ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1992/1 (SiyasiParti Kapatma)
Karar Sayısı:1993/1
Karar Günü:14.7.1993
R.G.Tarih-Sayı:18.08.1993-21672
DAVACI:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI: Halkın Emek Partisi
DAVANINKONUSU
a.Halkın Emek Partisi'nin Genel Başkanları, Genel Başkanvekili ve GenelSekreterlerinin çeşitli yerlerde ve tarihlerde yapmış oldukları konuşmalarla,kimi gazetelerde çıkan açıklama ve bildirilerle; Anayasa'nın Başlangıç'ı ile2., 3., 14. ve 68. maddelerine ve Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin(a), (b) bentleri, 80. maddesi, 81. maddesinin (a), (b) bentlerine aykırıaçıklamalarda bulundukları,
b.Bu Parti'nin Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesinde öngörüldüğü biçim deaynı Yasa'nın 77-88. ile 97. maddeleri hükümlerine aykırı eylem işlendiği birmihrak durumuna geldiği ileri sürülerek 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın101/b ve 103/1 madde ve fıkraları gereğince kapatılmasına karar verilmesiistemidir.
I -İDDİANAME
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının 3.7.1992 günlü, SP.31.Hz. 1992/59 sayılıiddianamesinden aynen :
"I-Giriş
Toplumve Devlet düzenini ve kamu faaliyetlerim Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğive mahalli idareler seçimleri yolu ile tüzük ve programlarında belirtilen amaçve ilkeler doğrultusunda yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışmaamacını güden kuruluşlar olan siyasi partilerin varlıklarına imkan verenAnayasa düzeni ve kanunlar çerçevesi içinde faaliyet göstermeleri gerekir.
Anayasa'nın68 inci maddesinde yer alan, siyasi partilerin demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez öğesi oldukları biçimindeki hüküm siyasi partiler açısındankoruyucu bir düzenleme ise de, bu koruyucu düzenlemenin siyasi partiler Anayasave Siyasi Partiler Yasasına uygun hareket ettikleri oranda etkili olacağı,yasaların belirlediği alanın dışına çıkılması halinde o siyasi partinin korumagöremeyeceği ve hakkında kapatma yaptırımının uygulanacağı bir gerçektir.
Anayasanınyukarıda anılan 69 uncu maddesinin 5 inci fıkrası ile 2820 sayılı SiyasiPartiler Yasasının 102 nci maddesi siyasi partilerin faaliyetlerini takipgörevini Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiş olup, 7.6.1990 tarihinde içişleriBakanlığına bildiri ve belgeleri verilmek suretiyle kurularak tüzel kişilikkazanmış olan davalı Halkın Emek Partisi'nin faaliyetleri, diğer partilerlebirlikte, sözü edilen görev çerçevesinde takip edilegelmiştir.
II- Konuyla ilgili Yasal Düzenlemeler
A)Anayasada yer alan düzenlemeler :
1.Başlangıç kısmı : ". . . bu Anayasa . . . hiçbir düşünce ve mülahazanınTürk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğiesasının, Türklüğün tarihi ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği ilkeve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği . . .fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlaksadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere Türk Milleti tarafından, demokrasiye aşıkTürk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
2.3 üncü maddenin l inci fıkrası : "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
3.4 üncü madde : "Anayasanın birinci maddesindeki Devletin şeklininCumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetinnitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklifedilemez."
4.14 üncü maddenin l inci fıkrası : "Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek temel hak vehürriyetleri yoketmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesiniveya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamakveya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bukavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıylakullanılamazlar."
Aynımaddenin 3 üncü fıkrası : "Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hakve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekildeyorumlanamaz."
1.66 ncı maddenin l inci fıkrası: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlıolan herkes Türktür."
2.69 uncu maddenin l inci fıkrası : "Siyasi partiler, tüzük ve programlarıdışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalardışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır."
B)2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasında yeralan düzenlemeler:
1.5 inci maddenin 3 üncü fıkrası : "Siyasi parti kurma hakkı, Anayasanınbaşlangıç kısmında belirtilen temel ilkelere aykırı olarak ve Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Devletin ve Cumhuriyetinvarlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin birkişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın, diğer sosyalsınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din, mezhep ayrımı veyabölge farklılığı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlereveya herhangi bir diktatörlük türüne dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıylakullanılamaz."
2.78 inci madde : "siyasi partiler :
a)Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında veikinci kısmında belirtilen esaslarım; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklananTürk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına,milli marşına ve başkentine dair hükümlerinin; egemenliğin kayıtsız şartsızTürk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göreyetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk milletine ait olanegemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamayacağı, veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayanbir devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarınınserbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargıyönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;
TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek temel hak vehürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veyasair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenikurmak;
Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler,
a.Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikatesaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
b.Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümreegemenliğim veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyiamaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
c.Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitimve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
d.Genel ahlak ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar.
e.Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeyeyönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar:"
1.80 inci madde : "Siyasi partiler Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletintekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyettebulunamazlar."
2.81 inci madde : "Siyasi partiler:
a.Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırkveya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b.Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakmillet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.
c)...."
5)101 inci madde : "Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatmakararı:
a.Parti tüzüğünün veya programının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen veyetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer partimevzuatının bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması,
b.Parti büyük kongresince, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun ikiayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgili kurulca veya Türkiye BüyükMillet Meclisi grup yönetim veya grup genel kurullarınca bu kanunun dördüncükısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı karar alınması veya genelge veyabildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullar tarafındanaynı hükümlere aykırı faaliyette bulunulması veya parti genel başkanı veyagenel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddelerhükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması,
c)Parti merkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilenkonuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin, radyo ve televizyonda yaptığıkonuşmanın bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırıolması,
hallerindeverilir.
d)(b) bendinde sayılanlar dışında kalanlar parti organı, mercii veya kurulu tarafından bu kanunun 4 üncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiilinişlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak iki yılı geçmemiş ise,Cumhuriyet Başsavcılığı sözkonusu organ, mercii veya kurulun işten elçektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri 4 üncü kısmında yeralan maddeler hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı hüküm giyerlerise, Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmasını opartiden ister.
......."
6)103 üncü madde : "Bir siyasi partinin, bu kanunun 78 ila 88 ve 97 ncimaddeleri hükümlerine aykırı fiillerin işlendiği bir mihrak haline geldiğininsübuta ermesi halinde, o siyasi parti Anayasa Mahkemesince kapatılır.
Birsiyasi partinin yukarıdaki fıkrada yazılı fiillerin mihrakı haline geldiği, 101inci maddenin (d) bendinin uygulanması sonucunda bu fiillerin o partininüyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bu fiillerin kesif olarakişlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veyaTürkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu yahut bu grubun yönetimkurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiyle olur."
III- Açıklamalar
SiyasiPartiler Yasasının 106 ncı maddesi gereğince mahalli idari merciler veCumhuriyet Savcılıkları tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza intikalettirilen bir kısım bilgi ve belgelerin incelenmesinde, beyanlarıyla partitüzel kişiliğini sorumlu kılabilen genel başkan ve genel sekreter gibigörevlilerin muhtelif yer ve tarihlerdeki konuşmalarında (II) nolu bölümdebelirtilen yasaklamalara aykırılık teşkil eden aşağıdaki beyanlardabulundukları tespit ve müşahade edilmiştir. (Mahallinde yapıldığı sıradagüvenlik güçlerince ses alma cihazıyla kaydedilen konuşmaların daktilo edilmesisırasında yapılan yanlışlıklar ve konuşmalardaki cümle düşüklükleri aynenmuhafaza edilmiş, cümledeki anlama göre" olması gereken kelimeye ayrıcaişaret edilmiş, vurgulanan ibareler koyu renkli yazılıp altı çizilmiştir.)
A)Genel Başkanların Beyanları
l-Eski Genel Başkan Fehmi Işıklar'ın beyanları
a)Halkın Emek Partisi Van il örgütünce 26.1.1991 tarihinde düzenlenen açılıştörenindeki konuşması :
"Değerlibasın emekçileri, çevreden gelen değerli parti temsilcilerimiz, Van'ın sıcakinsanları ve yurttaşlarım, hepinizi Halkın Emek Partisi adına sevgiyle,saygıyla selamlıyorum. Daha iyi bir ortamda daha güzel günlerde sizlerlebirlikte olmak, çok güzel şeyler anlatmak isterdim. Ama içinde bulunduğumuzkoşullar çok güzel şeyleri anlatmama engel, acılı sızılı olaylar içerisindeyiz.Bu nedenle bağışlanmamı diliyorum. Bugün dünyada bloklar arasında giderekyumuşama var, batıda barış yaşanıyor. Varşova Paktı bir tarafta artık çözüldü,Nato işlevini yitirmek üzere, Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansıtoplanıyor ve daha giderek bu ülkelerin yaşamlarını daha güvenli işbirliğiiçerisinde dostça bir arada yaşamalarının koşulları yapılıyor. Ama ne yazık kibu barış ve yumuşama bölgemize yansımadı, ülkemize yansımadı, bugün bölgemizdesavaş koşullan yaşıyoruz. Bütün muhalefet partilerinin muhalefetine,kamuoyunun, halkımızın muhalefetine karşın yavaş yavaş bir büyük savaşın içinedoğru çekiliyoruz. Amerika bölgeye nizam, intizam, demokrasi ve barışgetireceğini iddia ediyor. İlk Irak'ın Kuveyt'i işgalinde Amerikan çıkarlarızarar görecek tehlikededir, onun için müdahale etmek zorunda kaldım demesiyleişe başladı. Bugün bölgemizde barış, nizam ve intizam getirmek isteyenler,faşist Saddam'ı bu duruma getirenler, Halepçe'de beşbin kurt insanınkatledilmesine seyirci kalan dünya ve batılı ülkeler bugün utanmadan nizam,intizam ve demokrasiden sözederek büyük bir savaşı bölgemizde başlattılar. Busavaştan Türk halkının, kurt halkının ve arap halkının hiçbir çıkan yoktur.Onlar için kan ve gözyaşı vardır. Bu savaş emperyalizmin işine yarayacaktır. Busavaş petrol tekellerinin işine yarayacaktır. Bu savaş silah tüccarlarınınişine yarayacaktır. Yılda dörtyüzmilyar dolar silah için harcanıyor. Batıdayaşayan istenen bu barış silah tüccarlarını kaygılandırdı. O nedenle bu silahıyoksul Ortadoğu halkına yönelttiler. Televizyonda izliyorsunuz atılan falanfüzenin fiyatı şu kadar milyon dolar, falan bombanın üçyüz bilmem kaç dolar.Hep tüccarca bakıyorlar işe, hep paraca bakıyorlar işe. Kaç insan ölmüştür, kaçinsan öldürüyor, bu açıdan bakmıyorlar. Bu yüzyılda insanlık iki defa dünyasavaşı yaşadı, milyonlarca insan öldü. Filmlerde izledik, gazetelerde izledik,kitaplarda okuduk, ikibinli yıllarda insanlık bir üçüncü dünya savaşı yaşamasınistedik, ilk savaşa hayır kampanyasını başlatan partiyiz. Bugün bugün ne kadarhaklı olduğumuz ortaya çıkıyor. Üzülerek ifade ediyorum ki parlamentoda bukonular görüşülürken, muhalefet acaba Özal başarılı olur mu, bir erken seçimegirerse bu kadar milletvekili çıkaramayız diye kaygılanıyorlar, iktidar halkıçok yoksullaştırdı, işçiler ayağa kalktı, herkes ayakta, memurlar şikayetçi,esnaf şikayetçi, köymü (Köylü) şikayetçi acaba savaşta birşeyler yaparım daiktidarımı sürdürebilirmiyim. İşte hiçbirisi içtenlikle ve samimi olarak,kararlı olarak savaşa karşı değiller, öğle bir savaşki bugün çevre çölde yenibir çehre yaratıyor insana. Sular bombalanıyor, çocuklar ölüyor, kadınlarölüyor, biz istemiştik ki ikibin yılına bugün on yaşında çocuk, yirmi yaşındasapasağlam genç olarak gelebilsin. Türkiye ne durumda. TRT, CNN televizyonunabağlanmış, oraya programlanmış, üstlerimiz Amerikan uçaklarına tahsis edilmiş,Çankaya Beyaz Saray'a programlanmış. Dün Bitlis'den Tatvan'a geldik. Birdenbiregörevliler Tatvan'a girmeyin, biraz bekleyeceksiniz, talimat gelecek ondansonra gireceksiniz. Çekil yolumuzdan dedik. Tatvan'a geldik. Tatvan'da önümüzükestiler. Emniyet Müdürlüğüne gideceğiz dediler. Hayır dedik biz halkın seçtiğibelediyeye oraya gideceğiz dedik. Arabadan indik yürüdük gittik. Halk savaşakarşı, tepkide savaş istemiyor diye bağırıyordu. Biz gelmeden önce 30 yaşındabir insanımız kurşunlanmış, bütün ameliyat ve çabalara rağmen kalbindeki atardamarlarparçalandığı için yaşamını yitirdi. Kardeşi orda idi yakınları orda idi, belkiçoluk çocuğu köyde idi. Kölden (köyden) gelmişmiş, kurşun ona isabet etmiş,Savcıya kurşun çekirdeğini sakın kaybetmiyesin dedik, bu insan savaş istememiş,diyelimki Gösteriş Yürüyüş Yasasına aykırı davranmış, yakalarsın gözaltınaalırsın, mahkemeye çıkartırsın, üç ay beş ay neyse ceza verilir, kurtulur,hangi yasada yürüdü diye, hangi yasada savaşa hayır dedi diye insankurşunlanıyor, insan öldürülüyor. Şimdi o bir demokrasi şehididir. Daha çokşehit verdik. İşte Halkın Emek Partisinde birleşmek, Halkın Emek Partisine üyeolmak birgün ona seçimde oy vermek, o şehitlerimizin ruhuna fatiha okumakgibidir. Sayın Özal bundan yirmi otuz gün önce TV'den bir açıklama yaptı. DedikiTürkiye bu savaştan daha güçlü çıkacaktır. Büyük Millet Meclisinde gündem dışısöz alarak bunun anlamını sordum. Türkiye bu savaştan nasıl güçlü çıkacaktır.Bir ülke bir savaştan güçlü çıkabilmesi için hele Türkiye güçlü çıkabilmesiiçin üç dört tane şart vardır. Bir, ya toprak alınacaktır, ya nüfuskırdırılarak bakmakla zorunlu olduğumuz insanlar azalacaktır, ya da grevlertoplu sözleşmeler yasaklanarak işçilerin hakları gaspedilecektir, ya da ellibeşmilyar borcumuzdan bir kısmı ya da tamamı silinecek, savaş başarılılığıyapacağı, başka ne anlama gelir bir ülkenin savaştan başarılı çıkması, güçlüçıkar. Mecliste bunu sordum, bugün öğreniyorum ki grevler yasaklanmış, oysaDışişleri Bakanı bana cevap vermiştir. Hayır grevleri yasaklamıyacağız. Öylebirşey mi konuştuk, ben biliyorum onun Dışişleri Bakanı olmadığını, o bir özelkalem müdürü masasında, Dışişleri Bakanlığı ile ilgili bir müdür yetkisindeolduğunu biliyorum Esas emrin nereden geldiğini biliyorum. Şimdi savaşa karşıçıkağımız zaman, çok bilinçli karşı çıkılır. Dörtyüzmilyar dolar harcanıyordedim. Yılda dortyüzmilyer dolarla ikiyüz milyon çocuk doyabiliyor. Bakınarkadaşlar bizde silaha harcanan paranın yüzde biri ile hani televizyondaizliyoruz ya Afrika'da ölen çocukları, ikiyüzmilyon aç çocuk doyabiliyor. Birdenizaltı ile çağdaş bir hastahane kurulabiliyor. Bir Leopar 2 tankı ile birkoca sanatoryum kurulabiliyor. Savaşa bu nedenle bilinçle karşıyız,insanlarımız aç ve işsiz, insanlarımız hastahane kapılarında sürülüyor,insanlarımız hastalarını, ölülerini rehin bırakmak zorunda kalıyor. Savaşıptabombaya, silaha para vereceğimize o masrahları (masrafları) halkımıza,halkımızın sağlığını, eğitimi yolu, suyu, elektriği için harcayıp halkımızınyüzünü güldürürüz, onun için karşı çıkıyoruz savaşa ve savaşta kol uçacak, gözçıkacak, ayak çıkacak, bunun için karşı çıkıyoruz savaşa, ne ölmek istiyoruz,ne de öldürmek istiyoruz. Çünkü bu savaşta bizim en ufak bir çıkarımız yok.Şimdi bundan üç gün önce Halkın Emek Partisi küçük kurultayı Diyarbakır'da topladı.Hemen birçok kimsenin can derdine düşüp ili terkettiği yerde bütünbaşkanlarını, bütün yöneticilerini orada topladı ve neler yapabileceğimizitartıştık. Göç eden insanlar bir İzmir'de bir yakınının yanına gidiyor, yaakrabasının yanına gidiyor. Zaten Mersin'de burdan 15, doğudan gitmişvatandaşımız orada perişan vaziyette, üstüne yeni nüfuslarda ekleniyor mu, vehepsi üst üste yatıyor. Hükümetin bununla bir ilgisi yok. Hükümet bunlar içinen ufak bir tedbir düşünmüyor. Yol parası olmadığı için ya da yurdunu terketmekistemediği için gitmeyenlerin can güvenliği yok. İsrail, işgalci İsrail işgalettiği Filistin topraklarında yaşayan Filistinlilere gaz maskesi dağıtıyor amaTürk Hükümeti bu bölgede yaşayan insanlara en ufak bir araç gereç vermiş değildir.Mecliste dedimki kaldırın bu işe yaramaz yabancı dizilerden birini koyun birprogram halkı savaşla ilgili bilinçlendirsin, nasıl korunacağını, ne yapacağınıanlatsın, anlatmıyorlar, kaldırmıyorlar bir dizi, neden biliyormusunuz, çünküöğle bir programda diyecek ki kimyasal silah atılırsa şundan dolayı şunuhissedersiniz, derhal gaz maskenizi takın demek zorunda, bu yok. Gene diyecekki alarm verildiği zaman sığınağa gireceksin, bu da yok. Bu bakımdan programyapamıyor oysa buna rağmen halkın savunması ve korunması için bilinçlendirmekgerekiyor. Ey Sayın Özal, ey hükümet madem böyle bir savaşta söz verdiniz,Amerika'nın kesesimi delindi. Şu kadar yüzmilyara şu kadar veriyor. Şartıkoysaydın, bunları koymadı, çünki neden insanlık önemli değil, zaten insansızlaştırma,bölgeyi insansızlaştırma genel politikaları, bu bölgeye mümkün mertebe göçezorlansın, 1978 yılından beri özellikle 12 Eylül faşizminden bu yana bu bölgeinsanı kan ağlıyor, nedir Türkiye'nin durumu, bakın bugüne kadar olanlara, ülkeCumhuriyet döneminden bu yana geçen zamanın yansını sıkıyönetim ile geçirmiş,yani olağanüstü yönetimde olağan yönetememişler, insanlarımız toplumumuzkültürlerini, kimliklerini, düşüncelerini, inançlarım geliştirememişler, bellikalıplar resmi ideolojinin içerisinde baskı altında tutulmuştur. Gençlerimizekıyılmış, hapishanelerde çürütülmüş, işçilerin sendikal hakları ve özgürlükleribudanmış ve onlar memurlar iktidarın merhametine terkedilmiş, emeklilerimizaçlığa terkedilmiş, Türkiye'de gelinen nokta bu kim getirmiş bu noktaya halk mıgetirmiş, hergün televizyonda çıkıyorlar ya yakışıklı yakışıklı partibaşkanları hani onlar kadar fiziğimiz düzgün olmadığı için televizyonlaraçıkarmıyorlar ya. Sayın Demirel diyor ki ben kurtardım, bu Özal'ın elindenkurtarmak lazım bu memleketi, seçimde ağzından kaçırdı, bu memleketin başınaÖzal'ı ben bela ettim dedi. E, şimdi Demirel'e bir şans tanınırsa kaç tane dahaÖzal bu memleketin başına bela edecek belli değil, Sayın İnönü çıkıyor, bendüzeltirim diyor, bunlarınki kandırmacadır, yutturmacadır. Diyor ama en çokkanan kendisi şimdi İnönü yine devletin çocuğudur. Babası uzun yıllar bumemleketi yönetti ve halkımız tanıyor. Başka, Ecevit Başbakanlık yaptı, başka,Türkeş Başbakan Yardımcılığı yaptı, başka, Erbakan Başbakan Yardımcılığı yaptı,bugüne kim getirdi bu ülkeyi ve bir bu kadar yoksulluk, açlık, sefalet,işsizlik, çevre bozukluğu, sağlıktan eğitime kadar yaşamın her alanındabozulmasına neden olan politikaları, uygulamaları kim yaptı. Bunlar yaptı.Bunlar, düzen partileri diyoruz, devletin partileri, işte Halkın Emek Partisiböyle bir zamanda halkın ellerinde doğdu ve bir gül gibi açıyor. Demokrasikurma iddiasındayız, insan haklarını savunma iddiasındayız ve bu konuda kararlıbir mücadele vereceğiz. Bunlar demokrasiyi kuracağız diyorlar, peki bugünekadar ülke yönetiminde olmuşlar, kim kurma demiş onlara bunlar bu konudadasamimi değiller. Çünkü resmi ideolojinin tepesinden bakıyorlar. Nedirdemokrasinin önünde en büyük engel bugün demokrasinin önünde en büyük engelKürt sorunudur. Peki bu sorun yukarıdan aşağıya çözülür mü, bu sorunudemokratik, barışçı bir ortamda özgürce tartışarak çözelim. Dün akşam duydumKürtçe konuşulabilirmiş, gözünüz aydın, artık Kürt yurttaşlarımız Kürtçekonuşabileceklermiş. Sağolsunlar, İhsan buyurmuşlar. Hatta Özal daha ilerigidiyor, işte yeni bir durum olacak savaştan sonra Irak'taki Kürtleri dehimayemize alacağız. Evet buradakilerini abat ettiniz, buradakiler o kadarmutlu, o kadar özgür, o kadar insanca yaşıyor ki bu yetmedi Irak'dan geleceklerede insanca bir ortam yaşayacaklar, getirecekler ve buradan sesleniyorum gölgeetmeyin başka ihsan istemez bu insanlar. Evet diyoruz ki biz barışçı,demokratik bir ortamda çözüm yollarını bulmalıyız, biz istiyoruz ki, diyoruz kiinsanlar eşittir, halklar kardeştir, halklar ve insanlar kardeştirler amabirinin doğduğu birinin döğüldüğü bir kardeşliği istemiyoruz. Çünki eşit birkardeşlik istiyoruz biz. Milli Güvenlik Kurulu Kürt sorununu tanışabiliyor, MİTtartışabiliyor, hükümet tartışabiliyor. Kim tartışamıyor, yalnız Kürtlere yasaktartışmak. Evet şimdi özgür, demokratik bir ortamda barış içinde çözmeyi balaiçerisine sindiremediler. Sürekli bu sorunu süngü ile çözebileceklerinisandılar. Her yerde söylüyorum şimdi süngü bu topraklara batırıldığı zamanpaslanır ama bu topraklarda gül fidanı açar, gülle geliyoruz biz(anlaşılamamış) süngüye karşı, şimdi demokrasi kurmak kurtarmak isteyenlerbakın 1987 yılından bu yana aklımızda ne kaldı bunlardan bu seçim yasası adildeğil dediler, bu aklımızda kaldı, işte yüzde otuzaltı oyla, yüzde atmışbeşparlamento bir çoğunluğu aldılar, başka ne kaldı aklımızda, Özal aday olamaz,Özal Cumhurbaşkanı olamaz. Özal Cumhurbaşkanı olursa onu indiririz, olursaindiririz, başka ne kaldı aklımızda Özal'ın elini sıkmayız. Gerçekten de çokkararlılar. Uluslararası bir savaş patlak vermiş, Çankaya'ya çıkıp bu konuyutartışmıyorlar. Çok kararlılar, ama Kürt yurttaşlarımız üzerinde baskı kuracakolan SS kararnameleri sözkonusu olduğunda Çankaya'ya tıpış tıpış giderler ve(anlaşılamamış) başka ne kaldı aklımızda, sinei millet tam kontur gerillayıgündeme getirdik, bir araştırma önergesi verdik. Halkın Emek Partisi olarak,Sayın Demirci usta bir politikacı sinei millet sözünü attı ortaya kıyametkoptu, dönecekmiyiz, dönmeyecekmiyiz, Süleyman bey dedi ki SHP milletvekilleriistifa ederlerse sinei millete döneriz, topu attı SHP'ye, SHP toplandı,tartıştı, görüştü, dedi ki, ANAP erken seçim kararı alırsa sinei milletedöneriz. ANAP'ın öyle bir derdi yok. ANAP'da dedi ki, sıkıntılı bir durumdaANAP hadi dönün bakalım dedi. Şimdi dönemiyorlar da Allah'tan savaş patladı.Onların şansı sinei millet sorunu unutuldu. Yoksa aklımızdan siyasi yaşamdahalkımız için birtek şey kalmadı aklımızda. Uzun uzun konuşuyorlar. Televizyonuişgal ediyorlar, basında çarşaf çarşaf haberler, ama halkımızın sorunları içinen ufak bir çözüm, ciddi bir öneri getiremiyorlar. Şimdi bu bölgenin sorununatemas etmek istiyorum. Ben Lice'yi gezdim, Lice'de insanların üzerine baskıkurulmuş, geliyor genç insanı evinden çıkartıyor gece yarısı, sabaha kadar dörtbeş asker içeride kalıyor, öyle bir kötü görüntü veriyor ki, o gencin onurunukıracak (anlaşılamamış) incelemeye gittik, bir milletvekili heyetiyle köylülerşunları anlatıyorlar. 70 yaşında bir elinde sopa ihtiyar, siz hangipartidensiniz dedi bakayım, çok sinirli eli de titriyor dizi de, dedik ki bizHalkın Emek Partisindeniz. Size bir şey demiyorum dedi, öbürleri olsa idi,sopalayacaktım dedi, ya korucu olacaksın, yani ya devletin kölesi olacaksın.Halk yurdunu da toprağını da terketmek istemiyor. Bunu şikayet edecek.Toplanmışlar köylüler, gitmişler kaymakama, hangi kaymakama, gene bu düzenin,bu iktidarın kaymakamına çaresizliğin çaresi olarak oraya gitmişler. Daha yarıyolda yolları kesilmiş, ateş açılmış Tatvan'da olduğu gibi, Kudret Filiz diyebir bacımız şehit düşmüş, altı tane yetim bir de felçli koca, niçin gitmiş,bana baskı yapıyorlar, yapmasınlar göçten de öteye baskı vardı. Ben duyduğumzaman hayretler içerisinde kaldım, hiç kimse yapmaz. Arama yapılıyor, siyah(silah) araması, unu döküyorlarmış, unun üzerine bulgur çuvalınıdeviriyorlarmış, onun üzerine mercimeği, onun üzerine tuzu, onun üstüne şekeri,artık ne şeker, ne un, ne tuz, ne mercimek, ne bulgur işe yarıyor. Böyle birzulmü düzenin kaymakamına şikayet ediyorlar ve başlarına bu geliyor. Şimdi işteHalkın Emek Partisi, bu haksızlığa dur demek için başkaldırmak için kuruldu.Biz seçilenlerin, atananlardan yetkili olmasını istiyoruz. Bizim iktidarımızdaMilli Güvenlik Kurulu denilen kurulun fesih edilmesini Valilerin halktarafından seçilmesini öngörüyoruz. Bugün öyle kaynak transferi var ki,doğudan-batıya öyle gelir farkı var ki buradaki kesilen verginin yarısı yenidenyapılaşacak İl genel meclisi tarafından buraya harcanmasını istiyoruz. Bunlarkararı verecek, halkın seçtikleri karar verecek buranan (buranın) halkı,buranın valisini seçerse bu bölge halkı bölge valisini seçerse herhalde HayriKozakçıoğlu seçilemez. Halkın Emek Partisi bu nedenle düzenin dışına çıktığıiçin, düzenle mücadele ettiği için, tehlikeli buluyorlar ve bu nedenle de neolacağını şaşkınlıkla izliyorlar. Çünkü Öyle bir parti doğmuş ki ilk defa bizimpartimiz diyebileceğiniz bir parti doğmuş, ilk defa içimize sine sine içindeyer alabileceğimiz, uğruna mücadele edebileceğimiz, bizim diyebileceğimiz birparti doğmuş, DSP'lisi geliyor, RP'lisi geliyor, ANAP'lı geliyor, DYP geliyor,SHP'lisi geliyor. Daha evvel bunlar düzen partisi diye bunların içerisinde yeralmamış yurtsever demokrat devrimci insanlar geliyor. Hep kaynaşıyor, bir arayageliyoruz ve ilk defa bizim diyebileceğimiz bir parti, halk hareketi doğuyor.Sonra Halkın Emek Partisi'ne bakıyorlar. Milletvekilleri umurunda olmadanellerini ters çekmişler, bir mücadelenin içinde, halkının yanında yer almışlar.Böyle milletvekilleri ve her yerde söylüyorum. Halkın Emek Partisinden biri üyeolmak, yönetici olmak için dürüst olmak gerekli, çalışkan olmak gerekli, çokokumak gerekli, konu komşusuna yardımcı olmak gerekli ve kendi insanlarınasevgi saygı göstermesi gerekli, böyle bir partiyiz, ilk kez doğuyor. Diğerpartilerde nasıl biliyormusunuz, ben biliyorum, içinde yaşadım, üç kişi biraraya gelir, biri ayrıldımı dördü onun aleyhinde konuşur. Dört kişiden biridaha ayrıldımı, üçü birleşiyor, ayrılanın aleyhinde konuşuyor. Böyle birininaçığını arıyan birbirinin yanlışını arıyan o yanlışlığı onu yıpratmak için onukullanan insanların bir araya geldiği parti. Bizde böyle bir şey yok,olmayacakta. Birimizin yanlışı olursa, o yanlışlığı onun kendisinesöyleyeceğiz. Düzeltmesini isteyeceğiz. Birbirimize sevgiyle saygıylabakacağız. Çünki biz sevgiden ve saygıdan yoksul bırakılmışız. Bizim vergiödeyerek maaşını ödediğimiz memurlar bile bize saygılı olmadılar. Bize baskıyaptılar. Bizi hor gördüler. Bizi hep sevgisiz karşıladılar. Bu bakımdan bizister ANAPtan gelsin, ister DYP'lisinden gelsin, ister SHP'den ister DSP'den,isterse bunların hiçbirisine bulaşmamış olsun, yepyeni bir anlayışı ve siyasiyaşama kazandıracağız, örnek olacağız, halkın nasıl bir siyasi partiyarattığını, o kuruluşlar da büyük patronlar da zenginler de görmüş olacak.Bize yüz çevirdiler arkadaşlar. Bu partiyi kurarken biz, okumuş aydın geçinen,kendisini aydın sanan birçok insan dirsek çevirdi bize, bizimle birliktehareket etmediler. Bizi oy potansiyeli olarak gördüler. Dediler ki, biz iyiyönetiriz, siz de iyi yönetilmeye layıksınız. Hayır bir araya geldiğimizpartide söz sahibi olamayacaksak, yarın ülke yönetiminde nasıl söz ve kararsahibi oluruz. Şimdi Halkın Emek Partisi hızla örgütleniyor. Hiç yalnız değil, artıkbu bölgenin insanı, İzmir'de, İstanbul'da, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da,bütün metropollerde her tarafta kale gibi örgütler oluşuyor. Bu ahlakta, buanlayışta, bu inaçta (inançta) insanlar oluşuyor. Yarın başınıza bir dertgelirse hiç unutmayın, İzmirdeki insan sizin yanınızda yer alacaktır. Artık bubölge halkı insanlarımız yalnız değildir. Biz bu halk hareketi başanyaulaştıktan sonra seçilmek için o yadınlar (aydınlar) gelecek sizi artıkbakacaktı, dişe dokunur birşey oldu, eh bu partiye girilir diyecek, şimdibirçok yerde mitingde bile yaptım. Bunu savaş gibi çok önemli bir karar biz debu karar verenler tarafından cahil görülüyoruz. Savaşta ülke yönetiminde çokyeterli karan gerekiyor. Bilinçli olmak gerektiriyor. Çok aydın olmayıgerektiriyor. Çok iyi insan olmayı gerektiriyor, öyle bir karar vermek için,şimdi ben soruyorum, savaşa evet diyen parmak kaldırsın, yok. Savaşa hayırdiyen parmak kaldırsın, hani bu halk parmak kaldırmasını bilmezdi, hani bu halkkarar vermesini bilmezdi, en önemli savaş kararına bile, savaşa bayır diyerekparmak kaldırabiliyor. O zaman, o zaman bu halk hareketi halkın partisi dahabaşarıya ulaşacaktır. Bize diyorlar ki bu parti kimin partisi acaba, Kürtlerinpartisi diyorlar, alevilerin partisi diyorlar ne kadar horladıkları toplumvarsa solcuların partisi diyorlar. Hayır kesinlikle hayır, bu parti en çoksömürülen, baskı altına tutulanların partisi, bu parti en çok kimin partisidir,bu parti en çok ezilen en çok sömürülen en çok baskı altında tutulanlarınpartisidir. Şimdi soruyorum, bu suçlamayı getirenlere en çok kim sömürülüyor,en çok kimi ezdiniz, en çok kimi baskı altında tuttunuzsa onların partisidir.Tek başımıza kurtulamayız bütün Türkiyenin desteğini dayanışmasını almaksempatisini almak zorundayız. Hatta Mandela gibi bütün dünyanın desteğini almakzorundayız. Bu zor ve çetin mücadele bu mücadelenin içine girenler çok bilinçlihareket etmek zorundadır. Yetmiş yaşında altmış yaşında yaşlı insanımız bizebaktığı zaman bu harekette macera yok bunlar aklı başında gidiyorlar. Bunlarsağlıklı gidiyorlar. Bunların ayakları yerde akıllılar diye mademki onlardabizi kucaklarına alıp bağırlarına basıp bize sahip çıkmalılar çok önemveriyorum buna ve kurtuluşumuz için Zonguldak'ta direnen maden işçisine sahipçıkmak zorundayız. Duyarlı olmalıyız o mücadeleye Zonguldak maden işçisideduyarlı olmalıdır. Zonguldak'ta 45 bin işçiye söyledim, insan hakları ihlaledilen doğuda aç ve sefalet içerisinde olan insanlarımız grevlere sahip çıktığızaman başarılı olursunuz, bu grevlerden çok zam alabilirsiniz, busözleşmelerden çok zam alabilirsiniz. Bu cebinizden girer, enflasyonla öbürcebinizden çıkar. Ne zaman kurtulursunuz biliyormusunuz dedim, gerçekdemokrasiye kavuştuğunuz zaman kurtulabilirsiniz dedim. Gerçek demokrasiyekavuşabilmeniz için doğuda insan hakları ihlal edilen Kürt yurttaşlarımız içingrev yaptığımız için kavuşabilirsiniz. Onun için duyarlı olmak zorundasınız,grevlere sahip çıkmak zorundayız. Hapishanelerde onurunu korumak isteyengençlerimizi açlık grevi yapan gençlerimize sahip çıkmak zorundayız ve dünyanınneresinde olursa olsun haksızlığa uğrayan her insanın yanında yer almalıyız. Buparti diğer partilerden farklı olarak lider partisi değildir. Rozet partisi dedeğildir. Heryerde söylüyorum sayın Demirel Allah geçinden versin vefat ederseDYP ölür. Allah geçinden versin İnönü rahmetlik olursa SHP kristal gibi dağılırgider. Gene Allah geçinden versin Ecevit başına bir iş gelir vefat ederse DSPdiye birşey kalmaz. Türkeş vefat ederse MÇP kalmaz. Allah geçinden versin Hocavefat ederse RP'si kalmaz. Ama Halkın Emek Partisi Genel Başkanı Fehmi Işıklarölürse binlerce Fehmi Işıklar nöbete gelir, bayrağı alır, en yükseklereçıkarır. Böyle arkadaşlarımız var bizim, biz örgütüz, çağdaş bir partiyiz,rozete bağlı bir parti değiliz. Fenerbahçe, Galatasaray gibi futbol takımıtutan parti değiliz. Çağdaş ve en ileri partiyiz. Nasıl çağdaş partiyiz, bakınAvrupaya, bakın sosyalist ülkelere, halklar toplumlar ayağa kalkıyor.Antidemokratik olarak bulduğu diktatör olarak bulduğu yönetimleri, başkanlarıalaşağı ediyor. Kendi yönetimlerini oluşturuyorlar. Bizde çağdaş bir partiyizbizde insan haklan, özgürlükler, demokrasi yolunda mücadele veren en ilericibir partiyiz, çağa yakınız, bizim dışımızdaki düzen partileri aman bu düzen kurulmasındiye uğraşıyorlar. Hepsi gerici, istediği kadar solcuyum desinler, solcuyumdemekle solcu olunmaz. Bize diyorlarki aman solu bölmeyin, solu birleştirin,birleştik, bizim kimseyle birleşme niyetimiz yok. Biz halkımızıbirleştireceğiz. Dini inancı ne olursa olsun, mesebi (mezhebi) ne olursa olsun,kökeni ne olursa olsun, ezilen sömürülen yoksul olan halkımızı birleştirmeyekararlıyız. Halkımızın yanında yer almak isteyen, bütün siyasi kadrolarıhalkımızın yanına davet ediyoruz. Halkımızı içine sindirsinler, onunla birlikteolsunlar, onunla omuz omuza yürüsünler ve biz gene her yerde söylüyoruz, enbüyük düşmanımızı önce yenmek zorundayız. Bizim en büyük düşmanımız korkudur.Yıllardır bize verilen korkudur. Önce birleşeceğiz, güçleneceğiz, birbirimizesahip çıkacağız, korkuyu yeneceğiz. Burada beni dinleyen memurlar vardırAnkarada (anlaşılamamıştır) duyuyor söylüyorum. Halkın Emek Partisinden bir tekkişiye bile haksız uygulama yapılırsa, baskı yapılırsa hukuk dışı muameleyapılırsa o memurla uğraşacağız, o memurun ismini bütün örgütümüze duyuracağızasacağız, diyeceğiz ki bu halkımıza eziyet etmiştir, yasa dışı davranmıştır vebaşta genel başkan olarak bana ve bütün partimize yapılmış sayacağım. Her zamanhaklının yanında yer alacağız. Sevgili arkadaşlar birçok ilde, birçok bölgedeyolda giderken, yurttaşlarımıza onların duygularına tercüman olabilmek için buişareti yapıyoruz (zafer işareti) soruyorlar, bu nedir, bu bizim halkımızın buHalkın Emek Partisinin bu hepimizin zafer işaretidir. Zafer bizim olacaktır.Zafer özgürlüğün olacaktır. En kısa zamanda kavuşmak için bütün yurttaörgütlenecek, baskının zulmün üstüne üstüne gideceğiz, sömürünün üstünegidecek. Sizleri bu duyguyla ve sevgiyle selamlıyorum. Buraya gelemeyenyurttaşlarımıza sevgilerimi saygılarımı iletmenizi rica ediyorum. Hepinizvarolun, sağolun."
b)Halkın Emek Partisi Zeytinburnu (İstanbul) ilçe örgütünce 23.2.1992 tarihindedüzenlenen "Barış ve Özgürlük" toplantısındaki konuşması
"Değerli konuklar, basın emekçileri, (anlaşılamamış) hepinizi saygıyla sevgiyleselamlıyorum, Zeytinburnu deyince aklımıza Gazlıçeşme geliyor. Gazlıçeşmedeyince aklımıza (anlaşılamamış) işçileri geliyor, (anlaşılamamış) Zeytinburnudeyince akla devrimciler geliyor. Devrimciler merhaba bugün Türkiye'nin her yerindeemeği ile geçinen insan hakları ihlal edilen baskı altında kalan insanlargülerek, oynayarak, halay çekerek, baskı ve sömürü düzenine (anlaşılamamış)haksız bir savaş var ilçe başkanı söyledi, bu savaşta Ortadoğu halklarınınhiçbir çıkan Türkiye savaşa girmedi, savaşa girmediğimiz halde yüzbinlerce işçikapıdışarı atıldı, 5 milyona varan işsizlere yenileri katıldı. Birde savaşagirseydik, açlık ve sefalet (anlaşılamamış) bu düzen partileri (anlaşılamamış)Özal Cumhurbaşkanı olurdu, olmazdı, Özal Cumhurbaşkanı olursa indiririz,Çankayada elini sıkmayız (anlaşılamamış) şimdi demokrasiyi kurma iddiasındalar(anlaşılamamış) bugün demokrasimizin yanında en büyük sorun Kürt sorunudurözgür bir ortamda barışçı yollarla demokratik bir ortamda tartışmalı, güvenlikkurulunda tartışarak, biraz güvenlik konusunda, biraz (anlaşılamamış) halkıngörüşü alınmadan türkü söylesinler, şarkı söylesinler (anlaşılamamış) Kürtsorunu yukarıdan aşağıya dik teyet inerek çözülemez. Kürt sorununu Türklerçözecektir. Kürtlerle eşit ve kardeşçe omuz omuza çözeceklerdir. Halkın yokturbirbiriyle çelişkisi, alevi diye böldüler, şafıi diye böldüler, hanefi diyeböldüler, sünni diye böldüler (anlaşılamadı) Bu hareket bir başkaldırıldı(başkaldırıdır) bu başkaldırıya bu sese kulak vermek zorundadırlar. HEPkurulmadan önce ne din konusu, kültür konusu meydana gelmemiştir. Biz halkımızdilini konuşacak, türküsünü söyleyecek, takunyayı giyecek, kendi demokratikdeğerlere sahip çıkacak, kendi ülkesinde söz ve karar sahibi olacak, Konya'da,Antalya'da, Ankara'da, İzmir'de, Hamburg'da, Pitsburg'da, Londra'da HEP böylecoşkulu demokratik haklar için haykırıyorlar. Ancak barış ancak özgürlük ancakdemokrasi istiyorlar. Bir gün gelecek artık bağırmadan konuşacağız. Bir güngelecek çok güzel şeyler anlatacağız. Güleç yüzlü olacağız, eğer bugünbağırıyorsak, bugün suratımız asıksa (anlaşılamamış) inim inliyorda, onun içinateş düştüğü yeri yakar, gençlerimiz işsiz, çocuklarımız eğitimsiz, sağlıksız,hastahane kapılarında sürünüyor insanlarımız, bu nedenle her zaman biraz dahaasık suratlıyız, demokrasi diyorki, (anlaşılamamış) biraz özgür sayıldığımız buortamda bu geceden hapishanelerde insanlık onuru için mücadele verengençlerimizi selamlıyorum. HEP namuslu insanların emeği ile geçinen partisidir.Çeşitli yakıştırmalar yapıyorlar. Bölücü parti diyorlar. Gerçek bölücüler bizimpartiye bölücü parti diyor. Bu parti Kürtlerin partisi diyorlar. Bu partiaksilerin partisi diyorlar. Ben buradan her yerde ilan ettiğim gibi ilanediyorum. Bu parti ezilen, sömürülen baskı altında tutulanların partisidir. Buparti en çok kimin partisidir. En çok ezilen, en çok sömürülen, en çok baskıaltında tutulanların partisidir. Kimdir bunlar' Eğer bu devlet, eğer bu düzenpartileri hala bu partiye Kürt partisi, alevi partisi diyorlarsa demekkialevilerle, Kürtleri çok ezdiniz, çok sömürdünüz, çok baskı altında tuttunuz.Yine bize diyorlarki oylar boşa gitmesin, sol birleşsin, bugüne kadar sankioyları boşa gitmemişti, sanki oylar çok doluya gitmiş de şimdi oylar boşa gitmesindiyorlar, esas bundan sonra boşa gitmeyecek, bizim sol partilerle birleşmesorunumuz yok, böyle bir görevimiz yok bizim, açıkça ilan ediyorum,kadrolarınıza, taraftarlarınıza, Akbulut'a, bizim halkımızı birleştirme gibibir sorunumuz var. Edirneliyle, Hakkarili, hanefı ile şafiiyi, sünni ilealeviyi, Kürtle-Türkü omuz omuza birleştirip, demokrasi mücadelesi verme gibigörevimiz var. Halkımız birieşirse o zaman sol kadrolar da burada görevalırlar. Biz Pitsburg'da sorduk, Hamburg'da sorduk, sözler gibi insanlar daonlar, yurttaşlarımıza sorduk hani kestiği yenmezdi diye iteliyordunuz ya,birbirinizin gözünü çıkarıyordunuz ya, şimdi Almanyadasınız, kimin kestiğiniyiyorsunuz, varmı çıkar çelişkiniz, biz birbirimizin, biz inançlarımızın,kültürümüzün bir zenginliği olarak kabul ederiz, insanca yaşayacak bir kültürzenginliği olan değerler yaratacağız, dediğim zaman, herkes bu dediğimi başıylaonayladı. Demek bizim birbirimizle çelişkimiz yok dedi, yakında seçim var, bubizim fidan boylu Özal'ın ne yapacağı belli olmaz. Bu seçimde HEP'e ya insanhaklarına saygılı özgürlüklere saygılı, demokrasiyi kurma kararlılığı,koalisyon olacak, ya da bu değerlere sahip olmayan iktidar karşısında ciddi birmuhalefet olacağız, işçisiyle, köylüsüyle, memuru emeklisiyle, esnafıyla, hepbirlikte yavaş yavaş, sağlam ve kararlı adımlarla, iktidara yürüyeceğiz. Benböyle söylediğim zaman, daha yeni bir parti nasıl iktidar olur, falan diyorlar.
Bunlardanbakan, başbakan olurmu diyorlar. Yusuf Özal'dan olurda yetim Hüsnü'den olurda, bunlardanolmaz. Olur, olur, öyle bir olur ki (anlaşılamamış) generaller bizi suçluyordu,hapishaneden çıkar çıkmaz, halk bizi meclise gönderdi, demekki oluyormuş,saygılar sunuyorum. Sizlerle gurur duyuyorum."
c)Halkın Emek Partisi tarafından 21.3.1991 tarihinde İstanbul'da düzenlenen"Nevruz Şenlikleri"ndeki konuşması :
"Özgürlük,demokrasi ve barış uğruna yürümekten onur duyduğum tüm devrimci yurtseverilerici ve demokrat dostlarım, İşçi ve emekçi kardeşlerim, sevgili gençler vesaygıdeğer hanım yandaşlarım, bacılarım, sizlere en iyi dileklerimle sevgiyle,saygıyla selamlıyorum. Bugün 21 Mart anlamlı ve onurlu bir gün, bugün Nevruzyeni bir gün, yeni (anlaşılamamış) direniş, mücadele başkaldırı ve özgürlükhareketini yükseltme günüdür. Bugün zulme, sömürüye, baskıya başkaldırışınsembolleştiği Nevruz'dur. Bugün demirci Kava'nın zalim (anlaşılamamış) özgürlükmeş'alesini Kürt halkına emanet ettiği yer, gündür. Bugün Kürt halkınınözgürlük bayramıdır. Sömürüye ve sömürgeciliğe karşı olan bir (anlaşılamamış)gündür. Nevruzumuz. Kutlu olsun, Kürt Hiroşiması, Halepçe vahşetinin bir kezdaha lanetlendiği gündür. Bugün Halepçe (anlaşılamamış) ve bir daha Halepçeleryaşanmasın diye haykırıldığı gündür. Böylesine görkemli bir şekilde kutlamanınonurunu kutluyoruz. Selam olsun Kava'nın (anlaşılamamış) Kaya'lara meydanlarasevgili dostlarım Kürt halkının direnme onuru ve mücadele geleneği Nevruz'unkelime anlamı (anlaşılamamış) bu aynı zamanda ve şimdi özgürlük ve demokrasimücadelesini (anlaşılamamış) emekçi halklarımızın yanında onlarla omuz omuzahep barışa, hep demokrasiye, hep özgürlüğe doğru kararlı adımlarla yürüyoruz,(anlaşılamamış) çığ gibi büyüyor, örgütleniyor. Özgürlük, demokrasi vemeşrutiyet (meşruiyet) dönemleri için Cizre'de, Nusaybin'de, idil'de, Şırnak'da,Tatvan'da ve daha birçok yerde direnen halkımızın Zonguldak'da işçilerin, kamuçalışanlarının, emekçilerin, işçilerin, yoksul ve topraksız köylülerin(anlaşılamamış) bilim adamlarının aydınların, devrimcilerin, demokratların,direnişlerin, yurtseverlerin, yurttaşlık haklarının elinden alınan onurluinsanların (anlaşılamamış) kucaklıyorum, sarılıyorum. Nevruz Bayramında(anlaşılamamış) başkaldırı ve Kaya gibi birinin önderlik yapmasıdır. Nevruzunbaşlangıca halkın zalim hükümdarın baskısından kurtulma, aradan 2600 yılgeçsede kılıç ve kurşunla (anlaşılamamış) baskı, zulüm ve sömürü düzeniniayakta tutabilmek için bu ideolojinin şeytanları (anlaşılamamış) egemenlere,dün, bugünde Ankara'nın baskısında (anlaşılamamış) günüdür. Bugün özgürlük vedemokrasi tarihinde kınıyoruz ve özellikle 12 Eylül'ün taraflarına ve tüm(anlaşılamamış) insan haklarına karşı saygı istiyoruz. Demokrasi istiyoruz. Vehalkın yönetilmediği sömürü birliğine ve kamu işçiliğine dayalı, bir demokratikdüzen için mücadele veriyoruz. Ve halkın aradan kaldırıldığı ve halkın sevinçgözyaşları bu Kürt halkı için elbette kutsal bir bayramdır. Özgür, haklınınsömürünün birliği içinde yaşayan Kürt halkı bu bayramı, sevinç gözyaşlarıiçinde zafer ve özgürlük türkülerini haykırarak ve halay çekerek kutlamayıçoktan hak etmiştir. Halkla yazılı halkın halkla karşı direnişlerinin ürünüdür.Bu tür bayramları ancak halk ayakta tutabilir. Ve buna halk sahip çıkabilir.Diriliş halk gruplarının özlemi (anlaşılamamış) halkın sevinç gözyaşları ilebayramla Nevruz Bayramı bölgenin çeşitli bayramları var her çeşit bölgeyerağmen Nevruzu (anlaşılamamış) önümüzde özellikle Türkiye çapında sömürücü ve(anlaşılamamış) halkın devrimci meşalesini dile getiren (anlaşılamamış) güçlübir (anlaşılamamış) Kürt halkı her zaman maddi değerlere yazmış ve o ne kadarilginçtir, tüm demokrasi güçleri bu değerleri yaşatma müddeti içindedirler.Kürt halkının, yaşamında onunla dayanışma içinde Kürt halkı özgürlük uğrunahiçbir zaman vazgeçmemiş ve ancak ve ancak (anlaşılamamış) bu yüzden de bugünkügeleneklerine ve kutsal değerlerini hep ayakta tutmasını bilmiştir. Nevruz(anlaşılamamış) bu güzel günü ve anlamlı bayramı kutlamaya çalışıyoruz. İştesürekli kutlamak almış (anlaşılamamış) Bugün bu Kürt halkı başka anlamagetirirler de engellere (anlaşılamamış) şu veya Kürt bayramı deseler de Kürthalkına yağ çekiyorlar. 70 yıllık politikaları iflas ettiğini görüyorlar,iktidarın önemli olan aydası ve sürpriz çıkıştan hem iktidar partisinin büyükümidi hem de düzen partilerini allan bullak ediyor. Bugün mukaddes ve(anlaşılamamış) Kürt halkına uygulanan politikanın yanlışlığındanbahsediyorlar. Düne kadar yok denen Kürtlerle ilgili sahte nüfuskarşılaştırmaları yaparak akıl dışı, gerçek dışı, bilgiler üretiyorlar. Kürtkardeşliği de tartışılmaz ve vazgeçilmez haktır. Bu gece demokrasinin önündebirçok engeller duruyor. Sendikal hak ve özgürlükler, düşünce ve örgütlenmeözgürlükleri, demokratik hak ve özgürlükler (anlaşılamamış) herkes biliyor kidemokrasinin önünde en büyük engel Kürt sorunudur. Milli Güvenlik Kurulucoşkunuzu biliyorum ama genel başkan olduğum halde, Nevruz (anlaşılamamış)zaman tanıdı, onun için izin verinde konuşmamı tamamlıyayım. Kürt sorununuMilli Güvenlik Kurulu, hükümet, politikacı, gazeteci, sendikacı, tüccar, gemicidaha aydınlatılırsa Kürt, Çerkez, Türk, Arnavut, Fransız, İngiliz, hattasatılmış Kürt ne kadar kaldırabiliyorsa bunu ne kadar gerçeği söyleyenNevruz'un (anlaşılamamış) her Kürdün hakları vardır. Kürt halkı kaderini tayinhakkını kullanırken tekrar ediyorum. Kürt halkı kendi kaderini tayin etmehakkını kullanırken (anlaşılamamış) ben bu nedenle hoşnut değilim diyeceğim, buyüzden Birleşmiş Milletlerin de uluslararası şölenleri özünü oluşturanhalkların kendi kaderlerini tayin hakkına karşı çıkılması yerine, uluslararasıhukuka akla, gerçeğe insanlık onuruna aykırı olan uygulamalara ve burjuvaların(anlaşılamamış) ve çok iyi büinmeliki, Kürt sorunu demokratik platformdaözgürce tartışılmadan akla (anlaşılamamış) Türkiye'de gerçek bir demokrasidensöz edilemeyecek ve Kürt halkının bu anlamda (anlaşılamamış) baskı altındatutulmuş, onlar da halklar arasında eşit (anlaşılamamış) Türk ve Kürthalklarının (anlaşılamamış) bugün de bu kalabalık halkların evlenmesine rağmen,(anlaşılamamış) onun için yüksek sesle diyorum ki Türkiye'de demokrasi yoktur,çatlak sesler çıkıyor yılların şartlandırılmışlığı içinde çatlak sesçıkaranlara bu durumda seslenmek istiyorum. Korkmayın, yanlıştan vazgeçin dahamutlu, herkesin (anlaşılamamış) insan onurunu varedin yeter baskı zulüm vesömürüye dayalı hiçbir düzen uzun süre ayakta durmamıştır. Artık bu gerçeğigörün ve kabul edin. Dünyadaki gelişmeler nedeni ile hiçbir (anlaşılamamış)Türkiye'de böyle olmalıdır. Bu yüce toplum karşısında Birleşmiş Milletlereseslenmek istiyorum. Kürtlerin yaşadığı, Kürt halkının yürüttüğü mücadeleyesessiz kalınmamalıdır. En kısa zamanda Birleşmiş Milletler topluluğunda birKürt konferansı toplanmalıdır. Özellikle Irak'ta savaşan Kürt halkına Kızılayve Kızılhaç çerçevesinde gerek gıda ve tıbbi yardım yapılmalıdır,(anlaşılamamış) Dostların bugün yasak olmasına rağmen Halepçe katliamına kadarNevruz bayramını (anlaşılamamış) içinde kutluyoruz. Bugün de hep birlikte,yarında kutlama kararının ve daha kararlı ve daha (anlaşılamamış) burada genel başkanolarak şu huzurda söylemek istiyorum, gelecek Nevruz'u bütün Türkiye'deözellikle Diyarbakır'da bütün yurtta meydanlarda miting şeklinde kutlanmasınıpartim MKYK. öneriyorum, (anlaşılamamış) Yaşama hakkını dilerim ki büyük birgelecek mücadelesi karşısında, her türlü tavrı (anlaşılamamış) insan hakları,özgürlükleri, demokrasi mücadelesi olacaktır. Hep barışa, hep demokrasiye, hepözgürlüğe ilerlerken, Nevruz ateşiyle tutuşan (anlaşılamamış) özgürlükşölenlerinde burada olmayan yetkililere Çankaya'da oturana ve Ankara'daoturanlara bu Nevruz'da yapılan baskıların öldürülenlerin işkence görülenlerinhesabı sorulmalıdır. Selam olsun insanlık onuru, işkenceyi yenecek diyengençlere, selam olsun, selam olsun, işçiye, emekçiye, selam olsun sömürü baskı,zulme karşı duranlara selam olsun,"
d)Halkın Emek Partisi İzmir il örgütünce 22.3.1991 tarihinde düzenlenen eğlencegecesindeki konuşması :
"NevruzFrozbe, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinde omuz omuza yürümekten onurduyduğum tüm devrimci yurtsever ilerici ve demokrat dostlarım, işçi ve emekçikardeşlerim sevgili gençler ve saygıdeğer kadın yoldaşlarımız, bacılarım.Sizleri en iyi dileklerimle sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Benim konuşmabiçimim yazılı alışkanlığı içerisinde değil, hep sözlü konuşurum, ama bugünNevruz ve hepimiz anlamı aynı olduğu için onbeşbin kişiye İstanbul'da nesöyledi isem İzmir'de de onu söylemek istediğim için 24'de Diyarbekir'de,26'sında Mersin'de aynı şeyleri söylemek içki yazılı okuyacağım, Bugün 21 Martanlamlı ve onurlu bugün bugün Nevruz yeni bir günün, yeni bir umudun yıldönümüdeğil. Zulme karşı direniş, mücadele, başkaldırı ve Özgürlük talebininyükseldiği gündür. Bugün zulme, sömürüye, baskıya başkaldırışın sembolleştiğiNevruz'dur. Bugün demirci Kaya'nın (Kava'nın) zalimce ak saltanatının (zalimDehhak saltanatını) yerle bir ederek özgürlük ateşini Kürt halkına emanetettiği ikibinaltıyüz yıllık direniş geleneğinin bayraklaştığı bir gündür. BugünKürt halkının özgürlük bayramıdır. Bugün aynı zamanda sömürüye ve sömürgeciliğekarşı olan dil, din, milliyet ve renk farkı gözetmeden herkesin, mücadele vedayanışma azminin, bilenerek kenetlendiği anlamlı bir gündür. Nevruzumuz kutluolsun. Bugün Kürt Hiroşiması ve Halepçe vahşetini bir kez daha lanetlediğimizgündür, Halepçelerin hesabı sorulsun. Ve bir daha Halepçeler yaşanmasın, diyehaykırdığımız bir gündür. Biz bugün gözyaşı da dökeriz, bu gözyaşı sevinç veözgürlük gözyaşıdır. Ve biz şimdi bu anlamlı günün ve Nevruz'un ruhuyla, ırk,din, dil, milliyet farkı gözetmeden Nevruz'u kenetlenerek kutlayabilmiş olmanıncoşkusunu yaşıyoruz. Özgürlük, demokrasi ve barış güçleri olarak el ele veyığınsal ve kitlesel Nevruz'u böylesine görkemli bir şekilde kutlamanınsevincini yaşıyoruz. Selam olsun Kama'ların (Kava'ların) özgürlük ateşleriniçağ çağ dağlardan Avrupalara kırlara, ovalara, meydanlara taşıyanlara sevgilidostlarım, Kürt halkının direnme ruhunu mücadele geleneğim simgeleyen Nevruz'unkelime anlamı her ne kadar yeni bir gün olarak bilinmekte ise de bu aynızamanda yeniden doğuşu dile getirir. Ve şimdi Özgürlük ve demokrasi mücadelesiveren biz de yeniden doğuyor, kendimizi aşıyor, yeniliyor, zulme ve baskıyakarşı, mücadele azmimizi yükseltiyor, saflarımızı sıklaştırıyoruz. Emekçihalklarımızın yanında onlarla omuz omuza hep barışa, hep demokrasiye, hepözgürlüğe doğru kararlı adımlarla yürüyoruz. Hava sıcak izin verirsenizceketimi çıkarmak istiyorum. Ve halklar huzurunda baskaldıran ve halklar şimdiçığ gibi büyüyor, örgütleniyor. Özgürlük, demokrasi ve meşrutiyet (meşruiyet)mücadeleleri için Cizre'de, Nusaybin'de, Diyarbekir'de, İdil ve Şırnak'da,Tatvan'da ve daha birçok yerde halkımızın Zonguldak'ta işçileringecekondulardaki yoksulların yanında yürüyoruz. Sendikal haklar mücadelesi vekamu çalışanları emekçilerin, işçilerin ve yoksullar ve topraksız köylülerim,taban fiyatları, boğazı sıkılan üreticilerin sosyal ve güvenlikten yoksunfukara halkımızın cins ayırımı nedeniyle daha çok sömürülen ve baskı altındatutulan kadınlarımızın bilimsel araştırma yapma özgürlüğü kısıtlanan bilimadamlarının, düşünce, anlatım ve anlatım özgürlüğü zincirleri vurulanaydınların, zindanlarda tutsak tutulan devrimcilerin, demokratların,ilericilerin, yurtseverlerin, yurttaşlık haklan ellerinden alınan gururluinsanların şanına büyük bir azimle mücadele bayrağımızı yükseltiyoruz.Unutulmamalıdır ki Nevruz bayramının önemini arttırıp ona nitelik ve dirençkazandıran şey zulme karşı başkaldırıdır. Ve isyana karşı bir emekçininönderlik yapmasının aradan 2600 yıl geçse de kılık ve biçim değiştirse de vehaklar (Dehhaklar) bugün de vardır. Baskı, zulüm ve sömürü düzenini tutabilmekiçin resmi ideolojinin şeytanları akıl almaz dönemler (önlemler) fısıldıyor veegemenlere yol gösteriyor. Dün de bugün de haklarının (Dehhakların) baskısınave zulmüne karşı çıkma günüdür. 2603 yıl(dır) önce tutuşturulan onurun,direnişin, kıvılcımlarının bugün özgürlük ve demokrasi mücadelemize meşaleyakarak yürüyoruz. Ve özellikle 12 Eylül mihraklarına ve cümle zorbalara karşısaflarımızı sıklaştırıyoruz. İnsan haklarına karşı saygı istiyoruz, demokrasiistiyoruz ve halkların ezilmediği, gönül birliğine ve kamu eşitliğine dayalı,demokratik bir düzen için mücadele veriyoruz. Ve hakkın ortadan kaldırıldığı vehalkın sevinç gözyaşlarını tutamadığı o zahmet günü Kürt halkı için elbetteulusal bir bayramdır. Zulmün, baskının sömürünün binbir çeşidini yaşayan Kürthalkı bugün bu bayramı sevinç gözyaşları içinde zafer ve özgürlük türkülerihaykırarak ve halaylar çekerek kutlamayı çoktan haketmiştir. Halk bayramları halkınortak acı ve sevinçlerinin bir ürünüdür. Bu tür kavranılan bayramları ancakhalk yaratabilir ve ona halk sahip çıkabilir. Geniş halk yığınlarının istemi,dilek ve beklentileri, uyuşmayan bayramlar cılız kalır. Coşkusuzdur. Giderekunutulur ve yokolur. Bölgede çeşitli bayramlar her çeşit teşvik ve desteğerağmen Nevruz'un yerini dolduramaz. Halk Nevruzun devrimci ruhuna sahip çıkmışve onu ulusal özellikleriyle de şekillendirerek bugüne kadar rengarenk gelenekolarak yaşatmıştır. Günümüzde özellikle, Kürt edebiyatında sömürücü vesömürgeci güçlerin ne hakla (Dehhakla) özleştirildiğini ve kama (Kava)(anlaşılamamış) halkı devrimci mücadelesinin dile getiren güçlü bin imajınkullanıldığını görüyoruz. Bu halkımızın Nevruz içeriğine getirdiği anlamlı veyeni katkıdır. Kürt halkı Nevruz için her zaman kendi maddi ve manevidesteğini, değerlerini yaratmış ve onu yaşatmıştır. Tüm demokratik güçlerin debu değerlerin yaşatılabilmesi için ezilen Kürt balkıyla dayanışmada bulunmaktanonur duymuştur. Dostlarım. Kürt halkı özgürlük tutkusundan hiçbir zamanvazgeçmemiş, daima onu kıskanmış bir halktır. O yüzden de kültürünü,geleneklerini ve ulusal değerlerini hep ayakta tutmasını bilmiştir. Nevruznasılki Kürtlerin en eski dili (dini) zedustlu (Zerdüşt'ün) kutsal kitabıZameraska'da (Zendavesta), Firdevsi'nin Şehnamesinde, Ömer Hayyam'ınNevruznamesinde, Şeref kanın (Şerefhan'ın) Şerefnamesinde, Ahmedi Haninin(anlaşılamamış) nakış nakış işlenmişse o günlerden bu yana da Kürtaydınlarının, yazarlarının şairlerinin, ressam ve araştırmacılarınıneserlerinde yeni ve çağdaş örneklerinin çoğalarak günümüze kadar zenginleşerektaşınmıştır. Zorbalar ise bu güzel ve anlamlı bayramı unutturmaya çalışmış,sürekli kana boyamış, Nevruz Bayramını karartmaya çalışmışlardır. Bugün durumçok farklıdır. Başka anlamlar verseler de ve Ergenekon'a kadar gitseler de,Türk Bayramı deseler de el çırpıyorlar, coğrafî raporlarla Kürt halkına yağçekiyorlar. 70 yıllık inkarcı politikalarla resmi ideolojinin iflas ettiğinigörüyorlar, iktidarın dönemsel olarak faydacı ve sürpriz çıkışları her (hem)iktidar partisinin bir bölümünü hem de (bir) diğer düzen partilerini allakbullak ediyor. Bunun utangaç bir üslupla olsa da Kürt halkından uygulananpolitikalarıyla yanlışlığından söz ediyorlar. Düne kadar yok dedikleriKürtlerle ilgili sahte nüfus karşılaştırmaları yaparak akıl dışı, gerçek dışıve bilim dışı çözümler öneriyorlar. Şimdi buradan ve haklara kulağına birşeylerfısıldayan şeytanlara sesleniyorum. Kendi kaderini belirlemek her halk içinolduğu kadar, Kürt halkı için de tartışılmaz, vazgeçilmez bir haktır.Türkiye'de demokrasinin önünde birçok engel vardır. Sendikal hak veözgürlükler, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, demokratik hak ve özgürlükler,anlamındaki sınırlamalar bu engellerden bazılarıdır. Ama dost düşman biliyorkibugün Türkiye'de demokrasinin önünde en büyük engel Kürt sorunudur. Kürt sorunuMilli Güvenlik Kurulu, Hükümet, MİT, politikacı, sendikacı, tüccar, fabrikatördaha da ayrıntılaştırırsak, Türk, Çerkez, Fransız, İngiliz hattâ satılmış Kürtne kadar tartışabiliyorsa, bu tartışmaya ne kadar hakları varsa gerçeğisöyleyen bir aydının gerçek bir demokratın ve ben insanım diyen her Kürtün enaz o kadar hakkı vardır. Altını çizmek istediğim bir gerçek var. Burasınısessiz dinlemenizi istiyorum, çünki burada ne fazla acı, ne de bizicoşkulandıracak bir şey vardır. Bir gerçeğin altını çizmek ve ilan etmekistiyorum huzurlarınızda, Kürt halkı kendi kaderini tayin hakkını kullanırken,biraz sessiz olun, burada sessiz olalım. Kürt halkı kendi kaderini tayinhakkını kullanırken kuruluşunda benim de emeğim, harcında benim de gözyaşım vekanım olan bu devlet bana çok zulüm, bana çok baskı ve işkence yaptı, ben budevletten hoşnut değilim diyeceği düşünülüyorsa, Kürt halkı kendi kaderinitayin hakkını kullanırken, altını çiziyorum, harcında benim de gözyaşım, kanımvar dediğim bu devlet için bana çok zulüm yaptı, çok işkence yaptı, beni kanağlattı diyeceği düşünülüyor ve ona göre bir karar verileceği hesaplanıyorsa,Birleşmiş Milletler'in temel bir ilkesi olan uluslararası sözleşmelerin özünüoluşturan hakların kendi haklarını tayin etme hakkına Kürt halkı açısındankarşı çıkacaklarına bugüne kadar Kürt halkına baskı yapan, işkence yapan, zulümyapan politikalara ve devlet resmi ideolojisine karşı çıksınlar. Çok iyibilinmelidir ki, Kürt sorunu demokratik bir ortamda özgürce tartışılmadan,çağa, akla ve bilime uygun çözümlenmeden, Türkiye'de gerçek bir demokrasidensöz edilemeyecek ve Kürt (Türk) halkı da özgür olamayacak. Çünkü Türk halkı dabaskı altında tutulmuş, onlar da haklar (halklar) arasında eşit ve adil olmayanzora dayalı ilişkileri kabullenmeye zorlanmışlardır. Bugüne kadar köle-efendiilişkisinde Kürt ve Türk halklarına bu ilişkiler zorbaca dayatıldı. Bugün de buzorbalık halkların iradesine rağmen sürdürülüyor. Onun için de diyoruz kiTürkiye'de demokrasi yoktur. Bugünlerde de bu konularda aralanan kapı ve atılanadımlar olumlu işaretler verse de yetmiyor, yetmiyecektir. Devlet korosunda buişaretler nedeniyle çatlak sesler duyuluyor. Parti liderleri, düzen partiliderleri, düzenin parti liderleri, ilerici geçinen birçok yazar, çizeryılların şartlandırılmışlığı içinde tedirgin durumdalar, çatlak ses çıkaranlaratedirgin olanlara buradan sesleniyorum. Haksızsınız, yanlışsınız, bundan korkmayın,rahat olun, herkes sizin gibi insan olduğunu . . . (bant bitimi) Birçok yerdebu yıl Nevruz'da birçok gencimiz, birçok insanımız işkence gördü, tutuklandı veşehit edildiler, hiçkimse kuşku duymasın, bütün bunların hesabı birgün tekerteker sorulacak, faturaları ödettiriIecektir. Bu yıl İstanbul'da onbeşbin,burada üçbin ayakta duran insanlarımız var. Kusura bakmasınlar yerler salonlardar geliyor. Bu nedenle gelecek sene Merkez Karar Yönetim Kuruluna İstanbul'daönerdim, meydanlarda, mitinglerde Nevruz'u kutlamalayız. Gelecek sene Nevruz'daDiyarbakır'da buluşuyoruz. Bu yüce topluluk karşısında Birleşmiş Milletlere veonu oluşturan devletlere sesleniyorum. Kürtlerin yaşadığı tüm parçalarda, Kürthalkının yürüttüğü mücadele ve onun haklı isteklerine sessiz kalamazsınız.Çeşitli platformlarda öğrenildiği gibi en kısa zamanda Birleşmiş Milletlerkapsamında bir Kürt konferansı düzenlenmeli, adil uluslararası sözleşmelereuygun, demokratik bir çözüm bulunmalıdır. Özellikle Irak'ta faşist Saddam'akarşı savaşan Kürt halkına Kızılay, Kızılhaç çerçevesinde yardım kampanyasıaçılmalıdır. Orda ölümle karşı karşıya olan Kürt halkı da yalnız kalmamalıdır.Başbakana söyledim, biz bu göreve hazırız, yeterki topladığımız yardımları IrakKürt halkına yetiştirebilsinler, ulaştırabilsinler. Dostlarım, bütünyasaklamalara onca baskılara, zulme, soykırıma, Halepçe katliamına rağmenNevruz Bayramı canlı bir şekilde kutlanarak bugünlere gelindi. Bugün de hepbirlikte daha coşkulu, daha kararlı ve daha kitlesel olarak Nevruz'u görkemlişekilde kutluyoruz. Demokrasi güçlerinin dayanışmasını böyle örnekler çokçoğalarak yarınlara umutla koşuyoruz. Bahar mevsiminin başladığı bu dönemdehalkımız arasında canlı bir şekilde kutlanan Nevruz bitip tükenmez bir geleceğeolan inancın yeni ürünlerini veriyor. Yok olmak istemeyen bir halkın azamisevinci büyük bir geleceği kucaklayan mücadelesi karşısında her türlü zorbagücü yenecek insan hakları, demokrasi için mücadele veren bütün güçler veinsanlar mutlaka muzaffer olacaktır. Hep arşa, hep demokrasiye, özgürlüğeilerlerken, Nevruz ateşiyle tutuşan ateşimizi, halklarımızın bayramlarınınyasaklanmadığı, özgürlük şölenlerine başlan dik olarak el ele tutuşup halayçektiği günler için yükseltiyoruz. Çok kısaca bugün Nevruz günü arkadaşlarımında belirttiği gibi uluslararası değere sahip, evrensel değere sahip bu kısakonuşmalarda çok daha birşeyi partimiz için söylemek istiyorum. HEP'ne Kürtpartisi diyorlar. Elbette ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan ve zuîmeuğrayan bir halk, Kürtler bu partiye sahip çıkıyorsa HEP'e yalnız bundan onurduyacaktır. Ancak biz hiçbir partiye MHP'ye bile Kürt (Türk) partisi suçlamasıyapmadık. Bu haksız suçlamadır. Biz uluslararası tüm insanlara eşit bakıyoruz.Biz HEP olarak baskı, zulüm ve sömürüye uğrayanların partisiyiz. Ençok kiminpartisiyiz' Ençok baskıya, ençok zulme, ençok sömürüye uğrayanların partisiyiz.Bütün bu dediklerimize rağmen Kürtlerin partisi diyorlarsa, demek en çok onuezmişler, en çok onu sömürmüşler, ençok ona zulmetmişler. Selam olsun insanlıkonuruyla işkenceyi yenene, yenecek diyenlere, selam olsun İsmail Beşikçilereselam olsun sömürü, baskı ve zulme uğrayanlara, zulme karşı duranlara selamolsun."
e)Halkın Emek Partisi Siirt il örgütünce 26.3.1991 tarihinde düzenlenen toplantıdakikonuşması :
"...Şimdi konuşmamın sessizce dinlenmesi yere geldi. Sayın Başbakan diyor ki, butopraklarda Türküm diyen yaşar, ben de burada biliyorum bu sözü yuhluyorsunuz,Başbakana yuh çekmek aklımızdan geçmez, o bir parti başkanı, ben de buradan diyorumki sayın Başbakan bu ülkede Kürtlerden onur duyan yirmimilyon insan yaşıyor.Sayın Özal Amerika'da Bush'la görüşüyor. Ne oyunlar tezgahlıyor bilmiyorum,inşallah sağsalim memleketimize gelir. O da diyor ki bağımsız Kürte hayırdiyor. Bak okumakta bile güçlük çekiyorum, buradan Özal'a sesleniyorum. O fidanboylu Çankaya'daki Özal'a Kürtler bağımlı ve köle olmak istemiyorlar, bunuböylece bilin. Sayın Ecevit diyorki, önce bir partililer, bu partililer varsaorada onlardan özür diliyorum ve hepimiz bir yerlerden geldik. Sayın Ecevitdiyorki bu ülkede Kürt sorunu yoktur, yoksa neyi konuşuyorsun o zaman, o zamanyoksa niye niye konuşuyorsun, olmayan şey konuşulurmu. Oysa bu ülkededemokrasinin önünde birçok engel var. Sendikal hak ve özgürlükler kısıtlanmış,düşünce ve örgütlenme özgürlüğü yok, bunların hepsi demokrasinin önündeengeldir. Ama dost düşman bütün dünya alem biliyor ki demokrasinin önündeki enbüyük engel Kürt sorunudur. Kürt sorunu çözülmeden Kürt çözülmeden Türk halkıda özgür olmayacak. Türkiye'de demokrasiden söz edilmeyecektir. Hepiniztelevizyonda izliyorsunuz, yakışıklı parti liderlerini, hepsi birbirindengüzel, hepsi birbirinden yakışıklı sözler ediyorlar. Bu ülkede sorunları bizçözeriz diyorlar. Kimdir bunlar, sayın Demirel onbeş yıl Başbakanlık yaptı,niye çözemedi. Sayın İnönü sülalece bu ülkeyi yönetti, devlet çocuğu olarakdoğdu, niye çözemediler, Sayın Ecevit Başbakanlık yaptı, sayın Türkeş BaşbakanYardımcılığı yaptı, sayın Erbakan Başbakan Yardımcılığı yaptı . . .(anlaşılamadı) bunlar düzeltemediler, bunlar düzen partileri, yetmiş yıldırrenk (red) ve inkar politikası izleyen devletin resmi (anlaşılamadı) tutsakolan partilerdir. Her yerde söylüyorum. Alın elinize büyük bir süpürge düzenpartilerini bu bölgeden süpürün atın. Sayın Ecevit Allah gecinden versin,hakkın rahmetine kavuşursa onun da partisi dağılır. Türkeş'de öğle, Erbakan'daöğle, ama Fehmi Işıklar ölürse binlerce Fehmi Işıklar var. Daha yepyeni birpartiyiz. Bize çeşitli yakıştırmalar yapıyorlar. Bu parti Kürtlerin partisi, buparti falanların partisi diye, buradan Kürt, Arap, Çerkez, Arnavut, Pomakherkese sesleniyorum. Bu parti ezilen, sömürülen, baskı altında tutulanlarınpartisidir. Bu parti, bu parti ençok kimin partisidir (dinleyicilerden sloganla"Kürtlerin" diye bağırması). Bu parti ençok ezilen, sömürülen, ençokbaskı altında tutulanların partisidir. Şimdi ben buradan soruyorum devlete,düzen partilerine, kim çok eziliyor ve kim çok sömürülüyor, eğer Kürtlereziliyor diyorlarsa suçlarını itiraf ediyorlar ve biz Kürtlerin de partisiolmaktan onur duyuyoruz. Arkadaşlar taktim edildiği, ettiği zaman böyle birtelaşa düşüyorlar. Urfalıyım de diyorlar, başkanım diyorlar. Ben Urfalıyım amabeni seçen demokrat Bursalılara huzurunuzda teşekkür ediyorum . . . (anlaşılamadı)Ama Kaya'lar çoğalıyor, Örgütleniyor ve Kayanın tutuşturduğu özgürlük ateşinibugün daha yükseklere ülkenin her yerine yaymak istiyorlar. Halkın EmekPartisine geldi diye Halkın Emek Partisi niye bazı insanlara baskı yapılıyor.Buraya partiye gelip gidenlere haksızlıklar, haksızlığa uğradı diye yakınlarıaçlık grevi yapanlara geçmiş olsun demeye gelenlere baskı yapıldığını duyduk.Sevgili memurlar, geçiminiz, ücretiniz, siyasi iktidarın iki dudağının arasındabiz sizin de haklarınızı savunuyoruz, sizin de insanca yaşamanızı istiyoruz veMeclistede her-yerde memurların sıkıntısını dile getiriyoruz. Halkın EmekPartisi, emeğiyle geçinen insanların dostudur. Sakın olaki bundan sonra hukukdışı, yasa dışı, insanlık dışı bir davranışta bulunmayın. Eğer böyle birdurumlar olursa mecliste bakanlıklarda gereğini yapacağız. Yap diyenler böyle,yap diyenler böyle bir uygulama yap diyenler sahip çıkmaz size, uzun süre sahipçıkmaz ve öğle yapanların ismini illerimizde, ilçelerimizde, duvara asacağız,her yerde tanıtacağız, çocukları bile onların zarar görür, artık eskisi gibiSiirt'te baskı yapıp, yasa dışı, hukuk dışı davranıp elbette rahat gitmekmümkün olmayacak. Halkın Emek Partisi Edirnede de il binasını açtı. Bursada da,Konyada da, Mersinde de, Hatayda da, sokakta (anlaşılamamış) Sevgiliyurttaşlarım kendi ülkemizde, daha karnı tok gezmek istiyoruz. Refahınyaygınlaşmasını, kimsenin ele güne muhtaç olmamasını, emeklisiyle, memuruyla,köylüsüyle, esnafıyla, genciyle çocuğuyla inim inim inleyen kadınıyla hepimiz daharahat yaşamak istiyoruz. Çağımız değişti artık. Bu çağa ayak uydurmakzorundadır. Hep birlikte düşünmek zorundayız. Bu topraklar bereketli, buinsanlar çalışkan, peki bu yoksulluk, bu sefalet bu açlık niye, çağ çağ yıllarboyu devam ediyor ve inim inim inleniyor. Çünkü, onlar halk yerine bir avuççıkarcıyı düşünürler. Bugüne kadar uygulanan politikalar buydu. Artık budeğişmelidir, bunu değiştirmek için Halkın Emek Partisi elinden geleni yapacakbu önümüzdeki seçim. Hani oylarımız boşa gitmesin diyenlerimiz olur, buönümüzdeki seçim koalisyon var. Halkın Emek Partisi ya böyle bir koalisyonunbir ortağı olacak ya da bir şer hükümete karşı halkı, halkın cephesini ve onunsafını tutacak, onun muhalefetini oluşturacağız. Buradaki vali beni tanır. Beniuzun yıllardan beri tanır (anlaşılamadı) milletvekilimize göndereceğiz, imkanbulursam ben de uğrayıp bir merhaba diyeceğim. Ben 12 Eylül'de özellikleişkencenin, zulmün ağırını yaşadım. Bir böbreğimi kaybettim, dört yıl hapisyattım, idamla yargılandım. Ama ben şimdi meydanlarda bu 12 Eylül'de(anlaşılamadı) meydanlardayım. Halkın yanındayım ve milletvekiliyim. Allanınizniyle daha çok olacağız. Vali bilmeli bunu ve valiler bilmez ve emniyetmüdürleri idamla yargılanan dört yıl yatan milletvekili oluyorsa, bunuyapıyorsa bizi hükümetede getirir. Siirt'te huzurunuzda buradan zulüm vesömürüye karşı mücadele verenleri selamlıyorum. Selam olsun, selam olsunişkence, insanlık uğruna işkence, işkence (anlaşılamadı) cezaevindeki dostlar,selam olsun alın teri döküp de buraya gelemeyen yüce halkıma, selam olsunİsmail Beşikçilere selam olsun Nevruz ateşini yükseltenlere, Nevruz ateşiniyükseltelim, biraz sonra aranızdan ayrılacağım ve siz dağılacaksınız,karışılmayınca hiçbir şey olmadığını görüyorlar, hep görüyoruz. Adı Nevruze duka krelle"
f)Halkın Emek Partisi Şişli (İstanbul) ilçe örgütünce 8.5.1991 tarihindedüzenlenen "Dersim Gecesi"ndeki konuşması :
"Değerlidostlar, sayıları gittikçe artan bize güç katan değerli dostlarım, HEPmensupları, değerli mücadele arkadaşlarım, hepinizi partim adına sevgiyle,saygıyla selamlıyorum. Aslında bu toplantılarda bulunup, konuşup, tavır almakçok hoş değil ama bir araya gelmiş iken merak edilen, ilgi duyulan konulardakısa birşeyler söylemek gerekiyor. Örneğin bir yanım DİSK olduğu için birçokarkadaşım DİSK'i ne yapacaksınız, DİSK'i teslim alacakmıyız, diye soruyordu.Biliyorsunuz bir dönemin Türkiye işçi sınıfının temsilcisi, mücadelecisi veTürkiye'nin delikanlısı olan DİSK'i teslim alacağız, yaşatacağız. Onu birazdaha güçlendireceğiz. Buna cezaevi koşullarında bile devletin gücü yetmedi.Halkın Emek Partisi henüz bir yılını doldurmadı.
Bugünilan ettik seçim 9 Haziran'da büyük kongremizi yapacağız. Birçok arkadaşımmilletvekili ve yöneticiler bu kongre ile ilgili ülke çapında il il, ilçe ilçeörgütümüzü dolaşıyorlar. Bu nedenle aramızda değiller. Kısa süre önce kurulanpartimiz seçim hakkım elde etmiş ve kurultayla birlikte yapılacak ilk seçimehazır hale getirilmiştir. Buna halkımızın büyük katkısı olmuştur. Çok yenipartiyiz ama iddialı partiyiz. Diyoruz ki, önce insanı insanlaştıracağız. Buinsan korucu da olsa, rüşvet yeyici de olsa, satılmış Kürt de olsa onuinsanlaştıracağız diyoruz çünki doğayı doğallaştıracağız. Dünyamızı ülkemizi,yaşanır hale getireceğiz. Üç toplumu sivilleştireceğiz. Militarist toplumyapısını sivil toplum yapısına dönüştüreceğiz ve her alanda toplumuörgütlendirecek, dört devleti demokratikleştirecek bunlar elbette kolay değil,bunların tümünü demokrasi olarak veriyoruz ve diyoruz ki Türkiye'de demokrasininönünde en büyük engel Kürt sorunudur. Bu çözülmeden Türkiye'de demokrasiden sözedilemez. Anti terör yasası çıkarıldığı zamanlar Meclis'de ifade ettim. Antiterör yasasının temel amacı devlet terörünü resmileştirmek, pekiştirmek vekurumlaştırmaktır. Anti terör yasasının sekizinci maddesi konuşulmadan açıkçaama Meclis'de açıkça ifade ettim. Kürt halkı için, onun demokratik mücadelesiiçin getirilmiş, anti-demokratik ürün. (Bant değişimi) Her halkın olduğu kadarNevruz gecesinde belirttiğim gibi her halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır.Bu hak bugün en çok Kürt halkı için geçerlidir. Biz Türkiye'de Kürt halkıözgürlüğe kavuşmadığı sürece, biz Kürt (Türk) halkını (halkının) özgürolmayacağını biliyoruz ve halkların gönüllü birliğine dayalı, tam eşitliğe vekardeşliğe dayalı bir demokratik düzenin kararlı savunucusu olacağız,mücadelecisi olacağız. Sevgili dostlarım, buradan Adıyaman'a, Malatya'ya,Elazığ'a gideceğim. Orada da kongreler olacak, geceler olacak. BizSosyaldemokrat Halkçı Parti iken bir espiriyle bunu ifade etmiştim. AramızdaSHP'li dostlarımız var. Onlar bizim kanımız, kollarımız, onlar tabii ki busafta olacak. ANAP'larda bu safta olacak, yurtseverde demokratta onlar daburaya gelecek. Doğru Yolcular'da bu safta olacak, buraya gelecek. Onlara dedimki büyük patronlara, sermayeye egemenlere göz kırptığınız için, sosyal yanınızbitti. Halkçı parti olarak kaldınız, pardon demokrat halkçı parti. Yedi tanemilletvekili Paris'te Kürt gitti diye ihraç ettiniz. Demokrat yanınız gitti,kaldı Halkçı Parti, şimdi halk akın akın SHP'den kopuyor. Halk da gitti, geriyeparti kaldı. Şimdi tüm partiler demokrasi mücadelesi verilemez durumda.Verilemeyecektir. O nedenle gücümüz ağır olduğunu yolumuzun uzun olduğunubiliyorum. Bu partide demişlerdi ki bir kurultayda nasıl oluyorda dört tanedelege getirmek durumunda olan bu ülkede 99 tane Tunceli'n' delege ile temsilediliyor. O kurultayda not tutmuşlar. 99 Dersim'li delege varmış, Dersim'li birarkadaş dedi ki, bu kadar sürmeseydiniz, bu kadar ölçüp doğra-masaydınız 99değil, dört delegeyle gelirdik. Şimdi İstanbul'da Dersimliler, Dersim'ledayanışma içerisinde, onlarla omuz omuzalar. İşte metropolle Dersim arasındaböylece dialog kuruluyor. Bu birliği güçlendirecek ve oluşturacak, bu geceyeemeği geçen değerli yöneticilerimize, değerli dostlarımıza, bu geceye omuzveren, dayanışma gösteren siz değerli kardeşlerimize teşekkür ediyor. Hepinizisaygıyla selamlıyorum.
g)Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Örgütü Başkanı Vedat Aydın'ın 10.7.1991tarihinde yapılan cenaze törenindeki konuşması :
"Buraya,buraya Diyarbekir'e . . . (anlaşılamadı) 21 Mart'ında Nevruz'u kutlamak içingelecektim. Ne yazık ki, ne yazık ki faşist katiller tarafından öldürülen şehitedilen Vedat Aydın gibi yürekli bir dostumun cenaze töreninde konuşmak üzeregeldim. Dünyanın, dünyanın ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen değerlibasın emekçileri, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin değerli milletvekilleri,Doğru Yol Partisi'nin değerli milletvekilleri, Refah Partisi'nin değerlimilletvekilleri, İnsan Hakları Derneği'nin değerli temsilcileri, sevgili işçive memur sendikacıları, sevgili meslekte . . . (anlaşılamamış) yöneticileri,sevgili Diyarbekirliler, Devrimciler, demokratlar, hepinizi saygıylaselamlıyorum. Bazı bazı merkezlerde . . . (anlaşılamamış) önce sessizdinleyeceğiz. Bazı yerleri, bazı noktalarda ve kavşaklarda insanlarımızı bualana bırakmayan görevlileri uyarıyorum. Bırakmazsanız gitmeyeceğiz. Önce HEP .. . (anlaşılamamış) başkanımız Mustafa Özer'in arabasına bomba kondu, sonraayın beşinde Vedat Aydın gece yarısı evinden alındı, telsizli, bellerindeçıplak silahla görevliler tarafından evden alındı. Üç gün beş gün uğraştık.Dünya kamuoyuna sesleniyorum. Sessiz dinleyin, olayı anlatmak zorundayız.Burada deşarj olmak için toplanmadık. Bir cenaze töreni ile işimiz bitmiyor. Üçgün uğraştık. Bölge Valisi, Emniyet Müdürü, içişleri Bakanı hiçbirisi yerinibilmiyoruz dedi. Daha sonra, daha sonra iki gün sonra Gaziantep İlbaşkanımızdan telefon aldım. Gece üçte ona da polis görevlisiyim diyenlerolmuş, çık emniyete kadar gideceğiz demiş. Vedat Aydın'dan dolayı çıkmamasınısöyledik. Teslim olmadı, çıkmadı ve şimdi aramızda yaşamını sürdürüyor. Buradanbütün Türkiye halkımıza, devlete ve dünya kamuoyuna ilan ediyoruz, hiç biryurttaşımız, hiç bir insanımız, hiç bir HEP'li hiç bir görevlisi geç saatlerdeuygun olmayan zamanlarda kimliğine güvenmediği bir ortamda hiç kimsenindavetine katılmasın, gerekirse evinde . . . (anlaşılamamış) evinde ölsün.Buradan devlet yetkililerine, Bölge Valisine, içişleri Bakanına, Başbakana,Cumhurbaşkanına sesleniyoruz. Buradan hükümete sesleniyoruz. Televizyonaçıksınlar, televizyona çıksınlar, bu benim dediğimi onlar da ifade etsinler,desinler ki, sizden özür diliyoruz, sizden özür diliyoruz. Bundan sonra, bundansonra gece vakti kapınız çalınmayacak, çalarlarsa gitmeyin desinler. Bukatliamların amacı kitleleri sindirmek ve katiller görüyorsunuz, kitle sinmemişbu katliamla iki tane devlet ortaya çıktı. Birisi açık devlet, biri gizlidevlet, gizli devlet burada görev yapıyor. Bu katliamla bir şey daha ortayaçıktı. O da Kürt sorununu halen zorla, baskıyla, kurşunla, süngüyle, işkenceyleçözeceklerini sanıyorlar. Bu katliamla susacaksınız, sizlere susacaksınız.Yabancı televizyonlar çekiyor bizleri, durumu anlasınlar, bu katliamla önceKürt partisi diyerek Halkın Emekçi Partisini sınırlamak isteyenler. Şimdi deterörist olarak sınırlamak istiyorlar. Ben buradan ilan ediyorum. Bukatliamlarla gerçek terörist devlettir. Her yerde ilan ettim. Diyarbakır'da da ilanettim. HEP ezilen sömürülen, baskı altında tutulanların partisidir. Eğer çokezilen, sömürülen, baskı altında tutulan Kürt halkı ise, onların partisiolmaktan şeref duyarız. Kürt sorununu HEP barışçı yollarla çözmeyi öneriyor.İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre çözüm öneriyor. Türkiye'de ilk önceinkardan vazgeçecekler. Türkiye'de Kürt halkı vardır ve her halk ne kadar kendikaderim tayin hakkına sahipse Kürt ... (anlaşılamamış) kendi yurdumuzda dahaözgür yaşamak için, kendi yurdumuzda daha uygar yaşamak için mücadeleveriyoruz. Halkımız her gün biraz daha büyük kitlelerle bu mücadeleyekatılıyorlar. Her gün biraz daha güçleniyoruz. Önceleri tek tek baskı altınaalman insanlarımız gücünü birleştirerek, dayanışmasını pekiştirerek, baskılarıuzaklaştırmayı amaçlıyor. Bu ülkede verdiğimiz vergiyle maaş alan insanlarımız,verdiğimiz vergiyle alınan kurşunlanıl, bize sıkmaya hakkı yoktur. Şimdihepimizin dostu, mücadele arkadaşımız, yoldaşımız Vedat Aydın'a son görevimiziyaptık. Bu olaylar olmasaydı, Aydınlar köyüne gidip ailesine bugün başsağlığıdileyecek, geleneklerimize uygun biçimde törenimizi, taziyemizi tamamlamışolacaktık. Ama şimdi vakit geçti. Bizim programımızın dışına taşıldı, zamanolarak. Bu görevimizi yarına ertelemek durumundayız. Bizi biraz dahaDiyarbakır'da, bir biraz daha Diyarbekir'de kalacağız. Bölge Vahşiyle telefondagörüştüm, izin verildi. Ben konuşuyorum, demiş diyorum, budur demiyorum, demişdiyorum. Emniyet Müdürü ile görüştüm. O da yok dedi. Ben hemen inandım. Banasöylüyorsunuz. Bakacağız. Bu tür olayların partimizi güç duruma düşürmek içinbizi hem vurun hem de terörist örgüt olarak göstermek için Türkiye kamuoyuna butür olaylar oluyor. Biz buna izin vermiyeceğiz. Biz bu oyunu bozacağız. Çünkionlar biziz. Biz yasal mücadele veriyoruz. Biz meşruiyet mücadelesi veriyoruz.Yasaların meşruiyet çizgisine, meşruiyet çizgimizde yasaları oturtmakistiyoruz. O bakımdan bizi oyuna getirmek isteyenleri fırsat vermemekdurumundayız. Şimdi yarına ertelediğimiz taziyeyi partide duyuracağız.Saatiyle, ama bir programımız var ki o ertelenmeyecek, yarın onbirde partimeclisimiz, il başkanları ortak toplanacak, hem bugünkü olayı, hem bundan sonragelişecek olayı değerlendirecek ve ortak bir karar alıp, uygulamaya koyacağız.Ondan sonra taziyeye gideceğiz şimdi buradan."
h)Halkın Emek Partisi Bursa İl Örgütünce 7.9.1991 tarihinde düzenlenen eğlencegecesindeki konuşması :
"Çokdeğerli Bursalılar, Bursayı da ekmeği kadar paylaşan değerli hemşehrilerim,değerli demokratlar, yurtseverler, devrimciler, gençler, çok saygıdeğerhanımefendiler, bacılarım, hepinizi saygıyla selamlarım. Dünyada çok güzelolaylar gelişirken, demokrasi konusunda önemli adımlar atılırken, halklar kendikaderini tayin etmek isterken, özgürlük yolunda önemli ölçüde yol alırken,toplumlar kendi ülkelerinde söz ve karar sahibi olmak için panzerlerin,tankların üzerinde yürürken ve başarı elde ederken, ne yazık ki Türkiye'de buanlamda esen güzel rüzgarlardan henüz yeteri kadar etkilenmiş değiliz. Ülkedehalen insan hakları özgürlük ve demokrasi için çok önemli bedeller ödüyoruz.Seçim atmosferine girdik. Şimdi Türkiye'de yurttaşlarımız sandık başınagidecek, kendilerini yöneten insanlarını seçecekler. Bu noktaya nasıl gelindi'Adil olmayan bir seçim yasasıyla, kimilerine göre baskın seçim yasasıyla bugünenasıl gelindi' Adil olmayan bir seçim yasasıyla yapılan bir seçimle huzur veistikrar gerçekten sağlanabilirini' Bu seçim yasasıyla Halkın Emek Partisi, biriki diğer parti seçim dışı bırakıldı. Amaç, Halkın Emek Partisi'nin seçimdışına itmek, parlamento dışına itmektir. Her yerde demokrasiyi savunduklarınıtekrarlayan ve televizyonda sürekli demokrasiden söz edenler, bu baskın secimyasası, parlamentoda görüşülürken, ne yazık ki Halkın Emek Partisi'ni seçimdışında tutabilmek için her türlü gayreti sarf ettiler. Daha bu yasagörüşülmeden eğer basında izleyebildiysek, İl başkanlarımıza, ilyöneticilerimize yönelik yoğun saldırılar oldu. Diğer partilerin yöneticilerirahat rahat siyasi faaliyetlerini yürütürken, Halkın Emek Partisi yöneticileriişkence görüyor, kurşunlanıyor, katlediliyorlardı. Sonra sınır ötesi birharekatla, kahraman olduğunu sanan Mesut Yılmaz, Kıbrıs fatihi sayın Ecevit'ebenzer bir başarıyı elde edebileceğini sanarak, 13 ay evvel seçim yasasınıgündeme getirdi. Amaç belliydi, amaç yükselen Kürt halkının mücadelesinibastırmak, özgürlük ve demokrasi için Kürt halkının verdiği mücadeleyle işçisınıfının güçlenen mücadelesinin birleşmesini engel olmaktı. Çünkü biz en sonnoktaya kadar direnen işçilerin (bu sırada seyirciler tarafından Kürtçe olarak"Biji Partiya Karkeren Kürdistan" sloganı atılmış) slogan yok lütfen,konuşurken slogan atmayınız. Bu iki mücadelenin birleşmesinden demokrasiçıkacaktır. Türkiye'de demokrasiyi yerleştirmede çok önemli görev yapacaktır veülkede artık dünyada tartışılmayan insan haklarına saygıyı, özgürlükleresaygıyı yerleştirmiş olacaktır. Bu koşullarda seçime girmemiz engellendi.Gazetelde (gazetelerde) yazıldığına göre bir bakan HEP'in televizyondanyapacağı konuşmadan kaygı duydum diyor. Eğer biz televizyonda konuşmuşolsaydık, on dakika başında, on dakika sonunda konuşacaktık. Fehmi Işıklar'ın20 dakikalık konuşmasından korkan iktidar, hiçbir zaman ayakta duramayacaktır.Amaçları sömürüye devam, öbür anlamı da tasfiyeyi kalıcı kılmaktır. Biz kendiyurdumuzda haklarımızı alabilmek, alınterimizin hakkını alabilmek, kendiyolumuzda insanca ve özgür olarak yaşamak istiyoruz. Bu aşamada bizi seçimesokmayanların amaçlan boşa çıksın diye bir arayışa girdik. Önce bağımsızadaylarla bütün ülkede seçime girebilirmiyiz diye bir tartışmaya girdik. Ya dakoşulları uygun bir partiyle ortaklaşa bir seçime girebilirmiyiz diye düşündük.Çok yönünü düşündük. Halkımızın sonuç alması gerekliydi. Halkımızın üstündekibaskının biraz olsun kalkması ve rahatlaması gerekiyordu. Partimize gelenbaskıların, saldırıların belli ölçüde durması gerekiyordu. Daha sayamadığınıbirçok nedenlerden dolayı ortak birlikte tavır alabiliriz diye seçimlerdebirlikte tavır alabiliriz diye, Sosyaldemokrat Halkçı Parti ile ortaklaşaseçime girmeyi uygun bulduk, arkadaşlarıma şunu söyledim, ben bu partinin genelbaşkanıyım, benim aday olmama hakkımı lütfen bana teslim ediniz. Ancak nearkadaşlarım, ne de birlikte hareket edeceğimiz parti şimdilik ikna olmuşdeğil. Biz milletvekili olmadan, dokunulmazlık gibi sahte bir zırha, sahte birmaskeye bürünmeden de mücadele edenlerdeniz. Bunu DİSK'de ispatlamıştık. DiSKGenel Sekreteriyken ben(im) dokunulmazlığım yoktu. Benim dokunulmazlığım, işçisınıfının desteğiydi. Bugün de dokunulmazlığımızın asıl kaynağı halkımızdır.Çünkü gördük ki Diyarbekir'de dokunulmazlığımız olduğu halde, milletvekillerive genel başkanları dövülebiliyor ve bu dokunulmazlığın sahte olduğunu gördük.Şimdi bizim dövülmemizle sadece biz dayak yedik. Ayıp değil dayak yemek,işkence gördük, ama birşey aydınlandı. Diyarbakır'da milletvekilleridövülebiliyorsa, halkın ne kadar inim inim inlediği, ne ölçüde baskı altındatutulduğu bütün dünya tarafından görüldü. Ben buradan o baskı ve zulme karşıduran halkımızı yürekten selamlıyorum. Sevgili dostlar, şimdi buradaSosyaldemokrat Halkçı Parti delegelerine, üyelerine ve yöneticilerine seslenmekistiyorum ve bütün partilere de seslenmek istiyorum. Biz en son karan, disipliniçinde uygulamak zorunda olan bir partiyiz, içimize sinmese bile partimiz bukaran vermişse hep birlikte uyacağız o karan, ama bu birleşme değildir. Bu SHPile HEP'in birleşme karan değildir. O karan halkımız verecektir. Şimdi SHPyöneticilerine, üyelerine ve delegelerine sesleniyorum. Özellikle Bursa'dalistelerini dürüst, namuslu, adam gibi adaylarla bezemedikçe halkımız kolaykolay destek vermez. Dürüst olacak, demokrat olacak, insan haklarına saygılıolacak, özgürlükler için mücadele verecek, grevdeki işçilerin yanında saftutacak, ezilen insanların yanında yer alacak, böyle insanları seçiniz. Yerliyabancı düşünmeyiniz. Biz ne Bursa'lı, ne Urfa'lı ne Trabzon'la ne Trakya'lıheryeri kendimizin biliyoruz. Yeterki insan olsunlar. Bu güzel şölende aslındadeğerli sanatçılardan türkü dinleyeceksiniz, müzik dinleyeceksiniz, folklorizleyeceksiniz, uzun zamanınızı almak istemiyorum. Benim konuşmalarımı zahtenbiliyorsunuz. Daha çok konuşacağız meydanlarda, onlar ne kadar yasaklasa da,onlar televizyonu ne kadar kapatsalar da, bizi yaşadığımız sürece halkımızdankucaklaşmaktan, onunla konuşmaktan ve tanışmaktan alıkoyamayacaklarıdır. HalkınEmek Partisinin birgün özgür bir seçimde gücünü göstereceğine inanıyoruz. Amabu seçimde özellikle bizim adaylarımızdan yer aldığı listelere dürüstinsanların yeraldığı listelere verilecek her oy Vedat Aydınların ruhuna birfatiha yerine geçecektir. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum."
2-Genel Başkan Vekili Ahmet Karataş'ın beyanları
HalkınEmek Partisi'nin 15.12.1991 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü BüyükKongresi'ndeki konuşması :
"Sayındivan, sayın eski genel başkanımız Fehmi Işıklar ve birlikte gelen tüm HEP'liarkadaşlarım, basının değerli emekçileri, kurultayımızın inançlı delegeleriKürt, Türk, Laz, Çerkez sıcak Türkiye halkı hepinize merhaba, değerliarkadaşlarımız geçen kurultayda aramızda olup da bu kurultayda olmayan değerliDiyarbakır'lı il başkanı şehit arkadaşamız Vedat Aydın'ın yüce saygısı önündesaygıyla eğiliyorum, Değerli arkadaşlarım. Bugünlere çok koşullarda geldik.Henüz tartışmasının bitmediği bu noktada, bu ülkede Kürt sorunundan bahsetmek,onları da bu kurultayda tartışacağımızı, onları bu kurultayda ibare edeceğimi,herkesin bilmesi gerekir. Bu anlamda ben arkadaşlarımdan özellikle ricaediyorum. Bu kurultayda söyleyeceklerimizi dinlenmesi bilinerek, sonucaulaşılmalıdır. Değerli arkadaşlarım, dünyamız hızla değişiyor, hızla değişendünyada, Ortadoğuda yerimiz değişiyor. Türkiye'deki koşullar değişiyor. Bütünbu değişikliklere HEP olarak nasıl baktığımızı, bu konuda neler düşündüğümüzüsizlere ifade etmek istiyorum. Dünyamızda son yıllarda gelişen siyasalgelişmeler dünyanın çehresini oldukça değiştirmiştir ve halen değişmeye devametmektedir, ikinci Dünya Savaşından bu yana ABD'nin başını çektiği, kapitalıs(kapitalist) kap (kamp) ve SSCB'nin başını çektiği, sosyalist kamp biçimindekiiki başlıklı kutuplaşma, yerini bütünleşme ve tekleşmeye bırakıyor. Sosyalistkampta yeralan ülkelerde uzun yıllardan bu yana başgösteren toplumsal, ekonomikve siyasal tıkanma ve bu tıkanmasın (tıkanmanın) açılması için geliştirilencevaplar reformlar biçiminde oldu. Bu reformlarla birlikte özde ve biçimdeciddi değişmeler gündeme geldi. Sözkonusu değişmeler, sosyalizmin aşmasıbiçiminde değil de sağa savrulması tarzında oldu. Tıkanmanın kitleye yansıyanyüzü ise kitlelerin iktidar partilerden uzaklaşması ve küçük burjuvademokrasisine yönelmesi olarak şekillendi. Bu gelişmeler yaygın bir kitlehareketi üzerine oturan hükümet değişikliğini birlikte getirirken, doğuAvrupa'nın yeniden yapılanması, serbest piyasa ekonomisi ve çok partili siyasalsistem mantığına göre şekillenmeyi getirdi. Değişmeler adeta buz tutmuş Doğu veBatı Avrupa İlişkilerini yeni bir sürece sokmuştur. Sistem olarak kapitalizmlesıkı bîr ilişki içinde kendini aşmak isteyen Doğu Avrupa'nın yüzü batıya doğruolunca, batı da bu gelişmelerden alabildiğine azami bir şekilde sonuç almayaçalışmaktadır. Bu karşılıklı olan yönetim bir bütün olarak dünyanın ikimerkezli politikalarını geçersiz kılmıştır. Hiç şüphesiz, sosyalist sistemde bugelişim, kapitalist bloku olduğu gibi etkilemiş ve burada da eski politikalarıgeçersiz kılmıştır. Başını ABD'nin çekmiş olduğu kapitalist blokta yer alanBatı Avrupa bugüne kadar Sovyetler ve Varşova ülkelerine karşı NATO içindekendini koruma mantığını almışken şimdi durumda buna gerek görülmemebaşlanmıştır. Daha önce ABD'nin etkisinden kurtulmaya çalışan Batı Avrupa yenidönemde alabildiğine kurtulma koşulları olgunlaşmıştır. Özellikle BirleşikAlmanya'nın öncülüğünde, birleşik bir Avrupa gündeme gelmektedir. AET içinde veonun bir üst biçimi olarak Avrupa Birliği içinde birleşmek isteyen Avrupaülkeleri şu anda Doğu Avrupa ülkelerini de bu birleşmenin içine çekmeninçabalarına yatmış bulunmaktadır. Bu dünya siyasetinde güçlü bir Avrupa'nın boyvermesi demektir ki dünya daha şimdiden bunun etkisi altına girmişbulunmaktadır. Yakınlaşma ve ardından bütünleşmenin hesaplan içinde, Avrupa'nınNATO içinde bir gereksinimi kalmamıştır. Bu bağlamda NATO'nun da esas olarakrolü kalmamış bulunmaktadır. ABD esas olarak sürece cevap verecek politikalarıgeliştiremiyor. Sosyalist sistem bu tarzda bir değişimi SSCB'nin dünyapolitikasından düşmesi işine geldiği halde kontrolü dışında ve güçlü bir rakipAvrupa'yı istemektedir. Ancak yapabileceği başka bir şey de yoktur, iki kutuplusiyasal durumu bu tarzdaki değişimi sadece dünyanın bu alanlarını değil, tümünüetkilemektedir. SSCB'ne dayanan ve esas olarak iki merkezli siyasal statükolaragöre politikalar üreten sosyalist sistem ülkelerin tümü yeni dönemde birbaşlarına kalarak, kendi sorunlarına, kendi öz güçleriyle cevap vermekdurumuyla karşı karşıya kalmışlardır. Ne varki ağır yapısal sorunlarla karşıkarşıya olan bu ülkelerde gerek iç muhalefetlerine karşı ve gerekseemperyalizmin ekonomik ve siyasal saldırılara karşı oldukça zorlanmakta vegenelde bîr sağa kayışı yaşamaktadırlar. Şu anda sosyalizmde çözüm inat edenKüba ve Çin bunu ne kadar götürecekleri ve ne kadar dayanacaklarıbelirsizliğini korurken ulusal ve sosyal kurtuluş hareketindeki radikalizm deciddi bir bunalım içine girmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar bir çözüm değildir,ilkel acemilik ve çocukluk dönemini sancılarla tamamlayan dünya devrimcigüçleri artık gerginlik ve olgunluk dönemine doğru gelişim göstermektedir.Gerçekçi demokratik sosyalizmin ve devrimci radikalizmin bu deney tecrübeleredayanarak daha da objektiviteye kavuşması söz konusudur. Dünyanın siyasalyapılaşmasındaki değişim bloksuz ülkeleri de etkilemektedir. İki merkezdengeliştirilen politikalar, birtakım çıkarlarını koruma istemiyle bir araya gelenve birlikte hareket etmek isteyen bağlantısızlar hareketi, yeni değişimleriçinde işlevini yitirmektedir. Çünkü, bu dayanışmayı gerektiren nedenlerortadan kalkmaktadır. Bu durumda eski değerler üzerinde uzun süre politikalaryapmaları mümkün değildir, daha şimdiden doğrudürüst bir toplantı dahigeliştirememektedirler. Gelişen bu durumlar karşısında dünya için genel olaraksöylenebilecek olan şudur, ikinci Dünya Savaşının ardından oluşan siyasalstatükolar bir bütün olarak parçalanmış ve yeni bir sürece girilmiştir. Geçişdönemlerinin tüm özelliklerini taşıyan, yeni sürecin ne gibi sonuçlara varacağıhenüz netleşmemiş olmakla birlikte nereden bakılırsa bakılsın, yeniçelişkilerin üzerinde yeni dengelerin oluşacağı ve bunun eskiye benzemeyeceğiacıktır. Kuzeyin zengin ülkeleri ile güneyin yoksul ülkeleri ve ulusal kurtuluşhareketleri biçiminde tabir edilen yeni bir denge biçiminin gelişeceği kuvvetlemuhtemeldir. Dünyadaki bu gelişmelerden en fazla etkilenen olanlardan birisi deiçinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesidir. Bölgedeki gelişmelere bakıldığındazorlu boyutlarda değişik dinamikler üzerinde gelişmelerin yaşanacağıgörülecektir. Dünya ve bölgedeki son gelişmeler, bölge halklarının gelişmesininyolunun ne olduğunu iyice ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Bölge halkları isterklasik sosyalizme dayalı ister batıya dayalı yaklaşımlarla fazla yolalamayacakları bir noktaya gelip dayanmışlardır. Başkalarına dayanmanın kendinikorumaya yetmediği gibi körfez savaşı ile iyice ortaya çıkmıştır. Bölgehalkları kendi tarihsel kaynaklarının ve zenginliklerinin çok gerisinde biryoksulluğa mahkum edilmişlerdir. Sömürenlerin vicdansızlığı, sömürülenlerinçektiği yoksulluğu açları harekete geçiriyor. Ortadoğu halkları mevcut yenioluşturulmak istenen egemen,dünyaya karşı en fazla direnen halklar olacaktır.Çünkü bu bölgenin çözülemeyen toplumsal sorunları ve çelişkilerini egemendünyanın başını çeken emperyalizm çözmemekte, tam tersine çıkarlarıdoğrultusunda iradesini kullanarak bastırmaya çalışmaktadır. Hernekadar çabalargösterse de istenilen yumuşamanın ve barışçı koşulların bu aşamadageliştirilmesi mümkün değildir, işbirlikçi burjuvalar, monarşiler, şeyhliler(şeyhlikler) ve emirlikler ile halk kesimleri arasındaki çelişkilerin yanısıraFilistin ve Kürt halkının ulusal ve sosyal sorunları gündeme kendinidayatmaktadır. Bunların üzerinde kendisini dayatan emperyalizm işgal ve sömürübölge halklarının sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır. Bölge halkları veemperyalizm arasındaki çelişki ezilen sınıflarla ezen sınıflar arasında çelişki,Arap ve israil arasındaki çelişki ve Araplar arası çelişki ve ezilen uluslarınezenlere olan çelişkisi bir bütün olarak bölgeyi çelişkiler yumağı halinegetirmektedir. Bu ağır çözümlerin dayatmalarla olmayacağı gibi yüzeyselyaklaşımlarla olması mümkün değildir. Bölge halklarının öz güçlerini vedinamiklerini yoğunlaştırarak demokratik mücadele süreciyle kenetleşmesi vekendi sorunlarını kendi içinde özgür iradesiyle ve iç dinamizmiyle çözümegitmesi tek doğru yoldur. Özünde petrolü ve çıkarlarını korumak için, görünürdeKuveyt'i kurtarmak için daha sonra da Kürt halkına yardım gerekçesiyle bölgeyegiren ABD emperyalizmi ve müttefiklerinin tüm güçleriyle bölgeye yönelmesibölgenin dünya genelindeki önemini ortaya koyar, îşte dünya için önemli olan bubölgede ağır sorunların gerçekçi çözümü kardeş bölge halklarının kendi özgüçleriyle demokratikleşme ve dayanışmayı sağlamalarıyla mümkündür. Kurtuluşbölge halklarının kendi ellerindedir. Değerli dostlar, sevgili delegeler, bizdış politikada ulusların eşit, özgür iradeye dayalı, kısacası ulusların kendikaderim kendilerinin tayin edici bir politikadan yanayız. Ulusların kendikaderini tayin etmeleri mutlak ayrılma hakkı olarak algılanma malıdır. Bu haközgürlük ve eşit iradeye dayalı birlikte yaşamak hakkı, aynı zamanda Kıbrıssorunu yıllardır bîr sorun olmaya devam ediyor. Bazen ayrı bir Türk Devleti,bazan Türkiye'nin ayrı bir ilgi (ili) gibi bakılmaktadır. Bizce buradaki çözümher iki halkın eşit koşullarda federasyona dayalı tek bir Kıbrıs yaratılarak çözülür.Kafkaslarda ve Balak Cumhuriyetinde bağımsızlık sürecinin hangi boyutkazanacağını şimdiden kestirmek zordur. Filistin sorunu israil'i de yoksaymadan eşit koşullara sahip iç içe ya da yan yana ulusal ve sosyalsorunlarını gidererek çözmek mümkündür. Ortadoğu'da en önemli sorun bugün Kürtsorunudur. Gerek gelişmelerin seyri, gerekse birçok ülkeyi doğrudanilgilendirmesi açısından en önemli sorun halindedir. Bu sorun çözülmeden,Ortadoğu barısı ve ülkeler arasındaki işbirliğini sağlamam (sağlamak) mümkündeğildir. Değerli dostlar 70 yıldır bu ülkede uygulanan politika artık iflasetti. Red ve inkar politikasının artık işlemez hale geldiği bir dönemyaşıyoruz. Bu dönemde Türkiye emekçi halkının demokrasi talebinin öne çıktığıKürt halkının dinamizminin yükseldiği, kendisini her alanda ifade edebilecekbir döneme girmiştir. Bu ülkede bir sorun var ama bu sorunları daha yüksekenflasyonla, daha çok işsizlikle, daha çok işkence ve baskı ve 10 yılda birdarbe yaparak bu ülkenin sorunları çözümlenmez, çözülememiştir de. Bir yandanbu ülkenin harcının ortak atıldığını, bu ülkenin birlikte kurulduğunusöyleyeceksiniz, bir yandan da çifte standart uygulayarak, daha çok baskıuygulayacaksınız. Bu hangi eşitliktir, hangi kardeşliktir. Kardeşliktir,kardeşlik. Kendiniz için istediğiniz tüm hakların başkası için de olmasıylamümkündür. Bir yemin törenindeki olayı bile işine (içine) sindiremiyorkardeşlik. Sayın Ecevit içinin kan ağladığını söylüyor ama, sayın Ecevit buülkede her gün insanlar yerlerinden yurtlarından ediliyor, soykırım ve katliamyapılıyor. Bütün bunlar karşısında hiç kılınız kıpırdamıyor sayın Ecevit. Üçsaat içinde Kıbrıs'ın yarısını alırken, Maraş'ta insanların katledilmesine, üçgün boyunca içi hiç kan ağlamıyordu. Sayın Mesut Yılmaz, hükümet programıgörüşülürken bu kürsüde ana dilimde konuşacağım diyor. Sayın Yılmaz anlaşılanana dili ile resmi dili birbirine karıştırıyor. Eğer ana dili ile konuşacaksa.Lazca konuşması gerekiyordu ve başkanısın (başkasının) ana diline de saygıduyması gerekirdi. Biz Türk halkı ile Kürt halkının ortak değerlere sahipolduğunu, çıkarlarının da ortak olduğunu söylüyoruz. Bundan rahatsız olantekelci sermayedir. Sömürgeci anlayış ve onun devlet yönetimidir. Bugün ülkededemokrasiden bahsediliyor. Ama demokrasiden anlaşılan şey çok partili seçimanlayışıdır. Yeni kurulan hükümet hedef olarak önüne demokratikleşmeyikoyduğunu söylüyor. Artık Başbakanların bile inkar etmeden bu işkence olduğunusöyleyebilmesi Türkiye'de devletin kimin yönettiğini ortaya koymuştur. Hükümetidemokortaklaşma (demokratikleşme) konusunda ne kadar samimi olup olmadığınıgöreceğiz. Bizim bu konuda endişelerimiz var. Çünkü asıl devlet politikasınayön verenlerle hükümet ve parlamento arasında bir anlayış birliği, genel birpolitika görüşü yoktur. Bütün temennimiz söyledikleri demokratikleşmeyisağlamaları ve bu konuda somut adımlar atmalarıdır. Bu konuda samimi olmalarıhalinde her türlü özveriyi ve desteği de sunmaya hazırız. Bu konuda samimiiseler hemen yapılması gereken konular var. Bunlar : 1-Anti Terör Yasasınınortadan kaldırılması, 2- Köy koruculuk sisteminin kaldırılması, 3-12 Eylül'ünsonuçlarını ortadan kaldıracak koşulsuz genel bir af ilanı, 4- Kontrgerilla'nınaçığa çıkarılması ve dağıtılması, 5- Özel timin bölgeden çekilmesi, 6- OlağanüstüHal uygulamasının bütün kurumlarıyla kaldırılması, 7- Kürt ulusal sorununun veçözümünün bütün boyutlarıyla özgürce tartışılabileceği demokratik bir ortamınsağlanması, 8- Gözaltı süresinin 24 saate indirilmesi ve avukat gözetimindesorgunun yapılması, 9- Adil bir seçim yasasının çıkarılması, 10- Cezaevlerinininsan hak ve onuruna yakışır bir duruma getirilmesi, 11- Tüm çalışanlara grevlitoplu sözleşmen" sendikal hakların sağlanması, 12- Genel grev hakkınıntanınması, lokavtın kaldırılması, 13- Anayasa'nın demokratikleşmesi ile MilliGüvenlik Kurulu'nun kaldırılması ve Genelkurmayın Milli Savunma Bakanlığı'nabağlanması. Değerli dostlarım dünyadaki son gelişmeler beraberinde dünyageneline hızlı bir değişim ve gelişim yaratmıştır. Buna denk düşen bir sürecinTürkiye'de de yaşanması, yansıma ve gelişme yasasının doğal bir kuralıdır. Bugenel gelişme Türkiyeyi zorlamakla birlikte, halkımız tarihin en zorkoşullarını yaşarken bir yandan büyük bir yaşam ve geçim sıkıntısı çekmekte,diğer yandan da anti demokratik yasalar ve yöntemlerle boyun eğdirilmeye vebastırılmaya çalışılmaktadır. Gelişen ekonomi sosyal ve siyasal kriz karşısındaacizliğini hakların kısıtlanması ve çıplak zorun dayatılması biçimindegösterilmektedir. Halkın toplumsal muhalefeti gün geçtikçe artarak, ileri birnoktaya gelmiş bulunmaktadır. Çünki bu kriz öyle ileri boyutlara varmışkidengesizlikler had safhaya varmış emekçi kesim son derece koşullarda açlık,yokluk ve baskıya, çifte standart altında inim inim inlemektedir. İşçisınıfımız açlık içinde kıvranırken, bir avuç buıjuvaazın (burjuvazi) habireyeni köşeleri dönmekte ve işçinin köylünün gençliğimizin kafasında özel tim,polis jopu eksik olmamaktadır. Bunun yanısıra Kürt halkımız tarihin mahkumettiği yöntemlerle her türlü uygulamanın mubah sayıldığı bir özel savaş, tarzıile evinden yurdundan edilerek ıslah edilmeye çalışılmaktadır. Bugün orada tambir savaş ortamı yaşandığını inkar etmenin hiçbir işe yaramayacağını sonyılların gelişmeleri çok açık göstermiştir. O halde kendini sorumlu hissedenher ilerici demokratik kişi veya partinin Türkiye'nin sorunlarına doğruyaklaşmak göreviyle karşı karşıya olduğu açıkça ortadadır. Belli ki eğersahtelik değil de gerçekçi olmak isteniyorsa bedeli ne olursa olsunsorunlarımızı doğru ortaya koymak zorundayız ve bu konudaki yaklaşımdemokratlığımızın ölçütü olacaktır. Biz Türkiye'nin genel sorununun herşeyisınırsız bir şekilde burjuvazinin elinde olduğunu buna karşılık emekçi halkınve işçi sınıfının antidemokratik yöntemlerle hakların mahkum edildiği, açlığıyaşattığının bunun yanı sıra Kürt halkının içinde yaşanılmaz koşullardabulunduğunu belirtiyoruz. Ülkemizin bu gerçekliğini bu biçimde vurgulamaklaKürt partisi mi oluyoruz' Elbetteki hayır. Ama gerçeklerimiz bunlardır vebunları biz ısrarla vurgulayacağız. Bundan ürkmemek ve çekinmemek daha işinbaşında insan haklarına ve demokratlıktan feragat etmek anlamına gelir. Bizegemenlerin herşeyi har vurup, harman savurmasına herşeyi dedikleri gibi yapıp,çağdışı bazı tabularla Kürt ve Türk halkının gemlenmesini kabul etmeyeceğiz,işte biz insanlığın temel görevi bulunan bu gerçekliklerin dile getirilmesipartisi olabiliriz. Temel sorunumuz yılların köhnemiş soyut ve gerçeklerlealakası olmayan kavramları parçalamak, geleceğe, güzelliğe, iyiye, adaletli vedengeli özgür ve demokratik düzene giden yolu aydınlatmaktır. Bunun için deEdirne'den Van'a kadar Türk, Kürt ve diğer bütün azınlık baklamın(halklarının), emekçi sınıflarının ortak sesi olmak, Kürt halkının, devrimci,demokrat dinamizmi ile Türkiye emekçi sınıflarının bileşkesi olarak demokratikmücadele yöntemleriyle Türkiye'deki sorunların takipçisi bir hükümet,halkımızın çektiği acılara derman olmak ve bu temelde Türkiye'ye bir yenilikgetirmek, gerçek devrimci demokrat halk muhalefetinin temsilcisi olmak yeganeamacımızdır. Ortamımız herkese açık ve Anayasal çerçevede mücadeleyi esas alandemokratik mücadele platformudur. Türkiye'de ilk kez kapsamlı bir biçimdehalkın öz gücüne dayalı halk muhalefetinin gelişimi sözkonusudur. Tabiiki buyılların kararlı mücadelenin bir birikimidir. Belli bir emek ve çaba sonundaancak geliştirilebilmektedir. Demokratik halk gücünün ve muhalefetinmücadelesiyle ileri demokratik reformlarla gerçek demokratik anayasa ve toplumyapısına ulaşmak mümkün olacaktır, temel eksenimiz bu ise ve buradakesinleştiriliyorsa kimse bununla oynayamaz ve ileri geri çekemez. Dar grupçuçıkarların öne çıkaran ve bu yapımızı çekiştirenler, bu platformumuzun yapısınave felsefesine ters düşen kişiler olacaktır. Burası genelde demokratik sürecinboyutlarından geliştiren, bütünleştiren, burjuvazinin sınırsız hakimiyetinekarşı geçmiş halk yığınlarının hakimiyetini geliştiren, halkın hak aramamücadelelerini meşrulaştırma platformu olmalıdır. Böyle olunca burasıdemokratik mücadelelerin ileri bir mevzisi ve halkın gerçek muhalefetinin odağıhaline gelir, iki halkın emekçi sınıflarının ortak bir mücadele platformunungeliştirilmesi olarak da ele alınabilecek bu oluşum geleceğin güçlütemellerinin atıldığı bir demokratik dünyanın bir adayı olma özelliğini detaşımaktadır. Bunun üstüne ve edebiyatına ve demokrasiye inanan bütünkesimlerin ve kişilerin uyması zorunlu olmalıdır. Partinin çatısını ve yapısınıböyle bir mantıkla örmek ve bunu güçlü bir demokrasi kalesi haline getirmek,demokrasi ilkelerinin yılmaz bir savunucusu haline getirmek hepimizin en baştabirinci görevimiz olmalıdır. Örgütlenme ve mücadele tarzı kesinlikle klasikburjuva partilerininkini aşan bir tarz olmalıdır ve tamamen halka dayanandemokratik mücadele ve örgütlenme tarzıyla modern ve devrimci bir literatürleörgütlenmeyi esas alan bir parti olmalı ama aynı zamanda dar ve salt aydınentel tabakalara dayanmayışı da çok geride bırakan en geniş halk kitleleriylebağ içinde ve kendi içinde en geniş demokrasiyi işleten çalışan aktif birorganizmadan oluşmalıdır. Bu biçimiyle her bakandan yenilikçi, atılımcı vecesur adımların sahibi olacaktır. Bir örgütlenme ve kadrolaşma modeliyledemokrasi mücadelesine varolan boşluğu dolduracak ve haklarımızın(halklarımızın) ihtiyaç hissettiği ortak demokratik mücadele platformunungeliştirilmesiyle tarihi bir görev yerine getirilmiş olacaktır. Bu anlamdaTürkiyedeki devrimci demokrat yurtsever ve siyasi anlayışlarla mevcut solsiyasi partileri ülkenin sorunlarım çözmede aynı çatı altında olmayaçağırıyorum. Bu konuda hiçbir önyargımız ve kaygımız yoktur, kurultayımızınbaşarılı geçmesini diliyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum."
3-Genel Başkan Feridun Yazar'ın beyanları :
a)1-5 Şubat 1992 tarihli Sabah Gazetesi'nde yayımlanan beyanları :
"OsmanlıDevleti 600 yıl gibi uzun bir zaman sürmüştür. Osmanlı Devletinin bu kadar uzunbir zaman ayakta kalmasının ve bir cihan devleti olarak yaşamasının temelilkesi ve nedeni çok uluslu ve çok inançlı bir toplumu bünyesinde ayırımyapmadan yaşatmış olmasından kaynaklanmıştır.
"OsmanlıDevleti, bir tek etnik yapının dili ve kültürünü değil, bir taraftan Türk, birtaraftan Arap, bir taraftan Pers kültürü, bir taraftan Kürt kültürü ve daha çoksayabileceğimiz diğer emik yapıların dil ve kültürlerini birleştirerek Osmanlıkültürü ve Osmanlı dilini ortaya çıkarmıştır.
"Buemik yapılar, bu devlet içinde tamı tamına olmasa da herkes kendi kimliğiyleyaşayabilmiştir. Osmanlı Devletinin bu politikası II. Mahmut dönemindekiıslahat hareketleriyle kısmen değişikliğe uğramış, 1839 yılında TanzimatFermanı olarak bilinen Gülhanı Hattı Hümayunu ile çok ileri boyutlarkazanmıştır.
"TanzimatFermanı sonrası Avrupalılaşma hızlanmış ve buna bağlı olarak da TürkMilliyetçilik akımı etkinliğini göstererek Jön Türk hareketini doğurmuştur.Bunun neticesi olarak devletin bünyesinde bulunan diğer emik yapılar da kendikimliklerinin etkinliğinin ve çoğu zaman bağımsızlığını korumak durumunagirmiş, böylece devlet büyük sıkıntılara girmiştir.
"Bununüzerine 1876 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 1908 yılındaki gelişmelerimparatorluğu ayakta tutmanın çabalarıdır. Ancak, gelişen dünya koşullarındayeterli düzenlemeler yapılamadığı için ve devlet kalıcı, çözümcü, siyasi veekonomik politikalar üretemediği için 1. Dünya Savaşma zayıf olarak girdi vebilindiği gibi yenik olarak çıkıp, devlet parçalandı.
"SonuçtaMustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde başlatılan milli kurtuluş mücadelesiyleTürkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan bütün etnik yapıların müşterekkatılımlarıyla bugünkü devletin sınırları belirlenmiş oldu.
"MustafaKemal Atatürk'ün Nutuk Kitabında belirttiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin,Türklerin müştereken verdikleri mücadele sonunda kurulmuştur. Ancak Jön Türkhareketiyle başlayıp İttihat Terakki Fırkası olarak ortaya çıkan düşünce yenidevlette yanlız Türklerin olduğunu, bunun dışındaki bütün etnik yapıları inkareden bir devlet politikası yaşama geçirildi. İşte bunun sonunda 1925 Şeyh Sait,1920 Koç Gri isyanı, 1937 Dersim İsyanı çıktı. İttihat Terakki zihniyetinin tekpartili dönemde Cumhuriyet Halk Partisi'nde iktidar olması ve devlet bölünüyorendişeleriyle sertleşen, ezen ve hatta yok etmeye yönelik düşünceler yüzündenbaskıcı, otoriter bir devlet ile asimilasyon politikası başlatıldı.
"Asimilasyonkelime anlamıyla benzetme olmasına rağmen, etnik bir köken üzerinde işletildiğindeetnik yapıyı diliyle, kültürüyle, tarihiyle yok etme anlamındadır. 1946 yılındaTürkiye'nin geçtiği çok partili rejimde kurulan sosyalist yapıdaki siyasipartiler, çok partili yaşamda yer almak istemişlerdir. Ancak, en kısa süredekapatılmışlardır.
"Yinedevletin kurulduğu dönemlerde Mustafa Kemal, Kürt gerçeğini benimsediğinibirçok kez açıklayarak Kürt liderlerinin Büyük Millet Meclisine kendi ulusalkıyafetleriyle gelmelerini bizzat önerdiği halde, koşullar değişince buliderleri Kürt kıyafetleriyle Meclise geldikleri için bölücülükle suçlamış veistiklal Mahkemelerinde yargılatmış, çoğunu idama mahkum etmiştir.
"YineTürkiye Büyük Millet Meclisinin ilk açılış töreni, hutbe okunarak yapıldığı vetanınmış din adamları Mustafa Kemal'in yanında Meclis'te temsil edildiklerihalde 1925'ten sonra aynı nitelikte birçok din adamı gericilik suçlamalarıylaağır cezalara çarptırılmışlardır.
Bupolitikalar devam ederken, başlayan II. Dünya Savaşı, dünyayı yenidenşekillendirmiş ve bu savaş sonrasında 1948'de, Türkiyenin de imzaladığıEvrensel İnsan Hakları Beyannamesi Birleşmiş Milletler tarafından kabuledilmiştir. Ancak Türkiye inkarcı, baskıcı ve asimilasyoncu politikasına devamederek, bu belgenin gereklerini yerine getirmemiştir.
"1950yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, Amerikayla kurulan yakın ilişkilerbu politikanın değişimini sağlayamamış, bazı açılımlarına rağmen aynısıkıntılar devlette devam etmiş, devletin demokratikleşmesi, insan haklarınınön safha (safa) çıkarılması kulak ardı edilmiştir. Anlamını hala bilemediğimiz,niçin yapıldığı da halen tartışılan 27 Mayıs ihtilali Başbakan ve 2 Bakanınidamı ve Cumhurbaşkanının da müebbet hapse mahkum edilmesiyle sonuçlanmış,ancak vatan haini sayılarak idam edilen üç kişi için 1991 yılında devlet töreniile bir anıt mezar yaptırılmıştır.
"Kendisiyleçelişen bu devlet politikası hala sürdürülmüş ve 1961 yılında yapılan anayasaile değişen dünya koşullarına uygun gelişmeleri sağlayacak birçok ilkeyi içindetaşımasına rağmen yasalara uygun olarak kurulan ve programının anayasayauygunluğu kararıyla tescil edilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) birçok kez seçimekatılmış, parlamentoda temsil edilmiş ve grup kurmuştur.
"Bunakarşı TİP 12 Mart döneminde kapatılmış ve yöneticileri tutuklanarak cezalaraçarptırılmıştır. 1975'de yeniden kurulan TİP, 12 Eylül askeri darbesiyleyeniden kapatılmış ve yöneticileri mahkum edilmiştir.
"Buörnekler Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren başta aydınlar olmak üzere, tümtoplumun yürüttüğü demokrasi mücadelesinin kazanımları ile ve mücadelelersürecinde sağlanan sosyal ve siyasal haklar, temel yasalarla sağlam güvencelerebağlanarak devlete mal edilemedikleri için kolayca alınabilmiştir. Özellikleaskeri yönetimler döneminde, bu haklar yok sayılarak bu haklar uygulamadankaldırılabilmiştir. 1961 Anayasası gibi ileri bir anayasa devletebenimsetilemediği için veya devletin temel kurumlan bu yasalara uydurulamadığıiçin hükümetler tarafından benimsenmiş olsalar dahi, toplum tarafından dakabullenilseler dahi devletin resmi ideolojisi tarafından istenildiği zaman yokedilmiştir.
"Türkiye'dedemokratik kazanmaların kalıcı olmayışının nedenleri devamlı merkeziyetçidevlet anlayışına bağlı asker ve bürokrasinin her türlü değişime kapalıolmalarıdır. Öte yandan iktidara gelen politik kadrolar devlet ve toplumkarşıtlığında devletin yüksek menfaatlerini korumayı tercih etmiş, toplumu veinsanı bu menfaatlere kurban etmiştir.
"İştebu yukarıda belirttiğimiz gelişmeler karşısında aydın, ilerici kitle örgütlerive Türkiye'de değişim isteyen siyasi partiler, zaman zaman askeri müdahalelerleaskıya alınmış, hatta yok edilmiş, bu kişi ve örgütler 12 Mart dönemindeşiddetli cezalandırılmalara tabi tutulmuştur. Toplumda zaman zamangeçerliliğini kaybeden, işlemez hale gelen 141, 142, 163. maddeler istendiğizaman yürürlüğe konularak çok sert biçimde uygulanmıştır. Bütün bu inkarcı,asimilasyona dayalı, toplumsal gelişmelere kapalı, adeta yenilenmemek içindirenen devletin resmi politikası içerisinde, Türkiyede yaşayan emik yapılarınkendi kimliklerini ortaya koyamamaları, demokratikleşmenin sağlanamaması, işçisınıfının haklarını elde edememesi, inanç sahibi insanların kendi inançlarınıözgürce kullanamamaları, kullanmak isteyenlerin de 12 Marttaki askerimüdahalenin cezalandırılmaları ve siyasi örgütlerin kapatılması, Türkiyeyi 12Eylül'ün askeri darbesinin yapılmasına gerekçe olarak gösterilen ortamıyaratmıştır.
"12Eylül hareketi kendi yarattığı gerçekleri yine kendi geliş gerekçesi olarakkullanmıştır.
"12Mart döneminde doğuda köylüler çini çıplak soyulup, köy meydanlarında eşlerininve çocuklarının yanında dövüldüler. Dün çocuk olan bugünün gençleri insanhaklarına saygısızlığın en acımasızını, işkencenin ve baskının en koyusunugözleriyle gördüler. Babalarını ve amcalarını çini çıplak gözlerinin önündegören o çocukların körpe zihinlerinde bu durum kuşkusuz çok derin izlerbıraktı. 12 Mart'ın ardından 12 Eylül geldi. Bu kez 12 Mart'ın çocukları 12Eylül'ün gençleri olarak cezaevlerini doldurdular. Korkunç işkencelere maruzkaldılar. Bir kısmı hayatını kaybetti.
"Birkısmı sakat kaldı. Resmi beyanlara göre verilen rakamlar dışında kaç kişinincezaevinde öldüğü kesin olarak belli değildir. Hiçbir demokratik ifadekanalının olmadığı böyle bir ortamda gençler demokratik kanalların tıkandığını,hukuka saygının iflas ettiğini gördüler. Başka yöntemler ve başka arayışlarayöneldiler, işçi sınıfının temsilcisi olan DİSK kapatılmış, yöneticileri vemensupları uzun yıllar cezaevinde tutulmuş, işkencelere maruz bırakılmışlardır.Kökeni ne olursa olsun, demokratça düşünen aydınlar, gazeteciler, yazarlarcezaevlerine doldurulmuş, baskı ve işkenceye tabi tutulmuştur, işte demokratiktüm yolların tıkandığını gören bazı kesimler antidemokratik uygulamalarkarşısında kendi yöntemleriyle mücadele etmek üzere değişik örgütlemeler içinegirdiler. Bazı kesimler demokratik yolların zorlanması gerektiğini ve bunedenle de 12 Eylül'den sonra kurulan siyasi partiler içinde özellikle de SODEPve SHP'de yer aldılar.
"Gelişendünya ve onun tarihinde Türkiye'de sınırlanmış, kısıtlanmış ve yasaklanmış tümhakların demokratik biçimde ifade edilip, kamuoyuna aktarılması ve çözümyollarının aranması için SKP içinde mücadele verilmiştir. Ancak SHP'ninkendisini çağın gereklerine uygun geliştirememesi, devletin resmi ideolojininetkisinden kendini kurtaramamış olması, Kürt etnik yapısının önüne engelkonulması, işçi sınıfının haklı taleplerinin yeteri derece ifade edilememiş vemücadelesinin verilmemiş olması gibi sebeplerle bu başarılamadı. Kısacasıörneği batı ülkelerinde olan gerçek demokratikleşme özlem ve istekleri SHPiçinde çekişmelere neden oluyor. SHP bir türlü devlet partisi olmaktankurtulup, toplumun partisi olamıyordu.
"İştebu aşamalar yaşanırken Paris'te toplanan Kürt konferansına katılan 7milletvekilinin ihraç edilmiş olması bardağı taşıran son damla oldu. Bu olayHEP'in de doğumuna neden olmuştur. Aslında bu neden de tek başına HEP'ioluşturmamıştır.
HEP'ebarış, insan haklan evrensel ve demokratik değerler için hern toplumumuzun hemde insanlığımızın binlerce yıllık mücadelesinin büyük birikimine dayanandemokratik bir partidir.
"Baştadevlet olmak üzere, bütün siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik kurumlan,demokratikleştirecek, onları vatandaşların hizmetine verecek bir yenidenyapılanma programına sahiptir. Ayrıca bu programı uygulamak için uygulamaimkanı bulmak için siyasal iktidara taliptir.
"HEP'idiğer partilerden ayıran en önemli özellik dünya görüşüdür. Olaylara bakış HEPiçin önemlidir. Bugün kendisini ister sağda ister solda tanımlansın,Türkiyedeki bütün siyasal partiler ve siyasal kadrolar, İttihat ve Terakkigeleneğini ve anlayışını sürdürmektedirler.
"Şövenmilliyetçi anlayışlardan kurtulamadıkları için çağdaş gelişmeleri derinliğinekavrayamadılar ve örnek aldıkları toplumların kötü bir taklitçisi olmaktan ilerigidemediler. Yaratıcı ve yapıcı olamadılar." (l Şubat 1992 Tarihli SabahGazetesi s. 18)
"HEP'ideğerlendirirken ve HEP'in ne yapmak istediğini, ne yapmak istemediğini anlamakisterken öncelikle HEP'in programına bakmak gerekir. Çünkü bir partinin politikasınıbelirleyen, açıklayan, parti organlarını, bütün üyelerini bağlayıcı belgeprogramıdır. Bir de merkez karar organlarının kararları ve genel başkanındemeçleri partiyi bağlayıcı niteliktedir. Bunların dışındaki fikirler, kongreve toplantılarda bazı davranışlar HEP'i sorumlu tutmaz. HEP'in politikasınıbelirlemez.
"HEPbarış, demokrasi, insan hakları hareketleri ve evrensel bir nitelik kazanan tümdemokratik gelişmeleri kendisine hedef seçmiştir. Sorunların barış içindeuzlaşmayla çözümlenmesini sağlamaya çalışır. Çevre koruma bilincinin bütüntoplumda yaygınlaşmasını ister. Patolojik (ekolojik) dengenin bozulmayabaşlaması ve nükleer tehditle birlikte barış ve silahsızlanma çabaları ayrısistemler arasında işbirliğini artırdı. Bu süreç içerisinde kendisini sosyalistolarak tanımlayan model çöktü, ikinci süper güç olan SSCB tarih sahnesindençekildi. Ama geride karışıklık ve belirsizlik bırakarak.
"Biryandan bu sistem çökerken, tek süper güç olarak Amerika Birleşik Devletlerininkendi çıkarına uygun bir dünya düzeni yaratmakta olduğunu görmekteyiz.
"Dünyanüfusunun dörtte üçünden fazlası az gelişmiş ülkelerde yaşıyor, insanlargenellikle siyasal, dinsel ve ırksal baskıların altında eziliyorlar. Azgelişmişlik çemberini kıramıyorlar.
"Üçüncüdünya ülkelerinde insanların hak ve özgürlükleri, halkların etnik kimlikleri,kültürleri, varlıkları tehdit altındadır. Yeterince üretemeyen, ürettiğininbüyük bir bölümünü de uluslararası tekellere kaptıran, emekçi halk açlığa veyoksulluğa mahkum edilmiştir. Baskı altındaki halklar kültürlerini korumak vegeliştirmek olanağından yoksun bırakılmıştır. Evrensel kültürün bir parçasıolan ve bütün insanlığı ilgilendiren ulusal kültürlerin bazıları yok olmatehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu haksız düzenin korunması içinoluşan totaliter yönetimler her türlü demokratik talepleri ve başkaldırıyışiddetle ezmekte ve bazı durumlarda kitle kıyımına girişmekte tereddütetmemekteler.
"Türkiyebatıya olan yakın ilişkisine rağmen bir üçüncü dünya ülkesidir ve bu ülkenin sorunlarınıyaşamaktadır. Nitekim, Türkiye ekonomisine yabancı ve onlarla işbirliği yapantekeller egemendir, işsizlik, yüksek enflasyon gittikçe artan bir ölçüdesüreklilik kazanmış, sınıflar ve bölgeler arası gelişmişlik uçurumunadönüşmüştür.
"Türkiye,hukukun genel ilkelerine aykırı bir anayasaya, bu anayasaya bile aykırıyasalara ve bu yasalara bile kendini bağlı saymayan bir devlet yönetiminesahiptir. TBMM'nin bileşimi halkı temsil etmekten uzaktır. Devletin resmigörüşü dışında herhangi bir görüşün meclis kürsüsünden ifade edilmesi neyazıkki mümkün değildir. (Mahmut Almak olayı bunun açık bir örneğidir.)
"Doğuve Güneydoğu'da baskı ve asimilasyon politikası uygulanıyor. Olağanüstü Halsürekli bir yönetim biçimine dönüşmüş, insanların ne can güvenliği, ne de malgüvenliği var. Yıkılan köyler, göçe zorlanan insanlar, faili meçhul cinayetler,işkence ve haksız tutuklama haberleri olağanlaşmış, günden güne artan failimeçhul cinayetlerin güvenlik güçleri tarafından işlendiği iddiaları bilearaştırılmıyor. Bölge hukukunun genel ilkelerine aykırı kararnamelerleyönetiliyor. Yargı yolu kapalı ve kararnameler yargı denetiminden uzaktutuluyor. Amacımız devleti ve toplumu demokratikleştirmek, demokratik birsivil toplum yaratmaktır. Bu amaç programımızın ikinci bölümünde şöyle ifadeedilmiştir:
< Halk için halk yönetimini, gerçek bir demokrasiyigerçekleştirecek demokrasiye yabancı bütün unsurların ya varlıklarına sonvererek ya da konumlarını uygun hale getirerek devlet kurumlarını veorganlarını demokratikleştirecektir.
<Çağdaş toplum örgütlü toplum demektir. Vatandaşların siyasal partilerde,sendikalarda, meslek kuruluşlarında, her konu ve her alandaki derneklerdeörgütlenmeleri özendirilecek ve desteklenecektir. Demokrasinin yerleşipkökleşmesi ve halkın katılımının sağlanması için zamanla devletin ve resmikurumların bazı işlev ve görevleri bu sivil kurumlara devredilecek vehedeflenen demokratik sivil toplum yaratılacaktır.> "Görüldüğügibi HEP halkın kendisini yönetmesini istiyor, atananların seçilmişlerinemrinde olmasını, demokrasinin temel koşulu olarak görüyor. Sonuç olarak HEPdemokratik ve sivil toplumu kurmak ve geliştirmek istiyor. Demokrasinin ikitemel şartı var. Biri çoğulculuk, diğeri katılımcılık. HEP çoğulcu ve katılımcıdemokrasinin kurulup yerleşmesini istiyor. Programda Türkiye'nin kalkınması,gelişmesi, insanların refah ve mutluluğu demokrasinin yerleşmesine bağlıdır.Türkiye için çoğulcu ve katılımcı demokrasinin dışında kabul edilebilir hiçbirseçenek yoktur. Bunu savunmaktayız. Eşitlik HEP programının temel ilkelerindenbirini oluşturuyor. HEP eşitlik ilkesini her alanda yaşama geçirmek, dünyada veülkede barış ve huzuru sağlamanın temel koşulu olarak görüyor. "Bizsiyasetin merkezine insanı yerleştirdik. Amacımız insanın özgürlüğüdür,refahıdır, mutluluğudur. Biz insanın özgürlüğünü, refahını ve mutluluğunu amaçolarak alırken, dil, din, ırk, kültür ve cinsiyet farkları gözetmeksizinherkesi eşit olarak kabul ederiz. Ama bu farkı gözetenlere ve eşitsizlikçi birdüzenin bekçiliğini ve savunuculuğunu yapanlara karşı da ödünsüz bir mücadeleyürütürüz. "İnsanlarıneşitliği esastır, insanların eşitliği diller, dinler, soylar, kültürler vehalklar arasındaki eşitliğin sağlanması ile mümkündür. Bir insanın mensupolduğu grup ve halk diğeriyle eşit kabul edilmiyorsa o kişinin diğerleriyleeşitliğinden ve özgürlüğünden söz etmek mümkün değildir. Biz diller, dinler,soylar, kültürler, halklar ve sonuç olarak bütün insanlar arasında eşitliğigerçekleştirmek amacındayız. Bu eşitlik temelinde kardeşliğe dayalı ve evrenseldeğerlere dayalı özgür ve demokratik bir refah toplumu kurmak istiyoruz, "Demokratiksivil toplumu kurmanın önündeki en önemli engellerden birisi 1982 Anayasasıdır.1982 Anayasası devleti yücelten ve sınırsız yetkilerle donatan, kişiyi devletekarşı savunmasız konuma getiren bir anayasadır. Çoğulculuğu ve katılımcılığıreddeden bu anayasa atananları, seçilmişlere oranla daha etkili bir konumagetirmiştir. Bunların devlet gücünü dilediklerince kullanmalarına olanaktanınırken kişi hak ve özgürlüklerinin özü yok edilecek şekilde sınırlanmıştır.Anayasada egemen olan anlayışa göre halk devlet için vardır. Oysa devlet halkiçin olmalıdır. Demokrasiye işlerlik kazandıracak bir Anayasa bütün toplumkesimlerinin ve toplumsal güçlerin serbestçe tartışmaya katıldığı demokratikbir ortamda hazırlanmalıdır. Bu Anayasa otoriter ve totaliter yönetimlerinkurulmasına imkan vermeyen insan haklarına dayalı çoğulcu, katılımcı sosyalhukuk devleti ilkelerine bağlı, devleti halkın hizmetinde gören, kişinin hak veözgürlükleri yararına devletin yetkilerini sınırlayan bir anayasa olmalıdır. "HalkınEmek Partisi emekten yana bir politika izlemektedir, işçi sınıfının ve tümçalışanların ekonomik ve demokratik örgütlenmelerine getirilen kısıtlamalarıkaldırmak, özgürce örgütlenmenin ve hak aramanın koşullarını hazırlamakistiyoruz. Emekten yana ekonomik, sosyal güvenlik, sosyal ve kültürelpolitikaların uygulanmasını amaçlıyoruz. "HEPçarpık kentleşme ve iç göç olgusunu ülkenin önemli sorunlarından biri olarakgörmektedir. Yurdun her kesiminde ve özellikle Doğu ve Güneydoğu'dan büyük kentlereve sanayi merkezlerine büyük bir göç hareketi vardır. Bu göç olayı çarpıkkentleşmenin, kent hizmetlerinin karşılanmamasının ve çevre kirlenmesininönemli nedenidir. Var olan işsizliği daha da arttırdığı gibi büyük sosyalsorunlar da yaratmaktadır. Göçü önlemenin başlıca yolu sanayileşme ve sanayiindesantralizasyonu ile büyük kentler dışındaki yerleşme birimlerinde çağdaşyaşamın ihtiyaçlarını karşılayacak olanakları yaratmaktır. Ayrıca katımerkeziyetçi sistemden ayrılarak halka seçtiği temsilciler vasıtasıylakendisini yönetme olanağını sağlamaktır. Bu şekilde insanlar daha iyi yaşamkoşullarına kavuşacak ve kendi topraklarına sahip çıkarak bu alandaki yaşamkoşullarının nicel ve nitel olarak gelişmesine çalışacaklardır. Böyleceülkemizde işsiz, yoksul, mutsuz milyonlarca insanın belirli merkezlerdetoplandığı, geri kalmış sorunlu bir ülke olmaktan çıkacak ve göç hareketlerininyerini turistik geziler alabilecektir." (2 Şubat 1992 tarihli SabahGazetesi, s.14) "Laisizm,demokratikleşmenin ve çağdaşlaşmanın temel koşuludur. Ancak laik toplumsal birdüzende demokrasiden, insan haklarından, bilim ve sanatın gelişmesinden sözedilebilir. "Değişikgörüşler birbirlerinin varlığına saygılı olarak örgütlenme ve kendilerini ifadeetme olanağı bulabilirler. En geniş anlamıyla din ve vicdan özgürlüğüsağlanırken laiklikten hiçbir ödün vermemek kararındayız. "BizTürkiyede demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirmek isteyen demokratbir partiyiz. Türkiye'nin bütün sorunlarını hukuk devleti ve demokrasi kurallarıiçerisinde çözmek istiyoruz. Ama bizim bu niteliğimiz, olaylara bakış açımız,dünya görüşümüz nedense kamuoyuna hep çarpıtılarak iletiliyor. "Kamuoyubiraz da basının yönlendirilmesiyle sadece bizim Kürt sorunuyla olan ilgimizimerak ediyor. Şunu özellikle belirtelim ki biz emik temele dayalı bir partiolarak kurulmadık. Yine bölgesel bir parti de değiliz. Biz bütün bir ülkeninpartisiyiz. Türkiye'nin partisiyiz. Edirne'den Hakkari'ye, Rize'den Antalya'yauzanan ülkenin partisiyiz. "BizEdirneli işçinin, Trabzonlu balıkçının, Manisalı halkın, Adanalı ırgatın,Şırnaklı yoksul köylünün, Hakkari'deki işsiz gencin, kısacası bu ülkede yaşayanherkesin partisiyiz. Biz Türkiye'yi bölmek değil, tam tersine herkesin eşityaşadığı bir ülke haline getirmek istiyoruz. Gelişen çağa uygun sınırlan ülkeyararına olacak bir şekilde kaldırmak istiyoruz. Bir yandan Avrupaylabütünleşmek, diğer yandan Ortadoğu halklarının laik, demokratik bir düzendeeşit ve birlikte yaşamalarım sağlayacak harcı yoğurmak istiyoruz. "KamuoyununKürt sorununa bakış açımızı ve çözüm için önerilerimizi merak etmesi haklı biristektir. Çünkü Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur. Bu sorun barışçıve demokratik yöntemlerle çözülmedikçe Türkiye'de demokrasiyi kurmak, ekonomik,sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamak mümkün değildir. "Kürtsorunu çözülmedikçe enflasyonu kontrol etmek, işsizliği önlemek, insanhaklarının ihlaline son vermek, kısacası Türkiye'nin demokratikleşmesinisağlamak mümkün değildir. "BizKürt partisi değiliz ama Kürtlerin ezici bir çoğunluğu ya partimizin üyesi veyadestekçisidir. Bu durum surdan kaynaklanıyor. Biz emekten yanayız, ezilendenyanayız. Ülkemizde diller, dinler, mezhepler, etnik gruplar arasında eşitliğisağlamaya çalışıyoruz. Baskıya ve asimilasyona karşıyız. Asimilasyonu birinsanlık suçu olarak kabul ediyoruz. "Hemekonomik yönden, hem de etnik özelliklerinden dolayı Türkiye'de en fazlaezilenler Kürtlerdir. Bunların da ezilenlerin hakkını koruyan HEP'idesteklemelerinden daha doğal bir şey olamaz. "Kürtlerinvarlık tartışması geride kaldı. Bizzat sayın Başbakanın ağzından Kürt realitesikabul edilmiştir. Ama bir gerçeğin kabul edilmesi, onun çözümüyle ilgilisorumluluğu da beraberinde getirir. Bu halkın düne kadar kendi dilini bilekonuşması yasaktır. Bu yasak kaldırıldı. Fakat asimilasyon politikaları, baskıpolitikaları hala sürdürülüyor. "Kürtlerinbulunduğu bölge Olağanüstü Hal kararlarıyla bir anlamda keyfi yönetimle idareediliyor. Siyasal iktidar devlet güçlerine söz dinletemiyor. Sayın Demirel ve İnönü'nünGüneydoğu'ya yaptıkları geziden sonra Başbakan'ın devletin halka şefkatgöstereceği sözü siyasal iktidarın denetimi dışındaki devlet güçlerinin bölgedebaskılarını artırmalarına neden olmuştur. "Kürtsorunu Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri var. Cumhuriyet Türk ve Kürthalklar; tarafından birlikte kurulmuştur. Devletin kuruluşundan sonra Kürthalkı tamamen dışlandı. Oysa Kürt halkı Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğü içindekendi ulusal ve kültürel kimliğini korumak ve geliştirmek istiyordu. Devletdaha doğrusu devleti ele geçirenler inkarcı politikalarla Kürtleri eritmekistediler. Bunu da beceremediler ve Türkiye bugüne geldi. "Ve12 Mart döneminde yukarıda da izah ettiğimiz gibi devletin kullandığı şiddetortamı ve demokratik yolların tıkanması yüzünden (PKK) Kürdistan İşçi Partisiyani zora karşı zor mantığı ortaya çıkmıştır. "Bizhareketin doğruluğu ve yanlışlığından ziyade devletin şiddet politikasısonucunda çıkan bir aktivite olduğunu söylüyoruz. Bugün Doğu ve Güneydoğu'dadevlet güçleriyle PKK'nın birbirlerine karşı kullandığı şiddet Türkiye'yi nehale getirdiği açıkça ortadadır. Olay sadece bu bölge ile sınırlı kalmıyor.Giderek Batı'ya doğru da ilerliyor. HEP legal bir partidir. HEP'in hiçbirillegal örgüt ve hareketle en ufak bir bağlantısı ve ilgisi yoktur. Ve çokaçıkça iddia ediyoruz ki, HEP her türlü şiddete karşıdır. HEP sorunlarınçözümünü şiddetten değil, demokratik açılım ve karşılıklı diyalogtan geçtiğineinanır. HEP barışçı ve demokratik yoldan sorunları çözmekten hiçbir ödünvermeyecektir. Bizim olayları açıklamamız, bu barış ve demokratik çerçeveiçinde değerlendirilmelidir. HEP zorun zoru doğurduğunu şiddetin şiddetigetireceğini bildiği için, bu metodlar ortadan demokratik açılım ve diyaloglakaldırılmalıdır ilkesine inanır. "Bazıçevreler Türkiye'de Türk ve Kürt halkları arasında bir düşmanlık yaratıp,Türkiye'yi bir iç kavgaya sürüklemek istiyor. HEP bunu önlemek isteyen birpartidir. HEP kardeşliği savunan bir partidir. Düşmanlığa meydan verenlerekarşıdır. Ve herkesi de bu sorumluluğu taşımaya davet eder. Yine gerek basının,gerekse bazı çevrelerin HEP'i PKK ile ilişkide olan bir partiymiş veya onun yanörgütüymüş gibi göstermeleri gerçeği yansıtmıyor. Ancak bazı gerçekleribilmekte fayda vardır." (3 Şubat 1992 tarihli Sabah Gazetesi, s. 15) "PKK,12 Eylül sonrası Türkiye'de demokratik yöntemlerin tıkandığını ve tek yönteminsilahlı mücadele olarak kaldığı gerekçesiyle ortaya çıkmıştır. Basında verilenve resmi makamların da açıkladığı beyanlara bakılırsa onbin civarında gerillası,binlerce lojistik desteği ve Kürt halkı içinde büyük sayıda sempatizanı var. "Güneydoğugezisinden sonra sayın Başbakan Demirel'in şu değerlendirmesine dikkat çekmekistiyorum. Sayın Başbakan PKK halkta taban bulmuştur demektedir. Bu şu demektir.PKK halkın içinden çıkmış ve bu halkla çok sıkı bağları olan bir yapıyaulaşmıştır. "Silahlıyöntem kullanan bu örgüt, eğer halk içinde büyük sempatizan buluyorsa, halktataban buluyorsa bunun çok ciddi nedenleri olduğu üzerinde düşünmek gerekir. Bunedenlerin en başında devlet güçlerinin ve devletin bölgedeki hukukun ve insanhaklarının hiçe sayıldığı uygulamalarının doğurduğu tepki en önemli nedendir.PKK orjini itibariyle Kürt halkının içinden çıkmıştır. Ve Türkiye'de yaşayanKürt halkının haklarını silahlı yöntemle çözümleyeceğini programlamıştır.Sempatizanları Kürt halkı içerisinden çıkmıştır, kendisine katılan militanlarKürtlerin içinden çıkmıştır. HEP'in tabanı da yukarıda izah ettiğimiz birbiçimde çoğunluğu hatta büyük çoğunluğu Kurttur. O halde HEP'in de PKK'nın daaynı tabana hitabetmesi nedeniyle tabanı karışmaktadır. Yani şöyle bir örnekleaçıklayabiliriz. Silahlı çatışmada ölen bir PKK militanının cenazesi, kendiköyüne veya kasabasına getirilip cenaze töreni yapıldığında aşiretsel, ailesel kızalıp vermeler, hatta kirvelik ve hatta hatta insani duygularla da olsa o köyün,o kasabanın, hatta o bölgenin insanları cenazeye katılmaktadır. Buna o bölgedenoluşan HEP'in tabanı da katılmaktadır. Dolayısıyla PKK'nın sempatizanı HEP'intabanı, hatta tarafsız başka insanlar ve diğer siyasi parti tabanları (DoğruYol Partisi, Anavatan Partisi, Sosyaldemokrat Halkçı Parti, Refah Partisi)cenazede bir araya gelmektedirler. Dolayısıyla devletin o bölgede görev yapangüçleri o cenaze törenine katılan bütün insanları hedeflemektedir. Özetlebunların arasında ayırım yapmak artık imkansız hale gelmiştir. Hatta bucenazelerde atılan sloganlar nedeniyle güvenlik güçlerinin müdahalesi toplukıyımlara kadar gitmektedir. PKK militanları Türkiye'de yaşayan bütün Kürtlerinher bölgedeki aile, köy ve kasabalarından çıkmışlardır. Türk kökenli PKKmilitanları da azımsanacak sayıda değildir. "PKK'yaister silahlı mücadele örgütü diyelim, ister terör örgütü diyelim, dünyadaaçıldığa kavuşmamış ve herkesin kendine göre kullandığı hangi sıfatıyakıştırırsak yakıştıralım, artık PKK Türkiye'nin gündeminde bir gerçek olarakhergün yaşamaktadır. Hatta öyle güçlü hale gelmiştir ki, son günlerde TürkSilahlı Kuvvetlerinin uçaklarla helikopterlerle ve ağır savaş silahlarıylagiriştiği hareket, devletin kendi topraklarını Cudi'de, Kulp ve Lice'debombalamasına neden olmuştur. "PKK'yakarşı sürdürülen savaş gittikçe, halkla devlet arasındaki köprüyü yıkmaya nedenolmuştur. Devletin kullandığı bu yöntem, soruna demokratik ve barışçı yöntemlergeliştirmeyi zorlaştırmıştır. "Yukarıdaizah edilen nedenler kamuoyunca yeterince bilinmediğinden veya herkesin veyaher çevrenin kendine göre zorlayıcı sübjektif değerlendirmeler sanki HEP ilePKK birbiriyle ilişkili gösterilmektedir. Halbuki savunduğu şey aynı olsa bile,tabanı karışsa bile, kuruluş ve yöntemi tamamen farklı ve aralarında hiçbirorganik bağ bulunmamaktadır. "HEPSiyasi Partiler Yasasına ve diğer yasalara uygun kurulmuş, barışçı vedemokratik yöntemlerle Türkiye'nin bütün sorunlarının çözümünde politikalarüreten ve demokratikleşmenin önünde en büyük sorun olan Kürt sorunununöncelikle çözümünü isteyen bir partidir. Hiç kimse HEP'i yasadışı yollarailemeyecektir. "Çözümşiddeti yaratan nedenleri ortadan kaldırmakla başlar. Kuşkusuz uygulaması çokzor görünüyor. Ama istenince başarılacak bir yoldur ve başkada bir çare yoktur.Şiddet ortamını yaratan nedenler demokrasinin bütün kurum ve kurallarıylaTürkiye'nin her tarafında aynı şekilde uygulanmasıyla ortadan kalkar. ÖncelikleKürt halkının kendi ulusal ve kültürel kimliğim ifade edebilmesinin önündekiengellerini kaldırabilmek ve geliştirebilmesinin olanaklarını yaratmak gerekir.Kürt sorununu tabusuz bir biçimde bütün yönleriyle tartışmaya açmak ve herkesimin katılabileceği çözümler üreterek, Türkiye'nin yararına olan çözümyollarını bulmak gerekir. "Birsüredir bütün partiler ve devlet yetkilileri üniter devlet yapısının tartışmakonusu yapılamayacağından bahsediyorlar. Üniter devleti şayet Türkiye'ninsınırlarının değişmemesi anlamında kullanıyorlarsa kuskusuz biz de bu görüşüpaylaşırız. Ama üniter devletten kastedilen bizce bu değildir, Üniter devletinaltında inkarcı politika yatmaktadır. Katı bir merkeziyetçiliği beraberindegetirmektedir. Devlet bu inkarcı ve merkeziyetçi uygulamadan vazgeçerek bütünTürkiye'de insanların, halkların eşit barış içerisinde ve gönüllü birliğinedayalı politikalar üretip halka sunulmalıdır. Aksi bir politika Türkiye'yigiderek içinden çıkılmaz tehlikelere götürür, "PKKdevlet zoruna karşı zor kullandığını açıklamaktadır. Bu demektir ki şayetdemokratikleşme hareketi başlar ve devlet şiddetten arındırılırsa bu metoddanvazgeçileceği anlaşılmaktadır. Zaten dünyanın her tarafında uygulamalarımgördüğümüz gibi şiddet nihayet demokratikleşme ile son bulmuştur. Aynı metoduTürkiye'de de uygulamak Türkiye'yi bugünkü içinde bulunduğu durumdankurtaracaktır. Demokratik açılımın başlamasından sonra ve Kürt sorununundemokratik yoldan çözümü gerçekleşirse PKK'nın silahlı mücadele gerekçesikalmayacaktır. İşte bugün içinde bulunduğumuz çıkmazı ancak demokratik yoldanaşmak mümkündür. Hatta Türkiye'de Kürtlerin partisi olarak kurulmak istenenpartilere izin verilmelidir. Bağımsızlık isteyen Kürt partileri deaçılabilmelidir ki Türkiye'de birlikte yaşamak isteyenlerle birlikte yaşamakistemeyenlerin fikirleri tartışılabilsin ve herşey açık ve net ortayakonulabilsin. Bizce bu tehlike yaratmaz, yarar sağlar. Çünki halk şiddetistemez. Şiddetin faturası halkın kendisine çıkar. Biz HEP olarak bu ülkedeyaşayan hiçbir insanın kanının akmasını istemiyoruz. Artık silahlar sussun,akan kanlar dursun ve durdurulsun diyoruz. Bunun gerçekleşebilmesi içindemokratik kanalların açılmasını, birbirimize karşı hoşgörülü olmasını vetabusuz bir tartışmanın ve diyaloğun başlamasını istiyoruz. "Önceliklesiyasi iktidar olan hükümet ve onu seçen meclis devlete hakim olmalıdır.Devleti kendi politikaları doğrultusunda yönlendirmeli, hükümetin ve meclisindenetimi dışındaki kurulları ya yeniden yapılandırmalı veya ortadankaldırmalıdır. Bölgede hükümetin kontrolü dışındaki şiddet uygulayan, hukukuhiçe sayan, insan haklarını yok eden, kontrolsuz devlet güçlerini kontrolaltına alıp, bölgeden çekmelidir." (4 Şubat 1992 Tarihli Sabah Gazetesi,s.15) "Bölgedeve tüm Türkiye'de insanların can güvenliği ve düşüncesini özgürce söylemesiteminat altına alınmalıdır. Hükümet ve devlet ikilemine son verilmelidir. Antidemokratik hiçbir uygulamanın bir daha gelmeyeceği demokratik ve katılımca biranayasa oluşturulmalıdır. Bunun ışığında Kürt sorunu hakkında bu mutabakatçalışması başlatılmalı, geniş anlamda tartışılarak tüm boyutlar belirlenmeli veherkesin, her kesimin ve her demokrat kuruluşun katılacağı ortak bir çözümbulunmalıdır. Mutabakatın sonucu olarak ve ona bağlı temel yasaların özünüoluşturacak başlıca ilkeleri şöylece sıralamak mümkündür: 1.1982 Anayasası tümden kaldırılarak yerine çoğulcu, katılımcı, laik, insanhaklarına dayalı, hukukun üstünlüğüne bağlı her türlü demokratik hak veözgürlükleri güvence altına alan Kürtlerin varlığını kabul ederek TürklerleKürtlerin eşitliğine ve birliğine dayalı bir toplum düzenini öngören yeni birAnayasa yapılmalıdır. 2.Kürt gerçeği insan haklarına saygı temelinde Kürtlerin dil, inanç ve kültürözgürlükleriyle Kürtçe eğitimi, öğrenimi ve diğer haklarını kullanmaları naolanak verecek yeni yasal düzenlemelerle topluma ve devlete benimsetilmelidir. 3.Irkçılık ve her ne suretle olursa olsun, ırk ayrımını çağrıştıran uygulamalaryasaklanmalı, insanlık suçu sayılarak ağır yaptırımlara bağlanmalıdır. 4.Tüm eğitim kurumlarında ve öğrenimin her aşamasında eğitim, öğretim programlarıırkçı ve şoven milliyetçi ideolojilere kapalı tutulmalıdır. Kürt gerçeği eğitimyoluyla Türklerin ve Kürtlerin eşit haklı birlik anlayışına uygun olarakbenimsetilmelidir. 5.Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeli, Kürtlerin de eşit haklı yurttaşlarolarak özgürce oluşturacakları her eğilimin, siyasi partiler aracılığıylasiyasal yaşama atılmasını sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmelidir. 6-Radyo ve Televizyon yayınlarının çoğulcu katılıma, laikliğe, insan hakları na,hukukun üstünlüğüne bağlı, demokratik toplum düzenine ve bilime aykırıniteliklerde olmasını önleyecek yasal önlemler alınmalıdır. Türklerinve Kürtlerin eşit haklı birliğine dayalı Kürt gerçeğinin benimsenmesine Kürtçeprogramlar yapılmasına olanak sağlayacak yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 7-Demokratikleşmenin en etkin güvencesi olan sivil toplum kurullarının, devleterkini paylaşarak devletin küçülmesi ve bireyin özgürleşmesi sürecine katkıdabulunmaları için yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bubağlamda yerel yönetimler merkezi devletin yönetiminden kurtarılarak mali veidari özerkliğe kavuşturulmalı, vali ve kaymakamlarla, emniyet müdürleri halktarafından seçilmeli, il genel meclisleri yerel parlamentolar gibiçalışmalıdır. Bu amaçla gerekli yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmalıdır. 1.Her türlü düşünce ve inancın özgürce örgütlenmesine olanak sağlayacak yeni birdernekler yasası çıkarılmalı, Terörle Mücadele Yasası başta olmak üzere tümanti demokratik yasalar yürürlükten kaldırılmalıdır. 2.Her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün engelsiz ve koşulsuz olarak öz gürceolanak veren yeni bir toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası hazırlanmalıdır. 10-Sendikalar Yasası, iş Yasası ile Grev ve Toplu Sözleşmeler Yasaları çoğulcu vekatılımcı demokrasinin normları içinde ve İLO ilkelerine uygun olarak yenidenoluşturulmalı, memur ve öğretmenler de dahil olmak üzere tüm çalışanlar toplusözleşmeli, grevli sendikal haklara kavuşturulmalıdır. Dayanışmagrevleriyle hak grevleri ve siyasal amaçlı grevler yasallaştırılmalı ve lokavthak olmaktan çıkarılmalıdır. 1.Bağımsız yargıyı, tabii yargıç ilkesini ve yargıç bağımsızlığını güvenceye alanve yargı sistemini çağdaşlaştıracak olan yeni yasal düzenlemeler yapılmalı,DGM'ler kaldırılmalıdır. 2.Polis Vazife ve Selahiyet Yasası demokratikleştirilmeli, polis örgütü çoğulcu,katılımcı, laik ve çağdaş demokratik düzenin ihtiyaçlarına ve hukuk devletiilkelerine uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. 3.Her türlü işkence yasaklanmalı ve işkence bir insanlık suçu sayılmalıdır. Enhafif dahi olsa işkence suçu işleyenler ömür boyu devlet görevi yapmaktanyoksun bırakılmalıdır. 1.Ordu sadece dış güvenlik ve savunma ile görevlendirilmeli, sivil iktidarındenetiminde ve Milli Savunma Bakanlığına bağlı olarak çalışmalıdır. 2.Milli Güvenlik Kurulu lavedilmelidir. 3.Kamuoyunda kontrgerilla, Türk gladiosu ya da Özel Harp Dairesi olarak anılan,devletin içinde yuvalanmış ve çeşitli yasadışı eylemlere katıldığı kuşkusuyaygın olan özerk ve sorumsuz kuruluş ya da kuruluşlar derhal tasfiye edilmelive yasal dayanaklarına son verilmelidir. 4.Sıkıyönetim Kanunu kaldırılmalı ve toplumun sıkıyönetimsiz yönetileceğianayasal güvenceye bağlanmalıdır. 5.Basın ve yayın özgürlüğünü kısıtlayan yasal, politik, ekonomik, mali ve idaribaskılara son verilerek, basın ve yayın hayatı özgürleştirilmelidir. Kamuoyununçok yönlü bilgilenme hakkını engelleyen, basında tekelleşme girişimleriyasaklanmalıdır. Çoğulcuve katılımcı demokrasiyi, insan hakları ve hukuk kavramlarını, toplumsaldayanışma ve diyalog ve işbirliği anlayışını Türklerin ve Kürtlerin eşit haklıbirliğini toplumda yerleştirip, yaygınlaştırmayı amaçlayan yayın etkinlikleridevletçe özendirilmelidir. 19-Üniversiteler özerkleştirilmeli, her türlü bilimsel çalışmanın özgürceyapılmasına ve bulguların kamuoyuna açıklanmasına olanak sağlayacak yasaldüzenlemeler yapılmalıdır. Üniversitelerin ülke kalkınmasında toplumsal gelişmeve değişmenin yönlendirilmesinde bilimsel çalışmalarla öncülük edebilmeleriiçin gerekli yasal ve siyasal koşullar hazırlanmalıdır. Bir diğer önemli sorunda ekonomik sorundur. Doğu ve Güneydoğu ekonomisi kelimenin tam anlamıylatahrip edilmiştir. Batıya sürekli sermaye, emek ve beyin göçü bölge ekonomisinifelç etmiştir. Yoksulluk ve işsizlik korkunç boyutlardadır. GAP yatırımlarıuzun vadelidir. Bölge ekonomisine kısa sürede bir katkısı olmayacaktır. Kısasürede sonuç verecek yatırımlara acil ihtiyaç vardır. Hem devlet hem de özelsektör bölgede ekonomik bir seferberlik başlatmalıdır. Gerçekçi veuygulanabilir bir plan çerçevesinde Doğu ve Güneydoğu ekonomisi süratle dışaaçılmalı, Türkiye ve dünya ekonomisiyle bütünleşmelidir. "Bizegöre demokrasi içinde çözüm budur. Bütün önyargılardan sıyrılarak bu çözümüzerinde tartışmayı başlatmak gerekir. Ama biz diğer çözüm önerileri üzerindede düşünmeye ve tartışmaya açığız. Bütün siyasal partiler ve sosyal güçlerleher alanda diyalog kurmaya ve uzlaşmaya hazırız ve inanıyoruz ki bugün çözülmezgibi görünen sorunların üstesinden gelecek barışçı, demokratik bir refahtoplumunu çok uzak olmayan bir gelecekte hep birlikte kuracağız." (5 Şubat1992 tarihli Sabah Gazetesi, s. 14) b)Halkın Emek Partisi Sakarya İl Örgütünün açılışı dolayısıyla 20.4.1992tarihinde düzenlenen toplantıdaki konuşması : "DeğerliAdapazarlılar, sevgili konuklar, Adapazarında bulunmanın ve sizlerle olmanınmutluluğunu hangi derecede yaşadığımı gerçekten bize ayırdetmenin son derecegüç. Türkiyenin içinde bulunduğu koşullarda, Doğu ve Güneydoğu bölgesindeyaşanan olaylarda bu sıcak görev önemli ve Türkiye'nin geleceğini belirleyenbir yapı ile burada bulunuyoruz, içinde bulunduğumuz koşullar insanlığınbirbirinden ayrı birbirine karşı değil, birbiriyle beraber aynı düşünceleri,aynı yürekle paylaşan, birlik ve beraberlik içinde olması gereken bir günüyaşamamız gerekiyor. Ve işte bunu ... (anlaşılamamış) bugün yapılan açılışındabirlikte olmanın ne kadar önemli olduğunun bir kere daha vurgulamak istiyorum.Çünkü Sakarya ili bir Diyarbakır ili gibi değildir. Bir Şırnak ili gibideğildir. Bir Mardin bir Urfa değildir. Sakarya ili demin sayınmilletvekilimizinde belirttiği gibi her etnik yapıdan insanın bulunduğu ve heretnik yapıdaki insanın kucak kucağa yaşamak zorunda olduğu bir ildir. Biz buildeki insanları birbiriyle kardeşçe birbirine saygılı, birbiriyle özgür vegönül birliği içinde olmalarının mücadelesini veriyoruz. Ve buradaki halkmücadelesini de bu şekilde yükselerek başarıya gideceğine inanıyoruz. HalkınEmek Partisinin kuruluş döneminden bugüne kadar sürekli olarak bize şusöyleniyordu, bu parti bir Kürt partisimidir, bin defa söyledik biz bütünTürkiyenin partisiyiz. Türkiye'de yaşayan bütün etnik yapıların partisiyiz.Türkiyede kim yaşıyorsa biz onun partisiyiz. Ama bu Türkiyede yaşayanlarıniçindeki kim çok eziliyorsa, biz onların partisiyiz. Partiyi kurarken tekrar şuilkeleri gözönünde tuttuk, niçin bir parti kuruyoruz diye düşündük, hangitörelere dayanmalıdır, hangi . . . (anlaşılamamış) ya hizmet etmelidir, hangiideolojiyi benimsemelidir diye uzun uzun tartıştık. Birde baktık ki önümüze heron yılda bir askeri ihtilallere sebep olan en önemli sebeplerden bir tanesininKürt sorunu olduğudur, ikinci sorunu işçi sınıfının sınıfsal mücadelesiolduğudur. Eğer partimize ilkelerimize Kürt sorununun Türkiyenin içindedemokratik ilkelerle çözüleceğini savunacak olursak ve bunu başarırsak işçisınıfının emek hakkını savunursak ve bunu başarabilirsek bir daha on yılda birbeş tane generalin ihtilaline maruz kalmayacaktır. Türkiye diye düşündük. Vepartimizin ilkesine, ilkelerine, programına Kürt sorununu işçi sınıfınındemokratik ve siyasal yollarla çözümünü ilke olarak benimsedik. Başladılar bizeKürt partisi diye (demeye) çünki bizden önce bunu teşvik eden bir siyasal partiyoktu. Hiçbir siyasi parti Kürt sorunun demokratik yollarla çözümünü dilegetirmemiştir. Onun için demiştir diye, işte bugünkü koalisyon hükümetinintutumu bu. Kürt sorununun demokratik yollarla siyasal diyaloglarla çözülmesiyerine işi askeriyeye havale ederek, askeri çözüm şiddet çözümünü kendisine yololarak seçti ve işin İçine geldiğimiz yoldaki . . . (anlaşılamamış) Türkiyeniniçine geldiği noktadan bu görüşlerde ve bu zihniyetlerde meydana geldi. Türkiyeiçinden yönetti. Buraya nasıl geldiğini bugünkü koalisyon hükümetinintutumundan da çok açık görmelidir. Dikkat edin arkadaşlar Süleyman Demirel 1965yılından bu yana Türkiyeyi yöneten bir insandır. Bu son başkanlığından önce 15yıl 16 yıl Başbakanlık yaptı. Bülent Ecevit kısa da olsa iki dönem Başbakanlıkyaptı. Mesut Yılmaz, Cumhurbaşkanı Turgut Özal Başbakanlık yaptılar veTürkiyeyi hala yönetiyorlar. Erbakan Başbakan Yardımcılığı yaptı, AlparslanTürkeş Başbakan Yardımcılığı yaptı. Bugüne kadar Türkiyeyi yönetenler bunlar.Ve Türkiyeyi ne kadar iyi yönettikleri, ne kadar kötü yönettikleri gayet açıkve net olarak ortada şimdi çıkıp şunu söylüyorlar, efendim Türkiyeyi siz buhale getirdiniz. Ben ne zaman Başbakanlık yaptım ki Türkiyeyi bu hale getirdimve ne zaman Türkiyede iktidar oldum ki bu memleketi bu hale getirdim. Sizinsiyasi çözümler yerine kişisel çıkarlarınızı politikada kullanmanız çözümleriköklü biçimde getireceğinize . . . (anlaşılamamış) tik. Geçici günlük çıkarlaruğruna devletin güvenlik güçlerini halkın üzerine saldırmanız, olayları örtbasetmeniz gerçekleri halktan gizlemenizden kaynaklanmıştır. Bunu siz yarattınız.Buraya getirdiniz. Bu kadar kötü yönettiğiniz bir ülkeyi, kafa yapınızı,kalbinizi değiştirmeden nasıl iyi bir yere götüreceksiniz, bu kafa yapınızlagetirdiğiniz Türkiye bu değil mi' Bundan sonrasının sorumluluğunu da siztaşımak zorundasınız. Bundan sonra Türkiyede olacak her olaydan da siz sorumluolacaksınız. Türkiyede anarşiye, şiddetten (şiddete) çözüm bulmak için altıtane genel başkan televizyonda bir araya geliyor, ama hiçbiri diğerlerine tersdüşmüyor. Hepsi aynı çözümü öneriyor. Vuralım, kıralım, bastıralım diyor. Bununiçin bir çözüm getirmiyorlar. Gerekçe aynı . . . (anlaşılamamış) düşünceninsahipleri ve biz diyoruz ki bu altı kişi Türkiyeyi bu hale getirmiştir. Bundansonra da ... (anlaşılamamış) götürmez. Bu memleketi, bu ülkeyi, Kürtüyle,Türküyle, Çerkeziyie, Ârabıyla, Abazasıyla, Boşnağıyla hangi etnik yapıdaolursa olsun Türkiyenin mutluluğunu, kardeşliğim, özgürlüğünü ve eşitliğinisavunan onlardan ayrı düşünen devletin resmi politikasına ters düşen, bunudeğiştirmek isteyen, onu yemden yapılandırmak isteyen Halkın Emek Partisidir.Ve bu Halkın Emek Partisi bu nedenle de şu anda Türkiye'de bir anamuhalefetpartisi durumundadır. Anamuhalefet Partisi olmak sadece sayı itibariyle MilletMeclisinde milletvekili sayısının çoğunluğuna bağlı değildir. O sayısal birçoğunlukta . . . (anlaşılamamış) dayalı ama görüşler aynıdır. Anamuhalefetpartisi iktidar olan partiye alternatif politikalar üreten ve bunu halkabenimsediği iktidara gelmek isteyen bir partidir. Onun için biz anamuhalefetpartisiyiz ve Türkiye'de bütün insanlarımızı kucaklamak isteyen, bütünemekçileri kucaklamak isteyen bütün halkların kardeşliğini, eşitliğini veözgürlüğünü savunan bunun Türkiyede tek kurtuluş yolu olduğunu ve tek çareolduğunu düşünen ve bunun siyasetini, politikasına üreten partiyiz. Ve kardeşpartilerimiz de bu partilerle de (dost partilerle de) birlikte olmak istiyoruz.Bunun ilk adımlarını geçenlerde yaptık. Ankara'da Sosyalist Birlik PartisiGenel Başkanı, Sosyalist Parti Genel Başkanıyla bir araya gelerek Türkiye'denasıl bir muhalefeti birlikte yürütebiliriz, nasıl bir politikayı demokrasiylebirlikte kurabiliriz düşüncesini tartıştık. Bunun sonucunda Sosyalist Parti GenelBaşkanıyla birlikte bir basın toplantısı düzenledik. Temenni ediyorum ki çokyakın bir zamanda Türkiye'nin acil ihtiyacı olan demokratik ilkelerden hepbirlikte buluşabileceğiz . . . (anlaşılamamış) milletvekili arkadaşlarımızınyeni oluşturacakları yeni bir siyasi partide bu siyasi partilerin ve bağımsızdemokrat kişilerin yer alarak yeni bir biçimde oluşturmasını istiyoruz.Türkiye'de bütün sorunları kucaklayan, bütün halkları kucaklayan, bütünkardeşliği, dostluğu, sevgiyi, demokrasi ve özgürlüğü kucaklayan, Türkiye'dehiçbir insanın hakkını bir kenara atmayan, Edirne'den Muğla'ya kadar Kars'tanHakkari'ye kadar, Antalya'dan Sinop'a kadar ve Doğubeyazıt'dan İzmir'in Çeşmeilcesine kadar bütün Türkiye bizim, hepimizin hepimizindir. Ve bu Türkiye'de mutluluğuyaratmak istiyoruz. Hepimiz kardeşliği yaratmak istiyoruz. Bizi yanlış anlamak,yanlış anlamıyorlar aslında, yanlış anlamak istiyorlar. Ne dediysem tersiniyaptılar. Geçenlerde Diyarbakır'da gazeteci sordu bana Alman ambargosukonulmuş, silah ambargosu ne diyorsunuz' Sayın Hatip Dicle de yanımdaydı. Dedimki uluslararası sözleşmeler var. Bir devlet bir devlete silah yardımı yaparkenonu sivil halka karşı kullanılmamasını dışa yönelik askeri savunmadakullanılmasını öngörür. Türkiye Cumhuriyeti güvenlik güçleri Nevruz günü Cizreve Şırnak'ta silahsız insanlara karşı bu silahlan kullanmıştır. Almanya da busözleşme gereği bu ambargoyu koymuştur. Uluslararası hukuk ve sözleşmelergereği bu haklı bir ambargodur dedim. Enesi günü Feridun Yazar Alman gibikonuştu dediler, önün ötesinde ne dediysek çarpıtarak söylediler. Basıntoplantısı düzenliyoruz. TRT geliyor, STAR ı geliyor, SHOW geliyor, Almantelevizyonları da geliyor. Fakat bizim STAR ı vermez, TRT de bilmem hiç vermez,fakat Alman televizyonları bizim basın toplantılarımızı Avrupa'da yayınlar.Almanya'dan Avusturya'dan gazeteciler Avrupa'da geliyor. Beni görür görmeztanıyorlar. Ama benim halkım beni tanımıyor. Niçin, çünkü oradaki televizyonlargösteriyor, insanlar izliyor. Buradakiler izlemiyor. Altı kişi televizyondabiraraya geliyor, bizim partiyi eleştiriyorlar, bizim partinin aleyhindekonuşuyorlar, fakat bize kendimizi savunma hakkımızı vermiyorlar. Bir kereçıkarsınlar televizyona, bir daha halkın kendilerine inanmıyacaklarınıgörecekler. Biz çünkü o kadar doğru şeylere inanıyoruz ki onlara gerçeklerisöyleyeceğiz ki orada kendileri cevap verecek güçleri olmayacak. Ülkeyi bunoktaya getiren bu insanlardan kurtarabilmenin bir tek yolu vardır. Genişkapsamlı bir demokratik güç birliğini oluşturmamız gerekiyor. Türkiye'de eğerbunu yapamazsak çok geç kalabiliriz. Bizzat iç savaşın eşiğinde bulabilirizkendimizi. Körükleniyor bazı yerlerde Kürt-Türk düşmanlığı. Ben açıkça ilanediyorum. Hiçbir Kürdün Türk halkı ile düşmanlığı yoktur. Hiçbir Türkün de Kürthalka ile düşmanlığı yoktur, olmayacaktır da. Bu düşmanlığı kıracağız,mücadeleyle kıracağız, dilenerek (direnerek) kıracağız onların bize karşıyakıştırdıkları şeyleri ortadan kaldıracağız, Türkiye'nin bütün insanlarıkardeştir ve eşittir. Cephelerde birlikte öldüler ama yaşamda da eşit olmakistiyorlar. Birlikte öldükleri bu vatanın üstünde eşit olmak istiyorlar, inkarapolitikadan, asimilasyoncu politikadan, devletin baskısından, işkencesinden,mahkemesiz öldürülmelerinden, kurtulmak istiyorlar, özgür olmak istiyorlar.Ama, Türkiye'yi bölmek gibi bk düşünceleri yok, biz insanlarımızın hiçbirisininölmesini istemiyoruz. İnsanların tümüne insan gözüyle bakıyoruz. Hangi köktengelirse gelsin hangi dili konuşursa konuşsun, hangi inanca sahip olursa olsun,bütün insanların kardeş olduğuna inanıyoruz. Ama, benim saygı duyduğum kişininde bana saygı duyması gerekir. Benim dilime yasak koymaması gerekir, benimkültürüme yasak koymaması gerekir. Benim . ,.. (anlaşılamamış) ma yasakkoymaması gerekir, işte bu kardeşlikle, bu kaderde birleşeceğiz, birlikteolacağız. Bu halkları insanları düşman edenlerle Türkiye'de yaşayan hangi dilikonuşan olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun, hangi kültüre mensupolursa olsun, hepsine şunu söylüyorum. Gelin bizi düşman edenlere karşıbirlikte mücadele edelim, onlarla birlikte mücadele edelim, onları yenelim. Buülkenin gerçekten demokratik ilkelerle yönetilmesini sağlayalım. Konuşacak dahaçok şey var aslında, böyle eğlence gecelerinde çok ciddi politikaların söylenmemesigerektiğini de biliyorum. Yirmibeş yıllık politik deneyimim var. 80 ÖncesiUrfa'da belediye başkanıydım. Bir geçmiş olsun diyerek anlatmak istiyorum. 12Eylül'de cezaevine alındım, hücredeyiz, bize kitap okutturuyorlardı, Atatürk'ünNutuk kitabı, daha önce de okumuştum ama, bir daha okuruz dedik. Bir kişiokuyor. 90 kişi hücrede tekrar ediyorduk. Yani Atatürk bize Samsun'a çıktı diyebiri okuyordu. 90 kişi birden Atatürk Samsun'a çıktı diye tekrar ediyordu.Atatürk'ün Nutuk kitabını okuyan varsa, iki cilttir, iki cildin de başındansonuna kadar Kürtlerden bahseder. Yine bir sahifesine geldik. Ben okuyordum.Atatürk şöyle diyordu : Milli mücadele savaşını mutlaka başaracağız, doğudakiKürtler, Kürt halkı (aşiretleri ve beyleri de) Milli Kurtuluş Savaşında bizlerekatıldılar, destek veriyorlar. Onun için bu savaşı biz mutlaka kazanacağızdiyordu. Ben o cümleyi okuduktan sonra bir asker elinde sopa ile içeri girdi.Kim Kürt dedi ula dedi, baktım üzerime geldi. Kim dedi, valla komutan bendemedim Atatürk söyledi dedim. Hemen köylü, köyden yeni gelmiş, vatan göreviniyapan askerin hiçbir suçu yok, onu suçlamıyorum. Belli bir kültür düzeyiolmadığından, şunu söyledi vay anasını be Atatürk de Kürtçüymüş. Bunu şununiçin söyliyeyim, araştırmak isteyenler varsa araştırsınlar. 10 Şubat 1922yılında Atatürk 18 maddelik bir Kürt otonomi yasasını meclise sundu. Meclistebüyük tartışmalara sebep oldu. Arşivlerde var, bugüne kadar açıklanmadı. Amabir Amerikan profesörü Robert Olso bir kitabında bunu yayınladı, kaynağımgösterdi. Araştırdım, gerçekten varmış, Atatürk bir Kürt otonomisi tanımaeğilimi gösteren, bunu kabul eden bir insan iken, bugün Atatürk kalkan edilerekKürtler inkar edilmek isteniyor. Bunu vurgulamak istiyorum. Onun için bizKürtlerin hak ve taleplerini demokratik ve siyasal yollarla çözümlenmesindenyanayız. Bize başka türlü gözle bakanlar lütfen öyle bakmasınlar. Ama bazılarıda şöyle düşünerek mücadele veriyorlar diyorlar ki devlet zorla demokratikyolları tıkamış, demokratik yolların tıkandığı ve zorun kullanıldığı bir yerdedemokrasi mücadelesi verilemez. Onun karşısında da silahlı mücadele verilir,görüşünde olup da silahlı mücadele verenler de vardır. Ama biz devlete şunusöylüyoruz. Gelin diyoruz bu kan dökmeyi durduralım diyoruz. Bu ateşi söndürelim,sılah kullanmanın gerekçesi olan demokratik yolları açalım, silahlar sussunTürkiye'de kardeşçe birlik ve bütünlük içinde herkesin birbirine saygılı olduğubir düzende buluşalım. Halkın Emek Partisi'nin savunduğu budur ve Türkiye'debunu savunmaya devam edecektir. Herkesi bu mücadeleye destek vermeye davetediyorum. Sakarya ilinin başarılı olmasını diliyorum. Hepinize saygılarsunuyorum. Sağolun." c)1.6.1992 Tarihli Milliyet Gazetesindeki beyanları; ".. . Türkiye'de üniter devletin bugüne kadar uygulanan biçiminde sorunlarıçözmediği ortadadır. Bu nedenle merkeziyetçi devlet sisteminin kendisinideğiştirmesi gerekir. Bu birkaç çeşit olabilir. Otonomi bölgeler olabilir,federasyon olabilir, bir de idari federasyon biçimi vardır, İdari federasyon hiçbir etnik yapıya dayanmayan bir federasyon biçimidir. Vali, kaymakamdurumundaki insanların seçimle gelmesidir. O bölgenin yönetim biçiminin nasılolacağı, hangi dilin kullanılacağı, orda nasıl yayın yapılması gerektiği,devletin merkezî otoritesine bağlı kalmak kaydıyla belirlenir, yani kendibaşına bağımsızlık değildir. Kendi polisini kendisi belirleyecektir. Vergilerinbir kısmını kendisi toplayacak, kendisi harcayacaktır. Bir kısmını da devletegönderecektir. Bu sistemin uygulanmasından yanayız." B)Genel Sekreterlerin Beyanları : l-İbrahim Aksoy'un beyanları : a)Halkın Emek Partisi Van il örgütünce 21.3.1991 tarihinde düzenlenen"Irkçılıkla Mücadele Günü"ndeki konuşması : "Değerliarkadaşlar, çok konuştuk . . . (anlaşılamamış) şimdiye kadar hiç de böyleheyecanlanmamıştım. Ama bu heyecan aynı zamanda bu meş'alenin de heyecanıdır.Yıllardan beri Van'da Kürtler binlerce yıldan beri kutladıkları bayramlarınınmeş'alesini belki ilk defa yapıyorlardı, işte bu beni heyecanlandırdı. Değerliarkadaşlar, Nevruz'un efsanesi ne olursa olsun, Nevruz yıllardan beri Kürthalkının bayramı olmuştur. Bizim bayramımız olmuş. Nevruze Prozbe. Değerliarkadaşlar, Kürt halkı yıllardan beri insanlık haklarını kullanamamaktadır.Kürtlerin biç bir hakkı yok. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde . . .(anlaşılamadı) uluslararası anlaşmalardan doğan hiç bir hakkınıkullanamamaktadır. Ve bugün fötörlü aydınlar, Osmanlı kavuklusunun çokgerisinde kalmış, çünkü Osmanlı'nın kavuklu aydını, Kürtlerle ilgili yazıyazarken, Kürdüstandan (Kürdistandan), Kürt halkından bahsediyordu. Bugünfötörlü aydınlar, kendi kendilerine, Kürtlerle ilgili teoriler üretiyorlar.Dağlı Kültlerdir (Türklerdir), karda kart kurt yürüdükleri için . . .(anlaşılamadı) halbuki Bulgaristan'da yaşayan Türkler, dağlı Türkler değilse,bizde dağlı Türk değil, Kürdüz . . . (anlaşılamadı) Peki değerli arkadaşlar,peki insan hakları evrensel beyannamesi ne diyor İnsan Hakları EvrenselBeyannamesi bütün insanlar için geçerlidir. Yalnız bir grup ve bir sınıf içindeğil. Orda diyor ki her insan, insan olmaktan ibaret olan konut edinme hakkıvardır. Hakkına sahiptir. Peki ya Kürtler bu hakkı kullanamamaktadır. Çok iyibiliyorsunuz. Van'ın belirli yerlerinde oldu. Ama geçen yaz döneminde sadeceŞırnak'da 27 köy. sözde güvenlik güçleri tarafından dozerlerle yerle biredildi. Gidin nereye giderseniz gidin dendi. Görüldüki Kürtler konut edindirmehakkına sahip değildirler. Her insan, insan olmaktan dolayı ikan (iskan) etmehakkı vardır. Ama 70 yıldan beri bu hakkını kullanamıyor. 1925 yılındaçıkarılan Mecburi İskan Yasasıyla Kürtler ordan oraya sürgün edilmekte, Kürtleristedikleri yerlerde iskan edemiyor, devlet istediği yerde onların iskan etmehak (hakkı) vardır. Kendileri seçemezler bu hakkı, herkesin iş edinme veçalışma hakkı vardır. Daha dün Şırnak'da kömür toplayanların katırlarıkurşunlandı, insanlar kurşuna dizildi. Kürtlerin böyle bir şeye de hakkıyoktur. Herkesin kendini yetiştirme okuma, yazma, ilerleme hakkı vardır.Kürtlerin bu hakkı da yoktur. Değerli arkadaşlar, Kürtlere okumak yazmak yasak,Kürt kültürünü araştırmak yazmak yasak, insanlık, İnsan Hakları EvrenselBeyannamesi'nde Kürtlerin insan olmaktan dolayı kullanacakları hiç bir hakkı,sıfatları yoktur. Ne olmaktadır, yöneticiler tarafından gaspedilmektedir. Uluslararasıantlaşmalardan doğan hiçbir hakkı kullanamıyor. Helsinki Nihai Senedi ve sonParis bildirisi . . . (anlaşılamadı) T.C. yetkilileri . . . (anlaşılamadı)çocuk haklarını garanti altına alan sözleşme, bunun üç maddesi T.C. adınayetkilileri adına, 17, 29 ve 30 uncu maddeler aynen şöyle deniliyor; Herkeskendi ana dilinde okuma yazma ve kendini geliştirme hakkına sahiptir. Her çocuktaraf devletler bu konuda çocuklara yardımcı olurlar diyor. Gel gör ki küçücükçocuklara bile bu hakkı tanımıyorlar. Ne yazık ki Kürt halkının yaşama hakkıbile yok . . . (anlaşılamadı) dünyada belki ilk defa Hizan'da, burdayakınımızda olan bir olay dünyada ilk defa kutsal bir mabette din adamıöldürülüyor. Diyorlar ki imam intihar etti. Değerli arkadaşlar imam intihar etmedi,îmamın beynine kurşun sıktılar. Tabancayı eline almış olsaydı, kimi vuracağıbelli olmazdı. Tepeden tırnağa silahlı adamlar, güvenlik güçleri sözde onukurşuna dizerlerdi, delik deşik ederlerdi. Diyarbakır'ın bir köyünde HüseyinAkaslan isminde bir genç öldürülüyor, 24 yaşında TV haberleri diyor ki, iştefalan köyde güvenlik güçleşiri (güçleri) ile teröristler arasında çıkançatışmada bir terörist Hüseyin Akaslan adında bir terörist bolü (ölü) olarakele geçirildi. TV'de bu haberi duyuyoruz. Hükümetin yüzkarası TV. bu haberiveriyor, Hüseyin Akaslan defalarca Elazığ Ruh Hastanesinde tedavi görmüş, ayındördünde, yani ölmeden 24 saat önce Elazığ Akıl Hastanesinden çıkmış, deliyanfelçli bir insan bunu öldürüyorlar. TV de de bu haberi veriyorlar hükümetyetkilileri ve hükümetin yüzkarası TV bunlar bundan utanç duymalıdırlar.Görülüyor ki Kürt halkının yaşama bile hakkı yok değerli arkadaşlarım. SHP'denmilletvekili seçildim. Biz o günler dedik ki 12 Eylül yöneticilerinden hesapsoracağız. Bu SHP'nin söylediği sözlerdir. Biz dedik ki, faşist yönetimdenhesap soracağız . . . (anlaşılamamış) ve böylece HEP'i kurduk. HEP buprogramlara hasret, ben size bugün Nevruz ben sizi fazla meşgul etmiyeceğim.Nevruz'da gülünür oynanır, halay çekilir, eylenilir, kısaca bunu anlatacağım.HEP bu amaçla kuruldu. Hedefimiz Türkiye'yi demokratikleştirmek, devletindemokratikleştirilmesinin önünde gelen engel Milli Güvenlik Kuruludur. MilliGüvenlik Kurulu kaldırılmalıdır. Milli Güvenlik Kurulu var olduğu süreceTürkiye'ye demokrasi yerleşmez. Biz diyoruz ki Valiler ve Kaymakamlar seçimlegelsin. Vanlılar kendi valilerini kendileri seçsinler, belediye başkanlarınıseçtikleri gibi. Biz diyoruz ki gözaltı süresi 24 saati geçmesin . . .(anlaşılamadı) Bugün Türkiye'de gözaltı süresi, 12 Eylül yönetiminde 90 gündü,bugün 15 gündür. 90 günün 87 gününü işkencelerde geçiren insanlar oldu. Polishiçbir zaman sorgu yapmasın sorguya ancak Savcılar yapabilir, onu da sanığınavukatının hazır bulunduğu bir ortamda. İşkencehanelerde yapılmaktadır. 12Eylül cuntasında suçlu aranmadı, insanlar arandı. Yakaladıklarınıişkencehanelere götürdüler. Bunu bir suç buldular. Demin Hüseyin Akaslan'abuldukları suç gibi, zindanda döve döve suç yüklediler. Suç yüklediler diyorum.Bunun örneği var biliyoruz TÖB-DER davasında yakaladıkları . . . (anlaşılamadı)ve bu dönemde hukukçular hiç çalışmadı. Türkiye'nin hiçbir yerinde çalışmadı.Ama bugün özellikle doğuda Kürt halkının yaşadığı bölgede Şırnak olayları,Dargeçit, Silvan, Adana, İzmir olay olan yerlerdir. Halkın üzerine ateşediliyor. TV. de bunu seyrediyorsunuz. Filistin'de Filistinliler taş atıyorlar.Sopa ile İsrail askerlerini kovalıyorlar. Bizde kömür ocağında kömür çıkaranlarkurşuna diziliyor. Bizde mezara gidenler kurşunlanıyorlar. Hiç kimsenin hakarama hakkı da yoktur. Adana'da polis karakoluna olaylara öğrenmek üzere gidenil başkanları şu anda gözaltında. Bu nedenle toplantıdan hemen sonra Adana'yagideceğim. Bunun sebebini öğrenmek için gideceğim. Sebebini aslını biliyorum.Bizim il başkanının Kürt olduğu için HEP'sinin demokratikleşmesinin . . .(anlaşılamadı) İşte bugün siz de böyle bir zor ortamda yaşıyorsunuz vedemokratikleşme için biz açık politika izliyoruz. Türkler için ne istiyorsakaçık söylüyorum. Diyoruz ki bunlar bu hakdan yararlanılmalı. Ben bunu iki haftaönce Perşembe günü Mecliste söyledik. Biraz önceki saydıklarımı, Meclis'tesöyledim. Kürt meselesinde yani Doğu sorununa tek çözüm Kürt kimliğinin kabulü. . . (anlaşılamamış) ne bölge valisiyle, ne özel timle köy korucusuyla, nebaskıyla ne zulümle, bu güzel bayram gününde bu nedenle türkü söyleyeceğiz, hepbirlikte oynayacağız. Bugün çünkü bayramdır. Nevruze Prozbe" b)Halkın Emek Partisi Fatih (İstanbul) ilçe örgütünce 25.5.1991 tarihindedüzenlenen "Bahar ve Özgürlük" toplantısındaki konuşması : "Değerliarkadaşlar, eğer biraz sessiz olursanız benim konuşacaklarımı duyacaksınız. Bunedenle değerli arkadaşlar ben şunu görüyorum. Bir yıl içerisinde Halkın EmekPartisi nereden nereye geldiğini çok iyi görüyorum. Nice haklarımızı da aldık.Nice haklarımızı, sonra ikinci olağan kurultayımızı yapacağız. Biz Halkın EmekPartisi olarak açlığa ve yokluğa karşı mücadele veriyoruz. Biz Halkın EmekPartisi olarak baskı ve zulme son diyoruz. Biz Halkın Emek Partisi olarak . . .(anlaşılamamış ancak benzerlerinden "Halkların" olması gerektiğidüşünülüyor) eşitliğinden ve kardeşliğinden yanayız diyoruz ve bunlarınolabilmesi için Türkiye'nin demokratlaşması gerekiyor. Türkiye'de demokrasiolmadığı sürece çıkarcı çevreler ne bizim kardeşliğimizi bırakırlar ne de bizimbarış içinde birlikte yaşamamızı bırakırlar. Bu nedenle önce demokrasi değerliarkadaşlar. Halkın Emek Partisi'nin demokratikleşme ile ilgili programını almazbile. Çünkü biz iki hafta sonra kurultaya gidiyoruz. Kısaca Halkın EmekPartisi'nin bu kurultayda ne beklediğini söyleyeceğiz. Biz diyoruz ki mademdemokratik olmayan ülkemizin demokratikleşmesini istiyoruz. O zaman Türkiye'dedemokrasinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle hiçbir zaman şunun veyabunun karşısında değiliz. Herkesin bir arada, bir tek şeye karşıyız, baskıya vezulme karşıyız, bunu açıkça söylüyorum. Bunun karşısında olabilmek için de bunakarşı koyabilmek için de buna karşı olan bütün kitlelerle işte güç birliğiyapmak mecburiyetindeyiz. İşte bu kurultayımızın sonucunda ortaya çıkacak böylebir manzarayla biz; halkımıza, biz insanlarımıza daha büyük hizmet yapmışolacağız. Değerli arkadaşlar bir şeyi daha görüyorum. Onu da söylemekmecburiyetindeyim. Gecemizin bu coşkulu sevgiyle devam etmesini hepimize yakışırbir şekilde bunun devamını istiyorum. Başkasının sözünü bize getirmeyin değerliarkadaşlar. Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Ne yapacağımızı da biliyoruz. Bizdiyoruz ki, son günlerde basın yazıyor. Ben bugün basında çıkan ve henüz duyguve düşünceleri olan bir görüşümü bugün düzenleterek basında çıktığı şekildeaynen sizlere okuyorum . . . (anlaşılamamış) Az ama ben ne söyleneni çok iyibiliyorum. Biz Halkın Emek Partisi olarak en fazla ezilenin, en fazlasömürülenin en fazla Kürt . . . (anlaşılamadı) örenin partisiyiz diyoruz.Diyorlar ki ha Kürt partisisiniz çünki Kürtler bu partiye çok uyuyorlar. Bizdiyoruz ki eğer siz Kürtlere zulmetmişseniz, Biz Kürtlerin de partisiyiz. Şunuistiyoruz değerli arkadaşlarım, çok çabuk unutuldu biraz önce söylediklerim.Bizim hedefimiz eşitlik ilkesine dayalı hakların (halkların) gönüllübirliğinden yanayız. Mücadelemiz onun içindir. Saygılar sunar, gecenizebaşarılar dilerim." c)Halkın Emek Partisi Konya il örgütünün 18.5.1991 tarihinde yapılankongresindeki konuşması : "Değerlihemşerilerim, HEP Konya 1. olağan kongresine hoşgeldiniz. Biz HEP'in hangikoşullarda doğduğunu bugüne kadar anlattık. Şimdi ise HEP kongrelerini yapıyor.Kurultayına gideceğiz. Yani partileşmesini, partileşme sürecini tamamlamışoluyoruz. HEP bundan sonra neler yapacak, bundan sonra HEP bunları anlatacak.Değerli arkadaşlar biz yetmiş yıldan beri tabularla yönetilen ülkemizi tabusuzyönetimini arzuluyoruz. Yani ülkemizde tabuların bir genel açıklayacağız.Tabuların (tabulara) özgürlük diyeceğiz. Tabular fikirler özgürleşmediği süreceTürkiye'nin özgürleşmesi, demokrasileşmesi mümkün değildir. Bu tabularınbaşında yulardan beri ağzına böcek, ayağına pranga vurup kalmışız. Türkiye'deyetmiş yıldan beri yöneticiler birlikte yaşadıkları, hemen hemen aynı sofradayedikleri insanları, sıkılmadan inkar ettiler. Utanmadan inkar ettiler. Yokturdediler ama, bugüne kadar yok diyenler baktık, bir gün 12 milyon oldular. Sayıönemli değil, Kürt halkı vardır. Kürt halkının sorunları da vardır. Nedir şimditutuyorlar. Doğu sorunu ekonomik sorundur. Biz bu ekonomik sorunu çözersek,Kürt sorununu da çözmüş oluruz. Hayır değerli arkadaşlar hiç de ekonomik sorundeğildir. Kürt halkının sorunu ulusal sorundur. Gaspedilmiş ulusal demokratikhalkların (hakların) mücadelesini yapıyorlar. Ekonomik olamaz, çünkü birülkenin kalkınmışlık oranı o ülkenin kullanmış olduğu o ekonomik görüştür,emekçi görüştür. Türkiye yetmiş kilovat saat elektrik üretmekte, bunun üçtebiri Doğu'da, yani Karakaya, Atatürk, Keban barajı ve Elbistan TermikSantralında, diğer üç barajlar hariç. Bilindiği gibi dünyada en ucuz elektriküretimi hidroelektrik sistemler, yani baraj sistemiyle üretilen elektriktir.Türkiye kişi başına elektrik tüketimi, yıllık 900 kilovatsaat civarındadır. 900kilovatsaatten daha aşağı 1000 kilovatsaat olarak kabul etsek, peki bu doğudakitüketim ne kadar aşağı yukarı 300 kilovatsaattir yıllık, Doğudaki elektriküretimi, kişi başına 5000 kilovatsaattir. Petrol Türkiye'de petrol tüketimikişi başına 300 litre yıllık doğu-batı kalkınmış oranına bakacak olursak, milligelir seviyesine baktığımızda doğudaki kişi başına petrol tüketimi 100 lira,peki doğudaki kişi başına petrol üretimi ne kadar, kişi başına 500 litre, yedimilyon insan oturmakta, Doğu ve Güneydoğuda yıllık oradaki petrol üretimi 3,5milyon ton. "Değerliarkadaşlar, büyük devlet adamlarından birtanesiydi. Bu kış Türkiye'yi komünizmgelecek diyor. Epey kış geçti gelmedi. Sonra dediler ki 141-142 kalkmazsaTürkiye'ye komünizm gelmez. Kalktı yine gelmedi. Bugün onun için öylesöylüyorlardı. Hak arayışı içinde olan insanları suçlayabilmek için gerekçegerekiyordu ellerinde baktılar ki olmadı, bugün ne oldu, hak arayışı içerisindeolan insanları bölücülükle suçluyorlar. Hemen devletin bölünmez bütünlüğüdeğerli arkadaşlar, ben Kürdüm diyen insanı devletin bölünmez bütünlüğüneihanet ediyor suçlamasıyla suçlayıp, zindanlara atılmaması gerekirdi. Çünkübiraz önce belirttiğim gibi en fazla zulüm gören çok okuduğunuz gazetelerdeteker teker saymama gerek yoktur; Yeşilyurt köyündeki insan pisliğiyedirilinceye kadar doğuda teröristler vardır diyorlar biz onlara karşıgüvenlik tedbirleri aldık. O denli bir açıklama getirmek istiyorum. BugünküBaşbakan Sayın Yıldırım Akbulut 1984 sonbaharında içişleri Bakanı oluyor vekürsüye çıkıyor şöyle bir açıklama yapıyor. Diyor ki: Bu teröristlerin sayısı500-600. Arkasından Mustafa Kalemli içişleri Bakanı, şimdi Abdülkadir Aksu ikiay önce parlementoda olağanüstü halin dört ay daha uzatılması için içişleriBakanı bir açıklama yapıyor. Diyor ki 1984'den bugüne kadar 2264 terörist ölüolarak ele geçirildi, ikisinden birisi doğru söylemiyor. Yıldırım Akbulutsayıyı 500-600 veriyordu. Abdülkadir Aksu onun aşağı yukarı, onun dört katınıgötürmüş. Yani fazladan çok daha fazla vatandaş öldürülmüş, diyoruz ki sizbunları bitirmişsiniz, hem de üç dört katıyla, peki öyleyse olağanüstü haluzatılmasına gerek yokki. Ve Yıldırım Akbulut'un yapmış olduğu açıklamalar500-600 kişilik bir açıklamasında buna karşı oluşturulan güce bakın, Özel vali,bölge valisi emrinde otuzbin köy korucusu, bir o kadar ihbarcı, onlarıcivarında özeltim, sayıları iki katına çıkan polis, özel komando birlikleri,hava indirme tugayları, birinci ve ikinci ordu, değerli arkadaşlar bunlarınaçıkladıkları sayısında 500-600 terörist bunlara karşı bu gücü oluşturmadılar.Kime karşı oluşturdular' Orada ulusal taleplerine sahip çıkan Kürt halkınakarşı oluşturdular. İnsan hayatına karşı her baskıyı uyguladılar. Sayın Özalolaylarla ilgili şunu söylüyordu: işte görüyorsunuz, bunların canı üçbuçuktank, öyle ise doğuda üçbuçuk bırak, öbür dağınık güçleri geri çek sayınCumhurbaşkanı diyor. Evet bu şeye daha açıklama getirmek istiyorum. Çokkonuştular ve Türkiye ilim ve siyasal yaşamda rahatsız eder. Değerli arkadaşlarhükümet diyor ki biz her yanda kurulacak bir Kürdistana karşıyız. Ama Litvonya(Litvanya), Petronya'nın, Vegonyanın, Gürcistan'ın, Türkistan'ın, SovyetlerBirliği'nde bağımsızlıklarını ilan etmesinden yanayız. Biz eğer iran'da Kürthalkı kendi bağımsız Kürdistan devletini ilan edeceklerse onların doğal hakkınane Özal karışabilir, ne de Yıldırım Akbulut karışabilir. Eğer karışmakisterlerse hem iran'ın içişlerine karışmış olurlar. Hem de Kürt halkının kendikaderini tayin hakkına saygısızlık yapmış olurlar. Kürt halkı Irak'ta son elliyılın insanlık dramını yaşadı. Elli yıl diyorum. Çünkü en son 1945'de AlmanFaşistleri yahudileri fırınlarda yaktılar. Onlar uzakta Kürt halkına dahabaşkalarına soğukta geldi. Ve düşünebiliyormusunuz, insan hakları adınadağbaşına gelmiş, canını kurtarmaya çalışan, faşistlerden canını kurtarmayaçalışan bunlar, geri gönderilecek. Zaho'da veyahutta herhangi bir yerde kendievinin bahçesinde başkaları tarafından kurulmuş bir çadırda göçebe olarakyaşayacaklar. Ve bunların kendi kaderlerini tayin hakkında saygısızlıkyapacaktır Biz işte bu saygısızlık yapanlara karşıyız. Bir de Barzani, Talabanîgitti Saddam'la görüştü. Değerli arkadaşlar, elbetteki Talabani yıllardan beribağımsızlık mücadelesinin lideridir. Rafsancani ile görüşebilir, Saddam'la da görüşebilir,Bush'la da, Avrupadaki diğer yöneticiler de görüşebilir. Neden görüşmesindiyorlar. Bugüne kadar Kürtleri dar çerçevede tutup, uluslararası diplomatikilişkilerden izole ettiler. Kürtlerin bu ilişkilere geçişini hazmedemedikleriiçin gitmemeliydi diyorlar. Eğer Talabani kan davasına dönüşsün gitmeseydi,Talabani gücünü artırdı. Son olarak son günlerde gazetelerde olduğu gibi,basında olduğu gibi sayın Cumhurbaşkanı Özal'ın televizyona kadar direk benimadımı kullanarak Türkiye'deki işkenceyi, işkencecileri aklamaya çalıştılar.Değerli arkadaşlar, Sayın Özal Cumhurbaşkanıdır. Benim avukatım değildir. Benona vekalet vermedim. Onun için sayın Özal benim namıhesabıma benim işkencegörmediğimi iddia edemez. Bu nedenle kınıyorum. Türkiye'de işkence vardır.Türkiye'de 12 Eylülden sonra özellikle işkence kurumlaştı. Devletin resmiideolojisinin politikalarını uygulamak için işkence bir araç olarak kullanıldı.İşte Türkiye'de işkence gören milyonlarca insandan biri de benim. Ben yalansöylemiyorum. Ben işkence görmedim. Benim işkence görmediğimi söyleyenler yalansöylüyor. Saygılar sunuyorum," 2-Ahmet Karataş'ın beyanları a)Halkın Emek Partisi İstanbul il örgütünce 1.3.1992 tarihinde düzenlenen"Bütün Halklar Kardeştir, Katliama Son" mitingindeki konuşması : "Değerliarkadaşlarım, bu ülkenin Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz bu ülkenin bütüninsanları, bu ülkenin yiğit insanları hepinize merhaba değerli arkadaşlarım,biz İstanbul'da eğer biraz susarsanız, bu mitingin amacına hizmet etmesinde enbüyük katkıyı yapmış olursunuz. Biz İstanbul'da böyle bir mitingi düzenlerken,böyle miting olmasını düzenlerken, içinde bulunduğumuz koşullarda Kürdündahilinde bulunduğu koşullarda, Kürt halkının bugünlerde içinde bulunduğu karşıkarşıya geldiği koşullarda biraz haberdar olmanızdır. Sizlere haber anlatmakiçindir. Benim arkadaşlardan bir ricam var sizin sologonlarınız (sloganlarınız)Siyasi anlayışımıza tümüyle saygı duyuyorum, ama işte bu İstanbul maydanıdır .. . (anlaşılamamış) bugün İstanbul meydanında pankart açmanız, Kürt halkınınkarşı karşı olduğu katliamların önüne geçemiyor. Değerli arkadaşlarım,sologonlarla (sloganlarla) hiç bir yere varamayız. Değerli arkadaşlarım,değerli arkadaşlarını, birbirinizle yarışmayın. Biz buraya gelmiş olan tümsiyasi anlayışları bağrımıza basıyor ve saygı duyuyoruz. Yarışılacak bir şeyvar ise, bu serbest kürsüde serbestçe yarışmak gerekir. Değerli arkadaşlarım .. . (anlaşılamamış) slogan atmayınız. Değerli arkadaşlarım bu ülke kuruluşundanbugüne kadar tarihinin en bunalımlı gününü yaşıyor. Sizler bugün buraya sologan(slogan) atarken bu meydanları doldururken Kürt halkının içinde bulunduğu veKürt halkı üzerinde geliştirmek istedikleri, biraz lütfen yakından takipedelim, biraz onları dinlemeye çalış, o zaman hizmet etmiş olursunuz. Değerliarkadaşlarım, o zaman şöyle bir yöntem saptayalım. Siz atacağınız bütünsologanları atın biz burada bekleyelim, ondan sonra konuşmaya başlayalım. Eğeramacınız burada son günlerde denenmiş, geliştirilmiş politikaları anlatmak veçözmekse, eğer amacınız Kürt halkına hizmet etmek değilse slogan atmaya devamedin. Değerli arkadaşlarım, şimdi bugünlerde burada mutlu günler yaşıyoruz.Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne zaman darboğaza girdi, ancak yeni kurulanhükümet şu veya bu şekilde Türkiye'de birtakım demokratik açılımlarda alacağınısöylerken, şu günlerde yeni oyunlar geliştiriliyor. Sanki dün Dersim'dekadınlarımızın kollarındaki çocukların cinsiyetini tespit etmek için kasaturaile vuran bunlar değilmiş gibi, sanki dün Botan'ı katledenler bunlar değil.Sanki Zonguldak'ı katleden bunlar değilmiş gibi, bugün bu ülkede değerliarkadaşlarım, eğer bu katliamlara son verilecekse eğer Kurt halkının Türkhalkının her alanda eşit koşullarda yaşamı gerçekleştirecekse . . .(anlaşılamamış) verdiği mücadeleyi bir müddet bırakmış olabileceğini, çok açıkifade etmiş olmasına rağmen, bu hükümet, bu devlet kanla ve ısrarla . . .(anlaşılamamış) değerli arkadaşlarım, son günlerde bölge olağanüstü haleçevrildi. Son günlerde kontrgerillasının özel timi yanında onbin civannda özeleğitilmiş komando gönderildi. Son günlerde, değerli arkadaşlanm bir ülkedüşünün ki uçaklarla kendi topraklarını bombalıyor. Bir ülke düşünün ki kenditoprakları dediği yere özel birlikler gönderiyor. Değerli arkadaşlarım,Türkiye'de iç hukuku açısından, uluslararası hukuk açısından bir ülkenin kenditopraklama bombalaması, savaş statüsü anlamına gelir. İster taraf kabul etsin,ister taraf kabul etmesin, dolaylı veya dolaysız bu savaşı kabul etmiş anlamınagelir. Kısacası bu ülkenin başbakanı Cudi dağının bombalanmasını resmendoğruluyor. Bir ülkenin Başbakanının kendi topraklarım kendi yeri(ni)uçaklarıyla bombalamasını savaş tarafı olarak kabullenmekte, gerek uluslararasıhukuk gerekse Türkiye'nin iç hukuku açısından tarafla savaş kabullendiğini vebu savaşa tarafları olduğunu açık ve net bir şekilde . . . başka bir şeydeğildir. Değerli arkadaşlarım, değerli arkadaşlarıma birşey söylemekistiyorum. Değerli arkadaşlarıma söz, değerli arkadaşlarım bu ülkede hepiniz,hepimiz Filistin için sokaklara döküldük. Irak için sokaklara döküldük, tavırkoyduk. Kürt halkına karşı sessiz kalmayız diyoruz. Değerli arkadaşlarım benibağışlasın ama . . . (anlaşılamadı) Burada gösterdiğiniz bu sloganları tavrımorada göremezsiniz. Bölgeyitanımıyorsunuz. Burada birbirinizi slogan atarak yarışarak Kürt halkınakatliamlarına karşı direnç göstermiş sayılmazsınız. Sloganlarla bu işyürümüyor. Veya konuda samimi iseniz. Çok açık bir çağrımız var. Eğer bu konudasamimiyseniz, bu konuda samimiyseniz, Kürt halkının dinamizmleri gelişiyor.Kürt halkının dinamizmleri mücadele ediyor. Buyurun Kürt halkının dinamikleriyanında savaş verin. Değerli arkadaşlarım, son günlerde yeni bir tartışmabaşlatıldı. Bu yeni tartışmada Kürtler ne istiyor, bu Kürtlerin ne istediği debelli değil denmeye başladı. Değerli arkadaşlarım Kürtlerin ne istediği çokbelli ve açıktır. Kürtler kimliksiz olmak istemiyor. Kürt halkı ne istediğiniçok açık ve net şekilde söylüyor. Kürt halkı özgür olmak istiyor. Kürt halkıdünya insanları gibi yaşamak istiyor. Kürt halkı emeğini değerini dünyahalklarına katmak istiyor. Kürt halkı, Türk halkına düşman olmak istemiyor.Kürt halkı Türk halkıyla diğer halklarla hiç bir alıp veremediği yoktur. Kürthalkı Türk halkıyla dost olmak istiyor. Ve Ortadoğulu insanlarla dost olmakistiyor, dünya halklarıyla dost olmak istiyor. Kürt halkı özellikle bir şeyiçok açık ve net istiyor, özgür olmak istiyor. Değerli arkadaşlarım, biz partiolarak bu savaşta bir taraf var. ister açıklansın, ister açıklanmasın . . .(anlaşılamamış) Bu ülkede savaşı sürdüren taraflarda Değerli arkadaşlarım,burada bulunan arkadaşlara çağrım var ... (anlaşılamamış) Gelin bölgeyi görün,gelin insanlarımızın içinde bulunduğu koşulları yerinde görün ve burada çokaçık ve net şekilde göreceksiniz, eğer bunları yapacak olursanız . . .(anlaşılamadı) olursunuz, yardımcı olmuş olursunuz. Değerli arkadaşlarım, birazönce söyledim, savaşın tarafları var ve biz diyoruz ki gerek Türk halkında,gerek Kürt halkında, gerekse diğer halklara bu savaş hiç bir şey kazandırmaz.Kürt halkı barıştan yanadır. Kürt balkı özgürlükten yanadır. Kürt halkıkardeşlikten yanadır ve bundan dolayı da Kürt halkı diyor ki, illa ve mutlakasavaşla bu iş çözümlenir demiyor. Kürt balkı politik çözümler yanındadır.Siyasi çözümden yanadır, bu konuda . . . (anlaşılamamış) Kürt halkı bunahazırdır. Hazır olmayan devletin kendisidir. Devlet bundan kaçmaktadır. Buülkede hiç bir zaman halklar birbirine düşman olmamıştır. Yetmiş yıldır ve dahaöncesinde de halklar birlikte yaşamış, halklar hiç bir zaman birbirine düşmanolmamış, kardeşçe barış içinde beraber yaşamışlar. Ama bu ülkede her iki halkada düşman olan ve her iki halka da baskı ve ... (anlaşılamamış) altında tutanbir tek devlet vardır. O da bu devlettir. Her iki halka düşman olan devlettir.Değerli arkadaşlarım, eğer iki dakika bizi dinlerseniz, eğer katliamlara karşıiseniz, eğer Kürdistan'da olup bitenlerden kendinizi sorumlu hissediyorsanız,bundan duyarlı olmak istiyorsanız, bu ülkede kırılacaklar, ama bu ...(anlaşılamamış) Bu ülkede hangi halktan olursanız olun, hangi ırktan ve hangidinden olursanız olun, henüz bu ülkede Kürdistan'da geliştirilecek katliam,soykırım ve baskıların karşısında bir demokrasi cephesi, bir yurtseverlikcephesi oluşturalım. Ancak o zaman katliamların önüne geçeriz. işte o zamanyardımcı olmaya hazırsınız demektir. Değerli arkadaşlarım çok açık ve netsöylüyorum. Sizler burada görevinizi yapmıyorsunuz, Kürt halkı üzerine düşeniyapmıyor. Sizler görevinizi yapmıyorsunuz. Sadece burda, bu mitingde sloganatmakla üzerinize düştüğünüzü tümüyle yapmış sayılmazsınız. Kendinizi bundankurtaramazsınız. Bu ülkede sosyalizm adına enternasnonalizm adına herşeyisöylediniz. Dergilerinizi yazıp söylediniz, sokaklara döküldüğünüz ama Kürthalkı üzerine geliştirilen oyun karşısında nedense hep sustunuz, hep susmayadevam ediyorsunuz. Hiç bir dünyanın hiç bir yerinde kendi özgürlüğü içinmücadele eden halklara milliyetçi gözüyle bakılmadı. Dünyanın hiç bir yerindekendi özgürlüğü için mücadele eden halklara milliyetçi bir mücadele gözüylebakılmada. Ama, Türkiye'nin sosyalistleri, Türkiye'nin aydınları, Türkiye'nindevrimcileri, nedense Kürt halkının dinamizmine, mücadelesine milliyetçilikdemekten öteye gidemedi. Türk halkı işte, işte bu konuda sorumlusunuz. Türkiye'nindevrimcileri, sosyalistleri, aydınları gelin Kemalizm'den öte düşünün,kafanızdaki Kemalist çizgileri yıkın, Kemalist çizgileri aşın. Değerliarkadaşlarım, burada bir çok sanatçı arkadaşım var, birçok konuşmacı arkadaşımvar. Değerli arkadaşlarım Balâ'nın Botan halkının, Diyarbakır Halkının, CizreHalkının, Kars Halkının, sizlere kardeşlik, sizlere en sıcak kardeşlik duygu veselamlarıyla hepinizi selamlıyor." b)İmzalamak suretiyle içeriğine katıldığımı Ankara Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Savcılığındaki 16.4.1992 tarihli ifadesinde belirttiği ve bu şekildeonun yazılı beyanı haline gelmiş olan 2.4.1992 tarihli "BirleşmişMilletler, Tüm Uluslararası Kurum ve Kuruluşlara Deklarasyondur" başlıklıbildirge: "Türkhükümeti 21 Mart Nevruz Bayramı kutlamalarından sonra yeni bir söylemoluşturmaya başladı "Bir savaşla karşı karşıyayız", "örtülü birsavaşla karşı karşıyayız, savaşta silah kullanılır" gibi sözler sık sıkkullanılır oldu. Bu söyleme uygun olarak Türk Hükümeti Kürt halkına karşı savaşuçaklarını, helikopterlerini, tanklarını, toplarını v.s. en yoğun bir şekildekullanmaya başladı. Zaten 1991 yılı sonlarından itibaren bu tür silahlarteröristlerle mücadele ediyoruz görüntüsüyle Kürt halkına karşı etkin ve yaygınbir şekilde kullanılıyordu. "Türkhükümeti bir savaştan söz etmektedir. Ama savaşın kurallarına kat'i suretteuymamaktadır. Örneğin, savaşta sivil halkın üzerine ateş açılmaz silahlıgruplarla, ordularla savaşılır. Savaş hukukuna göre yakalanan gerilla esirmuamelesi görür. Halbuki, 21 Mart'ın hemen öncesinde ve sonrasında süreçten deiyice anlaşılmaktadır ki Türk güvenlik güçlerinin Türk ordusunun esas hedefiKürt gerillalardan çok Kürt halk yığınlarıdır. Silahsız ve savunmasızinsanlara, kadınlara ve çocuklara, yaşlılara, yaralıları taşıyan ambulanslarave sağlık kuruluşlarına ateş açmaktadır. Açıktan sivil halk katledilmektedir.Köylerde, kasabalarda, şehirlerde evler yakılmakta, içindeki eşyalar tahripedilmektedir. Türk ordusu, Şırnak ilini savaş uçaklarıyla, helikopterlerle,ağır toplarla ve tanklarla yoğun bir şekilde bombalamıştır. Bu bombardımanlarsonucu, Şırnak'ta oturulabilecek ev kalmamıştır. Buzdolabı, çamaşır makinesi,fırın gibi ev eşyaları tamamen tahrip edilmiştir. Şırnak'ın durumu depremleyıkılan Erzincan'ın durumundan çok daha kötüdür. Açıkça görülmektedir ki, Türkordu birlikleri, Türk güvenlik kuvvetleri, Kürt gerillalardan çok onlarakaynaklık eden Kürt halk yığınlarını fiziki olarak ve büyük kitleler halindeyok etme peşindedir. Türk Devleti, Kürt sorununu, Kürt insanlarını öldürerek,onların fizik varlığım ortadan kaldırarak çözümleme yolunu seçmiştir. Bütünbunların uluslararası bir norm haline gelmiş, savaş kurallarına, uluslararasısavaş hukukuna aykırı olduğu bilinen bir gerçektir. Cenevre sözleşmelerinin hiçbirhükmüne uyulmadığı da yine bilinen bir gerçektir. Türk basın ve yayınkurumlarının, radyonun, televizyonun, gazetelerin, devletin söylevini aynenkabul etmeleri, bunu kat'i surette sorgulamaya çalışmaları, devletinpervasızlığını artırmakladır. "Türkiyebir taraftan üç buçuk eşkıyadan söz etmekte, bir taraftan da savaştan sözetmektedir. Eşkıyaya karşı mücadelenin ülkenin iç sorunu olduğunu vurgulayarak,Kürtlere karşı yürüttüğü bu kirli savaşın herhangi bir tanığının olmamasını daözenle istemektedir. Aslında burada, Birleşmiş Milletler, Helsinki izlemeKomitesi, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü gibikurumlara çok büyük görevler düşmektedir. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzerebu kurumlar, Kürtlerin yaşama haklarını, demokratik haklarına ve özgürlüklerinekarşı görevlerini yerine getirememişlerdir. Onların bu tutumları, "bubizim iç sorunumuzdur" diyen Türkiye'ye büyük cesaret vermekte,Türkiye'nin Kürt soykırımına varan katliamlar yapmasını teşvik etmektedir.Birleşmiş Milletler gibi kurumların, bu tavırlarını şiddetle protesto ediyoruz. "Aslındaen kirli savaşlar perdesiyle örtülerekyürütülen savaşlardır. Soykırıma varan katliamlar daha çok bu savaşlarsürecinde gelişmektedir. Bunun nedeni gayet açıktır. Çünkü BirleşmişMilletlerin uluslararası gözlem heyetlerinin, basın-yayın kurumlarının v.s,gözetiminin dışında cereyan eden savaşlardır, tanığı olmayan savaşlardır . . .devletleri, egemenlikleri altında tuttukları halklara karşı pervasızlıklara itennedenlerden biri, hatta en başta gelen nedenlerden biri bu tür savaşlarıizleyen ve gözleyen bir tanığın, tanıkların olmamasıdır. "Türkiye,Ermeniler ve Azeriler arasındaki savaşın uluslararası kurumlar tarafından,basın-yayın kuruluşları ve insan hakları kurumları tarafından izlenmesigerektiği yolunda sürekli çağrılar yapmaktadır. Bunun gibi biz de KürtlerleTürk ordusunun ve Türk güvenlik güçlerinin arasında cereyan eden bu kirlisavaşın yukarıda adı geçen kurumlar tarafından izlenmesini, zaman zaman ilgilikurumlara raporlar verilmesini ısrarla istiyoruz. "Sürensavaşta taraflardan biri ısrarla diyalogtan yana olmasına karşın, Türk hükümetibuna yanaşmamaktadır. Türk hükümetinin savaşın sona erdirilmesi noktasındakiilgisizliği ve kirli savaşta dayatması her iki taraftan bir çok insanın kaybınaneden olmaktadır. Önümüzdeki süreçte meydana gelebilecek bütün ölüm vetahribatların baş sorumlusu açıktır ki, siyasal ve demokratik çözüm talebineyanaşmayan taraf olacaktır. Bu konuda tutum geliştirmeyen, tüm uluslararasıkurum ve kuruluşlar da sorumlu duruma düşeceklerdir. "-Bugün Türk hükümeti, Kürtlerin özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesine(vurgulama bizim) karşı en ağır, en öldürücü silahlarla çok yoğun, çok yaygınve çok kapsamlı bir savaş sürdürmektedir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlikve işbirliği Konferansı, AGİK, Helsinki izleme Komitesi, Avrupa Konseyi, AvrupaParlamentosu gibi kurumların bu kirli savaşı izlemelerini istiyoruz. "-Basın-yayın kuruluşlarının, insan hakları kurumlarının, bu kirli savaşıdikkatli bir şekilde izlemelerini istiyoruz. "-Uluslararası sağlık kuruluşlarını bu konuda duyarlı olmaya ve gerekli yardımıyapmaya çağırıyoruz. "-Savaş Hukuku kurallarına uyuluyor mu, Cenevre Sözleşmelerine uyuluyor mu' . . .gibi konuları yukarıda saydığımız uluslararası tüm kuruluşların ilgiyleizlemelerini ve gözlemlerini istiyor, bu konuda somut, pratik adımlar atılmasıçağrısında bulunuyoruz." c)Davalı parti ile ilgili olarak Siyasi Partiler Yasasının 106. maddesine göregönderilen belgelerin incelenmesinde; Genel Başkan, Genel Sekreter gibi sıfattaşıyanların dışında kalan ve partinin taşra örgütlerinde görev almış üyelerinveya onların oluşturdukları kurulların aynı nitelikteki beyanlarına,yayınladıkları bildirilere ve sair eylemlerine de tesadüf edilmektedir kionları da şu şekilde özetlemek mümkündür. l-İstanbul İl Başkanı. Osman Özçelik'in Halkın Emek Partisi Zeytinburnu(İstanbul) ilçe örgütünün 23.2.1991 tarihinde düzenlediği "Barış veÖzgürlük" adlı toplantıdaki konuşmasından: "HalkınEmek Partisi Türkiye'de demokrasiye gereksinim duyulan bir günde, süreçte onayaçıktı. 12 Eylül faşizmi, 12 Eylül faşizminin devamı İktidarlar, düzenpartileri, Türkiye halklarını aldatarak iktidarlarını ve muhalefetlerinisürdürdükleri biranda Halkın Emek Partisi ortaya çıktı . . . . .. Halkın Emek Partisi Türkiye'de halkların kardeşliğini, eşitliğini veözgürlüğünü savunuyor. Halkın Emek Partisi resmi devlet ideolojisininkarşısında bir partidir. Bu düzenin korunmasında yarar görenlerin karşısındakurulan bir siyasi partidir . . . Halkın Emek Partisi Türkiye'de ve dünyada,Ortadoğu'da Kürt halkının kendi kimliğine sahip çıkmasında ve insancayaşamasına . . . (anlaşılamamış) çalışan Halkın Emek Partisi ilk defa Kürtbalkına demokratik ve özgür bir ortam yaşamasında insanca yaşamasını sağlayanve tüzük parti programına alan bir partidir ..." 2-Aynı kişinin Halkın Emek Partisi tarafından Nevruz münasebetiyle 21.3.1991tarihinde İstanbul'da düzenlenen şenlikteki konuşmasından : "21Mart bir halkın ayaklanması ve onun mücadelesinin rengarenk görüldüğü gündür. .. Nevruz Bayramını kutlayan bu zafer halktır. . . (Genel Başkan Fehmi Işıklar'ıtaktım ederken) sayın genel başkanım hoşgeldiniz. Emekçi başkanım hoş geldiniz,işçi başkanım hoşgeldiniz. Sayın başkanım hoşgeldiniz. Kürt başkanımhoşgeldiniz. . ." 3-Aynı kişinin Halkın Emek Partisi Fatih (İstanbul) ilçe örgütü tarafından25.5.1991 tarihinde düzenlenen "Bahar ve Özgürlük" adlı şölendekikonuşmasından : ".. . Özgür ve bağımsız yaşayabileceğimiz günlerin müjdecisi bir çok bahanbirlikte yaşamak üzere bir araya geldik. . . Eğer Kürtlerin demokrasiyeihtiyacı varsa, biz Kürtlerin de partisiyiz. Eğer Türkiye emekçi halklarındemokrasiye insanca yaşamaya ihtiyacı varsa biz onların partisiyiz. Etmeninin,Rumun, Yahudinin, Çerkezin ve diğer tüm etnik azınlıkların da partisiyiz. . .Biz halkların kardeşliğini, halkların özgürlüğünü. . . (anlaşılamamış)" 4-Halkın Emek Partisi Küçükçekmece (İstanbul) ilçe örgütü tarafından 8.3.1991tarihinde "Dünya Kadınlar Günü" münasebetiyle düzenlenen toplantıdailçe başkanı Yaşar Kilerci'nin konuşmasından : ".. . Türkiye'de kadın olup, aynı zamanda Kürt olmak daha zor bir şeydir. BuradaKürt kadınının sorununa değinmeden geçemiyeceğim. Kendi toplumunda daha sertbir şekilde geçerli olan tavırlar, değer yargıları, Kürt kadınını daha büyükbaskılarla yüz yüze bırakmaktadır. Aynı zamanda onursal baskı altında tutulmasıda konunun diğer bir yerini oluşturur. Kürt toplumunun sosyal yapısı içerisindeen gerici kurumlardan biri bile aile içinde kadın olgusuna hukuk kuralları bileyani geleneklere, göreneklere yok sayılmakta, onun cins olarak kimliği . . .(anlaşılamamış) dövülmekte, adeta yaşayan bir varlık bile ona tanınmamaktadır.Kürt toplumunda bunu son derece yalan ve önlemlerle durdu. Berdel, şehtemel,kürtaj yapmak, son derece yaygın bir sorun, yaygın bir işlem olan imam nikahı,başlık parası ve kan davalarında kadınların türlü şekilde bir tarafa yönelmesiödenen bir malın karşılığı kadının rehin bırakılması bu örneklerden birkaçıdır. Bunlar, Kürt toplumlarının toplum için baskıları olarak değerlendirmekmümkündür. Tüm bunların yanısıra, egemenlerin Kürt toplumu üzerine yıllardıruygulanmakta oldukları. . . (anlaşılamamış) politikası, devlet terörü, soykırımve bunun gibi insanlık dışı uygulama ve politikalarla bir bütün olarak Kürttoplumu yok etmeye çalıştıkları bilinmektedir. . . Özellikle son iki yılda Kürttoplumunun içinde meydana gelen ayaklanmalarda, kitle hareketlerinde Kürtkadınlarının oldukça önemli işlere sahip olduklarını görüyoruz. . . Kürtkadınlarının Türk kadınlarından daha farklı bir sorunları vardır. Bu da ulusalsorundur. . ." 5-Halkın Emek Partisi Tunceli Merkez ilçe örgütü başkanı Mehmet Gülmez'in Şişli(İstanbul) ilçe örgütü tarafından 8.5.1991 tarihinde düzenlenmiş olan"Dersim Gecesi"nde yaptığı konuşmadan : "...Dersim haksızlığa, zulme karşı başkaldıran, onurlu direnişleri bu ülkedekiönemli simgelerden biridir. . . insanlarımızın topluca gözaltına alınıp,işkence şartlarından geçirildiği, köylere baskılar yapılıp, hapse gözaltınaalınan gençlerimizin cesetlerinin sabahleyin ailelerine teslim edildiği,askerle zorla köylerinden alınan insanlarımızın dağlarda kurşuna dizildiği birildir Dersim, Dersim'in birçok köyünde insan sesi duyulmuyor artık. Toprakdamların bacalarından duman tütmüyor. Değerli dostlarım, bu uygulama tarihiyalnız Dersim'e özgü değildir. Bu baskı ve zulüm uygulamaları tüm Kürt halkınakarşıdır. Faşist bir olağanüstü bölge yasaları ve bölge valisi Kürt halkınıezmek, Kürt halkının özgürlük mücadelesini komple bastırmak için oluşturulan yasave kurumlardır. . . Kürtlerin dostları, Kürt halkının birlikte yaşadığı,halklarının ilerici, yurtsever ve sosyalist güçlerdir. Değerli dostlar dünyanınneresinde olursa olsun, sıcak mücadele ortamına girmiş bir ulusal ya dasınıfsal hareketlerin cephe gerisi güçler, diğer bir yanı dört bir yandayaşayan sosyalist, ilerici ve demokrat uygulananlardır (uygulamalardır). . .bizim görevimiz elimizden geldiğince cephe gerisindeki görevi yerinegetirmektir. Yeri geldiğinde de dostça eleştirmektir. . ." 6-Halkın Emek Partisi Fatih (İstanbul) ilçe örgütü tarafından 25.5.1991 tarihindedüzenlenen "Bahar ve Özgürlük" adlı toplantıda ilçe başkanı HikmetCan Özdemir'in yapağı konuşmadan : "Baharlarınve baharların müjdecisi Nevruzların özgürlükler getirmesi inancıyla kepinizhoşgeldiniz. . . Partimiz herşeyden önce Türkiye'de yıllardır artıkçirkinleşmiş, kirlenmiş, resmi devlet ideolojisinin, resmi görüşün, Kemalizminartık bu ülkede işlemeyeceğini, insanların bu ülkede özgürlüğe ve barışa laik(layık) oldukları inancıyla kuruldu. Kürt partisidir dediler. Aman hayaklaşmayın, yakar ha. Evet bizi defalarca dinleyip çarpıtanlara, defalarcaizleyip yanlış yorumlayanlara bir kez daha cevap veriyoruz. Bizim savunduğumuzdeğerler evrensel değerlerdir. Demokrasidir, barıştır, özgürlüktür ve buna ençok ihtiyacı olan Kürt halkıdır. Bu ülkede, Türkiye'de öncelikle onlarınpartisiyiz. Biz ayırımcı değiliz, bölücü değiliz, biz insanları renklerine,ırklarına, dillerine göre ayırmıyoruz. Tam aksine insanların insanlaşması, doğanındoğallaşması, toplumun sivilleştirilmesi, devletin demokratikleşmesi mücadelesiveriyoruz. Buna Türkiye'de dahil olan her insan nasibini elbetteki alacaktır.Ama öncelikle Kürt halkı alacaktır. Neden'mi Kürt halkı' 40 milyona varannüfusuyla Ortadoğu'da artık birinci sorunu aştı. Dünyada birinci sorun olmayaaday ve Kürt halkı şu anda yeryüzünde olmadık vahşetlere maruz kalan, baskılaramaruz kalan zalimane, faşist, soykırımcı muamelelere maruz kalan bir halk.Elbetteki biz Türkiye'de siyasal bir parti isek, demokrasi ve özgürlüğüsavunuyor isek o insanlara) Öncelik tanımak zorundayız. . . Dostlar Fatih ilçeÖrgütünün düzenlediği bu bahar ve özgürlük şöleni. Bahar ve özgürlük, ikisi debirbirinden güzel, birbirinden alımlı. Birincisini çok yaşadık ama ikincisinitadamadık. Ama mutlaka sevdalısıyız onun. . . (anlaşılamamış) onu da göreceğiz.. ." 7-Halkın Emek Partisi İzmir il örgütünce 22.3.1991 tarihinde İzmir'de Nevruzmünasebetiyle tertiplenen şenlikte il başkanı Bayram Özcan'ın yaptığıkonuşmadan : ".. . Arkadaşlar dostlarım, ilan edilmemiş bir savaş vardır. Halkımızın yaşamgüvencesi yoktur. Biz HEP olarak Kürt halkına karşı yönelik yürütülen baskı,imha ve. . . (anlaşılamamış) politikasına, özlenen savaş haline karşıyız. . .Eğer insanlar suçlu ise devletin yargı organları vardır dostlar. Yargılanırlar,yoksa devletin görevi yerinde kurşuna dizerek infaz etmek değildir. Bunun adıterördür, devlet terörüdür, iktidarın Kürt halkına karşı yürüttüğü baskı veinsafsızlaştırma politikalarına, uygulamalarına, savaş adı yasalarına sonvermeli. . . Amacımız. . . Türkiye toplumunu gerçek anlamda demokratiközgürlükler toplumu haline getirmek, özellikle daha baskıcı ve ihmalci birgörünüm alan Kürt halkı üzerindeki baskı ve intihar politikasına son vermektir.Dostlar, Kürt sorunu cesur şekilde tartışılarak çözüme varılması gerektiğiinancındayım. Ülkemizde demokrasinin ayıbıdır. Demokrasinin önünde en büyükengeldir. Gelin diyoruz artık bu ülkede kan akıtılmasın, her gün her an beş oninsanımız ölüyor. Bu her gün beş on insanın kanı akıtılıyor. Bu ülkede beş oninsanın kanı akıtılıyorsa bu bir savaştır. Yeter artık gelin hep birlikte mert,cesur, dürüst bir şekilde sorunu ele alalım. Çağdaş ve ulusların kendikaderlerini tayin hakkı ilkesine saygılı bir çözüm yolu ile çözüm bulalım Kürthalkı için de kendi kaderini belirlemek, her hak gibi tartışılmaz ve devazgeçilmez bir haktır. . ." 8-Halkın Emek Partisi Van Merkez ilçe örgütünün 24.3.1991 tarihinde yapılan 1.Olağan Genel Kurul toplantısında Merkez ilçe sekreteri İsmail Aydın'ın yaptığıkonuşmadan : ".. . HEP oluşumu oluşmasın(ın) toplumsal sebep neydi' HEP durup dururken niyekuruldu. Vardı ki bir nedeni kuruldu. Bunları kısaca belirtmeye çalışacağım. .. Dünyada barış ve demokrasi rüzgarları eserken, Türkiye'de çok farklısorunlarla karşı karşıyayız. Militarist devlet yapılı emperyalistlerinçıkarları doğrultusunda, askeri darbeden tutun da temel hak ve özgürlüklerinyok edilerek varlığını sürdürmektedir. Bu devlet yapısı Kürtlere yönelikasimilasyoncu, baskıcı ve sömürgen politikalar uygulamaktadır. . . Ancakuydurma bir şey vardı. Yaşamın diyalizliği (diyalektiği olmalı) yani toplumsalmuhalefetler hiç bir zaman baskıyla durdurulamayacağı, bunun bir örneğidünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Türkiye'de işte orada yanıldılar. Sözdedemokrasiye geçildi denildi. Resmi devlet partileri kuruldu, îşte böylesidemode HEP'i oluşturma çabalan başladı Türkiye'de. Demokrasi ve insanlar adınayola çıkmış ama özünde iktidar partisinden başka bir şey savunmayan koca demokratpartiler de vardı. Bunlar insanlar böylesi bir dönemde bu partilere yöneldiler.Bu partilerin saflarında çalışmalarını sürdürdü. Ama öyle bir noktaya gelindiki tıkanıklık başladı. Yani o partilere egemen olan ideoloji, egemen olansiyasi düşünce artık bu insanlara kendi partileri de görmek istediler ve hakimbir şekilde o insanları dışlamaya başladılar. Yani halkımızın çıkarlarınıişçinin, emekçinin, köylünün, çiftçinin sorularını belecekleri (bilecekleri)arkadaşlarımızı kendi partilerinden atma yoluna gittiler. Yani daha öncebunların çirkin politikayı artık açıkça uygulamaya başladılar. İşte böyle birzorunluluk anında HEP'in oluşması gündeme geldi . . . Gerçekten toplumumuzuntanık olduğu siyasal partilerin hemen tayininde birer halk hareketi olarakortaya çıkmıştır. Oysa HEP bir yığın hareketi olarak ortaya çıkmıştır. . .Modem çağdaş toplumlarda devlet yansız ve ideolojisizdir. Devletindemokratikleştirilmesi, eksiksiz ve ideolojisiz bir devlet düzeninin yenidenyapılanması hem bir anayasa sorunu, hem de köklü bir zihniyet değişikliğisorunudur. HEP devleti insanın ve toplumun hizmetine sunan ve devletidemokratikleştirecek anayasa değişikliklerini zaman geçmedengerçekleştirecektir. Toplamve insan için varolan ideolojisiz ve yansız bir devlet anlayışını toplumaözümsetmek, ideolojik savaşım götürecektir. 1925 yılında Şeyh Saitayaklanmasına! bastırılmasından sonra devletin güverliğini (güvenliğini)sağlamak amaçlarını açıklamalarıyla toplu öldürmelere ve zorunlu göçuygulamaları yapılmıştır. Yani bu uygulamalar dana o zamandan başlamıştır.Şimdi Değil. Bu göç uygulamalarıyla tepkici, şoven milliyetçiliğindenkaynaklanan ırk esasına dayalı bir hudut politikası uygulamasının birgereğidir. 70 yıldır uygulanan birlik politikasından aynı tepkinin ürünüdür.1924 Anayasası da dahil tüm anayasalar T.C vatandaşı olabilmek için Türk olmakya da Türk olmayı benimseme zorunluğu yeralmıştır. Bugün Türkiye'de Türkmilliyetçiliği, Kürtlere baskının bir aracı haline getirilmiştir. ... Tümanayasalarda çok kez yinelenen ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü ilkesininısrarla vurgulanmasının başlıca nedeni yönetici katmanların hezeyan halinedönüşen bölünme ve parçalanma korkusudur . . ." 9-Aynı toplantıda il başkanı (halen Özgürlük ve Eşitlik Partisi Milletvekili)Remzi Kartal'ın yapmış olduğu konuşmadan : ".. . İşte ülkede kimliği ile, benliği ile, varlığıyla birşey yoktur. Kürt diyebiri yoktur. Dili de yoktur, kültürü de yoktur. Böyle bir şey yoktur.Türkiye'de herkes Türk'tür diye herkes Türktür diye inkarcı yok dendi.Politikayla kendi inkar edilmiş, bugüne kadar, bu inkarlardan dolayı insanolarak doğuştan var olan devredilemeyen, bir başkasına verilemeyen, inancıyla,diliyle, kültürüyle, kimliğiyle, benliğiyle, kendisine doğuştan verilendeğerleriyle, hiç bir ... (anlaşılamamış) böyle bir harekete yanaşması,koşması, ya çok demokrasiye ihtiyacı olduğu, demokrasiyi kuracağı, Türkiye'dehür demokratik toplumu kuracağız diyen partinin içine koşmuş olması çokdoğaldır. . . 70 senenin kurulu düzeninde sosyal, siyasal ve hukukidüzenlemeleriyle bugünkü Türkiyeyi idare etmek mümkün değildir. Bugünkü Türkiye1924'ün Türkiyesi değildir. 50'nin Türkiyesi değildir. 8O'lerin Türkiyesideğildir. Politikacıların görevi toplumların rahatlığını(n) tutmaktır,beklentilerini bilmektir. O beklentilere cevap vermektir. Şimdi bunlara cevapvermedimi toplumda sıkıntı yaratırsınız. Bu sıkıntının nedenini parlamentersistem içinde en gerçekçi, doğru bir şekilde ortaya koymayan ve çözülmesi içindoğruları söylemeyen düzen politikacısıdır. Evet devekuşu misali, başı kumagömmenin zamanı geçmiştir. Ayaklarımızın üstünde duracağız. Gerçeklerisöyleyeceğiz. Kürt yok demekle eğer Kürt olmuyorsa, yani binlerce yıllık tarihiolan bu millet(e) daha çoktan bitmişti, gitmişti, gelmezdi. . . hiç kimse butoplumdan, bu ülkenin toprağından bir yere gitmeyecek, herkes burada, beraberyaşayacak. . ." 10-Halkın Emek Partisi Siirt Merkez ilçe örgütünün 20.4.1992 tarihinde yapılankongresinde İl başkanı Abdürrahim Deli'nin konuşmasından : ".. . özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren bizler yeniden doğuyor, kendimiziyeniliyor, zulme ve baskıya karşı mücadele azmimizi yükseltiyor, saflarımızısıklaştırıyoruz. Emekçi halkımızın yanında, onlarla omuz omuza hep barışa, hepdemokrasiye, hep özgürlüğe doğru tavrı adımlarla yürüyoruz. . . Demokrasininyerleşmesiyle birlikte halkların kendi kaderlerini belirlemek, her halk(ın)için olduğu kadar, Kürt halkı için de tartışılmaz ve vazgeçilmez değer birhaktır. . . Kürt sorunu demokratik bir ortamda, özgürce tartışılmadan çağa,akla, bilime uygun çözülmeden, Türkiye'de gerçek bir demokrasiden sözedilemeyecek ve Türk halkı da gerçek anlamda özgür olamayacaktır. Çünkü Türkhalkı da baskı altında tutulmuş onlara halkların arasında eşit ve adil olmayanzora dayalı ilişkiler kabullenmeye zorlanmıştır..." 11-12.5.1991 tarihinde yapılan Halkın Emek Partisi Muş il kongresinde il başkanadayı (halen Özgürlük ve Eşitlik Partisi Milletvekili) Sırrı Sakık'ınkonuşmasından : ".. . Neden HEP Türkiye'de yeniden yapılanma, yeniden bir siyasî partiye ihtiyaçduyuldu'. . . Sovyetlerde, Sovyet Cumhuriyetlerinde daha fazla demokrasi, dahafazla özgürlük için insanlar hergün göğsünü kurşunlara geriyordu. İşte oradabir ateş yanıyordu, o ateşten bir kıvılcım bizim ülkemize sıçradı. O kıvılcımHEP'i (anlaşılamamış) kısacası HEP . . . baskıya, sömürüye maruz kalmış bütüninsanların, diğer yönüyle ben Kürt kimliğini kabul ediyorum. Ben çaş değil(im),ben devletten yana değilim diyenlerin partisidir. . . Bugün kendisini istersağda, ister solda tanımlasın, Türkiye'deki siyasi partiler ittihat veTerakki'nin bir ürünüdür, yani Kürtlerin dostları değildirler. Bugün, bugünekadar Türkiye'deki siyasal yaşamda genellikle ırkçı, şoven, milliyetçi anlayışasahip, çağdışı, Kürt kimliğini kabul etmeyen siyasi partiler Türkiye'depolitika yapmışlar, ama HEP bunların dışında bir partidir. . . insanlar hergeçen gün, insanlıklarının bilincine varıyorlar artık. Sadece yaşama hakkıdeğil, onurlu ve özgür yaşama hakkına sahip çıkıyorlar ve onunla bağdaşmayanbir yaşama biçimini reddediyorlar, İşte örnekleri, Sovyetlerde, Litvanyadainsanlar özgür olabilmek için tank paletleri önünde yatıyor, kemiği, eti tankpaletleri arasında kalıyor. Ama ülkemizde olmuyormu bu' Oluyor. Botan'da,Tatvan'da, Lice'de daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük için insanlaryürüyor, hedefleri göğüslerin. . . (anlaşılamamış) kurşunlan hedef ediyorlar. .. Parti Kürt sorununu Türkiye'nin bütünlüğü içinde İnsan Hakları Evrensel Bildirisi,Avrupa insan Hakları Bildirisi, Helsinki Son Belgesinin hükümleri doğrultusundademokratik ve barışçı yöntemlerle çözmeyi amaçlamaktadır. Ama gönüllübirlikleri de unutmamak lazımdır. . . Ne zaman ki Kürtler bir adım ileriyeatıyor, işte haklarını almaya kendi ülkelerine sahip çıkmaya çalışıyorlarsa ozaman Türkiye'de cumhurbaşkanı çağırıyor, gelin anlaşalım diyor. Korkusu var.Bu insanlar geliyor, işte ben Kürtlerin hamişiyim diyor ve Kürtlerinkurtarıcısı benim diyor. . . Biz ne bir Türk askerinin ölmesini istiyoruz, nede dağda Kürt gencinin ölmesini istiyoruz. . . Kürtler bağımsızlığın ne demekolduğunu çok iyi bilirler. Çünki Zilanlarda, Halepçelerde, Dersimlerde yüzlerceşehitler var. Siz öyle bazı şeylerin gümüş tepside ikram edileceğini biliyormusunuz'1991'de Özal'ın Günaydın Gazetesinde bir demeci var. Ben bağımsız Kürt devletiistemiyorum. Ey Özal, ben de köle kurt istemiyorum. Başbakan iki gün önce biraçıklama yaptı. Bağımsız Kürdistan istemiyoruz. Sen kim oluyorsun, sen Kürtlerkadar karar verecek yetkilimisin' . . . Bugün işte bir parti doğdu, bizimpartimiz diyebileceğimiz HEP bu parti, hepimizin partisi bu parti. Türkiye'deemeğiyle geçinen, yoksul Kürdün, Türkün, Lazın, Çerkezin partisidir. . . Budüzen partilerinin bu bölgede politika yapmaya hakları yoktur. Niye yoktur.Çünki sizleri inkar ediyorlar. Ama HEP diyorki Kürtler vardır. Kürtleroturacak, tartışacak, konuşacak kendi sorunlarına kendileri çözüm bulacak,partilerin bölgede bulunması demokrasi gereğidir. Ama nasıl bir gerek, sadecetabelaları kalsın. . ." 12-Halkın Emek Partisi'nin 18.5.1991 Tarihinde yapılan Ağrı il kongresinde, Ağrıil başkanı Kemal Adıgüzel'in yaptığı konuşmadan : ".. . HEP için Kürt partisi diyorlar. Biz diyoruz ki, biz yalnız Kürtlerin değil,ezilen, sömürülen, baskı görenlerin partisiyiz, insan haklarına saygılı, emeğedeğer veren, örf, dil, din, millet farkı gözetmeden demokrasi güçlerinindayatmasıyla kurulan, demokratik kitle partisidir. Onlara göre Türkiye'de eğerezilen, sömürülen ve baskı gören yalnız Kürtlerse tabiiki HEP bu insanlarındemokratik taleplerini destekleyecektir. 13-Aynı kongrede Ağrı il örgütü üyesi Eyüp Duman'ın yaptığı konuşmadan : ".. . Bir bölümde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da hernekadar yok sayılsa, ne kadarvarlıkları inkar edilse, halk efsaneleri ve hikayeleri durdurulsa, inkaredilemeyecek durum vardır. Bir gerçek vardır. Orada yaşayan İnsanlar Kurttur,Kürt insanıdır, Kürt kökenlidir. Kürtlerin istemleri nedir' Ne istiyorlar'Niçin inkar ediliyor bunlar' Niçin daha fazla eziliyorlar' Gerçi Türkiye'deezilen, sömürülen Kürt halkı tek değildir. Burada işçiler, köylüler, emekçilerde en az Kürt halkı kadar eziliyor ve sömürülüyor baskı görüyor. Ama Kürtleringördükleri baskı biraz daha katmerli ve fazladır, insanlarımız kendi anadilleri ile konuşmak, yazmak, kültürlerini geliştirmek istiyorlar.Folklorlarını yapmak, örf ve adetlerini yaşamak, kısacası Kürt benlikleriyleyaşamlarını birlik içinde sürdürmek istiyorlar. Başka istemleri yoktur. Ancakresmi politika Kürtleri inkar ve Kürt insanının benliğini asimileye yönelikolduğundan bunları daha fazla baskı uygulanıyor. . . Biz sadece Kürtlerinpartisi değiliz, biz Türkiye'de ne kadar ezilen, sömürülen, horlanan insanvarsa bunların hepsinin partisiyiz. Bunların tümünün haklarını elde etmek,iddia ve çabasındayız. . . Biz emekçilerin partisiyiz, sömürülenlerinpartisiyiz. Eğer gerçekten Kürtler herkesten fazla eziliyorsa, sömürülüyorsa,tabiiki biz bunların partisiyiz. . ." 14-Şimdiki genel başkan Feridun Yazar'ın 2.6:1991 tarihinde Şanlıurfa ilindeyapılan toplantıda genel sekreter yardımcısı sıfatıyla yaptığı konuşmadan : ".. . Selam olsun, halkı için cezaevlerinde ömür çürütene, ne olursa olsun, selamolsun halkı için şehit olanlara artık 2000 yılına girerken, dünya özgürlüklerdünyası, demokrasi dünyası, insan hakları dünyası olmaktadır. Ama bu toplumhala kendi özgürlüğünden mahrum, emperyalistlerin, sömürgelerin baskısı altındainim inim inlemektedir. . . HEP bütün dünyanın peşinden koştuğu özgürlüklerinbugünkü Türkiye'de gerçekleşemediği ve her gün baskısını artırarak yaşamayaçalışan anti terör yasalarla halkını, insanlığı boğmaya çalışan düzene karşıkurulan bir partidir. . . Halkın Emek Partisi 2000 yılına girerken bütündünyanın önünde koştuğu özgürlüklerin, bir türlü Türkiye'de gerçekleşmediği veher gün baskısını artırarak yaşamaya çalışan Anti-Terör Yasasıyla halkı,insanları, özgürlükleri, korumaya çalışan bir partidir. . . Biz Türkiye'deyaşayan bütün halkların partisiyiz. Kürtlerin de partisiyiz. Türklerin de partisiyiz.Türkiye'de ne kadar halk varsa hepsinin partisiyiz. . . Halkın Emek PartisiKürt partisidir, değildir. Ama Kürt sorununa en büyük ağırlığı veren partidir.. . Kürdistan Kürtlerin malı. . . Kürt sorunu Türkiye'de kan kaybediyor. . .Eğer bizi beğenmiyorsanız, Kürt sorununu sizler partinize alın yapın, başka birşey istemiyoruz. Dünyada Kürtler ve Türkler gibi ezilen halklar özgür olmadıkçahiç bir halk ve dünya özgür olmayacaktır. Ve bu meş'aleyi Ortadoğu'dayükseltelim. . ." 15-Halkın Emek Partisi Turgutlu (Manisa) ilçe örgütünün açılışı münasebetiyle21.7.1991 tarihinde bu yerde düzenlenen toplantıda eski Manisa ilçe başkanıCelil Bedikanlı'nın yapmış olduğu konuşmadan : ".. . 21. yüzyıla çok az bir zaman kala dünyada her türlü gelişmeyi en üst düzeydebulmakla beraber Ortadoğu'nun en eski halklarından ve bugün 30 milyonu aşmışbulunan Kürt halkı daha hala özgür değildir. Ve Kürt halkı esaret zincirialtında kalmış, uygulanan asimilasyon ve baskılar sonucu Beşikçi'nin dediğigibi, klasik sömürge statüsünde bile olmayan Kürt halkı bu nedenle kişiliğiparçalanmış, tahribata uğratılmış ve tüm kendisinden uzaklaştırılmıştır.Tarihte hiç bir halk kendisinden bu denli yabancılaştırılmamıştır. Türktarihine baktığımızda Türklerin diğer sömürgeci güçlerle olan ilişkileri çokkarmaşıktır ve genelde bizim istediğimiz temelde bir ilişki yoktur. Daha çokbaşarı şansı devam edemeden, Kürt halkını kurtuluşa götürememiştir. Kürthalkını böylece perişan etmişlerdir. Özel Harp Dairesinin içinde Kontrgerilladenilen bir kurumun olduğu, bu kurumun bir çok karanlık işlerdekullanıldığı(nı), bir dönem Başbakanlık yapmış, Bülent Ecevit ortaya atmış,Süleyman Demirci'de bunu kabul etmiştir. Fakat kimse bu olayın üzerinegidememiştir. Ama bu güç bugün Kürt halkı üzerinde terör estirmektedir. Gelişenhalk muhalefetine karşı güçler antiterörist baskı. . . (anlaşılamamış)Diyarbakır şehidimiz Vedat Aydın bunun son kurbanı oldu. Fakat biz bunu dabiliyoruz ki bu hiç bir defa son olmayacaktır. Ama kimse şunu unutmasın, bumücadelelerimiz Vedat'ların kanı aktıkça gelişecektir. Halkımız kendi tarihinikanla yazacaktır, ilerici insanlık adına şehitlerimiz halkımızın yüreğindeinancımızı daha da pekiştirecektir. . . Vedat Aydın(ın şehit edilmesihernekadar Kürt halkına sıkılmış bir kurşunsa. . . (anlaşılamamış) bizimkurtuluşumuz birliğimizde yükselecek, bu karmaşık düzeni paramparça edecektir.Kürt halkının (halkı) nice Vedat Aydın'ları şehit vermekten çekinmeyecektir. .." 16-Halkın Emek Partisi Bursa il örgütünce 7.9.1991 tarihinde Bursa'da düzenleneneğlence gecesinde Bursa il örgütü başkanı Murat Dağdelen'in yapmış olduğukonuşmadan : ".. . Partimizin ortaya çıkışıyla doğal olarak devlet Kürt halkının bu anlamdapartimizi kanalıyla oynamak istemiştir. Bugün Kürt grubu (sorunu olmalı)demokrasinin önünde kurulup geliştirilmesinde en büyük engeldir ve mutlakçözülmesi gereken bir engeldir. Oysa devlet dün olduğu gibi bugün de bu sorunuçözmede demokratik hiç bir yöntem kullanılmamış, aksine Kürt halkının ensıradan taleplerine bile şiddetle karşı çıkılmıştır. . . Biliyoruz ki Türkiyehalklarının özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin zafere ulaşmasındapartimizin fikirlerinin her alanda olduğu gibi parlamentodada ses verecektir. .. Zafer Kürt ve Türk halklarınındır. Yaşasın halkların kardeşliği." 17-Aynı gecede davalı partinin Bursa il yönetim kurulu üyesi Abdülkadir Gedik'inyaptığı konuşmadan : ".. . Yine de özgür demokrasi güzel insani duygularla bir araya gelmiş bu türtoplulukların, mitinglerin her yerde eksiksiz yaşaması bizleri dört duvararasında mutlu etmektedir. Kürt ve Türk insanının güzel bir geleceğekavuşmasında bizleri umutlu kılmaktadır. Erkeği kadını, yaşlısı, çocuğuyla,dağda, ovada her tarafı aydınlatan, yol gösterici, umut yazıtımızın peşindeözgür ve bağımsız bir gelecek için ayağa kalkmıştır. Bin yıllardır sürenkölelik zincirlerini kırmak için varlığını ortaya koymaktadır. . . sömürgecilikve zulmün temsilcilerinin üstüne yüreklerini fırlatıp, korkunun, korkusuzluklayenebildiğini (yenilebildiğini) göstermektedir. . . Türk ve Kürt halkınıngeleceği aydınlıktır. Buna hepimiz inanmalıyız. . . Bugün Türk ve Kürt halkınınmücadelesi güçlenerek gelişmektedir. Türk halkının mücadelesi Kürt halkının,Kürt halkının mücadelesi, Türk halkının olumlu geleceğini dilemekte, bu ikimücadelenin birbirinden kopmaz bağı içinde olduğunu tüm yurtsever demokratlaryaşayarak görmektedirler. Bu nedenle iki halkın ortak mücadelesi herzamankinden daha fazla kendine dayanmaktadır. . . Bu ortak mücadeleye HEP nekadar katkıda bulunabilir' Böyle net bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikteHEP'in bu mücadelede olumlu bir şey vermesini arzuluyor ve bekliyoruz. HEPbugün sahneye çıkmış mücadele güçlerinin demokratik, legal alandaki öncüsüolabilir. Bu mücadeleyi düzen sınırlan içine çeken değil, Bu mücadeleyiilerletici rol olabilir. Türkiye'deki demokrasi güçlerini HEP çatısı altındabirleştirerek, Türkiye ve Kürdistan'daki mücadele ortaklığını yaratmada olumluişler görebilir. . . Sömürgeci devlet Halkın Emek Partisi'nin icazetsiz bir demokrasimücadelesi içinde olacağını, ulusal kurtuluş, demokrasi, özgürlük bilincineengel olmak bir yana, omuz vereceğini gördüğünden, HEP'i seçimlere sokmamıştır.. . Özgürlük ve kurtuluşun tek yolu ulusal kurtuluş, özgürlük ve demokrasimücadelesini yükseltmek, zafere ulaştırmaktır. . . Bugüne kadar hiç birmücadele Türk ve Kürt kadınını evinden dışarı çıkartmamıştır. Bugün artıkgörmekteyiz ki, kadınlar artık sokaklara çıkmakta, toplumsal mücadelede biz devarız demektedir. Özgürlük ve demokrasi güzel şeylerdir. Kürt ve Türk halkı bugüzel şeye layıktır. Şu bir gerçektir ki hiç bir halk bu güzelliklerefedakarlıklar göstermeden ulaşmamıştır. Zaten göstermek zorundadır. Bu gerçeğiyaşamak istiyorsa bir insan. 1982 yılında şehit olan Kürt halkının değerlievladı . . . (anlaşılamamış) yaşamı uğruna ölünecek kadar severken, yaniözgürlük demek ve buna layık olmak onun uğruna bir şeyler yapmak, hattagerekirse ölmek diyordu. Kürt halkı bugüne kadar yüzlerce. . . (anlaşılamamış)binlercesi, onlar ki dört duvar arasında öldürülen en güzel kişilerdir.Onbinlercesi işkence tezgahlarında sonsuz acılar içerisinde bundan sonradır kiözgürlük ve demokrasi düşüncesi ve mücadelesi bugün Türk ve Kürt halkıiçerisine yaygınlaşmış. Bu düşünce Kürt halkının bayrağını daha yükseklerdedalgalandırıyor. Ancak Kürt halkı bu bayrağı daha da yükseklerdedalgalandıracaktır. . . Ulusal kurtuluş savaşında tutsak olan biri olarak sonsözlerimi şöyle söylüyorum: Kürt halkının verdiği bağımsızlık ve demokrasisavaşı yolunda Türk halkının da özgürlük ve demokrasi mücadelesidir.Türkiye'deki gericiliğin, baskının, çağdışı uygulamanın varlık nedeni Kürthalkını köle tutmak içindir. Kürt halkı özgürlüğüne kavuşunca bu korku,baskıcı, çağdışı tutumları bariz bir şekilde ortadan kalkacaktır. Bu nedenleTürk halkının demokratları ve devrimcilerinin bu mücadeleyi koşulsuzdesteklemelerini bekliyoruz. Şunu ben diyorum ki Türk halkının gerçek dostu,ancak Kürt halkı ve devrimcileridir. . . Türk-Kürt halkının dostluğu ise gerçekdostluktur. Çünki birbirimizin aleyhine çalışacak değiliz. Bu deyişle Türkhalkının özgürlüğü, eşitliği, bağımsızlığı, dahil olmak üzere gelecekte ortakmücadele verme birliğine ulaşmak, kurtuluşumuzu yakınlaştıracaktır." 18-Halkın Emek Partisi'nin 15.12.1991 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü BüyükKongresinde bazı partililer tarafından yapılan konuşmalarda aşağıdaki görüş vedüşüncelere yer verildiği görülmektedir : a)Kongrede divan başkanlığına seçilen Antalya Merkez ilçe teşkilatı üyesi GüvenÖzata'nın konuşmasından : ".. . HEP'in henüz bir yılını tamamlamamışken demokrasiyle alay edercesine kendikurallarını koyan partilerle seçime sokulmadı ama uzungörüler bir irtibatkonusu HEP'i bu engeli aştı. Şu anda partimiz saflarında olmasa dahi, 22arkadaşımızı parlamentoya göndererek cevabını vermiş bulunmaktadır. . .Türkiye'de çağdaş demokrasiye geçilmenin yolu Kürt sorununa gerçek çözümlerbulmakla mümkündür. Bu çözüm ne özel hak reçeteleriyle olmayacağı gibi, özeltimler, şiddet ve kontrgerillalarla da mümkün olmayacaktır. . . Bütün bunlararağmen bu çözümde ısrar edilecekse, hak arayışına karşılık bir zamanlarsağcıların dilediği anlayış, devlet terörü gözardı ederek, devletin suçişlediğini inkar etmekte ısrar edecekse, ezilen ve sömürülen Kürt halkının dakendi yazgısını bellemekte kendi kaderini tayin etmekte ısrarlı olacak vevazgeçilmez ve kaçınılmazdır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra dakardeşçe yaşamak azim ve inancında olduğumuz Türk insanı, Türk demokrasi(si) veTürk emekçileri sizlere sesleniyoruz. Sizler de bu halkın dışında değilsiniz.Bu acılı ızdırap, o halkın olduğu gibi, sizin de yazgınızdır. O halkınyalnızlıkla yönlendirildiği zaman sizin işiniz daha iyi olmayacaktan Demokrasive insanlık için verilen bu uğraşta artık sizleri de saflarımızda görmek istiyoruz.Bize katılın, gelin insanlık onurunu birlikte kurtaralım, gelin işkenceyi,zulmü ve insan kıyımını birlikte yokedelim. . ." b)Adana İl Başkanı (halen genel sekreter yardımcısı) Kemal Okutan'ınkonuşmasından : ".. . Burada hepimiz çok önemli bir günü yaşıyoruz ve bugün bir hürriyetinbaşlangıcı olacak. Bu süreci insanları kalederek (katlederek), insanlaraişkence yaparak bu halkı susturabilmekleri düşünenlerin böyle olmadığını, buhalkın öldürülerek, işkence edilerek, susturulabileceklerinin anlaşılabileceğininbir süreci, bu sürecin başlangıcı olacaktır. . . 12 Eylül deyince aklımızaDiyarbakır zindanları gelir, Kemal Pirgelir, Mazlum Doğan gelir ama tarih "göstermiştir ki, süreç göstermiştirki, insanları katlederek insanları öldürerek ve insanların taleplerini kanla,gözyaşıyla boğmak istemenin sonu yoktur ve olmayacaktır. . . AmaKahramanmaraş'ta olaylar yaratılarak ve Kahramanmaraş bahane edilerek özellikleKürtlerin yaşadığı illerde sıkıyönetim ilan ederek hiç bir şey eldeedilemeyeceğini de çok önceden görmüş olmaları lazım. Bunu da halkımız bizzatkendi mücadelesiyle kanıtlamıştır. . . Antiterör yasası bölücü bir yasadır,ayrımcı bir yasadır ve bu yasayla birlikte çıkarılan tecil yasasıyla önceliklefaşistleri salıverdiler, daha sonra aktif suç yakalanan salıverildi ve dahasonra özellikle Kürt halkı ile Türk halkının arasını açmak için ve özellikleKürt halkının demokratik istemlerini ve Kürt halkının ulusal demokratikistemlerini kovabil-mekle bu haklan birbirine kırdırabilmek için Türk devrimcilerinisalıverdiler. Ama mücadele veren Türk devrimcileri hala cezaevlerinde yatıyor.. . Şimdi Kürt halkının mücadelesini önleyebilmek ve demokrasi mücadelesininönüne geçebilmek için özellikle metropol bölgelerde halkları karşı karşıyagetirme operasyonları var. Özellikle de sivil faşist eliyle de Kayseri'de,Adana'da, İstanbul'da başka illerde halkları birbirine kırdırabilmek içinegemenler çaba sarfediyorlar. Biz diyoruz ki halklar egemenlerin oyununagelmeyecek ve el ele verecek, Türkiye'de demokrasiyi kuracak ve Kürt halkını(halkına) da ulusal demokratik hareketlerin önünü açacak ..." c)Şanlıurfa Merkez ilçe örgütü üyesi (halen Şanlıurfa il başkanı) AbdülmuhsinMelik'in konuşmasından : ".. . Partimizin SHP"yle yaptığı seçim iştirakinde büyük basan göstermiş. .. (anlaşılamamış) partimizin seçimlerde büyük bir başarıyla çıkması Kürthalkının geleceği, ulusal mücadelesi, boyutların gerçekleşmesi bakımındanönemlidir. Halkımızın varlığını inkar eden, Kürt halkını. . . (anlaşılamamış)isteyen tarihten haritadan silmek isteyen Devletin ve resmi ideolojisi olanKemalizm'dir. Bu utanç duvarı yıkılmadıkça Türk ve Kürt halkları eşitliktemelinde bir arada yaşayamazlar. Türkiye demokratikleşemez, özgürleşemez. . .Kürtlerin Türkleşme politikasını destekleyen resmi ideolojileri lanetliyor,şehitlerimizi saygıyla anarken, özgürlük mücadelesi verenleri saygıylaselamlıyorum. . ." d)İstanbul il sekreteri Cabbar Gezici'nin konuşmasında : ".. . Bugün Türkiye ve Kürdistan'ın her alanda (alanında) kitleler bağımsızlık,demokrasi ve özgürlük talepleriyle şu veya bu şekilde dile getiriyorlar. . .bugün(kü) aşamada düzen bütün karşı devrimci, faşist zoruna rağmen Kürdistan veTürkiye halkının çok ciddi örgütlü halkçı tepkileriyle karşı karşıyadır.Kürdistan'da yaşama hakkı bile yasakken. . . Kürt halkı ve Türk halkı bubaskılara gine direniyor, gine kendi gerçekliğini ifade ediyor, gine kendiulusal demokrasisini, taleplerini dile getiriyor, onları dayatıyor.Kürdistan'da insanlar ulusal kimlikleri için devletin yasakladığı, yasa dışıilan ettiği örgütlerini(n), önderlerinin çağrılarına uyarak sokaklaradökülüyorsa, bütün yasaklara rağmen Kürdistan halkı bunu yapıyorsa, bu devlet,bu düzen hala şu yasaktır, şu yasa dışıdır diyerek Kürdistan halkının ve Türkhalkının bu tepkilerine sessiz kalamaz. . . Kürdistan halkı onbinlerce,yüzbinlerce sokaklara dökülüyor ve gerçeği haykırıyor. Biz Kürdüz diyoruz,burası Kürdistandır diyor, bu terörist dediğiniz insanlar bizim önderlerimizdirdiyor... onlar kendi aralarında kurup Kürt halkının bu taleplerine çözümbulamazsa, Kürt halkının ulusal, demokratik sahiplerine uygun davranmakistiyorlarsa, onlara kulak vermek istiyorlarsa gitsin bu taleplerinsahipleriyle konuşsunlar. Kürdistan halkı çözüm istiyor. Sadece istemeklekalmıyor. Çözümünü dayatıyor, ya benimle görüşeceksin, bu sorunu çözeceksin, yada bu sorunu kendi bildiğim gibi çözerim diyor. . . gitsinler Kürt halkı veonun meşru temsilcileriyle otursunlar, bu sorunu çözsünler. . ." 19-Halkın Emek Partisi Nazilli ilçe örgütü tarafından 28.2.1992 tarihindedüzenlenmiş olan "Dayanışma Gecesi'nde genel sekreter yardımcısı KemalOkutan'ın yaptığı konuşmadan : ".. . Değerli arkadaşlar coşkunuz büyük, gerçekten Kürt halkının dünyadauygulanan baskıların en kötüsü, en barbarı, en vahşicesi uygulanan Kürt halkıcoşmayacak da bağırmayacak da slogan atmayacak da kim atacak' Elbette atacak. .. Bedeli ağır olsa da, insanlar ölse de, insanlar işkence görse de, özgürlüğünbedelinin ağır olduğunu gördük. Ama bunun sonucunda özgürlüğe kavuşmanınadımlarının daha usta atıldığının bir süreci. . . Bu ülkede bir çok sorun var.Yani Kürt sorunu çözülmeden hiç bir sorun çözülemez. Bu ülkede konut sorunuvarsa, enflasyon varsa, Kürt sorunu çözülmeden hiç bir sorun çözülemez. Sevgilidostlar, Kürt sorununa siyasi ve demokratik bir çözüm bulmak için söylüyoruz vediyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti 70 yıllık asimilasyonundan vazgeçerse, Kürthalkının ulusal varlığımızı (varlığım) tanırsa, yani özgürlükçü politikadanvazgeçmezse Kürt halkının ulusal demokratik kariyerinin tanırsa sorunuçözülebilir. . . Kürt sorunu elbette ki Kürtleri ilgilendiriyor. Ama Kürtsorunu bir anlamda Türklerin de sorunu. Yani bu ülkede Kürtler eziliyorsa,sömürülüyor, vuruluyor, horlanıyorsa, bu yalnız Türkleri ilgilendirmez, Kürt halkınayönetilen bütün politikalar, Kürt emekçisini ve Kürt halkını yoksullaştırıyor.Kürt halkını ezmek için tank alıyorlar, top alıyorlar, silah alıyorlar, ama busadece Kürt halkının sorunu değil, Türklerin de sorunu. Son zamanlardametropollerde geliştirilen şovenizm dalgasına karşı, Türklerle Kürtlerin elele, omuz omuza verip egemen güçlerin şovenizm dalgasına karşı mücadelevermesini istiyoruz... Aynıgecede davalı partinin Aydın il başkanı Lazgin Çulduz yaptığı konuşmadan yirmiyıldan beri ikamet ettiği Aydın il merkezini yurtdışı olarak niteleyerekşunları söylemiştir : ".. . Ben yirmi yıldan beri ülkemden uzak yurtdışında bulunuyorum. Benden dahauzun süre dışarıda katanlar var. . . Vatan dışında çok uzak bir yerde olup,vatan dışında olup yaşamanın bizim için değeri yoktur. Vatanını kaybeden, birtoprak parçası üzerinde özgürce yaşayamayan bir kimse hiç bir kültüre vesanatsal ve sosyal ulusal gelişmeyi caydıramaz. Belki bir gün ülkemize dedöneriz ve bir gün bir araya gelip, etkinlik için programlar yapabiliriz. Amabiliyoruz mülteci yaşamına eğer sağlam bir toprak parçası kalsa da, Kürtbayrağı asarız. . ." 20-Halkın Emek Partisi Adana il örgütünce 12.4.1992 tarihinde düzenlenen"Halkın Emek Partisi Dayanışma Gecesi'nde genel sekreter yardımcısı KemalOkutan'ın yaptığı konuşmadan; ".. . Sizleri binlerce Kürdün yurt özlemiyle selamlıyorum. Öyle bir halk düşününki binlerce yıl baskı ve zulüm altında kalsın, hain korucu başlarına dikilsin,tarihe ihanet eden bu ihanet kanadıdır. Kürtleri üç gruba ayırdılar. Birisikorucu hain ihanet kanadıdır, bir kanadı da devrimci demirci Kawa'ların direnişkanadıdır. Bu kanat bizleri daha çok ilgilendirmektedir. Bizleri daha çokgüçlendirecektir. Bir kanadı da Kürdistan topraklarında petrolü moderntekniklerle çıkaran modern güçler oluşmuştur. Bizi özgürlüğümüze götürecek birgüçtür, . . 1. grup hain Baho oğulları, 2. grup Serhan'dan gelen halklaşan,topa tüfeğe karşı gelen yiğit Kürt halkıdır. 3. ise halkından kopartılanözgürlük savaşçıları vardır. . . Biz kendi kendimizi yönetmek ve kendimeclisimizi seçmek istiyoruz. Eğer bize güzellikleri insanlıkları çokgörüyorlarsa biz bunları da almasını biliriz. Hiç bir şey bağımsız veözgürlükten daha değerli olamaz. . ." 21-Halkın Emek Partisi Sakarya il örgütünün açılışı münasebetiyle 20.4.1992tarihinde yapılan eğlence gecesinde Bursa il örgütü başkanı Murat Dağdelen'inkonuşmasından : ".. . Bugün burada Lazıyla, Çerkeziyle, Kürdüyle, burada bulunan bütünarkadaşlara, hepinize hoşgeldiniz diyorum. Konuşmamıza başlamadan önce bütünetkinliklerimizde, bütün parti etkinliklerimizde yaptığımız gibi ölenler amayenilmeyenler adına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorumhepinizi..." 22-Halkın Emek Partisi İstanbul il örgütünce 1.3.1992 tarihinde İstanbul'dadüzenlenen "Bütün Halklar Kardeştir, Katliamlara Son" isimli mitingdeİstanbul il başkanı Felemez Başboğa'nın konuşmasından : ".. . Bugün çok mutluyuz çünkü binlerce Kürt ve Türk emekçisi, devrimcisi,demokratı ve yurtseveri kardeşlik duygularını haykırmak üzere HürriyetMeydanına gelmiştir. . . Bastırılmış özgürlük tutkuları her yeri kaplar, bugünbenim ülkemde baharını yaşıyor. Kışın buzları çözülmeye başladı bile, Botan'da,Amed'de, Serhat'ta özgürlük türküleri yükseliyor. . . binler, onbinler,yüzbinler katılıyor. Kürt halkının özgürlük yürüyüşüne. Egemenlerin yüreğinekorku katılmıştır. Ancak birer birer değil, onar onar öldürmeye başladılar.Ancak tabanca tüfek yetmiyor. Tanklarla, panzerlerle, uçaklarla, zehirligazlarla üzerimize geliyorlar. . . Kürt kardeşin en temel insani hakkınıkullanamamaktadır. 70 yıldır seninle iç içe oldu, işçi oldu, memur oldu, hamaloldu, düzenin yükünü birlikte çekti, ama sizden farklı olarak da Kürt olmaktandolayı da bir yük taşıdı. Kendi kimliğine hiç bir alanda sahip çıkamadı.Dersim, Ağrı, Zilan katliamlarını yaşadı. Ama hiç bir zaman Türk halkına birdüşmanlık taşımadı. . . Bugün en temel insani değerlerini korumak, rahat olarakmücadelesini veren Kürt halkı, Türk halkı ile eşitlik temelinde birlikte yaşamısağlamak için Özgürlük yürüyüşüne gitmiştir. . . Bu savaşın faturasıekonomiden, insan yaşamına. . . (anlaşılamamış) Türk ve Kürt halkınaçıkarılmaktadır. . . Resmi ideolojinin 70 yıldır uyguladığı inkarcı şiddetpolitikası bugün iflas etmiştir. . . Kürt halkının özgürleşme mücadelesiyleTürk emekçilerinin özgürleşme mücadelesi ne birbirinden kopuk ne birbirinekarşıdır. Birbirinden ayrılmış değildir. . . Parti "olarak bizleribirbirimize kırdırmak isteyen ne Türk ne de Kürt halklarıdır. Bir tek sorumlusuvardır. O da resmi ideoloji. Türk ve Kürt halklarının kardeşliğine sabırla adımatma günüdür." 23-Davalı partiye mensup bazı milletvekillerinin çeşitli yer ve zamanlardayaptıkları konuşmalar da dikkat çekici bulunmuştur. Bunları şöyle özetlemekmümkündür : a)Mahmut Almak (halen Özgürlük ve Eşitlik Partisi Milletvekili) Halkın EmekPartisi Eminönü (İstanbul) ilçe örgütünce 16.3.1991 tarihinde düzenlemiş olduğu"Halepçe Katliamı" konulu paneldeki konuşmasında : ".. . Dört beş gün önce bölgedeydim, İdil'e gittik. Şırnak'a gittik. Bütünbölgeyi dolaştık. Muş Van'a gittik. Kürtler orada toplu katliam tehlikesiylekarşı karşıya Yürüyüşleri kanla, hışımla, barutla susturulmaya çalışılıyor. . .(anlaşılamamış) yönetimi bütün acımasızlığı ile başta insanlar kurşunlanıyor,insanlar vuruluyor, kitlesel olarak gözaltına alınıyor, en hayasızca, envahşice işkencelerden geçiriliyor ve orada en ufak bir kıpırdanma savaş nedeniolarak kabul ediliyor. . . Kürtler bölgede üç seçenekde karşı karşıyadostlarım. Ajanlık ve köy koruculuğu bir, ikincisi dağa çıkmak. Üçüncüsü de göçetmek. Kürt halkına başka bir seçenek tanımıyorlar. . . Kemalizm zatenpaçavraya dönmüş, çağdışı kalmıştır Kemalizm. Yıkılışını sadece ilan ediyor.Zaten yıkılmıştı. . . Hürriyet Gazetesinden kestim, Kürtler azınlık değilbaşlıklı bir haber, adları bilim adamı olan, binbeşyüz holding adamı, adlarıbilim adamı ama holding adamı, bir deklarasyon düzenlemişler. Irkçılık,kafatasçılık, iğrençlik deklarasyonu. . . (anlaşılamamış) mensubu olmaktanşeref duyduğumuz bu milleti Türk yapan unsurların, son ortak tarih, örf veadetler, dini, vatan, ortak ülkü ve menfaatler, bütün sanat eserlerimizleberaber, hatta bunlardan da öte Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bir bütünolduğunu, Türk milletine değer ve arz ederim. Ve diyorlar ki dili Türkçe olanTürkiye Devletinde azınlıklar dışında herkesi Türk tanıdığımızı ve bildiğimizive bunun dışında hiç bir görüş, düşünce ve safsatalara iltifat etmediğimiziilan ederiz diyorlar. Şimdi soruyorum bu soytarılara ne yapacaksınız' Direnenbir taraftan kendileri için az önce söylediğim gibi bir taraftan da bütün dünyahalkları için kahramanca mücadele eden bu halkı ne yapacaksınız ey holdingadamları' Değerli dostlarım neler yapılmalı, izin verirseniz o konuya gelmekistiyorum. Öncelikle Kürt halkı kendi öz gücüne ve kendi mücadelesine güvenmekzorundadır. Kendi iç dinamiklerini oluşturmak zorundadır. Öncelikle kendiayakları üzerinde durmak zorundadır. Bölgemizde var olan nükleer silahlar,kimyasal silahlar, tamamen ortadan kaldırılmalıdır ve yeni Halepçelerintekrarlanmaması için Kürt sorunu mutlaka çözümlenmelidir. Kürt sorunu çözümüKürt halkının kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını içerir değerlidostlar. . . Ve Kürtlerin kendi sorunlarını başta Birleşmiş Milletler olmaküzere, uluslararası bütün platformlarda, bu platformlara taşımalarısağlanmalıdır. . . Değerli dostlarım Kürt halkı dostlarını çoğaltmalıdır. Bizimbir kadersizliğimiz var. Biz bir taraftan Kürt gericiliğine karşı mücadele ediyoruz,bir taraftan da kardeşimiz ve dostumuz olan ve yıllardan beri birlikteolduğumuz Türk halkını(n) baş belası olan Türk şovenizmine karşıda ihtiyatlıdavranmak zorunda kalıyoruz. Oysa ki tüm sosyal şovenizmine karşı mücadelevermek, Türk milliyetçiliğine karşı mücadele vermek, Türk ilericilerinin,devrimcilerinin, demokratlarının görevi, öylesine şanssız insanlarız ki, birtaraftan da Türk halkının dostluğunu kazanmak gibi tarihi bir görevle karşıkarşıyayız. Bu nedenle başta Kürt halkı Arap halkı, Fas halkı ve bütün dünyahalklarını(n) kardeşliğini ve dostluğunu kazanmak onları yanımıza almakzorundayız. Değerli dostlarım, tek yürek, tek vücut gibiyiz. Biz aşacağız,sıkıntıları aşacağız, biz dağları(a) ve çocuklarımıza özgür ve mutlu birgelecek bırakacağız. Tarihi görev bizim dirilmemizi bekliyor. . ." b)Aynı kişinin Muş il örgütünün 12.5.1991 tarihindeki kongresinde yaptığıkonuşmadan : ".. . Değerli dostlarım, bizim insanlarımız şehit ediliyor, Gerilla bizimçocuğumuz. Gerillalar, gerillalar dağlarda can veren gerillalar bizimçocuğumuzdur. Bizim kanımızdır, bizim canımızdır ve gerillaya kurşun sıkanlar,kurşun sıkan askerler de bizim çocuklarımız. . . Bu kürsüden Özal'a seslenmekistiyorum, Özal'ın bekçiliğini yaptığı devlet yetkililerine seslenmekistiyorum. Siz bir kere Kürt dostu değilsiniz. Onun altını çizelim. Ne Özal, neİnönü, ne Erbakan hepsinin Türkeş'den bir farkı yok. Kürt sözcüğü söz konusuolduğu zaman veya Kürtler söz konusu olduğu zaman hiç birinin farkı yok. EğerKürt dostu iseniz, iddianız var ise hodrimeydan. Buyurun es es kararnamesinikaldırın. Doğuda. Kürtleri ezmek için baskı altında tutmak için, Kürtlerivahşice yok etmek için çıkardığınız kararnameyi askıya alın. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesini yürürlüğe koyun. Kürt dostu iseniz bunu yapın. Ya PKK'lıolacaksın, ya dağa çıkacaksın, ya da köy korucusu olacaksın şeklindekipolitikayı bir tarafa bırakın. Eğer sizler, bay politikacılar, bay Kürtdüşmanları, eğer sizler samimi iseniz, Kürt halkının baş belası olan, Kürthalkının bahtsızlığı olan, Kürt halkının şanssızlığı olan köy koruculuğusistemine son verin. Eğer siz Kürt dostu iseniz, Kürt dostu olduğunuzu iddiaediyorsanız ve samimi iseniz, Kürt halkının kendi demokratik tepkilerini ortayakoymasına tahammül ediniz. Kerboran'da, idil'de, Şırnak'da yürüyen Kürtlerinüstüne panzer sürmeyiniz. Kürtlere kurşun sıkmayınız, Kürtleri öldürmeyiniz,Kürtleri katletmeyiniz. . . Daha çok korkacaklar, halkımız büyüyor, halkımızgelişiyor, daha çok korkacaklar bizden, sizden korkacaklar, çocuklarınızdankorkacaklar. Sevgili il başkanı Sim Sakık'ın altını çizdiği gibi onlarkorkacak, onlar korktukları için bizi kameraya almaya çalışıyorlar. Onlarınkameraları da bizimle başedemeyecek. Çünki biz milyonlarız, çünki biz dünyayıonların başına dar edeceğiz ve diyorum ki, Doğu'da akan kan durdurulmalıdır,demokratik çözümler üretilmelidir. Değerli dostlarım, siyasal hak aramakdemokratik bir haktır. Çünki insanların siyasal hakları aramalarına engelolurlarsa, onlara faşist ve gerici ilan etmek bizim görevimizdir, insanlar,siyasal hak arama özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. Bu kan durdurulmasıisteniyorsa, bu vahşetin durdurulması isteniyorsa, siyasal hak arama özgürlüğüyasallaştınlmalıdır. insanlar serbestçe düşünüp taşınmalı ve örgütleştirilmelidir.Siyasal düşünceleri uğruna çalışma yapabilmelidirler. Yalnız bu bile tek başınaakan kanı durdurmaya yeter. İnsanlar durup dururken dağlara çıkmamışlardır,insanlar durup dururken silahlarına el atmamışlardır, insanlar zorunlubırakıldıkları için dağlara çıkmak zorunda bırakılmışlardır ve diyoruz ki bizezilmenin ne olduğunu, horlanmanın ne olduğunu, baskının ne olduğunu,işkencenin ne olduğunu, açlığın ve sefaletin ne olduğunu en iyi Kürtler bilirve bu nedenle ezilen kim olursa olsun, horlanan, baskı altında tutulan,sömürülen, aç ve sefil bırakılan kim olursa olsun, o bizim dostumuzdur. O bizimkardeşimizdir. Bu nedenle Kürtler, bizler yalnız Türk halkıyla değil,kardeşimiz ve dostumuz Türk halkı değil, bütün dünya halkıyla kardeşçe vedostça birlikte yaşamak istiyoruz. Bu nedenle Kürtlere, bütün Kürtlere ezilmesigereken, cezalandırılması gereken, öldürülmesi gereken bir PKK gözüylebakmayınız. Varsa PKK ile bir hesabınız PKK ortada hesaplaşmak istiyorsanızgidin hesaplaşın. . . Bu ülkede aydınlığa varılmak isteniyorsa, enflasyonunönüne geçilmek isteniyorsa, Kürt sorununun çözümlenmesi gerekir. Kürt sorunuçözümlenmelidir ki Türk halkı da aydınlığa çıksın, aksi halde Türk halkınıniçinde bulunduğu bu karanlık devam edecektir. Bu devlet yerli ve yabancı sermayenindevletidir. Bu devlet halkımızın devleti değildir. Devlet konusunda da aynışeyleri konuşuyorum. Onlar sadece halkımızın oy sandığına oy atan bir topluluk,birer sürü olarak görülüyor. Onun dışında halkımızın politikaya girmesiniistemiyorlar. Politikaya girdiğiniz zaman demokratik gelenekler yaratılacaktır.Demokratik gelenekler yaratıldığı zaman halk kendi geleceğini özgürce belirlemehakkını elde edecektir. Bu onların işine gelmez. Çünki düzenleri yerle birolacaktır. Düzenleri başlarına yıkılacaktır. Sömürü ortadan kaldırılacaktır.Yarınımızı, çocuklarımızın yarınlarını karanlığa boğmağa hakkımız yoktur. EyANAP'lılar, SHP'liler, mahalli yöneticiler, RP'liler, DSPliler, Muş'lu DSPyöneticileri, bu kürsüden sizlere sesleniyorum. Halkımız eziliyor, halkımız acıçekiyor, halkımız sıkıntı içinde, halkımıza ihanet etmeyiniz. Halkımızı arkadanhançerlemeyiniz. Çünki siz de bu halkın çocuklarısınız. Bu düzen partilerihalkı yok etmek için vardır. Geliniz elbirliği yapalım ve sevgili ilbaşkanımızın dediği gibi, bu düzen partilerini, kendileriyle başbaşa bırakalımve halk düşmanı, emekçi düşmanı olan bu partileri ayaklarımızın altına alalımve öldüğümüzde çocuklarımıza özgür ve sömürüşüz bir temel atalım veçocuklarımız bizimle gurur duysun istiyoruz. . ." c)Aynı kişinin davalı parti Ağrı il örgütünün 18.5.1991 tarihinde yapılankongresindeki konuşmasından : ".. . Özal Türk dediği Kürtlerin, öz Kürdistan'ında devlet kurmalarına şiddetlekarşı çıkıyor ve Bush'la kapalı kapılar ardında pazarlığını da yapıyor.Uçakların kalkmasına izin sağlıyor ve oradaki Kürtlerin katliamına giden yoluaçıyor ve buradan soruyorum Özal'a, hani Kürtler Türktü, madem Kürtler Türkneden devlet kurmalarına karşı çıkıyorsunuz sayın Özal, neden karşıçıkıyorsunuz' Bu sizin yumuşak karnınız değil mi'. . . Özal'da tıpkı bir İnönügibi, tıpkı bir Türkeş gibi, tıpkı bir Ecevit gibi Kürt dostu değildir veKürtlerle uzaktan yakından hiç ama hiç bir ilgisi yoktur değerli dostlarım.Bunun altında yatan nedenlerden birisi de Kürt siyasal hareketlerin(in)gelişmesidir. Kürt ulusal demokratik hareketini ezmeye çalışmaktır. Tedbirsizhareket eden Kürtleri abluka altına almaktı(r). Ama Kürtler tarih boyuncasürekli olarak kazık yediler, sürekli olarak hançerlendiler arkadan. Fakatartık, halkımızın geleceği sizlerin elindedir değerli dostlarım. . . Ben ANAPgibi SHP gibi DSP gibi RP gibi partilerde yer alıp da yüreğinde az çok, ama azçok halkın sevgisini taşıyan insanlarımıza buradan bir çağrı çıkarmakistiyorum. Halkımıza ihanet etmeyiniz değerli yöneticiler. Halkınıza ihanetetmeyiniz DSP yöneticileri, DYP yöneticileri, ANAP'ın Ağrı'lı yöneticileri,SHP'nin Ağrı'lı yöneticileri, DSP'nin, RP'nin Ağrı'lı yöneticileri, Halkınıztarih boyunca ezilmiştir. Halkınız tarih boyunca ihanet görmüştür. Halkınızıarkadan hançerleme hakkınız yoktur. Bu nedenle, burjuva partilerinin, bu devletpartilerinin, bu egemen güçlerin emrinde olan bu partilerin rozetlerini yereatınız. Aksi halde bu partilerle tam uzlaşmaya devam ederseniz, sizi ihanetçiolarak ilan etmek bizim hakkımız ve biraz da görevimizdir. . . KurtuluşunuzHEP'tedir. Bu nedenle bu halk düşmanı cepheleri bırakın, rozetlerini yere atınve tabelaları indirin. Aksi halde halkımızın çekeceği bütün sıkıntıların, bütünacıların vebali sizin boynunuzda olacaktır. Egemen güçlerin boynunda olacaktır.. . Bütün konularda biz halkımızın demokratik muhalefetiyle iktidara karşı, bunedenle parlamentoda verilen mücadeleyle, parlamento dışında verilen mücadeleyibirleştireceğiz ve biz asıl mücadeleyi parlamento dışında, halk yığınlarıdışında, halkla birlikte verilecek bir mücadele olarak tanımlıyoruz. Önümüzdekitek sorun, toplu hak arama özgürlüğü elde etmektir. Toplu hak arama özgürlüğünüHEP yakaladığı zaman Kürt kendi hakları için mücadele verecektir, işçi kendihaklan için. . . Arkadaşlar sonuç olarak ben sizden şunu istirham ediyorum. Bizbirbirimizi seveceğiz. Birbirimizi sevmek zorundayız. Başka bir seçeneğimizyok. El ele tutuşacağız. Bayrama gider gibi halay çeker gibi büyük bircoşkuyla, büyük bir kararlılıkla Türk ve Kürt halkının birliğini sağlayaraközgür geleceğe, aydınlık geleceğe hep birlikte varacağız ..." d)İstanbul Milletvekili Kenan Dönmez'in davalı parti'nin Üsküdar (İstanbul) ilçeörgütünce 17.3.1991 tarihinde düzenlenmiş olan toplantıda yaptığı konuşmada : ".. . Yine kamuoyunda ülkemizde son günlerde artan yasakları kıran Kürt halkınınartık kimlik kavgasını görüyoruz. . . Değerli dostlar, gözlüğün arkasındahepimizin gördüğü gibi ilçe yönetimi bir pankart asmış, baskıcı, resmiideolojiye hayır, bunun tartışması ne boyutta olur bilemiyorum. Ama önerimbundan böyle ilçe örgütlerinin baskıcı, resmi ideolojilerin adının dayazılması. Kemaliste hayır demek zorundayız. . . Bakınız Zonguldak'taişçilerimiz yürüdü. . . bu yürüyüş sırasında gecelediğimiz, konakladığımızbölgelerde, ben de milletvekili arkadaşlarını kökenimiz olarak Kürt olduğumuziçin biraz bize yabancı gibi bakıyorlardı. Ama ikinci gün sonrasında onlarınateş yakıp sabahladığı yerlerde beraber Kürt halkına yapılan baskıyı konuşuyorduk.Üçüncü ve dördüncü günde, o yürüyüş sırasında artık o insanlar size farklıbakıyordu ve şunu söylüyordu, bu devlet öyle bir devlet ki biz yediyüz metreyerin altında insanca yaşayabileceğimiz, haklı isteğimize karşı görmek istiyorve uzakta ama Güneydoğu'da yaşayan Kürtleri de ana dillerinde konuştuğu içinöldürmek istiyor. Kahrolsun devlet denilen bu işçi arkadaşlarım. . . Sevgilidostlarım yaşasın işçi sınıfımızın devrimci mücadelesi, yaşasın Kürt halkınınözgürlük mücadelesi. Saygılar sunarım." 24-Halkın Emek Partisi İzmir il yönetim kurulunun 3.1.1991 tarihli kararıylayayınlanan "Yurtsever Demokrat Kamuoyuna" başlıklı bildiride şuhususların yer al dığı görülmektedir : ".. . Son günlerde ırkçı-şoven, asimilasyoncu politikalar alabildiğine tırmandırılarakTürk ve Kürt halkların kardeşliği, düşmanlığa dönüştürülmek isteniyor. "Halklarınkardeşçe yaşamaları gerekir diyerek yüce bir duyguyu dile getirenparlamenterler, Meclis kürsüsünde saldırıya uğruyor. Çeşitli gerici ve faşistodaklar, Kürt halkını imhaya yönelik savaş naraları atıyorlar. "Demokrasidüşmanları saldırılarının boy hedefi olarak da partimizi gösteriyorlar.Partimizin şahsında Kürt halkına, Türk emekçi halkına ve tüm demokrasigüçlerine saldırıyorlar. "Sömürüyeve baskının her çeşidine karşı durmayı var oluş nedeni sayan Türk ve Kürthalklarının kardeşliğini, eşit ve özgür koşullarda gönüllü birliğini, kendikaderlerini tayin hakkını savunan ve bu uğurda mücadele eden partimizinönlerinde engel görüyorlar. "BizKürt ve Türk halklarının el ele vererek baskının ve sömürüşüz bir gelecek içinbirlikte mücadele edeceklerine inanıyoruz. . . "Yaşasın Türk ve Kürthalklarının kardeşliği, "Yaşasındünya halklarının barış ve özgürlük mücadelesi," 25-Diğer taraftan davalı partinin Aydın il örgütü yönetim kurulunun 1.1.1992tarihli kararıyla partiyi tanıtma ve gelir elde etme amaçlarıyla bir takvimbastırmaya karar verdiği ve karar uyarınca takvimin 1060 adet olarak İzmir'debastırıldığı anlaşılmaktadır. Sözkonusu takvimin incelenmesinde, Ocak/Şubat/Mart 1992 aylarına ait birincisayfasında; "Kürdistanımben/ asur kitabelerinde adım var/ iraniye, turaniye, samiye/ ve/ hamiye sorbeni. . . "Antakya'danhorasana/ uzeytten termanşaha/ kol germişim/ nice gazi yaratmış/ nice şehitvermişim. . . "Bençilesi dolmayan/ ulusların üreği/ inandığı davayı/ kanla canla savunan/ kürtoğlu "Eliayağı bağlı/ gözündeki ışıkla direnen/ insancıl ve isyancıl/ eski dağlı/ölümler, zulümler banadır. . . "......... "Kocayurt/bir halay yeridir şimdi/ nice Kürt kenetlenmiştir bir birine/ halaydakenetlenir gibi/ ve dağlarda dalga dalgadır/ davulun gergin sesi/ ve/uyanıyorum tanda/ iki ellerim kanda/ savaş atıma binmişim/ terkimde özgürlük. .." şeklinde bir şiirin yer aldığı, Temmuz/Ağustos/Eylül1992 aylarına ait üçüncü sayfadaki resimde, bir yanardağdan çıkan dumanlararasında görülen kırmızı zemin üzerindeki etrafı yeşil çerçeveli san renkli birdairenin ortasında bulunan kırmızı yıldızdan oluşan bir bayrağın görüldüğü,yanardağdan fışkıran lavlar içinden çıkmış el figürlerinin kalaşnikof denilenotomatik tüfekler tuttuğu, dağın önünde resmedilen insan topluluğu içindenbelirginleştirilmiş kadın ve erkek figürlerinin ellerini kaldırarak,parmaklarıyla zafer (V) işareti yaptıkları, Ekim/Kasım/Aralık1992 aylarına ait dördüncü sayfadaki resimde ise, bir mezardan yan beline kadarkalkmış bir insan figürünün havaya kaldırdığı kollarından koparılmış birzincirin halkaları, sağ elinde otomatik tüfek, sol eliyle de önceki paragraftatarif edilen bayrağın dalgalanır vaziyette bulunduğu, resmin sol alt köşesindeyeşil, kırmızı, sarı renklerden oluşan bir kıyafet giymiş ve halay çeken altıkadın figürünün yer aldığı, bunlardan sol başta olanın elinde aynı renkleritaşıyan bir mendil bulunduğu görülmektedir. 26-Bir diğer eylem türü olarak da, davalı partinin Mardin ve Derik örgütbinalarında yapılan gerek partili kişilerin, gerek partili olmayanlarınkatıldıkları ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununu protesto etmek amacıylayapılan açlık grevlerinden söz etmek gerekmektedir. HalkınEmek Partisi Mardin il başkanlığının öncülüğünde ve bu yerdeki parti binasında31.5.1991 tarihinde bir açlık grevinin başlatıldığı ve 5.6.1991 tarihine kadardevam ettiği, Mardin Emniyet Müdürlüğünün 10.6.1991 tarih ve Güv.Şb.Par.Br.164sayılı yazısı ile ekindeki izleme tutanaklarından anlaşılmaktadır. Bu grevesnasında 2.6.1991 günü saat 08.00'da düzenlenen tutanağa göre, 1.6.1991 günüsaat 19.00-08.00 saatleri arasında parti binası içinde bulunan mevcut kişilerinellerinde san, yeşil ve kırmızı renkli mendillerle halay çekip "BijiKürdistan", "Serhildane Apo" sloganlarını attıkları, 2.6.1991günü saat 19.00'da tutulan tutanağa göre, aynı gün 08.00-19.00 saatleriarasında greve katılanların aynı nitelikteki söz ve hareketlerine devamettikleri, 3.6.1991günü saat 08.00'de düzenlenen tutanağa göre grevci kişilerin mahalli oyunlaroynadıkları ve zaman zaman oyunu kesip "Herşey Kürdistan için" diyebağırdıkları, 4.6.1991günlü tutanağa göre, grevci kişilerin söyledikleri türküler arasında zamanzaman "Yaşasın Kürdistan", "Herşey Kürdistan için","Resmi Kıyafete Hayır" gibi sloganları bağırdıkları, 5.6.1991günü saat 08.00'da tutulan tutanağa göre, grevcilerin "YaşasınKürdistan", "Kürdistan Kurulacak" diye bağırdıkları ve aynıtarihli bir başka tutanağa göre, o gün saat 10.50'de binayı boşaltmak suretiylegreve son verdikleri belirlenmiş bulunmaktadır. Aynıamaçla bir başka açlık grevini de davalı partinin Derik ilçe örgütü binasında31.5.1991 - 3.6.1991 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, 1.6.1991 günü saat17.30'da düzenlenen bir tutanağa göre ilçe örgütü başkanı tarafından yapılandavet üzerine muhtelif mahallelerden halk topluluklarının ilçe binasına doğruyürüyerek bina önünde toplandıkları, duruma müdahale eden kolluk güçlerinedoğru iki el silah atılması üzerine toplanan kalabalığın taşlı saldırıyageçtiği, kollukça uyan ateşi açılmasını takiben dağıldığı, 3.6.1991tarihli tutanağa göre parti binasında başlatılan ve ilçe örgütü başkanının dakatıldığı bu grevde grevci kişilerin kapısı açık olan binanın içinde alkıştemposu eşliğinde Kürtçe olarak "Meş'aleyi Yaktık, Temeli Attık","Kürdistan'ı Kuracağız", "Biji, Biji Kürdistan","PKK'nın Partisinde Toplanalım", "Kürtlerin Partisi","Duvarları Yıkacağız, Hedefe Varacağız", "Şehitlerimizin KanıylaZafere Ulaşacağız", "ihtilal, ihtilal, ihtilal" şeklindesloganlar söyledikleri, 3.6.1991tarihli bir başka tutanağa göre de grevin yapıldığı parti binasının pencerecamlarına yapıştırılmış olan kağıtlarda, "Berxwedan Jiyane","Özgürlükse uğrunda savaşılan, hiçbir düşünce uğruna ölmeye gelmez","Doğdukları sokakları bile özgürce dolaşamayanlar. Bu zulüm nasıl kabuledilir' Güneş doğuda doğuyor, doğu niye karanlık' Çünkü çamur verdim, üçyaşındaki çocuğun eline, silah yapıp verdi bebek yerine", "Düşün devicdanına öyle hükmet. Vatanın bağrı parçalanmış bekler senden bir ümit, birışık/ zulmet diyarındaki çocuk sen hey/ ağla ağla. Belki gözyaşlarındaboğacaksın zalimleri/ onun yanında zulmü film seyreder gibi izleyen bizleri/zulmet diyarındaki çocuk sen hey/ sen ki kurtuluşa gebesin/ budur belkigözyaşlarının nedeni/ ağla ağla sen kan çocuğusun/ sen kurtuluş meş'alesisin/ağla çocuk ağla/ ağla ki gözyaşların dünyayı boğsun/ ya özgür bir vatan, yaölüm", "topraklarımızda çimenlerimiz yeşerdikçe/ ve insan oğlu varoldukça/ mücadelemiz sürecektir/ bir ihtilaldir/ bunlar engerekler veuyanlardır/ bunlar aşımıza ve ekmeğimize göz koyanlardır/ tanı bunları/ tanı dabüyü/ ey kürdistanın yiğit evladı", "insan hakları için direnen ve buyolda şehit düşenlere ne mutlu. . . Şehit kanı zafer getirir", "Biryüzgördüm geleceğini unutmuş/ baskılar arasında/ binbir düşünceyle eziliyordört duvar arasında/ şimdi mazisini yaşıyor yeniden. . / onu gördüm. . .ağlıyor/ parmaklıklar arkasında/. . . devam ediyor" slogan ve şiirlerininyazılı bulunduğu anlaşılmaktadır. Bütünbu anlatılanların yanında; gerek parti kongrelerinde, gerekse taşraörgütlerinin çeşitli vesilelerle "şölen", "gece" gibi adlaraltında düzenlemiş oldukları toplantılarda parti adına görev aldıklarıanlaşılan, ancak çoğu kez kimlikleri belli olmayan sunucuların beyanları,toplantıların attıkları sloganlar, yapılan eylemler, asılan afiş ve pankartlarüzerindeki yazıların içeriği üzerinde de durmak gerekmektedir. Bucümleden olmak üzere; -21.3.1991 tarihinde davalı partinin Van il örgütünce düzenlenen"Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü" toplantısında, sunucunun"Nevruz ateşlerini her sene yakmalıyız. Özgürlük ve demokrasiye ulaşıncayakadar Nevruz ateşlerini yakacağız diyoruz. . . Bu davaya gönül vermiş, birmücadelede zindanlara düşmüş tüm İnsanlara ve dolayısıyla Kürt halkına özgürlükistiyoruz" şeklinde beyanda bulunduğu, Geceyekatılan Ozan Hacı isimli kişinin Kürtçe söylediği türkülerde, "memleketimeKürdistane, ey felek emrime pırmaye devleteme mayacalek" (memleketimKürdistandır, ey felek emrimiz çok vardır, devletimiz ise zamana ihtiyaçvardır), "ema devletemi mezınbibe kurulmuş bibe braşahsın herecehenneme" (ama devletimiz büyüksün kurulsun ve şahsım olarak o zamancehenneme gitmeye hazırım), "ey Kürdistan duhem güli hem sosını hem dilihem rahanım cicekga berbozeme hamyani" (ey Kürdistan sen hem gülsün hemçiçeksin, hem gülsün hem de reyhansın, hepimizin burnundaki çiçeksin),"iro roje kahaşe roj roja kurdaye hevrabı bejin rabın gelek kürdün"(bugün iyi bir gündür, Kürdistan halkının hep birlikte ve bin ağızdan söyleyinbugün bizim en mutlu en şerefli günürnüzdür), "maybı rabın reda, bejekürdi leda" (haydi yürüyün Kürdistan yolundan yürüyün bağırarak geliyoruzdiye) gibi sözlerin bulunduğu, ayrıca gecede toplu olarak "Kundamazadi" (Kürtlere Özgürlük), " Apo'ya berat" (Apo'ya af),"Biji Kürdistan" (yaşasın Kürdistan) sloganlarının atıldığı; -23.2.1991 tarihinde davalı partinin Zeytinbumu (İstanbul) ilçe örgütünce"Barış ve Özgürlük Şöleni" adı altında düzenlenen toplantıda,topluluk tarafından "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "BijiAzadi" (yaşasın özgürlük), "Kürdistanda Faşist Baskılara Son","yaşasın mücadelemiz" gibi sloganların atıldığı, aynı gün 23.30'datutulan izlenim raporuna göre şölenin düzenleyicilerinin atılan sloganlaramüdahale etmeyip seyirci kaldıkları; 8.3.1991tarihinde davalı parti Küçükçekmece (İstanbul) ilçe yönetim kurulunun 22.2.1991gün ve 5 sayılı karan ile düzenlenen "Dünya Emekçi Kadınları" konulutoplantıda, 19.3.1991 tarihli bant çözüm tutanağına göre, erkek sunucu olarakgeçen kişinin, "Dersim kayalıklarında Bezet derler adına, şehit Rıza'nınyanıbaşında ve bir kadın, ve bir kadın Koçgiri Destanında yazılı, biryandaAlişen ve bir kadın Zarifemi, Zarifemi acaba' Ve bir kadın, ve bir kadın Nevruzateşine can katan yani Zekiye Alkan. Ve bir kadın Diyarbekir zindan kapıbındaözgürlük uğruna karaeden. Zulmün körolası seherinde kendini yakmak isteyen vedostlar tabii ki başka kadınlar var. Dida Şensoy, işkenceye, zulme, baskıya vesömürüye karşı olanca gücüyle kudretiyle faşizmin ayak seslerine karşı ayakdiretmiş ve adını Türkiye halklarının şanlı mücadelesine altın harflerleyazılmış, Dida Şensoy'u arıyorum. . . Ve Dargeçit'te akşam, Cizre'de, İdil'de halkınşanlı mücadelesine gönül vermiş öbek, öbek, dağ, dağ zulmün farmanına karşıdurmuş ve bugün dostlar daha kanı kurumamış ve bugün yanı dün katledilmişRukiye Bozkurt'u da tanıyorsunuz ve sizler işte sizler sizler onlardanbirisiniz. Onlar halklarımızın onurudurlar. Mücadelemizde bayraklaştılar.Saygıyla sevgiyle anıyorum. Mücadelelerini saygıyla selamlıyorum. . ."şeklinde konuşmalar yaptığı, 11.3.1991 tarihli tutanağa göre toplantının devamısırasında sahnenin aşağısında san, kırmızı ve yeşil renklerden oluşan pusularve Halkın Emek Partisi'nin aynı renkli bayrakla halay çekildiği salonda asılıpankartlardan birinde "ana dille eğitim" yazısının bulunduğu; -Davalı parti adına genel sekreter Malatya milletvekili İbrahim Aksoy imza sıylaİstanbul Valiliğine verilen 15.3.1991 tarih ve 790 sayılı dilekçede parti adınadüzenleneceği bildirilen ve 21.3.1991 tarihinde İstanbul Abdi îpekçi SporSalonunda gerçekleştirilen Nevruz Şenliklerinde, 22.3.1991 tarihli tutanağagöre renkleri çoğunlukla sarı, kırmızı ve yeşil olan bez eşarp gibi çeşitlişeyleri ellerine alan bazı kişilerin sahneye fırlayarak tur atmaya veellerindekilerini öpmeye başladıkları seyirciler tarafından alkışlandıkları, busırada tribünlerden bir grubun aynı renklerden ve ortasında yıldız bulunan üçayrı bayrağı açarak slogan attıkları, parti görevlilerinin bu hareketiengellemek ister gibi bir tavır takınmalarına rağmen engellemedikleri 22.3.1991tarihinde saat 00.30'da düzenlenen bir başka tutanakta da doğrulandığı üzere21.30 sıralarında salon gönderinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti bayrağının,tribünlerdeki bir grup tarafından indirildiği, parti görevlilerinin müdahaleetmelerine rağmen bayrağın tekrar göndere çekilmediği, sahneye gelen birfolklor ekibinin düzenlediği gösteride bir erkeğin vurulmasınıncanlandırıldığı, vurulan erkeğin bir bayan oyuncu tarafından kırmızı zeminüzerinde, etrafı siyah çizgili sarı yıldız bulunan bir bayrağa sarılarak, diğererkek oyuncularını kucağında sahnenin terkedildiği, salonda asılı bulunanpankartlarda "hiçbir şey bağımsızlık ve özgürlükten daha değerliolamaz", "sömürgeciliğe karşı mücadeleyi yükseltelim","Kürdistan özgürlük" gibi dövizlerin yazılı olduğu, aynı toplantıda"Kürdistan faşizme mezar olacak", "Vur gerilla vur, Kürdistanıkur", "Kürdistana özgürlük", "biji azadi" gibisloganların atıldığı; -Halkın Emek Partisi İzmir il yönetim kurulunun 15.2.1991 tarihli kararıyla22.3.1991 tarihinde yapılan "Eğlence Gecesi"nde 10.7.1991 tarihlibant çözüm tutanağına göre sunucunun ". . . direnen Kürt halkına tarihboyunca aşağılandık, horlandık, ezildik. Kanımız dinmeyen acılarımız vemukavemetimiz üstüne hükümdarlıklar, dernekler kurdular. Bizi yok saydılar.Dilimize, beynimize, yüreğimize kilit vurdular. Yarenci bir kangren gibi bizemusallat ettiler. Bizi öyle bir bal(e) getirdiler ki, hainleryurtseverlerimizden çok oldu. Yani tarihimizi baştan sona soykırımlar,katliamlar, işkenceler ve ... (anlaşılamamış) koydular, işte Nevruz böylesi birgün, Nevruza karşı mücadele günüdür. Nevruzu Nevruz yapan, özgürlük yolunda biryiğit kurt halkının kanlarını seve seve akıtmaktadırlar. Nevruz halkımızıntutsaklığına karşı andığı gündür. Nevruz günü eğlenme günü değildir. Bu niyazbugün şanlı bayrağının adını dalgalandırarak halkımız onursuzca yaşamayabaşkaldınyor, bu vatan benimdir diyor. Erkeklerin ve çocuklarının göğsünü,sömürgeci, faşist kurşunlara göğüs gererek Nevruz'u kahramanlık . . .(anlaşılamamış) Bugün dost, düşman herkes Kürtlerden söz ediyorda bu halkolarak özgürlük yolunda ne kadar güçlü yürüdüğümüzü, ihaneti, teslimiyeti, nedenli ibraz ettiğinin göstergesidir. Biz artık parüya karkera kürdistan...(anlaşılamamış) kefeni yırttı, insanca onurlu ve özgür yaşamak için yaşamayıseçti. Görev savaşmak ve özgürlük hakları içinde yeralmaktır. Görev Nevruzu tümyekun ayaklandırmaya dönüştürmektir. Ancak böylece Kürt ve Türk halkı özlemiçekilen özgürlük ve demokrasiye ulaşabilir. Başta Türk ve Kürt halkı olmaküzere sizleri yardıma çağırıyor ve karşınızda saygıyla eğiliyorum. Nevruzlarıözgür Kürdistan ve demokratik bir Türkiye'de kutlayacağımız günleryakındır." şeklinde konuştuğu, dinleyiciler tarafından "bijikürdistan", "Kürdistan faşizme mezar olacak", "vur gerillavur", "Kürdistan biji partiya karkera" gibi sloganlar atıldığı; · HalkınEmek Partisi Şişli (İstanbul) ilçe başkanlığı adına Dilaver Eren tarafındanverilen 29.4.1991 tarihli dilekçede düzenleneceği bildirilen ve davetiyelerde"Dersim Gecesi" olarak geçen yemekli toplantıda tutulan 9.5.1991tarihli izleme tutanağına göre salonda bulunan pankartlarda "sömürgeciliğekarşı mücadeleyi yüksel telim", "hiç bir şey bağımsızlık veözgürlükten daha değerli olamaz" dövizlerinin yazılı olduğu; · HalkınEmek Partisi Fatih (İstanbul) ilçe yönetim kurulunun 5.5.1991 tarih, 7 sayılıkararıyla düzenlenmesine karar verilip, 25.5.1991 tarihinde yapılan "Baharve Özgürlük" adlı şölende, 28.5,1991 tarihli bant çözüm tutanağına göresunucunun, "dostlar merhaba, hergün biraz daha büyüyerek gelişenhalkımızın özgürlük ve demokrasi talebinin giderek vazgeçilmez bir unsuru halinegelen Halkın Emek Partisi'nin Fatih ilçe örgütünün düzenlemiş olduğu bahar veözgürlük şölenine (bahar u azadı) hoşgeldiniz. . . dostlar sizlerin bucoşkusunu anlamamak mümkün mü' Elbetteki biz yüzyıllardır kimliği yasak olarakyaşadık. Elbetteki biz yüzyılllardır dilinin ve kültürünün üzerinde kocaman birzulüm çivisiyle yaşadık ve bugün bizi, bizim kimliğimizle Kürt olarak bağrınabasmağa hazır bir oluşum yakaladık. Halkın Emek Partisi doğdu ve Halkın EmekPartisi işte böyle bir coşkulu şölenler armağan etti bizlere. Onunlakenetlenmek durumundayız. Onu gözümüz gibi korumak zorundayız. Zindanlarasığmayanlar, selam sizlere. Bağımsızlık ve özgürlük için yüreği çarpanlar,selam sizlere. Bağımsız, özgür yarına. . . (anlaşılamamış) azlara, insancabaharı yaşamak, özgürce baharlara ulaşmak, sömürüşüz bir dünya. . .(anlaşılamamış) güzele ulaşmak, halkların kardeşçe, omuz omuza yarınlaryaratmak işte bunun için yaşıyoruz. Bunun için haklarımızın (Halklarımızın) bugüzel yaşamını baskı, şiddet ve sömürü altına alan iktidarın resmiideolojisinin, resmi dillere dayandığı insanlık dışı yaşama karşı bu düzenindostluğun peşindeyiz, kardeşçe yaşamanın mücadelesini veriyoruz. Biz insanız,insanca yaşamak bizim de hakkımızdır. Bunu ne emperyalizm, ne ağır baskı, ne şiddet,ne de halk adına halklara dayalı olan devletin 12 Eylül faşist anayasalarıengelleyemez. . . Her türlü kıyım, baskı ve zora karşı halkımız özgürlükmücadelesi devam ediyor. . . Belki zindanlarda her sabah kurşuna dizilmenibeklemedesin, Belki bileklerinde kelepçe. . . (anlaşılamamış) arasında ölümegideceksin, belki kurtuluş cephesinde bir nefersin, belki bizim sömürgedensinve emperyalizmin . . .elerini beklemedesin, belki dünyanın herhangi birköyündensin. Belki Vietnamlısın, belki Brezilya'nın dağlarında bir çetesin,belki Meksika dağlarındansın, belki de Kürdistan'lı bir peşmergesin, belkidünyanın herhangi bir yerindensin, belki de hiç bir zaman zafer türkülerinisöylemeyeceksin, fakat asla. . . (anlaşılamamış) ümidini kesmeyeceksin, hiç birşey olmamış gibi, hiç bir zaman yasamayacakmışsın gibi kavganı sürdüreceksin.Özgürlük türkülerini söyleyerek insanlık uğruna can vereceksin. . ."şeklinde konuşmalar yaptığı, toplantıda seyirciler tarafından "kürdistanfaşizme mezar olacak", "biji serok Apo" (yaşasın lider Apo),"gerilla vuruyor, Kürdistan'ı kuruyor", "biji PKK"sloganlarının atıldığı; HalkınEmek Partisi'nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle 2.6.1991 tarihinde Şanlıurfail başkanlığınca düzenlenen toplantıda tarihsiz bant çözümleme tutanağına göresöylenen Kürtçe şarkı ve türkülerde, ". ....Ey Kürt halkı, sizlerişenlendirmek için buraya geldik, kalkın yürüyün, Kürtler geldi, geldi, kalkın,kalkın, Kürtler geldi kalkın, ey anam ağlama, zindanlarda oğulların yattı.Zindan karadır, kalkın kalkın yürüyün, Kürtler geldi kalkın. Ben yaralıyıminliyorum. Ben Kürt halkı için söylüyorum, haydi gel, çabuk gel, Kürt halkımgel, ben söyleyemiyorum. . . bülbüller gibi derdimi anlatamıyorum Kürt halkına.. . Gel arkadaşım gel, Diyarbakırlım gel, bundan sonra biz kardeşiz, sendüşmandan korkmazsın, gel arkadaşım gel, yoldaşım gel, sen haksızlıklarıçekemezsin, gel Kürdistanlım gel, arkadaşım gel, sen Kürtlerin partisindensin,sen korkmazsın. . . Haydi coşalım, kalksın, haydi kalksın Kürt halkı. . ..Gelin vatan için öncü olalım, cenkçi olalım, dünyanın dört tarafında,vatanımızın dört tarafında halkımız elli yıl savaştı. Kürt halkı için savaştı.Mehmet amca savaştı. Bir ölür bin diriliriz. Kürt halkı zincirleri kırarçemberi yarar geçer. Bizleri ne zindan ne ölüm, ne de hapishane durdurur.Bizler yolumuza devam ederiz. Düşmanlara boyun eğmeyiz. . . Kürdistan senbaşımın üzerinde geldin. Sefa geldin, iki gözümün üzerine geldin. Ey Kürdistan,Kürdistan adın kadar sen şirin tatlısın. Ey anam oy sen zindanlarda işkence veölümle pençeleşiyorsun. Hoşgeldin Kürdistan, hoşgeldin. Senin oldu cihatKürdistan, Kürt halkına kutlu olsun. Ey kardeşlerim, oy vatanım, oy ezilenhalkın oy. . . (anlaşılamamış) Ben ölürüm bu yaz mezarımı ceviz ağacının altınakazsınlar. Ey arkadaşlar ben yaralıyım yalan hasretinden yanıyorum. Benyaralıyım, oy anam oy. Vatanım doğdu, haydi kalkın Kürt halkı kalkın, bu senliksizler için tertiplenmiştir. Ey bacılarım ey kardeşlerim uyanın, uyanın, Kürthalkı uyandı. Düşmanüzerimize saldırmış kuduz bir kurt gibi biz yavrularımızı bu kurtların elindenneler çektik. . . Yaralı gönlüm parti kurmuş, oy Kürdistan oy. . . Ben kürdüm,tutukluyum, dertliyim, ben bu vatanımızdan sesimizi dünyaya duyururum, kalkKürt halkım halk, el ele verin. Biz heryerde konuştuk, coştuk, Diyarbakır'agittim, zindanları gördüm. Kalkın çile çekenlerim, kalk Kürt halkı halk, benimderdim bir değil yürüyün Kürt halkı yürüyün. Dünya alem bilsin duysun seninsesini, kurtuluş için savaş. Biz düşmanı vatanımızdan çıkarırız. Söyle söyleKürdistan dünya alem biliyor. Biz senin için çalışıyoruz. . . Ey halkıKürdistan, ey kara Kürdistan hani halkın uyandı, ey kara Kürdistan, ey savaşçımey, söyle Kürdistan ey dilsiz Kürdistanım, yükseldi Kürdistanım, senelerdiresir kaldın Kürdistan yürüyün savaşçılarım. Ey militanım, ey militanım ağlama,ana ağlama. . . asker dağların etrafını sardı, top ve tüfeklerle, Munzur çayıyine akıyor, harıl harıl. Savaşçılarım senin eteklerindedir. . . Vatan bizimdirilerleyin. Vatanın gözleri sizlerdedir. Gençler ve yiğitler ilerleyin. Vatanınaşkından yanıp tutuşun. Vatanın gözleri sizleri bekliyor, ilerleyin, ileridaima. Kalkın savaşçım kalkın, gözümüz onların yollarındadır. . . Başkaldırış,direnç bizdendir. Dirençler (direnişçiler) zindanlarda işkencedeler. Direnişçilerbizdendir. . . Arkadaş yürü yürü korkma, biz kimiz' Biz tüm ploreterya bizKurduz hey. Kimiz biz' . . 21 Mart'ta savaş ve direniş başladı. Aslanlarsavaşı. . ." sözlerinin yeraldığı, toplantının devamı süresince bir kısımdinleyicinin "biji PKK" (Yaşasın PKK), "vur gerilla vur,Kürdistanı kur", "biji Kürdistan" (yaşasın Kürdistan),"Serak Apo" (lider Apo), "Kürdistan faşistlere mezarolacak", "Türkleri Kürdistan'dan kovacağız" şeklinde sloganlarattığı; -Halkın Emek Partisi Diyarbakır il başkanıyken 5.7.1991 tarihinde bilinmeyenkişilerce öldürülen Vedat Aydın'ın 10.7.1991 tarihinde yapılacak cenazetörenine halkın iştirakini sağlama amacıyla il yönetim kurulunca yayınlanmasınakarar verilen bildiriyle herkesin yasa katılmaya davet edildiği, parti genelmerkezinden gönderilen seçim otobüsünün içindeki partililerle birliktecenazenin bulunduğu Maden ilçesine gittiği, Diyarbakır Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Savcılığının 31.7.1991 gün, 1991/1205-533-501 sayılıiddianamesi ile 31.7.1991 tarih ve 1991/1 saydı fezlekesine göre PKK. örgütününsiyasal kanadını teşkil eden ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'ninbayrağına sarılmış olan cenazenin Diyarbakır il merkezine getirildiği, istasyonMeydanında genel başkan Fehmi Işıklar'ın seçim otobüsünde, ilgili bölümdetamamına yer verilen konuşmasını icra ettiği, bu arada töreni yönetmeklegörevli olduğu anlaşılan ve davalı partinin halen parti meclis üyesi SerpatBucak olduğu belirlenen kişinin, ". . . Diyarbakır'ın yitirdiği değerliinsan yürekli can Vedat Aydın Kürt halkının aydın düşüncesi şahsındakatledilmiştir. Bu nedenle partinin ilan ettiği yasa Diyarbakır halkı, bölgeinsanı, Kürt insanı, herkes, herkesin yası paylaşması için bekliyoruz. . . Kürthalkının başı sağolsun. Bu nedenle Kürt halkı yas ilan etmiştir. Partimiz buyasa iştirak anlamında, istasyon Caddesinde yapılacak kısa bir törenden sonragömülmek üzere Mardinkapı Şehitlik Mezarlığına götürülecektir..." şeklindeTürkçe ve Kürtçe konuşmalar yaptığı, bu konuşmalar ve konvoyun ilerleyişisırasında törene katılanlar tarafından Türkçe ve Kürtçe olarak "Kürtmilleti ölmez (Milleti Kürt namırre)", "yaşasın PKK" (Biji PKK),"Yaşasın Apo" (Biji Apo), "Ölsün kölelik, yaşasın özgürlük"(bımre koleti bijiazadi), "Lider Apo" (Serak Apo), "Kürdistanfaşizme mezar olacak" şeklinde sloganlar atıldığı, görevli Yakup Kaytan'ınDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki 24.7.1991 tarihlianlatımına göre definden sonra mezarın basma üzerinde sarı, kırmızı ve yeşilrenkli flama benzerlerinin asılı olduğu bir sopanın dikildiği, törenden sonrakalabalık içinden bazılarının güvenlik güçlerine taş ve sopayla saldırdığı,polis otomobillerinin tahrip edildiği, Mardinkapı polis karakoluna ateşedildiği, bir kısım polis memurlarının yaralandığı, bu suretle cenaze törenininyasadışı gösteri haline dönüştüğü, · HalkınEmek Partisi Turgutlu (Manisa) ilçe örgütünün açılışı münasebetiyle 21.7.1991tarihinde düzenlenen "Dostluk ve Dayanışma" gecesinde, bant çözümtutanağına göre sunuculuk yapan Özenç Keskinbalıkçı'nın, "Kürdistanım ben,Asurun ki tabelerinde adım var" dizesiyle başlayan ve daha öncebahsedildiği şekilde aynı partinin Aydın il örgütü tarafından bastırılan duvartakviminin birinci sayfasında yer alan şiir okunduktan sonra sunuculuğa devamettiği ve sırası gelince bir başka şiir den ". . . Ben insandım, senbitmeyen kavga/ Ben bağımsızlığına susamış ülke/ Ben yurdumuzun gübrelenmiştoprağı/ Ben Kürdistandım" dizelerini okuduğu ve bu esna da salondabulunanların toplu halde "Kürdistan faşizme mezar olacak" sloganınıattıkları; · Davalıpartinin Bursa il örgütü adına yönetim kurulu üyesi Oğuz Tunçbilek imzalıdilekçesiyle müracaat edilerek tertiplenmiş olan ve 7.9.1991 tarihinde"Özgürlük ve Demokrasi Şöleni" adı altında yapılan gecede düzenlenenaynı tarihli tutanak ile bant çözüm tutanağı içeriğine göre, seyircilertarafından zaman zaman "Kürdistan faşizme mezar olacak", "Kürtaskerine vur, Kürdistanı kur", "Biji ARGK, Biji ERNK, Biji PKK","Gerillalar ölmez", "Ibolar ölmez", "Kürt-Türkhalkları kardeştir" şeklinde sloganlar atıldığı, Koma Çiya adlı grubunşarkı söylediği sırada 40-50 kişilik bir topluluğun Kürtçe sloganlar ataraküzerinde PKK örgütünün siyasal kolu olan ERNK (Eniya Rızgariye NetewİaKürdistan - Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'nin amblemi bulunan bayrağısalonun ortasındaki ışıklandırma kulesinin ayaklarına astığı; · HalkınEmek Partisi'nin 15.12.1991 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü Büyük Kongresindedüzenlenen tarihsiz rapor ile 16.12.1991 tarihli hükümet komiseri rapo runagöre salona alınan partililerin kongrenin başlangıç saatinden önce Kürtçetürküler söyleyerek oyunlar oynayıp, "biji Kürdistan","Kürdistan'da devlet terörüne son", "biji PKK" sloganlarınıattıkları, iki partilinin kırmızı, yeşil ve sarı renklerden oluşan bir bayrağısalonda dolaştırdıkları ve bu durumun hazır bulunanlarca tezahüratlakarşılandığı, kongre başladığında istiklal Marşı'nın okunmadığı ve salona Türkbayrağı aşılmadığı, Genel Başkanvekili Ahmet Karataş'ın konuşmasından sonradivan başkanının misafirleri tanıtmaya başladığı ve bu cümleden olmak üzereprotokol bölümünde oturmakta olan PKK. (Partiye Karkaren Kurdistan) isimli yasadışı örgütün lideri olan Abdullah Öcalan'ın annesi Esma Öcalan'ın"hepimizin anası, anaların simgesi" şeklinde bir nitelemeyle topluluğataktim edildiği ve ayakta alkışlandığı ve bu esnada, "biji Apo"sloganlarının atıldığı, Esma Öcalan ve diğer misafirler ve milletvekillerininparmaklarıyla zafer işareti yaptıkları, bu söz ve davranışların salonda hazırbulunan gazete muhabirleri tarafından da tespit edilerek gazetelerdefotoğraflarıyla birlikte yayınlandığı; -Davalı partinin Nazilli (Aydın) ilçe örgütü adına başkan Fuat Yemez tarafından6.2.1992 tarihinde yapılan müracaatla 18.2.1992 tarihinde düzenlenen "Dayanışma Gecesi" ile ilgili bant çözüm tutanağı ile Nazilli EmniyetMüdürlüğünün 4.3.1992 tarih ve 68 sayılı yazısına göre, sunucunun ". . .ülkem güzeldi kan girme den önce. Ülkem güzel olacak özgürlük gelince. Dostlar,Kürtler hayatın her anında mücadeleye ihtiyacı vardır, hayatın her anında. Onuniçin dağda, bayırda, tarlada, yolda her yerde mücadeleye ihtiyacımız vardır.Önün için günümüzün hiç bir anını boş geçirmeye hakkımız yoktur. Bizler Kürthalkı Türk insanlarının elimizden aldığı hakkı, ellerinden zorla alacağı. . ."şeklinde bir konuşma yaptığı ve programın deva- mınca zaman zaman dinleyicilertarafından "Berxwedan jiyane", "vur gerilla vur. Kürdistan'ıkur", "Kürdistan faşizme mezar olacak", "Serok Apo"sloganlarının atıldığı kırmızı zemin üzerindeki siyah daire içinde bulunankırmızı yıldızdan meydana gelen bir bayrak ile kırmızı, sarı, yeşil renklerdenoluşan bir diğer bayrağın sallandığı; HalkınEmek Partisi Kartal (İstanbul) ilçe yönetim kurulunun 25.2.1992 ta rihlikararıyla yapılmasına karar verilen "Özgürlük, Barış ve KardeşlikŞöleni"nin 28.2.1992 tarihinde o yerde yapıldığı ve toplantı sırasındaiştirakçilerin "biji PKK, biji Apo", "Kürdistan faşizme mezarolacak", "vur gerilla vur, Kürdistan'ı kur", "militan,militan Kürdistan" şeklinde slogan attıkları; · HalkınEmek Partisi İstanbul il örgütünce 1.3.1992 tarihinde İstanbul'da dü zenlenen"Bütün halklar kardeştir, katliamlara son" mitinginde sunucu olarakgörev yapan Osman Özçelik isimli kişinin ". . . bu mitingimiz bütünhalkların kardeşliğinin pekiştirildiği, kardeşlik bayrağının dalgalandırıldığı,buradan Türkiye'ye, Türkiye'den dünyaya Kürt ve Türk halkının kardeşliğinin birkez daha duyurulduğu, ilan edildiği gün olmalıdır. . . şeklinde konuştuğuanlaşılmaktadır. Bubeyanların ve eylemlerin sahipleri her ne kadar parti tüzel kişiliğini doğrudandoğruya sorumlu kılabilecek parti üyeleri değiller ise de, bu beyan ve eylemlerile davalı partinin genel merkez yöneticilerinin davaya esas alınan beyanlarıarasındaki ayniyeti ve işlenmekte olan ana fikrin etki alanını ve biçiminigösterdiği cihetle zikre değer bulunmuştur. D)Beyanlarıyla parti tüzel kişiliğini sorumlu kılacakları Siyasi PartilerYasasının 101. maddesinde öngörülmüş olan genel başkan ve genel sekreter gibiparti görevlilerinin kronolojik sıraya göre tamamı aktarılan konuşmalarındakitemalar bir arada mütalaa edildiğinde, birbiriyle çelişmeyen, aksine biridiğerini doğrulayan ve tamamlayan verilerin meydana getirdiği bütünlük içindedeğişmez biçimde ve ısrarla işlenen ana fikrin ne olduğu kolayca açığaçıkmaktadır, Nitekimbu beyanlardan; II. dünya savaşından sonra oluşan uluslararası siyasalstatükonun Sovyetler Birliği'hin dağılmasından sonra parçalanması ile içindebulunulan sürecin sonuçlarının belli olmadığı, meydana gelebilecekdeğişmelerden en fazla Ortadoğu halklarının etkilenebileceği; Buhalkların başında Filistinlilerin ve Kürtlerin geldiği, bunların ulusal vesosyal sorunlarının kendilerine dayatmağa başladığı, bu sorunlara çözümündışarıdan empoze edilecek çarelerle değil, söz konusu halkların kendi özgüçlerini ve dinamiklerini yoğunlaştırarak yine kendi öz iradeleriylegerçekleştirilmesinin doğru olduğu, Butablo içinde yer alan Türkiye'de yaşamakta olan Kürtlerin 70 yıldan beri egemenolan resmi ideolojinin bir sonucu olarak red ve inkar edildikleri, en şiddetlibir şekilde zulme, sömürüye, baskıya maruz bırakıldıkları, hiç bir haklarınınbulunmadığı, ulusal demokratik haklarını gasp edilmiş olduğu, özgürolmadıkları, uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını kullanamadıkları, Ancakresmi ideolojinin arük geçerli olmadığı, iflas ettiği ve Kürt halkınındinamizminin yükselerek kendisini her alanda ifade edebilecek duruma geldiği,özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdiği, Bütünbunların Kürt sorunu adı verilen bir sorun oluşturduğu, bu sorunun demokrasiönünde en büyük engel olduğu bu sorun çözümlenmedikçe Türkiye'de demokrasisorununun da çözümlenemeyeceği, bu bakımdan sorunun Türk halkını dailgilendirdiği, ulusal nitelikteki Kürt sorununun barışçı ve demokratik birortamda tartışılarak çözülmesi ve bu ortamında hemen oluşturulması gerektiği, Kürtlerinulusal sorununa, yürüttükleri mücadeleye Birleşmiş Milletleri oluşturandevletlerin sessiz kalmayacakları, en kısa zamanda Birleşmiş Milletlergözetiminde bir konferans toplanarak adil, uluslararası hukuka uygun çözümeulaşılması gerektiği, Diğertaraftan Kürt sorununun Türklerle Kürtlerin birlikte eşitlik ve kardeşlikesaslarına göre çözecekleri, parti olarak halkların gönüllü birliğine tameşitliğe ve kardeşliğe dayalı bir demokratik düzeni savundukları, Türk, Kürt vediğer bütün azınlık halkların emekçilerinin ortak sesi ve Kürt halkınındevrimci, demokrat dinamizmiyle Türkiye emekçi sınıfının bileşkesi oldukları,partinin en çok ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan kimselerin partisiolduğu, ençok ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulanlar da Kürtler olduğunagöre, partinin esas itibariyle Kürtlere ağırlık verdiği bundan da onurduydukları, Halkın Emek Partisi'nin Türkiye'de yaşayan bütün etnik yapılarınpartisi, yaşayan bütün etnik yapıların, Türkiye'de yaşayanların partisi olduğu,bu yaşayanlar içinde kim en çok eziliyorsa onların partisi olduğu, Kürtsorununun demokratik ve siyasal yollarla çözümünü ilke olarak benimsedikleri,partinin Kürdü, Türkü, Abazası, Çerkezi, Boşnağı ile Türkiye'nin mutluluğunu,kardeşliğini, özgürlüğünü eşitliğini savunduğu, devletin resmi politikasınaters düştüğü ve onu değiştirmek istediği, Sorunundiğer cephesinin Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı olduğu, her hak gibiKürtlerin de vazgeçilmez ve doğal nitelikte kendi kaderlerini tayin etmehakkına sahip oldukları, parti olarak da ulusların eşit, özgür iradeye dayalı,yani ulusların kendi kaderlerini tayin edici bir politikadan yana oldukları,ancak bu haklan mutlaka ayrılma şeklinde anlaşılmasının gerekmediği, özgür veeşit iradeye dayalı birlikte yaşama hakkı olduğu; ancak dünyada demokrasi veözgürlük konusunda önemli adımlar atılırken, halklar kendi kaderlerini tayinetmek isterlerken Türkiye'de bu gelişmelerin etkilerinin görülmediği, 2600yıl öncesine dayanan Kawa Efsanesinde olduğu gibi, bugünde Kürtlerin baskı vezulme başkaldırdıkları, özgürlük isteklerini yükselttikleri, Kürt halkındadirenme ruhu ve mücadele geleneğinin mevcut olduğu, Newnız'un bütün buözellikleri yansıtan ve zulme karşı direniş, mücadele, başkaldırı ve özgürlüktalebinin yükseldiği, sömürüye ve sömürgeciliğe karşı, herkesin mücadele vedayanışma azminin bilinerek kenetlendiği, Kürt halkının direnme ruhunun,mücadele geleneğini simgeleyen, yeniden doğuşu dile getiren gün olduğuhususlarının ana fikir olarak parti adına savunulduğu anlaşılmaktadır. Davalıpartiyi doğrudan doğruya bağlayıcı nitelikteki bu beyanların dışında çeşitlipartili kimselerin yukarıda bütünlüğü bozmayacak biçimde özetlenerek kronolojiksıra içinde aktarılmış bulunan beyanlarında aynı temaların çoğunlukla aynıterminoloji ve anlatım biçimi kullanılmak suretiyle sistematik olarak işlendiğide gözlenmiştir. Buradadavalı partinin Partiye Karkeren Kurdistan (PKK) isimli yasa dışı örgüteyaklaşım biçimine temas etmekde yerinde olacaktır. Şimdiki genel başkan FeridunYazar'ın PKK örgütüne bakışı hiç de eleştirisel görülmemekte, hattaeleştirmekten özenle kaçındığı izlenimi edinilmektedir. Nitekim, adı geçeninsabah gazetesindeki açıklamalarında PKK hareketine kendince objektif bir bakışaçısıyla yaklaştığı ve bu cümleden olarak, "hareketin doğruluğu veyayanlışlığından ziyade, devletin şiddet politikası sonucu 12 Eylül sonrasıTürkiye'de demokratik yöntemler tıkandığı ve tek yöntemin silahlı mücadele olarakkaldığı gerekçesiyle PKK'nın ortaya çıktığını bu örgütün Türkiye'de yaşayanKürt halkının haklarını (vurgulama bizim) silahlı yöntemle çözümlemeyi hedefaldığını, aynı şeyi savunmakla birlikte: (vurgulama bizim) HEP ile PKK arasındakuruluş ve yöntem farklarının bulunduğunu, çözümün şiddeti yaratan sebepleriortadan kaldırmakla başlayacağını, PKK'nın devletin zoruna karşı zorkullandığını demokratikleşme başlayıp devletçe şiddetten arındırıldığı taktirdeörgütün de bu yöntemden vazgeçeceğini ve elinde gerekçenin kalmayacağını"söylemekte; sonuç olarak devletin bütünlüğüne kasteden, özü itibariyleayrılıkçı bir silahlı bir hareketin yok edilmesi amacına yönelik askeri vepolisiye asayiş operasyonlarını ifade ederek, bir ülkenin kendi topraklarınıbombalamasının savaş durumu demek olduğunu, Türkiye Devleti'nin bu nedenle içhukuku açısından taraflı savaşı kabullendiği görüşünü ileri sürmektedir: GenelBaşkan Feridun Yazar'ın partisinin onunla aynı amacı savunduğunu belirttiğiPKK. isimli yasa dışı örgütün kuruluşu, gelişmesi, stratejisi ve örgütselyapısı konusunda Emniyet Genel Müdürlüğünün ekte sunulan 3.4.1992 gün 95799sayılı yazısı ilişiğinde şu bilgiler verilmektedir: "Kurdistanİşçi Partisi (PKK) 1. Tanım : Doğuve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde Mancist/Leninist ve bağımsız devlet kurmakhayaliyle, yurt içi ve dışında sürdürülmek istenilen bölücülük faaliyetleri,son iki yıllık dönem itibariyle bir ölçüde de olsa, milli güvenliğimizi tehditetme vasfını muhafaza etmiştir. Birbütün olarak mütalaa edilen bölücülük faaliyetleri konusunda, yurdumuzu hedefalan tüm örgütlerin izlenilmesi ve etkisiz duruma getirilmesine gayretedilirken, aynı hususta komşu ülkelerdeki gelişmelerinde gözönündebulundurulmasına çalıştırılmıştır. Genelbir özetleme yapmak gerekirse; aynı devre içerisinde, bölücülük faaliyetlerininkomşu ülkeler itibariyle de hareketliliğini koruduğu, başka bir deyişle, Kürtçülükkonusunu çıkarları uğruna kullanmaya başlayan odakların bu alandakibeklentilerinin devam ettiği, hatta bir ölçüde çoğaldığı arzedilebüir. 12Eylül harekatı müteakip etkinlikleri ortadan kaldırılan yurdumuzdaki bölücüörgütlerden PKK dışındakiler daha ziyade yurt dışında örgütlenme ve propagandafaaliyetlerine yönelmişler, sözde TÜRKİYE'de hakları gaspedilen Türk unsurunun varlığını"savunarak ülkemizin yıpratılması amacına dayalı gayretlerine ağırlıkvermişlerdir. Ancak,PKK kısa adıyla anılan KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ isimli illegal örgütyakalanamayan mensuplarını, 12 Eylül'ü takip eden dönemde, yenidentoparlanabilmek gayesiyle yurt dışına kaydırma karan almış, LÜBNAN ve SURİYE'deeğittiği militanlannı IRAK yönetiminin kontrolü dışındaki K. IRAK bölgesinegeçirerek ülkemizdeki çalışmalarını anılan bölgeden yönlendirmeye başlamıştır. PKK1975 yılında IRAK yönetimi tarafından boşaltılan ve IRAN - IRAK savaşınedeniyle tamamen denetimsiz kalan bu bölgedeki IRAK rejim muhalifi güçlerlegerçekleştirebildiği işbirliği sonucunda, sözkonusu bölgeyi 15 Ağustos 1984tarihînde tekrar başlattığı Türkiye'deki silahlı faaliyetleri açısından geriüst olarak da kullanmaya devam etmek istemektedir. Mezkurgörünüm çerçevesinde, örgütün son durumuna deyinilmeden evvel; kuruluşu mevcutörgütsel yapısı, stratejisi ve ilişkileri gibi genel mahiyetteki bilgilerinözetle ele alınmasının yararlı olacağı mütalaa edilmektedir. 2.Kuruluşu ve Gelişmesi 1973yılında ANKARA'da Abdullah Öcalan ve Marksist/Leninist ilkeleri benimseyen 20kadar yüksekokul öğrencisi tarafından ortaya atılan "Kürtlerin ayn birulus olduğu ve bu nedenle ayn örgütlenmeleri gerektiği" yolundakifikirlerin etkisinde kalan gençlerin oluşturduğu grup PKK'nın bünyesini teşkiletmektedir. 1978yılına kadar KÜRDİSTAN DEVRİMCİLERİ - ULUSAL KURTULUŞ ORDUSU - APOCULAR ve KÜRTHALK KURTULUŞ ORDU gibi adlarla faaliyet gösteren grup "Silahlı Mücadele"fikrini Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerimizde yaygınlaştırmaya çabagöstermiştir. Militanbir kadro meydana getirilmesi ve bir program tespitini müteakip çalışmalarınaetkinlik ve siyasal bir nitelik kazandırabilmek amacıyla da parti kurulmasınakarar verilmiş, ÖCALAN ve beraberindeki kişilerce DİYARBAKIR'ın LİCE ilçesi FİSköyünde 27 Kasım 1978'de PKK kurulmuş, 30 Ağustos 1984 tarihinde ilanedilmiştir. Ülkemizin12 Eylül 1980 öncesi bir iç savaş ortamına getirilmesinde, anarşi ve terörüntırmandırılmasında etkin rol oynayan PKK.'ya anılan tarihten sonragerçekleştirilen operasyonlarla büyük bir darbe indirilmiştir. Örgüttamamen yok olma durumundan kurtulabilmek için güvenlik kuvvetlerinintakibinden kaçabilen ve kırsal kesimde barınan mensuplarını gruplar halindeillegal olarak yurtdışına çıkarmayı sağlayabilmişler. Bu çıkışlarında dahaziyade SURİYE ve IRAK sınır bölgesinden yararlandıkları öğrenilmiştir. Örgüt,yurtdışına kaçışı "geri çekilme ve hazırlık dönemi" olarakdeğerlendirmiş, öncelikle SURİYE de toplandıkları mensuplarının büyük birbölümünü silahlı eğitim görmek üzere LÜBNAN'daki FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ (FKÖ)kamplarına göndermiştir. Yinebu dönemde; Temmuz-198'de LÜBNAN'da örgütün birinci konferansı, Ağustos 1982'dede SURİYE'de ikinci kongresi gerçekleştirilmiştir. İkincikongresi sırasında örgütsel faaliyetlerin TÜRKlYE'de kaydırılmasına ilişkinkararlar alan PKK, 1983 başlarından itibaren Türkiye'de sürdürülen hazırlıkçalışmalarının hedeflenen düzeye vardığından hareketle, 15 Ağustos 1984tarihinde ERUH ve ŞEMDİNLİ ilçelerinde gerçekleştirdiği silahlı eylemleriyle"Silahlı Direnişi" başlattığını açıklamıştır. Keza, aynı tarihteörgütün askeri gücü olarak KÜRDİSTAN KURTULUŞ BİRLİĞİ (HRK)'nin kurulduğu ilanedilmiştir. (Silahlı Eylem) Bununla birlikte PKK gerek katliamlarını gizlemek,gerekse konuyu uluslararası platforma çekmek ve bir taraftan da destekunsurları oluşturmak, diğer taraftan da Avrupa ülkelerinde gerçekleştireceğiterörist faaliyetlerini maskelemek için siyasi alanda organizeli bir faaliyetyürütmek maksadıyla, 21 Mart 1985 tarihinde "Eniya Rızgariye NetewiaKurdistan-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi - ERNK'yi oluşturmuştur. Bucephenin stratejik unsurları olarak görülen işçi, Gençlik, Köylü ve Kadınkesimlerini cephe faaliyetlerine çekmeye yönelik bir örgütlenme biçimi olduğuve ERNK içerisinde; · KürdistanDevrimci Yurtsever Gençlik: Birliği · KürdistanYurtsever işçiler Birliği · KürdistanYurtsever Kadınlar Birliği · KürdistanYurtsever Aydınlar Birliği'ni organize etmeye çalışmışlardır. 25/30Ekim 1986 tarihleri arasında örgüt 3. Kongresinde 1984'de başlattığı veçekirdek güç olarak örgütlendirdiği HRK adının değiştirilmesine ve "ARTEŞERİZGARİYE GELE KURDİSTAN - KÜRDİSTAN HALK KURTULUŞ ORDUSU (ARGK) adıyla yenibir örgütlenme şekliyle eylemlerine devam etmeye karar vermişlerdir. Sonzamanlarda kamplarda eğitilen ve destek gören PKK militanları her gerilemedöneminde olduğu gibi HRK'nin gözden düşürülmeden silahlı eylemleri (ARGK)Kürdistan Kurtuluş Ordusu tarzında toparlamaktadır. Özellikle SURİYE üzerindeeğitim ve destek unsurlarının dikkat çekilmesini önleme için, hakim olduklarıKuzey Irak ve İran-Urumiye bölgeleri ile Kıbrıs Rum Kesimi bölgelerinde PKK'yaüst ve alt düzeyde destek verildiği ve faaliyetlerine göz yumulduğubilinmektedir. 3.Stratejisi PKK,Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu kapsayan Kürdistanın kurtuluşunun ancak silahlımücadele ile gerçekleştirilebileceği görüşünü savunmaktadır. Daha açık birifadeyle; bölge halkının tamamının takılabileceği, planlı ve örgütlü, uzunsüreyi kapsayacak bir silahlı mücadeleyi, yeni "uzun süreli halksavaşı" stratejisini benimsemektedir. Halksavaşında da kın temel almaktadır. Örgüt kırsal alanda yürütülerek siyasi veaskeri çalışmalarla yaratılacak üstlerden yararlanılarak gerçekleştirilecek biryıpratma savaşıyla kırı, güvenlik güçlerimizin denetiminden çıkartmak veburadan şehirlere doğru bir hareket düzenleyerek amaca ulaşmak istemektedir. Örgüt,böyle bir savaşa ancak proleteryanın önderlik edebileceği görüşünden hareketetmekte ve proleteryanın öncü gücü olarak da kendisini görmektedir. Bilindiğiüzere halk savaşının gerçekleştirilmesinde üç unsur rol oynamaktadır. Bunlarparti, ordu ve cephe'dir. PKK, kendisinin daha gelişerek güçlenmesiyleproleteryanın tek öncüsü olacağı inancındadır. Örgüt bunun için böyle bir halksavaşının yürütülebilecek bir ordunun da henüz oluşmadığını kabullenmektedir.Ancak, çekirdek niteliğinde olan bugünkü silahlı propaganda birliklerininileride genişleyerek orduya dönüşebileceğini belirtmektedir. Bu durumda ise,silahlı kuvvetlerimizin karşı koyabilecek bir halk ordusunun oluşturulabilmesiamacıyla cephe güçlerinden yardım almayı planlamaktadır. PKK.çizdiği bu stratejiye bağlı olarak halk savaşının; · Stratejiksavunma · Stratejikdenge -Stratejik saldırı aşamalarınınKürdistan Halk Kurtuluş Savaşı içinde geçerli olacağını açıklamaktadır. PKKyagöre Stratejik Savunma Aşaması; mücadele edilen güçlerin çok fazla ve etkin,buna karşı mücadele eden güçlerin cılız olduğu ortamda geliştirilen bir savaşbiçimidir. Bu dönemde siyasi zor geliştirilecek ve siyasi gelişmeyle gerillahazırlığına geçilecektir. Gerilla yöntemleriyle, halk siyasi yönden örgütlenecekve mücadele edilen güçler politik çıkmaza sokulacaktır. Bu dönemde büyükbirliklere kesinlikle saldırı yapılmayacaktır. Yürütülen çalışmalar neticesindedevrimci otorite muhakkak kurulacak, aşiret otoritesi ortadan kaldırılacaktır. PKK,bu dönemi bir gerilla mücâdelesi olarak nitelendirmekte ve gerillamücadelesinin; · Silahlıpropaganda -Gerilla · Gelişkingerilla olmaküzere üç dönemde uygulamak istemektedir. Örgüthalihazırda silahlı propaganda dönemindedir. Bu dönem, terörist mücadelesininbaşlangıç dönemidir. Genel olarak hemen bir ayaklanma yapamayacak kadar zayıfolan ve yine hemen bir gerilla savaşına girişebilecek kadar güçlü olmayanunsurların, gerilla döneminden farkı, temel olarak siyasi mücadeleyigeliştirmesi, mücadele edilen ülkenin askeri güçlerine imhayı 2 nci planaalmasıdır. Silahlı propaganda 7-11 kişi arasında değişen silahlı gruplarıngizlilik ve hareketlilik temelinde faaliyet yürütmesi biçimindedir. Silahlıpropagandanın bu dönemdeki en önemli görevi; partinin örgütlenmesinin sağlıklıbir şekilde geliştirilmesi önünde en büyük engel olarak gördükleri ajan, muhbirağının ortadan kaldırılmasıdır. PKK ajan ve muhbirleri temizlemedikçe partiörgütlenmesinin yeniden hayata geçirilemeyeceği ve geçirilse dahi bu unsurlarvasıtasıyla kısa süre sonra ortaya çıkarılacağı endişesindedir. Bu nedenle deeylemlerde, tüm ağırlığını bu yapının dağıtılmasına vermiştir. PKK ayrıca bugüçlerin ortadan kaldırılması halinde halk kitlelerinin siyasal bilinçlenme veörgütlenmesinin daha süratle gerçekleşeceğini belirtmektedir. Silahlıpropaganda temelinde yaygınlaştırılarak yürütülecek propaganda ve ajitasyonçalışmalarına bağlı olarak kadrolaşma sağlanacak, parti örgütleri gelişecek vebu gelişmelerle birlikte silahlı mücadele yürüten gruplar etrafında yenisilahlı güçler oluşarak geleceğin halk ordusunun çekirdekleri ortayaçıkacaktır. Yine aynı şekilde gerçekleştirilecek propaganda ve ajitasyonfaaliyetleri yaygın bir gerilla savaşına başlayabilmek için gerekli gerillaüslerini de yaratabilecektir. Karşısında etkili olan köy korucuları, devletyanlısı muhtar, köylü yurttaşlar başlıca propagandaya karşı hedefleridir. Budönemde silahlı propagandanın yanı sıra yürütülebilecek her türlü yayındağıtımı ile şartların elverdiği ölçüde gerçekleştirilebilecek yürüyüş, grev,boykot, protesto vb. eylemler silahlı propaganda gelişmesine hizmet edecektir. Silahlıpropaganda asgari parti örgütlerini oluşturduktan ve gerekli kitle ilişkileriniyarattıktan sonra ise, yerini siyasi, askeri faaliyetlerin geliştirildiği birdöneme, gerilla dönemine bırakacaktır. 4.Mevcut Örgütsel Yapısı a)Yurtiçi; Bilindiğiüzere Marksist-Leninist illegal örgütlerde partilerin teşkilatlandırılmalarıgenellikle Merkez Komitenin insiyatifiyle gerçekleştirilmektedir. PKK.tarafından da 1982'de yapılan ikinci kongrede genişletilmiş bir merkez Komitemeydana getirilmiştir. BuMerkez Komitenin Genel Sekretere bağlı olarak; · İstihbaratBürosu (TEV-SAL) Genel Sekretere direkt bağlı, · İçMerkez · DışMerkez · Politbüro, halindedört bölümden meydana geldiği tespit edilmiştir. Yakalananşahısların beyanlarından, PKK.'nın Türkiye'de iç Merkeze bağlı olarak AskeriKonseyi faaliyete geçirdiği açıklık kazanmıştır. Askeri Konseye bağlı olarak daHRK faaliyet yürütmektedir. HRKise Silahlı Propaganda Birlikte ve bu birliklerin alt gruplarındanoluşmaktadır. Ayrıcaörgütün 5 eyalet sorumluluğu tarzını da ayrı bir yapılanmaya yöneldiği, buyapısını Bölge komiteleri marifetiyle yaygınlaştırmayı amaçladığıbilinmektedir. b)Yurtdışı; Yurtdışındadış merkeze bağlı olarak Avrupa temsilciliği ve Ortadoğu temsilciliği şeklindefaaliyet sürdürülmektedir. F.ALMANYA, AVUSTURYA, BELÇİKA, DANİMARKA, FRANSA,HOLLANDA, İSVEÇ, İSVİÇRE, YUNANİSTAN PKK'nın faaliyet gösterdiği ülkelerdir. Buülkelerden F. ALMANYA, FRANSA, DANİMARKA, HOLLANDA, İSVEÇ ve İSVİÇRE'DEKİçalışmalar Demekler aracılığıyla devam ettirilmektedir. F.Almanya legal olarak KÜRDİSTAN YURTSEVER İŞÇİ KÜLTÜR BİRLİKLERİ FEDERASYONA(FEYKA KÜRDİSTAN) KÜRDİSTANLI YURTSEVER SANATÇILAR DERNEĞİ (HUNERKOM) ve bağlıdernekleri tarafından örgütsel faaliyetler sürdürülmektedir. F.Almanya'da bu iki örgüte bağlı olarak faaliyet gösteren 19 Derneğin yanısıra 8PKK şubesinin ve bir komitenin bulunduğu tespit edilmiştir. Fransa'da2 demek ve 3 bağlı şubesi, Danimarka'da l dernek, Hollanda'da 3 dernek ve 3bağlı şubesi ile l komite, görünümlü faaliyetlerini sürdüren PKK'nın AVUSTURYA,BELÇİKA ve YUNANİSTAN'daki çalışmalarını taraftarlarından istifadeyle yürüttüğübelirlenmiştir. Ortadoğu'daise; SURİYE, İRAN, LÜBNAN ve LİBYA'da temsilcilikler halinde faaliyetgösterilmektedir. Suriye'dekitemsilciliğe bağlı ŞAM, KAMIŞLI, RESULYAN, DERBESlYE, DERİK, AYNELARAP, AFRİN,HALEP ZEBEDAN, HASEKİ, LAZKlYE, TİLBESTİ'de karargahlar mevcuttur. İRAN'daTAHRAN (KREÇ)'te, TEBRİZ, URMİYE ve RAJHAN'da temsilcilikler, MAKO, FİLKAN,KANlDASTAR, KARANEH ve JANAVA'da örgüt evleri halinde faaliyet sürdürülmektedir. Lübnantemsilciliğine bağlı olarak; BAR ELÎAS, QUABBELİAS, RİYAK, MASNAA ve BAALBEKyerleşim birimlerinde kamplar mevcuttur. Libyatemsilciliğine bağlı olarak ise; TİRiPOLİ, BİNGAZİ ve SİİRT bölgelerinde ayrıayrı sorumlulukları şeklinde faaliyet gösterilmektedir. Irak'tada IRAK KÜRDİSTAN DEMOKRAT PARTİSİ (IKDP) karargahları yakınında YAM-I (ZIVE),KEŞAN (KISHAN), HAFTANIN; LEJNE, ZAHO, AMADİYE, DURUK, CEMUCÎ, ZAVÎTE ve LOLANyöreleri örgütün faaliyet alanları olarak kullanılmıştır. 5.Yayın faaliyetleri PKK,kitleleri silahlı mücadeleye hazırlamak ve özellikle parti etrafındatoplayabilmek için yayın faaliyetlerine ayrı bir önem vermektedir. Örgütünbugün için yurt içerisinde yayın faaliyeti bulunmaktadır. Yurtdışında ise,günümüze kadar periyodik olarak · F.ALMANYA'da SERXWEBUN (BAĞIMSIZLIK) adlı Türkçe-Kürtçe ga zete üe, · FRANSA'daDOSSLER DU KURDİSTAN (KÜRDISTAN DOSYASI) Fran sızca, · Fransa'daBulletin Deş Kurdistan-Komitees (Kürdistan Komite Bülteni,) · F.Almanya'da Kürdistan Report (Kürdistan Raporu) Almanca, · Almanya'daBerxwedan (Direnme) Türkçe-Kürtçe ve Arapça, · Hollanda'dasoreşa Kürdistan (Kürdistan Devrimi) Türkçe, · Libya'daRiya Karker (İşçi Yolu) Türkçe, -Irak'ta Peşmerge (Militan) Türkçe-Kürtçe, dergiler yayınlanmıştır. Yineyurtdışında BAĞIMSIZLIK YAYINLARI (WEŞANEN SERXWEBUN) adına 45 adet kitapyayınlanmıştır. Öteyandan örgüt AVRUPA'da; DANİMARKA'da Radyo Denge Kurda, İSVİÇRE'de AlternatifLokal Radyo, HOLLANDA'da Kürt işçilerinin Sesi, FRANSA'da ERİH'in Sesi,K.IRAK'da BARZANİ'nin Sesi Radyosu ve IRAK KÜRT DEVRİMİNİN SESİ adlı Radyoistasyonlarından yararlanmak suretiyle Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinetaraftar sağlamak üzere propaganda yürütmektedir." PKK,örgütünün değinilen amacı ve niteliği yargısal kararlarda da kabul ve teyitgörmüştür. Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi, örneği ekte sunulan 21.3.1990 gün,Esas: 1990/239-Karar: 1990/1240 sayılı ilamında bu örgütü gasp, kaçakçılık vesempatizanlarından toplanan paralardan sağlanan araç ve silahlarla TürkiyeCumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını silahlımücadeleyle devlet idaresinden ayırarak, ayrı bir devlet kurmak amacıylaoluşturulmuş ve teşkilatlandırılmış yasa dışı bir Örgüt olarak nitelendirmiş,aynı daire 30.3.1990 gün Esas: 1990/164-Karar: 1990/1395 sayılı ilamında-buörgütün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altında bulunan 19 ilikapsayan bölgeyi silahlı devrim yoluyla devletin İdaresinden ayırarak üzerindeMarksist - Leninist ideolojiye dayalı bir Kürdistan devleti kurmak amacıylaoluşturulan illegal bir örgüt olduğunu, yine aynı daire 29.5.1991 gün, Esas:1991/1202, Karar: 1991/2148 sayılı ilamında, bu örgütün 1975 yılında kurulup1977 yılından itibaren amacı doğrultusunda silahlı eylemlere giriştiği, malikaynaklarının gasp, kaçakçılıktan elde edilen paralar ile sempatizanlardantoplanan aidat ve yardımlardan oluştuğu, amacının ise Türkiye CumhuriyetiDevletinin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererekdevlet idaresinden ayırmak suretiyle bağımsız bir Kürdistan devleti kurmakolup, ilk dönemde propaganda yoluyla halkı bilinçlendirmek, silahlı eylemlerledevlet gücünün halk üzerindeki etkisini yıkmak, daha sonra gerilla birliklerikurarak emniyet ve ordu teşkilatına, ekonomik hedeflere silahlı eylem vesabotajlar düzenleyerek esas amaca ulaşmak olduğunu; ayrıca Yargıtay Ceza GenelKurulu da, 10.6.1991 gün, Esas: 1990/169, Karar: 1990/199 sayılı ilamında,anılan örgütün Türkiye topraklarının bir kısmı üzerinde Marksist-Leninistideolojiye dayalı bağımsız bir Kürt devleti kurmak ve bu amaca ulaşmak içinöncelikle ülke topraklarının bir kısmında yoğun bir şekilde ayn bir Kürt ırkıbulunduğu ve bunların egemen Türk devleti tarafından sömürüldüğü hususunda inandırdıklarıkişileri Örgütleyerek bu amaca yönelik eylemlere itmek suretiyle ayaklanmahareketi başlatan illegal bir örgüt olduğunu belirtmiş bulunmaktadır. GenelBaşkan Feridun Yazar'ın yukarıda işaret edilen görüşlerine paralel olarak, bazıpartililerin konuşmalarında; sıcak mücadele (vurgulama bizim) ortamına girmişulusal hareketlerin bir yanının cephe gerisi güçler olduğu belirtilerekkendilerinin cephe gerisindeki görevleri yerine getirmek durumunda olduklarınınifade edilmesi, bu cümleden olmak üzere "halkı için cezaevlerinde ömürçürütenlere, şehit olanlara" selam gönderilmesi, "şehitlerin saygıylaanılması, özgürlük mücadelesi verenlerin" saygıyla selamlanması,"gerillaların kendilerinin çocukları, kanları, canları olduğu"nunifade edilmesi, partinin 1. Olağanüstü Büyük Kongresine PKK. örgütünün lideriAbdullah Öcalan'ın annesi Esma Öcalan'ın davet edilip, "hepimizin anası,anaların simgesi" nitelemesiyle topluluğa taktim edilmesi, yine davalıpartinin Aydın il örgütünce bastırılmış olan 1992 yılına ait duvar takvimindesilahlı mücadeleyi simgeleyen otomatik silahlı insan figürleriyle PKK.örgütünün eylem kolu olan ARGK'ye ait olduğu bildirilen bayrakların duygusalbir kompozisyon halinde resmedilmesi, davalı parti tarafından 21.3.1991tarihinde İstanbul'da tertiplenmiş olan gecede üzerlerinde "hiçbir şeybağımsızlık ve özgürlükten daha değerli olamaz", "sömürgeciliğe karşımücadeleyi yükseltelim", "Kürdistana özgürlük" gibi dövizleryazılı afişlerin asılması ve yine davalı partinin merkez ve taşra örgütlerincedüzenlenen kongre ve sair toplantılarında atılan sloganlarla bu örgütün ve onun"Apo" olarak bilinen lideri Abdullah Öcalan'ın övülmesi suretiylePKK. örgütü mensuplarının ve eylemlerinin parti örgütleri İçinde onaylandığı veyüceltildiği görülmektedir. Nitekim Meydan Gazetesi'nin 16.2.1992 tarihlinüshasının 5. sayfasında yayınlanan bir habere göre, "Kürt Sorunu İçinBarış İnsiyatifi" konulu bir toplantıda konuşan genel başkan FeridunYazar'ın "PKK.'yı yasallaştırın, gelip burada konuşsun" demek suretiyleanılan örgütün legalize edilmesi dileğini dile getirdiği de görülmektedir. Sonolarak, davalı partinin genel sekreteri Ahmet Karataş'ın Ankara Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki 16.4.1992 tarihli anlatımına göre,İstanbul'da bir grup tarafından hazırlanıp parti genel merkezine fakslagönderilen "Birleşmiş Milletler, Tüm Uluslararası Kurum ve KuruluşlaraDeklarasyondur" başlıklı ve tamamına yukarıda yer verilmiş olan bildirgeitibariyle, güvenlik güçlerinin PKK. örgütü mensuplarına karşı mücadeleettiklerinin herkesçe bilinen bir keyfiyet olmasına ve bildirgede güvenlikgüçlerine karşı savaştıklarından söz edilen ve "gerilla" deyimiyleanılanlardan amacın bu örgüt mensupları olduğunun açık bulunmasına göre,bildirgenin parti genel merkezinde başkalarının imzalamasına arzedilmesi vebaşta davalı partinin genel sekreteri Ahmet Karataş olmak üzere, genel sekreteryardımcıları Kemal Okutan, Cabbar Leygara, İstanbul il başkanı Felemez Başbuğa,Diyarbakır il başkanı Hüseyin Turhallı, Bursa il başkanı Murat Dağdelen, İzmiril başkanı Hikmet Fidan, Şanlıurfa il başkanı Abdülmuhsin Melik, Hakkari ilbaşkanı Hamit Geylani, parti meclisi üyeleri Mesut Uysal, Aysel Doğan, HabipKılıç, İstanbul il sekreteri Orhan Kaya, il saymanı Nevruz Türk, yönetim kuruluüyeleri Emin Köse, Besra Eksen, Nabi Barut, Zeki Albayrak, Merat N. Çetin, SunaAraş, Ali İncesu, F. Ferda Çetin, Orhan Tural, İsmet Erdemli, Mustafa Olcayto,Bakırköy ilçe başkanı Mahmut Özgür, Büyükçekmece ilçe başkanı Ahmet Budaksız,Eminönü Üçe başkanı Şalin Turan, Fatih ilçe başkanı Davut Karadağ,Gaziosmanpaşa ilçe başkanı Mahmut Can, Sarıyer ilçe başkanı Serap Mutlu,Ümraniye ilçe başkanı Hüseyin Yakut, Üsküdar ilçe başkanı Niyazi iletmiş,Zeytinburnu ilçe başkanı Günay Kaya, Yalova ilçe başkanı Hekim Coşkun, Batmanil başkanı ilhan Çalar, Van il başkanı Sahabettin Özarslaner, Van merkez ilçebaşkanı M. Ali Durmaz, Gevaş ilçe başkanı Nevzat Altındağ, Erciş ilçe başkanıSüleyman Bilici, Özalp ilçe başkanı Reşit Bağcı, Çatak ilçe başkanı Nezir Öcek,Van il saymanı Gafur Çemberlitaş, Van il yönetim kurulu üyeleri Muhittin Çelik,Naif Uğraş, Nurettin Harlar tarafından imzalanması suretiyle uluslararasısiyasal kuruluşlar ve uluslararası kamuoyu nezdinde, hedefi Türkiye CumhuriyetiDevletinin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını silahlı mücadeleyoluyla devlet idaresinden ayırarak ayrı bir devlet kurmak olan PKK örgütülehine sempati oluşması, ona destek sağlanması ve bir siyasi kimlikkazandırılması amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır. IV-Kapatma Sebepleri ve Değerlendirme A)Siyasal partilerin uymadıkları taktirde kapatma sebebi olabilecek hususlar ilekapatma karan verilebilecek haller 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasında davayıilgilendirdiği oranda aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir 2820sayılı Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesinin (a) bendi ile ilgili bölümü şuhükmü getirmiş bulunmaktadır: "Siyasipartiler: a-Türkiye Devletinin. . . Anayasanın başlangıç kısmında ve ikinci maddesindebelirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline. . . dair hükümlerinideğiştirmek; .....Irk ayırımı yaratmak............ Amacınıgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yoldatahrik ve teşvik edemezler. b-..... Irk................. esaslarına dayanamaz..........lar. ..........................." 80.maddesi ise şöyledir: "Siyasipartiler Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmeamacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar." 81.maddesinin ilgili bölümünde şu hükümler yer almıştır. "Siyasi partiler: a)Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli kültür veya ırk veya dil farklılığınadayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler. b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak veya.yay makyoluyla Türkiye Cumhuriyeti üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar." Siyasipartilerin amaçlan ve faaliyetleriyle ilgili bu yasal düzenleme serisi içindesözü edilen hükümlerin anayasal dayanaklarını Anayasanın 176. maddesi uyarıncametnine dahil olan başlangıç kısmı ile 2, 3, 14 ve 68. maddeleri teşkiletmektedir. Anayasa'nın,Cumhuriyetin ve dolayısıyla devletin niteliklerini belirleyen 2. maddesinde,Türkiye Cumhuriyetinin diğer nitelikleri yanında Atatürk milliyetçiliğine bağlıve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayandığı ifade edilmiştir. Bumaddenin yollama yaptığı başlangıç kısmında ise, Anayasa'mn "hiç birdüşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının devleti vemilletiyle bölünmezliği esasını Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılaplarıkarşısında koruma göremeyeceği. . ." fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmasıgerektiği belirtilmiştir. 2.maddenin gerekçesinde, Atatürk milliyetçiliği, bütün fertlerin kaderde,kıvançta ve tasada ortak bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle millidayanışma ve adalet anlayışı içinde yaşamaları olarak tanımlanmıştır. Başlangıçkısmında vurgulanan Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası,Anayasanın 3. maddesinde yer alan, "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütündür, dili Türkçedir. . ." cümlesiyle tekrar teyitedilmiş; 14. maddesinde ise Anayasadaki hak ve hürriyetlerden hiçbirinindevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak..... dil, ırk. ...ayınım yaratmak. . . . amacıyla kullanılamıyacakları esası getirilmek suretiyletemel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması önlenmek istenmiştir. Anayasakoyucunun bir tarihsel olgu ve hukuki temel niteliğindeki devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine karşı gösterdiği duyarlığa işaret etmesibakımından bu ilkeye sadece başlangıç kısmında ve belirtilen maddelerde yervermekle kalmayıp, aynı zamanda devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen5., temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasıyla ilgili 13., basın hürriyetinidüzenleyen 28 ve 30., dernek kurma hürriyetini düzenleyen 33., gençliğinkorunmasını düzenleyen 58., siyasi partilerin tüzük ve programlarınınuyacakları esasları düzenleyen 68., yüksek öğretim kurumlarını düzenleyen 130.,radyo-televizyon idaresi ve kamuyla ilişkili haber ajanslarım düzenleyen 133.,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddelerinde builkeden söz ederek ona aykırılık teşkil eden suçlara bakmakla görevli olmaküzere 143. maddesiyle özel bir mahkeme (Devlet Güvenlik Mahkemesi) kurduğu,giderek bu ilkeyi 81. maddesinde milletvekili, 103. maddesinde Cumhurbaşkanıyemini metinlerine dahil ettiği görülmektedir. Builkeyle doğrudan bağlantılı olarak Anayasa'nın duyarlılık gösterdiği bir diğerhusus da dil konusudur. Nitekim 3. maddesinin 1. fıkrasında Türkiye Devletinindilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir. Devlet dilinin Türkçe olması bütün resmiişlerde Türkçenin kullanılması, resmi belgelerin Türkçe düzenlenmesi ve resmiyazışmaların Türkçe yapılması anlamına gelir. Madde gerekçesinde TürkçeninTürkiye'de yaşayanların resmi dili olduğu ifade edilmiş ise de Türkçe'ninsadece resmi bir dil olduğu iddiasına set çekmek amacıyla madde Milli GüvenlikKonseyi Anayasa Komisyonunca bugünkü haline getirilmiştir. Anayasamızın 26.maddesinin üçüncü fıkrasında düşüncelerin açıklanması ve yayınlanmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilin kullanılmayacağı; eğitim ve öğretimhakkını düzenleyen 42. maddesinin son fıkrasında da uluslararası sözleşmelersaklı kalmak üzere, Türkçeden başka hiç bir dilin eğitim ve öğretim kurumundaTürk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamayacağı esası öngörülmüştür. Sözüedilen ilkelere gerekli güvenceyi sağlamak bakımından Anayasa'nın 4.maddesinde, Atatürk milliyetçiliği ve başlangıçta belirtilen temel ilkeleri deiçeren 2. maddesi ile Türkiye Devletinin dilinin Türkçe olduğu hususunun da yeraldığı 3. maddesinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklifedilemeyeceği kuralı getirilmiş, siyasi partiler yönünden bir yaptırım olarakda 14. maddede öngörülen sınırlamaların dışına çıkan siyasi partilerin temellikapatılması 69. maddede kabul edilmiştir. Anayasadanalınan ilhamla düzenlenmiş bulunan 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 5.maddesinin ikinci fıkrasında Anayasa'nın 14. maddesine benzer şekilde,"Siyasi parti kurma hakkı Anayasa'nın başlangıç kısmında yer alan temelilkelere aykırı olarak ve Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmak... dil, ırk ayrımı yaratmak. . . amacıyla kullanılamaz"hükmü getirilmiş, dördüncü kısmında" "SiyasiPartilerle ilgili Yasaklar" başlığı altında işbu davaya esas teşkil eden78, 80 ve 81. maddeler de dahil olmak üzere birtakım yasaklayıcı hükümlersevkedilmiş; tüzük ve programlarındaki veya belirli kurullarının karar,genelge, ya da bildirgelerindeki yahut seçim münasebetiyle partiyi temsilenyapılan radyo-televizyon konuşmalarındaki aykırılık hallerine ek olarak, 101.maddesinin (b) bendinde genel başkan, genel başkan yardımcısı veya genelsekreterin dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı niteliktesözlü ya da yazılı beyanda bulunmaları halinde de o partinin AnayasaMahkemesi'nce kapatılması öngörülmüştür. Bu hüküm ile, yasada sayılan busıfatlan taşıyan partili kişilerin her türlü beyanlarının bu yasa bakımındanparti tüzel kişiliğini bağlayıcı nitelik taşıdığı ve beyanların öncelikleAnayasadaki ve daha sonra yasanın dördüncü kısmındaki hükümlere aykırı olmasıhalinde o partinin kapatılma yaptırımına maruz kalacağı açıkça belirlenmiştir. İddianameniniçeriğinden de anlaşılacağı üzere, davalı parti hakkındaki işbu kapatmadavasının dayanaklarından birinin partinin genel başkan, genel başkan vekili vegenel sekreteri sıfatlarını taşıyan yöneticilerinin çeşitli beyanları teşkiletmektedir. Bu kişilerin beyanlarının parti tüzel kişiliğini bağlayıcılığınadair kanuni faraziye bir yana bırakılsa bile, tamamı iddianameye aktarılmışolan bu beyanların bir kısmının, davalı partinin büyük kongresinde veya taşraörgütleri kongrelerinde, bir kısmının da genel merkez ya da taşra örgütleritarafından tertiplenmiş toplantılarda partideki sıfatlan altında yapılmışolması karşısında, bunların davalı partiyi doğrudan doğruya ilzam edeceğininkabulü gerekir. Esasen, partiyi bağlayıcı açıklamalar yapma yetkisini, davalıparti tüzüğünün 23. maddesi genel başkana, 30. maddesi genel sekreterevermektedir. 2820sayılı yasa, dördüncü kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alanesas ve değerlere Anayasaya paralel olarak büyük önem atfetmekte, bunlara karşıpartiler tarafından yapılabilecek tecavüzlerin kapatılma yaptırımıylakarşılaşmasını öngörmüş bulunmaktadır. Yasanın78. maddesi siyasi partilere, davanın konusuyla sınırlı kalmak üzere, şuhususları yasaklamaktadır. (1)Türkiye Devletinin. . . Anayasanın Başlangıç kısmında ve 2. maddesindebelirtilen esaslarını, (2) Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline. . . dair hükümlerinideğiştirmek amacını gütmek veya bu amaca yönelik faaliyette bulunmak,başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik etmek, (3) ırk esaslarına dayanmak, Günümüzdesadece bir teşkilatlanma kanunu olmaktan çıkarak aynı zamanda belirli birsiyasi, ekonomik ve sosyal felsefe anlamında birer ideolojik belge niteliğinikazanan anayasalar devletin kuruluşuna egemen olan fikir ve düşünce sisteminiortaya koyar ve bu sistemi devletin siyasi ve hukuki temeli yapar. Anayasakuralları bir taraftan devletin esas yapısını şekillendirirken diğer taraftanda onun oluşturduğu fikir ve düşünce sistemi, şekillendirilen devlet yapısınaöz ve içerik kazandırır. Buaçıdan bakıldığında Anayasamızın 176. maddesinin birinci fıkrası, felsefesi,ideolojisi, fikir ve düşünce sistemi anlamında dayandığı temel görüş veilkelerin başlangıç kısmında belirtildiğini söylemektedir. Ancak başlangıçkısmının yanında 2 ve 3. maddelerdeki esasların da bu temel görüş ve ilkelere dahilolduğunu kabul etmek gerekir. Aksi taktirde, bu maddelerdeki esasların 4.maddedeki değiştirilmezlik kuralıyla koruma altına alınmasının bir anlamıkalmazdı. Anayasa'nınbaşlangıç kısmı aynen şöyledir: "EbediTürk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin varlığına karşı,Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşıngerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada; "Türkmilletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milletinçağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, Türk Milletininmeşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, Milli GüvenlikKonseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tavsip vedoğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA: "-Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ünbelirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; "-Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak; TürkiyeCumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaşmedeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; "-Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletineait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun,bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmişhukuk düzeni dışına çıkamayacağı; "-Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamınagelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlımadeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa vekanunlarda bulunduğu; "-Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığı Devletive ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin,Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısındakorunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının,Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle kanştınlmayacağı; "-Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik vesosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeniiçinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yöndegeliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; "-Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç vekederlerde., milli varlığa karşı hak ve ödevlerde nimet ve külfetlerde vemillet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak vehürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayattalebine hakları bulunduğu; "Fikir,inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlaksadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, "TürkMilleti tarafından, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve milletsevgisine emanet ve tevdi olunur." Bunagöre başlangıç kısmı şu ilkeleri içermektedir: (1)Atatürkçü milliyetçilik anlayışı ve onun ilke ve inkılapları (2) TürkiyeCumhuriyetinin dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesiolduğu, (3) Egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk milletine ait bulunduğu, (4)Hiç bir düşüncenin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti veülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin,Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısındakoruma göremeyeceği, (5) Din duygularının devlet işlerine ve politikayakanştınlamayacağı, (6) Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, millisevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet vekülfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu. Anayasanın2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri açıklanarak, "TürkiyeCumhuriyetinin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilentemel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletiolduğu", 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Türkiye Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu" ifade edilmiştir. Anayasanınfelsefi, dünya görüşü, kendi deyimiyle temel görüş ve ilkeleri içinde davanınkonusu itibariyle üzerinde durulması gerekenler, Atatürk milliyetçiliği vedevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ilkeleridir. Hembaşlangıçta hem de 2. maddede sözü edilen Atatürk milliyetçiliği, 2. maddeningerekçesinde, bütün fertlerin kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez birbütün teşkil etmeleri olarak belirtilmiştir. Başlangıç'ın dokuzuncuparagrafında, Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç vekederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde vemillet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduklarının ifade edilmesi deaynı niteliktedir. Cumhuriyetinkuruluşundan itibaren meydana getirilmiş olan bütün Anayasalarımızda yer alanve bu bakımdan tarihsel ve geleneksel bir nitelik kazanmış bulunan bumilliyetçilik anlayışı modem milliyetçilik anlayışıdır. Buna göre, çeşidikökenlerden gelseler bile, fenlen bir araya getiren, bir arada yaşatan şeyonlardaki buna ait duygu, düşünce ve irade birliğidir. Sübjektif nitelikteki bumilliyetçilik anlayışında ana unsur ferdin kendi gibi onlarla birlikte kaderde,kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün oluşturdukları duygu vedüşüncesidir. Bu itibarla Atatürk milliyetçiliği sınırlan belli olan vebölünmez vatan esasına dayanır. Irkçılığı red eder. Irk düşüncesine ve kökencebaşka görünen toplulukları bütünden ayn sayılması düşüncesine yer vermez.Kültür milliyetçiliğidir. Yani kökenleri ne olursa olsun fertleri ortak birkültüre mensup oldukları bilinci etrafında toplar, onları "tek ulus"yapısı içinde kaynaştırıp, bütünleştirir. Nitekim, yüksek Mahkemeniz de EsasÎ971/3 (Parti Kapatılması, Karar: 1971/3 sayılı kararında, Türkmilliyetçiliğinde ırk düşüncesi ve kökence başka görünen toplulukların ayntutulması düşüncesinin yer almadığını; 27.11,1980 gün Esas 1979/31, Karar :1980/59 sayılı kararında, Anayasanın ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhepdoğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden, Türk Devletinevatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, birleştirici vebütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahip olduğunu; 18.2.1985 gün Esas:1984/9, Karar: 1985/4 sayılı kararında, Atatürk milliyetçiliğinin TürkDevletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan dil, ırk ve dingibi düşüncelerle yapılacak her türlü aynını reddeden, birleştirici vebütünleştirici ve anlayışı temsil ettiğim belirtirken aynı esaslara işaretetmiş bulunmaktadır. .Millîdevlet olmanın bir sonucu olan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünteşkil etmesi ilkesi ise iki anlam ifade eder. Devletin ülkesiyle bir bütünolması, dışa karşı bağımsızlığını ve ülke bütünlüğünün korunması; Milletiylebütün olması ise, azınlık yaratılmasının önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılıkyapılmaması ve eşitlik ilkesinin korunması demektir. Dilkonusuna verilen önemi gösterir şekilde getirilmiş olan Anayasal düzenlemedenise yukarıda söz edilmiş bulunmaktadır. Birbirinitamamlayan modern Türk milliyetçiliği anlayışı ve devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğü ilkesi bu şekilde Anayasanın dayandığı temel görüş veilkeler arasında yer almakta ve Siyasi Partiler Yasası'da Anayasa'nm bukonudaki duyarlığını siyasi partiler bakımından devam ettirmektedir. SiyasiPartiler Yasasının 78. maddesinin (b) bendinde yasaklanan bir husus da siyasi partilerinırk esasına dayanmalarıdır. Buna göre, siyasi partiler belirli bir ırka mensupolanların toplandıkları, sırf onlara mahsus bir parti olduklarını iddiaedemiyecekler veya bu amaçla örgütlenemeyeceklerdir. Aksine davranışa cevazverilmesi halinde bundan öncelikle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünün zarar göreceği muhakkaktır. Siyasipartiler bakımından bir diğer yasaklama yasanın 80. maddesinde öngörülmüş olanTürkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirme amacınıgütmek ve bu amaca yönelik faaliyette bulunmaktır. Maddenin gerekçesindedevletimizin federe ve konfedere devletler ve siyaseten özerk kuruluşlar gibiteklik ilkesine aykırı bir nitelik taşımadığı bu ve buna benzer ayrılmalardevletin ve milletin bütünlüğü ilkesine ve toplum yararına ters düşeceğinden buyolda bir amaç gü-dülmesinin madde ile yasaklandığı belirtilmektedir.Gerçekten, Türkiye Devleti tekil (unitaire) bir devlettir. Federe devletlerdenoluşmuş değildir. Milli devlet olmanın yani bir milletin bağımsız devlethalinde örgütlenmesinin sonucu olan bu nitelik etnik, dinsel ya da başkaherhangi bir düşünceyle ülkenin federe devletlere veya özerk bölgelereayrılmasına izin vermez. Milli birliği kurmak ve devam ettirmek amacıyla devlettekil biçimde oluşmuştur. Yasanın81. maddesinin (a) ve (b) bentleri de siyasi partilerin, Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde milli. . . kültür veya. . . ırk veya dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri sürmeyi; Türk dilinden veya kültüründen başka dil vekültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesiüzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını gütmeyi vebu yolda faaliyette bulunmayı yasaklamaktadır. Maddenin gerekçesinebakıldığında bu düşüncelerin yer aldığı görülmektedir: "ÜlkemizdeLozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur.Herhangi bir ülkede resmi dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yerkonuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürelalanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit birşekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmekmümkün değildir." "Birmemlekette resmi dilin her vatandaş tarafından bilinmesi hangi alanda olursaolsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adli ya da idari işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Buitibarla resmi dili genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak devletin görevidir." Maddenin(a) bendinde siyasi partilerin milli. . . kültür. . . ırk ya da dil ayrılığınadayalı azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri kabul edilmiştir. Gerekçedede açıklandığı üzere ülkemizde azınlıklar konusu 24 Temmuz 1923 tarihliLausanne Antlaşmasıyla düzenlenmiş ve sadece müslüman olmayanlar azınlıkkapsamına dahil edilmişlerdir. Bu düzenlemenin amacı, müslüman olmayanlara damüslümanlara sağlanan medeni ve siyasi haklardan yararlanma imkanı verilerekyasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmektedir.Bir de 18 Ekim 1925 tarihinde imzalanmış olan Türk-Bulgar Dostluk AntlaşmasındaTürkiye'deki Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de TürkDevletinin laik mevzuatı kabul etmesini takiben bu azınlıklar bu statülerindenkendiliklerinden vazgeçmişlerdir. İşte Türkiye'deki hukuk sistemi itibariyle buiki antlaşmayla tanınanların dışında bir azınlığın var olduğu kabul ve iddiaedilemez. Elbettebelirli bir büyüklükte toprağa sahip olan devletlerde din, mezhep, ırk, dilgibi unsurlar bakımından farklı insan toplulukları yani millet olgusuna oranlaalttopluluk olarak adlandırılabilecek kesimler var olabilir. Ancak, bukesimlerin her birine azınlık hakkının tanınması devletin ülkesi ve milletiylebölünmezliği ilkesiyle çelişir. Üstelik bunlara mensup olanlar ortak geçmiştengelen tarihsel ve kültürel beraberlik anlayışı içinde kendi kaderlerini oulusun kaderiyle özdeşleştirme iradesini tereddütsüz açığa vurmuşîarsa onlaraazınlık hakkı tanınmasına gerek kalmaz. Nitekim, yaklaşık bin yıldan beriAnadolu toprağında yaşamakta olan Türkler ve diğer unsurlar birlikte aynıdevletlerin çatısı altında yer almışlar, çeşidi zorluklara birlikte göğüsgermişler çeşitli acılara birlikte katlanmışlar ve bunlara karşı birlikte mücadelevermişler, sevinçli günlerde birlikte mutlu olmuşlar; diğer taraftan gerekbirbiriyle gerekse çeşitli tarihsel, siyasal nedenlerle veya göç hareketlerisonucu başka insan topluluklarıyla karışıp kaynaşmışlardır. Böylece, ortak birgeçmişe, tarihe ve değer yargılarına dayanan tek bir ulusa mensup olma şuur veiradesiyle "Türk ulusıTzm oluşturmuşlar ve Türkiye Cumhuriyetinikurmuşlardır. Bu bakımdan Türk ulusu çeşitli halklardan değil, kendi özgüriradesiyle ortak geçmişin oluşturduğu ortak kültürde birleşmeye karar veren tekhalktan meydana gelmiştir. Gerçekten, Anayasamızın 66. maddesinin birincifıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğuifade edilmek suretiyle, Türk ulusundan sayılmanın tek şartının "vatandaşlıkbağı" olduğu, bunun dışında kalan dil, din ve ırk farklılıklarının nazaraalınmayacağı, "Türk ulusu"nun bu suretle vatandaş sayılan bireylerinbütünlüğünü ifade ettiği kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak, bugün ırk, dil,din ya da mezhep ayırımına yer vermeyen, bireyler arasında tam bir eşitliğedayanan Türk vatandaşlığı sıfat ve ayrıcalığına sahip herkes toplum hayatıiçinde saygın bir yere ve hukuk düzenince tanınmış her hakka mutlak biçimdesahiptir. Maddenin(b) bendinde ise, siyasi partilerin Türk diîî ve kültüründen başka dil vekültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri belirtilmişbulunmaktadır. Buaçıklama ve tespitlerin ışığı altında davalı partinin genel başkanları, genelbaşkan vekili ve genel sekreterlerinin yapmış oldukları konuşmalarincelendiğinde, işlenen temalar ve Siyasi Partiler Yasasına aykırılık hallerişu şekilde çıkmaktadır, incelenen konuşma ve demeçlerde; · TürkiyeCumhuriyetinde sadece Türklerin varolduğunu kabul eden, buna karşı,. Türklerindışında bütün etnik yapılan reddeden bir politikanın ve bunun doğal sonucuolarak, baskıcı, otoriter ve asimilasyoncu bir uygulamanın benimsendiği, insanHakları Evrensel Beyannamesinin imzalanmasının durumda bir değişiklik meydanagetirmediği, · Yetmişyıldan beri uygulanan (resmi ideoloji olarak adlandırılan) red ve in karpolitikasına rağmen kürt halkının mevcut olduğu, sözkonusu resmi ideolojininartık iflas ettiği, Kürt halkının dinamizminin yükseldiği, kendisini her alandaifade eden bir döneme girdiği, (tabu olarak nitelendirilen), red ve inkarpolitikası bırakılmadıkça Türkiye'nin özgürleşemiyeceği, · Demokrasininönünde en büyük engelin Kürt sorunu olduğu, sorunun çözü münün barışçı vedemokratik bir ortamda tartışmak suretiyle olabileceği, bu sorunu Kürtler ileTürklerin omuz omuza ve kardeşçe çözecekleri, bu sorunu sadece Kürtle rintartışamadığı, demokratik bir ortamda özgürce tartışılmadan çağa, akla, bilimeuygun şekilde çözümlenmeden Türkiye'de gerçek bir demokrasiden sözedilemeyeceği ve Türk halkının özgür olamayacağı, çünkü Türk halkının da baskıaltında tutulduğu, onların da halklar arasında eşit ve adil olmayan zora dayalıilişkileri kabullen meye zorlandıkları, Kürt sorunu çözülmeden Türk halkının daözgür olamayacağı, bu sorun çözümlenmediği sürece, Türkiye'de demokrasiyikurmanın ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamanın mümkün olmadığı, · Dışpolitikada uluslann eşit, özgür iradeye dayalı, yani uluslann kendi kaderlerini tayin edici bir politikadan yana oldukları, bu hakkın mutlaka ayrılmaanlamına gelmediği, özgürlük ve eşit iradeye dayalı birlikte yaşama demekolduğu, · Kendikaderini belirleme hakkının, her halk için olduğu kadar, Kürt halkı için de,tartışılmaz, vazgeçilmez, doğal bir hak olduğu, Birleşmiş Milletler Örgütünüoluşturan devletlerin Kürtlerin yaşadığı tüm parçalarda Kürt halkının yürüttüğümücadeleye sessiz kalamayacakları, en kısa zamanda Birleşmiş Milletlerkapsamında bir Kürt konferansı toplanarak soruna adil, uluslararasısözleşmelere uygun ve demokratik bir çözümün bulunması gerektiği, · Yenibir anayasa yapılarak bunun ışığında Kürt sorunu hakkında bir mutabakatçalışmasının başlatılması, herkesin katılacağı ortak bir çözümün bulunması, buyeni anayasada Kürtlerin varlığı kabul edilerek Türkler ile Kürtlerineşitliğine ve birliğine dayalı bir toplum düzeninin öngörülmesi gerektiği, Kürtgerçeğinin eğitim yoluyla Türklerin ve Kürtlerin eşit haklı birlik anlayışınauygun olarak benimsetilmesi gerektiği, -Halkın Emek Partisi'nin programında Kürt sorununun demokratik ve siyasalyollarla çözümünü ilke olarak benimsedikleri; bütün halkların kardeşliğini,eşitliğini ve özgürlüğünü savunan, bunun Türkiye'nin tek kurtuluş yolu olduğunudüşünen ve politikasını üreten parti oldukları, Beyanedilmek ve Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin bir kısmı Kürdistan olarak nitelenip,adlandırılmak suretiyle yasanın 78. maddesinin (a) bendine aykırı olarak Türkve Kürt halkları ve hatta diğer bazı etnik unsurlar ayırımı ısrarla işlenmeksuretiyle aşağıda belirtilecek olan idari federasyon adlı modelden başlayıp,Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını kullanmalarına kadar varan bir süreçiçerisinde Kürtlerin Anayasadaki ulus bütünlüğünden ayrılmaları ve ayn bir Kürtulusunun oluşturulması esasının benimsendiği anlaşılmaktadır. Oysa TürkiyeCumhuriyeti devletinde birden fazla ulusun varlığı sözkonusu olamaz. Dili,dini, mezhebi, ırkı farklı da olsa Türk ulusu bütünlüğü içinde yer alan herbirey Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçeğin ifadesi olan "TürkUlusu" olgusunun ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak, ırkçılığadayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren iddialar ilerisürülemez. Diğertaraftan yine bu konuşma ve demeçlerde; · İlkdefa içlerine sine sine içinde yer alabilecekleri, bizim diyebilecekleri birpartinin doğduğu, partinin en çok ezilen, en çok sömürülen, en çok baskı alandatu tulanların partisi olduğu, sömürülen, baskı alünda tutulan ve zulme uğrayanbir halk, Kürtler bu partiye sahip çıkıyorlarsa Halkın Emek Partisinin bundanonur duyacağı, bütün bunlara rağmen partiye Kürtlerin partisi deniyorsa demekki en çok onların ezildiği, sömürüldüğü, zulmedildiği, Kürtlerin en çokezildikleri söyleniyorsa, Kürtlerin de partisi olmaktan onur duydukları, · Ekonomikve etnik özelliklerinden dolayı Türkiye'de en fazla ezilenler Kürt halkıolduğundan, bunların ezilenlerin hakkını koruyan Halkın Emek Partisi'nidesteklemelerinden daha doğal bir şeyin olamayacağı, · Türkiye'debütün etnik yapıların partisi oldukları, ifade edilmek suretiyle 2820 sayılıYasanın 78. maddesinin (b) bendine aykırı olarak davalı partinin belli bir ırkamensup olanların ve hatta daha da ileri gidilip Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan"etnik yapı" şeklinde ifade ettikleri değişik kökenli bireylerin bukökenleri vurgulanarak onların da partisi olduğu ileri sürülmekte ve böyleceparti bir yönüyle de ırk esasına dayandırılmaktadır. GenelBaşkan Feridun Yazar tarafından verilen bir demeçte, üniter devlet kavramınıTürkiye'nin sınırlarının değişmemesi anlamında aldıkları, ancak TürkiyeCumhuriyetinde üniter devletten kast edilenin inkarcı politika olduğu, bunun dakatı bir merkeziyetçiliği beraberinde getirdiği, devletin bu inkarcı vemerkeziyetçi uygulamadan vazgeçerek bütün Türkiye'de halklarının eşitliğine vegönüllü birliğine dayalı politikaların üretilmesi gerektiği belirtildiği gibi(1.6.1992 tarihli Milliyet Gazetesi) yerel yönetimlerin merkezi devletindenetiminden kurtarılarak mali ve idari Özerkliğe kavuşturulması (5.2.1992tarihli Sabah Gazetesi), daha sonra da aynı doğrultuda olmak üzere, Türkiye'deüniter devletin bugüne kadar uygulandığı biçimde sorunları çözemediği, bunedenle merkeziyetçi devlet sisteminin otonom bölgeler veya federasyon, yahutidari federasyon denilen şekilde değişmesi gerektiği, uygulanmasından yanaoldukları idari federasyon biçiminde o bölgenin yönetim şeklinin, kullanılacakdilin, yapılacak yayınların o yerde belirleneceği, o yerde vergi toplanıp, yineo yerde harcanacağı, ancak bir kısmının devlete gönderileceğinin ifade edilmesi(1.6.1992 tarihli Milliyet Gazetesi) suretiyle, sırf bazı hizmetlerin daha iyigöriilebilmesinin ve sorunların çözümlenebilmesinin birden çok ili içine alançevrede teşkilatlanmayı gerektirdiğini dikkate alan Anayasa'nın merkezi idareyidüzenleyen 126. maddesinin üçüncü fıkrasında sadece kamu hizmetleriningörülmesinde verim ve uyum sağlanmaya yönelik olmak üzere birden çok ili içinealacak şekilde kurulabileceği öngörülen merkezi idare teşkilatı modeliyle 127.maddesinin son fıkrasında öngörülen ve yine münhasıran belirli kamuhizmetlerinin görülmesi amacına yönelik olarak mahalli idarelerin kendiaralarında Bakanlar Kurulu'mm izniyle kurulabilecekleri birlik modelini aşan,vergi toplama ve toplanan vergilerin mahallinde harcanması, yönetim seklinin veAnayasanın değiştirilemeyecek olan 3. maddesindeki Türkiye Devletinin dilininTürkçe olduğu hükmü de gözardı edilerek, kullanılacak dilin ve yapılacakyayınların mahallinde belirlenmesi gibi, parti programındaki yerel yönetimörneğini aşan, adeta siyasal amaçlı yerinden yönetim modeline yaklaşan, özerkbölge niteliğinde, giderek federalizme yol açabilecek "idarifederasyon" adı verilen kuruluşların, artık yetersiz kalmaya başladığı belirtilentekil devletin yerine oluşturulmasının önerildiği ve böyle bir modelinönerilmesiyle de 2820 sayılı yasanın 80. maddesine aykırı olarak devleüntekliği ilkesini değiştirme fikrine sahiplenilip bu yolda beyanda bulunulduğuçok açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Tamamıiddianameye alınmış olan konuşma ve demeçlerde; -Halkların ve insanların kardeş oldukları ama birinin dövdüğü, birinin dövüldüğübir kardeşliğin değil, eşit bir kardeşliğin istendiği, · Kürtile Türkü omuz omuza birleştirip demokrasi mücadelesini verme gibi birgörevlerinin olduğu, · Nevruz'unzulme karşı direniş, mücadele, başkaldırı, özgürlük talebinin yük seldiği,zulme, sömürüye, baskıya başkaldırışın sembolleştiği bir gün ve Kürt halkınınözgürlük bayramı olduğu, sömürüye ve sömürgeciliğe karşı herkesin mücadele vedayanışma azminin bilinerek kenetlendiği bir gün olduğu, Kürt halkının direnmeruhunu, mücadele geleneğini simgeleyen Nevruz'un yeniden doğuşu dile getirdiği,özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren kendilerinin de yeniden doğdukları, zulmeve baskıya karşı mücadele azimlerini yükselttikleri, Kürt halkının özgürlüktutkusundan vazgeçmediği, daima onu kıskandığı; Buradan (konuşma kürsüsünden)Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Arnavut, Pomak herkese seslenilerek davalı partininezilen, sömürülen baskı altında tutulanların partisi olduğu, · Halklarıngönüllü birliğine, tam eşitliğe ve kardeşliğe dayalı bir demokratik düzeninkararlı savunucusu ve mücadelecisi olacakları, · Kürthalkının yıllardan beri insanlık haklarını kullanamadığı, hiç bir haklarınınbulunmadığı, · HalkınEmek Partisi olarak halkların eşitliğinden ve kardeşliğinden yana oldukları,hedeflerinin eşitlik ilkesine dayalı, halkların gönüllü birliği olduğu, onuniçin mücadele ettikleri, · Edirne'denVan'a kadar Kürt Türk ve diğer bütün azınlık halkların, emekçilerin ortak sesioldukları, · Kürtsorununun Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri mevcut olduğu, CumhuriyetinTürk ve Kürt halkları tarafından birlikte kurulmuş olmasına rağmen daha sonraKürt halkının tamamen dışlandığı, · Kürthalkının kimliksiz olmak istemediği, özgür olmak istediği, Kürt halkı nın Türkhalkıyla bir alıp veremediğinin bulunmadığı, Kürt halkının özgürlük vekardeşlikten, siyasî çözümden yana olduğu, Beyanedilmekte ve Ahmet Karataş'ın genel başkanvekili sıfatıyla 15.12.1991 tarihindeyapılan 1. Olağanüstü Büyük Kongrede yapüğı konuşmasına "Kürt, Türk, Laz,Çerkez, sıcak Türkiye halkı", genel sekreter sıfatıyla 1.3.1992 tarihindeİstanbul'da yapılan mitingdeki konuşmasına da "bu ülkenin Türk, Kürt,Arap, Çerkez, Laz bütün insanları" sözleriyle başlaması suretiyle 2820sayılı yasanın 81. maddesinin (a) bendine aykırı olarak Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde dil ve ırk ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğuna işaretedilmektedir. Davalıparti sorumlularının konuşma ve demeçlerinde; · Kürthalkının özgürlük tutkusundan hiç bir zaman vazgeçmediği, daima onu kıskandığı,o yüzden de kültürünü ve ulusal değerlerini hep ayakta tutmasını bildiği, · Kürtlereokumanın, yazmanın Kürt kültürünü araştırmanın yasak olduğu, · Kürthalkının Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğü içinde kendi ulusal ve kültürelkimliğini korumak ve geliştirmek istediği, devleti ele geçirenlerin inkarcıpoliti kalarla Kürtleri eritmek istedikleri, · Kürtsorununun çözümü için öncelikle Kürt halkının kendi ulusal ve kültürelkimliğini ifade edebilmesinin önündeki engellerin kaldırılması vegeliştirilmesi olanaklarının yaratılması gerektiği, · Yenidenyapılacak bir Anayasada Kürtlerin dil, inanç ve kültür özgürlükleriyle Kürtçeeğitimi, öğrenimi ve diğer haklarını kuUanmalanna olanak verecek yeni yasaldüzenlemelerin topluma ve devlete benimsetilmesi gerektiği, Belirtilmeksuretiyle de, 81. maddenin (b) bendine aykırı davranılmakta ve Türk dili vekültüründen başka bir dili ve kültürü korumak, geliştirmek yoluyla azınlıkyaratılarak ulus bütünlüğünün bozulması amacı güdülmektedir. Oysa şurası bîrgerçektir ki; Anayasa ve yasalarda yurttaşlar arasında ne ırk, ne dil, ne debaşka herhangi bir nedenle ayırım yapılmasını öngören bir hüküm bulunmaktadır.Devlet, bireylerin soy kökenlerine karşı tarafsız ve ilgisizdir. Hiç kimseninve bu arada Kürt kökenli olanların kendi kimliklerini ifade etmelerine birengel yoktur. Ancak, burada önemli olan, bir azınlığa ya da bir ulusa mensupolmayı ileri sürmeksizin, kimliğin Türk ulusu bütünlüğü ve bu bütüne mensupolduğu ruh ve bilinci içinde anlatılmasıdır. Aksine düşünceler bu bütünlüğübozacağından ve devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşüreceğindenkoruma göremez. Budurumda; davalı parti tüzel kişiliğini beyanlarıyla sorumlu kılabilecekleriöngörülmüş olan genel başkan ve genel sekreter gibi görevlilerinin 2820 sayılıyasanın dördüncü kısmında yer alan 78. maddesinin (a) ve (b) bentleri, 80.maddesi ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri hükümlerine aykırı konuşma veaçıklamalarda bulunmaları sebebiyle, davalı partinin aynı yasanın 101/b maddeve fıkrası uyarınca kapatılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. B)Davalı parti yönünden söz konusu olan bir diğer kapatma sebebi ise 2820 sayılıyasanın 103. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin birincifıkrasına göre, "Bir siyasi partinin kanunun 78 ila 88 ve 97. maddelerihükümlerine aykırı fiillerin işlendiği bir mihrak haline geldiğinin sübutaermesi halinde o siyasi parti Anayasa Mahkemesince kapatılır." Kanunaaykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olma halinin nasıl anlaşılacağını, kanununkullandığı deyimle nasıl sübuta ereceğini aynı maddenin ikinci fıkrasıbelirtmiştir. Şöyle ki; "Bir siyasi partinin yukarıda yazılı fiillerinmihrakı haline geldiği, 101. maddenin (d) fıkrasının uygulanması sonucunda bufiillerin o partinin üyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bufiillerin kesif olarak işlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar veyönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu yahutbu grubun yönetim kurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiile olur." Şuhalde, madde hükmüne göre, bir siyasi partinin kanunsuz siyasi faaliyetlerinmihrakı haline gelmesi sebebiyle kapatılabilmesi için, (1) yasanın dördüncükısmında yer alan 78 ila 88 ve 97. maddelerindeki yasaklamalara aykm fiillerino partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlenmesi, (2) bu fiillerin yoğun birbiçimde işlenmiş olduğunun o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetimkurulu veya parlementodaki grup genel kurulu yahut grup yönetim kuruluncaaçıkça veya zımnen benimsendiğinin belirlenmesi gerekir. Buaçıklamaların ışığı altında davalı partiye mensup üyelerin işledikleri fiillerile haklarında yapılan adli işlemlere göz atıldığında aşağıdaki hususlarınortaya çıkağı görülmektedir: 1.Halkın Emek Partisi Adana il başkanı (halen genel sekreter yardımcısı) KemalOkutan ile il yönetim kurulu üyeleri Mehmet Ali Çakıcı, Ahmet Karatekin,Tacettin Bakır ve Yüreğir ilçe örgütü başkanı Nihat Türkmenoğlu'nun 19.3.1991günü Adana Dağlıoğlu mahallesindeki bir kahvehanede toplanarak 20.3.1991 günüNevruz Bayramıyla ilgili olarak yürüyüş yapılacağını söyledikleri ve mahalleiçinde dolaşarak sakinleri yürüyüşe davet ettikleri, belirtilen günde adlangeçenlerin de dahil oldukları bir grubun mahalledeki sağlık ocağı önündetoplanıp, kadın ve çocuklarla birleşerek şehir merkezine doğru kanunsuz olarakyürüyüşe geçtikleri, topluluk içinde bulunanlardan bazılarının ellerinde"biji nevroz", "Nevroz Ave Prozbe" yazılı pankartlar ile1982 yılında Ölen PKK örgütü militanı Mazlum Doğan'ın resmini taşıdıkları vehep birlikte "yaşasın kürdistan", "kahrolsun faşist Türkdevleti" "yaşasın nevroz ve PKK ve Apo", "haydi Kürt halkıel ele hep birlikte Kürdistaııı kuralım" diye slogan attıkları, MehmetReşat Şimşek ve Mehmet Nur Şimşek isimli kişilerin hayali bir Kürdistan bayrağıtaşıdıkları, daha sonra topluluğun, önünü kesen kolluk güçleriyle çatışmayagirdiği ve polis araçlarını tahrip ettiği iddiasıyla Malatya Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 15.4.1991 gün, 1991/51 sayılı iddianame ile oyer Devlet Güvenlik Mahkemesine 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1 veT. Ceza Yasasının 516/ilk, 517, 522; 516/3, 517, 522; 258/2 maddeleri uyarıncakamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 1.Halkın Emek Partisi İçel Merkez ilçe örgütü başkanı Ahmet Köse ile yöne timkurulu üyeleri Ali Aslan, Nesimi Erdem, Selamı Turhan, Hülya Ayhan, M. AliCoşkun, Vecdi Köylüoğlu, Ali Deniz ve İbrahim Bitkin'in "IrkçılıklaMücadele Günü" ile ilgili olarak etkinlik karan alıp, bu amaçla 21.3.1991tarihinde Mersin'de dü zenledikleri toplantıda 21 Mart'ın Nevruz'un Kürtlerinbağımsızlığına kavuştukları gün olarak her yıl kutlanacağını, bu günün kendileriiçin bir bayram günü olduğunu belirttikleri, toplantı sırasında yapılankonuşmaların içeriğinde yer alan beyanlarla sa nıkların bölücülük propagandasıyaptıkları iddiasıyla adlan geçenler hakkında Malatya Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Savcılığınca 19.3.1992 gün, 1992/51 sayılı iddianame ile o yerDevlet Güvenlik Mahkemesinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1 maddesiuyarınca kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 2.a) Halkın Emek Partisi Şişli ilçe örgütü tarafından 8.5.1991 tarihinde"Dersim Gecesi" adı altında düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmanındevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğundanbahisle İstanbul il örgütü başkanı Osman Özçelik hakkında, b)Fatih ilçe örgütü tarafından 25.5.1991 tarihinde "Bahar ve Özgürlük"adıyla düzenlenen toplantıda yaptığı konuşması devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğüne aykırı görülerek, ilçe başkanı Hikmet Can Özdemir ile ilbaşkanı Osman Özçelik hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1maddesi uyannca cezalandınlmaîan için İstanbul Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Savcılığınca 13.8.1991 gün 1991/401 sayılı iddianame ile o yerDevlet Güvenlik Mahkemesince kamu davası açıldığı ve devam ettiği, 4.Halkın Emek Partisi Derik ilçe Örgütü başkanı Mehmet Ata Zeren ile Os manKarakaş, Fatime Sayar, Cebrail Sayar ve Remzi Dağ'ın 31.5.1991 günü Derikilçesinde bulunan parti binasında başlatılan açlık grevine katılarak hepbirlikte Kürtçe olarak "meş'aleyi yaktık temeli attık","Kürdistanı kuracağız", "biji biji Kürdistan","PKK'nın partisinde toplanalım", "Kürtlerin Partisi","duvarları yıkacağız, hedefe varacağız", "şehitlerimizin kanıylazafere ulaşacağız", "ihtilal, ihtilal, ihtilal" gibi bölücü ve bölgecisloganlar attıkları iddiasıyla adları geçenler hakkında Diyarbakır DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 9.7.1991 gün ve 1991/435 sayılıiddianameyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi uyanncacezalandırılmaları için kamu davası açıldığı, 5.7.1991günü bilinmeyen kişilerce öldürülen Halkın Emek Partisi Diyarba kır il başkanıVedat Aydın'ıa 10.7.1991 tarihindeki cenaze töreninde toplanan ve İstasyonMeydanına doğru yürüyüşe geçen kimselerin toplu halde ve sık sık "yaşasınKürdistan", "yaşasın PKK", "vur gerilla vur, Kürdistanıkur", "Kürdistan Türklere mezar olacak", "kürdistan faşizmemezar olacak", "kahrolsun Türkiye Cumhuriyeti", "faşist T.Cordusundan hesap soracağız" ve benzeri şekilde devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine sloganlar attıkları, güvenlik güçlerinesaldırıp taşladıkları, polis karakollarına ateş ettikleri, polis otomobillerinitahrip ettikleri iddia sıyla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetSavcılığınca 31.7.1991 gün, 1991/501 sayılı iddianame ile o yer Devlet GüvenlikMahkemesinde başta Şanlıurfa il başkanı Abdülmuhsin Melik ve 38 parti üyesiolmak üzere toplam 328 kişi hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının8/1, 2911 sayılı Yasanın 33/c, T. Ceza Yasasının 258/2, 516, 517, 522.maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 1.Halkın Emek Partisi Manisa Merkez ilçe örgütü başkanı Celal Bedikanlı'nın21.7.1991 tarihinde partinin Turgutlu ilçe binasının açılış törenindeki konuşmasında, üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetini sömürgeci olaraknitelendirdiği, Kürtlerin sömürülmekte olduğunu, Kürtlerin ayrı bir halk olup,bağımsızlıkları için mücadele ettiklerini söylemek suretiyle tekil devletinparçalanmasını ve Kürtlerin özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşmalarını amaçladığıgerekçesiyle adı gecenin İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesince 10.12.1991 gün,1991/133-133 esas ve karar sayılı kararıyla 3713 sayılı Terörle MücadeleYasasının 8, T. Ceza Yasasının 59/2 madde leri uyarınca bir yıl sekiz ay ağırhapis, 41.666.666.- lira ağır para cezasına mahkum edildiği, hükmün YargıtayDokuzuncu Ceza Dairesinin 11.2.1992 gün, 1992/421-635 esas ve karar sayılıilamıyla onanarak kesinleştiği, Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan uyarıüzerine Celal Bedikanh'nın davalı partideki üyeliğine parti genel başkanlığıncason verildiği, 2.Halkın Emek Partisi'nin 15.12.1991 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü BüyükKongresinde yapmış oldukları ve özetlerine yukarıda yer verilmiş bulunankonuşmalarında bölücü propaganda yaptıkları iddiasıyla Antalya Merkez İlçeÖrgütü üyesi ve kongre divan başkanı Güven Özatay, Adana il başkanı balen genelsekreter yardım cısı Kemal Okutan, İstanbul il sekreteri Cabbar Gezici,Diyarbakır il örgütü başkanı Hüseyin Turhallı, Şanlıurfa il Örgütü başkanıAbdülmuhsin Melik ve Salih Şahin hakkında 3713 sayılı Terörle MücadeleYasasınını 8. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için Ankara Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 24.2.1992 gün, 1992/9 sayılı iddianameyleAnkara Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açıldığı ve davanın devamettiği, 8.Halkın Emek Partisi Aydın il örgütü başkanı Lazgin Çulduz, yönetim kuruluüyeleri İsmet Dağ, Hamdullah Kıran, Sabri Tor, Ethem Kışkır, Şakir Sula,Hüseyin Erdemir, Mehmet Duyar, Abdülkerim Babat, Mehmet Muhti Ürün'ün kararıylapartinin tanıtımı ve maddi katkı sağlama amacıyla bastırılan ve ayrıntılarınıyukarıda yer verilmiş olan duvar takviminin içeriğinin halkı ırk ve bölgefarklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik edici olduğundan ve devletin ülkesive milletiyle bölün mezliğini bozmayı hedef aldığından bahisle İzmir DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 16.3.1992 gün, 1992/15 sayılıiddianameyle T. Ceza Yasasının 312/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının8/1 maddeleri uyarınca adları geçenler hakkında o yer Devlet GüvenlikMahkemesinde kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 9.Davalı partinin Aydın il örgütü başkanı Lazgin Çulduz'un 18.2.1992 tarihindeNazilli ilçe örgütünün kuruluş gecesinde yapmış olduğu ve yukarıda özetlenmişbulunan konuşması içeriğinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozucu nitelikte olduğundan bahisle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetSavcılığınca 22.4.1992 gün, 1992/29 sayılı iddianame ile o yer Devlet GüvenlikMahkemesinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1 maddesi uyarıncacezalandırılması için kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 1.Halkın Emek Partisi İstanbul il örgütünce 1.3.1992 günü İstanbul'da dü zenlenen"Bütün halklar kardeştir, katliama son" adlı mitingde yapılankonuşmaların devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün bozulmasınayönelik olduğun dan bahisle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetSavcılığınca 29.5.1992 gün, 1992/388 sayılı iddianameyle parti genel sekreteriAhmet Karataş, İstanbul il sekreteri Orhan Tural ve Diğer parti üyeleri AhmetKulaksız ve Salih Turan dahil olmak üzere dokuz kişi hakkında 3713 sayılıTerörle Mücadele Yasasının 8/1 maddesi uyarınca İstanbul Devlet GüvenlikMahkemesinde kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, 2.Halkın Emek Partisi Adapazarı il yönetim kurulu başkanı olan Ahmet Gözcan'ınbaşvurusunu takiben 20.7.1992 günü yapılan açılış şenliğinde yasadışı örgütolan PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan'ın ve faaliyetlerinin övüldüğü, propagandasının yapıldığı, geceye katılanların "biji Kürdistan","biji Apo", "vur gerilla vur Kürdistanı kur","şehitlerimiz onurumuzdur", "yeni konuştan", "gençlervatana" şeklinde slogan attıkları, sol ellerini havaya kaldırdıkları,zafer işareti yaptıkları, yönetim kurulu üyelerinden Zülküf Ateş'in topluluğuyönlendirdiği slogan atılmasına öncelik ettiği iddiasıyla Ahmet Gözcan veyönetim kurulunu oluşturan Abdülkadir Tekin, Mehmet Emin Eroğlu, Hizni Aydın,Mehmet Ali Yıldız, Rıfat Gözcü, Zülküf Ateş ve Fethi Doğan da dahil olmak üzeretoplam 10 kişi hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetSavcılığınca 2.6.1992 gün, 1992/499 sayılı iddianame ile İstanbul DevletGüvenlik Mahkemesinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8/1 maddesiuyarınca kamu davası açıldığı ve davanın devam ettiği, Anlaşılmıştır. Görüldüğügibi; adlan geçen parti üyeleri hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının8. maddesiyle bireysel olarak yaptırıma bağlanan Türkiye Cumhuriyeti Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yapmaeyleminden dolayı yurdun çeşitli yerlerinde kamu davaları açılmış bulunması,2820 sayılı yasanın siyasi partiler bakımından bu bütünlüğe uygun hareketi esasalmış olan ve davanın konusunu teşkil eden 78. 80 ve 81, maddelerine aykırıfiillerin parti üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği olgusunu ortayakoymaktadır. Diğertaraftan, davalı partinin merkez karar ve yönetim kurulu, parti üyelerinceyoğun bir şekilde işlenen bu fiilleri açıkça reddetmiş veya kınamış da değildir.Bu, parti merkez karar ve yönetim kurulunun, parti üyelerinin sözü edilenfiillerini susma veya engelleyici bir harekette bulunmama suretiyle zımnenbenimsediğini göstermekte ve böylece davalı partinin kanunsuz siyasifaaliyetlere mihrak olduğu sonucunu doğurmaktadır. V-Sonuç ve istem Yukarıdayasal dayanakları ve gerekçeleriyle birlikte açıklandığı üzere davalı HalkınEmek Partisinin genel başkanları, genel başkan vekili ve genel sekreterlerininçeşitli yerlerde ve tarihlerde yapmış oldukları konuşmalarda Anayasanınbaşlangıç kısmı ile 2, 3, 14 ve 68. maddelerine ve Siyasi Partiler Yasasının78. maddesinin (a), (b) bentleri, 80. maddesi, 81. maddesinin (a), (b)bentlerine aykırı beyanlarda bulundukları, Davalıpartinin Siyasi Partiler Yasasının 103. maddesinde öngörüldüğü şekilde kanunsuzsiyasi faaliyetlerin mihrakı haline geldiği anlaşıldığından, HalkınEmek Partisi'nîn Siyasi Partiler Yasasının 101/b ve 103/1 madde ve fıkralarıgereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim." denilmektedir. II-DAVALI SİYASİ PARTİNİN ÖN SAVUNMASI HalkınEmek Partisinin 3.9.1992 günlü ön savunmasında aynen: "I-Siyasi Partiler Yasası Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'nın69. maddesi, siyasi partilerin uyacakları esasları ve kapatma nedenlerinidüzenlemektedir. Bu hükme göre; "siyasi partiler tüzük ve programlarıdışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa'nın 14. maddesindeki sınırlamalardışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır". Böylece Anayasa siyasipartilerin kapatılma nedenlerini sınırlamıştır. Anayasa'nın parti kapatmanedenlerindeki sınırlamanın amacı, demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarıolan siyasi partilerin, anayasal güvence altında faaliyet yürütmelerinisağlamaktadır. Kapatma nedenleri sayma yoluyla sınırlandırıldığına göre, yasaylayeni yasak veya sınırlamaların getirilmesi mümkün değildir. Bunagöre Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesi, Anayasa'nın "BaşlangıçKısmı"nı, L, 2., 3., 4., 5. ve 66. maddelerini yasak kapsamına aldığındanAnayasa'ya aykırıdır. SiyasiPartiler Yasası'nın 81. maddesi de, "mezhep, ırk veya dil farklılığı'nıyasak kapsamına aldığından, Anayasa'ya aykırıdır. Öleyandan bu maddeler, sosyoloji bilimine ve toplumsal oydaşmaya aykırıdır. Çünkü,toplumda, farklı kültür, dil, mezhep veya ırkın varlığı veya yokluğu sorunu,yasayla düzenlenecek bir olgu değildir. Düzenleme bu yönüyle de "ölühüküm" niteliğindedir. Ayrıcaiktidar ortağı olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Anayasa'nın başlangıç kısmını". . . . 12 Eylül hareketini meşrulaştırmakla kalmayıp, 'kutsal devlet'gibi çağdışı anlayışlara. . . ." diyerek bu kısmın kaldırılacağınısavunmaktadır. Bu nedenle de Başlangıç Kısmına aykırılık iddiasıyla kapatmatalebi meşru bir talep olamaz. II-Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesi ihlal edilerek bu dava açılmıştır. HalkınEmek Partisi'nin kapatılması nedenleri arasında "kanunsuz siyasifaaliyetlere mihrak haline geldiği" iddia edilmektedir. Bu iddiayadayanılarak kapatılma talebinde bulunulması için, Cumhuriyet BaşsavcılığınınSiyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre ihtarda bulunması gerekirdi. Böylebir ihtarda bulunulmadığından, idianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesi iledavanın reddine karar verilmesi gerekir. III-Duruşma istemi Budava özü itibariyle bir ceza davasıdır. Siyasi Partiler Yasası'nın 98.maddesinin ". . . dosya üzerinden inceleme yapılarak karara bağlanır. .." hükmü, davanın duruşmalı yapılmasına engel değildir. Bu nedenle, budavanın duruşmalı olarak görülmesini talep ediyoruz. AncakAnayasa Mahkemesi, uygulamada hukuk mahkemelerinde öngörülen isticvap benzeribir uygulamayla yetinmektedir. Bu ise niteliği itibariyle bir sorgudur. Sorguise hiçbir zaman duruşma yapılmasının yerine geçemez. Duruşmalı yapılmayan birceza yargılaması ise, savunma hakkını kısıtlayacağından yargılama adilolmayacaktır. Açıklanan nedenlerle yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasıgerekmektedir. IV-iddianamedeki "mantık" ve buna dayanak teşkil ettirilen belgelerin"kanıt" değeri. a.Belgeler bütünlük içinde incelenmemiş; suçlamaların temeli yapılan Genel Başkanve Genel Sekreterlerin konuşmaları; bazan içindeki bir paragraf, cümle ve hattabir sözcük bile çıkarılarak suçlama konusu yapılmıştır. Bu tutum ise ancak"suç yaratabilme" mantığıyla açıklanabilir. b.Dosyaya kanıt olarak konulan ve çözümleri görevlilerce yapıldığı belirtilenkasetlerdeki metinler; eksik, hatalı ve bütünlüğü bozacak niteliktedir. Gereklititizliğin gösterilmediği ilk bakışta anlaşılmaktadır. Örneğin: KEP Eski GenelBaşkanı Fehmi IŞIKLAR'ın 22.03.1991 tarihli konuşması. c.İddianamenin dayandığı "suçlama mantığı" gereği, her Kürt sözcüğününgeçtiği paragraf, cümle ve sözcük suçlama konusu yapılmıştır. Bunu görmek içinid dianameye göz atmak yeterlidir. d.Dosyaya kanıt olarak sunulan video kasetleri eksik ve çözümleri de yanlıştır.ibraz edilen kasetlerden üçü Halkın Emek Partisi'nin katledilen Diyarbakır ilBaşkanı Vedat AYDIN'ın cenaze törenine aittir. Diğer kaset ise PartininOlağanüstü Kurultayına aittir. VedatAYDIN'ın cenaze törenine ait kasetler incelendiğinde; özellikle yer yer taşatan küçük çocuklar öne çıkarılarak, taş atılma bahanesiyle halkın üzerine ateşaçan güvenlik güçlerine ise hiç yer verilmediği görülmektedir. Kasetin veçözümünün kanıt değeri taşıyabilmesi için eksiksiz olması gerekir. Cenazetöreninde atılan taşların dava ile bir ilgisi yoktur. Bu ilginin kurulmasıçabası hukuki olmayıp, siyasidir. Kaldıki cenaze töreninin parti aleyhinesuçlayıcı bir delil sayılması, herşeyden önce insani değerlere aykırıdır.Halkın bağrına bastığı il Başkanının cenaze törenine her kesimden genişkatılımlar olmuştur. Bu itibarla asıl suçlanması gerekenler, İl Başkanımkatledenler ile halkın üzerine fütursuzca ateş açıp birçok insanın ölmesine veyaralanmasına neden olanlardır, iddianamenin ve eklerinin pek çok yerindecenazede meydana gelen olaylarda "polisimize saldırılmıştır","polise taş atılmıştır" denilmektedir. Taş atana kurşun sıkmak neredegörülmüştür. . . ' Böylesi bir yargı mantığının hukuk, adalet ve kardeşlikleilgisi yoktur. Cenazetörenine ait kaset ve belgelerin dava ile ilgileri bulunmadığından dosyadançıkarılması gerekmektedir. e.iddianamede parti tüzelkişiliğini temsil etmeyen kişi ve kurullara ait beyan vekararları esas alınmıştır. Oysaki 2820 Sayılı Yasa'nın 101/b maddesinde, Partitüzel kişiliğini bağlayacak kişiler ile kurullar sayılmıştır. Bu yasa ve yasayauygun olarak hazırlanmış bulunan tüzüğe göre, yetkili kişi ve kurullar; GenelBaşkan, Genel Sekreter, Parti Meclisi ile Parti Kurultayıdır. Nitekim bu hususiddianamede açıkça kabul edilmektedir. Buna rağmen iddianamenin ilerikibölümlerinde bu kabul ile çelişkiye düşürülerek ". . . bu davalı partiyidoğrudan ilzam edeceği kabulü gerekir. ." denilerek yasa, tüzük vekabullerine göre, partiyi bağlamayan kişi ve kurulların beyan ve kararlarıbağlayıcı kabul edilmiştir. f.Deliller arasında sayılan "16.04.1992 tarihli Birleşmiş Milletler ve TümUluslararası Kurum ve Kuruluşlara deklarasyondur" başlıklı metnin Partiylebir ilgisi yoktur. Metnin hazırlanmasında, imzaya açılmasında ve sunulmasındapartinin her hangi bir rolü yoktur, imzalayan partililer kişisel insiyatifi ilehareket etmişlerdir. Genel Sekreter de metni şahsı adına imzalamıştır. Kaldı kisavaşın bitmesini isteyen ve bunu deklere edenleri cezalandırmaya kalkananlayışların günümüz dünyasında yerinin olmadığına inanıyoruz. g.iddianamede kanıt olarak aleyhte değerlendirilmek üzere Kürdistan İşçi Partisi(PKK) hakkında bilgiler sunulmuştur. Halkın Emek Partisi ile Kürdistan İşçiPartisi arasında illiyet bağının nasıl kurulduğunu ve bu bağ kurulmayaçalışılırken, hangi ölçütlere başvurulduğunu anlayamamaktayız. Çünkü HalkınEmek Partisi ile Kürdistan İşçi Partisi arasında ilk bakışta da görüleceğiüzere; örgütlenme, amaç ve kullanılan araçlar bakımından herhangi bir ilgiyoktur. Ayrıca Partinin mevcut yasalara uygun olarak kurulup tüzelkişilikkandığı da açıktır, ilkeleri de buna uygundur. Oysa Kürdistan İşçi Partisi herbakımdan farklı bir oluşumdur, iddianamedeki bu tutum, iddia makamının içişleriBakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün verdiği ve Kürdistan İşçi Partisihakkındaki bilgilere davayı oturtma çabasıdır. Haksızdır, yersizdir vedayanaksızdır. V-Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirme Anayasa'nın90. maddesi "Usulüne uygun olarak yürürlüğe konmuş milletlerarasıantlaşmalar kanun hükmündedir" demek suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin buantlaşmaları onaylamakla hem ilgili konularda egemenlik haklarından feragatetmekte, hem de bu antlaşmaları birer iç hukuk kuralı haline getirmektedir. Buitibarla iddia makamının ilgili uluslararası antlaşmaları dikkate almadan davaaçması hem iç hukuka, hem de uluslararası hukuka aykırıdır. Bu bakımdaniddianame içerik itibariyle, Türkiye'nin imza koyduğu "Birleşmiş Milletlerİnsan Hakları Evrensel Bildiri", "Avrupa Konseyi insan Haklarını veTemel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi", "Helsinki Nihaî Senedi","Paris Şartı" gibi uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Keza iddiamakamının "Halkın Emek Partisi azınlık yaratmaya çalışmıştır" savı dayerinde değildir. HalkınEmek Partisi, azınlık yaratmaya çalışmamıştır. Resmi ideolojice inkar edilen"Kürt Halk gerçekliği'ni dile getirmiştir. Azınlık ya da ulus olmasosyolojik bir realitedir. Yasalarla azınlık ya da ulus yaratmak mümkünolmadığı gibi, yok da edilemezler. Türkiye'nin en son imzaladığı"21.11.1990 tarihli AGİK Sözleşmesi" azınlık haklarını dahi garantialtına almaktadır. Kaldı ki halk gerçeği azınlık haklarını aşar. AnayasaMahkemesi, öncelikle hukukun genel ilkelere ve uluslararası sözleşmelereHukukun genel ilkelerine ve yukarda sözü edilen uluslararası sözleşmelere göreHalkın önek Partisi, "Kürt Halkı" deyimi kullanıldığı içinkapatılamaz. VI-Bekletici Sorun. a.Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasının değiştirilmesi hakkında 25 Kasım 1991 tarihli"Hükümet Programı'nda; "... Ülkemizin günümüz siyasal sosyal veekonomik koşullarını dikkate alan; çağdaş, katılımcı ve tam demokratik biranayasaya gereksinimi vardır. Türkiye'ninihtiyacı olan anayasa, hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez bir ilke sayan, tamdemokratik ve çoğulcu sistemi öngören çağdaş bir anayasadır. Böyle bir anayasa,Paris Şartı'nın da öngördüğü katılımcı demokrasinin tüm koşullarını insanhakların, kişi hak ve hürriyetleri ile sendikal hakların en ileri ülkelerdegörülen oranda yer almasını sağlayacak ve Türkiye'nin uygar Dünya ilebütünleşmesine yönelik bir adım oluşturacaktır. . ." denilmektedir. 19Kasım 1991 tarihli ortak "Hükümet Protokolünde" Siyasi PartilerYasası için ". . . 1982 Anayasası gibi Siyasi Partiler Yasası ve Seçim yasalarıda 12 Eylül hukukunun önemli ürünleridir. Yapımcılarınıngerek konuya yaklaşım biçimleri, gerek demokrasi anlayışları ve gerekse yapımtarihindeki koşulları, bu iki temel yasanın mutlak anlamda yeni baştan elealınmalarını zorunlu kılmaktadır. Yasaklayıcıve müdahaleci hükümler ile Siyasi Partiler Yasası partilerin çalışmasını değil,çalışmamasını temine yönelik hükümler içermektedir, isim ve amblem yasağındanbaşlayan, bağış ve üye yazım biçimine kadar uzanan yasaklar zinciri haktan çokceza hükümleri ile dolu bir anlayış, tüzük hükümleri ile bile düzenlemesinegerek olmayan ayrıntılı düzenlemeler, çağdışı bir anlayışın ürünü olarakhukukumuzun içinde bulunmaktadır. . . Bunlarındüzeltilmesi ve çok daha kısa ve özgürlükçü bir Siyasi Partiler Yasasınınyapılması kaçınılmazdır. Bunedenle, bütün siyasi partilerin geniş bir mutabakatıyla bu kanunların yenibaştan ele alınarak ve adaletli bir temsil ile siyasi istikrarın, demokratik,ölçülere uygun bir denge içinde, birlikte sağlayacak düzenlemeler yapılacak veböylelikle siyasi rejim kalıcı bir çözüme kavuşacaktır. . ."denilmektedir. Görüldüğügibi hükümet programında ve Hükümet Protokolünde, Anayasa'nın ve SiyasiPartiler Yasası'nın Türkiye toplumunun gerçeklerine uygun düşmediği ve acilendeğiştirilmesi gerektiği öngörülmüştür. Hükümet ortaklan olan Doğru Yol Partisive Sosyal Demokrat Halkçı Partisi dışında kalan diğer partilerde Anayasa'nın vebu yasaların değiştirilmesi doğrultusunda düşünce belirtmişlerdir. Mahkemenizde dahil olmak üzere bir çok kurum da Anayasa'nın değiştirilmesi doğrultusundadüşünce belirtmişlerdir. Dolayısıyla bu konuda Türkiye toplumunda bir oydaşmaoluşmuştur. Belirtilen konularda TBMM'nin ilgili komisyonları çalışmalarabaşlamıştır. Görüldüğüüzere gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olan bu değişikliklerin gerçekleşmesihalinde, davanın esastan incelenmesi imkanı dahi kalmayacağından, bugelişmelerin bekletici sorun yapılması gerekmektedir. b.TBKP programında Kürt Sorununa yer verildiği için Mahkemenizce hakkında kapatmakaran verilmiştir. Bu partinin yetkili organlarınca kapatma kararına karşı,"Bireysel Başvuru hakkı" kullanılarak AlHK'nuna gidilmiştir. Başvuru,komisyon tarafından incelemeye alınmıştır, inceleme sonucunda, AlHS'ne ve EkProtokol hükümlerine aykırılık sonucuna varılırsa; bu kararın önemli boyutlardahukuksal sıkıntılar yaratacağı açıktır. Halkın Emek Partisi'nin kapatılmasıdurumunda aynı süreç yaşanacağından, TBKP'nin başvurusunun sonucunun beklenmesihususunun bekletici sorun yapılması gerekmektedir. VII-İddianamedeki Temel Olguların Değerlendirilmesi. SiyasiPartiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Olmazsa olmaz koşuludur.Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri kurulan siyasî partilerebakıldığında, bu kurala pek de uyulmadığı, Türkiye'nin bir siyasi partilermezarlığı haline getirildiği görülmektedir. Şimdiye kadar kapatılan siyasipartilere bakarsak; Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası-Serbest CumhuriyetFırkası-Türk Cumhuriyet Amele ve Cumhuriyet Partisi-Milli KalkınmaPartisi-Çiftçi Köylü Partisi-Türkiye Sosyalist Partisi-Türkiye Sosyalist İşçiPartisi-Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi-İslam Koruma Partisi-MilletPartisi-İslam Demokrat Partisi-Türkiye İşçi Çiftçi Partisi-Türkiye İleri ÜlküPartisi-Türkiye İşçi Partisi-Türkiye Emekçi Partisi-Huzur Partisi-TürkiyeBirleşik Komünist Partisi ve Sosyalist Parti'nin kuruluşlarından kısa süresonra siyasi hayatlarına son verilmiştir. Kapatılan bu partilerden henüzteşkilatlarını dahi kuramayanlar da olmuştur. Bir kısmının kapatılma nedenleriise; zayıfta olsa resmi ideolojiyi veya uygulamayı eleştirmeleridir. Resmiideolojinin güdümünden çıkan siyasi partilere hiç yaşam hakkı tanınmazken,darbeler dönemlerinde resmi ideolojiden yana olan düzen partileri dekapatılmıştır. 1960 darbesinde dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti,1980 darbesinde ise tüm siyasi partiler kapatılmıştır. Türkiyesiyasal tarihi açık olarak göstermiştir ki, parti kapatmak, sadece demokrasiye,çok partili rejimi ve çağdaşlaşmayı geciktirici etkisi vardır. Çünkü kapatılanhemen her partinin benzer düşünce ve eylemlilik çerçevesinde bir süre sonrayakın isimle onaya çıktığının tanıkları durumundayız. Bu nedenle de davadanbeklenen "kamu menfaati" gerçekleşmeyecektir. İddianame,70 yıllık resmi ideolojinin yansıması ve savunulmasıdır. Dogmatizm temelalınarak, Anayasa'nın ideolojik bir belge olduğu vurgulanarak, ulus, dil vekültür gibi sosyolojik gerçekler bu perspektifte sınırları çizilerek; bunaaykırı düşünce suç sayılmıştır. Bu düşünce taranın bariz kanıtı, tamamenideolojik nitelikte bulunan Başlangıç Kısmı'na aykırılığın suç sayılmasıdır. İddianamedekidogmatizm genel olmayıp, Türk ırkı esasına dayanmaktadır. Bu dogmatizm ifadeedilirken, ırk aleyhtarı kavramlar kullanılarak demokratik bir düşünce biçimiverilmeye çalışılmıştır. Esasen bu tutum iddiaya has değildir. Erkin temelinioluşturmaktadır. Erk, çifte standartlı, çift mantık taşımaktadır; gizlilik,hiy-le-i şer, demogoji, gerçekleri çarpıtma, zayıfı ezme güdüsü, fiziksel vedüşünsel zor kullanma, zor ve şiddete karşıymış gibi görünme en yaygın yöntemolmaktadır, iddianamede belli bir otoriter-totaliterlik hakim olmakla birlikte,hukuk devleti olma iddiası da elden bırakılmamaktadır. İddiamakamı biryandan "ırkçılık esas"nı yasal temellere dayandırmayaçalışmakta, diğer yandan Halkın Emek Partisi'nin ırkçılık aleyhtarı sosyolojikgerçekleri dile getirmesini ırkçılıkla mahkum etmeye çalışmaktadır. 1982Anayasası, militarist merkeziyetçi, bürokratik, otoriter bir toplum yaratmayıhedeflemiştir. Bu nedenle ideolojiye ağırlık verilmiştir. Türdeş bir toplumhedeflenerek, günümüz insanlık ailesinin temel değerleri kaâle alınmamıştır. Buruh halı iddianamede de hakim olmuştur. İddiamakamı temel düşüncesini Anayasa'nın "başlangıç kısmına"dayandırmıştır. Bu kısım ise herkesin Türk'lüğün tarihi ve manevi değerlerine göreDünyayı yorumlama zorunluluğu getirmektedir. Oysaki böyle bir zorunlulukbulunmamaktadır. Cumhuriyetinkuruluş yıllarında, temel, Türk ve Kürt halkları tarafından atılmıştır,iddianamede ise Türk ırkından başka bir ırkın, dilin veya kültürün bulunduğunusöylemek suç olarak kabul edilmiştir. Bu ise toplum bireylerinin bir aradabulunmasının meşru temeline aykırıdır. İddiamakamı (devletin tekliği ilkesine aykırılık) konusunda Genel Başkanın"İdari federasyon tartışılmalıdır" düşüncesini esas almaktadır. İddiamakamı Genel Başkanın tanımadığı idari federasyon modelini anlamamıştır.Zincirleme bir metod ile, basit bir yerinden yönetim değişikliğininAnayasasının 127. maddesinin son fıkrasına göre mali idareler modeliniaşacağını, bu modelin giderek federasyona oradan da özerkliğe gideceğini veböylelikle devletin bölünüp parçalanacağını ileri sürmek hukuk mantığıylabağdaşmaz. Siyasi partilerin yönetim modelleri hakkında düşünce üretmeleriolağandır. Aksi halde farklı partilere gerek olmazdı. Günümüzdeparti kapatma girdapları hala aşılamamıştır, iktidar muhalifi olan, düzenieleştiren ve kardeşliği savunan partiler kapatabilmektedir. Kapatmaya gerekçegösterilen sebepler, 70 yıllık resmi ideolojinin değişmeyen gerekçeleridir.Rejim ve ideolojisi güvensiz olduğundan muhalif olabilecek düşüncelere yaşamaolanağı tanınmamaktadır. İddiamakamının "devlet'in ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhinefaaliyette bulunma" savı bir slogandır. Resmi ideolojinin varolmakoşullarım dikkate alarak hayat vereceği soyut ve Türkiye'de yaşayan halklarıninkarı temelinde geliştirilmiş, yaşanan gerçekliğe aykırı bir kavramdır. Kürtler,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda Türkler kadar kan vermişlerdir. AncakCumhuriyetin kuruluşundan Kürt'lere verilen sözler tutulmamıştır. Bunedenle birçok toplumsal başkaldırılar yaşanmıştır. Yakın süreçte ise,Kürt'lerin kimliklerinin tanınması yolunda ısrarlı istemleri karşısında devletKürt kimliğini tanıdığını, bu kimliğin tanınmasının Türkiye Cumhuriyetininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayacağını belirtmiştir. BaşbakanSüleyman DEMİREL, 9 Aralık 1991 tarihli konuşmasında şunları söylemiştir:". . . Bu devleti Türk ırkından gelen insanlar kurmuş. . . diğerleriikinci sınıf vatandaş değildir. Beraber kurmuşuz. Kader birliğimizi rıza ilekurmuşuz. Biz-Siz diye bir şey yok, hepimiz varız. Hepimiz varsak buradakiinsan Kürtçe konuşan Kürt asıllıyım diyen insanada Kürt kimliği diyoruz. Artıkbuna karşı çıkmakta mümkün değildir. Hayır arkadaş sen Orta Asya'dan geldin,bizde ordan geldik ama yolda gelirken dillerimiz değişti diyemeyiz yani Kürtrealitesini Türkiye tanıyacaksa ki tanımıştır ve bana göre son l senenin enönemli olayı budur. Kürt realitesini tanımak aslında Türkiye'nin birliğinimuhafazaya mani değildir. . ." Görüldüğügibi Kürt gerçekliğinin bulunduğunu buna bağlı olarak Halklarının bulunduğunuherkes söylemektedir. Halkın Emek Partisi'nin Kürt gerçekliğini dile getirmesigerçeklere uygun olup hukuka da aykırı değildir. VIII.Mihrak Olma İddiası. İddianamedeparti üyeleri hakkında 3713 sayılı terörle mücadele yasasa'nın 8. maddesiuyarınca yurdun çeşitli yerlerinde il kadar kamu davası açıldığı, SiyasiPartiler Yasası'nın 78, 80 ve 81. maddelerine aykırı fiillerin parti üyelerinceyoğun bir şekilde işlendiği, davalı partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulununüyelerce işlenen bu fiilleri açıkça red etmediği veya kınamadığı için partiüyelerinin sözü edilen fiillerini zımnen benimsediği, belirtilmektedir. Dahaöncede belirttiğimiz gibi 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101. maddesinin(b) bendinde partileri bağlayıcı beyanda bulunacak kişiler ile bağlayıcı kararalacak kurullar tek tek sayılmış olup, davalı parti açısından bunlar: GenelBaşkan, Genel Sekreter, Parti Meclisi ve Parti Büyük Kongresidir. Aynımaddenin (d) bendinde ise, "(b) bendinde sayılanlar dışında kalan partiorganı, merci veya kurulu tarafından bu kanunun 4. kısmında yer alan maddelerhükümlerine aykırı fiilin işlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihtenbaşlayarak 2 yılı geçmemiş ise, Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu organ, merciveya kurulun işten el çektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri4. kısımda yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayıhüküm giyerler ise, Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin olarakçıkarılmasını o partiden ister. Siyasiparti, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde istem yazısında belirtilenhususu yerine getirmediği taktirde, Cumhuriyet Başsavcılığı AnayasaMahkemesinde o siyasi partinin kapatılması hakkında dava açar. . ." Hükmüyer almaktadır. İddianameninbu bölümünde Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Yasası'nın 101/d maddesinihiç nazara almamıştır. Yasa üyeler yönünden hüküm giyme şartını öngördüğühalde, iddianamede henüz karara bağlanmamış derdest davalar delil olarakgösterilmiştir. Bugünedeğin bir kez Celil BEDİKANLI adlı üyenin ihracı Cumhuriyet Başsavcılığıncaistenmiş olup, istem davalı parti tarafından derhal yerine getirilmiştir bunundışında herhangi bir istem vaki olmamıştır. Belirtilenmaddenin açık metni karşısında iddianamedeki mihrak olma iddiası hukukimesnetten yoksundur. Davalı partinin il ilçe örgütlerince veya üyelerince 2820sayılı Siyasi Partiler Kanununun 4. kısmında yer alan maddeler hükümlerineaykırı fiil işlenmiş ise, öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığı yasa ile kendisineverilen görevi yerine getirmeliydi. Davalı partiden istemde bulunup isteminiyerine getirmemesi halinde iddianamede yer alan bu konuya yer verilmeliydi. Buyapılmadığı için iddianamedeki mihrak olma iddiasının incelemeye almaksızınreddi gerekir. IX.Özet olarak Halkın Emek Partisi, Sosyal Hukuk Devletinin ve Demokratik sivilbir refah toplumunun gerçekleşmesini amaçlayan, bunun da Türk ve Kürthalklarının eşitliği, kardeşliği ve gönüllü birliği ile mümkün olacağına inananve çalışmalarında hukuki çerçeve içinde kalmaya özen gösteren bir siyasipartidir. İddianamedeHalkın Emek Partisi hakkında ileri sürülen iddiaların tamamı hukuki dayanaktanyoksundur. Anlaşılan odur ki, Halkın Emek Partisi düzenin çizdiği sınırlarızorladığı, düzenin güdümüne girmediği için hukuki mesnetten yoksun, siyasi yönüağırlıklı bir karar sonucu olan bu kapatılma davası ile karşı karşıyakalmıştır. SayınMahkemenizin, Siyasi Partilerin kapatılmasının Demokratikleşme süreciniuzatmaktan başka bir şeye yaramadığı gerçeğini göz önünde tutarak, özelliklehukukun genel ilkelerine, demokrasinin evrensel kurallarına ve Türkiye'ninimzaladığı uluslararası sözleşmelere dayanarak, hukuki mesnetten yoksun işbudavayı red edeceği inancındayız. Sonuçve İstem : Yukarıda Anlatılan Nedenlerle; 1.İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, 2.İlgisi bulunmayan kanıtların dosyadan çıkarılmasına, 3."Bekletici Sorun Yapma" kararının verilmesine, 4.Duruşma istemimizin kabulüne, 5.Anayasa'ya aykırılık iddiamızın incelenerek, Siyasi Partiler Yasası'nınİPTALİNE, 6-Davanın REDDİNE karar verilmesini davalı parti adına vekaletten dileriz."denilmektedir. III- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ 22.10.1992günlü SP.31.HZ. 1992/59 sayılı esas hakkındaki görüşünde aynen: "DavalıHalkın Emek Partisi hakkında 3.7.1992 tarihli iddianamemizle açtığımız davadolayısıyla Yüksek Mahkemenizce istenilen esas hakkındaki görüşümüz aşağıdasunulmuştur. Ancak,öncelikle savunmada belirtilen bazı hususlara cevap verme ve açıklıkkazandırmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Davalısiyasi partinin Ön savunmasında iddianamenin dayanağı olan Siyasi PartilerYasasının (bundan sonra "SPY" şeklinde belirtilecektir.) Anayasayaaykırı olduğu gerekçesiyle tümünün iptal edilmesi isteğinde bulunulmuştur. Anayasanıngeçici 15. maddesinin son fıkrasında; 12.9.1980 tarihinden ilk genel seçimlersonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanıoluşturuluncaya kadar geçecek süre içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmündekikararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınankarar tasarruflarının Anayasaya aykırılığının ileri sürülemiyeceği belirtilmişve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar Anayasayauygunluk denetimi yoluyla bu hükümlerin tartışılması önlenmek istenmiştir. İptaliistenen yasanın, 6.11.1983 tarihinde yapılan genel seçimler sonucu toplananTürkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk Başkanlık Divanının oluştuğu tarihtenönce, 22.4.1983 tarihinde kabul edilmiş olması karşısında geçici 15. maddeninson fıkrası hükmüne göre Anayasaya aykırılığı iddia edilemeyeceğinden isteğinreddi gereklidir. Davalısiyasi partinin bir diğer savunması, kapatma davasının sebeplerinden biri olan"kanunsuz faaliyetlere mihrak olma" iddiası bakımından, öncelikleSPY. nın 9. maddesine göre ihtarda bulunulması gerekmesine rağmen bu ihtarınyapılmamış olmasıdır. Anılan yasanın sistematiğine göre 9. maddenin siyasipartilerin teşkilatlanması başlıklı ikinci kısmının kuruluş aşamasınıdüzenleyen birinci bölümünde yer aldığı ve "Cumhuriyet Başsavcılığınınpartilerin kuruluşunu denetlemesi" matlabını taşıdığı görülmektedir: Bumadde hükmüne göre, Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarınınve kurucularının hukuki durumlarını Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu vebelgelerinin tamam olup olmadığını inceler. Bunlarda herhangi bir eksikliğintespiti halinde giderilmesini, ayrıca ek bilgi veya belgeye lüzum görürsegönderilmesini ister. Eksikliğin belirli süre içinde giderilmemesi veya istenenek bilgi ve belgelerin gönderilmemesi halinde, siyasi partilerin kapatılmasınailişkin hükümler uygulanır. Bu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, önsavunmada "ihtar" olarak adlandırılmış bulunan CumhuriyetBaşsavcılığının yazılı istemi, eksik görülen hususların giderilmesi veyagerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesine ilişkindir ve partininkuruluş evresini takip eden inceleme evresinde sözkonusu olabilecek bir işlemdir. Budurum karşısında, Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı parti aleyhine açılmışolan kapatma davası partinin kuruluş evresinde tespit edilen eksikliğingiderilmemesi ya da gerekli görülen ek belge ve bilgilerin gönderilmemesinedayanmadığından SPY. nın 9. maddesinin burada uygulanma yeri yoktur. Önsavunma dilekçesinde yer alan hususlardan birisi de duruşma yapılmasıisteğidir. Anayasanın,Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usullerini düzenleyen 149. maddesininson fıkrasında, mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri dosya üzerinde niceleyeceği hükmü getirilmiştir. Aynı husus SPY. nın 98.maddesinin ilk fıkrasında kapatma davasında açıkça söz edilmek suretiyletekrarlanmış, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Yasanın 33. maddesinde de Anayasadaki hükme paralel olarak siyasipartilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunuhükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenip karara bağlanacağıesası getirilmiş, ancak gerek SPY. nın, gerekse 2949 sayılı yasanın anılanmaddelerinde, Anayasa Mahkemesi'ne, gerek gördüğü hallerde sözlü açıklamalarınıdinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanları çağırma yetkisitanınmış bulunmaktadır. Birer özel yargılama hukuku hükmü niteliğinde olan vekamu düzenini ilgilendiren bu yasal düzenleme karşısında, yüksek mahkemenizetanınan dinleme yetkisini kullanma bakımından taktir hakkı saklı kalmak üzere,parti kapatma davalarında duruşma açılması mümkün değildir. Şimdiye kadarkiuygulama da bu şekilde olmuştur. Önsavunmada yer alan bir diğer husus, beyan ve kararları partiyi bağlamayan kişive kurulların beyan ve kararlarının da bağlayıcılığının kabul edilmişolmasıdır. İddianamede,partili görevlilerin sıfatlarına göre parti tüzel kişiliğini sorumlu kılacakkişiler ile böyle olmayanlar arasında beyanlarına yapılan göndermelerbakımından bir ayırım yapılmış ve herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermemeve bütünüyle değerlendirmelerine imkan sağlama amacıyla parti tüzel kişiliğinisorumlu kılan parti görevlilerinin beyanlarının tamamı iddianameye aktarılmış,diğer partililerin beyanları ise davanın konusu ile ilgili olduğu ölçüdebelirtilmiştir. Parti tüzel kişiliğini sorumlu kılan partili görevlilerinkonuşmalarındaki davanın konusu itibarıyla önemli ve gerekli görülen kısmalarınbütünlüğü bozmadan Ayrıca ve vurgulanarak ifade edilmesi doğaldır. Partinintüzel kişiliğini bağlayıcı olmayan beyan ve eylemlere iddianamede yerverilmesinin sebebi, 115. sayfada açıklandığı üzere, bu kimselerin beyan veeylemleriyle davalı partinin genel başkan ve genel sekreterlerinin davaya esasalınan beyanları arasındaki ayniyeti ve partide işlenmekte bulunan ana fikrinetki alanı ve biçimini göstermeye yönelik olmasıdır. Kuşkusuz davanın dayanaklarındanbirisini oluşturan beyanlar sadece SPY. ve parti tüzüğü hükümlerine göre partitüzel kişiliğini sorumlu kılan genel başkan ve genel sekreterlerinbeyanlarıdır. Bu husus iddianamenin 7 ve 131 inci sayfalarında belirtilmiştir.İddianamenin hiçbir yerinde parti tüzel kişiliğini bağlayıcı yetkisi bulunmayankişi ve kurulların beyanlarının partiyi doğrudan sorumlu kılacağına ilişkin biraçıklama ve kabul bulunmamaktadır Sadece, 131. sayfada SPY. nın 101/bmaddesindeki genel başkan ve genel sekretere sorumluluk yükleyen hükümbulunmamış olsa dahi, anılan kimselerin beyanlarının yine de parti tüzelkişiliğini bağlayıcı nitelikte sayılması gerekeceği bir görüş olarakbelirtilmiştir. Bu itibarla iddianamede partiyi bağlamayan kişi ve kurullarınbeyan ve kararlarının bağlayıcılığının kabul edildiğine dair savunmada daisabet bulunmamaktadır. Önsavunmada bir başka husus olarak, Türkiye'nin imzaladığı insan Haklan EvrenselBildirisi, Avrupa insan Haklan Sözleşmesi, Helsinki Nihai Senedi ve Paris Şartıgibi uluslararası sözleşmeler dikkate alınmadan dava açılmış olduğu ve bunun içhukuka ve uluslararası hukuka aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüş, ancakdavanın bu uluslararası belgelerin hangi hükümlerine aykırı olduğubelirtilmemiştir. İnsanHakları Evrensel Bildirisi bir uluslararası sözleşme olmayıp, BirleşmişMilletler Genel Kurulunun 10.12.1948 tarihinde kabul ettiği bir metindir.Türkiye de buna olumlu oy vermiş ve Bakanlar Kurulu Kararıyla 27.5.1949 tarihliResmi Gazetede yayımlanmıştır. Kendiliğinden bağlayıcı niteliğibulunmamaktadır. . Gerekbu bildiride, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde davanın açılmasına vegörülmesine engel teşkil edecek bir hüküm mevcut değildir. 1990tarihli "Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı" ise, 1975 yılında imzalananAvrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansının başlangıç belgesi olarak imzalananHelsinki Nihai Senedi doğrultusunda tanzim ve imza edilmiş olup, uluslarasısözleşme niteliği taşımamaktadır. TBMM'den de geçmemiştir, imzacı devletlerebazı hedefler gösterir. Irkçı davranışları, etnik düşmanlığı ve terörizmikınayan hükümler içermekte, ülke bütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmagirişimlerine karşı uluslararası koruma çağrısı öngörmektedir. Bu belgede dedavanın açılmasına ve görülmesine engel bir hüküm bulunmamaktadır. I-Giriş SPY.nın 3. maddesi siyasi partileri, "Anayasa ve kanunlara uygun olarak,milletvekili seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleridoğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasınısağlayarak demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaşmedeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermeküzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar" olaraktanımlamaktadır. Bu tanımlamadan çıkan ilk sonuç, siyasi partilerin tüzük veprogramlarıyla çalışmalarının Anayasa ile yasalara uygun olması şartıdır. Anayasanın68. maddesinde ifadesini bulan, siyasi partilerin demokratik siyasi hayatınvazgeçilmez unsurları olduğu yolundaki anlayış doğal olarak onlar için birgüvence niteliğinde ise de, bu koruyucu düzenlemenin mutlak olmadığı, siyasipartilerin toplum yararım sağlama amacıyla Anayasa ve yasalar tarafındanöngörülmüş, sınırlamalar içinde hareket ettikleri ölçüde işlerlik kazanacağı,aksine davranış içinde bulunan siyasi partilerin bu güvencedenyararlanamayacakları ve kapatılma yaptırımı ile karşılaşacakları bilinen birgerçektir. Anayasanın68. maddesinin beşinci fıkrası ile SPY. nın 102. maddesinin CumhuriyetBaşsavcılığımıza yüklemiş olduğu siyasi partilerin faaliyetlerinin takibigörevi çerçevesinde, davalı partinin faaliyetleri, diğer partilerle birlikte,davanın açılmasından önce olduğu gibi açılmasından sonra da izlenegelmiştir. II-Konuyla İlgili Yasal Düzenlemeler Buhususta iddianamenin 3-7. sayfalarında açıklama yapıldığından, tekrardankaçınma amacıyla burada yeniden belirtilmemiştir. Bu bakımdan iddianameninanılan sayfalarına gönderme yapmakla yetiniyoruz. III-Açıklamalar İddianamenin7. sayfasında, SPY. nın 106. maddesi gereğince yerel idari merciler veCumhuriyet Savcılıkları tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza intikalettirilen bir kısım bilgi ve belgelerin incelenmesinde beyanlarıyla parti tüzelkişiliğini sorumlu kılan genel başkan ve genel sekreter gibi görevlilerinmuhtelif yer ve tarihlerdeki konuşmalarında, iddianame ile esas hakkındakigörüşümüzün (II) no.lu bölümünde belirtilmiş bulunan yasaklamalara aykırınitelikte beyanlarda bulundukları tespit edilmiş ve bunların tamamı aşağıdakisistematik dahilinde iddianameye aktarılmış bulunmaktadır A-Genel Başkanların Beyanları 1-Eski Genel Başkan Fehmi Işıklar'ın beyanları a.26.1.1991 tarihli konuşması (s. 7-16) b.23.2.1991 tarihli konuşması (s. 16-18) c.21.3.1991 tarihli konuşması (s. 18-21) d.22.3.1991 tarihli konuşması (s. 22-27) e.26.3.1991 tarihli konuşması (s. 27-29) O 8.5.1991 tarihli konuşması (s. 29-31)g) 10.7.1991 tarihli konuşması (s. 31-33) n) 7.9.1991 tarihli konuşması (s.33-36) 1.Genel Başkan Vekili Ahmet Karataş'ın beyanları: 15.12.1991tarihli konuşması (s. 36-43) 2.Eski Genel Başkan Feridun Yazar'ın beyanları: a.Sabah Gazetesi'nin 1-5 Şubat 1992 tarihli nüshalarında yayımlanan beyanları (s.43-60) b.20.4.1992 tarihli konuşması (s.60-65) c.Milliyet Gazetesi'nin 1.6.1992 tarihli nüshasındaki beyanları, (s. 65) d)19.9.1992 tarihinde yapılan 2. Olağanüstü Kongredeki konuşması: (Davanın açılıştarihinden sonra yapıldığı için tamamı aşağıya alınmıştır) "Sayınbasın mensupları, birazcık geriye doğru giderseniz herkesin fotoğraf çekme veyavideoya alma hakkını kısıtlamamış olursunuz. Rica edeyim. Sayın basınmensupları, saygıdeğer konuklar çilekeş delegeler ve sayın seyirciler HEP'inikinci Olağan (olağanüstü olmalı) kuruluna hoşgeldiniz. Dünyada siyasigelişmeleri izlerken Ortadoğu'da oluşan olaylar ve Türkiye'deki siyasigelişmeler bizim ikinci olağan (olağanüstü olmalı) genel kurulumuzu yapmayıgerekli kıldı. Bizi (Sizi olmalı) ikinci defa buralara kadar yorduğumuz için vebu sıcak havayı sizinle paylaştığımız için gerçekten mutluluk duyuyorum.Sanırım tahminen 9-10 ay önce yine bu salonda birlikteydik ve o zaman sizindeğerli oylarınızla seçildiğim bu onurlu görevi bugüne kadar imkanlarımölçüsünde, gücümün yettiği kadar, size layık olacak (olabilecek) bir biçimdeyerine getirmeye çalıştım. Eksiklerim mutlaka vardır, yanlışlarım mutlakavardır. Ama bunların yapabildiğim kadarını, size layık olabilecek kadar olanınıyaptım ve bundan da gerçekten mutluluk duyuyorum. Bu onuru yaşamımın sonunakadar taşıyacağım. Her yerde söylediğim gibi şöyle bir giriş yapmak istiyorum.Halkın Emek Partisi bir insana benzetilecek olursa bebekçik (bebeklik) çağıvardır, çocukluk çağı vardır, delikanlılık çağı vardır. Bir partinin bir insanabenzetildiği zaman ama artık HEP'i bebekliği aşmış, çocukluğu aşmış,delikanlılık dönemini bile aşmış, askerliğini yapmış, evlilik sorumluluğualtına giren bir olgunluğa erişmiş durumdadır, l Kasım'da seçimlere katılarakbu olgunluğu taşımak istiyoruz artık. Divan başkanımızın da belirttiği gibidünyada herkesin gönlünden geçen sloganlara sonsuz saygımız vardır. Ancak budönemi aşmış durumda bulunuyoruz artık. Türkiye'de halka gip (gidip) bize oyverin sizi yönetmeye talibiz diyoruz. Türkiye'nin düzenini değiştirmeye talibizdiyoruz; insanların hak ve demokratik özgürlüklerinin yılmaz savunucusuyuzdiyoruz. Bunu sloganlarla yapamayız. Birlikte yapmalıyız. El ele vermeliyiz.Omuz omuza vermeliyiz. Ve kendimizi çok ciddi bir görev karşısında kamuoyunaispat etmeyi istiyoruz. Hepinizin bildiği gibi dünyanın gelişmelerindeSovyetler Birliği sol grubun dağılmasıyla birlikte yeni gelişmeler yeni polika(politika) gelişmeleri ortaya çıkmış bulunuyor. Tek başına dünyada hakimiyetikuran sağ grup ve onun en büyük temsilcisi bulunan ABD'nin kurmak istediği yenidüzen el-betteki istesek de, istemesek de, beğensek de, beğenmesek de içindeyaşadığımız Ortadoğu koşullarında bizi çok yakından ilgilendirmektedir.Ortadoğu'da gelişen olaylar Kürt halkının direk (direkt) özgürlük mücadelesiile ilgili olaylardır. Uzun yıllardan bu yana, belki bin yıl, belki de dahafazla, bu Ortadoğu'da bir Kürt halkı yaşıyordu. Zaman zaman belki uluslaştı,belki uluslaşmada ama daha sonra aralarına konulmuş bulunan sun'i sınırlarladört parçaya bölünerek kimliğinden yoksun bırakılmak istendi, dilinden yoksunbırakılmak istendi ve bazı tezgahlarla bu dört parçada yaşayan halk paramparçaedilerek zaman zaman birbirine düşman edilerek, bir birine kırdırtılaraküzerlerindeki hakimiyet bugüne kadar devam edilerek geldi, içinde bulunduğumuzkoşullar Ortadoğudaki koşullar son derece önemli koşullan arz etmektedir.Giderek Türkiye'nin bütünlüğünü etkileyen bir iç savaşa sürükleyen ve kardeşikardeşe boğazlatacak olan bir konuma getirilmiş bulunmaktadır, işte Halkın EmekPartisi dünyada Azerilere tanınan özgürlüğün, Bosna-Hersek'de haklı olarakmüsleteman (müsliiman) Boşnaklara tanınan özgürlüğün, Kuzey Kafkasya'da üçmilyon vatandaşı Abazalıİara yapılan saldırılan ve soykırımı lanetliyerek,onların da özgür olmasını isteyerek Türkiye'de ve dünyada Ortadoğu'da özgürkalmayan bir tek balkın kalmasını istemiyoruz ve diyoruz ki her halkın hakkıolan özgürlük Kürtlerin de hakkıdır. Ama bir şey daha söylüyoruz, diyoruz kibiz bunu barışçı demokratik ve siyasi çözümlerle çözelim, daha fazla kandökülmesine meydan vermiyelim. Birbirimizi suçlamakla, birbirimizi(birbirimize) yapıştırmalar (Yakıştırmalar) yapmakla hiç kimsenin faydasıyoktur, ve (ne) Türkün Kürdü katletmeye ne de Kürdün Türkü kötülemeye hakkıyoktur. B unlan ortadan kaldırabilmek şölenizmi (şovenizmi) kırabilmek, herkesikendi kimliği ile, özgürce kültür ve diliyle yaşayabileceği bir Türkiyeyaratalım istiyoruz. Huçkümsinun (hiçkimsenin) hakkı bir başkasının teminatıaltında olmasın kimse kimsenin kimliğini inkar etmesin herkes kendi kimliği ileyaşasın diyoruz. Birlikte kurduk bu Cumhuriyeti diyoruz. Birlikte kurduk.Geliniz diyoruz 2000 yılına doğru giderken ikinci defa bu Cumhuriyeti kuralımdiyoruz. Ama Cumhuriyeti kurarken herkesin kendi kimliği ve özgürlükleri ileyaşayabileceği, Kürdün Kürt gibi yaşayacağı, Türkün Türk gibi yaşayacağı,Çerkezin Çerkez gibi yaşayacağı bir dünyayı oluşturalım, kardeşliği sağlıyalım.Dökülen kanlan önlüyeliın. Başvurduk, çok başvurduk, uğraştık on ay görevimsüresince bu iş için sürekli çalıştık, bundan sonra da hayatım boyunca daçalışacağım. Siyasi baş liderlere başvurduk. Sırasıyla Başbakan yardımcısı SHPGenel Başkanı Erdal İnönü'yle görüştük. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'lagörüştük. Sayın Ecevit'le görüştük. Sayın Türkeş'le görüştük. Sayın Erbakan'Iagörüştük. Avrupa'nın bütün Büyükelçileriyle görüştük, bütün basın mensuplarıylagörüştük. Türkiye'deki bu kanı birlikte durduralım dedik. Gelin bir çözümgetirelim, kardeş kardeşi vurmasın, bizim içimiz kan ağlıyor, ölen PKK. liye deüzülüyorum, Ölen polisede üzülüyorum, ölen halka da üzülüyorum. Hiç bir damlakanın akmasını istemiyoruz dedik. Bu kanı durduralım, bu bizim elimizdedirdedim. Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözelim dedik. Eğer TBMM. Türkiye'ninsorunlarını çözemiyorsa, eğer orada söz sahibi değilse, eğer onun üstündekurullar var ise bu insanlar bu parlamentoda halkın sırtından niçin maaşalıyorlar, çekip gitsinler diyoruz. Ne dediysek bize falan falanınuzantısısınız dediler, haksız suçlamalarda bulundular. Her yerde her zamansöyledim PKK. ler bu memlekete aydan gelmediler dedim. Aydan gelmediler bunlar.Bu ülkenin çocuklarıdır. Bu halkın çocuklarıdır. Bunları red edemezsiniz. Aydangelmiş gibi gösteremezsiniz başka bir devlet tahrik ediyor gibigösteremezsiniz. Akıllı olun, bunun nedenlerini koyalım niçin böyle birmücadele yöntemine başvurmuşlar dedim. Bunu tartışalım ortaya koyalım dedim,ilişkiniz nedir dediler. Şunu söyleyeyim dedim. Şimdi yine burada söylüyorum.Bizim organik hiç bir bağımız yok. Ne biz onların uzamışıyız. Ne de onlar bizimuzantımızdır dedim. Ama biz akrabayız dedim. Akrabayız. Niçin akrabayız, nasılakrabayız' Bir köydeki insanın, bir köydeki ailelerin gençlerinin bir kısmıorda, bir kısmı burda, bir kısmı başka partilerde yanlız biz mi akrabayız. O bölgedekiyaşayanlar politika yapanlar hepsi akrabadır. SHP'de akrabadır. ANAP'daakrabadır, DYP'de akrabadır. Çünkü onların da akrabaları orada, iştemilletvekili çocukları dağa gidip karışıyor, mücadele veriyor. Peki şimdi oakraba değilmi, kendi çocuğuyla, işte bu anlamda akrabayız diyoruz ve bir olaydaha var. Biz de bir Kürt partisi olmamakla birlikte Türkiye partisi olmaklabirlikte Türkiye'deki Kürt sorunu çözülmedikçe başka sorunların çözülmesineimkan olmadığına inanıyoruz. Onlar da kendi yöntemleriyle kendilerineseçtikleri bir yöntemle Kürt sorununu çözmeye çalışıyorlar. Zaman zamansöylediklerimiz birbirine benzeyebilir. Ama bu hangi parti olduğumuzugöstermez. Ve dedik ki buyurun gelin Milliyet Gazetesi'nde izlediniz, olayıçözebilmek için kanı durdurabilmek için gidelim Abdullah Öcalan'la görüşelim,buyurun gelin herkesi davet ediyorum. Bu kanı durduralım, ben hazırım. Bu işeyeni yönetici arkadaşlarım da hazırdır bu işe. Biz bu kanı durdurabilmek içinTürkiye'deki barışı sağlayabilmek için insanları mutlu bir ülkede yaşatabilmekel ele birlikte özgürce yaşayabilmek için her türlü yola başvururuz. Bize habergeldi kabul ediyorum dedi Abdullah Öcalan. Yakında gideceğiz herhalde amahuzurunuzda davet ediyorum. Sloganı bırakalım arkadaşlar, huzurunuzda herkesidavet ediyorum. Bütün siyasi temsilcilerini Türkiye akan kanın sorumluluğunutaşıyan ve durmak isteyen tüm Türkiye demokratiyetlerini (demokratlarını),basın mensuplarını gidelim tarafsızca görüşelim ne istiyor, ne istemiyor buTürkiye'den onu kamuoyuna aktaralım. Bana diyorlar ki bu şeydir efendim, bufiili bir diyalogdur. Diyalog kurmanın kötülüğünü dünyanın hiç bir yerindegörmedim. Diyalog insanlara mutluluk getiren anlaşma yollarını getiren,çözümler getiren bir olaydır. Bu diyalogu her zaman kurmak lazımdır vekurulmasına gerektirdiğine inanıyorum değerli arkadaşlar. Partimiz hakkındakapatma kararı verilmek üzere dava açıldı. Henüz bitmedi. Olay şudur: Bizimhakkımızda açılan davada suçlanan olay şu, Kürt halkı vardır dediğimiz için buparti Anayasaya aykırıdır. Diyorum ki federasyonu Cumhurbaşkanı bile tartışalımdiyor. Başbakan Kürt kimliğini tanıyorum diyor. Başbakan yardımcısı tanıyorumdiyor. Sayın Türkeş'le görüştüğümüz zaman bin yıllık kardeşimizder(kardeşlerimizle) birlikte yaşadık diyor. Kürtleri kabul ediyor. Peki bu kabulyalnız bize yasaktırmı, yani olra (onlara) serbest bizemi yasaktır. Kürt halkıvardır. Senin Anayasanda olmasada vardır. Önemli değildir o, senin Anayasançağdışı kalmışsa suç benimmidir' Ben mi senin Anayasanı çağdışı bıraktım. BuAnayasayı çağdışı bırakanlar bu ihtilalden sonra Anayasayı elinde tutanlardeğilimdir hala on yıllık Anayasa çağdışı kalmış bu Anayasayla bu memleketteKürt vardır yoktur gibi tartışmalar açılıyor, biz Kürt halkının artık inkâreden bir zihniyeti zaten tanımıyoruz ve bu zihniyetlerin de bizim UrfaBirecik'de kelaynak kuşları vardır aynı onlar gibi nesli tükenmek üzeredirzaten. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de politika izlenmesi sözkonusudur. Bupolitika ne olmalı' işçiye, esnafa yönelik dar gelirliye yönelik politikalaroluşturabiliriz. Ama ben şuna inanıyorum ki Türkiye öyle bir içsavaşın içinesürüklenmektedir ve halkımız o kadar bunun bilici (bilinci) içindedir ki artıkkendi aldığı maaşı düşünmüyor, yarın çocuğunun askerdeki (askerde) ne olacağınıdüşünüyor. Evine giderken can güvenliği varmı yokmu onu düşünüyor. Bizim esasgörevimiz önce bu sorunu temelinden çözmektir. Türkiye'deki bütün insanlarınemik kökeni ne olursa olsun, elbetteki bizden beklentisi size Kürt partisidiyorlar, peki siz bu Kürt partisini nasıl çözmek istiyorsunuz, bunu bir anönce durdurun. Oğul şehit ve analar oğlu ölen analar, bilmem kimler, hertaraftan bizlere müracaatlar var. Bu kanı durdurun diyor. Bu artık yeter diyor.Kardeş kanı akmasın diyor, işte bizim temel politikamız elbetteki işçisınıfının yanındayız. Elbetteki esnafın sorunu bizim sorunumuzdur. Elbettekidargelirlerinin (dargelirlinin) sorunu bizim sorunumuzdur. Ama herşeyden öncebizim tek sorunumuz en önemlisidir o da akan kanı durdurmaktır. Kürt sorununainsanca demokratik bir çözüm getirmektir. Bu bizim asli görevimizdir. BuTürklerin de görevidir. Kürtlerin de görevidir. Türkiye'de yaşayan herkesingörevidir. Herkesi bu göreve davet ediyorum. Bir devlet bütçesinde yüzdeyetmişinin (yetmişine) yakını Doğu ve Güneydoğu'da terörü yok edeceğim diyepolise, köy korucusuna, benzine, tanka, mermiye verirse, orada lojmanlaryaptırmaya kalkarsa enflasyonu durdurmak değildir. Sayın Demirel, sen bukafayla değil enflasyonu düşürmek, düşürsen ancak kendini düşürürsün.Enflasyonu düşüremezsin. Bunu çok iyi bil, Doğu ve Güneydoğu'da yaptırımlar(yatırımlar) yok. Zaten zamanında yatırım yapılmamıştı ki, bugün de çalışsın.Bir sürü kredilerle bazı binalar yapıldı. Onların da kredileri kesildi. Bomboşduruyor. Böyle şey olmaz ülke bu Türkiye Hakkari'den Edirne'ye kadar bizimdir.Bunda hakkımız vardır, Çürski atalarımız Çanakkale'de can verdi. Sakarya'da canverdi. Bir karış toprağından vazgeçmiyoruz. Kanımızın pahasına vazgeçmiyeceğiz.Ama bir hakkımız daha var. Her karış toprağında Kürt kimliğimizle özgürceyaşama hakkımız da var. Bunu sağlamaya çalışacağız ve bunun mücadelesiniveriyoruz. Herkesi bu göreve davet ediyorum. Dün Kürt kimliği vardır diyenhükümet tavrını değiştir, askeri çözümle bir yere gidemezsiniz, iki defaşapkanı aldın gittin Demirel, üçüncüsü gitmesin diye bu işe karşı olanlarateslimini oldun diyorum. Zaten geçen gün bir gazetecimizin de dediği gibi sayınErdal İnönü herhalde bu işi anlamamış, Türkiye'deki bu olan bitenleri bilmiyordediler, farkında değil anlamıyor. Anlamadığı için de birileri ne diyorsaaynısını tekrarlıyor. Bu hükümetten umut kesildi. Dış temsilciliktekilere desöyledik, gittik görüştük. Avrupa Parlamentosu ile de görüştük. Hollandaylagörüştük, Almanya ile Fransa ile de görüştük, Belçika ile görüştük, İsveç veİngiltere ile de görüştük, görüşmeye devam edeceğiz. Türkiye iki yüzlüpolitikasını değişmedikçe (değiştirmedikçe) iki yüzlü politikasınıterketmedikçe, iç hukukunu ve iç siyasal yapısını uluslararası sözleşmelereuymadıkça (uydurmadıkça) evrensel hukuk değerlerine sahip çıkmadıkça biz bugörüşmelere ve bu diplomasiye sonuna kadar devam edeceğiz. Onların hakkı isebizim de hakkımızdır. Demirel'in ne kadar hakkı ise benim de o kadar hakkımdır.Kimse bunu engelleyemez. Bir olay daha, aydınlanasınız diye söylüyorum.Nivyorkta, Vaşhingtonda veya ABD'nin herhangi bir yerinde önümüze yeni birmodel çıksa Türkiye hemen bunu uygulamaya kalkar. Çünkü Amerika'nın izlediğipolitikanın izindedir, yolundadır. Onun dışına çıkamaz. ABD çok spikilasyon(spekülasyon) olduğu için anlatıyorum. Belki temsilcileri de burdadtr. ABDbüyükelçiliklerini ziyaret ettik. Bir hafta sonra randevu istediler, görüşmekistiyoruz. Buyursunlar dedik. Geldiler ağırladık. Dediler ki biz HEP ten de birheyeti Amerika devlet sistemini tanımak üzere herkese, her kuruma, her siyasipartiye kültürel alanda bir gezi düzenliyoruz. Size de böyle bir gezidüzenlemek istiyoruz. Ben o zaman yetkili kişilere söyledim. Kabul ediyoruzdedi. Ancak basına intikal ettirelim mi, hiç bir sakıncası gizlisi yok dedi.Biz de onun üzerine basına açıklama yaptık. Kıyamet koptu. Kıyamet koptu,kıyamet Amerikanın çekiç gücünü Ortadoğu'da durdurabilmek için canını verenler,siz nasıl Amerika'ya gidersiniz. Kimdir bunlar, gidiyor, gideceğiz. Ama geçiciolarak ertelendi. Amerika'ya gideceğiz diyalog kuracağız. Bütün dünyanın, bütüngörüşleriyle diyalog kuracağız, kimseden endişemiz yok. Cinle de diyalogkurarız, Fransa ile de diyalog kurarız, Suriyeyle de kurarız. Amerika ile dekurarız, İngiltere ile de kurarız. Bizim kimsenin diyalıgundan (diyalogundan)korkumuz yok. Yaşadığımız dünya giderek siyasi ve ekonomik entegrasyonauğruyor. Dünyanın düzeninde hakimiyet sahibi olan bu devletlerde (devletlerle)görüşebilmek en tabii hakkımız. Çünkü şu anda Türkler (Kürtlerden) başka dili,kültürü ve kimliği yasaklanmış bir halk kalmadıki. Bu hakkımızı almak içinherkesle diyalog kuracağız. Kanı durdurmak için herkesle diyalog kuracağız.Bundan kimsenin endişesi olmasın. Türkiye'yi bölmek için gidiyormuş. Türkiye'yibiz değil Halkın Emek Partisi değil, Halkın Emek Partisi'nin dışında kalmışMeclis'de temsil edilen siyasi politika bölecektir. Çünkü, barıştan yanaateşkesten yana ve diyalogdan yana olan tek parti Halkın Emek Partisidir. Onundışındaki olan bütün siyasi partiler şiddeti ve askeri çözümü önermektedirler.İşte onların bu tutumu devam ederse korkarım Türkiye o zaman bölünecektir.Askeri çözümlerle hiç bir zaman bir halkı hak ve demokratik özgürlüklerintalepleri bastırılamaz. Bize Kürt partisimi diyorsunuz. Bize PKK. lıdiyorsunuz. Ne derseniz deyin ama biz ne olduğumuzu çok iyi biliyoruz, bizdemokratik, yasal, meşru zeminler temelinde herkesi eşit olarak değerlendirip,kanların dökülmesini istemeden, demokratik hak ve taleplerin yerine getirilmesiiçin çalışıyoruz. Kokuyorsanız (korkuyorsanız) diyorum. Silahlı şeylerdenolmamasını istiyorsanız, yasallaştırın PKK. yı gelsin mücadelesini versin,gelsin siyasi mücadele versin, bıraksın silahlan gelsin, siyasi mücadeleversin, çıkarın bir genel af iki yüzlü hukuk politikası izlemeyin diyorumhükümete. 125. maddeden hepsi Kürt kökenlidir. Onlar meşru salıvermeden şartlasalıvermeden, İnfazdan istifade edemiyorlar. Öbürlerinin tümü ediyor. Şimdiyasalar önünde Türkiye Devletinde herkes eşit deniliyor. Bunu Avrupadakihukukçulara devlet yöneticilerine, politikacılara anlatma hakkı yommu (yokmu).Hollanda Büyükelçisi şunu söyledi. Bana parlamentodaki Dışişleri KomisyonBaşkanı bir bakan geldi. Dedi ki, ben Kiirtüm işte bütün Kürtler benim kadarhak sahibidir. Bu Dışişleri Bakanıymış, dedim ki doğrudur. Ama o hak yalnız onaaittir. Yalnız o hak ona tanınmıştır. Bize tanınmıyor. Biz onun kullandığıhakkı kendi kimliğimizle kullanmak istiyoruz. O Türk olarak bakan olmakistiyor. Ben Kürt olarak bakan olmak istiyorum. Aramızdaki fark bu değerliarkadaşlar. Zamanımız bir hayli kısa bugün kurultayı bitirmek zorundayız.Kafanıza (kafanızda) hiç bir soru belirmesin onun için konuşmamı sununlabağlamak istiyorum. Hürriyet Gazetesi bir şeyler yazdı, başka gazeteler de vardı.HEP bolündü, yok HEP şu idi. HEP bölünmez arkadaşlar, HEP bölünmez. Bazıköprüleri geçebilmek için dar zamanlarımızı, dar zamanlarımızı geçirebilmekiçin birbirimize özveride bulunabiliriz. Hiç kimse demokratik hakkının elindenalındığını veya başka bir arkadaşının elinden alındığını düşünmesin. Biz kendiisteğimizle özveride bulunmuşuz. Ahmet Türk hepimizin adayıdır. Benim deadayımdır, bunu bilin. Bu bir nöbet değişimidir. Bu bir özveridir. Birparlamentor olması gerektiğinde genel bir eğilim belirlendi. Başım gözüm üstüneve ben seçilmediğim için de hiç bir zaman üzülmeyeceğim. Şunu çok iyi bilin.Ahmet Türk bu partiyi bir adım daha ileriye götürebilmesi için yanında birasker gibi çalışacağım. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Böyle spekülasyonlara,böyle nedenlere kimse meydan vermesin. Gün gelir yine bu onurlu göreviverirseniz. O nöbet bana düşerse, o nöbetten kaçmam, yine büyük bir onurlayaparım. Dünyanın sonu gelmedi. Bir espir (espri) daha anlatayım. Ben 70 yılınakadar politika yapmaya kararlıyımdır. Yetmiş yaşına kadar tabii sağ kalırsak.Evet bu spekülasyonlara meydan vermemek İçin bu açıklamayı yaptım. Öğle falanfilan geniş tabanlıdır. Dar tabanlıdır falan, gine espirisini yapayım. MahmutAlınak'a söyledim, sana geniş tabanlı diyorlar kaç numara giyiyorsun dedim.Bana dedi 41 numara dedi. Ben 42 giyiyorum Benimki daha geniş tabanlıespirisini yaptık güldük. Bizde geniş tabanlı şu kılık, bu kılık yok bizde. HalkınEmek Partisi'nin Türkiye'de yaşayan etkin (etnik) kökeni ne olursa olsun,yapısı ne olursa olsun, dili kültürü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsunherkesin kendisini ifade edebileceği kimliğiyle, diliyle kendini temsiledebileceği hür demokratik bir toplum yaratmak istiyoruz. Demin söylediğim gibiöyle bir toplumu yaratmak için buluşmak üzere Kürtün Kürt gibi yaşayacağı,Türkün Türk gibi yaşayacağı Çerkezin Çerkez gibi, Arapın Arap gibi, hangi etnikyapı varsa tümünün kendi özgürlüklerini, kendisini ifade edebileceği birbiçimde eşit koşullarda ve gönül birliğine dayanak kuracağımız bir Türkiye'debuluşmak üzere şimdilik Allahaısmarladık diyorum. Kurultaya başarılardiliyorum." B-Genel Sekreterin Beyanları 1-İbrahim Aksoy'un Beyanları: a.21.3.1991 tarihli konuşması (s. 65-68) b.25.5.1991 tarihli konuşması (s. 68-69) c.18.5.1991 tarihli konuşması (s. 69-72) 2-Ahmet Karataş'ın Beyanları : a.1.3.1992 tarihli konuşması (s. 72-76) b.2.4.1992 tarihli konuşması (s. 76-78) Önsavunmada adı geçenin bu bildirgeyi şahsı adına imzaladığı belirtilmişse deMahmut Özgür, Ahmet Kulaksız, Serap Mutlu, Niyazi iletmiş, Felemez Başbuğa,Süleyman Bilici, Mehmet Ali Durmaz, Nevzat Altındağ gibi imzacıların AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerine görebildirgenin partinin İstanbul il merkezinde hazırlanması, burada ve parti genelmerkezinde imzaya açılmış olması ve Ahmet Karataş'ın imza tarihinde partidekigörev ve sıfatı nazara alındığında adı geçenin bildirgeyi şahsı adınaimzaladığına ilişkin savunma yerinde görülmemiştir. C-İddianamede genel başkan, genel sekreter sıfatlarım taşıyanların dışında kalanveya partinin taşra örgütlerinde görev almış partililerin beyanlarındanalıntılara ve kongre veya eğlence gibi toplantılarda sergilenen söz ve davranışbiçimlerine, salt parti tüzel kişiliğini bağlayıcı beyanda bulunmaya yetkiliolanların davaya esas alınan beyanlarıyla aralarında mevcut ayniyeti venedensellik bağını belirtmek amacıyla yer verilmişti (s. 78-102). Bunlaraek olarak iddianamenin hazırlık çalışmalarının son aşamasında veya davaaçıldıktan sonra muhtelif makamlardan ve Ankara Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Savcılığından Başsavcılığımıza gönderilmiş bulunan çeşitlibelgelerin incelenmesi sonucunda yukarıdaki paragrafta ifade edilen amaca uygunolarak, yapılan konuşmalardaki aşağıda belirtilen hususları da işaret edilmesiyararlı ve gerekli görülmüştür. l-Genel sekreter yardımcısı Kemal Okutan'ın konuşmaları: a)Davalı partinin Bursa il örgütünce 28.6.1992 tarihinde düzenlenen "HalkŞenliği"ndeki konuşmasından : ".. . Dersim'de, Palu'da, Genç'te ve Kürdistan'ın dört bir tarafında canlarınıtanklara, toplara siper ederek şehit düşen insanların anılarına saygı duyarakkonuşmama başlamak istiyorum. . . Kurtuluş Savaşından sonra Kürt halkını yoketmek ve tarihe gömmek için, Kürt halkının özgürlüğü için her başkaldırdığı günDersim'de, Palu'da, Genç'de ve Şeyh Sait isyanında Diyarbakır'da binlerce,onbinlerce insan katledildi. Ama görüldüki Kürt halkı katledilerek, Kürt halkıkurşunlanarak bitmiyor... 1940'la 1960 yılları arasında göreceli olarak da olsabir suskunluk dönemi yaşanır. Ama 1960'dan sonra bu ülkede yaşayan Kürt halkıartık kendisinin bir ulus olduğunun bilincine varmağa başlar. . . O güne kadarhiç bir partiye girmemiş insanlarımız bir araya gelerek bugüne kadar resmiideolojiyi savunan partilerin dışında Halkın Emek Partisi diye bir partikurduk. . . Halkın Emek Partisi'ni seçimlere sokmadılar ve zannettiler kiparlamentonun kapısını Kürt halkının ulusal taleplerine kapadık. . . Sizparlamentonun kapısını bize kapatırsanız, biz parlamentonun penceresindengireriz. Özgürlük mücadelesini orada veririz. . . Kürt sorununa demokratik vesiyasi çözüm bulunmadıkça Türkiye'de demokrasi gerçekleşmez ve öneriyoruz,diyoruz ki Kürt halkının önüne sandık koyunuz, sorunuz siz ne istiyorsunuz,istekleriniz nelerdir, bir referandum yapınız ve Kürt sorununa siyasi çözümbulunması için adım atınız..." b)19.9.1992 tarihinde yapılan 2. Olağanüstü Kongre'deki konuşmasından: ".. . Bu kez de Halkın Emek Partisi'ni kapatmak için bir dava açmış bulunuyorlar.Ama şunu söylemek istiyorum. Partileri kapatmakla mücadeleler önlenemez. HeleKürt halkının mücadelesini hiç önleyemezsiniz. Çünkü Kürt halkının mücadelesiHEP'le başlamadı. HEP'le de bitmeyecektir. . . Biz kurulduğumuz günden bugünekadar halkların kardeşliğini savunduk. Biz halkların kardeşliğine ve hakeşitliğine dayalı özgürce kendilerinin belirleyeceği sistemin kurulmasındanyanayız. Biz ne Kürtlerin, ne Türklerin, ne de Lazların kimliğinin inkaredilmesinden, hor görülmesinden ve sömürülmelerinden yana değiliz. . ." Adıgeçenin önceki konuşmalarından alıntılar iddianamenin 92-95. sayfalarındadır. 2-Halkın Emek Partisi parti meclisi üyesi Abdülcabbar Gezici'nin 19.91992 tarihli2. Olağanüstü Kongre'deki konuşmasından: "...Düne kadar cesaret edilmeyen, dile getirilmesinden korkulan, hatta bugün mevcutyasalara göre Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç kabul edilebilecek birçok gerçeğin artık yasalar korku (ünlenmeden burdan haykırıldığım görmek Kürthalkının ulusal kurtuluş mücadelesinin yenilmezliğini, geriye dönülmezliğini vesonuçlanmak üzere olduğunu göstermektedir. . . Biz neyi isteyeceğiz, şunuaçıkça isteyebilirmiyiz, kurultay karan olarak, kurultayımızın bir çağrısıolarak kurultaydan çıkacak parti meclisinin önüne bir kurultay emri olarakkoymak üzere şunu isteyebilirmiyiz, Kürt halkının açık özgür seçimleridiyebilinniyiz, bence bunu demek gerekir. Kürdistan'da en kısa zamandauluslararası gözlemcilerin kontrolünde açık referandum, iki Kürdistan'da birsavaş var. Bütün çalışmalarımıza bu savaşın iki tarafı bellidir arkadaşlarımdile getirdi. Nasıl bir tarafı açıksa Türkiye Cumhuriyeti ise, bir tarafı daKürdistan İşçi Partisi ve onun öncülüğündeki gerilladır. . . Şu çağrıyıyapabilirmiyiz, bence yapmalıyız. Kurultay kararı olarak sonuç bildirgesineeklemeliyiz. Bu savaşın iki tarafı en kısa zamanda bir araya gelerek bir masaetrafında oturarak bu savaşı çözmelidirler. . . Kürt halkı için şunu isteyebilinniyiz,Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğer mevcut parlamentoyu işletmiyorsa bize birparlamenterlerimize bir parlamenter sahip olması gereken haklar tanımıyorsa ozaman bıraksın Kürt halkı kendi parlamentosunu oluştursun, bu Kürt halkının endoğal ve meşru hakkıdır. Kurultay kararı olarak bunu istemeliyiz. Diğer bir şeyuluslararası platformlarda artık Kürdistan'da yürütülen savaşın temsilcileriyani onların Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin terörist dediği, bölücü dediği,bizim ve dünyanın ise ulusal kurtuluş mücadelecileri olarak kabul ettiğiKürdistan'daki savaşın bir tafı (tarafı) T.C. Devleti bunu açıkça meşrulukkazandırmasa da biz şunu söyleyebilirmiyiz, PKK ve diğer birçok devrimci örgütbizim nezdimizde meşrudur, yasaldır. Kurultayımız birçok ulusal kurtuluşmücadelesini yürüten başka ülkelerdeki güçleri ve bu arada da PKK. yı daT.C.nin nitelediği gibi terörist olarak görmediğini, Kürt halkının meşrutemsilcisi olarak gördüğünü söylemelidir. . . Literatürümüze şunu açıkçakoymalıyız. Sizin terörist dediğiniz insanlar yasal olmasa da meşru haklarıolan kendilerini güçleriyle döktükleri kanlarla meşrulaştırmış olan güçlerinbiz bu insanların mücadelesini destekliyoruz, çünkü haklıdırlar dememizgerekiyor. . . Biz doğuşumuzda söylediğimiz gibi resmi ideolojiye karşı bayrakaçmış ve varlığımızı ancak onun değiştirilmesi, bu ideolojinin yok edilmesinebağlı olduğunu bildiğimiz için mücadelemiz buna dönük, bu sevindiricidir. Ozaman bu mücadeleyi kurallarına göre yürütelim. Yani T.C. Hükümeti Devletinin yasalarıKürt halkının varlığını yok sayan yasaları bizi bağlamalıdır. . . Bu kurultaydaayrıca şunu da talep edebilmeliyiz. Mevcut yasaları tanımadığımızı, kapatmagerekçesi olan yasaları tanımadığımızı ve onun için bugün aynı şeyleri tekrartekrar söylediğimizi ve yarın kapatılırsak da söyleyeceğimizi, burada açıkçakurultay kararı olarak belirtmeli, karar altına almalıyız. . ." Adıgeçenin önceki konuşmalarından alıntılar iddianamenin 93-94. sayfalarındadır. 3-Halkın Emek Partisi Genel Sekreter Yardımcısı (kongre öncesi) Hanın Çakmak'ın19.9.1992 tarihli 2. Olağanüstü Kongredeki konuşmasından: ".. . Kendimizi işçilerin, köylülerin, emekçilerin, Kürtlerin, Çerkeslerinpartisi ilan etmiş isek, bunların bugünkü nokta ne olursa olsun biz o temeldenayrılmamalıyız. Biz ona rağmen ısrarla ısrarla ısrarla bunların peşindenkoşmalıyız. . . Önümüzdeki süreçte HEP bir Kürt halkının sorunları üzerindeKürt halkının mücadelesi üzerine daha kitlesel gidecektir. . . HEP yasaldemokratik zeminde Türkiye halklarının gerçekten bugüne kadar 70 yıllık tarihboyunca varolmuş en ileri, en demokrat, en halkçı partidir. . . Kendi bağımsızkişiliği ile, kendi özgür kişiliği ile Kürt halkının uğradığı mezalimi, Kürthalkının özgürlük mücadelesini, Kürt halkının istem ve taleplerini bütünörgütleriyle, bütün politikalarıyla, Türk emekçilerinin ve diğer halklarınemekçilerinin istem ve taleplerini mutlaka ve mutlaka kendi başına yarattığı yada bu dinamelerin (dinamiklerin) katılımı ile ya da bu dinamiklerin katılımıylayarattığı ona açık bir parti halinde örgütlemek zorundadır. . . Eğer HalkınEmek Partisi önümüzdeki süreçte yaşasın HEP demeyi öğrenirse, bunu yerleştiririse gerçekten partileşme sürecini de tamamlar, gerçekten Türkiye halklarınaumut vaat eden, Türkiye halklarının istem ve taleplerini politik birorganizasyon olarak sunan bir parti haline gelebilir. . ." 4-Halkın Emek Partisi Bakırköy (İstanbul) ilçe örgütü üyesi Mustafa Kemal Öztürk(Kemal Saruhan)'ın 19.9.1992 tarihli 2. Olağanüstü Kongredeki konuşmasından: ".. . Kürt ulusal hareketi devletin ve düzenin çözümsüzlüklerini güçlendiriyor. .. Devletin 70 yıllık Kemalist politika dayanakları sarsıntı geçiriyor, ulusalkurtuluş ve toplumsal özgürlük ihtiyacı şiddetleniyor. . . Ayağa kaldırılmışbir halkın kucaklayabilen bir parti Kürdistandaki politik canlılığı, büyükkentlerin emekçilerine taşıyabilmekte yetersiz kalmıştır. . ." 5-Halkın Emek Partisi milletvekili Mahmut Alınak'ın 19.9.1992 tarihli 2.Olağanüstü Kongredeki konuşmasından: "...Buradan bütün analara, bütün babalara, bütün kardeşlere bir çağrıda bulunmakistiyorum. Çocuklarını ölümün üzerine göndermesinler. Doğuya ve Güneydoğuyaasker olarak göndermesinler. Değerli arkadaşlarım, anaların yüreği yansınistemiyoruz, gözyaşı dursun istiyoruz. Bu vahşice akıtılan kan dursun istiyoruzve bu kanı durdurmak Abdullah Öcalan'ın görevi değil, devletin görevidir. Çünküsorun çözümlendiği zaman şiddetin gerekçeleri de ortadan kalkmış olacaktır. . .Türk halkı kurtulmak istiyor ise, Türk halkı mutlu olmak istiyor ise, üretkenve kalkınmış bir Türk halkı yaratmak istiyor ise, Türk halkı söz ve kararsahibi olduğu bir düzen kurmak istiyor ise, demokratik halk iktidarını kurmakistiyor ise Kürt halkının acılarını kendi acıları, sıkıntıları olarak kabuletmeli ve Türk Kürt halkının özgürlükler uğruna mücadele vermelidir. Çünkü,Kürdün özgürlüğü Türkün özgürlüğüdür. Bu nedenle değerli arkadaşlarım Kürdündavası yalnız Kürdün değil, yalnız bizim değil, Türkün, Arabın, Kızılderilinin,bütün ezilenlerin kutsal davasıdır. . . Bunlar içindir ki Kürt halkı özgürlükve eşitlik temelinde Türk halkıyla aynı coğrafyayı birlikte yaşamakistemektedir. . . Gelecek toplumu, özgür toplumu Kürt ve Türk halkının birlikteoluşturacaktan, eşit oldukları Özgür toplumu nasıl yaratabiliriz, bu konudagörüş, düşünce ve projeler de ortaya koymak zorundayız. . . Acil olarakyapılması gereken nedir' Bir Kürt halkı kendi kaderini özgürce belirlemehakkına kavuşmalıdır. Bu demokratik bir hakdır. Bu siyasal bir haktır. .." Adıgeçenin önceki konuşmalarından alıntılar iddianamenin 97-101. sayfalarındadır. 6-Halkın Emek Partisi Milletvekili Hatip Dicle'nin 19.9.1992 tarihli 2.Olağanüstü Kongrede yaptığı konuşmadan: ".. . Halkımızın ulusal onurunu ve özgürlüğü için mücadele ederken, özgürlükağacını kanlarıyla sulayan Vedat Aydın ve tüm şehitlerimizin aziz hatıralarıönünde saygıyla, minnetle eğildiğimi ifade etmek istiyorum. Onların anılanhalkımızın binbir fedakarlıkla yazdığı tarihinin kendi yazdığının şerefsayfalarıdır. Onların anılan yollarımızı aydınlatan güçlü ışıldaklardır. Onlaronurumuzdur, övünç kaynağımızdır. Dağlarda, serhınlarda, zindanlarda, işkencetezgahlarında direnen insanlarımızın, kadınlarımızın, çocuklarımızın,gençlerimizin, yaşlılarımızın, diğer marhum partimizin enerji kaynağı, esin kaynağıdır.. . Şu dört noktada vurgu yapmak istiyorum. Birincisi devletin kürt halkınınulusal kimliğini ve ulusal haklarını red eden resmi ideolojisi Kemalizm iflasetmiştir. Hiç bir inandırıcılığı kalmamıştır. İkincisi devletin 70 yıldır Kürthalkının haklı özgürlük talepleri(ni) bastırmakla kullandığı şiddet politikasıbugün halkımızın fedakarlığı ile hayatının her alanında, üçüncüsü Kürt halkıTürk halkına karşı beslediği kardeşlik duygularını asla terk etmediler. Gaspedilen bütün ulusal hakların kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını vedünya uluslar ailesinin eşit haklı bir üyesi olma azim ve kararlığındadır. Kürthalkı gemileri yakmıştır, dönüş yoktur. . . Eğer Kürtler ulussa ki biz ulusolduğunu söylüyoruz, onun siyasal hakları da vardır. Bu siyasal haklarıotonomi, federasyon ve bağımsızlık çerçevesinde tartışılacaktır. Şimdi düşünündevlet katında da böyle bir belirleme yoktur. Peki böyle bir curcuna içerisindesorunun bir tarafı olan devlet bu soruna nasıl çözüm bulacaktır. Bu daaydınlatılmamıştır. Kısacası devletin programlarının ve projelerinin netleşmesizorunludur. Üçüncüsü devletin Kürt halkı açısından muhatabı bugün geniş halkkitlelerinde de destek bulan, taban bulan hatta bunu sayın Cumhurbaşkanının,Başbakanın da ifade ettiği şekilde taban bulması olgusu aslında bir itiraftırve muhatap Kürdistan işçi Partisidir. Devlet eğer ben PKK ile oturmam diyorsa ozaman ona bir çözüm daha önerelim, gelin özgür bir ortamda yapılacak seçimleoluşacak Kürdistan Ulusal Meclisi'ni muhatap alınız. . . Evet dördüncüsü devletPKK. hakkındaki o terörist nitelemesine son vermelidir. Bir Güney AfrikaCumhuriyeti Afrika Ulusal Kongresini terörist nitelemekle ne kadar haklı ise,bir İsrail Devleti Filistin Kurtuluş Örgütünü terörist nitelemesinde ne kadar haklıise bugün Türkiye Cumhuriyeti o kadar haklıdır dostlar. PKK. CenevreSözleşmelerine göre savaşan taraftır. . . Kürdistan'da ilan edilmemiş bir savaşvardır. Bu savaşın bir tarafı Türkiye Cumhuriyeti, bir tarafı da Kürdistan işçiPartisidir. . . Biz ateşkesi öneriyoruz. Savaşanlar tarafında ateşkes olmalıdırdiyoruz. . . Tabii ateşkes görüşmeleri isterseniz Türkiye'nin içerisinde belliunsurlar tarafından arabuluculuk edilsin, isterse uluslararası kurumlartarafından arabuluculuk edilsin. Ateşkes siyasal çözümün yolunu açacaktır.Diyalog başlayacaktır. Anarşi duracaktır. Tabii bu ateşkes koşullarındaolağanüstü halin kaldırılması, köy koruyucu sisteminin lağvedilmesi, özel timinbölgeden çekilmesi, koşulsuz bir genel af ve Kürtleri kültürel de olsa haklarınıntanınması gerekir. . . Ondan sonra karar Kürt halkınındır. Kürt halkıbirliktemi yaşayacağına, nasıl yaşayacağına kendisi karar verecektir ve ondansonraki çözüm özgür bir ortamda biç bir silah gücün, gerek PKK. nın gerekdevlet güçlerinin halkı zorlamadığı ama özgürce propaganda yapıldığı birortamda yapılacak referandumdur. Ben inanıyorum ki biz bu yöntemlerimiz dikkatealınırsa Kürt ve Türk halkı arasında düşmanlık tohumlan daha fazla itilmezseKürt halkı birlikte yaşamadan yanadır... Ve bunun yöntemlerine de yine Kürthalkı otonominin Kürt Halkı Federasyonunla olacağına da yine Kürt halkı kararverir. . . Bizim bir şiarımız var. O şiarımız özgürlük şehitlerinin kanlayazdığı bir şiardır. O şiar halkımızın mücadele ruhundan kaynaklanmıştır. Oşiar şiarımızdır. Direnmek yaşamaktır. . ." 7-Halkın Emek Partisi Milletvekili Ali Yiğit'in 19.9.1992 tarihli 2. OlağanüstüKongredeki konuşmasından: ".. . Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu vahşet vardır. Günümüze doğru dozunuartmış ve bugün gelip son sınırına dayanmıştır. Vahşetin mayasında Kemalizm,kafatasçılık ve halkların kardeşliğinin canına kasıt vardır. Bir kanlı savaşıniçindeyiz. . . Bu savaşın bir yakasında T.C. Devleti öbür yakasında ise Kürthalkı vardır. Daha önemli, daha belirleyici ve kesin gerçek, gerçek de şu,kişisel yetenek ve tecrübe olumlu ve avantajlı kişisel özellikler Kürt halkınınulusal ve toplumsal çıkartan ile onun bağrından çıkardığı kurtuluşçu güçlerleuyum içinde ancak sonuca gidilebilir..." Bunlaraek olarak; Bursail örgütünce düzenlenen "Halk Şenliğinde görevlilerce tutulan 29.6.1992tarihli tutanağına göre, "Yaşasın Türk-Kürt Halklarının Kardeşliği","Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "Yaşasın HalklarınKardeşliği", "Yaşasın Kürdistan" sloganlarının atıldığı, Fatih(İstanbul) ilçe örgütünce 19.7.1992 tarihinde düzenlenen salon toplantısındagörevlilerce tutulan 20.7.1992 tarihli tutanağa göre, "GençlerBotana", "Biji Sero(k) Apo", "Gençler PKK safına","Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "Yaşasın HalklarınKardeşliği", "Vur Gerilla Vur Kürdistanı Kur", "GerillaVuruyor Kürdisini Kuruyor", "Biji Partiya Karkeran Kürdistan"gibi sloganların atıldığı, Davalıpartinin 19.9.1992 tarihinde yapılan 2. olağanüstü kongresinde görevlilercedüzenlenen aynı tarihli bir tutanağa göre kongrenin yapıldığı salonda TürkBayrağı ve Atatürk resminin aşılmadığı, istiklal Marşının söylenmediği, misafirve delegelerin toplu halde "Serok Apo", "Biji PKK""Vur Gerilla Vur Kürdistam Kur", "PKK Geliyor Kürdistanı Kuruyor","Biji Serok Apo", "Gençler Serhata", "KürdistanFaşizme Mezar Olacak", "Kahrolsun Sömürgecilik", "YaşasınPKK", "Gençler Botana", "PKK Halkın PKK Halkın","Gerilla Halkın", "PKK Cihame (Anamız)", "işçi, BotanElele Devrimci iktidara", "Gerilla Vuruyor, Kürdistanı Kuruyor","Başkan Öcalan", "En Büyük Kürdistan Hükümet Kuracak","Kurtuluş PKK" gibi sloganları söyledikleri "Tüm HalklarKardeştir", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Vedat AydınÖlmedi, Mücadelemizde Yaşıyor" gibi dövizlerin yazılı olduğu pankartlarınasılı bulunduğu; kongreyi izleyen hükümet komiserlerince düzenlenen 20.9.1992tarihli tutanakta da yukarıdaki hususlar doğrulandığı gibi, ayrıca toplantınınaçılışından önce Kürdistan Ulusal Marşı olduğu iddia edilen ve "Kimsedemesin Kürtler öldü diye / Kürt yaşıyor, yaşayacaktır / yaşıyor özgür olacakbayraklarıyla / Özgür olarak yaşayacaklar / Biz genciz, biz delikanlıyız / Bizbu toprakların genç bekçileriyiz / Biz bu toprakların daimi öncü gençleriyiz /Kimse demesin Kürtler öldü diye / Kürt yaşıyor yaşayacaklar / Yaşıyor özgür olacakbayraklarıyla / özgür olarak yaşayacaklar / Can feda olsun bu topraklarda, canfeda can feda / Her can feda olsun her zaman / Kimse demesin Kürtler öldü diye/ Kürt yaşıyor yaşayacak / Yaşıyor özgür olacak bayraklarıyla / özgür olarakyaşayacaklar" dizelerinden oluşan marşın Kürtçe olarak söylendiği vesöyleyiş sırasında ellerle zafer işareti yapıldığı, bazı konuşmaların Kürtçeolarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen kongreye ilişkin olarak AnkaraDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığından, Başsavcılığımıza gönderilenevrak ve ekindeki görüntü ve ses kasetleriyle gazetelerde bu konuda yayınlanmışolan haber yazıları ve fotoğrafların fotokopileri daha önce 9.10.1992 tarihindeyazımızla Yüksek Mahkemenize sunulmuştu. Gerekiddianamede ve gerekse esas hakkındaki düşüncemizde belirtilmiş olan bu vebenzeri beyanların ve eylemlerin sahipleri her ne kadar parti tüzel kişiliğinidoğrudan doğruya sorumlu kılabilecek parti üyeleri değiller ise de bu beyan veeylemler ile davalı partinin genel başkan ve genel sekreter gibiyöneticilerinin davaya esas alınan beyanları arasında mevcut ayniyati,nedensellik bağını ve işlenmekte olan ana fikrin etki alanını ve biçiminigöstermesi bakımından zikre değer bulunmuştur. D-Beyanlarıyla parti tüzel kişiliğini sorumlu kılacakları SPY. nm 101. maddesindeöngörülmüş olan genel başkan ve genel sekreter gibi parti görevlilerininko-ronolojik sıraya göre tamamı aktarılan konuşmalarındaki temalar bir aradamütalaa edildiğinde birbiriyle çelişmeyen, aksine biri diğerini doğrulayan vetamamlayan verilerin meydana getirdiği bütünlük içinde, değişmez biçimde veısrarla işlenen ana fikrin ne olduğu kolayca ortaya çıkmaktadır. Nitekim,bu beyanlardan; II. Dünya Savaşından sonra oluşan uluslararası siyasalstatükonun Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra parçalanması ile içindebulunan sürecin sonuçlarının belli olmadığı, meydana gelebilecek değişmelerdenen fazla Ortadoğu halklarının etkilenebileceği, Buhalkların başında Filistinlilerin ve Kürtlerin geldiği, bunların ulusal vesosyal sorunlarının kendilerini dayatmağa başladığı, bu sorunlara çözümündışarıdan empoze edilecek çarelerle değil, sözkonusu halkların kendi özgüçlerini ve dinamiklerini yoğunlaştırarak yine kendi öz iradeleriylegerçekleştirilmesinin doğru olduğu, Ortadoğudagelişen olayların doğrudan Kürt halkının Özgürlük mücadelesiyle ilgili olduğu,belki bin yıl veya daha fazla zamandan beri Ortadoğuda yaşayan Kürt halkınınaralarına konulan yapay sınırlarla dört parçaya bölünüp, kimliğinden vedilinden yoksun bırakılmak istendiği, Butablo içinde yer alan Türkiye'de yaşamakta olan Kürtlerin yetmiş yıldan beriegemen olan resmi ideolojinin bir sonucu olarak red ve inkâr edildikleri, enşiddetli bir şekilde zulme, sömürüye, baskıya maruz bırakıldıkları, hiç bir haklarınınbulunmadığı, ulusal demokratik haklarının gaspedilmiş olduğu, özgürolmadıkları, uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını kullanamadıkları, Ancak,resmi ideolojinin artık geçerli olmadığı, iflas ettiği ve Kürt halkınındinamizminin yükselerek kendisini her alanda ifade edebilecek duruma geldiği,özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdiği, Bütünbunların Kürt sorunu adı verilen bir sorun oluşturduğu, bu sorunun demokrasiönünde en büyük engel olduğu, bu sorun çözümlenmedikçe Türkiye'de demokrasi sorunununda çözümlenemiyeceği, bu bakımdan sorunun Türk Halkını da ilgilendirdiği,ulusal nitelikteki Kürt sorununun barışçı ve demokratik bir ortamdatartışılarak çözülmesi ve bu ortamın da hemen oluşturulması gerektiği, Kürtlerinbu ulusal sorununa, yürüttükleri mücadeleye Birleşmiş Milletleri oluşturandevletlerin sessiz kalamayacakları, en kısa zamanda Birleşmiş Milletlergözetiminde bir konferans toplanarak adil, uluslararası hukuka uygun bir çözümeulaşılması gerektiği, Diğertaraftan, Kürt sorununu Türklerle Kürtlerin birlikte eşitlik ve kardeşlikesaslarına göre çözecekleri, parti olarak halkların gönüllü birliğine, tameşitliğe ve kardeşliğe dayalı bir demokratik düzeni savundukları, Türk, Kürt vediğer bütün azınlık halkların, emekçilerinin ortak sesi ve Kürt halkınındevrimci, demokrat dinamizmiyle Türkiye emekçi sınıfının bileşkesi oldukları,partinin en çok ezilen, sömürülen baskı altında tutulan kimselerin partisiolduğu, en çok ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulanlar Kürtler olduğunagöre, partinin esas itibariyle Kürtlere ağırlık verdiği, bundan da onurduydukları, Halkın Emek Partisi'nin Türkiye'de yaşayan bütün etnik yapılarınpartisi, Türkiye'de yaşayanların partisi olduğu, bu yaşayanlar içinde kim ençok eziliyorsa onların partisi olduğu, Kürt sorununun demokratik ve siyasalyollarla çözümünü ilke olarak benimsedikleri, partinin Kürdü, Türkü, Abazası,Çerkezi, Boşnağı ile Türkiye'nin mutluluğunu, kardeşliğini, özgürlüğünü,eşitliğini savunduğu, devletin resmi politikasına karşı çıktığı ve onudeğiştirmek istediği, Sorunundiğer cephesinin Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı olduğu, her halk gibiKürtlerin de vazgeçilmez ve doğal nitelikte kendi kaderlerini tayin etmehakkına sahip oldukları, parti olarak da ulusların eşit, özgür iradeye dayalı,yani ulusların kendi kaderlerini tayin edici bir politikadan yana oldukları,ancak bu hakkın mutlaka ayrılma şeklinde anlaşılmasının gerekmediği, özgür veeşit iradeye dayalı birlikte yaşama hakkı olduğu; ancak dünyada demokrasi veözgürlük konusunda önemli adımlar atılırken, halklar kendi kaderlerini tayinetmek isterlerken Türkiye'de bu gelişmelerin etkilerinin görülmediği,Türkiye'de yaşayan etnik kökeni dili ve kültürü ne olursa olsun bütünunsurların kendilerini kendi dil ve kültürleriyle ifade edebilecekleri, eşitkoşullara ve gönül birliğine dayalı bir toplum yaratmak istedikleri; 2600yıl Öncesine dayanan Kawa Efsanesinde olduğu gibi, bugün de Kürtlerin basla vezulme başkaldırdıkları, özgürlük isteklerini yükselttikleri, Kürt halkında direnmeruhu ve mücadele geleneğinin mevcut olduğu, Newrozun bütün bu özellikleriyansıtan ve zulme karşı direniş, mücadele, başkaldırı ve özgürlük talebininyükseldiği, sömürüye ve sömürgeciliğe karşı herkesin mücadele ve dayanışmaazminin bilenerek kenetlendiği, Kürt halkının direnme ruhunun, mücadelegeleneğini simgeleyen, yeniden doğuşu dile getiren bir gün olduğu hususlarınınana fikir olarak parti adına savunulduğu anlaşılmaktadır. Davalıpartiyi doğrudan doğruya bağlayıcı nitelikteki bu beyanların dışında çeşitlipartili kimselerin yukarıda bütünlüğü bozmayacak biçimde özetlenerek kronolojiksıra içinde aktarılmış bulunan beyanlarında aynı temaların çoğunlukla aynıterminoloji ve anlatım biçimi kullanılmak suretiyle sistematik olarak işlendiğide gözlenmiştir. Buradadavalı partinin Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) isimli yasa dışı örgüteyaklaşım biçimine temas etmek de yerinde olacaktır. Eski genel başkan FeridunYazar'ın PKK örgütüne bakışı hiç de eleştirisel görülmemekte, battaeleştirmekten özenle kaçındığı izlenimi edinilmektedir. Nitekim, adı geceninSabah Gazetesindeki açıklamalarında PKK hareketine kendince objektif bir bakışaçısıyla yaklaştığı ve bu cümleden olarak, "hareketin doğruluğu veyayanlışlığından ziyade, devletin şiddet politikası sonucu ve 12 Eylül sonrasıTürkiye'de demokratik yöntemlerin tıkandığı ve tek yöntemin silahlı mücadeleolarak kaldığı gerekçesiyle PKK.nın ortaya çıktığını, bu örgütün Türkiye'deyaşayan Kürt halkının haklarını (vurgulama bizim) silahlı yöntemle çözülmeyi hedefaldığını, ön savunmada belirtildiğinin tersine, aynı şeyi savunmakla birlikte(vurgulama bizim) HEP ile PKK. arasında kuruluş ve yöntem faiklarınınbulunduğunu, çözümün şiddeti yaratan sebepleri ortadan kaldırmaklabaşlayacağını, PKK. nın devletin zoruna karşı zor kullandığını, demokratikleşmebaşlayıp devlet şiddetten arındırıldığı taktirde örgütün de bu yöntemdenvazgeçeceğini ve elinde gerekçesinin kalmayacağını" söylemekte; sonuçolarak devletin bütünlüğüne kasteden, özü itibariyle ayrılıkçı bir silahlıhareketin yok edilmesi amacına yönelik asayiş operasyonlarını ifade ederek, birülkenin kendi topraklarını bombalamasının savaş durumu demek olduğunu, TürkiyeDevletinin de bu nedenle iç hukuku açısından taraflı savaşı kabullendiğigörüşünü ileri sürmektedir. Eskigenel başkan Feridun Yazar'ın, partisinin onunla aynı amacı savunduğunubelirttiği Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) adlı yasa dışı örgütün kuruluşu,gelişmesi, stratejisi ve örgütsel yapısı konusunda iddianamenin 118-125.sayfalarında açıklama yapılmış, örgütün değinilen amacını ve niteliğiniyargısal planda kabul ve teyit eden Yargıtay kararlarından söz edilmişbulunmaktadır. FeridunYazar'ın yukarıda işaret edilen görüşlerine paralel olarak, bazı partililerinkonuşmalarında; sıcak mücadele (vurgulama bizim) ortamına girmiş ulusalhareketlerin bir yanının cephe gerisi güçler olduğu belirtilerek kendilerinincephe gerisindeki görevleri yerine getirmek durumunda olduklarının ifadeedilmesi, bu cümleden olarak, "halkı için cezaevlerinde ömür çürütenlere,şehit olanlara" selam gönderilmesi, "şehitlerin saygıyla anılması,özgürlük mücadelesi verenlerin" saygıyla selamlanması, "gerillalarınkendilerinin çocukları, kanları, canları oldukları"nın ifade edilmesi,partinin 1. Olağanüstü Büyük Kongresine PKK. örgütünün lideri AbdullahÖcalan'ın annesi Esma Öcalan'ın davet edilip, hepimizin anası, analarınsimgesi" nitelemesiyle topluluğa takdim edilmesi, yine davalı partininAydın İl örgütünce bastırılmış olan 1992 yılına ait duvar takviminde silahlımücadeleyi simgeleyen otomatik silahlı insan figürleriyle PKK. Örgütünün eylemkolu olan ARGK. ye ait olduğu bildirilen bayrakların duygusal bir kompozisyonhalinde resmedilmesi, 2. Olağanüstü Büyük Kongrede Kürt ulusal marşı olduğusöylenen ve Kürtçe dizelerden oluşan marşın zafer işareti yaparak okunması,davalı parti tarafından 21.3.1991 tarihinde İstanbul'da tertiplenmiş olangecede üzerlerinde "Hiçbir Şey Bağımsızlık ve Özgürlükten Daha DeğerliOlamaz", "Sömürgeciliğe Karşı Mücadeleyi Yükseltelim","Kürdistana Özgürlük" gibi dövizler yazılı afişlerin asılması ve yinedavalı partinin merkez ve taşra örgütlerince düzenlenen kongre vesairtoplantılarında atılan sloganlarla bu örgütün ve onun "Apo" olarakbilinen lideri Abdullah Ocalan'ın övülmesi suretiyle PKK. örgütü mensuplarınınve eylemlerinin parti örgütleri içinde onaylandığı ve yüceltildiğigörülmektedir. Nitekim, Meydan Gazetesi'nin 16.2.1992 tarihli nüshasının 5.sayfasında yayınlanan bir habere göre, "Kürt Sorunu için Barışinisiyatifi" konulu bir toplantıda konuşan Feridun Yazar'ın, "PKK. yıyasallaştırın, gelip burada konuşsun" demek suretiyle anılan örgütünlegalize edilmesi dileğini dile getirdiği anlaşılmaktadır. Davanın açılmasındansonra, 19.9.1992 tarihinde yapılan 2. Olağanüstü Büyük Kongrede ise FeridunYazar bir adım daha ileri giderek, daha önceden açıkladığı düşüncesinitekrarlayıp, bu örgütün lideriyle görüşmeye gideceğini, sanki bilinmiyormuşgibi, ne isteyip ne istemediğini kamuoyuna aktaracağını söylemiş ve bütünsiyasi temsilcileri de kendisi ile birlikte gitmeye davet etmiş, silahlıeylemlerin olmaması için PKK. örgütünün yasallaştırılması ve genel afçıkartılması önerisinde bulunmuştur. Adı gecenin yukarıda ifade edilen, geniştabanlı bir siyasetçi heyetiyle birlikte örgüt lideriyle görüşmeye gidilmesi vegenel af çıkartılması önerileri örgütün yasallaştırılması ve ona siyasal kimlikkazandırılması dileğinin diğer bir biçimde dile getirilmesinden başka bir şeydeğildir. Davalıpartinin eski genel sekreteri Ahmet Karataş'ın Ankara Devlet Güvenlik MahkemesiCumhuriyet Savcılığındaki 16,4.1992 tarihli anlatımına göre, İstanbul'da birgrup tarafından hazırlanıp, parti genel merkezine faksla gönderilen"Birleşmiş Milletler Tüm Uluslararası Kurum ve KuruluşlaraDeklarasyondur" başlıklı ve tamamına iddianamenin 76-78. sayfalarında yerverilmiş olan bildirgenin incelenmesinde, güvenlik güçlerinin PKK. örgütümensuplarına karşı mücadele ettiklerinin herkesçe bilinen bir keyfiyet olmasınave bildirgede güvenlik güçlerine karşı savaştıklarından söz edilen ve"gerilla" deyimiyle anılanlardan amacın bu örgüt mensuptan olduğununanlaşılmasına göre, anılan metnin partinin İstanbul il örgütünde hazırlanıp buyerde ve parti genel merkezinde başkalarının imzalamasına arz edilmesi ve baştadavalı partinin eski genel sekreteri Ahmet Karataş olmak üzere isim vesıfatları iddianamenin 127-128. sayfalarında belirtilmiş pek çok parti üyesitarafından imzalanması suretiyle uluslararası siyasal kuruluşlar veuluslararası kamuoyu nezdinde, hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyetialtındaki topraklardan bir kısmını silahlı mücadele yoluyla devlet idaresindenayırarak ayrı bir devlet kurmak olan PKK. örgütü lehine eski genel başkanFeridun Yazar'ın yukarıda ifade edilen dileğine paralel olarak, sempati yaratılması,ona destek sağlanması ve siyasi bir kimlik kazandırılması amacının güdüldüğüaçıkça ortaya çıkmaktadır. IV-Kapatma Sebepleri ve Değerlendirme A)Siyasi partilerin uymadıkları taktirde kapatma sebebi olabilecek hususlar ilekapatma kararı verilebilecek haller SPY. da davayı ilgilendirdiği orandaaşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: SPY.nın 78. maddesinin (a) ve (b) bentleri dava ile ilgili olarak şu hükümlerigetirmiş bulunmaktadır: "Siyasipartiler: a-Türkiye Devletinin. . . Anayasanın başlangıç kısmında ve ikinci maddesindebelirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline. . . dair hükümlerinideğiştirmek; ...Irk ayrımı yaratmak . . . Amacımgüdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarım bu yoldatahrik ve teşvik edemezler. b-... Irk ... esaslarına dayanamaz. . . lar ..........." 80.maddesi ise şöyledir; "SiyasiPartiler Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmeamacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar." 81.maddesinin ilgili bölümünde şu hükümler yer almıştır: "SiyasiPartiler: a-Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli kültür. . . veya ırk veya diîfarklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler. b-Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak veya yaymakyoluyla Türkiye Cumhuriyeti üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar. SiyasiPartilerin amaçları ve faaliyetleriyle ilgili bu yasal düzenleme serisi içindesözü edilen hükümlerin anayasal dayanaklarını Anayasanın 176. maddesi uyarıncametnine dahil olan başlangıç kısmı ile 2, 3, 14 ve 68. maddeleri teşkiletmektedir. Anayasanın,Cumhuriyetin ve dolayısıyla devletin niteliklerini belirleyen 2. maddesinde,Türkiye Cumhuriyetinin diğer nitelikleri yanında Atatürk milliyetçiliğine bağlıve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayandığı ifade edilmiştir. Bumaddenin yollama yaptığı başlangıç kısmında ise, Anayasanın. . . "hiç birdüşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının devleti vemilletiyle bölünmezliği esasının. . . Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılaptankarşısında koruma göremiyeceği. . ." fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmasıgerektiği belirtilmiştir. 2.maddenin gerekçesinde, Atatürk milliyetçiliği, bütün fertlerin kaderde,kıvançta ve tasada ortak bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle millidayanışma ve adalet anlayışı içinde yaşamaları olarak tanımlanmıştır. Başlangıçkısmında vurgulanan Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası,Anayasanın 3. maddesinde yer alan, "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütündür, dili Türkçedir. . ." cümlesiyle tekrar ve teyitedilmiş; 14. maddesinde ise Anayasadaki hak ve hürriyetlerden hiçbirinindevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak. . . dil, ırk. . .ayırımı yaratmak. . . amacıyla kullanılamıyacakları esası getirilmek suretiyletemel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması önlenmek istenmiştir. Anayasakoyucunun bir tarihsel olgu ve hukuki temel niteliğindeki devletin ülkesi vemilletiyle bölünmezliği ilkesine karşı gösterdiği duyarlılığa işaret etmesibakımından bu ilkeye sadece başlangıç kısmında ve belirtilen maddelerde yervermekle kalmayıp, aynı zamanda 5, 13, 28, 30, 33, 58, 68, 130, 133, 135, 143.maddeler de de söz ettiği ve giderek bu ilkeyi 81. maddesinde milletvekili,103. maddesinde Cumhurbaşkanı yemini metinlerinde yer verdiği görülmektedir.Yüksek Mahkemenizin 8.5.1980 gün, E.1979/1 (Parti Kapatılması), K.1980/1 sayılıkararında belirtildiği üzere, ". . . Gerçekten, Sevr Antlaşmasına kadarvaran bir çöküşü, emperyalizme karşı ulusun bütün bireylerin varlıklarınıortaya koymaları pahasına kazanılan Kurtuluş Savaşı ile ulusal bir devletinkuruluşuna dönüştürmeyi başaran Türk Ulusunun, ilkesinebüyük bir duyarlıkla bağlı bulunması ve bu ilkeyi Anayasanın temelkurallarından biri durumuna getirmesi doğaldır. . ." Builkeyle doğrudan bağlantılı olarak Anayasa'nın duyarlılık gösterdiği bir diğerhusus da dil konusudur. Nitekim 3. maddenin 1. fıkrasında Türkiye Devletinindilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir. Devlet dilinin Türkçe olması, bütün resmiişlerde Türkçenin kullanılması, resmi belgelerin Türkçe düzenlenmesi ve resmiyazışmaların Türkçe yapılması anlamına gelir. Madde gerekçesinde TürkçeninTürkiye'de yaşayanların resmi dili olduğu ifade edilmiş ise de, Türkçe'ninsadece resmi bir dil olduğu iddiasını önlemek amacıyla madde Milli Güvenlik KonseyiAnayasa Komisyonunca bugünkü haline getirilmiştir. Anayasamızın 26. maddesininüçüncü fıkrasında düşüncelerin açıklanması ve yayınlanmasında kanunlayasaklanmış olan herhangi bir dilin kullanılamıyacağı; eğitim ve öğretimhakkını düzenleyen 42. maddesinin son fıkrasında da uluslararası sözleşmelersaklı kalmak üzere, Türkçeden başka hiç bir dilin eğitim ve Öğretim kurumundaTürk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamayacağı esası öngörülmüştür. Sözüedilen ilkelere gerekli güvenceyi sağlamak bakımından Anayasanın 4. maddesinde,Atatürk milliyetçiliği ve başlangıçta belirtilen temel ilkeleri de içeren 2.maddesi ile Türkiye Devletinin dilinin Türkçe olduğu hususunun da yer aldığı 3.maddesinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif edilemiyeceği kuralıgetirilmiş, toplumu ilgilendiren faaliyetleri ve amaçları göz önüne alınaraksiyasi partiler yönünden bir yaptırım olarak da 14. maddede öngörülensınırlamaların dışına çıkan partilerin temelli kapatılması 69. maddede kabuledilmiştir. 11.maddesine göre, hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri, bu cümleden olarak siyasi partilerive davalı siyasi partileri ve davalı siyasi partiyi bağlayan temel hukukkuralları olan Anayasadan alınan ilhamla düzenlenmiş bulunan SPY, nın 5.maddesinin ikinci fıkrasında Anayasanın 14. maddesine benzer şekilde,"siyasi parti kurma hakkı Anayasanın başlangıç kısmında yer alan temelilkelere aykırı olarak ve Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak. . . dil, ırk ayrımı yaratmak. . . amacıyla kullanılamaz." hükmügetirilmiş, dördüncü kısmında "Siyasi Partilerle ilgili Yasaklar"başlığı altında işbu davaya esas teşkil eden 78, 80 ve 81. maddeler de dahilolmak üzere birtakım yasaklayıcı hükümler sevkedilmiş; tüzük veprogramlarındaki veya belirli kurullarının karar, genelge ya dabildirgelerindeki yahut seçim münasebetiyle partiyi temsilen yapılanradyo-televizyon konuşmalarındaki aykırılık hallerine ek olarak, 101. maddenin(b) bendinde genel başkan, genel başkan yardımcısı veya genel sekreterindördüncü kısımdaki hükümlere aykırı nitelikte sözlü ya da yazılı beyandabulunmaları halinde de o partinin Anayasa Mahkemesince kapatılmasıöngörülmüştür. Bunun da sebebi, bir partinin genel başkanının, genel başkanyardımcısının ya da genel sekreterinin beyanlarının partinin takip edeceğisiyaseti anlatan açıklamalar demek olmasıdır. Bu açıklamalar parti üyesi olankimselere olduğu kadar partili olmayan yurttaşlara ve kamuoyuna partininbelirli konularda gerçekleştireceği hedefleri bildirmek için yapılır. Bu hükümile, yasada sayılan bu sıfatları taşıyan partili kişilerin bu tür beyanlarınınbu yasa bakımından parti tüzel kişiliğini bağlayıcı nitelik taşıdığı vebeyanlarının öncelikle Anayasadaki ve daha sonra yasanın dördüncü kısmında yeralan hükümlere aykırı olması halinde, o partinin kapatılma yaptırımına maruzkalacağı açıkça belirlenmiştir. SPY.,dördüncü kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan esas vedeğerlere Anayasaya paralel olarak büyük önem atfetmekte, bunlara karşıpartiler tarafından yapılabilecek tecavüzlerin kapatılması yaptırımıylakarşılaşmasını öngörmüş bulunmaktadır. Yasanın78. maddesi siyasi partilere, davanın konusuyla sınırlı kalmak üzere, şuhususları yasaklamaktadır: (1) Türkiye Devletinin. . . Anayasasının başlangıçkısmında ve 2. maddesinde belirtilen esaslarını, (2) Anayasanın 3. maddesindeaçıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline. .. dair hükümleri değiştirmek amacını gütmek veya bu amaca yönelik faaliyettebulunmak, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik etmek, (3) Irk esaslarınadayanmak, Günümüzdesadece bir teşkilatlanma yasası olmaktan çıkarak aynı zamanda belirli birsiyasi, ekonomik ve sosyal felsefe anlamında birer ideolojik belge niteliğinikazanan anayasalar devletin kuruluşuna egemen olan fikir ve düşünce sisteminiortaya koyar ve bu sistemi devletin siyasi ve hukuki temeli yapar. Anayasakuralları bir taraftan devletin esas yapısını şekillendirirken diğer taraftanda onun oluşturduğu fikir ve düşünce sistemi, şekillendirilen devlet yapısınaöz ve içerik kazandırır. Buaçıdan bakıldığında Anayasamızın 176. maddesinin birinci fıkrası, felsefesi,ideolojisi, fikir ve düşünce sistemi anlamında dayandığı temel görüş ve ilkelerinbaşlangıç kısmında belirtildiğini söylemektedir. Ancak başlangıç kısmınınyanında 2 ve 3. maddelerdeki esasların da bu temel görüş ve ilkelere dahilolduğunu kabul etmek gerekir. Aksi taktirde, bu maddelerdeki esasların 4.maddedeki değiştirilmezlik kuralıyla koruma altına alınmasının bir anlamıkalmazdı. Anayasanınsözü edilen başlangıç kısmına ve içerdiği ilkelere iddianamenin 132-134.sayfalarında yer verilmiş bulunmaktadır. Anayasanın2. maddesinde ise Cumhuriyetin nitelikleri açıklanarak, "TürkiyeCumhuriyetinin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilentemel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletiolduğu", 3. maddenin birinci fıkrasında ise, "Türkiye Devletininülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu" ifade edilmiştir. Anayasanınfelsefesi, dünya görüşü, kendi deyimiyle temel görüş ve ilkeleri içinde davanınkonusu itibariyle üzerinde durulması gerekenler, Atatürk milliyetçiliği vedevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ilkeleridir. Hembaşlangıçta, hem de 2. maddede sözü edilen Atatürk milliyetçiliği, 2. maddeningerekçesinde, bütün fertlerin kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez birbütün teşkil etmeleri olarak belirtilmiştir. Başlangıç'ın dokuzuncuparagrafında, Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç vekederlerde milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millethayatının her türlü tecellisinde ortak olduklarının ifade edilmesi de aynıniteliktedir. Cumhuriyetinkuruluşundan itibaren meydana getirilmiş olan bütün Anayasalarımızda yer alanve bu bakımdan tarihsel ve geleneksel bir nitelik kazanmış bulunan ve 1961Anayasasının "Türk milliyetçiliği" adını verdiği, 1982 Anayasanın ise"Atatürk milliyetçiliği" olarak adlandırmayı tercih ettiği bumilliyetçilik anlayışı modern milliyetçilik anlayışıdır. Buna göre, çeşitlikökenlerden gelseler bile, fertleri bir araya getiren, bir arada yaşatan şeyonlardaki buna ait duygu, düşünce ve irade birliğidir. Sübjektif nitelikteki bumilliyetçilik anlayışında ana unsur ferdin kendi gibi olanlarla birliktekaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün oluşturdukları duygu vedüşüncesidir. Bu itibarla Atatürk milliyetçiliği sınırları belli olan vebölünmez vatan esasına dayanır. Irkçılığı red eder. Irk düşüncesine ve kökencebaşka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılması düşüncesine yer vermez.Kültür milliyetçiliğidir. Yani, kökenleri ne olursa olsun fertleri ortak birkültüre mensup oldukları bilinci etrafında toplar, onları "tek ulus"yapısı içinde kaynaştırıp, bütünleştirir. Nitekim, Yüksek Mahkemeniz de,20.7.1971 gün, E, 1971/3 (Parti Kapatılması), K.İ971/3 sayılı kararında Türkmilliyetçiliğinde ırk düşüncesi ve kökence başka görünen toplulukların ayntutulması düşüncesinin yer almadığını; 8.5.1980 gün, E. 1979/1 (PartiKapatılması), K. 1980/1 sayılı kararında, geçmişte "panislamist" ve"panturanist" görüşlerin neden olduğu acı deneyimleri yaşamış olan"Türk Ulusunun din, dil, ırk ve mezhep gibi esaslara dayalı ayrılıkçabalarına ödün vermeyen, birleştirici ve toplayıcı bir"milliyetçilik" anlayışına Anayasanın başlangıç hükümleri arasındayer vermesinin imparatorluktan ulusal devlete dönüşmüş bir toplumun bilinçlibir davranışı olduğunu, 27.11.1980 gün E.1979/31, K.1980/59 sayılı kararında,Anayasanın ırkçılık, turancılık, ya da din veya mezhep doğrultusundabütünleşmeyi amaçlayan inanışları red eden, Türk Devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi Türk sayan, birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilikanlayışına sahip olduğunu; 18.2.1985 gün, E.1984/9, K.1985/4 sayılı kararında,Atatürk milliyetçiliğinin Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanherkesi Türk sayan dil, ırk ve din gibi düşüncelerle yapılacak her türlüayırımı red eden birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil ettiğini;16.7.1991 gün, E.1990/1 (Siyasi Parti Kapatma), K.1991/1 sayılı kararında da,milliyetçiliğin büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi" üzerinekurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışı, Türkiye Cumhuriyetininve Türk Devriminin temel ve önde gelen ilkelerinden olduğunu, Cumhuriyetdöneminde "millet" ile "milliyetçilik" kavramlarının, baştaYüce Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucuları ve onların temel ilkelerüzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982Anayasalarında yer almış olduklarını,. . . bunun ırkçı bir kavram değil,Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkını, kökeni ne olursa olsun devlet yönündentartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içerençağdaş bir olgu olduğunu; ayrımcılığı dışlayıp, "ulus" yapısı içindekaynaşmayı öngören bu kavramın, etnik kökenlerin kimliklerin bir tanıtımbelirtisi olarak söylenmesini engellemediğini; dil ve din birliği yanındaönemli toplumsal bağlar kurmuş olan toplulukların devletle olan hukuksalbağlarını koparacak bir girişimi kışkırtmanın Anayasanın ve Siyasi PartilerYasasının hoşgöreceği bir tutum olmadığını; Türk Ulusu içinde "Kürt"kökenli yurttaşlarla değişik boylardan gelen "Türk"ler ve değişikkökenlilerin ayırımsız bir biçimde yer almakta ve devletin temel öğesi olan"tek ulus" olgusunun böylece somutlaşmakta olduğunu belirtirken aynıesaslara işaret etmiş bulunmaktadır. Millidevlet olmanın bir sonucu olan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğiilkesi ise iki anlam ifade eder. Devletin ülkesiyle bir bütün olması dışa karşıbağımsızlığı ve ülke bütünlüğünün korunması; milletiyle bir bütün olması ise,azınlık yaratılmasının önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılık yapılmaması ve eşitlikilkesinin korunması ilkesidir. Bukonusuna verilen önemi gösterir şekilde getirilmiş olan Anayasaldüzenlemelerden daha önce söz edilmiş bulunmaktadır. Birbirinitamamlayan modern Türk milliyetçiliği anlayışı ile devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi bu şekilde Anayasa'nın dayandığı temelgörüş ve ilkeler arasında yer almakta ve SPY. da Anayasa'nın bu konudakiduyarlılığını siyasi partiler bakımından devam ettirmektedir. Yüksek Mahkemenizin20.7.1971 gün E.1971/3 (Parti Kapatılması), K.197İ/3 sayılı kararındabelirtildiği gibi, ". . . Siyasi partilerin çalışmalarında devletin ülkesive ulusu ile bölünmezliği temel hükmüne uymaları demek, ülkenin ya da ulusunbir bölümünün bugünkü bütünlüğünü bozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruyaveya dolayısıyla doğurabilecek her türlü davranıştan, sözden ve yazıdan kaçınıpçalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir.Bu kuraldan çıkan sonuç da bütünlüğü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, sözve davranışın siyasal partiler için yasak olmasıdır." SPY.nın78. maddesinin (b) bendinde yasaklanan bir husus da siyasi partilerin ırkesasına dayanmalarıdır. Buna göre siyasi partiler belirli bir ırka mensupolanların toplandıktan, sırf onlara mahsus bir parti olduklarını iddiaedemiyecekler veya bu amaçla örgütlenemiyeceklerdir. Aksine davranışa cevazverilmesi halinde bundan öncelikle devletin ülkesi ve milletiylebölünmezliğinin zarar göreceği muhakkaktır. Siyasipartiler bakımından bir diğer yasaklama yasanın 80. maddesinde öngörülmüş olanTürkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirme amacınıgütmek ve bu amaca yönelik faaliyette bulunmaktır. Maddenin gerekçesindedevletimizin federe ve konfedere devletler ve siyaseten özerk kuruluşlar gibiteklik ilkesine aykırı bir nitelik taşımadığı bu ve buna benzer ayrılmalardevletin ve milletin bütünlüğü ilkesine ve toplum yararına ters düşeceğinden buyolda bir amaç güdülmesinin yasaklandığı belirtilmektedir. Gerçekten, TürkiyeDevleti tekil (unitaire) bir devlettir. Federe devletlerden oluşmuş değildir.Milli devlet olmanın, yani bir milletin bağımsız devlet halinde örgütlenmesininsonucu olan bu nitelik etnik, dinsel ya da başka herhangi bir düşünceyle ülkeninfedere devletlere veya özerk bölgelere ayrılmasına izin vermez. Milli birliğikurmak ve devam ettirmek amacıyla devlet tekil biçimde oluşmuştur. Yasanın81. maddesinin (a) ve (b) benden de siyasi partilerin, Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde milli. . . kültür veya ... ırk veya dil farklılığına dayananazınlıklar bulunduğunu ileri sürmeyi; Türk dilinden veya kültüründen başka dilve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyetiülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacınıgütmeyi ve bu yolda faaliyette bulunmayı yasaklamaktadır. Maddenin gerekçesinebakıldığında şu düşüncelerin yer aldığı görülmektedir: "ÜlkemizdeLozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur.Herhangi bir ülkede resmi dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yerkonuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürelalanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit birşekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmekmümkün değildir. "Birmemlekette resmi dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursaolsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adli ya da idari işlerinçabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı, hatta zorunludur. Buitibarla resmi dili genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesinisağlamak devletin görevidir." Maddenin(a) bendinde siyasi partilerin milli. . . kültür. .. ırk ya da dil ayrılığınadayalı azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri kabul edilmiştir. Gerekçedede açıklandığı üzere, ülkemizde azınlıklar konusu 24 Temmuz 1923 tarihli LozanAntlaşmasıyla düzenlenmiş ve sadece müslüman olmayanlar azınlık kapsamına dahiledilmişlerdir. Bu düzenlemenin amacı, müslüman olmayanlara da müslümanlarasağlanan medeni ve siyasi haklardan yararlanma imkanı verilerek yasalar önündedin ayrımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmektir. Bundan ayrıolarak, 18 Ekim 1925 tarihinde imzalanmış olan Türk-Bulgar Dostluk AntlaşmasındaTürkiyedeki Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de TürkDevletinin laik mevzuatı kabul etmesini takiben bu azınlıklar bu statülerindenkendiliklerinden vazgeçmişlerdir. Türkiye'deki hukuk sistemi itibariyle bu ikiantlaşmayla tanınanların dışında bir azınlığın varolduğu kabul ve iddiaedilemez. Elbette,belirli bir büyüklükte toprağa sahip olan devletlerde din, mezhep, ırk, dilgibi unsurlar bakımından farklı insan toplulukları, yani ulus olgusuna oranlaikincil nitelikte kesimler varolabilir. Yüksek Mahkemenizin 8.5.1980 günE.1979/1 (Parti Kapatılması), K.1980/1 sayılı kararında da belirtildiği üzere,bu gibi toplulukların "dilinin ya da dininin toplumun öteki kesimlerindenayrı olduğundan nesnel biçimde söz etmek tek başına bir anlamınagelmez." SPY.nın 81. maddesine benzer hükmü içeren eski 648 sayılı yasanın89. maddesinin birinci fıkrasını yorumlayan Yüksek Mahkemeniz aynı kararında, kabuledilebilmesi için, "sözkonusu topluluğun toplumun öbür kesimlerindenayrılan varlığını ve niteliklerim koruması ve sürdürmesi için kendisine özelbir hukuksal güvence tanınması gerektiğinin, yani bu kimselerin ndanyararlanmaya hak kazanmış olduklarının da açık ya da üstü örtülü biçimde ilerisürülmüş olması gerektiğini" ifade etmiş bulunmaktadır. Bu topluluklarınherbirine azınlık hakkının tanınması devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğiilkesiyle çelişir. Üstelik bunlara mensup olanlar ortak geçmişten gelentarihsel ve kültürel beraberlik anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusunkaderiyle özdeşleştirme iradesini tereddütsüz açığa vurmuşlarsa onlara azınlıkhakkı tanınmasına gerek kalmaz. Nitekim yaklaşık bin yıldan beri Anadolutoprağında yaşamakta olan Türkler ve diğer unsurlar birlikte aynı devletlerinçatısı altında yerahnışlar, çeşitli zorluklara birlikte göğüs germişler,çeşitli acılara birlikte katlanmışlar, sevinçli günlerde birlikte mutluolmuşlar; gerek birbirleriyle, gerekse çeşitli tarihsel, siyasal nedenlerleveya göç hareketleri sonucu başka topluluklarla karışıp kaynaşmışlardır.Böylece, ortak bir geçmişe, tarihe ve değer yargılarına dayanan tek bir ulusamensup olma şuur ve iradesiyle "Türk UIusu"nu oluşturmuşlar veTürkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. Yüksek Mahkemenizin 20.7.1971 gün, E.1971/3(Parti Kapatılması), K.1971/3 sayılı kararında da belirtildiği gibi, UlusalKurtuluş Savaşına katılıp, omuz omuza döğüşerek bu ülkeyi düşmanlardantemizlemiş ve böylece alın yazısı ve gönül birliğini dosta düşmana açıkçagöstermiş bulunan doğulu ve batılı yurttaşlar arasında Anayasanın başlangıçkurallarındaki düşüncelere temel tutulan ruhsal birlik ve bütünlük daha UlusalKurtuluş Savaşı sırasında perçinlenmiş, Türk ulusunun siyasal ve toplumsalbütünlüğü bir kez daha kimsenin anlamazlıktan gelemeyeceği biçimdeduyurulmuştur. . . "Yine Mahkemenizin yukarıda anılan 8.5.1980 günlükararında aynı konuda benimsenen görüşe göre, ". . . Kurtuluş savaşındaulusun bütün bireylerinin dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin düşmana karşı omuzomuza çarpışmış bulunmaları, dili ya da ırkı ayrı olan kimi grupların bugünazınlık hukukundan yararlanmalarını gerektirecek bir durum sayılmaz. Tamtersine, bu durum söz konusu vatandaşlarımızın ırk ve dil ayırımına yervermeyen Türk milliyetçiliğini daha o zaman benimsediklerini gösterir. .." Bu bakımdan Türk Ulusu çeşitli halklardan değil, kendi özgüriradeleriyle ortak geçmişin oluşturduğu ortak kültürde birleşmeye karar verentek halktan meydana gelmiştir. Gerçekten, Anayasanın 66. maddesinin birincifıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğuifade edilmek suretiyle, Türk Ulusundan sayılmanın tek şartının (vurgulamabizim) "vatandaşlık bağı" olduğu, bunun dışında kalan dil, din ve ırkfarklılıklarının nazara alınmayacağı, "Türk Ulusu"nun bu şekildevatandaş sayılan bireylerin bütünlüğünü ifade ettiği kabul edilmiştir. Bununsonucu olarak, bugün ırk, dil, din ya da mezhep ayrımına yer vermeyen, bireylerarasında tam bir eşitliğe dayanan Türk Vatandaşlığı sıfat ve ayrıcalığına sahipherkes toplum hayatı içinde saygın bir yere ve hukuk düzenince tanınmış herhakka ayrımsız ve mutlak biçimde sahiptir. Maddenin (b) bendinde ise, siyasipartilerin Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak,geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak milletbütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri belirtilmiş bulunmaktadır.Yüksek Mahkemenizce yukarıda zikredilen 8.5.1980 günlü kararında bu madde vebendin küçük farklılıklarla benzeri olan eski 648 sayılı yasanın 89. maddesininikinci fıkrasıyla ilgili olarak yaptığı yorumda şöyle denilmiştir: ... buhükümde de ... deyiminin açıklığa kavuşturulması gerekmekteolup, söz konusu deyimin de maddenin tümü içinde değerlendirilmesi ve birincifıkradaki deyimiyle sıkı ilişkisi gözönünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanması zorunludur. Böyle bir yorumlavarılacak sonuç ise, deyiminin, ancak, anlamınagelebileceğidir..." Aynı kararda, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde"azınlık yaratma" amacı güdüldüğünün ya tüzük ya da programmetinlerinden veya partinin faaliyetlerinden yahut her ikisindenanlaşılabileceği, bunun kesinlikle anlaşılmasının o partinin ulus bütünlüğününbozulmasını da amaçladığını ortaya koyacağı kabul edilmiştir. Yine YüksekMahkemenizin yukarıda zikredilen 20.7.1971 günlü kararında belirtildiği üzere,". . . bir siyasi partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçeden başka dilkonuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun içinbirtakım haklar ve yetkiler tanınmasını istemesi ulusal yapıda git gidekopmalara, bölünmelere yol açması demektir. Yine Türk yurttaşları arasında Türkdilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri koruma çabalarına girişmekTürkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulması sonucunu doğurmağaelverişli bir tutumdur. . ." Buaçıklama ve tespitlerin ışığı altında davalı partinin genel başkanları, genelbaşkan vekili ve genel sekreterlerinin yapmış oldukları konuşmalarincelendiğinde işlenen temalar ve Siyasi Partiler Yasası'na aykırılık hallerişu şekilde çıkmaktadır. İncelenenkonuşma ve demeçlerde; -Türkiye Cumhuriyetinde sadece Türklerin var olduğunu kabul eden, buna karşılıkTürklerin dışında bütün etnik yapılan reddeden bir politikanın ve bunun doğalsonucu olarak baskıcı, otoriter ve asimilasyoncu bir uygulamanın benimsendiği,insan Hakları Evrensel Beyannamesinin imzalanmasının durumda bir değişiklikmeydana getirmediği, Yetmişyıldan beri uygulanan ve resmi ideoloji olarak adlandırılan red ve inkarpolitikasına rağmen Kürt halkının mevcut olduğu söz konusu resmi ideolojininartık iflas ettiği, Kürt halkının dinamizminin yükseldiği, kendisini her alandaifade eden bir döneme girdiği, red ve inkar politikası bırakılmadıkçaTürkiye'nin özgürleşemiyeceği, · Demokrasininönündeki en büyük engelin Kürt sorunu olduğu, sorunun çözümünün barışçı vedemokratik ortamda tartışmak suretiyle olabileceği, bu sorunun Kürtler ileTürklerin omuz omuza ve kardeşçe çözecekleri, bu sorunu sadece Kürtlerintartışamadığı, demokratik bir ortamda özgürce tartışılmadan çağa, akla bilimeuygun şekilde çözümlenmeden Türkiye'de gerçek bir demokrasiden sözedilemiyeceği ve Türk halkının özgür olamayacağı, bu sorun çözümlenmediğisürece, Türkiye'de demokrasiyi kurmanın, ekonomik sosyal ve kültürel kalkınmayısağlamanın mümkün olmadığı, · Dışpolitikada ulusların eşit, özgür iradeye dayalı, yani ulusların kendikaderlerini tayin edici bir politikadan yana oldukları. Bu hakkın mutlakaayrılma anlamına gelmediği, özgürlük ve eşit iradeye dayalı birlikte yaşamademek olduğu, · Kendikaderini belirleme hakkının, her halk için olduğu kadar, Kürt halkı için detartışılmaz, vazgeçilmez, doğal bir hak olduğu, Birleşmiş Milletler Örgütünüoluşturan devletlerin Kürtlerin yaşadığı tüm parçalarda Kürt halkının yürüttüğümücadeleye sessiz kalamayacakları, en kısa zamanda Birleşmiş Milletler kapsamındabir Kürt konferansı toplanarak soruna adil, uluslararası sözleşmelere uygundemokratik bir çözümün bulunması gerektiği, · Yenibir Anayasa yapılarak bunun ışığında Kürt sorunu hakkında bir mutabakatçalışmasının başlatılması, herkesin katılacağı ortak bir çözümün bulunması, buyeni Anayasada Kürtlerin varlığı kabul edilerek Türkler ile Kürtlerineşitliğine ve birliğine dayalı bir toplum düzeninin öngörülmesi gerektiği, Kürtgerçeğinin eğitim yoluyla Türklerin ve Kürtlerin eşit haklı birlik anlayışınauygun olarak benimsetilmesi gerektiği, · HalkınEmek Partisinin programında Kürt sorununun demokratik ve siyasal yollarlaçözümünü ilke olarak benimsedikleri; bütün halkların kardeşliğini, eşitliğinive özgürlüğünü savunan, onun Türkiye'nin tek kurtuluş yolu olduğunu düşünen vepolitikasını üreten parti oldukları, Beyanedilmek ve Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin bir kısmı Kürdistan olarak nitelenip,adlandırılmak suretiyle öncelikle Anayasanın 69. maddesinin birinci fıkrası veSPY. nın 78. maddesinin (a) bendine aykırı olarak Türk ve Kürt halkları vehatta diğer bazı etnik unsurlar ayırımı ısrarla işlenmek suretiyle aşağıdabelirtilecek olan idari federasyon adlı modelden başlayıp, Kürtlerin kendikaderlerini tayin hakkını kullanmalarına varan bir süreç içerisinde KürtlerinAnayasa'daki ulus ve bütünlüğünden ayrılmaları ve ayrı bir Kürt ulusununoluşturulması esasının benimsendiği anlaşılmaktadır. Oysa Türkiye CumhuriyetiDevletinde birden fazla ulusun varlığı söz konusu olamaz. Dili, dini, mezhebi,ırkı farklı da olsa Türk Ulusu bütünlüğü içerisinde yer alan her birey Türkyurttaşıdır. Tarihsel bir gerçeğin ifadesi olan "Türk Ulusu"olgusunun ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak, ırkçılığa dayanan ayrılıklarve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren iddialar ileri sürülemez. Türkmilliyetçiliğinin hukukumuzdaki anlamına, öğretiye de uygun olarak, YüksekMahkemenizce çeşitli vesilelerle getirilmiş yorum ve açıklamalara rağmen, önsavunmada olduğu gibi iddianamede doğmatizm esas alındığına, bunun Türk ırkı esasına,ırkçılık esasına, ırkçılık esasının da yasal temellere dayandırmayaçalışıldığına dair savunmanın kabulü olanaksızdır. Diğertaraftan yine bu konuşma ve demeçlerde; · İlkdefa içlerine sine sine içinde yer alabilecekleri, bizim diyebilecekleri birpartinin doğduğu, partinin en çok ezilen, en çok sömürülen, en çok baskıaltında tu tulanların partisi olduğu, sömürülen, baskı altında tutulan ve zulmeuğrayan bir halk, yani Kürtler bu partiye sahip çıkıyorlarsa Halkın EmekPartisinin bundan onur duya cağı, bütün bunlara rağmen partiye Kürtlerinpartisi deniyorsa demek ki en çok onların ezildiği, sömürüldüğü, zulmedildiği,Kürtlerin en çok ezildikleri söyleniyorsa, Kürtlerinde partisi olmaktan onurduydukları, · Ekonomikve etnik özelliklerinden dolayı Türkiye'de en fazla ezilenler Kürt halkıolduğundan, bunların ezilenlerin hakkını koruyan Halkın Emek Partisi'nidesteklemelerinden daha doğal bir şeyin olamayacağı, · Türkiye'dekibütün etnik yapıların partisi oldukları, ifade edilmek suretiyle, SPY. nın 78.maddesinin (b) bendine aykırı olarak davalı partinin belli bir ırka mensupolanların ve hatta daha da ileri gidilip Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan"etnik yapı" şeklinde ifade ettikleri değişik kökenli bireylerin bukökenleri ısrarla ve her vesileyle vurgulanarak onların da partisi olduğu ilerisürülmekte ve böylece parti bir yönüyle de ırk esasına dayandırılmaktadır. Eskigenel başkan Feridun Yazar tarafından verilen bir demeçte üniter devletkavramını Türkiye'nin sınırlarının değişmemesi anlamında aldıkları, ancakTürkiye Cumhuriyeti'nde üniter devletten kast edilenin inkarcı politika olduğu,bunun da katı bir merkeziyetçiliği beraberinde getirdiği Devletin bu inkarcı vemerkeziyetçi uygulamadan vazgeçerek bütün Türkiye'de halkların eşitliğine vegönüllü birliğine dayalı politikaların üretilmesi gerektiği belirtildiği gibi(1.6.1992 tarihli Milliyet Gazetesi) yerel yönetimlerin merkezi devletindenetiminden kurtarılarak mahalli ve idari özerkliğe kavuşturulması (5.2.1992tarihli Sabah Gazetesi), daha sonra da aynı doğrultuda olmak üzere, Türkiye'deüniter devletin bugüne kadar uyguladığı biçimde sorunları çözemediği, bunedenle merkeziyetçi devlet sisteminin otonom bölgeler veya federasyon, yahutidari federasyon denilen şekilde değişmesi gerektiği, uygulanmasından yanaoldukları idari federasyon biçiminde o bölgenin yönetim şeklinin, kullanılacakdilin, yapılacak yayınların o yerde belirleneceği, o yerde vergi toplanıp, yineo yerde harcanacağı, ancak bir kısmının devlete gönderileceğinin ifade edilmesi(1.6.1992 tarihli Milliyet Gazetesi) suretiyle, sırf bazı hizmetlerin daha iyigörülebilmesinin ve sorunların çözümlenebilmesinin birden çok ili içine alançevrede teşkilatlanmayı gerektirdiğini dikkate alan Anayasa'nın, merkeziidareyi düzenleyen 126. maddesinin üçüncü fıkrasında sadece kamu hizmetleriningörülmesinde verim ve uyum sağlanmaya yönelik olmak üzere birden çok ili içinealacak şekilde kurulabileceği öngörülen merkezi idare teşkilatı modeliyle 127.maddesinin son fıkrasında öngörülen ve yine münhasıran belirli kamuhizmetlerinin görülmesi amacına yönelik olarak mahalli idarelerin kendiaralarında Bakanlar Kurulu'nun izniyle kurabilecekleri birlik modelininötesinde vergi toplama ve toplanan vergilerin mahallinde harcanması, yönetimşeklinin ve Anayasa'nın değiştirilmeyecek olan 3. maddesindeki TürkiyeDevletinin dilinin Türkçe olduğu hükmü de gözardı edilerek, kullanılacak dilinve yapılacak yayınların mahallinde belirlenmesi gibi, parti programındaki yerelyönetim örneğini dahi aşan, adeta siyasal amaçlı yerinden yönetim modelineyaklaşan, özerk bölge niteliğinde giderek federalizme yol açabilecek"idari federasyon" adı verilen kuruluşların, artık yetersiz kalmayabaşladığı belirtilen tekil devletin yerine oluşturulmasının önerildiği ve böylebir modelin önerilmesiyle de SPY. nın 80. maddesine aykırı olarak devletintekliği ilkesini değiştirme fikrine sahiplenip bu yolda beyanda bulunulduğu çokaçık biçimde ortaya çıkmaktadır. Oysa, ülkemizde bölgelerin ulusal kimliğindensöz edilemez. Anayasa özerk ya da otonom bölge yahut federasyon gibiuygulamalara bilinçli olarak yer vermemiştir. Tamamıiddianameye alınmış olan konuşma ve demeçlerde; · Halklarınve insanların kardeş oldukları ama birbirinin dövdüğü, birbirinin dövüldüğü birkardeşliğin değil, eşit bir kardeşliğin istendiği, · Kürtile Türkü omuz omuza birleştirip demokrasi mücadelesi verme gibi birgörevlerinin olduğu, · Nevruz'unzulme karşı direniş, mücadele, başkaldırı, özgürlük talebinin yükseldiği,zulme, sömürüye, baskıya başkaldırısın sembolleştiği bir gün ve Kürt halkınınözgürlük bayramı olduğu, sömürüye ve sömürgeciliğe karşı herkesin mücadele vedayanışma azminin bilenerek kenetlendiği bir gün olduğu, Kürt halkının direnmeruhunu, mücadele geleneğini simgeleyen Nevruz'un yeniden doğuşu dile getirdiği,özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren kendilerinin de yeniden doğdukları,zulme ve baskıya karşı mücadele azimlerini yükselttikleri, Kürt halkınınözgürlük tutkusundan vazgeçmediği, daima onu kıskandığı; buradan (konuşmakürsüsünden) Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Arnavut, Pomak herkese seslenilerekdavalı partinin ezilen, sömürülen, baskı altında tutulanların partisi olduğu, · Halklarıngönüllü birliğine, tam eşitliğe ve kardeşliğe dayalı bir demokratik düzeninkararlı savunucusu ve mücadelecisi olacakları, · Kürthalkının yıllardan beri insanlık haklarını kullanamadığı, hiç bir haklarınınbulunmadığı, HalkınEmek Partisi olarak halkların eşitliğinden ve kardeşliğinden yana oldukları,hedeflerinin eşitlik ilkesine dayalı halkların gönüllü birliği olduğu, onuniçin mücadele ettikleri, · Edirne'denVan'a kadar Kürt, Türk ve diğer bütün azınlık halkların, emekçilerin ortak sesioldukları, · Kürtsorununun Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri mevcut olduğu, CumhuriyetinTürk ve Kürt halkları tarafından birlikte kurulmuş olmasına rağmen daha sonraKürt halkının tamamen dışlandığı, · Kürthalkının kimliksiz olmak istemediği, özgür olmak istediği, Kürt halkı nın Türkhalkıyla bir alıp veremediğinin bulunmadığı, Kürt halkının özgürlük vekardeşlikten, siyasi çözümden yana olduğu, Beyanedilmek ve Ahmet Karataş'ın genel başkanvekili sıfatıyla 15.12.1991 tarihindeyapılan 1. Olağanüstü Büyük Kongresinde yaptığı konuşmasına "Kürt, Türk,Laz, Çerkez, sıcak Türkiye halkı"; genel sekreter sıfatıyla 1.3.1992 tarihindeİstanbul'da yapılan mitingdeki konuşmasında da "bu ülkenin Türk, Kürt,Arap, Çerkez, Laz bütün insanları" sözleriyle başlaması suretiyle SPY. nın81. maddesinin (a) bendine aykırı olarak Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerindedil ve ırk ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğuna işaret edilmektedir. Davalıparti sorumlularının konuşma ve demeçlerinde; -Kürt halkının özgürlük tutkusundan hiç bir zaman vazgeçmediği, daima onukıskandığı, o yüzden de kültürünü ve ulusal değerlerini hep ayakta tutmasını bildiği, · Kürtlereokumanın, yazmanın, Kürt kültürünü araştırmanın yasak olduğu, · Kürthalkının Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğü içinde kendi ulusal ve kültürelkimliğini korumak ve geliştirmek istediği, devleti ele geçirenlerin inkarcıpolitikalarla Kürtleri eritmek istedikleri, · Kürtsorununun çözümü için öncelikle Kürt halkının kendi ulusal ve kültürelkimliğini ifade edebilmesinin önündeki engellerin kaldırılması vegeliştirilmesi olanaklarının yaratılması gerektiği, · Yenidenyapılacak bir Anayasada Kürtlerin dil, inanç ve kültür özgürlükleriyle Kürtçeeğitimi, öğrenimi ve diğer haklarını kullanmalarına olanak verecek yeni yasaldüzenlemelerin topluma ve devlete benimsetilmesi gerektiği, · Türkiye'deyaşayan emik kökeni, dili ve kültürü ne olursa olsun bütün in sanlarınkendilerini, kendi dil ve kültürleriyle ifade edebilecekleri, eşit koşullara vegönül birliğine dayalı bir toplum yaratmak istedikleri, Belirtilmeksuretiyle de, 81. maddenin (b) bendine aykırı davranılmakta ve Türk dili vekültüründen başka bir dili ve kültürü korumak, geliştirmek yoluyla azınlıkyaratılarak ulus bütünlüğünün bozulması amacı güdülmektedir. Oysa şurası birgerçektir ki; Anayasa ve yasalarda yurttaşlar arasında ne ırk, ne dil, ne debaşka herhangi bir nedenle ayrım yapılmasını öngören bir hüküm bulunmaktadır.Devlet, bireylerin soy kökenlerine karşı tarafsız ve ilgisizdir. Hiç kimseninve bu arada Kürt kökenli olanların kendi kimliklerini ifade etmelerine birengel yoktur. Ancak burada önemli olan, bir azınlığa ya da ayrı bir ulusamensup olmayı ileri sürmeksizin, kimliğin Türk ulusu bütünlüğü ve bu bütünemensup olma ruh ve bilinci içinde anlatılmasıdır. Aksine düşünceler bubütünlüğü bozacağından ve devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeyedüşüreceğinden koruma göremez. Nitekim Yüksek Mahkemeniz de 16.7.1991 gün E.1990/1 (Siyasi Parti Kapatılması), K.1991/1 sayılı kararında, kimi siyasalnedenlerle dış etkilerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum ve bahaneleredayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalıamaçlara geçerlilik tanınamıyacağı ifade edildikten sonra, ". . . devlet"TEK"tir, ülke "TÜM"dür, ulus "BİR"dir. Ulusalbirlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların, ya da bireylerin etnikkökeni ne olursa olsun (vurgulama bizim), yurttaşlık kurumu içinde ayırımsızbirliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalarda yurttaşlar arasındaayıranı öngören hiç bir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökenininyadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı yoktur. . ." denilerekulusal birliğimizin anlamı ve niteliği bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Budurumda; davalı parti tüzel kişiliğini beyanlarıyla bağlayacakları öngörülmüşolan genel başkan ve genel sekreter gibi görevlilerinin Anayasanın 14.maddesindeki Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç birinin devletinülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamıyacağıbiçimindeki sınırlamaya, SPY. nın dördüncü kısmında yer alan 78. maddesinin (a)ve (b) bentleri, 80. maddesi ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri hükümlerineaykırı konuşma ve açıklamalarda bulunmaları sebebiyle davalı partininAnayasanın 69. maddesinin birinci fıkrası ve SPY, nın 101/b madde ve fıkrasıuyarınca kapatılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. B)Davalı parti yönünden söz konusu olan bir diğer kapatma sebebi ise SPY.nın 103.maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre,"Bir siyasi partinin kanunun 78 ila 88 ve 97. maddeleri hükümlerine aykırıfiillerin işlendiği bir mihrak haline geldiğinin sübuta ermesi halinde o siyasîparti Anayasa Mahkemesince kapatılır." Kanunaaykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olma halinin nasıl anlaşılacağını, kanununkullandığı deyimle nasıl sübuta ereceğini aynı maddenin ikinci fıkrasıbelirtmiştir. Şöyle ki; "Bir siyasi partinin yukarıda yazılı fiillerinmihrakı haline geldiği, 101. maddenin (d) fıkrasının uygulanması sonucunda bufiillerin o partinin üyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bufiillerin kesif olarak işlenmesinin o partinin büyük kongre, merkez karar veyönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu yahutbu grubun yönetim kurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiile olur." Şuhalde, madde hükmüne göre, bir siyasi partinin kanunsuz siyasi faaliyetlerinmihrakı haline gelmesi sebebiyle kapatılabilmesi için, (1) yasanın dördüncükısmında yer alan 78 ila 88 ve 97. maddelerindeki yasaklamalara aykırıfiillerin yoğun bir biçimde işlenmiş olduğunun o partinin büyük kongre, merkezkarar ve yönetim kurulu veya parlamentodaki grup genel kurulu yahut grupyönetim kurulunca açıkça veya zımnen benimsendiğinin belirlenmesi gerekir. Buaçıklamaların ışığı altında davalı partiye mensup üyelerin işledikleri fiillerile haklarında yapılan adli işlemlerin neler olduğuna iddianamenin 145-149.sayfalarında işaret edilmişti. Bunlaraek olarak, iddianamenin hazırlık çalışmalarının son aşamasında veya davaaçıldıktan sonra Başsavcılığımıza intikal etmiş bulunan diğer belgelerinincelenmesinden; l-Aralarında Halkın Emek Partisi üyelerinden Yavuz Binbay, Sadun Acar, NaifYaşar, Halil Yacan, Kenan Özdemir (Ödemiş), Hakim Burgu, Arif Acar, FaikŞimşek, Yahya Arslan ve Ali Kalçık'ın da dahil olduğu 94 kişiden oluşan birtopluluğun 21.3.1992 tarihinde Van il merkezinde kanunsuz gösteri yürüyüşünekatıldığı, bütün sanıkların yürüyüş sırasında devletin ülkesi ve milletiylebölünmezliği aleyhinde sloganlar söyledikleri, dağilmaları sırasında bazıkimselere ait işyerlerinin cam ve çerçevelerini kırmaları sonucu 1.991.926.000TL.- tutarında zarara sebebiyet verdiklerinden bahisle Diyarbakır DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 30.4.1992 gün, 1992/349 sayılıiddianame ile diğer yasa maddeleri ile birlikte 3713 sayılı yasanın 8/1 maddesiuyarınca o yer Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açıldığı, 2-Halkın Emek Partisi Muğla il örgütü başkanı Mehmet Nuri Ermiş, il sekreteriZülküf Atay ve yönetim kurulu üyeleri Mehmet Salih Hekimoğlu, Mehmet Okur,ihsan Şahin'in 21 Mart 1992 tarihinde Nevruz nedeniyle meydana gelen olaylardaKürtlere karşı girişilen katliamı protesto için açlık grevinin Muğla ilbinasında yapılmasına, yerel ve genel basına bilgi verilmesine kararverdikleri, hazırladıkları bildiriyi basına ve muhtelif yerlere dağıttıkları,söz konusu bildiride "Kürt ve Orta doğu halklarının bağımsızlık veözgürlük mücadelesinin ilk tohumu olan 21 Mart Nevruz Bayramı kutlamalarındaKürtlere karşı girişilen provakasyon eylemlerle kitle katliamlarınagirişilmiştir. Bu olayları protesto edip, nefretle kınıyoruz. Bu sebeple HalkınEmek Partisi il binasında devrimci yurtseverler tarafından açlık grevi başlatılmıştır. Bu olayları kınayan tüm insanların manevi desteklerini bekleriz."ifadesinin yer aldığı, adlan geçenlerin parti binasına yeşil, san, kırmızıkartonlara "Faşizm Döktüğü Kanda Boğulacaktır. - Devrimci Gençlik","Nevroz Pirozbe - HEP", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür, YaşasınÇağdaş Kawalar - Yurtsever Gençlik", "Me Ber- xuda, Emi Berxudıdin,Emi Bentubidin, Direndik, Direniyoruz, Direneceğiz - Yurt sever Gençlik","Dün Dersim, Ağrı, Zilan. . . Bugün Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin... -HEP", "Kürdistan'da Katliama Son-HEP", "Kürdistan'dakiKatliamları Protesto Amacıyla Açlık Grevi Başlamıştır-HEP" dövizleriniyazarak astıklarından bahisle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi CumhuriyetSavcılığınca 3.6.1992 gün, 1992/49 sayılı iddianame ile 3713 sayılı yasanın 8/1maddesi uyarınca o yer Devlet Güvenlik Mahkemesine dava açıldığı, 3-Halkın Emek Partisi Karşıyaka (İzmir) ilçe örgütü başkanı Âbdurrahman Dayan'ınkardeşinin kızının 13.6.1992 tarihinde yapılan düğünü için Grup Zozan isimlimüzik topluluğunu oluşturan Abdülgafur Aksoy, Mehmet Dursun, Azat Kurt veŞeyhmus. . . isimli kişilerle anlaştığı, bu kişilerin Abdurrahman Dayan'ıntalimatı doğrultusunda düğünde, "Biz Kürdüz, yaşasın PKK., yaşasınKürdistan, Apo liderimiz, Apo başımız, Ya haun peşmerge sakıp şalvar servan,evin roniya gula sor bıdın destivan Apoye serokeme" sözleriyle PKK.örgütünü övdükleri, bölücü slogan attıkları ve attırdıkları, düğün evindekiTürk bayrağını indirip, Kürt bayrağı olduğu ileri sürülen bir kumaş parçasınıastıklarından bahisle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca24,6.1992 gün, 1992/58 sayılı iddianame ile 3713 sayılı yasanın 8/1 maddesiuyarınca cezalandırılması için o yer Devlet Güvenlik Mahkemesine dava açıldığı, 4-Halkın Emek Partisi İzmir il yönetim kurulunu oluşturan Enver Yüzen, VefaÇabuk, Mehmet Zeynettin Unay, Kasım Öztürk, Abdülaziz Aktaş, Mehmet Tekin,Hasan Akdemir, Zeki Karatay ve İbrahim İncal'ın 1.7.1992 tarihinde toplanarakgecekondu yıkımlarıyla ilgili olarak "Yurtsever Demokrat Kamuoyuna"başlıklı bildirinin İzmir ili sınırları içinde dağıtılmasına karar verdikleri,işbu bildiride, "Son günlerde İzmir'de Kürt halkına yönelik Valilik,Emniyet ve Belediye üçlüsü tarafından uygulamaya konulan "MetropolleriKürtsüzleştirme" temeline bir kampanya başlatıldığı. . . MetropolleriKürtlerden arındırma senaryosu uygulamaya konulmadan önce karanlık güçlerceİzmir'de haftalarca yoğun bir biçimde dağıtılan "Yurtseverİzmirliler" imzalı bildirilerle bu uygulamanın maddi zemini, psikolojikzemini zaten yaratılmıştı. Bu bildirilerde özellikle Kürt halkına karşıdüşmanlık körükleniyor, Kürtlere karşı tahrik amaçlanıyordu. Kürde iş ve ev verme,selamı kes, kız alıp verme, Kürde karşı şiddet kullan biçimindeki propagandaylaKürtlere karşı ırkçı-şoven hava yaratıldığı. . . Valilik, Emniyet ve Belediyeüçlüsü tarafından gecekondu yıkımlarına başlandığı. . . Seçimler öncesindedüzen partilerince potansiyel oy deposu olarak görülen gecekondu semtleri kiçoğunluğu Kürttür, "Oyunu Ver, Konudunu Yap" aldatmacasıylagecekondulaşmaya davetiye çıkaranlar bu kez de Kürtleri yılgınlaştırarak,terörize ederek geri göçe zorlama senaryosu gereği bu konduları vahşice yıkmayaçalıştılar. . . Yapılanlar Türk ve Kürt emekçilerine karşı uygulanan devletterörüdür. . . "metropolleri Kürtlerden Arındırma Politikası" Bugünülkede Kürt halkına karşı sürdürülen ÖZEL SAVAŞ'ın bir parçasıdır. . . ülkedekontrgerilla, özel tim, köy koruculuğu, SS kararnamesi ve her türlü devletterörü ile halk bastırılmak, susturulmak istenirken, İzmir'de halkımızınelinden ekmeği, aşı alınarak en son evi başına yıkılarak bu amaçgerçekleştirilmek isteniyor. . . Metropollere yönelik bu saldırılan boşa çıkarabilmeninyolu HALKIN ÖZ GÜCÜNE DAYALI MAHALLE KOMİSYONLARI oluşturmaktır. Tüm Kürt veTürk demokrat yurtseverlerini emekçi halka dayatılan bu Özel savaşa karşıdurmaya, sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz. . . şeklindeki sözlerleırk mülahazasıyla halkın kin ve düşmanlığa tahrik edildiğinden bahisle İzmirDevlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 27.7.1992 gün, 1992/68 sayılıiddianame ile T. Ceza Yasasının 312/2-3, 3713 Sayılı Yasanın 5, 5680 sayılıyasanın ek 4. maddeleri uyarınca o yer Devlet Güvenlik Mahkemesine davaaçıldığı, 5-Halkın Emek Partisi Aydın il başkanı Lazgin Çulduz'un Aydın ili ve çevresindePKK. örgütünün dağ kadrosuna militan gönderme çalışmalarında bulunduğu, 1991yılı Aralık ayında Bilal Ülkü, Bayram Yılmaz, Bayram Pişkin, Faruk Ceylan,Yunus Tutuş, Ebedin Duyar, Murat Tilki isimli şahısları parti binasınaçağırarak PKK. örgütünün her gün geliştiğini, Kürdistan'ın kurulacağını,kendilerinin büyük adamlar olacağını söyleyip, örgütün propagandasını yaptığı,bu kişileri İzmir'e getirerek PKK. kamplarına götürülmek üzere kimliğibelirlenemeyen kişilere teslim ettiği, Lazgin Çulduz'un örgüt kampınagönderdiği kişilerden Bilal Ülkü'nün Irak'daki Şehit Mahir kampında eğitimgörüp 6.6.1992 tarihinde silahlı çatışmada yakalandığı, il yönetim kuruluüyeleri olan İsmet Dağ, Şakir Sula'nın Aydın çevresinde PKK. örgütüne elemantemini için örgütün propagandasını yaptıklarından bahisle İzmir Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Savcılığınca 12.8.1992 gün, 1992/78 sayılı iddianame ileT. Ceza Yasasının 169, 3713 sayılı yasanın 5, 7/2 maddeleri uyarınca o yerDevlet Güvenlik Mahkemesinde dava açıldığı, anlaşılmıştır. Görüldüğügibi; adları geçen parti üyeleri hakkında 3713 sayılı Terörle MücadeleYasasının 8. maddesiyle bireysel olarak yaptırıma bağlanan Türkiye CumhuriyetiDevletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan propagandayapma eyleminden dolayı yurdun çeşitli yerlerinde kamu davaları açılmışbulunması, SPY. nın siyasi partiler bakımından bu bütünlüğe uygunluğu esasalmış olan ve davanın konusunu teşkil eden 78, 80 ve 81. maddelerine aykırıfiillerin parti üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği olgusunu ortayakoymaktadır. Diğertaraftan, davalı partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu, parti üyelerinceyoğun bir şekilde işlenen bu fiilleri açıkça reddetmiş veya kınamış dadeğildir. Bu hal, parti merkez karar ve yönelim kurulunun, parti üyelerininsözü edilen fiillerini susma ve engelleyici bir harekette bulunmama suretiylezımnen benimsediğini göstermekte ve böylece davalı partinin kanunsuz siyasifaaliyetlere mihrak olduğu sonucunu doğurmaktadır. V-Sonuç ve istem Yukarıdayasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı Halkın EmekPartisi'nin genel başkanları, genel başkan vekili ve genel sekreterlerininçeşitli yerlerde ve tarihlerde yaptıkları konuşmalarda Anayasa'nın başlangıçkısmı ile 2, 3, 14, 68 ve 69. maddelerine ve SPY. nın 78. maddesinin (a), (b)benden, 80. maddesi, 81. maddesinin (a), (b) bentlerine aykırı niteliktebeyanlarda bulundukları, Davalıpartinin SPY. nın 103. maddesinde öngörüldüğü şekilde kanunsuz siyasifaaliyetlerin mihrakı haline geldiği anlaşıldığından, HalkınEmek Partisi'nin SPY. nın 101/b ve 103/1 madde ve fıkraları gereğincekapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim." denilmektedir. IV.DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI HalkınEmek Partisinin 22.1.1993 günlü esas hakkındaki savunmasında aynen: "Tekrardankaçınmak amacıyla ön savunmada belirtilen ancak bu savunmamıza almadığımızhususları aynen tekrar ettiğimizi belirterek esas hakkındaki savunmamızısunuyoruz. l-Siyasi Partiler Yasası Anayasa'ya aykırıdır. CumhuriyetBaşsavcılığı, Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırılığı doğrultusundakisavunmamıza karşı Anayasa'nın geçici 15. maddesini, iptal istemini incelemeyeengel olduğunu belirterek karşı çıkmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı şeklisavunma yapmış, işin esası hakkında bir şey söylememiştir. Siyasi PartilerYasası'nın Anayasaya aykırı olduğunuda zımnen kabul etmiştir. Anayasa'nın69. maddesi, Siyasi Partilerin uyacakları esasları ve kapatma nedenlerinidüzenlemektedir. Bu maddeye göre; "Siyasi Partiler Tüzük ve Programlarıdışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14. maddesindeki sınırlamalardışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır." Anayasa, Siyasi Partilerinkapatılma nedenlerini sınırlamıştır. Bu sınırlamanın amacı demokratik toplumunvazgeçilmez unsurları olan Siyasi Partilerin, Anayasal güvence altında faaliyetyürütmelerini sağlamaktır. Kapatma nedenleri sayma yolu ile sınırlandırıldığınagöre, yeni yasalarla getirilmesi mümkün değildir. Bunagöre, Siyasi Partiler Yasasının 78. maddesi Anayasa'nın "BaşlangıçKısmı'nı, l, 2, 3, 4, 5 ve 66. maddelerini yasak kapsamına aldığındanAnayasa'ya aykırıdır. SiyasiPartiler Yasası'nın 81. maddeside, yasak kapsamına "Mezhep, Irk veya Dilfarklılığı"nı aldığından Anayasa'ya aykırıdır. CumhuriyetBaşsavcılığı, Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğu konusundakisavunmamızın, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, iddiaedilemiyeceği yolundaki görüşüne gelince; a-Anayasa'nın geçici 15. maddesi, geçici bir maddedir. Bu madde Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlık divanının oluştuğu 6.12.1983 tarihinde kendiliğindenortadan kalkmıştır. Geçici maddeler süreklilik arz etmez, belirli bir zamandilimini kapsarlar. Bu zaman dilimi ise 12.09.1980-6.12.1983 tarihleriarasındaki dönemdir. Geçici madde olma özelliği de budur. Geçici bir maddeyesüreklilik kazandırmak hukuk devleti niteliği ile bağdaşmaz. Kaldı ki budönemde, bu geçici maddenin korumasından yararlanan 838 yasama işlemiçıkarılmıştır. Bu kadar çok sayıdaki, geçici döneme ait, olağanüstü döneminsancılarını içeren ve aksaklıkları uygulama ile birlikte giderebilecek olanyasama işlemine dokunulmazlık tanımak hukuk devleti ilkesine aykırı olduğugibi, geçici maddelerin konuluş amacına da aykırıdır. Zira, geçici maddelerolağanüstü bir dönemde, olağan bir döneme geçişi sağlamayı amaçlarlar.Olağanüstü dönemi yasama işlemlerine sürekli dokunulmazlık tanımak olağandönemlerin hiç gelmemesini, olağanüstü dönemlerin sürekliliğini beraberindegetirir. Geçici 15. maddenin lafzi yorumu ile yetinmek olağanüstü dönemisüreklileştirmektir. Bu ise hukuk devleti ilkesinin açık ihlaline yol açar. Bunedenlerle Anayasa'nın geçici 15. maddesinin ortadan kalktığı kanısındayız. b-22.04.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası,yürürlüğe girdiği tarihten bu yana bir çok kez değişikliğe uğramıştır.Dolayısıyla yasa Milli Güvenlik Kurulu Konseyi dönemindeki orjinal halinikaybetmiştir. Bu nedenle de Anayasa'nın geçici 15. maddesinin korumasındanyararlanamaz. Anayasa'nın geçici 15. maddesi ile koruma altına alınan MilliGüvenlik Konseyi döneminde yürürlüğe konulan yasaların orjinal halidir.Yürürlüğe girdiğindeki orjinal hali bugüne değin yaklaşık 10 kez değiştirilenSiyasi Partiler Yasasının hala ilk orjinalliğini koruduğunu düşünmek doğrudeğildir. II-Anayasa'ya aykırı olan Siyasi Partiler Yasası "İhmal tekniği" yoluile uygulama dışı bırakılmalıdır. Anayasa'nın138. maddesine göre hakimler ". . . hukuka uygun olarak vicdanikanaatlerine göre hüküm verirler." Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi PartilerYasası'nın Anayasa'ya aykırılığını reddetmeyip, zımnen kabul dahi etmektedir.Ancak Anayasa'nın geçici 15. maddesi hükmü nedeniyle aykırılığın ilerisürülemiyeceğini belirtmektedir. Anayasa Mahkemesi de konuya ilişkinkararlarında Anayasa'nın geçici 15. maddesinin lafzi yorumuyla yetinip, esastanincelemeye girmemiştir. Evrensel hukuk kurallarına uygun olmayan bir yasayıuygulamak durumu ile karşı karşıya kalan hakim, hukuka uygun olmayan bu yasayıvicdani kanaatini kullanarak ihmal tekniği yolu ile uygulamaktan sarfınazaredebilir. Diğertaraftan, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılması için bizzat hükümettarafından başlatılmış ve kamuoyuna yansıtılmış bir çalışma mevcuttur.Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılması konusunda, Türkiye Büyük MilletMeclisi'nde temsilci bulunduran tüm Siyasi Partiler hemfikir olduğu gibi, bu maddeninkaldırılması gerektiği yönünde oluşan kamuoyunun ortak görüşü karşısında,Anayasa'nın geçici 15. maddesini Anayasa'ya konulmasını sağlayan ve bizzatkendileride geçici 15. maddenin korunmasından istifade eden dönemin MilliGüvenlik Konseyi üyeleri dahi, Anayasa'nın geçici 15. maddesininkaldırılmasının gerektiği konusunda görüş belirtmişlerdir. Kaldırılması anmeselesi olan bir geçici madde nedeniyle Anayasa'ya aykırı olan 2820 sayılıSiyasi Partiler Yasası'nın yukarıda belirttiğimiz ve Anayasa'ya aykırılığınıiddia ettiğimiz maddelerinin bu davada uygulanmaması gerekir. Bu gelişmekarşısında ciddi boyutta bir hukuki sıkıntı doğmuştur. Bu sıkıntının ihmaltekniği yolu ile giderilmesi mümkündür ve bunun yapılması gerektiğikanısındayız. III-Duruşma istemi Önsavunmamızda belirttiğimiz gibi Siyasi Parti kapatma davaları özü itibariylebir ceza davasıdır. Sağlıklı bir karara varabilmek için yargılamanın dunışmalıyapılması gerektiği kanısındayız. Duruşma yapılmasını engelleyen herhangi biryasal hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenle öncelikle duruşma istemimizinkabulüne karar verilmesini talep etmekteyiz. Duruşmaistemimizin kabul edilmemesi halinde, Parti yetkililerinin çağrılarak sözlüaçıklamalarda bulunmalarına olanak verilmelidir. Kaldıki Mahkemenizin daha önceki uygulamalarıda bu yöndedir. CumhuriyetBaşsavcılığı iddianamedeki suçlamalarını Eski Genel Başkan Fehmi IŞIKLAR'ın, a-26.01.1991 Tarihli konuşmasına, b-23.02.1991 Tarihli konuşmasına, c -21,03.1991 Tarihli konuşmasına, d-22.03.1991 Tarihli konuşmasına, e-26.03.1991 Tarihli konuşmasına, f-08.05.1991 Tarihli konuşmasına, g-10.07.1991 Tarihli konuşmasına, h-07.09.1991 Tarihli konuşmasına, ikinci Eski Genel Başkan Feridun YAZAR'ın a-Sabah Gazetesinin 1-5 Şubat 1992 tarihli nüshalarında yayınlanan beyanlarında, b-20.04.1992 Tarihli konuşmasına, c-Milliyet Gazetesinin 01.06.1992 tarihli nüshasındaki beyanına, d-10.09.1992 Tarihli konuşmasına, GenelBaşkan vekili Ahmet KARATAŞ'ın 15.12.1991 tarihli konuşmasına, EskiGenel Sekreter İbrahim AKSOY'un 21.03.1991, 21.05.1991 ve 18.05.1991 tarihlikonuşmalarına, GenelSekreter Ahmet KARATAŞ'ın 01.03.1992 ve 02.04.1992 tarihli konuşmalarınadayandırmaktadır. Toplam18 konuşma ve beyanın Sekizi Eski ve ilk kurucu Genel Başkan olan Fehmi IŞIKLAR'a,dört tanesi de ikinci Eski Genel Başkan Feridun YAZAR'a aittir. Bu kişilerParti adına bağlayıcı beyanda bulunma hakkına geçmişte sahip olmuş olankişilerdir, iddianamede de bu şahısların beyanları esas alınarak davaaçılmıştır. Konuşma ve beyanlar bant çözümleri ile basında çıkan yazılaradayanmaktadır. Ön savunmamızda bant çözümlerinin ve basına çıkan beyanlarıneksik ve yanlış olduğunu, beyan sahiplerinin söyledikleri şeyler olmadığımitiraz olarak ileri sürmüştük. Bu itibarla da müvekkil Partinin şu anki GenelBaşkam Ahmet TÜRK ile birlikte ilgili olmaları nedeniyle eski Genel BaşkanlarFehmi IŞIKLAR ve Feridun YAZAR'ında sözlü açıklamalarda bulunmaları içinçağrılmalarını talep ediyoruz. IV-İddianamede ve Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin mütalaasında ilerisürülen mihrak olma iddiası hukuki dayanaktan yoksundur. Önsavunmamızda ayrıntılı olarak açıklamamıza rağmen Cumhuriyet Başsavcılığı esashakkındaki mütalaasında bu konudaki itirazlarımıza hiç değinmemiş, sadeceSiyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesi hakkında görüş belirterek esasitibariyle, ileri sürdüğümüz Siyasi Partiler Yasası'nın 101. maddesi hükmüneuyulmadığı yolundaki savunmamızı adeta örtbas etmeye çalışmıştır. Önemine binaenbu konuya ilişkin savunmamızı yeniden açıklanması gerektiği kanısındayız. İddianamede,parti üyeleri hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesiuyarınca yurdun çeşitli yerlerinde 11 kadar kamu davası açıldığı, SiyasiPartiler Yasası'nın 78, 80 ve 81. maddelerine aykırı fiillerin parti üyelerinceyoğun bir şekilde işlendiği, davalı partinin Merkez Karar ve "YönetimKurulunun üyelerce işlenen bu fiilleri açıkça red etmediği veya kınamadığı içinparti, üyelerinin söz edilen fiillerini zımnen benimsediği, belirtilmektedir. Dahaöncede belirttiğimiz gibi 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101. maddesinin(b) bendinde partileri bağlayıcı beyanda bulunacak kişiler iîe bağlayıcı kararalacak kurullar tek tek sayılmış olup, davalı parti açısından bunlar: GenelBaşkan, Genel Sekreter, Parti Meclisi ve Parti Büyük Kongresidir. Aynımaddenin (d) bendinde ise, "(b) bendinde sayılanlar dışında kalan partiorganı, merci veya kurulu tarafından bu kanunun 4. kısmında yer alan maddelerhükümlerine aykırı fiilin işlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihtenbaşlayarak 2 yıh geçmemiş ise, Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu organ, merciveya kurulun işten el çektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri4. kısımda yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayıhüküm giyerler ise, Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin olarakçıkarılmasını o partiden ister. SiyasiParti, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde istem yazısında belirtilenhususu yerine getirmediği taktirde, Cumhuriyet Başsavcılığı AnayasaMahkemesinde o siyasi partinin kapatılması hakkında dava açar. . ." Hükmüyer almaktadır. İddianameninbu bölümünde Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Yasası'nın 101/d maddesinihiç nazara almamıştır. Yasa üyeler yönünden hüküm giyme şartını ön gördüğühalde, iddianamede henüz karara bağlanmamış derdest davalar delil olarakgösterilmiştir. Bugünedeğin bir kez Celil BEDİKANLI adlı üyenin ihracı Cumhuriyet Başsavcılığıncaistenmiş olup, istem davalı parti tarafından derhal yerine getirilmiştir. Bunundışında herhangi bir istem vaki olmamıştır. Belirtilenmaddenin açık metni karşısında iddianamedeki mihrak olma iddiası hukukimesnetten yoksundur. Davalı partinin il ilçe örgütlerince veya üyelerince 2820sayılı Siyasi Partiler Kanununun 4. kısmında yer alan maddeler hükümlerineaykırı fiil işlenmiş ise, öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığı yasa ile kendisineverilen görevi yerine getirmeliydi. Davalı partiden istem de bulunup, isteminiyerine getirmemesi halinde iddianamede yer alan bu konuya yer verilmeliydi. Buyapılmadığı için iddianamedeki mihrak olma iddiasının incelemeye almaksızınreddi gerekir. V-Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame ve esas hakkındaki mütalaasında SiyasiPartiler Yasası'nın Partiyi bağlayıcı beyanda bulunmak yetkisi olan kişi vekurullar ayrımına girmeksizin, Parti aleyhine olabilecek ve bulabildiği herşeyisuçlama konusu yapıp delil olarak sunmuştur. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasasının 101/b maddesinde, Parti tüzel kişiliğinibağlayıcı beyanda bulunma yetkisi olan kişiler ile kurullar tek teksayılmıştır. Bu yasa ve yasaya uygun olarak hazırlanan Parti tüzüğüne göreyetkili kişi ve kurullar; Genel Başkan, Genel Sekreter, Parti Meclisi ile PartiKurultayıdır. Bu husus iddianame ve esas hakkındaki mütalaada da açıkça kabuledilmiştir. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığının bu açık kabullerine rağmeniddianame ve esas hakkındaki mütalaada Partiyi bağlamayacak kişilerinbeyanlarına bolca yer verilmesinin nedeni, kanımızca Parti aleyhinde yeterlidelilin bulunmamasının verdiği sıkıntıdır. Bu sıkıntıdan dolayı suni ve zorlamabir çaba gösterilmiştir. Partitüzüğü ve programı dava konusu değildir. Partinin yetkili kurullarının herhangibir karanda dava konusu edilmemiştir, işbu dava Parti Genel Başkanları, GenelBaşkan Vekili ve Genel Sekreterlerinin konuşma ve demeçlerine dayanılarakaçılmıştır. Partininkuruluşundan dava tarihine kadar, Fehmi IŞIKLAR, Feridun YAZAR Genel Başkanlık,Ahmet KARATAŞ Genel Başkan Vekilliği, İbrahim AKSOY, İsmail Hakkı ÖNAL ve AhmetKARATAŞ Genel Sekreterlik görevlerini üstlenmişlerdir. Bu şahısların aşağıdakikonuşma ve beyanları suçlama konusu yapılmıştır; l-Fehmi IŞIKLAR'ın (Eski Genel Başkan); a-26.01.1991 Tarihli Konuşması, b-23.02.1991 Tarihli Konuşması, c-21.03.1991 Tarihli Konuşması, d-22.03.1991 Tarihli Konuşması, e-26.03.1991 Tarihli Konuşması, f-08.05.1991 Tarihli Konuşması, g-10.07.1991 Tarihli Konuşması, h-07.09.1991 Tarihli Konuşması, 2-EskiGenel Başkan Feridun YAZAR'ın; a-Sabah Gazetesî'nin 01-05 Şubat 1992 Tarihli nüshalarında yayınlanan beyanları; b-20.04.1992 Tarihli Konuşması, c-Milliyet Gazetesi'nin 01.06.1992 Tarihli nüshasındaki beyanı, d-19.09.1992 Tarihli Konuşması, 1.Genel Başkan Vekili Ahmet KARATAŞ'ın; 15.12.1991 Tarihli Konuşması. 2.Eski Genel Sekreter İbrahim AKSOY'un; a-21.03.1991 Tarihli Konuşması, b-21.05.1991 Tarihli Konuşması, c-18.05.1991 Tarihli Konuşması, 5-Genel Sekreter Ahmet KARATAŞ'ın, a-01.03.1992 Tarihli Konuşması, b-02.04.1992 Tarihli Konuşması. Belirtilenbu konuşmalar tek tek incelendiğinde içerik olarak aynı mahiyette olduklarıaynı şeylerin ifade edildiği öz itibariyle aynı temanın işlendiğigörülmektedir. Benzer olmalarından dolayı hepsini ayrı ayrı incelemekten ziyadesuçlama konusu yapılan bu konuşmaların Cumhuriyet Başsavcılığınca iddiaedildiği gibi müvekkil Siyasi Partinin kapatılmasını gerektirir düzeydeolmadıklarının tespiti açısından eski Genel Başkan Fehmi IŞIKLAR'ın iddianamedeyer verilen ilk iki konuşması ile eski Genel Başkan Feridun YAZAR'ın SabahGazetesi'nde yayınlanan beyanlarını özetlemekte yarar olduğu kanısındayız: l-Eski Genel Başkan Fehmi IŞIKLAR'ın 26.01.1991 Tarihli Konuşması : Konuşmacı,Varşova Paktı'nın dağıldığını NATO'nun işlevsiz kalmak üzere olduğunu, dünyadasilahsızlanma ve barışa doğru bir yönelişin başladığını, ancak bunun Türkiye veOrtadoğu'ya yansımadığını, Amerika Birleşik Devletleri'nin Körfez Savaşınıçıkarmasındaki faydacı yaklaşımını vurguladıktan sonra bu savaşın bölgedeyaşayan Türk-Kürt ve Arap halklarının yararına olmadığını, Türkiye'nin busavaşta bir çıkarının olamayacağını, savaşlar nedeniyle silahlara verilenparaların aç insanlar için, ülkelerin kalkınması için harcanmasının dahayararlı olduğunu, barış istediklerini, barıştan yana oldukları için savaşa hayırkampanyası başlattıklarını belirtip dönemin hükümetinin savaş ile ilgilipolitikalarım eleştirmiştir. Ayrıca Türkiye'deki memurların, işçilerin içindebulundukları sıkıntıya değinmiş, Partilerinin demokrasiyi kurma insan haklarınısavunma iddiasında olduğunu, demokrasinin önünde en büyük engelin Kürt sorunuolduğunu, bu sorunun demokratik barışçıl bir ortamda özgürce tartışılarakçözülmesi gerektiğini, halkların kardeş olduğunu, eşit olduğunu, Kürt sorunununsüngü ile çözülemeyeceğini, Kürt yurttaşlarımız için sürgün kararnamelerinçıkarıldığını vurguladıktan sonra, bölgede insanlara yapılan haksızlıklaraörnekler vererek diğer partileri eleştirip ilk defa bizim diyebilecekleri birPartinin kurulduğunu, partilerinin sevgi ve saygı temelinde oluştuğunu ve hızlaörgütlendiğini, partilerine Kürtlerin ve Alevilerin partisi denildiğini, bunundoğru olmadığını, partilerinin en çok ezilen sömürülen ve baskı altında tutulaninsanların partisi olduğunu, bütün Türkiye'nin desteğini ve sempatisini almakistediklerini, Zonguldak'taki işçilerin kurtuluşunun Türkiye'de gerçek anlamdabir demokrasinin gerçekleşmesine bağlı olduğunu, halkı birleştireceklerini,dini, inancı, mezhebi, kökeni ne olursa olsun, ezilen, sömürülen, yoksul olanhalkı birleştirmeye kararlı olduklarını belirtmiştir. b-Aynı şahıs 23.02.1991 Tarihli Konuşmasında Özetolarak; Körfez savaşına girilmediği halde Türkiye'de işçilerin büyük zarargördüğünü, savaşın yanlışlığına değindikten sonra, Türkiye'de demokrasininönündeki en büyük sorunun Kürt sorunu olduğunu, sorunun özgür bir ortamdabarışçıl yollarla tartışılmasının gerektiğini, Kürt sorununun dikey olarakçözülemiyeceğini, sorunun Türkler tarafından Kürtlerle eşit ve kardeşçe omuzomuza çözeceklerini, halkın birbiriyle bir çelişkisinin olmadığını, gençlerinişsiz, hastaların hastane kapılarında beklediğini, partilerine bölücüdiyenlerin kendilerinin bölücülük yaptığını, partilerinin en çok ezilen,sömürülen ve baskı altında tutulanların partisi olduğunu, halkıbirleştireceklerini Edirne'li Hakkari'Ii, Hanifi ile Şafi'yi, Sünni ileAlevi'yi, Kürt ile Türk'ü omuz omuza birleştirip demokrasi mücadelesivereceklerini belirterek dönemin iktidarını eleştirmiştir. c-Eski Genel Başkan Feridun YAZAR'ın Sabah Gazetesi'nin 01-05 Şubat 1992 tarihlinüshalarında yayınlanan beyanları: Bubeyanlarında özet olarak; Osmanlı Devletinin uzun süre bir Cihan devleti olarakayakta kalmasının nedeninin çok uluslu ve çok inançlı bir toplumu ayrımyapmadan bünyesinde bulundurmasından kaynaklandığını, bir tek etnik yapınındili ve kültürü değil, bünyesinde bulunan her etnik yapının dilini ve kültürünübirleştirdiğini, herkesin kendi kimliği ile yaşadığını, Osmanlı Devleti'ninyıkılışından sonra Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyetisınırları içerisinde kalan tüm etnik yapıların katılımı ile bugünkü devletsınırlarının belirlendiğini, ancak daha sonra inkarcı bir politika izlendiğini,bunun sonucunda çeşitli isyanların çıktığını, asimilasyon politikasının hayatageçirildiğini, devletin kuruluş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk'ün Kürtgerçeğini benimsediğini, Türkiye'nin 1948'de imzaladığı Evrensel İnsan HaklarıBeyannamesinin gereklerini yerine getiremediğini, Türkiye'nin sürekli olarakkendisiyle çelişen bir devlet politikası izlediğini, çok Partili dönemden sonrakurulan birçok partinin kapatıldığını, Türkiye'deki demokratik kazanımlarınkalıcı olmamasının nedeninin merkeziyetçi devlet anlayışına bağlı asker vebürokrasinin her türlü değişime kapalı olmasından ileri geldiğini, Türkiye'deinkarcı, asimilasyonca, toplumsal gelişmelere kapalı yenileşmemek için direnenresmi bir devlet politikası bulunduğunu, Türkiye'de yaşayan etnik gruplarınkendi kimlik yapılarını ortaya koyamadıklarını, demokratikleşmeninsağlanamadığını, işçi sınıfının haklarını elde edemediğini, inanç özgürlüğününbulunmadığını, bunlara karşı çıkıldığında askeri darbelerin kendinidayattığını, Türkiye'de insan haklarının yoğun bir biçimde ihlal edildiğini,çocukluğunda gözleri önünde babasına işkence yapılan çocuklara gençliklerindekendilerine işkence yapıldığını, işkence sonucu birçok insanın sakatbırakıldığını, öldürüldüğünü, demokratik kanalların tıkandığı noktalardainsanların başka arayışlara yöneldiğini, 12 Eylül'de tüm partilerinkapatıldığını, 12 EylüTden sonra kurulan birçok partinin kendilerini şovenmilliyetçi anlayışlardan kurtaramadıklarını, özellikle SHP'nin bekleneniveremediğini, HEPnin nasıl doğduğunu belirttikten sonra partisinin demokrasi,insan haklarım evrensel nitelik kazanan tüm demokratik gelişmeleri kendisinehedef seçtiğini, sorunların barış içinde çözülmesini savunduğunu belirttiği,Türkiye'nin bir üçüncü dünya ülkesi olduğunu ve bu ülkelerin sorunlarınıyaşadığını, enflasyon ve işsizliğin had safhaya ulaştığını, Türkiye'de hukukungenel ilkelerine aykırı bir Anayasa'nın, bu Anayasa'ya aykırı yasaların, buyasalara kendilerini bağlı hissetmeyen bir yönetici kadronun olduğunu, TürkiyeBüyük Millet Meclisi'nin halkı tam olarak temsil etmekten uzak olduğunu,mecliste devletin resmi görüşü dışında herhangi bir görüşün ifadeedilemediğini, Doğu ve Güneydoğuda baskı ve asimilasyon politikasınınuygulandığını, olağanüstü halin süreklileştirildiğini, mal ve can güvenliğininkalmadığını, faili meçhul cinayetlerin arttığını, bölgenin hukukun genelilkelerine aykırı kararnameler ile yönetildiğini, kararnamelerin yargı denetimidışında tutulduğunu, partilerinin amacının devleti ve toplumudemokratikleştirmek, demokratik sivil bir toplum yaratmak olduğunu ve ayrıcaParti Programından örnekler vererek Partisinin amacını açıklamaya çalışmış,sonuç itibariyle eşiılik ve kardeşliğe dayalı özgür ve demokratik bir refahtoplumu kurmak istediklerini vurgulamış, 1982 Anayasa'sın eleştirip, Demokratikyeni bir Anayasa'nın hazırlanması gerektiğini belirtmiş, daha sonra çarpıkkentleşmenin ve iç göçün ülkenin önemli bir sorunu olduğunu, işsizliğinarttığını, sosyal sorunların arttığını, göçü önlemenin başlıca yolununsanayileşme ve sanayinin dezantrealizasyonu ile büyük kentler dışındakiyerleşim birimlerinde çağdaş yaşam için gerekli koşulların yaratılmasıolduğunu, değişik görüşlerin kendilerini ifade edebilme olanağı bulmalarınıngerektiğini, din ve vicdan özgürlüğünden yana olduklarını ancak laikliktentaviz veremiyeceklerini, Türkiye'de demokrasiyi tüm kurum ve kuruluşlarıylayerleştirmek isteyen demokratik bir parti olduklarını, Türkiye'nin tümsorunlarını demokrasi ve hukuk devleti kuralları içerisinde çözmekistediklerini, özellikle basın tarafından kendilerinin kamuoyuna yanlıştanıtıldığını, bölgesel bir parti olmadıklarını, bütün Türkiye'nin partisiolduklarını, Edirne'den Hakkari'ye, Rize'den Antalya'ya uzanan ülkenin partisiolduklarını, Edirneli işçinin, Trabzon'lu balıkçının, Manisalı halkın, Adanalıırgatın, Şırnak'lı yoksul köylünün, Hakkari'deki işsiz gencin, kısacası buülkede yaşayan herkesin partisi olduklarını, Türkiye'yi bölmek değil tamtersine herkesin eşit yaşadığı bir ülke haline getirmek istediklerini, Kürtsorununun Türkiye'nin en önemli sorunu olduğunu, bu sorun barışçıl vedemokratik yöntemlerle çözülmedikçe Türkiye'de demokrasinin kurulmasınınekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın sağlanmasının mümkün olmadığını,enflasyonun önlenemeyeceğini, insan hakları ihlallerinin önlenemeyeceğini, Kürtpartisi olmadıklarını, ancak Kürtlerin ezici bir çoğunluğunun partilerininüyesi veya destekçisi olduklarını, emekten yana olduklarını, baskı veasimilasyona karşı olduklarını, asimilasyonu insanlık suçu olarak gördüklerini,Kürt Halkının Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğü içerisinde kendi ulusal vekültürel kimliğini korumak ve geliştirmek istediğini, devletin kullandığışiddet ortamı ve demokratik yolların tıkanması yüzünden Kürdistan işçiPartisi'nin yani zora karşı zor mantığının ortaya çıktığını, hareketin devletinşiddet politikasının sonucu olduğunu, partilerinin legal bir parti olduğunu hiçbir illegal hareketle ilişkilerinin bulunmadığım, her türlü şiddete karşıolduklarını, kardeşlikten yana olduklarını, belirttikten sonra, Türkiye'dekalıcı bir demokrasinin yerleşmesi için başta Anayasa olmak üzere bir çokyasanın yeniden ele alınarak değiştirilmesi gerektiğini, yeni yasalarıntoplumsal gerçeklere uygun bir biçimde düzenlenmesi gerektiğini, belirtmiştir. Diğerkonuşma ve beyanları da benzer mahiyettedir. Yanlız 01.06.1992 tarihli Milliyetgazetesindeki beyanında merkeziyetçi sistemin aksaklıklarını giderme açısındanidari federasyon önerisinde bulunmuştur. Suçlamakonusu yapılan bu konuşmalar ile yukarıya almadığımız parti adına beyandabulunma, yetkisine sahip diğer şahısların tamamı içerik itibariyle aynıdır. Bukonuşmalarda işlenen ana tema Türkiye'de gerçek anlamda bir demokrasininbulunmadığı bunun yanında enflasyon, işsizlik, işçi hakları, sendikal haklar,çarpık kentleşme, çevre kirliliği, insan hakları gibi çağdaş demokratiktoplumların çok gerisinde kalan sorunların bulunduğu, demokrasinin önündeki enbüyük engelin Kürt sorunu olduğu, bu sorunun aynı zamanda diğer bir çoksorununda ana nedeni olduğu, Kürt sorununun öncelikle demokratik, barışcıl birortamda özgürce tartışılarak çözülmesi gerektiği biçimindedir. Konuşmalarıntamamında tüm konuşmacılar birlik ve beraberlik fikrini özellikleişlemişlerdir. Konuşma metinlerinde de bu durum açıkça yer almıştır. Örneğin;Edirneli ile Hakkari'liyi, Suni ile Alevi'yi omuz omuza birleştirmekistediklerini, halkların kardeşliğini savunduklarını açıkça beyan etmişlerdir.Konuşmaların tamamı bütünlük içerisinde incelendiğinde bölücülük amacınıngüdülmediği açıkça anlaşılmaktadır. CumhuriyetBaşsavcılığı iddianame ve esas hakkındaki mütalaasında Kürt sözcüğünün geçtiğiher satır ve cümlenin altını çizerek vurgulama yapmıştır, iddianame ve esashakkındaki mütalaada "Kürt-Kürt Halkı" sözcükleri bölücülükle ülkeyibölmekle eş anlamda görülmüştür. Müvekkil parti aleyhindeki tüm suçlamalarıntemelinide bu iki sözcük yani "Kürt-Kürt Halkı" sözcüklerioluşturmaktadır. Suçlama budur. Müvekkil Parti adına bağlayıcı beyanda bulunmahakkı olan kişilerin bu sözcükler dışında söyledikleri bir şey yoktur. Busözcüklerin tek başına ele alınarak suçlama konusu yapılması hukuk mantığıylabağdaşmaz. Bu sözcükler suç teşkil etmediği gibi, sözcüklerin geçtiğikonuşmalar bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiklerinde ülke bütünlüğüaleyhinde kullanılmadıkları açık ve net olarak anlaşılmaktadır. Buiki sözcüğün dışında eski Genel Başkan Feridun YAZAR'ın Milliyet gazetesindeyayımlanan beyanında öne sürdüğü "îdari Federasyon" ÖnerisiCumhuriyet Başsavcılığınca çarpıtılmaktadır. Öneri Federasyon veya Bağımsızdevletçikler biçiminde değildir. Önerilen mevcut manalı idarelerin daha etkili,söz ve karar sahibi olabilecekleri, mahalli bir idari yönetim şeklidir.Devletin Bağımsızlığım, mahalli idareler üzerindeki hükümranlık hakkınıbertaraf edici özellikte değildir. SiyasiPartilerin devletin işleyişi ve şekillenmesi hakkında değişik öneriler sunması,doğaldır. Siyasi Partiler mecliste gerekli çoğunluğu edindiklerinde veyaönerilerine yeterince çoğunluk bulduklarında Anayasa ve yasaları değiştirmehakkına sahiptirler. Mahalli idareler yasasının değiştirilmesi bu yollamümkündür. Bu hakka sahip olabilecek olan bir Siyasi Partinin değişmesi mümkünolan Mahalli idareler yasasının alabileceği yeni şekli hakkında öneridebulunması doğaldır. CumhuriyetBaşsavcılığının suçlama konusu yaptığı ve yukarıda belirtilen sözcükler ileÖneriler Cumhuriyet Başsavcısının müvekkil siyasi Partinin kapatılmasıkonusundaki aşın istemini, ancak yeterli delilin elde bulunmamasının yarattığıçaresizliği göstermektedir. Müvekkil Parti "Kürt" ve "KürtHalkı" deyimleri kullanıldığı için iş bu kapatma davası ile karşıkarşıyadır. Dünyada demokrasi barış ve insan hakları konusunda büyük gelişmelerolmaktadır. Dünyada esen barış ve demokrasi rüzgarlarına Türkiye'nin kayıtsızkalması mümkün değildir. Nitekim şimdiden bu esintiler kendini hissettirmeyebaşlamış, Türkiye'de de kalıcı bir barış ortamının, gerçek bir demokrasininyerleşmesini ve insan haklan ihlallerine son verilmesi için birçok kişi vekuruluş ses vermeye başlamıştır. Bunun sonucunda, Özde kendilerini mevcutdüzeni korumakla görevli hisseden birçok siyasi kişi bu konulara eğilmekzorunda kalmıştır. En tepe noktasında Cumhurbaşkanı, Kürt sorunununtartışılması gerektiğim Federasyonun da tartışılabileceğini belirtmiş, BaşbakanKürt realitesini kabul ettiğini beyan etmiş, başta koalisyon ortağı SHP olmaküzere, birçok siyasi partide Kürt sorunu ve çözümü konusunda raporlarhazırlamışlardır. Türkiye'depolitika yapan ve sorumluluk hisseden müvekkil Siyasi Partinin Kürt sorunukonusunda görüş ve düşünce açıklaması varlığının gereğidir. Aynı sorun müvekkilpartinin beyanlarını aşan bir boyutta başkalarınca tartışılırken onlar hakkındaherhangi bir işlemin yapılmaması, "ki doğru olan da budur" müvekkilparti hakkında kapatılma davasının açılması çifte standarttır. Birine yasakdiğerine serbest mantığı bir hukuk ayıbıdır. SiyasiPartiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ülke sorunları hakkındadüşüncelerini ve önerilerini özgürce açıklayıp gereğini yapabilmelidirler. Bunuyapabildikleri sürece görevlerini yerine getirmiş olurlar. Siyasi Partilerinsavundukları görüşleri kamuoyuna açıkça ve çekinmeden sunmaları budüşüncelerine ve görüşlerine taraftar kazandırarak kendilerine iktidar yolunuaçmaları demokrasinin gereğidir. Siyasi Partiler bu işlevlerini zor ve baskıyadayandırmadıkça ya da ihtilal yoluyla iktidara gelmeyi amaçlamadıkça Anayasalve hukuksal korunmadan yararlanmalıdırlar. Mevcut,antidemokratik ve toplumsal gerçekliğe ters düşen yasalara dahi aykırı olmayanbeyanlar nedeniyle müvekkil parti hakkında iş bu kapatılma davasınınaçılmasının esas nedeni iddianamenin dayandığı mantıktır, iddianame, yetmişyıllık resmi ideolojinin yansıması ve savunulmasıdır. Dogmatizm temel alınarakAnayasa'nın ideolojik bir belge olduğu vurgulanarak ulus, dil ve kültür gibisosyolojik gerçekler bu perspektif ile sınırları çizilerek buna aykırı düşünceyasak sayılmıştır. Bu düşünce tarzının bariz kanıtı suçlamanın dayandığıolguların zayıflığıdır, iddianamedeki Dogmatizm genel olmayıp "TürkIrkı" esasına dayanmaktadır. Bu dogmatizm ifade edilirken ırk aleyhtarıkavramlar kullanılarak demokratik bir düşünce biçimi verilmeye çalışılmıştır.Oysa sosyolojik gerçekliğin yok sayılması ırkçılığın en ilkel biçimidir. Esasenbu tutum iddiaya has değildir. Erkin temelini oluşturmaktadır. Erk,çiftestandartlı ve çift mantık taşımaktadır. Gizlilik, hiyle-i şer, demogojigerçekleri saptırma, zayıfı ezme, kuvvetliye boş görünme güdüsü, fiziksel vedüşünsel zor kullanma, zor ve şiddete karşıymış gibi görünme ey yaygın yöntemolmaktadır. İddinamede belli bir otoriter-totaliterlik hakim olmakla birlikte,hukuk devleti olma iddiası da elden bırakılmamaktadır. İddia makamı bir yandanırkçılık esasını yasal temellere dayandırmaya çalışmakta diğer yandan müvekkilpartinin ırkçılık aleyhtarı sosyolojik gerçekleri dile getirmesini ırkçılıklamahkum etmeye çalışmaktadır. VI-Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki mütalaasında yeni beyan ve konuşmalarıMahkemeye delil olarak sunmuştur. Mahkemeye sunulan bu yeni beyan vekonuşmaların hiçbiri Müvekkil partiyi bağlayıcı beyanda bulunma yetkisine sahipkişilere ait değildir. Bunlardan biri de delil olarak ibraz edilen eski GenelBaşkan Feridun YAZAR'ın Müvekkil partinin 19.09.1992 tarihinde yapılan 2.olağanüstü kurultayındaki konuşmasıdır. EskiGenel Başkan Feridun YAZAR'ın bu konuşmasını kurultayda, Kurultay DivanBaşkanlığının oluşumundan sonra yapmıştır. Kurultayda Başkanlık divanı oluştuğuanda Genel Başkanlığı son bulmuştur. Zira seçimli bir kurultay yapılmıştır.Başkanlık divanının oluşumundan sonra kurultayda parti adına karar verme hakkısadece ve sadece Kurultaya aittir. Partinin Büyük Kurultayından başka yetkilihiç bir organı kalmaz. Parti adına karar alma hakkı Başkanlık divanıoluşumundan itibaren Kongre sonucuna kadar sadece Kurultaya aittir. Başkanlıkdivanı oluşmadan önce konuşmuş olsa idi, Genel Başkan sıfatı ile konuşmuşolacaktı oysa konuşma, Başkanlık divanının oluşumundan sonra yapılmıştır. Bukonuşmayı Genel Başkan sıfatıyla değil, doğal delege olarak yapmıştır. Buaçıdan da konuşmasının partiyi bağlayıcı yönü yoktur. Bu nedenle de Partialeyhine suçlayıcı bir delil olarak değerlendirilemez. VII-İddianamede Müvekkil parti Genel Merkezinde imzaya açıldığı belirtilen16.04.1992 tarihli "Birleşmiş Milletler ve tüm uluslararası kurum vekuruluşlara Deklarasyondur" başlıklı metnin parti Genel Merkeziyle birilgisi yoktur, îddia edildiği gibi Genel Sekreter Ahmet KARATAŞ bu bildiriyeGenel Sekreter olarak imza koymamıştır. Kendi adına imzalamıştır. Nitekimimzalarken de Halkın Emek Partisi Genel Sekreteri ibaresi de yer almamıştır.Bunun partiyi bağlayıcı bir yanı yoktur. VIÜ-Cumhuriyet Başsavcılığı ön savunmamızda belirttiğimiz uluslararasısözleşmelerin dikkate alınmadan davanın açıldığı yolundaki savunmamıza karşı busözleşmelerin işbu davanın açılmasına ve görülmesine engel olmadığıgerekçesiyle karşı çıkmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca bu yoldaki savunmamız"dava engeli" biçiminde algılanmıştır. Oysa savunmamızda belirtmekistediğimiz husus, Cumhuriyet Başsavcılığının suçlama konusu yaptığı konuşma vebeyanların uluslararası sözleşmeler ve hukukun genel İlkeleri karşısında"Suçlama Konusu" yapılamayacağına ilişkindir. Konuşma ve beyanlarınsuç teşkil edip etmediğinin partiyi kapatma nedeni sayılıp sayılamıyacağınındeğerlendirilmesinde uluslararası hukuk kuralları ile sözleşmelerin, göz önündebulundurulmadığı yolundadır. CumhuriyetBaşsavcılığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kendiliğinden bağlayıcınitelikte bulunmadığım belirmektedir. Başsavcılığın bu beyanım talihsizliksayıyoruz. Zira, bu bildirge kendiliğinden bağlayıcıdır ve imza koyan tümülkeler buna uymak durumundadırlar. Aksi taktirde ciddi prestij sorunları veimzacı devletlerin saygınlığı sorunu ortaya çıkar. CumhuriyetBaşsavcılığınca ihmal edilen bu hususun Anayasa Mahkemesince göz önündebulundurularak giderileceği inancındayız. IX-Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararların kesin olması sebebiyle AnayasaMahkemesi'nin ilk derece Mahkemelerinden farklı bir yorumla, hukukun genelilkelerini, uluslararası sözleşmeleri gözönünde bulundurarak yasaları uygulamakdurumundadır. Hukukun genel kuralları Anayasa Kurallarının da önünde gelir.Ayrıca Anayasa Mahkemesi uluslararası hukuk kurallarını, Avrupa insan HaklarıKomisyonu ve Mahkemesinin vermiş olduğu kararları ve insan Haklarının ortakdeğer olarak korunması gerektiğini, kararlarında gözönünde tutmak durumundadır. AnayasaMahkemesi kararlı ile Türkiye'de tıkanma noktasında bulunan Demokratik düzeninönünü açmalıdır. Siyasi Partiler Demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır.Siyasi Partilerin kapatılmasına karar vermekle, Anayasa Mahkemesi demokratikdüzeni bizzati kendisi tıkamış olur. Oysa Anayasa Mahkemesinden beklenen Çağdaşyorumlarla tıkanan demokratik düzenin önünü açmaktır. X-Özet olarak Halkın Emek Partisi, Sosyal hukuk devletinin ve demokratik sivilbir refah toplumunun gerçekleşmesini amaçlayan, bununda Türk ve Kürthalklarının eşitliği, kardeşliği, gönüllü birliği ile mümkün olacağına inananve çalışmalarında hukuki çerçeve içinde kalmaya özen gösteren bir siyasipartidir. HalkınEmek Partisi hakkında ileri sürülen iddiaların tamamı hukuki dayanaktanyoksundur. Halkın Emek Partisi düzenin çizdiği sınırlan zorladığı için, düzeningüdümüne girmediği için hukuki mesnetten yoksun, siyasi yönü ağırlıklı birkarar sonucu olan bu kapatılma davası ile karşı karşıya kalmıştır. Hukukungenel ilkelerine ve uluslararası sözleşmelere göre müvekkil parti, "KürtHalkı" deyimini kullandığı için kapatılamaz. SayınMahkemenizin, Siyasi Partilerin kapatılmasının demokratikleşme süreciniuzatmaktan başka bir işe yaramadığı gerçeğini gözönünde tutarak, özelliklehukukun genel ilkelerine, demokrasinin evrensel kurallarına ve Türkiye'ninimzaladığı uluslararası sözleşmelere dayanarak, hukuki mesnetten yoksun işbudavayı reddedeceği inancındayız. Sonuçve istem : Yukarıda anlatılan nedenlerle; 1-İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığı'na iadesine, 1.İlgili bulunmayan kanıtların dosyadan çıkarılmasına 2."Bekletici Sorun Yapma" kararının verilmesine, 2.Duruşma istemimizin kabulüne, 3.Duruşma isteminin uygun görülmemesi halinde ilgileri nedeniyle Genel BaşkanAhmet TÜRK ile eski Genel Başkanlar Fehmi IŞIKLAR ve Feridun YAZAR'ın sözlüaçıklamalarda bulunmaları için çağrılarak dinlenmelerine, 4.Anayasa'ya aykırılık iddiamızın incelenerek, Siyasi Partiler Yasasınıniptaline, 5.Davanın reddine karar verilmesini davalı parti adına vekaleten dileriz."denilmektedir. V-DAVALI PARTİ TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMALARI 1.3.1993günü yapılan sözlü açıklamada, Davanın Evreleri Bölümünde belirtildiği üzerePartiyi temsile yetkili olarak Parti Genel Başkanı Ahmet TÜRK ile Eski GenelBaşkan ve şimdiki davalı parti üyesi olan Feridun YAZAR dinlenilmiş, eski GenelBaşkan ve bugün için Davalı Partiyle bir hukuksal bağlantısı olmayan FehmiIŞIKLAR'ın salonda bulunduğu sırada Başkan tarafından söyleyecekleri varsa,elinde belgeleri ve bilgileri varsa onları adı geçen temsilcilerin kendisunuşları içinde Mahkeme'ye sunabilecekleri bildirilmiştir ve bu husus sözlüaçıklama tamamlandığında da yinelenmiştir. SözlüAçıklamada : l-HEP Genel Başkanı Ahmet TÜRK, aynen: "Bugün üçüncü yılını doldurmuş olanHalkın Emek Partisiyle ilgili dava nedeniyle huzurunuzdayız. Halkın EmekPartisi, kurulduğu günden beri Büyük bir Türkiye partisi olarak ortaya çıktı.Amacı, Türkiye'deki sorunları irdelemek, amacı Türkiye'nin birliği ve bütünlüğüiçinde sorunları ortaya koyarak, bugün olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır.Böyle bir anlayışla Halkın Emek Partisi yola çıktı. Ve bugünkü Partisöylevlerimizde yaptığımız bütün konuşmalarımızda, barışçıl yöntemleri öneçıkararak, olayı Türkiye kamuoyuna yansıtmaya çalıştım. Birsiyasi parti, elbette ki düşüncelerini kamuoyuna yansıtmak için uğraşır,özlediği bir düzeni, bir anlayışın egemen olması için özlediği bir anlayışınTürkiye'de egemen olması isteminde bulunur ve bu şekilde de Hükümet olmayı,iktidar olmayı ve düşlediği, hayal ettiği bir anlayışı gerçekleştirmek içinyola koyulur. Bunu yaparken, elbette ki bugünkü yasalara uygun bir çalışmaiçinde olmayı da hedefler ve bugüne kadar yapılan çalışmalar da bunugöstermektedir. Bazısöylemlerimizde, suç sayıldığı iddia edilen bir iki noktaya değinmek istiyorum.Biz, Türkiye'de Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü içinde ve anlayışı içindeolayları gündeme getirdik, sorunları getirdik, tartıştık. Bugün Türkiye'debirçok sorun var. Bu sorunların başında bir Kürt sorunu var. Bu, birTürkiye'nin gerçeğidir. Kürt sorununu, Halkın Emek Partisi yaratmadı, böyle birsorunu bir yerden alıp işlemedi. Var olan bir gerçeği ortaya koydu ve busorunun çözümü için barışçıl yöntemleri öne çıkardı; böyle bir anlayışla Kürtsorununu aldık. BuKürt sorunu, sadece Halkın Emek Partisi de ele alıp işlemiş, bir sorun değil.Sayın Başbakan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı", Türkiye'de bir Kürtrealitesi vardır" diyor. Sayın Cumhurbaşkanı Özal, "federasyon dahitartışılmalıdır" diyor. Sosyaldemokrat Halkçı Parti, "Kürt sorunuylailgili geniş bir rapor hazırlıyor. Yine ANAP milletvekili rahmetli Kahveci de,Kürt sorunuyla ilgili bir rapor hazırlıyor. Yani, ortada bir Kürt sorunununolduğunu herkes söylüyor. Ki, Halkın Emek Partisi de bunu söylemiş ve busorunu, Türkiye'nin birliği, bütünlüğü içinde insanların eşit, özgür birtemelde ele alıp irdelenmesini istemiş sadece. Sorunlar ancak bu şekildeçözümlenir inancıyla yola çıkmış. Bugün yaşanan kan ve gözyaşı, olaylarıaçarsak, tartışırsak, hoşgörü ortamını yaratırsak, bütün bu olumsuzluklarortadan kalkar inancıyla olayları ele almış, yorumlamış ve bu şekilde dedüşüncelerini ortaya koymuş. Şimdi,Sayın Özal, "federasyon dahi tartışılmalıdır", Sayın Başbakan,"Kürt realitesini ve Kürt gerçeği üzerinde "söylemleri vardır,raporlar hazırlanıyor. Peki, o zaman bir Kürt olayı var ve Kürt halkı denildiğizaman da suç olunuyor Anayasamıza göre. O zaman, Kürt realitesi demekle, birKürt halkının varlığını Sayın Demirci'de, Sayın Özal'da, diğer siyasi partilerde söylüyor; o zaman bütün siyasi partileri kapatmamız gerekiyor, yani olayaböyle bakmak. . . Şimdiben şunu sormak istiyorum: Sayın Başbakana sorarsam, inanıyorum ki, benimailemden veyahut ailemle bütünleşmiş akrabalaşmış birisinin de Kürtlüğü var vesayın üyelere sorarsam, birçoğunun ailesinde bir Kürt kökeni gibi bir şeybulunur bir çoğumuzda. O zaman benim ailemde var, "ben Kürt'üm diyorsam,bir başkasının ailesinde varsa, onbinlerce insan oluyorsa, bu bir halktır. Bubir gerçektir. Biz sadece bu gerçeği ortaya koyduk; ama Türkiye'de insanlarınbirlikte yaşamasını da önemsedik ve bu konuda da bütün açıklamalarımızdasorunları ortaya koyduk, ama Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içinde, herkesinözgür ve eşit olacağı bir temelde olayları ele aldık, yorumladık ve böyle biranlayışla, bir siyasi partinin çalışmalarına önayak olduk. Şimdiben, ikinci bölüme geçmek istiyorum: 1982 Anayasası ve 1982 Anayasası'nda bazıkelimelerin, söylemlerin suç olduğu söylenmekte; kabul ediyorum, doğrudur. Ancak,1982 Anayasası'nın baktığımızda, bugün 10 siyasi parti liderinin yaptığı birtoplantıdaki zabıtlar var. Başlangıç kısmında ve Anayasanın tamamının değişmesigerekir bir anlayış egemen Türkiye'de. Ve hepsi diyor: "Bu Anayasadeğişmelidir". Başlangıç bölümünde, halkın çağrısı üzerine 1980 12Eylülünü yaratan silahlı kuvvetler, halkın çağrısı üzerine 12 Eylül darbesinigerçekleştirmiş ve oluşmuş olan Danışma Meclisi çalışmaları sonucunda, yineMilli Güvenlik Konseyinin onayıyla bir Anayasa oluşmuş ve bugün ülkedeki 10siyasi parti böyle bir anlayış olmaz. . . Ne zaman halk böyle bir çağrıyapıldı, böyle bir Anayasa yapıldı ve bu Anayasanın halkımıza, insanımızayetmediğini ortaya koymuş, çok açık bir şekilde bunu dile getirmişlerdir. SayınBaşkan, sendikalarla ilgili 52. maddeye bakalım, İşçi sendikaları siyasetyapamazlar, üretemezler, siyasi çalışma içinde olamazlar deniyor. Fakatbakıyoruz bugün; siyasi toplantılar da yapıyor, düşüncelerini de ortayakoyuyor, siyasi parti genel başkanları gidiyor, toplantılarına katılıyor, hattaTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı gidiyor, orada konuşmalar yapıyor,anlayışlarını ortaya koyuyor ve onlardan sempati bekliyor, destek arıyor. Ozaman bütün siyasi partiler, bugün bir Anayasa suçu işlemektedir. Şunusöylemek istiyorum: Bu Anayasa, Cumhurbaşkanı'nın siyasi partilerindavranışlarıyla, söylemleriyle delik deşik edilmiş. Şimdi bir elek olarak elealalım, bunun içine su koyuyoruz, altı delik, bütün su süzülüyor, dökülüyoryere, Halkın Emek Partisiyle ilgili eleğin içinde o suyu tutalım deniliyor. Eğer,bugün 1982 Anayasasına göre Halkın Emek Partisi suç işlemişse ve kapatılmasıgerekiyorsa, inanın ki diğer siyasi partiler de aynı davranış içindeolmuşlardır. O zaman bu olay, sadece bir hukuki sorun olmaktan çıkıyor, birsiyasal sorun olarak önümüzde duruyor. Ben özellikle bunu ifade etmekistiyorum. SayınBaşkan, zaten yaptığımız savunmada, konuşmalarla ilgili birçok söylem var.Başta da ifade ettiğim gibi, arz ettiğim gibi, sorunlar ortaya koyuluyor, amabütün konuşmaların özünde ve içeriğinde Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içindeolayları ele alın, yorumladığımızı ifade ettik. Ancak, zaman zaman, birçoksiyasi partinin toplantılarında merkezin ve yönetimin anlayışı dışında bazısloganların atıldığı, bazı durumların geliştiği bir gerçektir. BenDördüncü Dönem milletvekiliyim; daha önce CHP içinde bulundum, SHP içindebulundum, onların toplantılarında kurultaylarında da, işte, "halklaraözgürlük" buna benzer birçok slogan atıldı. Halkın Emek Partisinde de buyaşandı. Şimdielinizde bir bant var; dikkatle izlendiği zaman burada 250 kişilik birdelegasyon var, 250 kişilik delegasyon bölümünden en ufak bir şey yok; ama, 6bin insan salonda ve bugün 6 bin insan gelip izleyen insanlar arasında zamanzaman slogan atıldığı doğrudur ve divan, her zaman uyarısını yapmış, uyarıdabulunmuş ve slogan atılmamasını istemiştir. Şimdibir kurultayda, bir partinin toplantısında 7 bin insanın katıldığı birtoplantıda "neden slogan atıldı'" gibi bir anlayışla bir siyasi partikapatılıyorsa, bence bu da çok büyük yanlışlık olur. Yineiddianın zaman zaman Halkın Emek Partisinin başka illegal bir anlayışla organikbağı olduğu iddiası var. Biz bütün açıklamalarımızda şunu çok açık bir şekildeifade ettik; Halkın Emek Partisi özgür iradesiyle kurulmuş olan bir parti,kimseyle hiçbir organik bağı yoktur ve biz bugün bu demokrasi mücadelesini bualanda yararlı olacağına, halkımıza yarar getireceğine inanmasaydık bugün burdaolmazdık, Parlementoda olmazdık, siyasi parti oluşturmazdık. Zaten siyasi partioluşturduğumuz zaman biraz tarihi dayatmalar, gerçekler bizi bu noktayagetirdi. Bir konferansa katıldık, ihraç edildik ve bir arayış içinde,kendiliğinden gelişen bir siyasî parti olayı; şimdi burada başka bir zeminleveyahut başka bir anlayışla bütünleştirerek Halkın Emek Partisi başka birpartinin yan kolu gibi gösterme iddiaları gerçek dışıdır. Ama, bazı gerçeklervar, bugün özellikle Doğu ve Güneydoğuda bir olağanüstü hal var, uygulamalarvar, haksız baskıcı bir anlayış var, egemendir. Eğer,izin verirseniz birçok örneğiyle bunu ortaya koymak istiyorum ki, çok kısa birzamanda bundan bir hafta önce benim ilçemde, Derik'in Dumanlı köyünde 9 kişiöldürüldü ve TRT'den açıklama yapıldı, işte "silahlı çatışma sonucunda 9PKK militanı öldürüldü" diye bir açıklama çıktı. Benim ilçem ve tanıdığımköy olduğu için sordum; ölenlerin 5'i bir aileden, bir baba, kızı, iki oğlu veyeğeni; köyde oturan sakinler. Şimdi ben bir milletvekili olarak bir insanolarak bunun yanlış olduğunu söylüyorsam, "Bu yanlıştır, bu, böyledeğildir" dediğim zaman, PKK'lı oluyorsam o zaman yapacağım hiçbir şeyyok. Bir haksızlık olduğu zaman köyler yakılıyor, insanlar göçe zorlanıyor, benbu gerçekleri söylediğim zaman eğer, birileri beni PKK'lı gösteriyorsa, bu dayanlıştır. Şimdi,Halkın Emek Partisi'nin PKK ile olan organik bağının nedeni, kurulmak istenenbağın nedeni buradandır. Çünkü, orada olumsuzluklar var, orada hukuk dışıuygulamalar var. Bakınız, bir yıl içinde 620 faili meçhul cinayet; ben, bunlarkarşısında suskun kalamam; insanların yaşamına son veriliyor, bir siyasi partiolarak bir insan olarak bunları ortaya koymaya çalışıyorum, ama Sayın içişleriBakanı veya Hükümet veyahut siyasal anlayışlar veya birileri, "efendimzaten siz bellisiniz, siz bunun için savunuyorsunuz" diyorsa, o zaman yapacakbir şey kalmıyor. Şunusöylemek istiyorum; biz, gerçekleri bu olumsuzlukları dile getirdiğimiz içinrahatsızlık duyuluyor ve biîinçü olarak bir başka siyasi partiyle bağımızınolduğu iddia ediliyor; kesinlikle bunu reddediyoruz ve bugüne kadar bütünçalışmalarımızda gerçekten Halkın Emek Partisi insanları özgür iradesiylepolitika üretmiş Türkiye'nin gerçeklerini ortaya koymuş bir parti. Bunu, bütünsamimiyetimizle söylüyoruz ve her zaman söyledik; "Türkiye'nin tamamıbizimdir" demişiz, Hakkari'den Edirne'ye kadar binlerce yıl bir aradayaşamışız, binlerce yıl bir arada yaşayabiliriz; ama, insan onuruna yakışır biranlayışla. Bizim yaptığımız bu çalışmalar Türkiye'yi bölme değil,bütünleştirmedir, bu ayırışma politikası değil, bütünleşme politikasıdır.Aslında burada hizmeti veren biziz; çünkü, gerçekleri görüyoruz. SayınBaşkanım, şimdi ben başka bir konuya değinmek istiyorum. Bugün Türkiye birçokuluslararası sözleşmeleri imzalamış, bir taahhüt altına girmiş. Bakın, ParisŞartının 11. maddesi, "Bir ülke, kendi ülkesinde yaşayan halklarınkültürlerini geliştirmeye mecburdur, yardım eder" diyor. Yine İnsanHakları Uluslararası Sözleşmesi ve buna benzer birçok sözleşmelerde bazıtaahhütler altına girmiş. Şimdibiz ne istiyoruz; biz gerçekten Türkiye'nin uluslararası imzaladığısözleşmelere uygun bir anlayışı geliştirsin ve bütün insanlarına hoşgörü içindesevgiyle yaklaşsın diyoruz; bizim isteğimiz budur. BuradaAtatürk'ün bazı söylemleri var, bakınız burada 30. sayfada ne diyor;"Hududu milli olmak üzere tespit edilmiştir, fakat, bu hudut dahilindetaahhüt edilmesin ki, anasıri islamiyede yalnız bir cins millet vardır. Buhududu dahilinde Türk vardır, Çerkez vardır, Kürt vardır, bu anasın saireislamiye vardır; işte bu hudut menzuc bir halde yaşayan bütün maksatlarını,bütün manasıyla tevhit etmiş olan kardeş milletlerin bir bütünüdür." Bizimanlayışımız bu; bunu ortaya koymak istiyoruz. Yine söylemlerde 196. sayfayabakıyoruz; "Sureti umumiyede prensip şudurki, hududu milli olarakçizdiğimiz daire dahilinde yaşayan anası muhtelefi islamiye yek değerine karşıırkı, muhiti, ahlakı bütün hukukunu riayetkar öz kardeştir. Binaenaleyh,onların arzulan hilafında bir şey yapmaya biz de razı olmayız. Bizce katiolarak muayyen olan bir şey varsa o da hududu milli dahilinde Kürt, Türk, Laz,Çerkez vesair bütün bu islam unsurlar müşterekül menfaattir" diyor."Beraber çalışmaya karar vermişlerdir. Yoksa hiçbir vakit başka birnoktayı nazarı yoktur, arzui vicdani ile uhudvetkarane ve dindarane bir vahdetvardır. Yani birbirine karşı saygıyı, temelinde bir birlik vardı, bu kimsenininkarı anlamına gelmez. Şimdi,Anayasada bir gerçeği inkar ediyorsa, bir Kürt olayını inkar ediyorsa, bir Kürtolayını inkar ediyorsa, bunu inkar etmekle Kürtler yok olmaz,"vardır" demekle de Kürtler var olmaz. Şimdi burada yargılandığımızzaman zaman işte "Kürtler vardır, Kürt halkı vardır" dediğimiziçindir. Yani, bugün Türkiye bir ırk devleti değildir, böyle görmüyoruz kabuletmiyoruz. Bu bir anlayıştır; ama, bu insanlar birlikte bir hedefe doğruyönelmişler ve birlikte yaşamayı kararlaştırmışlar. BugünAlmanya'ya bakıyoruz, bir ırk devleti; ama, bir federal yapı vardır, tek ırktanolmasına rağmen bir federal yapı vardır, sorunlarını 100 milyonluk Almanya'yıbu şekilde yöneteceklerine inanmışlardır. Birüniter yapı içinde olan bir Belçika'ya bakalım Sayın Başkamın; bir üniterdevlettir, ama, orada Flemenkler vardır, Volenler vardır; onun da dilikullanılıyor, Flemenklerin de, Volenlerin de. Ama, bir üniter devlettir. Kimse,"Belçika bölünecek; Flemenk var, Volen var" diye bir kaygısı yok.Bugün birlikte Belçika'nın büyümesi, yaşaması için her insan kendi göreviniyapıyor. Biz böyle bir Türkiye düşlüyoruz, böyle bir Türkiye istiyoruz"demiştir. 2-Feridun YAZAR (Eski Parti Genel Başkanı ve Halen Parti üyesi aynen),"-Sayın Başkanım, gerçekten Türkiye tarihinde çok önemli olan bir davanıngörülmesinde sizlerle birlikte bu davada katkımız olabilirse, ışık tutabilirsekkendimizi mutlu hissedeceğiz. Ben hukukçu olduğum için olaya daha çok hukukaçısından bakmaya çalışacağım ve siyasi anlamda da Sayın Genel Başkanım AhmetTürk'ün açık bıraktığı veyahut da benim değinmediği diye tespit ettiğimkonulara değinmeye çalışacağım. İddianameyebaktığımda şunları görüyorum; iki esas nedenden dolayı davanın açıldığınıtespit ettim. Biri, yasa dışı mihrakların merkezi haline dönüştüğü iddiası var.Halkın Emek Partisinin; biri de, "Kürt halkı vardır" diyerek millibirliği bozucu bir politika izlediği iddiası nedeniyle dava açılmış bulunuyor. SayınTürk de, açıkladılar; ben önce Kürt halkı açısından bakmaya çalışacağım,"Kürt halkı vardır, yoktur." Yazılı savunmamda da açıklamıştım,tarihi çok uzundur oraya girmek istemiyorum; ancak, Meclis gizli zabıtlarınabaktığımızda Şubat 1922 tarihinde Atatürk Elcezire Komutanına bir telgraf çekerek,bir talimatname göndererek orada bir Kürdistan eyaleti otonomisininoluşturulması talimatını verir halen şu andaki mevcut zabıtlarda hazır,bulunuyor. Onun dışında, 1922 yılında Lozan antlaşmaları görüşmeleri devamederken, yine gizli zabıtlarda rastlamadık ama bir tarihçi araştırmanınkitabında yakaladık onu, 19 veya 18 maddelik bir Kürdistan eyaleti vemeclisinin araştırılması, kurulması için talimatlar verir. Bunlarışunun için söylemek istiyorum; Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı çok önemlidir bizimaçımızdan. Türkiye'de bunun anlaşılması gerekir. Gerçekten Atatürk'ünmilliyetçilik anlayışı Türk halkının dışındaki bütün halkları inkar etmekmidir, yoksa daha sonradan mı böyle dönüştürülmüştür' 1921 Anayasasınabakıyoruz; orada hiçbir "Türk" kelimesine rastlamıyoruz, bir"Kürt" kelimesine de rastlamıyoruz, bir Türkiye Cumhuriyeti Devletivardır ve çok kısa ana hatlarıyla belirlenmiştir. Ancak, 1924 Anayasasınageldiğimiz zaman; 1924 Anayasasında ilk defa şuna rastlıyoruz: Türkiye'de yalnızTürklerin yaşadığını ve diğer halkların artık kabul edilmez tavır, bir anlayışiçerisine girildiğini görüyoruz. İşte,1924 Anayasasındaki bence bir anlayışın sonucudur ki, bir Şeyh Sait isyanıçıkmıştır, 1927-1930 yıllarına kadar Ağrı isyanları çıkmış, 1937/1938'de DersimOlayları olmuştur ve bunların hepsi tarihimizde insanlarımızın Türkiye'deyaşayan bütün toplumun tüm insanların acı günleridir ve biz bu acı günlerin birdaha Türkiye toplumunda yaşanmasından yana değiliz. Uzunyıllar politika yaptım ben de 1980 öncesi Urfa Belediye Başkanı idim veCumhuriyet Halk Partisinde idim. Ancak, öyle bir anlayış Türkiye'de egemen idiki 1979'da, "ben Kürdüm" dediğim için silahlı saldırıya uğrayarakhayatımı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldim; fakat, hala beni vurankişiler tespit edilemedi. Bununiçin anlatmaya çalıştığımı söyleyeyim; o gün de Türk milliyetçiliği, Türkırkçılığının ileriye çıkışı vardı, ülkü ocakları vardı, işte onlar tarafındanişlenen bir eylemdi; ama bunun sonrasında 12 Eylül geldi. Etki-tepki meselesidir;bu bir doğa kanunudur; bir şeye etki edildiği zaman tepkisinin çıkacağı gayetdoğaldır. Bir asimilasyon hareketi, Kürtleri inkar eden bir politika 1930'luyıllardan sonra, 24'den sonra çok büyük bir şekilde işletilmeye çalıştı. Tekparti döneminde çalışıldı, 1950'den sonra çalışıldı, Ben, çocukluğumdailkokulda okurken hatırlıyorum "Vatandaş Türkçe konuş" gibi resmidairelere ve Urfa'da caddelerin her tarafında asılan pankartlarla karşılaştık.Ama bunun yanında, devlet, herhangi bir varlık da bu asimilasyonu başarıyagötürecek Bir varlık da gösteremedi; çünkü, bu, doğanın yasasına ters birolaydı. Yani, insanlar eğer bir dil öğrenmişlerse, bir halktan geliyorlarsa,bir kökenden geliyorlarsa, bunun dilinin de olması gayet doğaldır. Bu nedenle,bu asimilasyon hareketiyle de Kürt sorununun çözülemediği ve bugün geldiğimizbu noktada bunu bu yüksek mahkemede tartışmanın da açıkça ifade ettiğinibelirtmek istiyorum. 1961yılından sonra dünya giderek gelişmeye başladı ve 1961 Anayasası'da gerçektençağdaş dünyaya daha açık bir Anayasaydı ve sol, dünyadaki solun gelişmesiylebirlikte birçok milliyetçi hareketlerin Ortadoğu ve Afrika'da gelişmesielbet-teki Kürt insanının da kendi kimliğini, kendi onurunu yaşama ve aramagibi bir eğilimin içerisine sokmuş oldu. işte o yıllarda üniversitedeöğrenciydik. Ben hayatım boyunca hiçbir zaman, -kişisel yargılama yapmıyorum,ama kişisel düşüncemi de söylemekten vazgecmiyeceğim- silah ve şiddete taraftarolmadım ve partimde bir tek kişinin de buna taraftar olduğuna inanmıyorum.Olabilir, her siyasi partinin içinde çok çeşitli unsurlar olabilir. Bugün PKKeğer Türkiye'nin içerisinden çıkmışsa, bunun suçunu o zaman devlette aramaklazım. Eğer PKK veya başka şiddet, silah kullanan, yöntemini kullanan örgüttebir başka partinin içerisine girmişse, bunu devletin temelinde olan bozukluktanveya düzen değişikliğinden, hangi düzende yeşerdiğine bakmak lazım. Yoksa, onututup bir siyasi partinin içerisine sıkıştırmak ve onu bu parti yaptı gibigöstermek mümkün değildir. Demeçlerimizortada Sayın iddianameyi hazırlayan cumhuriyet savcısı da çok açık şekildebelirlemiş. Biz hiçbir zaman Türkiye'de bir bölünme islemedik. Son kurultaykonuşmamda açıkça şunu söyledim; Türkiye'nin her karış toprağı bizimdir. Çünkü,bu Cumhuriyetin kuruluşunda atalarımız kan dökmüşlerdir. Benim bizzat babamdedem de çarpışmıştır ve sanının burada babası dedesi çarpışmayan hiç kimseyoktur; ama bir şey vardı, burada kendi kimliğimizle yaşamak istiyoruz., kendikültürümüzle; Kürtlerin, Türklerin, Çerkezlerin de kim olursa olsun herkesinkendisini kimliğiyle ifade edebileceği, ama bunu silah zoruyla değil, bunuanlayışlı, hukuk normlarına, anlaşmalara ve politik dayanışmalara, yenifikirler, yeni düzenler üretmeye bağlı olduğuna inanıyoruz. Bakıyoruzdünyanın hiçbir yerinde bu şekilde şiddet eylemleriyle sonuca gidilmişdeğildir. Sonuçta böyle şeyler her iki tarafa da zarar vermiştir. Biz,bağımsızlık isteyen insanlar da olabilir, başka türlü düşünenler de olabilir;ama bu , Halkın Emek Partisinin dışındaki görüşlerdir. Halkın Emek Partisi,Türkiye'yi bölmeden, Türkiye'deki kendi etnik yapısıyla, kendi kimliğiyleyaşayan insanların özgürce yaşama ortamını sağlamaya çalışıyor ve bunun dakendisine en büyük destek ve esasını da şuna dayandırıyor; doğa hukukuna, doğahukukundan sonra uluslararası ortak hukuk kurallarına ve bunlara göredüzenlenmiş bulunan iç hukuka göredir. Bugünkü Anayasaya baktığımızda,elbetteki Türkiye'de Kürt vardır demek, Çerkez vardır demek, başka şeyler desöylemek belki ilk bakışta görünüşte somut bir şekilde hemen ters gelebiliyor;ama bugün, Sayın Başkanın da belirttiği gibi, bir Anayasanın artıkçağdaşlaşması söz konusu, bir anayasanın değişmesi söz konusu ve bir AvrupaTopluluğu kuruluyor, Avrupa'da devletler üstü bir hukuk sistemi oluşuyor,ulusal devletler üstünde devletler sistemi oluşuyor ve dünyanın siyasi veekonomik entegrasyona uğradığı bir dönemde Türkiye hâlâ içinde bir Kürtsorununu tartışarak, bir Kürt sorununu çözümleyemeyerek bunlara ayak uydurmasıçok zor olacaktır ve ayak uydurmadığı zaman bu çağdaşlaşan, durmadan gelişendünyaya yaklaşmadığı sürece de sürekli olarak insanlarına arzu ettiği düzenivermesi mümkün değildir. Biz,bu nedenle, bu partide sürekli olarak bunu tartıştık ve bunu insanlarımızaanlatmaya çalıştık; ama bu ara kurultaylarımızda gelip slogan atanlar da oldu;kurultaylarımızda, bizim düşüncelerimize, partimizin programına,düşüncelerimize uygun olmayan sloganlar da atılmıştır, tavırlar da olmuştur;ama bunu bize mal etmek, bunu biz yapıyoruz ve onları bizim düşüncemizmiş gibigösterilmesi, yasa tarafından bağlılığı ayrı bir konu, bağlayıp bağlamaması,ayrıca Türkiye'deki gelişen olaylar açısından da bizim gerçekten böyle birdüşünceye sahip olmamız söz konusu değildir. Çünkü, biz, Türkiye'deki toplumununtümünün partisi olmaya gayret ettik ve şimdi de iddia ediyorum, diyorum ki,biz, Türkiye'de 60 milyon insan varsa, 60 milyon insanın partisiyiz. Hiçbirzaman 60 milyon insandan bir tane insanın ne hakkına bir halel gelmesiniistiyoruz, ne de herhangi bir ezikliğine izin vermek istiyoruz ve bunun içinbir düzen kurmaya çalışıyoruz. Bu düzeni kurarken, siyasi partileringörevlerinin de bilincinde olarak hareket etmeye çalışıyoruz. Siyasipartiler açık ve hepiniz tarafından benden çok daha iyi taktir edilir ki, birdevletin düzenini kendi düşüncesi doğrultusunda iktidara geldiğinde değiştirmeküzere programlar yapar. Ama bunu yaparken, ana kurallara da bağlı kalır. Bu anakurallar, işte entegrasyona uğrayan Avrupa ve uluslararası hukuk normlarınauygun olanlardır, çünkü doğal olarak da bu Anayasanın, Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın da onlara uygun olması gerektiğini görüşünü savunuyor. Ben,Türkiye'deki Anayasa'nın şu andaki yapısını şöyle benzetiyorum; 15 yaşında veya17-10 yaşındaki bir genç delikanlının giydiği ceketi 40 yaşındaki bir insanagiydirmeye benzetiyorum; yani, toplumun gelişmesine ayak uyduracak bir Anayasadeğil, toplumun ihtiyaçlarına, bugünkü Türkiye sorunlarına cevap verebilecek veonu tümüyle çözebilecek bir anlayışın içinde de değildir. Bu nedenle dedeğiştirilmesi isteniyor ve biz, bu değiştirilirken de bu düşüncelerimizin debu Anayasada yer alabilmesi için Parlamento düzeyinde, politika düzeyinde degerekli mücadeleyi vermeye çalışıyoruz. SayınBaşkanım, değerli üyeler; gerçekten tarihi bir görevle karşı karşıyabulunuyoruz. Halkın Emek Partisi'nin kapatılması hukuk açısından Anayasaya veSiyasi Partiler Yasası'na uygunluğu açısından belki çok büyük bir problemyaratmayabilir. Bir partidir taktir edersiniz buna aykırıdır der kapatırsınız veyaonu yorumlayarak da gelişecek olan dünya ve Türkiye koşullarına değişmesigereken Anayasa koşullarına göre de yorumlayarak Türkiye'nin gerçekleriışığında değerlendirilebilir. Bu da Sayın Heyetin taktirindedir. Ancak,daha önce şunu gördük; Türkiye'de çok parti kapatıldı 4 tane parti kapatıldı;Hatırladığım kadarıyla Türkiye Emek Partisi, İşçi Partisi, Sosyalist Parti veTürkiye Birleşik Komünist Partisi ve hepsi de Kürt sorununa yer verdiği içinkapatılmış oldu Ama görüyoruz ki, bunların kapatılmasından sonra Türkiye'deKürt sorunu yine yok olmuyor, çözülemiyor da. Bur partinin bundan bahsetmesigerekiyor. Bir kesim insanların buna çözüm getirmesi gerekiyor. Bu da siyasipartiler olabilir, demokratik kuruluşlar olabilir ve başka kurum ve kuruluşlar,kendini sorumlu hisseden kurum ve kuruluşlar olabilir. Biz, bu sorumluluğunbilincinde olan bir siyasi partiyiz ve Türkiye'deki bu sorunun demokratikyollarla çözülmesi, Türkiye bütünlüğü içerisinde çözülmesinden yanayız. Bunasıl bir sistemle olur' Herkes birşey söyleyebilir, bizim dışımızda bazıinsanlar çıkıp bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulmasını da isteyebilirler,federasyon isteyebilirler, otonomi isteyebilirler, ama, biz, bütün bunlarındışında önce bu meselenin detaylarıyla tartışılmasından yanayız ve sürekliolarak topluma bunu vermeye çalıştım. BizimKürt sorunu şöyle çözülsün diye net bir öneri bugüne kadar partimizde ilerisürülmemiştir. Niçin sürülmemiştir' Yasalar müsait olmadığı için sürülmemiştir.Belki de henüz toplum bu konuda netleşmediği için ileriye sürülememiştir.Çünkü, çok kişi Kürt sorununu değişik açılardan görüyor, dış kaynaklıdır,şudur, budur, Avrupa destekliyor, Amerika destekliyor; herkesin kendine göregörüşleri olabilir, doğruluğu yanlışlığı bizi ilgilendirmiyor, onu herkestaktir eder; ancak, bizi ilgilendiren çok önemli sorun, bu devletin topraklaniçerisinde, ülkenin içerisinde yaşayan insanlarımızın bir kısmının Kürt olduğu,Kürtçe konuştuğu, bir dile sahip olduğu ve bunu da bu devletin kurucularıtarafından da açıkça ifade edildiğidir. Öyle toplum birbirine karışmıştır ki,bugün doğu ve güneydoğu bölgesinde yaşayan 5 milyon insan -ben tahmini rakamlarsöylüyorum, bunlar araştırılmış değil, sadece beylik rakam olsun diye söylüyorum- eğer orada Kürt diye yaşıyorsa, bana öyle geliyor ki 10 milyona yalan insanıda batıda yaşıyor. Bu insanları belki birbirinden ayırmak ne kadar mümkündür,herkesin kendi anlayışına göre değişebilir; ama, ben, insanlarımızın birayrılma duygusu içinde olduğuna da inanmıyorum; ne Kürtün Türkten ayrılmaya, nede Türkün Kürtten ayrılmaya herhangi bir niyet ve görüşüne ben rastlamadım; amaKürtlerin de bu çağdaşlaşan dünyada çağdaş konumda artık kendi kimlik vekültürleriyle bu devletin içinde ifade edebileceklerini ve yaşamakistediklerini de açıkça ortadadır. Örnekbir anı olsun diye söyleyeyim; Sayın Türkeş ile ben genel başkanlık sırasındasiyasi görüşmeye gittiğimde bana şunu söylemiştir; "Türkiye'de Türkmilliyetçiliğinin en sert insanı olarak bilinen Sayın Türkeş dedi ki;"Benim kızkardeşimin beyi de eniştem de Kurttur ve benim yeğenlerimKurttur. Biz, onun için Kürtlerle kardeş gibi yaşıyoruz. Bu silahlı mücadelefarklıdır, ama demokratik yönden bazı şeyler düşünülmesi gerekir." Türkiye'ninbütün toplumunda, her alanda bu sorun artık tartışılmaya başlıyor ve SayınBaşkanım, benim, Sayın Mahkeme Heyetinden özellikle sadece arzu ve istemolabilir, istirham olabilir, lütfen bu yolun, bu sorunun kapısının açılmasıiçin gayret sarfedilmesinden yanayım, insanların ölmeyeceği, Türkiye'deki bütüninsanların artık sokakta rahat yürüyebileceği İnsanların fikir vedüşüncelerinin çok rahat söylenebileceği ve herkesin hiçbir sopaya bir yumruğabile başvurmayacağı bir düzeni açık ve net bir biçimde kurabilmenin yolu, Kürtsorunun, Kürt olayının demokratik yollarla çözümüne bağlıdır. Bu da Kürthalkının varlığının kabulünden geçer. Kürthalkının varlığının kabulü, çözümünü tartışmaya getirecektir. Bu kabuledilmedikçe, bu insanlar tarafından benimsenmedikçe, bunun çözümütartışılamadığı zaman, demokratik yollar tıkandığı zaman başvurulacak metodunsilahlı ve insanlara acı çektiren, insanların ölümüne neden olan yöntemlerolduğu da bütün dünyada açıkça ortadadır. HalkınEmek Partisinin kapatılması, Kürt sorununa ve Türkiye'de Kürt sorunununçözümüne katkı değil, katkısızlık ve çözümsüzlük getireceği inancındayım. Bununiçin, Halkın Emek Partisinin bu sorununun kamuoyunda tartışılmasına izinverilmelidir. Bunun tartışılmasına müsaade edilmelidir. Anayasa Mahkemesi,diğer nonnai mahkemelerimizin ötesinde bir göreve sahiptir. Vereceği kararlarAnayasadaki maddeler kadar geçerlidir, onlar kadar toplum tarafından benimsenenbir karar organı olarak düşünülür ve beni af ederseniz, kişisel görüşüm olaraksöylüyorum; biraz da çok hukuktan hukukçu hukuku uyguladığı kadar, biraz dadünyanın ve Türkiye'nin gelişen siyasi durumuna göre de karar vermesi gerekenbir organ olduğu düşüncesindeyim, bir mahkeme olduğu düşüncesindeyim. Çünkü,yargılanan şey Anayasayla olan bağlantıdır ve anayasalar zaten siyasi birbelirlemedir. Onun için, kararın, salt hukuk açısından değil, bütün bugelişmeler göz önüne alınarak, Türkiye'nin yarını düşünülerek, dünyanıngeleceği düşünülerek, Türkiye'nin imza attığı Avrupa Sözleşmeleri düşünülerek,AGİK süreci düşünülerek, biz her fırsatta söylemişiz. Helsinki'nin nihayisenedi Türkiye'de iç hukuka uygulanmalıdır. Çünkü Türkiye bunu taahhütetmiştir. Devlet bunu taahhüt etmiştir. Avrupa bir çok görüşmelerimizdekarşımıza çıkan sorun budur; ama Helsinki nihayi senedine baktığınız zaman,Sayın Başkanım, çok iyi taktir edersiniz ki, 10 maddeden ibarettir ve 2maddesi, 3 maddesi bizim için çok önemlidir. Birisi toprak bütünlüğü, birisisınırların değişmezliğidir, biri de halkların kendi kaderini tayin hakkıdır. Buüç maddenin iç hukuka uygulanması, bazı kişiler şöyle değerlendirebilir.Halkların kendi kaderini tayin hakkı Kürt halkı acaba bağımsızlığa mı gider'Hayır öyle bir durum söz konusu değildir; Sayın Ahmet Türk'te Örnek verdi,Belçika'da üç tane resmi dil vardır. Fransızca var, Almanca var, Flemenkçevardır, İsviçrede ise yine böyle bir yığın dil vardır, İspanya'da böyleuygulamalar vardır. Dünyanın daha birçok yerinde, Kanada'da böyle uygulamalarvardır. BenKürtlere Türklerin gerçekten birlikte yaşama duygusundan yana olduklarınainanıyorum; ama artık gelişen dünyada bu birlikte yaşamanın herkesin kendiözgürlüğümide, kendi kültürünü ve kimliğini de kullanması gerektiğineinanıyorum. Bu olmadığı sürece demokratik yollar tıkanıp insani yollarla buişin kapısı açılmadığı sürece de bizi hergün üzen olayların devam edeceği vedaha ne gibi vahim olayların bizi beklediğini de gerçekten bilemiyoruz. Şu andahiçbirimiz kendi yaşamımıza sahip değiliz. Ben Genel Başkanlıktan ayrıldıktansonra, çok samimi bir şekilde söyleyeyim, Urfa'ya gidip tekrar avukatlığadönmekte endişe ediyorum. Can güvenliği açısından endişe ediyorum. Çünkü birçokarkadaşım bu şekilde failimeçhul cinayete kurban gitmişlerdir. Bunun sebebi dekapak kutulardır. Bir sorunun açık ve net biçimde tartışılmamasındankaynaklanmaktadır. Her konuşmamızda bunu belirttik. Tekrarçok fazla daha zamanınızı almadan soracak sorularınız olursa onu da saygıylacevaplamaya çalışacağız. Kürtsorununun demokratik bir biçimde Türkiye'de tartışılması gerektiğine inanıyorum.Artık siyasi partilerin, geçmişte kapanan siyasi partilerin dahi açıldığı birdönemde, sadece ve sadece düşünce bazında düşüncelerini söylemeye söylemektenbaşka hiçbir suçu olmayan, bu düşüncelerini de Türkiye toplumunun tümüylegerçekleştirmeye çalışan bir siyasi partinin kapatılmaması gerektiğigörüşündeyim" demiştir. Sorularüzerine de, FeridunYAZAR - "Benim bu sözleşmelerdeki halkların kendi kaderini tayin hakkı çokgenel bir çizgidir. Yani uluslararası kabul edilen bir çizgidir. YoksaTürkiye'de Kürtlerin ayrı bir biçimde yaşamlarını öneren bir çağrışım olarakdüşünülmemelidir. Bu da üye Sayın Haşim Kılıç beyin söylediği gibi, birtartışmanın açılmasıdır. Yani Kürtlerin Türkiye'deki yaşama biçimi neolmalıdır, nasıl olmalıdır, ne gibi hukuki veya insani, insan haklarındankendilerine göre kültürel mi' Biz bir Kürt partisi olmadığımızı her fırsattaaçıkladık. Bu nedenle de Kürt halkı adına konuşma, Kürtlerin adına bu böyleolsun deme, bir yetkimiz de sözkonusu değildir. Biz Türkiye toplumunda Kürt sorununuen önemli bir sorun olarak değerlendirmişiz ve diyoruz ki, bu sorunu dauluslararası bu hukuk kuralları normlarım ışık tutucu özelliklerini gözönündebulundurarak tartışalım, nasıl çözülmesi gerekiyorsa hep birlikte karar verelimve Türkiye toplumuyla birlikte çözelim diyoruz.", AhmetTÜRK - "Kürt olayı ve Kürt sorunu ile ilgili duyarsız olmadığımızı çokaçık bir şekilde ortaya koyduk. Bir sorunun olması ayrı şeydir, bir de busoruna özüm getirme, önerme ayn şeydir. Halkın Emek Partisi bu sorunu ortayakoyuyor, bu sorunun tartışılmasını istiyor, ancak insanlar özgürce birşeyitartıştığı zaman en doğruyu, en iyiyi, en güzelini ortaya koyacağına inanıyor.Biz bu nedenle bütün yaptığımız konuşmalarda, çalışmalarımızda hiç bir zamaniçin bir çözüm şekli önermiş değiliz. Böyle bir önerimiz de yoktur. Bizim,bugün üzerinde durduğumuz nokta, Türkiye'de yasaklar kalksın, bir olay, birtabu yapmanın yararı yoktur. Tartışılsın, tartışıldığı taktirde inanıyorum kisevgi ve hoşgörü ortamı daha da gelişecek, o zaman birlikteliği daha kalıcı birşekle dönüştürmüş olacağız. HalkınEmek Partisi Kurt olayına ve Kürt halkına böyle bir anlayışla yaklaşmış,bakmış. Biz baştanberi söyledik. Türkiye'de insanların özgür ve eşit temeldebirlikte yaşama istemini dile getiriyoruz. Biz böyle bir politikanın ayrışımıengelleyeceğine inanıyoruz. Anayasaolarak evet, biliyoruz, zaman zaman bazı kelimelerden dolayı bir suç olduğuifadesi var. Şimdi ben Sayın Başkana söylersem, söyledikleriniz doğru, ama ben1982 Anayasasına göre davranırım diyorum. Ben de diyorum 1982 Anayasasına göreeğer o kalıplara bağlı kalırsanız bütün siyasi partileri kapatmanız gerekirdiyorum; ama Anayasa Mahkemesi yüksek bir mahkemedir. Siyasal, toplumsalgelişmeleri ve değişimleri ele alarak yorumlayan bir mahkemedir. Türkiye'nin enüst konumlu bir mahkemesidir. Şimdibazı gerçekler var, bazı gelişmeler var, Toplumun vicdanında siyasi partilerinvicdanında meşrulaşıyor. Şimdi toplumun vicdanında, siyasi partilerinvicdanında meşrulaşmış olan bazı şeyleri Anayasa Mahkemesi gönnemezliktengelemez. Bugün sendikalarla ilgili örnekler verdim. Bugün 1982 Anayasasına göresuç olan ama siyasi partilerin bunu bile bile söylemleri ortaya koymak istedim. ŞimdiHalkın Emek Partisi de bir Türkiye Partisidir. Bu Türkiye Partisi, Türkiye'dekibu gerçekleri dile getiriyor. Türkiye'nin birliği, bütünlüğü içinde olaylarıortaya koymak istiyor. Bu bir siyasi partinin görevidir. Siyasi parti olarakben bu Anayasayı beğenmiyebilirim, bunun değişmesini isteyebilirim bunundeğişmesi için çalışmalar yaparım, iktidara geldiğim zamanda bu Anayasayıkökten değiştiririm diyorum. Bugünekadar Halkın Emek Partisi'nin düşünsel bazda, düşünce bazında onlar ortadadır;ama hiçbir zaman bu Anayasayı ben tanımıyorum, bu Anayasa benim için geçerli değildirbir anlayışın içinde olmadı; ama bir siyasi partinin hakkıdır. Bu Anayasayıeleştirmek, bu Anayasanın sınırlanın zorlamak, toplumun vicdanında meşru olmuşolan bazı şeyleri ortaya koyma, benim bir siyasi parti olarak görevimdir. BugünTürkiye'de bir Siyasi partinin kapatılması halinde birçok insanın artık ben bualanın dışına itiliyorum, ben ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorum gibibir düşünce de gelişebilir. Bu da tehlikelidir. Bizbugün sadece Halkın Emek Partisi kapatılmasın gibi bir anlayışla konuşmuyoruz.Gerçekten bu ortamın oluşması, siyasi partilerin varolması, insanların bugünparlamentoda siyasi parti olarak Türkiye'nin içinde var olmasında büyük yarargörüyoruz; ama insanlar kendilerini dışlanmış gibi görürse, kabul ederse, ozaman ayrışım, o zaman bölücülük yapmış oluyoruz. Bugünbizim yapağımız gerçekten insanları bütünleştirmek için bir çabadır, birçalışmadır." demişlerdir. VI-DAVANIN EVRELERİ A-Dava, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 3.7.1992 günlü, SP. 31.Hz.1992/59sayılı iddianamesi ile açılmış ve aynı gün 1058 sayı ile Anayasa Mahkemesikaydına geçirilerek 1992/1 (Siyasi Parti Kapatma) esas sayısını almıştır. B-Anayasa Mahkemesi'nce 7.7.1992 gününde alınan karar aynen şöyledir "l- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen, Halkın Emek Parti-i'ninkapatılması istemli 3.7.1992 günlü, SP.31.Hz. 1992/59 sayılı İddianame'ninOnanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak ve iddianame ve eklerininkapsamları gözetilerek saptanan, altmış günlük süre içinde, gerekli görülürsedosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak AnayasaMahkemesi'ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığına tebliğine, 1.Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği taktirde savunma yapmaktankaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine, 2.Ön savunma geldiğinde esas hakkındaki düşüncelerini bildirmek üzere onanlı birörneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 3.Esas hakkındaki düşüncenin onanlı bir örneğinin, ilgili partiye tebliğiyle yinealtmış gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine, 4.Verilen süre içinde savunma gönderilmediği taktirde savunma yapmaktan kaçınmışsayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine, 5.Tebligatların, 7201 sayılı Tebligat Yasası'nın 2. maddesi gereğince memureliyle yapılmasına, OYBİRLİĞİYLEkarar verildi." C-İddianamenin onanlı örneği ve Anayasa Mahkemesi'nin 8.7.1992 günlü, 937 sayılı:"Ön savunmanın altmış gün içinde yapılmasına ilişkin" yazısı, karargereğince 8.7.1992 tarihinde Halkın Emek Partisi Genel Başkanlığına, -GenelSekreter Ahmet Karataş imzasına- memur eliyle tebliğ edilmiştir. D-Davalı Siyasi Parti'nin vekili eliyle verdiği 18.8.1992 günlü ve "Savunmaiçin Mahkeme'nin taktir edeceği ek süre verilmesi" içerikli dilekçesindekiistemi henüz Anayasa Mahkemesince karara bağlanmadan, 3.9.1992 günlü "ÖnSavunma" Mahkemeye ulaşmıştır. E-3.3.1992 günlü, ön savunmanın onanlı örnekleri, 7.7.1992 ve 8.9.1992 günlükararlar uyarınca, davaya ilişkin esas hakkındaki düşüncelerini bildirmesi için10.9.1992 gün ve 1241 sayılı yazı ekinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmiştir. F-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.10.1992 gün ve SP.31.Muh.1992/232 sayılıyazısı ekinde, "Davanın Esası Hakkında Görüş"ünü bildirmiş, karargereğince bu yazı ve eklerinin onanlı örnekleri, 23.10.1992 gün ve 1505 sayılıyazı ekinde davalı Siyasi Parti Genel Başkanlığına, 26.10.1992 tarihinde memureliyle tebliğ edilmiştir. G-Davalı Parti'nin Savunma için ek süre verilmesi istemi üzerine, 22.10.1992günlü kararla Partiye "25.12.1992 gününden başlayarak 30 günlük eksüre" verilmiş ve bu karar 23,12.1992 tarihinde bildirilmiştir. H-Davalı Siyasi Parti'nin "Esas Hakkındaki Savunması" 22.1.1993 günündesüresi içinde, Anayasa Mahkemesi'ne ulaşmıştır. Busavunmada yer alan istemler üzerine Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar aynenşöyledir: "1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Halkın Emek Partisi'nin kapatılmasıistemiyle açılan davada davalı Parti tarafından verilen esas hakkındakisavunmada istenilen duruşma isteminin anayasal ve yasal olanaksızlık nedeniyleREDDİNE, 1.Anayasa'nın 149. maddesinin dördüncü fıkrasıyla, Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında 2949 sayılı Yasa'nın 33. maddesi uyarınca HalkınEmek Partisi Genel Başkanı ile iki yetkiliden oluşacak üç kişinin davakonusunda sözlü açıklamalarının dinlenmesine, 2.Sözlü açıklamada bulunacak temsilcilerin Anayasa Mahkemesi'nde hazırbulundurulmaları için Halkın Emek Partisi Genel Başkanlığı'na 2949 sayılıYasa'nın 30. maddesi uyarınca yazı yazılmasına, 3.Bu yazıda dinlenmeleri öngörülen Parti temsilcilerinin gelmemesi durumun daincelemenin dosya üzerinden sürdürüleceği hususunun yine 2949 sayılı Yasa'nın30. ve 31. maddeleri uyarınca belirtilmesine, 5.Sözlü açıklamanın l Mart 1993 Pazartesi günü saat 14.30'da Anayasa Mahkemesisalonunda yapılmasına, 6.Adı geçen Parti'ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için kararörneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 9.2.1993gününde OYBiRLİĞİYLE karar verildi." İ-Karar gereğince 1.3.1993 gününde toplanan Anayasa Mahkemesi, davalı SiyasiParti'nin sözlü açıklama için bildirildiği isimler üzerine şu karara varmıştır: "A.Halkın Emek Partisi Genel Sekreteri'nin imzasını taşıyan 1.3.1993 günlü,1993/449 sayılı yetki belgesinde, sözlü açıklama yapmak için adlan verilenlerarasında bulunan Fehmi IŞIKLAR'ın eski genel başkanı olup HEP'Ie üyelikilişkisi kalmadığının saptanması üzerine konu görüşülüp gereği düşünüldü: 1.Anayasa'nın 149. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen ve 2949 sayılıYasa'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında yinelenen "Anayasa Mahkemesi. .. gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri vekonu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir." kuralı gereğince 9.2.1993günlü kararla parti temsilcisi olarak sözlü açıklamada bulunmak üzere genelbaşkan ve iki yetkili çağırılmıştır. Buna göre sözlü açıklama yapması istenenkişiler, parti yetkilileri, partiyle hukuksal ilişkileri devam eden ve temsilgörevi olanlardır. Kapatma isteminde Fehmi IŞIKLAR'ın konuşmalarına dayanılmasıonun yetkili sıfatıyla dinlenilmesini gerektirmez. Kaldı ki sözlü açıklamamahkemenin gerekli gördüğü durumlarda uygulanan bir yöntem olup isteğe bağlı değildir.Bu nedenle Fehmi IŞIKLAR'ın yetkili sıfatıyla DİNLENEMEYECEĞİNE, YılmazALİEFENDİOĞLU'nun "Anayasa Mahkemesi'nin "Parti Başkanı ile ikiyetkilinin" dinlenmesine ilişkin kararının, Anayasa'da, 2949 sayılı Yasave Siyasi Partiler Yasası'nda yer alan "Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğühallerde sözlü açıklamalarım dinlemek üzere ilgilileri ve konu hakkında bilgisiolanları çağırabilir" kuralı karşısında, ancak bu kapsam içinde olduğudüşünülebilir. Eski genel başkanın, olayların bir kesiminin kendi başkanlığızamanında cereyan etmesi nedeniyle ilgili ve konu hakkında bilgili olduğukuşkusuzdur. Kaldı ki, kendisi, Anayasa Mahkemesi'nin karan uyarınca partitarafından "Yetkili" olarak görevlendirildiğine göre, Anayasa'nınöngördüğü "ilgili ya da konu hakkında bilgisi olan" kapsamındadır.Duruşma ve sorgulama yapılmadığına, savunma alınmadığına göre bu kişinindinlenme anında parti üyesi olması ya da partiyi temsile yetkili bulunmasızorunlu değildir; sözlerinin de partiyi bağlayıcı bir yanı yoktur. Anayasa'nınve yasaların öngördüğü, Anayasa Mahkemesi'nin, gerekli görmesi halinde ilgiliya da konu bilgili olanı çağınp dinleyebilmesidir. Anayasa Mahkemesi bugerekliliği hissedip, bir başkan ile iki yetkiliyi dinlemek üzere çağırdığınagöre, yetkili kişilerin seçimini de partiye bırakmış demektir. Bu nedenledinlenmesi gerekir", Mustafa ŞAHİN ile Haşim KlLIÇ'ın ise "karardasözü edilen Anayasa ve yasa maddelerinin kapsamı ve açıklığı karşısında,üstelik kişisel olarak onun sözleri kapatma nedenleri arasında bulunduğundan,geniş yorum ve amaca uygun değerlendirme yapılarak dinlenmesi gerekir"yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2.Fehmi IŞIKLAR'ın ilgili ve konu üzerinde bilgisi bulunan biri sıfatıylaDİNLENMESİNE GEREK OLMADIĞINA, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ile Haşim KILIÇ'ın"Konu hakkında bilgisi olan sıfatıyla dinlenebileceği", Servet TÜZÜNile Mustafa ŞAHİN'in "Konu hakkında bilgisi olması nedeniyledinlenebileceği", Mustafa BUMİN'in ise "Dinlenmesinde yararbulunduğu" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, B, Budoğrultuda sözlü açıklamaları dinlenen Halkın Emek Partisi Genel Başkam AhmetTÜRK ile Genel Yönetim Kurulu üyesi Feridun YAZAR'ın sözlü açıklamalarınailişkin bantların ve stenograflarca düzenlenen tutanakların çözümlenip üyeleredağıtılmasından sonra incelemenin Başkanlıkça belirlenecek bir gündesürdürülmesine, OYBİRLİĞİYLE, 1.3.1993gününde karar verildi." Anayasa'nın149. maddesinin dördüncü fıkrasında Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan sıfatıylabaktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinden inceleyeceği, ancakgerekli görüldüğü durumlarda sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri vekonu üzerinde bilgisi olanları çağırabileceği öngörülmektedir. AnayasaMahkemesi, gereksinim duyarak sorular yöneltip bilgi almak ve ayrıntılarlateknik konularda daha çok açıklık kazanmak için 9.2.1993 günlü kararıyla,kendiliğinden 2949 sayılı Yasa'nın 33. maddesini gözeterek HEP'in Genel Başkanıile iki yetkiliden oluşacak üç kişiyi çağırmıştır. Sözlü açıklamada bulunacaktemsilcilerin hazır bulundurulmalarını sağlamak üzere HEP Genel Baskanlığı'nayine aynı kararın 3. bendi gereğince bildirimde bulunulmuştur. Sözlü açıklamabu karara göre yapılacağından HEPle hukuksal bağı olmayan bir kimsenin HEPyetkilisi ve temsilcisi sayılıp dinlenmesi olanaksızdır. Çağırma kararı"yetkili temsilci" sıfatlarını açıkça içerdiğinden bu nitelikteolmayan kimsenin dinlenmesi hem Anayasa'nın 149. maddesinin Dördüncüfıkrasıyla, 2949 sayılı Yasa'nın 30. maddelerine, hem de bu maddeleredayanılarak alınmış karara aykırı düşer. Mahkeme, önceden "ilgili" yada "bilgisi" olan, aransa ve istense idi dosyada kapatma nedenisayılan sözlerin sahiplerinden birini çağırabilirdi. Genelde "ilgisi"ve "bilgisi" olan, ceza yargılaması yönteminin ağırlıklı biçimdeuygulandığı bu davada esas alınamaz. Tanık ya da bilir kişi dinleme niteliğindeuygulama da olamaz. Kaldı ki sözlü açıklama tutanağının 3. sayfasında açıkçayazılı olduğu üzere Mahkeme Başkanı'nca Fehmi IŞIKLAR'ın yüzüne karşı ". .. Ancak, Sayın Türk ile Sayın Yazar, konuşmalarında Fehmi IŞIKLAR'ınsöyleyecekleri varsa, elinde belgeleri, bilgileri varsa kendi sunuşları içindeonları mahkememiz dosyasına sunabilirler. Buyurun Fehmi Bey, Sizi dışarıyaalalım konuk olarak" denilmiştir. Tutanağın 25. sayfasında da "birkere daha hatırlatıyorum, Sizi burada dinledik; ama IŞIKLAR'ın konuşma metnini,IŞIKLAR'ın konuşması olarak değil, siz bize kitap ta verebilirsiniz, bant taverebilirsiniz, dergi de verebilirsiniz. O anlamda veriyorsanız alabiliriz,dosyaya koyarız, vermiyorsanız bir diyeceğimiz yoktur. Hatırlatılmadı, birbaşka konuşma, bir başka savunma, olanağının kapısı kapatıldı gibi bir anlayışolmasın." uyarısı da yapılmıştır. Siyasi Parti Kapatma davalarında Sözlüaçıklama (savunma toplantısı olmayıp davalı parti tarafından savunma yazılıolarak verilmekte), sorular yanıtlanarak yapılmaktadır. VII.GEREKÇE A.ÖN SORUNLAR YÖNÜNDEN DavalıHalkın Emek Partisi'nin savunmalarında ele alınmasını istediği ön sorunlarüzerinde öncelikle durulması gerekmektedir. 1.Siyasî Partiler Yasası'nın Kimi Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunlarüzerinde öncelikle durulması gerekmektedir. Gerek3.9.1992 günlü "Ön Savunmada, gerekse 22.1.1993 günlü "EsasHakkındaki Savunma"da bu konuda: Buna göre, Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesi,Anayasa'nın "Başlangıç"ıyla 1., 2., 3., 4., 5. ve 66. maddelerini;81. maddesi de, "mezhep, ırk veya dil farklılığını" yasak kapsamınaaldığından Anayasa'ya aykırıdır. Geçicibir maddeye süreklilik kazandırmak hukuk devleti niteliği ile bağdaşmaz.Olağanüstü bir dönemden, olağan bir döneme geçişi sağlamayı amaçlayanAnayasa'nın Geçici 15. maddesi, 12.9.1980 ile 6.12.1983 tarihlerinikapsamaktadır ve TBMM'nin Başkanlık Divanının oluştuğu bu tarihte kendiliğindenortadan kalkmıştır. Kaldıki, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası, yürürlüğe girdiği 22.4.1983 tarihindenbu yana bir çok kez değişikliğe uğramış olup ilk biçimini yitirmiştir. Budurumuyla Anayasa'nın Geçici 15. maddesindeki korumadan yararlanamaz. Açıklanannedenlerle uygulama konusu olan ve Anayasa'ya aykırılıkları açık bulunankuralların iptaline karar verilmelidir.> denilmektedir. Busavunmalara karşılık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.10.1992 günlü EsasHakkındaki Görüş yazısında, "22.4.1983 günlü 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılmış yasalardan olduğu veAnayasa'nın Geçici 15. maddesi kapsamında bulunduğundan, Anayasa'ya aykırılıksavının ciddi görülmeyerek reddi gerekeceği," belirtilmiştir. Anayasa'nındiğer maddelerinde de Anayasa Mahkemesi'nce yapılacak denetimi kısıtlayan veengelleyen benzer hükümler vardır. Örneğin 90. maddenin son fıkrası, yönteminceyürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar hakkında; 148. madde, olağanüstüdurumlarda, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmündekararnamelerin biçim ve öz bakımından; 152. madde, red kararlarınınyayımlanmasından sonra 10 yıl geçmedikçe aynı yasa hükmünün Anayasa'yaaykırılığı savıyla yeniden; 105. madde, Cumhurbaşkanı'nın resen imzaladığıkararlar ve emirler aleyhi ne Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamıyacağınıöngörmüştür. Bunlara karşılık Anayasa'nın Geçici 15. maddesi, ". . .Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez", devrim yasalarının korunmasıylailgili 174. maddesi ise "... Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamazve yorumlanamaz." biçiminde kesin anlatımları yeğlemiştir. Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası, arasında, belirli birdönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa'ya aykırılıklarının iddiaedilememesi yönünden bir bağ vardır. Son fıkra, Anayasa'ya aykırılığı ilerisürçmeme yönünden bîr zaman sınırlaması yapmamış, fıkradaki "budönem" sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirli birdönemde çıkarılan yasalar için Anayasa'ya aykırılık savında bulunulamayacağıöngörülmüştür. Nitekim, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Yasa'nın "Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemiyecek diğermetinler." başlıklı 25. maddesi Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin sonfıkrasındaki "Bu dönem" deyişini aynı biçimde yorumlamış, geçicimaddenin birinci fıkrasındaki belirli bir dönemi açıklayan sözcükler ile sonfıkrayı birleştirip düzenlemeye açıklık kazandırmıştır. Davalınınsavunmasında ayrıca, Geçici 15. maddenin, geçici bir madde olması nedeniyleartık hükmünü doldurduğu ve geçerliliğini yitirdiği, Anayasa'nın diğerkuralları ile uyum içinde bulunmadığı ileri sürülmüştür. Geçicimaddelerin geçerliliği, uygulama süreleriyle değil, geçici olarakdüzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temelmetinlerin içerikleri ve anlamlan ile değerlendirilir. Geçici maddeler, değişikhukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklıtutulmasını, uygulamanın daha geniş bir zaman dilimine yayılarak yapılmasınısağlarlar. Bu yönden de geçici maddeler ile temel hükümler arasında,farklılıklar bulunması doğaldır. Geçici maddelerin taşıdıktan hukuksal değer,diğer maddelerden farklı değildir. Hatta temel düzenlemeden ayrık hükümlergetirmesi yönünden uygulama önceliğine ve etkinliğine sahiptirler. Anayasa'nınaçık olarak düzenlediği bir kuralın Anayasa yargısı tarafından uygulanmamasıdüşünülemez. Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrasında hakkındaAnayasa'ya aykırılık savında bulunulamayacağı belirtilen düzenlemeler, zamanıbirinci fıkrada belli edilen "Bu dönem içinde. . ." sözcükleriylesınırlanmıştır. 12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 tarihleri arasında başvurmayapılmaması değil, bu tarihler arasında yürürlüğe konulan metinler hakkındaaykırılık savıyla başvurulamıyacağı öngörülmüştür. Kimilerince, kimi nedenlerleAnayasa'nın öbür maddelerine ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülse, siyasaleleştirilere konu yapılsa ve çağdaş bir Anayasa özlemiyle böyle bir maddeningöz ardı edilmesi istense de yasama organınca yürürlükten kaldırılmadıkçaGeçici 15. maddenin Anayasa Mahkemesi'nce "yok" sayılmasıolanaksızdır. Anayasa kuralları arasında üstünlük ve öncelik ayrımıyapılamıyacağı gibi Anayasa Mahkemesi, Anayasakoyucu ve Yasakoyucu yerine geçecektutumlardan özenle kaçınır. Bu konuyla ilgili önceki kararlarda vurgulandığıgibi yürürlükteki bir Anayasa kuralını tanımazlık "geçici" adınabakıp savsaklamak hukuksal anlayış ve işlev özelliğiyle bağdaşmaz. Sonuçolarak, Anayasa'nın Geçici 15. maddesinde, 12 Eylül 1980'den ilk genel seçimlersonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanlık Divanı'nıoluşturuncaya kadar geçen süre içinde çıkarılacak yasaların Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülemiyeceğinden bu ara dönemde çıkarılan 22.4.1983 günlü,2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78 ve 81. maddelerinin Anayasa'yaaykırılığı savında bulunulamaz. GüvenDİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ve Mustafa GÖNÜL bu görüşe katılmamışlardır. 2.Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili Kurallarının "İhmal Tekniği" Yoluile Davada Uygulama Dışı Bırakılması Sorunu DavalıSiyasi Parti adına yapılan savunmalarda, Anayasa'nın 138. maddesine göre,yargıçların ". . . hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hükümverecekleri. . ." Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin sözel yorumuylayetinilse bile, evrensel hukuk kurallarına uygun olmayan bir yasayı uygulamakdurumu ile karşı karşıya kalan yargıcın, hukuka uygun olmayan bu yasayı vicdanikanaatini kullanarak ihmal tekniği yolu ile uygulamaktan geri kalabileceği; Öbüryandan Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılması için çalışmalarınbaşlatıldığı ileri sürülerek, Anayasa'ya aylan olan Siyasi Partiler Yasası'nınbelirtilen kurallarının, davada uygulanmasıyla doğabilecek sıkıntıların, ihmaltekniği yoluyla giderilmesi gereği belirtilmektedir. 22.4.1983günlü Siyasi Partiler Yasası, Anayasa'nın Geçici 15. maddesi öngörülen dönemdeçıkarılmış olduğundan, Anayasa'ya aykırılığı savında bulunulamayacak yasalararasına girmektedir. Geçici15. madde 1961 Anayasası'nın geçici 4. maddesine benzer bir korumadüzenlemesidir. Söz konusu geçici maddenin kapsamında olan ve böylece anayasalkorunma altında bulunan yasa kurallarının geçici maddeyle korunmaları nedeniyleAnayasa'ya aykırı oldukları ileri sürülmeyeceği gibi, bunların AnayasaMahkemesi'nce ihmal edilmesinden de söz edilemez. Bu durumdaki hükümlerin ancakAnayasa'nın temel ilkelerine ve bu ilkelere egemen olan hukukun ana kurallarınaolabildiğince uygun düşecek biçimde yorumlanması düşünülmelidir. Öteyandan, Anayasa yargısında bir yasa kuralının ihmal edilebilmesi için aynıkonuyu düzenleyen ve birbiriyle çelişen bir yasa ile Anayasa kuralınınbulunması ve yasa kuralının iptal edilebilir nitelikte olması gerekir. Geçici15. madde nedeniyle iptali istenilemeyen kuralın ihmali de söz konusu olamaz.Bu durumda çözümün Anayasa kuralları yönünden aranması doğaldır. Anayasa'nıngeçici 15. maddesinin varlığı, Anayasa'nın tümlüğü içinde bir çelişkiyi değilayrık bir durumu yansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği, konuyu açık biçimdeortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralı "yok" saymasıolanaksızdır. Kaldıki, Siyasi Partiler Yasası'nın getirdiği yasaklar, Anayasa'nın 68. ve 69.maddelerinde yer alan kapatılma nedenlerini somutlaştırmaktadır. Bu kurallar,tekil ve ulusal devlet niteliğinin korunması ilkesinin yaptırımlarıdır. ÇünküAnayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında "Siyasi Partilerin kuruluş vefaaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunladüzenlenir." denilmektedir. Yukarıda değinildiği gibi Anayasa Mahkemesincebir yasa kuralın ihmali, ancak hakkında iptal davası açılmamış durumlarda okuralın Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptal edilebilecek nitelikte olmasıkoşuluna bağlıdır. Yasakoyucu,Anayasa'da öngörülen bir düzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Bunedenlerle Siyasi Partiler Yasası'nın kimi kurallarının ihmal edilmesiyolundaki savunma yerinde değildir. YılmazALİEFENDİOĞLU ve Mustafa GÖNÜL bu görüşlere katılmamışlardır. 3.Yargılama'nın "Duruşmalı" Olarak Yapılması, Bu Yerinde GörülmezseParti Yetkililerinin Çağırılarak Sözlü Açıklamalarda Bulunmalarına OlanakVerilmesi İstemi DavalıSiyasi Parti'nin bu istemi konusunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı EsasHakkındaki görüşünde özetle; Anayasa'nın149. maddesinin dördüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 30. ve 33.maddelerindeki "Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalar dışında kalan işlerindosya üzerinde inceleneceği" açıklığı ve Siyasi Partiler Yasası'nın 98.maddesinin bu kurallara koşut içeriği karşısında kapatma davalarının CezaMuhakemeleri Usulü Yasası uygulanarak dosya üzerinden incelenip kararabağlanmasının gerekeceğini, sözlü açıklama konusunda ise taktirin AnayasaMahkemesi'nde olduğunu belirtmiştir. AnayasaMahkemesi'nce 9.2.1993 günlü ara kararı ile, "Anayasal ve Yasalolanaksızlık" bulunduğu gerekçesi ile duruşma istemi reddedilmiş veMahkeme, kendiliğinden sözlü açıklama için davalı parti temsilcileriniçağırmış, yetkili temsilci olarak gelen Ahmet TÜRK ve Feridun YAZAR'ınaçıklamaları dinlenmiştir. 4.Davanın Siyasi Partiler Yasası'nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp AçılmadığıSorunu DavalıSiyasi Parti, ön savunmasında kapatma nedenleri arasında gösterilen"Kanunsuz siyasi faaliyetlere mihrak olma" iddiasının incelenebilmesiiçin, Cumhuriyet Başsavcılığının Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine görepartiye ihtarda bulunması gerekeceği, bu yapılmadığına göre iddianamenin geriçevrilmesi ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, esas hakkındaki görüşünde 2820 sayılı Yasa'nın 9.maddesi gereğince partiye uyanda bulunmasına gerek olmadığını, davanınCumhuriyet Başsavcılığının partilerin faaliyetini izleyeceğini öngören SiyasiPartiler Yasası Hükmüne dayandırıldığını bildirmiştir. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularınınhukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine uygunluğunu ve ayrıca,verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarındansonra öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı,aynı maddeye dayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceğiek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu isteğeuyulmamasının yaptırımı da, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerinuygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın partileri denetlemegörevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, kurulanpartilerin tüzük ve programlan ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasave yasa hükümlerine aykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanmasıdurumları birbirinden ayrılarak değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyleki: Cumhuriyet Başsavcılığı saptanan noksanlıkların giderilmesi, gerekligörülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini belirten yazının tebliğindenbaşlayarak 30 gün içinde noksanlık giderilmediği ya da istenen ek bilgi vebelgeler gönderilmediği taktirde siyasi partilerin kapatılmasına ilişkinkuralların uygulanmasına karşı partilerin tüzük ve programlan ile kurucularınınhukuksal durumlarının Anayasa'ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniylekapatılmaları için dava açılması 104. maddeyle düzenlenmiştir. Başka bir koşulöngörülmemiştir. 2820sayılı Yasa'nın 103. maddesine aykırılık nedeniyle açılan kapatma davaları için9. madde uyarınca ihtarda bulunmak zorunluluğu da yoktur. Bu nedenle davanın,2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 9. maddesine göre Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca uyan yapılmadan açılmış bulunduğu yolundaki davalı Partisavunması, davanın 2820 sayılı Yasa'nın 4. kısmında yasaklanan partifaaliyetlerinden kaynaklanması nedeniyle yerinde değildir. 5.Siyasi Partiler Yasası'nda ve Anayasa'da Değişiklik Çalışmaları YapılmaktaOlduğundan ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkında Anayasa Mahkemesi'nceVerilen Kapatma Karan Avrupa insan Hakları Komisyonu'nda incelenmekteBulunduğundan, Davayı Etkileyecek Bu iki Hususun Bekletici Neden SayılıpSayılmaması Sorunu DavalıSiyasi Parti bu konudaki savunmalarını Türkiye'nin de imza koyduğu,"Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Bildirisi", "AvrupaKonseyi insan Hakları ve Temel Özgürlüklerini Koruma Sözleşmesi","Helsinki Nihai Senedi", "Paris Şartı" gibi uluslararası sözleşmelereaykırı olarak dava açıldığı görüşüne dayandırarak yinelemekte, Anayasa ve yasadeğişiklikleri çalışmaları ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna yapılmışbaşvuru sonuçlarının beklenmesini istemektedir. Hukuktabekletici neden, bir davanın sonuçlandırılması kimi zaman o mahkemenin yetkisidışında kalan bir sorunun çözümlenmesine bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkar.Bu bakımdan ancak konunun o mahkemenin görev ve yetkisi dışında fakat davanınesastan çözümüne etkisi olan uyuşmazlıktır. Bakılmakta olan bir dava sırasında,ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık savlan, bekletici neden olarak kabuledilmiştir. Yargılama makamlarınca çözümleneceğinden, ortada yine yargılanacakbir uyuşmazlık söz konusudur ve her iki uyuşmazlık nedeniyle yapılanyargılamalar arasında bağlantı bulunmaktadır. Oysa,bekletici nedenle Siyasi Partiler Yasası'nda değişildik çalışmalarınınyapılmakta olması ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkında verilen kapatmakararının Avrupa İnsan Hakları Komisyonumda incelenmekte bulunması, birbirindenfarklı durumlardır. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun vereceği karar ileSiyasi Partiler Yasası'nın değiştirilmesi konusu bu dava için bekletici nedensayılmaz. B.ESAS YÖNÜNDEN İNCELEME 1.Genel Açıklama Demokrasilerdegenel ve eşit oy hakkı, vatandaşların devlet yönetiminde etkili olmalarınısağlarsa da, bu etkileme tek tek kendi güçleriyle tam olarak gerçekleşemez. Bunedenle bireysel iradeleri biraraya getiren, onlara yön veren ve ağırlıkkazandıran kuruluşlara gereksinim duyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasaltercihlerin açıklık ve kesinlik kazanması, aynı zamanda devlet gücününsınırlanması, kişilere özgürlük ve güvenlik sağlanması yönünden vazgeçilmezöneme sahip olan siyasal partilerdir. Anayasa'nın68. maddesinin ikinci fıkrasında "Siyasi partiler, demokratik siyasihayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." ilkesine yer verildikten sonra üçüncüfıkrasında da "Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasave kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler." denilmektedir. SiyasalPartilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bukonuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür. Siyasalpartilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir.Siyasal partiler, belli siyasal düşünce ve erekler çerçevesinde birleşenyurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır.Kamuoyunun oluşumunda önemli etkinliği olan siyasi partiler, yurttaşların istemve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıranhukuksal yapılardır. Demokrasininsimgesi sayılan olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen, özgürlük vehukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasi partilerin, devletyönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rollerinedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı görerek,kurulmalarından başlayıp çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarındaizlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemekte kalmamış, Anayasa'nın69. maddesinin son fıkrasında çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa'dabelirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenleneceğiniöngörmüştür. Anayasa'nınanılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası çıkarılmış;siyasi partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri,kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılıkurallar getirmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa'da da yer alan yasaklarauymayan, siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca izleneceği vegerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacağıöngörülmüştür. SiyasalPartilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü vekamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istedikleriniyapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzakkalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanıdüzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukukdevleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa'nın 2. maddesinde"Türkiye Cumhuriyeti . . . demokratik. . . bir hukuk devletidir."denilmektedir. Hukukdevleti, Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında yinelenip vurgulandığı üzereinsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete veeşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlüsayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uyan, işlem veeylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir. Varlığıve etkisi işlevleriyle ortaya çıkan devlet belirli topraklar üzerindeyerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğuolarak tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik,yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik ilkesi bir devletiçin vazgeçilmez öğeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini korumaiçgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldın ve ondan doğacak tehlikelerdenkendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel birhaktır. Devletlerhukukunda, genellikle, "devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek,bağımsızlığına ve geçerli yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıpuygulamak" yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak veözgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletinöğelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunlarınbaşında, bireylerin ve devletin varlığını koruma hakkının bulunduğutartışmasızdır. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyi yokedici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi hukukdevleti için en doğal davranıştır. Bu bakımdan Siyasi Partiler Yasası'nda yeralan konuyla ilgili düzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletinkendini ve halkını koruma hakkının kapsamı içinde kalmaktadır. Durumundemokrasi ilkeleriyle çatışan bir yönü yoktur. Dayandığı temelleri korumakamacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunupsuçlanması düşünülemez. Konuyaaçıklık kazandırmak için, devletin temel öğelerini belirlemek ve bunlarıkorumak amacıyla Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'ndaki kimi düzenlemelerinkaynağı Anayasa'nın aşağıdaki maddeleridir. Bunlar, toplumsal uzlaşmanıntemelini oluşturan, Anayasa'nın özünü ve ereğini de ortaya koymaktadır. Şöyleki: "MADDE1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir." "MADDE2. - Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışıiçinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik laik ve sosyal bir hukukDevletidir." "MADDE3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. DiliTürkçedir. Bayrağı,şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli Marşı"İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır." "MADDE4. - Anayasa'nın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakihüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümlerideğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez." Görüldüğügibi Anayasakoyucu, yukarıdaki düzenlemelerle ulusal birliğimizin değişmezilkelerini ve devletin tekil yapısını ortaya koymuştur. Bu ilkeler arasındakiöncelikli olanların ülke-ulus bütünlüğüyle Atatürk milliyetçiliği olduğu görülmektedir. Vatanave ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin içte ve dışta barışın simgesi sayılanve herkesi olduğu gibi kabul eden, eşitlik ve adalete dayalı, çağdaş evrenseldeğerlerle birleşen bu ilkeler, ulusal yaşamın her alanda çağdaşlaşmasına ve demokratikleşmesinekaynak ve dayanak olacak güçtedir. 2.Anayasa'nın ve Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili Kurallarının Bağlantısı a.Anayasa Kuralları YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, davalı Siyasi Parti'nin, Anayasa'nın Başlangıç'ıyla2., 3., 14. ve 68. maddelerine aykırı davrandığını ileri sürmektedir. Bu konudaAnayasa'nın 69. maddesi de önemli bir dayanaktır. b.Yasa Kuralları YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, dayanakları ve gerekçeleri ilgili bölümlerdeaçıklandığı üzere davalı Halkın Emek Partisi'nin, Genel Başkan, GenelBaşkanvekili ve Genel Sekreterlerinin değişik yerlerde ve günlerde yapmışoldukları konuşmalarda gazetelerde yayımlanan açıklamalarında ve imzaladıklarıbildirilerde Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (a), (b) bentleri ile80. maddesi ve 81. maddesinin (a), (b) bentlerine aykırı davrandıkları, ayrıcadavalı Parti'nin, Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesinde belirtildiğibiçimde kanunsuz siyasi faaliyetlerin mihrakı durumuna geldiği savıyla SiyasiPartiler Yasası'nın 101/b ve 103/1 maddeleri gereğince kapatılmasınıistemiştir. 2820 sayılı Yasa'nın 78., 80. ve 81. maddeleri kimi eylemleriyasaklamakta, 101/b ve 103. maddelerinde ise, bu yasak eylemlerin belli kişiveya kurullarca işlenmesi durumunda ya da kimi koşullar gerçekleştiğindesiyasal partinin kapatılacağı öngörülmektedir. Başka bir anlatımla 78., 80. ve81. maddelerde eylem, 101. ve 103. maddelerde bunun yaptırımı yer almaktadır.Öte yandan 2820 sayılı Yasa'nın 117. maddesinde, içinde 78., 80. ve 81.maddelerin bulunduğu Dördüncü Kısmında yazılı yasak eylemleri işleyenlerineylemleri daha ağır cezayı gerektirmediği taktirde altı aydan az olmamak üzerehapis cezası ile cezalandırılacakları da belirtilmiştir. Ayrıca, hem 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 98. ve hem de Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında 2949 sayılı Yasa'nın 33. maddeleri, siyasalpartilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasıhükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde inceleme yapılarak kararabağlanacağını öngörmektedir. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78/a, b, 80. ve 81/a,b madde ve bentlerinde,devletin tekliği ile ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden sözedilmektedir. Bu maddeler, Anayasa'da yazılı soyut "Bölünmezbütünlük" ve "tekil devlet" kavramlarını açıklayaraksomutlaştırmaktadırlar. Eş anlatımla, Siyasi Partiler Yasası, devletin tekliği,ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla, ayrılıkçı akımlarınbir parti durumunda örgütlenmesini yasaklamakta ve yine siyasi partilerinfederal bir sistemi savunamıyacaklarını, azınlık yaratamıyacaklarını (özendiripkışkırtamıyacaklarını), bölgecilik, ırkçılık yapamayacaklarını ve eşitlikilkesini korumak zorunda olduklarını vurgulamaktadır. Böylece Anayasal İlkelerSiyasi Partiler Yasası'yla yaşama geçirilip yaptırımlara bağlanmıştır. 3.Sav ve Savunmanın Kanıtları a.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Savının Kanıtları Savadayanak olan Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası, yanında kanıtlar, Partinin berkademesindeki görevlilerin değişik yer ve zamanlarda yapmış olduklarıkonuşmaları içeren bant çözüm tutanakları, gazete küpürleri, izleme raporları,görüntülü ses kayıtları, açılmış kamu davalarına ilişkin iddianamelerle mahkemekararları ve ilgililerce imzalanmış bildirilerdir. İddianamedekisırası da gözetilerek, kanıtların ilgili bölümleri şöyledir: a)Eski Genel Başkan Fehmi IŞIKLAR'ın Sözleri: 1.HEP Van il örgütünce 26.1.1991 gününde düzenlenen açılış konuşması. 2.HEP Zeytinburnu ilçe örgütünce düzenlenen 23.2.1991 günlü "Barış veÖzgürlük" toplantısındaki konuşması. 3.HEP tarafından 21.3.1991 gününde İstanbul'da düzenlenen "NevruzŞenlikleri"ndeki konuşması. 4.HEP İzmir il örgütünce 22.3.1991 gününde düzenlenen eğlence gecesindekikonuşması. 5.HEP Siirt il örgütünce 26.3.1991 gününde düzenlenen toplantıdaki konuşması. 6.HEP Şişli ilçe örgütünce 8.5.1991 gününde düzenlenen "DersimGecesi"ndeki konuşması. 7.HEP Diyarbakır il örgütü Başkanı Vedat AYDIN'ın 10.7.1991 günü yapılan Cenazetörenindeki konuşması. 8.HEP Bursa il Örgütünce 7.9.1991 gününde düzenlenen eğlence gecesindekikonuşması. Konuşmalarıngenel içeriği : · Kürthalkının özgürlük, demokrasi ve meşruiyet mücadeleleri verdiği üzerin dedurulup 2600 yıl önce Dehhak'ın zulmüne karşı ayaklanan Kawa efsanesiyleparalellik kurularak Kawaların çoğaldığı, · İlkdefa kendilerinin diyebileceği partinin doğduğu, bu partinin en çok sömürülen,baskı altında tutulanların partisi olduğu, · Nevruzmücadele, başkaldırı özgürlük yükselme günü, · Demokrasininönünde en büyük sorun olan Kürt sorunu çözülmeden Türk halkının özgürolamıyacağı, Türkiye'de demokrasiden söz edilemiyeceği, · Dünyadaçok güzel olaylar gelişirken ... halklar kendi kaderlerini tayin etmek isterkenne yazık ki Türkiye'nin yeteri kadar etkilenmediği, · BirleşmişMilletler ve onu oluşturan devletlere seslenerek en kısa zamanda BirleşmişMilletler Örgütünde bir Kürt Konferansı toplanması, -Kürt halkının verdiği mücadeleyle, işçi sınıfının güçlenen mücadelesininbirleştirilmesi, Yönündedir.Bu konuşmalarında açıkça "Kürt halkı (Ulus anlamında) vardır.","Demokrasinin önündeki en büyük sorun Kürt sorunudur.", "BizeKürt partisi diyorlar biz ezilen sömürülen horlananların partisiyiz. Kürtler ençok eziliyor sömürülüyorsa, biz Kürtlerin de partisiyiz.", "Halklar.Kürt halkı da, kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptir. . ." Konularıişlenmektedir. bb)Genel Başkanvekili Ahmet KARATAŞ'ın 15.12.1991 günlü konuşmasının içeriğişöyledir: Dünyave Ortadoğudaki konumun değiştiği, kutuplaşmanın kalktığı, NATO'nun gereğikalmadığı, yeni süreç içinde kurtuluş hareketleri tabir edilen yeni birdengenin gelişeceğinin kuvvetle muhtemel görüldüğü, Ortadoğudakihalklarla, özellikle, Filistin halkı ile paralellik kurulmaya çalışıldığı, Kürthalkının tarihin mahkum ettiği yöntemlerle her uygulamanın mubah sayıldığı birözel savaş tarzı ile evinden yurdundan edildiği, vurgulanmış Kürt ve diğerazınlık halklarının varlığından söz edilmiştir. cc)Genel Başkan Feridun Yazar'ın Sözleri: 1.1-5 Şubat 1992 günlü Sabah Gazetelerinde yayımlanan, açıklanma 2.HEP Sakarya İl Örgütü'nün açılışı sırasında 20.4.1992 günü yapılan konuşma 3.1.6.1992 günlü Milliyet Gazetesi'ndeki açıklama Konuşmave gazetelerde çıkan açıklamaların genel içeriği şöyledir; · Cumhuriyetdöneminde bütün etnik gruplara karşı otoriter devlet ile asimilasyon politikasıuyguladığı, · HEP'inBütün emik grupların Partisi olduğu savına karşın Cumhuriyet'in Türk ve Kürthalkları tarafından kurulduğu, buradan kalkılarak diğer etnik grupları dışlayanTürklerle Kürtlerin eşitliğine ve ırka dayalı toplum düzeni kurulmasınıngerekliliği, · Devletinkullandığı şiddet ortamı ve demokratik yolların tıkanmasından (PKK) Kürdistanİşçi Partisi'nin zora karşı zor mantığıyla ortaya çıktığı, · Türkiye'deyaşayan vatandaşların değil, halkların eşitliğine dayalı bir sistem arayışı, · Demokratikleşmeninönünde en büyük engelin Kürt sorunu olduğu, · ÜniterDevlet biçiminin değiştirilmesi, üzerinde durulmuştur. dd)Genel Sekreter İbrahim AKSOY"un beyanları: 1.HEP Van il örgütünce 21.3.1991 günü düzenlenen "Irkçılıkla MücâdeleGünü"nde, 2.HEP Fatih ilçe örgütünce 25.5.1991 günü düzenlenen "Bahar veÖzgürlük" Toplantısında, (3)HEP Konya İl Kongresinde 18.5.1991 günü yaptığı konuşmalarda, Konuşmalarıngenel içeriği şöyledir; · Kürthalkının uluslararası anlaşmalardan doğan hiçbir hakkı kullanamadığı, · Kürtlerinokuma, yazma ve ilerleme hakkının olmadığı, · Güneydoğu'dakiDevlet gücünün teröristlere karşı değil ulusal taleplerine sahip çıkan Kürthalkına karşı oluşturulduğu, · Doğusorununun ekonomik sorun olmadığı, Kürt halkının sorununun ulusal olduğuüzerinde durulmakta ve Sovyetler Birliği'ndeki gelişmelerle Türk Ulusu için deyeralan Kürt kökeninden gelen vatandaşlarımızın durumu arasında ilgi kurulması,görüşlerine yer verilmiştir. ee)Ahmet Karataş'ın Genel Sekreter olarak sözleri: 1.HEP İstanbul il örgütünce düzenlenen 21.3.1992 günlü "Bütün HalklarKardeştir. Katliama Son" mitingindeki konuşmasıyla, 2.İmzalamak suretiyle içeriğine katıldığını Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi,Cumhuriyet Savcılığı'ndaki 16.4.1992 günlü ifadesinde belirttiği ve böyleceyazılı beyanı durumuna gelmiş olan 2.4.1992 günlü "Birleşmiş Milletler,Tüm Uluslararası Kurum ve Kuruluşlarına Deklarasyondur." başlıklıbildirgede: Kürthalkının özgür olmak istediği, - Kürdistan'daki katliama engel olunması,Teröristlerle mücadele görüntüsü ile Devlet tarafından Kürt halkına karşı silahkullanıldığı, -Kemalist çizgilerin yıkılması, aşılması gereği, · Terörörgütüne karşı alınan yasal önlemlerin ve uygulamaların uluslararası bir savaşve bu savaşın taraflarından birinin PKK terör örgütü olduğu, · Buörgüte mensup teröristlerin özgürlük savaşçısı gerillalar oldukları vehaklarında uluslararası savaş hukukunun uygulanması gerektiği, ancak TürkHükümeti'nin bu kurallara kat'i surette uymadığı, TCOrdusu ve Güvenlik Kuvvetlerinin Kürt gerillalardan çok onlara kaynaklık eden Kürthalk yığınlarını fiziki olarak ve büyük kitleler halinde yok etme peşindeoldukları, Belirtilerekbu davranışın izlenmesi uluslararası kuruluşlardan istenilmektedir. ff)Partinin taşra teşkilatı görevlilerinin beyan, yayın ve eylemlerinin sıralamasıda aşağıdaki gibidir: Konuşmalar (1)İstanbul İl Başkanı Osman Özçelik: · Zeytinburnu"Barış ve Özgürlük toplantısı 23.2.1991, · İstanbul- Nevruz, 21.3.1991, · Fatih,25.5.1991, 1.Yaşar Kilerci - Küçükçekmece İlçe Bşk. 8.3.1991, 2.Tunceli Merkez ilçe Bşk. Mehmet Gülmez "Değişim Gecesi" 8.5.1991-İst. 3.Fatih ilçe Bşk. Hikmet Can Özdemir, 25.5.1991, 4.İzmir II Başkanı Bayram Özcan, 22.3.1991, 5.Van Merkez ilçe Sekreteri İsmail Aydın, 24.3.1991, 6.Van il Başkanı Remzi Kartal Milletvekili, 24,3.1991, 7.Siirt H Başkanı Abdurrahim Deli, 20.4.1992, 8.Muş il Başkanı Adayı (Milletvekili) Sırrı Sakık, 12.5.1991, 10.Ağrı İl Başkanı Kemal Adıgüzel, 18.5.1991, 11.Ağrı İl Örgütü üyesi Eyüp Duman, 18.5.1991, 12.Feridun Yazar Genel Sekreter Yardımcısı iken Urfa'da - 19.2.1991, 13.Manisa eski ilçe Başkanı Celil Bedikanlı, Turgutlu - 21.7.1991 14.Bursa İl Başkanı Murat Dağdelen, 7.9.1991, 15.Bursa İl Yönetimi K.üyesi Abdülkadir Gedik, 7.9.1991, 16.15.12.1991 de, 1. Olağanüstü Büyük Kongre'deki Partililerin konuşmaları: a.Güven Özata - Divan Başkanı Antalya Merkez îlçe Üyesi, b.Kemal Okutan - Adana il Başkanı, c.Abdulmuhsin Melih - Urfa il Başkanı, d.Cabbar Gezici - İstanbul il Sekreteri, (17)Genel Sekreter Yardımcısı Kemal Okutan - Nazilli 28.2.92, -Adana, 12.4.1992 1.Bursa İl Örgütü Bşk. Murat Dağdelen - Sakarya 20.4.1992, 2.İstanbul İl Başkanı Felemez Başboğa İstanbul - 1.3.1992, 3.Partili Milletvekillerinin Konuşmaları: (a)Mahmut Almak Eminönü - 16.3.1991, Muş- 12.5.1991 · Ağrı-13.5.1991 (b)Kenan Dönmez İstanbul (Milletvekili) Üsküdar - 17.3.1991, 1.HEP İzmir İl Yönetim Kurulu'nun 3.1.1991 günlü kararıyla yayımlanan"Yurtsever Demokratik Kamuoyuna" başlıklı bildiri, 2.HEP Aydın İl Yönetim Kurulu'nun 1.1.1992 günlü kararıyla, tanıtım ve geliramacıyla bastırılan (1060 adet) duvar takvimi, 3.Mardin ve Derik örgüt binalarında yapılan partili partisiz kişilerin katıldığı,3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nı protesto etmeyi amaçlayan açlıkgrevleri: · Mardin31.5.1991 - 5.6.1991 arası (sloganlar v.s. - izleme tutanakları), . · Derik- 31.5.1991 - 3.6.1991 arası. Ayrıca,iddianamenin 106-115. sayfalarına gerek parti kongrelerinde, gerekse taşraörgütlerinin "şölen", "gece" gibi adlarla düzenledikleritoplantılarda parti adına görev aldıkları anlaşılan sunucuların beyanları,atılan sloganlar, yapılan eylemler, asılan afiş ve pankartlar üzerindekiyazıların içerikleri üzerinde durulmuştur. Bunlar,çeşitli yer ve günlerdeki çok çeşitli sunuşlar, kürtçe şarkılar, sloganlar,pankartlardaki sözler, sarı-kırmızı-yeşil renklerden oluşmuş eşarplarlaeylemler, aynı renkteki bayraklarla eylemler, Türk Bayrağının indirilmesieylemi, kışkırtıcı konuşmalar, Vedat Aydın'ın cenaze törenindeki olaylar(pankart, slogan, karakola ateş edilmesi gibi), Terör örgütü PKK lideri Apo'nunanasının, "hepimizin anası" olarak sunuluşu gibi eylemlerdir. Ancakilgili görülen bölümleri alınmış olan konuşmalar ve diğer kanıtlarınnitelikleri için iddianamenin 115. sayfasında aynen şöyle denilmektedir "Bubeyanların ve eylemlerin sahipleri her ne kadar parti tüzel kişiliğini doğrudandoğruya sorumlu kılabilecek parti üyeleri değiller ise de, bu beyan ve eylemlerile davalı partinin genel merkez yöneticilerinin davaya esas alınan beyanlarıarasındaki ayniyeti ve işlenmekte olan ana fikrin etki alanını biçiminigösterdiği cihetle zikre değer bulunmuştur." YargıtayBaşsavcılığının "esas hakkındaki görüşünde" de aynı savyinelenmektedir. DavalıSiyasi Parti ise tüm savunmalarında, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın101/b, d maddelerindeki açıklık karşısında partinin, ancak sorumlu kişilerininbeyanları ile suçlanabileceğini, bunların dışındaki örgüt üyelerinin beyan veeylemlerinin doğrudan doğruya kapatma sebebi yapılamıyacağını, bu gibidurumlarda uyulacak yöntemin Siyasi Partiler Yasası'nın 101/d maddesindegösterilmiş bulunduğunu ve buna uyulmamış olduğundan anılan kanıtlarındeğerlendirme dışı bırakılmasını istemiştir. Yukarıdabelirtilen bu kanıtların esas yönünden partiyi sorumlu tutabilecekgörevlilerinin yaptıkları konuşmalardan bir farkı bulunmamakta, sorunlara veçözümlerine koşut bir yaklaşım sergilediği gözlenmekte, çoğunda ise yasa dışıbir örgüt olan PKK'nın övülüp ve desteklendiği görülmektedir. Konuya,2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın getirdiği sistem yönünden yaklaşmakgerekmektedir. Bu Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendindeki koşullarıngerçekleşmesi durumunda doğrudan doğruya kapatma davası açılabilmekte, bubentte sayılanlar dışında kalan parti organ mercii veya kurulu tarafından 4.Kısım'daki yasaklara aykırı davranılması durumunda ise maddenin (d) bendininuygulanması gerekmektedir. Bu bent gereğince kapatma davası açılabilmesi kimiön koşullara bağlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Siyasi PartilerYasası'nın 101. maddesinin (b) bendinde sayılanlar dışındaki organ, merci ya dakurullarının 4. Kısım'daki yasaklara aykırı davrandıklarını saptadığında eylemtarihinden itibaren iki yıl geçmemişse, organ, merci veya kurulların işten elçektirilmesini, yasak eylemlerden hüküm giyen parti üyelerinin ise kesin olarakçıkarılmasını isteyip 30 gün içinde yerine getirilmediği taktirde kapatmadavası açma olanağı vardır. gg)Diğer Kanıtlar DavalıHalkın Emek Partisi'nin, Adana, İçel, Şişli, Fatih, Derik, Şanlıurfa, Manisa,Antalya, Aydın, İstanbul, Adapazarı il ve ilçe örgütlerinin çeşitli kademedekiyöneticileri ve parti üyeleri hakkında bölücü eylemlerinden dolayı, 3713 sayılıTerörle Mücadele Yasası'nın 8/1. maddesi uyarınca açılmış ve sürmekte bulunan11 kamu davasına ilişkin iddianameler ve bunlara ilişkin hazırlıksoruşturmaları evrakı. İddianamenin145-149. sayfalarında geniş özeti alınan bu belgeler -ki yalnızca HEP ManisaMerkez İlçe Örgütü Başkanı Celal Bedikanlı hakkında açılmış olan davanın 3713sayılı Yasanın 8/1 maddesi uyarınca mahkumiyetle sonuçlandığı, Yargıtay'caonanarak kesinleşen bu karar üzerine Partiye uyarıda bulunulması sonucun da adıgeçen kişinin davalı partideki üyeliğine son verildiği, diğer kamu davalarınınhenüz devam etmekte olduğu bildirilmektedir. davalı siyasi partinin"kanunsuz siyasi faaliyetlerin mihrakı" olduğuna ve bu nedenle de,2820 sayılı Yasa'nın 103. maddesi uyarınca kapatılması istemine kanıt olarakgösterilmektedir. Aynı kapatma nedenine kanıt olarak "Esas hakkındakigörüş" yazısının 50-53 sayfalarında özetlenen ve partinin çeşitli örgütyöneticileri ve üyeleri hakkında açılmış ve henüz sonuçlanmamış 5 ayrı kamudavasından daha söz edilmektedir. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, 3.7.1992'de açmış olduğu kapatma davasına ilişkinolarak düzenlediği iddianamenin sunulmasından sonra, 9.10.1992 gün ve SP.Muh.1992/229 sayılı yazısı ekinde, değişik makamlardan, bu arada, Ankara,Diyarbakır, İzmir ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri Savcılıkları'ndangönderilen belgeler, "Açılmış olan davayla bağlantılı görüldüğünden"kanıt olarak sunmuş bulunmaktadır. YineYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.10.1992 günlü "Esas HakkındakiGörüşünde" öncekilere ek olarak: 1.Genel Sekreter Yardımcısı Kemal Okutan'ın Bursa'daki 28.6.1992 ile 2.Olağanüstü Kongredeki 19.9.1992 günlü, 2.Parti Meclisi üyesi Abdülcabbar Gezici'nin yine 2. Olağanüstü Kongre'deki19.9.1992 günlü, 3.Genel Sekreter Yardımcısı Harun Çakmak'ın aynı yer ve günlü, 4.HEP Bakırköy ilçe örgütü üyesi Mustafa Kemal Öztürk'ün aynı yer ve günlü, 5.HEP Milletvekili Mahmut Alınak'ın aynı yer ve günlü, 6.HEP Milletvekili Hatip Dicle'nin aynı yer ve günlü, 7.HEP Milletvekili Ali Yiğit'in aynı yer ve günlü, konuşmalarından yaptığıalıntılan yeni kanıt olarak sunmuş ve davalı Partinin Bursa ile Fatihörgütlerince düzenlenen toplantılarda atılan sloganlarla 2. Olağanüstü Kongredeyaşanan olayları tesbit eden tutanaklara da dayanmış bulunmaktadır. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının dayandığı kanıtlardan biri de, 7.1.1993 günlü veSP.31.Muh. 1993/2 sayılı yazılan ekinde gönderilen belgelerdir. Bunlar: · İddianamenin148. sayfasında (8) no da belirtilen Aydın İl Örgütü Yönetim Kurulu Başkan veÜyelerinden oluşan 10 kişi hakkında 3713 sayılı Yasa'nın 8/1 maddesi uyarıncaverilen mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 9, Ceza Dairesi'nin4.12.1992 günlü, 1992/9988-10833 sayılı kararı, · İddianamenin69. sayfasında özetlenen 18.5.1991 günlü beyanı nedeniyle eski genel sekreterİbrahim Aksoy hakkında, Konya DGM Savcılığı tarafından düzenlenen 14.12.1992günlü iddianame, · 22,10.1992günlü Esas Hakkındaki Görüş'ün 24. sayfasında belirtilen, davalı partinin 19.9.1992'degerçekleştirdiği 2. Olağanüstü Kongreyle ilgili olarak, kimi parti görevlilerive üyeleri hakkında Ankara DGM Savcılığı'nca düzenlenen 13.11.1992 günlüiddianamedir. Bubaşlık altında sıralanan ve tümü dosyaya sonradan sunulan kanıtların çoğunluğukapatma davasının açılmasından (3.7.1992) sonraki günlerde gerçekleştiği önesürülen olaylara ilişkindir. Eş anlatımla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,3.7.1992 gününe kadar toplamış olduğu kanıtlara göre kapatma davasını açmışancak iddianamesini, hatta esas hakkındaki görüşünü verdikten sonra bile,davalı Siyasi Parti hakkında yürütülen her türlü soruşturma evrakını, gazetekupürlerini, "açılmış olan dava ile ilgisi nedeniyle" kanıt olarakdeğerlendirmek üzere göndermiş bulunmaktadır. b)Savunmanın Kanıtları Davalıparti kanıt olarak bilgi ve belge sunmamış, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın verdiği kanıtlan çürütmeye yönelik 11 sayfalık, 3.9.1992 günlü"Ön Savunma"; 16 sayfalık, 22.1.1993 günlü "Esas HakkındakiSavunma" ve 1,3.1993 günlü "Sözlü Açıklama" ile yetinmiştir.Savunmalarda öne sürülen usûl sorunları daha önce çözümlenmiş olup, esas,savunmaları değerlendirme bölümünde ele alınacaktır. 4.Kanıtların Değerlendirilmesi YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ve aynı doğrultudaki Esas Hakkında Görüşyazısı incelendiğinde davalı Halkın Emek Partisi'yle ilgili kapatma istemininbaşlıca iki nedene dayandırıldığı görülmektedir. Bunlar: -Irk esasına dayanmak, Devletin tekliği ilkesini değiştirme amacını gütmek,azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek ve Türk dili ve kültüründen başka dil vekültür leri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla ülke üzerinde azınlıklaryaratarak "Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez Bütünlüğününbozulması" amacını taşımak ve bu yolda faaliyette bulunmak, -Kanunsuz siyasi faaliyetlere mihrak olmak, biçiminde özetlenebilir. DavalıSiyasi Parti de, faaliyetlerinin suçlama konusu yapılamıyacağını, eylemlerininkapatma nedeni oluşturmayacağını savunmuştur. a.Kanunsuz Siyasi Faaliyetlere Mihrak Olma Nedeniyle Kapatma istemi 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın "Kanunsuz Siyasi faaliyetlere mihrakolma sebebiyle kapatma" başlıklı, 3270 sayılı Yasa ile değişik 103.maddesinde: "Bir siyasi partinin, bu kanunun 78-88 ve 97. maddeleri hükümlerine aykırıfiillerin işlendiği bir mihrak haline geldiğinin sübuta ermesi halinde, osiyasi parti Anayasa Mahkemesi'nce kapatılır. Birsiyasi partinin yukarıdaki fıkrada yazılı fiillerin mihrakı haline geldiği,101. maddenin (d) bendinin uygulanması sonucunda bu fiillerin o partininüyelerince kesif bir şekilde işlenmiş olduğunun ve bu fiillerin kesif olarakişlenmesinin o partinin büyük Kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veyaTürkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup genel kurulu yahut bu grubun yönetimkurulunca zımnen veya sarahaten benimsendiğinin sübuta ermesiyle olur"denilmektedir. Maddeninikinci fıkrasında sözü edilen aynı yasanın, 3270 sayılı yasa ile değişik 101.maddesinin (d) bendinin ilgili bölümü de aynen şöyledir: "d)1. (b) bendinde sayılanlar dışında kalan parti organı mercii veya kurulutarafından bu kanunun 4. kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı fiilinişlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak iki yıl geçmemiş ise,Cumhuriyet Başsavcılığı sözkonusu organ, merci veya kurulun işten el çektirilmesiniyazı ile o partiden ister. Parti üyeleri 4. kısımda yer alan maddelerhükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı hüküm giyerler ise,Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin kesin olarak çıkarılmasını o partidenister. Siyasiparti, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde istem yazısında belirtilenhususu yerine getirmediği taktirde, Cumhuriyet Başsavcılığı AnayasaMahkemesi'nde o siyasi partinin kapatılması hakkında dava açar. . ." 2820sayılı Yasanın getirdiği bu düzenlemeye göre, Siyasi Partilerin, 101. maddenin(b) bendinde sayılan organ ve görevlilerinin, Dördüncü Kısım'da yazılıyasaklara aykırı davrandıklarının saptanması durumunda doğrudan doğruya kapatmadavası açılabilmesine karşın, aynı yasak eylemlerin (d) bendinde sayılan organ,merci ya da kurullar, veya parti üyeleri tarafından işlenmesi durumunda kapatmadavasının açılabilmesi kimi koşullara bağlanmıştır. Bunlar, parti üyeleribakımından "hüküm giyme" ve bunun sonucunda üyelikten çıkarılmasıiçin yasa metninde belirlenen "tebligat" ve buna karşın"üyelikten çıkarma" koşuludur. CumhuriyetBaşsavcılığımın, Yasa'nın 103. maddesinin en önemli öğesi olan "101.maddenin (d) bendinin uygulanmasını" gözetmediği, eş anlatımla, partiüyelerinin Dördüncü Kısım'da yer alan hükümlere aykırı eylem ve konuşmalarındandolayı "hüküm giyme" ile tebligatta bulunma ve buna karşın üyeliktençıkarma koşulunu aramadığı ve parti üyeleri hakkında açılmış ve devam etmekteolan kamu davalarının varlığını yeterli görerek davalı siyasi partinin kapatılmasınıistediği görülmektedir. Budurumda, Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesinde yazılı kapatma nedenininöğeler yönünden gerçekleşmediği açıktır. Buna dayalı kapatma isteminin reddigerekir. b)"Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğünün Bozulması" AmacınıTaşımak ve Bu Yolda Faaliyette Bulunmak, Nedenleriyle Kapatma istemi HalkınEmek Partisi'nin eski Genel Başkanları Fehmi IŞIKLAR ve Feridun YAZAR ile GenelSekreter İbrahim AKSOY ve bir süre Başkanvekilliği de yapan Eski GenelSekreteri Ahmet KARATAŞ'ın iddianameye aktarılmış bulunan konuşmalarıylagazetelerde yayımlanan açıklama ve imzaladıkları bildirilerin 2820 sayılıYasa'nın Dördüncü Kısmı'nda yazılı yasaklara aykırılık oluşturupoluşturmadığının değerlendirmesinde gözönünde bulundurulmak üzere konu ileilgili kimi kavramların açıklanmasına yer verilecek ve bu amaçla öncelikledevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Atatürk Milliyetçiliğikavranılan ele alınacaktır. "Bütünlük"ilkesi ilk olarak Misak-ı Milli'nin birinci maddesinde ". . . İslamçoğunluğu bulanan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmenhiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür." biçiminde yer almıştır. İsmetİnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini "BüyükMillet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu'nun birliğine ve bölünmezliğine en büyükönemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerinyurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır." biçimindeaçıklamıştır. Devletin,ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasa'nın birçok maddesindeözellikle vurgulanmış, Türk Milleti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkeninbölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasındagösterilmiştir. (Madde 5), Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak veözgürlüklerin kısıtlanabileceği de kabul edilmiş, (Madde 13 ve 14) aynı amaçlabasın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28,30. 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcıönlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bilimselaraştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıylaulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamıyacağıbelirtilmiş (Madde 130), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına bunedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135), birlik ve bütünlükkonusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde143), aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerindenbirini oluşturmuş (Madde 81 ve 103), siyasi partilerin uyacakları esasların başlıcalarıarasında yine "bölünmez bütünlük" ilkesi yer almıştır. (Madde 69) 2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin, devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğü yanında, devletin resmi dilinin Türkçe olduğunailişkin kuralı da değiştirmek amacını güdemiyecekleri açıldığını taşımaktadır. Gerçekte,bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın her yerinde içice kaynaşan çeşitlisoy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçe en yaygın dildir. Sadece resmiişlerde değil, ailede, günlük yaşamda ve eğitimde kısacası toplumsalilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dil olmuştur. Türkçeyi bilmeyenve kullanmayan çok az kişi vardır. Ayrıcakapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerinde, basın ve sanat alanında anadilin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçek dışıdır. Ulusbütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıklarıyerel dillerin resmi dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olaraktanınması olanaklı değildir. Özgün bir Kürt dili yoktur. Anayasa'nın26. maddesinin üçüncü fıkrasında "Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasındakanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz" denilmektedir.Türkiye'de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda bir çok dilkullanılmaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe'den başkahiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleriolarak okutulup öğretilemiyeceği, uluslararası andlaşmalar saklı tutularakkurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ileilköğretimin zorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanıntaşıdığı öneme bağlanmalıdır. Dilkonusunu kapsayan bir başka düzenleme de Anayasa'nın 14. maddesinin ilkfıkrasındaki Anayasa'da yer alan, "hak ve hürriyetlerden hiçbirinin dilayrımı yaratma amacıyla kullanılamıyacağı" kuralıdır. Devletinbölünmez bütünlüğü ile dili konusundaki kurallar, yaptırmışız değildir.Herşeyden önce Anayasa'nın 4, maddesine göre bu konularda genel ilkeyi koyanAnayasa'nın 3. maddesi, "Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklifedilemez". Öte yandan, Anayasa'nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayandevlet düzeni kurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan siyasipartilerin temelli kapatılacağını öngörmektedir. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevededeğerlendirilmelidir. Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa'nın 4. maddesidoğrultusunda bir kural koymuş, siyasi partilerin, diğer yasaklar yanındadevletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukardadeğinilen Anayasa'nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemiyeceklerinibelirlemiştir. Uluslar,varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün,sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesitarihe dayanır. Telç vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerekKurtuluş Savaşı'nı yapmış halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti;Devleti de Türk Devleti'dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana çağlar boyu Anadoluiçin"Türkiye" ve burada yaşayanlar için "Türkler" adımkullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik gruplarıgörmeme anlamına gelmez. TürkUlusu'nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre,ahlaka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzerinde yaşamış bütüngeçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun bütünlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuzolan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibitarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu'nun ortak kimliği ve kültürü desavunmasız bırakılamaz. Herşeydenönce Türk Devleti'nin bağımsızlığına, kimliğine ve özbenliğine, ulusalbütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarla uğraşmak uluslararası hukuksalbelgelerin benimsediği temel bir görev ve haktır. TürkiyeCumhuriyeti son yıllarda dışardan desteklenen silahlı bölücü terörün tehdidialtındadır. Halkın Emek Partisi'nin dava konusu faaliyetleriyle, teröristleringerçek istek ve savları başka bir biçimde belirtilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'ninbütünleştirici ve tekil devlet esaslarından vazgeçilmesini, gerçekleştirilmesiolanaksız değişiklikleri savunan ve eşit haklara sahip Türk Ulusu bütünlüğüiçinde yer alan vatandaşların bir kısmında azınlık ve ayrılık duygusuyaralamaya yönelik kışkırtıcı ve yıkıcı çabalan demokrasinin ve çağın birgereği sayılamaz. Kaldıki, kendileri ayrı bir ırk ve ulus kimliğiyle devletçatısı altına sokulmak istenen vatandaşların Türk Ulusu ortak kimliğine vebütünlüğüne sağduyuyla ve kesin biçimde sahip çıktıkları belirgindir. Yüzyıllardanberi süregelen tarihsel ve manevi birliğe ek olarak, bütün yıkıcı ve bölücüfaaliyetlere karşı birlikte Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılıp Cumhuriyeti kuranve böylece kader ve gönül birliğini kanıtlamış bulunan; ülkenin her yöresindekivatandaşlar arasında ulusal bütünlük perçinlenerek, Türk Ulusu'nun siyasal vetoplumsal birliği kurulmuştur. TürkiyeCumhuriyeti vatandaşları, ortak tarihsel değerlere ve kültüre sahip, aynıulusal kimlik taşıyan ve tek vücut olan Türk Ulusu'nun bireyleridir. TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin kurucusu, yöneticisi ve koruyucusu olan bu ulus,bölünmenin kendisine yarar getirmeyeceği bilinciyle özenli ve duyarlıdavranmaktadır. GerekAnayasa'ya gerek Siyasi Partiler Yasası'na göre ülke ve ulus bütünlüğü,devletin bölünmezliğinin temel öğeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulusbütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeyegirmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü;ulus bütünlüğünün hedef alınmasının ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur.Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayıamaçlamıştır. "Millet"kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliğioluşturan toplumsal yapıyı anlatır. "Ulus" ve yerine göre"Halk" sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini,bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. "Milliyetçilik"ise, büyük bir toplumsal gerçek ve "millet düşüncesi"nin üzerinekurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik,Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devrimi'nin temel ve önde gelen ilkelerindenbiridir. Cumhuriyet döneminde "millet" ve "milliyetçilik"kavranılan, başta, teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzere Cumhuriyetinkurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyeti yönetenkuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasalarında yer almıştır. 1982Anayasası'nın Başlangıcı'nda ". . . Atatürk'ün belirlediği milliyetçilikanlayışı . . . ", 2. maddesinde ". . . Atatürk milliyetçiliği . .,", 42. maddesinde ". . . Atatürk ilkeleri , . ." ve 134.maddesinde "Atatürkçü düşünce . . ." sözcükleriyle Atatürkmilliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk Milliyetçiliği, ayrımcı veırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkının, kökeni neolursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikti birliği vebirlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp"ulus" yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriylekimliklerin ayrımcılığa varan resmi bir tanıtım belirtisi olarak söylenmesiniengellemektedir. Dil ve din birliği yanında önemli başka toplumsal bağlarkurmuş toplulukların devletle olan hukuksal bağlarını koparacak bir girişim,kışkırtma, toplumsal gerçeklere Anayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na uygunbir tutum değildir. Türk Ulusu içinde "Kürt" kökenli yurttaşlarladeğişik boylardan gelen "Türkler" ve diğer değişik kökenlilerayrımsız biçimde yer almakta Devletin temel öğesi olan "tek ulus"olgusu böylece somutlaşmaktadır. Emik kökeni açıklamanın yasak olduğu savı dagerçek dışıdır. Ulus,tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli niteliklerikazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıylasınırları çizilmiş "vatan" kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerindeyaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek veamacına bağlanan kültür ve" ülkü birliğine dayanır. "Ulus"kavramı, dar çerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan vebaşka öğe aramayan ümmet kavramlarından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyalgelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik vefilolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarihbilinci yaratmamış göçebe, yerli dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik biryapı olan kavim de değildir. Buesaslar içinde "Türk Ulusu" ve "Atatürk milliyetçiliği"kavramlarında aşağıdaki tarihsel ve toplumsal gerçekler vardır: "Misak-ıMilli" sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğutopraklar, bin yılı aşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda üzerinde yaşayanortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka ve eşit haklara sahip değişik kökendengelen insanlarla birlikte bir vatan ve ulus oluşturmuştur. Onuncuyüzyılda yoğunlaşan Türk göçü ile öncelikle Anadolu'daki insanlar, birlikte,çeşitli devletlerin siyasal çatısı altında yaşamışlar ve Osmanlıimparatorluğu'nun kuruluşundan sonra ise Kafkaslar, Balkanlar ve Arapülkelerine uzanan büyük bir birlik yaratmışlardır. Daha sonra, diğerimparatorluklar gibi Osmanlı imparatorluğu da parçalanarak Trakya ve Anadolu'yaçekilmiştir. Siyasal hükümranlık, Balkan, Kafkas ve Arap halkıyla uzun yıllarbirlikte yaşama, Anadolu insanını yeni yeni kültür ve insanlarla birleştiripkaynaştırmıştır. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan insanlar değişikkaynaklardan gelse bile ortak kültürleriyle tek bir yapı oluşturmuştur. TürkiyeCumhuriyeti'nde dil ve kültürün bugünkü düzeye gelmesinde ülkenin her karıştoprağında, her kökenden ve soydan gelen vatandaşların payı vardır. Bu nedenlede Türkiye'de emik ayrılığa dayanan çoğunluk ya da azınlık düşüncesiylegörüşler geliştirmenin tarihsel ve bilimsel temelleri yoktur. Ülkenin her yeriher yurttaşındır. Kurtuluş Savaşı'ndan önce, Anadolu'nun yer yer işgaledildiği, bütün güç ve olanaklarına el konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötükoşullar içinde Anadolu'nun bir kısım topraklarının parçalanması için yoğunçabaların sürdürüldüğü sıralarda, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün18.6.1919 günü, 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa'ya çektiği telgrafta: "BütünAnadolu halkının milli bağımsızlığı kurtarmak için baştan aşağı tek bir vücutgibi birleşmiş olduğu" belirtilmektedir. Anadolu'dayaşayanlar tarihin geçmiş günlerinde olduğu gibi, o karanlık günlerinde bölücüpropaganda ve desteklere kapılmadan, kendi özgür istençleriyle ve ortakistekleriyle, çağların yarattığı ortak kültürde birleşmeyi ve Türk Ulusu'nuoluşturmayı sağlamışlardır. Bu olgu, bugün de Ulusça bağlı olunan bir türulusal ant ve toplumsal bir uzlaşmadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarıylayönetim görevlerinde, yerleşimde, çalışma yaşamında, temel hak veözgürlüklerde, her konuda ve her yerde eşitliği kabul eden bu tarihseldayanışma, kaynaşma ve oluşum, Kurtuluş Savaşı'nda zafere ulaşmayı, ülkesi veulusuyla bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmayıbaşarmıştır. TürkiyeCumhuriyeti'nin vatandaştan arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenlesiyasal veya hukuksal ayrılık söz konusu değildir. Bireysel düzeyde toplumunbütün kesimlerinde gerçekleşen bu kutsal, tarihsel mirasın korunmasına yönelikönlemler, toplumun huzur ve refahı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliğive varlığı ile ilgilidir. Nitekim, Türk Ulusu içinde yer alan her kökendenvatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek ve basanlarına göre her görev veişte çalışmış, Türkiye'nin her yerinde, köyünde, kentinde yaşama, yerleşme,okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile Türk dili ve kültüründen faydalanma vekatkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Bu tarihsel oluşum; "Ülke veMilletin bölünmez bütünlüğü", Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana herAnayasa'da vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır.Tarihin çok uzun bir gelişine süreci içinde gerçekleşen bu kaynaşma vebütünleşmeye dayanan "Türk Ulusu" gerçeğine ve insan haklarını üstüntutan olgusuna karşı, ayrıcalığa, bölücülüğe ve sonuçta yok olmaya yol açacakdavranışları insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır. Türkiye'de;Türk Ulusu'nun dengeli, tutarlı yaşamı ile hoşgörüsü, insan sevgisi vedeğerbilirliği, ulusal bütünlüğü adaletli biçimde sağlanmıştır. Ulusalbütünlüğün temeli, ortak kültüre, laiklik ilkesiyle akla, bilime ve özgürsağduyuya, adalete dayanan "Atatürk Milliyetçiliği'dir. Anayasa'da yeralan bu ilke, Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesiresmiyette Türk adıyla tanıtan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilikanlayışına sahiptir. Devletin, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü, bu çağdaşmilliyetçilik anlayışının belirgin niteliklerinden birini oluşturmaktadır. AnayasaMahkemesi'nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi: 1921Anayasasından 1961 Anayasası'na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilkeolan (Türk Devleti'nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği ilkesi, Erzurum veSivas Kongreleri'nde saptanan biçimi ile Misak-ı Milli'nin gösterdiği sınırlariçinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılıkkabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içindeKürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşmasıgörüşme ve kararlarında da, Misak-ı Milli'nin çizdiği sınırlar içindekiazınlıklar sayılırken "Kürt" ayrımına yer verilmemiştir. Budurum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıolmaktadır. Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk'ün ulus anlayışındabulmaktayız. Atatürk'ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında:"Bugünkü Türk Milleti, siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerineKürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikripropaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazininistibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdiüzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu milletefradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka ve hukukasahip bulunuyorlar" demiş ve "Ulus"u Türkiye Cumhuriyetini kuranTürkiye halkına Türk Milleti denir." biçiminde tanımlanmıştır. AnayasaMahkemesi'nin 27.11.1980 günlü, Esas 1979/31, Karar 1980/59 sayılı kararında". . . Anayasa'da ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusundabütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden, Türk devletine vatandaşlık bağı ilebağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilikanlayışının" benimsendiği vurgulanmıştır. TürkiyeCumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temelilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünükoruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenliklebağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan AtatürkMilliyetçiliği toplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği,yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynızamanda ulusal varlığın korunmasına ve yücelmesine hizmet edecek yaşam anlayışıve biçimidir, insancıl, uygar ve barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayıve çağdaş evrensel değerleri kucaklar. 2820sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin Anayasa'nın 3.maddesiyle konulan devletin bütünlüğüne ve diline ilişkin ilkeyi .değiştirmeamacını güdemiyeceklerini öngörmektedir. Bu Yasa'nın 81. maddesinin (a)bendine, siyasi partilerin dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunuileri süremiyecekleri kuralı konularak, Anayasa ilkeleri çerçevesinde devletyapısının, ülke ve ulus bütünlüğünün korunması için azınlık yaratmama yolundakiduyarlılığının siyasi partilerce de paylaşılmasının sağlanması amaçlanmıştır.Aynı maddenin (b) bendi ise, siyasi partilerin, Türk dili ve kültüründen başkadil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklaryaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemiyeceklerini belirtmiştir.Bu kurallar "yaratarak" sözcüğüyle, yapay oluşum çabalarınınönlenmesine yöneliktir. 81.maddenin gerekçesinde: "ÜlkemizdeLozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur.Herhangi bir ülkede resmi dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yerkonuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasi sosyal, ekonomik ve kültürelalanlarda olduğu gibi her alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit birşekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmekmümkün değildir." denilmektedir. Bumaddenin (a) bendinde, siyasi partilerin ulusal ya da dini kültür, mezhep, ırkya da dil ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremiyecekleriöngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bubendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.Özellikle belli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, dil, din ve mezheplerifarklı toplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyükboyutlara ulaşabilir. Bunların herbirine azınlık statüsü tanımak ülke ve ulusbütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebiliristekler gibi görünen ve "kültürel kimliğin tanınması istemleri" adıaltında geliştirilen bu bölücü çabalar, zamanla azınlık yaratma ve bütündenkopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel bir özen göstermiştir. Gerçekten"Lozan Barış Andlaşması" ve 18 Ekim 1925 günlü, "Türkiye veBulgaristan arasındaki Dostluk Antlaşmasında sayılanlar dışında Türkiye'de"azınlık" ya da "ulusal azınlık" bulunmamaktadır. Diğerkökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleriyasaklanmamış, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülemiyecekleri devlet bütünlüğü içinde anlatılmıştır. Lozan BarışAndlaşması'na göre, ancak müslüman olmayanlar azınlık olarak kabul edilmiştir.Müslüman olmayanlara da müslümanların yararlandıkları medeni ve siyasihaklardan yararlanma olanağı sağlanıp yasalar önünde din ayrımı yapmaksızınherkesin eşit olduğu belirtilmiştir. Bir ülkede dinsel ya da etnik yöndenfarklı topluluklar yaşayabilir. Nüfus ağırlıkları da farklı olabilir. Bufarklılıklar herhangi bir hak ya da azınlık sayılma savına dayanak yapılamaz.Türkiye'de sosyolojik yapısı bakımından özgün nitelikli bir toplum yoktur.Birliktelikler çok, ayrılıklar azdır. Kürt kökenlilerin toprağı sayılacak,yalnız onların yerleştiği, belli, doğal ya da yönetsel sınırları olan bölge vekent yoktur. Birlikte girilip yerleşilen, birlikte savaşılıp kurtarılan,birlikte yaşanan, her yöresinde devletin egemenliği tartışmasız bir ülkevardır. Kentsel dokulaşmalarda etnik farklılık gözetilmemiş tir. Ülkenin heryerinde her kökenden, değişik sayıda yurttaş yaşamaktadır. Bilimsel yöndenazınlık sayılmaya yeterli özellikler ve öğeler yoktur. Müslümantopluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsü tanınmadığı kuşku veduraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkta Lozan Barış Konferansıtutanaklarında birçok kez vurgulanmıştır. Altkomisyon, önce, etnik azınlıkların, başka bir deyimle, müslüman olmayanazınlıklar gibi müslüman azınlıkların da örneğin; Kürtlerin, Çerkezlerin veArapların tasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmiştir. Türktemsilci heyeti, bu azınlıkların korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türkyönetimi altında bulunmaktan tamamiyle memnun olduklarını söylemiştir. Altkomisyon, bu inandırıcı sözler üzerine koruma tedbirlerini yalnız, müslümanolmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir. Barışgörüşmeleri sırasında Komisyonda söz alan İsmet İnönü: "Türkiye'dehiçbir Müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiçbir ayrımgözetilmemektedir" demiştir. Aynı Konferans'ın 20 Kasım 1922 günlü,oturumunda, Rıza Nur Bey tarafından okunan bildiride şu görüşler yer almıştır"Müttefiklerin tasarısı Müslüman azınlıklardan söz etmektedir; oysaTürkiye'de bu gibi azınlıklar söz konusu olamaz; çünkü, tarihsel gelenekler,moral düşünceler, görenekler, yapılagelişler, Türkiye'de yaşayan Müslümanlararasında en tam bir birlik yaratmaktadır.1" TürkDelegasyonunun bu görüşleri Konferans'ça benimsenmiş ve "Müttefik TemsilciHeyetlerince Sunulan Azınlıkların Korunmasına ilişkin" 15 Aralık 1922günlü tasarının 4., 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen "Din ya da dil","soy, din ya da dil azınlıkları" sözcükleri yerini "gayrimüslimekalliyetler" sözcüklerine bırakmıştır. Böylece Türkiye'de değişik bir dilkullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasında ölçü olarakkabul edilemiyeceği Lozan Barış Andlaşması'yla kabul edilmiştir. AynıKonferans'ta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle Lord Curzontarafından gösterilen çabalar, Türk Delegasyonumun, "Kürtler, kaderlerininTürklerin kaderleriyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlık haklarındanyararlanmak istememektedirler" gerçeğini bildirmeleri karşısında kabulgörmemiştir. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (a) ve (b) bendleri, kimiküçük değişikliklerle önceki 648 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 89.maddesinin tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi'nin 648 sayılı Yasa'nınyürürlükte olduğu dönemde bu maddeye dayanarak verdiği 20.07.1971 günlü, Esas1971/3, Karar 1971/3 sayılı kararında aynen: ".. . Türkiye'nin her bölgesinde gelişmiş ve gelişmemiş yerlere rastlandığınagöre, geri kalmışlığın doğuya özgü ve oradaki birtakım yurttaşların Türkçe'denbaşka bir dil konuşmalarıyla bağlantılı bir siyasanın sonucu olarak halkasunulması, bu yurttaşların bütünden soğutulması ve ayrılması gereğine yönelmişbir tutumdan başka nitelik göstermez." denilmektedir. TürkiyeEmekçi Partisinin kapatılmasına ilişkin 8.5.1980 günlü, Esas 1979/1, Karar1980/1 sayılı kararda da; adı geçen partinin programında yer alan "Anadili Türkçe olmayan okul çağındaki Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına MilliEğitim Bakanlığı yönetiminde anadil ve kültür eğitiminin sağlanması"tümcesine ilişkin olarak; ".. . Bir kesim vatandaşta kendilerinin azınlık oldukları düşüncesini yaratmayaçalışmak. . ." devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü temel ilkesinekesinlikle aykırı düştüğünden, böylece azınlık yaratma amacı güden bir siyasalpartinin ulus bütünlüğüne ters düşmeyebileceği hele bu yoldan ulus bütünlüğünüsağlamayı amaçlayabileceği biçimindeki savların, Anayasamızın belirtilen yapısıiçinde kabulü ne olanak yoktur. Bubakımdan 89. maddenin ikinci fıkrasında geçen ". . . millet bütünlüğününbozulması amacını güdemezler." sözcüklerinin, davada ulus bütünlüğününbozulması amacının ayrıca kanıtlanması zorunluluğunu belirtmek için değil,yalnızca azınlık yaratmayı amaçlamanın Anayasa'nın 57. maddesindeki anlamda"ulus bütünlüğünün bozulması" sonucunu doğuracağını kesin biçimdegöstermek için maddeye konuldukları kuşkusuzdur." denilmektedir. Irkve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke ve millet bütünlüğükavramıyla bağdaşmaz. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusudenir. Türk Ulusu'nu oluşturan etnik gruplar arasında çoğunluk ya da azınlıkbiçiminde bir ayırıma yer verilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nevatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi "Türk" sayan birleştirici vebütünleştirici milliyetçilik anlayışı kabul edilmiştir. Türkiye CumhuriyetiDevleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin hangi etnik gruptan olursa olsun"Türk" sayılması, onun etnik kimliğini inkar anlamında değil;Dünyaca, Devleti'ne "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", Ulusuna "TürkUlusu" ve Vatanına "Türk Vatanı" denen ve toplum yapısındaçeşitli etnik gruplar bulunan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğinsağlanması ve hepsi çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesiniönleme amacına yöneliktir. Diğerkökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleriyasaklanmamış; ancak azınlık, ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışındadüşünülmeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yer aldıkları ortaya konmuştur.Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarına uygun bir nitelik, Kürt kökenliyurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbür yurttaşlardan ayıran her hangi birkural yoktur. Türkiye'nin her yerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlarda aynı kurala bağlıdır. Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağınıandlaşmalar oluşturmakta, Kürt kökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasındahiçbir ayrım yapılmamakta, hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimdeyararlanmalıdırlar. Esirgenen, yoksun kılınan, dar tutulan bir hak yoktur.İşçi, işveren, hekim, avukat, memur, subay, yargıç, milletvekili, BakanCumhurbaşkanı her şey olabilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleridışında, dil birliği, din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniylekan bağlılığı oluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar.Sınırsız hakları, sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmayadönüştürmenin anlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğuanlaşılmaktadır. Kaldı ki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta,üstü kapalı konuşmalarla, her yurttaşın her yakınacağı güncel, ekonomik, genelyaşam sorunlarına ve esasta ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklaradeğinilmektedir. Bu durum sorunun demokratik haklarla ilgili olmadığınıgöstermektedir. Anayasa'dakiulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt ulusları ayrımına gidilemez.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, bir devlet ve bir ulus vardır. Bir devlette,birden çok ulus olamaz. Türk ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa dahepsi Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan Türk Ulusu" olgusu yerineırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlargeçersizdir. Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetimyöntemlerine-biçimlerine kapalıdır. Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalıamaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet "TEK"dir, ülke TÜM"dür, ulus"BİR" dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusu oluşturantoplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumuiçinde ayırımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalardayurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soykökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusalve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılmaz. Herkesin, herzaman karşılaşabileceğive giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecek aykırılık,çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeniyapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulusyoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödünverilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyetidir.Çağımızda da farklı etnik grupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesiuluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletiiçin farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; bellitoprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek, etnik arındırma yapmak anlamınagelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır. Ülkeninher köşesinde her vatandaş aynı koşullar içinde yaşamaktadır. Vatandaşlık,bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş birolgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına; din, kültür veetnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarının sadece birkişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarakuygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusal topluluktanolmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan hakları dışında özelhaklara sahip olmak isterse bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnız bir kökendeğil aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir. Bu ise, ulusbütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz. Devlet,ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçleulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusalve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olgularıkorumak üzere getirilen düzenlemelere siyasi partilerin uyma zorunluluğutartışılamaz. Üzerindedurulması gereken diğer bir husus da bölünmez bütünlük ilkesinin, egemenlikkavramı ile yalan ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devlet esaslarına görekurulmuş, bütünlüğe dayanan devlettir. Bir devletin içte ve dışta özgür davranmayetkisi olan "Egemenlik" başlıklı Anayasa'nın 6. maddesinde"Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. TürkMilleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlarıeliyle kullanır. Egemenliğinkullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. .." hükümleri yer almıştır. Bu kurala göre, egemenlik ulus bilincindebirleşenlere aittir. Ulus, Yasama Organı'nı özgür İradesiyle belirleyecektir.Hangi köken ya da soydan gelirse gelsin herkes ulus kapsamındadır. Böylece,ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük ve uyum içinde gözetilmesi gerekenkavramlar olarak ortaya çıkmakladır. Bölünmezbütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasınıda kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, butarihsel niteliği Anayasalara yansımış olup korunması konusunda güçlüyaptırımlar getirilmiştir. Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlıknedeni olup başka ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temel ilkeden ödünverilemez. Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ileri sürülerek, devleteparçalamaya yönelik girişime, azınlık bulunduğu bahanesi dayanak yapılamaz.Tekil devlet esasına göre düzenlenen Anayasa'da federatif devlet sistemibenimsenmemiştir. Bu nedenle siyasi partiler, Türkiye'de federal sistemkurulmasını savunamazlar. Devlet yapısında "bölünmez bütünlük"ilkesi; egemenliğin ulus ve ülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısıylabütünleşmesini gerektirir. Ulusal devlet ilkesi, çok uluslu devlet anlayışına olanakvermediği gibi böyle düzende federatif yapıya da olanak yoktur. Federatifsistemde federe devletler tarafından kullanılan egemenlikler söz konusudur.Tekil devlet sisteminde ise, birden çok egemenlik yoktur. "Devletin ülkesive ulusuyla bölünmez bütünlüğü" kuralı azınlık yaratılmamasını, bölgecilikve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içermektedir."Egemenlik" ve "devlet" kavramlarının, "ulus"kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir emik kökenden gelenlerle ya daherhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni;ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın smıflariistü bir kavramolmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tek bir toplumsal sınıfabırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğin kullanılmasından alıkoyan veyaegemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine tersdüşer. Anayasa'daki "Türk Milleti" tanımı içinde dinsel inanç ve emikkökeni ne olursa olsun her yurttaş, tam eşitlikle yer almakta, bu tanım kökenözelliklerinin açıklanıp kullanılmasını asla yasaklamamaktadır. Tersine savlar,yapay halk-ulus nitelemeleri, bölücülük ve ayrımcılık özendirmeleri olmaktanöteye geçemez. Bu bağlamda kendi varlığını korumak ve güçlendirmek en doğalgörevi olan Devleti, düzen sağlayıcı, terör bastına, tüm yıkıcılığı ve hukukdışı kalkışmaları önleyici olağan çabaları nedeniyle zulüm, baskı, kirli savaşsuçlamalarıyla kötülemek terörü ve teröristi savunmakla birdir. Demokrasi,demokrasiyi yıkarak savunulamıyacağı gibi Demokrasi, demokrasiye karşı ve onuyoketmek için kullanılamaz. Demokratik haklar, despotizme araç yapılamaz.Herkes için bağlayıcı olan Anayasa, siyasal partileri ve milletvekilleriniöncelikle bağlar. Sonyıllar içinde kimi devletlerin yapısal değişime uğramasından esinlenilerek,kimilerince Türkiye'de aynı değişikliğin olması gereğinin ortaya konulması,Anayasa'da değiştirilmesi yasaklanan maddeler arasında bulunan devlet, ulus veülke kavramlarının tartışmaya açılarak bu konularda olabilirlik umutlarınınyaratılması gerçeklerle çatışan tarihsel ve hukuksal yanılgılar olmuştur. Diğerülkelerde son yıllarda izlenen ve yeniden bağımsızlığı kazandıran yapısaldeğişiklik, Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ile daha önceyapılmış ve tamamlanmıştır. Cumhuriyetin tarihsel süreci bunun kanıtıdır. SiyasîPartiler Yasası, siyasi partilerle ilgili konuları düzenlemektedir. Bu Yasa'nın2. maddesinde, "Bu Kanun, siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları,faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, gelir ve giderleri,denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri kapsar."denilmektedir. Anayasa'dapartiler diğer tüzel kişilerden ayrı düşünülmüş ve toplumsal önemlerinden ötürüözel hükümler getirilmiş, partilerin kapatılması davalarına bakma göreviAnayasa Mahkemesi'ne verilmiştir. Devletin,ülke bütünlüğünü, ulus birliğini koruma hakkı; yalnız devletin varlığıylasınırlı olmayıp demokratik ülkelerde, özellikle bir hukuk devleti niteliğineuygun tutumla, insan haklarını ve özgürlüklerini korumayı da içerir. Demokratikyaşamı tehdit eden, ondan yoksun kalmaya yolaçacak eylemlere girişen, bu türamaçları taşıyan siyasal partilere yaptırım uygulanması zorunluluğu doğalkarşılanmalıdır. Tersine düşünce, kargaşa getirebileceği gibi başka biçim veadla gerçekleştirilmesi olanaksız sakıncalı amaçların siyasal parti kimliğiylegerçekleştirilmesi çelişkisini açıklar. Demokratik düzenin, yıkıcı söz vefaaliyetlere karşı kendini savunma hakkının varlığı, İnsan Hakları EvrenselBildirgesi'nin 30. maddesinde belirtilmiştir. Siyasal partiler konusunda buönlem, durdurulup giderilmesi olanaksız durumlarda "kapatılma" olaraköngörülmüştür. Yukarıdaisim ve görevleri yazılı parti sorumlularının konuşmalarının, bu açıklamalaragöre değerlendirilmelerine gelince: DavalıSiyasi Parti, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının savlarında geçen konuşma,bildiri ve açıklamaların varlığını ve içeriklerinin doğru olduğunu kabuletmiştir, iddianame ve Esas Hakkındaki Görüş yazısında irdeleme bu doğrultudayapılmış, savunma da aynı görüşten hareket etmiştir. Ancak, davalı Siyasi Partikendi amacına göre değerlendirme yaptığında farklı sonuçlara varmaktadır. Tümkonuşmalarda belirli görüşlerin partililere ve kamuoyuna sistemli biçimdeaktarılmaya çalışıldığı, işlenen konuların aynı olduğu açıktır. Kanıt yönündensorun yoktur. İzleme tutanakları, ses ve görüntü kayıtlarının çözümü, basındayer alan demeçler, çeşitli soruşturmalar kaynak gösterilerek tümü iddianameyealınan konuşmaların yapılmadığı ya da gerçeğe uygun olmadığı yolunda birsavunma ile karşılaşılmamıştır. Genel Sekreter Ahmet Karataş'ın 2.4.1992 günlü,"Birleşmiş Milletler, Tüm Uluslararası Kurum ve KuruluşlaraDeklarasyondur" başlıklı metni, kendi adına imzaladığı savunulmakta isede, o tarihte Genel Sekreter olduğundan sözü edilen yazılı beyanın partiyibağladığında duraksanamaz. İncelemelerde,konuşmaların ve yazılı metinlerin Yasaya aykırılıkları bölümler üzerindedurulmuş davalı Siyasi Parti ise savunmalarında konuşmaların böylenitelenemiyeceği yinelenmiştir. Böylece dolaylı biçimde Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın savları doğrulanmıştır. Burada önemli olan inceleme konusu sözve beyanların özü ve amacıdır. İddianameye tamamen aktarılan delillerin birbiriyleçelişmediği, tersine birbirini doğrulayan ve tamamlayan bütünlük içinde olduğugörülmektedir. Konuşma,açıklama ve bildirilerde genelde: · Türkiye'dezulüm altında ezilen kültürü, dili ayrı olan Kürt halkının olduğu · Kürtlerinokuma, yazma, ilerleme haklarının olmadığı ve kültürlerini geliştiremedikleri, · Kürthalkının özgürlük, demokrasi mücadelesi verdiği üzerinde durularak ve 2600 yılönce Dehhak'ın zulmüne ayaklanan Kawa efsanesi ile paralellik kurularak,Kawaların çoğaldığı, · Kürthalkının kendi kaderini tayin hakkının olduğu, · Kürthalkının uluslararası anlaşmalardan doğan hiçbir hakkı kullanamadığı, · Doğusorununun ekonomik olmadığı, · Terörörgütüne karşı alınan yasal önlemlerin ve uygulamaların uluslararası bir savaşve bu savaşın taraflarından birinin PKK terör örgütü olduğu, · Buörgüte mensup teröristlerin özgürlük savaşçısı gerillalar oldukları vehaklarında uluslararası savaş hukukunun uygulanması gerektiği, ancak TürkHükümeti'nin bu kurallara kati surette uymadığı, · TCordusu ve güvenlik kuvvetlerinin, Kürt gerillalardan çok onlara kaynaklık edenKürt halk yığınlarım fiziki olarak ve büyük kitleler halinde yok etme peşin deoldukları. · SSCB'nindağılmasından sonraki gelişmelerle Türk Ulusu içindeki Kürt kökenli vatandaşlararasında ilgi ve Filistin halkının durumu ile paralellik kurulduğu, · Cumhuriyetin,Türk ve Kürt halkları tarafından kurulduğu, buradan hareketle diğer etnikgrupları dışlayan Türklerle Kürtlerin eşitliğine ve ırka dayalı bir toplumdüzeninin kurulmasının gerekliliği, · GüneydoğudakiDevlet gücünün teröristlere karşı değil, ulusal haklarına sahip çıkan Kürthalkına karşı oluşturulduğu, · Türkiye'deezilen Kürtlerin, işçilerin, sömürülen, ezilen diğer etnik grupların Arap,Çerkez, Laz ve Arnavutların da partisi oldukları, · Enkısa zamanda Birleşmiş Milletler Örgütü'nde bir Kürt Konferansı toplan masıgerektiği, · Kürthalkı sorununun demokrasi önünde en büyük engeli oluşturduğu, bu sorunçözülmedikçe Türkiye'de demokrasi sorununun çözülemiyeceği, üzerindedurulmuş ve bunlar yinelenmiştir. Buözetlemelerde, Devleti yıkmaya demokratik olanaklardan yararlanıp demokrasiyiyozlaştırmaya yönelik yazılı beyanlar ve sözlü eylemler saptanmıştır.Savunmalarda yasaya aykırılıkları örtme ve bu aykırılıkların yaptırımlarındankurtulma amaçlı sözcük oyunları gerçek durumu gizliyememiştir. Teröre dayanakyapılan tutumlar belirgin biçimde yinelenmiştir. Özetle iddianamede yer alankonuşmalarda ve bildirilerde, Terör örgütü PKK lehine sempati oluşması, onadestek sağlanması ve bir siyasi kimlik kazandırılması amacı belirgin olarakgörülmektedir. HEP yetkilileri yaptıkları konuşmalarıyla bildiri veaçıklamalarında PKK ile tabanlarının aynı olduğunu ortaya koymuşlardır. PKK'yakarşı sürdürülen savaşın halkla Devlet arasındaki köprünün yıkılmasına nedenolduğu vurgulanmış ve güvenlik güçlerinin halkın üzerine saldırdığı, soykırımve katliam yaptığı, gerçek teröristin devlet olduğu, vergi ile alınankurşunları kendilerine sıkmaya hakkı olmadığı sözleriyle terörist hareketlerhalk hareketi olarak gösterilmiştir. Devlete,demokrasiye, hukuka, kardeşlik ve barışa, özellikle ülkenin ve ulusunbütünlüğüne saygı ve özen çağrısı yerine, kışkırtma izlenmektedir. Demokrasi,sınırsızlık, yıkıcılık ve yapay ayrılık yaratıcılarının araç ve ortamı değildir.Dünya barışı, ülke barışının ve demokratik yapının korunmasına bağlıdır, însanhak ve özgürlüklerine dayanan çağdaş hukuk devleti, demokrasinin güncel adıdır.Devleti ve Demokrasiyi koruma doğrultusundaki çabaların anti demokratiklikleeleştirilmesi, demokrasiden yana olmayanların haksız suçlamalarıdır. Her yöndeneşit yurttaşları "Türk-Kürt-Laz" diye ırka dayalı olarak ayırdıktan,böylece "vatandaşlık" kavramını tanımazlıktan gelerek ulusuparçalamayı eyleme dönüştürdükten sonra "Irkçılık değil, sosyolojikgerçektir." savunmasının, kardeşlikten ve bütünlükten söz etmenin geçerliyanı yoktur. Anayasal kavram olan Türk Ulusu ortak kimliğine karşıt tavıralınmaması kaydıyla esasen serbest olan, toplumsal renklilik ve zenginlikbiçiminde ulusça mutluluk, gurur ve saygınlık duyulan yerel dil, folklor vekültürün yasak olduğunu ileri sürmek gerçeklerle bağdaşmayan ulusal birliğibozucu yanılgıdır. Kürthalkının yaşama, hak arama özgürlüğünün, olmadığını ileri sürmek, teröre"özgürlük mücadelesi" demek; ülkenin ekonomik, sosyal kimisorunlarının içindeki durumları "Kürt Sorunu" diye siyasal alanaçekmek, "Kürt Partisi" diye ırk esasına dayalı terör özgürlüğünegeçerlilik istemek, "Türk'üm diyen yaşar" sözüyle Kürt kökenlileriayırıp kışkırtmak, ayrı bir ulus varmışcasına "geleceğini belirleme"önerisi altında ulusal birliği parçalamak, devleti "zorba-zalim"tanıtmak, halk kitlelerini ayaklandırmayla başlayıp ölüm olaylarıyla sürenNevruz ve saptırılan etkinliklerini coşkuyla kutlayıp selamlamak, bu acıolayları "Kürt halkının dinamizmi" olarak tanımlamak ve "Kürtulusal sorunu" diye yapay bir sorunla ülkede çalkantı yaratmak;"asimilasyon", "eritme" ve "dışlama" gibi gerçekdışı anlatımları yinelemek; eşitlik olmadığı kanısını uyandırmak için"Kürtlerin ve Türklerin eşitliğinden" söz etmek ve bu amaçları yenibir Anayasa isteyip "ulus"u "uluslar"a dönüştürmek; Anayasave Siyasi Partiler Yasası'na aykırı eylemlerdendir. Dil, inanç, kültürözgürlüğünü yadsıyıp Anayasa'ya karşın devlet yapısı içinde resmi dil dışında başkadil ve eğitim isteği de böyledir. Yalnız Kürt kökenlileri değil, uyum ve huzuriçinde yaşayan değişik kökenlileri de kışkırtan sözler kapatma nedenidir."Kürtlere okuma ve yazma yasağı" uygulandığı savı gerçek değildir.Gasbedilmiş hiç bir hak yokken bu söylentileri genişleterek yinelemek, devletinterörle mücadelesini "Kürtlere karşı savaş" diye saptırıp yaymak,devleti "halk düşmanı" olarak suçlamak, "Kürdistan" diyeyurdu ayırmak, Cumhuriyetin temeli olan ilkeleri yıkmaya uğraşmak, siyasaliçerikli, iyi niyetli düşünce açıklaması, çözüm üretimi ve demokratik öneriniteliğinde algılanamaz. "Hükümetin Kürt halkına karşı silah kullandığını,sivil halkın katledildiğini" söyleyerek Cenevre Sözleşmesi'yle savaşhukuku uygulanmasını istemek, savunmayla çelişen ve onu geçersiz kılan sözlüeylemlerdir. DavalıParti, iddianamenin içerik yönünden Türkiye'nin imza koyduğu "BirleşmişMilletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi", "Avrupa Konseyi İnsanHaklarını ve Temel Özgürlüklerini Koruma Sözleşmesi", "Helsinki NihaiSenedi", "Paris Şartı" gibi uluslararası sözleşmelereaykırılığını ileri sürmüştür. Ulusalve tekil devletin, etnik farklılıklara göre tartışılmasına uluslararasıhukuksal belgeler olanak tanımamıştır. Anayasa Mahkemesi bir çok kararında,insan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'ne veAvrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'na yollamada bulunmuştur. İnsan Haklarını veAna Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak ve özgürlükler,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvence altına alınmıştır. HEP'inkapatma nedeni sayılan dava konusu etkinliklerinin bu sözleşmede belirlenenkurallara da aykırı olduğu kuşkusuzdur. Anılan Sözleşme'nin örgütlenme hak veözgürlüğüyle ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrası aynen şöyledir: "Buhakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zaruri tedbirler mahiyetindeolarak milli güvenliği, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin, sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasıiçin ve ancak kanunla tahdide tabi tutulur. Bumadde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıtamensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir." HEP,kardeşlik ve birlik istediği görünümü vererek destek aramış, insan haklarından,işçi haklarından ve diğer etnik grupların haklarından söz etmiş ise de gerçektevatandaşlar arasında ırk esasına dayalı kin ve husumet duyguları yaratmayaçalışmış, Türk Ulusu'nun bütünlüğünü ırka dayalı bir görüşle Türk ve Kürtolarak ikiye ayırıp ayrı devletler kurmayı öngörmüştür. Bu çabalarının ülke vemillet bütünlüğünü yıkmayı amaçladığı açıktır. HEP,yukarda ilgili bölümlerde açıklandığı üzere insan Haklarını ve Ana HürriyetleriKorumaya Dair Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasıyla 17. maddesinde yeralan kurallarla bağdaşmayacak biçimde çabalarda bulunmuştur. Sözleşme'nin17. maddesi aynen şöyledir: "Busözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbuSözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmedederpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tabi tutulmasını istihdaf edenbir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir haksağlandığı şeklinde tefsir olunamaz." Özellikle,araçları farklı olmakla birlikte HEP"nin amacının teröristlerin amacı ilebenzerlik gösterdiği de dikkat çekicidir. HEP, Türkiye Cumhuriyeti topraklanüzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özellikle de "Kendi kaderinitayin hakkına sahip, ezilen bir Kürt Halkı'nın varlığını ileri sürmekte bukonuda Atatürk'ün konuşmaları da dayanak gösterilmektedir. Ancak, Atatürk,konuşmalarında Kurtuluş Savaşı'nın tüm bir ulus birliğine dayandığını, herhangibir etnik yapılaşmanın söz konusu olmadığını dile getirmiştir. Halkın EmekPartisi'nin savunmalarında üzerinde durulduğu üzere ulusu oluşturan emikgruplardan zaman zaman söz edişi onlara bir ayrıcalık tanınmasını düşündüğü yada dışladığı anlamına gelmez. Budurumda, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, yazılı ve sözlüsavunmalarda Kürt Ulusu'nun kendi kaderini tayin hakkının, ileri sürülmesidîr.Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de tek bir ulus vardır. O da TürkUlusu'dur. Kürt kökeninden gelen vatandaşlar, diğer etnik kökenden gelenvatandaşlarla "ulus" bütünlüğünü oluşturmuştur. Ayrı bir ulus, ayrıbir halk ya da bir azınlık varmış gibi bölünmeyi amaçlayan öneri, üstelikterörle desteklenip gündemde tutulmaktadır "Kendi kaderini tayinhakkı" yeni bir kavram değildir. Uluslararası hukuk düzeninde devamedegelen bir olgudur. Türk Ulusu, bu konuyu Lozan Barış Andlaşması'ylagündeminden çıkarmıştır. Ülke ve ulus bütünlüğünü koruma hakkı, Lozan BarışAndlaşmasında olduğu gibi bugün de uluslararası hukuk düzeninde geçerlidir. Nitekim,dayanak gösterilen Helsinki Nihai Senedi'nin ilkeleri arasında; 1.Devletin egemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı, 2.Sınırların dokunulmazlığı, 3.Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı, 4.İçişlerine karışmama, ilkeleri de yer almıştır. Hukuksalyönden bağlayıcılığı olmayan Paris Şartı'nda da: "Tümilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsızşartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelinioluşturur." ............................ "Tarafdevletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlaleden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliğiyapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibiyasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir." ................................ "Hertürlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyorve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılmasıiçin çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz." ................................... "Tarafdevletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendiyasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri veuluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletindüzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmdenveya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatlarınfaaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabulederler." kuralları da yer almaktadır. Ohalde devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez tümlüğünü bozmaya yönelikgirişimlere olanak vermeyen Helsinki Nihai Senedi ile Paris Şartı'nın dayanakgösterilmesi bu belgelerin hukuksal niteliklerinin içerik tümlüğü ileamaçlarının gözardı edilmesi doğru değildir. Görülmektedirki, Türkiye Cumhuriyeti'nin de taraf olduğu "Yeni Bir Avrupa için ParisŞartı", ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünüve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup veörgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarakkabul etmiştir. Devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklarkapsamında ve bir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır. Demokrasi,hak ve özgürlüklerin güvenceye bağlandığı, demokratik işlerliğin her alandayaşandığı, çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Her türlübaskı, adaletsizlik, sömürü ve kargaşaya karşı olup toplumsal barışı ve refahıamaçlar. Demokratik istemler, demokratik yol ve yöntemlerle açıklanır.Ayaklanmaya, silahla sonuç almaya yönelik faaliyetlerle, ırk ayrımcılığı bu kapsamdadüşünülemez. Kışkırtma, kavga, kargaşa, yaralayıp öldürme, yakma-yıkma, gözdağıve devlete karşı silahlı eylemlerle demokratik çözüm isteklerini bağdaştırmakolanaksızdır. Demokrasiden söz ederek demokrasiyi ortadan kaldırma, barışiçinde yaşayan ulusu acıyla izlenen olaylarla bölme çabaları, dış desteklisınır olaylarıyla da ülkeyi parçalama boyutunda sürmektedir. Demokrasiylebağdaşmayan eylemlerle kışkırtma çabalarındaki HEP sorumlularının sık sıkyineledikleri konuların gerçek dışı savlara dayanması; suçlama ve saldırıağırlığıyla kışkırtıcı içeriği, teröre hoşgörü yanında terörü haklı bulma vehızlandırma niteliğindedir. Demokrasilerde,ırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin ve Milletvekilinin dayanağı, amacı veereği olamaz. Irk ayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığınısürdürmesi yasalar karşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuylabirlikte bütünlüğünü koruması en doğal hakkı olup, kamu düzenini ve insanhaklarını koruma yönünden de savsaklanmayacak görevidir. Buradaüzerinde özenle durulması gereken bir diğer husus; ülkedeki etnikfarklılıkların ve bunların dil ve kültürünün yasaklanması değildir. Çeşitlikökenden gelen yurttaşlarımız kendi dil ve kültürüne sahip bulunmakta, onlarıgeliştirmektedir. Günlük yaşamda bu açıkça görülmekte, ülke ve ulus bütünlüğüiçinde onurlu yerini almakta ve saygı görmektedir. Bin yıldır birlikte yaşamıştarihi, dini, gelenek ve görenekleri aynı olan, birbirinden ayrılması vekoparılması olanaksız kültürleri güçlü biçimde ulusal kültürde yerini alan birtopluluğun bireyleri arasında ayrılığı gerektirecek düzeyde kültür ayrılığıolduğunu ileri sürmek ve ortak ulusal kültürü yadsıyıp dışlamak gerçeklerlebağdaşmaz. Kürt kökenli Türk yurttaşı ile başka kökenli Türk yurttaşı arasındatemel hak ve özgürlüklerden yararlanma açısından hiçbir fark yoktur. Türkvatandaşlığı, ayrımları önleyen ve herkesi insan hak ve özgürlüklerdebirleştiren bir kurumdur. "Kürtlerin kültürel ve ulusal hakları"sözleri azınlık yaratmaya ve buna bağlı olarak somut ayrılıkları gündemegetirmeye yöneliktir. Kürt kökenli yurttaşların dillerini, gelenek vegöreneklerini özel yaşamlarında sürdürmelerine hiçbir engel yoktur. DavalıParti'nin amacının Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü yıkarakdevlet yapısını değiştirmek ve ırk esasına dayanan oluşumları gerçekleştirmekolduğu anlaşılmaktadır. Buna Anayasa olur vermemektedir. Türkçe'nin çeşitlietnik soydan gelen vatandaşlar arasında resmi dil olması yanında ortak iletişimaracı, kültür ve eğitim dili olduğu, bu olgunun tarihi ve sosyolojik gerçekleredayandığı gözardı edilmemelidir. Yukarıdabelirtildiği gibi, yasaklanan, farklılıkların açıklanması değil, bunlarınTürkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde olmayan azınlıklara özendirerek, zorlaazınlık yaratmaya çalışarak ulus bütünlüğünün bozulması ve buna dayalı yeni birdevlet düzeni kurma amacını gütmektir. Bunun hiçbir ulusal ve bireysel yaranyoktur, istekler, insan haklarına dayalı vatandaşlık hakları ile ilgilideğildir, istenilen kültürel haklar da, etnik bir grup haklarının üstündeulusal varlığının temeli olarak ileri sürülmekte ve ulusal özgürlük olarakortaya konmaktadır. Oysa, haklar ve özgürlükler yönünden yurttaşlar arasındaayrım ve bir yurttaşa eksik ya da fazla verilen bir hak yoktur. Siyasipartileri kapatma diğer çağdaş demokratik ülkelerde de vardır. Anayasanın temelilkesi, hak ve özgürlükleriyle, çoğulculuğun korunması için Anayasal haklarıyok edecek bir siyasi rejini kurulmasının önlenmesidir. Demokratik toplumdüzeninde, siyasi parti faaliyetlerinin güvence altına alınması, Anayasa'yauygun kurulan ve faaliyet gösteren siyasi partilerin Anayasa'ya dayalı hukukdevletinin sağladığı tüm hak ve ayrıcalıklarından faydalanmaları anlamınagelir. Siyasî partiler Anayasa'da değiştirilmesi yasaklanan uluslararası üstünhukuk kurallarına da uygun olan devletin tekliği, ülkenin bütünlüğü ile ulusunbirliğini değiştirmeyi amaçlayan çalışmalarda bulunamazlar. Bunların siyasaltercih kapsamına alınması olanağı yoktur. Anayasa'nın 81. maddesi uyarınca bu konudaand içmiş milletvekillerinin de bu yasakla bağımlı oldukları tartışılamaz.Anayasa'nın 84. maddesindeki yaptırımın dayanağı budur. Siyasi partiler vemilletvekilleri devletin temel ilkelerine karşı olamaz. Etnikgrupların kültürel kimliklerinin korunması ve gelişmesine bağlı haklar,Uluslararası Avrupa hukuk düzeninde demokratik toplum düzenine aykırı siyasalkimliğe bağlı ulusal haklara dönüştürülmemesi kaydına bağlanmıştır. Yine ırkadayalı milliyetçilikler ve uluslaşmalar Avrupa hukuk düzeninde reddedilmiştir. FederalAlmanya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de Federal Cumhuriyetin varlığınıtehlikeye atan veya temel demokratik düzeni yok etmeye yönelik faaliyetlerdebulunan siyasal partileri kapatma ve benzer örgütlerin kurulmasını engellemeyetkisine sahiptir. FransızAnayasa Konseyi Korsika'ya özel statü tanıyan Yaşatan iptali ile ilgilikararında bütün Fransız vatandaşlarından oluşan "Fransız Halkı"kavramının değiştirilmesine olanak vermemiş, hatta "Fransız Halkınınmütemmim cüzü (tamamlayıcısı) olan "Korsika Halkı" kavramınıreddederek, söylenmesi gereken şeyin "kanunen bölünmesi mümkün olmayanFransız Halkı" olduğunu vurgulamıştır. KararınVII. Bölümünde yer alan GEREKÇE'den başlayarak yapılan açıklamalar, sav vesavunmalar bir arada gözetilerek yapılan değerlendirmede; KararınVII. B, 3. a. (ff) ve (gg) bendlerinde yer alan kanıtlar için 2820 sayılıYasa'nın 101. maddesinin (d) bendinde belirtilen koşulların yerinegetirilmediği görülmüştür. Bukanıtların bir bölümü bu davanın açıklanmasından (3.7.1992) sonraki günlerdegerçekleştiği ileri sürülen olaylara ilişkindir. Bunların davada kanıt olarakdeğerlendirilmesi öncelikle 2820 sayılı Yasa'nın 98. ve 2949 sayılı Yaşatan 33.ve CMUK'un 257. maddeleri karşısında olanaksızdır. Bunedenlerle söz konusu kanıtlar dikkate alınmıştır. Böylece,Halkın Emek Partisi'nin eski Genel Başkanları Fehmi IŞIKLAR ile Ferudun YAZAR,eski Genel Başkanvekili ve Genel Sekreteri Ahmet KARATAŞ ile Genel Sekreterİbrahim AKSOY tarafından aynı amaca yönelik olarak; düzenlenen toplantılardayapılan konuşmalarla, imzalanan bildiri ve gazetelerde çıkan yazılarda geçenkimi sözlerin, kararın ilgili bölümlerinde yer alan Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı'nın iddianamesi ve Esas Hakkındaki Görüşü'nde belirlendiği üzereAnayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na aykırılık oluşturduğu saptanmıştır. Şöyleki: a)Türkiye Cumhuriyeti'nde sadece Türklerin varlığı kabul edilip diğer bütün etnikyapıların reddedildiği, "baskıcı otoriter bir asimilasyon"uygulandığı; resmî ideolojinin iflas ettiği; Kürt halkının dinamizmininyükseldiği; Türk Halkı ile Kürt Halkı'nın eşitliğine dayanan bir düzeninkurulmasının gerektiği, Kürt halkının özgürlük mücadelesi verdiği; · Terörörgütüne karşı alınan yasal önlemlerin ve uygulamaların uluslararası bir savaş vebu savaşın taraflarından birinin PKK terör örgütü olduğu; · Buörgüte mensup teröristlerin özgürlük savaşçısı gerillalar oldukları vehaklarında uluslararası savaş hukukunun uygulanması gerektiği ancak TürkHükümeti'nin bu kurallara kati surette uymadığı, · TCordusu ve güvenlik kuvvetlerinin Kürt gerillalardan çok onlara kaynaklık edenKürt halk yığınlarını fiziki olarak ve büyük kitleler halinde yok etme peşin deoldukları, Kürthalkının uluslararası anlaşmalardan doğan biç bir ulusal hakkı kullanamadığı;Doğu sorununun ekonomik değil Kürt Halkının ulusal sorunu olduğu üzerindedurularak emik grupları ulus olarak gösterip ısrarla ayrımın işlediği ve"idari federasyon" adı verilen modelden başlayıp Kürtlerin kendikaderlerini tayin hakkını kullanmalarına varan bir süreç içerisinde Kürtlerin,Anayasa'ca benimsenmiş ulus bütünlüğünden ayrılmaları ve ayrı bir KürtUlusu'nun oluşturulmasıyla bu amaçla kaderlerini belirleme esasınınbenimsendiği görülmektedir. Oysa,tarihsel bir gerçeğin ifadesi olan "Türk Ulusu" bütünlüğü olgusununortadan kaldırılması sonucunu doğuracak ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türkvatandaşlığı niteliğini değiştiren iddialar ileri sürülemez. Aksine davranış,2820 sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendine aykırılık oluşturmuştur. a.İlk kez "İçlerine sine sine içinde yer alabilecekleri, bizim"diyebilecekleri bir partinin doğduğunu, partinin en çok ezilen, sömürülen,baskı altında tutulan ve zulme uğrayan halk Kürtler ise onların da partisiolduklarını, bundan onur duydukla rını, gerçekte ekonomik ve etniközelliklerinden dolayı en fazla ezilenlerin Kürt halkı olduğunu, Türkiye'dekibütün emik yapılan da halk olarak gösterip onların da partisi olduklarınısöylemişlerdir. Böylece Türk Ulusu içinde yeralan vatandaşların değil, etnikgrupların kendi görüşleriyle yaratılan ayrı halkların (ulusların) eşitliğinedayalı bir düzen arayışını ortaya koymak suretiyle ırk esasına dayanılmış veSiyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmıştır. b.Halkların eşitliğine dayalı bir düzen istenilmesi, Kemalist çizgilerin yıkılıpaşılması, Türkiye'de bugüne kadar uygulanan üniter devletin sorunlarıçözmediği, bu nedenle merkeziyetçi devlet sisteminin otonom bölgeler veyafederasyon yahut idari federasyon biçiminde değişmesi gerektiği, bu durumda obölgenin yönetim biçimi nin, kullanılacak dilin, yapılacak yayınların o yerdebelirleneceği, vergilerin toplandığı yerde harcanacağı, ancak bir kısmınındevlete gönderileceğinin söylendiği, bununla da, 2820 sayılı Yasa'nın 78/b ve80. maddelerine aykırı olarak Devletin tekliği ilkesinin değiştirilmesiamacının güdüldüğü açıkça anlaşılmıştır. c.Türk ile Kürt'ü omuz omuza birleştirip demokrasi mücadelesi verme gibi birgörevlerinin olduğu; Nevruz'un Kürt halkının özgürlük bayramı olup direnmeruhunu, mücadele geleneğini simgeleyerek yeniden doğuşu dile getirdiğini;HEP'nin Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Arnavut, Pomak gibi, ezilen sömürülen, baskıaltında tutulanların partisi olduğunu, Kürt halkının yıllardan beri insanlıkhaklarını kullanamadığını; Kürt, Türk ve diğer bütün azınlık halklarının ortaksesi olduklarım Kürt sorunu'nun baştan beri var olduğunu; Cumhuriyetin Türk veKürt halkları tarafından birlikte kurulmuş olmasına karşın daha sonra Kürthalkının tamamen dışlandığını, ifade etmek suretiyle, Siyasi PartilerYasası'nın 81. maddesinin (a) bendine aykırı biçimde T.C. ülkesi üzerinde dilve ırk ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğu ileri sürülmüştür. d.Kürt halkının özgürlük tutkusundan hiç bir zaman vazgeçmediği, kültürünü veulusal değerlerini hep ayakta tutmasını bildiği, Kürtlere okumanın, yazmanın,Kürt kültürünü araştırmanın, yasak olduğu, Kürt halkının kendi ulusal vekültürel kimliğini korumak ve geliştirmek istemesine karşın inkarcıpolitikalarla Kürtlerin eritilmek istendiği; Kürt sorununun çözümü içinöncelikle Kürt halkının kendi ulusal ve kültürel kimliğini ifade edebilmesininönündeki engellerin kaldırılmasının gerekti ği; yeniden yapılacak birAnayasa'da Kürtlerin dil, inanç ve kültür özgürlükleriyle Kürtçe eğitimi,öğrenimi ve diğer haklarını kullanmalarına olanak verecek yeni yasaldüzenlemelerin topluma ve devlete benimsetilmesi gerektiği; etnik kökeni, dilive kültürü farklı da olsa, tüm insanların kendilerini, kendi dil vekültürleriyle ifade edebilecekleri, belirtilmek suretiyle de Türk dili vekültüründen başka bir dili ve kültürü korumak, geliştirmek yoluyla azınlıkyaratılarak ulus bütünlüğünün bozulması amacı güdülmüş ve 2820 sayılı Yasa'nın81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmıştır. HalkınEmek Partisi'nin Türk Ulusu'nu ırk esasına dayalı olarak "Türk ve KürtUlusları" biçiminde ikiye böldüğü, böylece Kürt kökenli yurttaşları gerçekdışı biçimde "ezilen bir ulus" olarak nitelendirerek, devlete karşıkışkırtarak zulme karşı özgürlük mücadelesi veriyor gösterdiği, "kendikaderini tayin hakkının tanınması" önerisiyle ve öbür çalışmalarıyla daAnayasa'ya ve Siyasi Partiler Yasası'na aykırı olarak bölücülük yaptığıanlaşılmıştır. 2820sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın Dördüncü Kısmı'nda yer alan yasaklara aykırıdavranılmasının yaptırımı, aynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendiylebelirlenmiştir. Bunagöre davalı Halkın Emek Partisi'nin kapatılmasına karar verilmesigerekmektedir. YılmazALİEFENDİOĞLU bu görüşe katılmamıştır. 5.Kapatma Kararının Sonuçları Eylemve sözleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olan davalı Siyasi Parti'nin eskiGenel Başkanları Fehmi IŞIKLAR ile Feridun YAZAR, eski Genel Başkanvekili veGenel Sekreteri Ahmet KARATAŞ ile eski Genel Sekreter İbrahim AKSOY'dur. Anayasa'nın84. maddesinin son fıkrasında aynen şöyle denilmektedir: "AnayasaMahkemesi'nin kararında partinin kapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyetverdiği belirtilen milletvekilinin üyeliği ile temelli olarak kapatılan siyasipartinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte, parti üyesi olandiğer milletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığı'na tebliğ edildiği tarihte sona erer" Buyaptırım, Anayasa'nın 81. maddesi uyarınca Devletin varlığını, vatanın vemilletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına and içen milletvekillerini,Anayasa'nın değiştirilmeyecek kuralları arasında bulunan dava konusu konulardaçok dikkatli olmaya çağırmaktadır. Kararda bu konuya yer verilmesi, sözleri veeylemleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olanlardan Fehmi IŞIKLAR'ınmilletvekili bulunması karşısında, ilgili ve yetkili TBMM'nin Anayasa gereğidurumdan bilgi edinmesini sağlamaya yöneliktir. Anayasa'nın 84. maddesininbirinci fıkrasındaki "üyeliğin düşmesi" ile üçüncü fıkrasındaki"üyeliğin sona ermesi" birbirinden ayrı durumlardır. Düşme kararınıTBMM verir. Anayasa Mahkemesi böyle bir karar veremez. Ancak, bir siyasal partikapatılınca, sözleri ve eylemleriyle buna neden olan milletvekilinin üyeliği,Anayasa Mahkemesi'nin partiyi kapatma kararını TBMM'ne tebliğ etmesiylekendiliğinden sona erer. Bunun için Anayasa Mahkemesi'nin ya da TBMM'nin ayrıbir kararına ve işlemine gerek yoktur. Anayasa Mahkemesi'nin açıklayıcıbelirlemesi, karar tümlüğünün, doğal sonucudur. AnayasaMahkemesi, Anayasa maddelerini hukuksal yönden irdeler, eleştirir ama ona uyarve onu uygular. Yürürlükteki Anayasa kuralını savsaklayamaz. Birini öbürüneyeğleyerek maddeleri sıralayıp seçemez. Kurallar dizininde Anayasa Maddelerininönceliği-sonralığı değil, olayı ilgilendirenin uygulanması söz konusudur.Anayasa maddelerinin birbirine karşılığı, tersliği ve çelişkisi düşünülemez.Hukuk devleti yönünden somutlaşan sonuç, Anayasa'nın amacı ve gereğidir. VIII.SONUÇ: YargıtayCumhuriyet Başsavcılığının 3.7.1992 günlü, SP.31.Hz.1992/59 sayılıiddianamesi'nde Halkın Emek Partisi'nin, Anayasa'nın Başlangıç'ına ve 2., 3.,14., 68. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78., 80. ve 81.maddelerine aykırı olarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı amaçladığı ve Yasa'ya aykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olduğusavıyla Siyasi Partiler Yasası'nın l0l/b ve 103. maddeleri gereğincekapatılmasına karar verilmesi istenmekle gereği düşünüldü: 1.Davalı Siyasi Parti'nin 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesigereğince kapatılması isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE, 2.Halkın Emek Partisi'nin faaliyetlerinin Anayasa ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendiuyarınca davalı Parti'nin KAPATILMASINA, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA, 3.Anayasa'nın 84. maddesi gereğince: Eylemlerive sözleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olan Fehmi IŞIKLAR, Feridun YAZAR,Ahmet KARATAŞ ve İbrahim AKSOY'dan halen Milletvekili bulunanlarla, kapatmadavasının açıldığı 3.7.1992 gününde Parti üyesi diğer milletvekillerininmilletvekilliklerinin de, kapatma kararının TBMM Başkanlığı'na tebliğ edildiğitarihte sona ereceğine, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU'nun "Bu maddenin uygulamayailişkin bulunduğu ve bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığı";Mustafa GÖNÜL'ün ise "Cezaların kişiselliği ilkesiyle bağdaşmamasınedeniyle Parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliklerinin sonaermeyeceği" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 1.Davalı Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesi uyarıncaHazine'ye geçmesine, OYBİRLiĞİYLE, 2.Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, Milletvekilleri yönündenTBMM Başkanlığı'na, yasal işlemler yönünden, 2820 sayılı Yasa'nın 107.maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE, 14.7.1993gününde karar yerildi. Başkan Yekta Güngör ÖZDEN Başkanvekili Güven DİNÇER Üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU Üye Mustafa GÖNÜL Üye Oğuz AKDOĞANLI Üye İhsan PEKEL Üye Selçuk TÜZÜN Üye Ahmet N. SEZER Üye Haşim KILIÇ Üye Mustafa BUMİN Üye Sacit ADALI KARŞIOYYAZISI EsasSayısı : 1992/1 (Siyasi Parti Kapatma) KararSayısı : 1993/1 I.GENEL AÇIKLAMA: Birülkedeki bireylerin siyasal Örgütlenmesi sonucunda oluşan Devlet'in, en önemliamacı o ülkedeki insanların huzur ve mutluluğunu, refah ve güvenliğinisağlamaktır. Başka bir deyişle Devlet, toplum ve birey içindir. Anayasamız,Başlangıç'ında ". . . her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak vehürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür,medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevivarlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu. . ."ndan söz ederek bu hususu açıklamış; 2. maddesinde Cumhuriyeti, insanhaklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti nitelikleriylebelirlemiş; 5. maddesinde de "Devletin temel amaç ve görevleri, TürkMilletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyetive demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adaletilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartlaRI hazırlamaya çalışmaktır." kuralını getirerek, Devletin temel amaçve görevinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumanın yanında kişilerin vetoplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlayıp, kişinin temel hak veözgürlüklerini sınırlayan engelleri kaldırmak olduğunu açıkça hükmebağlamıştır. Anayasa, böylece, devlet yetkilileri ile kişilerin refah, huzur vemutluluğuyla doğrudan ilgili olan temel hak ve özgürlükler arasında hassas birdenge kurulmasını öngörmüştür. Devletin, ulusun bağımsızlığını, ülkebütünlüğünü, cumhuriyet ve demokrasiyi koruma işlevlerini yerine getirirken de,gerçekte kişilerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak amacını güttüğükuşkusuzdur. Anayasaların,temel hak ve özgürlükleri koruyan şemsiyeleri üst norm niteliğindeki kurallarlaoluşur. Ancak bu şemsiyeyi, genel hukuk kurallarını özel durumlara uygulayarak(somutlaştırarak), getirdiği yorumlarla onlara ruh ve anlam kazandırarakkullanacak olan yargı yerleridir. Kuralın sözlü anlatımından çok, onunmahkemelerce anlaşılma biçimi önemlidir. Özellikle Anayasa Mahkemesi, Anayasa ilkeleriniyorumlarken, insan hak ve Özgürlüklerinin eriştiği çağdaş anlayışı ve insanhaklarına saygıyı sürekli göz önünde tutmak, Anayasanın öngördüğü devletyetkileriyle temel hak ve özgürlükler arasındaki dengenin korunmasına özengöstermek durumundadır. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de, Anayasadakikavramlara, yaşamın değişen koşullarına uygun içerik kazandırmaktır. II.KARŞI OY GEREKÇESİ : Yukarıdakigenel açıklamanın ışığında karşıoyumuz aşağıya çıkarılmıştır. A.Geçici 15. Madde Yönünden: TürkiyeCumhuriyeti Anayasanın temel esprisi, Başlangıç'ta belirtildiği gibi, ulusiradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Ulusuna aitolması ve bunu ulus adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşunbu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmişhukuk düzeni dışına çıkamamasıdır. Bufıkradan anlaşıldığı üzere ulusal iradenin mutlak üstünlüğü egemenliğinkayıtsız şartsız Türk Ulusuna ait olmasını ve Türk Ulusu adına egemenliğikullanan kişi ve organların, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve budemokrasinin bağlı olduğu hukuk düzeninin içinde kalmalarını gerektirir. Bufıkra, aynı zamanda Türk Milleti adına egemenliği kullanan kişi ve organlarınAnayasal yetki alanlarını belirler. Bu alan, "Anayasada gösterilenözgürlükçü demokrasi ve bu demokrasinin, bağlı olduğu hukuk düzenidir." Bukural, Anayasanın ikinci maddesinde belirtildiği biçimde, "Devletin"dayandığı temel ilkelerden birisidir. Birdöneme ait kimi yasama işlemlerinin Anayasal denetimin dışında kalması ve budenetim yasağına zamanla bir sınır getirilmemesi, Cumhuriyetin hukuk devletiolma niteliğini zedeler ve Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenen hukuk düzeninin dışına çıkılması sonucunu doğurur. Anayasanın2. maddesinde, "Hukuk Devleti"; Cumhuriyetin nitelikleri arasındasayılmıştır. Anayasa'nın 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri, Anayasanın4. maddesinde sayılan değiştirilemeyen, değiştirilmesi teklif edilemeyenhükümler arasında yer almıştır. Böylece Anayasa'nın, kendilerine değişmezliközelliği tanıdığı, 1., 2. ve 3. maddeleri, Anayasa'nın öteki kurallarına göre"üst norm" niteliğindedir. Bir dönemde çıkarılan yasama işlemleriyönünden de olsa, Anayasal yargı denetimine yer vermeyen, üstelik budenetimsizliğe zamanla bir sınırlama getirmeden, Anayasanın geçici maddesinitemel kural kabul ederek yapılan uygulama Cumhuriyetin hukuk devleti niteliğiile bağdaşmaz. Kaldı ki, bu dönemde çıkarılan yasama işlemleri küçümsenmiyecekbir sayıya ulaşmıştır. Anayasa'nın11. maddesinde, Anayasanın üstünlüğü, "kanunlar Anayasaya aykırıolamaz." biçimindeki bir kuralla belirlenmiş, 148. maddeye göre ise,Anayasa Mahkemesi yasaların KHK'lerin ve TBMM İç tüzüğünün Anayasayauygunluğunu denetlemekle görevlendirilmiştir. Anayasa'nınGeçici 15. maddesinde, 12 Eylül 1980 tarihinden ilçe genel secim sonucundatoplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre(12.9.1980-6.12.1983) içinde çıkarılan yasaların, KHK'ler ile 2324 sayılı AnayasaDüzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarruflarının Anayasayaaykırılığı iddia edilemez, denilmektedir. Bu dönem içerisinde 669 yasa, 90 adetKHK ve 2324 sayılı yasa uyarınca 76 adet Milli Güvenlik Konseyi karan ve 3 adetMilli Güvenlik Konseyi bildirisi olmak üzere toplam 838 yasama işlemiçıkarılmıştır. Geçici15. madde, Anayasanın yukarıda sözü edilen temel maddeleriyle çatışmaktadır. Bugeçici maddenin, sürekli bir kural olarak kabulü durumunda, Anayasanınöngördüğü hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve Anayasal denetimle ilgilitemel kurallar, bu dönemde çıkan yasalar ve KHK'ler yönünden, işlerliğikaybetmekte, söz konusu yasama işlemleri "hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenmiş hukuk düzenin" dışında kalmaktadır. Geçicibir maddenin, Anayasanın temel kurallarım süresiz işlemez hale getirmesiAnayasal sistemle bağdaşmıyacağı gibi, maddenin geçicilik özelliğine de uygundüşmez. Doğaldır ki, geçici maddenin hükmü de geçici olmalıdır. Öteyandan Anayasa'nın 138. maddesi, hakimleri, önce Anayasa, yasaya ve hukukauygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermekle görevli kılmıştır. Geçicimaddeye süreklilik kazandırılır ve bu maddeyle bir dönemde çıkarılan yasamaişlemlerinin Anayasaya uygunluk denetimi önlenir ise, hakim Anayasaya vevicdani kanısına göre nasıl karar verecektir' Hakim, Anayasaya aykırı olduğunainandığı ya da aykırılık savını ciddi bulduğu bir yasayı uygulamak durumundakalırsa kararını Anayasaya ve hukuka uygun biçimde vicdani kanaatine görevermiş sayılabilecek midir' Bu durumda, Anayasa'nın temel kuralları bir yanabırakılmış, Anayasanın geçici 15. maddesinin anayasal denetimi yasaklıyankuralına öncelik tanınmış olur. Anayasa geçici bir maddesiyle, bir dönemdeçıkan yasama işlemleri yönünden kendisim yok kabul edemez. Anayasanınuygulanmasını önleyen geçici maddenin, ancak, geçici bir süre için askeriyönetimden özgürlükçü demokrasiye ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukukdüzenine geçişte uyun) sağlama amacıyla getirilmiş bir kural olarak kabulü,nitelikleri Anayasanın 2. maddesinde belirlenen Türkiye Cumhuriyetinin, hukukdevleti olması koşulunun gereğidir. Kaldı ki, Anayasa Başlangıç sekizincifıkrada, "Her Türk vatandaşının, bu Anayasadaki temel hak vehürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür,medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve manevi varlığınıbu yönde geliştirme hak ve yetkisine üoğuştan sahip olduğu;" belirtilmişiken, haklarında bu dönemde çıkan yasa ve KHK'lerin uygulanması söz konusu olanvatandaşlar, Anayasal güvenceden ve doğuştan sahip oldukları maddi ve manevivarlıklarını Anayasal düzen içinde geliştirmekten, sırf geçici madde nedeniyle,yoksul kılınmış olurlar. Geçici maddenin getirdiği yasağın, 12 Eylül 1980'denTBMM Başkanlık Divanının oluşturulduğu 6.12.1983 tarihine kadar ki süre içingeçerli olduğu kabul edilirse, madde geçiciliğine uygun anayasal bir anlamkazanır. Geçici maddenin ve getirdiği yasağın, sürekli bir kural niteliğindeanlaşılması, geçici hükmün, Anayasanın kimi temel kurallarının önüne geçmesisonucunu doğurur. Bu dunun. Anayasaya dayalı demokratik hukuk devletiniteliğiyle bağdaşmadığı gibi, Anayasanın sözüne ve özüne de uygun düşmez. Öteyandan, sadece söze bakıp, Anayasanın geçici 15. maddesine süreklilik kazandıracakbiçimde yapılacak yorum, Anayasanın yürürlüğe girişiyle ilgili 177. maddesiylede bağdaşmaz. Çünkü, böyle bir yorum, Anayasanın, sözü geçen dönemde çıkan yasave KHK'ler yönünden hiç bir zaman yürürlüğe girmemesine neden olacaktır.Halbuki Geçici 15. madde, Anayasanın 177. maddesinde sayılan istisnalararasında yer almamıştır. Ayrıca, bu maddenin (e) fıkrasında, "... mevcutkanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri ve doğrudan Anayasa hükümleri,Anayasanın 11. maddeleri gereğince uygulanır." denilmekle, Anayasa,yasaların, Anayasanın yayımlandığı tarihteki durumlarına göredeğerlendirilmesini, Anayasaya aykırı görülen hükümler yerine, Anayasakurallarının doğrudan uygulanmasını Anayasanın üstünlüğü ilkesinin gereğisaymıştır. Böylece, Anayasanın yürürlüğe girmesiyle ilgili 177. maddesi de,geçici 15. maddenin getirdiği Anayasal denetim yasağının TBMM BaşkanlıkDivanı'nın oluşturduğu 6.12,1983 dönemiyle sınırlı olması gerekliliğini ortayakoymaktadır. Herne kadar, Geçici 3. maddede "2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun'unTBMM toplanıp Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar yürürlükte kalacağınınbelirtilmesine karşın, Geçici 15. maddenin, bu tür bir açıklık içermemesikarşısında uygulanmasının geçici bir süreyle bağlı tutulamıyacağı ileri sürülebilirsede, bu görüş öncelikle maddenin geçiciliğiyle bağdaşmaz. Kaldı ki, yürürlüğegirişiyle ilgili 177. maddede bu yönde ayrık kural bulunmamaktadır. Bu durumAnayasada kurallar arasındaki çelişkiyi gösterir. Çelişkili kuralları esasalıp, temel kuralları bir yana iten görüş, kanunca, Anayasanın temel esprisiylebağdaşmaz, iyi bir sistematiğe dayanmayan 1982 Anayasasında, sistematik (bütüniçinde aldığı yere göre) ve gramatik (yazılışa göre) yoruma gidilerek amaçsal(teleolojik) yorumun bir yana bırakılması hatalı sonuçlar doğurabilir. Yukarıdaaçıklanan nedenlerle, geçici 15. maddedeki "Anayasaya aykırılığın iddiaedilemiyeceğine" ilişkin kuralın 6.12.1983 tarihine kadar geçerli olduğunudüşünmekteyim. AnayasaMahkemesi, bu konuda değişik kararlar vermiş olmakla beraber, kimikararlarında, 1961 Anayasasının geçici 4. maddesine karşın, işin esasınagirerek, Anayasayaaykırı kuralın ihmal edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır, özellikle, ispathaklarıyla ilgili 6.5.1982 günlü, E.19S1/8, K.1982/3 sayılı kararında"Yasakoyucunun, geçici 7. maddesindeki buyruğu yerine getirmemesi ve TürkCeza Kanunu'nun 481. maddesindeki anayasaya aykırılığı giderecek yasayıçıkarmaması ve iptal ile itiraz yollarının da geçici 4. maddenin üçüncüfıkrasına göre tıkanmış olması karşısında, kısıtlı kalan anayasal ispathakkının bu içeriği ile uygulanmasının sürüp gitmesi artıkdüşünülemiyeceğinden, mahkemelerce, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcıniteliğini açıklayan 8. maddenin ikinci fıkrasına dayanarak, 481. maddeninbirinci fıkrasındaki ispat hakkını sınırlayıcı hükümlerin bir yana bırakılmasıve kurallar kademesinde en üst düzeyde bulunan Anayasanın 34. maddesindekihükmün doğrudan uygulanması gerekmektedir." denilerek bu görüş çok açıkbiçimde ifade edilmiştir. Anayasayauygunluğu sağlamakla görevli Anayasa Mahkemesi'nin işlevi, anayasal yargıdakitıkanıklığı aşmayı, Anayasanın temel hak ve özgürlükleri koruyan bir çokmaddesinin uygulanamaz hale gelmesine neden olan Geçici 15. maddenin yarattığısorunu çağdaş yorumla çözümlemeyi gerektirir. Anayasa Mahkemesi Anayasayaaçıkça aykırı olan kuralları, Anayasanın geçici bir maddesi nedeniyle de olsa,korur duruma girmemelidir. Açıklanannedenlerle bu dönemde yayımlanan 24.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi PartilerYasası'nın 78. ve 81. maddelerine karşı yöneltilen Anayasaya aykırılık savınınincelenmesi, bu maddelerin Anayasaya aykırı bulunması durumunda iptal ya da enazından ihmâl edilmesi gerekir. B.İşin Esası Yönünden: Siyasiparti kapatma davalarında, işin hukuksal görünümü yanında; ülkenin ve kararverme durumunda bulunan mahkemenin saygınlığını etkileyen siyasal yön, partiyegönül verenlerin temsil ettiği sosyal konum, ülkenin içinde bulunduğu ulusal veuluslararası etkenler önem kazanır. Bu çok yönlü boyut, bu davaların, genelde,siyasal ve demokratik yasama Anayasanın temel ilkeleri doğrultusunda yönverici, temel hak ve özgürlükleri koruyucu işlevi ağır basan AnayasaMahkemelerince görülmesinin en önemli nedenidir. Nitekim1961 ve 1982 Anayasaları siyasi partilerin kapatılması, CumhuriyetBaşsavcısının açacağı dava üzerine, Anayasa Mahkemesince karara bağlanırkuralını getirmiştir. Anayasa Mahkemesi bu işlevini yerine getirirken, ilkderece mahkemesinden farklı olarak, Anayasanın ya da Siyasi Partiler Yasası'nınbelirli bir kuralının belirli bir eyleme uygulanmasından çok Anayasanın temelilkelerini, uluslararası sözleşmeleri ve bu davaların yukarıda açıklananözelliklerini gözönünde tutularak karar vermesi gerekir. AnayasaMahkemesi kimi kararlarında hukukun genel kurallarının Anayasa kurallarından daönde geldiğini belirlemiştir. Bunun yanında uluslararası sözleşmelere dayalıulusalüstü bir hukukun ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesi gibi kimiulusalüstü (supra national) organların verdiği kararların bağlayıcılığı ve insanhaklarının ortak değer olarak korunması anlayışı, Anayasa Mahkemesiningetireceği yorumlardaki çağdaş niteliği belirleyen ölçütler haline dönüşmüştür.Türkiye yönünden 10.3.1954 günlü ve 6366 sayılı yasayla onaylanarak yürürlüğegiren ve yasa hükmünde bulunan insan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini KorumayaDair Sözleşmenin kişi özgürlüğü ve güvenliğine, düşünce, vicdan ve dinözgürlüğüne ilişkin kuralları yanında; Türkiye tarafından da imzalanarak kabuledilen güvenlik, ekonomik ve insan haklarına ilişkin konularda ilkelerbelirliyen, Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansı (AGİK) süreci kapsamındaki1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi (Helsinki final Act) ve bunu izleyentoplantılarda alınan kararlar ve 1990 tarihli "yeni bir Avrupa için ParisYasası (şartı) içhukuku, uluslararası hukukla bütünleşmeye zorlayan belgelerkonumuna girmiştir. Bu durumda, Türkiye açısından, dünya uluslar ailesininonurlu bir üyesi sıfatının devamlılığının sağlanması için içhukukunsözleşmelerle yükümlendiğimiz dışhukuk kurallarına uydurulması gerekmektedir.Mahkemelerin, özellikle Anayasa Mahkemesinin, getireceği çağdaş (amaçsal)Yorumla bu akımın öncülüğü yapması işlevine uygun bir davranıştır. HelsinkiNihai Senedî'nin VII. ilkesi düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüklerini dekapsamak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı esasınıöngörmektedir. VIII. ilke "Halkların Haklarının Eşitliği ve KaderleriniKendilerinin Saptamaları Hakkı" ile ilgilidir. ParisYasası'na (Şartına) göre ise, "insan hakları ve temel özgürlükler, tüminsanların doğumlarıyla birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır veyasalarla garanti altına alınmıştır. Bunların korunması ve geliştirilmesidevletin başta gelen görevidir. . . Demokratik yönetim, düzenli olarak yapılanhür ve adil seçimlerle ifadesini bulan hak iradesine dayanır. Demokrasinintemelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, anlatımözgürlüğünün, toplumun her kesimine karşı hoşgörünün ve herkes için fırsateşitliğinin en iyi güvencesidir." Busözleşmeyi imzalayan devletler, "Ayırım gözetmeksizin herkesin düşüncevicdan, din ya da inanç ve anlatım özgürlüğüne, örgütlenme ve toplantıdüzenleme özgürlüğüne. .. . sahip olduğunu"; ulusal azınlıkların etnik,kültürel dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensupkişilerin bu kimliklerini ayırıma tabi tutmaksızın ve yasa önünde tam bireşitlikle hür olarak beyan etmeye, korumaya ve geliştirmeye haklarıolduğunu"; doğrulamaktadırlar. ParisYasası ile, Helsinki Nihaî Senedi'nin on ilkesine tam bir sadakatle uyulacağıayrıca taahhüt edilmiştir. Anayasa,Başlangıç'ta ve 174. maddesinde Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyineulaştırılması ya da bu seviyenin üstüne çıkarılması azmini belirlerken; 2.maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında "demokratik" olmayıhukuk devletinin temel özellikleri arasında saymıştır. Çoğulculuk,katılımcılık ve düşünce özgürlüğü demokrasinin vazgeçilemeyen öğeleridir. Çoğulculuk,(plüralizm) başka bir deyişle "çok seslilik", çeşitli görüş veeğilimde olan parti veya kuruluşlara söz hakkı tanınmasıdır. Siyasi partiler,Örgütsel yapılarıyla çoğulculuk ilkesini yaşama geçirmenin aracıdırlar.Anayasanın 68. maddesindeki "Siyasi Partiler, demokratik siyasi hayatınvazgeçilmez unsurlarıdır." denilmekle bu husus vurgulanmıştır. Katılımcılık,kişilerin, karar alma sürecinin her aşamasına oylarıyla ve düşünceleriylekatılmaları; demokratik yapıdaki örgütlerde yer alarak kamuoyunu etkilemeleriyoluyla gerçekleşir. Siyasi partililer, bu konuda da en önemli göreviyüklenirler. Düşünceözgürlüğü, duymak istemediğimizi de dinlemeyi ve karşı düşünceye hoşgörüyügerektirir. Görüşlerini paylaşmadığımız, söylediklerini beğenmediğimiz veonaylamadığımız kişilerin bu görüşlerini açıkça bildirebilme özlüklerine saygıduyulması ve olanak sağlanması çoğulcu demokrasinin vazgeçilemeyen öğesidir.Demokrasi demek düşünceye saygı, karşı görüşe hoşgörü demektir. Düşünceözgürlüğüyle güdülen amaç, toplum huzurunu sağlamanın yanında siyasi partilertarafından temsil edilen çeşitli görüşlerin toplumdaki yansımasını görmek ve eniyi çözüme ulaşmaktır. Demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurunu oluşturansiyasi partiler, sorunlar karşısında çözüm üreterek bu işlevi yerinegetirirler. Siyasi partilerin beğensek de, beğenmesek de, buldukları çözümleriya da savundukları görüşleri, topluma açıkça ve çekinmeden sunarak çoğunluğamal etmeye çalışmaları, çoğunluğu elde ettiklerinde de iktidar olmalarıdemokrasinin gereğidir. Siyasipartiler bu işlevlerini baskı ve teröre dönüştürmedikçe, ülkenin bölünmez bütünlüğünübozmadan yana tavır almadıkça, belirli gruplara dayanarak ihtilalle iktidaragelmeyi amaçlamadıkça Anayasal ve hukuksal korumadan yararlanmalıdırlar. Siyasipartilerin görüşleri aynı zamanda düşünsel ürünleridir. Kaynağını akıldan alandüşünce, yeni görüşlerle beslenerek ya da karşıt görüşlerle çatışarakgelişebilir ya da değişebilir. Bu oluşum ve akış tam bir anlatım özgürlüğüiçinde gerçekleşmelidir. Yasaklanan düşünce çekici gelebilir. Yeterincetartışılmadan büyüyüp gelişebilir. Terörist uygulamada bulunmayan, ülkeyibölmeyi ya da ihtilal yoluyla iktidar olmayı amaçlamayan bir partininkapatılması, o partinin görüşlerinin yaygınlaşmasına neden olabileceği gibi,ayrıca, ülke içi ve dışı pek çok soruna yol açabilir. Anayasanın69. maddesinde "Siyasi partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme vekapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir."denilmektedir. O halde siyasi partiler, anayasadaki esaslar dairesinde ve ancakAnayasada sayılan nedenlerle kapatılabilir. Siyasi Partiler Yasası, siyasipartilerin kapatılmalarına ilişkin yeni nedenler getirmemelidir. Olaydakapatma, Halkın Emek Partisi (HEP)'nin genel başkanları, genel başkan vekili vegenel sekreterinin çeşitli yerlerde ve değişik tarihlerde yaptıklarıkonuşmalarda "Devletin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozdukları savına dayandırılmıştır. Anayasa'nın69. maddesinde, siyasi partiler, . . . Anayasanın 14. maddesindeki sınırlamalardışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır." denilmektedir. Anayasanın14. maddesinde de, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbirinin,devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, amacıylakullanılamıyacağı açıkça belirtilmiştir. Maddede, ayrıca, ırk ayırımıyaratılması ve bu esasa dayanılması yasaklanmıştır. Budurumda, kapatma davasının muhatabı olan partiyi yargılarken, parti başkanlarıve genel sekreterinin konuşmalarında, "Devletin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü bozmak" amacını güdüp, gütmediklerinin ve "ırkayırımı esasına dayanıp dayanmadıklarının" araştırılması gerekmelidir. Mahkemenizinkapatma kararı, eski ve yeni genel başkanlarının, eski ve yeni genelsekreterlerinin değişik tarihlerde ve çeşitli yerlerde yaptıkları konuşmalarıiçeren bant çözüm tutanaklarına ve genel başkanın bir gazeteye verdiği yazılıbeyanata dayanmaktadır. Eskigenel başkan Fehmi Işıklar'ın iddianamede yer alan ve altı çizilerek belirlenenkonuşmalarından yapılan kimi alıntılar aşağıdaki gibidir: 26.1.1991tarihli konuşmadan: ".. .. bu parti en çok sömürülen, baskı altında tutulanların partisi. . . " ".. . bugün demokrasinin yanında en büyük sorun Kürt sorunudur...","... Kürtsorununu Kürtler Türkler çözecektir. Kürtlerle eşit ve kardeşçe omuz omuzaçözeceklerdir. ..","... Kürtle Türk'ü omuz omuza birleştirip;demokrasi mücadelesi verme görevimiz vardır. . ." 23.2.1992tarihli konuşmadan : ".. . bugün demokrasimizin yanında en büyük sorun Kürt sorunudur, Özgür birortamda barışçı yollarla demokratik bir ortamda tartışılmalı. . .",". . . Kürt sorununu Türkler çözecektir. Kürtlerle eşit ve kardeşçe omuzomuza çözeceklerdir." "Kürthalkının direnme onuru ve mücadele geleneği Nevruz'un kelime anlamı..."". . . Kürt halkı için elbette kutsal bir bayramdır. . ." ".. . demokrasinin önünde en büyük engel Kürt sorunudur. . ." "...Kürt halkı kendi kaderini tayin hakkını kullanırken, altını çiziyorum, harcındabenim de gözyaşım, kanım var dediği bu devlet için bana çok zulüm yaptı, çokişkence yaptı, beni kan ağlattı diyeceği düşünülüyor ve ona göre bir kararverileceği hesaplanıyorsa, Birleşmiş Milletler'in bir temel ilkesi olanuluslararası sözleşmelerin özünü oluşturan halkların kendi haklarını tayinhakkına kurt halkı açısından karşı çıkacaklarına, bugüne kadar kurt halkınabaskı yapan, işkence yapan, zulüm yapan politikacılara ve devlet resmiideolojisine karşı çıksınlar. Çok iyi bilinmelidir ki, kurt sorunu demokratikortamda özgürce tartışılmadan, çağa akla ve bilime uygun çözümlenmeden,Türkiye'de gerçek demokrasiden söz edilemiyecek ve Kürt-Türk halkı da özgürolamıyacaktır. . ." 8.5.1991tarihli konuşmadan : ".. . Her halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır. . . ", "halklarıngönüllü birliğine dayalı, tam eşitliği ve kardeşliğe dayalı bir demokratikdüzenin kararlı savunucusu olacağız." GenelBaşkan Vekili Ahmet Karakaş'ın, 15.12.1991 günlü konuşmasından : "Kürt,Türk, Laz, Çerkez sıcak Türkiye halkı. . . " ".. . biz dış politikada ulusların eşit, özgür iradeye dayalı, kısacası uluslarınkendi kaderlerini kendilerinin tayin edici bir politikadan yanayız. Uluslarınkendi kaderlerini tayin etmeleri mutlak ayrılma hakkı olarak algılanmamalıdır.Bu hak özgürlük ve eşit iradeye dayalı birlikte yaşamak hakkı. . . " ".. . Bu dönemde Kürt halkının dinamizminin yükseldiği, kendisini her alandaifade edebilecek bir döneme girmiştir." "BizTürk halkı ile Kürt halkının ortak değerlere sahip olduğunu, çıkarlarının daortak olduğunu söylüyoruz." GenelSekreter İbrahim Aksoy'un konuşmasından" (21.3.1991 günlü) "... Neyazık ki, Kürt halkının yaşama hakkı bile yok. . . " "... Kürt halkıvardır. Kürt Halkının sorunları vardır. . . " GenelBaşkan Feridun Yazar'ın 5 Şubat 1992 tarihli Sabah Gazetesi'nde YayımlananBeyanı: "...Bugün kendisini ister sağda ister solda tanımlasın, Türkiye'deki bütün siyasalpartiler ve siyasal kadrolar, ittihat ve terakki geleneğini ve anlayışınısürdürmektedirler. Şoven milliyetçiliği anlayışından kurtulamadıkları içinçağdaş gelişmeleri derinliğine kavrayamadılar. . ." "BizKürt partisi değiliz ama Kürtlerin ezici bir çoğunluğu ya partimizin üyesi veyadestekçisidir." "Devletinkuruluşundan sonra Kürt halkı tamamen dışlandı. Oysa Kürt halkı TürkiyeCumhuriyeti'nin bütünlüğü içinde kendi ulusal, kültürel kimliğini koruma vegeliştirmek istiyordu. . . " "PKK,12 Eylül sonrası Türkiye'de demokratik yöntemlerin tıkandığı ve tek yönetiminsilahlı mücadele olarak kaldığı gerekçesiyle ortaya çıkmıştır." ".. . Üniter devlet, şayet Türkiye'nin sınırlarının değişmemesi anlamındakullanılıyorsa kuşkusuz biz de bu görüşü paylaşırız. . . Devlet, . . . bütünTürkiye'de insanların halkların eşit, barış içerisinde ve gönüllü birliğinedayalı politikalar üretip halka sunmalıdır." ".. . Yerel yönetimler merkezi devletin yönetiminden kurtarılarak mali ve idariözerkliğe kavuşturulmalı. . . " "Türklerinve kürtlerin eşit haklı birliğine dayalı Kürt gerçeğinin benimsenmesine, kürtçeprogramlar yapılmasına olanak sağlayacak yeni düzenlemeler yapılmalıdır." ".. . bütün halkların kardeşliğini, eşitliğini ve özgürlüğünü savunan, bununTürkiye'de tek kurtuluş yolu olduğunu ve tek çare olduğunu düşünen ve bununsiyasetini ve politikasını üreten partiyiz." Yukarıdakialıntılarda, kurt halkından, kürt sorunundan, kürt halkının kendi kaderinitayin hakkından söz edilirken; kurt sorununun demokratik özgür bir ortamdaTürk'lerle Kürt'ler arasında birlikte ve kardeşçe çözümlenmesi, ulusların kendikaderlerinin tayin hakkının özgürlük ve eşit iradeye dayalı birlikte yaşamahakkı şeklinde algılanması gerektiği biçimde belirtilmiştir. Halk,ulus sözcüğünden daha geniş bir anlatımı ifade etmektedir. Halk aynı ülkedeyaşıyan, aynı uyrukta olan insan topluluğu kadar, aynı soydan gelen, ayrıülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan toplulukları anlamına da gelmektedir. Birülkede yaşıyan değişik soylardan gelen insan topluluklarının her biri de kendikültürel özellikleriyle halk diye adlandırılabilir. Bir ülkede ayrı halklarınolması mutlaka ülkenin bütünlüğünün bu halklar tarafından bozulmasını ve birpaylaşımı gerektirmez. Ortak çıkar, çok halde, bütünleşmede ve bütünlük içindedayanışmadır. Öteyandan, her devletin ülke bütünlüğünün bozulmasına vepaylaşıma dönük eylem ve davranışlar karşısında, hukuk devleti anlayışı içindekendi varlığını koruma ve kollama hakkının bulunması doğaldır. Konuyabu yönden bakıldığında, yukarıda sözü edilen konuşmaların, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak; dil, ırk, din ve mezhep ayırımıyaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan birdevlet düzeni kurmak amacını güttükleri sonucuna varılamamıştır. C.Anayasa'nın 84. maddesi açısından : Anayasanın84. maddesinin son fıkrasında "Anayasa Mahkemesinin kararında partininkapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyet verdiği belirtilen milletvekilininüyeliği ile, temelli olarak kapatılan siyasi partinin, kapatılmasına ilişkindavanın açıldığı tarihte, parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliği,kapatma kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına tebliğ edildiğitarihte sona erer." denilmektedir. Anayasanın,bu konuda, Anayasa Mahkemesine verdiği yetki, koşullar oluşmuşsa partininkapatılmasına karar vermek ve varsa, eylem ve sözleriyle partinin kapatılmasınaneden olan milletvekillerini belirlemektir. Bunların ve partinin kapatılmasınailişkin davanın açıldığı tarihte parti üyesi olan milletvekillerininüyeliklerinin sona ermesi, ikincil ve uygulamayla ilgili ayrı bir işlemigerektirir. Gereklisaptamayı yaparak işlem tesis etmek, kanımca, TBMM Başkanlığına ilişkin biryetkidir. Bu işleme karşı yönetsel yargı yolu açık olacaktır. Kaldıki Anayasanın 84. maddesinin bu fıkrası bütünüyle, ceza hukukunun genel ilkesidurumunda olan "ceza sorumluluğu şahsidir." kuralı ile çatışmaktadır.Çünkü, parti tüzel kişiliği ile parti üyesi olan ve partinin kapatılmasınaeylem ve sözleriyle neden olan veya olmayan milletvekillerinin kişilikleriayrıdır ve ayrı sorumluluk alanına girer. Partinin kapatılması nedeniyleonların cezalandırılmamaları gerekir. Eylem ve davranışlarıyla partininkapatılmasına neden olan milletvekillerinin konuşmaları ya da beyanları suçoluşturuyor ise normal olarak, Anayasanın 83. maddesine göre yasamadokunulmazlıkları kaldırılarak kişisel sorumlulukları nedeniyle cezakovuşturması yapılmalıdır. Özellikle parti üyesi olan ve partinin kapatılmasınaeylem ve sözleriyle neden olmayan milletvekilleri yönünden "cezasorumluluğunun kişiselliği" ilkesine aykırılık çok açıktır. Ayrıcaseçimle gelen bir milletvekilinin, milletvekilliğinin, Anayasa Mahkemesikararıyla ya da TBMM Başkanlığınca tesis edilecek yönetsel bir işlemle(Tespitle) sona ermesinin "kuvvetler ayınım" ve "ulusal iradeninüstünlüğü" ilkeleriyle ne denli bağdaştığı düşünülecek bir başka konudur.Bu arada, kapatılan partinin eski başkanının, daha sonra başka bir partiyegeçerek yeni partide milletvekili seçilmesi, böylece başka bir partiprogramının içerdiği statü içindeyken, eski partisinin kapatılması nedeniylemilletvekilliğinin son bulması konuyu daha ilginç kılmaktadır. III.SONUÇ AnayasaMahkemesi Kararının: 1.Anayasanın Geçici 15. maddesine; 2.Halkın Emek Partisi'nin kapatılmasına; 1.Eylemleri ve sözleriyle Parti'nin kapatılmasına neden olanlardan halenmilletvekili bulunanlarla, kapatma davasının açıldığı tarihte parti üyesi olanmilletvekillerinin milletvekilliğinin sona ereceğine; ilişkinbölümlerine yukarıda açıklanan nedenlerle karşıyım. Üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU KARŞ1OYYAZISI EsasSayısı : 1992/1 (Siyasi Parti Kapatma) KararSayısı: 1993/1 YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı Halkın Emek Partisi'nin (HEP); 1)Genel Başkanları, Genel Başkanvekili ve Genel Sekreterlerinin çeşitli yerlerdeve tarihlerde yapmış oldukları konuşmalarla Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile 2.,3., 14. ve 68. maddelerine ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) ve (b) bentlerine, 80. maddesine, 81. maddesinin (a) ve (b)bentlerine aykırı açıklama ve eylemlerde bulundukları, 2)2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 103. maddesinde belirtilen siyasaleylemlerin mihrakı haline geldiği. . . ileri sürülerek, anılan partininkapatılması istemiyle 3.7.1992 günlü ve SP. 31.Hz.1992/59 sayılı İDDİANAME ileAnayasa Mahkemesi'nde dava açılmıştır. DavalıHalkın Emek Partisi, kapatma istemine dayanak olarak gösterilen 2820 sayılıSiyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğunu, Anayasa'nın GEÇiCi 15.maddesindeki korumadan yararlanamayacağını iptal edilmesi gerektiğini 3.9.1992günlü ön Savunmasında ve 22.1.1993 günlü Esas Hakkında Savunmasında ilerisürmüştür. Anayasa'nınGEÇİCİ 15. maddesine ve 84. maddesinin son fıkrasındaki ". . . temelliolarak kapatılan siyasi partinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığıtarihte, parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliği kapatma kararınınTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına tebliğ edildiği tarihte sonaerer." kuralına ilişkin karşıoy gerekçelerimizi aşağıda açıklamayaçalışacağız. A.GEÇİCİ 15. MADDESİNE YÖNELİK KARŞIOY GEREKÇEMİZ: Sağlıklı bir irdeleme için,maddenin tam metnini aşağıya alıyoruz. "GEÇİCİMADDE 15.- 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacakTürkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçeceksüre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyi'nin, bu Konseyin yönetimidöneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunlagörev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayıhaklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bumaksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bukarar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci vegörevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar tasarrufta bulunanlar veuygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. Budönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılıAnayasa Düzeni hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'yaaykırılığı iddia edilemez." AnayasaMahkemesi'ne soyut ya da somut norm denetimi yoluyla gelen iptal istemlerindeolduğu kadar siyasi parti kapatma davalarında da, sözü edilen GEÇÎCÎ MADDE15'in amaçladığı yasak kuralların, "12 Eylül 1980 tarihînden, ilk genelseçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanınıoluşturuncaya kadar geçecek" süreyi kapsadığını, bu dönemden sonra, aynımaddenin üçüncü fıkrasının uygulama olanağının kalmadığı sık sık ilerisürülmüştür. Bu tür savlar karşısında Anayasa Mahkemesi her defasında, maddeninbirinci fıkrasında belirlenmiş "bu dönem" içinde çıkarılmış bulunanyasa ya da yasa gücünde kararnamelerin Anayasa'ya aykırılıklarının ilerisürülemiyeceğini, oyçokluğuyla da olsa, karara bağlamıştır (Esas: 1990/1-SP.Kapatma, Karar: 1991/1, Resmi Gazete, 28.1.1992, Sayı: 21125, S. 57). YineAnayasa Mahkemesi'ne göre "geçici maddelerin geçerliliği uygulamasüreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarlakendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam iledeğerlendirilmelidir. Geçici maddeler değişik hukuksal düzenlemeler arasındabağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını sağlar ve uygulamanıngeniş bir zaman dilimine yayılmasını gerçekleştirir. Geçici maddelerle temelhükümler arasındaki farklılık da burada yatmaktadır. Hukuksal değer bakımındanise geçici maddelerle temel hükümler arasında bir farklılık bulunmamaktadır.Anayasa'nın açık olarak düzenlediği bir kanunun haklı nedenler olsa dahiAnayasa Mahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez" (Aynı karar, S.57; ayrıca bkz. E: 1990/2-SP. Kapatma, K: 1991/2, Resmi Gazete 24.4.1992, Sayı.21208, S. 23-24). Oysa,Anayasa Mahkemesi, yine bir siyasal parti (Doğru Yol Partisi) kapatmadavasında, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın Anayasa'ya aykırılık savıdolayısıyla Geçici 15. madde metnindeki ". . .Anayasaya aykırılığı iddiaedilemez."liği, Anayasa'nın bağlayıcılığını ve üstünlüğünü vurgulayan 11.maddedeki "Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." kuralıyla birlikteirdelemiş ve çözümsüzlükleri dışlayan hukuksal esneklikle çağdaş bir yorumunyolunu açık tutmuştur: "Anayasanınbütününe egemen olan bu temel ilke ve buyruğa rağmen Geçici 15. madde ileAnayasaya giren bu yasakla güdülen amacın, Milli Güvenlik Konseyi'nin yasamayetkisini elinde tuttuğu dönemlerde kabul edilerek yürürlüğe konulan kanunlarındeğiştirilmelerinin mümkün olmadığı ve bunların temelli olarak AnayasaMahkemesi'nin denetimi dışında tutulmasının istendiği biçimde anlaşılmasınaolanak yoktur. Tam tersine, Geçici 15. maddenin bütünü dikkatli olarakincelendiği taktirde yapılan düzenleme ile bu dönemde çıkarılan yasalar içinmutlak bir dokunulmazlığın tesisi ve böylece Anayasanın bağlayıcılığı veüstünlüğü ilkesinin ihlalinin değil, bu madde kapsamındaki kanunlarındeağiştirilmelerine veya yürürlükten kaldırılmalarına değin, Anayasaya uygunlukdenetimi yoluyla bu hükümlerin tartışma konusu yapılmalarını ve bu yoldanyararlanılarak 12 Eylül harekatını zedelemeye yönelecek girişimlere fırsatverilmeyip, onları önleme ereğinin güdüldüğünde kuşku duyulmamalıdır. Buaçıklamaların ışığı altında, sözü edilen Geçici 15. maddenin, Anayasa'ya aykırıhükümlerin sığınabileceği bir yer olarak değil, 12 Eylül harekatınınzedelenmesine imkan verilmemesi için ve tıpkı 1961 Anayasası'nın Geçici 4.maddesindeki gibi bir düzenlemeden ibaret olduğu kabul edilmelidir. . ."(Esas: 1984/1-Siyasi Parti Kapatma, Karar: 1984/1, Anayasa Mahkemesi KararlarDergisi C. 20, s. 503-504). Kanımızcapek çok devletin anayasasında ortaya konuş nedenleriyle uyumlu, geçiş dönemlerininzorunluluklarıyla sınırlı "geçici" maddelerin bulunması doğaldır.Bunlar kendilerini doğuran neden ve koşulların ortadan kalkmasıyla yürürlükgüçlerini yitirirler. Oysa, Türk Anayasa Mahkemesi, Geçici 15. maddenin süre vekonu öğelerini "GEÇİCİ"likten "KALICI"lığa dönüştürmüş,etki alanını genişleterek kurumsallaştırmıştır. Anayasa koyucunun öngördüğüçerçeveyi de aşmıştır. Çünkü: 1.Anayasa koyucu, 12 Eylül 1980 tarihinde yeni kurucu bir iktidarın yolunuaçarken, bu uğurda yaşamlarını ortaya koyan lider kadrosunu, aynı dönemdekihükümetlere ve başlıca görevi bugünkü Anayasa'yı hazırlamak olan DanışmaMeclisini her türlü karar ve tasarruflarından dolayı cezai, mali, veya hukukisorumluluk dışına çıkarmış, bu amaçla herhangi bir yargı merciine başvurulmasınıönlemiştir. Geçici 15. maddenin zaman öğesi, başlangıç ve bitiş tarihleriyle"dönem" olarak belirlenmiştir. "Muhatap" öğesini, MilliGüvenlik Konseyinin başkan ve üyeleri, bu dönemde kurulan hükümetler ileDanışma Meclisinin üyeleri, bunların karar ve tasarruflarına dayalı olarak odönemlerdeki yönetimce ya da yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilercekarar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar oluşturmaktadır. Konuöğesi de, muhatap öğesinin kararları, işlemleri ve uygulamalarıdır. 2.Anayasal korumanın muhataplarının, belirlenen dönemdeki karar, işlem veuygulamalarının dayanağı olan yasa ya da yasa gücündeki kararnamelerinAnayasa'ya aykırılığı iddia edilmeyecektir. 3.Bu anayasal koruma, muhatap öğesinin kapsamındaki kamu görevlileri içinyaşamları boyunca ya da bu maddenin bir Anayasa değişikliğiyle yürürlüktenkaldırılmasına kadar geçerlidir. Ölüm hali, doğaldır ki, bu korumamekanizmasının işlevini de ilgilisi için sona erdirecektir. 4.Geçici 15. maddenin belirlediği dönem sonrasındaki karar, eylem ve işlemlerindayanağı olan yasa ya da yasa hükmünde kararnameler, anılan dönemde çıkarılmışolsalar da, Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi olmaları gerekir. Bir başkaanlatımla bu koruyucu kural, her zaman, her konuda ve herkes için uygulanamaz.Maddenin GEÇİCİ niteliği, ancak bu yolla kendi mantığı içinde tutarlılık veuyum kazanabilir. 5.Anayasa koyucu, Geçici 15. maddeyi, Anayasa Mahkemesi kararında nitelenençerçevede kalıcı, sürekli ve temel bir ilke olarak kabul etseydi, geçici maddelerarasında değil, asıl metni oluşturan kuralları içine alırdı. Örneğin; usulünegöre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelerin (madde 90/5), olağanüstühallerde sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan yasa gücündekikararnamelerin (madde 148/ 1) Anayasa'ya aykırılık savıyla AnayasaMahkemesi'nde dava konusu yapılamıyacakları, kalıcı ve sürekli birer kuralolarak düzenlenmiştir. 6.Anayasa Mahkemesi'nin artık yerleşik hale gelmeye başlayan yorumları karşısındaGeçici 15. maddeyle koruma altına alınan yasa kuralları, Anayasa'nın temelilkeleriyle çeliştiği izlemini vermektedir. Bu durumda başvurulabilecek iki yolvardır: Birinci ve öncelikli yol, Anayasa Mahkemesi'nin bir kararında dabelirtildiği gibi; ". . . Anayasa'nın temel ilkelerine ve bu ilkelereegemen olan hukukun ana kurallarına olabildiğince uygun düşecek biçimde yorum.. . " tekniğini kullanmaktır (Esas: 1984/1-SP. Kapatma, Karar: 1984/1,AMKD. Sayı: 20, S. 504). ikinci yol ise "ihmal" tekniğidir. Örneğin;1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu'nün 481.maddesinin birinci fıkrasına ilişkin olarak "ihmal" tekniğiniuygulamış ve kararını şu gerekçeye dayandırmıştır: "481. maddenin birincifıkrasındaki ispat hakkını sınırlayıcı hükümlerinin bir yana bırakılması vekurallar kademeleşmesinde en üst düzeyde bulunan Anayasa'nın 34. maddesindekihükmün doğrudan doğruya uygulanması gerekir." (Esas: 1981/8, Karar:1982/3, AMKD., Sayı: 20, S.8). Budurumda davalı Halkın Emek Partisi'nin kapatılması istemine dayanak gösterilenve Geçici 15. maddenin koruması altındaki konu ve kişiler dışında kalan, ancakaynı maddenin üçüncü fıkrasının belirlediği dönemde çıkarılmış 2820 sayılıSiyasi Partiler Yasası'nın ilgili kuralları, ya doğrudan Anayasa'ya uygunlukdenetimine tabi tutulmalı ya da ihmal tekniğiyle uygulama dışı bırakılmalıdır. Açıklanannedenlerle, Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin öngördüğü sürede çıkarılmışolması nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın aynı maddenin üçüncüfıkrası uyarınca Anayasa'ya uygunluk denetimi dışında bırakan çoğunlukkararının bu bölümüne karşıyım. B-ANAYASA'NIN 84. MADDESİNE YÖNELİK KARŞIOY GEREKÇEMİZ: HalkınEmek Partisi'nin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin 14.7.1993 günlü veEsas: 1992/1 (SP-Kapatma), Kararı 1993/1 sayılı kararının SONUÇ bölümünün 3.fıkrasında ". . . kapatma davasının açıldığı 3.7.1992 gününde Parti üyesidiğer milletvekillerinin milletvekilliklerinin de, kapatma kararının TBMMBaşkanlığı'na tebliğ edildiği tarihte sona ereceğine, ..." hükmedilmiştir.Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi içtihatından kaynaklanan yeni ve "kurucu"nitelikte bir karar değil bir "durum saptaması"dır. Bu da,Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrasındaki ". . . temelli olarakkapatılan siyasi partinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte,parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının TürkiyeBüyük Millet Meclisi Başkanlığına tebliğ edildiği tarihte sona erer."biçimindeki buyurucu kurala dayanmaktadır. 84.maddenin anılan fıkrasının tümce başlangıcında "Anayasa Mahkemesininkararında partinin kapatılmasına eylem ve sözleriyle sebebiyet verdiğibelirtilen milletvekilinin üyeliği . . ."nin düşmesiyle yetinilmemiştir.Ayrıca, partinin kapatılmasına neden olabilecek "eylem ve sözler"indışında kalmış, yani hiç bir biçimde suçlanmamış, ama sadece kapatılmadavasının açıldığı tarihte parti üyesi bulunan milletvekillerinin TBMMüyeliğinin düşmesi de öngörülmüştür. Bir bakıma başkasının suçuyla suçsuzlar dacezalandırılmaktadır. Bu bir Anayasa kuralıdır. Öteyandan Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında "Ceza sorumluluğuşahsidir." kuralı yeralmıştır. Anayasa'nın İKİNCİ BÖLÜM'ünde,"Kişinin Hakları ve Ödevleri" kategorisindeki bu evrensel niteliklitemel hukuk ilkesi de bir Anayasa kuralıdır. Her iki kural da, Anayasa'nın 11.maddesine göre bağlayıcıdır. Ama aynı zamanda birbirlerine karşı çelişkilikonumdadırlar. Uygulamagereksinimi belirince hangisinin yeğleneceği ya da ihmal edileceği son dereceÖnemli bir anayasa hukuku sorunudur. Tutarlı bir çözüm için "Cezasorumluluğunun şahsiliği" ilkesini kısaca açıklamak gerekmektedir. MEYDANLAROUSSE şu açıklamayı yapmaktadır: "Cezanınşahsiliği (veya ferdiliği), cezanın, diğer hukuk müeyyidelerinden farklı olaraksadece suçu işleyen kimseye uygulanması, cezanın etki ve sonuçlarının suçludanbaşkasına aksettirilmemesi, bir suçtan dolayı bağımsız olarak veya şeriksıfatıyla sorumlu bulunmayan kimsenin cezalandırılmaması yolundaki moderngörüş." (MEYDAN LAROUSSE, cilt: 2, S. 879-880). 2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un33. maddesi uyarınca ". . . siyasi partilerin kapatılmasına ilişkindavalar, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle dosyaüzerinden. . ." incelenip karara bağlandığına göre, Ceza MuhakemeleriUsulü Yasası'nın "Ceza sorumluluğunun şahsiliği" ilkesiyle ilgilitanımını aktarmada yarar vardır "Madde150.- Tahkikat ve hüküm, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altınaalınan şahıslara hasredilir. . . " Anayasa'nın38. maddesinin altıncı fıkrasındaki "Ceza sorumluluğu şahsidir."ilkesi, şu gerekçeye dayandırılmıştır. "Beşincifıkra, ceza sorumluluğunun "şahsi" olduğu; yani failden gayrikişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamıyacağı hükmünü getirmektedir. Builke dahi ceza hukukunun yerleşmiş ve "kusura dayanan cezasorumluluğu" ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir kuraldır. Konuyubir de Anayasa Mahkemesi kararlarıyla saptayalım: ".. . ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibinin kavramı, kişinin ancak kendi fiilve ihmalinden sorumlu tutulabileceğidir. Bu da kişinin başkalarının fiilindendolayı cezalandırılmasına kalkışılmasını önlemeyi sağlar." (Esas:1963/298, Karar: 1963/283, AMKD C: l, S. 528). "Anayasa'nınsuç ve ceza konularında, . . . ceza sorumluluğunun şahsiliği (Madde 33) ...gibi başlıca bir kaç ceza ilkesini belirtmekle yetinerek, bunların dışındakalan konularının . . . saptanmasını yasa koyucuya bırakmış bulunmaktadır . .." (Esas: 1971/2, Karar: 1971/36, AMKD C: 9, S. 407-408). Burayakadar yaptığımız açıklamalardan ve verdiğimiz karar örneklerindeanlaşılmaktadır ki, hem Anayasa'nın bir temel kuralı, hem de bir üstün veevrensel hukuk ilkesi olan "Ceza sorumluluğunun şahsiliği",vazgeçilemez, savsaklanamaz, ertelenemez konumdadır. Anayasa Kuralları arasındaçelişkinin olamıyacağı yolunda öğretideki kimi görüşlere karşın, Anayasa'nın84. maddesinin son fıkrasındaki ". . . partinin kapatılmasına eylem vesözleri ile . . ." neden olanlar dışında kalan ve herhangi bir yollasuçlanmamış partili milletvekillerinin milletvekilliklerinin düşürülmesini deÖngören kural, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki "Cezasorumluluğu şahsidir." ilkesiyle açık-seçik çelişmektedir. Birbaşka çelişki de, Anayasa'nın 84. maddesinin son fıkrasındaki sözü edilensuçsuzluğa rağmen milletvekilliğini düşüren kural ile "Yasamadokunulmazlığı"nı düzenleyen 83. madde arasında görülmektedir. Gerçekten83. madde, seçimden önce ya da sonra bir suç işlediği ileri sürülenmilletvekili bakkaldaki soruşturma yöntemini, hatta seçimden önce ya da sonrabir milletvekili hakkında verilmiş ceza hükmünün yerine getirilmesini, yasamadönemi sonuna erteleyen özel koruma statüsünü benimserken, 84. maddenin sonfıkrası, suçsuzluğa rağmen, dokunulmazlığı kaldırmanın ötesinde, çok daha ağırve haksız sonuçlar doğuran milletvekilliğinin otomatik olarak düşmesini kabuletmiştir. Anayasa'nınçelişen hükmünü (Madde 84/son) İptal olanağı bulunmadığına göre, yapılacak iş,"sisteme bağlı yorum" tekniğiyle, bir başka deyimle "uygunyorum" yöntemiyle sorunu çözmek olacaktır. Buna göre, 84. maddenin sonfıkrasın!, Anayasa'nın temel kurallarından biri olan, üstün ve evrensel hukukbuyruğu niteliğindeki 36. maddenin altıncı fıkrasındaki "Ceza sorumluluğuşahsidir." ilkesine olabildiğince uygun yorum yapmaktır. Kısacası, 84.maddenin anılan fıkrasındaki ibareyi bu yorum içinde işlevsiz bırakmaktır.(Esas: 1984/1-SP. Kapatma, Karar: 1984/1, AMKD C: 20, S. 504). Çelişkininsürdürülmesi ısrarı, insan onurunu zedeleyici bir tutumdur. Demokratik, genelve özgür seçim mekanizmalarıyla oluşan ulusal iradenen temsil işlevinehaksızlıktır. İnsan hakları ve özgürlüklerine karşı beslenen saygı ölçüsündeyücelen, çok yönlü evrensel değerlerle güçlenerek yaygınlaşan "çoğulcuadalet" ülküsünün çağdaş boyutlarını, eşiğinde bulunduğumuz 21. Yüzyılayabancı bir ilkellik konumundaki kısır ölçekli "tekil adalet"anlayışına tutsak etmemeliyiz. Alman hukukçu Prof. Dr. Bernd Rüthers'in"Adaletin Ne Olduğunu Neden Tam Olarak Bilmiyoruz'" adlıincelemesinde dediği gibi, "Adaletin çoğulculuğu özgürlüğü gerçekleştirir.Adaletin tekilliği dogmatizmin egemenliğine, dogmatizm de totaliterizme kadargidebilir." (Warum wir nicht genau wissen, was "Gerechtigkeit"İst. in: Festschrift für Wolfgang Zeidler I. Walter de Gruyter-Berlin-New York1987, S.26). Anayasa'nınBAŞLANGIÇ kısmındaki "Dünya Milletler ailesinin eşit haklara sahipşerefli, bir üyesi olarak; Türkiye Cumhuriyetinin . . . çağdaş medeniyetdüzeyine ulaşma azmi yönünde; ..." temel beklentilerinden biri de, hiçkuşkusuz çelişkilerden arınmış, akılla vicdanın kesişme noktasındaki hembireysel hem de toplumsal tatminlerle zenginleşen adalet anlayışıdır. Çoğulcuadalet, bu alanı gün ışığına çıkarmaktadır. Ona sahip çıkmak ve yaşatmak,içtikleri antla yükümlülük altına giren yasama ve yargı yetkilileriningörevidir. Açıklanannedenlerle Anayasa'nın 84. maddesinin sonuncu fıkrasına ilişkin "...kapatma davasının açıldığı 3.7.1992 gününde parti üyesi diğermilletvekillerinin milletvekilliklerinin de, kapatma kararının TBMMBaşkanlığına tebliğ edildiği tarihte sona ereceğine, . . ." biçimindekiçoğunluk kararına da karşıyım. Üye Mustafa GÖNÜL
Full & Egal Universal Law Academy