştirebilme olanağı sağlayacağını ileri sürerek, buazınlıklara, ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkı tanımakistemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması anlamınıtaşır.
Sosyalistkuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğinin hedeflenerek, buamaçla propaganda çalışmaları yapılacağının belirtilmesi, ulusal yapıdakibütünlüğü bozucu düzenlemenin parti tarafından desteklendiğini gösteren ayrıbir olgudur.
Bunedenle ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı SosyalistTürkiye Partisi:
a)Anayasa'nın 3. maddesinin birinci fıkrasının "Türkiye Devleti ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
b)Anayasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasının "Anayasada belirtilen hak vehürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak ...veya dil ...ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamaz."
c)Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasının "siyasî partilerin tüzük veprogramları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne...aykırıolamaz."
d)2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun dördüncü kısmında yeralan 78. maddesinin(a) bendinin "Siyasî Partiler...Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, ...dair hükümleri değiştirmek...dil ...ayrımıyaratmak...amacını güdemezler."
e)Aynı Kanun'un 81. maddesinin (a) ve (b) bendinin "Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
f)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyettebulunamazlar."
Biçimindekibuyurucu kurallarına aykırı davranmış bulunmaktadırlar.
Sonuç:
Yukarıdagerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalıSosyalist Türkiye Partisi'nin:
TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın başlangıç kısmı, 3., 4., 14., 68. ve 69. maddeleriyle2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin(a) ve (b) bentlerine aykırı olarak devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı amaçladığı sonucuna varıldığından, davalı siyasî partinin2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 101/a maddesi gereğince kapatılmasınıarz ve talep ederim."
II-DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
SosyalistTürkiye Partisi Vekilinin 7.5.1994 günlü ön savunmasında aynen şöyledenilmektedir :
"-Usul Açısından Ön-Savunmamız
1-Dava yasal prosedüre uygun olarak açılmamıştır. 2820 sayılı Siyasî PartilerYasası incelendiğinde, yasanın 9. maddesinin işletilerek öncelikle SosyalistTürkiye Partisine eksiklik ve aykırılıklar için ihtarda bulunulması gerekirdi.
a-Sözkonusu yasanın 101. maddesi ile 9. maddesi ele alınmalıdır. 101. maddenintek başına olaya uygulanması olasılığı yoktur. Çünkü yasanın 9. maddesi;
"CumhuriyetBaşsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukidurumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerinin tamamolup olmadığını, kuruluşlarını takiben öncelikle inceler.." demeksuretiyle, dikkat edilirse tüzük ve programlarının Anayasa ve kanun hükümlerineuygunluğunun da gözönüne alındığı anlaşılmaktadır. 9. Maddenin altını çizdiğimizcümlesi, esin kaynağını Anayasanın 69/5. fıkrasından almaktadır;
"CumhuriyetBaşsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukidurumlarını Anayasa ve kanun
hükümlerineuygunluğunu kuruluşlarını takiben öncelikle inceler"
biçimindedüzenlenmiş olan anayasa maddesi, 2820 sayılı SP Yasasının
9.maddesine aynen aktarılmıştır. Tüzük ve programlarının Anayasa ve yasayauygunluğunun denetimi ile birlikte kuruluş işlemlerinin ve kurucuların hukukidurumlarının incelenmesi eş zamanlı bir etkinliktir ve bu haliyle 9. madde heriki tür incelemenin prosedürünü oluşturmaktadır. Kaldı ki, siyasî yaşama yenigirmiş ve siyasî örgütlenmesi ve mücadelesini yeni oturtmaya çalışan yasal birpartinin Anayasanın 14. maddesinde belirtilen yasaklara aykırı amaç güttüğünüiddia edebilmek için de böylesi bir ihtar gereklidir. Olaya uygulanacak hukukmantığı bu olmalıdır. İddianamenin açmazı da burada yatmaktadır. Dernekleryasası incelendiğinde, benzer prosedürün İçişleri Bakanlığı kanalınca dernekleriçin de uygulandığını, tüzük incelenmesi ile kuruluş belgeleri ve kurucularınınniteliklerinin yasal denetiminin aynı anda ve ihtar prosedürlü yürütüldüğünügörürüz. İddianamede siyasî partiler dernek statüsünden de aşağı bir değereitilmiştir. Yasadaki sözkonusu çelişkiyi siyasî partiler lehine çözümlememizgerekir.
Programve tüzüklerdeki Anayasaya aykırılık durumlarını da giderilecek noksanlıklardansayıp, Anayasal güvence altına alınarak diğer tüm siyasî teşekküllerden üstüntutulmuş siyasî partilere de düzeltme hakkı tanınmalıdır.
Kaldıki, siyasî partilerin eksiklik ve noksanlıklarının incelenmesiyle aynı süreçtebaşlayan Anayasaya uygunluk denetiminin dernekler yasasındaki gibi belli birsüre ile (90 gün) sınırlanmamasının aleyhte yarattığı durumun giderilmesi içinde prosedürün bu biçimde uygulanmasında yarar bulunmaktadır.
Yasanın101. maddesinin Teknik Hukuk mantığı ile olaya doğrudan uygulanması yasanın veAnayasanın amaçsal yorumuna aykırı bir tutum olacaktır. Hukuk tarihimizde 1961Anayasası ile birlikte değişik bir düzenleme mevcuttur. Bu düzenleme, siyasîpartileri derneklerden ayıran, özel bir statüye sokan ve bu anlamda da dernekörgütlenmesinden hukuksal değer olarak daha üstün tutan bir niteliğe sahiptir.Siyasî partilerin sözünü ettiğimiz hukuksal değerinin bir sonucu olmasıgerekir. Bu sonuç ise, doğrudan kapatılma davası açılmasını önleyen bir sonuçolmalıdır. Yasanın 101. maddesi bu anlamıyla Anayasal Düzenlemenin Temelprensipleri ile çelişki halindedir. (Bu konuda ileride açımlayacağımız; 1982Anayasasının Geçici 15. maddesi ve Anayasa aykırılık iddiaları hakkındakisavunmamızı şimdilik bir kenara bırakırsak) Ortada, hukuksal değerlerdüzleminde hiyerarşik bir karmaşa bulunmaktadır. Çözüm, 101. maddenin 9. maddeile birlikte değerlendirilmesi, siyasî partiye eksiklik veya aykırılığınıgidermesi için ihtarda bulunulması ve duruma göre davanın açılıp açılmamasınakarar verilmesidir. 101. Maddeyi teknik hukukçu perspektifi iledeğerlendirirsek, siyasî parti kapatma prosedürünün derneklerin kapatılmasıprosedüründen çok daha kolay, basit ve adalete aykırı olduğunu görürüz. Siyasîpartilere tanınan Anayasal güvencenin içeriğini boşaltan 101. madde daryorumlanarak, bu güvencenin ortadan kaldırılması hukuksal bir hata olacaktır.
b-Davanın duruşmalı olarak görülmesi gerekir. Her ne kadar Anayasanın 149/sonmaddesi Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri dosya üzerinde inceleyeceği hükmü ve yine SPY m.98/1. ve 2949 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın" 23.maddesi, dosya üzerinden inceleme yapılmasına yönelik iseler de, duruşmalıyargılama talebimizi engelleyen hüküm içermemektedirler. Adı geçen hükümler; buhakkın kullanımını olsa olsa mahkemenin takdirine bırakmıştır şeklindeyorumlanabilir. Ancak "Duruşmalı" yargılama yapılmasını engelleyenmadde emredici hüküm niteliğinde değildir. Keza bu konuda Anayasa Mahkemesi'ningerek gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konuhakkında bilgisi olanları çağırma yetkisi tanınmış olması, sınırlayıcı birhüküm değildir. "Duruşmalı" yargılama yapılmasını imkansız kılmaz.Burada CMUK 387. maddeyi de SPY m.98 deki atıfla ele aldığımızda, ortada örtülüboşluk mevcuttur ve bu boşluk siyasi partilere tanınan "Anayasalgüvence" temel alınarak talebimiz yönünde doldurulmalıdır.
SiyasîPartiler Yasası 98. maddesinin CMUK hükümlerinin uygulanacağına dair bendini"Kanun yolları" kapatılmış bir dava açısından değerlendirdiğimizde,dosya üzerinden yapılacak ve itiraz yolu dahi kapatılmış bir yargılamanınduruşmalı yapılmasının kabulü gerekmektedir. Siyasî parti kapatma davalarınınbirer ceza kararnamesi değerinden de aşağıya düşürülmemesi zorunludur.
c-Siyasî Partiler Yasası'nın usul yönünden değerlendirdiğimiz 101. maddesi aynızamanda Anayasa'nın 68. maddesine de aykırıdır.
Öncedenizin almadan kurulan (Anayasa m.68/3) ve demokratik siyasî yaşamın vazgeçilmezunsuru kabul edilen (Anayasa M.68/2) siyasî partilerin, Anayasadaki sınırlarıda aşan bir şekilde yasal kıskaca alınması sözkonusudur. Anayasanın 68.maddesinin davaya konu olan 4. bendinde;
"Siyasîpartilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve laikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz" denmektedir. Dikkat edilirsesınırlama; altını çizdiğimiz program ve tüzük kapsamının dışına taşmazken, 2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 101/a bendinde;
"Partitüzüğünün veya programının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen ve yetkiliparti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer partimevzuatının..." denmek suretiyle anayasal sınırlamayı aşan bir kapsamgenişletme sözkonusudur. Artık mevzuatıyla da parti sorumlu tutulmaktadır.
SPY101. maddenin başlığı "Dördüncü kısımdaki yasaklara aykırılık halindepartilerin kapatılması" şeklindedir ve dördüncü kısımda dava konusu olayauygulanmak istenen 81/a ve b bendleri, Anayasada bulunmayan ek sınırlamalardırve bu durumlarıyla Anayasaya aykırıdırlar.
Anayasa'nınGeçici 15. maddesinin Siyasî Partiler Yasası hakkında Anayasa'ya aykırılıkiddialarını imkansız hale getirdiği gerekçesi, teknik hukuksal yaklaşımın birsonucudur. Burada "Dar yorum" yapmanın toplumsal/siyasal gerçeklikile bağdaşmayacağına ilişkin savunmalarımızı ileride; esas hakkındakiönsavunmamız bölümünde açıklayacağız. Bununla birlikte Mahkemenin Anayasayı daaşan ve yukarıda belirttiğimiz hükümlerine açıkça aykırı olan bir yasayı temelolarak, yine aynı anayasanın "GEÇİCİ" bir hükmünü dayanak yaparak,sözkonusu maddeyi Anayasanın diğer ilkelerinden üstün tutarak hangigerekçelerle karar vereceği tarafımızdan merak edilmektedir. Geçici 15. maddeyiaşmanın yolu Siyasî Partiler Yasası'nın davaya konu olan 78/a ve b. bendlerininve yine 101/a. bendinin değerlendirilmesinde Uluslararası hukukun temelprensipleri ve ülkemizin taraf olduğu veya onayladığı Uluslararasısözleşmelerin birer iç hukuk metni ve/veya prensipleri olarak olayda dikkatealınması ve bu araçların dinamik yorum yöntemi ile Anayasanın sözel yorumundan ziyadeamaçsal yorumuyla birlikte siyasal/toplumsal gerçekler gözönüne alınarak olayauygulanması gerekir.
Bunundışında bir, zorlama; teknik olarak dahi bir yasal tasarruf niteliği taşımayanSiyasal Partiler Yasası'nın ilgili maddeleri ile hüküm kurma talihsizliğinemahkemeyi sevk edecektir. (Yasa tekniği olarak incelememiz ileride daha genişçeyer almaktadır.)
ç-Her olasılıkla, Konunun önemi ve toplumsal/siyasal gerçeklikteki sözünüettiğimiz değişimlerin somutlanması açısından, parti programının hazırlanmasısürecinde bulunmuş Sosyalist Türkiye Partisi Genel Başkanı Ali Önder Öndeşolmak üzere Genel Başkan yardımcısı İ.Kemal Okuyan, Merkez Yürütme Kuruluüyeleri Süleyman Z. Baba, Metin Çulhaoğlu ve isimlerini esas hakkındakimütalaaya yanıt larımızda açıklayacağımız konunun diğer ilgililerinin sözlüaçıklamalarına başvurulmasını şimdiden talep ediyoruz.
d-İddianamedeki bir başka eksikliği de Anayasal maddeleri sıralayıp adeta sevkmaddeleri gibi kullanarak, sonuç kısmında işlenmesi ve savunmanın önü tıkanmayaçalışılmıştır.
Esasaİlişkin Ön-Savunmamız :
-Anayasanın Niteliği ve Geçici 15. Madde
1-12 Eylül'ün ürünü ve kısa sürede aşınmış bir anayasanın maddeleri ile yargılamayapılmaktadır. Anayasanın hazırlanması ve yasalaştırma hareketleri Temel Hukukilkelerinin içeriğinin boşaltıldığı bir hukuk sistemi restorasyonu meydanagetirmiştir. Bu restorasyon, anti-demokratik özünü en iyi anayasanın önsözündebelirginleştirmiştir. Verili pozitif hukukla bu davanın yürütülmesisakıncalıdır. Bu nedenle, Toplumsal/siyasal gerçeklikle çelişik olan 12 Eylüldönemi ürünü başlangıç kısmının dava konusunu olayın değerlendirilmesindekullanılamaz. Yasal boşluk başka araçlarla doldurulmak zorundadır.
a-1982 Anayasası'nda, Temel Hukuk Prensipleri açısından bir karmaşasergilenmiştir. Zamana bağlı olmayan muafiyet mantığıyla Geçici 15. madde,Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliği olarak belirtilen vedeğiştirilmesi bile teklif edilemeyen (Anayasa m.4) Sosyal Hukuk Devleti ileçelişmektedir. Benzer çelişki Anayasanın 11. maddesinde belirtilen Anayasanınbağlayıcı ve üstünlüğü ilkesiyle ve yine Kanun önünde eşitlik ilkesi ile dedevam ettirilebilir. (Özellikle kişi ve kurumlara sağladığı muafiyet yönünden).Madde aynı zamanda "Milletlerarası sözleşmelerin iç hukuk değerini"düzenleyen 90. madde ile de çelişiktir.
Anayasametnine dahil olan başlangıç kısmındaki ırkçılık ile 14. ve 68. maddelerdekisınırlamalar da Sosyal Hukuk Devleti ilkesi ile (Madde 2) ve 12. maddesi ileçelişki halindedir. Hukuk terminolojisine ait olmayan bir kavram (Atatürkmilliyetçiliği) Hukuksal bir değer taşımakta ve aksini savunacak düşünce vemülahazalar anayasal korumadan yararlanamamaktadır. (Başlangıç kısmı 7. bend)Keza Türk milli menfaatleri dışında Atatürk ilke ve inkılapları dışında birdüşünce ve görüş oluşturmak da korumadan yararlanamayacaktır.
AnayasaMahkemesi 10.6.1961 tarihli ve 24/55 sayılı kararında; "Anayasa ilkelerietki ve değer bakımından eşit olup, hangi nedenle olursa olsun birini ötekineüstün tutulması mümkün olmadığından, bunların bir arada, birbirine getirdiğisınırlamalar içerisinde ve hukukun genel kuralları da gözönünde bulundurulmaksuretiyle uygulanmaları zorunludur." demek suretiyle Anayasal ilkelerarasında bütünlük ve eşitlik ile Genel Hukuk Kurallarının birliktedeğerlendirilmesi gerektiğini açıklığa kavuşturmuş ayrıca 27.3.1986 tarih ve31/11 sayılı kararıyla;
"Yasakoyucununceza alanında yasama yetkisini kullanırken, Anayasa'nın temel ilkelerine veceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda bellieylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayılırsa hangi tür ve ölçüde cezayaptırımıyla karşılanmaları gerektiği, hangi durum ve davranışların,ağırlaştırıcı yada hafifletici öge olarak kabul edileceği konularında takdiryetkisi vardır" (9.5.1986 t.R.G.) diyerek Amaçsal Dinamik yorum anlayışınıboşluk doldurmada kullanma eğilimini sergilemiştir.
b-Anayasa'da yasa boşluklarının nasıl doldurulacağı hakkında bir hükümbulunmamaktadır. Bu durumda Medenî Kanunun 1. maddesinde belirtildiği gibi,hâkimin kendini yasakoyucunun yerine koyarak buna göre doldurulmalı, TemelHukuk İlkeleri ve günümüz toplumsal/siyasal gerçekliğiyle çelişik olan sözünüettiğimiz hükümler, Yoksayma yöntemi ile dikkate alınmadan hüküm kurulmalıdır.
AnayasaMahkemesi 3.7.1986 tarihli ve 3/15 sayılı kararında;
Hukukdevletinde kanunkoyucu da dahil olmak üzere, devletin bütün organları üstündehukukun mutlak bir hakimiyeti olması, kanunkoyucunun yasama faaliyetlerindekendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutmasınıngerektiği, Zira kanunun da üstünde kanunkoyucunun bozamıyacağı temel hukukprensipleri ve Anayasanın olduğunu belirtmiştir. (R.G. 10.12.1989)
SiyasîPartiler Yasasının Niteliği
2-Anayasanın 11. maddesinde düzenlenen "Anayasanın bağlayıcı veüstünlüğü" ilkesi, SPY'nda yukarıda belirttiğimiz maddeler aracılığıylaönemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Anayasanın 68. maddesi, siyasî partilerhakkında ağır sınırlamalar taşımaktadır. 2820 sayılı SPY da bu sınırlamalarıdaha da genişletmiştir.
a-Davalı Siyasî Parti, 1982 Anayasasını da aşan, 12 Eylül Hukukunun yarattığı vebağışıklık kazandırdığı mevzuat ile yargılanmaktadır. Bu önemlidir. AçıkçaAnayasaya aykırılık taşıyan hükümler ile yargılanan davalı partininkullanabileceği hukuksal araçlardan biri; uluslar-üstü hukuk kurallarıdır.18/19 Nisan 1990 tarihindeki Anayasa Mahkemesinin 28. Kuruluş yılı kutlamalarıçerçevesinde düzenlenen sempozyumdaki açılış konuşmasında Anayasa MahkemesiBaşkanı Sayın N.Darıcıoğlu'nun;
"Çokönem verdiğimiz ve özenle izlediğimiz bir olgu da, Yirminci yüzyılın özellikleikinci yarısında "uluslar-üstü hukuk" ve "uluslar-üstü hukukabağlılık" anlayışındaki olumlu gelişmelerin anayasa yargısında yeni birgelişmenin başlangıcını oluşturmakta olmasıdır. Anayasaya uygunluk denetiminde,ulusal Anayasalar artık tek ölçü norm olmaktan çıkmaya Anayasaya uygunlukanlayışı da "uluslar-üstü hukuka bağlılık" anlayışla bütünleşmeyebaşlamıştır. Böylece temel hak ve özgürlüklerin korunmasında, bu değerlerestandart nitelikler kazandırılmasında şimdiden çok önemli adımlar atıldığını,büyük mesafeler katedildiğini söylemekten kıvanç duymak tayım".
b-Toplumsal/siyasal yaşamı hukukla kavramanın bir sınırı vardır. Hukuk da kendinitoplumsal/siyasal süreçlerle tanımlamaya çalışmalıdır. 12 Eylül döneminintanımlamaları artık aşılmalıdır. Bunun somut alanlarından biri, İçtihad yaratmayoludur. Yargıdır. Özellikle 1982 Anayasası'nın hazırlandığı dönem vehazırlanıp yürürlüğe giriş koşulları ile hukuk-dışı bu dönemde yürürlüğe girenve Anayasa'nın Geçici 15. maddesindeki korumadan yararlanan yasaların, hukukuntemel ilkelerine aykırı hükümlerinin Yasamanca değiştirilmemesi süreçlerinde"Bağımsız Yargının" anlamı ortaya çıkar. Sözkonusu ara dönemde 883yasama işlemi yapılmıştır ve bunlar sözkonusu anayasal korunmadan yararlanarak,toplumsal/siyasal örgütlenme ve Temel hak ve özgürlüklere ek sınırlamalar getirmektedirler.Bu nedenle özellikle Anayasa Mahkemesi, Devletin Bekaasından önce, toplumundönüşümü ve gereksinimlerini gözönüne almalıdır.
c-Burada uygulanacak karar örneği olarak istemiyerek de olsa, AnayasaMahkemesi'nin kararlarını değil, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun1989/4 kararını göstermek zorunda kalıyoruz;
"..yasalardayeralan kuralların.. toplumsal gelişmeye ve üst hukuk kurallarına uygun olarakyorumlanıp uygulanması gerekir... Bu nedenlerle ağır toplumsal koşullarınvarlığı ve baskısı altında ve olağanüstü bir yönetim döneminde yürürlüğe giren1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası'nın 2. maddesinin 2766 sayılı yasa ile değişikson fıkrasında yeralan hükmün anlamının amaçsal bir yorumla ve Türkiye'nintaraf olduğu insan hakları ile ilgili milletlerarası sözleşmeler ve Anayasailkeleri göz önünde bulunarak belirlenmesi gerekir." (9.2.1990 T. ve 20428sayılı R.G.)
Artıkkavramları yerli yerine oturtmak gerekir. Geçici madde, adından da anlaşılacağıgibi geçicilik özelliği taşır ve oluşum sürecinin "olağanüstülüğü" de10 yıl sonraki bir dönemde günün koşullarına göre değerlendirilmelidir.
d-Kaldı ki, Siyasî Partiler Yasası üzerinde yürürlüğe girdikten sonra bir çok kezdeğişiklik yapılmıştır. Geçici dönem ürünü bir yasa üzerinde bu kadar çok değişiklikyapılması da onun geçicilik niteliğinin bir başka kanıtını oluşturmaktadır.
PartiProgramının Açıklanması
1-STP programı kuruluş tarihinden yaklaşık 10 ay öncesinde kamuoyuna"Sosyalizm program taslağı" başlığı altında matbuat olarak sunulmuşve hakkında herhangi bir ceza kovuşturma veya soruşturması yapılmamıştır. Partiprogramını hazırlamak ve Parti Girişimciler Kurulunu seçecek olan PartiHazırlık Konferansını organize etmek için oluşturulan Program Kurulu tarafındantamamlanmıştır. "Sosyalizm program taslağı" başlıklı kitapçık olarakda Dünya yayıncılık Ltd.Şti. tarafından Ocak 1992 tarihinde AydınlarMatbaasında baskıya verilip yayımlanmıştır.
Buörnekten de anlaşılacağı gibi, TCK ve 3713 sayılı Yasa açısından sakıncagörülmeyen ve bu konuda kovuşturmaya uğramayan bir program, 2820 sayılı Yasa'yave daha da önemlisi Anayasa'nın ilgili maddelerine göre suç oluşturmakta, yasave Anayasa'ya aykırılık taşımaktadır. Bu da gösteriyor ki; Türk Hukuksisteminde pozitif hukuk açısından ve bu hukukun uygulanması açısından birbütünlük mevcut değildir. Oysa ki, "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak" fiili suç olarak 3713 sayılı Yasa'da düzenlenmiştir.Ancak bu konudaki mahkeme içtihatları ve Yargıtay içtihatları, programda suçunsuru görmeyecek biçimde şekillenmiştir. İlgili Yargıtay ve ilk derece mahkemekararlarını son savunmamızda değerlendireceğiz.
2-İddianame parti programına bütünlüklü bir yaklaşım içerisinde olmadığı gibi,Anayasanın başlangıç kısmındaki ilkeler mantığı ile bir hukuk felsefeüretmektedir.
a-Yeni kurulan bir partinin yalnızca program ve tüzüğünü davaya dayanak yaparak"Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne dair hükümlerideğiştirmek amacını gütmek, dil ayrımı yaratmak; Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde millî veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığınadayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek; Türk dilinden veya kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasıamacını gütmek" (İddianame syf 11, 12) suçlamalarında bulunmakimkansızdır. Bu suçlamalarda dikkat edilirse özellikli kast aranmaktadır.Manevi unsurun varlığının tesbiti, yeni kurulmuş, iddianamenin hazırlandığıdönemde henüz 3 aylık bir siyasî çalışma yapabilmiş bir partininetkinliklerinin araştırılması gerekir. İddianame, program ve tüzük açısındananayasa ve yasalara uygunluk denetimi ile sınırlı kalmaya çalışmışsa da,özellikli kast arayan Siyasî Partiler Yasası'nın 78/a ve 81/a-b bendleriaçısından yapılacak değerlendirme bu kadar dar bir kanıt olanağı ilesınırlandırılamaz. Kastın varlığının araştırmaya muhtaç hali vardır.
b-Anayasanın 3/1. maddesi; "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez birbütündür. Dili Türkçedir" maddesi 4. ve 14/1. 68/4. fıkraları ile birlikteiddianamede değerlendirilmiştir. (İddianame syf. 11).
Herdört madde açısından "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak amacını taşımaktır. İddianame bu konuda programdan alıntı yapmak yerine"Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin toprakları üzerinde başta Kürt ulusu olmaküzere ulusların bulunduğu ve Kürt ulusunun bu topraklarda kurtuluş mücadelesiverdiği ifade edilerek" (İddianame syf. 11) Yargıtay Başsavcılığı kendi yorumuyapmış ve bu yorumu delil gibi göstermiştir.
YineKapatma sebeplerinin sıralandığı İddianamenin 9. sayfasındaki "IV. kapatmasebepleri ve değerlendirme" bölümünün "A-KAPATMA SEBEPLERİ"nin1. paragrafı da partinin programından Yargıtay Başsavcılığının çıkardığı yorumuihtiva etmektedir.. Üstelik bu bölüm tırnak içine alınarak sanki programınmetni gibi sunulmuştur. İddianamenin 7,8,9. sayfaları da programın girişbölümünün alıntılarıdır.. Ancak alıntılar program bütünlüğünden koparılarakaktarılmıştır.
Bununen ilginç örneği iddianamenin 11. sayfasında bulunmaktadır. "Gönüllübirlik" esasını, partinin programından tek başına, kopuk olarakdeğerlendirmiştir. Gönüllü birlik tam da parti programının "Devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bozmak" amacına karşı savunmanınkanıtlarındandır. Manevi unsur açısından gönüllü birlik bir birleştirici unsurolarak değerlendirilmek zorundadır. Bunun dışında Kürt realitesinin açıklanmasıile ilgili bölümler zaten Gönüllü birlik esasının önsel verileridir. Bugün Türkkamuoyuna mal olmuş ve devletin askerî ve sivil bürokrasisinin dahiaçıklamaları ile meşrulaşmış "kürt realitesi" önsel bir veridir.Toplumsal/tarihsel bir olgudur. Anayasa Mahkemesi'nin "Atatürkmilliyetçiliği" kavramını tanımlayarak "Devlet ve milletin bölünmezbütünlüğünü" ne tür bir eylemin yada nasıl bir programatik düzenlemeninbozabileceğinin sınırlarını çizmeye çalıştığı kararında da, kavramı açıklarken"Yurttaşlık" bağı ile sosyolojik/siyasî bağı birbirinekarıştırmıştır. Yurttaşlık bir devlete hukukî bağlanmayı ifade eder. Kürtulusundan söz etmek, onun dili ve kültüründen sözetmek, ulusal varlığınıtoplumsal/siyasal olarak görmek, yurttaşlık kavramı ile dolayısıyla üniterdevlet yapısını bozmak ile ilgili değildir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kabulettiği ve Anayasa ve 2820 sayılı yasadaki "Tek Ulus" kavramını dakimseye dayatamayız. Kürt ulusu ve diğer etnik toplulukların kendi dil vekültürel yapılarını koruyup geliştirmelerine yardımcı olmak sosyolojik birgerçeği kabullenmektir. Ulusal ve etnik kökenin ayrıcalık veya dışlanma-ezilmenedeni olamayacağı, hiçbir kültürel yapının korunma sı veya dilinzenginleştirmesi çalışmasında ayrıcalık tanınmayacağını belirtmek ve gönüllübirliği hedeflemek bölücülük değil, sosyalist kuruluş sürecinin bütünleştiricive eşitlistemimizde çifte standartlı bir Atatürk milliyetçiliği kavramı vardır.Irkçılık vardır. Ermeni, Rum, Çerkez halklarını "cemaat" olarak kabuledip, yüzyıllardır iç içe yaşadığı fakat uluslararası bir ağırlığı olmayan kürtinsanının gerçeğini kabul etmemek vardır.
3-İddianame, Sosyalist Türkiye Partisi'nin programının ruhunu anlaşılmazkılmıştır. Bütünlüğü ile almadan yapılan, anlamadan yargılamaya kalkan birniteliktedir. Bu nedenle Sosyalist Türkiye Partisi Merkez Yürütme Kurulu'nunprogram ve iddianameyi değerlendirmesini savunmanın eki olarak vermekzorunluluğunu hissediyoruz.
Sonuç: Yukarıda açıkladığımız nedenlerle;
1-Davanın reddedilip Parti hakkında 2820 sayılı Yasa'nın 9. maddesininuygulanmasına,
2-Davanın duruşmalı yapılmasına, reddi halinde sözlü açıklamalarda bulunmak üzereMerkez Yürütme Kurulu'nun çağrılmasına,
3-Açıkladığımız savunma sebeplerimizin gözönüne alınarak davanın reddine kararverilmesini bilvekale arz ederim."
ÖnSavunmaya eklenen Sosyalist Türkiye Partisi Merkez Yürütme Kurulu'nun GenelBaşkan tarafından imzalanan Program ve İddianame üzerine düşünceleri de aynenşöyledir :
"Programve İddianame Üzerine
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 25.2.1993 tarih ve S.P.43 HZ.1993/16sayılı, STP'nin kapatılması talebiyle hazırlanmış iddianame, hazırlanış mantığıile bir bütün olarak siyasal ve hukuksal bakımdan bugünü kavramayan, hukukuntemel prensibi "objektiflik ilkesi"nden uzak, siyasî taraf olmaanlayışıyla hazırlanmış bir garabetler manzumesi görünümündedir.
2-Bütünüyle gariplikler içeren bu iddianameye esas olarak iki temel noktadanitirazla başlamanın doğru olacağı inancındayız.
Birincisi,iddianame, STP programını bütünlüklü olarak değerlendirmeyen, programıorasından burasından çekiştirerek yasalara aykırılık arayan, bu anlamda,bilimsel sosyalist teoriyi kılavuz edinen bir işçi sınıfı partisine duyulantahammülsüzlük ve siyasal öfkenin her satırına sindirildiği bir belgedir. Buyanıyla dava, marksizme, Türkiye'deki işçi sınıfı sosyalistlerine, bütünüyleişçi sınıfına ve sınıfın siyasî misyonuna karşı açılmak istenmektedir.Kısacası, Türkiye'de işçi sınıfının iktidar mücadelesini yürütme kararlılığındaolan bilimsel sosyalistlerin siyasî alanda örgütlenmelerine ve kendileriniifade edip siyasî mücadele vermelerine karşı, Türkiye burjuvazinin gelenekseltahammülsüzlüğünü, siyasî bir öfkeyi ifade etmektedir. Bu anlamda da iddianamesiyasîdir.
İkincisi,iddianamede günün moda kavramı "bölücülük" suçlaması ana motif gibisunulmuştur. Burada da, değişen toplumsal/siyasal süreçler hiç hesabakatılmadan, hukuku, toplumsal/siyasal süreçlerin, değişen değer yargılarınınötesinde, mekanik bir yorumlayışla kullanma mantığı hakimdir.
Oysaki,tarih boyunca toplumsal/siyasal gelişmelerin yarattığı fiili durumun zamanzaman yazılı hukukun sınırlarını zorladığı tüm toplumbilimciler ve hukukçulartarafından kabul edilmektedir. Bu durumda yasa uygulayıcılarının hukukîyorumları da yaşanılan süreçten bağımsız düşünülemez. Bu tür bir siyasal konudayaşanılan toplumsal/siyasal süreçleri hesaba katmayan, mekanik bir hukukyorumuyla, yalnız STP'yi değil, bölücülük suçundan başta Cumhurbaşkanı olmaküzere, Hükümet, T.B.M.M. üyeleri, gazete köşe yazarları ve TV programlarınınbüyük bir bölümüne dava açmak gerekir. Özellikle 17 Mart 1993 tarihinden sonrayukarıda anılan kişi ve kuruluşların "Kürt realitesi"ne ilişkinsöyledikleri sözler bu tür bir riski taşımaktadır. Ancak böylesi bir davanınmuhatabı STP olmuştur. Bunun temel nedeni, iddianamede sunulduğu gibi bölücülükdeğil, STP'nin Bilimsel Sosyalizmi kılavuz edinmiş bir işçi sınıfı partisiolmasıdır. STP programını kendi siyasî konumlanışına göre değerlendiren,sosyalizme karşı geleneksel burjuva tahammülsüzlüğünü içeren mantık burada dahâkim kılınmıştır. Bu nedenle hukuksal açıdan bakıldığında da dava siyasî biriçerik taşımaktadır.
3-Bu durumda iddianamede;
a-İşçi sınıfının siyasal iktidarını hedefleyen bilimsel sosyalist örgütlenmelere,bir bütün olarak işçi sınıfının siyasî misyonuna karşı konumlanışta ve buanlamda taraf olunduğu,
b-STP programının iyi algılanamadığı,
c-İddianameyi hazırlarken burjuva üst yapı kurumlarında gelenekselleşmiş olanMarksizme tahammülsüzlüğün aşılamadığı,
d-İddianamenin hazırlanışında Dünya'da ve Türkiye'de yaşanılan toplumsal/siyasalsüreçlerin ve değişen değer yargılarının hesaba katılmadığı bir gerçektir.
Bugerçeklerden yola çıkarak, savunmamızı, STP programının açımlanması,Marksizm'in temel ilkelerinin ve bu ilkeler ışığında Dünya ve Türkiye'dekisiyasî süreçlerin değerlendirilmesi üzerine inşa etmenin zorunlu olduğunudüşünüyoruz.
Önce,STP hangi nesnelliklerin üzerine basarak kendini var etmiştir' STP programıbütünlüklü değerlendirildiğinde hangi ilkeler doğrultusunda oluşturulmuştur'Kısaca bunlar üzerinde duracağız.
4-STP'yi var eden en temel nesnellik, programımızda açıkça belirtilmiştir;
"Bunedenle bir sistem olarak emperyalizm-kapitalizm ile sosyalist devrim süreç vemücadeleleri birbirinden kopartılamayacak olan ve biri diğerine karşıt ikievrensel dinamik olarak değerlendirilmelidir. Birinin varlığı diğerini deişaret eder..." (Program syf.3).
YineS.T.P. programında;
"Türkiye,Dünya emperyalist-kapitalist sistemi içerisinde yer alan kapitalist bir ülkedir(...) Kısacası ücretli emek sömürüsü Türkiye'deki sömürünün egemen vebelirleyici biçimidir. Bu anlamda ülkeyi bugünden yarına taşıyacak olançelişki, işçi sınıfı ile kapitalistler, emek ile sermaye arasındadır..."(Program syf.13)
STPprogramından alınan bu iki değerlendirme en genel anlamda STP'yi var edennesnelliklere işaret etmektedir.
Özetolarak STP, Dünya'da emperyalist-kapitalist sömürü var olduğu sürece onunkarşıtı olan sosyalist mücadelenin de var olacağını, üretim araçlarının özelmülkiyeti ve bunun sonucu ücretli emek sömürüsü var olduğu sürece işçisınıfının siyasî mücadelesinin var olacağını kabulle yola çıkmış, bir işçisınıfı partisidir.
5-STP programı bu kabulün üzerine bilimsel sosyalizmin ilkeleri doğrultusundaoluşturulmuştur. Programda;
"2-(a) S.T.P. bilimsel sosyalist teoriyi kendi çalışmalarının tümüne klavuzedinmiştir..." (Prog. syf.20) diyerek hangi ilkeler üzerinde oturduğunuaçıkça belirtmiştir.
6-Bilimsel sosyalist teoriyi klavuz edinen STP programında çerçevesini çizdiğidüzenlemelerle, kaynağı marksizm olan bir sosyalist toplum projesini Türkiye'dehayata geçirmeyi amaç edinmiş, bu amaçla siyasî iktidarı almayı hedefleyen birişçi sınıfı partisidir. Kısacası, STP, Türkiye'de şu veya bu nüanslarla ayrıörgütlenen ama temelde burjuva ideolojisini ve burjuvazinin iktidarını hâkimkılmak için mücadele eden burjuva partilerine, burjuvazinin siyasî iktidarınakarşı, siyasî iktidarı almak için siyasal platformda devrimci bir muhalefet vemücadeleyi sürdürmek amacıyla kurulmuş bir siyasî partidir.
Nasılbir dünya ve Türkiye istiyoruz'
Busorunun yanıtı da bilimsel sosyalist teorinin çizdiği nihaî çerçevede vardır.Bilimsel sosyalizm nihaî olarak sınıfsız ve sömürüsüz, insanların barış içindebir arada yaşadığı bir toplum, bir dünya yaratmaya yönelik projedir. Sosyalisttoplum projesi nihaî olarak, ulusların, halkların birbirini ezmediği, dil, din,renk, ırk, cins farklılıklarına bakılmaksızın insanların bir arada barış içindeyaşadığı, insanın insanı sömürmediği reel bir dünya cennetine tekabületmektedir. Programımızda bu amaç açıkça belirtilmiştir:
"f-Sosyalist iktidarın uzun vadeli hedefi, başka sosyalist toplumlarla birlikte,sınıfsız, sömürüsüz bir insanlığın yaratılmasıdır." (STP Programı, sf. 21)Burada belirtilen "...sınıfsız, sömürüsüz bir insanlığınyaratılmasıdır" sözünden her türlü ayrımcılığın reddedildiği bir insanlıkprojesi anlaşılmalıdır.
Buradançıkarılacak sonuç şudur: Bir toplumda "bölücülükle" suçlanamayacaktek siyasî ideal ve güç bilimsel sosyalistlerdir. İşçi sınıfını eksen alansosyalistlerin, sınıfsız, sömürüsüz ve her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığıbir insanlık yaratmaya çalışırken bölücülükle suçlanmaları son dereceşaşırtıcıdır. Bu nedenle, yukarıdaki çerçevede iddianamede STP'ye yöneltilenbölücülük suçlamasını reddediyoruz.
Ayrıcaesas itibarıyla, ulusları, ırkları, etnik ve dinsel grupları birbiriyle karşıkarşıya getirip savaştıran sınıflı toplum yapısının yarattığı çelişkidir.Bölücülük, sınıflı toplumun günümüzdeki yapılanışı ile burjuvazinin, onu ifadeeden emperyalist-kapitalist sömürünün ideolojik ve siyasal olarak yarattığı birolgudur. Bu olgu, emperyalist kapitalist sömürünün işleyişini belirleyen kendiyasalarının ürünüdür. Silah sanayini elinde bulunduran tekeller STP'nin değilemperyalist kapitalist odakların elindedir. Halklar, etnik ve dinsel gruplar arasındayapay ayrımları körükleyen ve bölücülük yapan da silah sanayine tatlı kârlarsağlayan ve bu sayede soluklanabilen emperyalist-kapitalist odaklar ve onlarıntaşeronlarıdır. Bu olguyu, eski SSCB ve sosyalist ülkelerde bugün yaşananörneklerle açıklamak mümkündür. Bu ülkelerde birbirinden farklı, dil, din,ulus, etnik grubun barış içinde bir arada yaşamasını sağlayan tutkal olansosyalist ideolojinin yerini alan kapitalist restorasyon süreçleri ile birlikteemperyalist-kapitalist odakların dürtüsüyle bir savaş ortamı yaratılmıştır.Yapay ayrımlarla, halklar, etnik ve dinsel gruplar birbirine düşürülmüştür. 70yıldır açığa çıkmayan yapay kinler, öfkeler bu ülkeleri kan gölüne çevirmiştir.Eski SSCB ve sosyalist ülkelerin bir bölümünde bugün yaşanılan bölücülüğün,ayrımcılığın, dökülen kanların sorumlusu sosyalizm değil emperyalist-kapitalistsistemin kendisidir.
Sonuçolarak, sınıfsız, sömürüsüz bir insanlığın yaratılmasını amaçlayan STP'ninbölücülükle suçlanarak hakkında kapatılma davası açılmasının saçma olduğununaltını çizerek bir kez daha vurguluyoruz.
STP,işçi sınıfının iktidar mücadelesini veren bilimsel sosyalizmi ilke edinmişMarksist bir işçi partisidir. Sınıf mücadelesini esas alan Marksistlerinsınıflı bir toplum yapısı içinde kabul edeceği en temel çelişki sınıfçelişkisidir; emek-sermaye çelişkisidir. Marksistler toplumdaki, diğer bütünçelişkileri de temel çelişki ekseninde değerlendirir ve yorumlar. Bu, programdada açıkça ifade edilmiştir:
"Hertürden ulusal baskıya karşı mücadelenin sınıfsal temellere oturması, ulusal vesınıfsal dinamiklerin kendi ortaklıklarının yaratılması (...) için mücadeleeder." STP bu ilkesiyle sınıf mücadelesini kesen her türdenmilliyetçiliğe, ayrımcılığa karşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Yeniden,Yargıtay Başsavcılığınca hazırlanan iddianameye dönersek:
1-STP programı, kendisini var eden nesnellik ve bu nesnel zemin üzerinde oluşankollektif bir iradenin ürünüdür. Nesnelliğe uygunluğunun ve kendisini var edenkollektif iradenin dışında hiçbir onay beklemeksizin oluşturulmuştur. Yenidendüzenlenmesi ya da değiştirilmesi de dünyada ve Türkiye'de farklılaşabilecekmuhtemel yeni nesnel koşullara ve kendisini var eden kollektif iradeyebağlıdır. Başkalarının beğenisine sunulmak üzere siyaset pazarına sunulmuş birmeta değildir. Bu tür bir netliğin, bize toplumsal yasaların ve doğal hukukunsağladığı bir hak olduğuna inanıyoruz.
2-İddianamede:
a)"Sh. 7'de III. Dava Konusu Parti Programı" bölümünde STP programındanmealen yapılan bir alıntı üzerinde durmamız gerekiyor. Birincisi, iddianameyihazırlayan/hazırlayanlar STP programının bu bölümünü çok dikkatsizce okumuşlarve ne söylenmek istendiğini doğru algılayamamışlardır. Programda, içindebulunduğumuz yüzyılın "emperyalizm ve sosyalist devrimler çağı""kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı" olarak nitelendiği doğrudur.Bu, 21. yüzyıl için de geçerlidir. Ek olarak, uluslararası devrim sürecininüçlü bileşeni olarak Sosyalist ülkelerdeki kuruluş süreçleri, Kapitalistülkelerde süren işçi sınıfı merkezli sınıf mücadeleleri, Ulusal kurtuluşhareketleri ve bağımsızlıkçı devrimler olduğu belirtilmektedir.
Ancak,daha sonraki bölümlerde 1980'lerin ikinci yarısından sonra dünyanın siyasalcoğrafyasında yaşanan köklü değişimlerin ardından önceleri geçerli olan"uluslararası devrim sürecinin üçlü bileşenleri" ile ilgili tesbitinyeniden gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Daha sonraki sayfalardada, sosyalist ülkelerin dağılma sürecine girmesinden sonra bu üçlü bileşendenbelirleyici olarak sadece "Kapitalist ülkelerde süren işçi sınıfımerkezli, sınıf mücadeleleri" ayağının bugün varlığını sürdürdüğübelirtilmiştir. 21. yüzyıla girerken siyasî mücadelemize projeksiyon tutan butesbiti algılamayan aday üyelerimizi (ki hiç olmadı) yeniden eğitime tabitutmak gibi bir siyasî titizliğe sahibiz. Ancak, iddianameyihazırlayan/hazırlayanların aynı titizlikle programı incelemediklerinigörmekteyiz.
İkinciolarak, iddianamede 7. sayfaya kadar olan bölümde sözü edilen kanun maddeleriile bu alıntının uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu alıntının oraya biraksesuar olarak yerleştirilmediğini düşünürsek, bu alıntı, özel bir amaçtaşımaktadır. Kısacası bu alıntının iddianameye alınması, sosyalizmetahammülsüzlüğü ifade etmektedir. Amaç, bu tahammülsüzlüğü mahkeme heyetiyle paylaşmaktır.Bir anlamda heyeti müteyakkız hale getirip etkileme amacına matuftur. Oysakiböyle bir göstermeye hiç ihtiyaç yoktur. STP, adında sosyalist sözcüğü ile,programına sindirdiği bilimsel sosyalist ilkeler ile siyasî partilerplatformunda kendini hiç gizlemeden sosyalist bir işçi sınıfı partisi olduğunudeklare etmektedir. O yüzden bu tür bir gösterme yersizdir.
b)İddianamede 8. sayfada "ulusal kurtuluş mücadeleleri" başlığı altında"Ortadoğu başlığı altında" bölümlerinde programımızdan yapılan alıntılarlaSTP programının bütünü arasında bağ kurulduğunda bir uyum vardır. STPprogramında "...çağımıza damga vuran dinamikler emperyalist-kapitalistsömürü ve sosyalist devrim mücadeleleridir." (STP Programı, sh. 3)denilmektedir. İddianamede alıntı yapılan her iki bölümde de dünyanın herhangibir coğrafyasında emperyalizme karşı konumlanmış bir ulusal direnişin (ki buKürt ya da Filistin direnişi olabilir) dikkate alınması gerektiğibelirtilmektedir. Ayrıca, bu tür anti-emperyalist ulusal direnişlerin, çevreülkelerdeki anti-kapitalist işçi hareketlerinin yükselmesiyle sosyalizmeyakınlaşabilecekleri tesbiti yapılmaktadır. Esas olarak insanlığı sosyalist birtoplum projesine ulaştırmayı hedeflediğini açıkça belirten bir siyasî partininbu tür tesbitleri yapması kadar doğal bir şey düşünemiyoruz.
İddianamenin10. sayfasında: "Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde başta Kürt ulusuolmak üzere ulusların bulunduğu ve Kürt ulusunun bu topraklarda kurtuluşmücadelesi verdiği" ifade edilerek, özellikle yaşayan bir "Kürtulusunun varlığı açık ve seçik bir biçimde kabul edildikten sonra; ..."denilmektedir. Ayrıca, bu değerlendirmenin davalı parti programınınincelenmesinden sonra yapıldığı belirtilmektedir. Var olan realiteyi bir kıyıyabırakırsak:
1-"Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde başta Kürt ulusu olmak üzereulusların bulunduğu ve Kürt Ulusunun bu topraklarda kurtuluş mücadelesiverdiği" ifadesi programımızın hiç bir bölümünde yer almamaktadır.İddianameyi hazırlayan/hazırlayanlar kendi engin yorum yetenekleriyle bu sonucavarmışlar, ya da son yıllarda siyasî gündeme yerleşen Kürt realitesi onları butür bir yoruma götürmüştür. Ancak, hukukta kesin ve yazılı belgeler, kanıtlarortadayken bunları aşan ya da tahrif eden kanaate itibar edilmez.
2-Aynı paragrafın ikinci bölümünde, STP programında, özellikle yaşayan bir"Kürt Ulusunun " varlığı açık ve seçik bir biçimde kabul edildiğibelirtilmektedir. Bu tür bir cümleyi bugün bir siyasi partinin kapatılmagerekçesi olarak Başbakan dahil Türkiye'de yaşayan kimin önüne götürürsenizgötürün, sunduktan sonra bu suçlamayı yapanın hangi gezegende yaşadığısorusuyla karşılaşılır. Çünkü:
a)Hem STP'den hem de iddianameyi hazırlayan/hazırlayanlardan bağımsız TürkiyeCumhuriyeti sınırları içerisinde ve dışında bir Kürt ulusu vardır.
b)Kürtlerin, kendilerini ifade ettikleri ve Türkçe'nin bağlı olduğu Ural-Altaydil grubunun dışındaki bir dil grubuna bağlı olan bağımsız bir dilleri vebugüne taşıdıkları, ama yeterince geliştirme fırsatı verilmediği için eksiklikalan bir kültürleri vardır.
c)Kürt ulusunun varlığı, Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana açık-seçikifade edilmiştir. I. ve II. meşrutiyet'te Kürdistan milletvekilleri vardır veKürt diye anılır. Bu anılma günümüze kadar gelmiştir.
d)Son yıllarda başta eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal olmak üzere burjuvazinindiğer siyasî temsilcileri ve bir kısım akademisyenler "Kürt realitesinikabul etmeliyiz" derken, yaşayan bir "Kürt ulusunun" varlığınıaçık seçik bir biçimde kabul etmişlerdir.
e)Kuzey Irak'ta kurulan Kürt Federe Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti açık ve seçikdiplomatik ilişkiye girerek yaşayan bir "Kürt ulusunun" varlığınıaçık ve seçik kabul etmiştir.
f)Kürt Federe Devleti adına politik bir misyonla ülkemize gelen Celal Talabani veMesut Barzani ile gerek Cumhurbaşkanı gerekse Başbakan görüşmüş ve bugörüşmelerde her ikisi de Kürtçe bilmedikleri için muhtemelen tercümanaracılığı ile anlaşmışlardır. Bu da açık ve seçik bir kabuldür.
8-31.03.1993 Show TV, akşam haberlerinde SHP'nin amblemindeki altı oka yüklediğianlamları yeniden düzenlediği belirtiliyor ve bir ok'un Kürt kimliğinintanınması anlamına geldiği bildiriliyor. Ayrıca Kürt diline serbesti tanınması,Kürt Enstitüsü'nün kurulması ilke olarak kabul ediliyor. Bu yaşayan bir Kürtulusunun varlığının açık ve seçik kabulu değil de nedir'
9-Jandarma Genel Komutanı Aydın İlter, Kuzey Irak'a giderek Kürt lideri Barzaniile muhtemelen tercüman aracılığı ile resmî görüşme yapmıştır.
h)Özellikle, 17 Mart 1993'ten bu yana Türkiye'de yetkili yetkisiz herkes Kürtulusunun varlığından açık ve seçik söz etmektedir.
ı)Abdullah Öcalan'ın KSP Başkanı Kemal Burkay'la ortak bir zeminde anlaşmasındansonra İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in memnuniyetini belirterek "SayınBurkay" nitelemesi kişisel bir nezaket değil, mevcut burjuva hükümetinetercih edilebilir görülen bir Kürt örgütlenmesini açık ve seçik kabulden başkabir şey değildir.
i)Aynı anlaşma için Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'in "çok önemli birgelişme" demesi açık ve seçik bir kabuldur.
j)Önümüzdeki günlerde Abdullah Öcalan'la Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinindolaylı da olsa anlaşmaya oturmaları varsayımı gerçekleşirse bu da Kürtulusunun varlığını açık ve seçik kabul anlamındadır.
k)TV'de ve gazetesinde burjuvazinin temsilcisi M.Ali Birand, yine aynı nitelikliköşe yazarları Cengiz Çandar, Mehmet Altan v.b.nin Kürt realitesi hakkındayaptıkları ve yazdıkları da açık ve seçik bir kabuldür.
Örnekleriçoğaltmak mümkün ama gereksiz.
Yukarıdakiörneklerdeki yaşayan bir "Kürt ulusunun" varlığını açık ve seçik birbiçimde kabul edenlerin hepsine kabul diyen devlet, STP Kürt ulusunun varlığınıkabul etti diye neden ayağa kalkıyor' Tek açıklaması olabilir: STP'ye sosyalistbir işçi sınıfı partisi olarak tahammül edilemediği için...
Eğer,STP hakkında "yaşayan" bir "Kürt ulusunun varlığını açık veseçik bir biçimde kabul ettiği için" kapatılma davası açılırsa, şu veya bubiçimde benzer kabulle olaya bakan yukarıda adı geçen-geçmeyen Cumhurbaşkanıdahil tüm kişi ve kuruluşlar hakkında dava açılmasını talep ediyoruz, suçduyurusunda bulunuyoruz.
3-İddianamenin 10. ve 11. sayfasında STP Programından alıntılar yapılarak ve bualıntılara yorumlar eklenerek STP suçlanıyor. Şöyle ki:
(STPProgramı, Sh. 27 V-Ulusal Sorun)
"1-Ulusal ve etnik köken hiç bir biçimde bir ayrıcalık ya da dışlanma-ezilmenedeni olamaz.
2-Kürtulusunun ve bütün etnik toplulukları kendi dil ve kültürel yapılarını koruyupgeliştirebilme olanağı sağlanır. Dillerin geliştirilmeleri,zenginleştirilmeleri çalışmalarında hiç bir dile ayrıcalık tanınmaz...
3-a)Ulusların, ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkı yasalar vetoplumsal araçlarla güvenceye alınır.
c)STP, sosyalist kuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğinihedefler. Bu amaçla propaganda çalışmaları yapar.
"Şeklindegörüşlerin programda benimsendiği anlaşılmaktadır.
Siyasalbir partinin Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin toprakları üzerinde Türk ve Kürthalkları adı altında iki ayrı ulusun varlığını açıkça kabul edip, Türkçe'denbaşka dil konuşan azınlıkların bulunduğunu, bunların kendi dil ve kültürelyapılarını koruyup geliştirebilme olanağı sağlayacağını ileri sürerek, buazınlıklara ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkı tanımak istemesiulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması anlamını taşır.Sosyalist kuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğininhedeflenerek, bu amaçla propaganda çalışmalarının yapılacağının belirtilmesi,ulusal yapıdaki bütünlüğü bozucu düzenlemenin parti tarafından desteklendiğinigösteren ayrı bir olgudur." (İddianame, Sh. 10 ve 11) denilmekte.
1-STP programı Sh. 27 V- Ulusal Sorun madde 1'in iddianameye neden konduğuanlaşılamamıştır. Bu madde buraya STP programının insani amaçlara dönük yüzünüöne çıkarmak ve programı övmek için konduysa bu zaten programın sahipleritarafından yapılmaktadır. Yok, eğer suç dosyasını kabartmak için konduysa,insanlığı, ulusal ve etnik köken ayrımını gütmeden eşitleyen ve eşitlediği içinyücelten bir cümlede suç aramak ciddi bir tehlikedir. Ayrıca, cümlenin bütündeulusal ve etnik kökenin dışlanma ezilme nedeni olamayacağı gibi yine ciddi birinsani değer savunulmaktadır. Türkiye'de 1960'lı yıllarda zencilerin ABD'ninbazı eyaletlerinde ayrı ırktan olduğu için beyazlarla aynı okula, otobüse,lokantaya alınmamalarına kısaca, rengi, ırkı farklı olduğu için dışlanmalarına,ezilmelerine tepki göstermedik mi' 1960'lardaki bu kamu vicdanı 1993'lerde suçdosyasına mı sokulmak isteniyor' Yine Türkiye Cumhuriyeti'nin ırksal, ulusal veetnik olarak hiç bir bağının olmadığı, sadece aynı dinden olduğu ve tarihteortak bir geçmişi olduğu için Saray-Bosna'daki müslümanlara "insanisaiklerle" sahip çıkışını nasıl açılayabiliriz' İnsani değerlerde çiftestandart olmaz. STP bu cümledeki yargıyı tüm insanlığın belleğine, vicdanınakazımak için yılmadan mücadele edecektir. Bu sosyalizmin insana verdiği değerinifadesidir. İnsanlığı ırksal mülahazalarla birbirine düşünmek, ırklara üstünlükya da düşüklük atfetmek ve ırksal farklılığı dışlanma-ezilme nedeni saymakrasyonel sosyalizmin, kısacası faşizmin anlayışıdır. STP de faşist ideolojiye,insanı aşağılayan ırkçı uygulamalara karşıdır. Ayrıca, fazişme, ırkçılığa karşıolmak insan olma onurunun gereğidir.
Yineiddianamenin bu bölümünde Türk ve Kürt halkları adı altında iki ayrı ulusunvarlığını açıkça kabul ettiğimiz gibi bir de Türkçe'den başka dil konuşanazınlıkların bulunduğunu, bunların kendi dil ve kültürel yapılarını koruyupgeliştirmeleri ve zenginleştirmeleri olanağı sağlanacağını belirttiğimizden sözediliyor. Savunmanın daha önceki bölümünde Kürt ulusunun varlığı konusundaSTP'nin açık ve seçik kabulünden söz etmiştik. Bu kabule benzer yaklaşımlardanörnek vermiştik. Eğer bir ulusun varlığı konusunda kabülünüz varsa doğal olarakulusun belirleyici özelliklerinden olan dil ve kültürünü de kabul etmekzorundasınızdır. Ayrıca, bu olgu size rağmen vardır ve kabulü birzorunluluktur. Eğer, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ya da komşu ülkelerdeyaşayan milyorlarca insan Türkçe'nin dışında ayrı bir dil, Kütçe, konuşuyorsa,bu STP programında bu hüküm bulunduğu için değildir. Kürtçe, onların anadiliolduğu içindir. Bir ulusun, bir halkın anadilini yasaklamak, gelişmesine,zenginleşmesine engel olmak bir insanlık suçudur. Bu insanlık ayıbının ortadankaldırılması; Kürt halkının dilini ve kültürünü geliştirmesine,zenginleştirmesine uygun zeminin yaratılması ve olanak sağlanması da esasolarak işçi sınıfı sosyalistlerinin görevidir.
Yineprogramımızda yer alan "Ulusların ayrılma dahil kendi geleceklerini belirlemehakkı..." ifadesi iddianameye çarpıtılarak "...bu azınlıklara,ayrılma dahil kendi geleceklerini belirleme hakkı..." diye geçirilmiştir.STP dünyanın hiç bir bölgesinde Türkiye dahil bir ulusun diğer bir ulusu zorla,baskıyla, asimile ederek ulusal kimliğini yok etmesine izin vermez. Bilimselsosyalizm bireylerin ve toplumların özgür iradesine saygı duyar ve bireylerinve toplumların kendi kimliklerini geliştirmelerine uygun ortam hazırlar. Herulusun kendi geleceğini özgür iradesiyle belirlemesi kadar doğal bir hakkınkullanılmasının engellenmesine karşı çıkar.
İddianamede(Sh. 11): "Sosyalist kuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllübirliğinin hedeflenerek, bu amaçla propaganda çalışmalarının yapılacağınınbelirtilmesi, ulusal yapıdaki bütünlüğü bozucu düzenlemenin parti tarafındandesteklendiğini gösteren ayrı bir olgudur" denilmekte. Bu cümledeki ikiyargı arasındaki bağı kurmak mümkün değil. STP hem Türk ve Kürt halklarınıngönüllü birliğini hedefliyor, hem de bunu yaparak ulusal yapıdaki bütünlüğübozucu düzenlemeyi destekliyor. İşte anlaşılması güç olan bu. Hem birlikhedeflemek hem de bütünlüğü bozmak. İnanılacak şey değil ama, bu cümle burayabölücülük suçlamasına hedef olan STP'yi savunmak amacıyla gizli bir eltarafından konmuş sanki. Bu konuda söyleyecek fazla sözümüz yok. Evet STP Türkve Kürt halklarının gönüllü birliğini hedefliyor.
Özetolarak toparlarsak, STP, bilimsel sosyalist teoriyi kendi çalışmalarınıntümünde kılavuz edinen bir işçi sınıfı partisidir.
STP,bilimsel sosyalizmin ilkeleri doğrultusunda ulusal ve etnik kökene hiç birayrıcalık tanımadığı gibi bunun dışlanma ve ezilme nedeni olmasına fırsatvermez. Ezen ve ezilen ulus kavramlarının yeryüzünden kalkması için mücadeleeder. STP, Kürt Ulusunun varlığını koruyup geliştirebilmeleri olanağını sağlar.Dillerin gelişmesi ve zenginleşmesi için hiç bir dile ayrıcalık tanınmasınafırsat vermez.
STP,ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip çıkar. Ayrılma hakkınıninsanın insanı sömürmesine yol açacağı durumlarda bu sürenin önüne geçer.
STP,Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğini hedefler, bu amaçla propagandaçalışmaları yapar.
Gücünü,bilimsel sosyalist teoriden alan STP, nihaî olarak sınıfsız, sömürüsüz,insanların dil, din, ırk, renk, cins ayrımı gözetmeksizin barış içinde birarada yaşadığı bir insanlığın yaratılmasını amaçlar.
STP,ülkemizin ve genel olarak insanlığın geleceğe, sosyalizme taşınması için varolan bir mücadele aracıdır ve programda çizilen çerçeveden taviz vermedenmücadelesine devam etme kararlılığındadır.
STP'yive STP programını var eden, dünyamızda ve ülkemizdeki nesnellikler ve önkabullerle bir araya gelmiş bir kollektif iradedir. STP'nin ve STP programınınvarlığı yine yukarıda belirtilen koşullar ve irade ile sorgulanabilir. Busürece dışarıdan yapılacak bir başka iradi müdahale toplumsal gelişmenin doğalakışının önüne set çekme niyeti anlamını taşır ki bu da mümkün değildir. Helehele insanların siyasal bilincine kazınmış ilkelerin programındaki mücadeleazminin engellenmesi hiç mi hiç mümkün değildir."
III-YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 16.6.1993 günlü ve SP.43 HZ. 1993/16 sayılı EsasHakkındaki görüşünde iddianamedeki görüşler yer almakta, ayrıca ayne şöyledenilmektedir :
"1) Davanın yasal prosedüre uygun olarak açılmadığı iddiası;
SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesi, siyasî partilerin teşkilatlanmalarına ilişkinikinci kısmın, kuruluş ile ilgili birinci bölümünde yer aldığı ve"Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunu denetlemesi"başlığını taşıdığı görülmektedir. Bu madde hükmü uyarınca, CumhuriyetBaşsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukukîdurumlarının Anayasa ve Yasa hükümlerine uygunluğunu ve belgelerin tamam olupolmadığını, kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tesbitettiği eksikliklerin giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgeleringönderilmesini yazıyla ister. İstenen ek bilgi ve belgelerin gönderilmemesi yada eksikliğin öngörülen sürede giderilmemesi halinde, siyasî partilerinkapatılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu hükümle, kurulan partilerin tüzükve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasahükümlerine aykırı olması hali ile verilmesi gerekli bilgi ve belgelerdeeksiklik tesbit edilmesi veya gerekli görülen ek bilgi ve belgeleringönderilmemesi hali bir birinden ayırt edilmiş ve herbiri farklı hukukîsonuçlara bağlanmıştır. Bu düzenlemeye göre Cumhuriyet Başsavcılığı'nca tesbitedilen eksikliklerin giderilmesi, lüzumlu görülen ek bilgi ve belgeleringönderilmesi yazıyla istenmedikçe bu nedenle siyasî partilerin kapatılmasıdavası açılmayacak, ancak partilerin tüzük ve programları ile kurucularınhukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması halinde herhangibir ön koşula bağlı olmaksızın doğrudan siyasî partilerin kapatılması davasıaçılabilecektir. Yazılı istemde bulunma koşulunun, tüzük ve programlarınıntamamen veya kısmen Siyasî Partiler Yasasının dördüncü kısmındaki yasaklamalaraaykırı olması halinde de gerekliliği kabul edilecek olursa, bu koşul yerinegetirilmeden Siyasî Partiler Yasası'nın 100. ve 101. maddelerindeki nedenlerledoğrudan kapatma davası açılması olanaksız hale gelir ki, böyle bir sonuç,Siyasî Partiler Yasası'nın kabul ettiği esaslara uygun düşmez.
Buaçıklama karşısında, Cumhuriyet Başsavcılığı'mızca davalı parti hakkındaaçılmış olan dava, Siyasî Partiler Yasası'nın dördüncü kısmında yer alan 78.maddenin (a) bendi, 81. maddenin (a) ve (b) bendlerine dayanmakta ve anılanYasa'nın 101/a maddesi gereğince kapatılması istenmekte olduğundan, SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesindeki prosedüre uygun şekilde uyarı yapılmadanCumhuriyet Başsavcılığı'mızca dava açıldığı yolundaki davalı partinin savunmasıyerinde değildir.
2)Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteği;
AnayasaMahkemesi'nin çalışma ve yargılama yöntemi, Anayasa'da ve Anayasa MahkemesininKuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 2949 Sayılı Yasa'da düzenlenmiştir.Anayasa'nın 149. maddesinin son fıkrasında, Mahkemenin Yüce Divan sıfatıylabaktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceleyeceği hükmü kabuledilmiştir. Aynı kural 2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve YargılamaUsulleri Hakkındaki Yasa'nın 33. maddesinde kapatma davasından açıkça sözedilmek suretiyle tekrarlanmış, Siyasî Partiler Yasası'nın 98. maddesinin ilkfıkrasında da bu hükümlere paralel olarak siyasî partilerin kapatılmasınailişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası hükümleri uygulanmak suretiyledosya üzerinde incelenip karara bağlanacağı esası getirilmiştir. Budüzenlemelerde, siyasî parti kapatma davası görülürken Ceza Muhakemeleri UsulYasası'nın uygulanacağı hususuna işaret edilmekte ise de, bu husus o yasada yeralan tüm yargılama yöntemlerinin uygulanması anlamında olmayıp, duruşmalıyargılama dışında kalan ve davaya uygunluk arzeden diğer yargılamayöntemlerinin uygulanacağını belirtmek amacına yönelik düzenleme olarak kabulügerekir. Öte yandan; Anayasa Mahkemesi'nin hangi hallerde duruşmalı yargılamayapabileceği, Anayasa'nın 149/son maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluş veYargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 35. maddesinde açıkça gösterilmiştir.Anayasa ve yasalarla ilgilileri dinleme yetkisini kullanmak bakımından YüceMahkemenize tanınmış olan takdir hakkı saklı kalmak üzere, kamu düzeniniilgilendiren ve yargılama yöntemini belirleyen, Anayasal ve yasal düzenlemelerkarşısında siyasî parti kapatma davalarında duruşmalı yargılama yapılmasımümkün bulunmadığından, davalı partinin bu yöne ilişkin isteminin reddigerekir.
3)Siyasî Partiler Yasası'nın bir kısım maddelerinin, Anayasa'ya aykırı olduğuiddiası; Anayasa'nın geçici 15. maddesinde; 12.9.1980 tarihinden, ilk genelseçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanıoluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, çıkarılan yasaların, yasa hükmündekararnamelerin ve 2324 Sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınankarar ve tasarrufların, Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemiyeceğibelirtilerek, yetkili organ tarafından kaldırılmadıkça veya değiştirilmedikçe,bu dönem içinde çıkarılan yasalar, yasa hükmündeki kararnameler ile 2324 SayılıAnayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınan karar ve tasarrufların, Anayasa'yaaykırılığı iddiası önlenmek istenmiştir.
Birkısım maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen 22.4.1983 gün ve 2820sayılı Siyasî Partiler Yasası da, 12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmışolan ilk genel seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınınoluşmasına kadar geçen süre içinde kabul edilmekle, Anayasa'nın geçici 15/sonmaddesi kapsamı içinde kalmakta ve onun korumasından yararlanmaktadır.Belirtilen nedenlerle, Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a), 81.maddesinin (a) ve (b) bentleri ile 101. maddesinin (a) bendinin, Anayasa'yaaykırı olduğu şeklindeki görüşe iştirak edilmemiştir.
4)Anayasa'nın, geçici 15. maddesinin aşılması gerektiği, başlangıç kısmı ilegeçici 15. maddesinin ve bir kısım maddelerinin birbiriyle çeliştiği yolundakiiddiası;
Yasakuralları arasındaki çelişkiden söz edebilmek için, öncelikle aynı konuyudüzenleyen ve birbiriyle çelişen yasal düzenlemelerin bulunması gerekir. Önsavunmada birbiriyle çeliştiği ileri sürülen, Anayasa'nın başlangıç kısmı,geçici 15. maddesi ve belirtilen diğer maddeler, Anayasa'nın bütünlüğü içindeyer alan, ulusal devlet niteliğinin korunması amacını güden, her biri farklıdüzenlemeleri içeren ve ulusal iradenin onayından geçen, uyulması zorunlu yasakuralları olup, bu kuralların birbiriyle çeliştiği ve aşılması gerektiğineilişkin düşünce yerinde görülmemiştir.
KapatmaSebepleri ve Değerlendirme
A-Kapatma sebepleri;
Siyasîpartilerin amaçları ve kapatılmalarına ilişkin esaslar Anayasa'nın 68 ve 69.maddelerinde düzenlenmiştir. 68. maddenin dördüncü fıkrasında; siyasalpartilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyetilkelerine aykırı olamıyacağı, kuralı getirilmiş, 69. maddenin birincifıkrasında ise siyasî partilerin tüzük ve programları dışında faaliyettebulunamayacakları, Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamaların dışınaçıkamayacakları, çıkanların ise temelli kapatılacağı kabul edilmiştir.
Siyasîpartilerin uymaları gereken esasların Anayasa'da düzenlenmesi, tüzük veprogramları ile faaliyetlerinin Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun özelbiçimde denetlenmesi, demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarınınsonucudur. Ancak; siyasi partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasınısağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, demokratik hukuk devletiolmanın gereği olarak, bu alanı düzenleyen anayasa ve yasalarlasınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırma devlet niteliğinin korunması, varlığınıdevam ettirmesi gereğinin doğal sonucu ve uluslararası hukuk düzeninin tanıdığıtemel bir haktır.
Anayasa'daöngörülen bu ilke ve esaslardan hareketle düzenlenen Siyasî PartilerYasası'nda, partilerin amaç ve faaliyetlerinde uyulması kaçınılmaz olanhususlar ve uygulamasının sonuçları sırası ile yasanın dördüncü kısmında siyasîpartilerle ilgili yasaklar ve beşinci kısmında siyasî partilerin kapatılmasıbaşlıkları adı altında belirlenmiştir.
Davakonularıyla sınırlı kalmak üzere, anılan yasanın 78. maddesinde;
"Siyasîpartiler:
a-Türkiye Devletinin ........Anayasanın başlangıç kısmında ve 2. maddesindebelirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline........dairhükümlerini.......değiştirmek;
........dil,ırk.....ayrımı yaratmak,
Amacınıgüdemezler, bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
......."hükmü yeralmıştır.
Maddeninbu bendi, Anayasanın başlangıç kısmı ile devletin temel niteliklerinibelirleyen ve bunları koruma altına alan hükümleri içermektedir.
Anayasanın,başlangıç kısmında yer alan "Türk varlığının devleti ve ulusuylabölünmezliği" esasından 2. maddede dolaylı olarak söz edilmiş, 3. maddeninbirinci fıkrasında ise "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez birbütündür. Dili Türkçedir." ifadesi ile bu esas tekrarlanmış, 14. maddeninbirinci fıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin hiçbirinin devletin ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacakları kabuledilerek, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmekistenmiştir.
Devletinkendisine yönelebilecek tehditlere karşı varlığını koruma endişesininsiyasal/hukuksal bir ifadesi niteliğindeki, devletin ülkesi ve ulusuylabölünmezliği ilkesi, Anayasanın 4. maddesinde bu ilkeyi içeren 2 ve 3.maddelerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğikuralı getirilerek, devlet varlığının korunması amaçlanmıştır.
Devletinülkesiyle bölünmez bütünlüğü, onun dışa karşı bağımsızlığının ve ülkebütünlüğünün sağlanması ve korunması demektir. Ulusuyla bölünmezliği ise,herhangi bir azınlığın meydana gelmesinin önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılığınyasaklanması anlamını taşır. Bu ilkelerden birine aykırı davranılması diğerininde ihlali sonucunu doğurur.
SiyasîPartiler Yasasının 78. maddesi üzerinde durulması gereken diğer bir konu da,Anayasanın başlangıç kısmında ve 2. maddesinde yer alan Atatürk milliyetçiliğidüşüncesidir. Başlangıç kısmında, Anayasanın, "hiçbir düşünce vemülahazanın.....Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları karşısında korumagöremiyeceği....." fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması gerektiği ifadeedilmiştir. 2. maddenin gerekçesinde, Atatürk milliyetçiliği, bütün fertlerinkaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde yaşamalarışeklinde tanımlanmıştır. Gerçekçi, çağdaş ve modern milliyetçilik anlayışı olanAtatürk milliyetçiliği, ırk düşüncesine ve kökence başka görünen topluluklarınbütünden ayrı sayılmaları düşüncesine yer vermez. Özünde kültür milliyetçiliğivardır. Bu nedenle kökenlerine bakılmaksızın bireyleri ortak bir kültüre mensupoldukları bilinci etrafında toplar, onları "tek ulus" yapısı içindekaynaştırıp bütünleştirir.
TürkiyeCumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiştir. Atatürk milliyetçiliğineiçtenlikle bağlıdır. Anayasa, başlangıç kısmı ve 2. maddesinde ona yer vermeksuretiyle dayandığı temel görüş ve ilkeler arasına katmıştır.
Devletinülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü ilkesi konusundaki düzenlemeninyaptırımını oluşturmak üzere, Anayasanın 4. maddesiyle bu ilkeyi belirleyen 2.ve 3. maddelerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemiyeceğihükmü getirilmiş, siyasî partiler yönünden de 68. madde ile, tüzük veprogramlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesine aykırıolamayacağı, 69. madde ile de 14. maddede belirtilen sınırlamalara aykırıdavranan partinin kapatılacağı kabul edilmiştir.
Devletinülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesinin korunma sına yönelik bir başkagüvence de Siyasî Partiler Yasasının 81. maddesini (a) ve (b) bentlerindedüzenlenmiştir.
Maddenin(a) bendinde, siyasî partilere Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veyadinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır.
Ülkemizde,Lozan Antlaşması ve Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasıyla kabul edilenler dışındabir azınlık yoktur.
Devletlerdedil, din, ırk, mezhep bakımlarından farklı toplulukların bulunması hem doğal vehem de bir olgudur. Ancak, bu topluluklardan her birine azınlık hakkıtanınması, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesine ters düşer. Heleböylesi topluluklar, tarihimizde olduğu gibi ortak geçmişten gelen tarihsel vekültürel bütünlük anlayışı içinde, etnik köken ayırımı yapmaksızın, tek birulusa mensup olma şuur ve iradesiyle ulusal sınırlar içinde "Türkulusunu" oluşturup, Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlarsa, bu topluluklaraböyle bir statünün tanınmasına gerekte kalmaz. Bu bakımdan Türk ulusu,halklardan değil ortak geçmişin oluşturduğu toplumsal uzlaşmanın yarattığı tekhalktan, Türk halkından meydana gelmiştir.
Anayasanın66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk ulusundan sayılmanın tek şartının"vatandaşlık bağı" olduğu ifade edilmiştir. Böylece vatandaşlık bağıdışında kalan din, dil, ırk v.s. gibi farklılıklar nazara alınmamış, Türkulusunun, bu anlamda vatandaş sayılanların oluşturduğu, bir bütünlüğü ifadeettiği kabul edilmiştir. Bu bütünlük içinde yer alan her yurttaş, tüm haklardansınırsız ve eşit biçimde yararlanabilmektedir. Bu nedenle herhangi birazınlıktan ya da çoğunluktan söz etmek mümkün değildir.
81.maddenin (b) bendinde ise, siyasî partilerin, Türk dilinden ve kültüründenbaşka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulması amacınıgütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Burada önceliklebelirtilmesi gereken husus, ulusu oluşturan yurttaşlar arasındaki etnik ayrımların, farklı dil ve kültürlerin yasaklanması değil, azınlık ve ayrı bir ulusoluşturduklarının ifade edilmesi suretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacınıngüdülmesidir. Nitekim, yüzyıllardır birlikte yaşayan, ortak geçmişe, tarihe,geleneklere ve değer yargılarına sahip, çeşitli etnik kökenden gelenyurttaşların özel yaşantılarında, kimliklerini belirtmeleri, dillerinikonuşmaları, gelenek ve göreneklerini uygulamalarını önleyen hiçbir yasa vetoplumsal engel bulunmamaktadır.
Şuhalde, bir kısım yurttaşları ırk, dil ve kültür bakımlarından şu veya bu adaltında ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlarda bu bütünlükten ayrı bir azınlıkoluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma, ulusal bütünlüğün bozulması ilesonuçlanabilecek kopmalara, bölünmelere ya da en azından böyle bir tehlikeninbelirmesine yol açar. Siyasî partiler yönünden böyle bir amacın güdülmekistenmesi, Anayasanın, başlangıç kısmı ile 2. ve 3. maddelerinde yer alan"ülke ve ulus bütünlüğü" temel hükmüne aykırı düşer.
B-Değerlendirme:
DavalıSosyalist Türkiye Partisi programında; "Ulusal kurtuluş hareketleribağlamında bu gün dünyamızdaki en önemli dinamiklerden birini oluşturan Kürtulusal hareketi de bu çerçeve içinde değerlendirilmelidir. Önderliğinindevrimci çizgideki ısrarı, bu harekete, diğer ulusal kurtuluş hareketleriarasında özel bir yer kazandırmaktadır. Söz konusu ısrarın ABD'nin başınıçektiği emperyalist ağırlığa rağmen sürdürebilmesi durumunda, Kürt ulusalhareketinin, kendi sınırlarını aşan yeni devrimci dinamikler yaratması sözkonusu olabilecektir."
"Bukoşullarda bölgede emperyalizme karşı emekçi halklar arasında dayanışmanınörülmesinin yanısıra, ulusal kurtuluş hareketlerinin proleter ve sosyalistkanallara yöneltilmesi de bir görev olarak öne çıkmaktadır. Bu sonuncusukuşkusuz her ulusal hareketin kendi iç sorunu olarak görülmelidir. Ancak,bölgedeki görece gelişkin kapitalist ülke proletaryalarının sergileyeceklerisiyasal güç ve örgütlülük düzeyi ile ulusal hareketlerin iç gelişmeleriarasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Örneğin, anti-kapitalist işçihareketlerinin Türkiye, Yunanistan, İran v.b. ülkelerde yükselişe geçmeleri,Fİlistin ve Kürt direnişleri nezdinde sosyalizmin daha güçlü bir çekim merkeziolmasını sağlayacaktır."
"Balkanlarve Ortadoğu arasında köprü konumunda olan Türkiye, aynı zamanda, dengesizlik veistikrarsızlık üreten çeşitli dinamiklerin kesişim noktasında yer almaktadır.Kaygan bir zeminde de olsa, bölgenin en soldaki ulusal kavgası Kürt hareketininiçerisinden çıkmıştır."
"Kürtulusunun ve bütün etnik toplulukların kendi dil ve kültürel yapılarını koruyupgeliştirebilme olanağı sağlanır. Dillerin geliştirilmeleri,zenginleştirilmeleri çalışmalarında hiçbir dile ayrıcalık tanınmaz."
"Ulusların,ayrılma dahil, kendi geleceklerini belirleme hakkı yasalar ve toplumsalaraçlarla güvenceye alınır."
"STP.Sosyalist kuruluş sürecinde Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğinihedefler. Bu amaçla propaganda çalışmaları yapar."
şeklindekigörüşler yer almaktadır.
Davalıparti programında yer alan bu alıntılar, programın bütünlüğü içindedeğerlendirildiğinde, ulusal kurtuluş mücadelelerinin sosyalizmin yerleşipgelişmesinde etken olduğu ve partinin siyasal anlayışı doğrultusunda bumücadelelerin desteklenmesi gerektiği, ulusal kurtuluş mücadeleleri için Kürtulusal hareketinin önemli yere sahip olduğu ve Türkiye Cumhuriyetinin ülkesiüzerindeki topraklarda kurtuluş mücadelesi verdiği belirtilerek, ülkemizdebaşta Kürt ulusu olmak üzere ulusların bulunduğu, bunların dil ve kültürelyapılarını koruyup geliştirmelerinde, ayrılma dahil kendi geleceklerinibelirlemede, her türlü olanağın sağlanarak yasalar ve toplumsal araçlarlagüvenceye alınacağı, Türk ve Kürt halklarının gönüllü birliğini temin içinpropaganda çalışmaları yapılacağı, ifade edilmek istenmektedir.
Davalıparti programında ilk bakışta dikkati çeken husus, ulusal sınırlarımız içinde,Kürt ulusunun kurtuluş mücadelesi verdiğinin ve Türk ulusu bütünlüğünden ayrıbir Kürt ulusu ve diğer etnik toplulukların mevcut olduğunun belirtilmesidir.Kürt ulusu ve bütün etnik toplulukların kendi dil ve kültürel yapılarınıkoruyup geliştirme olanağının sağlanmak, Türk ve Kürt halklarının gönüllübirliğinin hedeflenmek istenmesi, ulusal sınırlarımız içinde bir Kürt ulusununmevcut olduğunun kabulü ve onun ulus olarak tanınmak istenmesinden başkaşekilde yorumlanamaz. Bunlarla anlatılmak istenen, Türk ulusu bütünlüğü dışındaTürk ve Kürt ulusu adı altında iki ayrı ulusun, ulusal sınırlarımız içindemevcut olduğu ve partinin bu iki ulusun gönüllü birliğini devam ettirmelerindenyana olduğudur. Parti programında böyle bir görüşün yer alması, Anayasanın,başlangıç kısmı, 2. ve 3. maddeleri ile Siyasî Partiler Yasasının 78.maddesinin (a) bendinde belirtilen "ülkü ve ulus bütünlüğü" temelhükmünü ihlal edici bulunmuştur.
Programda,Kürt ulusu ve etnik topluluklardan söz edilerek, kendi dil ve kültürelyapılarının korunacağına, geliştirileceğine, uluslara ayrılma dahil kendigeleceklerini belirleme hakkı tanınacağına, Türk ve Kürt halklarının gönüllübirliği hedeflenerek, propaganda çalışmaları yapılacağına işaret edilmektedir.İşaret edilen bu sözlerle, Türkiye Cumhuriyetinde bir takım ulusal azınlıklarınvarlığı dile getirilmekte, onlara ayrılma dahil kendi geleceklerini belirleme,başka deyişle örgütlenme hakkı tanınacağı ifade edilmektedir. Ülkemizde, Lozanantlaşması ve Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması dışında, ulusal yada dinselnitelikte azınlık bulunmadığına göre, programda Kürt ulusu ve bu gibi uluslarınvarlığı ileri sürülerek onlara örgütlenme hakkının tanınmasından sözedilmesi,Türkiye Devleti ülkesinde, Siyasî Partiler Yasasının 81. maddesinin (a)bendinde yasaklanan "azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek" demektir.
Sonolarak; programdaki, Kürt ulusunun ve bütün etnik toplulukların kendi dil vekültürel yapılarını koruyup geliştirilebilme olanağının sağlanacağı, dilleringeliştirilmeleri, zenginleştirilmeleri çalışmalarında hiç bir dile ayrıcalıktanınmayacağı, biçimindeki hüküm de ulusal azınlıkların varlığı kabul edildiğigibi, bunların kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için tümolanaklardan yararlanabilecekleri öngörülmektedir. Siyasî Partiler Yasasının81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan, Türk dilinden veya kültüründen başkadil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmekdemektir. Böylece, Türk dili veya kültürü dışındaki dil veya kültürlerikorumak, geliştirmek yoluyla bir kısım yurttaşlarda ulus bütünlüğünden ayrıolarak belirli bir azınlığa mensup oldukları ve kendi dil ve kültürlerinigeliştirebilmeleri için azınlık hakların dan yararlanmaları gerektiğibiçimindeki bir düşünce ve inanç yaratılmak istenmektedir. Böyle bir davranışise Siyasî Partiler Yasasının 81. maddesinin (b) bendinde belirtilenyasaklamaya aykırı olur.
Sonuçve İstem :
Yukarıdayasal dayanakları ve gerçekleri ile birlikte açıklandığı üzere, davalıSosyalist Türkiye Partisinin;
TürkiyeCumhuriyeti Anayasasının, 3, 4, ve 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasî PartilerYasasının 78. maddesinin, (a) ve 81. maddesinin, (a) ve (b) bentlerine aykırıolarak devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayandüşüncelere prog ramında yer verdiği sonucuna varıldığından, davalı siyasîpartinin savunmalarının reddiyle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 101/amaddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim."
IV-SÖZLÜ AÇIKLAMA
20.7.1993günü yapılan sözlü açıklamada Sosyalist Türkiye Partisi'nin Avukatı AydınAYANOĞLU dinlenmiştir. Anlatımları ve soruların yanıtları aynen şöyledir:
"Bizimburada duruşma hakkının kullanılmasını istememiz davaya bakış açımızdandoğmaktadır. Dar yorum yapılmaması, Anayasal güvence altına alınmış siyasîpartilerin bir dernekler prosedüründen daha kolay bir şekilde kapatılmasınıönlemeye yönelikti. Ön savunmada usul açısından ilettiğimiz noktalar. Bunundışında, bu davada şöyle bir çelişki var: Bilmiyorum bu nasıl çözülecek. Gerek2820 sayılı Yasa gerekse Anayasa'da Anayasa Mahkemesi'nde siyasî partilerin kapatılmasıduruşmasız olarak, yani bildiğimiz üzere dosya üzerinden yapılan birincelemedir ve "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uygulanır"denmektedir. Oysa, bize esas hakkında mütalaa geldikten kısa bir süre sonraAnayasa Mahkemesi'nin kararı gelmektedir ve Anayasa Mahkemesi'nin kararında dasözlü açıklamada bulunacak temsilcilerimizin dinleneceği gün 20 Temmuz olarakbelirtilmektedir; 30 Temmuz ise esas hakkında mütalaya cevap süresi olarakbildirilmektedir ve bize ilgili karardan önce de esas hakkında mütalaagelmektedir.
Şimdi,parti temsilcilerinin dinlenilmesi, olaya ilişkin, davaya ilişkin bilgilerintoplanması, karanlık kalan noktaların aydınlanmasına, yani delil toplanmasınailişkindir. Bildiğimiz gibi, esas hakkında mütalaa da delillerin ikamesinin sonbulduğu bir safhaya tekabül eder her ne kadar mahkemeyi bağlamasa da. Butekabül ettiği safha da artık son karar aşamasına gidilen, delillerindeğerlendirildiği bir safhadır. Bu safhadan girildiğini belirten, bizim için budavada belirtilen özellik esas hakkında mütalaanın tarafımıza tebliğidir, fakattebliğinden sonra bizim daha önce ilettiğimiz sözlü açıklamalarda bulunmaisteğimiz karar altına alınmıştır, fakat ona verilen süre bizim esas hakkındamütalaaya vereceğimiz son savunmamızdan öncesine gelmiştir. -
Buradabizim için savunmamızı engelleyen noktaları sıralamak istiyorum. Bu bizimdavaya bakışımız davada bulduğumuz bir nokta bunun savunmayı engellediği noktaise şu: Yargıtayın esas hakkında mütalasında yeni iddialar vardı. Gerçi önsavunma sırasında gelen, savcılığın bize gelen iddianamesinde pek birdeğişiklik olmamasına rağmen bizim ön savunmaya cevap olarak Lozan veTürk-Bulgar Dostluk Antlaşması dışında Türkiye'de ulusal azınlıklarıntanınmadığına ilişkin bir açıklama vardı. Şimdi, bu açıklamaya biz, partitemsilcilerimiz cevap verebilirlerdi burada. Bunun ötesinde, bu esashakkkındaki mütaalada bu nokta bize otomatikman Lozan Konferansınıntutanaklarını inceleme talebimizi ortaya çıkaracak. Çünkü, o tutanaklardailginç ifadeler de var. Mesela; şeyi soracağız: İsmet İnönü tarafından Türk veKürt halkının temsilcisi olarak mı gitti Türk heyeti Lozan'a' Bunun dışında,Lozan'ın taslaklarında bazı maddeler vardır ulusal azınlıklara ilişkin. Keza,Türkiye'de ilköğretim anlamında eğitim yapan, kendi dilinde eğitim yapan birGürcü ulusal azınlığı var mıdır, yok mudur' Bunu soracaktık mahkemeye. Tümbunları sorabilme şansımız... Mahkemede incelenmesini isteyecektik. Yineistiyoruz. Lozan Antlaşmasının, Lozan Konferansının tutanaklarınınincelenmesini istiyoruz ve gerek Dışişleri gerek İçişleri Bakanlığından,Türkiye'deki ulusal azınlıkların durumuyla ilgili bir açıklamanın davayakatılması gerekmektedir.
Bunlarındışında, esas hakkında mütalaanın açıklanmasından sonra bizim partitemsilcilerinin ve davalı vekilinin buraya gelip yapacağı açıklamalar esashakkında mütalaaya yönelik olacaktır ve bir savunma biçimine dönecektir öncedengeldiği için. Bu bir çelişki yaratmaktadır. -
Bizimkişu an sözlü açıklamalara giriştir yaptığımız açıklamalar. Davanın seyrineilişkin bizim şu an söylediklerimiz. İsterseniz buyurun siz sorularınızıyöneltin ben vekil olarak cevaplandırayım.
Durmakistediğimiz nokta şu: Benim 7 Mayıs tarihli dilekçeme ekli olarak partinin biryazısı vardı, ön savunma niteliğinde yazısı, ekli yazısı. O yazıda dabelirtildiği üzere bu parti sosyalist bir partidir; bilimsel sosyalizmi kılavuzedindiğini ileri süren bir partidir ve sosyalizmin birleştirici olduğunu iddiaeden bir partidir ve dikkat edilirse programında iddianameye alınan nokta daodur. Gönüllü birliğini savunduğunu iddia eder programın bir maddesinde. O dabelirtilmiştir. Böylesi bir durumda sosyalist bir partinin bölücü, ulusalazınlık yaratıcı, yani iddianamedeki ilgili maddelere göre söylemek istiyorum,bir özelliği yoktur. Bugünkü yapılacak açıklamaların esas ekseni bu idi partitemsilcileri tarafından. Genel eksen bu idi, bunun dışında detaylar. -
Şimdi,burada Kürt realitesi aslında Türkiye Cumhuriyetinin yetkili, yürütmeözellikli, yürütmeden yetkili kişilerin ortaya attığı bir kavramdır. Önceliklebasında köşe yazarlarının, Mehmet Ali Birand'la başlayan bir kavram oradantüretilmiştir. Kürt realitesini tanımak aslında bugün Güneydoğu'daki bazıproblemlerin kaynağına inme gereksiniminden doğmuştur. Kürt realitesi sosyolojikolarak ayrı bir dili, ayrı bir kültürü olan, kendine özgü bir yaşayış biçimiolan bir kesimi, Güneydoğu'da yaşayan özellikle bir kesimi anlatır. Bunundevlet tarafından tanınmasıdır. Bu konuda hatta şöyle diyebiliriz: 3713 sayılıKanunun hazırlanışı döneminde tartışıldı bunlar. Kürtçe yayın yapmak, Kürtçegazete çıkarmak, radyo yayını yapmak; bunlar tartışıldı. O dönemkitartışmalarda Kürt realitesini tanımak kavramı daha da güncelleşti ve kamuoyunuilgilendirdi uzun bir süre. Buradaki kavram da bu anlamdadır.
TürkiyeCumhuriyetinde Ermeni asıllı vatandaşlar da tanınıyor; Türkiye CumhuriyetindeRum asıllı vatandaşlar da tanınıyor. Bu vatandaşlarımız kendi dillerinde eğitimyapıyorlar, yayınları çıkıyor İstanbul'da özellikle. Kendi ibadetleriniyapabiliyorlar ve kendi ulusal azınlık olarak bütün haklarına sahipler. Aynışeyi, onlardan daha kalabalık olan, onlardan daha, onlar kadar kendikültürlerini yaratabilmiş, ortak yaşayışını kurabilmiş başka bir kesimin debunları kullanabilme hakkı olmalıdır. Burada ulusal azınlık yaratma, yaniSiyasal Partiler Yasasındaki yasaklardan bir, iki, ben bu kavram, buadlandırmayı yanlış buluyorum. Ulusal azınlığı bir parti yaratamaz. Ulusalazınlık varsa vardır, sosyolojik gerçektir. -
Şimdi,bu ayrılığı yanlış anlamamak gerekiyor. Bu ayrılık eğer talep edilirse bugünTürkiye'de kendi kültürünü yaşamak isteyen herkese bu hak tanınmalıdır; özübudur. Eğer bir Gürcüsü, Çerkezi, Lazı bunu isterse bu hakkı kullanabilmelidir.Yani, kendi dilini, kendi kültürünü yaşatabilmektir; her şeyiniyaşatabilmektir; kendi kaderini de kendisi kararlaştırabilmelidir. Bu da birgerçektir. Siyasî bir taraf olmak istiyorsa olabilmelidir. Çünkü, Anayasakişisel hakları güvence altına alan bir yazılı belge olarak en çok hukuktarihinde öneme sahiptir ve bu anlamda, burada eğer kişisel hakların yanındasiyasî haklarını kullanabilmesini de istiyoruz. Dilerlerse, isterlerse kendikaderlerini de tayin edebilmelidirler.-
Şimdiher parti programı o partinin kendi kurmak istediği, kendi ütopyasını açıklayanbir belgedir, ana belgesidir. Burada da Sosyalist Türkiye Partisi'nin programı,otomatikman Kürt realitesi üzerine, burada savunmada söylediklerimizi, yanidemin açıklamaya çalıştığım partinin bu konuda ulusal meseledeki görüşlerini,eğer kendi ütopyasında kuracağı bir Anayasal hukuksal sistemde bunlarıgüvenceye almak ihtiyacı, nasıl bugün içinde bulunduğumuz çağdaş hukukdevletinde kişisel haklar güvence altına alınıyorsa, bir çerçeve belirleniyorsabunlara, bunların içeriği doldurulmaya çalışılıyorsa, aynı şekilde bununhukuksal bir kimliğinin de sağlanmasıdır. Yani olaki, Sosyalist TürkiyePartisi'nin kendi iktidar döneminde diyelim, kendi hükümet döneminde diyelim,yapacağı şeyleri açıklayan, işlemleri açıklayan programında, Sosyalist TürkiyePartisi eğer Kürt realitesi veya Türkiye Cumhuriyeti içinde bu tür kendi dili,ortak yaşayışı ve kültürü olan insanların kendi kaderlerini dahi belirleyebilmehaklarını kabul ediyorsa, bunun çerçevesini de çizmek zorundadır hukuksalolarak. Bunu aynı zamanda, bugün var olan, iktidarda olan partiler, eğer kendiprogramlarına bir noktayı almışlarsa, onlar da kendi çerçeveleriniçizeceklerdir. Yasakların da çerçevesi çiziliyor. -
SosyalistTürkiye Partisi'nin, uluslar kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip çıkar,ifadesi; demin söylemeye çalıştığım olaydır. Yani, bu Türkiye için değildir, buaslında genel, evrensel bir kural haline gelmiştir. Ne için gelmiştir,sosyalizm için gelmiştir, sosyalist partiler için gelmiştir. Sosyalist partilerbütünleştirici partilerdir, sosyalist partilerde kimi dönem fedaratif yapılarönerilebilir, ama sosyalist partilerin ütopyaları üniter bir devlettir sonuçta.
Sosyalistpartiler ancak ulusların mozayiğine önem verir. Bazı değerlerin yaşatılmasınaönem verir. Bunlara sahip çıkıp bunları öne atıp, bunları bir ulusu parçalamakiçin değil, insanın kendini yaratmadaki zenginliğini öne çıkarmak için yapar.Burada bunun, Türkiye veya başka bir ülke için söylenmesinin bir anlamı yok,bunu evrensel...
Sosyolojikgerçek olarak Türkiye'de Kürtler varsa ve bu insanlar dillerini konuşuyorlarsa,bizden başka değişik lehçeleri olan bir dilleri varsa ki çok ilginç bir davaörneği sunacaktım ben, eğer parti temsilcileri de gelseydi; DDKO'nun 1971'dekiDiyarbakır'daki süren bir davasında, Kürt dili diye bir dil olmadığı iddiaediliyor mahkemede, iddianamede ve o dönem sanıklar oturup Türk Dil Kurumununsözlüğünde Türkçe olmayan kelimeleri tarıyorlar; sanırım şu an yanılıyorolabilirim; üç bine yakın Türkçe kelime buluyorlar, diğerleri yabancı kelime.Yani, demek istediğim bu; bu bir zenginliktir Türkçe için aynı zamanda. -
Türkiyeiçerisinde, Türk ulusundan başka Kürt ulusu vardır, diyor mu Partiniz' sorusunakarşılık
Şimdibu, otomatikman, bu deniliyor. sonuçta deniliyor. -
AnayasaMahkemesi bağlı olduğu mevzuatla, bu mevzuatın içinde karar vermeye çalışıyor.Fakat Anayasa Mahkemesi aynı zamanda içtihadında, kendi içtihadında ve Danıştayda kendi içtihadında gerektiğinde evrensel hukuk ilkelerinin uygulanması gerekirve yapılan, bağlı olduğu mevzuatla verilen kararlar büyük zararlara yol açıyor.Ön savunmamızın hukuksal özü de buydu.
V-DAVALI SİYASİ PARTİ'NİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
SosyalistTürkiye Partisi Vekili'nin 29.7.1993 günlü son savunmasında aynen şöyledenilmektedir:
"SonSavunmamız :
-Usul Açısından Son-Savunmamız:
1-Davaya ilişkin ön-savunmamızdaki usuli itirazlarımızı tekrarlamakla birlikte,usule dair yeni bazı itirazlarımızı sunmak istiyoruz.
Bubağlamda, davada uygulanan yargılama prosedüründe hata yapılmıştır. Bu hatasavunma hakkını engeller mahiyettedir.
AnayasaMahkemesinde 2949 sayılı yasa gereği C.M.U.Kanununun ilgili maddeleritamamlayıcı kurallar bütünü olarak uygulanmak zorundadır. Başka bir deyişle,duruşmasız da görülse, parti kapatma ile ilgili davalarda Anayasa MahkemesiC.M.U.Kanununun ilgili maddeleri ile bağlıdır.
Cezayargılama prosedüründe ise Esas hakkında mütalaa ve sonrasında davalı/sanıktanson savunmasının istendiği safha, yargılamanın delil toplama safhasının bitip,delillerin değerlendirilme ve son karar safhasıdır. 20.7.1993 tarihli sözlüaçıklamalarımızı sunma toplantısında da belirttiğimiz gibi davalı parti adınaön-savunma dilekçemizde de talep ettiğimiz sözlü açıklamalarda bulunmatalebimizin yüce mahkemece değerlendirilmesinden önce tarafımıza YargıtayBaşsavcılığının esas hakkında mütalaası ile tebliğ edilmiştir. Mütalaa ilebirlikte son-savunma için süremizi belirten Anayasa Mahkemesi kararı da ekliyollanmıştır. Sürenin uzatılması için yaptığımız yazılı başvuruya yanıt olaraktarafımıza tebliğ edilen 6.7.1993 ara kararında: sözlü açıklamada bulunmak içinParti Temsilcilerine 20.7.1993 tarihinde sözlü açıklamada bulunma fırsatıtanınmıştır. (5.madde) Yine aynı ara kararının 2. maddesi gereğince detarafımıza 30.7.1993 tarihine kadar son-savunma süresi verilmiştir. YüceMahkeme delillerin değerlendirildiği Yargıtay Başsavcılığı'nın davayı bitirmeve son karara doğru ilerleyen işlemine karşın davalı parti, delil olabileceksözlü açıklamalarda bulunmak üzere 20.7.1993 tarihinde (Esas hakkında mütaalayanormal yanıt süresinin dolduğu tarihten sonra fakat ek süreden ise 10 gün önce)huzura çağrılmaktadır. Bir an için Yüce mahkemenin eski kararlarında da olduğugibi "Davayı duruşmalı biçime yaklaştırma" eğiliminde olduğunu varsaysakbile en temel hak, savunma hakkı, savunmanın; çoktan son karara yönelikişlemini yapmış, delilleri tartışma safhasını bitirip kapatılmamızı tekrartalep etmiş, davayı kendi cephesinde bitirmiş iddia makamının mütaalasındansonraya bırakılması yolu ile kısıtlanmıştır. Bu durumda esas hakkında mütalaadaileri sürülen hususları sözlü açıklama sahfasında tartışmak zorunluluğundakaldık. Ancak mahkemenin tutumu, bizi sadece bilgi vermekle sınırlı tutmakşeklinde tezahür etmiştir. Esas hakkında mütaalanın sözlü açıklama safhasındakiveriler de dikkate alınarak yeniden hazırlanması ve davalı partiye tekrar eksavunma hakkı verilmesi gerekir. 2949 sayılı Yasada belirtilen duruşmasızyargılama ilkesi, ceza yargılama prosedürünün uygulanmaması keyfiyetini doğurmaz.
2-Davayı etkileyecek nitelikte olmamakla birlikte, Türkiyenin "Ulus adınakarar veren" yüksek mahkemelerinden biri olan Anayasa Mahkemesinde, çokbasit bir merasimin uygulanmaması dikkatimizi çekmiştir. Davalı parti adınadava dosyasına vekalet ibraz etmemize rağmen tarafımıza Esas hakkında mütalaadahil hiçbir Anayasa Mahkemesi ara kararı tebliğ edilmemiştir. Bu gidişledavanın sonucunu Davalı partiye yapılacak tebligattan öğrenme talihsizliğimizbelirmektedir. Tebligat Kanununun hükümlerine uyularak hukuki bir prosedürüntamamlanmasını, yargılamanın düzeyi açısından talep ederiz.
3-Davanın önemli aşamalarından biri olan sözlü açıklamalarda bulunmak için partitemsilcileri, Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanının üzülerek gazetelerdenöğrendiğimiz açıklamalarının aksine 5 kişi değil, 3 kişi olarak mahkemehuzuruna çıkmışlardır. Tutanağa da bu şekilde geçmiştir. Taraf vekili olarakşahsımızı da temsilci olarak kabul ettiğini sanmıyoruz. Şahsımızın davadabulunduğu konum vekalete dayalı temsildir ve yargılama hukukunda kendisine hasbir konumu vardır. (Davanın talihsizlik kabul ettiğimiz bu yönüne ilişkingazete haberlerini Ek 1 dizide sunuyoruz. Sayın Mahkeme Başkanının 22.7.1993tarihli Sabah Gazetesinde yayımlanan, davalı partinin temsilcilerinin salonuterketmedikleri, onları kendilerinin kovduğu yollu açıklamaları ve birgün sonrabu haberi yalanlayan beyanlarına ilişkin olarak 21.22.23. Temmuz 1993 tarihliAydınlık, Sabah, Hürriyet, Özgür Gündem gazetelerini delil olarak açıklıyoruz.(Ek 1 dizide sunulmuştur.) Böylesi olayların Türk Hukuk Tarihi açısından karabir leke olacağını düşünüyoruz.
Kaldıki, yine aynı gazetelerde belirtildiği gibi, parti adına açıklamada bulunmakiçin çağrılan temsilci adedi 2 değil, üçtür. İlgili arakararının 1. maddesinde Türkçegramer bilgimiz bizi yanıltmıyorsa, "Parti'nin Genel Başkanı ile birlikteiki tem silcisinin Anayasanın 149/4 ve 2949 sayılı Yasanın 33. maddesigereğince sözlü açıklamalarının dinlenmesine" denmekle Genel Başkan ilebirlikte iki temsilci daha kastedilmektedir. Aksi bir ifade Türkçe Dilbilgisikurallarına göre şöyle olabilirdi: "Başta Genel Başkan olmak üzere ikitemsilci" veya "Genel Başkan dahil iki temsilci"...Bilgisayardizgi hatasından dolayı ön-savunmamıza ek olarak verdiğimiz Genel Başkan imzalıbelgenin 3. maddesinde sözü geçen "iddianemede" sözcüğünde bir"e" harfinin eksikliğinden çok daha vahim bir hatadır.
Yineaynı gazetelerde iddia edildiği gibi Parti temsilcileri toplantıya kravatlarıolmadan veya kravatları yana kaymış ve gömleklerinin kolları sıvalı olarakçıkmadılar. Kravatlı ve kısa kollu gömleklerle iki temsilci, ceketli vekravatlı olarak da üçüncü temsilci olmak üzere huzura geldiler. DevletMemurlarının giyim mevzuatında "Yazlık kıyafet" şekline uyan birkıyafet tarzıdır. Kaldı ki giyim hususu, mahkemenin avukat, savcı ve mahkemeheyeti üyelerini kapsayan bir hususdur. Davalı veya sanıklar buna dahiledilemez.
Birhususu daha belirtmeden edemeyeceğim. Yüce Mahkemenin huzuruna bizzattarafların ceketli gelmesi isteniyorsa, bizim de taraf olarak heyetin ve iddiamakamının cüppeli duruşmaya çıkmasını isteme hakkımız vardır.
Verileceknihai kararda tüm bu hususların ele alınmasını ve karar metninde işlenip, görüşgeliştirilerek yanıtlanmısını ve bu şekliyle Türk Hukuk Tarihinde maddeselleşmesiniistiyoruz.
4-Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı: gerek bant kayıtlarının çözümünde anlaşılacağıgibi sözlü açıklama toplantısında "Ceketiniz nerde" diye bağırarakgeliştirdiği tavır gerekse hukuka aykırı olarak ceket giyilmeden oturumu açmamadavranışları ve gerekse davadan sonra yukarıda tarihlerini verdiğimizgazetelerdeki beyanatları çerçevesinde; parti temsilcilerini Ulusasaygısızlıkla suçlamaları, "kovdum" türünde demeçleri, en iyiolasılıkla kovmadığı, Anka muhabirinin bunu çarpıttığı, salona almadığınıbelirttiği beyanatındaki "almama" gerekçesindeki temelsizlik iledavada tarafsız karar veremeyeceğini, taraf olduğunu belli etmiştir. CezaMuhakemeleri Usulü hakkında Kanunun 23. maddesinin 2949 sayılı Yasanın 47.maddesi hükmü ile birlikte değerlendirilerek "Hakimin reddini" talepediyoruz. 47. maddeyi dar yorumlayarak uygulamak adli bir hata olacaktır. Çünküdava artık davalı tarafa "Yalancı", "saygısız" türündeniddialara dönmüştür. Bu mesele çözümlenmelidir. C.M.U.Kanunu 23/3. fıkrası gereğikarara iştirak edecek heyet üyelerinin tarafımıza yazılı olarak ve TebligatKanununun ilgili hükmü gereği "Vekile tebliğ" hususu da gözönünealınarak bildirilmesini, C.M.U.Kanununun yine 24/2. fıkrasına binaen sonradanortaya çıkan bu gelişmeyi son-savunmamıza ekli (EK-4) dilekçe ile talepediyoruz.
Esasaİlişkin Son-Savunmamız:
1-Öncelikle Kürt sorunu üzerine bir giriş yapmak gereksinimi duyuyoruz.Türkiye'de içtihatlar yolu ile Kürt, Kürt sorunu ve Kürt realitesinden sözetmekartık suç sayılmıyor. Sevindirici olan bu gelişmeye, Davalı partininyargılandığı 1982 Anayasasının başlangıç bölümünün sözünü ettiği "AtatürkMilliyetçiliği" perspektifinin doğrultusunda geldik. Oysa aşağıdaaçıklayacağımız gibi, Kürt realitesi, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında rahatçave özellikle tartışılan bir konuydu ve bu tartışmanın öncülerinden biri MustafaKemal, diğeri ise İsmet İnönü idi. Meclis Tutanaklarından Lozan Konferanstutanaklarına kadar her belgede Kürtlerin varlığı resmî görüş olarak kabuledilmiştir.
2-Söylediklerimizin boşlukta kalmaması için örnekler vermek istiyoruz.
a-Ancak öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, bugün Yüce Mahkemenin önündeKürtlerin sosyolojik varlığını kanıtlama çabası içine girmeyeceğiz. Bu davabasit sosyolojik verileri sıralamaktan öte bir anlam taşımalıdır. İddianameninbu konudaki bölümlerini biraz sosyoloji bilgisi ile herkes yanıtlayabilir.
b-Biz, Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş ve Başlangıç yıllarında bu sosyolojikgerçekliğin bizzat Cumhuriyetin kurucuları tarafından kabul edildiğini, hatta"özerklik" konusunun bizzat Mustafa Kemal tarafından İzmir İktisatKongresine geçmeden önce, yurt gezisi sırasında, İzmit Kasrında 16.1.1923tarihinde altı gazeteci ile yaptığı görüşmede belirtilmiştir. (Ek 2. Dizi)Türkçeleştirilmiş metinden aktarıyoruz:
"İZMİTKASRI:
16/17KANUNİSANİ
1339
9.5SONRA
TutanakSayfa 15
................
GaziPaşa-Kürt meselesi, bizim yani Türklerin menfaatine uygun olarak da katiyyenmevzuubahis olamaz. Çünkü malumualiniz, bizim hudud-u milliyemiz dahilindemevcut Kürt anasır o surette tevattun etmiştir ki, pek mahdut yerlerde halikesafettir. Fakat kefasetlerini kaybede ede ve Türk anasırın içine gire gireöyle bir hudut hasıl olmuştur ki Kürtlük namına bir hudut çizmek istersekTürklüğü ve Türkiye'yi mahvetmek lazımdır. Faraza, Erzurum'a kadar giden,Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir hudut aramak lazımdır.Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt asairini de nazar-ı dikkatten hariç tutmamaklazım gelir. Binaenaleyh başlıbaşına bir Kürtlük tasavvur etmektense bizimTeşkilat-ı Esasiye Kanunu mucibince zaten bir nevi mahalli muhtariyetler teşekküledecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerinimuhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı mevzubahisolurken, onları da beraber ifade lazımdır... Şimdi Türkiye Büyük MilletMeclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin sahib-i selahiyet vekillerindenmürekkeptir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını tevhidetmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek bir şeydir (Ak 1 Syf. 9.10.11İkibine Doğru Dergisi 1987 Yıl:1 Sayı 35).
Kürtlerile Türklerin kardeşliği üzerine ve birlikte yaşamaları gerektiğine ilişkinbölümlerin de altını çizmiş bulunuyoruz.
Fakatdavamız açısından önemli olan, bir çakışma vardır. Mustafa Kemal Kürtrealitesini tanıyan cumhuriyetin kurucusu olarak, Kürtlerin ayrı devlet kurmalarınıistememektedir. Ancak Yerel Özerklik tanınması dahilinde sorunu çözmekistemektedir. Sosyalist Türkiye Partisi aradan 70 yıl geçtikten sonraprogramında, Lozan Konferansında Türk Heyeti adına İsmet İnönü'nün devamlıtekrar ettiği Self-Determination/Kendi kaderini tayin hakkını. Aynenaktarıyoruz:
"-5-SAYILI TUTANAK
25Kasım 1922
İSMETİNÖNÜ
.......İsmetPaşa, kimsenin itiraz edemeyeceği bir bildiride bulunmak zorunda olduğunu başkabir deyimle Türklerin İstanbul'da çoğunlukta bulundukları ve yalnız şimdikiülkelerinin herhangi bir yerinde değil, başkentlerinde de plebisittenkorkmadıklarını açıklamak istediğini söyledi. İSMET PAŞA, dünyanın heryanındaki halklar da kendi kaderlerini kendileri saptayabilselerdi, dünyabarışına daha iyi hizmet edilmiş olacağı kesin kanısında bulunduğunu dasözlerine ekledi." (Ek 3 Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler Takım1 Cilt 1 Kitap 1 Seha L.Meray. A.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları Syf95.)
Marksistperspektifi dahilinde belirterek, fakat yine de Türk ve Kürtlerin Gönüllübirlikteliğini savunması arasındaki anlam farkını iddia makamı göstermekzorundadır. Davalı partinin farkı, self-determination hakkı ile birlikte durumudeğerlendirmesidir. Yargılamada Anayasal ilke olarak Anayasanın başlangıç kısmındabelirtilen Atatürk Milliyetçiliği ilkesi uygulanacaksa, öncelikle bu ilkeninyaratıcısının açıklamaları dikkate alınmak zorundadır.
TürkTarih Kurumu bu belgeyi gizlemeye çalışmış, fakat belge ortaya çıkartılmıştır.(Türk Bürokrasinin kraldan fazla kralcı bürokratik gerçekliğinin en iyi ifadesiolsa gerektir. Adı geçen dergiden aktarmaya devam ediyoruz:"Eksiksiz" denen metindeki eksik İzmit toplantısının tutanakları,"tam metin" iddiasıyla ilk kez 6 yıl sonra gün ışığına çıkacaktı.İzmit Kasrı görüşmesine katılan gazeteci milletvekili Mahmut Bey (Soydan) 1929yılının kasım ve aralık aylarıyla, 1930 yılının ocak ayı boyunca 70 gün sürenbir dizi halinde tutanakları Milliyet gazetesinde yayımlanmıştı. Bir zamanlarİsmet Paşa'nın kabinesinde bakanlık yapan İsmail Arar ise 1969 yılındaAtatürk'ün İzmit konuşmasını kitap haline getirdi. Toplantıyla ilgili son yayınise 1982 yılı tarihini taşıyordu ve Arı İnan'a aitti. "Gazi Mustafa KemalAtatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları" başlığını taşıyan kitabınüzerinde "Türk Tarih Kurumu"nun adı okunuyordu.
Afetİnan'ın kızı Arı İnan, derlediği belgelere yazdığı sunuşta "Gazi MustafaKemal'in geziye çıkarken beraberinde götürdüğü üç zabıt katibinceyazılmış" tutanakları "noksansız" yayınladığını söylüyordu.Metinlerin asılları Anıt Kabir Arşivi'ndeydi. Türk Tarih Kurumu Arşivi'nde isetutanakların fotokopileri vardı. 2000'e Doğru toplumdan ve araştırmacılardangizlenen belgelere ulaştığı zaman, Arı İnan'ın "noksansız" dediğimetnin eksik olduğunu saptıyordu. Atatürk'ün açıklamalarından "KürtMeselesi" başlıklı bölüm yanında, Batı Trakya Türkleri ile ilgili olanlarda çıkartılmıştı.
Atatürk'ünBölücülüğü
(Kitabınyayınlanabileceğine-Abc.) karar veren Türk Tarih Kurumu Yönetim Kuruluüyelerinden bugün yalnız üçü yaşıyordu:
SedatAlp, Tahsin Özgüç ve Tahsin Yazıcı, Yücel'e göre karar yerindeydi. Atatürk'ünönderliğinde kurulan Türk Tarih Kurumu'nun bugünkü başkanı, Atatürk'üngörüşlerinin "Bölücülüğe yarayacağı" kanısındaydı. "T.T.K.Türkiye aleyhine çalışanlara belge vermek durumunda değil"di." (Ek 1Syf 12,14)
3-Şimdi Mustafa Kemalin Kürt sorunu hakkında yıllar yılı Türk Kamuoyundangizlenen (ki Milli Güvenlik Kurulu arşivlerinde ve Türk Tarih Kurumuarşivlerinde saklı bulunan, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin tümbelgelerin incelenmesini 2949 sayılı Yasanın 43/1,3 ve 4. fıkraları dairesindetalep ediyoruz. 43/2. fıkranın uygulama alanı yoktur. Çünkü sözkonusubelgelerin Kürt realitesi ve Devletin kuruluş yıllarındaki bu konu üzerinepolitikaları ile sınırlamış bulunmaktayız. Ayrıca bu konuda gizlilik gerekçesiolamaz. Böyle bir şey olsaydı, Mustafa Kemal'in görüşlerine ait açıkladığımızbelge hakkında Devlet sırlarının açıklanmasından dolayı soruşturma açılırdı.)görüşlerine ek olarak, İsmet İnönü'nün Türk Temsilcisi sıfatı ile LozanKonferansındaki Kürt meselesini sergileyişini de aktarmak istiyoruz.
Herne kadar sözlü açıklamalarımız sırasında Değerli Anayasa Mahkemesi BaşkanYardımcısının: İ.İnönü'nün Türk ve Kürt'lerin temsilcisi olarak Lozan'da bulunmalarınınbelirtildiği oturumun hangisi olduğu sorusunu tarafımıza yönelttikleri sırada,Musul görüşmelerinde olabileceği olasılığını da gündeme getirmesi bizimaçımızdan anlamsal bir fark yaratmamaktadır.
TürkiyeCumhuriyeti Machevellist/pragmatik bir yol izlemiş olamaz. Böyle bir yolizlenmişse, yargılamanın zaten anlamı kalmamıştır. Bir oturumda Türk HeyetininKürtlerin varlığını tanıması, Plebisit istemesi, başka bir oturumda bunureddetmesi veya sözünü etmemesi olsa olsa dava açısından iddianın çürüklüğününgöstergesi olabilir. Bu konuda aktarmalara geçmeden önce Kürt sorunu hakkındaTürk bürokrasisinin yıllardır "Dağ Türkleri", "Turankökenlilik" türünden çarpıtmalarının nereden kaynaklandığını göstermekiçin kısa bir bölüm aktarmak istiyoruz:
".......Kürthalkının İran kökenli olduğu öne sürülmüştür: Oysa, bu iddiayı Kürtlerin Turankökenli olduğunu kabul eden, Enyclopaedia Britannica yalanlamaktadır. (Ek 1.Aynı eser syf 346).
TürkTemsilci Heyeti adına Musul Sorununda İ.İnönü'nün sunduğu bildiriler vekonuşmaları dava açısından çok önemlidir. Musul'un Türkiye sınırları içindekalması için Kürtlerin varlığını kabul eden bir Devlet. Hatta yineaktaracağımız kısımlarda Anadolu'daki Kürtlerin varlığını da belirten Devletinşimdiki temsilcileri ve iddia makamı bunu yok sayamaz. Bölümleri aynenaktarıyoruz. Yoruma ihtiyaç hissetmiyoruz:
"21SAYILI TUTANAK
23Ocak 1923
İSMETİNÖNÜ
...1-Etnografik nedenler,-Musul vilayetinde yerleşik nüfus 503 000 kişiyevarmaktadır. Vilayet içinde, bundan başka, Kürt, Türk ve Arap göçebe aşiretlerde vardır: Bunlar aşağı yukarı 170 000 kişi kadardır.
.......Vilayetin yerleşik nüfusunu meydana getiren 503 000 kişi resmî son Türkistatistiklerine göre, aşağıdaki unsurlardan oluşmaktadır:
KÜRTTÜRK ARAP YEZİDİ MÜS OLM TOPLAM SÜLEYMANİYE
62830 32 960 7210 ----- ----- 130000
SANCAĞI
KERKÜK
97000 79 000 8000 ----- ----- 184000
SANCAĞI
MUSUL
104000 35 000 28 000 18 000 31 000 216000
SANCAĞI
MUSULVİL
263000 146 960 43 210 18 000 13 000 503000
TOPLNÜF
.....1-Süleymaniye ve Kerkük Sancaklarında Arap unsuru çok azdır:
2-Musul Merkez Sancağında 137 000 Türk ve Kürte karşılık yalnız 28 000 Arapvardır.
3-Son olarak bütün Musul Vilayetinde 410 790 Türkle Kürde karşılık 31 000Müslüman olmayan vardır. Demek ki Vilayet nüfusunun beşte dördünden çoğunuTürklerle Kürtler ve beşte birinden azını da Araplar ve Müslüman olmayanlargetirmektedir. (Sf:344)
......Türkiye yüzyıllardır, Musul Vilayetinin gerçek sahibi olmuştur; askere almazorunlulukları yüzünden Vilayetteki nüfus hareketini çok doğru olarak bilmekzorundaydı; son olarak, Türk istatistikleri, Dünya savaşından önce, esaslı birinceleme sonucunda ve nüfusun çeşitli unsurları arasındaki oranı gösterenrakamları değiştirmedikçe hiçbir siyasal çıkarı olmadığı bir sıradadüzenlenmiştir. (sf:344)
......Bukoşullar altında, yalnız Türk istatistiklerinin gerçeğe uygun olduğunu kabuletmek gerekir.
Kaldıki, İngiliz Temsilci Heyetinin verdiği rakamlara göre de, Musul Vilayetininnüfusu (1921 yılında) şu unsurlardan oluşmaktadır:
ARAPKÜRT TÜRK HIRISTİYAN YAHUDİ TOPLAM
MUSUL170 663 179 820 14 895 57 425 9665 432468
ERBİL5100 77 000 15 000 4100 4800 106000
KERKÜK10 000 45 000 35 000 600 1400 92000
SÜLEYMANİYE----- 152 000 1000 100 1000 155000
TOPLAM185 763 452 720 65 895 62 225 16 865 785468
Görülüyorki Araplarla Müslüman-olmayanların Vilayet nüfusunun içinde azınlıkta,Kürtlerle Türklerin de çoğunlukta olduğunu, İngiliz Hükümetinin kendisi dekabul etmektedir. (Sf: 345)
......Fethiyeden Kerkük'e uzanan dar bir toprak şeridi dışında, Dicle'nin solkıyısındaki bölgede tüm olarak Kürtler ve Türkler oturmaktadırlar. Musulşehrinde Türkçe, Kürtçe ve Arapça olmak üzere üç dil birden konuşulmaktadır;fakat, bu şehirde oturanlardan Arapça konuşanlar ve Arap sayılanlar, aslındaTürktürler; bunlar, uzun süre Araplarla ilişki kurmuş olmaları yüzünden, heriki dili de öğrenmiş bulunmaktadırlar.
Bumemleketi tanıyanlar bilirler ki, Musul'da oturanlar, hiç bir vakit, ne Arap,ne de Irak halkının bir parçası sayılmışlardır. (Sf: 345)
......Yezidiler, Kürttürler; doğal olarak da gelenek ve görenekleri Kürtlerinkigibidir; aralarında yalnız mezhep ayrılığı vardır; bu yüzden, onlarıbirbirinden ayrı tutmak doğru olmaz. Nasıl, aynı ulusun bireylerini, kimisiKatolik kimisi de Protestan olduğu için, ayrı soydan saymak doğru olmazsa,Yezidilerle Kürtleri de birbirinden ayrı tutmak haksızlık demek olur. (Sf: 345)
......TBMM Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de Hükümetidir; çünkü Kürtleringerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisine girmiştir ve Türklerintemsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin Hükümetine ve Yönetimine katılmaktadır.
......Bitlis'de 1914'de patlak veren olay, bir kaç yabancı konsolosun kışkırtmalarısonucudur; hiçbir önemi yoktur ve yalnız o yerle sınırlı kalmıştır..........İngiliz Temsilci Heyetince öne sürülen Dersim olayı da aynıniteliktedir. (Sf: 348)
Tümbu alıntılar da göstermektedir ki, Türkiye Cumhuriyeti bir dönem tercihini Kürtrealitesini tanıyarak yapmış, fakat bu tercih zaman içinde değişmiş ve eskitercihin belgeleri ortadan kalkmıştır. Sosyolojik gerçeklik yine Egemen siyasîtercihlere yenilmiştir.
Bukonuda ilk yılların izlenen politikalarını anlatması bakımından Ek.2. dekiderginin 14. sayfasını aktarmak istiyoruz: "...Atatürk, Anadolu'ya çıktığıgünden bir ay geçmeden, 18 Haziran 1919 günü Amasya'dan Edirne'deki 1. KolorduKomutanı Cafer Tayyar Bey'e çektiği şifrede, "Kürtler de Türklerlebirleşti" müjdesini veriyordu. Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti, buşifreden önce 30 Mayıs günü yayınladığı bildiride, Doğu illeri için, "Buillerimiz kan, din ve tarih kardeşi olan Kürt ve Türkün namus veyurtseverliğine emanettir" diyordu. Bu şubenin 17 Haziran günlü raporundaise "Kürtle Türkten meydana gelen birleşmiş bir millet"in haklarısavunuluyordu. Mustafa Kemal'in önderliğinde yapılan Erzurum Kongresi, 1923yılında da daha somut ifade edilecek çözümü genel çizgileriyle belirlemişti.Doğu bölgesinde yaşayan unsurlar, "birbirlerine karşı saygı ve fedakarlıkduygularıyla dolu ve ırki duruma ve toplumsal ve coğrafi şartlarına saygılıözkardeşti"ler. Sivas Kongresi nizamname ve beyannamesi de bu programıaynen benimsiyordu. Mustafa Kemal, Doğu bölgesindeki görüşme ve yazışmalarda,Türk ve Kürtün "birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş" olduklarınısürekli tekrarlayacaktı. 15 Eylül 1919 günlü telgrafı yalnızca bir örnekti."İç ve dış düşmanlara karşı demirden bir kale" bu kardeşlik temelindeyükseliyordu.
20-22Ekim 1919 günleri Amasya'da Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Müdafai Hukuk TemsilHeyeti üyelerinden Mustafa Kemal Paşa, Rauf ve Bekir Sami beyler arasındaimzalanan protokol, bir bakıma yeni Türkiye'nin ilk anayasasıydı. Orada, vatan"Türk ve Kürtlerin oturduğu topraklar" olarak tanımlanıyordu.Kürtlerin serbestçe gelişmelerini sağlamak için" her türlü haklarıgerçekleştirilecekti. Mustafa Kemal, Ankara'ya geldiğinin hemen ertesi günü 28Aralık'ta yaptığı konuşmada, "...devlet için millî yeni bir sınır kabulettik." diyordu. Vatanın sınırları, "Türk ve Kürt unsurlarınınoturduğu" alanı içeriyordu. TBMM açılır açılmaz, hemen yaptığı önemlikonuşmada, gene "kardeş milletlerin millî sınırı" diyordu MisakıMillî toprakları için. Bu sınır içinde "Türk olduğu gibi Kürt de vardı....Bu unsurlar birbirlerinin haklarına daima saygılıydılar" 1 Mayıs günü geneMeclis kürsüsünden bunları söylemişti M.Kemal.
Aynıformüller 3 Temmuz 1920, 16 Ekim 1921, 1 Mart 1922 günü Mecliste yapılankonuşmalarda tekrar ediliyordu.
Lozangörüşmelerinde ise İsmet Paşa "TBMM hükümetinin Türklerin olduğu kadarKürtlerin de hükümeti olduğunu" belirtmişti. İsmet Paşa, 1969 yılında Ulusgazetesine anılarını anlatırken, Lozan'da "millî davalarımızı biz Türklerve Kürtler diye savunduk" diyecekti. Mecliste yapılan konuşmalarda,Hükümet Başkanı Rauf Bey ve Kurtuluş Savaşının önde gelen isimleri, tıpkıMustafa Kemal gibi, ısrarlı olarak "Türkiye Halkı" kavramınıkullanıyor ve "Türkiyeli" olmayı vurguluyordu." (Ek 2. Aynıdergi syf. 14, 15)
4- Savunmadaboşluk bırakmak istemediğimiz için Kürtlerin varlığı, ayrı bir dil vekültürleri olduğu ve Turan kökeninden olmadıklarına ilişkin de birkaç kısaaçıklamada bulunma gereği duyuyoruz. Bu konuda özel bir araştırma yapacak kadarsosyoloji bilgimiz yoktur.
Kürtkelimesi tarihte ilk kez Yunanlı tarihçi ve komutanı Ksenefon tarafından"Onbinlerin Dönüşü" adlı eserinde yazılı olarak kullanılmıştır.Ksenefon bu eserinde MÖ 400-401 yılında şimdiki Kürdistan'da karşılaştığıKarduki (Carduchi) kavminden bilgi veriyor ve bunların şimdiki Botan'a kadaruzandığını yazıyor. (Ek 5. Kürtler ve Kürtlerin Tarihi, syf. 15)
"Lagaşkralı MÖ 2400 yıllarında Karda kabilesinden söz eder ve MÖ 2200 yıllarında Urpadişahı Kmil Sin (Kemil Sin), Kurde toprağını prens Verdenner'e bırakmıştır.1370'te Hitit Padişahı Subilkubme, Gurde adında bir topluluğun adını anar. Dahasonraları Asur Kitabelerinde Karadaka Yaylasından ve kurtie, kurtitopluluğundan söz edilir. (Aynı eser sayfa 15)
TarihtekiKürt krallıklarını Gutiler, Lulular, Kasitler, Mitanniler, Haldi-Urartu'lar,Medler, Subariler, Nayriler, Kardular olarak kısaca belirtmek yeter sanırım.
5-Türkiyenin politikaları çok kısa süre sonra değişmeye başladı. Tunceli Kanunubunun çelişkilerini de ortaya koymaktadır. (Tunceli'nin idaresi hakkında kanun)
1935yılında kanun yürürlüğe giriyor fakat Tunceli ilinin kuruluşuna ilişkin yasa 4Ocak 1936'da çıkarılıyor. Ve Dersim isyanı 1937 yılında oluyor. Yüce Mahkemeyesoruyorum: Tahrik Parlamentodan mı geliyor'
Yasanınbazı maddelerini sıralamak istiyoruz.
Görülecektirki, söz konusu yasa, Türkiyenin son on yılına sığan yasal düzenlemelerinbenzeri içeriğe sahiptir.
-Dersim ilinin Tunceli vilayetine dönüştürülerek ordu ile irtibatı baki kalmakve rütbesinin selahiyetini haiz bulunmak üzere korkomutan rütbesinde bir zatıvali ve kumandan olarak atayan. (madde 1)
Buvilayetin nahiye ve kazaların sınır ve ve merkezlerini dahi değiştirebilecek(madde 2). Kaymakam ve nahiye müdürlerinin dahi rütbe yetkileri ve orduirtibatları baki kalmak şartıyla ordu muvazzaf subaylarından teşkiledilebileceği, (madde 3) Ve günümüzün anlamlı ve güzel bir kaç örnek dahaverirsek, Cumhuriyet savcılarını hazırlık tahkikatında hakimlerin sahipoldukları yetkileri Tuncelide kullanılır (madde 9), maznunları ve şahitleriayrı ayrı ve toplu olarak birbirleriyle yüzleştirebilir (madde 10). Yinesavcılar ilk tahkikata icrası kanunen mecburi olan suçlarda dahi bu yetkiyiistimal edebilirler. Dava açılması izne tabi olan işlerde izin verme selahiyetivali ve kumandanındır. (madde 12). Hakimin reddi kararları katidir. (13) Ağırcezayı müstelzim suçların tahkikatı mevkufen yapılır ve bu mevkuflarınduruşmadan evvel tahliyelerine dair olan kararlar ancak valinin muvafakatı ileicra olunur. İlbaylık içindeki ara muhakemelerinden verilen hükümler temyizetabi olmayıp katidir.
Valive kumandan emniyet ve asayiş gereği vilayet halkından olan fertleri veaileleri vilayet içinde bir yerden diğer yerlere nakletmeye ve bunların iliçinde oturmalarını men'etmeye yetkilidir. (madde 31) Ve çok güzel bir örnek de32 ve 33. maddelerdir. Yani vali ve kumandanın bir şahıs hakkındaki takibatıntehirine ve cezaların teciline selahiyattar olması (32) idam hükümlerinin valive kumandan tarafından tecile lüzum görülmediği takdirde infazı ki TeşkilatıEsasiye Kanununun 26. maddesine aykırı olması önemli değil günümüzTürkiye'sinde. Askeri yönetimlerin kefaleti altındaki anayasaya aykırı aynıdönemde hazırlanan yasa maddeleri yine aynı anayasanın geçici 15. maddesininhimayesinden yararlanıp yaşam olanağı bulabiliyor.
Tunceliyasasının bir de 3713 sayılı Yasa'nın atası olma özelliği vardır. 34. maddeElazığ, Malatya, Sivas, Erzincan gibi çevre illere gelince, burada TCK'nun 2.kitabının 1. babı, 2. babının ve 7 babının 1 ve 455. madde hariç kalmak üzere9. babının ..... diyerek sıraladığı suçları işleyenlerin Tuncelide ve bu yasada belirtilen prosedürde yargılanacakları belirtilmiştir. Ve bu kanun geçmişeyürürlüdür. (35) Ve bu Kanunun 1935 yılı ile 1 Ocak 1940 arası yürürlüktekalacaktır (madde 37). Belki hukuk Devletine yakışır tek yan bu sınırlamadır.
Kanununesbabı mucibesine gelince 07.11.1935 tarihli CHP Genel Başkan Vekili veBaşbakan İnönü'nün, TBMM başkanlığına gönderdiği uyarı anlamlıdır.
"Eniyi usul kanunu, tatbik edildiği muhitin hususiyet ve ihtiyaçlarına en uyanıolduğu şüphesizdir. İçtimai hayatları diğer vatan parçasındaki vatandaşlaragöre tam bir seviyede olan vatandaşlarla meskun ve çevresi ilişik haritadagösterilen vatan topraklarında gerek idarî ve gerek adlî bakımdan çok güzelsemereler veren cumhuriyet kanunlarımızın tecrübeler neticesinde arzu edilenfaydaları temin etmediği görülmüştür... bu zavallı halkı Hükümet daha yakındanvesayeti altına almaya..." diye devam eder. Ve şayet yeni mandacılık,Osmanlının son dönemlerinde bizzat sayın İnönü'nün karşı çıktığı fakat Kürtleriçin uygun gördüğü bir yönetim tarzıdır. Hem de özel idari yapı, asker, vali vekomutan ile özel yargılama usulü olan bir vesayet kanununa dayalı bir yönetimtarzı.
Gerekkendisine ait bilgileri değerli araştırmacı İsmail Beşikçi'nin aynı adlıkitabından aldığımız (ki değerli araştırmacı bu kitabı dahil, tüm kitaplarındandolayı değişik kovuşturmalara maruz kalarak ağır cezalar almıştır) ve kısacaTunceli Kanunu olarak belirttiğimiz yasa gerekse 1982 Anayasası ve onunbireysel hak ve özgürlükleri yok eden hükümleri Türkiyenin kendi icadıdeğildir. Keza 3713 sayılı Yasa'da, Pişmanlık yasaları da Türk Yasakoyucununmucizevi birer buluşu değildir. İngiltere 74 Akti, İsrail ve İtalyadakiörneklerine bakıldığında ceza mevzuatına ayrı bir yasa olarak eklenen veyabizzat Ceza Kanunu içinde düzenleme yoluyla oluşturulan yasalara ve bu yasa vehükümlerinin ruhuna, benzetilmişlerdir. Böylesi bir siyasî-hukukî refleksinHukukun Evrensel İlkelerini dikkate alması ve sosyolojik bir gerçeği inkaretmesi mümkündür.
Azınlıklardanda intikam, yol vergisi türü yöntemlerle dönemin Hükümeti tarafındanalınmıştır.
6-Esasa ilişkin söyleyeceklerimizi yine sözlü açıklamalar sırasında Partitemsilcilerinin üzerinde durmak ve mahkemeyi bilgilendirmek istediklerihususlara hasredilmiş Genel Başkan imzalı bir ek dilekçe ile tamamlamakistiyoruz.
Sonuç: Yukarıda açıkladığımız nedenlerle;
1-Davanın reddedilip Parti hakkında 2820 sayılı Yasanın 9. maddesininuygulanmasına,
2-Davanın duruşmalı yapılmasına, reddi halinde kullandırtırılmayan sözlüaçıklamalarda bulunmak üzere tekrar 3 temsilcinin çağrılmasına,
3-Tebligat Kanunu hükümlerine uyularak yazışmalardan birer örneğin vekilsıfatıyla tarafımıza da tebliğe çıkarılmasına,
4-Delillerini son-savunmamıza ekli olarak sunduğumuz dilekçesini de yine busavunmamızın eki olarak verdiğimiz Hakimin reddi talebimizin dikkatealınmasına, yeni teşkil edecek kurulun tarafımıza bildirilmesine,
5-Kürt sorununa ilişkin Cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin Milli Güvenlik Kuruluarşivlerindeki belgelerin delil olarak dayanmamızdan dolayı ilgili kurumdanistenmesine,
6-Açıkladığımız savunma sebeplerimizin gözönüne alınarak davanın reddine kararverilmesine"
Ekolarak verilen dilekçede Sosyalist Türkiye Partisi Genel Başkanı'nın görüşü deaynen şöyledir :
"İddiamakamınca hazırlanan her iki iddianamenin bütününe bakıldığında partininkapatılmasına ilişkin davada esas itibariyla Sosyalist Türkiye Partisi'nin birbütün olarak, siyasî varlığının ve onun kişiliğinde sosyalizmin sorgulandığıçok açık bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle savunmanın ilk bölümünde STP'yivar eden nesnelliktir, siyasî hattımız ve mücadelemizi belirleyen ana ilkelerüzerinde duracağız.
Birsiyasî parti programını ancak onu oluşturan kollektif irade ve tarihyargılayabilir.
STP,6 Kasım 1992'de kuruldu. STP bir yanıyla ülke nesnelliğinin diğer yanıyla da önkabullere dayalı gönüllü birliğin oluşturduğu kollektif bir iradenin ürünüdür.STP'yi bugüne taşıyan da ülkenin verili nesnelliği ve gittikçe yaygınlaşankollektif iradedir. Toplumsal ve siyasal süreçlerin doğal akışı içerisindeSTP'yi ve STP programını yargılayacak olan da bu kollektif irade ve onun temsilettiği işçi sınıfı emekçiler ve sömürüye karşı olan tüm katmanlardır. Kısacası,STP'nin ve STP programının burada yargılanması doğal bir toplumsal seyremüdahale etmekten başka bir şey değildir. "Demokrasi ve insanhakları" kavramlarını ağızlarına sakız edenler bu davayla bir kez dahainandırıcılıklarını yitirmişlerdir. Burada, bu davada toplumsal ve siyasalsüreçlerin doğal akışının karşısına burjuva siyasal iktidarlarının yönetememekrizinin derinleştiği dönemlere tekabül eden yasaların zoru çıkarılmaktadır.Hukuk ve yasalar toplumsal-siyasal süreçlerin doğal akışına cepheden müdahaleeden değil bu akışı düzenleyen araçlardır. Ama, maalesef bu ülkemizde böyleişlememektedir.
STPhangi siyasal toplumsal zemine ayaklarını basıyor'
STPbilimsel sosyalizmin evrensel değerlerini, birikimini ve deneylerini ülketoprağında yeniden üretip siyasal pratiğe taşıma hedefini önüne koymuştur.Sonuç olarak, bu siyasal pratiğin üretileceği coğrafya ülkemizdir. Üzerinebasarak yol aldığı siyasal zemin de dünyadaki toplumsal ve siyasal süreçlerdenmuaf olmayan, bu ülkenin toplumsal dinamiklerinin ve çelişkilerinin oluşturduğubir siyasal zemindir. STP, bilimsel sosyalist teorinin kılavuzluğunda bu türbir zemine basmaktadır. Program da bilimsel sosyalist teorinin kılavuzluğundadünya ve Türkiye'deki dinamikler ve çelişkiler esas alınarak hazırlanmıştır.
STPprogramında ikinci bölüm, partinin niteliği kimliği başlığında:
"1)
a)Sosyalist Türkiye Partisi (STP), sosyalist dönüşümlere öncülük edecek sınıfolan işçi sınıfının siyasal mücadele aracıdır.
b)STP diğer toplumsal sınıf ve katmanlara işçi sınıfının tarihsel perspektif veçıkarları ekseninde yaklaşır" denilmektedir.
Bubelirlemeler bilimsel sosyalizmin insanlık tarihine ilişkin en özet tanımı olan"insanlığın tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir." ilkesi esasalınarak yapılmıştır. Yaşlı dünyamızda, insanlığın ortaya çıkışından bu yanatüm toplumsal gelişmeler sınıf mücadelesi ekseninde olmuştur. Bu bugün deböyledir. Ayrıca günümüzde sınıflararası çelişkiler her geçen gün derinleşerekgelişmektedir. Tüm toplumsal olgularda onu belirleyen bir sınıfsal öz vardır.
Tarihselliğinve nesnelliğin üzerinde ilerleyen siyasal süreçlerde bu sınıfsal öz daha hakimve açıktır. Bugün, ülkemizde ve dünyanın büyük bir bölümünde üretim araçlarınınözel mülkiyeti varsa, üretim araçlarına sahip olanlar, üretimi bizzatgerçekleştiren işçi ve emekçilerin emeklerinin sonucuna el koyuyorlarsa, emekile sermaye arasında, bir başka deyişle işçi sınıfı ile burjuvazi arasındauzlaşmaz bir çelişki var demektir. STP programında bu çelişki temel çelişkiolarak belirlenmiştir. Bu yüzden STP programında işçi sınıfının partisi olduğuvurgulanmıştır. Ülkemizdeki diğer siyasal partiler de sınıf temellerinden muafdeğillerdir. Programlarındaki söylem ne olursa olsun kullandıklarıideolojik-politik argümanlarla, pratikleriyle sınıf aidiyetleri kesindir.
Bugünmedya ve diğer araçlarla kitlelerin bilincine özelleştirmenin ideolojiksaldırısını şırınga edenlerin sınıf aidiyeti yok mu' TEK elektrik dağıtımınıholdinglere, Aktaş elektrik ve Uzanlar'a satanlar, çimento üretimi yapan kârlıKİT'leri Fransız şirketlere ya da yerli holdinglere satanlar, bupolitikalarıyla burjuvaziye tatlı kâr imkanları yaratanlar, binlerce işçininişten atılmasına göz yumanlar sınıf ekseninden muaf mı' Bu partilerprogramlarında "biz burjuva partisiyiz" demeseler de açıkça emeğekarşı burjuvazinin çıkarlarını temsil etmekte, korumaktadırlar.
STPde, kendisini, burjuvazinin sömürü düzenine karşı işçi sınıfının siyasîmücadele aracı olarak, işçi sınıfının partisi olarak tanımlıyor. Yine, STPprogramı (s.13) genel tanım bölümünde; "Kısacası, ücretli emek sömürüsüTürkiye'de sömürünün egemen ve belirleyici biçimidir. Bu anlamda ülkeyibugünden yarına taşıyacak olan çelişki işçi sınıfı ile kapitalistler, emek ilesermaye arasındadır" denilmektedir. Kapitalist toplum bir çelişkileryumağıdır. STP düğüm noktasının emek-sermaye çelişkisi olduğunu, diğertoplumsal çelişkilerin tümünün bu eksende çözümlenebileceği tespitini yapıyor.
Doğalyapının korunması, çevre kirliliği, ırk ayırımı, etnik kavgalar, cinsayrımcılığı vb. sorunların tümünün temelinde burjuva ideolojisi vesiyasal-toplumsal-etik-ekonomik yapılanma vardır. Bu çelişkilerin tümününkaynağı bizzat kapitalizmdir ve bu çelişkiler, nihaî olarak kapitalizminortadan kalkmasıyla çözüm yoluna girebilirler. Bu nedenle STP programınınruhuna esas olarak emek-sermaye çelişkisi hakimdir. Toplumdaki diğer çelişki vedinamikleri bu eksene taşıma anlayışı hakimdir. Ulusal sorundan, cinsiyetayrımcılığına, doğanın korunmasına kadar diğer çelişkilere bu perspektifleyaklaşıyoruz. Bu tamamiyle klasik ve rafine bir Marksist yaklaşımdır.
Burayakadar yapılan tespitler, STP'nin bilimsel sosyalist teoriyi siyasî pratiğineesas alan bir işçi sınıfı partisi olduğunu yeterince anlatmaktadır. Bilimselsosyalizmin kaynağı Marksizmdir. Programımızda açıklanan bu tür bir sosyalisttoplum projesinin en tepesinde insanın insanı sömürmesini reddeden, kendisinebu doğrultuda toplumsal bir misyon seçen, bu misyonu yerine getirirken hertürlü maddi ve manevi hazzı yaşayabilen insan unsuru vardır. Marks'ın ekonomik,siyasal hatta teknik sayılabilecek çözümlemelerinde bile insan unsuru, insana,insan yaşamına verilen değer hep en tepededir. Marksizmin insanı esas alan bubakış açısıyla insanlığın geleceğini kurgularken ırkların, renklerin, dillerin,cinslerin birbirlerine üstünlüğünün olmadığı sınıfsız sömürüsüz bir insanlığaulaşılacaktır. STP bu ütopyaya sıkı sıkı bağlıdır.
STP'nin"suçu" işçi sınıfı partisi olmaktır. Partimizin kapatılmasınıniddianamede gösterilen zahiri gerekçesi günün moda deyişiyle"bölücülük". Oysa bölücülükle suçlanmayacak tek ama tek siyasîdüşünce, teori bilimsel sosyalist teoridir. Çünkü işçi sınıfının kurtuluşmücadelesi toplumdaki diğer tüm çelişkileri kesen, o çelişkileri sınıfmücadelesi eksenine aktaran bir dinamiğe sahiptir. Irk, renk, cins, milliyetayrımlarını körükleyen ve insanlığı bu yapay ayrımlarla birbirine düşüren esasolarak emparyalist kapitalist sömürü düzenidir. Yeni adıyla "Yeni DünyaDüzeni"dir.
Marksizminulusların oluşumuna bakışında ana perspektif şudur: Ulusal yapı ve kimliktarihsel gelişim süreçlerinin belirli bir evresine denk düşer. Sınıfmücadelelerinin belirlediği insanlık tarihi, birbirlerinden kopuk yalıtılmıştopluluklardan tek bir insanlık tarihinin oluşumuna ve tüm toplumsalfarklılıkların yokolacağı bir dünyaya doğru ilerlemektedir. Bu süreçteulusların ortaya çıkması ve dünyamızın ulusal sınırlara bölünmesi mutlak venihaî bir durum değildir. Uluslaşma sürecinin burjuvazinin yükselişine paralelseyretmesi bir diğer olgudur. Aynı sürecin bir yönü de her bir uluslaşmanın,bir toplum yasası olarak başka ve daha güçsüz etnik toplulukların asimilasyonupahasına gerçekleştiği gerçeğidir.
Kapitalizminuluslararası bir sistem olarak kendisiyle birlikte doğan ulusal birimleri aşmaeğilimi taşımaktadır. Ancak burjuvazinin toplumsal ve siyasî egemenliğiyalnızca proletaryanın sömürülmesini değil, toplumda bir dizi başka ayrımcılığıda sürekli yeniden üretmeyi gerektirmektedir. Bugün ulusların birbirleriniboğazlamasından, birbirlerine karşı önyargılar geliştirmelerinden, birbirlerinedüşman olmalarından çıkar sağlamakta olan sınıf burjuvaziden başkası değildir.
Marksistleruluslar ve etnik topluluklar arasındaki farklılıkların silinmesini bir tarihselsüreç olarak görür. Sosyalizm tüm insanlık değerlerinin giderek ortaklaşasahiplenildiği, ayrımcı politikaların hiçbir maddi zemininin kalmayacağı birdüzen olacaktır. Ayrımcılığa kendi sömürücü sınıf egemenliğini sürdürmek içinihtiyaç duyan burjuvazinin ortadan kaldırılması insanlığa bu olanağısunacaktır. Bu yönde mücadelenin ana ekseni sosyalist devrim ve sosyalizminiktidarının gerçekleştirilmesinden başka birşey değildir. DolayısıylaMarksistler ulusal baskılara, zorla asimilasyona "milliyetçi"oldukları, millî duyguları körüklemeyi tercih ettikleri, ya da uluslarıbirbirlerinden ayırmak istedikleri için değil ulusların kendi kaderlerini tayinetmelerinin engellenmesinin geri planında sınıf çelişkilerinin üzerininörtülmesi ihtiyacı yattığı için, zorla asimilasyon ulusları birbirlerine düşmanetmeye yarayacağı için, insanlığın sınıfsız - sömürüsüz bir bütünoluşturmasının yolunun ancak "gönüllü birlik"ten geçeceği içinkarşıdırlar.
Partimizeyönelik bölücülük suçlamasını ilk önce bilimsel sosyalistlerin bu temelperspektifinden yola çıkarak reddediyoruz. Marksist bir parti insanlığınayrıcalıksız bir bütün oluşturması gibi bir idealin taşıyıcısı, savunucusudur.Marksist ilkelere dayalı bir işçi sınıfı partisi olarak Marksizmin ulusalsoruna bakışını esas alan bir ilkeselliğe sahibiz. Bu nedenle soruna Marksizminilkeleri doğrultusunda yaklaşımımızdan bihaber olan iddianameyi ve iddianamedebize atfedilen "bölücülük" suçlamasını reddediyoruz. İddia makamı"bölücülük" suçlamasını daha güncel, daha moda ve daha etkileyicibulduğu için seçmiştir. Örneğin, bu dava sınıf mücadelesinin kabardığı,yükseldiği bir konjonktürde açılsaydı, muhtemelen "sınıf esasınadayalı" olduğumuz için suçlanacaktık. Marksistlerin ulusal sorunayaklaşımı, net olarak, sosyalizm mücadelesi ve sınıf mücadelesi temellidir, tümuluslardan proleterlerin sınıf kardeşliğine dayalıdır. O yüzden bu esaslarıhesaba katmadan bize atfedilen kaba bölücülük suçlamasını, ayrıca rahatsızedici buluyoruz.
İddiamakamına partimiz hakkında yeni bir suç duyurusunda bulunuyoruz: Bizimprogramımızın her satırına sınıf mücadelesi sinmiştir.Programımızın ruhundasınıf ilişkileri ve çelişkileri hakimdir. Bunların dikkate alınarak davanıngenişletilmesini, iddianamenin yeniden hazırlanmasını ve bir işçi sınıfıpartisine yakışır gerekçeden, "sınıf esasına dayalı" olmaktan davaaçılmasını talep ediyoruz. Böylece bir hukukî hatanın da, aleyhte delillerikeyfi değerlendirmenin de önüne geçilmiş olur.
Öteyandan iddia makamı STP'nin bilimsel sosyalist bir parti olduğunu, sınıfmücadelesini esas aldığını programdan alıntılar yaparak açıklamaktadır. Evet,biz sınıf partisiyiz. İşçi sınıfının partisiyiz; bunu inkar etmiyoruz ve bunitelemeden de onur duyuyoruz. Esas olarak da burjuvazinin bütün kurumlarıylaüzerimize gelmesinin nedeninin bu olduğunu iddia ediyoruz. Eğer sınıf temellibir parti olmak suçsa, KİT'leri burjuvaziye peşkeş çekenleri, vergikaçıranları, hayali ihracatçıları kollayan siyasî iktidar da, onu oluşturanpartiler de, sözde muhalefet eden partiler de sınıf temellidir. Ama aslındaTürkiye'de genel olarak sınıf partisi değil, işçi sınıfı partisi olmak suçtur.
Hukukda sınıfsaldır.
Bütünanayasalar, yasalar bir sınıfın iktidarını temsil eden irade tarafındanoluşturulur. Hukuk toplumdaki sınıflardan bağımsız, ya da sınıflarüstüdeğildir. 1982 Anayasasında da diğer yasalarda da incelikli bir şekilde buanlayış vardır. Özellikle toplumu, sessiz, hareketsiz kılarak, zapt-u raptaltına almak bu anayasanın temel özelliğidir.
BuAnayasa, 1982 yılı koşullarında, alternatifsiz, tartışmasız ve silahlarıngölgesinde halk oylamasına sunulmuş ve kabulü sağlanmış bir Anayasadır.
BuAnayasa, Türkiye burjuvazisinin kronikleşen yönetememe krizinin derinleştiğibir dönemde hazırlanmış bir kriz anayasasıdır.
Buanayasa ve Siyasî Partiler Kanunu, içinde bulunduğumuz toplumsal ve siyasalsüreçlerin çok gerisinde kalmıştır. Kişinin temel hak ve özgürlüklerinden geneltanımlarda sözeden bu anayasa ve SPK hemen ardından bu hak ve özgürlüklerinkullanımını yasaklayan, kısıtlayan tedbir hükümleri getiren yasakçı bir anayasave SPK'dır. Bu anayasa, evrensel hukuk kurallarına taban tabana zıt veyirmibirinci yüzyıla taşınan dünyamıza yakışmayan bir anayasadır.
Busaptama partimizin özel görüşü de değildir. Örneğin 16 Temmuz 1993 tarihliCumhuriyet gazetesinde Anayasa Mahkemesi yetkililerine ait olduğu belirtilenbir değerlendirme yer almaktadır:
"...Yetkililerin (Anayasa Mahkemesi yetkilileri), Anayasa değişmedikçe mahkemeninyapacağı bir şey yok. Mahkemeyi eleştirenler, Anayasa ve Siyasî PartilerYasası'ndaki bazı maddeleri eleştirsinler ..." Bu cümleler Partimizi"yargılayan" mahkemenin de bu anayasadan ve SPK'dan şikayetiniyansıtmaktadır. Bu davaya dayanak olan anayasa ve SPK'nın değiştirilmesigerektiği uzun bir süredir ülkenin siyasal gündeminde, Cumhurbaşkanından,başbakanlara, TBMM Başkanlarına kadar herkesin dilindedir. Siyasetçiler, bilimadamları, hukukçular, sendikalar, Demokratik kitle örgütleri, kısacası buülkenin sorunları karşısında sorumluluk duyan herkes anayasa ve SPK'danyakınmaktadır.
Buanayasa ve SPK'nın değiştirilmesi gerektiği doğrultusunda ortak bir iradeninoluştuğu ortamda, yani bu yasaların toplumun vicdanında, kadük duruma geldiğikoşullarda bu davanın görülmesi tek kelimeyle abestir. Hukuka ve kanunlara,uygulamada mekanik bakmamak gerektir. Hukuk uygulayacasının karar vermedurumunda, yasalar kadar, toplumun ortak iradesini, değişen değer yargılarını,gelişen toplumsal-siyasal süreçleri ve kamu vicdanını da hesaba katmasıgerekir.
1.ve 2. iddianameyi bölüm bölüm incelediğimizde: bu konu ile ilgili yasaldüzenlemeler bölümünde Anayasanın 2. maddesinden bolca sözedilmektedir.Anayasanın 2. maddesindeki evrensel boyutu olan dört kavram üzerinde düşünmekgerekir.
Birincisi;insan haklarına saygı: yerinde infazların, işten atılmaların, insanlara dışkıyedirmelerin, topluca göçe zorlanmaların yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Buuygulamaların sorumluları kendi anayasalarına göre bile anayasa suçuişliyorlar.
Birsiyasî parti hakkında programı esas alınarak kapatma davası açılması evrenselhukuk kurallarının reddidir. Burjuva iktidarlarca beslenen dinci-faşistgericiliğin "şeriat isteriz" naralarıyla 37 ilerici aydını katlettiğibir ülkede anayasanın lâiklik ilkesinden söz edilemez. İş veremediğiyurttaşların yaşama hakkını gasp eden, eğitim, sağlık gibi hizmetleri deözelleştirip işçi ve emekçileri yoksulluğa ve eğitimsizliğe mahkum eden budüzende anayasanın sosyal devlet ilkesi ihlal edilmektedir.
Anayasanın2. maddesinde söz edilen, insan hakları, demokrasi, lâiklik ve sosyal devletkavramlarının her geçen gün daha geçersiz hale getirildiği bu düzenin sorumlusune STP'dir, ne sosyalistlerdir, ne tahammül edilmeyen sosyalizmdir. Sorumlukapitalizmin bizzat kendisidir. Yine iddianamelerde anayasanın 5. maddesindensöz ediliyor. Devletin amacı, görevi bölümünde "... insanın maddî vemanevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktadır." denilmektedir. Oysa ana dilleri farklı olan milyonlarcainsanın ana dillerini ve kültürlerini zenginleştirip zenginleştirmelerininyasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Anayasanın bu tanımı da kağıt üzerindekalmaktadır.
İddiamakamı yargıladığı programı anlamamıştır. İddianame, STP programındauluslararası devrim sürecinin üç bileşeninin sık sık vurgulandığını iddiaetmektedir. Programımızda bu kavram sadece iki yerde geçiyor. Ayrıca, programdabu üçlü bileşenin 21. yüzyıla girerken iki ayağının (sosyalist ülkeler-ulusalkurtuluş mücadeleleri) yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tesbiti yapılıyor.Yoksa programda, iddianamede belirtildiği gibi bu üçlü bileşeni bugüne aynentaşımamaktadır. Bu cümle iddianameye kolaycılık yapılarak programın birinciparagrafının sonundan aynen aktarılmıştır. İddia makamının partimizinprogramını anlayabilme yeteneği kesinlikle yoktur.
İddianamedeprogramda alıntılanan bir bölümde "... Anti kapitalist işçi hareketlerininTürkiye, Yunanistan, İran vb. ülkelerde yükselişe geçmelerinin Filistin ve Kürtdirenişleri nezdinde sosyalizmin daha güçlü bir çekim merkezi olmasınısağlayacağını..." belirttiğimiz söyleniyor. Bu konunun davayla ilgisinianlamak mümkün değildir. On yıllardır Ortadoğu'da Filistin ve Kürt dinamiklerimevcuttur.
Onyıllardır devam eden Molla Mustafa Barzani'lerden Yaser Arafat'lardan bugünetaşınan bir Filistin ve bir Kürt dinamiği elbette mevcuttur.
Ohalde STP programında bu tarihsellikten kaynaklanan bir tespitin bulunmasıneden yargılanır' Ayrıca sosyalist bir partinin tüm toplumsal dinamikleri sınıfeksenli bir mücadeleye çekmek için çekim merkezi olma tesbiti kadar doğal biryaklaşım olamaz.
2.iddianamenin 14. sayfasında Savcılık makamı "Atatürk milliyetçiliği, ırkdüşüncesine ve kökence başka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılmalarıdüşüncesine yer vermez... Özünde kültür milliyetçiliği vardır." diyor. Butür bir yaklaşımın siyaset biliminde, sosyolojide karşılığı zorlaasimilasyon'dur. Zora dayalı asimilasyon, bir ulusun, bir halkın, bir etnikgrubun dilini, kültürünü kısacası kimliğini yok saymak ve asimile edentopluluğun kimliği içerisinde eritme politikasıdır. Zorla Asimilasyon, bugündünyamızda toplum vicdanını rahatsız eden ve kabulü müm kün olmayan biruygulamadır. Marksist bir parti olarak STP, ulusların, halkların kimlikleriniyok etmeye yönelik, fiili ve fiziki zora dayalı asimile etme uygulamalarınaşiddetle karşıdır. STP bu görüşünde kararlı ve ısrarlıdır. Bu inancını,kararlılığını programına alması da bu tür bir ilkeselliktir.
İddianamenin14. sayfasında Lozan Antlaşması ve Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması'na atıfyapılarak Kürt kimliğinin kabul edilmemesine dayanak aranıyor. Lozan 24 Temmuz1923, Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması 18 Ekim 1925 tarihlidir. Yaklaşıkgünümüzden 70 yıl önce bu metinlerin, bugünkü bir sosyolojik olguyuaçıklayabilmesini beklemek saçmalıktır. Siyasî antlaşma metinlerinin toplumsalrealitelerin tartışılmasında nihaî başvuru kaynağı sayılması hukuk adına utançvericidir. İddia makamı ve bu iddianameyi ciddiye alan Anayasa Mahkemesibilimsel ve hukuk formasyonu açısından yetersizliğini kanıtlamıştır.
Kürthalkının bir dizi tarihsel neden ve ideolojik-fiziki zor nedeniyle ulusalkimliğinin bilincine geç kavuşmuş olması yok sayılma gerekçesi olamaz. YineKürt halkının Kurtuluş Savaşı'na Türklerle birlikte katılması ve ardındanyapılan antlaşmalarda Türkiye Cumhuriyeti delegasyonu tarafından temsiledilmesi bu halkın yok sayılması için gerekçe olamaz. Bu anlayış bilime,hukuka, toplum vicdanına ve hakkaniyet duygumuza uygun değildir.
İddianamenin14. sayfasında, Anayasanın 66. maddesi özetlenmekte ve "... bu bütünlükiçinde yer alan her yurttaş, tüm haklardan sınırsız ve eşit biçimdeyararlanabilir..." denilmektedir. Bunun ülkemizde iki açıdan kabulu mümkündeğildir.
Birincisi,kapitalist düzendeki toplumsal sınıflar açısından: toplumumuzda tarihsel olarakvar olan sınıf farklılaşmaları son yıllarda çok ciddi boyutlara ulaşmıştır.Burjuvazi ile işçi-emekçi kitleler arasında her alanda mesafe daha da çokaçılmış ve sınıf çelişkisi derinleşmiştir. Bugün burjuvazi yaşadığı, eğlendiği,gezdiği... mekanlar da dahil olmak üzere düğünleri, milletvekili kızlarınınmilyarlar harcayarak yapılan nişanları, Andromeda'larda, Klassis otellerdekieğlenceleri bu çelişkinin derinleştiğini gösteren güncel basit örneklerdir.
Bununyanısıra işçi-emekçi kesimlerin sağlık, eğitim, seyahat, maddî ve manevîvarlığını geliştirme vb. alanlarda burjuvazi ile eşit olduğu söylenebilir mi'Parası olmadığı için hastaneye kabul edilmeyip hastene kapılarında ölen, parasıolmadığı için eğitimi yarım bırakmak zorunda kalan insanların ülkesindeyaşıyoruz. Bu ve benzeri eşitsizlikleri çelişkileri her gün görüyoruz,yaşıyoruz. Bizi kağıt üzerinde yazılanlar değil, yaşanılan gerçeklikilgilendiriyor. O yüzden kapitalist düzende "eşitlik" sözünün birkandırmaca olduğunu söylüyoruz.
İkinciside, yine sınıf temeline dayalı olmak üzere Kürt halkının yaşadığıeşitsizliktir. Burjuvalaşmış, işbirlikçi Kürtler dışında Kürt işçi veemekçilerinin eşitliğinden söz edilebilir mi' Bu eşitsizlik farklı niyetlerlede olsa bugün herkes tarafından telaffuz ediliyor. En azından bölgesel olarak,hizmet götürmedeki eksiklikler olarak telaffuz ediliyor.
Yineson yıllarda artan bir çelişki yaşanıyor. Kürt köylerinin göçe zorlandığı, köyhalkına topluca dışkı yetirildiği, okuma, beslenme, sağlık vb. alanlarda birterkedilmişliğin yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu eşitsizliklerin ve Kürtkimliğinin fiziki zor ile, sopayla örtbas edilmeye çalışıldığı bir ülkedeyaşıyoruz. Yine Kürt dilinin ve kültürünün gelişmesinin önüne hem yasalarla hemde fiziki zorla geçildiği bir ülkede yaşıyoruz.
STP,gerek programında gerekse politikalarında bilimsel sosyalist teorininkılavuzluğunda, yaşanılan bu gerçeklikleri tespit edip bunları dönüştürmeyihedeflemektedir. Esas olarak sınıf gerçeğini başa koyduğu programında sınıfilişkilerine ve ulusal soruna ilişkin tespitler, bu programı oluşturan tek tekbireylerin ve kollektif iradenin öznel niyetinden bağımsız nesnel bir vakıadır.
İddianamedeki"...Ulusal kurtuluş mücadelelerinin sosyalizmin yerleşip gelişmesindeetken olduğu ve ..." türünden bir ifade programın hiçbir yerinde yoktur.Bu tür bir yoruma imkan verecek herhangi bir ifade de bulunmadığı gibi, tamtersine ulusal kurtuluş mücadeleleri bölümünde "...ABD'nin başını çektiğiemperyalist güçler, günümüzdeki ulusal dinamikler üzerindeki en ağırlıklıdışsal belirleyen durumuna gelmişlerdir. Bu anlamda "bağımsızlıkçı"ulusal hareketlerin her biri bu dışsal belirleyenin egemenliği altına girmetehdidiyle karşıkarşıyadır..." (s.6) denilmektedir.
YineOrtadoğu bölümünde (s.12) "... Ancak bölgedeki görece gelişkin kapitalistülke proleteryalarının sergileyecekleri siyasal güç ve örgütlülük ile ulusalhareketlerin iç gelişmeleri arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır..."denilmekte ve bu ilişki bulunmaktadır..." denilmekte ve bu ilişkiparagrafın sonunda ulusal hareketler nezdinde sosyalizmin daha güçlü bir çekimmerkezi olması biçiminde tarif edilmektedir. Sonuç olarak programımızın biryaklaşımının daha iddia makamınca algılanamadığı görülmektedir.
İddianamedeki"... Kürt ulusal hareketinin önemli yere sahip olduğu ve TürkiyeCumhuriyeti'nin ülkesi üzerindeki topraklarda kurtuluş mücadelesi verdiğibelirtilerek..." ifadesi STP programının hiçbir bölümünde yoktur.İddianameye girmesi muhtemelen aşırı zorlanmış bir fikir yürütme etkisiyleolmuştur. Oysaki, programın ilgili bölümlerinde Kürt ulusal hareketi T.C. ilesınırlı olmayan bir coğrafi bölge içerisinde değerlendirilmektedir. Özel olarakTürkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir Kürt ulusal hareketinden hiçbir şekildesöz edilmemektedir. Tabii ki bu coğrafyanın içinde T.C. de vardır. "Kürtulusal kimliğinin", "Kürt realitesinin" herkesçe (Devletin enüst düzey yöneticileri de dahil) söylem düzeyinde de olsa konuşulduğu ve birhalkın kimliğinin tanınması doğrultusunda taleplerinin kitlesel bir şekildetelaffuz edildiği bir konjonktürde bu tür bir tespit tamamiyle objektiftir.Elimizde olmayan bir şeyi var edecek bir sihirli değnek bulunmadığına göre buböyle kabul edilmelidir.
STPKürt realitesini elbette kabul eder.
Heriki iddianamenin ana ekseni STP'nin "yaşayan bir Kürt ulusunun varlığınıaçık ve seçik kabul olarak etmesi"dir.
Önsavunmada verdiğimiz örnekleri tekrarlamayacağız. Ancak, bu tür bir nedenlebugün muhtemelen heyet üyeleri de dahil olmak üzere ülkemizde milyonlarca kişive kuruluş hakkında dava açılabilir. Örneğin, Başbakan Tansu Çiller ile ANAPgenel başkanı Mesut Yılmaz, Kürtçe'nin okullarda seçmeli ders olarak okutulupokutulmamasını konuşuyorlar. Örneğin, Erdal İnönü İngiltere'de Kürt Enstitüsü'nünve TV.'sinin kurulması gerektiğini ancak bunun Anayasa sorunu olduğunu ifadeediyor. Birinci savunmamızdaki örnekler de düşünüldüğünde bugün "yaşayanbir Kürt ulusunun varlığını açık ve seçik" kabul etmeyen kişi ya dakuruluş bulmak zordur. Ama ne hikmetse bunu işçi sınıfının bilimsel sosyalizmeinanan partisi STP söyleyince Devlet ayağa kalkmakta, partiyi kapatma davasıaçılmaktadır.
Partikapatılamaz
AnayasaMahkemesi'nin STP'yi kapatma yönünde bir karar alması şu anlamlara gelecektir:
Partimizeposta aracılığıyla bir mektupta Sivas'taki dinci-faşist gericiliğingerçekleştirdiği katliama ilişkin bildirimizin arkasına bu anlayışı temsil edenbiri tarafından bir tehdit yazılmıştı. Özet olarak küfürlerin dışında"sizin partinizi başınıza yıkacağız, yerle bir edeceğiz"denilmekteydi. Mahkemenizin vereceği karar kapatma doğrultusunda olduğunda,uslup ve tarz farklılığına rağmen -20 Temmuz'da sözlü savunma hakkımızın gaspedilmesi olayında Anayasa Mahkemesi Başkanının tavrı, uslup ve tarz farklılığınında olmadığını göstermiştir- sonuçları itibarıyla tehdit mektubundaki talebedenk düşülecektir. İddianamede partimizin "ulusların özgür iradelerinedayalı birliklerinin" savunduğu da yazılmıştır. Anayasa Mahkemesi'ninSTP'yi kapatma kararı vermesi heyet üyelerinin "Biz özgür iradeye değil,zora dayalı birliği savunuyoruz." biçiminde bir deklarasyonları anlamınagelecektir. İddianamede partimizin "ulusların kendi kaderlerini tayinhakkını" savunduğu da yazılmıştır. Kapatma kararının evrensel bir insanlıkdeğerini heyet üyelerinizin reddettiği anlamına gelecektir.
Sonolarak mahkeme üyelerinin vermeleri muhtemel kapatma kararı burjuvazininsosyalizme ve işçi sınıfının mücadelesine karşı gösterdiği sınır ve kuraltanınamaz, tahammülsüzlüğün paylaşılması anlamına gelecek, heyet üyeleriburjuvazinin bizlere karşı beslediği sınıf kininin taşıyıcıları olarak tarihegeçeceklerdir.
Ancakkapatma kararının sonuçları toplumsal gelişim ve nesnel sınıf mücadelesiyasaları karşısında son derece sınırlı olacaktır. Türkiye işçi sınıfı vesosyalistlerinin mücadelesi bu tür biçimsel engelleri aşacak güç ve kararlılığasahiptir. "Parti" kapatılamayacaktır."
VI-DAVANIN EVRELERİ
1-Dava Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.2.1993 gün SP.43.HZ.1993/16 sayılıiddianamesiyle açılmıştır.
2-Anayasa Mahkemesi'nce, 4.3.1993 günlü toplantıda önsavunma, esas hakkında görüşve son savunma ile ilgili işlemlerin yürütülmesi kararı oybirliğiylealınmıştır.
3-Sosyalist Türkiye Partisi Av. Aydın Ayanoğlu'nun Anayasa MahkemesiBaşkanlığı'na 5.7.1993 gününde verdiği tarihsiz dilekçesinin sonuç bölümünde;
"Yukarıdaaçıkladığımız nedenlerle, ön-savunmada belirttiğimiz davanın duruşmalıgörülmesine, bu talebimizin reddi halinde Dava hakkında Partiyi temsil eden yöneticive yönetim organları ile avukatının sözlü açıklamalarının dinlenmesi talibimizhükme bağlanıncaya dek, esas hakkında mütalaadan sonra tarafımızdan istenenson-savunmanın süresinin uzatılmasına karar verilmesini saygılarımla talepederim." denilmiştir.
4-Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca kapatılması istenenSosyalist Türkiye Partisi'ne yönelik suçlamalar hakkında ayrıntılı bilgialınmak üzere adıgeçen Parti'nin Genel Başkanı'yla birlikte iki temsilcisininAnayasa'nın 149/4. ve 2949 sayılı Yasa'nın 33. maddeleri gereğince sözlüaçıklamalarının dinlenmesine,
Adıgeçen Parti'ye, son savunmalarını yazılı biçimde Anayasa Mahkemesi'negöndermeleri için 30.7.1993 günü çalışma saati sonuna değin ek süreverilmesine,
Sözlüaçıklamanın 20.7.1993 günü saat 14.30'da Anayasa Mahkemesi özel salonundayapılmasına,
Oybirliğiylekarar verilmiştir.
5-AnayasaMahkemesi, 20.7.1993 gününde Yekta Güngör ÖZDEN, Güven DİNÇER, YılmazALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N.SEZER, Haşim KILIÇ, Mustafa BUMİN ve Sacit ADALI'nın katılımıyla yaptığıtoplantıda; Sosyalist Türkiye Partisi temsilcisi Av. Aydın Ayanoğlu'nun sözlüaçıklamalarını dinlemiştir.
VII-İNCELEME
A-Ön Sorunlar Yönünden
1.Hâkimin reddi talebi ve tebliğat sorunu
DavalıParti vekili Av. Aydın Ayanoğlu'nun verdiği son savunma dilekçesinin; usulaçısından son savunmamız başlıklı bölümün 4. maddesinde aynen; "SayınAnayasa Mahkemesi Başkanı; gerek bant kayıtlarının çözümünde anlaşılacağı gibisözlü açıklama toplantısında "Ceketiniz nerde" diye bağırarakgeliştirdiği tavır, gerekse hukuka aykırı olarak ceket giyilmeden oturumuaçmama davranışları ve gerekse davadan sonra yukarıda tarihlerini verdiğimizgazetelerdeki beyanatları çerçevesinde; parti temsilcilerini Ulusasaygısızlıkla suçlamaları, "kovdum" türünde demeçleri, en iyiolasılıkla kovmadığı, Anka muhabirinin bunu çarpıttığı, salona almadığınıbelirttiği beyanatındaki "almama" gerekçesindeki temelsizlik iledavada tarafsız karar veremeyeceğini, taraf olduğunu belli etmiştir. CezaMuhakemeleri Usulü Hakkında Kanunun 23. maddesinin 2949 sayılı Yasa'nın 47.maddesi hükmü ile birlikte değerlendirilerek "Hâkimin reddini" talepediyoruz. 47. maddeyi dar yorumlayarak uygulamak adlî bir hata olacaktır. Çünküdava artık davalı tarafa "yalancı", "saygısız", türündeniddialara dönmüştür. Bu mesele çözümlenmelidir. C.M.U. Kanunu 23/3. fıkrasıgereği karara iştirak edecek heyet üyelerinin tarafımıza yazılı olarak veTebligat Kanununun ilgili hükmü gereği "Vekile tebliğ" hususu dagözönüne alınarak bildirilmesini, C.M.U. Kanununun yine 24/2. fıkrasına binaensonradan ortaya çıkan bu gelişmeyi son-savunmamıza ekli (Ek-4) dilekçe iletalep ediyoruz." denilmekte ve son savunmanın sonuç kısmında da,
"Delillerinison-savunmamıza ekli olarak sunduğumuz dilekçesini de yine bu savunmamızın ekiolarak verdiğimiz Hâkimin reddi talebimizin dikkate alınmasına, yeni teşkiledecek kurulun tarafımıza bildirilmesine." denilerek bu hususun kararabağlanması istenmektedir.
Ayrıcason savunmada "davalı Parti adına dava dosyasına vekalet ibraz etmemizerağmen tarafımıza esas hakkında mütalaa dahil hiç bir Anayasa Mahkemesi arakararı tebliğ edilmemiştir" denilmiştir.
Davanınesasına geçilmeden önce; Davalı Parti Vekili Av. Aydın Ayanoğlu'nun AnayasaMahkemesi Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN ile ilgili istemi 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 47. maddesininikinci fıkrası uyarınca Yekta Güngör ÖZDEN katılmaksızın görüşüldü.
Sözkonusu dilekçede ileri sürüldüğü gibi Başkanın tarafsız lığını gölgeleyecek birdurum olmamıştır. Sözlü açıklamaya gelen parti temsilcilerinin durum ve tutumukarşısında oturumu yönetme ve düzeni sağlama kapsamında Başkanın uyarısı,gerekli ve yerindedir.
Bunedenle, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN'in tarafsız hareketedemiyeceğine ilişkin savları haklı bulunmadığından redd-i hâkim isteminin 2949sayılı Yasa'nın 47. maddesi uyarınca reddine 30.11.1993 günü oybirliğiyle kararverildi.
AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün 10/1 maddesi gereğince mahkeme kurulu kıdem esasına göreoluşmaktadır. Bu esasa göre kurula katılacak üyelerin her gün hatta her andeğişmesi mümkündür. Kurula katılabilecek 15 kişinin adı soyadı öncedenbellidir. Bu nedenle heyete katılacak üye isimlerinin bildirilmesine ilişkinistem karşılanmamıştır. Öbür yandan, Sosyalist Türkiye Partisi Vekili'nintebliğlere muttali olduğu verdiği son savunmasındaki beyan ve imzasından açıkçaanlaşıldığından 7201 sayılı Yasa'nın 11. maddesine dayanılarak yapılan tebliğatyeterli görülmüştür. Avukat da temsilcilerden biridir.
2.Davanın Siyasî Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp AçılmadığıSorunu
DavalıParti vekilinin verdiği ön savunmada özetle;
"Davayasal prosedüre uygun olarak açılmamıştır. 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasıincelendiğinde, Yasanın 9. maddesinin işletilerek öncelikle Sosyalist TürkiyePartisine eksiklik ve aykırılıklar için ihtarda bulunulması gerekir.
SözkonusuYasanın 101. maddesi ile 9. maddesi birlikte ele alınmalıdır. 101. maddenin tekbaşına olaya uygulanması olasılığı yoktur.
Anayasanın69/5 fıkrası 2820 sayılı SP Yasasının 9. maddesine aynen aktarılmıştır. Tüzükve programların Anayasa ve yasaya uygunluğunun denetimi ile birlikte kuruluşişlemlerinin ve kurucuların hukukî durumlarının incelenmesi eş zamanlı biretkinliktir ve bu haliyle 9. madde her iki tür incelemenin prosedürünüoluşturmaktadır. Kaldı ki, siyasî yaşama yeni girmiş bir partinin Anayasanın14. maddesinde belirtilen yasaklara aykırı amaç güttüğünü iddia edebilmek içinböylesi bir ihtar gereklidir. Dernekler yasası incelendiğinde, İçişleriBakanlığı kanalınca dernekler için tüzük incelenmesi ile kuruluş belgeleri vekurucularının niteliklerinin yasal denetiminin aynı anda ve ihtar prosedürlüyürütüldüğünü görürüz. İddianamede siyasî partiler dernek statüsünden de aşağıbir değere itilmiştir. Siyasî Partilere de düzeltme hakkı tanınmalıdır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 101. maddesi dar yorumlanarak bu güvencenin ortadankaldırılması hukuksal bir hata olacaktır." denilmektedir.
Davalıparti vekili, son savunmasında da "davanın reddedilip Parti hakkında 2820sayılı Yasanın 9. maddesinin uygulanmasına" karar verilmesini istemiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde özetle Siyasî Partiler tüzükve programlarıyla kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerineaykırı olması halinde herhangi bir ön koşula bağlı olmaksızın doğrudan siyasîpartilerin kapatılması davası açılabileceğini belirtmiştir.
SiyasîPartiler Yasası'nın 9. maddesine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kurulanpartilerin, tüzük programları ile kurucularının hukuksal durumlarınınAnayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğuna ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgive belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikle veivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeyedayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi vebelgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasınınyaptırımı da, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerinuygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetlemegörevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, kurulanpartilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarınındoğrudan kapatma nedenleri yönünden Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olmasıya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirinden ayrılmış vedeğişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki; Cumhuriyet Başsavcılığı'ncasaptanan noksanlıkların giderilmesi, gerekli görülen ek bilgi ve belgeleringönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasî partilerinkapatılmasına dair hükümlerin uygulanmamasına, yani yazılı istemin dava açmanınön koşulu niteliğini almış olmasına karşı, kurulan partilerin tüzük veprogramları ile kurucularının hukuksal durumlarının doğrudan kapatılmanedenleri yönünden Anayasa'ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniylekapatılmaları için dava açılması, 104. madde dışında böyle bir önkoşulabağlanmıştır.
CumhuriyetBaşsavcılığı Sosyalist Türkiye Partisi'nin, programının SPY'nın DördüncüKısmı'nda yer alan 78. maddesinin (a) bendi ile 81. maddesinin (a) ve (b)bentlerine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bu nedenle Siyasî PartilerYasası'nın 9. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na noksanlıkların giderilmesiile ilgili olarak tanınan yetkiyi yukarıda belirtilen aykırılıkları dakapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu bir dava koşulu olarak kabul etmek,siyasî partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa'nın DördüncüKısmındaki "Siyasî Partilerle ilgili Yasaklar"a aykırı durumlarda, bukoşul yerine getirilmeden, doğrudan 100 ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatmadavası açılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Bu nedenle, Siyasî PartilerYasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca uyarıyapılmadan açılmış bulunan davanın Yasa'nın Dördüncü Kısmı'nda yasaklanannedenlerden ileri gelmesi nedeniyle davalı Parti'nin talebi yerindegörülmemiştir.
3.Yargılamanın Duruşmalı Olarak Yapılması veya Yeniden Sözlü Açıklama YapılmasıSorunu
DavalıVekili'nin son savunmasının sonuç kısmında davanın duruşmalı yapılması, reddihalinde daha önce sözlü açıklamada bulunmayan üç temsilcinin dinlenmek üzeretekrar çağrılması talep edilmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın konu ile ilgili açıklamasında da; "...budüzenlemelerde, siyasî parti kapatma davası görülürken Ceza Muhakemeleri UsulYasasının uygulanacağı hususuna işaret edilmekte ise de, bu husus o yasada yeralan tüm yargılama yöntemlerinin uygulanması anlamında olmayıp, duruşmalıyargılama dışında kalan ve davaya uygunluk arzeden diğer yargılamayöntemlerinin uygulanacağını belirtmek amacına yönelik düzenleme olarak kabulügerekir.
Öteyandan; Anayasa Mahkemesi'nin hangi hallerde duruşmalı yargılama yapılabileceğiAnayasa'nın 149. maddesinin son fıkrası ile 2949 sayılı Yasa'nın 35. maddesindeaçıkça gösterilmiştir. Anayasa ve yasalarla, ilgilileri dinleme yetkisinikullanmak bakımından Yüce Mahkemenize tanınmış olan takdir hakkı saklı kalmaküzere, kamu düzenini ilgilendiren ve yargılama yöntemini belirleyen, Anayasalve yasal düzenlemeler karşısında siyasî parti kapatma davalarında duruşmalıyargılama yapılması mümkün bulunmadığından, davalı partinin bu yöne ilişkinisteminin reddi gerekir." denilmektedir.
Anayasa'nın149. maddesinin son fıkrasında, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışındakalan işleri Anayasa Mahkemesi'nin dosya üzerinden inceleyeceği hükmü yeraldığından CMUK'un duruşma ile ilgili kuralları siyasî partilerin kapatılmasıdavalarında uygulanamaz.
Bunedenle Davalı Parti'nin yargının duruşmalı yapılması talebi reddedilmiştir.
Sözlüaçıklamanın yeniden yapılması istemine gelince :
2949sayılı Yasa'nın 33. maddesinde "Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğü hallerdesözlü açıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanlarıçağırır." hükmü yer almıştır.
Buhüküm uyarınca gerçekleştirilen sözlü açıklama toplantısında Sosyalist TürkiyePartisi temsilcisinden gerekli bilgiler alınmıştır. Sosyalist TürkiyePartisi'nin Ön ve esasla ilgili savunmasında istenilen ilave süreler verilereksavunma haklarının en kapsamlı biçimde kullanılması sağlanmıştır. İkinci birsözlü açıklamaya, hiçbir haklı neden bulunmadığı için gerek görülmemiştir.
4-Anayasa'ya Aykırılık ve Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin Aşılması Sorunu
DavalıParti Vekili ön savunmasında Davada uygulanacak Siyasî Partiler Yasası'nın 78.(a), 81. (a), (b) ve 101. (a) bendlerinin Anayasa'ya aykırılığı üzerindedurulmuş ve Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin yorumla aşılması talepedilmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, esas hakkındaki görüşünde bu değerlendirme ve talepleilgili görüşlere katılmamıştır.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenleri sayılıdır. Siyasî partilerinkapatılabilmeleri, örgütlenme ve siyasî faaliyette bulunma özgürlüklerinegetirilen önemli bir sınırlamadır. Kapatma nedenlerinin Anayasa'da gösterilmişolması, sınırlanması yasalarla genişletilmesini önlemek ve bir anayasal güvencesağlamak amacına dayanır. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası'nda partilerinyasaklanma koşullarına yenilerini getirerek genişletmek Anayasa'yla bağdaşmaz.Kural, partilerin özgürce kurulmaları ve faaliyette bulunmalarıdır. İstisna isebunların kapatılmalarıdır. Anayasa'da da öngörüldüğü gibi siyasî partilerdemokratik siyasî hayatın vazgeçilmez öğeleridir. Anayasa partilerin kapatılmanedenlerini kendisi düzenlemiş bu konuyu yasakoyucunun takdirine bırakmamıştır.
DavalıParti programının, Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendinde 81.maddenin (a) ve (b) bendlerinde öngörülen devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı bulunması nedeniyle aynı Yasa'nın 101.maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılması istenmektedir.
Sözkonusu yasal düzenlemeler Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde yer alanhükümlerin gereklerini yerine getirmek amacıyla yapılmıştır. Ancak, bunlarınAnayasa'ya uygunluğunu tartışmak Anayasa'nın geçici 15. maddesinin açıklığıkarşısında olanaksızdır. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre,Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında,belirli bir dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıkların iddiaedilememesi yönünden bir zaman ayrımı yapılmamış, üçüncü fıkrada yer alan"bu dönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirlibir dönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savındabulunulamayacağı öngörülmüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyle değil,geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlıolduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam iledeğerlendirilmelidir. Geçici maddeler değişik hukuksal düzenlemeler arasındabağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş birzaman dilimine yayılmasını sağlar. Geçici maddelerle temel hükümlerin farkıbudur. Hukuksal değer bakımından ise, geçici maddelerle temel hükümler arasındabir farklılık bulunmamaktadır. Anayasa'nın açık olarak düzenlediği bir konununAnayasa Mahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa'nıngeçici 15. maddesine göre, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimler sonucutoplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık divanı oluşturuluncaya (6Aralık 1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa'ya aykırılığıileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içinde çıkarılmış yasalar arasında bulunan22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nu Anayasa'ya aykırılığısavında bulunulamaz.
Diğertaraftan bir yasa kuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyudüzenleyen ve birbiriyle çelişen bir yasa ve Anayasa kuralının bulunmasıgerekir. Bu durumda çözümün Anayasa kuralları yönünden aranması doğaldır.Anayasa'nın geçici 15. maddesinin varlığı, Anayasa'nın tümlüğü içinde birçelişkiyi değil bir ayrık durumu yansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği,konuyu açık biçimde ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralı yoksayması olanaksızdır.
Biryasa kuralının ihmali, incelenmekte olan işte uygulanacak kural hakkında iptaldavası açılmış olsa bile o kuralın Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptaledilebilecek nitelikte olması koşuluna bağlıdır.
Sözkonusukuralların, Anayasa'nın geçici 15. maddesi karşısında, Anayasa'ya uygunlukdenetimi yapılmasının olanaksızlığı nedeniyle ihmal edilmeleri de sözkonusuolamaz.
Bunedenlerle Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kurallarının iptal ya da ihmaledilmesi istemi yerinde görülmemiştir.
GüvenDİNÇER bu görüşlere katılmamıştır.
B.ESAS YÖNÜNDEN
1.Genel Açıklama
Genelve eşit oy hakkı; çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaşdemokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur.Bu yolla söz sahibi olup etkinlik kazanma olanağı elde edilirse de kişilerinayrı ayrı güçleriyle sonuç almaları güçtür. Bireysel iradeleri birleştiripyönlendirerek onlara ağırlık kazandıran özgün kuruluşlara gereksinimduyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık vegüç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlüklerigüvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkelerdoğrultusunda kamuoyu oluşturarak ulusal yaşama daha çok aydınlık getirmekyönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasî partiler demokratik siyasîhayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." ilkesine yer verildikten sonra üçüncüfıkrasında da "Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler." denilmektedir.
Siyasalpartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunundemokrasinin benimsenmesi yönünden bu konuya özel bir önem ve değer vermişolduğu görülür.
Siyasalpartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir.Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşlarınözgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyununoluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partiler, yurttaşların istem veözlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıranhukuksal yapılardır.
Demokrasininsimgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasî partilerin, devletyönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle,Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutup , kurulmalarındanbaşlayarak çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecekyöntem ve kuralları özel olarak belirlemekle kalmamış, Anayasa'nın 69.maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'dabelirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini uygunbulmuştur.
Anayasa'nınanılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış;siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri,kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılıkurallar getirmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa'da da yer alan yasaklarauymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca izleneceği vegerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacağıöngörülmüştür.
Siyasalpartilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü vekamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa'nın 2. maddesinde"Türkiye Cumhuriyeti... demokratik... bir hukuk devletidir."denilmektedir.
Hukukdevleti, Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında yinelenip vurgulandığı üzereinsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete veeşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlüsayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uyan, işlem veeylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir.
Varlığıve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet, belirli topraklar üzerindeyerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğuolarak tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik,yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik ilkesi bir devletiçin vazgeçilmez ögeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini korumaiçgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır.
Devletlerhukukunda, genellikle, "devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıpuygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak veözgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletinögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunlarınbaşında, bireylerin ve devletin varlığını koruma hakkının bulunduğutartışmasızdır. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyiyokedici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesihukuk devleti için en doğal davranıştır. Bu bakımdan Siyasî Partiler Yasası'ndayer alan konuyla ilgili düzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletinkendini ve halkını koruma hakkının kapsamı içinde kalmaktadır. Durumundemokrasi ilkeleriyle çatışan bir yönü yoktur. Dayandığı temelleri korumakamacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunupsuçlanması düşünülemez. Ülkesi ve ulusuyla birlikte kendini korumayan devlet,devlet olamaz.
Anayasada,kişilerin hak ve ödevleri, siyasî haklar ve ödevler ile siyasî partilerin bağlıolacakları esaslar ayrı kurallarla düzenlenmiştir.
DemokrasilerdeAnayasa'nın güvence altına aldığı hakların kullanılması ile belirlediğiödevlerin yerine getirilmesinde ülke düzeyinde etkinliği olan siyasalpartilerin, demokratik devlet yapısı ile ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasıiçin konulmuş Anayasa ve yasa kurallarına uymaları yalnız varlıklarının doğalgereği olmayıp aynı zamanda bir Anayasa buyruğudur.
2.Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası'nın İlgili Kuralları
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı Siyasî Parti'nin, programının kimibölümlerinin, Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile 3., 14., 68., 69. maddelerine;2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın ise 78. maddesinin (a) bendi, 81.maddesinin (a), (b) bentlerine aykırılıkta bulunduğu ileri sürülerek aynıYasa'nın 101. maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılması istenilmektedir.
SiyasîPartilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerin kaynağı, Devletin temelögelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan ve toplumsal uzlaşmanıntemelini oluşturan Anayasa'nın aşağıdaki maddelerinde yer alan kurallardır:
"MADDE1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
"MADDE2.- Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir."
"MADDE3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir.
Bayrağı,şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
MillîMarşı "İstiklal Marşı"dır.
BaşkentiAnkara'dır."
"MADDE4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakihüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesihükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Anayasakoyucu,bu kurallarla ulusal birliğimizin değişmezliğiyle ülke bütünlüğünü ve devletintekil yapısını ortaya koymuştur. Burada öncelikli olanlar ülke-ulusbütünlüğüyle Atatürk millîyetçiliğidir.
Vatanave ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içte ve dışta barışın simgesisayılan, tüm bireyleri eşitlik ve adaletle kavrayıp çağdaş evrensel değerlerlebirleşen bu ilkeler, yaşamın her alanda çağdaşlaşmasının vedemokratikleşmesinin kaynağı ve dayanağıdır.
Siyasîpartilerin çalışmaları ve programları yönünden Anayasa'ya aykırılık, yalnızcaAnayasa'da sayılan parti yasaklarına ilişkin hükümlerle sınırlıdır.
Anayasa'nın68. ve 69. maddelerinde yer alan yasaklar şunlardır:
-Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyetilkelerine aykırı olamaz.
-Sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayıamaçlayan siyasî partiler kurulamaz.
-Siyasî partiler yurt dışında örgütlenip çalışma yapamazlar, kadın ya da gençlikkolu ve benzeri biçimde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar kuramazlar.
- Siyasîpartiler tüzük ve programları dışında çalışma yapamazlar.
-Siyasî partiler, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına karşı 14.maddeyle konmuş olan sınırlamaların dışına çıkamazlar.
-Siyasî partiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyladernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kuruluşu niteliğindekimeslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliğiiçinde bulunamazlar ve bunlardan maddî yardım alamazlar.
-Siyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları demokrasi esaslarınaaykırı olamaz.
-Siyasî partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancıülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emir alamazlar; bunların Türkiyealeyhindeki karar ve etkinliklerine katılamazlar.
Buyasakların kimileri doğrudan bir kapatma nedeni değildir.
Siyasîpartilerin doğrudan kapatma nedenlerinden biri Anayasa'nın 69. maddesininbirinci fıkrasında gösterilmektedir. Bu fıkraya göre; siyasî partiler, tüzük veprogramları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa'nın 14. maddesindekisınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır. Böylece, siyasîpartilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunmaları değil;Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkmaları doğrudan kapatmanedenidir. Diğer bir doğrudan kapatma nedeni bu maddenin 8. fıkrasında yeralmaktadır. Bu fıkraya göre de; siyasî partiler, yabancı devletlerden,uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım veemir alamazlar; bunların Türkiye aleyhindeki karar ve faaliyetlerinekatılamazlar. Bu hükme aykırı davranan siyasal partiler temelli kapatılır.
Anayasa'nın68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında -"Siyasî partilerin tüzükve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insanhaklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırıolamaz.", -"sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi birdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz."denilmektedir. Bu kurallarda yeralan "olamaz" ve"kurulamaz" sözcüklerini doğrudan kapatma nedeni olarak anlamakgerekir.
Gözönündetutulması gereken diğer bir husus da, 68. maddenin beşinci fıkrasında yeralankapatma nedeninin 69. maddenin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde yeraldığıdır. Bu tümcenin atıfta bulunduğu 14. madde de açıkça sınıf veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü amaçlayan siyasî partilerinkurulmasını yasaklamaktadır.
SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmı'nda ve2. maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan TürkDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millîmarşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanabileceği esasını; Türk milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü, seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler."
81.maddesinde;
"SiyasîPartiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulanamazlar."
hükümleriyer almaktadır.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın bu kurallarında, devletin tekliği ile ülkesive milletiyle bölünmez bütünlüğünden söz edilmektedir. Bu maddeler, Anayasa'dayazılı soyut "Bölünmez bütünlük" ve "tekil devlet"kavramlarını açıklayarak somutlaştırmaktadır Eş anlatımla, Siyasî PartilerYasası, devletin tekliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumakamacıyla, ayrılıkçı akımların bir parti durumunda örgütlenmesini yasaklamaktave yine siyasî partilerin federal bir sistemi savunamayacaklarını azınlıkyaratamayacaklarını (özendirip kışkırtmayacaklarını), bölgecilik, ırkçılıkyapamayacaklarını ve eşitlik ilkesini korumak zorunda olduklarınıvurgulamaktadır. Böylece anayasal ilkeler Siyasî Partiler Yasası'yla yaşamageçirilip yaptırımlara bağlanmıştır.
3.Sav, Savunma ve Kanıtların Değerlendirilmesi
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın, Parti Programında yer alan kimi düzenleme vesavunmalarla ilgili kararın baştarafına aynen alınan görüşlerindekideğerlendirmeler açıktır.
SosyalistTürkiye Partisi'nin sözlü açıklama ve savunmalarında geçen ve karara aynenalınan istem ve anlatımların dışında başka bir kanıt yoktur. Sözlü açıklamayailişkin durum, gerçeğe aykırı biçimde ileri sürülmüş, Başkan hakkında redistemi, Başkanın yerine çağrılan yedek üyenin katıldığı toplantıda görüşülerekoybirliğiyle reddedildikten sonra inceleme sürdürülmüştür.
DavalıParti Programı'nın "Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğü"nünbozulması" amacını taşıyıp taşımadığı :
TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bu ilkeninvazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliğikavramları hukuksal, siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçekleredayanmaktadır.
Şöyleki:
"Bütünlük"ilkesi ilk olarak Misak-ı Millî'nin birinci maddesinde "... islâmçoğunluğu bulunan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmenhiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür." biçiminde yer almıştır.
DelegasyonBaşkanı İsmet İnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini"Büyük Millet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu'nun birliğine ve bölünmezliğineen büyük önemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerinyurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeaçıklamıştır.
Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasa'nın birçok maddesindeözellikle vurgulanmış, Türk Milleti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir. (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği de kabul edilmiş, (Madde 13 ve 14) aynı amaçlabasın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28,30, 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcıönlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bilimselaraştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıylaulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağıbelirtilmiş (Madde 130), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına bunedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135), birlik ve bütünlükkonusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde143), aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerindenbirini oluşturmuş (Madde 81 ve 103), siyasî partilerin uyacakları esaslarınbaşlıcaları arasında yine "bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır.(Madde 68 ve 69)
Uluslar,varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün,sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesitarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerekKurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti;Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana çağlar boyu Anadoluiçin "Türkiye" ve burada yaşayanlar için "Türkler" adını kullanmıştır.Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik grupları görmeme anlamınagelmez.
GerekAnayasa'ya gerek Siyasî Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü,devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulusbütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta, devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeyegirmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü;ulus bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur.Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayıamaçlamıştır. Hiçbir devlet bu konuda hoşgörülü davranmak ve ödün vermekyetkisini kendinde göremez.
"Millet"kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" ve yerine göre"Halk" sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini,bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. "Milliyetçilik"ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi"nin üzerinekurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik,Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelen ilkelerindenbiridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve "milliyetçilik"kavramları, başta, teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzereCumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyetiyöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasa'larında yeralmıştır. 1982 Anayasası'nın Başlangıcı'nda "... Atatürk'ün belirlediğimilliyetçilik anlayışı ...", 2. maddesinde "... Atatürkmilliyetçiliği ...", 42. maddesinde "...Atatürk ilkeleri ..." ve134. maddesinde "Atatürkçü düşünce ..." sözcükleriyle Atatürkmilliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk Milliyetçiliği, ayrımcı veırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, kökeni neolursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği vebirlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp"ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriylekimliklerin ayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olarak Siyasî Partiprogramlarında ve eylemlerinde amaç edinilmesini engellemektedir. Dil ve dinbirliği yanında önemli başka toplumsal bağlar kurmuş toplulukların devletleolan hukuksal bağlarını koparacak bir girişim, kışkırtma, toplumsal gerçeklereAnayasa'ya ve Siyasî Partiler Yasası'na uygun bir tutum değildir. Türk Ulusuiçinde "Kürt" kökenli yurttaşlarla değişik boylardan gelen"Türkler" ve diğer değişik kökenliler ayrımsız biçimde yer almaktaDevletin temel ögesi olan "tek ulus" olgusu böylece somutlaşmaktadır.
Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek veamacına bağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. "Ulus" kavramı,dar çerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka ögearamayan ümmet kavramından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmeninyarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojikniteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinciyaratmamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapıolan kavim de değildir. "Misak-ı Milli" sınırları içinde TürkiyeCumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu, Avrupa, Asya, Afrika kıtaları arasındaköprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda, bin yılıaşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda yaşayan ve Kafkaslara, Balkanlara,Afrika ve Orta Doğu'ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan arta kalan çeşitlietnik kökenlerden gelen insanlar ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, değeryargılarına, dine, hukuka ve eşit haklara sahip olarak karşılıklı şekildebirbirlerinin kültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklardan kalan değerleri deözümseyerek birlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan ve ulusoluşturmuşlardır. Gönül birliğine dayanan bu oluşumun davalı Partisavunmalarında geçen asimile etme kimliği yok etme kavramlarıyla bir ilgisiyoktur. Yapısı bu biçimde olan Türk Ulusu içinde Türk, Kürt gibi ırkçılığadayalı ulus ayrımcılığına gitmek gerçekle bağdaşmaz.
Bunedenle Atatürk, yeni devletin kuruluş günlerinde açıkca "TürkiyeCumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir" demiş veanayasalarımızda Ulus ve ülke bütünlüğü esas alınmıştır. Bu bölünmez bütünlükilkesinden uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı "Türk ve Kürt" ayrımlarıylanitelemek ve ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek ve nüfuslandırmakolanaksızdır. Cumhuriyeti kuranlar sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenlerolmadığı gibi, koruyanlar, terör örgütleri karşısına çıkanlar ve bu yolda şehitolanlar da sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenler olmayıp her kökenden gelenve Cumhuriyeti kuran Türk Ulusu'dur.
Anayasa'nın66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesTürktür" ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke, evrensel bağlamda vatanı veulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti'nde bireysel insan hakları yönündeneşitliği sağlamak için getirilmiş, ulusu kuran herhangi bir etnik grubaayrıcalık tanınmasını önleyen birleştirici ve bütünleştirici bir temeloluşturmuştur. Burada Türklük, ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Devletikuran Ulusun adına uygun biçimde her kökenden gelen vatandaşların vatandaşlığıve ulusal kimliği anlamına gelmektedir. Bir kimsenin "Ben Türküm"deyişi, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türk Ulusu'nun birbireyiyim" anlamını taşır. Irka dayalı bir "Türklük" savı veetnik kökenleri değiştirme ya da kaldırma anlamı yoktur. Vatandaşlık ve ulusalkimliğin getirdiği haklar yanında elbet sorumluluklar da vardır. Vatandaşlık veulusal kimlik, vatandaşların etnik kökenlerini yadsıma anlamına gelmez. Etnikkökenlerin gözetilmesi de yurttaşlık niteliğini ve ulusal kimliği zedelememelive etnik kökene dayalı ayrı ulus olma savlarına, dayanak yapılmamalıdır.
Toplumuntüm kesimlerinde gerçekleştirilen bu kutsal ve tarihsel mirasın korunmasınıamaçlayan anayasal ilkelerle yasal önlemler, toplumun huzur ve refahı, TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin güvenliği ve varlığı ile ilgilidir. Türk Milleti içindeyer alan her kökenden vatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek vebaşarılarına göre her görev ve işte çalışmış; Türkiye'nin her yerinde, köyünde,kentinde yaşama, yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile ortak dil vekültürden yararlanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Böylece herkeseülkede her düzeyde tüm demokratik, siyasal ve temel haklar tam eşitlikletanınmıştır. Bu tarihsel oluşum nedeniyle "ülke ve milletin bölünmezbütünlüğü," T.C. Anayasa'larında vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kuralolarak yer almıştır. Tarihsel bir gelişme süreci içinde gerçekleşen, ayrılmasıolanaksız bir kaynaşma ve bütünleşme, eşitliğe dayanarak ırkçılığı reddedenTürk Ulusu gerçeğine karşı, ayırıcılığa, bölücülüğe ve sonuçta yok olmaya yolaçacak davranışları insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır.
AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi; 1921 Anayasası'ndan 1961 Anayasası'nadeğin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan "Türk Devleti'ninulusu ve ülkesi ile bölünmezliği" ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri'ndesaptanan biçimi ile Misak-ı Millî'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriylekaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez birbütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde ayrıcalıklı birKürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşmasıgörüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî'nin çizdiği sınırlar içindekiazınlıklar sayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıdır.Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışında bulmaktayız.Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: "Bugünkü TürkMilleti, siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlikfikri ve hattâ Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmişyurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirle ri mahsulüolan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadanbaşka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiasıgibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar"diyerek Ulus'u oluşturan vatandaşların ortak değerlerini birleştirici ögeleriniaçıklamış, haklar ve özgürlükler yönünden ayırımsız uygulamayı vurgulamıştır.
TürkiyeCumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenlikle bağlıdır. Eşitlikçi vebirleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan Atatürk Milliyetçiliğitoplumsal dayanışmanın temeli ve güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği, yaşamsalve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynı zamanda ulusalvarlığın korunmasına ve yücelmesine hizmet edecek yaşam anlayışı ve biçimidir.İnsancıl, uygar ve barışcıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaşevrensel değerleri kucaklar.
Dilve eğitim konusuna gelince; bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın heryerinde içiçe kaynaşan çeşitli soy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçeen yaygın dildir. Sadece resmî işlerde değil, ailede, günlük yaşamda veeğitimde kısacası toplumsal ilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dilolmuştur. Türkçeyi bilmeyen ve kullanmayan çok az kişi vardır.
Ayrıcakapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerinde, basın ve sanat alanında yereldillerin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçek dışıdır. Ulusbütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıklarıyerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olaraktanınması olanaklı değildir.
Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz" denilmektedir.Türkiye'de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda birçok dilkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası andlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ileilköğretimin zorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanıntaşıdığı öneme bağlanmalıdır.
Dilkonusuyla ilgili bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, ...dil... ayrımı yaratmak ... amacıyla kullanılamazlar." ilkesidir.
Devletinbölünmez bütünlüğü ile dili konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir. Herşeydenönce Anayasa'nın 4. maddesine göre, bu konularda genel ilkeyi koyan Anayasa'nın3. maddesi "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklif edilemez". Öteyandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayan bir devlet düzenikurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan siyasî partilerin temellikapatılacağını öngörmektedir.
2820sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesidoğrultusunda bir kural koymuş siyasî partilerin, diğer yasaklar yanındadevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukardadeğinilen Anayasa'nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerinibelirlemiştir.
Irkve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke ve ulus bütünlüğükavramıyla bağdaşmaz. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşlarında kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış; ancak azınlık ve ayrı ulusolmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülmeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yeraldık ları ortaya konmuştur. Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarınauygun bir nitelik, Kürt kökenli yurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbüryurttaşlardan ayıran herhangi bir yasal kural da yoktur. Türkiye'nin heryerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlar da aynı kurala bağlıdır.Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağını andlaşmalar oluşturmakta, Kürkkökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmamaktabireysel hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Esirgenen,yoksun kılınan, dar tutulan bir hak yoktur. İşçi, işveren, hekim, avukat,memur, subay, yargıç, milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı gibi her görevegelebilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleri dışında, dil birliği,din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniyle kan bağlılığıoluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar. Sınırsız hakları,sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmeninanlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğu anlaşılmaktadır.Kaldıki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta, üstü kapalıifadelerle esasta ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklaradeğinilmektedir. Bu durum, sorunun demokratik ve siyasal haklarla ilgiliolmadığını göstermektedir.
Anayasa'dakiulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır, birdençok ulus yoktur. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi TürkUlusu bütünlüğü içindedir. Tarihsel bir gerçek olan "Türk Ulusu"olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğinideğiştiren savlar geçersizdir. Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim adıaltında ayrılık getiren yöntemlere-biçimlere kapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke "TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusuoluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun,yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da veyasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi,kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı dayoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin,herzaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığıistenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan haklarıalanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstükapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamazkavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağıTürkiye Cumhuriyeti'dir. Çağımızda da farklı etnik grupların birlikteuluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti için farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur.Ulus birliğini bölmek; belli toprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek,etnik arındırma yapmak anlamına gelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerlebağdaştırılması olanaksızdır. Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnikfarklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş üst bir olgudur. Bu konuda bir kimsenindiğerinden farklı olmasına; din, kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklarayer yoktur. İnsan haklarının sadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değilayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarak uygulanması esastır. Siyasalaçıdan önemli olan, soy değil, ulusal topluluktan olmaktır. Eğer bir soy,vatandaşlık bağlamındaki insan hakları dışında özel haklara sahip olmak istersebu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnız bir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusalbir topluluk olması anlamına gelir. Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusal veuluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğutartışılamaz.
Üzerindedurulması gereken diğer bir konu da "bölünmez bütünlük" ilkesinin,egemenlik kavramı ile yakın ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devletesaslarına göre kurulmuş, bütünlüğe dayanan bir devlettir."Egemenlik" başlıklı Anayasa'nın 6. maddesinde:
"Egemenlikkayıtsız şartsız Milletindir.
TürkMilleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarıeliyle kullanır.
Egemenliğinkullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz..." hükümlerine yer verilmiştir. Bu kurala göre, egemenlikulus bilincinde birleşenlere aittir. Ulus, Yasama Organı'nı özgür iradesiylebelirleyecektir. Hangi köken ya da soydan gelirse gelsin herkes uluskapsamındadır. Böylece, ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük ve uyum içindegözetilmesi gereken kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bölünmezbütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını, ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasınıda kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, butarihsel niteliği Anayasa'lara yansımış olup, korunması konusunda güçlüyaptırımlar getirilmiştir. Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlıknedeni olup başka çok uluslu ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temelilkeden ödün verilemez. Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ilerisürülerek, devleti parçalamaya yönelik girişime, azınlık bulunduğu bahanesidayanak yapılamaz. Tekil devlet esasına göre düzenlenen Anayasa'da federatifdevlet sistemi benimsenmemiştir. Bu nedenle siyasî partiler, Türkiye'de federalsistem kurulmasına programlarında yer veremezler ve bu yapıyı savunamazlar.Devlet yapısında "bölünmez bütünlük" ilkesi; egemenliğin, ulus veülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısıyla bütünleşmesini gerektirir.Ulusal devlet ilkesi, çok uluslu devlet anlayışına olanak vermediği gibi böyledüzende federatif yapıya da olanak yoktur. Federatif sistemde federe devletlertarafından kullanılan egemenlikler söz konusudur. Tekil devlet sisteminde ise,birden çok egemenlik yoktur. "Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğü" kuralı, azınlık yaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılıkyapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içermektedir."Egemenlik" ve "devlet" kavramlarının, "ulus"kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya daherhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni;ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın sınıflarüstü bir kavramolmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tek bir toplumsal sınıfabırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğin kullanılmasından alıkoyan veyaegemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine tersdüşer. Anayasa'daki "Türk Milleti" tanımı içinde dinsel inanç veetnik kökeni ne olursa olsun her yurttaş tam eşitlikle yer almakta, bu tanımköken özelliklerinin açıklanıp kullanılmasını asla yasaklamamaktadır. Tersinesavlar, yapay halk-ulus nitelemeleri, bölücülük ve ayrımcılık özendirmeleriolmaktan öteye geçemez. Demokrasi, demokrasiyi yıkarak savunulamayacağı gibidemokrasi, demokrasiye karşı ve onu yoketmek içinde kullanılamaz. Demokratikhaklar, despotizme araç yapılamaz.
Sonyıllar içinde kimi çok uluslu devletlerin yapısal değişime uğramasındanesinlenilerek, kimilerince Türkiye'de aynı değişikliğin olması gerektiğininortaya konulması, Anayasa'da değiştirilmesi yasaklanan maddeler arasındabulunan devlet, ulus ve ülke kavramlarının tartışmaya açılarak bu konulardaolabilirlik umutlarının yaratılması gerçeklerle çatışan tarihsel, siyasal vehukuksal yanılgılar olmuştur. Diğer ülkelerde son yıllarda izlenen ve yenidenbağımsızlığı kazandıran yapısal değişiklik, Türkiye'de Osmanlıİmparatorluğu'nun dağılması ile daha önce yapılarak gönüllü birlik içindeuluslaşma sağlanmış ve tamamlanmıştır. Cumhuriyet tarihi bunun kanıtıdır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasî partilerin Anayasa'nın 3.maddesinde açıklanan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve diliile ilgili temel hükmü değiştirmek amacını güdemeyeceklerini belirtmektedir.81. maddenin (a) ve (b) bentlerinde de;
SiyasîPartiler:
(a)"Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhepveya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler."
(b)"Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumakgeliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yoldafaaliyette bulunamazlar." denilmektedir.
Yasamaddesinin gerekçesinde, "Ülkemizde Lozan Andlaşması ile kabul edilenazınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışındabazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî,sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklarasahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatlarıarasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir...
Birmemlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursaolsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Bu itibarlaresmî dili, genç, ihtiyar, kadın, erkek ve vatandaşın bilmesini sağlamakDevletin görevidir" düşüncesi yer almaktadır.
Maddenin(a) bendinde, siyasî partilerin millî ya da dinî kültür, mezhep, ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.
Özelliklebelli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, din, ırk, dil ve mezhepleri farklıtoplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyük boyutlaraulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve milletbütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebiliristekler gibi görünen ayrımcılığa yönelik kültürel kimliğin tanınması istemlerizamanla bütünden kopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konu ya özel birözen göstermiştir.
Türkiye'deazınlıklar konusu Lozan Barış Andlaşmasıyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemeninbelirgin iki özelliği vardır: İlk olarak, ancak müslüman olmayanlar azınlıkolarak kabul edilmiştir. İkinci olarak da böyle bir düzenleme ile müslümanolmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasî haklardanyararlanma olanağı sağlanmış, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesineşit olduğu hususu belirlenmiştir.
Bunedenle 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendi ile ülkemizde azınlıkyaratmama yolundaki duyarlılığın siyasî partilerce de paylaşılmasıamaçlanmaktadır. (b) bendinde ise, siyasî partilerin, Türk Ulusunca oluşturulanortak dil ve kültürü dışlar biçimde başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri belirtilmiştir.
TürkiyeCumhuriyeti Devletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi birnedenle siyasal ve hukuksal ayrılık söz konusu değildir.
TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatan üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun bütünlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü de savunmasızbırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti'nin bağımsızlığına, kimliğine veözbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarla uğraşmak görevolduğu kadar uluslararası hukuksal belgelerin benimsediği temel bir haktır.
Anayasa'yagöre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. TürkiyeCumhuriyeti içinde birden fazla ulus olamaz. Yapısı yukarda belirlenen Türkulusu içinde değişik kökenli bireyler olabilir; ancak bunların hepsi TürkiyeCumhuriyeti vatandaşıdır. Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlarAnayasa'ya uygun değildir.
Siyasîpartilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temelkuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünübozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek hertürlü eylemden ve propagandadan kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha dapekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir. Bunun sonucu da ülke ve ulusbütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz ve davranışın siyasalpartiler için yasak olmasıdır.
Anayasave Siyasî Partiler Yasası'na göre, ırk ayrımcılığı ve bu yolla ülkeyi parçalamabir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Devletin bütünlüğünükoruması en doğal hakkı ve ödevidir.
Buaçıklamalara göre bir değerlendirme yapıldığında Sosyalist Türkiye Partisi,programıyla, savunma ve sözlü açıklamalarında geçen görüşlerle, uluslararasıbelgelere ve ulusal gerçeklere karşın Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde TürkUlusu bütünlüğünden ayrı bir Kürt Ulusunun varlığı ortaya konulmakta ve kendigeleceklerini belirleme hakkı üzerinde durulmaktadır.
Dikkatiçeken diğer önemli bir husus da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ninvatandaşlarından Kürt kökenli olanların Genel Kürt Kurtuluş hareketi içindegösterilmesidir. Bu bağlamda Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlar, DünyadakiKürtlerin kurtuluş mücadelesi içinde gösterilerek önemli gördükleri bu dinamiğemarksist görüşe dayalı Sosyalist Türkiye Partisi'nin güçlü çekim merkezi olmasıve oluşturulacak gücün parti olarak marksizme dayalı sosyalizm içinkullanılması hedeflenmektedir. Savunmalarda programda yer alan Kürt UlusalKurtuluş hareketinin Türkiye'deki Kürtleri kapsamadığı biçiminde sapmalaragidilmekte ise de programda bu ifadelerin yer alış biçimiyle savunmalardakiaçıklık gerçeği ortaya koymaktadır.
PartiGenel Başkanının açıklamasında: parti programının ilgili bölümlerinde"Kürt ulusal hareketi, Türkiye Cumhuriyeti ile sınırlı olmayan bir coğrafibölge içersinde değerlendirilmektedir. Özel olarak T.C. sınırları içinde birkürt ulusal hareketinden hiçbir şekilde söz edilmemektedir. Tabiki bucoğrafyanın içinde T.C. de vardır." denilerek çelişkili bir anlatım ilezorlama veya saptırmanın varlığı hemen göze çarpmaktadır.
Savunmadagörülen çelişkilerden biri de "Atatürk
Milliyetçiliği"ile ilgilidir.
Biryerde "Öncelikle Kürt sorunu üzerine bir giriş yapmak gereksiniminiduyuyoruz. Türkiye'de içtihatlar yolu ile Kürt sorunu ve Kürt realitesinden sözetmek artık suç sayılmıyor. Sevindirici olan bu gelişmeye, Davalı Parti'ninyagılandığı 1982 Anayasası'nın başlangıç bölümünün sözünü ettiği "AtatürkMilliyetçiliği perspektifinin doğrultusunda geldik." denirken bir yerde deAnayasa Mahkemesi'nin "Atatürk Milliyetçiliği" kavramını tanımlıyarak"Devlet ve Milletin bölünmez bütünlüğü"ne ne tür eylemin ya da nasılbir progmatik düzenlemenin bozabileceğinin sınırlarını çizmeye çalıştığıkararında da, kavramı açıklarken "yurttaşlık" bağı ilesosyolojik/siyasî bağı birbirine karıştırmıştır. Yurttaşlık bir devlete hukukîbağlanmayı ifade eder. Kürt Ulusundan söz etmek onun dili kültüründen sözetmek,ulusal varlığını toplumsal/siyasal olarak görmek, yurttaşlık kavramı iledolayısıyla üniter devlet yapısını bozmak ile ilgili değildir."denilmiştir.
"AtatürkMilliyetçiliği" yukarda ilgili bölümde açıklandığı gibi ideolojik birsaplantı değildir. Toplumsal sosyolojik gerçeklere dayanan hukuksal ve siyasalbir olgudur. Vatan sevgisine dayanır. Vatan ve vatandaşlarının çağdaşlaşması vedünya barışı ile sınırlıdır. Savunma da ileri sürülen görüşlerin aksine ayrıulus veya etnik kökenden gelmiş olmak vatandaşlar arasında Türkiye CumhuriyetiDevleti'nin ülke ve ulus bütünlüğü içinde bir ayrımcılık nedeni olarakgörülemez.
Savunmalarda"Tek Ulus" kavramının kimseye dayatılamıyacağı belirtilerek çokuluslu sosyalist ülkelerin değişimden önceki yapıları örneklenmektedir. TekUluslu devlet yapısıyla çok uluslu devlet yapısı içinde vatandaşlık haklarıylasosyolojik gelişmenin farklı olması doğaldır. Yetmiş sene önce kurulan çokuluslu devletlerin bu gün ulus yapılarına göre ayrı ayrı devletleşmesi; bin yılbir arada yaşamış, sosyolojik bütünleşmenin neticesi olarak gönül birlikteliğiiçinde Tek Ulus olarak devlet kurmuş, vatandaşlarına eşit siyasal, hukuksal veekonomik hakları tanımış tek uluslu devletlerinde değişik kökenden gelentoplulukların varlığı nedeniyle ayrı uluslar ve devletler haline gelmesinigerektirmez.
TürkiyeCumhuriyeti vatandaşlarının hakları ile aynı kökenden gelişe bağlı olarak diğerülke vatandaşları hakları arasında bağlantı kurulmasının da hukuksal dayanağıyoktur. Türk kökeninden gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile Türk kökenindengelen diğer devletler vatandaşlarının hak ve mücadelesi aynı değerlendirmeyebağlanamıyacağı gibi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürt veya diğerkökenli vatandaşların, başka devletlerdeki Kürt veya diğer kökenli o ülkelervatandaşlarının hak ve mücadeleleri aynı değerlendirmeye bağlanamaz.
Dünyada"bir Kürt ulusu vardır" demekle Türkiye'de "Türk Ulusu bütünlüğüdışında ayrı bir Kürt Ulusu vardır" demek ayrı anlamlar taşır.
Türkiye'dekiUlusal yapılaşmaya nazaran daha yeni olan Amerika'da; Alman, Fransız, İtalyan,İspanyol soyundan ve diğer etnik kökenlerden gelen Amerikan vatandaşlarınınırka dayalı olarak ayrı ayrı uluslaşması ve bunlara ayrı devlet kurma hakkıtanınması aynı biçimde demokratik, tek uluslu diğer devletlerde bu yolunaçılması olanağı yoktur.
Görüldüğügibi dünyada "Tek Uluslu" demokratik devlet sadece TürkiyeCumhuriyeti değildir.
Böylece,savunmada geçen "Tek Ulus kavramını kimseye dayatamayız" sözününkarşılığı, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ulus bütünlüğünü bozmayı hiçbir kimse, demokratik devlet ve kuruluşlar dayatamaz." olmaktadır.
Çünkübu uluslaşma bin yıllık birlikteliğe sosyolojik, tarihsel ve siyasalgelişmelere dayanmaktadır.
Onuniçindir ki; ısrarla yapılan özendirme, yanıltma kandırma, korkutma vekışkırtmalarla desteklenen teröre karşın, Kürt kökeninden gelenvatandaşlarımızı Türk Ulusu bütünlüğünden ayırma çabaları başarılı olamamıştır.
Kürtkökeninden gelen vatandaşlarımızı Türk Ulusu bütünlüğünden ayırmanınolanaksızlığı gibi Türk kökeninden ya da diğer kökenlerden gelenvatandaşlarımızı da Türk Ulusu bütünlüğünden ayırmak veya karşılıklı mücadeleortamına çekmek olanaklı değildir.
Savunmadagörülen çelişkilerden bir diğeri de Lozan Konferansı ile ilgilidir. Savunmanınbir yerinde Lozan Andlaşmasıyla ilgili olarak "Yaklaşık günümüzden 70 yılönce yapılmış bu metinlerin bugünkü bir sosyolojik olguyu açıklamasını beklemeksaçmalıktır. Siyasî anlaşma metinlerinin toplumsal realitelerin tartışılmasındanihaî başvuru kaynağı sayılması hukuk adına utanç vericidir. İddia makamı ve buiddianameyi ciddiye alan Anayasa Mahkemesi bilimsel ve hukuk açısındanyetersizliğini kanıtlamıştır." denilirken diğer bir yerinde "KürtUlusu" varlığının Atatürk ve İsmet İnönü tarafından tanındığı, LozanKonferansı tutanaklarına geçtiği belirtilerek Lozan Konferansı tutanaklarınınincelenmesi istenilmekte ve son yıllarda "Kürt realitesini kabuletmeliyiz" derken bir Kürt Ulusu'nun varlığının açık seçik biçimde kabuledildiği belirtilmektedir.
Atatürkve İsmet İnönü tarafından ülke ve ulus bütünlüğünün bölünmezliği konusundasöylenen sözler, bu konuda Lozan Konferansı tutanaklarında yer alan metinleryukarda ilgili bölümlerde gösterilmiştir. Söylenen ve bugün içinde gerçek olanKürtlerin Türk Ulusu bütünlüğü içinde yer aldığı, ayrı ulus olma ve ayrı devletkurma isteklerinin olmadığıdır. Öbür yandan savunmalardaki iddiaların aksineTürkiye'de bugün, etnik grupların, ülke ve ulus bütünlüğünün bozulmasını hedefalınmaması, asıl amacın saptırılmaması kaydıyle, dil ve kültürlerinigeliştirmesi engellenmemektedir.
Yinesavunmada "Ermeni, Rum, Çerkez halklarını cemaat olarak kabul edipyüzyıllardır iç içe yaşadığı fakat uluslararası bir ağırlığı olmayan Kürtinsanın gerçeğini kabul etmemek vardır." denilmekte ise de Çerkez veyadiğer kökenden gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Kürt kökenlivatandaşlardan farklı bir statü ve hak tanınmamıştır.
Bütünbunlar sözcük oyunları, anlatım değişiklikleri ve çeşitli bahanelerlegerçekleri saptırarak Türkiye Devleti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmezbütünlüğünü bozucu niteliktedir. Bunlarla anlatılmak istenen, "TürkUlusu" bütünlüğü dışında "Türk ve Kürt" ulusları adıyla iki ayrıulusun varlığı ortaya konularak partinin, bu iki ulusun eşit biçimde işlemgörmesi ve ayrı birer ulus olmaktan kaynaklanan uluslararası haklarıntanınmasıyla birlikteliklerini gönüllü olarak devam ettirmelerinden yanaolduğudur. Proğramda geçen gönüllü birlikteliğin anlamı budur.
Önsavunmada, "Siyasî Partiler Yasasının değerlendirilmesinde, Uluslararasıhukukun temel prensipleri ve ülkemizin taraf olduğu veya onaylandığıUluslararası sözleşmelerin birer iç hukuk metni ve/veya prensipleri olarak olaydadikkate alınması ve bu araçların dinamik yorum yöntemiyle Anayasa'nın özelyorumundan ziyade amaçsal yorumuyla birlikte siyasal/toplumsal gerçeklergözönüne alınarak uygulanması gerekir." denilmiştir.
AnayasaMahkemesi; Anayasa'da ve Anayasa'ya uygun yasa kurallarında açıklık varken,bunları bir yana itip hukuk dışı uygulamalara yol açacak biçimde yorumlaragirerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz. Siyasî PartilerYasası ile Anayasa'nın bu konudaki hükümleri değişmemiştir. Bir yasa yeni biryasa ile kaldırılmadıkça ya da iptal edilmedikçe uygulanmasının süreceğihukukun değişmez kurallarındandır. Anayasa ve Siyasî Partiler Yasasıdeğişmedikçe Anayasa Mahkemesi bunları uygulayacaktır.
Öbüryandan, Devlet, Ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlere;uluslararası hukuk belgeleri, anlaşma ve sözleşmeleri, bu arada Helsinki SonuçBelgesi ve Paris Şartı olur vermemektedir.
AnayasaMahkemesi birçok kararında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamadabulunmuştur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmekapsamındaki hak ve özgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvencealtına alınmıştır. Hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsızolmadığını vurgulayan İnsan Hakları Evrensel Demeci'nin 29. ve 30. maddeleri,içerik olarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalargetirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağıdır.
SosyalistTürkiye Partisi'nin, kapatma nedeni sayılan dava konusu Parti programındakikimi düzenlemelerin söz konusu uluslararası belgelere de aykırı olduğukuşkusuzdur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ninörgütlenme hak ve özgürlüğüyle ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrası aynenşöyledir:
"Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zarurî tedbirler mahiyetindeolarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçunönlenmesinin, sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasıiçin ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silâhlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir."
Yukardailgili bölümlerde açıklandığı üzere Sosyalist Türkiye Partisi Programının ülkeve ulus bütünlüğünü bozucu kimi düzenlemeleri İnsan Haklarını ve AnaHürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasıyla 17.maddesinde yer alan kurallarla da bağdaşmamaktadır.
Sözleşmenin17. maddesi aynen şöyledir:
"Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbuSözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf edenbir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir haksağlandığı şeklinde tefsir olunamaz."
Özellikle,araçları farklı olmakla birlikte Sosyalist Türkiye Partisi'nin amacınınteröristlerin amacı ile benzerlik gösterdiği de dikkat çekicidir. TürkiyeCumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özelliklede "kendi kaderini tâyin hakkına sahip, kurtuluş mücadelesi veren bir KürtUlusu"nun varlığı ileri sürülmektedir.
Budurumda, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, "kendi kaderinitayin etme" hakkıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de tek birulus vardır. O da Türk Ulusu'dur. Türk ve Kürt kökeninden gelen vatandaşlar,diğer etnik kökenden gelen vatandaşlarla birlikte "Ulus" bütünlüğünüoluşturmuştur. Ayrı bir ulus, ayrı bir halk ya da bir azınlık varmış gibibölünmeyi amaçlayan çabalar, terörle de desteklenip gündemde tutulmaktadır."Kendi kaderini tâyin hakkı" yeni bir kavram değildir. Uluslararasıhukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliğisağlayarak Lozan Barış Andlaşması'yla gündeminden çıkarmıştır, günümüzde dekoşulları yoktur. Ülke ve Ulus bütünlüğünü koruma hakkı, Lozan BarışAndlaşması'nda olduğu gibi bugün de uluslararası hukuk düzeninde geçerlidir.
Nitekim,Helsinki Nihaî Senedi'nin ilkeleri arasında;
-Devletinegemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı,
-Sınırlarındokunulmazlığı,
-Devletlerintoprak bütünlüğüne saygı,
-İçişlerinekarışmama,
ilkeleride yer almıştır.
ParisŞartı'nda da :
"Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur."
.........
"Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir."
.........
Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz."
.........
"Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler." kuralları da yer almaktadır.
Görüldüğügibi, yukardaki düzenlemelerde kendi kaderini tayin hakkının, demokratikülkelerde devlet, ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu biçimde kullanılmasına olanakverilmemektedir.
TürkiyeCumhuriyeti'nin de taraf olduğu "Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı",ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü vedemokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlerekarşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabûletmiştir. Devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklar kapsamında vebir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır. Demokrasi, hak veözgürlüklerin güvenceye bağlandığı, demokratik işlerliğin her alanda yaşandığı,çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Nitekim BirleşmişMilletler'e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerinde,VİYANA'da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlananDeklerasyon'da:
Kendigeleceğini belirleme hakkının; "Eşit Haklar" ilkesine uygun olarakırk, din ve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil edenbir hükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasîbirliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemindesteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı yeralmıştır.
Demokrasilerdeırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irkayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi yasalarkarşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuyla birlikte bütünlüğünü korumasıen doğal hakkı olup, kamu düzenini ve insan haklarını koruma yönünden desavsaklanmayacak görevidir.
Zorunludurum ve nedenlerle siyasî partileri kapatma diğer çağdaş demokratik ülkelerdede vardır. Anayasa'nın temel ilkesi; hak ve özgürlüklerle, çoğulculuğunkorunması için Anayasal hakları yok edecek bir siyasî rejim kurulmasınınönlenmesidir. Demokratik toplum düzeninde, siyasî parti faaliyetlerinin güvencealtına alınması, Anayasa'ya uygun kurulan ve faaliyet gösteren siyasîpartilerin Anayasa'ya dayalı hukuk devletinin sağladığı tüm hak veayrıcalıklarından faydalanmaları anlamına gelir. Siyasî partiler Anayasa'dadeğiştirilmesi yasaklanan uluslararası üstün hukuk kurallarına da uygun olandevletin tekliği, ülkenin bütünlüğü ile ulusun birliğini değiştirmeyi amaçlayançalışmalarda bulunamazlar. Bunların siyasal tercih kapsamına alınması olanağıyoktur.
Bukonuda özet olarak şu temel ilkeler belirlenebilir:
a.Ulusal ve üniter devletin etnik farklılıklara göre tartışılması uluslararasıhukuksal belgelerce de yasaklanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11.maddesi bu konuda son derece açıktır. Ayrıca bu sözleşmenin 17. maddesiözellikle bu konuyla ilgilidir. Son olarak, Birleşmiş Milletlere üyedevletlerin katılımlarıyla Haziran 1993 de Viyana'da gerçekleştirilen Dünyaİnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlanan deklerasyonda da bu konudasınırlama getirilmiştir.
b.Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de Federal Cumhuriyetin varlığınıtehlikeye atan veya temel demokratik düzeni yoketmeye yönelik faaliyetlerdebulunan siyasal partileri kapatma yetkisine sahiptir. Ve Almanya AnayasaMahkemesi hem Komünist Partiyi hem de Faşist Partiyi bu gerekçelerlekapatmıştır.
c.Avrupa hukuk düzenlemelerinde de, bir ulus bütünlüğü içinde yer alan etnikgrupların milliyetçiliğe dayalı ayrımcılığı kabul edilmemektedir. Anayasa'dagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin korunması ancak anayasalhakları yok edecek siyasal faaliyetlerin (örgütlenmelerin) önlenmesi ilemümkündür. Bu aynı zamanda çoğulculuğun da korunması anlamına gelir.
ç.Fransız Anayasa Konseyi, Korsika'ya özel statü tanıyan Yasa'nın iptali ileilgili kararında, Fransız vatandaşlarından oluşan "Fransız Halkı"nınkorunması için özen göstererek "Fransız Halkı"nın mütemmim cüzî(tamamlayıcısı olan) "Korsika Halkı" kavramını reddetmiş vesöylenmesi gerekenin "Kanunen bölünmesi mümkün olmayan Fransız Halkı"olduğunu vurgulamıştır.
d.Siyasî Partilerin faaliyetleri, demokratik düzende güvence altınaalınmışlardır. Çağımız partiler ve demokrasi çağıdır. Ancak bu demokrasilerinkendilerini korumaları anlamına da gelir. Siyasal partilerin hukuk devletininsağladığı güvencelerden yararlanabilmesi, ancak Anayasa'ya uygun davranmalarıile mümkündür.
e.Halkların eşit ve kendi kaderlerini tayin etme haklarıyla kültürel haklarınkullanılmasında, demokratik sistemle idare edilen vatandaşlarına bireyseldüzeyde temel ve siyasal hakları eşit düzeyde sağlamış ülkeler için; Devlet,ülke, ulus ve siyasal birlik esas alınmakta, bunları bozan her türlü eylemlerehukuksal dayanak verilmemekte ve yasaklanmaktadır.
f.Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler için esas ölçüt bireydir. Bununetnik gruplar için ulusal hakka dönüştürülmesi, bu şekilde Devlet, ülke veulusu parçalama hak ve özgürlüğünden söz edilmesinin bir dayanağı olamaz.
g.Uluslararası birlikteliğin gelişmesine yönelik çalışmaların geliştiği birsüreçte ulusal birlikteliklerin parçalanması düşünülemez ve her iki olgununbirbirinin karşıtı olduğu söylenemez.
Partiprogramında ve savunmalarda ayrı uluslar olarak ortaya konan Türk ve KürtUluslarının gönüllü birliğinin hedeflendiğinden söz edilmekte ise de, gerçektedavalı Parti'nin programı vatandaşlar arasında kin, husumet ve ayrılıkduyguları yaratmakta ve körüklemektedir. Zira Parti programı Türk Ulusununbütünlüğünü ırka dayalı bir görüşle Türk ve Kürt olarak ikiye ayırmayı Kürtkökenli vatandaşlarımızı bir ulusal kurtuluş mücadelesi içine çekmeyiöngörmektedir. Bu tür program hükümlerinin ülke ve millet bütünlüğünü yıkmayıkuşkuya yer bırakmayacak biçimde amaçladığı açıktır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen,demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsalbarışı yıkacak program düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılıkbulunmayan ulusun içinde azınlık oluşturarak ülkeyi bölmek, bu amaçla etnikköken ayrımını kışkırtarak ulusun bireylerini, bölge halklarını biribirinedüşman edip Kürt ulusal kurtuluş hareketiyle bağlantı kurulması bir öneri veçözüm değil, devleti yıkmaya yönelik bir planın uygulanması ve çözümsüzlüktür.Sorunlar yaratılarak çözüm üretilemez. Kimi etnik grupları ulus yapısı içinden,çoğunluktan azınlığa indirmek toplumsal barışı yıkar. Bu yolla ulus bütünlüğüiçinde yer alan etnik gruplar körüklenecek, terörün şiddeti artırılacaktır.Uluslararası norm, silahla, şiddetle hak arama yollarına kesinlikle kapalıdır.Sosyalist Türkiye Partisi, Kürt kökenli yurttaşları asılsız ve dayanaksızsavlarla Ulusal kurtuluş mücadelesine çekmeye ve bölünmeye yönelmiştir. Demokrasi,demokra tik hak ve özgürlüklerden yararlanarak yıkılamaz. Hakkı ve özgürlüğükötüye kullanmaya engel olmak devletin görevidir. Hele bir siyasal parti,şiddet ve terörü kışkırtarak gizli bir amacı gerçekleştirmek istiyorsa, bunaolanak verilemez. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardır ve bunlarınbaşında devletin varlığıyla ülkenin ve ulusun birliğini bozmak gelir. Kendisinisaldırılara karşı koruyan devleti içerden yıkmak isteyen çabalara hiç bir hukukdüzeni meşruiyet tanıyamaz. Parti savunmasında buna karşın "AnayasaMahkemesi Devletin bekasından önce, toplumun dönüşümü ve gereksinimlerinigözönüne almalıdır." demektedir. Bu dönüşüm ve gereksinim de kendidüşüncelerine dayanmaktadır.
DavalıPartinin programında Türk ve Kürt ulusları biçiminde bir ayırımın yapılması veKürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması; birbaşka deyişle, ülkede yaşayan ve Kürt olarak ayırdıkları bir kısım yurttaşlarınTürkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendinde söz konusu olan "devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü" ilkesine açıkça aykırıdır.
Bukonuda özenle üzerinde durulması gereken husus daha önce belirtildiği gibi buyöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunlarındil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi dil ve kültürlerine sahiptirler. Ancakbin yıldır birlikte yaşamış, dini, gelenek ve görenekleri aynı, birbirindenayrılması ve koparılması olanaksız ortak kültürleri ve yaşamları olan birtopluluğu ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsinikapsayan ortak ulusal kültürü, dili ve kimliği yadsımak Siyasî PartilerYasası'nın 78. ve 81. maddelerin (a) bendlerine aykırıdır. Yasaklanan, kültürelfarklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp, bunların TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulmasıve buna bağlı olarak ayrımlara dayanan yeni bir devlet düzeninin kurulmasıamacıyla kullanılmasıdır.
Programdakidüzenleme farklı ulus ve ulusal azınlıkların varlıklarının kabul edildiklerinigöstermektedir. Bunlar programdaki diğer düzenlemelerle birlikte elealındığında Siyasî Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan,Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakulus bütünlüğünün bozulması amacını gütme anlamını taşımaktadır. Bir başkadeyişle program, Türk Ulusu'nun ortak dili, kültürü dışındaki dil ve kültürleribölücülüğe yönelik olarak korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla bir bölümvatandaşın farklı bir ulustan oldukları, bir azınlığa mensup bulundukları ilerisürülerek azınlık ya da ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği haklardanyararlanmaları biçiminde bir düşünce içermektedir. Türkiye'de hiçbir vatandaşarasında bir fark ve farklı bir uygulama yoktur.
Esasailişkin son savunmada hukukun sınıfsal olduğu görüşüyle kapatma olasılığına karşıMahkeme ve üyelere gözdağı niteliğindeki sözler üzerinde durulması gereksizbölümlerdir.
Sonuçolarak, Sosyalist Türkiye Partisi, Programındaki anlatımlarla, Türkiye'dehukuksal ve siyasal yönden ırka dayalı bir Türk Ulusu kavramı ya da etnikkökene göre çoğunluk ve azınlık kavramları olmamasına karşın, farklı etnik vesoy kökenlerinden gelen bütün vatandaşların eşit haklarla yer aldığı TürkUlusunu ırk esasına dayalı olarak "Türk ve Kürt Ulusları" biçimindeikiye bölmüş, ulusal kurtuluş hareketi içinde gösterilen T.C. Devletininvatandaşı Kürtlere ayrı bir ulus olarak kendi kaderlerini tayin etme hakkınıverme amacına yönelik durumuyla Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozucu bir konuma düşmüştür. Bu bağlamda yine programında yer alan "KürtUlusu'nun ve bütün etnik ve toplulukların kendi dil ve kültürel yapılarınıkoruyup gelişmeleri olanağını sağlar. Dillerin geliştirilmesi,zenginleştirmeleri çalışmalarında hiç bir dile ayrıcalık tanınamaz"biçimdeki düzenleme de Türk Ulusu'nun ortak kültür ve dilini dışlar nitelikteve bölücülüğe yöneliktir. Bunlar yalnızca düşünce değil, yasaklanan sakıncalıeylemlere kışkırtma, katkı, destek ve bu niteliğiyle de bir tür eylemdir.
Bütünbunlarla Siyasî Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ve aynı Yasa'nın81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı davranılmıştır.
Yukardabelirtilen nedenlerle, Sosyalist Türkiye Partisi'nin Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmı'nda yer alan hükümlere aykırı davrandığı saptandığından aynıYasa'nın 101. maddesinin (9) bendi gereğince kapatılması gerekir.
VIII-SONUÇ
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.2.1993 günlü, SP.43.Hz.1993/16 sayılıİddianamesi'nde Sosyalist Türkiye Partisi'nin Anayasa'nın Başlangıç Kısmı'na3., 4., 14., 68. ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (9) bendi ve 81. maddesinin (a) ile (b) bentlerine aykırı olarak,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçladığı ilerisürülerek Siyasî Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmasına karar verilmesi istenmekle gereği görüşülüp düşünüldü:
1.Sosyalist Türkiye Partisi proğramının, Anayasa ile Siyasî Partiler Yasası'naaykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi uyarıncadavalı Parti'nin KAPATILMASINA,
2.Davalı Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine,
3.Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin 2820 sayılı Yasa'nın 107.maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine,
30.11.1993gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL