ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1990/1 (SiyasiParti Kapatma)
Karar Sayısı:1991/1
Karar Günü:16.7.1991
R.G.Tarih-Sayı:28.01.1992-21125
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Türkiye Birleşik Komünist Partisi
DAVANINKONUSU : Davalı Parti'nin, Anayasa'nın 6, 10, 14 ve 68. maddeleriyle 2820sayılı Yasa'nın 78. maddesine aykırı olarak sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini kurmayı, Anayasa'nın 2, 3, 14 ve 68.maddeleriyle 2820 sayılı Yasa'nın 78. ve 81. maddelerine aykırı olarakDevletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçladığı, aynıYasa'nın 96. maddesine aykırı olarak kullanılmasına yasal olanak bulunmayan biradla kurulduğu ve kapatılan bir siyasi partinin devamı olduğunu beyan ve iddiaettiği ileri sürülerek, Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendigereğince kapatılmasına karar verilmesi istenmiştir.
I-İDDİANAME :
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın 14.6.1990 günlü, SP.30Hz.1990/34 sayılı iddianamesi aynen şöyledir:
"Giriş:
4Haziran 1990 tarihinde İçişleri Bakanlığına kuruluş bildiri ve belgelerinivermek suretiyle Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adıyla bir siyasiparti kurularak tüzel kişilik kazanmış ve kuruluş bildiri ve belgelerinin birerörneği 2820 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığımızatevdi olunmuştur.
SiyasiPartiler Kanununun 9 uncu maddesi, kurulan partilerin tüzük ve programlarınınAnayasa ve Kanun hükümlerine uygunluğunun öncelikle ve ivedilikle incelenmesiniöngörmüştür.
İncelemeninkaynak ve içeriğini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 68 inci maddesioluşturmakta, madde gerekçesinde "siyasi partilerin kuruluşunda, tüzük veprogramlarında uyacakları esasları Anayasa'da belirtmek uygun görülmüştür.Kuruluşta siyasi partilerin tüzük ve programlarının uyacağı esaslar 68 (77)maddesinin 4 üncü kısmında gösterilmiştir." denilmekte ve sözkonusu fıkra"siyasi partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz." hükmünü taşımaktadır.
TürkiyeCumhuriyeti Anayasası bu uygunluğun kuruluşta aranacağını vurgulayarak 69 uncumaddesinde bu yöndeki incelemenin öncelikle ve ivedilikle Cumhuriyet Başsavcılığıncayapılmasını, tüzük ve programlarda Anayasa ve Kanun hükümlerine aykırılığıntespiti halinde gereğini emretmektedir.
2820sayılı Siyasi Partiler Kanununun 9 uncu maddesinin dayanağı olan bu kurallarışığında Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin tüzük ve programının kanunun 4üncü kısmında yer alan hükümleri açısından yapılan incelemesinde;
Kanunlaİlgili Yasal Düzenlemeler
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı hükümleri,
2-2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu hükümleri,
Anayasa'nın;2 nci maddesinde:
"TürkiyeCumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insanhaklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
3üncü maddesinde:
"TürkiyeDevleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir."
5inci maddesinde:
"Devletintemel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini ..... korumak ..."
6ncı maddesinde:
"Egemenlikkayıtsız şartsız milletindir.
TürkMilleti egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarıeliyle kullanır.
Egemenliğinkullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz....."
10uncu maddesinde:
"Herkesdil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz..."
11inci maddesinde:
"Anayasahükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğerkuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasayaaykırı olamaz."
12nci maddesinde:
"Herkes,kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetleresahiptir."
14üncü maddesinde:
"Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeyedüşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümretarafından yönetilmesini ve; sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeegemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmakamacıyla kullanılamaz ....
Anayasanınhiçbir hükmü Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz."
66ncı maddesinde:
"TürkDevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
68inci maddesinde:
"...siyasi partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasi partiler kurulamaz."
4üncü maddesinde:
"Anayasanın1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemezve değiştirilmesi teklif edilemez."
biçimindeemredici kurallar kabul edilmiş ve bu ilkeler doğrultusunda 2820 sayılı SiyasiPartiler Kanununun 78/a, b, c, 81/a, b ve 96/2-3 üncü maddeleride aşağıdakişekilde düzenlenmiştir.
SiyasiPartiler Kanununun:
78inci maddesinde:
"SiyasiPartiler;
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklinin; Anayasanın başlangıç kısmında veikinci maddesinde belirtilen esaslarını Anayasanın üçüncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türkmilletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkiliorganları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğinkullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veyahiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisikullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit gizli,genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimialtında yapılması esasını değiştirmek; Türk Devletinin ve Cumhuriyetininvarlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk,renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram vegörüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler.
b)Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesasına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar ..."
81inci maddesinde:
"SiyasiPartiler:
a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyettebulunamazlar..."
96ncı maddesinde:
"Kurulacaksiyasi partiler, kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarını beyan edemez veböyle bir iddiada bulunamazlar.
Komünist,anarşist, faşist, teokratik, nasyonal sosyalist, din, dil, ırk, mezhep ve bölgeadlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla da siyasi partiler kurulamaz veyaparti adında bu kelimeler kullanılamaz."
TÜRKİYEBİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ TÜZÜK VE PROGRAMI
Partitüzüğünün 2 nci maddesinde:
"TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, Türkiye işçi sınıfının, aydınlarının, Türk ve kürtbütün çalışanların partisi, Türkiyeli komünistlerin gönüllü birliğidir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi işçi sınıfının devrimci partisi, barışın vedemokratizmin partisi, yurtseverlik ve enternasyonalizmin partisi, aklın,hümanizmin ve sosyalizmin partisidir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi yaratıcı, marksist teori temelinde politikasınıçizer, bunu Türkiye veya dünya kültürünün çağdaş düşünce ve bilimin demokratik,insancıl değerleriyle zenginleştirerek sürekli geliştirmeyi görev bilir.Partinin düşünce ve çalışma aracı yaratıcı marksizm, diyalektik yöntemdir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisinin amacı demokrasiyi kazanma, geliştirme, ulusalbaskı ve eşitsizliğe son verme ve demokrasinin güçlendirilmesi yoluylakapitalizmi aşarak sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması, sosyalizminkurulmasıdır. Türkiye Birleşik Komünist Partisi, barışı ve demokrasiyi sürekligüçlendirme yoluyla çoğunluğa dayalı devrimci bir süreçle köklü dönüşümlerigerçekleştirerek barışçıl yoldan sosyalizme geçmeyi öngörür. Sosyalizmde başarıve demokrasiyi güçlendirerek değişecektir..."
Partiprogramının:
GirişBölümünde;
"TürkiyeBirleşik Komünist Partisi Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Türkiye KomünistPartisi'nin (TKP)'nin birleşmesiyle oluşan işçi sınıfının, öteki kent ve köyemekçilerinin, aydınlarının, gençlerin ve kadınların Türk ve Kürtmarksistlerinin sınıf esasına dayalı marksist partisidir. TİP ve TKP'ninbirliği; özgün koşullar nedeniyle doğan politik boşlukların yeni örgütlenmelereyol açmasıyla oluşan ayrılığa son vermesi, komünist hareketin birliği vemarksizmin yenilenme süreci açısından tarihsel önemde bir olaydır.
TBKPhızla değişen dünyamızda tarihsel görevini marksizmin rolünün azaldığı değil,tersine artması gerektiği temel görüşüne dayandırır ve bu görevin yerine getirilmesini,çağın yeni düşünceleri ışığında marksist teori ve pratiğin katılımcıdemokrasizm ve hümanizm ruhunda yenilenebilmesine ve sosyal politik, kültürelve ekonomik gelişme süreçlerine aktif müdahale politikalarına bağlı görür.
TBKP,komünist ve marksist hareketin işçi sınıfı mücadelelerinin dünya ölçüsündekikazanımlarına, devrimci teori ve pratiğine yaslanır, bu tarihten beslenir,TBKP, aynı zamanda insanlığın özgürlükçü, aydınlanmacı mirasını kendi mirası vezenginliği sayar ve toplumsal gelişme ve genel insanlık çıkarlarıylaemekçilerin çıkarlarını uyum içinde savunur.
TBKP,komünist ve marksist hareketin ilk kurucusu Mustafa Suphi'den bu yana buhareketin üye ve yöneticilerine, bütün farklı örgütlenmelerine, partilerine,bir bütün olarak sahip çıkan, bu mirasın eleştirel değerlendirilmesiyle onunzengin deneyiminden yararlanan bir partidir....
TBKP,ülkemiz marksistlerinin geniş birliğini amaçlıyor ve sosyalistlerin birlikpartisinin oluşmasına yapıcı katkılarda bulunuyor ve bulunacak. Öteki marksistlerlebirlikte ülkemiz marksist hareketin devamcısı, geniş güçleri birleştiren işçive öteki emekçilerin, aydınların politik rolünün artmasına yardım eden çağdaşbir marksist parti oluşturmak, TBKP'nin vazgeçilmez amacıdır.
TBKP,1987 sonbaharında bu temel görevini gecikmeden yerine getirmek amacıyla"birlik-yasallık-yenilenme" belgesiyle yasal kurulma talebiniaçıkladı ve yurt dışından ülkeye dönüş hareketini başlattı. TBKP'nin bu talebigeçen süre içinde toplum çapında genel onay kazandı....
TBKP,toplumda kazandığı haklılıkla ve tüm olanaklarıyla demokratikleşme katkısınıyapacak ve tüm olumlu değerlerini marksistlerin birlik partisine taşıyaraktarihsel misyonunu yerine getirmiş olacaktır...
4ve 5 inci sahifelerinde "kürt sorununun adil, demokratik barışçı çözümüiçin" başlıklı bölümde:
"Ulusalkurtuluş savaşı birlikte yürütüldüğü halde Kürtlerin ulusal varlığı ve meşruhakları Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inkar edilmiştir. Gelişen Kürt ulusalbilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermişlerdir.Irkçı, şoven, militarist politikalar, kürt sorununu keskinleştirmektedir. Buaynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde büyük bir engeloluşturmakta ve uluslararası emperyalist ve militarist odakların, ortadoğudakigerginlikleri artırma, halkları birbirine düşman etme, Türkiye'yi askerimaceralara sürükleme planlarına hizmet etmektedir.
Kürtsorunu, Kürt halkının varlığının ulusal kimliğinin ve haklarınıntanınmamasından kaynaklanan politik bir sorundur. O nedenle bu sorun baskı veterörle, askeri yöntemlerle çözülemez. Şiddet her halkın doğal ve devredilemezhakkı olan kendi geleceğini tayin hakkını, birlik değil, aykırılık biçimindetek yönlü kullanılmasına, yol açar. Sorunun çözümü politiktir. Kürt halkıüzerindeki ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalkması için Kürt ve Türklerinbirliğine ihtiyaç vardır ...
Kürtsorununun çözümü kürtlerin özgür iradesini temel almalı, Türk ve Kürtuluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı, Türkiye'nin demokratikleşmesine veOrtadoğu'da barışa hizmet etmelidir.
Kürtdili ve kültürü üzerindeki yasaklar kalkmalı, sorun özgürcetartışılabilmelidir. Anayasa'da kürtlerin varlığı tanınmalıdır ..."
5ve 6 ncı sahifelerde "demokratik bir kültür ve eğitim politikasıiçin" başlıklı bölümünde;
"Kültürelyenilenme, Türk ve Kürt ulusal kültürel değerleri, Anadolu uygarlıklarınınmirası, İslam kültürünün insancıl ögeleri, halkımızın çağdaşlaşma mücadelesindeyarattığı tüm değerlerin evrensel, çağdaş, kültür ile karşılıklı etkileşimi ilegerçekleşecektir ..."
8inci sahifesinde "TBKP'nin temel amacı: sosyalizm" başlıklıbölümünde: "TBKP'nin temel amacı sosyalizmdir. Sosyalizm, işçi ve ötekiemekçilerin, aydınların, genel olarak toplumun iktidara ve mülkiyeteyabancılaşmasına ve bu yolla insanın insan tarafından sömürülmesine sonverildiği, halkın kendisinin ve ülkesinin geleceği konusunda özgürce kararverebildiği ve emeğinin karşılığını alabildiği kendini çok yönlügeliştirebildiği bir düzendir...
Kapitalizm'densosyalizme geçiş için, sosyalist devrimin başarılması zorunludur. Bir dizi araaşamadan oluşan sosyalist devrim süreciyle, kapitalizmden sosyalizme geçilmesiancak işçi sınıfının ve geniş hak yığınlarının özgür isteği, bilinçli, kararlıve örgütlü gücüyle gerçekleşebilir. Devrime demokratik ve barışçı yolla yanigeniş demokratik bağlaşıklık ilişkileriyle, çoğunluğun kazanılmasıyla politikdemokrasi zemininde köklü dönüşümler için mücadele yoluyla yaklaşılacaktır. Bugünden yaratılacak katılımcı, özyönetimsel her oluşum sosyalizme yakınlaşmayahizmet edecektir.
İşçisınıfının öncülüğünde tüm emekçilerin tüm çalışanların iktidarıyla kurulacakolan sosyalizm, işçi ve emekçilerin eseri olacaktır.
Sosyalizmdeinsan her şeyin merkezinde olacaktır. Sosyalizmin gelişme sürecinin ilerievrelerinde sınıf farklarının doğal gelişme sonucu kalkacağı komünist toplumdaüretilen toplumsal zenginlikten maddî ve kültürel birikimden "herkesinihtiyacına göre payını alabileceği, özgür insanların özgür dünyasını yaratmanınkoşulları oluşmaya başlayacaktır. TBKP'nin nihai amacı insanın insancayaşayabileceği özgürlük dünyasıdır."
şeklindekigörüşlere yer verilmiştir.
DEĞERLENDİRME:
A-SOSYAL BİR SINIFIN DİĞER SOSYAL SINIFLAR ÜZERİNDE EGEMENLİĞİNİ SAVUNMAK VEYERLEŞTİRMEYİ AMAÇLAMAK:
a)Davalı siyasi partinin "düşünce ve çalışma aracı" olan"marksizm, diyalektik yöntem"; nihai hedef komünizmi gerçekleştirmeaşamalarında sınıf diktatöryasını kendiliğinden kapsar. Partinin niteliği veamacı da budur.
"Sosyalistdevrim" amaçlanmakta ve sosyalist devrim sürecinin bir dizi aşamayı içerdiğiifade edilmektedir. Devrime yaklaşmaktan sözedilmekte demokratik ve barışçı yolönerilmektedir.
Buaşamalı yollar sonunda "TBKP, emekçi iktidarı" kurulacak"komünist toplum"a ulaşacaktır. Böylece marksist görüşten hareketleemekçi sınıfın egemenliğinde komünizm öngörülmüş ve amaçlanmıştır.
İktidarageldiği vakit kendine özgü bir toplum düzeni sözkonusudur. "Sosyalistdevrim"e yaklaşma aşamasında barışçıl yol öngörülse dahi teorileri gereği,kendi görüş ve ideolojilerine göre belirledikleri komünist düzeni yerleştirmekiçin ideolojilerine aykırı gördükleri demokrasiyi ortadan kaldırmayıamaçladıkları kuşkusuzdur.
b)Partinin, düşünce yapısına bütünüyle sahip çıktığı, "komünist ve marksisthareketin ilk kurucusu Mustafa Suphi'den bu yana bu hareketin" üye veyöneticileri bütün farklı örgütlenmeleri ve özellikle partinin oluşumuna vücutveren Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Komünist Partisi'nin görüş ve düşünceleridoğrultusunda faaliyette bulunan kişiler, çeşitli zamanlarda yargılanmışlardır.
Yargılamasonucu TİP ve TKP'nin görüş ve düşüncesi ile bu yöndeki faaliyetleri TCK. nun141. maddesinde belirtilen "sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflarüzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmayaveya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangibirini devirmeye matuf" cemiyet olarak nitelendirilmiş, verilen kararlaryargısal denetimden geçerek kesinleşmiştir.
Bunlardanbir kısım TKP mensubu kişiler, Ankara Sıkıyönetim 1 Nolu Askeri Mahkemesindeyargılanmışlardır. Bu mahkemenin 29.3.1985 günlü 1984/147 esas ve 1985/90sayılı kararının 65-120. sahifelerinde TKP'nin Mustafa Suphi'yle başlayanfaaliyetleri açıklanmış, partinin amaç ve stratejisi ile buna uygun düşenfaaliyetlerin TCKnun 141. maddesinde yazılı suç sayılan eylemi oluşturduğuvurgulanmıştır (Ek-1 ).
Buhüküm Askeri Yargıtay 5 inci Dairesince incelenip suçları sübuta eren kişileryönünden onanmıştır. Askeri Yargıtay 5 inci Dairesinin 28.10.1987 gün ve1986/175- 1987/4 esas ve 1987/666 sayılı kararının 17 ve 18 inci sahifelerindeaynen:
"Yapılansavunmalar nazara alınarak gerekli inceleme yapıldı :
Suçvasfı ve niteliği yönünden: Sanıklara isnat edilen TCKnun 141 inci maddesindeyazılı suçun, bir fikir suçu olduğu bu maddenin, örgütlenme özgürlüğüne aykırıdüştüğü şeklindeki sanıklar ve vekilleri tarafından ileri sürülen savunmaları;Anayasa Mahkemesinin muhtelif kararlarıyla reddedilmesi, Türkiye CumhuriyetiAnayasasının kabul ettiği, sosyal, ekonomik, kültürel ilkeler, devletin şeklinive niteliğini belirleyen temel hükümler ve ceza hukukunun uygulama alanınailişkin kurallar karşısında geçerli görülmemiştir.
Yasadışı örgüt olan TKP'nin bir kısım üst düzey yöneticilerinin yurt dışında Sınıftahakkümüne -proleterya diktatöryasına dayalı olarak Anayasayla belirlenendevlet şeklini değiştirmeye ve komünist bir düzen kurmaya yönelik faaliyetlerdebulundukları, dosyada mevcut TKP'nin tüzük ve programı sanıkların gizlifaaliyet ve amaçlarını yansıtan ifadeleri, yayın ve belgelerin içeriğindenanlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemenin gerekçeli hükmünde bu konu ile ilgilideğerlendirmeleri Anayasa hukukumuz ve TCKnun kabul ettiği sistem yönündenisabetli görülmüştür." denilmektedir (Ek-II).
Davalısiyasi partinin düşünce yapısına bütünüyle sahip çıktığı diğer bir örgütlenmedeTürkiye İşçi Partisidir. Türkiye İşçi Partisi (TİP) yasal olarak 1961 yılındakurulmuş, programı dışına taşarak halk üzerinde bölücü ve ayrıcı etkisiolabilecek söz ve tutumları benimsemesi, 1961 tarihli Anayasanın 57 nci ve 648sayılı Siyasi Partiler Kanununun 89 uncu maddesindeki kurallara aykırıbulunması nedeniyle, Anayasa Mahkemesinin 20.7.1971 gün 1971 /3 esas ve 1971 /3sayılı kararıyla kapatılmıştır. 30.4.1975 tarihinde Türkiye İşçi Partisiyeniden kurulmuş, 12 Eylül 1980 tarihinde Milli Güvenlik Konseyinin 7 numaralıbildirisiyle yasaklanıncaya kadar faaliyetini sürdürmüş ve 2533 sayılı kanunladiğer partiler yanında bu parti de kapatılmıştır.
İçlerindebazı kurucularının da bulunduğu TİP adına faaliyette bulunan kişiler İstanbulSıkıyönetim 2 Nolu Askeri Mahkemesinin 1982/33 esas sayılı dava dosyasıylayargılanmışlardır. Bu mahkemenin 26. 1 . 1984 gün ve 1982 /33-14 sayılıkararının 29- 647 nci sahifelerinde, mevcut tüm deliller sıralanarak 648-698inci sahifelerinde değerlendirilmiş, sonuçta suçları sübuta eren kişileryönünden mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkeme kararının 700-701 incisahifelerinde (... 1961 Anayasasında, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve TürkCeza Kanununda devlet düzenini korumak amacıyla yer verilmiş bulunan açıkhükümlere rağmen Türkiye İşçi Partisi yöneticilerinin partinin kuruluşunumüteakiben "kongrelerde almış oldukları kararlar ve bu kararların ışığındave marksist-leninist ilkeler doğrultusunda kitleleri tek cephede toplamakamacıyla parti teşkilatını paravan yaparak yurt sathında yoğun bir propagandasürdürdükleri, parti üyelerini bu yönde eğitip bilinçlendirdikleri, partinintesbit edilen amacı doğrultusunda süreli ve süresiz yayınlar yaptıkları,partinin ilkelerini tamamen marksist-leninist, ilkelerden seçtikleri ve tümfaaliyetlerini bu doğrultuda yürüttükleri dosyada mevcut tüm belgelerdenanlaşılmış" partinin Türk Ceza Kanununun 141 /1 . madde ve fıkrasındaunsurları belirtilen yasa dışı örgüt haline dönüştürülmüş olduğu anlaşılmıştır.
Busuretle; marksist-leninist yapısı tesbit edilmiş bulunan partinin yönetimindegörev alan ve mahkumiyetleri cihetine gidilen sanıkların fiillerinin TCKnun 141inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi cihetine gidilmiştir...)denilmektedir (Ek- III).
Mahkemeninbu kararı Askeri Yargıtay 5. Dairesinin 22.5.1985 gün 1985/15-128 sayılı veAskeri Yargıtay Daireler Kurulunun 14.11.1985 gün, 1985/145-146 sayılıkararlarıyla yargısal denetimden geçerek kesinleşmiştir (Ek IV-V).
Böylecedavalı siyasi partinin Anayasanın 6, 10, 14 ve 68 inci maddeleriyle 2820 sayılıSiyasi Partiler Kanununun 78 inci maddesine aykırı olarak sınıf egemenliğiniamaçlayıp savunduğu anlaşılmaktadır.
B-KULLANILMASI VE KURULMASI YASAKLANMIŞ ADLA SİYASİ PARTİ KURULMASI :
DavalıSiyasi Parti kendisine Türkiye Birleşik Komünist Partisi adını vermiştir. Oysa;sınıf ve zümre egemenliği ile diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayansiyasi parti kurulmasını yasaklayan Anayasanın 68 inci maddesinin gerekçesinde:
"...1961 Anayasasında, Anayasanın sağa ve sola ve ne oranda açık olduğu ilkyıllardan beri tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle bu gibi tartışmalara sonvermek için, Türkiye'de bundan böyle sınıf ve zümre esasını, komünizmi faşizmi,teokrasiyi ve herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi esasalan siyasi partinin kurulamayacağını kabul etmiştir.
Türkiye'dedemokrasinin bu sistemleri amaçlamadığı ve Türk milletinin bu düşüncelerisavunan sistemlere ihtiyacı olmadığı; Atatürk ilkeleri ışığında birdemokrasinin bu düşünceleri reddettiği sonucuna varılmıştır. Türk Milletinin budüşüncelere dayanan sistemlerden uzak olan bir demokrasi ile daha rahat veiçinde kendi birlik ve beraberliğini koruyacağını ve bağımsız kalacağı vekalkınmasını yapabileceği sonucuna varılmıştır."
Denilmişve buna uygun olarak komünist adı kullanılmak suretiyle kurulan siyasipartilerin, sınıf egemenliğini amaçladıkları peşinen kabul edilerek, kurulmasıyasaklanmak istenmiş ve yasa koyucu da bu ilke doğrultusunda konuyu 2820 sayılıKanunun 96/son maddesinde düzenlemiştir.
C-DEVLETİN ÜLKESİ VE MİLLETİYLE BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAK :
DavalıPartinin tüzüğünün 2 nci maddesinde:
"TBKP,Türkiye işçi sınıfının, aydınlarının, Türk ve kürt bütün çalışanlarınpartisi..."
Partiprogramının giriş bölümünde:
"TBKP...Türk ve kürt marksistlerin sınıf esasına dayalı marksist partisidir."
Yineprogramın 4, 5, 6 ncı sahifelerinde "kürt sorununun adil, demokratik,barışçı çözümü" bölümünde:
"Ulusalkurtuluş savaşı birlikte yürütüldüğü halde, kürtlerin ulusal varlığı ve meşruhakları ... inkar edilmiştir. Gelişen kürt ulusal bilincine egemen güçleryasaklarla ... yanıt vermiştir.
....kürt sorunu kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarınıntanınmamasından kaynaklanan politik bir sorundur. şiddet her halkın doğal vedevredilemez hakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının... tek yönlükullanılmasına yolaçar... Türk ve Kürt halkının birlikte yaşamaları ve devletinortak çıkarlar temelinde demokratik yeniden yapılanması için çalışılacaktır.Kürt sorununun çözümü, kürtlerin özgür iradesini temel almalıdır. Türk ve kürtuluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı..., kürt dili ve kültürü üzerindekiyasaklar kalkmalı... Anayasada kürtlerin varlığı tanınmalıdır... kültürelyenilenme Türk ve kürt ulusal kültürel değerleri ile gerçekleşecektir."
şeklindegörüşler yer almaktadır.
Özetlenenbu bölümlerde ayrı "dili" ve "kültürü" olan ve özellikle"kendi geleceğini tayin hakkına sahip" Türkiye Cumhuriyeti ülkesitoprakları üzerinde yaşayan bir "kürt ulusunun" varlığı açık ve seçikbir biçimde kabul edilmiştir.
Birsiyasi partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçe'den başka dil konuşan azınlıkbulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun için kendigeleceğini tayin hakkı da dahil olmak üzere bir takım haklar ve yetkilertanınmasını istemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açmasıanlamını taşır.
YineTürk ve Kürt Marksistlerin partide omuz omuza çalışacaklarının belirtilmesi,ulusal yapıdaki bütünlüğü bozucu düzenlemenin parti tarafından desteklendiğinigösteren ayrı bir olgudur.
Busuretle ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı TürkiyeBirleşik Komünist Partisi :
a)Anayasa'nın 3 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının "Türkiye Devleti ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
b)Anayasa'nın 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının "Anayasada belirtilen hakve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak, ... veya dil ... ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamaz."
c)Anayasa'nın 68 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının "Siyasi partilerin tüzükve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, ... aykırıolamaz."
d)2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun dördüncü kısmında yer alan 78 incimaddesinin (a) bendinin "Siyasi Partiler, ... Türk devletinin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, ... dair hükümleri değiştirmek ... dil, ırk,... ayrımı yaratmak... amacını güdemezler."
e)Aynı kanunun 81 inci maddesinin (a) ve (b) bendinin "Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Türkdilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veyayaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyettebulunamazlar."
Biçimindekibuyurucu kurallarına da aykırı davranmış bulunmaktadır.
D-KAPATILAN BİR SİYASİ PARTİNİN DEVAMI OLDUĞUNU BEYAN VE İDDİA ETMEK:
Davalısiyasi parti programının giriş bölümünde, TBKP'nin Türkiye İşçi Partisi veTürkiye Komünist Partisi'nin birleşmesi ile oluştuğu ve Türkiye İşçiPartisi'nin devamı olduğu anlamını taşıyan ibareler yer almaktadır.
Türkiyeİşçi Partisi, 16 Ekim 1981 tarihinde yürürlüğe giren 2533 sayılı kanunla, hertürlü yardımcı kuruluş ve yan organları ile birlikte, feshedilmiştir.
Yücemahkemenizin 28.9.1984 günlü, 1984/1 esas ve 1984/1 sayılı kararında, 2820sayılı kanunun 96/2 nci maddesinde belirtilen "kapatılan siyasiparti" kavramı içine, 2820 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce vesonra kapatılmış, tüm siyasi partilerin gireceğinin belirtilmesi suretiyle konuvuzuha kavuşmuştur.
Bunedenle davalı siyasi partinin, kapatılan bir siyasi partinin devamı olduğunubeyan ve iddia etmek suretiyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 96/2 ncimaddesine aykırı davrandığı açıkca anlaşılmış bulunmaktadır.
SONUÇ:
Yukardagerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalı TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'nin;
TC.Anayasası'nın 6, 10, 14 ve 68 inci maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi PartilerKanununun 78 inci maddesine aykırı olarak, sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini kurmayı ve TC. Anayasası'nın 2, 3, 14 ve 68 incimaddeleriyle Siyasi Partiler Kanununun 78 inci ve 81 inci maddelerine aykırıolarak devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçladığı,
2820sayılı Siyasi Partiler Kanununun 96 ncı maddesine aykırı olarak, kullanılmasınayasal olanak bulunmayan adla kurulduğu ve kapatılan bir siyasi partinin devamıolduğunu beyan ve iddia ettiği,
Sonucunavarıldığından, davalı siyasi partinin, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun101 /a maddesi gereğince kapatılmasını,
Yasalarkarşısındaki durumunun biran önce belirlenmesi bakımından davaya önceliklebakılmasını,
Arzve talep ederim."
II-DAVALI PARTİNİN İLK SAVUNMASI :
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'nin 13.7.1990 günlü ilk savunması aynen şöyledir :
1) Bayramsüreyi kısaltmıştır.
Hemenbelirtelim ki, Anayasa Mahkemesi'nin 28.6.1990 günlü inceleme toplantısında,müvekkilimiz partiye (tebliğ tarihinden başlayarak) tanınan ön savunma süresi,bayram nedeniyle ve fiilen büyük ölçüde kısalmıştır. Başkanlıkça, bu karardoğrultusunda yollanan yazı, 29.6.1990 Cuma günü akşam üzeri müvekkilimizmuhataba ulaşmış ve o saatlerde 9 günlük bayram tatili başladığı için, hiç biravukatla temas kurulamamıştır. Sözünü ettiğimiz tarihlerde, bütün Türkiye bumanzarayı yaşamıştır. Durumu takdirlerinize bırakıyoruz.
Demekoluyor ki, dosya bize tatil bittikten sonra, 9.7.1990 günü getirilmiştir.Üstelik, Başkanlık yazısında yer alan "başlayarak" sözü, tebligatgününün hesaba katılması ihtimalini yarattığı için, süre iyiden iyiyekısalmıştır. Elbet, önemli hukuksal sorunların yer alacağı bir savunma,pazartesiden-cumaya hazırlanamaz. Bu süre içinde, 21 sahifelik böyle biriddianame sağlıklı biçimde tartışılamaz.
Biz,öncelikle bu gerçeği bilgilerinize sunuyoruz.
Mevcutkoşullarda, ancak sınırlı bir çalışma hazırlayabildiğimizi belirtiyor ve sözlüaçıklama hakkı tanınmasını istiyoruz. Böylece bazı önemli hususları vurgulamafırsatı bulacağımız gibi, CMUY'nın temel direği sayılan sözlülük ilkesindenyararlanıp daha sağlıklı görev yapma imkanına kavuşacağız. Üstelik, savunmasüremizin fiilen kısalmasından doğan eksiklerimizi gidermiş olacağız. Durumutekrar takdirlerinize sunuyor, Anayasa'nın 148/2 ve 2820 sayılı Yasanın 98/1.maddeleri uyarınca (1988/2 Esas sayılı Sosyalist Parti davasında yapıldığıgibi) "sözlü açıklama" isteğimizin kabulünü diliyoruz.
2) SINIFEGEMENLİĞİ KONUSU
Yukarıdakigirişten sonra, iddianamede yer alan 4 ayrı kapatma isteğini, birer birercevaplamaya çalışacağız. Bunu yaparken, elbet zamanın sınırlarını zorlayacağı.Ama, her şeye rağmen özet ve kısa bir savunma sunmak durumunda kalacağız.
4ayrı kapatma isteği, iddianamede ilkin 1. sahifenin "dava" başlıklıbölümünde sıralanmıştır. Ama, değiştirilmiştir. Asıl suçlama sıralamayı esasalıp önce "sosyal bir sınıfın egemenliğini savunmak ve yerleştirmeyiamaçlamak" noktasına değineceğiz.
İddianame,12. sahifenin ortalarına kadar, Anayasa'nın 2820 sayılı Yasanın çeşitlimaddelerine ve TBKP Tüzük-Programına rastgele atıflar yapıyor. Ardından, davalıpartinin "düşünce ve çalışma aracı olan marksizm, diyalektik yöntem, nihaihedef komünizmi gerçekleştirmede sınıf diktatörlüğünü kendiliğinden kapsar.Partinin niteliği ve amacı budur." diyor. Önerilen, demokratik ve barışçılyola inanılamayacağını söylüyor. Sonra, Mustafa Suphi'den başlayarak, TİP'li,TKP'li bir çok insanın mahkum olduğunu işaretle bu mahkumiyet kararlarını (ekolarak) takdim ediyor ve böylece "davalı partinin Anayasa'nın 6, 10, 14 ve68. maddeleriyle 2820 sayılı SPY'nın 78. maddesine aykırı olarak sınıfegemenliğini amaçladığını" tekrar ediyor.
Aslında,Anayasa Mahkemesi'nin 8.12.1988 gün ve 1988/1 sayılı Sosyalist Parti hakkındakikararı, bu iddiayı temelden çürütüyor.
Yani,bizim Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapıp bırakmamız, iddianameyi cevaplamayayetiyor. Ama, mevcut karara rağmen, aynı suçlama sürdürüldüğü için bizim de,Anayasa'nın 14. ve 2820 sayılı Yasanın 78. maddelerine göre, durumu izahetmemiz gerekiyor.
Önce,Anayasa'nın 14. maddesine bakıyoruz. "Kişi ve zümre" yönetiminin yasaklandığınıgörüyoruz.
Dikkatediyoruz, burada 'Sınıf' sözcüğü yok. Demek ki, kişiye ve zümreye dayalıyönetim yasaklanıyor, ama sınıfa dayalı yönetim yasaklanmıyor. Ve bu bölümdesınıf sözcüğünün atlanması, söylediklerimizin doğruluğunu gösteriyor. Yani,sınıf iktidarının yasaklanmadığını gösteriyor.
Nitekim,bu bölüm tamamlandıktan sonra, sıra egemenliğe ilişkin yasağa geliyor ve hemensınıf sözcüğüne yer veriliyor. Kısacası, Anayasa sınıf iktidarına giden yoluaçık bırakıyor, sadece Sınıf diktası ile sınıf egemenliğini yasaklıyor.
Zaten,bu madde bir yenilik getirmiyor. TCY'nın bilinen 141. maddesini Anayasakapsamına alıp bırakıyor. Böylece, bu maddeye ilişkin aykırılık itirazlarınıönlemiş oluyor. Nasıl, 141. madde emekçi sınıflara dayalı bir parti kurulmasınıve böyle bir partinin demokratik yoldan iktidar olmasını yasaklamıyorsa, aynımaddenin Anayasa kapsamına alınması sonucu değiştirmiyor. Durum hukuksal olarakyine aynı kalıyor.
Ve2820 sayılı Yasanın 78. maddesine bir göz atınca, söylediklerimiz daha iyianlaşılıyor.
Bumadde (ilkin) (a) fıkrası ile egemenliğin "bir kişiye, zümreye veyasınıfa bırakılamayacağını" söylüyor. Dikkat ediyoruz, burada sınıfsözcüğü açıkca kullanılıyor. Ama, (b) fıkrasına bakıyoruz, yine 'sınıf' sözcüğüatlanmış. Aynen şöyle deniliyor:
"Bölge,ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarınadayanamaz veya adlarını kullanamazlar."
Evet,'sınıf' sözcüğü burada kullanılmıyor. Demek oluyor ki, sınıf esasına dayalıparti kurmak serbest. Ve sınıf adı ile parti kurmak serbest.
Bu fıkrayıbırakıp (c) fıkrasına baktığımız zaman, yine aynı gerçekle karşı karşıyakalıyoruz. Bu fıkrada egemenlik yasaklanıyor ve 'sınıf' sözcüğü hemenkullanılıyor.
İşteyasal durum bu. Anayasa böyle diyor. Siyasal Partiler Yasası böyle diyor. VeAnayasa'nın 14. maddesi ile 2820 sayılı Yasanın 78. maddesi açıkca bizidoğruluyor. Ardından, Anayasa Mahkemesi kararını okuyoruz, O da bizidoğruluyor. "Bu maddelerin tümünde, sınıf egemenliğinden ve sosyal birsınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğinden söz edilmektedir. Siyasipartiler, toplumun belirli ya da çeşitli kesimlerinin çıkarlarını temsilettiklerine göre, toplumda çeşitli sınıflar bulunduğu gerçeği yadsınamaz.Nitekim Anayasanın 14. ve 2820 sayılı Yasanın 78. ve 5. maddelerinde"Sosyal bir sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde" denilerek,toplumsal sınıflar sosyal bir olgu olarak kabul edilmektedir. Sınıflarınvarlığı kabul edildiğinde, siyasi partilerin tabanlarını belirli bir sınıfaveya sınıflara dayandırmaları doğal olur. Böylece iktidarlar da, siyasal bilimaçısından belirli bir sınıfın ya da Sınıfların iktidarları olabilirler. 1961 ve1982 Anayasalarında, sınıf gerçeğini ya da bunun iktidara yansımasını önleyicibir hüküm yoktur. Yasaklanan, bu iktidarın bir Sınıf egemenliğini kurmak yolundakullanılması ve bir tek sınıfın öteki sınıflar üzerinde egemenlikkurmasıdır."
3)EGEMENLİK BAŞKADIR
İKTİDARBAŞKADIR
Buapaçık gerçeğe rağmen, iddianame iktidar ile egemenlik kavramlarını birbirinekarıştırıyor. Ve iktidar ile egemenliği birbirine karıştırdığı için, çok yanlışsonuçlara varıyor. Kısacası, iddianame "iktidar" kavramından"egemenliği" anlıyor. Bu nedenle de, Anayasa'nın 14. maddesi ilesiyasal partiler yasasının 78. maddesinin ihlal edildiğini söylüyor.
Oysa,'siyasal iktidar' ile 'egemenlik' kavramları kamu hukukunun çok temelkavramlarındandır. İnsanlık daha ilk çağlardan beri devlet gücünün kaynağınıaraştırmaya çalışmıştır. Ve bu gücün sınırlanması sorunları ortaya çıktıkça,egemenlik kavramı ile iktidar kavramı birbirinden ayrılmıştır.
Devletgücünün nasıl ve nereden doğduğu, bir sınırı olup olmadığı hep araştırılmış,yazılıp tartışılmıştır.
Örneğin,ilk çağlarda Çin filozoflarından Kog-Tse ve Meng-Tse devlet gücünün niteliğiüzerinde durmuştur. Örneğin, Budizm iktidarın ne olduğunu, neredenkaynaklandığını anlayıp açıklamaya çalışmıştır (Ord. Prof. Dr. Recai GalipOKANDAN, Umumi Amme Hukuku, İstanbul, 1976, Sh. 752).
SonraYunan'da EFLATUN ve ARİSTOTALES, Roma'da POYBIOS ve MT. CICERO devlet gücünütartışmıştır. Eflatun'un Devlet'i ve Aristotales'in Politika'sı insanlığın busoruna ilişkin arayışlarını kanıtlar.
Ortaçağda AAuggustinus, Thomas Aquino (ve daha niceleri) yine devlet gücününniteliği üzerinde durup bu gücün sınırlarını aradılar. Bu sınırı bulmayaçalıştılar. Biz, konuya ilişkin tartışmaların tamamını aktaracak değiliz. Amaiktidar, ve egemenlik kavramlarının birbirinden ayrı kavramlar olduğunuaçıklamak zorundayız.
Gerçekten,devlet gücünün mutlak, bölünmez, parçalanmaz ve sınırlanmaz kabul edildiğigünlerde egemenlik ve iktidar kavramları iç içe yaşayıp durdu. Ama, bu gücesınır arandığında, iki kavramı birbirinden ayşrma gereği doğdu. Ve bu ihtiyaçnedeniyledir ki, iktidar kavramı egemenlik kavramından ayrıldı.
Örneğin,daha 16. yüzyıl ortalarında Jean BODIN (1530-1596) egemenlik kavramını çoközgün bir biçimde açıklamıştır. Prof. İlhan AKIN bu konuda aynen şöyle diyor:
"Bodin'inüzerinde titizlikle durduğu konu egemenlik kavramıdır... Bodin'in egemenlikkavramını işleyişi, siyaset felsefesinin en önemli başarılarından biridir. Saltkrallığın babası sayılan bu yazara göre, egemenlik bölünmez, salt vesüreklidir. Bu üçüncü nitelik, yani süreklilik üzerinde durur Bodin, bu yüzdende, belirli bir süre için elde edilen ya da verilen egemenliği egemenliktensaymaz... İstenildiği zaman geri alınabilen bir iktidar olsa olsa yetkidir,egemenlik değildir... Egemenlik sürekli olur. Yani, hangi biçimde belirirsebelirsin, toplumu yönetenin vicdanına sıkı sıkıya bağlıdır." (Prof. İlhanAKIN, Kamu Hukuku, 2. Bası, 1980, İstanbul, Sh: 94).
Demekki, daha 16. yüzyılda mutlak krallığa inanan, devlet gücüne hiç sınır tanımayanBODIN, bu güç sınırlanırsa egemenlik olmaz diyor. Ve iktidarı sınırlamaya birgüç olduğu için, sadece yetki sayıyor. Egemenlikten ayırıyor.
Bodin'inbu çalışması kamu hukukuna özgün bir katkıdır. Gerçekten, egemenlik bölünemez,mutlaktır, süreklidir. Sınırsızdır, aslidir.
İktidarise, bölünebilir. Mutlak değildir. Sınırsız değildir. Asli değildir. Süreklideğildir.
Kısacası,toplumun eriştiği ekonomik düzey ve üretim ilişkileri devlet gücü konusundakigörüşleri etkileyip değiştirmiştir. Mutlakıyetçi devlet anlayışı Kent-içi kapalıüretime dayanıyordu. Ama üretim düzeyi geliştikçe, burjuvazi de gelişipserpilmeye başladı. Ve ekonomik güce kavuştukça, iktidarı paylaşma ihtiyacıduydu. Böylece, devlet gücünü sınırlama sorunları ortaya çıktı.
Veİngiltere'de John Locke (1632-1704), Fransa'da Montesquieu (16.-1755) buihtiyacı cevaplamaya çalıştı.
Neyapmalıydı ki, devlet gücü sınırsız olmaktan çıkarılmalıydı. Örneğin, kuvvetlerayrılığı buradan doğdu. O kadar ki, Montesquieu yürütme gücünün ve yargılamagücünün birbirlerine hiç karışmamalarını istiyordu. Her güç kendi alanındakalmalıydı. Yalnızca kendi görevlerini yapmalıydı (Prof. İlhan AKIN, ag.k. Sh.152).
Liberalekonominin yarattığı bu ihtiyaç devlet gücü konusunda yeni anlayışlarınbelirmesine yol açtı. Artık, iktidar kavramını egemenlik kavramından ayırmakgerekiyordu. Özellikle 19. yüzyıl Alman hukukçuları bu tezi savunmaya başladı.Örneğin, Leon Michoud, R. Carre de Malberg, Lapradelle iktidar ile egemenlikkavramlarının aynı şey olmadığını ortaya koydular. Yine Alman hukukçu GeorgJellinek de iktidar kavramından egemenlik unsurlarının aranamayacağınıaçıkladı.
VEASIL GEORGES BURDEAU iki kavram arasındaki kesin ayrılığı aydınlattı.
Dememizo ki, bu ayrım yüzyıllar ötesinden yazıla çizile ve süzüle süzüle günümüzegelmiştir. Üstelik, bu ayrım sol düşüncenin değil, tam tersi liberal görüşlerinbir ürünü olarak kendini göstermiştir. Ve giderek bizim hukukumuza dayerleşmiştir.
Önce,1961 Anayasası'nın genel gerekçesinde ve sonra öğretide bu ayrıma açıkca yerverildiğini görüyoruz. Örneğin, söz konusu gerekçe ile TUNAYA ve ÖZEK aynenşöyle diyor:
"Millihakimiyet millet varlığının bir iradesidir. Siyasal iktidara gelince,Anayasa'da yazılı şartlar içinde hükümet edenlerin belli organlar tarafındankullanılan yetkileridir...
"Milletinegemenliğe kayıtsız ve şartsız sahip olmasına karşılık, siyasal iktidar hükümetedenlerin malı olmadığı gibi, kullanılması da bir takım kayıt ve şartlarabağlıdır. Tasarının 4, 5, 6, 7. maddelerinde bu modern ayrım açıkcabelirtilmiştir." (Kazım Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye İşBankası Yayınları, Ankara, 1966, Ciltl, Sh. 602).
"Hakimiyetile siyasal iktidar arasındaki farklar çağdaş devlet fikrinin nitelikleriolarak kabul edilmiştir. Şöyle ki, hakimiyet millete aittir. Oysa, iktidar hükümetedenlere ait değildir... zilyedidirler...
"Hakimiyetsınırsızdır... Hükümet edenlerin iktidarı ise sınırlıdır... "Hakimiyetaslidir... En yüksek kudrettir... Hükümetler değişir. Hakimiyet bölünemez.İktidarda ise, bölünürlük, kısmilik vardır. Örneğin, hakimiyet bir gruba, birsosyal sınıfa maledilememesine karşı, siyasal iktidar bir grubun, bir sosyalsınıfın elinde olabilir. Seçimler bu sonuçları verebilir." (Prof. TarıkZafer TUNAYA, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, 4. Bası, İstanbul, 1980, Sh:152) .
"Egemenlikile siyasal iktidar farklı nitelik taşımaktadır. Egemenlik ulusa ait olduğuhalde siyasal iktidar sahipleri tarafından sınırlanmıştır. Egemenlik kurucu birkudret olup siyasal iktidarın üzerindedir. Bu açıdandır ki, egemenlik asli, enyüksek ve iktisap edilmiş olmayan bir iktidardır.
"Siyasaliktidar ise, siyasal olaylardan doğmaktadır. Diğer bir deyişle, ulusegemenliğin sahibi, siyasal iktidar ise iktidarın zilyedidir. Nihayet,egemenlik bir bütünü, iktidar ise kısmiliği içerir." (Prof. Çetin ÖZEK,TCY'nın 50. Yılında Devlete Karşı Suçlar, İstanbul, 1976, Sh: 31 ).
4)BAŞKA KAYNAKLAR VE
ANAYASAMAHKEMESİ
Egemenlikkonusunu, daha yeni bir-iki kaynağı sıralayarak bitirmek istiyoruz. Veözellikle 1982 Anayasası'na göre yapılmış değerlendirmeleri sunmak istiyoruz.Bakalım, durumu 1982 Anayasası'na göre ele alan, Prof. Dr. SOYSAL ne diyor,Prof. Dr. ÖZBUDUN ne diyor:
"Birtoplumsal olgu olarak sınıfların varlığını kabul ettikten sonra, partilerintabanlarını böyle bir toplumsal olguya dayandırmalarını da, bu dayandırış isteritiraf edilsin, ister edilmesin doğal karşılamak gerekir. İktidarlar da siyasalbilim açısından incelendiklerinde belirli bir toplumsal sınıfın ya daSınıfların iktidarı olabilirler. Ne 1961 Anayasası'nda... ne de 1982 Anayasası'ndasınıf gerçeğini ya da bunun iktidara yansımasını önleyici bir hüküm yok.Önlenen bu iktidarın bir sınıf egemenliği kurmak yolunda kullanılması... dır.Bu bakımdan, egemenlik ve iktidar kavramlarını birbirine karıştırmaktankaçınmalıdır." (Prof. Mümtaz SOYSAL, 10 Soruda Anayasa'nın Anlamı, AltıncıBası, 1986, İstanbul, Sh:184).
"Bilindiğigibi, Anayasa'nın 68. maddesine göre (f.5), (sınıf ve zümre egemenliğini veyaherhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasipartiler kurulamaz) Ancak, unutmamak gerekir ki, bu hüküm ne sosyolojik birgerçeklik olarak sosyal sınıfların inkar edildiği, ne de belli sınıflarınmenfaatlerini temsil eden siyasal partilerin yasaklandığı anlamına gelir.
Egemenlikve siyasal iktidar farklı kavramlardır. Sınıf egemenliği ülke içindeki tekgücün tek bir sınıfın elinde toplanması ve bütün diğer sınıfların egemenliğininkullanılmasında dışlanması demektir." (Prof. Ergun ÖZBUDUN, Türk AnayasaHukuku, Ankara, 1986, Sh: 76).
Evet,iki Anayasa kitabı aynen bunları söylüyor. İktidar başkadır, egemenlikbaşkadır. Fakültelerimizde, gerçek böyle öğretiliyor. Nitekim, AnayasaMahkemesi'nin de aynı düşünceyi benimsediği görülüyor. Sosyalist Partikararında, iktidar ve egemenlik kavramlarının farklılığına işaret ediliyor veşöyle deniliyor :
"Yasaklanan,bu iktidarın bir sınıf egemenliğini kurmak yolunda kullanılması ve bir teksınıfın öteki sınıflar üzerinde egemenlik kurmasıdır. 'Egemenlik' ve 'iktidar'kavramları birbirine karıştırılmamalıdır. Anayasa'nın 6. maddesine göre,'egemenliğin kurulması, hiç bir surette hiç bir kişiye, zümreye veya Sınıfabırakılamaz' ama, iktidar, bir süre için siyasal partiler yoluyla ağırlıklarınıduyuran zümre ya da sınıfların eline geçebilir. Bu maddede yasaklanan,egemenliğin kullanılmasının sürekli ve değişmez bir biçimde bir kişi, zümreveya sınıfa bırakılmasıdır.
Sınıfegemenliği, siyasi iktidarın ve siyasi faaliyetin belli bir sınıfın tekelinegeçmesi, toplumdaki diğer sınıfların ve partilerin siyasi hayatın dışınaitilmesi, onlara iktidar olma hak ve imkanının tanınmaması olaraktanımlanabilir. Anayasa'nın yasakladığı da budur. Diğer sınıflar üzerindetahakküm kurmak amaçlamadığı, hukuk devleti ilkesine, çok partili çoğulcusisteme ve iktidarların seçimlerle değişebilirliği kuralına aykırı bir tutumalınmadığı sürece, sınıf iktidarını istemek ya da bu yolda çalışmak yasalaraaykırı düşmez.
Yukarıdakiaçıklamaların ışığında Anayasa'da ve özellikle 2820 sayılı Yasanın siyasipartilerin hangi esaslara dayanamayacaklarını söyleyen 78. maddesinin (b)bendinde, 'zümre', 'cemaat' vb. yanında sosyal sınıftan söz edilmemesikarşısında siyasi partiler yasasında, sosyal sınıf esasına dayalı partikurulmasını engelleyen bir kuralın bulunmadığı kabul edilmelidir." (RG.,16.5. 1989, Sh: 49-50).
5) DEMOKRASİKONUSU :
İddianamesosyalizm ve demokrasi konusunda da çok yanlış bir yaklaşım kuruyor. Suçlamayagöre,"aşamalı yollar sonunda komünist topluma ulaşılacaktır","Barışçıl yol öngörülse dahi, teorileri gereği, kendi görüş veideolojilerine göre benimsedikleri komünist düzeni yerleştirmek için,ideolojilerine aykırı gördükleri demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçladıklarıkuşkusuzdur."
Biz,böyle bir hukuk anlayışı karşısında, donup kaldığımızı itiraf ediyoruz. Gözlerimizinönünde hızla değişen bir dünya var. Duvarlar yıkılıyor. Ama iddianame, AnayasaMahkemesi'nin kararıyla tescil edilmiş gerçekleri bile görmüyor, hala eskitürküleri söylüyor. Bu nedenle, ayrıntıya girmeden, partiye ait metinlerleAnayasa Mahkemesi kararına atıf yapıp bırakmak istiyoruz. Önce, programdan bazıbölümleri tekrar ediyoruz :
"(...)Türkiye'de geniş mutabakatlara dayalı çağdaş, katılımcı ve çoğulcu birdemokrasiyi gerçekleştirmek, (...) TBKP'nin öncelikli hedefleridir. Buhedeflere varabilmek, demokrasiyi kazanıp güvence altına alabilmek, devletinçağdaşlaşmasını, demokratik yeniden yapılanmasını sağlamak, halkın politikadasöz ve karar sahibi olarak toplumsal gelişmenin öznesi olabilmesi için,öncelikle düşünce, inanç ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerinkaldırılması, tabuların yıkılması gerekir. TBKP, bu ivedi görevi kendisininvazgeçilmez misyonu kabul eder." (Program, Giriş, Son paragraf).
"TBKP,ancak çağdışı baskı, şiddet ve tahakküm ilişkilerine karşı, toplumsal yaşamınher alanında evrensel demokratik değerleri bizzat yaşama geçiren bir mücadeleanlayışıyla, demokrasinin bir yaşam tarzına, kalıcı bir kültüre dönüşebileceğigörüşündedir. TBKP, muhalefette ya da iktidarda, her zaman halkı bu yöndeesinlendirecektir." (Program, Sh: 2, Par: 8).
"Parlamentopolitik sistemin en üst organı olmalıdır." (Program, Sh: 3, Par: 1).
"Demokrasiyigüçlendirerek sosyalizme geçilecek, sosyalizmi güçlendirerek demokrasigeliştirilecektir. Sosyalizmde, çoğulculuk, sosyalizmi benimsemeyen partileri deiçerecektir. Sosyalizmin bütün potansiyelinin seferber edilmesi ancak azamidemokrasiyle olanaklıdır. Bu koşullarda toplum, kendi üretim ve paylaşımtarzını, yaşama ve çalışma koşullarını özgürce belirleyebilecektir. (...)TBKP'nin nihai amacı, insanın insanca yaşayabileceği özgürlük dünyasıdır."(Program, Sh: 8, Par: 9-10).
Evet,parti programı böyle diyor. Geniş mutabakat diyor. Çoğulcu demokrasi diyor. Veçoğulculuğun, sosyalizmi benimsemeyen partileri de içereceğini açıkca ilanediyor. Ama iddianame, bu metinlerde demokrasiyi ortadan kaldırma amacıbuluyor. Ve hatta bu amaç kuşkusuzdur diyor. Bakalım, böyle bir hukukanlayışına Anayasa Mahkememiz ne cevap veriyor :
"Birsosyalist partinin sosyalist öğretilerin yol göstericiliğinden ve sosyalistkültürden yararlanması geçmiş hataların eleştirisi ve kendi potasındaoluşturmaya çalışacağı kişilikle yolunu belirlemeye çalışması yadırganamaz.Önemli olan, eylem ve davranışlarıyla Anayasa ve Yasalara aykırı düşüpdüşmediğidir."
"Sosyalistbir partinin, sosyalist teoriyi benimsemesi ve mücadelesinde sosyalist teorininyol göstericiliğinden yararlanması doğaldır. Ancak, benimsenen teori,parlamenter demokratik çoğulcu sistem anlayışından kaynaklanmalıdır. Sosyalistteorinin yol göstericiliği, programının diğer maddelerindeki amaç, temelilkeler ve öngörülen faaliyetlerle anlam kazanır. Davalı parti programının 11.maddesinde, iktidarın kaynağının mutlaka halkta olmasını demokrasi ilkesiolarak kabul ettiğine, parlamenter sistem ve seçim esasını öngördüğüne, gizlioy, açık sayım ilkesini benimsediğine göre programında öngörülen, demokratikilkelere bağlılıktır. Bu tür bir sosyalist teorinin yol göstericiliği opartinin kapatılma nedeni olamaz."
"'Sosyalizmin'teoride ve uygulamada sürekli değişim içinde olması ve anlamındakideğişiklikler nedeniyle sosyalist bir partinin Anayasa ve Yasalarla yasaklanıpyasaklanmadığı konusunu sadece adına bakarak çözüme bağlamaya olanak yoktur.Her somut olay, başlı başına değerlendirilip karara bağlanmalıdır."(Anayasa Mahkemesi, Sosyalist Parti Kararı).
Bizegöre, Anayasa Mahkemesi'nin bu yaklaşımı, demokrasi konusundaki haksızsuçlamayı çözüp atıyor. Mustafa Suphi şöyle olmuş, TİP'liler ve TKP'liler böyleolmuş, Sıkıyönetim Mahkemeleri mahkumiyet hükmü kurmuş, Askeri Yargıtay onaylamış...Hiç böyle hukuk olur mu' Karşımızda yepyeni bir tüzel kişilik var. Ve mahkumolmuş kişiler nedeniyle, partinin nasıl sorumlu tutulacağı yolunda özelkurallar var. 2820 sayılı Yasa bunları açıkca saymış, Eğer koşulları varsa,suçlama bu koşullara göre yapılır. Yoksa, birilerinin mahkumiyetinden başka birtüzel kişi sorumlu tutulmaz.
Nitekim,Anayasa Mahkememiz, açıkca kabul ediyor. Bir sosyalist partinin, sosyalistküttürden yararlanabileceğini, onu kendi potasında pişirip oluşturabileceğinisöylüyor.
TBKP'de,örneğin TİP'den bahsederken, bu kültürden yararlanmayı ve kendi potasındaoluşturmayı kastediyor. Ve iddianamenin bu yaklaşımı da, Anayasa Mahkemesikararıyla çürüyor, çözülüyor, çürüyor.
6) KISACADİĞER SUÇLAMALAR
Dahaönce belirttiğimiz gibi, iddianame 12. sahifedeki "DEĞERLENDİRME"başlığıyla önce sınıf egemenliği amaçlamayı ele alıyor. Sonra, 16. sahifede"Kullanılması ve Kurulması Yasaklanmış Adla Siyasi Parti Kurulması",17. sahifede "Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğü" 19. sahifede"Kapatılan Bir Siyasi Partinin Devamı Olduğunu Beyan ve İddia Etmek"suçlamalarını sıralıyor.
Biz,son üç suçlamayla ilgili olarak, sağlıklı çalışma yapabilecek bir zamanbulamadığımızı tekrar itiraf ediyoruz. Kullanılması ve kurulması yasaklanmışadla parti kurulmasına yönelik suçlama, davamızın can damarıdır. Anayasa'nın68. maddesine ait gerekçe ile 2820 sayılı Yasanın 96. maddesinde yer alandüzenlemeyi ciddi biçimde ele almak istiyoruz. Aynı şekilde, Bölünmez Bütünlükkonusunu ve özellikle 81. maddenin tümünü doğru bir süzgeçten geçirmekzorundayız. Dil farklılığı bulunduğunu ileri sürmek ve Türk dili veyakültüründen başka dil ve kültürlerin geliştirilmesinden bahsetmek konuları eskiTİP ve TEP kararlarını ele almayı ve günümüzde yaşanan soruna gözatmayı, diğerpartilere ve dünyadaki gelişmelere bakmayı gerektiriyor. Kapatılan partilerindevamı olmak konusu da, yine zaman duvarına çarpıyor.
Ayrıca,bu üç konu ve dolayısıyla 2820 sayılı Yasanın 81 ve 96. maddeleri, demokrasimizaçısından artık çok önemli bir hukuksal tartışmayı gerektiriyor.
Biryandan, Anayasa'nın 13. maddesindeki "Demokratik Toplum Düzeniningereklerine aykırı olamaz" kuralı mutlaka ele alınmalıdır. Evet, YüksekMahkeme'nin 3218 sayılı yasayla ilgili (6.10.1986 gün ve 1986/23 sayılı) kararıvar. ama, o karardaki dar kalıpların aşılması gerektiğini düşünüyoruz.
Öteyandan, Geçici 15. maddenin yürürlükte olup olmadığı konusunu, özgün birbiçimde tartışmak istiyoruz. Eğer Geçici 15. madde yürürlükte sayılacaksa,Anayasa karşısında bazı yasal kuralların "ihmal edilmesi" veya(Anayasa Mahkemesinin 1984/1 sayılı kararında söylediği gibi) "Anayasakurallarına olabildiğince uygun yorumlamalarının düşünülmesi" konularınıbu davada bir daha ele almayı çok yararlı görüyoruz. Elbet, ihmal veolabildiğince uygun yorum konularının daha önce işlendiğini biliyoruz. Sadece,yeniden ele almanın yararlarına işaret ediyoruz. Ama, geçici 15. maddeyleilgili tartışmamızın özgün bir tartışma olacağını tekrar ediyor ve bunda ısrarediyoruz.
Sonuçolarak, ilk suçlama dışında diğer üç suçlamayı cevaplayacak zamanbulamadığımızı söylüyoruz. Tamamı haksız 4 suçlama için, kapatma talebininreddini istemekle birlikte, sözlü açıklama hakkı tanınmasını bekliyoruz.Böylece, önemli bazı vurgulamalara fırsat bulacağımızı, CMUY'nın temel direğiolan sözlülük ilkesinden yararlanıp daha sağlıklı görev yapacağımızı ve sürenindaralmasından doğan eksikliklerimizi tamamlayacağımızı belirtiyor, durumutakdirlerinize sunuyoruz. Anayasa'nın 148/2 ve 2820 sayılı Yasanın 98/1 ve 2949sayılı Yasanın 33. maddeleri uyarınca (1988/2 Esas sayılı davada yapıldığıgibi) "Sözlü açıklama" isteğimizin kabulünü diliyoruz.
Saygılarımızla.13.7.1990"
III-CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:
Başsavcılığın15.10.1990 günlü, SP.30Hz.1990/34 sayılı esas hakkındaki görüşü aynen şöyledir:
"DavalıTürkiye Birleşik Komünist Partisi hakkında 14.6.1990 tarihli iddianamemizleaçtığımız dava dolayısıyla Yüksek Mahkemenizce istenilen esas hakkındakigörüşümüz aşağıdaki şekilde sunulmuştur.
Öncelikle;Anayasa'nın geçici 15/son maddesi kapsamına ve Siyasi Partiler Kanununun açıkhükümlerine göre, davalı siyasi partinin Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddigörülmediğinden reddi gerektiği düşünülmüştür.
DAVALISİYASİ PARTİNİN KAPATILMASINI GEREKTİREN SEBEPLER:
A-SOSYAL BİR SINIFIN DİĞER SOSYAL SINIFLAR ÜZERİNDE EGEMENLİĞİNİ SAVUNMAK VEGERÇEKLEŞTİRMEYİ AMAÇLAMAK :
a-Davalı partinin tüzük ve programında belirtilen görüşlerin temel dayanağınımarksizmin teşkil etmesi nazara alınarak, öncelikle marksizm ve onunla ilişkilidiğer kavramlar hakkında, bazı kamu hukuku yazarlarımızın bu konudakieserlerinden de yararlanmak suretiyle, Kısa açıklamalar yapmak yararlıolacaktır.
I-SOSYALİST CEREYANLAR
Tarihiperspektiften bakıldığında, Yunan filozofu Eflatun'dan başlayarak Thomas Moreve Campanella gibi XVI ve XVII. yüzyıl yazarları ideal bir toplum oluşturmakiçin görüşler ileri sürmüşler ve hem özel mülkiyeti, hem de doğuş aşamasındaolan kapitalizmi eleştirmişlerdir. (Meydan Larousse Ansiklopedisi, C. XI, S.471 ).
1789Fransız İhtilali öncesinde ve sonrasında büyüyüp gelişen ekonomik hayatekonomik liberalizmi doğurmuş, Fransız İhtilali de insanlara siyasi liberalizmigetirmişti. Ancak, ihtilali gerçekleştiren burjuva sınıfının kurduğu kapitalizmbu sınıfın gelişmesini, zenginleşmesini sağlarken, kendi bünyesindekiçelişmelerden dolayı bir işçi Sınıfının ortaya çıkmasına engel olamadı. Liberaldemokrasi bu yeni sınıfın kapitalist düzen içindeki problemlerini çözümlemekteyetersiz kaldı ve bunun sonucunda bir memnuniyetsizlik duygusu hakim oldu. Bubakımdan, antiliberal siyasi rejimlerin temelinde yatanın kurulu düzeninyetersizliği inancı olduğu söylenebilir. (Hüseyin Naili Kubalı, Anayasa HukukuDersleri - Genel Esaslar ve Siyasi Rejimler İÜ.HF. Yayınları, İstanbul 1971 ,s.483).
Bukoşulların etkisiyle XIX. yüzyıl ortalarında özellikle, Fransa'da Henri veSaint- Simon, Charles Fourier, Louis Blanc ve Pierre-Joseph Proudhon, GracchusBabeuf, Almanya'da Karl Marx, Friedrich Engels, Ferdinand Lasalle, İngiltere'deRobert Owen ve Amerika'da Henry George gibi düşünürler, endüstri alanındakigelişmelerin doğurduğu ekonomik ve sosyal problemlere ve ferdiyetçiliğe birtepki olmak üzere sosyalizm denilen toplumcu görüşü teşkil eden fikirler ilerisürmeye başlamışlar ve bu görüş kısa zamanda birçok ülkede yaygınlıkkazanmıştır. (Recai Galip Okandan, Umumi Amme Hukuku, İÜ.HF. Yayınlarından,İstanbul 1976, ss. 639-641).
Buyazarlar içinde özellikle Karl Marx ve onun yakın çalışma arkadaşı FriedrichEngels'in sistematize ettikleri sosyalist görüşler Marksizm adı altındainsanlık tarihinde önemli sonuçlar meydana getirmiştir.
Marksizme"bilimsel sosyalizm" de denilmektedir. Çünkü kendisi dışında kalanütopyacı sosyalizmin tersine, tarihin mutlak determinist bir felsefesi vediyalektik metod üzerine inşa edilmiştir. (Bülent Daver, Çağdaş SiyasalDoktrinler, Ankara-1969, s. 75).
Marksizmbir ekonomik doktrin ve siyasi program olmakla beraber, aslında bir dünyagörüşü, yani sosyal bir felsefedir. Bu dünya görüşü kendisinden önceki çeşitlidüşüncelerden faydalanmış, onlardan ilham almış ve bir sentez meydanagetirmiştir. (Ayferi Göze, Liberal Marxist Faşist ve Sosyal Devlet Sistemleri,İÜ.HF. Yayınlarından, İstanbul 1977, s. 48 ve dv.)
II-DİYALEKTİK MATERYALİZM
Diyalektikmateryalizm marksist dünya görüşünün felsefi temelidir. Tek gerçeğin, maddeninise bu ruhun esiri olduğunu, dolayısıyle evrenin ve maddenin üstün ruhtarafından yaratıldığını savunan idealizmin karşıtı olan materyalizm(maddecilik) maddeyi gerçek, bağımsız, asli bir varlık sayar. Evrendeki bütünolaylar tek gerçek olan maddenin çeşitli ve değişik görünümünden ibarettir. Tekgerçek duyularla algılanan maddi dünyadır. (A. Göze, ag.e., s. 50-51).
İşteKarl Marx kökeni antik çağlara uzanan materyalist görüşe Hegel'den aldığıdiyalektik yöntemi uygulayarak ona yeni bir nitelik kazandırmıştır.
Konuyakarşıtlarla yaklaşma, tartışma ve soru sorma anlamına gelen diyalektiğinfelsefe alanında birçok düşünür tarafından çeşitli tarifleri yapılmıştır.Marx'ın etkilendiği ve idealist felsefe mensubu Georg Wilhelm Friedrich Hegel'egöre diyalektik, devamlı bir gelişimi ifade eder. Hegel'in diyalektik mantığınagöre, evrende, dünyada ve hayatta herşey değişir ve yeniden oluşur.
Dünyave hayat statik bir realite değil, daimi bir süreç, bir hareket ve biroluşumdur. Bu sürekli oluşum kesin şekilde biçimlenen tez ve antitezinçatışmasından ve sonunda bir senteze bağlanmasından ibarettir. (B. Daver,ag.e., s.76).
Tezinantitezi de beraberindedir. Sonuçta bir senteze varılır. Ancak, bu sentezaslında yeni bir tezdir ve onun da bir antitezi mevcuttur. Bu şekilde birdeğişim ve oluşum süreci devam eder, gider. Hegel bu şekilde doğruyavarılacağını düşünür. K. Marx, diyalektiğin daha ziyade çelişki yönü üzerindedurmuştur. Marx'a göre, düşünceler maddenin insan zihnine yansımasıdır. Maddeolmaksızın tek başına düşünce bir anlam taşımaz. K. Marx ve FEngels,materyalizm ve diyalektiğin sentezinden diyalektik materyalizm görüşünevarmışlardır.
Diyalektikmateryalizme göre, madde ölümsüzdür, sonsuzdur ve yaratılmamıştır. Maddenin özüsürekli bir hareket halindedir. Maddenin bu hareketi gelişmeyi ve ilerlemeyisağlayan bir olaydır. Hareket maddeyi belirleyen bir nitelik, ondan ayrılmasıimkansız bir özelliktir. Maddedeki bu hareketin kaynağı maddenin içindeki iççelişkiler ve çatışmalardır. Bunlar bir senteze doğru giderlerken maddeyiharekete geçirirler.
Diyalektikmateryalizm, evrenin sürekli bir değişme ve gelişme halinde olduğunu, bugelişme ve değişmenin sert ve ani olarak kendini gösterdiğini ve bu değişiklikve gelişmelerin maddenin özünde var olan çelişik güçler nedeniyle meydanageldiğini savunur. (A. Göze, ag.e., s. 50 vd.).
III-TARİHİ MATERYALİZM
Tarihimateryalizm, diyalektik materyalizmin toplum hayatına uygulanması, toplumhayatının incelenmesinde kullanılmasıdır.
Toplumunana ilişkileri tabiatladır. Bu ilişkiler üretime dayanır. Üretim ise tabiatşartları, üretim tekniği ve iş bölümü şeklinde üç unsur ihtiva eder. Buunsurların her biri değişir, gelişir, ancak birbirlerinden ayrılamazlar. Marxbu üç unsura üretim gücü demekte ve her toplumdaki bu güce alt yapı adınıvermektedir. Muayyen bir toplumdaki kültür, ahlak, hukuk, din, sanat, felsefe,edebiyat, sosyal teoriler, siyasi müesseseler ise üst yapıyı teşkil etmekte vealt yapı demek olan üretim ilişkilerine bağlı bulunmakta ve onlara tabi olarakteşekkül etmektedir.
Üretimaraçları ve toprağın birtakım kişilerin eline geçmesi sonucu bu gibi kimselerinyaptıkları iş yüksek iş sayılır ve bu gibi işlerde çalışanlar yüksek görevlerikendi çocuklarına bırakırlar. Böylece toplumdaki en yüksek görev en zengine aitolur. İşbölümü bu suretle toplumda sınıfların ortaya çıkmasına sebep olur.
Üretimaraçları ise bir azınlığın elindedir. Oysa üretim faaliyetleri çoğunluktarafından gerçekleştirilmektedir. Burada bir çelişki söz konusudur. Azınlıktabulunanlar, yani üretim araçlarına sahip olanlar baskılarını devam ettirebilmekiçin, bu çelişkiyle ilgisi olmayan bir din ve ahlak sistemi geliştirir. Bunlarınamacı üretim araçlarının mülkiyeti ile üretim faaliyeti arasındaki çelişkiyigizlemek ve kurulu düzeni sürdürmektir.
Marksistdoktrin üst yapı ile alt yapı arasında sıkı bir ilişki bulunduğunusavunduğundan, felsefenin belli bir düzeni ortaya koyup eleştirmesinin yanındaonu değiştirmesi gereğini de ortaya koyar. (İlhan Akın, Kamu Hukuku, 4. Bası,İstanbul, Basım Tarihi yok, ss. 227, 229)
IV-MARKSİZMİN DEVLET VE DEMOKRASİ ANLAYIŞI
Marksizmegöre, devlet yukarıda belirtilen sınıflaşmanın ürünüdür. Bu sınıflar arasındakiçelişkiye dayanır. O bir sınıfın yani üretim araçlarını elinde bulunduranlarındiğer sınıfı yani üretimi gerçekleştirenleri baskı altında tutmasına yarayanbir vasıtadır. Bu baskıyı sağlayan unsur olan ekonomik güç yanında bir dezorlama vasıtalarına ihtiyaç vardır ki, bunlar da devletin silahlı kuvvetlerive mahkemeleridir.
Marksistteori, kapitalist burjuva devletinin bünyesinde ihtiva ettiği çelişkilernedeniyle er geç yıkılacağını, ancak işçi sınıfının ihtilalci mücadelesinin buyıkılışa yardım edeceğini, onu hızlandırıp kolaylaştıracağını savunur.
K.Marx ve F. Engels'in kaleme aldıkları "Komünist Manifesto"dazikrettikleri gibi, burjuva toplumunda bir işçi sınıfının meydana gelmesi,işçilerin proleterleşmesi, sendikalarda örgütlenmeleri, feodal aristokrasikalıntıları ve başka milletlerin burjuvazisi ile çatışan ve kapitalin belirliellerde toplanması sonucu fakirleşen burjuvaların proleter sınıfa girmeleri,kapitalist düzenin sarsılması sonucu yönetici sınıfın küçük bir bölümünün de proletaryayakatılması, bunalımların ve işsizliğin başlaması gibi belirli bir sürecintamamlanmasıyla proleterya ihtilali kaçınılmaz hale gelir. (B. Daver, ag.e., s.80-81).
Üretimaraçları üzerindeki özel mülkiyet hakkının kaldırılmasını, kollektif mülkiyetingerçekleştirilmesini, iktisadi, sosyal ve ideolojik ilişkilerin köktendeğiştirilmesi suretiyle kapitalizmden sosyalizme geçilmesini programına alankomünist partisinin işçi sınıfının öncüsü olarak oynayacağı rol KomünistManifesto'da ısrarla vurgulanmıştır. (Meydan-Larousse Ansiklopedisi, C. VII, s.425).
Buradaihtilal yani şiddet yöntemi kendisini göstermektedir. Başka bir deyişle, işçiSınıfı zora başvurmak suretiyle iş başına geçecek, üretim araçlarına el koyacakve üretim araçlarına sahip olan burjuva Sınıfının varlığına son verip Sınıffarklılığını ortadan kaldıracaktır. Bununla beraber, bu işin gerçekleşmesiyle,Devletin de kendiliğinden, o andan itibaren yok olması söz konusu değildir.Bunun için ihtilali takip eden üç aşamadan geçilmesi gereklidir.
Birinciaşamada, işçi sınıfı burjuva sınıfıyla mücadele edecek, onların direnişinikıracak, üretim araçlarını onların elinden alacak, rejimi dış düşmanlara karşıkoruyacaktır. Bunun için işçi sınıfı (proletarya) hakim sınıf olarak örgütlenipeski sınıfı tasfiye edecek, bunu da proletarya diktatörlüğü yoluylagerçekleştirecektir.
Budönemde iktidarı ele geçirip hakim sınıf haline gelecek olan proletarya"bir devlet halinde teşkilatlanarak geçici bir süre despotik biregemenlik" sürecektir. (HN. Kubalı, ag.e., s. 508).
Budönemde proleterya demokrasisi egemen olacaktır. İşçi sınıfının partisi olankomünist partisi vasıtasıyla, çalışanlar kamu işlerinin yönetimine katılacaklardır.Bu dönemde demokrasi mevcut olacaktır. Çünkü, marksizme göre proletaryadiktatörlüğü demokratiktir. Zira, işçilerin yani çoğunluğun haklarını temsileder, sömürüye son vermeyi, çalışanların hayat seviyesini yükseltmeyi amaçbilir.
Marksizmegöre, bir rejimin demokratik olup olmadığını tesbit etmek için orada temsilidemokrasi, özgür seçimler, birden fazla partinin varlığı, parlamento içi vedışı muhalefet vsnin bulunup bulunmadığı önem taşımaz. Bunların hepsi mevcutolsa dahi, devlet azınlığın çıkarlarını gerçekleştirmeye yarıyorsa, azınlığahizmet ediyorsa demokrasinin varlığından söz edilemez. (A. Göze, ag.e., s.81).
Bubakımdan marksizme göre demokrasi, sözde demokrasi ve gerçek demokrasi olmaküzere ikiye ayrılır. Sözde demokrasi denilen burjuva demokrasisinde, temel hakve özgürlükler ve genel seçim ilkeleri, insan hakları bildirileri, Anayasa vekanunlarla güvence altına alınmış olmasına rağmen bunlar muhtevadan yoksunkalıplardan ibarettir. Üretim araçları burjuvazinin elinde bulunduğu sürece gerçekdemokrasiden söz etmek mümkün değildir. Buna karşılık, çoğunluğu teşkil edenişçi sınıfının işbaşına geçmesi, mülkiyetinin topluma geçmesi suretiyle gerçekdemokrasiye ulaşılabilecektir. (İAkın, ag.e., s. 232).
Ferthak ve özgürlükleri ile özgür seçimler gibi iki temele dayanan Batı demokrasisiile marksizmin demokrasi anlayışları arasındaki fark bu açıklamalardan ortayaçıkmaktadır.
Aynıdeyimi kullanmakla beraber marksizmin demokrasiye verdiği farklı anlamkonusunda yazar Server Tanilli de şunları söylüyor :
"...Marksizm'e göre, burjuvazinin iktidarının bir "devrim"leyıkılmasından sonra, işçi sınıfının kendisi egemen duruma gelir.
Vedevrimle beraber, "proletarya diktatörlüğü" başlar."Komünizm"e erişmek için zorunlu bir aşamadır bu.
Nedirproletarya diktatörlüğü'
Marx'agöre, proletaryanın kimseyle paylaşmadığı, bölünmez ve doğrudan doğruyayığınların silahlı gücüne dayanan bir iktidar.
-Her şeyden önce söz konusu olan bir diktatörlüktür.
Gerçekten,marksistler, kurulan rejimin diktatöryal niteliği üstünde ısrarla dururlar.Onlara göre, aslında bir yenilik de değildir bu. Çünkü devlet, hep birdiktatörlük olmuştur. Gerçeği örtbas etmek için kullanılan terimler ne olursaolsun, bu böyledir. Devlet, bir Sınıfın bir başka Sınıf üstündeki baskı aracı olduğundan,olsa olsa ancak bir diktatörlük olabilir. İşçi Sınıfı da, eline geçirdiğidevlet gücünden, kendi iktidarını güçlendirmek ve düşmanlarını ortadankaldırmak için yararlanacaktır. Bu görevi yerine getirmek için de zorkullanacaktır.
-Ne var ki, bu diktatörlük, marksizme göre, demokratik bir diktatörlüktür aynızamanda.
Diktatörlükledemokrasi kelimelerini yanyana getirmek "paradoksal" görünebilirgerçi. Ancak, onlara göre, proletarya diktatörlüğü demokratiktir ve demokratikniteliği de şuradadır: Devlet iktidarı, tarihte ilk kez çoğunluğun olmakta vebu çoğunluğun çıkarlarını burjuvazinin iktidarına dönüş girişimlerine karşısavunmaktadır." (Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi, Anayasa HukukunaGiriş, İstanbul, 1981, s. 48).
Devletinyok olmasına giden sürecin ikinci aşamasında, burjuva sınıfı ortadan kalkmışolmakla beraber mutlak eşitlik henüz gerçekleşmemiştir. Herkes üretimden"emeğe göre" veya "yeteneğine göre" pay alabilmektedir.Sınıflar ortadan kalkmış sömürü bitmiştir. Eşitsizlikler tam olarak ortadankalkmadığından devlete olan ihtiyaç devam etmektedir. Buna sosyalist devletaşaması adı verilmekte ve komünizmin alt aşaması sayılmaktadır. (A. Göze,ag.e., s. 68).
Proleterhareketin amacı iktidarı burjuvaziden almak ve bütün ekonomik kuvvet ve sorumluluğusosyalist aşamada devlete geçirmektir. Bu proletaryanın organize, yöneticikuvvet haline gelmesidir.
Komünistprograma göre, sosyalist devlet aşamasında takip edilecek ana ilkeler (1)Toprak mülkiyetinin kaldırılması ve topraktan sağlanan gelirin müsadereedilmesi, (2) Ağır müterakki vergiler konulması, (3) Miras haklarınınkaldırılması, (4) Bankaların devletleştirilmesi, (5) Haberleşme ve ulaşımaraçlarının devletleştirilmesi, (6) Devletin endüstriyel ve tarımsal faaliyetegeçip işletmeler kurması, (7) Endüstri ve tarımın devlet tarafından yürütülmesive şehir ve köy hayatı arasındaki farklılıkların kaldırılması, (8) Parasızmecburi eğitim, (9) Planlı ekonomidir. (BDaver, ag.e., s. 84).
Sosyalistdevlet aşamasında herkes özgürlüklerden tam olarak yararlanma durumundadır.Toplum sosyal ekonomik ve siyasal bakımlardan kendi kaderine hakim durumdadır.Böylece, temeli ve amacı özgürlük olan demokrasi gerçekleşmiş olacaktır. (A.Göze, ag.e., ss. 82, 83).
Ancak,komünist parti programını gerçekleştirmek amacıyla gerektiğinde büyükburjuvaziye karşı her parti ile entelektüellerle ve hatta küçük burjuvapartileriyle de işbirliği yapabilir. Komünistler her yerde kurulu siyasal vesosyal düzeni değiştirmeye yönelik girişimleri destekler ve ihtilalci davranışlarıbenimserler (B. Daver, ag.e., s. 85).
Üçüncüaşama olan komünizmin üst aşamasında üretim güçleri gelişmiş, üretim bollaşmışve herkes "ihtiyacına göre" üretimden pay alır hale gelmiştir. Üretimaraçları tümüyle topluma geçmiştir. Böyle bir toplumda üretimin dağılımıkendiliğinden, herhangi bir baskıya gerek olmadan gerçekleşecektir. Böyle birtoplumda sınıflar bulunmadığından, sınıflar arasında çatışma ve mücadele deolmayacak, böyle olunca da sınıf mücadelelerinin doğurduğu bir örgütlenme olanDevlet kendiliğinden yok olacaktır.
Budönemde özgürlükler tam olarak gerçekleşeceği için demokrasinin varlığından sözedilebilir. Çünkü, insanlar birbirleri üzerinde egemenlik kuramayacağı gibi,üretim bolluğu sebebiyle hiç kimse eşitsizliklere maruz bulunmayacağından,gerek siyasi gerekse ekonomik özgürlükler gerçekleşmiş olacaktır (A. Göze,ag.e., ss. 59-84, İ. Akın, ag.e., ss. 231-235, RG. Okandan, ag.e., s. 668, B.Daver, ag.e., s. 82-85).
Hemenbelirtmek gerekir ki, bu üçüncü dönemin ne zaman gerçekleşeceğibilinmemektedir.
b)Anayasamız hürriyeti yok etme hürriyetini ya da demokrasinin ortadankaldırılması hürriyetini kabul etmemiştir. Bu husus Anayasanın 4, 5, 6, 10, 11ve özellikle 12, 13, 14 ve 68 inci maddelerinde açıkça belirtilmiştir.
Anayasa,Temel Haklar ve Ödevler başlığını taşıyan ikinci kısmında yer alan 12 ncimaddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz,devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu ilke olarakkabul etmiştir. Ancak, bu temel hak ve hürriyetleri sınırsız ve mutlak olmayıp,13 ve 14. maddelerle bazı kayıtlamalara tabi tutulmuştur.
Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması başlığını taşıyan 13 üncü maddesinin birincifıkrası;
"Temelhak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milliegemenliğin, cumhuriyetin, milli güvenliğin kamu düzeninin genel asayişin, kamuyararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıcaAnayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne veruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir." hükmü ile genel niteliktekisınırlama sebeplerini göstermiştir.
Bunutakip eden 14. madde ise, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasınıönleyen esasları içermektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan;
"Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeyedüşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümretarafından yönetilmesini veya sosyal bir Sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeegemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sairherhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmakamacıyla kullanılamaz" hüküm ile son fıkrasındaki, "Anayasanın hiçbirhükmü, Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik birfaaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz" şeklindeki hükümlebu esaslar düzenlenmiştir.
Kişininsahip olduğu haklar ve hürriyetler, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak, Cumhuriyeti ve Türk Devletini yıkmak, temel hak vehürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesiniveya sosyal bir Sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamakveya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bukavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla, yani bu cinstenbir kötü kasıtla kullanılamayacaktır. Aynı zamanda, genel olarak Anayasanın hiçbir hükmü ve özellikle de fertlerin sahip olduğu hak ve hürriyetler, bu hak vehürriyetleri yok etmeğe yönelik bir harekette bulunmaya imkan verir şekildeyorumlanamaz (Bkz. Anayasanın İkinci Kısım Birinci Bölüm'ün genel gerekçesi ile14. maddenin gerekçesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Komisyon Raporları veMadde Gerekçeleri, Derleyen, Basım Yeri ve Tarihi Yazılı Değil, s. 15, 20).
Anayasamızın68 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında da, 13 ve 14. maddelerdekisınırlamaya paralel olarak, siyasi partilerin tüzük ve programlarının, devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, milletegemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı;
Sınıfveya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasi parti kurulamayacağı esası kabul edilmişbulunmaktadır.
Maddenin,Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu5ıun hazırladığı gerekçesindeki açıklamadan;bu hükümlerler, Türkiye de bundan böyle sınıf ve zümre esasını, komünizmi, (vurgulamabize aittir) , faşizmi, teokrasi ve herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi esas alan siyasi partinin kurulamayacağının; öte yandan,Türkiye'de demokrasinin bu sistemleri amaçlamadığı ve Türk Milletinin budüşünceleri savunan sistemlere ihtiyacı olmadığı, Atatürk ilkeleri ışığında birdemokrasinin bu düşünceleri reddettiği sonucuna varıldığı, Türk milletinin budüşüncelere dayanan sistemlerden uzak olan bir demokrasi ile daha rahat vehuzur içinde kendi birlik ve beraberliğini koruyacağının bağımsız kalacağı vekalkınacağının kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Davalısiyasi parti ise, tüzüğün 1. maddesi ile adında komünist kelimesine yer verdiğigibi kendisini bu şekilde nitelemekte ve 2. maddede de politikasını marksistteori temelinde çizeceğini belirtmekte, ayrıca bu hususu programının birçokyerinde tekrarlamaktadır.
c)Marksizm sadece bir kelime veya deyim olmayıp, siyasi, sosyal ve ekonomik birrejimi ifade eder. Yukarıda da değinildiği gibi, kısaca kapitalist toplumdankomünizme ya da sosyalizme geçiş sürecini ve bu sürecin sonunda proletaryadiktatörlüğünü öngörür. O, batı demokrasilerinde bütün bireylerin eşit olaraksahibi olduğu kabul edilen egemenliği sadece proletarya denilen işçi sınıfınatanır ve proletaryanın tahakkümüne dayanır.
Davalısiyasi partinin programının başında, bu partinin Türkiye Komünist Partisi (TKP)ve Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin birleşmesinden oluştuğu vurgulanarak komünistve marksist hareketin üye ve yöneticilerine, bütün farklı örgütlenmelerine,partilerine bir bütün olarak sahip çıkıldığı belirtilmektedir.
İddianamedegeniş olarak açıklandığı gibi, Türkiye Komünist Partisi ile Türkiye İşçiPartisi'nin, sosyal bir Sınıfın diğer sosyal Sınıflar üzerinde egemenliğini,başka bir ifadeyle Anayasa'nın 68 inci maddesi ile 2820 sayılı Siyasi PartilerKanununun 78 inci maddesinde yasaklanan bir amacı savunan ve onu yerleştirmeyiamaçlamış kuruluşlar olduğu hususu kanun yollarından geçerek kesinlik kazanmışmahkeme kararlarıyla sabittir. Davalı siyas5 partiye varlık kazandıran, onunbütünüyle sahip çıktığını ifade ettiği görüş de işte bu amaç ve düşüncedir.
Buarada, yeri gelmişken, marksist düşüncede 1975 yılından sonra oluşan birgelişmeye de işaret edilmelidir.
Önceİspanya, İtalya ve Fransa Komünist Partilerinin başını çektiği ve adına Avrupakomünizmi (=Eurocommunisme, Örokomünizm) veya parlamenter komünizm denilen buhareketin daha sonra diğer batı ülkelerindeki komünist partilerce debenimsendiği görülmektedir. Bu görüşün temel noktaları, her türlü sosyalizminkendi yolunu takip edebilme hakkı, tek merkeze (Moskova) bağımlı olmaktankurtuluş ve en önemlisi sosyalizmin kurulmasında şiddet ve ihtilal yolununreddedilmesidir. Bu görüşe göre, batı demokrasisinin siyasal ve anayasalkurumları ve kuralları ile sosyalizm bağdaşabilir. (Tarık Zafer Tunaya, SiyasalKurumlar ve Anayasa Hukuku, 4. Bası, İstanbul, 1980, ss. 557-558)
Bucümleden olmak üzere, nihai hedef olan proletarya egemenliği yerine partiprogramlarında "çoğulcu demokrasi"ye dair deyim ve kavramlar kullanılmağabaşlanmıştır. Buradaki çoğulcu demokrasiden amaçlanan şeyin daha ziyadefaşistler dışında bütün siyasi partilerin özgürce eylemlerini garanti etmekolduğu ifade edilmiş ve bu anlayışın gerçekten bir "demokratlaşma"mı, yoksa partilerin ülkelerindeki gelişmelere ayak uydurma gayretleri miolduğu şüphesi ileri sürülmüştür (A. Murat Demircioğlu, Avrupa Komünizmi,13.2.1979 tarihli Cumhuriyet Gazetesi).
Yukarıdakiaçıklamalar nazara alındığında, davalı siyasi partinin de proletaryadiktatörlüğünü reddettiği söylenememektedir. Çünkü, öncelikle partininoluşumunda etken olan ve bütünüyle sahip çıktığı Türkiye Komünist Partisi ilekapatılan Türkiye İşçi Partisi'nin görüşleri işçi sınıfının tahakkümü esasınadayanmaktadır. İddianamede açıklanan mahkumiyet kararları, adları geçen bupartiler ile davalı siyasi partinin bu görüşünü açıkça ortaya koymaktadır.Davalı siyasi parti proletarya diktatörlüğünü kabul etmediğini de açıkçaprogramında belirtmemektedir. Öte yandan, yukarıda değinildiği gibi, Anayasa'nın68 inci maddesi, gerekçesinde komünist partilerin sınıf egemenliğiniamaçladıkları peşinen kabul edilmiştir.
Partiprogramının birçok yerinde barışçıl yol ve yöntemlerden ve çoğunculuktanbahsedilmesinin, gerek batı demokrasisiyle marksist demokrasi arasındakiyukarıda açıklanan farklılığın ve gerekse davalı siyasi partinin varlığınıdevam ettirebilme endişesi içinde tüzük ve programının Anayasa ve yasalaraaykırı olmasını önleme çabasının sonucu olduğu anlaşılmaktadır.
B-PARTİ ADINDA KULLANILMASINA YASAL OLANAK BULUNMAYAN KELİMEYE YER VERMEKSURETİYLE SİYASİ PARTİ KURULMASI :
İddianamedeaçıklandığı üzere, Anayasa'nın 68. maddesi açık hükmü ile yukarıda bahsedilengerekçesine uygun olarak düzenlenmiş olan 2820 sayılı Kanunun 96/son maddesiylekomünist adıyla siyasi parti kurulması veya parti adında komünist kelimesininkullanılmasının kesin olarak yasaklanmış olmasına rağmen davalı siyasi parti buemredici kurala aykırı davranarak Türkiye Birleşik Komünist Partisi adı altındakurulmuştur.
C-DEVLETİN ÜLKESİ VE MİLLETİYLE BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAK :
a-Anayasanın konuyla ilgili 3, 5, 14, 66 ve 68 inci maddeler ile bu maddelerhükümlerine uygun olarak düzenlenmiş olan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun78/a ve 81/a, b maddelerine iddianamede ayrıntılı biçimde işaret edilmiştir.
Bunlarınyanında kısaca bir açıklama yapmakta yarar görüyoruz. Anayasamızın Devletinbütünlüğüne ilişkin 3 üncü maddesi "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütündür... Dili Türkçedir.", 14 üncü maddesi de"Anayasada belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, ... veya dil, ... ayrımı yaratmakamacıyla kullanılamaz." hükmünü içeriyor. Yine Anayasanın 68 incimaddesinde bu ilke partiler açısından tekrarlanırken, parti tüzük veprogramlarının ülke yapısıyla ilgili olarak bölgecilik amacı güden veya ayrıegemenlikler üzerine kurulu karma yapılı bir devlet tipinin yaratılmasınıamaçlayamayacakları ifade ediliyor.
Budoğrultuda Siyasi Partiler Kanununun 78 ve 81 inci maddelerinde; partilerinülke bütünlüğünü bozma, devlet tekliği ilkesini değiştirme, azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünü yok etme, bölge ve ırk esasına dayanan partilerkurma yoluna gidemeyecekleri vurgulanıyor.
Milletiylebölünmezlik ilkesi ile; Türk ulusu ve Türk devleti arasında bir ayrılıkolmadığı, aynı şeyler oldukları, bunların bir bütünü oluşturdukları dilegetiriliyor.
Hukukaçısından, Türk Devletinin farklı ulusları biraraya getiren bir devlet olmadığıve Türkiye Cumhuriyetinde egemenliğin yalnız Türk Milletinde olduğu; Anayasanın6 ncı maddesinde "Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti,egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliylekullanır." denilerek belirtiliyor.
Görüldüğüüzere, bu maddenin dışa dönük yanı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığıyani Türk milletinden başka bir milletin iradesine tabi olmayacağını; içe dönükyanı da devletin temeli olarak millet gerçeğinden başka bir topluluğunolmayacağını, iktidarlarının kaynağının millette olduğunu ortaya koyuyor.
Özetle,ülke ve millet bölünmezliği Devletin tek yapılı olduğunu, çok uluslu olmadığınıve partiler açısından da millet bütünlüğünü bozucu amaç güdülemeyeceğini,vatandaşlar arasındaki etnik farklılıklardan hareketle ayrı bir toplum oluşturarakbunlarda ulusçuluk bilinci yaratılıp, millet bütünlüğünden ayrılmalarınayönelik amaç güdülemeyeceğini belirliyor.
NitekimAnayasamızın 66 ncı maddesi de "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkes Türk'tür." diyerek Türk Milletinden sayılabilmek içinvatandaşlıktan başka bir unsura yer vermemek suretiyle hukuksal planda milletbütünlüğünün özünü gözler önüne sermiş bulunuyor.
SiyasiPartiler Kanununun 81 inci maddesi "Siyasi partiler Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde milli veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklarbulunduğunu ileri süremezler, Türk dilinden veya kültüründen başka dil vekültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde azınlıklar yaratarak milli bütünlüğün bozulması amacını güdemezler vebu yolda faaliyette bulunamazlar." diyerek Anayasa'da yeralan kurallarauygun biçimde bir hüküm getirmiş oluyor.
b-1982 tarihli şimdiki Anayasamızın yürürlüğe girmesinden önce AnayasaMahkemesi'nce verilmiş iki ayrı karardan alıntılar yapılmasının konuya dahafazla açıklık getireceği düşünülmüştür.
1-Yüce Mahkemenizin 20.7.1971 gün ve 3-3 sayılı kararı ile;
"...TİP 4. büyük kongresi kararının 6. bendinde şöyle denilmektedir:"Türkiyenin Doğusunda Kürt halkının yaşamakta olduğunu, Kürt halkıüzerinde, baştan beri hakim sınıfların faşist iktidarlarının, zaman zaman kanlızulüm hareketleri niteliğine bürünen baskı, terör ve asimilasyon politikasınıuyguladıklarını,
Kürthalkının yaşadığı bölgenin, Türkiye'nin öteki bölgelerine oranla, geri kalmışolmasının temel nedenlerinin birini, kapitalizmin eşitsiz gelişme kanununa ekolarak, bu bölgede Kürt halkının yaşadığı gerçeğini gözönüne alan hakim sınıfiktidarlarının, güttükleri ekonomik ve sosyal politikanın bir sonucu olduğunu;
Bunedenle, (Doğu sorununu) bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın, hakimsınıf iktidarlarının şövenmilliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısındanbaşka bir şey olmadığını,
Kürthalkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlemve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin, bütün anti demokratik,faşist, baskıcı, şöven, milliyetçi akımların amansız düşmanı olan Partimiztarafından desteklenmesinin olağan ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu,
Kürthalkının gelişen demokratik özlem ve isteklerini ifade ve gerçekleştirmemücadelesi ile, işçi sınıfının ve onun öncü örgütü Partimiz öncülüğündeyürütülen sosyalist devrim mücadelesini tek bir devrimci dalga halindebütünleştirmek için, Kürt ve Türk sosyalistleri parti içinde omuz omuzaçalışmaları gerektiğini,
Kürthalkına karşı uygulanan ırkçımilliyetçi şoven-burjuva ideolojisinin partililer,sosyalistler ve bütün işçi ve diğer emekçi yığınlar arasında yerle biredilmesini sağlamanın, partinin ideolojik mücadelesinin ve gelişmesinin temelve devamlı bir davası olduğunu,
Partinin,Kürt sorununa, işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleriaçısından baktığını kabul ve ilan eder."
4.Büyük Kongre kararının yukarıda açıklanan 6. bölümünde tarihsel birtakımgerçekler ters olarak yansıtılmakta ve kararın yazılışı Türklerden ayrı birvarlığa sahip olduğu bildirilen Kürtlerin Türklerden kopması ereğine yönelmişbulunmaktadır...
Önceşu hususun belirtilmesi gerekir ki, bu kararı okuyan veya duyan kimselerinbüyük çoğunluğu hukuk ve toplum-bilim öğrenimi yapmış, birçok toplumsalöğretiler incelemiş kimseler olmayıp okuma yazması olan ve belki de olmayan vefakat çevresinde geçen olaylar üzerinde ortalama bilgisi bulunan kimselerdir.Bir partinin siyasal eyleme yönelmiş bir kararı, bilimsel bir toplantıyasunulan bir bildiri ya da bilimsel bir kurulun bilimsel açıdan incelediği birkonuda verdiği bir karar değildir; parti genel kurulunun partinin izleyeceğisiyasaya ilişkin bir karardır ve bu karar hem partiye bağlı olan, hem deolmayan yurttaşlar topluluğunun okuyup ya da dinleyip parti siyasasını vegelecekteki tutum ve davranışlarını öğrenmesi ereğiyle verilir."Vatandaşlık hakları" deyimiyle Anayasa'nın bütün vatandaşlaratanıdığı hakların tümünün anlatılmak istendiği sonucuna varılacağı gibi,cümlede kullanılan "diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini"sözlerinin yazılış bakımından "anayasal" sözcüğünün kapsamı dışındakaldığı ve bu sözlerle hak durumunda bulunmayan birtakım konulara ilişkin özlemve isteklerin anlatılmak istendiği sonucu ister istemez çıkarılır.
Bölücülüğünpartinin işçi ve emekçi yığınların sermayeciliğe karşı savaşı ilkesine aykırıdüştüğü, partinin bölücülüğü benimsemesinin kendi varlığını inkar etme anlamınageleceği savunmaları da yerinde görülmemiştir. İlk önce, kararı okuyan veyadinleyen orta bilgili bir yurttaşın bu incelikleri düşünmesi olanak dışıdır.Bundan başka ülkemizde aydın topluluğunun pek büyük bir çoğunluğunun bileuluslaşma sözünden, hele ırk özelliği de söz konusu edilen durumlarda, belliırk özelliği taşıyan topluluğun kendi başına bir ulus niteliğini kazanmasındanbaşka hiçbir durumu anlaması söz konusu olamaz.
Şuyön de dikkate değer ki, yüzyıllardan beri sürüp gelen tarihsel ve ruhsalbirlik bir an için yok sayılsa bile, Ulusun Kurtuluş Savaşına katılıp omuzomuza dövüşerek bu ülkeyi düşmanlardan temizlemiş ve böylece alınyazısı vegönül birliğini dosta düşmana açıkça göstermiş bulunan doğulu ve batılıyurttaşlar arasında Anayasa'nın (başlangıç) kurallarındaki düşüncelere temeltutulan ruhsal birlik ve bütünlük daha Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasındaperçinlenmiş, Türk Ulusunun siyasal ve toplumsal bütünlüğünü bir kez dahakimsenin anlamazlıktan gelemeyeceği bir biçimde duyurulmuştur. Bu gerçekgözönünde tutulmadan Doğu bölgesindeki yurttaşların Türkiye'nin ötekibölgelerindeki yurttaşlarla uluslaşma sürecine girmiş olduklarını ve sürecintamamlanıp bütünleşmenin henüz gerçekleşmiş bulunmadığını savunma olarak ilerisürmek dahi, üzerinde durulması gereken bir davranıştır ve bölücü düşünceninbelirtisidir.
Bundanbaşka kararın öteki bentlerinin yazılışı ve anlamı, bu kararın 6. bendininsavunma doğrultusunda yorumuna elverişli herhangi bir dayanak sağlamakta dadeğildir.
Yukarıdagösterilen gerekçelere göre davalı TİP, Anayasa'nın 57. maddesinin birincifıkrasının ilk cümlesinin "Siyasi partilerin ... faaliyetleri Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır."648 sayılı SPK'nun dördüncü kısmında yer alan 89. maddesinin "Siyasipartiler, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültürfarklılıklarına yahut dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler. Siyasi partiler, Türk dilinden ve kültüründen gayri dil vekültürleri korumak veya geliştirmek veyahut yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacınıgüdemezler." kurallarına aykırı davranmış bulunmaktadır. Bu ilkelereaykırı davranan bir partinin ise, Anayasa'nın 57. maddesinin birinci fıkrasınınson tümcesinin "Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır." kuralıile 648 sayılı SPKnun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin, "Parti GenelKongresince veya Merkez Karar Organı veya Merkez Yönetim Organınca ... bukanunun dördüncü Kısmında yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınmasıya da genelge veya bildiriler yayınlanması durumunda Anayasa Mahkemesi'ncesiyasi partinin kapatılmasına karar verileceğini" bildiren kuralı uyarıncatemelli kapatılması gerektiğinden, davalı parti temsilcilerinin savunmalarınınreddi ile Tİ P'nin temelli kapatılmasına..." karar verilmiştir.
2-Yine Mahkemenizin 8.5.1980 gün ve 1-1 sayılı kararında,
"...burada, dava konusu tümce ile Siyasi Partiler Kanunu'nun 89. maddesine aykırıbir durumun yasal öğeleriyle oluşup oluşmadığının saptanması gerekmektedir.
Sözkonusu 89. madde, Anayasa'nın 57/1. maddesine dayandığından sorununincelenmesinde her iki hükmün birlikte ele alınması ve doğal olarak, anılanAnayasa maddesinin bu konudaki düşüncelerin başlangıç noktası sayılmasıgerekmektedir.
Anayasa'nın57. maddesi siyasi partilerin "tüzüklerinin","programlarının" ve "faaliyetlerinin" her birinin ayrıayrı, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesine aykırı bulunmamasızorunluğunu hüküm altına almıştır. Bu durum karşısında, sözü geçen hükümdesayılanlardan birinin, örneğin parti programının Anayasa'nın ülke ve ulusbütünlüğü temel hükmüne aykırılığı, başka bir koşul aramaksızın partininkapatılmasına karar vermek için yeterli bir nedendir. Yani tüzük ya daprogramın anayasa'nın sözü geçen temel hükmüne aykırılığı durumu, bu metinlerinkendi içerikleriyle oluşur; parti yetkili organlarının faaliyetleri, olsa olsabu aykırılık durumunun varlığından duyulan kuşkuyu ortadan kaldırmada yardımcıbir kanıt sayılabilir. Bu nedenledir ki, örneğin, programda dile getirilen biramaç Anayasa'nın söz konusu temel hükmüne açıkça aykırı düşüyorsa, partikurucularının gerçekten bunu amaçlayıp amaçlamadıklarını ve parti yetkiliorganlarının faaliyetlerinin bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olupolmadığını ayrıca araştırmaya gerek yoktur. Yine maddede yalnızca "aykırıolmak"tan söz edildiğine göre, bu amacın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinisaptamak zorunluğu da bulunmamaktadır.
Anayasa'nın57. maddesiyle tam bir uyum içinde bulunan SPKnun 89. maddesini de dayandığı buhüküm doğrultusunda anlamak gerekmektedir.
89.maddenin ikinci fıkrasına göre, "Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerindeazınlık yaratma"amacı güdüldüğü ya tüzük ya da program metinlerinden veyapartinin faaliyetlerinden yahut her ikisinden anlaşılabilir. Bunun kesinlikleanlaşılması o partinin ulus bütünlüğünün bozulmasını da amaçladığını ortayakoyar. Bir kesim vatandaşta, kendilerinin azınlık oldukları düşüncesiniyaratmaya çalışmak, Devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü temel ilkesinekesinlikle aykırı düştüğünden, böylece azınlık yaratma amacı güden bir siyasipartinin ulus bütünlüğüne ters düşmeyebileceği, hele bu yoldan ulus bütünlüğünüsağlamayı amaçlayabileceği biçimindeki savların, Anayasamızın belirtilen yapısıiçinde kabulüne olanak yoktur.
Bubakımdan, 89. maddenin ikinci fıkrasında geçen "... millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler." sözcüklerinin, davada ulus bütünlüğününbozulması amacının ayrıca kanıtlanması zorunluluğunu belirtmek için değil,yalnızca azınlık yaratmayı amaçlamanın Anayasa'nın 57. maddesindeki anlamda"ulus bütünlüğünün bozulması" sonucunu doğuracağını kesin biçimdegöstermek için maddeye konuldukları kuşkusuzdur...
LozanBarış Antlaşması gereğince azınlık haklarından yararlanan kimi Türkvatandaşlarıyla anadili Türkçe olmayan öteki Türk vatandaşları arasındaAnayasa'nın 12. maddesiyle bağdaşmayan bir eşitsizlik bulunduğuna işaret etmekve Partice bu eşitsizliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığını vurgulamakiçin yapıldığı anlaşılmaktadır. Oysa, SPKnun 89. maddesinin Anayasa'nın 12.maddesine aykırı bir yönü bulunmamakta ve dolayısıyla (azınlık yaratma) durumuAnayasa'nın bu hükmüne de aykırı düşmektedir.
Anayasa'nın57/1. maddesi, bir bakıma, Anayasa'nın 11. maddesinin birinci ve üçüncüfıkraları hükümlerinin siyasi partilere özgü bir uygulanış biçimini meydanagetirdiğinden, SPKnun 89/2. maddesine aykırı eylemlerin dolaylı olarakAnayasa'nın 11. maddesiyle de bağdaşmadığında kuşku yoktur.
Bütünbu nedenlerle, TEP Programı, (H) bölümünün (2) sayılı bendinde yer alan"Anadili Türkçe olmayan okul çağındaki TC. vatandaşlarına Milli EğitimBakanlığı yönetiminde anadil ve kültür eğitiminin sağlanması (Anayasa Madde12)" tümcesi yönünden SPKnun 89/2. maddesiyle Anayasa'nın 57/1. maddesihükümlerine aykırı bulunmaktadır.
Partiprogramının gerekçesinin "V" sayılı bölümünün üçüncü bendindeki"Emperyalizmin özellikle Kürt halkı ile ilgili olarak oynamaya çalıştığı(böl ve yönet) oyununu bozacak; nerede belirirse belirsin, gerçekyurtseverliğin karşıtı olan şoven eğilimleri etkisiz kılacak, bütün çağdışıuygulamaları (asimilasyon vb.) tasfiye edecektir." tümcesi SPKnun 89/1.maddesiyle Anayasa'nın 57/1. maddesine aykırı görülmüştür..."denilmektedir.
c-Anayasa Mahkemesinin belirtilen bu kararlarının dayanağını teşkil eden 1961Anayasasının 57 nci maddesi ile mülga 648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 89uncu maddeleri, halen yürürlükte bulunan Anayasanın 14 ve 69 uncu maddeleri ile2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 81 /a, b maddelerine tekabül ettiğindenve konuya ilişkin olarak aynı unsurları içerdiğinden işbu kararlarda kabuledilmiş bulunan esaslar bugün için de emsal teşkil etmektedir.
İddianamedegeniş olarak açıklandığı şekilde, davalı siyasi partinin programının birçokyerinde "Kürt ulusunun varlığı"ndan, "Kürt dili vekültürü"nden bahsedilmekte ve hatta programının dördüncü sahifesinde"Kürt sorununun adil, demokratik, barışçı çözümü için" başlıklıbölümünde ise daha da ileri gidilerek "... Kürt halkının varlığının ulusalkimliğinin ve haklarının tanınması ... her halkın doğal ve devredilmez hakkıolan kendi gelqceğini tayin hakkı ..." vurgulanmaktadır.
Budurumda davalı siyasi partinin programının, Anayasa'nın 3, 14 ve 69 uncumaddelerine uygun olarak düzenlenmiş olan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun78/a ve 81 /ab maddelerine aykırı bulunduğu açık olarak anlaşılmaktadır.
D-KAPATILAN BİR SİYASİ PARTİNİN DEVAMI OLDUĞUNU BEYAN VE İDDİA ETMEK :
İddianamedeaçıklandığı gibi, Türkiye İşçi Partisi (TİP) 2533 sayılı Siyasi PartilerinFeshine Dair Kanun uyarınca kapatılmıştır. Anılan kanunda partilerin feshindensözedilmekte olmasına karşılık 2820 sayılı Kanunun 96/1. maddesi ise 2533sayılı Kanunla feshedilmiş olan partiler için "kapatılmış" deyiminikullanmaktadır.
2820sayılı Kanunun 96/2. maddesi, "Kurulacak siyasi partiler kapatılan siyasipartilerin devamı olduklarını beyan edemez ve böyle bir iddiadabulunamazlar." emredici hükmünü ihtiva etmektedir. Yüce mahkemenizin28.9.1984 gün ve 1-1 sayılı kararında, buradaki "kapatılmış" deyimiiçerisine 2533 sayılı kanunla feshedilmiş olan siyasi partilerin degirebileceği belirtilmiştir.
Davalısiyasi partinin programının giriş bölümünde iki ayrı partinin birliğindensözedilmekte ve davalı siyasi partinin Türkiye Komünist Partisi (TKP) veTürkiye İşçi Partisi (TİP)'nin birleşmesi ile oluştuğu açıkça belirtilmektedir.Bu husus aynı zamanda kurulan bu partinin, kapatılmış bulunan Türkiye İşçiPartisi'nin devamı niteliğinde olduğu beyan ve iddiasını da içermektedir.
SONUÇ:
Yukarıdaaçıklandığı şekilde, davalı siyasi partinin tüzük ve programı ilgili bölümlerdebelirtilen Anayasa hükümleri ile bu doğrultuda düzenlenmiş bulunan 2820 sayılıSiyasi Partiler Kanununun dördüncü kısmında yeralan 78, 81 , 96 ncı maddelerihükümlerine aykırılık teşkil etmektedir.
2820sayılı Kanunun 101 /a. maddesi, parti tüzüğü ve programının bu kanunun dördüncükısmında yer alan hükümlerine aykırı olması halinde partinin AnayasaMahkemesince kapatılmasını amir bulunduğundan,
DavalıTürkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına karar verilmesini arz vetalep ederim.
15/10/1990"
IV-DAVALI PARTİNİN SON SAVUNMASI :
A-Usul Yönünden :
Geçicimadde kavramı, bizzat adından da anlaşılacağı gibi yeni bir hukukî düzenegeçişi sağlayan, bu geçiş tamamlandıktan sonra artık uygulama değerini yitirenmaddelerdir.
Anayasanındiğer maddelerine ve özellikle de temel ilkelerine açıkça aykırı olan biryasanın, başka bir Anayasa maddesinin üstelik de geçici bir maddenin varlığınedeniyle iptal edilmemesi düşünülemez.
Anayasalarınbağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi karşısında, Anayasa'ya aykırı bir yasanınAnayasa Mahkemesi'nce denetlenememesi gibi bir sonuç kabul edilemez.
Bilindiğiüzere Anayasanın 177. maddesi anayasanın yürürlüğe girmesini düzenlemiştir.Geçici 15. madde yalnızca bir dönemi düzenleyen (12 Eylül 1980-7.12.1983tarihleri arasını) geçici bir maddedir. Bu geçici dönemin sonu ise TBMMBaşkanlık Divanının oluştuğu tarih olan 7.12.1983'dür. İşte Anayasa'nın 177.maddesine göre bu tarihten itibaren Anayasa, bütünü ile yürürlüğe girecektir.
B-Esas Yönünden :
1-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini savunmak veyerleştirmeyi amaçlamak isnadı :
Marksizmiiçinde oluştuğu 19. yüzyılın koşullarının değişmeye başlamasıyla birlikteyeniden gözden geçirip geliştirme yönünde birçok girişim olmuş, özellikle BatıAvrupa'da bu yönde önemli adımlar atılmıştır. Aynı zamanda marksizmi değişmezbir görüşler toplamı, adeta dünyevi bir din olarak, bir doğma olarak anlayanyaklaşımlar söz konusudur.
Esashakkında görüş TBKP'nin marksizme yaklaşımını değerlendirme konusu yapmamakta,her marksist düşünürün ve her komünist partinin mutlaka marksizmin Stalinistyorumunu benimsemesi gerektiğini varsaymakta, bunu iddia etmekte, kapatılmaistemini bu anlamsız ısrara dayandırmaktadır.
Birkomünist partisinin mutlaka proleterya diktatörlüğünü benimseyeceği, savunacağıiddiası günümüz dünyasının gerçekleriyle derinden çelişmektedir.
TBKP,marksizmi kendine göre yorumlayan bir partidir. Bu yoruma göre, TBKP, programındabelirtildiği gibi, "sömürüye, savaş tehlikesine, silahlanmaya, her türlübaskı ve eşitsizliğe, ırk ve cins ayrımcılığına, doğanın tahribine, toplumsalyaşamın her alanında şiddete karşı mücadele" eden bir partidir.
TBKP,bu tanımlamaya, 19. yüzyıl marksizminden ve 20. yüzyıldaki Leninizmden farklıolarak, yalnızca sınıf gerçeğini, "endüstri alanındaki gelişmelerindoğurduğu ekonomik ve sosyal problemleri" değil, son on yıllarda bütündünyada ve bu arada ülkemizde öne çıkan ekonomi dışı problemleri, nükleer yokoluş tehlikesini, bütün insanlığın adeta bir kanser gibi saran çevrekirlenmesini, erkek egemenliğine dayalı cinsler arasındaki eşitsizliği depolitik mücadelesinde temel almakta ve her türlü şiddet uygulamasının insanlıkyaşamından çıkarılmasını savunmaktadır.
TBKPninşiddet karşısındaki tutumu, marksizmin bu alandaki geleneksel yaklaşımınınköklü bir revizyonuna dayanmaktadır. Karl Marx'a göre "şiddet her türlüyeninin ebesi" olmuştur. Tarih bu saptamayı sayısız örnekle doğrulamıştır.Büyük Fransız Devrimi'ni, bizzat Cumhuriyetimizin kuruluşunu hatırlamak bileyeterlidir. Ne var ki, yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki köklü değişikliklerbu saptamayı da eskitmiştir. Günümüzde şiddet, gelişme için zorunlu olmaktançıkmış, tam tersine gelişmeyi tehdit eden bir nitelik kazanmıştır.
Programındanda görüleceği gibi, TBKP bugün olduğu gibi, kendi iktidarında da şiddet, baskıve tahakküm uygulamalarına, baskıcı otoriter bir devlete karşı olacak,sınıfların, grupların ve bireyin politik yaşama özgür katılımından, çoğulcudemokrasiden yana olacak ve geniş mutabakatları gerçekleştirmeye çalışacaktır.
Programımızdadaha ileri olarak şunlar da söyleniyor: "TBKP, emekçi iktidarının,sosyalizmi amaçlayan diğer politik ve toplumsal güçlerle birlikte, geniş demokratikbağışıklık ilişkileri içinde ve geniş toplumsal mutabakatlar zemininde, çoğulcudemokratik rejim kuralları içinde kurulması için çalışılacaktır" veekleniyor: "Sosyalizmde çoğulculuk sosyalizmi benimsemeyen partileri deiçerecektir."
Bütünbunlar TBKPnin proleterya diktatörlüğünü reddettiğini, egemenliğini kaynağınıbütün millette gördüğünü, en önemlisi, temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyiortadan kaldırmaya değil, tam tersine eksiksiz gerçekleştirmeye yöneldiğiniaçıkça kanıtlanmaktadır.
Onedenle, Anayasa'nın "hürriyeti yok etme hürriyetini ya da demokrasiyiortadan kaldırma hürriyetini kabul etmemesi"ne dayanılarak TBKPninkapatılmasını talep etmek, olanaksızdır. Tam tersine, TBKPnin kapatılmasınıtalep etmek, "hürriyeti yok etme ve demokrasiyi ortadan kaldırma"anlamına gelmektedir.
Esashakkında görüş, TBKPnin devletçi, mülkiyet düşmanı bir parti olduğunudüşünmektedir. Buna karşılık TBKP programında "insanların mülkiyeteyabancılaşmasına son verilmesi"nden, "ekonominin gelişmesindepiyasanın rolünün vazgeçilmez" olduğundan söz edildiği ise hiç dikkatealınmamaktadır.
2-Kullanılması yasaklanmış adla siyasi parti kurulduğu isnadı :
İddianameAnayasa'nın 68. maddesinin gerekçesini 2820 sayılı Yasa'nın 96. maddesinin sonfıkrasının konuluşuna dayanak olarak gösteriyorsa da gerekçelerden hareketederek yorum yapmak dinamik Anayasa anlayışının bir sorunu olarak geçerli biryöntem değildir. Anayasada "komünist" adıyla parti kurulamayacağınailişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Anayasa'nın 68. maddesi sınıf ve zümreegemenliğini veya herhangi bir diktatörlüğü amaçlayan siyasi partileriyasaklamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 1988/2-1 sayılı kararında da belirtildiğigibi "sosyalist bir partinin Anayasa ve yasalarca yasaklanıpyasaklanmadığı konusunu sadece adına bakarak çözüme bağlamaya olanakyoktur..." Bir partinin adının "komünist" olması, dünyadaki songelişmeler de gözetilirse, sınıf egemenliği ve diktatörlüğünü savunduğunugöstermez. Bu yasak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesiyle de bağdaşmaz. İleridesözleşmeye aykırılık nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Komisyonunu'na başvurmakdurumunda kalındığında çıkacak kararın davalının lehine olacağı açıktır.Anayasa'nın 13. maddesinin açık hüküm karşısında bu yasaklama hem öngörüldüğüamaç dışında kullanılmaktadır, hem de demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırıdır. Dolayısıyla da Anayasa'nın 13. maddesine aykırıdır. Anayasa'yaaykırı yasa hükmünün bu gibi durumlarda ihmal edilmesi bir hukuki çözüm olarakdüşünülmesi gereken yol olmakla birlikte biz esasen geçici 15. maddekapsamındaki yasaların da iptal edilebileceği görüşündeyiz. Anayasa'nın temelilkelerine aykırı bir yasanın geçici bir maddenin varlığı nedeniyle iptaledilmemesi düşünülemez. Böyle bir düzeltme hukuk devleti ilkesine ve AnayasaMahkemesi'nin varlık nedenine ters düşmektedir. Anayasa bütünüyledeğerlendirilmelidir. Geçici 15. madde, 177. maddeyle birliktedeğerlendirilirse, yasağın TBMM Başkanlık Divanının oluştuğu tarih olan7.12.1983'le son bulduğu anlaşılır.
3-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak isnadı :
Gerek1982 Anayasası gerekse 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası, siyasi partilerinülke ve millet bütünlüğüne aykırı amaçları olamayacağını ve bu yönde faaliyettebulunamayacaklarını belirtmişlerdir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti ülkesinintopraklarının bir bölümü üzerinde başka bir devlet kurulmasını amaçlayanpartiler kapatılacaktır.
Suçlamayaesas olarak alınan bölümler, program bütünlüğü için de değerlendirildiğinde,ülke toprakları üzerinde başka bir devletin kurulmasının istenmesinin sözkonusu olmadığı görülür. Aksine ülke toprakları üzerinde, Türk ve kürtlerinbirlikte yaşamaları amaçlanmaktadır. Esasen, esas hakkındaki görüşte dolaylıolarak belirtildiği gibi, suçlama ülke bütünlüğüne aykırı amaç güdülmesi değil,bizzat kürtlerin varlığının kabul edilmesidir.
Anayasa'nın66. maddesinde kullanılan Türk kelimesinin etnik kökeni ifade etmediği; aksineTürkiye Cumhuriyeti vatandaşı olunmasını ifade eden, kısaltılarak"Türk" diye nitelendirilen tamamen hukuki bir kavram olarakkullanıldığı açıktır.
Esasenartık sosyal, siyasal ve toplumsal gelişmeler çoktan kürtlerin varlığınıntartışılması olgusunu geride bırakmıştır. Bugün, artık tartışılan"Kürtlerin varlığı ya da yokluğu" değil, ana dillerinde eğitim yapıpyapmayacakları, kültürel olanakların tanınıp tanınamayacağı ve benzeri gibikonulardır.
Kürtsorunuyla diğer partiler de ilgilenmişlerdir. Kürtlerin varlığı ve sorununçözümü konusunda öneri getiren kişi ve kuruluşlardan yalnızca TBKP hakkındakapatma davası açılmasının kabul edilemeyeceği, bunun hukuk devleti ilkesi ileadalet ve hakkaniyet kavramları ile bağdaştırılamayacağı açıktır.
TBKP,hukuki bir kavram olan Türkiye milletinin bir parçasını oluşturan Kürt halkınınayrılığını değil, eşit haklılık ve gönüllülük temelinde birliğinisavunmaktadır. Bir başka anlatımla, milli bütünlüğüne aykırı değil, millibütünlüğü sağlayıcı çözüm önermektedir. Siyasal iktidarın bu sorun konusundakipolitikasını eleştirmekte, bu politikanın millet bütünlüğünü bozacağıbelirtilmektedir. Türkiye Birleşik Komünist Partisi programında bu konuda;uygar dünyanın kabul ettiği en temel ilkelerden birisi olan halkların kendikaderini tayin hakkının, bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar sonucubirlik değil, ayrılık şeklinde kullanılması sonucunu doğuracağı tesbitedildikten sonra, birliğin, yani milli birliğin sağlanması için sorunun adil,demokratik ve barışçı bir yoldan çözülmesi gerektiği belirtilmektedir.
Ayrılığındeğil birlikte yaşamanın amaç edinildiği, iddianamedeki görüşün aksine TBKP'ninTürk ve Kürt marksistlerin partisi olduğunun programda belirtilmesinden deaçıkça belli olmaktadır.
Millibirliğin sağlanması, milletin bölünmez bütünlüğünün korunması açısından önemtaşıyan konu, ülkede birbirinden farklı, kendilerine özgü dilleri, örf veadetleri, kültürleri olan bir takım halkın bulunup bulunmaması değil, budeğişik özellikler taşıyan halk gruplarının, birleştirici "üst" ve"hukuksal" kavram olan "Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlıkbağıyla bağlılık duygusu" taşıyıp taşımadıklarıdır. Ayrı etnik gruplarınvarlığı toplumsal bir olgudur ve toplumsal olgulara işaret edilmesi, millîbütünlüğe ve birliğe aykırı sayılmaz. Millî birliğin gerçek anlamda kurulupkorunması, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan herkesinözgürlüklerini tam anlamıyla kullanabilmesine bağlıdır. Dil, örf ve adetyasaklanarak millî birlik kurulmaz, korunmaz.
Anayasa'nın3. maddesi, "resmî dil"in "Türkçe" olduğunu belirtmektedir.Bazı etnik grupların ve azınlıkların kendi dillerini konuşmak istemelerinin,Türkçenin resmî dil olmaktan çıkarılması istemini ifade etmeyeceği açıktır.2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın TBKP'ne uygulanması istenen hükmü (sözüitibariyle) siyasi partilere "azınlık yaratma yasağı" koymaktadır.Siyasi partilerin tamamen toplumsal, sosyolojik bir olgu olan azınlıklar yaratabileceğinidüşünmekteki mantığı kavrayabilmek mümkün değildir. Esas olan ülke-milletbütünlüğünün korunmasıdır. 2820 sayılı Yasa da bu amaçla sınırlı olmakzorundadır.
4-Kapatılan siyasi partilerin devamı olduğunun davalı partice iddia ve beyanolunduğu isnadı :
ProgramdaTBKP'nin TİP ve TKP'nin birleşmesinden oluşan bir parti olması ile kastedilennedir' Bu çok açıktır. Bu tümce ile TBKP'yi oluşturan insan unsurunun,kadroların TİP ve TKP'deki insan unsuru, daha önce TİP ve TKP'de çalışankadrolar olduğu anlatılmaktadır. Yoksa bu tümceden, TBKP'nin kapatılan birsiyasi partinin (TİP) devamı olduğu anlamı çıkarılmaz. TBKP programıyla,dünyaya bakış açısıyla, yeni marksizm yorumuyla, sorunların çözümüne ilişkinçağdaş demokratik ve barışçı görüşleriyle ülkemiz politik yaşamındaki yerinialmış ve toplumsal meşruiyeti tartışılmaz hale gelmiş yeni bir partidir.
TBKP'nin,Siyasi Partiler Yasası'nın 96/2. maddesine aykırılığı söz konusu değildir.Kaldı ki, Siyasi Partiler Yasası'nın bu hükmü de Anayasa'nın 2, 13/2, 68 ve 69.maddeleriyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9, 10, 11 ve 17. maddelerineaçıkca aykırıdır.
V-DAVANIN EVRELERİ :
Dava,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 14.6. 1990 günlü, SP. 30. Hz: 1990/34sayılı iddianamesiyle açılmıştır.
AnayasaMahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen iddianamenin onaylıbir örneğinin, almalarından başlayarak onbeş gün içinde gerekli görürlersedosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak bildirmelerigerektiğinin davalı Parti Genel Başkanlığına tebliğine, tebligatın 7201 sayılıYasa'nın 2. maddesi uyarınca memur eliyle yapılmasına, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nca davalı Partiye 2820 sayılı Yasa'nın 9. maddesi gereğinceuyarıda bulunulmamış olmasının eksiklik sayılmamasına 28.6.1990 günündeoybirFiğiyle karar vermiştir.
DavalıParti, bu karar uyarınca süresi içinde verdiğil3.7.1990 günlü ön savunmada,sözlü açıklamada bulunmak üzere çağırılmaları isteminde bulunmuştur.
AnayasaMahkemesi, sözlü açıklama isteminin kabûlü ile davalı Parti Genel Başkanı AhmetNihat Sargın'a Partinin Merkez Yürütme Kurulu'nca seçilecek iki ilgili ilebirlikte sözlü açıklamada bulunmak üzere 2.10.1990 günü gelmeleri için çağrıyazısı çıkarılmasına, sözlü açıklama çözümlerinin ve dosyadaki tüm belgeörneklerinin esas hakkındaki düşüncesini bildirmek üzere Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esashakkındaki görüşü geldikten sonra bunun onanlı bir örneğinin alınma tarihindenbaşlayarak onbeş gün içerisinde son savunmasını yazılı olarak bildirmesi içindavalı partiye yollanmasına, 7201 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca tebligatınmemur eliyle yapılmasına, 11.9.1990 gününde oybirliğiyle karar vermiştir.
Bukarar uyarınca, Türkiye Birleşik Komünist Partisi Genel Başkanı Ahmet NihatSargın ve Parti Merkez Yürütme Kurulu'nun 18.9.1990 günlü, 13 sayılı kararı ilegörevlendirilen Avukat Turgut Kazan, 2 Ekim 1990 gününde Anayasa Mahkemesihuzurunda sözlü açıklama yapmışlar, toplantıda, Parti Genel Sekreteri NabiYağcı da hazır bulunmuştur.
Sözlüaçıklama sırasında davalı Parti temsilcilerince Anayasa'ya aykırılık savındabulunulması üzerine Anayasa Mahkemesi, öne sürülen Anayasa'ya aykırılıksavlarını da içerecek biçimde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan esashakkında görüş istenmesine 2.10.1990 gününde oybirliğiyle karar vermiştir.
AnayasaMahkemesi'nin 11.9.1990 ve 2.10.1990 günlü kararları uyarınca, öne sürülenAnayasa'ya aykırılık savlarını da içeren esas hakkındaki düşünceninbildirilmesi için belgeler, Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
CumhuriyetBaşsavcılığı'nın hazırladığı 15.10.1990 günlü görüş bildirme yazısının birörneğinin onbeş gün içerisinde yazılı savunmasını bildirmesi için 16.10.1990gününde kendisine tebliği üzerine davalı Parti, bu sürenin yetersiz olduğundanbahisle, 15 günlük ek süre istemiş bu istem yerinde görülerek AnayasaMahkemesi'nin 25.10.1990 günlü kararıyla ek süre verilmiştir. Davalı Parti,süresi içinde, 15.11.1990 gününde savunmasını sunmuştur.
VI.İNCELEME :
A.USÛL YÖNÜNDEN :
Davalıpartinin savunmaları ile Genel Başkanı ve vekili tarafından yapılan sözlüaçıklamalarda Siyasi Partiler Yasası'nın kimi maddelerinin Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülerek iptali, savları kabul edilmezse belirtilenkuralların Anayasa Mahkemesi'nce ihmali yoluna gidilmesi istenmiştir. Bu konu,davada ön sorun olarak ele alınmıştır.
1-Anayasa'ya Aykırılık Sorunu :
DavalıParti adına, 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun kapatmadavasına dayanak yapılan maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı konusunda,Anayasa'nın geçici 15. maddesi yorumlanarak sözedilen nedenler özetleşunlardır:
Geçici15. madde kapsamındaki yasaların Anayasa'ya aykırı olması durumunda bunlarıniptali istenebilir. Geçici madde kavramı, yeni bir hukuk düzenine geçişisağlayan ve bu geçiş tamamlandıktan sonra uygulanma değerini yitirenmaddelerdir.
Geçici15. madde, Anayasa'nın öbür maddeleriyle birlikte değerlendirilmelidir.Anayasa'nın temel ilkelerine açıkça aykırı olan bir yasanın bu geçici maddeyüzünden iptal edilmemesi düşünülemez. Geçici 15. maddenin denetime engel kabuledilen üçüncü fıkrası, birinci fıkrayla birlikte ele alınmalıdır. Üçüncüfıkrada yer alan " bu dönem ..." sözcükleri birinci fıkraya bağlıdırve onu açıklayıcı niteliktedir. Anayasa'ya aykırılık savı 12 Eylül 1980tarihinden, ilk genel seçimlerden sonra toplanacak TBMM.'nin Başkanlık Divanıoluşuncaya kadar geçen dönemde ileri sürülemez. Geçici 15. maddenin üçüncüfıkrası, TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşması ile işlerliğini yitirmiştir ve Anayasa'yauygunluk denetimini önleyici hükmü kalmamıştır.
Bunakarşılık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkında görüş bildirmeyazısında, "Öncelikle, Anayasa'nın geçici 15. maddesi karşısında ve SiyasiPartiler Kanunu'nun açık hükümlerine göre davalı Siyasi Partinin Anayasa'yaaykırılık iddiası ciddî görülmediğinden reddi gerektiği düşünülmüştür"denilmektedir.
1982Anayasası'nın geçici 15. maddesindekine benzeyen bir hükmün yer aldığı 1961Anayasası'nın geçici 4. maddesinde; 27 Mayıs 1960 tarihinden Kurucu Meclisintoplandığı 6 Ocak 1961 tarihine kadar çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'yaaykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açılamayacağı ve itirazyoluyla dahi mahkemelerde öne sürülemeyeceği öngörülmüştü.
1982Anayasası'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası, 1961 Anayasası'ndaki geçici 4.maddede yer alan açık anlatımdan uzaklaşmış ve "Bu dönem içinde çıkarılankanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni HakkındaKanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddiaedilemez" biçiminde bir metni benimsemiştir.
Anayasa'nınkimi maddelerinde Anayasa Mahkemesi'nce yapılacak denetimi kısıtlayan veengelleyen benzer hükümler mevcuttur. 90. maddenin son fıkrası, usulüne göreyürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar hakkında Anayasa'ya aykırılık savıile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağını; 148. madde, olağanüstü durumlardaçıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin biçim ve öz bakımından Anayasa'yaaykırılığı savıyla Anayasa Mahkemesi'nde dava açılamayacağını; 152. madde, retkararlarının yayımlanmasından sonra 10 yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasayaaykırılığı savıyla yeniden başvuruda bulunamayacağını; 105. madde,Cumhurbaşkanının re'sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine AnayasaMahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamayacağını öngörmüştür. 125. ve 159.maddelerde de bu tür sınırlamalar vardır. Buna karşılık, Anayasa'nın geçici 15.maddesi, "... Anayasaya aykırılığı iddia edilemez", devrimyasalarının korunması ile ilgili 174. maddesi ise "... Anayasaya aykırıolduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:" biçimindeki anlatımlarıyeğlemiştir.
Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında, belirli birdönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıklarının iddiaedilememesi yönünden bir bağ vardır. Son fıkra, Anayasa'ya aykırılığı ilerisürememe yönünden bir zaman sınırlaması yapmamış, üçüncü fıkrada yer alan"bu dönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirlibir dönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savındabulunulamayacağı öngörülmüştür. Nitekim, 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın "Anayasaya aykırılığıiddia edilemeyecek diğer metinler" başlıklı 25. maddesi, Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin son fıkrasındaki "Bu dönem" deyişini aynıbiçimde yorumlamış, geçici maddenin birinci fıkrasındaki belirli bir dönemiaçıklayan sözcükler ile son fıkrayı birleştirip düzenlemeye açıklıkkazandırmıştır.
Davalınınsavunmasında ayrıca, geçici 15. maddenin, geçici bir madde olması nedeniyleartık hükmünü doldurduğu ve geçerliğini yitirdiği, Anayasa'nın diğer kurallarıile uyum içinde bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Geçicimaddelerin geçerliği, uygulama süreleriyle değil, geçici olarak düzenlediklerihukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temel metinleriniçerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilir. Geçici maddeler, değişikhukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklıtutulmasını, uygulamanın daha geniş bir zaman dilimine yayılarak yapılmasınısağlarlar. Bu yönden de geçici maddeler ile temel hükümler arasındafarklılıklar bulunması doğaldır. Geçici maddelerin taşıdıkları hukuksal değer,diğer maddelerden farklı değildir. Hattâ temel düzenlemeden ayrık hükümlergetirmesi yönünden uygulama önceliğine ve etkinliğine sahiptirler. Anayasa'nınaçık olarak düzenlediği bir konunun haklı hukuksal nedenler de olsa Anayasayargısı tarafından uygulanmaması düşünülemez. Sonuç olarak, Anayasa'nın geçici15. maddesinde, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimler sonucu toplanacak TürkiyeBüyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nı oluşturuncaya kadar geçen süreiçinde çıkarılacak yasaların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinden buara dönemde çıkarılan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nunAnayasa'ya aykırılığı savında bulunulamaz.
"Anayasa'yaaykırılık iddiasının incelenmesi gerektiği" oyuyla Güven DİNÇER bu görüşekatılmamıştır.
2.Siyasi Partiler Yasası'nın İlgili Kurallarının İhmali Sorunu :
DavalıPartinin savunmasında, Anayasa'ya aykırı yasa kurallarının iptali, eğer iptalolanağı yoksa Anayasa'ya aykırı yasa hükmünün uygulanmayarak ihmali gerektiğiileri sürülmüştür. Ayrıca, davalı Parti vekili, sözlü açıklamasında Anayasa'nın68. maddesiyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 96. maddesinin üçüncüfıkrasının çatıştığını; bu yüzden sözü edilen fıkranın ihmal edilerek üstünhukuk kuralının uygulanmasını istedikten sonra,
"Anayasa'yaaykırı yasaların ihmal edilerek, Anayasa Mahkemesi'nce doğrudan doğruya Anayasahükümlerinin uygulanması olarak tanımlanabilecek "İhmal", Anayasa'dave Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'da yeralmamış olmasına karşın, Anayasa Mahkemesi kararlarında ele alınmış ve işlenmişbir kurumdur.
AnayasaMahkemesi'nin 3.7.1964 günlü, Esas 1964/22, Karar 1964/54 sayılı kararında"... Anayasa Mahkemesi'nin iptal davaları, itiraz başvurmaları, Yüce Divanişleri ve parti kapatma davaları dışında Anayasa'ya aykırı bir kanun hükmünüiptaline karar vermesi mümkün değildir.
Böylebir durumda Anayasa Mahkemesi'ne düşen görev nedir' Anayasa Mahkemesi'ninyapısının niteliği ve Anayasa'nın 8 inci maddesinde anlatımını bulan üstünlüğüve bağlayıcılığı ilkesi karşısında Anayasa'ya aykırı kanunu bir yana bırakarakdoğrudan doğruya Anayasa hükmünü uygulaması gerekir. Nitekim 44 sayılı kanuntasarı halinde iken, Millet Meclisi Anayasa Komisyonu'nca hazırlanan raporda dabu görüşe açıkça yer verilmiştir." denilmektedir.
AnayasaMahkemesi, 28.9.1984 günlü, Esas 1984/1 sayılı siyasi parti kapatma kararındaise, geçici 15. madde kapsamına giren yasalar yönünden "ihmal"konusunu incelemiş ve şu sonuca varmıştır :
"...Geçici 15. maddenin, Anayasa'ya aykırı hükümlerin sığınabileceği bir yer olarakdeğil, 12 Eylül harekâtının zedelenmesine imkân verilmemesi için ve tıpkı 1961Anayasası'nın Geçici 4. maddesindeki gibi bir düzenlemeden ibaret olduğu kabuledilmelidir. Bahis konusu geçici maddenin kapsamında olan ve böylece anayasalkorunma altında bulunan yasa hükümlerinin, sırf bu nedenle Anayasa'ya aykırıoldukları ileri sürülemeyeceği gibi, bunların Anayasa Mahkemesi'nce ihmaledilebilmesinden de söz edilemez. Bu durumdaki hükümlerin ancak, Anayasa'nıntemel ilkelerine ve bu ilkelere egemen olan hukukun ana kurallarınaolabildiğince uygun düşecek biçimde yorumlanmaları düşünülebilir."
Bukararda da açıkca belirtildiği gibi Anayasa'nın geçici 15. maddesi, olağanüstükoşullar altında ve siyasal bir geçiş döneminde çıkarılan yasaların AnayasaMahkemesi'nce denetlenmesini ve Anayasa'ya aykırı olduklarının ilerisürülmesini önleyici, açık bir Anayasa hükmüdür.
Öteyandan, yasaların yorumlanmasında ve uygulanmasında bir yasa kuralınınihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen ve birbirleri ileçelişen bir yasa ve Anayasa kuralının bulunması gerekir. Bu durumda, çözümünAnayasa kuralları yönünde aranması doğaldır.
Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin uygulanmasında Anayasa hükümleri arasında da bir çelişmeyoktur. Sözü edilen geçici madde, Anayasa'nın temel maddelerine bilinçli olarakgetirilmiş bir ayrıklıktır.
Anayasakoyucununbelli bir dönemde çıkarılan yasaların Anayasa Mahkemesi'nin denetimi dışındakalması yolunda yaptığı siyasal tercihin ifadesi olan geçici 15. madde, konuyuaçık bir biçimde ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin herhangi bir nedenlede olsa bu kuralı yok sayması olanaksızdır. Bu yüzden Siyasi PartilerYasası'nın kimi kurallarının ihmal edilerek konunun incelenmesi ve kararverilmesi yolundaki istem kabul edilmemiştir.
B.ESAS YÖNÜNDEN
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'nin kapatılması istemiyle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nca Anayasa Mahkemesi'ne 14.6.1990 günü açılan davanıniddianamesinde, kapatılrıa isterru dört nedene dayandırılmıştır.
1.Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini savunmak veyerleştirmeyi amaçlamak,
2.Kullanılması ve kurulması yasaklanmış adla siyasi parti kurmak,
3.Devletin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
4.Kapatılan siyasi partilerin devamı olduğunu beyan ve iddia etmek,
Buiddialar sırasıyla ele alınmıştır :
1."Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğinisavunmak ve yerleştirmeyi amaçlamak :
a. Bu konudaBaşsavcılık iddianamesinde özetle şöyle denilmektedir:
Davalısiyasi partinin düşünce ve çalışma aracı olan "marksizm" ve"diyalektik yöntem", komünizmi nihai olarak gerçekleştirmeaşamalarında "sınıf diktatoryası"nı kendiliğinden kapsar. Partininniteliği ve ereği de budur.
Davalısiyasi parti tarafından sosyalist devrim amaçlanmakta ve sosyalist devrimsürecinin bir dizi aşamayı içerdiği ifade edilmektedir. "Devrim"eyaklaşmaktan söz edilmekte ve barışçı yol önerilmektedir.
Buaşamalı yollar sonunda "TBKP emekçi iktidarı" kurulacak ve"komünist toplum"a ulaşılacaktır. Böylece marksist görüşten hareketleemekçi Sınıfın egemenliğinde komünizm öngörülmüş ve amaçlanmıştır.
"Sosyalistdevrim"e yaklaşma aşamasında barışçıl yol öngörülse bile teorileri gereği,kendi görüş ve ideolojilerine göre belirledikleri komünist düzeni yerleştirmekiçin ideolojilerine aykırı gördükleri demokrasiyi ortadan kaldırmayıamaçladıkları kuşkusuzdur.
Parti'nin,düşünce yapısına bütünüyle sahip çıktığı, komünist ve marksist hareketin ilkkurucusu Mustafa Suphi'den bu yana, bu hareketin üye ve yöneticileri veözellikle partinin oluşumuna vücut veren Türkiye İşçi Partisi ve TürkiyeKomünist Partisi'nin görüş ve düşünceleri doğrultusunda faaliyette bulunankişiler, farklı örgütler içinde çeşitli zamanlarda yargılanmışlar ve Türk CezaKanunu'nun 141. maddesinden mahkûm olmuşlardır.
Böylecedavalı siyasi partinin Anayasa'nın 6. , 10. , 14. ve 68. maddeleriyle 2820sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. maddesine aykırı olarak Sınıfegemenliğini amaçlayıp savunduğu anlaşılmaktadır.
b.Davalı siyasi partinin, konuya ilişkin olarak ön savunmasında, sözlüaçıklamasında ve son savunmasında özetle şu görüşlere yer verilmektedir:
Anayasa'nın14. maddesinde "Kişi ve zümre" yönetimi yasaklanmakta, Sınıf iktidarıyasaklanmamakta, yalnızca sınıf diktası ile sınıf egemenliği yasaklanmaktadır.2820 sayılı Yasa'nın aynı doğrultudaki 78. maddesi, egemenliğin bir"Sınıfa" bırakılamayacağını belirtmiş, buna karşılık, sınıf esasınadayalı parti kurulması konusunda bir yasak öngörmemiştir. Mutlak, bölünmez,sürekli, sınırsız, aslî nitelikteki egemenlik kavramı ile bölünebilir olan vemutlak, aslî, sürekli ve sınırsız olmayan iktidar kavramı karıştırılmamalıdır.
İddianame,Partirun adında "Komünist" sözcüğü bulunduğuna göre sınıf tahakkümüile suçlanması gerektiği önyargısından hareket etmiştir. Ancak, böyle bir durumyoktur. O kadar ki, iddianame yalnızca partinin sınıf esasına dayalı veMarksist olmasının belirtilmesini suçlamanın nedeni saymıştır.
Marksizmi,içinde oluştuğu 19. yüzyılın koşullarının değişmeye başlamasıyla birlikteyeniden gözden geçirip geliştirme yönünde birçok girişim olmuştur. ÖzellikleBatı Avrupa'da bu yönde önemli adımlar atılmış, aynı zamanda marksizmi değişmezbir görüşler toplamı, âdeta dünyevî bir din olarak, bir doğma olarak anlayanyaklaşımların değişmesi söz konusu olmuştur.
Objektifbir yaklaşım, her marksist düşünür ve partiyi, kendi marksizm yorumunu esasalarak değerlendirmek olmalıdır. Esas hakkında görüş, TBKP'nin marksizmeyaklaşımını değerlendirme konusu yapmamakta, her Marksist düşünürün ve herkomünist partinin mutlaka Marksizmin Stalinist yorumunu benimsemesi gerektiğinivarsaymakta, bunu iddia etmekte, kapatılma istemini bu anlamsız ısraradayandırmaktadır.
Birkomünist partisinin mutlaka proleterya diktatörlüğünü benimseyeceği, savunacağıiddiası günümüz dünyasının gerçekleriyle derinden çelişmektedir.
TBKP,marksizmi kendine göre yorumlayan bir partidir.
TBKP,bu tanımlamayla, 19. yüzyıl Marksizminden ve 20. yüzyıldaki Leninizmden farklıolarak, yalnızca sınıf gerçeğini, "endüstri alanındaki gelişmelerindoğurduğu ekonomik ve sosyal problemleri" değil, son on yıllarda bütündünyada ve bu arada ülkemizde öne çıkan ekonomi dışı problemleri, nükleersilahları ve onların varlığının neden olabileceği bir nükleer yok oluştehlikesini, bütün insanlığı adeta bir kanser gibi saran çevre kirlenmesini,erkek egemenliğine dayalı cinsler arasındaki eşitsizliği politik mücadelesindetemel almakta ve her türlü şiddet uygulamasının insanlık yaşamından çıkarılmasınısavunmaktadır.
TBKP'ninşiddet karşısındaki tutumu, Marksizmin bu alandaki geleneksel yaşamının köklübir revizyonuna dayanmaktadır.
Programındanda görüleceği gibi, TBKP bugün olduğu gibi, kendi iktidarında da, şiddet, baskıve tahakküm uygulamalarına, baskıcı otoriter bir devlete karşı olacak,sınıfların, grupların ve bireyin politik yaşama özgür katılımından, çoğulcudemokrasiden yana olacak ve geniş mutabakatları gerçekleştirmeye çalışacaktır."Sosyalizmde çoğulculuk, sosyalizmi benimsemeyen partileri deiçerecektir."
Bütünbunlar TBKP'nin proleterya diktatörlüğünü reddettiğini, egemenliğin kaynağınıbütün millette gördüğünü, en önemlisi, temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyiortadan kaldırmaya değil, tam tersine eksiksiz gerçekleştirmeye yöneldiğiniaçıkça kanıtlamaktadır.
Onedenle, Anayasa'nın "hürriyeti yok etme hürriyetini ya da demokrasiyiortadan kaldırma hürriyetini kabul etmemesi"ne dayanılarak TBKP'ninkapatılması isteminde bulunmak olanaksızdır. Tam tersine, TBKP'ninkapatılmasını istemek, "hürriyeti yok etme ve demokrasiyi ortadankaldırma" anlamına gelmektedir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, esas hakkındaki görüşünde TBKP'nin devletçi, mülkiyetdüşmanı bir parti olduğunu düşünmektedir. Buna karşılık TBKP programında"insanların mülkiyete yabancılaşmasına son verilmesi"nden,"ekonominin gelişmesinde piyasanın rolünün vazgeçilmez" olduğundansöz edildiği ise hiç dikkate alınmamaktadır.
C-Konuyla İlgili Temel Kavramlar :
Gerekiddianame ve esas hakkındaki görüşte, gerek savunmada "Sosyalsınıflar", "sınıf mücadelesi", "proleteryadiktatörlüğü", "sosyalizm" ve "eurokomünizm" gibikavramlar ile bu konudaki çeşitli görüş ve düşüncelere ve açıklamalara yerverilmektedir.
Savdave savunmalarda yer alan Marksist öğreti ve politika uygulamalarının temelkavramlarının genel kabul gören açıklamalarla belirlenmesi, iddia vesavunmaların değerlendirilmesi yönünden gereklidir.
c1)Sosyal sınıflar : Sosyal sınıf kavramı klâsik marksist öğretinin temel dayanaknoktasını oluşturmuş ve sosyalist düşünceler, toplumun geleceği konusundakivarsayımlarını, kapitalist dönemdeki sınıflar ile bu sınıfların çatışmasıüzerine kurmuşlardır.
Marksistöğretide iki temel sosyal sınıf vardır :
-Çalışan sınıf : (Proleterya) geçimini sermayeden elde edilen kârdan değil,tamamıyla ve yalnızca kendi emeğiyle sağlayanlar,
-Burjuvazi.
Ancak,gerçekte sınıf ayrımı sanıldığı gibi açık ve kesin olmayıp ölçüt ve kapsamyönünden tartışmalıdır.
2)Sınıf mücadelesi : Klasik Marksist öğreti, toplumsal yaşantının çelişkilerledolu olduğunu, toplumlar arasında ve bunların kendi içinde savaşlaryapıldığını, devrim ve karşı devrim, barış ve savaş, ilerleme ve gerilemedönemlerinin birbirini izlediklerini ve bütün bunların sınıf mücadelesinigösterdiğini, burjuvazinin üstünlüğü ele geçirdiği her yerde feodal ilişkileryerine insanla insan arasında çıkar ilişkisini egemen kılarak bu ilişkininüretim araçlarının mülkiyetine dayandığını kabul etmektedir.
Marksistgörüşe göre, diyalektik yönden sınıf mücadelesinin üç temel öğesi, ekonomik öğelerinoluşturduğu ve belli bir üretim biçimi altında kendini gösteren "altyapı", inanç ve ideolojilerden oluşan "üst yapı" ve birbirinedüşman karşıt "sosyal sınıflar"dır. Üst yapı, alt yapının zorunluyansımasıdır. Çünkü, alt yapının arkasında onun sürekliliğini sağlamak ya daonu topluma egemen kılmak isteğinde bilinçli bir sınıf vardır. Sosyal sınıfınüst yapıyı yerine göre yürürlükteki alt yapıyı sürdürmek ya da yeni bir altyapıyı getirmek amacıyla kullanacağı, yürürlükteki üretim biçimi içinde gelişenyeni üretim güçlerinin bu güçlere uygun yeni bir üretim biçimi ve bu yeniüretim biçimine bağlı yeni bir üst yapıyı da birlikte getireceğibenimsenmiştir. Böylece, yürürlükteki üretim biçimiyle getirilmek istenenüretim biçimi arasındaki çelişkinin bu üretim biçimlerinin yansımaları olaraküst yapıda ve ideolojik plânda kendisini göstereceği, toplumun biri var olanüretim biçimini korumaya, öbürü yeni bir üretim biçimini getirmeye çalışan ikikarşıt sınıfa ayrılacağı ve bu iki sınıf arasındaki düşmanlığın gittikçeartarak bir sınıf mücadelesinin ve devrimin kaçınılmaz duruma geleceği kabuledilmiştir.
c3)Proleterya diktatörlüğü: Marksist anlayışta, kapitalist düzende üretimaraçlarını elinde bulunduran burjuvazi egemen sınıf olarak nitelendirilip,bunların proleterya üzerinde egemenlik kurmasının yıkılması amaçlanır. Bugörüşten kalkılırsa yapılacak bir devrimle, bu kez proleteryanın, diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini kurmak olgusu, Marksistlerin kendifelsefeleriyle çelişkiye düşmeleri biçiminde yorumlanabilir. Bu çelişki,sosyalistlerce de açıkça yadsınmamakta, devrimin başarısı için ilk yıllardaişçi egemenliğinin kaçınılmazlığından, sınıf egemenliğinin ortadankaldırılmasının sosyalizmin ileri bir aşamasında gerçekleşebileceğinden sözedilmektedir.
Marksistöğretiye göre, geçiş dönemindeki proleterya egemenliği, proleterya diktatörlüğübiçiminde kendini gösterecektir. Proleterya politik üstünlüğünden burjuvazininelindeki sermayeyi yavaş yavaş söküp almak ve tüm üretim araçlarını devletin,yani egemen Sınıf olarak örgütlenmiş proleteryanın ellerinde toplamak ve hızlaüretim güçlerini çoğaltmak için yararlanacaktır. Marx'a göre Sınıf savaşımızorunlu olarak proleterya diktatörlüğüne götürür. Bu diktatörlük tüm sınıflarınortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma doğru, bir geçiş dönemioluşturur.
Proleteryadiktatörlüğü konusu, özellikle Lenin tarafından işlenmiş ve görüşleri 1917devriminden sonra Sovyetler Birliği'nde uygulanma olanağı bulmuştur. Lenin'egöre proleterya diktatörlüğü, işçi devriminin asıl özü, proleterlerin sınıfsavaşlarının temel sorunu niteliğindedir.
Sınıfdiktatörlüğünün çeşitli tanımları yapılmıştır :
"Diktatörlükdoğrudan doğruya zora dayanan ve hiçbir yasaya bağlı olmayan biriktidardır."
"Proleteryanındevrimci diktatörlüğü, burjuvaziye uygulanan zorla kazanılıp sürdürülen, hiçbiryasaya bağlı olmayan bir iktidardır."
"Diktatörlük,diktatörlüğü diğer sınıflar üzerinde uygulayan sınıf için demokrasinin zorunluolarak ortadan kalkması anlamına gelmez; ancak, kendisine diktatörlük uygulanansınıflar için demokrasi ortadan kalkmış ya da geniş ölçüde sınırlandırılmışdemektir."
Proleteryadiktatörlüğü bir geçiş dönemi olarak tasarlanmıştır. Nitekim, Stalin dönemindeçıkarılan 1936 Sovyet Anayasası'yla sınıf savaşımının ve buna bağlı olarak işçisınıfı diktatörlüğünün son bulduğu, devletin bütün halkın devleti olduğu ilanedilmiştir. Ne var ki, bu tarihten sonra da Sovyetler Birliği, bizzat Stalintarafından kanlı biçimde yürütülen dikta yönetimine sahne olmuş rejim,proleteryanın değil, proleterya üzerinde bürokrasinin diktatörlüğünü sağlamayayaramıştır. Böylece sınıfsız topluma geçişte devletin de ortadan kalkacağıyolundaki teori pratikte devletin daha da güçlenmesi sonucunu doğurmuştur.Yapılan eski Sınıfları yıkıp yeni sınıflar kurmaktan ibaret kalmıştır.
c4)Sosyalizm : "Sosyalizm sözcüğünün tek anlamı yoktur. Sosyalist akımlar,bir yelpazenin dilimleri gibi değişik derecelerde sola açılmış düşünceyianlatır. Bu bakımdan genel olarak "Üretim ve mübadele araçlarınınkollektifleştirilmesi yoluyla sosyal sınıfları ortadan kaldırarak insantoplumlarının teşkilatlanmasında köklü reform yapma amacını güden doktrin"olarak tanımlanabilir.
Marksizmzamanla değişik yorumlara konu olmuştur. Demokratik sosyalistler,sosyalistlerin meşru yollardan iktidara gelmesini savunurlar. Bunlara göresosyalist mücadele, parlementer sistem içinde ve meşrû zeminde yürütülecektir.
BertrandRussel'e göre, "sosyalizm, toprak ve sermayenin demokratik bir yönetimçerçevesinde ortak mülkiyetidir". Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonrasosyalistler, görüşlerini teknik ve pratik çözümler üzerinde yoğunlaştırmışlarve toplumsal refahın artmasıyla etkisini yitiren mülkiyet ve servet konularıyerine, paylaşım ve yönetim sorunlarına eğilmişlerdir. Demokratik sosyalistler,seçimi ve çoğulcu demokrasiyi benimsemişlerdir.
c5)Eurokomünizm: Sınıf savaşımı ve sınıf diktatörlüğü gibi kavramlarıninandırıcılığını yitirmeleri, 1970'li yıllarda Avrupa komünist partilerini,başta bu kavramlar olmak üzere, Marksizm'e yeni bir yorum getirme arayışı içineçekmiştir. İlk kez 7975 yılı sonlarında "eurokomünizm" sözcüğü ileanlatılan bu kavramın özelliği, uygulamak istediği stratejidenkaynaklanmaktadır. Bu strateji, gelişmiş kapitalizmden sosyalizme geçişindemokrasi yoluyla yapılmasını amaçlar.
Eurokomünizmakımının doğuşuna İtalyan Komünist Partisi önderlik etmiştir. Bu partinin 1973yılında Hıristiyan Demokrat Parti'yle uzlaşma girişimi bu hareketin başlangıcıolmuştur.
İtalyanKomünist Partisi'nin yeni bir sosyalist model arama yolundaki gayretleriFransız ve İspanyol Komünist Partilerince de desteklenmiştir. Kasım 1975'teİtalyan ve Fransız Komünist Partisi Genel Sekreterleri Eurokomünizmin temelilkelerini içeren bir bildiri yayımlamışlardır. Bu bildiri özetle şöyledir:
-Sosyalizm, demokrasi ve özgürlüğün en üst aşaması, demokrasinin en ilerisonuçlarına erişmesi evresidir,
-Sosyalizm yolunda ilerleme ve sosyalist bir toplum kurulması, ekonomik, sosyalve politik yaşamın sürekli demokratikleşmesi içinde gerçekleşmelidir,
- Toplumun,sosyalist bir topluma dönüşmesi, başlıca üretim ve değişim araçları üzerindekamu denetimi, bunların kademeli olarak sosyalleştirilmelerini ve ulusaldüzeyde demokratik bir plânın ortaya konmasını gerektirir,
-Çok partili siyasal rejim ve siyasi partilere demokratik yollardan iktidar vemuhalefet yollarının açık olması ilkesi kabul edilmiştir,
-Sendikaların özerkliği ve bağımsızca eylemlerini sürdürmeleri sağlanacaktır;
-Halkların büyük savaşımları sonucu elde ettiği, düşünce ve ifade özgürlüğü gibitüm özgürlüklerin, geliştirilmesi güvence altına alınacaktır;
-Sosyalistdönüşüm, ancak işçi sınıfının ve onun çevresindeki halk çoğunluğununoluşturduğu kitlelerin gerçekleştireceği, geniş çaptaki güçlü hareketin vesavaşımın eseri olabilir. Böyle bir dönüşüm, halk egemenliğinin gerçek olaraktemsil edildiği demokratik kuruluşların varlığına ve yetkileriningenişletilmesine ve genel oy hakkının özgürce kullanılmasına bağlıdır. Genelseçim sonuçlarını her zaman saygıyla karşılayan ve karşılayacak olan bu ikiparti, ancak belirtilen koşullar içinde emekçi sınıfın devlet yönetiminegirebileceği kanısındadır.
Buortak bildiri, Şubat 1976'da toplanan Fransız Komünist Partisi XXII.Kongresi'nce onanmıştır. Öte yandan, daha 1975 Temmuzunda, İtalyan ve İspanyolKomünist Partileri, aynı ilkeler çevresinde birleşip, bu ilkeleri yansıtanortak bir bildiri yayımlamışlardı.
Eurokomünizminsınıf savaşımı, proleterya diktatörlüğü gibi kavramlar karşısındaki anlayışınagelince:
Yayımlananortak bildirilerde sosyalizmin demokrasinin en üst aşaması olduğunu, çokpartili rejimin gerekliliğini, genel oy hakkını ve genel seçim sonuçlarını herzaman saygıyla karşıladıklarını, sosyalizme giden tek yolun demokrasi olduğunuvurgulayan bu partiler için, hiç olmazsa ilerlemiş kapitalist ülkelerde,proleteryanın iktidara gelmesinde Sınıf savaşımı, artık geçerli bir yololmaktan çıkmış gözükmektedir. Komünist partilerin, iktidara, işçi Sınıfınınyapacağı bir devrimle değil, bu sınıfın oylarıyla geleceği ilkesibenimsenmiştir.
Aynıbiçimde, özgürlükten yana olduklarını belirten eurokomünist partiler proleteryadiktatörlüğünü de kabul etmezler. Nitekim, Şubat 1976'da toplanan XXII. FransızKomünist Partisi Kongresi'nde, proleterya diktatörlüğü kavramının terkedilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. İspanyol Komünist Partisi GenelSekreteri, 1976 yılı Komünist Partiler Berlin Konferansı'nda bu konuda şöyledemektedir: "Kırk yıl faşist diktatörlüğe tabi olan bizler özgürlüğündeğerini ve enerjik olarak savunulması gerektiğini çok iyi anladık; hiç biranlayış hiç bir sosyal rejim, hele sosyalizm bunların yitirilmesi düşüncesinibize kabul ettiremez".
İtalyanve İspanyol Komünist Partisi liderlerinin Temmuz 1975'de yaptıkları toplantısonunda yayımladıkları ortak bildiride, bu partilerin demokrasiye veözgürlüklere bağlılıkları şu sözlerle anlatılmaktadır: "Batı ülkelerindesosyalizm, ancak tam olarak gelişmiş ve gerçekleştirilmiş demokrasi içindekendisini kabul ettirebilir. Kişisel ve toplumsal özgürlüklerin değerinin vedemokratikliğinin, karşıt görüşleri özgürce savunan çok partili rejimin,sendika özerkliğinin, din özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, sanat ve bilimözgürlüğünün teyit ve tasdiki sosyalizmin temelidir."
Görülüyorki, bu yeni akımda, Marksizmin klâsik kalıplarına yer yoktur. İşçi sınıfıiktidarının, sınıf mücadelesi yerine, demokrasi içinde özgürce yapılacakseçimlerle kurulması ilkesi benimsenmiştir. Aynı biçimde sosyalizm, özgürlüklerrejimi olarak algılanmakta, dogmatik proleterya diktatörlüğü kavramına karşıçıkılmaktadır.
Bukonuda Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri Georges Marchais şuaçıklamaları yapmıştır.
"Sosyalizm,özgürlükle anlamdaştır".
"İçsavaşı reddediyoruz... Her aşamada, çoğunluk seçimler yoluyla kendini dilegetirecektir".
"...Her aşamada halkımızın genel oy ile özgürce dile getirdiği tercihlerinisaygıyla karşılayacağız".
Diktatörlük"Hitler'in, Mussolini'nin, Salazar ve Franko'nun faşist rejimlerini yanidemokrasinin inkârını otomatik olarak akla getirir. Bizim istediğimiz budeğil".
Bupartilerin ortak bildirilerinde de, demokrasi ve özgürlükler savunulmaklayetinilmemiş, ayrıca komünist partilerin eski tutumları eleştirilmiştir.Devrimci komünist partiler, demokrasiyi burjuva egemenliğiyle eş anlamlısaymakla, burjuva demokrasisini proleter demokrasinin karşıtı olarak görmekle,burjuvazinin demokratik olabileceği kanısını yaratmışlardır. Ancak, uygulamadabununla da kalınmamış, proleterya demokrasisi olarak gösterilen rejimlerde,geniş halk kitlelerine, en temel özgürlükler bile tanınmayıp, sonunda demokrasifikri, tümüyle terkedilmiş ve demokrasinin ancak kapitalist rejimlerlebağdaşabileceği öne sürülmüştür. Klâsik komünist partiler, demokratikkuruluşlar ve demokrasi mekanizmasını iktidara gelebilmek için bir araç olarakkullanmak istemişler, iktidara geldiklerinde, demokrasiyi yok edip yerineproleter demokrasisini kurmayı tasarlamışlardır.
d.İlgili Anayasa ve Yasa Kuralları :
Anayasa'nın6. maddesinde egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreyeya da sınıfa bırakılamayacağı, 10. maddesinde hiç bir sınıfa imtiyaztanınamayacağı, 14. maddesinde, Anayasa'da yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbirinin sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamakamacıyla kullanılamayacağı öngörülmektedir.
Anayasa'nınsiyasi partilerle ilgili 68. maddesinin beşinci fıkrasında da "Sınıf veyazümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı veyerleştirmeyi amaçlayan siyasi partiler kurulamaz" açıklığı bulunmaktadır.
Yukardaanılan anayasal kurallara göre hazırlanan 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 5. maddesinde, siyasi parti kurma hakkının sosyal bir Sınıfın diğersosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak ya da herhangi bir diktatörlüktürüne dayanan devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamayacağı, 78. maddesinin(c) bendinde, siyasi partilerin, sosyal bir sınıfın diğer sosyal Sınıflarüzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamayacağı ve bu amaca yönelikfaaliyette bulunamayacağı öngörülmüştür.
e-Davalı Siyasi Partinin Tüzük ve Programının Açıklanan Kurallarına GöreDeğerlendirilmesi :
Konuylailişkin olarak bu kurallar birlikte ele alındığında siyasi partilere iki temelyasağın getirildiği anlaşılmaktadır :
e1-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğinin savunulması veyerleştirilmesinin amaçlanması,
e2- Herhangi bir tür diktatörlüğün savunulması ve yerleştirilmesinin amaçlanması,
Davalısiyasi partinin yapısı, amacı ve uygulamayı benimsediği yöntem Parti Tüzüğü ileProgramında belirtilmiştir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi Tüzüğü'nde Parti'nin niteliğini belirleyen"Karakter ve amaç" başlıklı 2. maddede aynen şöyle denilmektedir :
"TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, Türkiye işçi sınıfının, aydınların, Türk ve Kürtbütün çalışanların partisi, Türkiyeli komünistlerin gönüllü birliğidir. TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, işçi sınıfının devrimci partisi, barışın vedemokratizmin partisi, yurtseverlik ve enternasyonalizmin partisi, aklınhümanizmin ve sosyalizmin partisidir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, yaratıcı marksist teori temelinde politikasınıçizer. Bunu Türkiye ve dünya kültürünün, çağdaş düşünce ve bilimin demokratik,insancıl değerleriyle zenginleştirerek sürekli geliştirmeyi görev bilir.Parti'nin düşünce ve çalışma aracı yaratıcı marksizm, diyalektik yöntemdir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'nin amacı, demokrasiyi kazanma, geliştirme, ulusalbaskı ve eşitsizliğe son verme ve demokrasinin güçlendirilmesi yoluylakapitalizmi aşarak sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması, sosyalizminkurulmasıdır.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, barışı ve demokrasiyi sürekli güçlendirme yoluylaçoğunluğa dayalı devrimci bir süreçle köklü dönüşümleri gerçekleştirerek barışçılyoldan sosyalizme geçmeyi öngörür. Sosyalizm de barışı ve demokrasiyigüçlendirerek geliştirecektir.
TürkiyeKomünist Partisi, sosyalizmi, bir bütün olarak insanlığın özgürce ve doğalçevre ile uyum içinde geliştiği, bunun önkoşulu olarak kişinin barış içinde,insancıl ve özgür gelişme koşullarının sağlandığı, toplum yaşamının heralanında halkın kendi kendini yönettiği, üreticilerin üretim araçlarınayabancılaşmasının son bulduğu herkesin sosyal güvenlik içinde olduğu, insanlararası ilişkilerin dayanışmaya, herkes için daha nitelikli yaşam koşullarıtemeline dayandığı bir düzen olarak görür.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi, ırk, dil, din, mezhep, kadın-erkek ayrımıgözetmeksizin hangi sınıf ve katmandan gelmiş olursa olsun, Parti'nin tüzük veprogramını benimsemiş bütün yurttaşlara saflarını açık tutar."
DavalıPartinin Programı'nda nasıl bir sosyalizm amaçlandığı da, ayrıntılı bir biçimdeanlatılmaktadır :
"TBKP'nintemel amacı sosyalizmdir. Sosyalizm, işçi ve öteki emekçilerin, aydınların,genel olarak toplumun iktidara ve mülkiyete yabancılaşmasına ve bu yollainsanın insan tarafından sömürülmesine son verildiği, halkın kendisinin veülkenin geleceği konusunda özgürce karar verebildiği ve emeğinin karşılığınıalabildiği, kendini çok yönlü geliştirebildiği bir düzendir."(Program-TBKP'nin temel amacı Sosyalizm).
"Kapitalizmdensosyalizme geçiş için, sosyalist devrimin başarılması zorunludur. Bir dizi araaşamadan oluşan sosyalist devrim süreci ile kapitalizmden sosyalizme geçilmesi,ancak işci sınıfının ve geniş halk yığınlarının özgür isteği, bilinçli, kararlıve örgütlü gücüyle gerçekleşebilir. Devrime demokratik ve barışçı yolla, yanigeniş demokratik bağlaşıklık ilişkileriyle, çoğunluğun kazanılmasıyla, politikdemokrasi zemininde köklü dönüşümler için mücadele yoluyla yaklaşılacaktır.Bugünden yaratılacak katılımcı, özyönetimsel her oluşum sosyalizme yakınlaşmayahizmet edecektir.
İşçisınıfının öncülüğünde tüm emekçilerin, tüm çalışanların iktidarıyla kurulacakolan sosyalizm, işçi ve emekçilerin eseri olacaktır.
TBKP,emekçi iktidarının, sosyalizmi amaçlayan diğer politik ve toplumsal güçlerlebirlikte, geniş demokratik bağlaşıklık ilişkileri içinde ve geniş toplumsalmutabakatlar zemininde, çoğulcu demokratik rejim kuralları içinde kurulmasıiçin çalışacaktır.
Demokrasiyigüçlendirerek sosyalizme geçilecek, sosyalizmi güçlendirerek demokrasigeliştirilecektir. Sosyalizmde çoğulculuk, sosyalizmi benimsemeyen partileri deiçerecektir. Sosyalizmin bütün potansiyelinin seferber edilmesi ancak azami demokrasiyleolanaklıdır. Bu koşullarda, toplum, kendi üretim ve paylaşım tarzını, yaşama veçalışma koşullarını özgürce belirleyebilecektir."
Program'dadünyadaki son gelişmeler ve gelecekten beklentiler açıklanmakta, sosyalistülkelerde uygulanan baskıcı rejimler, açık biçimde kınanmaktadır :
"Dünyasosyalizmi, nesnel etkenler ve öznel yanlışların yol açtığı derin bir bunalımyaşamakta, demokratik ve insancıl bir sosyalizm yönünde kendini yenilemeyeçalışmaktadır.
Genelolarak bütün insanlığın ve tek tek her halkın karşı karşıya bulunduğusorunların, ancak farklı sistemler, devletler, Sınıflar, sosyal gruplar,cinsler ve bireyler arasındaki ilişkilerin demokratikleştiği, eşit haklılık vegeniş katılım sağlandığı ve şiddetin dışlandığı koşullarda çözülebilmesigiderek belirginleşmektedir.
Dargrup ya da sınıf çıkarları için, insanı ve doğayı tahakküm altında tutma, baskıve dayatmayla toplumsal gelişmeyi denetim altına alma politikalarına karşı,bütün dünyada özgürlük ve katılım, sosyal adalet, doğayı koruma ve onunla uyumiçinde yaşama mücadelesi yükseliyor.
Bugüneski soğuk savaş dönemine göre tanımlanmış devlet ve zümre çıkarları için, hertürlü demokratik gelişmeyi, sınıfların, grupların ve bireyin politik yaşamaözgür katılımını engelleyen geleneksel baskıcı otoriter devlet anlayışı vepolitikaları, toplumsal gelişmenin önündeki en önemli engeli oluşturuyor.
Karşıkarşıya bulunduğu ağır ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve ekolojiksorunları çözebilmesi için Türkiye'nin her şeyden önce, geniş mutabakatlaradayalı çağdaş, katılımcı ve çoğulcu bir demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye dünyagelişmesine de ancak bu yolla katılabilir.
TBKP,ancak çağdışı baskı, şiddet ve tahakküm ilişkilerine karşı, toplumsal yaşamınher alanında evrensel demokratik değerleri bizzat yaşama geçiren bir mücadeleanlayışıyla, demokrasinin bir yaşam tarzına, kalıcı bir kültüre dönüşebileceğigörüşündedir. TBKP, muhalefette ya da iktidarda, her zaman halkı bu yöndeesinlendirecektir."
Program'daözgürlüklere de geniş yer verilerek, "Toplumsal yaşamın bütün alanlarındave ülkenin bütün bölgelerinde demokratikleşme için yurttaşlar kendilerini özgürhissetmeli, insan hakları, temel özgürlükler tam olarak yürürlükte olmalıdır.Bunun için :
Kişive konut dokunulmazlığı, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, bilgilenme özgürlüğü,vicdan ve din özgürlüğü; kadınların eşit haklılığı, sosyal haklar eksiksizsağlanmalıdır." denilmekte ve temel özgürlükler konusunda ayrı ayrıdilekler belirtilmektedir.
Program'daayrıca klâsik marksist ekonomi anlayışından da vazgeçildiği, anlaşılmakta,örneğin; "ekonominin gelişmesinde piyasanın rolünün vazgeçilmez olduğu,"Türkiye için piyasanın rolünü, planlamanın rolüyle birleştirebilecek birekonomik politikaya ihtiyaç bulunduğu" ve "mülkiyetinyaygınlaşması" gereği savunulmaktadır.
PartiTüzüğü'nün ve Programı'nın, Anayasa'nın ve 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 78. maddesinin yasakladığı Sınıf ve zümre egemenliğini ya daherhangi bir diktatörlüğü savunur nitelikte olmadığı açıktır.
AnayasaMahkemesi, siyasi partilere ilişkin 8.12.1988 günlü, Esas:1988/1 ve Karar1988/2 sayılı kararında, sınıf ve zümre egemenliği ile sosyal sınıflara dayalıparti kurulması konusundaki görüşlerini aşağıdaki biçimde açıklamıştır :
"Siyasipartiler, toplumun belirli ya da çeşitli kesimlerinin çıkarlarını temsilettiklerine göre, toplumda çeşitli Sınıflar bulunduğu gerçeği yadsınamaz.Nitekim Anayasa'nın 14. ve 2820 sayılı Yasa'nın 78. ve 5. maddelerinde"Sosyal bir sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde" denilerek,toplumsal sınıflar sosyal bir olgu olarak kabul edilmektedir. Sınıflarınvarlığı kabul edildiğinde, siyasi partilerin tabanlarını belirli bir sınıfaveya sınıflara dayandırmaları doğal olur. Böylece iktidarlar da, siyasal bilimaçısından belirli bir sınıfın ya da sınıfların iktidarları olabilirler. 1961 ve1982 Anayasalarında, sınıf gerçeğini ya da bunun iktidara yansımasını önleyicibir hüküm yoktur. Yasaklanan, bu iktidarın bir sınıf egemenliğini kurmakyolunda kullanılması ve bir tek sınıfın öteki sınıflar üzerinde egemenlikkurmasıdır. "Egemenlik" ve "İktidar" kavramlarıbirbirlerine karıştırılmamalıdır. Anayasa'nın 6. maddesine göre,"Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veyasınıfa bırakılamaz" ama, iktidar, bir süre için siyasal partiler yoluylaağırlıklarını duyuran zümre ya da sınıfların eline geçebilir. Bu maddedeyasaklanan, egemenliğin kullanılmasının sürekli ve değişmez bir biçimde birkişi, zümre veya sınıfa bırakılmasıdır.
Sınıfegemenliği, siyasi iktidarın ve siyasi faaliyetin belli bir sınıfın tekelinegeçmesi, toplumdaki diğer sınıfların ve partilerin siyasi hayatın dışınaitilmesi, onlara iktidar olma hak ve imkanının tanınmaması olaraktanımlanabilir. Anayasa'nın yasakladığı da budur. Diğer sınıflar üzerindetahakküm kurmak amaçlamadığı, hukuk devleti ilkesine, çok partili çoğulcusisteme ve iktidarların seçimlerle değişebilirliği kuralına aykırı bir tutumalınmadığı sürece, sınıf iktidarını istemek ya da bu yolda çalşşmak yasalaraaykırı düşmez.
Yukarıdakiaçıklamaların ışığında Anayasa'da ve özellikle 2820 sayılı Yasa'nın siyasi partilerinhangi esaslara dayanamayacaklarını öngören 78. maddesinin (b) bendinde,"zümre", "cemaat" vb. yanında sosyal sınıftan sözedilmemesi karşısında, Siyasi Partiler Yasası'nda, sosyal sınıf esasına dayalıparti kurulmasını engelleyen bir kuralın bulunmadığı kabul edilmelidir."
AnayasaMahkemesi'nin kararında açıklanan görüşler ve yapılan yorumlar değinilen konudadavalı parti ve programı için de geçerlidir.
Diğeryandan, önce Batı Avrupa komünist partilerinde başlayan eurokomünizm akımı vedaha sonra doğu Avrupa ülkeleri ile Sovyetler Birliği'nde başlayandemokratikleşme hareketlerinin dünya komünist hareketi ve komünist partileriüzerinde önemli etkileri olmuştur. Son yılların bu önemli ideolojik ve siyasaldeğişikliklerin etkisi davalı partinin programında ve savunmalarında açıkçagörülmektedir.
DavalıParti, savunmasında, "TBKP kurucuları ve yöneticileri geçmişte farklıpartilerde yer almış, marksizm konusunda farklı görüşler savunmuş kişilerolmakla, birlikte, TBKP'nin kurulması, programının belirlenmesi aşamasında yenibir yorumda birleşmiş kişilerdir.", "TBKP'nin şiddet karşısındakitutumu marksizmin bu alandaki geleneksel yaklaşımının köklü bir revizyonunadayanmaktadır." denilerek bir tür ideolojik özeleştiri yapılmaktadır.
Partitüzüğü ve programı ile bu konudaki sözlü ve yazılı savunmaları bir bütün olarakçağdaş gelişmelerin ışığında değerlendirildiğinde, davalı Partinin çoğulcu,katılımcı, çok partili ve halk oyuna dayanan demokratik siyasal kurumlarıbenimsediğini ortaya koymaktadır.
Bunedenlerle davalı siyasi Parti program ve tüzüğünde sosyal bir sınıfın diğersosyal sınıflar üzerinde egemenliği ve herhangi bir diktatörlüğü savunulmadığıve amaçlanmadığı anlaşıldığından bu konuda yasaklar koyan Anayasa'nın 6., 10.,14. ve 68. maddelerine, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 5. maddesiyle78. maddesinin (c) bendine aykırılık yoktur.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın yerinde görülmeyen bu konudaki isteminin REDDİgerekir.
2. KullanılmasıYasaklanmış Adla Siyasi Parti Kurulduğu Suçlaması:
İddianamede,Anayasa'nın 68. maddesinin gerekçesindeki, Anayasa ... Türkiye'de bundan böylesınıf ve zümre esasını, komünizmi, faşizmi, teokrasiyi ve herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi esas alan siyasi partilerinkurulamayacağına ilişkin görüşünden hareketle "... komünist adıkullanılmak suretiyle kurulacak siyasi partilerin, sınıf egemenliğiniamaçladıklarını var sayarak, partilerin bu adla kurulmasını yasaklamış veyasakoyucu da bu yasaklama doğrultusunda konuyu 2820 sayılı Kanun'un 96/sonmaddesinde düzenlendiği" belirtilmiştir. Aynı sav, esas hakkındaki görüşteyinelenmiştir.
DavalıParti'nin Tüzüğü'ndeki "Ad" başlıklı 1. madde şöyledir:"Parti'nin adı Türkiye Birleşik Komünist Partisi'dir. Kısaltılmış adıTBKP'dir. Merkezi Ankara'dadır."
2820sayılı Yasa'nın 96. maddesinin son fıkrası da şöyledir:
"Komünist,anarşist, faşist, teokratik, nasyonal sosyalist, din, dil, ırk, mezhep ve bölgeadlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla da siyasi partiler kurulamaz veyaparti adında bu kelimeler kullanılamaz."
Anayasatasarısının 77. maddesinde de, "Sınıf ve zümre esasını komünizmi, faşizmi,teokrasiyi ve herhangi bir diktatörlüğü Türkiye'de savunmaya ve yerleştirmeyiesas alan siyasi partiler kurulamaz" denilmekteydi Tasarının 13.maddesinden, "komünizmi, faşizmi, teokrasiyi" sözcüklerininçıkartılmasına koşut olarak yapılan değişiklikle bu sözcükler 77. maddeden deçıkartılmıştır. İddianamede dayanak olarak gösterilen gerekçe, maddenindeğişiklikten önceki durumuna ilişkindir. Anayasa'da "komünist"adıyla parti kurulmasını açıkça yasaklayan bir kural bulunmamasına karşıngeçici 15. madde kapsamına giren 2820 sayılı Yasa'nın 96. maddesinin sonfıkrası bu adla parti kurulmasına engeldir. Fıkra, yalnızca doğrudan komünistadıyla parti kurulmasını değil, aynı anlama gelen adlarla parti kurulmasını yada parti adında bu sözcüklerin geçmesini de yasaklamıştır. Davalı Parti'ninadında "Komünist" sözcüğü bulunduğuna göre 96. maddenin son fıkrasınaaykırılık açıktır. 2820 sayılı Yasa "komünist" adının kullanılmasınısosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya herhangibir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlamak konusundan bağımsızolarak düzenlenmiştir. Çünkü, bu sonuncu yasaklar aynı Yasa'nın 5. ve 78.maddeleriyle kurala bağlanmıştır. Başka bir anlatımla, Sınıf egemenliği ya dadiktatörlük amaçlanmasa da bir parti 96. maddenin sonuncu fıkrası gereği"komünist" adını alamaz ya da bu sözcüğü adında kullanamaz.
Anayasa'nın69. maddesinin öngördüğü Siyasi Partiler Yasası'nın açık kuralına aykırı adtaşıdığı belirgin olan ve bu Yasa'nın 96. maddesinin açıklığına karşın adında"komünist" sözcüğüne yer veren "Türkiye Birleşik KomünistPartisi'nin aynı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasınakarar verilmesi gerekir.
3.Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğünü Bozmak:
a.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesinde, davalı Partinin Tüzük veProgramı'ndan alıntılar yapıldıktan sonra, özetle:
Tüzükve programda ayrı "dili" ve "kültürü" olan ve özellikle"kendi geleceğini tayin hakkına sahip" Türkiye Cumhuriyeti ülkesitoprakları üzerinde yaşayan bir "kürt ulusunun" varlığı açık ve seçikbir biçimde kabul edilmiştir.
Birsiyasi partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçe'den başka dil konuşan azınlıkbulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun için kendigeleceğini tayin hakkı da dahil olmak üzere kimi haklar ve yetkiler tanınmasınıistemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması anlamınıtaşıdığından bu eylem, Anayasa'nın 2., 3. ve 14. maddelerinin birincifıkralarıyla, 68. maddesinin Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a), 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırıdır.
b.Ön savunmada, bu suçlamaya ilişkin olarak herhangi bir açıklama yer almamaktabuna karşılık sözlü açıklamada özetle şu konulara değinilmektedir:
Hakkımızdakitemel sav, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaktır.Anayasa'mızın öngördüğü "millet" kavramı içinde yer alan "Türkvatandaşı" sözcükleri, Anayasa'mıza vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesikapsamaktadır. Bu, etnolojik kökeni anlatan "Türk" kavramından başkabir şeydir. Anayasa'mızın 10. maddesinde "dil, ırk ..." denildiğinegöre Türk Milleti içinde ırk farkı olabilir. Kürt halkı da Türk vatandaşıdır.Türk Milletine dahildir ama kürttür. TBKP göre sorunun çözümünde her türlüşiddet kullanımının reddi konusunda öncelikle mutabakat sağlanmalıdır. Şiddetinayrıca, ayrılıkçılığı da körükleyeceğinin bilincindedir. şiddet kullandıkçaayrılıklar körüklenir, derinleşir, arada köprü kurulamaz duruma gelir.İstediğimiz bu değildir. Sorun politiktir, politik olarak çözümlenmelidir. Bu,ancak bir süreç içinde olanaklıdır. Bizim görüşümüz, çeşitlilik içindebirliktir.
2820sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin, ırk ya da dilfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyeceklerini, (b) bendi,Türk dilinden ya da Türk kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek, yaymak yoluyla azınlık yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasıamacını güdemeyeceklerini öngörmektedir. Uygulanması hiç bir koşula bağlıolmayan (a) bendi ile bütünlüğü bozmak koşulu arayan (b) bendi arasındakidengesizliğin, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası çerçevesindegiderilmesi gerekir.
PartiProgram ve Tüzüğü'nün 81. maddenin (b) bendine aykırılığı söylenemez. Böyle birsav, iddianamede yer almamaktadır. Tüzükte, Program'da ülke bütünlüğünü bozmakamacından da söz edilmemiştir.
Anayasa'nınkoyduğu kural, birliği ve bütünlüğü korumaktır. O halde, birlik ve bütünlüğünnasıl korunacağını araştırmak, bu konuda değişik öneriler sunmak ve bütünlüğüsağlayabilmek konusunda farklı düşünceleri tartışmak herkesin hakkıdır. İktidarbaşka, muhalefet başka yollar önerebilir, önermesi gerekir; demokrasi budur.
c.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkındaki görüş yazısında bu konudaözetle şu hususlara yer verilmektedir :
Anayasa'da,ülke millet bölünmezliğiyle, Devletin tek yapılı olduğunu, çok ulusluolmadığını ve partiler açısından da millet bütünlüğünü bozucu ve vatandaşlararasındaki etnik farklılıklardan hareketle ayrı bir toplum oluşturarak bunlardaulusçuluk bilinci yaratılıp, millet bütünlüğünden ayrılmalarına yönelik amaçgüdülemeyeceği belirtilmiştir.
NitekimAnayasamızın 66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkes Türk'tür." denilip Türk Milleti'nden sayılabilmek içinvatandaşlıktan başka bir öğeye yer verilmeyerek hukuksal plânda milletbütünlüğünün özünü gözler önüne sermiş bulunmaktadır.
2820sayılı Yasa'nın 81. maddesiyle Anayasa'da yer alan kurallara uygun biçimde birhüküm getirilmiştir.
AnayasaMahkemesi'nin siyasi partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 ve 8.5.1980 günlü, Esas 1979/1, Karar 1980/1 sayılı kararlarındanalıntılar yapan esas hakkındaki görüşte ayrıca, "... davalı siyasipartinin programının birçok yerinde "Kürt ulusunun varlığı"ndan,"Kürt dili ve kültürü"nden söz edilmekte ve hattâ Programı'nındördüncü sayfasında "Kürt sorununun âdil, demokratik, barışçı çözümüiçin" başlıklı bölümünde ise daha da ileri gidilerek "... Kürthalkının varlığının ulusal kimliğinin ve haklarının tanınması ... her halkındoğal ve devredilmez hakkı olan kendi geleceğini tayin hakkı..."vurgulanmaktadır. Bu durumda davalı siyasi partinin programının, Anayasa'nın3., 14. ve 69. maddelerine uygun olarak düzenlenmiş olan 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın 78/a ve 81/ab maddelerine aykırı bulunduğu açık olarakanlaşılmaktadır" denilmektedir.
d.Davalı Parti'nin son savunmasında ise, aynı suçlamaya ilişkin olarak başlıca şugörüşler yer almaktadır :
Gerek1982 Anayasası, gerek 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasş, siyasi partilerinülke ve millet bütünlüğüne aykırı amaçları olamayacağını ve bu yönde faaliyettebulunamayacaklarını belirtmişlerdir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti ülkesinintopraklarının bir bölümü üzerinde başka bir devlet kurulmasını amaçlayanpartiler kapatılacaktır.
Suçlamayaesas olarak alınan bölümler, program bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde,ülke toprakları üzerinde başka bir devletin kurulmasının istenmesinin sözkonusu olmadığı görülür, Aksine, ülke toprakları üzerinde, Türk ve Kürtlerinbirlikte yaşamaları amaçlanmaktadır. Esas hakkındaki görüşte dolaylı olarakbelirtildiği gibi, suçlama ülke bütünlüğüne aykırı amaç güdülmesi olşııayıp,bizzat kürtlerin varlığının kabul edilmesidir.
Anayasa'nın66. maddesinde kullanılan "Türk" sözcüğünün etnik kökeni anlatmadığı;aksine "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı" olunmasını öngören,kısaltılarak "Türk" diye nitelendirilen, tamamen hukuksal bir kavramolarak kullanıldığı açıktır.
Esasenartık sosyal, siyasal ve toplumsal gelişmeler çoktan Kürtlerin varlığınıntartışılması olgusunu geride bırakmıştır. Bu gün, artık tartışılan"Kürtlerin varlığı ya da yokluğu" değil, ana dillerinde eğitim yapıpyapamayacakları, kültürel olanakların tanınıp tanınamayacağı ve benzeri konulardır.
Kürtsorunuyla diğer partiler de ilgilenmişlerdir. Kürtlerin varlığı ve sorununçözümü konusunda öneri getiren kişi ve kuruluşlardan yalnızca TBKP hakkındakapatma davası açılmasının kabul edilemeyeceği, bunun hukuk devleti ilkesi ileadalet ve hakkaniyet kavramları ile bağdaştırılamayacağı açıktır.
TBKP,hukuksal bir kavram olan "Türk milletinin" bir parçasını oluşturan"Kürt halkı"nın ayrılığını değil, eşit haklılık ve gönüllülüktemelinde birliğini savunmaktadır. Bir başka anlatımla, millî bütünlüğüneaykırı değil, millî bütünlüğü sağlayıcı çözüm önermektedir. Siyasal iktidarınbu sorun konusundaki politikasını eleştirmekte, bu politikanın milletbütünlüğünü bozacağı belirtilmektedir. TBKP programında bu konuda; uygardünyanın kabul ettiği en temel ilkelerden birisi olan halkların kendi kaderinitayin hakkının, bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar sonucu birlik değil,ayrılık şeklinde kullanılması sonucunu doğuracağı tesbit edildikten sonra,birliğin, yani millî birliğin sağlanması için sorunun âdil, demokratik vebarışçı bir yoldan çözülmesi gerektiği belirtilmektedir.
Ayrılığındeğil birlikte yaşamanın amaç edinildiği, iddianamedeki görüşün aksine TBKP'nin"Türk ve Kürt marksistlerin partisi olduğunun" programdabelirtilmesinden de açıkça belli olmaktadır.
Anayasa'nın66. maddesinde belirtilen "Hukuksal Türklük bağı" toplumsal olgularınve etnik, azınlık gruplarının varlığının inkâr edilmesi sonucunu doğuramaz."Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı bulunmak" hukuksaldurumunu inkâr etmeden ve bu hukuksal bağımlılığın koparılmasını öngörmeden,etnik farklılık iddiasında bulunulabilir.
Anayasa'nın3. maddesi, Resmî dilin "Türkçe" olduğunu belirtmektedir. Kimi etnikgrupların ve azınlıkların kendi dillerini konuşmak istemelerinin, Türkçe'ninresmî dil olmaktan çıkarılması istemini anlatmadığı açıktır. 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasası'nın TBKP'ne uygulanması istenen hükmü (sözü itibariyle) siyasipartilere "azınlık yaratma yasağı" koymaktadır. Siyasi partilerintamamen toplumsal, sosyolojik bir olgu olan azınlıklar yaratabileceğinidüşünmekteki mantığı kavrayabilmek olanaksızdır. Esas olan, ülke-milletbütünlüğünün korunmasıdır. 2820 sayılı Yasa da bu amaçla sınırlı olmakzorundadır.
e.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı partinin Tüzük ve Programında yeralan görüşlerin, Anayasa hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş bulunan 2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerineaykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendinin ilgili bölümü şöyledir:"Siyasi Partiler :
a-Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline ... dairhükümlerini.... değiştirmek;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler."
Anayasa'ylabağlantılı olan bu kuralın yollama yaptığı Anayasa'nın Başlangıç kısmında,"Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk Millî menfaatlerinin, Türk varlığınınDevleti ve Ülkesiyle bölünmezliği" esası karşısında korunamayacağı, 3.maddesinde Türkiye devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün vedilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir.
Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi, değişik yönleriyle Anayasa'nın birçok maddesinde düzenlenmiş olup, Devletin temel amaç ve görevleri arasındasayılmış (madde: 5), bu ilkeyi korumak için temel hak ve özgürlüklerinkısıtlanabileceği (madde: 13, 14) kabul edilmiş, aynı amaçla basın ve dernekkurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (madde: 28, 30, 33),gençlerin bu bütünlüğü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşıgelişmelerini sağlayıcı önlemler alınması Devlete görev olarak verilmiş (madde:58), bu alanda bilimsel araştırma özgürlüğüne sınırlama konulmuş (madde: 130),radyo ve televizyon yayınlarının ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünükoruyacak biçimde yapılması öngörülmüş (madde: 133), kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşlarına bu nedenlerle yönetimin müdahalesi kabul edilmiş (madde:135), bu alanda işlenecek suçlar için özel mahkemeler öngörülmüş (madde: 143),aynı konu TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerinden birisinioluşturmuş (madde: 81, 103), siyasi partilerin uyacakları esasların başlıcalarıarasında yine "bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır.
Anayasa,"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" kavramıylailişkili gördüğü dil konusunda da kurallar koymuştur.
Anayasa'nın3. maddesine göre:
"TürkiyeDevleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
Aynıbiçimde, Anayasa'nın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerinaçıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilkullanılamaz." denilmekte, 42. maddesinin son fıkrasında ise Türkçe'denbaşka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası andlaşma hükümlerinin saklıolduğu kurala bağlanmıştır.
Dilkonusunda bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilk fıkrasıdır."Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri ... dil, ırk, din vemezhep ayrımı yaratmak ... amacıyla kullanılamazlar."
Dilve bütünlük konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir. Her şeyden önce bukonularda genel ilkeyi koyan 3. madde, Anayasa'nın 4. maddesine göre"Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklif edilemez" bir kuraldır.
Öteyandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu kavramlar hakkında düzenleme yapan 14.maddedeki yasaklara aykırı davranan siyasi partilerin temelli kapatılacağınıöngörmektedir.
2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili kuralları bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesidoğrultusunda daha kapsamlı bir kural koymuş, siyasi partilerin, diğer yasaklaryanında, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve diline ilişkinAnayasa'nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerini belirtmiştir.Gerek Anayasa, gerek Siyasi Partiler Yasası, ülke ve millet bütünlüğünü,Devletin bölünmezliğinin temel öğeleri olarak almışlardır. Eylem, ister ülkebütünlüğüne, ister, millet bütünlüğüne yönelik olsun sonuçta, Devletin bölünmezbütünlüğünün tehlikeye girmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının,millet bütünlüğünü; millet bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünüzedeleyeceği kuşkusuzdur. Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüzmutlak olarak korumayı amaçlamıştır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin-devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü yanında, dilinin Türkçe olduğuna ilişkin kuralıda değiştirmek amacını güdemeyecekleri açıklığını taşımaktadır. Dil konusunda,1961 Anayasası'nın 3. maddesinde "Resmî dili Türkçe'dir" tümcesi yeralırken, bu hüküm Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu'nca, "Değişikyorumlara sebebiyet verilmemesi için", "Dili Türkçe'dir"biçimine dönüştürülmüştür. Yapılan değişikliğin Türkçenin yalnızca bir resmîdilden ibaret olduğu yolundaki yorumları haksız çıkarmayı amaçladığıanlaşılmaktadır.
DavalıParti'nin, aykırı davrandığı öne sürülen, 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin(a) ve (b) bentlerine de kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
Yasa'nınsözü edilen bu maddesinin;
(a)bendinde "Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veyamezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ilerisüremezler."
(b)bendinde de "Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürlerikorumak geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerindeazınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve buyolda faaliyette bulunamazlar." denilmektedir.
Maddeningerekçesinde :
"ÜlkemizdeLozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangibir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulmasıazınlık yaratmaz. Hele siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğugibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlüolan tek bir milletin evlâtları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir.
....................................
Birmemlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanlardaolursa olsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarîişlerin çabukluk ve selâmetle yürütülmesi bakımından yararlı, hatta zorunludur.Bu itibarla resmî dili, genç ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak Devletin görevidir" düşüncesi yer almaktadır.
Maddenin(a) bendinde, siyasi partilerin millî ya da dini kültür, mezhep, ırk ya da dilayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.
Özelliklebelli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, din, ırk, dil ve mezhepleri farklıtoplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyük boyutlaraulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve milletbütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebiliristekler gibi görünen kültürel kimliğin tanınması istemleri zamanla bütündenkopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel bir özen göstermiştir.
Türkiye'deazınlıklar konusu Lozan Barış Andlaşmasıyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemeninbelirgin iki özelliği vardır. Birincisi, ancak Müslüman olmayanlar azınlıkolarak kabul edilmiştir. İkincisi, böyle bir düzenlemenin amacı, Müslümanolmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasi haklardanyararlanma olanağı sağlanıp, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesineşit olduğu belirtilmiştir. Andlaşma'dan bir kaç örnek vermek gerekirse :
"Gayrimüslim ekalliyetler, bütün Türk tebaasına tatbik edilen ... serbestii seyrüsefer ve hicretten tamamiyle istifade edeceklerdir" (Madde 38, Fıkra: 2),
"Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk tebaası ... masrafları kendilerine ait olmaküzere her türlü müessesatı hayriye, diniye veya içtimaiyeyi, her türlü mektepve sair müessesatı talim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek veburalarda kendi lisanlarını serbestçe istimal ve âyini dinîlerini serbestçeicra etmek hususlarında müsavî bir hakka malik bulunacaklardır" (Madde40).
Müslümantopluluk arasındaki değişik gruplara, azınlık statüsü tanınmasının söz konusuolmadığı, Lozan Barış Konferansı tutanaklarında birkaç kez belirtilmiştir:
"Altkomisyon, önce, bütün etnik azınlıkların, başka bir deyimle, Müslüman olmayanazınlıklar gibi Müslüman azınlıkların da örneğin; Kürtlerin, Çerkeslerin ve Araplarıntasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmişti. Türk TemsilciHeyeti, bu azınlıkların korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimialtında bulunmaktan tamamiyle memnun olduklarını söylemiştir.. Ne olursa olsun,Alt komisyon, bu inandırıcı sözler üzerine, koruma tedbirlerini yalnız,Müslüman olmayan azınlıklara sınırlamayı kabul etmiştir".
Barışgörüşmeleri sırasında Komisyon'da söz alan İsmet Paşa :
"Türkiye'dehiç bir Müslüman azınlık yoktur; çünkü kuramsal yönden olduğu kadar uygulamadada Müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiç bir ayrımgözetilmemektedir" demiştir.
AynıKonferans'ın 20 Kasım 1922 günlü oturumunda, Rıza Nur Bey tarafından okunanbildiride şu görüşler yer almıştır :
"Müttefiklerintasarısı Müslüman azınlıklardan söz etmektedir; oysa Türkiye'de bu gibiazınlıklar söz konusu olamaz; çünkü, tarihsel gelenekler, moral düşünceler,görenekler, yapılagelişler, Türkiye'de yaşayan Müslüman arasında en tam birbirlik yaratmaktadır."
TürkDelegasyonu'nun bu görüşleri Konferans'ça benimsenmiş ve "MüttefikTemsilci Heyetlerince Sunulan Azınlıkların Korunmasına İlişkin" 15 Aralık1922 günlü Tasarının 4., 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen "din ya dadil", "soy, din ya da dil" azınlıkları sözcükleri yerini"gayri müslim ekalliyetler" sözcüklerine bırakmıştır. BöyleceTürkiye'de değişik bir dil kullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlıksayılmasında ölçü olarak kabul edilemeyeceği Lozan Barış Andlaşması ile kabuledilmiştir. Aynı Konferans'ta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle,Lord Curzon tarafından gösterilen çabalar Türk Delegasyonu'nun, "Kürtler,kaderlerinin Türklerin kaderiyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlıkhaklarından yararlanmak istememektedirler" yolundaki açıklamalarkarşısında kabul görmemiştir.
Davakonusu sorunun çözümlenebilmesi için Anayasa'nın Başlangıcı'nda ve bir çokmaddelerinde yer alan "millet" ve "milliyetçilik"kavramları üzerinde durmak gerekir.
"Millet"kavramı, insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" sözcüğüyle de anlatılan buyapı bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir.
"Milliyetçilik"ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi" üzerine kuruluolan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik, TürkiyeCumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelen ilkelerinden biridir.Cumhuriyet döneminde "millet" ve "milliyetçilik"kavramları, başta yüce Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucuları ve onlarınkoyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve1924, 1961, 1982 Anayasalarında yer almışlardır. 1982 Anayasası'nınBaşlangıç'ında "... Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı...", 2. maddesinde "... Atatürk milliyetçiliği ...", 42.maddesinde "... Atatürk ilkeleri ..." ve 134. maddesinde"Atatürkçü düşünce ..." sözcükleri kapsamında Atatürk milliyetçiliğigüçlü biçimde yer almaktadır. Bu, ırkçı bir kavram değil, TürkiyeCumhuriyeti'ni kuran Türk halkını, kökeni ne olursa olsun Devlet yönündentartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içerençağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp "ulus" yapısı içindekaynaşmayı öngören bu kavram, etnik kökenlerin, kimliklerin bir tanıtım belirtisiolarak söylenmesini de engellememektedir. Dil ve din birliği yanında önemlitoplumsal bağlar kurmuş toplulukların devletle olan hukuksal bağlarınıkoparacak bir girişimi kışkırtma, Anayasa'nın ve Siyasi Partiler Yasası'nın hoşgöreceği bir tutum değildir. Türk Ulusu içinde "Kürt" kökenliyurttaşlarla değişik boylardan gelen "Türkler" ve değişik kökenlilerayrımsız biçimde yer almakta, devletin temel öğesi olan "tek ulus"olgusu böylece somutlaşmaktadır.
Millettarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Millet, sınırları kanlı mücadele ile çizilmiş"vatan" kavramına dayanır. Millet, vatan üzerinde yaşayan geçmiştengeleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek ve amacına dayanankültür ve ülkü birliğine dayanır.
"Millet"kavramı, dar çerçeveli ırk, kavim ve ümmet kavramlarından çok farklıdır.Millet, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irkgibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram değildir.Millet, ortak bir tarih bilinci yaratmamış göçebe, yerli dil ve soygruplarından oluşan ilkel sosyolojik bir yapı olan kavim de değildir. Ümmetise, dinden başka toplumsal bir bağ olmayan ve başka öğe aramayantopluluklardır.
Etnikve dinsel esasa dayanan topluluklar, "millet" kavramının dayandığıgeniş öğelere göre basit, ilkel ve tek yönlü yapılardır. Bu esaslar içinde"Türk Milleti" ve "Atatürk milliyetçiliği" kavramlarını elealdığımızda aşağıdaki tarihsel ve toplumsal gerçeklerle karşılaşırız.
"MisakıMillî" sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğutopraklar bin yılı aşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda üzerinde yaşayanmüşterek geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka ve eşit haklara sahip değişik kökendengelen insanlarla birlikte bir vatan ve ulus oluşturmuştur.
Onuncuyüzyılda yoğunlaşan Türk göçü ile öncelikle Anadolu'daki insanlar, birlikte,çeşitli devletlerin siyasal çatısı altında yaşamışlar ve Osmanlıİmparatorluğu'nun kuruluşundan sonra ise Kafkaslar, Balkanlar ve ArapÜlkelerine uzanan büyük bir birlik yaratmışlardır. Daha sonra, diğerimparatorluklar gibi Osmanlı İmparatorluğu da parçalanarak Trakya ve Anadolu'yaçekilmiştir. Siyasal hükümranlık, Balkan, Kafkas ve Arap halkıyla uzun yıllarbirlikte yaşama, Anadolu insanını yeni yeni kültür ve insanlarla birleştiripkaynaştırmıştır. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan insanların birkesimi değişik kaynaklardan gelse bile kültürleriyle tek bir yapıoluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nde dil ve kültürün bugünkü düzeyegelmesinde ülkenin her karşı toprağında, her kökenden ve soydan gelenvatandaşlarımızın payı vardır. Bu nedenle de Türkiye'de etnik ayrılığa dayanançoğunluk ve azınlık düşüncesiyle görüşler geliştirmenin tarihsel ve bilimseltemelleri yoktur. Ülkenin her yeri her yurttaşındır.
KurtuluşSavaşı'ndan önce, Anadolu'nun yer yer işgal edildiği bütün güç ve olanaklarınael konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötü koşullar içinde Anadolu'nun bir kısımtopraklarının parçalanması için yoğun çabaların sürdürüldüğü sıralarda, 19Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün 18.6.1919 günü, 1. Kolordu KomutanıCafer Tayyar Paşa'ya çektiği telgrafta;
"BütünAnadolu halkının millî bağımsızlığı kurtarmak için baştan aşağı tek bir vücutgibi birleşmiş" olduğu belirtilmektedir.
Atalarımız,tarihin geçmiş günlerinde olduğu gibi, o karanlık günlerinde de bölücüpropaganda ve desteklere kapılmadan, kendi özgür istençleriyle ve ortakistekleriyle çağların yarattığı ortak kültürde birleşmeyi ve Türk Ulusu'nuoluşturmayı sağlamıştır. Bu olgu, bugün de Ulusça bağlı olduğumuz bir türulusal ant ve toplumsal bir uzlaşmadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarıylayönetim görevlerinde, yerleşimde, çalışma yaşamında, temel hak ve özgürlüklerdeeşitliği kabûl eden bu tarihsel dayanışma, kaynaşma ve oluşum, KurtuluşSavaşı'nda zafere ulaşmayı, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olan TürkiyeCumhuriyeti Devleti'ni kurmayı başarmıştır.
Türkdevletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasalveya hukuksal ayrılık söz konusu değildir. Atalarımız bireysel düzeyde toplumunbütün kesimlerinde gerçekleştirdiği bu kutsal, tarihsel mirasın korunmasınayönelik önlemler, toplumun huzur ve refahı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ningüvenliği ve varlığı ile ilgilidir. Nitekim, Türk Milleti içinde yer alan herkökenden vatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek ve başarılarına göre hergörev ve işte çalışmış, Türkiye'nin her yerinde, köyünde, şehrinde yaşama,yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile Türk dil ve kültüründenfaydalanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Bu tarihsel oluşum;"Ülke ve Milletin bölünmez bütünlüğü", tüm anayasalarımızdavazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihin çok uzunbir gelişme süreci içinde gerçekleştiği bu kaynaşma ve bütünleşmeye dayanan TürkUlusu gerçeği ve olgusuna karşı, ayrıcalığa, bölücülüğe ve sonuçta yok olmayayol açacak davranışları insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır.
Türkiye'de;Türk Ulusu'nun dengeli, tutarlı tutumu, hoşgörüsü, insan sevgisi vedeğerbilirliği, millî bütünlüğü adaletli biçimde sağlamıştır. Millîbütünlüğümüzün temeli, ortak kültüre, lâiklik ilkesi ile akla, mantıklıdüşünceye, sağduyuya, adalete dayanan "Atatürk Milliyetçiliği"dir.
Anayasamız,Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştiricive bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirginniteliklerinden birini oluşturmaktadır.
AnayasaMahkemesi'nin yine siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3,Karar 1971/3 sayılı kararında bu konuda şöyle denilmiştir.
"1921Anayasası'ndan 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş birilke olan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği ) ilkesi, Erzurumve Sivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misakı Millî kurallarındadayanağını bulmaktadır. Misakı Milli'nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriylekaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukuka aykırılık kabul etmez birbütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde kürt halkınınhiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme vekararlarında da, Misakı Millî'nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklarsayılırken kürt ayırımına yer verilmemiştir.
Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıolmaktadır. Bu gerçeği de en aydınlık anlamıyla doğrudan doğruya Atatürk'ünulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediğinotlarında: "Bugünkü Türk Milleti, siyasi ve içtimaî camiası içindekendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik farkı ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklıkfikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakatmazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir milletferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bumillet efradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka vehukuka sahip bulunuyorlar" demiş ve "Ulus"u "TürkiyeCumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir."
AnayasaMahkemesi'nin 27.11.1980 günlü, 1980/59 sayılı kararında da "...Anayasa'da ırkçılık, Turancılık ya da din veya mezhep doğrultusundabütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden, Türk Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilikanlayışının" benimsendiği vurgulanmıştır.
2820sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (a) bendi, Anayasa ilkeleri çerçevesindeDevletin kuruluşu aşamasıyla uluslararası alanda gösterilen azınlık yaratmamayolundaki duyarlığın siyasi partilerce de paylaşılmasını sağlamayıamaçlamıştır.
2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi siyasi partilerin Anayasa'nın 3.maddesiyle konulan, Devletin bütünlüğüne ve diline ilişkin ilkeyi değiştirmeamacını güdemiyeceklerini öngörmektedir. 81. maddenin (a) bendi, siyasipartilerin, dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunun ilerisüremeyecekleri kuralını koymuştur. Aynı maddenin (b) bendi ise, siyasipartilerin Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürlerini korumak, geliştirmekya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasıamacını güdemeyeceklerini belirtmiştir.
SiyasiPartiler Yasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri, kimi küçükdeğişikliklerle önceki 648 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 89. maddesindenalınmıştır. Anayasa Mahkemesi, 648 sayılı Yasa'nın yürürlükte olduğu dönemdeiki kez bu maddeyi uygulayıp kapatma kararı vermiştir. Bunlardan 20.7.1971günlü, Esas : 1971/3, Karar : 1971/3 sayılı kararında konuyla ilgili şu bölümlerdikkat çekmektedir.
"...Türkiye'nin her bölgesinde gelişmiş ve gelişmemiş yerlere rastlandığına göregeri kalmışlığın doğuya özgü ve oradaki birtakım yurttaşların Türkçe'den başkabir dil konuşmalarıyla bağlantılı bir siyasanın sonucu olarak halka sunulmasıbu yurttaşların bütünden soğutulması ve ayrılması gereğine yönelmiş birtutumdan başka nitelik göstermez".
TürkiyeEmekçi Partisi'nin kapatılmasına ilişkin 8.5.1980 günlü, Esas:1979/1, Karar:1980/1 sayılı karardan da ilgili bölümlerin alınması yararlı olacaktır. Adıgeçen Parti'nin programında yer alan "Anadili Türkçe olmayan okulçağındaki TC. vatandaşlarına Millî Eğitim Bakanlığı yönetiminde anadil vekültür eğitiminin sağlanması" tümcesine ilişkin olarak kararda şu görüşleryer almaktadır:
"...Bir kesim vatandaşta kendilerinin azınlık oldukları düşüncesini yaratmayaçalışmak ... devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü temel ilkesine kesinlikleaykırı düştüğünden, böylece azınlık yaratma amacı güden bir siyasal partininulus bütünlüğüne ters düşmeyebileceği hele bu yoldan ulus bütünlüğünü sağlamayıamaçlayabileceği biçimindeki savların, Anayasamızın belirtilen yapısı içindekabulüne olanak yoktur.
Bubakımdan, 89. maddenin ikinci fıkrasında geçen "... millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler." sözcüklerinin, davada ulus bütünlüğününbozulması amacının ayrıca kanıtlanması zorunluluğunu belirtmek için değil,yalnızca azınlık yaratmayı amaçlamanın Anayasa'nın 57. maddesindeki anlamda"ulus bütünlüğünün bozulması" sonucunu doğuracağını kesin biçimde göstermekiçin maddeye konuldukları kuşkusuzdur."
Bubelirtmeler kapsamında Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Tüzük veProgramının ilgili kurallarının incelenmesine gelince :
Tüzüğün2. maddesinde, Parti'nin, "Türk ve Kürt bütün çalışanların" partisi olduğu,Program'ın giriş bölümünde, Parti'nin "Türk ve Kürt Marksistlerin"partisi olduğu belirtilmektedir. "Kürt sorununu âdil, demokratik, barışçıbir çözüme kavuşturmak" davalı partinin hedefleri arasında sayılmakta ve"Kürt sorununun Âdil, Demokratik, Barışçı Çözümü için" başlıklıbölümde de şu görüşler yer almaktadır :
"Ulusalkurtuluş savaşı birlikte yürütüldüğü halde, Kürtlerin ulusal varlığı ve meşruhakları Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir. Gelişen Kürt ulusalbilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir. Irkçı,şoven, militarist politikalar, Kürt sorununu keskinleştirmektedir. Bu, aynızamanda, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde büyük bir engel oluşturmaktave uluslararasş emperyalist ve militarist odakların, Ortadoğu'da gerginlikleriartırma, halkları birbirine düşman etme, Türkiye'yi askerî maceralara sürüklemeplanlarına hizmet etmektedir."
"Kürtsorunu, Kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarının tamtanınmamasından kaynaklanan politik bir sorundur. O nedenle bu sorun, baskı veterörle, askerî yöntemlerle çözülemez. Şiddet, her halkın doğal ve devredilemezhakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının, birlik değil, ayrılık biçiminde tekyönlü kullanılmasına yol açar. Sorunun çözümü politiktir. Kürt halkı üzerindekiulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalkması için, Türk ve Kürtlerin birliğineihtiyaç vardır."
"Kürtsorununu çözümü Kürtlerin özgür iradesini temel almalı, Türk ve Kürtuluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı, Türkiye'nin demokratikleşmesine veOrtadoğu'da barışa hizmet etmelidir."
"Kürtsorunu ancak bir süreç içinde çözülebilir. Bugün öncelikle Kürtler üzerindekipolitik ve askerî baskıya son verilmeli, Kürt yurttaşların can güvenliğisağlanmalı, olağanüstü hal durumuna son verilmeli, korucu sistemi dağıtılmalı,Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklar kalkmalı. Sorun özgürcetartışılabilmelidir. Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır."
Programın"Demokratik Bir Kültür ve Eğitim Politikası İçin"başlıklı bölümündeise, "Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal değerleri, Anadoluuygarlıklarının mirası, İslam Kültürünün insancıl öğeleri, halkımızınçağdaşlaşma mücadelesinde yarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaş kültür ilekarşılıklı etkilemişi ile gerçekleşecektir." denilmektedir.
Herşeyden önce belirtmek gerekir ki, davalı Parti'ye yüklenen suç Tüzük veProgramının, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü paragrafında ifadesini bulan"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne" aykırıolmasından ibaret değildir. Yasakoyucu, bu bütünlüğü korumak amacıyla,bütünlüğü zedelemesi olasılığı bulunan her girişime set çekmek istemiştir. 2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin, Anayasa'nın 3.maddesinde anlatılan, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne vediline ilişkin kuralı da değiştirmek amacı güdemeyeceklerini öngörmektedir.Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin programında yeralan, "AnayasadaKürtlerin varlığı tanınmalıdır", "... Türk ve Kürt halkının TürkiyeCumhuriyeti devleti sınırları içinde gönüllülük ve eşit haklılık temelindebirlikte yaşamaları ve devletin ortak çıkarlar temelinde yeniden yapılanmasıiçin çalışılacaktır", "Kürt sorununun çözümü Kürtlerin özgüriradesini temel almalı, Türk ve Kürt uluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı....." "Şiddet, her halkın doğal ve devredilmez hakkı olan kendigeleceğini tayin hakkının, birlik değil ayrılık biçiminde tek yönlükullanılmasına yol açar" biçimindeki anlatımlarla, bu kurala aykırıdavranılmakta, Kürt halkının kendi geleceğini belirleme yolunda özgüristenciyle Anayasa'daki millet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşılıp, Türk ve Kürtulusları ayrımına gidilmek istendiği anlaşılmaktadır. TC. Devleti'nde birdenfazla ulus olamaz. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsiTürk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan "Türk Milleti" olgusuyerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştirensavlar dinlenemez.
81.maddenin (a) bendi siyasi partilerin ülke üzerinde ırk ya da dil ayrılığınadayanan azınlıklar bulunduğunun ileri sürülemeyeceğini öngörmektedir. Programdayer alan, "Kürtlerin ulusal varlığı ve meşrû hakları, Cumhuriyet'inkuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir", "Gelişen Kürt ulusalbilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir.","Kürt sorunu, Kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarınıntanınmasından kaynaklanan politik bir sorundur", "Kürt halkıüzerindeki ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalması için, Türk ve Kürtlerinbirliğine ihtiyaç vardır." gibi tümcelerle, anılan kurala aykırıdavranılmıştır.
Yineprogramda yer alan "Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal kültüreldeğerleri, Anadolu uygarlıklarının mirası, İslâm Kültürünün insancıl öğeleri,halkımızın çağdaşlaşma mücadelesinde yarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaşkültür ile karşılıklı etkileşimi ile gerçekleşecektir" biçimindekianlatımlarla 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmakta,Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek, yaymakyoluyla azınlık yaratılarak millet bütünlüğünün bozulması amaçlanmaktadır.Bölgelerin ulusal kimliği olamaz. Anayasa, özerklik ve özyönetimyöntemlerine-biçimlerine kapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke"TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusal birlik, devleti kuran,ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin etnik kökeni ne olursa olsun,yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da veyasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimseninsoy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur.Lozan Barış Antlaşmasıyla 18 Ekim 1925 günlü "Türkiye ve BulgaristanArasındaki Dostluk Antlaşması"nda sayılanlar dışında Türkiye'de"azınlık" ya da "ulusal azınlık" bulunmamaktadır. Diğerkökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleriyasaklanmamış, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülmeyecekleri devlet bütünlüğü içinde anlatılmıştır. 21 Kasım 1990 günlüParis Şartı'nın bağlayıcılığı ve bu Şart'ta Kürt kökenli yurttaşların azınlıksayılmasını gerektiren bir kural yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnikayrılıklarla tartışılmaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve giderilerekhukuk devletinde karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık veyanlışlıklar insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçeklersaptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devletamaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilkeve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye Cumhuriyeti'nin detaraf olduğu yeni bir Avrupa için Paris Yasası, ırkçılığı, etnik düşmanlığı veterörizmi kınamış ve "Güvenlik" ve "Ek-1" bölümlerinde deaçık olarak ülke bütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketleregirişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunumilletlerarası bir çağrı olarak kabul etmiştir. Yasa, kürt kimliği, kürt adıyoluyla kürtçülükle bölücülük yapılmasına olur vermemektedir.
Ülkeninher köşesinde değişik kökenli yurttaşlar aynı koşullar içinde yaşamaktadır.Parti'nin tutumuyla gösterdiği doğrultu ve getirdiği ölçü, ulusu bölmektedir.
Yukarıdakiaçıklamalar göre; Anayasa'nın 3. ve 14. maddelerinin ilk fıkraları, 68.maddenin dördüncü fıkrası ile Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. maddesinin (a)bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık nedeniyle davalı siyasiparti, Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmalıdır.
4- KapatılanSiyasi Partilerin Devamı Olduğunu İddia ve Beyan Etmek Suçlaması :
a.İddianamede bu konuya ilişkin olarak, "Davalı siyasi parti programınıngiriş bölümünde, TBKP'nin Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Komünist Partisi'ninbirleşmesi ile oluştuğu ve Türkiye İşçi Partisi'nin devamı olduğu anlamınıtaşıyan ibareler yer almaktadır" denilmektedir.
b.Sözlü açıklama sırasında bu konuda özetle şu görüşler savunulmuştur: MustafaSuphi'den bu yana komünist ve marksist hareketler ve örgütlenmeler farklıdır.Konu bütün olarak sahip çıkmaktır. Bundan bir partinin devamı olma iddiasınıçıkarmak mümkün değildir. Türkiye, dünlerden bugüne geliyor; doğal olarak birmiras üzerine oturmaktadır. Yasaklanan bu değildir. Yasaklanan bir partinindevamı olduğunu söylemektir. TBKP, birlik, yasallık, yenilenme esası üzerinekurulan çağdaş bir marksist parti oluşturmak amacındadır.
Öteyandan, Anayasa'daki siyasi partilerle ilgili sınırlamaları aşan bir sınırlamaYasa yoluyla getirilmiştir. Türkiye İşçi Partisi, Millî Güvenlik Konseyinceçıkarılan bir yasayla feshedilmiştir. Kullanılan deyim "fesih"tir,"kapatılma" değildir. Bu bakımdan Siyasi Partiler Yasası'nın 96.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, kapatılan siyasi parti kapsamı içindedüşünülmemesi gerekir. 2533 sayılı Yasa 12 Eylül 1980 günü faaliyetleridurdurulan partileri topluca feshetmiştir. Partilerin varlığına son veren buyasayı çıkarmakla Milli Güvenlik Konseyi, kendi üzerine almamasına karşın yargıerkini kullanmıştır. Bunun da bir takım sonuçları olması gerekir. İddianamede"birleşme" denildiğine göre artık yeni bir şey doğmuştur. Birleşme,bir partinin devamı olmadığını göstermek içindir.
Kullanılanifadeler kapatılan bir partimin devamı olduğunu belirtmek için değil tarihselsüreç içinde hareketin dünya ölçüsündeki kazanımlarını kucaklamak içindir.
c.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkındaki görüş yazısında özetleşöyle denmektedir :
Türkiyeİşçi Partisi 2533 sayılı Yasa uyarınca kapatılmıştır. Anılan kanunda partilerinfeshinden sözedilmekte olmasına karşılık 2820 sayılı Yasa'nın 96/7. maddesi ise2533 sayılı Yasa'yla feshedilmiş olan partiler için "kapatılmış"deyimini kullanmaktadır.
AnayasaMahkemesi'nin 28.9.1984 günlü, 1-1 sayılı kararına göre, buradaki"kapatılmış" deyimi kapsamına 2533 sayılı Yasa'yla feshedilmiş olansiyasi partiler de girmektedir.
Davalısiyasi partinin programının giriş bölümünde iki ayrı partinin birliğindensözedilmekte ve davalı siyasi partinin Türkiye Komünist Partisi (TKP) veTürkiye İşçi Partisi (TİP)'nin birleşmesi ile oluştuğu açıkça belirtilmektedir.
d.Son savunmada aynı konuya ilişkin olarak özetle şu görüşler ilerisürülmektedir:
ProgramdaTBKP'nin, TİP ve TKP'nin birleşmesinden oluşan bir parti olması ile kastedilennedir' Bu çok açıktır. Bu tümce ile TBKP'yi oluşturan insan unsurunun,kadroların TİP ve TKP'deki insan unsuru, daha önce TİP ve TKP'de çalışankadrolar olduğu anlatılmaktadır. Yoksa bu tümceden, TBKP'nin kapatılan birsiyasi partinin devamı olduğu anlamı, çıkarılamaz. TBKP programıyla, dünyayabakış açısıyla, yeni marksizm yorumuyla, sorunların çözümüne ilişkin çağdaşdemokratik ve barışçı görüşleriyle ülkemiz politik yaşamındaki yerini almış vetoplumsal meşruiyeti tartışılmaz hale gelmiş yeni bir partidir.
TBKP'ninSiyasi Partiler Yasası'nın 96/2. maddesine aykırılığı söz konusu değildir.Kaldıki, Siyasi Partiler Yasası'nın bu hükmü de Anayasa'nın 2., 13/2., 68. ve69. maddeleriyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9., 10., 11. ve 17.maddelerine açıkça aykırıdır.
e.Davalı Parti'nin, programında, Türkiye İşçi Partisi'nin devamı olduğunu beyanettiği ileri sürülerek Siyasi Partiler Yasası'nın 96. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca kapatılması istenmektedir.
2820sayılı Yasa'nın uygulanması söz konusu 96. maddenin ikinci fıkrası,"Kurulacak siyasi partiler, kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarınıbeyan edemez ve böyle bir iddiada bulunamazlar" hükmünü içermektedir.
Savunmada,Türkiye İşçi Partisi 2533 sayılı Yasa'yla feshedildiğine göre "kapatılansiyasi partiler kavramı içinde düşünülmemesi gerekir" denilmektedir.Siyasi Partiler Yasası'ndaki "kapatılan siyasi parti" kavramı, yasayaaykırı davranışları yargı organı tarafından saptanan ve yargı organıncakapatılan siyasi partilerle 2533 sayılı Yasa ile feshedilmiş siyasi, partilerikapsar.
Öbüryandan, siyasi partiler toplumun siyasal yaşamında yalnız hukuksal değil, aynızamanda sosyolojik bir gerçeğin yapısıdır. İmparatorluk döneminin 1908 yılındansonraki çalkantılı yaşamında siyasal gruplaşmaların ve toplulukların cumhuriyetdönemindeki siyasal yapılaşmaya etkileri açıktır. Cumhuriyet dönemindeki yasalveya yasal olmayan örgütlerin arkasında bulunan siyasal görüşler ve gruplar,etkinliklerini ve varlıklarını bugüne kadar değişik adlarla sürdürmüşlerdir.Cumhuriyet dönemine ilişkin bu siyasal gelişimin akışı, Cumhuriyet Halk Partisi,Serbest Fırka ve Terakkiperver Fırka ile başlamış ve çeşitli siyasalkesintilere karşın bugüne kadar gelmiştir. Marksist hareketlerin çeşitlibiçimde temsil edildiği yasal veya yasal olmayan bir çok siyasi parti de, bağlıbulunduğu felsefî düşüncenin benzeri veya değişik yorumlarına bağlı bir gelişmesüreci göstermişlerdir.
Ülkemizdekibir kısım marksist hareketlerin daha önce çoğulcu, çok partili ve seçimedayanan demokratik devlet düşüncesine sahip olmamaları, hattâ Stalinistyorumları benimseyerek Sovyetler Birliği'nde bir dönemdeki katı diktatörlüğü veinsanlık dışı uygulamaları eleştirmemeleri ve Sovyetler Birliği'nin komşuülkelere askerî müdahalelerini desteklemeleri; bunların düşünce ve eylemboyutunda birbirleri ile ilişkilerini ve tarihin akışında doğal halefiyetleilgili sosyal ve tarihsel gerçeği değiştiremez. Davalı siyasi partinin dahaönce düşünce, siyasal eylem ve hukuksal örgütlenme bağlamında varlık gösterençeşitli siyasal hareketlerin kültürel mirasına talip olması yada böyle bir savdabulunması son derece doğal ve demokratiktir.
Bundan,davalı partinin kapatılan bir partinin devamı olduğunu beyan ettiği anlamınıçıkarma olanağı yoktur. Yalnızca iki partinin birleşmesi ile yetinilmeyipmarksist hareketin farklı örgütlenmelerine, siyasal kültürüne ve partilerine vebunların kültürel mirasına sahip çıkılması, kapatılan bir siyasi partinindevamı olmak değil marksist örgütlenmenin birikim ve deneyiminden yararlanıpyeni bir parti oluşturmaktır.
Bunedenlerle davalı partinin programında yazılanlar, 2820 sayılı Yasa'nın 96.maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık oluşturmamaktadır.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın yerinde görülmeyen bu konudaki isteminin REDDİgerekir.
VII-SONUÇ :
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın 14.6.1990 günlü, SP. 30. Hz.1990/34 sayılıİddianamesi'nde; Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Anayasa'nın 6., 10., 14.ve 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesine aykırıolarak sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini kurmayı,Anayasa'nın 2., 3., 14. 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın78. ve 81. maddelerine aykırı olarak Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı amaçladığı, aynı Yasa'nın 96. maddesine aykırı olarakkullanılmasına yasal olanak bulurımayan bir adla kurulduğu ve kapatılan birsiyasi partinin devamı olduğunu beyan ve iddia ettiği ileri sürülerek, SiyasiPartiler Yasası'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına kararverilmesi istenmekle gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin adıyla birlikte Tüzük ve ProgramınınAnayasa ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'na aykırı olduğuna ve 2820sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi uyarınca davalş Parti'ninkapatılmasına,
2-Davalı Parti'nin bütün mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine,
3-Gereğinin, Bakanlar Kurulu'nca yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820sayılı Yasa'nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'na gönderilmesine,
16.7.1991gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Erol CANSEL
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN