String.prototype.turkishToUpper = function(){ var string = this; var letters = { "i": "İ", "ş": "Ş", "ğ": "Ğ", "ü": "Ü", "ö": "Ö", "ç": "Ç", "ı": "I" }; string = string.replace(/(([iışğüçö]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toUpperCase(); } String.prototype.turkishToLower = function(){ var string = this; var letters = { "İ": "i", "I": "ı", "Ş": "ş", "Ğ": "ğ", "Ü": "ü", "Ö": "ö", "Ç": "ç" }; string = string.replace(/(([İIŞĞÜÇÖ]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toLowerCase(); } $(function () { $(window).scroll(function () { //$('#typePanel').css('top', $(this).scrollTop()); }); //debugger; var keyword = ""; $("body").highlight("", { wordsOnly: false }); });ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2003/2 (Değişikİşler)
Karar Sayısı:2008/3
Karar Günü:8.1.2008
R.G.Tarih-Sayı:03.06.2008-26895
İSTEMDE BULUNANLAR :Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) Genel Başkanı Mevlüt İlik
VEKİLİ : Av. HasipKaplan
KARŞI TARAF :Kamu Adına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
I- İSTEMİN KONUSU
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin Genel BaşkanıMevlüt İlik vekili Av. Hasip Kaplan tarafından sunulan 7.3.2003 günlü dilekçeile, Anayasa Mahkemesi'nin 23.11.1993 gün ve 1993/1 Esas (Siyasî PartiKapatma), 1993/2 Karar sayılı Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin kapatılmasınailişkin olarak verdiği karara karşı yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüile, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan parti kapatma davasının reddinekarar verilmesi istemidir.
II- OLAY
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi Genel Başkanıvekili Av. Hasip Kaplan tarafından sunulan 7.3.2003 günlü dilekçe üzerineAnayasa Mahkemesi, 18.3.2003 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda, dilekçe veeklerinin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 31. maddesi gereğince YargıtayCumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek bu konuda düşünce istenmesine kararverilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktan sonraAnayasa Mahkemesi, Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin yargılamanın yenilenmesitalebiyle ilgili olarak 2.3.2007 tarihli toplantıda, “Kapatılan Özgürlük veDemokrasi Partisi hakkındaki davanın 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendiuyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynıYasa'nın 318. maddesi uyarınca KABULE DEĞER OLDUĞUNA, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ünkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA”, karar vermiştir. Aynı oturumda alınan kararlaragöre, 5271 sayılı Yasa'nın 319. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, birdiyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için karar örneği istemdebulunan vekili ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tebliğ edilmiş; Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi'nin, 23885/94 sayılı başvurulara ilişkin 8 Aralık 1999günlü kararının aslı ile Türkçe tercümesinin onaylı bir örneği DışişleriBakanlığı'ndan istenmiştir.
İstemde bulunan vekili Av. Hasip Kaplan 4.4.2007 günlümazeret dilekçesinde, Cumhuriyet Başsavcılığının diyecekleriyle DışişleriBakanlığından istenen karar çevirisi kendilerine tebliğ edildikten sonradiyeceklerini bildirmek üzere makul bir süre verilmesi ve duruşma yapılarakyeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 13.3.2007 günlüyazısında, “ÖZDEP'nin kapatılması istemiyle dava açıldığı tarihte var olan,bugün de yoğunlaşarak sürdürdüğü şiddet eylemleri ile Ulusal sınırlarımıziçindeki bir bölgenin koparılması nihai hedefi için silahlı mücadele verenetnik kökenli PKK'nın terör örgütü olduğu tüm ülkeler tarafından kabuledilmiştir. Teröre cesaret verici her düşünce ve oluşumun ne ulusal ne deuluslar arası hukuk düzeninde koruma görmeyeceği açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 8.12.1999 günlü kararının46 ncı paragrafında Mahkeme'nin ‘başta terörizm ile ilgili olmak üzere,huzurunda bulunan davaların tarihçesini dikkate almakta olduğunu' belirtmesinerağmen, kapatma davasının açıldığı tarihte var olup, halen dozu artarak devametmekte olan şiddet ve teröre zemin hazırlayan fikriyat ve manevi destekanlamındaki yansımaları önemi oranında irdelenmemiş, hatta göz ardı edilmiş,böylece eksik değerlendirme ile karara varılmıştır. Bu itibarla ÖZDEP'inkapatılması radikal bir tedbir olmayıp, haklı, demokratik toplumda gerekli veorantılı tedbir olarak ortaya çıkmaktadır”denilmek suretiyle ÖZDEP'nin kapatma kararının onanması görüşünde olduklarıbelirtilmiştir.
III- İNCELEME
Yargılamanın yenilenmesi istemini içeren dilekçeler,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın istemle ilgili görüşleri, konuya ilişkinrapor, ilgili Anayasa ve Yasa kuralları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin8.12.1999 günlü kararı ile diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
Anayasa Mahkemesi'nin 23.11. 1993 gün ve E.1993/1 (SiyasîParti Kapatma), K.1993/2 sayılı kararının gerekçesinin ilgili bölümlerişöyledir;
“ÖZDEPProgramında her ne kadar “kardeşlik” ve “birlik” sözcüklerini sık sıkkullanmaktaysa da bunu gerçek amacını gizlemek için yaptığı anlaşılmaktadır.Davalı partinin programı vatandaşlar arasında kin, husumet ve ayrılık duygularıyaratmaktadır. Zira Parti programı Türk Ulusunun bütünlüğünü ırka dayalı birgörüşle Türk ve Kürt olarak ikiye ayırmayı öngörmektedir. Bu tür programhükümlerinin ülke ve millet bütünlüğünü yıkmayı amaçladığı açıktır.
Demokratiksiyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen,demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsalbarışı yıkacak program düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılıkbulunmayan ulusun içinde azınlık oluşturarak ülkeyi bölmek, bu amaçlatartışmalı etnik köken ayrımını kışkırtarak silahlı ayaklanmaya çağırmak,ulusun bireylerini, bölge halklarını biribirine düşman edip kıydırmayı uygunbulmak, bir öneri ve çözüm değil, devleti yıkmaya yönelik bir planınuygulanması ve çözümsüzlüktür. Sorunlar yaratılarak çözüm üretilemez. Kimietnik grupları ulus yapısı içinden, çoğunluktan azınlığa indirmek toplumsalbarışı yıkar. Bu yolla azınlıklar körüklenecek, terörün şiddeti artırılacaktır.Uluslararası norm, silahla, şiddetle hak arama yollarına kesinlikle kapalıdır.ÖZDEP, Kürt kökenli yurttaşları asılsız ve dayanıksız sav ve suçlamalarlakargaşa ve iç savaş çıkarmaya kışkırtmış, ayaklanma için demokratik hoşgörününsınırlarını zorlamıştır. Demokrasi, demokratik hak ve özgürlüklerdenyararlanarak yıkılamaz. Hakkı ve özgürlüğü kötüye kullanmaya engel olmakdevletin görevidir. Hele bir siyasal parti, şiddet ve terörü kışkırtarak gizlibir amacı gerçekleştirmek istiyorsa, buna olanak verilemez. Partilerin deyapamayacakları şeyler vardır ve bunların başında devletin varlığı, ülkenin veulusun birliği gelir. Kendisini saldırılara karşı koruyan devleti içerdenyıkmak isteyen teröre hiç bir hukuk düzeni meşruiyet tanıyamaz. Teröre karışanve ona destek verip ondan destek alan bir siyasî partinin varlığını sürdürmesidüşünülemez.
DavalıPartinin programında Türk ve Kürt ulusları biçiminde bir ayırımın yapılması veKürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması; birbaşka deyişle, ülkede yaşayan ve Kürt olarak ayırdıkları bir kısım yurttaşlarınTürkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması Siyasî Partiler Yasası'nın 78.maddesinin (a) bendinde söz konusu olan “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğü” ilkesine açıkça aykırıdır.
Bukonuda özenle üzerinde durulması gereken husus daha önce belirtildiği gibi buyöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunlarındil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelenTürkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi dil ve kültürlerine sahiptirler. Ancakbin yıldır birlikte yaşamış, dini, gelenek ve görenekleri aynı, birbirindenayrılması ve koparılması olanaksız ortak kültürleri ve yaşamları olan birtopluluğu ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsinikapsayan ortak ulusal kültürü ve kimliği yadsımak Siyasî Partiler Yasası'nın78. ve 81. maddelerin (a) bendlerine aykırıdır. Yasaklanan, kültürelfarklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp, bunların TürkiyeCumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulmasıve buna bağlı olarak yeni bir devlet düzeninin kurulması amacıylakullanılmasıdır.
Programın,partinin ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür bir ortamda kendidil ve kültürlerini geliştirmeleri için tüm olanakların sağlanacağı biçimindekidüzenleme de ulusal azınlıkların varlıklarının kabul edildiklerinigöstermektedir. Yine programda yargılamada ve eğitimde ana dilin esas alınacağıöngörülmektedir. Bunlar programdaki diğer düzenlemelerle birlikte elealındığında Siyasî Partiler Yasası'nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan,Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmekveya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarakulus bütünlüğünün bozulması amacını gütme anlamını taşımaktadır. Bir başkadeyişle program, Türk dili veya kültürü dışındaki dil ve kültürleri korumak,geliştirmek veya yaymak yoluyla bir bölüm vatandaşın farklı bir ulustanoldukları, bir azınlığa mensup bulundukları ileri sürülerek azınlık ya da ayrıbir ulus olmanın gerektirdiği haklardan yararlanmaları biçiminde bir düşünceiçermektedir.
Sonuçolarak, ÖZDEP, Programındaki anlatımlarla, Türkiye'de hukuksal ve siyasalyönden ırka dayalı bir Türk Ulusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk veazınlık kavramları olmamasına karşın, farklı etnik ve soy kökenlerinden gelenbütün vatandaşların eşit haklarla yer aldığı Türk Ulusunu ırk esasına dayalıolarak “Türk ve Kürt Ulusları” biçiminde ikiye bölmüş, ezilen bir halk olaraknitelediği Kürtlere ayrı bir ulus olarak kendi kaderlerini tayin etme hakkınıverme amacına yönelik Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozucubir konuma düşmüş ve bu bağlamda yine bölücülüğe yönelik olarak yargılamanın veeğitimin ana dille yapılmasına da programında yer vermiştir. Böylece SiyasîPartiler Yasası'nın 78. maddesinin (a) bendi ve aynı Yasa'nın 81. maddesinin(a) ve (b) bentlerine aykırı davranılmıştır.
…
Diyanetİşleri Başkanlığı, dinsel bir örgüt değil, Anayasa'nın 136. maddesindeöngörüldüğü üzere genel idare içinde yer almış yönetsel bir örgüt durumundadır.Bu örgüte bağlı kişiler de 136. maddede sözü geçen özel yasa gereğince memurniteliğinde sayılmışlardır.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yer alması ve görevlilerinin memursayılmasının, ülke koşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir zorunluluksonucu olduğunda kuşku yoktur. Anayasa'nın 136. maddesinin gerekçesinde“Cumhuriyetin hemen başlangıcından itibaren, genel idare içinde yer alanDiyanet İşleri Başkanlığının yine aynı statüye bağlı kalması yerindegörülmüştür.”, 1961 Anayasası'nın aynı kuralı içeren 154. maddenin gerekçesindeise “Dinî inanç ve kanaat hürriyetini, temel hak ve hürriyetler arasında ilâneden, ibadet ve dinî törenlerin serbestisini teminat altına alan Anayasa'dasosyal bir müessese olarak dinin taşıdığı önem bakımından, Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın bugüne kadar olduğu gibi genel idare içinde yer alması tabiî vezarurî görülmüştür. Bu sebeple tasarının ek 2. maddesinde sevkedilen hüküm,Diyanet İşleri Başkanlığı'nın özel kanunundaki görevleri yerine getireceğiesasını muhafaza etmektedir.” denilmektedir.
Diyanetİşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yer alması hususu din hizmetleri denetimininDevletçe yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekli olarakyetiştirilmesi yoluyla dinî taassubun önlenmesi, ahlâkın ve dinin toplum içinmanevî bir disiplin durumuna gelmesi ve böylece değişik dinlerdeki tüminananları ve inanmayanlarıyla Türk Ulusu'nun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesiana ereğinin gerçekleştirilmesi nedenleri yanında, çoğunluğun müslüman olduğuülkemizde, dinî gereksinimlerin karşılanabilmesi için din hizmetleri görecekkişilerin, mabetlerin ve başka maddî gereksinimlerinin sağlanması, onarım vebakımları gibi konulara da katkısı olması nedenlerine dayanmaktadır. Devletinher toplumsal kurumda olduğu gibi, toplumun dinî gereksinmelerine yardımetmesinin Anayasa'da yer alan ve nitelikleri açıklanan lâiklik esaslarına aykırıbir yanı bulunmadığı gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Anayasa'da yeralmasının da yukarıda açıklanan nedenlere dayanması karşısında, lâiklikilkesine aykırı düştüğü kabûl edilemez. Yine bu nedenlerle Devletin bu alandakiyardımı ve Diyanet İşleri Kuruluşu görevlilerinin memur sayılması, Devletin dinişlerini yürüttüğü anlamına gelmeyip, ülke koşullarının zorunlu kıldığıdurumlara uygun bir çözüm yolu bulmak amaç ve anlamını taşımaktadır. KaldıkiAnayasa'nın 136. maddesinde Başkanlığın işleri, “lâiklik ilkesidoğrultusunda...” belirlemesiyle uygunluk temelde vurgulanmıştır.
Bunedenlerle Anayasa'da genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleriBaşkanlığı'nın görevlerini ortadan kaldırmak ve bu yolla bu kurumun hukuksalvarlığına son vermek özellikle siyasî partiler yönünden 2820 sayılı Yasa'nın89. maddesine aykırıdır.
… belirtilen nedenlerle Siyasî Partiler Yasası'nınDördüncü Kısmında yer alan hükümlerine aykırı davrandığı saptandığından aynıYasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılması gerekir.” gerekçesiyleAnayasa Mahkemesi,
“1- Özgürlük ve Demokrasi Partisi programının, Anayasaile Siyasî Partiler Yasası'na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa'nın 101.maddesinin (a) bendi gereğince davalı Parti'nin kapatılmasına,
2- Davalı Parti'nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa'nın107. maddesi uyarınca Hazine'ye geçmesine, OYBİRLİĞİYLE” karar vermiştir.
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi Genel BaşkanıMevlüt İlik ÖZDEP'nin kapatılmasının İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri KorumayaDair Avrupa Sözleşmesi'nin 9., 10., 11. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğiiddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuşlardır.
Komisyon Mahkeme'den Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlaledilip edilmediğine ilişkin bir karar verilmesini talep etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 8.12.1999 günlü, 23885/94sayılı kararla, Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin kapatılmasının Sözleşme'nin11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna, 9., 10. ve 14. maddelerin ihlalineilişkin ayrı bir incelemeye gerek olmadığına oybirliği ile karar vermiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“37.Mahkeme, kendi bağımsız rolüne ve başvurunun özel şartlarına rağmen, 11.Maddenin de 10. Maddenin ışığında değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlamıştır.Düşünce ve ifade özgürlüğünün korunması, Madde 11'de belirtilen toplantı yapmave dernek kurma özgürlüklerinin amaçlarından biridir. Bunlar özellikledemokrasinin çoksesliliğinin ve düzgün işleyişinin sağlanması açısından siyasipartilerin temel görevleri için geçerlidir.
Mahkemetarafından daha önce de bir çok kez belirtildiği üzere, çokseslilik olmaksızındemokrasi olamaz. Bu nedenle, 10. Madde kapsamında belirtilen haliyle ifadeözgürlüğü 2. paragrafa tabi olarak, sadece lehte alınanlar veya zararsız veyakayıtsız olanlar için değil, aynı zamanda kırıcı, şok ve rahatsız edici “bilgi”ve fikirler” için de geçerlidir.
Faaliyetlerinin,ifade özgürlüğünün topluca kullanımına ilişkin bir bölüm teşkil etmesinedeniyle siyasi partiler, Sözleşme'nin 10. Madde ve 11. Maddesinin korunmasınıisteme haklarına sahiptir (bkz., yukarıda anılan Türkiye Birleşik KomünistPartisi ve Diğerleri Kararı, ss. 20-21, 42-43. Madde).
38.Mevcut davada, ilk olarak AnayasaMahkemesinin 14 Temmuz 1993 tarihli ÖZDEP'i kapama kararında belirtilengerekçeler, Anayasa ve siyasi partilerin kuruluşuna ilişkin kanunun 78(a) ve(81) (a) ve (b) bölümlerinin ihlal edilmesi suretiyle, Devletin bölünmezbütünlüğüne ve ulusun birliğine zarar verme olarak gösterilmiştir. AnayasaMahkemesinin kanaatine göre program, Türkiye'de kendine özgü bir kültürü vedili olan ayrı bir Kürt halkının mevcut olduğu varsayımına dayanmıştır. ProgramdaKürtler, demokratik hakları tamamen göz ardı edilen ezilen insanlar olaraksunulmuştur. ÖZDEP, Kürtler için kendi kaderini tayin etme hakkınıistemiş “bağımsızlık savaşı” haklarını desteklemiştir. Görüşü terör örgütü ileaynıdır ve kendi içinde bir isyana teşvik etmektedir. Bu da kapatılmayı haklıkılmıştır.
Ayrıca,Anayasa Mahkemesi, programında Hükümet'in Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (diniişlerin dini kurumların kendi kontrolü altında olması gerektiği gerekçesi ile)kaldırılmasını savunarak, ÖZDEP'in laiklik ilkesini yıkmaya çalıştığınıdüşünmüştür. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin kurulmasınailişkin Kanunun 89. bölümünün ihlal edildiğini kabul etmiştir.
39. Bu etkenlerin ışığı altında Mahkeme söz konusualıntıların içeriğini dikkate almalı ve ÖZDEP'in kapatılması için haklısebep teşkil edip etmediğini tespit etmelidir.
Birincihususa ilişkin olarak, Mahkeme araştırmasını yaparken birinci görevinin kendigörüşlerini ilgili ulusal yetkililerin görüşlerinin yerine koymak değil, anılanyetkililerin inisiyatifleri doğrultusunda verdikleri kararların 11. Maddekapsamında incelenmesi olduğunu yinelemektedir. Bunu yaparken de, Mahkemeözellikle ulusal yetkililerin kararlarını ilgili olayların kabul edilebilirşekilde değerlendirmelere dayandırdığından emin olmalıdır (bkz., yukarıdaanılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1256, Madde 44).
40. ÖZDEP'in programının incelenmesi üzerine, Mahkemeşiddet kullanımı, bir isyan veya diğer şekillerde demokratik ilkelerinreddedilmesine yönelik herhangi bir çağrı tespit edememiştir. Bu, Mahkeme'ninkanaatine göre dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur (bkz., 8 Temmuz 1999tarihli Okçuoğlu – Türkiye Kararı, Raporlar 1999, s. …, madde 48). Bununaksine, program içinde önerilen siyasi projenin uygulanmasında demokratikkurallara uyulması gerektiği vurgulanmıştır. Diğer hususların yanı sıra, ÖZDEP'in“genel seçim hakkına sahip şahıslar tarafından seçilen temsilcilerden oluşanbir demokratik meclisin oluşturulmasını teklif etmekte” ve “Kürt sorununa NihaiHelsinki Senedi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları EvrenselBeyannamesi gibi uluslararası sözleşmelere harfiyen riayet eden barışçı vedemokratik bir çözümü savunduğunu” belirtmektedir (bkz. yukarıdaki 8.paragraf).
AncakHükümet, “ÖZDEP'in “ÖZDEP halkların bağımsızlık ve özgürlük içinverdiği haklı ve meşru mücadelede halkları desteklemektedir. Bu mücadeledehalkların yanındadır.” ifadesi ile silahlı mücadeleyi açıkça desteklediği”kanaatindedir”
Mahkemeninanılan ifadenin ÖZDEP'in belli siyasi taleplerde bulunduğunu düşünmesinerağmen, anılan ifadede halkı şiddet kullanmaya, demokrasi kurallarını çiğnemeyeteşvik edecek herhangi bir husus tespit edememiştir. Bu açıdan ilgili bölüm,Avrupa Konseyi'nin üye devletlerinde siyasi açıdan etkin olan diğer kurumlarınprogramlarında bulunan bölümlerden ayırt eden herhangi bir hususiçermemektedir.
41. Anayasa Mahkemesi ayrıca ÖZDEP'i programında“Kürtler ve Türkler” olmak üzere iki ulusun belirtilmesi ve Türk ulusununbirliği ve Türk Devletinin toprak bütünlüğüne zarar verecek şekildeazınlıkların mevcudiyetine ve bunların kendi kaderini tayin etme haklarınagönderme yapma konusunda da eleştirmiştir.
Mahkeme,söz konusu metinler birlikte ele alındıklarında, temelde - demokratik kurallarçerçevesinde - “Türk ve Kürt halklarını kapsayan bir sosyal düzen” kurmak olanbir siyasi projeyi amaçladığını belirtmektedir. Programın başka yerlerinde“Özgürlük ve Demokrasi Partisi ülkenin kuruluşuna katılmış olan Kürt ve Türkhalklarının gönüllü birliği için kampanya başlatmaktadır” ibaresikullanılmıştır. ÖZDEP'in programında ayrıca “ulusal ve diniazınlıkların” kendi kaderini tayin etme hakkına gönderme yaptığı doğrudur;ancak bağlam içinde ele alındığında, bu kelimeler insanları Türkiye'denayrılmaya teşvik amacına değil, teklif edilen siyasi projenin Kürtlerin özgürirade ile, demokratik şekilde ifade edilen izni ile desteklenmesiningerektiğinin vurgulanmasına yöneliktir.
Mahkeme,anılan siyasi projenin Türkiye Devleti'nin mevcut ilkeleri ve yapıları ile uyumluolmamasının demokratik kuralları ihlal etmediği görüşündedir. Demokrasiaçısından herhangi bir zarara sebebiyet vermemesi kaydıyla, bir Devletin mevcutdüzenleme şeklini sorgulayanlar da dahil olmak üzere, çeşitli projelerinönerilmesi ve görüşülmesi demokrasinin temel unsurlarındandır (bkz. yukarıdaanılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1257, Madde 47). Aynı husus, ÖZDEP'inDiyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasına ilişkin teklifleri için degeçerlidir.
42. Söz konusu bölümlerin halkça benimsenenden daha farklıbir siyasi tasarım içermediğini söylemek imkansızdır. Ancak, aksine işaret edenbaşka bir somut eylem olmadığında, “ÖZDEP'in programının gerçekliğineilişkin şüphe duyulması için herhangi bir neden mevcut değildir. Bu nedenle, ÖZDEPsadece ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle cezalandırılmıştır.
43. Mahkeme yukarıda anılan hususların ışığı altında, ÖZDEP'inkapatılmasının demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının bir başkadeyişle, bir “zorunlu sosyal gereksinimi” karşılayıp karşılamadığı veya“amaçlanan meşru hedef ile orantılı” olup olmadığını tespit etmek durumundadır(bkz. yukarıda anılan Sosyalist Parti ve Diğerleri kararı, s. 1258, Madde 49).
44. Demokrasinin düzgün şekilde işlemesine ilişkin siyasipartilerin önemli rolü açısından (bkz. yukarıda anılan Türkiye BirleşikKomünist Partisi ve Diğerleri kararı, s. 17, madde 25), siyasi partiler sözkonusu olduğunda, 11. Madde kapsamında belirtilen istisnalara harfiyen uyulmasıgerekmektedir; anılan partilerin dernek kurma özgürlüğüne ilişkin sınırlamalarısadece inandırıcı ve zorunlu nedenler haklı kılacaktır. 11. Maddenin 2. fıkrasıanlamında bir gerekliliğin mevcut olup olmadığının tespitinde Akit Devletler, sadecesınırlı bir takdir marjına sahip olup, bu da bağımsız mahkemeler tarafındanverilenler de dahil olmak üzere, tabi olduğu kanun ve kararları kapsayan Avrupadenetimi ile paralel gitmektedir (a.g.e. s. 22, Madde 46).
Ayrıca,Mahkeme daha önceden demokrasinin başlıca özelliklerinden birinin, yıldırıcıolanlar da dahil olmak üzere, bir ülkenin sorunlarının şiddete başvurulmaksızındiyalog içinde çözümlenmesi için fırsat sağladığına karar vermiştir. Demokrasiifade özgürlüğü ile gelişmektedir. Bu açıdan, Devlet nüfusunun bir kısmınındurumunun alenen görüşülmesini istemesi ve demokratik kurallara uygun olarakilgili herkesi hoşnut edecek çözümleri bulmak üzere ulusun siyasi hayatınakatılmak istemesi nedeniyle bir siyasi grubun engellenmesi için herhangi birmeşru sebep bulunmamaktadır (bkz. yukarıda anılan Sosyalist Parti ve Diğerlerikararı, s. 1256, 45. madde).
45.Mahkeme, mevcut davada söz konusumüdahalenin radikal olduğuna işaret etmektedir: ÖZDEP derhal yürürlüğegirmek üzere temelli kapatılmış, aktifleri tasfiye edilerek kanunen Hazineyedevredilmiş ve yöneticileri benzeri siyasi faaliyetlerden men edilmiştir.Anılan sıkı önlemler ancak en ciddi davalarda uygulanabilecek türdendir.
46. Mahkeme ÖZDEP'in programındaki ilgili bölümlerin,eleştiri ve talepleri dile getirmek suretiyle, bu açıdan demokrasi ilkeleri vekurallarına uygunluğun sorgulanmasını gerektirmediğine ilişkin görüşünü dahaönce bildirmiştir.
Mahkeme,başta terörizm ile ilgili mücadele olmak üzere, huzurunda bulunan davalarıntarihçesini dikkate almaktadır (bkz. yukarıda belirtilen Türkiye BirleşikKomünist Partisi ve Diğerleri Kararı, s. 27, Madde 59). Bu bağlamda Hükümet, ÖZDEP'inTürkiye'de terörizmden kaynaklanan sorumlulukta pay sahibi olduğunubelirtmiştir (bkz. yukarıdaki 35. paragraf). Ancak Hükümet, ÖZDEP'inherhangi bir önemli faaliyet yapmak için çok kısıtlı bir zaman içinde anılandurumun nasıl oluştuğunu açıklamakta başarısız olmuştur. Parti 19 Ekim 1992tarihinde kurulmuş ve kapatılması için birinci başvuru 29 Ocak 1993 tarihindeyapılmış ve ilk olarak 30 Nisan 1993 tarihinde kurucu üyelerinin kararı ilekapatılmış ve sonrasında 14 Temmuz 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafındankapatılmıştır. Olası herhangi bir tehlike olsa olsa ÖZDEP'inprogramından kaynaklanacak olup, burada da Hükümet, demokrasi ve barışçılçözümlere olan bağlılıklarına rağmen ÖZDEP'in programındaki söz konusubölümlerin Türkiye'deki terörizmi körüklediğini ikna edici şekildeaçıklayamamıştır.
47. Yukarıda anılan bulgular açısından, ilgili bölümlerinyazarının Sözleşme içinde bulunan hakları ve özgürlüklerin yok edilmesineyönelik faaliyette bulunma veya eylemleri gerçekleştirmek üzere Sözleşme'yedayalı olarak hareket ettiğini belirten herhangi bir husus bulunmadığından 17.Maddenin dikkate alınması gerekmemektedir. (bkz., ilgili değişiklikleri ile birlikteyukarıda anılan Sosyalist Parti ve diğerleri kararı, s. 1259, Madde 53).
48. Sonuç olarak ÖZDEP'in kapatılması amaçlanan hedefaçısından orantısız olup, dolayısıyla bir demokratik toplumda gereksizdir. Buda Sözleşmenin 11. Maddesinin ihlal edildiği anlamını taşımaktadır.”
IV- İSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan yargılanmanınyenilenmesine ilişkin düzenleme, hükmün esasını değiştirecek niteliktekiolguların hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkması durumunda, yenidenyapılacak yargılama ile kesin hükmü ortadan kaldırabilen olağanüstü kanunyollarından birisidir. Bu niteliğinin gereği olarak yasakoyucu yargılamanınyenilenmesi usulünü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. ila 323.maddelerinde etraflı biçimde düzenlemiştir. Bu hükümlerden yargılamanınyenilenmesi isteminin dört aşamada incelenip karara bağlanması gerektiğianlaşılmaktadır. Bu aşamalar, yasada sayılan yargılama nedenlerinin ve bunlarındayandığı delilleri içeren istemin kabule değer olup olmadığının incelenipkarara bağlanması, istem kabule değer bulunduğu takdirde delillerin toplanması,bu işlem tamamlandıktan sonra istemin esassız olup olmadığının kararabağlanması, istem esassız olması noktasından reddedilmemiş ise yargılamanınyenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilmesi şeklindedir.
Kanunun 311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanınyenilenmesi nedenleri sayılmış, maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde “Cezahükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin veyaeki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığadayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla tespitedilmiş olması” haline bu nedenler arasında yer verilmiştir. Ayrıca,yargılamanın yenilenmesinin Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararınınkesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebileceği belirtilmiştir. Budüzenleme, anılan ihlal kararının başka bir nedene gerek olmaksızın yargılamanınyenilenmesinin kabule değer olduğuna karar verilmesi için yeterli olduğunugöstermektedir.
İstemin kabule değer olduğuna karar verilip Kanunun 319.maddesi gereğince tarafların görüşleri tespit edildikten ve toplanması gerekendeliller varsa 320. madde hükümleri uyarınca toplanıldıktan sonra Kanunun 321.maddesi gereğince bunların hükme etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kanunun 321. maddesinde, yargılamanın yenilenmesiisteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulanmaması veya“duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliğininanlaşılması”; “yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmüetkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışıtanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması”; “duruşmada sanığınveya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgeninsahteliğinin anlaşılması” hallerinde işin durumuna göre bunların önce verilmişolan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa istemin “esassız olması nedeniyleduruşma yapılmaksızın reddedileceği” öngörülmüştür.
Mahkememizin 2.3.2007 tarihli toplantısında, Özgürlük veDemokrasi Partisinin kapatılmasına ilişkin hükmün, İnsan Haklarının ve AnaHürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyleverildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla saptandığı ilerisürülerek yapılan yargılanmanın yenilenmesi isteminin, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanununun 311. maddesinin (f) bendi kapsamında görülerek, aynıKanunun 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilmişse de buhusus yargılanmanın yenilenmesi için tek başına yeterli olmamakta, CezaMuhakemesi Kanunun 321. maddesinde yer alan kural gereğince, kabule değergörülen istemin dayanağını oluşturan yargılanmanın yenilenmesi nedeninin (ihlalnedeninin) doğruluğunun ve hükmün esasına etkili nitelikte olup olmadığının daaraştırılması, doğru ve hükmün esasına etkili olmadığının anlaşılması halindeistemin esassızlık noktasından reddi, aksi halde duruşma açılarak ihlal nedenide dikkate alınmak suretiyle kesinleşen ilk hükmün yargılanmanın yenilenmesiyoluyla yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Özgürlük ve DemokrasiPartisinin kapatılmasına esas alınan olguları değerlendirerek, kapatmakararının Sözleşme'nin 11. maddesindeki dernek kurma ve toplantı özgürlüğününihlali niteliğinde olduğuna karar vermiş ve bu ihlal kararı yargılanmanınyenilenmesi isteminin nedeni olarak ileri sürülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunun 321. maddesi uyarıncayargılanmanın yenilenmesi isteminin kabul edilebilmesi için ilk hükmünverilmesinde esas alınan olgularla birlikte yeniden değerlendirilmesinigerektirecek nitelikte maddi bir olgunun bulunduğunun hükmün kesinleşmesindensonra saptanması gerekir.
Söz konusu ihlal kararında ise yargılama sonrasında ortayaçıkan ve kesin hükmün esasını etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgununvarlığına değil, kapatılmaya esas alınan mevcut olguların değerlendirilmesindehata yapıldığı düşüncesine dayanılmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu, mevcut olgularındeğerlendirilmesinde hata yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarakkabul etmekle birlikte yargılanmanın yenilenmesini gerektirecek bir nedenolarak görmemektedir.
Bu nedenle yargılanmanın yenilenmesi isteminin CezaMuhakemesi Kanunun 321.maddesi uyarınca esassızlık noktasından reddine kararverilmesi gerekmiştir.
V- SONUÇ
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi Genel BaşkanıMevlüt İLİK vekili Av. Hasip KAPLAN'ın, Anayasa Mahkemesi'nin Özgürlük veDemokrasi Partisi'nin kapatılmasına ilişkin 23.11.1993 günlü, E. 1993/1 (SiyasiParti - Kapatma), K. 1993/2 sayılı kararına karşı yargılamanın yenilenmesiistemini içeren 7.3.2003 günlü dilekçesi ve ekleri, konuya ilişkin rapor,ilgili Anayasa ve yasa kuralları incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
1- Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi hakkındakiyargılamanın yenilenmesi isteminin, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 321. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, esassızolması nedeniyle REDDİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ileZehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Karar örneğinin istemde bulunan vekili ile YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'na tebliğine, OYBİRLİĞİYLE,
8.1.2008 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Genel BaşkanıMevlüt İlik vekili Av. Hasip Kaplan tarafından sunulan verilen 23.10.2003 günlüdilekçe ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktansonra 2.3.2007 günü verilen kararla, “Kapatılan Özgürlük ve DemokrasiPartisi hakkındaki davanın 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarıncayargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318.maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilmiş ve ayrıca 5271sayılı Yasa'nın 319. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, bir diyeceklerivarsa yedi gün içinde bildirmeleri için karar örneğinin istemde bulunanlarvekili ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tebliğine, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin, 23885/94 sayılı başvuruya ilişkin 8.12.1999 günlü kararınınaslının ve Türkçe tercümesinin onaylı bir örneğinin Dışişleri Bakanlığı'ndanistenmesine” karar verilmiştir. Tarafların diyeceklerini bildirmesinden vekarar aslı ile tercümesinin gönderilmesinden sonra ise, ileri sürüleniddiaların yeterince doğrulanamaması ve istemin dayanağını oluşturanyargılamanın yenilenmesi nedeninin hükmün esasına etkili nitelikte olmamasınedenleriyle esassızlık noktasından reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Özgürlük ve Demokrasi Partisinin kapatılması ile ilgilisürece göz atıldığında gelişmelerin kısaca şu şekilde gerçekleştiğigörülmektedir:
Anayasa Mahkemesi'nin 23.11.1993 günlü, E:1993/1 veK:1993/2 (Siyasi Parti Kapatma) sayılı kararı ile, Özgürlük ve DemokrasiPartisi'nin kapatılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
Özgürlük ve DemokrasiPartisi ile Parti'nin Genel Başkanı Mevlüt İlik vekili Av. Hasip Kaplantarafından Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin kapatılmasının İnsan Hakları veAna Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6/2., 9/1., 11/1., 11/2.,14. ve 18. maddeleri ile 1 Numaralı Protokol'ün 1. ve 3. maddelerine aykırılığısavları ile 7.1.1992 günü Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuşlardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurul'u da 8.12.1999günlü, 23885/94 sayılı kararı ile, Özgürlük ve Demokrasi Partisi'ninkapatılmasının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğunaoybirliği ile karar vermiştir.
4.2.2003 günlü, 25014 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 23.1.2003 tarih ve 4793 sayılı “Çeşitli Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun”un 3. maddesi ile 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesine 6. fıkra olarak, “Cezahükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veyaeki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde, muhakemeniniadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibarenbir yıl içinde istenebilir.” şeklinde bir kural eklenmiştir. Böylece, CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesinde yapılan değişiklikle muhakemeniniadesi sebeplerine bir yenisi daha eklenmiş bulunmaktadır. Bu fıkra ilgiliolarak Kanun Tasarısı'nın genel gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: “Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi kararı nedeniyle hükümlü lehine yargılamanınyenilenmesine ilişkin hüküm getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ncı maddesine paralel olarak 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 36 ncı maddesine“adil yargılanma” hakkı eklenmiştir. Adil yargılanma hakkının bir uygulamasıolarak yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasına Avrupa İnsan HaklarıMahkemesince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin veya eki protokollerin ihlâlinedeniyle verilen mahkûmiyet kararları da dahil edilmek suretiyle Sözleşme veyaeki protokollerin hükümlerinin iç hukuka yansıtılması sağlanmıştır.” 1412sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesinin 6. fıkrasındaki kural5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin birinci fıkrasının (f)bendinde de aynen tekrarlanmıştır.
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Genel BaşkanıMevlüt İlik vekili Av. Hasip Kaplan tarafından verilen 7.3.2003 günlü dilekçeile yargılamanın yenilenmesine ilişkin istemlerini Anayasa Mahkemesineiletmişlerdir.
Konu AİHM kararlarının olağanüstü bir kanun yolu olarakyargılamanın yenilenmesi nedeni sayılması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunuaçısından ve Anayasanın 90. maddesi ışığında AİHS kuralları ile AİHMkararlarının bağlayıcılığı açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Ceza Muhakemesi Kanunu Açısından
Türk hukukunda yargılamanın yenilenmesi kurumu 1412sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda olduğu gibi, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nda da düzenlenmiş bulunmaktadır.
Yargılamanın yenilenmesi konusunda AİHM kararlarınıngözetilmesine ilişkin mevzuatımızdaki ilk düzenleme 4771 sayılı Kanunla CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK)yapılan düzenlemelerdir. Bu yasal düzenlemeler sonucunda yargılamanınyenilenmesi sebeplerine bir yenisi eklenmiştir. Buna göre AİHM'nin ihlal kararları,şartları mevcutsa, doğrudan doğruya yargılamanın yenilenmesi nedenisayılmıştır.
Bu düzenlemelerin yürürlüğü için ileri bir tarihbelirlenmiş olması nedeniyle daha uygulanma imkanı bulamadan bu defa 4793sayılı Kanun'la aynı konuda yeni düzenlemeler getirilmiştir. 4793 sayılıKanun'la 4771 sayılı Kanun'da öngörülen başvuru yöntemi terk edilmeklebirlikte, espri aynen muhafaza edilmiştir. Artık AİHM'nin AİHS ve/veya ekiProtokollerin ihlal edildiğine karar verdiği bir kararı, hukuk ve ceza davalarıaçısından başlı başına bir yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmaktadır.
Bu arada 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4Aralık 2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) daha önceCMUK'nda benimsenen düzenlemeyi hemen hemen aynen muhafaza etmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olupolmaması ile ilgili verilecek kararlar ile yapılacak usuli işlemlerin nelerolduğu CMUK'nun 335-341 maddelerinde ve CMK'nun 315-323 maddelerindedüzenlenmiştir. Bir ceza yargılamasına ilişkin olarak ele alınan budüzenlemelere göre, Mahkeme yargılamanın yenilenmesi talebini esastanincelemeyi kabul ederse delillerin toplanması aşamasına geçer (CMUK.m.337/CMK.m.320). Bunun sonucuna göre elde edilen deliller evvelki hükme hiçbirtesir etmiyorsa iade talebi esassız olması noktasında reddedilir, aksi haldeyeniden duruşma yapılmasına karar verilir (CMUK.m.338/CMK.m.321). Yenidenyapılacak duruşma neticesinde mahkeme ya evvelki hükmü tasdik eder veya iptalile dâva hakkında yeni baştan hüküm verir (CMUK.m. 341-1/CMK.m.323-1).
Kanunun 321. maddesindeki düzenlemeye göre, yargılamanınyenilenmesi isteminin kabule değer bulunmasından sonraki evrede mahkemetarafından yapılacak incelemeden sonra;
- Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürüleniddiaların yeterli derecede doğrulanamaması veya 311 inci maddenin birincifıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)bendinde yazılı hallerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükmehiçbir etkisi olmadığının saptanması halinde yargılamanın yenilenmesi istemi,esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecek, ya da,
- Yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasınakarar verilecektir.
311. maddenin (a) bendinde “Duruşmada kullanılan ve hükmüetkileyen bir belgenin sahteliğinin anlaşılması; (b) bendinde “Yemin verilerekdinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlüaleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oyverdiğinin anlaşılması”; 314. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde ise“Duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olanbir belgenin sahteliğinin anlaşılması” durumları düzenlenmektedir. Görüldüğügibi, belirtilen hususların eldeki işle ilgisi bulunmamaktadır.
Çoğunluk kararında iddiaların yeterice doğrulanamaması,yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün yeniden değerlendirilmesinigerektirecek nitelikte maddi bir olgunun bulunmadığı istemin esassızlığınedeniyle reddine dayanak yapılmış ise de, CMK.'nun 311. maddesinin birincifıkrasının (f) bendinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi nedeni açısındanistemde ileri sürülen iddia ve maddi olgu bizatihi “AİHM'nin ihlal kararı”dır.Bu iddianın doğrulanamaması gibi bir durum söz konusu edilemeyecektir. Öteyandan, CMK.'nun 321. maddesinde, iddianın daha önce verilmiş olan hükmeetkisinin olup olmadığı yönündeki değerlendirme yalnızca “311 inci maddeninbirinci fıkrasının (a)(sahte belge) ve (b)(yalan tanıklık veya bilirkişilik)bentleri ile 314 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) (sahte belge)bendindeyazılı hâller” için öngörülmüş bulunmaktadır. CMK.'nun 321. maddesi, AİHM'ninihlal kararına dayalı yenileme nedeni açısından, ihlal kararının önceki hükmünyeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı şeklindeki birdeğerlendirmeyle istemin reddine karar verilmesine olanak sağlayacak birdüzenleme içermemektedir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesi gereğince siyasi parti kapatmadavalarında uygulanan Ceza Muhakemesi Kanunu'nun açık hükmü nedeniyle artıkAİHM'nin ihlal kararı yargılamanın yenilenmesi nedenidir. Bu nedenle, siyasiparti kapatma kararları ile ilgili olarak gerçekleşen AİHM'nin ihlal kararınadayalı yargılamanın yenilenmesi taleplerinin incelenmesi sırasında, isteminkabule değer bulunmasından sonraki inceleme evresinde, belirtilen nedenlerleyargılamanın yenilenmesi isteminin esassız olması nedeniyle reddine kararverilmesi mümkün değildir. Aksi düşüncenin kabulü AİHM kararlarını başlıbaşınabir ihlal nedeni olarak kabul eden yasakoyucunun iradesine aykırı olacağı gibi,düzenlemeyi de anlamsız ve uygulanamaz hale getirecektir.
Çoğunluk gerekçesinde, ihlal kararının, yargılamasonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün esasını etkileyecek nitelikte olanmaddi bir olgunun varlığına değil, mevcut olguların değerlendirilmesinde hatayapıldığı düşüncesine dayanıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda “mevcut olgularındeğerlendirilmesinde hata yapılarak hüküm kurulmasının yargılamanınyenilenmesini gerektirecek bir neden olarak görülmediği” belirtilerek, bugerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir. Ancak, yargılamanın yenilenmesikurumu, tam da yargılama sonucunda verilen ve kesinleşen kararlardaki adlihataların düzeltilmesi amacıyla öngörülen olağanüstü bir kanun yoludur. Bukanun yolu bakımından CMK.231. maddesinde tek tek sayılmış olan sebeplerdenbirine ilişkin önemli bir hatanın tesbit edilmiş olması gereklidir. Belirtilensebepler yeni delil ve olgular olarak adlandırılabilir. Kural olarak hukukihata(değerlendirme hatası)nın yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılamayacağısöylenebilirse de, AİHM'nin ihlal kararları maddede düzenlenen diğer yenilemenedenlerinden ayrı değerlendirilmelidir. Eldeki işte söz konusu olduğu gibiAİHM'nin ihlal kararının yenileme sebebi sayılması durumu ise hukuki hatanedeniyle yargılamanın yenilenmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenlemeolarak görülmelidir.
CMK. 311. maddesinde yapılan düzenlemenin eleştiriye açıkolduğu, AİHM'nin ihlal kararları ile diğer yargılamanın yenilenmesi nedenleribakımından aynı ortak kuralların uygulanmasının öngörülmesinin uygulamadasıkıntılara neden olabileceği, AİHM'nin tüm ihlal kararlarının değil de belirlitürden aykırılıklara dayanan kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedenisayılmasının daha doğru olacağı, AİHM'nin ihlale ilişkin tüm kararlarınınyargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmasının ulusal yargı yetkisine, yargıbağımsızlığı ilkesine aykırı olabileceği şeklinde değerlendirmeler yapılabilirise de, halen yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri karşısında budeğerlendirmeler ancak olması gereken hukuk bakımından göz önünde tutulabilecekargümanlar olmaktan ileriye geçemezler.
Yargılamanın yenilenmesi ile ilgili yürürlükte bulunandüzenleme dikkate alındığında, Mahkemenin yargılamanın yenilenmesi isteminikabul edilebilir bulması halinde, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmaaçılmasına karar vermesi gerekmektedir.
Anayasa'nın 90. Maddesi ve AİHS Açısından
AİHS başta temel insan hakları, kişi özgürlüğü, adilyargılanma hakkı gibi Sözleşme ile garanti altına alınan hak ve özgürlüklerinasgari standardını belirlemek üzere oluşturulan bir sistemdir. AİHS'nin 1.maddesi ile Sözleşmeyi imzalayan taraf devletler, Sözleşme ile tanınan bu hakve özgürlükleri, kendi ülkelerinde sağlamak, güvence altına almak, korumak veiç hukukunu Sözleşme ile uyumlu hale getirmek yükümlülüğü altına girmişlerdir.Ülkemiz AİHS'ni 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış ve 10 Mart 1954 tarihindeonaylamıştır. Onay belgesinin 18 Mayıs 1954 tarihinde Avrupa Komisyonu GenelSekreterliğine tevdi edilmesi ile Türkiye Sözleşmeye taraf olmuştur. 21 Nisan 1987'de(o zamanki Komisyona) bireysel başvuru hakkını ve 27 Eylül 1989 tarihinde deDivanın (Mahkemenin) zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.
AİHS'nin 46. maddesinde AİHM kararlarının bağlayıcıolduğu açıkça ifade edilmiştir. AİHM yerel yargı organlarına göre bir üstmahkeme niteliğinde olmadığından dolayı iç hukukta verilen kararları iptaletmemekte, yapılan işlem ya da eylemin veya mahkeme kararının Sözleşmenin veyaek protokollerin bir hükmünü ihlal edip etmediğini tespit etmekleyetinmektedir. AİHM'nin ihlalin tespitine ilişkin kararından sonra, bu kararıngereğinin nasıl yerine getirileceği taraf devlete kalmıştır.
AİHM'nin ihlale yönelik tespitinin iç hukukta kesinleşmişbir yargı kararına ilişkin olması halinde kesin hükmün bağlayıcılığı ilkesinedeniyle ihlalin etki ve sonuçlarının giderilmesi sınırlı bir şekilde olanaklıolabilmektedir. İhlali ortadan kaldırmada en etkili yol olarak yargılamanınyenilenmesi yolunun bu alanda uygulanması düşüncesi ileri sürülmüştür. Budüşünceyle başta İsviçre, Lüksemburg ve Norveç olmak üzere diğer Avrupaülkeleri Sözleşmeye aykırılığı AİHM kararı ile tespit edilen kesinleşmiş yargıkararları bakımından yargılamanın yenilenmesi yolunu öngören düzenlemelere mevzuatlarındayer vermişlerdir. Ülkemizde de aynı düşüncenin hayata geçirilmesi amacıyla önceEski Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda değişiklikler yapılmış, sonrasında da5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda AİHM'nin ihlal kararları diğer yenilemenedenlerinden farklı bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak açıkçaöngörülmüştür. Böylece iç hukuktaki yetkili ve görevli yargı kuruluşuna yenidenyargılama yaparak kararını düzeltmesine olanak sağlanmış olmaktadır. Öteyandan, böyle bir yolun açılmış olmasına rağmen, yargılama makamının bu şekildeyapacağı yeniden yargılamada eski kararındaki sonuca varması da olanaklıdır. Budurumda ihlalin olumsuz etkilerinin yasal değişiklik, tazmin gibi diğeryöntemlerle giderilmesi zorunluluğunu ortaya çıkaracaktır.
7 Mayıs 2004 günlü, 5170 sayılı Türkiye CumhuriyetiAnayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'la Anayasanın 90.maddenin son fıkrasına eklenen kuralla “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temelhak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konudafarklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarasıandlaşma hükümlerinin esas alınacağı” açıkça düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir yönüyle Anayasa'nın90. maddesi gereğince aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyleçıkabilecek uyuşmazlıklarda esas alınması zorunlu olan bir kanun hükmünde iken;diğer yönüyle de, Anayasa'da düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin kapsam veiçeriklerinin belirlenmesi sırasında göz önünde tutulması gereken temel birbelge niteliğindedir.
Özgürlük ve Demokrasi Partisinin kapatılmasına ilişkinkararda gerekçenin dayandırıldığı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun birçokkuralının AİHS'ne aykırılığının AİHM'nin kararı ile tespitinin yanında,Anayasa'da yapılan köklü değişikliklerden sonra Anayasa'ya da aykırı halegeldikleri ileri sürülmektedir. Bu olgular ve Anayasa'nın 90. maddesindekideğişiklik nedeniyle önceden verilen kararda dayanılan Kanun hükümlerinin AİHSve Anayasa karşısındaki durumlarının yeniden gözden geçirilmesinde zorunlulukbulunmaktadır.
Parti kapatma davalarında CMK hükümlerinin uygulanmasıile bu davaların cezai karakteri, 4793 sayılı Kanun'la CMUK'nda yapılan veCMK'nda devam ettirilen düzenleme ile AİHM'nin Sözleşme veya eki Protokollerinihlal edildiğine dair kararının açıkça yargılamanın yenilenmesi nedeni olaraksayılması, Anayasanın 90. maddesine göre Sözleşme hükümlerine; Sözleşmenin 46.maddesi gereği de AİHM kararlarına uyma zorunluluğu bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin siyasi parti kapatma davaları içinihlâl kararları nedeniyle yargılamanın yenilenmesinin zorunlu olduğu sonucunavarılmaktadır.
Türkiye, AİHM kararlarına dayalı olarak yargılamanın yenilenmesinihukuk, ceza ve idari davaların hepsi bakımından tanıyan sayılı ülkelerdenbirisidir. Düzenlemelerin yakın bir geçmişte yapılmış olması, kapsamının dartutulması nedenleriyle bu konudaki örnekler yeni yeni ortaya çıkmaktadır.Geçirilen süreçte aynı zamanda ihlâl kararına götüren yasal düzenlemelerde dedeğişiklik yapıldığından, yeniden görülecek davaların AİHM içtihatları ileuyumlu olması beklenmektedir. Anayasanın 90/son maddesindeki yeni düzenlemeninamacı da budur. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da isabetle vurgulandığıgibi, günümüzde insan, içinde yaşadığı ulusun bireyi olduğu kadar, aynı zamandainsanlığın da bir üyesi durumuna gelmesi sayesinde artık insan hak veözgürlükleri yalnızca ulusal bir hukuk sorunu olmaktan çıkmış, evrensel biranlam ve içerik kazanmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin siyasi partikapatma davalarında yargılamanın yenilenmesi sorununu çözerken AİHS ve AİHMkural ve uygulamalarını gözden uzak tutmamalıdır. Zaten, AİHS'inde de, temelhak ve hürriyetlerin AİHM marifetiyle korunması ikinci plandadır. Aslolan,bunların iç hukukta teminat altına alınmış olması ve etkin bir şekildekorunmasıdır. Anayasa Mahkemesinin kabule değer görerek incelemeye başladığıyargılamanın yenilenmesi istemini, Anayasa ve yasalarda yapılan değişikliklerigöz ardı ederek “esassız olması” gerekçesiyle reddetmiş olması temel hak vehürriyetlere sağlanan güvenceyi etkisizleştiren bir uygulamaya yol açacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin 23.11.1993 günlü, E:1993/1 veK:1993/2 (Siyasi Parti Kapatma) sayılı ÖZDEP'nin kapatılmasına ilişkinkararında dayanılan temel gerekçe, Parti tüzük ve programında azınlıkyaratılarak milletin bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik beyan veaçıklamaların bulunmasıdır. 4121 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun ileyapılan değişikliklerden sonra, siyasi partilere yönelik yasaklar ve yasaklarailişkin temel normlar, Anayasa'da tüketici bir biçimde, “numerus clausus”ilkesine uygun olarak düzenlenmiştir. Ayrıca ihtara uymama halinde siyasi partininkapatılmasını öngören kurallar yürürlükten kaldırılmıştır.
Yargılamanın yenilenmesi suretiyle AİHM'in ihlali tespiteyönelik kararının, AİHS hükümleri, Anayasa ve yasalarda temel hak ve hürriyetlerinkorunması bakımından asgari standardın sağlanması amacıyla yapılan olumludeğişikliklerle ortaya çıkan anlayış farklılığı da gözetilerek verilen öncekikararın tekrar değerlendirilmesine olanak sağlanması gerekirken, yasakoyucununAİHM'nin ihlal kararını başlıbaşına bir yargılamanın yenilenmesi nedeni sayaniradesine aykırı bir yorumla istemin esassız olması nedeniyle reddine kararverilmiştir.
Şüphesiz ki, yeniden yapılacak yargılamada AnayasaMahkemesinin AİHM'nin ihlal kararındaki tespitlere rağmen aynı sonuca ulaşmasıda mümkün bulunmaktadır. Ancak, çoğunluğun görüşünde olduğu gibi, öncedenverilen kararın AİHM'nin kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesininönünün baştan tamamen kapatılması düzenlemeyi anlamsız hale getirecek biruygulama niteliğinde olacaktır. Bu yorumla AİHM'nin ihlal kararı ancak,Parti'nin savunmasının alınmaması, dayanılan belgenin sahteliğinin ortayaçıkması gibi neredeyse gerçekleşme ihtimali olmayan durumlarda yargılamanınyenilenmesi nedeni olarak görülecek, eldeki işte olduğu gibi Sözleşmeye aykırıyorum nedeniyle verilecek ihlal kararları hiçbir şekilde yargılamanın yenilenmesinedeni olarak görülmeyecektir ki, böyle bir yorumun amaca uygun bir yorumolmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, kanunda öngörülen şekil ve esaslarauygun olarak yapıldığı anlaşılan yargılamanın yenilenmesi isteminin; Anayasanın90. maddesi gereğince mevzuatımızın bir parçası olan İnsan Haklarını ve AnaHürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 1., 46. ve 53. maddelerindekidüzenlemeler, siyasî parti kapatma davalarında CMUK/CMK hükümlerinin tatbikedilmesi, bir ceza yaptırımı niteliğindeki parti kapatma ve buna bağlı diğermüeyyidelerin ceza hükmü niteliğinde olması, 4793 ve 5271 sayılı Kanun'larda“Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeninveya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması”nın açık bir biçimdeyargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiş olması, eldeki işteCMK.'nun 321. maddesinde belirtilen türden bir ret nedeninin bulunmamasıhususları birlikte değerlendirildiğinde, istemin kabulüne karar verilmesigerekirken, “esassız olması nedeniyle reddine” karar verilmiş olması nedeniyleçoğunluk görüşüne katılmadık.
Başkan
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Kapatılan Özgürlük ve Demokrasi Partisi Hakkındakidavanın, 4.12.2004 günlü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluylatekrar görülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca kabule değerolduğuna karar verilerek, taraflardan diyecekleri sorulmuş, ayrıca konuyailişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ve tercümesi gibi kimi delillerintoplanmasına karar verilmiştir. Böylece, 2949 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesine göre, siyasiparti kapatma davalarında uygulanan CMK'nun 319. ve 320. maddeleriningereğinin, söz konusu davaların özelliği de gözetildiğinde, yerine getirilmişolduğu sonucuna varılarak İstem'in, Yasa'nın 321. maddesi uyarıncadeğerlendirilmesine geçilmiştir. Bu aşamada, ileri sürülen iddiaların yeterliölçüde doğrulanmadığı sonucuna ulaşılarak yargılamanın yenilenmesi isteminin,“esassız olması” nedeniyle reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi tarafından 23.11.1993 gün ve E.1993/1(Siyasî Parti Kapatma), K.1993/2 sayılı karar ile faaliyetlerinin Anayasa ve2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasına aykırı olduğuna ve aynı Yasa'nın 101.maddesinin (b) bendi uyarınca kapatılmasına karar verilen Özgürlük ve DemokrasiPartisi'nin, bu karara karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine başvurusu üzerineMahkeme, 8.12.1999 günlü 23885/94 sayılı kararla ÖZDEP'in kapatılmasınınSözleşme'nin 11. maddesinin ihlâli olduğuna karar vermiştir.
İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasınaİlişkin Sözleşme'nin 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre YüksekSözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarınauymayı taahhüt ederler. Bu kararlarla saptanan ihlâlin giderilmesi, hiçkuşkusuz taraf devletlere ait bir yükümlülüktür. Yasalar veya idari işlemlerlegiderilebilecek ihlâller konusunda devletlerin büyük zorluklarlakarşılaşmayacakları ileri sürülebilirse de; ihlâlin bir mahkeme kararındankaynaklanması durumunda, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri nedeniyleyargı kararlarına müdahale edilememesi soruna farklı çözümler getirilmesinizorunlu kılmaktadır. İhlâlin konusunu kesinleşmiş bir mahkeme kararıoluşturduğunda, taraf devletlerin ihlâlin giderilmesi konusundakiyükümlülüklerini yerine getirebilmelerinin bu kararın ancak bir mahkemekararıyla ortadan kaldırılmasıyla olanaklı hale gelebileceği açıktır. Nitekim,Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 19 Ocak 2000 tarihinde aldığı kararla “eskihale getirme” konusunda tek yol olmasa bile en etkili çıkar yol olarakyargılamanın yenilenmesine mevzuatta yer verilmesini tavsiye etmiştir.4.12.2004 günlü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda da bu yol benimsenerek311. maddenin birinci fıkrasında, “hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinedenleri” arasında (f) bendi ile “ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve AnaHürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eski protokollerin ihlâli suretiyleverildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” hali de sayılmıştır.Böylece Mahkeme'nin Sözleşme'nin ihlâl edildiğine ilişkin kararlarının konusunuoluşturan ve kesinleşen hükümle sonuçlanmış bir davanın, hükümlü lehine olarakyargılamanın yenilenmesi yoluyla Anayasa'da ve yasalarda yapılan değişikliklerde gözetilerek tekrar görülmesine bu bağlamda sözleşme ihlâlleriningiderilebilmesine olanak tanınmıştır.
Yenileme isteminin, CMK'nun 321. maddesinin (1) numaralıfıkrasında belirtilen yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürüleniddiaların yeterli derecede doğrulanmaması kapsamında değerlendirilerek esassızolması nedeniyle reddi, 311. maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendininözelliği ve getiriliş amacıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü (f) bendi uyarıncayenilenme istemi, fıkranın diğer bentlerinden farklı olarak bir iddiaya değil,Sözleşme'nin ihlâl edildiğine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birtespitine dayandırılmaktadır. Bu nedenle (f) bendi yönünden, yargılanmanınyenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların doğrulanması gibi bir durum sözkonusu olamaz. Mahkeme'nin ihlâle ilişkin saptaması, bu konuda ileri sürüleniddiaların yeterli derecede doğrulandığı yolunda önemli bir kanıtoluşturmaktadır.
Öte yandan, 321. maddenin çoğunluk görüşü doğrultusundayorumlanması, öncelikle Anayasa'nın 90. maddesine eklenen “usulüne göreyürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarasıandlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyleçıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas”alınacağına ilişkin kuralın, yaşama geçirilmesini, bu bağlamda temel haklarınkorunmasıyla ilgili çağdaş normların tartışılıp değerlendirilmesini deengellemektedir. Oysa, yargılamanın yenilenmesi davasında, temel hak veözgürlük alanlarının genişletilmesine yönelik yasal düzenlemeler doğrultusundayeni ihlâller doğurmayacak farklı kararlar verilebileceği gibi Mahkeme'ninönceki kararlarıyla aynı içerikte kararlar da verilebilir. Burada amaç, temelhak ve özgürlüklerin korunması bakımından Avrupa Anayasa Hukukunun ortakdeğerleri haline dönüşen Sözleşme normları ve bu normların yaşama geçirilmesinisağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyum sağlayabilmektir.
Açıklanan nedenlerle yargılamanın yenilenmesine kararverilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ