String.prototype.turkishToUpper = function(){ var string = this; var letters = { "i": "İ", "ş": "Ş", "ğ": "Ğ", "ü": "Ü", "ö": "Ö", "ç": "Ç", "ı": "I" }; string = string.replace(/(([iışğüçö]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toUpperCase(); } String.prototype.turkishToLower = function(){ var string = this; var letters = { "İ": "i", "I": "ı", "Ş": "ş", "Ğ": "ğ", "Ü": "ü", "Ö": "ö", "Ç": "ç" }; string = string.replace(/(([İIŞĞÜÇÖ]))/g, function(letter){ return letters[letter]; }) return string.toLowerCase(); } $(function () { $(window).scroll(function () { //$('#typePanel').css('top', $(this).scrollTop()); }); //debugger; var keyword = ""; $("body").highlight("", { wordsOnly: false }); });ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2003/6 (Değişik İşler)
Karar Sayısı:2008/4
Karar Günü:8.1.2008
R.G. Tarih-Sayı:22.03.2008-26824
İSTEMDEBULUNANLAR : Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) GenelBaşkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı
VEKİLLERİ :Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal
KARŞI TARAF :Kamu Adına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
I- İSTEMİNKONUSU
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve GenelSekreteri Nabi Yağcı adlarına vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansaltarafından sunulan 23.10.2003 günlü dilekçe ile, Anayasa Mahkemesi'nin16.7.1991 günlü, E:1990/l ve K:1991/l (Siyasi Parti Kapatma) sayılı TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına ilişkin olarak verilen karara karşıyargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile, Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından açılan parti kapatma davasının reddine karar verilmesi istemidir.
II- OLAY
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve GenelSekreteri Nabi Yağcı adlarına vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansaltarafından sunulan 23.10.2003 günlü dilekçeleri üzerine Anayasa Mahkemesi,31.10.2003 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda, dilekçe ve eklerinin CezaMuhakemesi Kanunu'nun 31. maddesi gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilerek bu konuda düşünce istenmesine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktan sonraAnayasa Mahkemesi, TBKP'nin yargılamanın yenilenmesi talebiyle ilgili olarak2.3.2007 tarihli toplantıda, “Kapatılan Türkiye BirleşikKomünist Partisi hakkındaki davanın 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendiuyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynıYasa'nın 318. maddesi uyarınca KABULE DEĞEROLDUĞUNA, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA”, karar vermiştir. Aynı oturumda alman kararlara göre, 5271 sayılıYasa'nın 319. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, bir diyecekleri varsayedi gün içinde bildirmeleri için karar örneği istemde bulunanlar vekili ileYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğ edilmiş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin,133/1996/752/951 sayılı başvuruya ilişkin 30 Ocak 1998 günlü kararının aslı ileTürkçe tercümesinin onaylı bir örneği Dışişleri Bakanlığı'ndan istenmiştir.
İstemdebulunanlar vekili Av.Erşen Sansal 14.3.2007 günlü dilekçe ile; yargılamanınyenilenmesi isteminde bulunanların yalnızca Kapatılan Türkiye Birleşik KomünistPartisi Genel Başkanı Nihat Sargın ile Genel Sekreteri Nabi Yağcı olmayıp,bizzat Parti'nin de talebinin bulunduğunun gözardı edilmemesini; yürürlüktekimevzuat hükümlerinden kaynaklanan tüm yasal hak ve savunmaları ile esasa veusule ilişkin tüm yasal olanaklarının saklı tutulmasını; Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca gönderilen her türlü görüş, bilgi ve delillerin kendilerinebildirilerek bunlara karşı diyeceklerini bildirme haklarının saklı tutulmasınıtalep etmiştir.
YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı 13.3.2007 günlü yazısında, TBKP'nin kapatılmasınınradikal bir tedbir olmayıp, haklı, demokratik toplumda gerekli ve orantılı birtedbir olarak görülmesi ve bu nedenle de TBKP hakkında daha önce AnayasaMahkemesince kurulan kapatma kararının onanması gerektiği görüşünde olduklarınıbelirtmiştir.
III-İNCELEME
Yargılamanınyenilenmesi istemini içeren dilekçeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nınistemle ilgili görüşleri, konuya ilişkin rapor, ilgili Anayasa ve Yasakuralları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 30.1.1998 günlü karan ile diğerbelgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
AnayasaMahkemesi'nin 16.7.1991 günlü, E: 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), K: 1991/1sayılı kararının gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir;
“DavalıParti'nin Tüzüğü'ndeki “Ad” başlıklı 1. madde şöyledir: “Parti'nin adı TürkiyeBirleşik Komünist Partisi'dir. Kısaltılmış adı TBKP'dir. Merkezi Ankara'dadır.”2820 sayılı Yasa'nın 96. maddesinin son fıkrası da şöyledir:
“Komünist,anarşist, faşist, teokratik, nasyonal sosyalist, din, dil, ırk, mezhep ve bölgeadlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla da siyasi partiler kurulamaz veyaparti adında bu kelimeler kullanılamaz.”
Anayasatasarısının 77. maddesinde de, “Sınıf ve zümre esasını komünizmi, faşizmi,teokrasiyi ve herhangi bir diktatörlüğü Türkiye'de savunmaya ve yerleştirmeyiesas alan siyasi partiler kurulamaz” denilmekteydi. Tasarının 13. maddesinden,“komünizmi, faşizmi, teokrasiyi” sözcüklerinin çıkartılmasına koşut olarakyapılan değişiklikle bu sözcükler 77. maddeden de çıkartılmıştır. İddianamededayanak olarak gösterilen gerekçe, maddenin değişiklikten önceki durumunailişkindir. Anayasa'da “komünist” adıyla parti kurulmasını açıkça yasaklayanbir kural bulunmamasına karşın geçici 15. madde kapsamına giren 2820 sayılıYasa'nın 96. maddesinin son fıkrası bu adla parti kurulmasına engeldir. Fıkra,yalnızca doğrudan komünist adıyla parti kurulmasını değil, aynı anlama gelenadlarla parti kurulmasını ya da parti adında bu sözcüklerin geçmesini deyasaklamıştır. Davalı Parti'nin adında “Komünist” sözcüğü bulunduğuna göre 96.maddenin son fıkrasına aykırılık açıktır. 2820 sayılı Yasa “komünist” adınınkullanılmasını sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğiniveya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlamakkonusundan bağımsız olarak düzenlenmiştir. Çünkü, bu sonuncu yasaklar aynıYasa'nın 5. ve 78. maddeleriyle kurala bağlanmıştır. Başka bir anlatımla, Sınıfegemenliği ya da diktatörlük amaçlanmasa da bir parti 96. maddenin sonuncufıkrası gereği “komünist” adını alamaz ya da bu sözcüğü adında kullanamaz.
Anayasa'nın69. maddesinin öngördüğü Siyasi Partiler Yasası'nın açık kuralına aykırı adtaşıdığı belirgin olan ve bu Yasa'nın 96. maddesinin açıklığına karşın adında“komünist” sözcüğüne yer veren “Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin aynıYasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesigerekir”.
“Tüzüğün2. maddesinde, Parti'nin, “Türk ve Kürt bütün çalışanların” partisi olduğu,Program'ın giriş bölümünde, Parti'nin “Türk ve Kürt Marksistlerin” partisiolduğu belirtilmektedir. “Kürt sorununu âdil, demokratik, barışçı bir çözümekavuşturmak” davalı partinin hedefleri arasında sayılmakta ve “Kürt sorunununAdil, Demokratik, Barışçı Çözümü için” başlıklı bölümde de şu görüşler yeralmaktadır:
“Ulusalkurtuluş savaşı birlikte yürütüldüğü halde, Kürtlerin ulusal varlığı ve meşruhaklan Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir. Gelişen Kürt ulusalbilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir. Irkçı,şoven, militarist politikalar, Kürt sorununu keskinleştirmektedir. Bu, aynızamanda, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde büyük bir engel oluşturmaktave uluslararası emperyalist ve militarist odakların, Ortadoğu'da gerginlikleriartırma, halkları birbirine düşman etme, Türkiye'yi askerî maceralara sürüklemeplanlarına hizmet etmektedir.”
“Kürtsorunu, Kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarının tamtanınmamasından kaynaklanan politik bir sorundur. O nedenle bu sorun, baskı veterörle, askerî yöntemlerle çözülemez. Şiddet, her halkın doğal ve devredilemezhakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının, birlik değil, ayrılık biçiminde tekyönlü kullanılmasına yol açar. Sorunun çözümü politiktir. Kürt halkı üzerindekiulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalkması için, Türk ve Kürtlerin birliğineihtiyaç vardır.”
“Kürtsorununun çözümü Kürtlerin özgür iradesini temel almalı, Türk ve Kürtuluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı, Türkiye'nin demokratikleşmesine veOrtadoğu'da barışa hizmet etmelidir.”
“Kürtsorunu ancak bir süreç içinde çözülebilir. Bugün öncelikle Kürtler üzerindekipolitik ve askerî baskıya son verilmeli, Kürt yurttaşların can güvenliğisağlanmalı, olağanüstü hal durumuna son verilmeli, korucu sistemi dağıtılmalı,Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklar kalkmalı. Sorun özgürcetartışılabilmelidir. Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır.”
Programın“Demokratik Bir Kültür ve Eğitim Politikası İçin” başlıklı bölümünde ise,“Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal değerleri, Anadolu uygarlıklarınınmirası, İslam Kültürünün insancıl öğeleri, halkımızın çağdaşlaşma mücadelesindeyarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaş kültür ile karşılıklı etkileşimi ilegerçekleşecektir.” denilmektedir.
Herşeyden önce belirtmek gerekir ki, davalı Parti'ye yüklenen suç Tüzük veProgramının, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü paragrafında ifadesini bulan“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olmasından ibaretdeğildir. Yasakoyucu, bu bütünlüğü korumak amacıyla, bütünlüğü zedelemesiolasılığı bulunan her girişime set çekmek istemiştir. 2820 sayılı Yasa'nın 78.maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin, Anayasa'nın 3. maddesinde anlatılan,Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve diline ilişkin kuralı dadeğiştirmek amacı güdemeyeceklerini öngörmektedir. Türkiye Birleşik KomünistPartisi'nin programında yeralan, “Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır”,“... Türk ve Kürt halkının Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içindegönüllülük ve eşit haklılık temelinde birlikte yaşamaları ve devletin ortakçıkarlar temelinde yeniden yapılanması için çalışılacaktır”, “Kürt sorunununçözümü Kürtlerin özgür iradesini
temelalmalı, Türk ve Kürt uluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı...... “ “Şiddet,her halkın
doğalve devredilmez hakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının, birlik değil ayrılıkbiçiminde tek yönlü kullanılmasına yol açar” biçimindeki anlatımlarla, bukurala aykırı davranılmakta, Kürt halkının kendi geleceğini belirleme yolundaözgür istenciyle Anayasa'daki millet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşılıp, Türk veKürt ulusları ayrımına gidilmek istendiği anlaşılmaktadır. TC. Devleti'ndebirden fazla ulus olamaz. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa dahepsi Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan “Türk Milleti” olgusu yerineırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlardinlenemez.
81.maddenin (a) bendi siyasi partilerin ülke üzerinde ırk ya da dil ayrılığınadayanan azınlıklar bulunduğunun ileri sürülemeyeceğini öngörmektedir. Programdayer alan, “Kürtlerin ulusal varlığı ve meşrû hakları, Cumhuriyet'inkuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir”, “Gelişen Kürt ulusal bilincine, egemengüçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir.”, “Kürt sorunu, Kürthalkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarının tanınmasından kaynaklananpolitik bir sorundur”, “Kürt halkı üzerindeki ulusal baskı ve eşitsizliğinortadan kalması için, Türk ve Kürtlerin birliğine ihtiyaç vardır.” gibitümcelerle, anılan kurala aykırı davranılmıştır.
Yineprogramda yer alan “Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal kültürel değerleri,Anadolu uygarlıklarının mirası, İslâm Kültürünün insancıl öğeleri, halkımızınçağdaşlaşma mücadelesinde yarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaş kültür ilekarşılıklı etkileşimi ile gerçekleşecektir” biçimindeki anlatımlarla 2820sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmakta, Türk dili vekültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek, yaymak yoluylaazınlık yaratılarak millet bütünlüğünün bozulması amaçlanmaktadır. Bölgelerinulusal kimliği olamaz. Anayasa, özerklik ve özyönetim yöntemlerine-biçimlerinekapalıdır.
Kimisiyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum vebahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılansakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet “TEK”dir, ülke “TÜM”dür, ulus“BİR”dir. Ulusal birlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya dabireylerin etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsızbirliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalarda yurttaşlar arasındaayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınmasıya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Lozan Barış Antlaşmasıyla 18Ekim 1925 günlü “Türkiye ve Bulgaristan Arasındaki Dostluk Antlaşması”ndasayılanlar dışında Türkiye'de “azınlık” ya da “ulusal azınlık” bulunmamaktadır.Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerinibelirtmeleri yasaklanmamış, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusudışında düşünülmeyecekleri devlet bütünlüğü içinde anlatılmıştır. 21 Kasım 1990günlü Paris Şartı'nın bağlayıcılığı ve bu Şart'ta Kürt kökenli yurttaşlarınazınlık sayılmasını gerektiren bir kural yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnikayrılıklarla tartışılmaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve giderilerekhukuk devletinde karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık veyanlışlıklar insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçeklersaptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devletamaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksızilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye Cumhuriyeti'ninde taraf olduğu yeni bir Avrupa için Paris Yasası, ırkçılığı, etnik düşmanlığıve terörizmi kınamış ve “Güvenlik” ve “Ek-1” bölümlerinde de açık olarak ülkebütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grupve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunu milletlerarası bir çağrıolarak kabul etmiştir. Yasa, kürt kimliği, kürt adı yoluyla kürtçülüklebölücülük yapılmasına olur vermemektedir.
Ülkeninher köşesinde değişik kökenli yurttaşlar aynı koşullar içinde yaşamaktadır.Parti'nin tutumuyla gösterdiği doğrultu ve getirdiği ölçü, ulusu bölmektedir.
Yukarıdakiaçıklamalara göre; Anayasa'nın 3. ve 14. maddelerinin ilk fıkraları, 68.maddenin dördüncü fıkrası ile Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. maddesinin (a)bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık nedeniyle davalı siyasiparti, Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin (a) bendi gereğincekapatılmalıdır”.
Sonuçolarak Anayasa Mahkemesi 16.7.1991 günlü kararıyla;
“1-Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin adıyla birlikte Tüzük ve ProgramınınAnayasa ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası‘na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa‘nın 101. maddesinin(a) bendi uyarınca davalı Parti'nin kapatılmasına,
2- DavalıParti'nin bütün mallarının 2820 sayılı Yasa‘nın 107. maddesi uyarınca Hazine‘ye geçmesine,
3- Gereğinin,Bakanlar Kurulu‘nca yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılıYasa'nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı‘na gönderilmesine” karar vermiştir.
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve GenelSekreteri Nabi Yağcı, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasınınİnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6/2.,9/1., 11/1., 11/2., 14. ve 18. maddeleri ile 1 Numaralı Protokol'ün 1. ve 3.maddelerine aykırılığı savları ile 7.1.1992 günü Avrupa İnsan HaklanKomisyonuna başvurmuşlardır.
Komisyon6.12.1994 günlü, 19392 sayılı kararı ile 6/2. madde dışındaki maddeler yönündenistemlerin kabul edilebilirliğine, başvurunun ayrıntılı bir incelemeden geçirilmesineve konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde tartışılarak bir kararabağlanmasına karar vermiştir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurul'u da 30.1.1998 günlü, 133/1996/752-951sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasınınSözleşme'nin 11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna oybirliği ile kararvermiştir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurulu kararının Divan'ın değerlendirmeleriniiçeren gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“51.Divan, TBKP'nin faaliyetlerine başlayamadan kapatıldığını, bu kapatma kararınınAnayasa Mahkemesi kararından da anlaşıldığı üzere- partinin gerçek hedeflerinive yöneticilerinin gerçek niyetlerini yansıtan hiç bir şeye dayanmaksızın,sadece partinin tüzük ve programı temelinde alındığını (bakınız paragraf 58aşağıda) belirtir. Bu nedenle Divan da, ulusal makamlar gibi söz konusumüdahalenin zorunlu olup olmadığını tespit etmek için bu belgeleri temelalacaktır.
52.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partinin kapatılması için yaptığı başvurusunagerekçe olarak dört husus ileri sürmüştür. Bunların ikisi Anayasa Mahkemesitarafından reddedilmiştir: TBKP'nin proleteryanın diğer sosyal sınıflarüzerinde tahakküm kurmasını tasarladığı ve 2820 sayılı yasanın 96/2. maddesineaykırı olarak daha önceden kapatılmış bir partinin - Türkiye İşçi Partisi -devamı olduğuna ilişkin iddiayla ilgili tartışmalar.
Divanbu nedenle incelemesini Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen diğer ikiiddiaya hasredebilir.
53. Bunlardanilki, TBKP'nin 2820 sayılı yasanın 96/3. maddesine aykırı olarak adında“komünist” kelimesini bulundurması idi (bkz. 12. paragraf yukarıda). AnayasaMahkemesi bilhassa, anılan hükmün, (partilerin) bütünüyle usulüne uygunkurulmasını emrettiğini belirtmiştir: adında sadece anılan hükümde yasaklanmışolan bir kelimenin bulunması, sonuçta o partinin kapatılmasınıgerektirmektedir. TBKP bu hükmü ihlal etmiştir (bakınız 10. paragraf yukarıda).
54. Divanagöre, bir partinin kendisine verdiği ad, ilke olarak, diğer ilgili ve yeterlikoşullar olmaksızın, tek başına, kapatılma gibi radikal bir tedbiri haklıgöstermez.
Bubağlamda Divan; ilk olarak, 12 Nisan 1991 tarihinden itibaren, komünist menşelisiyasal faaliyetlerde bulunmayı suç sayan Ceza Kanununun (ilgili maddesinin)3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ile yürürlükten kaldırıldığınıbelirtmiştir. Divan, Anayasa Mahkemesi'nin, TBKP'nin adına rağmen, bir sosyalsınıfın diğerleri üzerinde egemenlik kurmasını hedeflemediği; aksine,demokrasinin siyasal çoğulculuk, genel oy ve siyasal yaşama katılımı içerengereklerine saygı gösterdiği şeklindeki tespitine büyük önem vermektedir(bakınız paragraf 10 yukarıda). Bu bağlamda, TBKP, 17 Ağustos 1956'da AlmanAnayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Alman Komünist Partisi'nden açıkça farklıdır(bakınız yukarıda değinilen Alman Komünist Partisi Davası ile ilgili Komisyonmütalaası).
Divan,yine TBKP'nin “komünist” adını seçerek, Türk toplumu veya devleti için gerçekbir tehlike oluşturan bir politikayı benimsemiş olduğunu gösteren somutkanıtlar olmaksızın, sadece ismin partinin kapatılması için yeterli sebepolduğunu kabul edemez.
55. AnayasaMahkemesince, TBKP'nin kapatılması konusunda kabul edilen ikinci gerekçe, bupartinin ayrımcılığı ve Türk ulusunun bölünmesini teşvik etmeyi hedeflemesidir.TBKP, tüzük ve programında Kürt ve Türk ulusları arasında ayrım yaparak,azınlıklar yaratma konusunda - Lozan Antlaşması ve Bulgaristan ile yapılanantlaşmada öngörülen azınlıklar dışında - çaba harcayacağına ilişkin niyetiniortaya koymuş, bu da devletin ülkesel bütünlüğüne yönelik bir tehditoluşturmuştur. Kendi kaderini tayin hakkı ve bölgesel özerklik bu nedenleAnayasa tarafından yasaklanmıştır (bakınız paragraf 10 yukarıda).
56. Divan,TBKP'nin tüzüğünde (bkz. 9. parag. yukarıda) Kürt “halkı” ve “ulusu” ile Kürt“yurttaşlarına” gönderme yapmasına karşın, Kürtleri bir “azınlık” olaraknitelendirmediği gibi, onlara -varlıklarının tanınmasından başka-farklı muameleyapılması ya da haklar tanınmasını ya da geri kalan Türk nüfusundan ayrılmasıhakkından söz etmediğini belirtmektedir. Bunların aksine programında “TBKP,Kürt sorununun, ortak menfaatler üzerine kurulmuş, eşit haklara ve demokratikyeniden yapılanma amacına dayanan, Türk ve Kürt halklarının gönüllü olarak birarada yaşamasını sağlayacak barışçıl, demokratik ve adil bir şekilde çözülmesiiçin çalışacaktır” şeklinde bir bölüm yer almaktadır. Kendi kaderini tayinhakkına gelince, TBKP programında şiddet kullanımına taraftar olmadığınıbelirtmekten öte bir açıklamaya yer vermemiş; bunun da şiddetin “birlik değil,aykırılık biçiminde ve tek yönde kullanılmasına yol aça(cağını)” belirtmiş;ayrıca, “bu sorunun çözümü siyasaldır” demiş ve “Kürt halkı üzerindeki baskı veayrımcılığın kalkması için Türk ve Kürtler birleşmek zorundadırlar” diyeeklemiştir.
TBKPprogramında ayrıca “Kürt sorununa, ancak ilgili taraflar görüşlerini özgürceifade edebildiklerinde, sorunu çözmek için hiçbir şekilde şiddetebaşvurmayacakları konusunda anlaştıklarında ve siyasette kendi ulusalkimlikleriyle yer aldıklarında çözüm bulunabilecektir” şeklinde birdeğerlendirme yapmıştır.
57. Divanagöre, demokrasinin temel özelliklerinden birisi bir ülkenin karşılaştığısorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyaloglaçözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, birsiyasal grubu, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olaraktartışmak istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatminedecek çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ileendişe duymamalıdır. Bu bağlamda, TBKP programının incelenmesi istemektedir.Bu, görülmekte olan olayla, hükümet tarafından esas alman olayı birbirindenayırmaktadır.
58. Ancakbir siyasi partinin, programında alenen açıklananlardan farklı hedef veniyetlerinin varolma olasılığı dışlanamaz. Bundan emin olmak için, bu programıniçeriği ile, sahibinin eylemleri ve tutumlarını karşılaştırmak gerekir. Buolayda TBKP'nin programının herhangi bir somut eylemi tarafından yalanlanmasıolanağı yoktur, zira kurulur kurulmaz kapatılmış ve TBKP programını uygulamazamanı bile bulamamıştır. Böylece sadece ifade özgürlüğünün kullanılmasındankaynaklanan bir davranış cezalandırılmış olmaktadır.
59. Divan,incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşullan, özellikle de terörizme karşımücadelenin güçlüklerini (bakınız, yukarıda değinilen İrlanda/ Birleşik Krallıkkararı, s. 9, paragraf 11; ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/ Türkiye kararı,Raporlar 1996-VI, s...., paragraf 70 ve 80) de dikkate almaya hazırdır. Ancakbu somut olayda, TBKP'nin herhangi bir faaliyeti olmaksızın, terörizminTürkiye'de yol açtığı sorunlarda TBKP'nin sorumluluğunun olduğu sonucuna varmaolanağı verecek herhangi bir kanıt görememektedir.
60. TBKPtüzüğü ve programı, TBKP'nin Sözleşmeden, Sözleşmenin tanıdığı hak veözgürlükleri tahrip etmeyi hedefleyen bir faaliyete girişmek veya bir eylemyapmak için yararlanacağı sonucuna varmaya hiçbir şekilde izin vermediğinden,17. maddenin uygulanmasına da yer yoktur (bakınız, mutatis mutandis, 1 Temmuz1961 tarihli Lavvless/ İrlanda kararı. Seri A no: 3, s. 45-46, paragraf 7).
61.Tüm bunlar karşısında, daha faaliyetlerine bile başlamadan önce verilen veyöneticileri için siyasal sorumluluk alma yasağı getiren; TBKP'nin derhal venihai olarak kapatılması gibi radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göreorantısızdır ve demokratik bir toplumda gerekli değildir. Sonuç olarak butedbir Sözleşmenin 11. maddesini ihlal etmiştir”.
IV-İSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ
CezaMuhakemesi Kanunu'nda yer alan yargılanmanın yenilenmesine ilişkin düzenleme,hükmün esasını değiştirecek nitelikteki olguların hükmün kesinleşmesinden sonraortaya çıkması durumunda, yeniden yapılacak yargılama ile kesin hükmü ortadankaldırabilen olağanüstü kanun yollarından birisidir. Bu niteliğinin gereğiolarak yasakoyucu yargılamanın yenilenmesi usulünü 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 311. ila 323. maddelerinde etraflı biçimde düzenlemiştir. Buhükümlerden yargılamanın yenilenmesi isteminin dört aşamada incelenip kararabağlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu aşamalar, yasada sayılan yargılamanedenlerinin ve bunların dayandığı delilleri içeren istemin kabule değer olupolmadığının incelenip karara bağlanması, istem kabule değer bulunduğu takdirdedelillerin toplanması, bu işlem tamamlandıktan sonra istemin esassız olupolmadığının karara bağlanması, istem esassız olması noktasından reddedilmemişise yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilmesişeklindedir.
Kanunun311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri sayılmış,maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde “Cezahükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme‘nin veyaeki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığadayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla tespitedilmiş olması” haline bu nedenler arasında yer verilmiştir. Ayrıca,yargılamanın yenilenmesinin Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararınınkesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebileceği belirtilmiştir. Budüzenleme, anılan ihlal kararının başka bir nedene gerek olmaksızınyargılamanın yenilenmesinin kabule değer olduğuna karar verilmesi için yeterliolduğunu göstermektedir.
İsteminkabule değer olduğuna karar verilip Kanunun 319. maddesi gereğince taraflarıngörüşleri tespit edildikten ve toplanması gereken deliller varsa 320. maddehükümleri uyarınca toplanıldıktan sonra Kanunun 321. maddesi gereğince bunlarınhükme etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kanunun321. maddesinde, yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialarınyeterli derecede doğrulanmaması veya “duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyenbir belgenin sahteliğinin anlaşılması”; “yemin verilerek dinlenmiş olan birtanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veyaihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması”;“duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olanbir belgenin sahteliğinin anlaşılması” hallerinde işin durumuna göre bunlarınönce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa istemin “esassızolması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedileceği” öngörülmüştür.
Mahkememizin2.3.2007 tarihli toplantısında, Türkiye Birleşik Komünist Partisininkapatılmasına ilişkin hükmün, İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetleri KorumayaDair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi kararıyla saptandığı ileri sürülerek yapılanyargılanmanın yenilenmesi isteminin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311.maddesinin (f) bendi kapsamında görülerek, aynı Kanunun 318. maddesi uyarıncakabule değer olduğuna karar verilmişse de bu husus yargılanmanın yenilenmesiiçin tek başına yeterli olmamakta, Ceza Muhakemesi Kanunun 321. maddesinde yeralan kural gereğince kabule değer görülen istemin dayanağını oluşturanyargılanmanın yenilenmesi nedeninin (ihlal nedeninin) doğruluğunun ve hükmünesasına etkili nitelikte olup olmadığının da araştırılması, doğru ve hükmünesasına etkili olmadığının anlaşılması halinde istemin esassızlık noktasındanreddi, aksi halde duruşma açılarak ihlal nedeni de dikkate alınmak suretiylekesinleşen ilk hükmün yargılanmanın yenilenmesi yoluyla yenidendeğerlendirilmesi gerekmektedir.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasınaesas alman olguları değerlendirerek, kapatma kararının Sözleşme'nin 11.maddesindeki dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunakarar vermiş ve bu ihlal kararı yargılanmanın yenilenmesi isteminin nedeniolarak ileri sürülmüştür.
CezaMuhakemesi Kanunun 321. maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi istemininkabul edilebilmesi için ilk hükmün verilmesinde esas alman olgularla birlikteyeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte maddi bir olgununbulunduğunun hükmün kesinleşmesinden sonra saptanması gerekir.
Sözkonusu ihlal kararında ise yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmünesasını etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgunun varlığına değil,kapatılmaya esas alman mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapıldığıdüşüncesine dayanılmaktadır.
CezaMuhakemesi Kanunu, mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapılarak hükümkurulmasını temyiz nedeni olarak kabul etmekle birlikte yargılanmanınyenilenmesini gerektirecek bir neden olarak görmemektedir.
Bunedenle yargılanmanın yenilenmesi isteminin Ceza Muhakemesi Kanunun 321.maddesi uyarınca esassızlık noktasından reddine karar verilmesi gerekmiştir.
V-SONUÇ
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi Genel Başkanı Nihat SARGIN ile GenelSekreteri Nabi YAĞCI vekilleri Av. Güney DİNÇ ve Av. Erşen SANSAL'ın, AnayasaMahkemesi'nin Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına ilişkin16.7.1991 günlü, E.1990/l(Siyasi Parti - Kapatma), K.1991/1 sayılı kararmakarşı yargılamanın yenilenmesi istemini içeren 23.10.2003 günlü dilekçesi ve ekleri,konuya ilişkin rapor, ilgili Anayasa ve yasa kuralları incelendi, gereğigörüşülüp düşünüldü;
1- KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki yargılamanın yenilenmesiisteminin, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 321.maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, esassız olması nedeniyle REDDİNE,Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Kararörneğinin istemde bulunanlar vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'natebliğine, OYBİRLİĞİYLE,
8.1.2008gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOYGEREKÇESİ
Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi(TBKP), GenelBaşkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı vekilleri Av. Güney Dinç veAv. Erşen Sansal tarafından verilen 23.10.2003 günlü dilekçe ile ilgili olarakYargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktan sonra 2.3.2007 günü verilenkararla, “Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki davanın4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrargörülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğunakarar verilmiş ve ayrıca 5271 sayılı Yasa'nın 319. maddesinin (2) numaralıfıkrası gereğince, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri içinkarar örneğinin istemde bulunanlar vekili ile Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı‘na tebliğine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, 133/1996/752/951sayılı başvuruya ilişkin 30 Ocak 1998 günlü kararının aslının ve Türkçetercümesinin onaylı bir örneğinin Dışişleri Bakanlığı‘ndan istenmesine” karar verilmiştir. Tarafların diyeceklerini bildirmesindenve karar aslı ile tercümesinin gönderilmesinden sonra ise, ileri sürüleniddiaların yeterince doğrulanamaması ve istemin dayanağını oluşturanyargılamanın yenilenmesi nedeninin hükmün esasına etkili nitelikte olmamasınedenleriyle esassızlık noktasından reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisinin kapatılması ile ilgili sürece göz atıldığındagelişmelerin kısaca şu şekilde gerçekleştiği görülmektedir:
AnayasaMahkemesi'nin 16.7.1991 günlü, E: 1990/1 ve K: 1991/1 (Siyasi Parti Kapatma)sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasınaoybirliği ile karar verilmiştir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisi ile Parti'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve GenelSekreteri Nabi Yağcı, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasınınİnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6/2.,9/1., 11/1., 11/2., 14. ve 18. maddeleri ile 1 Numaralı Protokol'ün 1. ve 3.maddelerine aykırılığı savları ile 7.1.1992 günü Avrupa İnsan HaklarıKomisyonuna başvurmuşlardır.
Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurul'u da 30.1.1998 günlü, 133/1996/752-951sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının Sözleşme'nin11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna oybirliği ile karar vermiştir.
4.2.2003günlü, 25014 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 23.1.2003tarih ve 4793 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun”un 3. maddesi ile 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu'nun 327. maddesine 6. fıkra olarak, “Cezahükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeninveya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde, muhakemeniniadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibarenbir yıl içinde istenebilir.” şeklinde birkural eklenmiştir. Böylece, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesindeyapılan değişiklikle muhakemenin iadesi sebeplerine bir yenisi daha eklenmişbulunmaktadır. Bu fıkra ilgili olarak Kanun Tasansı'nm genel gerekçesinde şuifadelere yer verilmiştir: ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararınedeniyle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümgetirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesine paralelolarak 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 36 ncı maddesine “adil yargılanma” hakkıeklenmiştir. Adil yargılanma hakkının bir uygulaması olarak yargılamanınyenilenmesi nedenleri arasına Avrupa insan Hakları Mahkemesince Avrupa İnsanHakları Sözleşmesinin veya eki protokollerin ihlâli nedeniyle verilenmahkûmiyet kararları da dahil edilmek suretiyle Sözleşme veya eki protokollerinhükümlerinin iç hukuka yansıtılması sağlanmıştır.” 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun327. maddesinin 6. fıkrasındaki kural 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun311. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde de aynen tekrarlanmıştır.
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi(TBKP), Genel Başkanı Nihat Sargın ve GenelSekreteri Nabi Yağcı vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal tarafındanverilen 23.10.2003 günlü dilekçe ile yargılamanın yenilenmesine ilişkinistemlerini Anayasa Mahkemesine iletmişlerdir.
KonuAİHM kararlarının olağanüstü bir kanun yolu olarak yargılamanın yenilenmesinedeni sayılması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu açısından ve Anayasanın 90.maddesi ışığında AİHS kuralları ile AİHM kararlarının bağlayıcılığı açısındanayrı ayrı değerlendirilmelidir.
CezaMuhakemesi Kanunu Açısından
Türkhukukunda yargılamanın yenilenmesi kurumu 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri UsulKanununda olduğu gibi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da düzenlenmişbulunmaktadır.
Yargılamanınyenilenmesi konusunda AİHM kararlarının gözetilmesine ilişkin mevzuatımızdakiilk düzenleme 4771 sayılı Kanunla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) veHukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yapılan düzenlemelerdir. Bu yasaldüzenlemeler sonucunda yargılamanın yenilenmesi sebeplerine bir yenisieklenmiştir. Buna göre AİHM'nin ihlal kararları, şartları mevcutsa, doğrudandoğruya yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmıştır.
Budüzenlemelerin yürürlüğü için ileri bir tarih belirlenmiş olması nedeniyle dahauygulanma imkanı bulamadan bu defa 4793 sayılı Kanun'la aynı konuda yenidüzenlemeler getirilmiştir. 4793 sayılı Kanun'la 4771 sayılı Kanun'da öngörülenbaşvuru yöntemi terk edilmekle birlikte, espri aynen muhafaza edilmiştir. ArtıkAİHM'nin AİHS ve/veya eki Protokollerin ihlal edildiğine karar verdiği birkararı, hukuk ve ceza davaları açısından başlı başına bir yargılamanınyenilenmesi sebebi sayılmaktadır.
Buarada 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) daha önce CMUK'nda benimsenen düzenlemeyihemen hemen aynen muhafaza etmiştir.
Yargılamanınyenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmaması ile ilgili verilecek kararlarile yapılacak usuli işlemlerin neler olduğu CMUK'nun 335-341 maddelerinde veCMK'nun 315-323 maddelerinde düzenlenmiştir. Bir ceza yargılamasına ilişkinolarak ele alman bu düzenlemelere göre, Mahkeme yargılamanın yenilenmesitalebini esastan incelemeyi kabul ederse delillerin toplanması aşamasına geçer(CMUK.m. 337/CMK.m.320). Bunun sonucuna göre elde edilen deliller evvelki hükmehiçbir tesir etmiyorsa iade talebi esassız olması noktasında reddedilir, aksihalde yeniden duruşma yapılmasına karar verilir (CMUK.m.338/CMK.m.321). Yenidenyapılacak duruşma neticesinde mahkeme ya evvelki hükmü tasdik eder veya iptalile dâva hakkında yeni baştan hüküm verir (CMUK.m. 341-l/CMK.m.323-l).
Kanunun321. maddesindeki düzenlemeye göre, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabuledeğer bulunmasından sonraki evrede mahkeme tarafından yapılacak incelemedensonra;
- Yargılamanınyenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulanamamasıveya 311 inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314 üncümaddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hallerde işin durumuna görebunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığının saptanması halindeyargılamanın yenilenmesi istemi, esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızınreddedilecek, ya da,
- Yargılamanınyenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilecektir.
311.maddenin (a) bendinde “Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgeninsahteliğinin anlaşılması; (b) bendinde “Yemin verilerek dinlenmiş olan birtanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veyaihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması”;314. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde ise “Duruşmada sanığın veyahükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliğininanlaşılması” durumları düzenlenmektedir. Görüldüğü gibi, belirtilen hususlarıneldeki işle ilgisi bulunmamaktadır.
Çoğunlukkararında iddiaların yeterice doğrulanamaması, yargılama sonrasında ortayaçıkan ve kesin hükmün yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte maddibir olgunun bulunmadığı istemin esassızlığı nedeniyle reddine dayanak yapılmışise de, CMK.'nun 311. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenenyargılamanın yenilenmesi nedeni açısından istemde ileri sürülen iddia ve maddiolgu bizatihi “AİHM'nin ihlal kararı”dır. Bu iddianın doğrulanamaması gibi birdurum söz konusu edilemeyecektir. Öte yandan, CMK.'nun 321. maddesinde,iddianın daha önce verilmiş olan hükme etkisinin olup olmadığı yönündekideğerlendirme yalnızca “311 inci maddenin birinci fıkrasının (a)(sahte belge)ve (b)(yalan tanıklık veya bilirkişilik) bentleri ile 314 üncü maddesininbirinci fıkrasının (a) (sahte belge)bendinde yazılı hâller” için öngörülmüşbulunmaktadır. CMK.'nun 321. maddesi, AİHM'nin ihlal kararma dayalı yenilemenedeni açısından, ihlal kararının önceki hükmün yeniden değerlendirilmesinigerektirecek nitelikte olmadığı şeklindeki bir değerlendirmeyle istemin reddinekarar verilmesine olanak sağlayacak bir düzenleme içermemektedir.
2949sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un33. maddesi gereğince siyasi parti kapatma davalarında uygulanan CezaMuhakemesi Kanunu'nun açık hükmü nedeniyle artık AİHM'nin ihlal kararıyargılamanın yenilenmesi nedenidir. Bu nedenle, siyasi parti kapatma kararlarıile ilgili olarak gerçekleşen AİHM'nin ihlal kararına dayalı yargılamanınyenilenmesi taleplerinin incelenmesi sırasında, istemin kabule değerbulunmasından sonraki inceleme evresinde, belirtilen nedenlerle yargılamanınyenilenmesi isteminin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmesi mümkündeğildir. Aksi düşüncenin kabulü AİHM kararlarını başlıbaşına bir ihlal nedeniolarak kabul eden yasakoyucunun iradesine aykırı olacağı gibi, düzenlemeyi deanlamsız ve uygulanamaz hale getirecektir.
Çoğunlukgerekçesinde, ihlal kararının, yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesinhükmün esasını etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgunun varlığına değil,mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapıldığı düşüncesine dayanıldığı,Ceza Muhakemesi Kanununda “mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapılarakhüküm kurulmasının yargılamanın yenilenmesini gerektirecek bir neden olarakgörülmediği” belirtilerek, bu gerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir.Ancak, yargılamanın yenilenmesi kurumu, tam da yargılama sonucunda verilen vekesinleşen kararlardaki adli hataların düzeltilmesi amacıyla öngörülenolağanüstü bir kanun yoludur. Bu kanun yolu bakımından CMK.231. maddesinde tektek sayılmış olan sebeplerden birine ilişkin önemli bir hatanın tesbit edilmişolması gereklidir. Belirtilen sebepler yeni delil ve olgular olarakadlandırılabilir. Kural olarak hukuki hata(değerlendirme hatası)nınyargılamanın yenilenmesi nedeni sayılamayacağı söylenebilirse de, AİHM'ninihlal kararları maddede düzenlenen diğer yenileme nedenlerinden ayrıdeğerlendirilmelidir. Eldeki işte söz konusu olduğu gibi AİHM'nin ihlalkararının yenileme sebebi sayılması durumu ise hukuki hata nedeniyleyargılamanın yenilenmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenleme olarakgörülmelidir.
CMK.311. maddesinde yapılan düzenlemenin eleştiriye açık olduğu, AİHM'nin ihlalkararları ile diğer yargılamanın yenilenmesi nedenleri bakımından aynı ortakkuralların uygulanmasının öngörülmesinin uygulamada sıkıntılara nedenolabileceği, AİHM'nin tüm ihlal kararlarının değil de belirli türdenaykırılıklara dayanan kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmasınındaha doğru olacağı, AİHM'nin ihlale ilişkin tüm kararlarının yargılamanınyenilenmesi nedeni sayılmasının ulusal yargı yetkisine, yargı bağımsızlığıilkesine aykırı olabileceği şeklinde değerlendirmeler yapılabilir ise de, halenyürürlükte bulunan mevzuat hükümleri karşısında bu değerlendirmeler ancakolması gereken hukuk bakımından göz önünde tutulabilecek argümanlar olmaktanileriye geçemezler.
Yargılamanınyenilenmesi ile ilgili yürürlükte bulunan düzenleme dikkate alındığında,Mahkemenin yargılamanın yenilenmesi istemini kabul edilebilir bulması halinde,yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar vermesi gerekmektedir.
Anayasanın90. Maddesi ve AİHS Açısından
AİHSbaşta temel insan hakları, kişi özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi Sözleşmeile garanti altına alman hak ve özgürlüklerin asgari standardını belirlemek üzereoluşturulan bir sistemdir. AİHS'nin 1. maddesi ile Sözleşmeyi imzalayan tarafdevletler, Sözleşme ile tanınan bu hak ve özgürlükleri, kendi ülkelerindesağlamak, güvence altına almak, korumak ve iç hukukunu Sözleşme ile uyumlu halegetirmek yükümlülüğü altına girmişlerdir. Ülkemiz AİHS'ni 4 Kasım 1950tarihinde imzalamış ve 10 Mart 1954 tarihinde onaylamıştır. Onay belgesinin 18Mayıs 1954 tarihinde Avrupa Komisyonu Genel Sekreterliğine tevdi edilmesi ileTürkiye Sözleşmeye taraf olmuştur. 21 Nisan 1987'de (o zamanki Komisyona)bireysel başvuru hakkını ve 27 Eylül 1989 tarihinde de Divanın (Mahkemenin)zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.
AİHS'nin46. maddesinde AİHM kararlarının bağlayıcı olduğu açıkça ifade edilmiştir. AİHMyerel yargı organlarına göre bir üst mahkeme niteliğinde olmadığından dolayı içhukukta verilen kararları iptal etmemekte, yapılan işlem ya da eylemin veyamahkeme kararının Sözleşmenin veya ek protokollerin bir hükmünü ihlal edipetmediğini tespit etmekle yetinmektedir. AİHM'nin ihlalin tespitine ilişkinkararından sonra, bu kararın gereğinin nasıl yerine getirileceği taraf devletekalmıştır.
AİHM'ninihlale yönelik tespitinin iç hukukta kesinleşmiş bir yargı kararma ilişkinolması halinde kesin hükmün bağlayıcılığı ilkesi nedeniyle ihlalin etki vesonuçlarının giderilmesi sınırlı bir şekilde olanaklı olabilmektedir. İhlaliortadan kaldırmada en etkili yol olarak yargılamanın yenilenmesi yolunun bualanda uygulanması düşüncesi ileri sürülmüştür. Bu düşünceyle başta İsviçre,Lüksemburg ve Norveç olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri Sözleşmeye aykırılığıAİHM kararı ile tespit edilen kesinleşmiş yargı kararları bakımındanyargılamanın yenilenmesi yolunu öngören düzenlemelere mevzuatlarında yervermişlerdir. Ülkemizde de aynı düşüncenin hayata geçirilmesi amacıyla önceEski Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda değişiklikler yapılmış, sonrasında da5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda AİHM'nin ihlal kararları diğer yenilemenedenlerinden farklı bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak açıkçaöngörülmüştür.
Böyleceiç hukuktaki yetkili ve görevli yargı kuruluşuna yeniden yargılama yaparakkararını düzeltmesine olanak sağlanmış olmaktadır. Öte yandan, böyle bir yolunaçılmış olmasına rağmen, yargılama makamının bu şekilde yapacağı yenidenyargılamada eski kararındaki sonuca varması da olanaklıdır. Bu durumda ihlalinolumsuz etkilerinin yasal değişiklik, tazmin gibi diğer yöntemlerle giderilmesizorunluluğunu ortaya çıkaracaktır.
7Mayıs 2004 günlü, 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının BazıMaddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'la Anayasanın 90. maddenin sonfıkrasına eklenen kuralla “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklıhükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmahükümlerinin esas alınacağı” açıkça düzenlenmiştir.
Avrupaİnsan Haklan Sözleşmesi bir yönüyle Anayasa'nın 90. maddesi gereğince aynıkonuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda esasalınması zorunlu olan bir kanun hükmünde iken; diğer yönüyle de, Anayasa'dadüzenlenen temel hak ve hürriyetlerin kapsam ve içeriklerinin belirlenmesisırasında göz önünde tutulması gereken temel bir belge niteliğindedir.
TürkiyeBirleşik Komünist Partisinin kapatılmasına ilişkin kararda gerekçenindayandırıldığı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun birçok kuralının AİHS'neaykırılığının AİHM'nin kararı ile tespitinin yanında, Anayasa'da yapılan köklüdeğişikliklerden sonra Anayasa'ya da aykırı hale geldikleri ilerisürülmektedir. Bu olgular ve Anayasa'nın 90. maddesindeki değişiklik nedeniyleönceden verilen kararda dayanılan Kanun hükümlerinin AİHS ve Anayasakarşısındaki durumlarının yeniden gözden geçirilmesinde zorunlulukbulunmaktadır.
Partikapatma davalarında CMK hükümlerinin uygulanması ile bu davaların cezaikarakteri, 4793 sayılı Kanun'la CMUK'nda yapılan ve CMK'nda devam ettirilendüzenleme ile AİHM'nin Sözleşme veya eki Protokollerin ihlal edildiğine dairkararının açıkça yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak sayılması, Anayasanın90. maddesine göre Sözleşme hükümlerine; Sözleşmenin 46. maddesi gereği de AİHMkararlarına uyma zorunluluğu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, AnayasaMahkemesi'nin siyasi parti kapatma davaları için ihlâl kararları nedeniyleyargılamanın yenilenmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.
Türkiye,AİHM kararlarına dayalı olarak yargılamanın yenilenmesini hukuk, ceza ve idaridavaların hepsi bakımından tanıyan sayılı ülkelerden birisidir. Düzenlemelerinyakın bir geçmişte yapılmış olması, kapsamının dar tutulması nedenleriyle bukonudaki örnekler yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Geçirilen süreçte aynı zamandaihlâl kararma götüren yasal düzenlemelerde de değişiklik yapıldığından, yenidengörülecek davaların AİHM içtihatları ile uyumlu olması beklenmektedir.Anayasanın 90/son maddesindeki yeni düzenlemenin amacı da budur. AnayasaMahkemesinin birçok kararında da isabetle vurgulandığı gibi, günümüzde insan,içinde yaşadığı ulusun bireyi olduğu kadar, aynı zamanda insanlığın da birüyesi durumuna gelmesi sayesinde artık insan hak ve özgürlükleri yalnızcaulusal bir hukuk sorunu olmaktan çıkmış, evrensel bir anlam ve içerikkazanmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin siyasi parti kapatma davalarındayargılamanın yenilenmesi sorununu çözerken AİHS ve AİHM kural ve uygulamalarınıgözden uzak tutmamalıdır. Zaten, AİHS'inde de, temel hak ve hürriyetlerin AİHMmarifetiyle korunması ikinci plandadır. Aslolan, bunların iç hukukta teminataltına alınmış olması ve etkin bir şekilde korunmasıdır. Anayasa Mahkemesininkabule değer görerek incelemeye başladığı yargılamanın yenilenmesi istemini,Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikleri göz ardı ederek “esassız olması”gerekçesiyle reddetmiş olması temel hak ve hürriyetlere sağlanan güvenceyietkisizleştiren bir uygulamaya yol açacaktır.
AnayasaMahkemesinin 16.7.1991 günlü, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1sayılı TBKP'nin kapatılmasına ilişkin kararında iki temel gerekçeye dayanılmıştır.Bunlardan birincisi Parti'nin adında “komünist” sözcüğüne yer verilmesi,ikincisi ise Parti tüzük ve programında, azınlık yaratılarak milletin bölünmezbütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik beyan ve açıklamaların bulunmasıdır.4121 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun ile yapılan değişikliklerdensonra, siyasi partilere yönelik yasaklar ve yasaklara ilişkin temel normlar,Anayasa'da tüketici bir biçimde, “numerus clausus” ilkesine uygun olarakdüzenlenmiştir; Ayrıca ihtara uymama halinde siyasi partinin kapatılmasınıöngören kurallar yürürlükten kaldırılmıştır.
AİHM'ninTBKP ile ilgili kararında, adında “komünist” sözcüğü bulunması ve hiçbirfaaliyeti gözlenmeden tüzük ve programındaki kimi açıklamalar dikkate alınmaksuretiyle kurulmasından kısa süre sonra kapatılmasını ifade özgürlüğününkullanılması şeklindeki davranışın cezalandırılması niteliğinde görmüş,TBKP'nin kapatılmasını radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısız vedemokratik bir toplumda gerekli olmayan bir tedbir olarak nitelendirerekSözleşme'nin 11. maddesine aykırılığını tespit etmiştir.
Yargılamanınyenilenmesi suretiyle AİHM'in ihlali tespite yönelik kararının, AİHS hükümleri,Anayasa ve yasalarda temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından asgaristandardın sağlanması amacıyla yapılan olumlu değişikliklerle ortaya çıkananlayış farklılığı da gözetilerek verilen önceki kararın tekrardeğerlendirilmesine olanak sağlanması gerekirken, yasakoyucunun AİHM'nin ihlalkararını başlıbaşına bir yargılamanın yenilenmesi nedeni sayan iradesine aykırıbir yorumla istemin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Şüphesizki, yeniden yapılacak yargılamada Anayasa Mahkemesinin AİHM'nin ihlalkararındaki tespitlere rağmen aynı sonuca ulaşması da mümkün bulunmaktadır.Ancak, çoğunluğun görüşünde olduğu gibi, önceden verilen kararın AİHM'ninkararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinin önünün baştan tamamenkapatılması düzenlemeyi anlamsız hale getirecek bir uygulama niteliğindeolacaktır. Bu yorumla AİHM'nin ihlal kararı ancak, Parti'nin savunmasınınalınmaması, dayanılan belgenin sahteliğinin ortaya çıkması gibi neredeysegerçekleşme ihtimali olmayan durumlarda yargılamanın yenilenmesi nedeni olarakgörülecek, eldeki işte olduğu gibi Sözleşmeye aykırı yorum nedeniyle verilecekihlal kararları hiçbir şekilde yargılamanın yenilenmesi nedeni olarakgörülmeyecektir ki, böyle bir yorumun amaca uygun bir yorum olmadığı açıktır.
Açıklanannedenlerle, kanunda öngörülen şekil ve esaslara uygun olarak yapıldığıanlaşılan yargılamanın yenilenmesi isteminin; Anayasanın 90. maddesi gereğincemevzuatımızın bir parçası olan İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri KorumayaDair Sözleşmenin 1., 46. ve 53. maddelerindeki düzenlemeler, siyasî partikapatma davalarında CMUK/CMK hükümlerinin tatbik edilmesi, bir ceza yaptırımıniteliğindeki parti kapatma ve buna bağlı diğer müeyyidelerin ceza hükmüniteliğinde olması, 4793 ve 5271 sayılı Kanun'larda “Ceza hükmünün, İnsanHaklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerinihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmişkararıyla tespit edilmiş olması”nın açık bir biçimde yargılamanın yenilenmesisebebi olarak kabul edilmiş olması, eldeki işte CMK.'nun 321. maddesindebelirtilen türden bir ret nedeninin bulunmaması hususları birliktedeğerlendirildiğinde, istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken, “esassızolması nedeniyle reddine” karar verilmiş olması nedeniyle çoğunluk görüşünekatılmadık.
Başkan
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
KARŞIOYGEREKÇESİ
KapatılanTürkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki davanın, 4.12.2004 günlü, 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f)bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin,aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilerek,taraflardan diyecekleri sorulmuş, ayrıca konuya ilişkin Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi kararı ve tercümesi gibi kimi delillerin toplanmasına kararverilmiştir. Böylece, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesine göre, siyasi parti kapatma davalarındauygulanacak CMK'nun 319. ve 320. maddelerinin gereğinin, söz konusu davalarınözelliği de gözetildiğinde, yerine getirilmiş olduğu sonucuna varılarakistemin, Yasa'nın 321. maddesi uyarınca değerlendirilmesine geçilmiştir. Buaşamada, ileri sürülen iddiaların yeterli ölçüde doğrulanmadığı sonucunaulaşılarak yargılamanın yenilenmesi isteminin, “esassız olması” nedeniylereddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
AnayasaMahkemesi tarafından 16.7.1991 günlü, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar1991/1 sayılı karar ile faaliyetlerinin Anayasa ve 2820 sayılı Siyasî PartilerYasası'na aykırı olduğuna ve aynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendi uyarıncakapatılmasına karar verilen Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin bu kararakarşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurusu üzerine Mahkeme, 30.1.1998günlü, 113/1996/752- 951 sayılı kararla Türkiye Birleşik Komünist Partisi'ninkapatılmasının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlâli olduğuna karar vermiştir.
İnsanHaklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin 46.maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Yüksek Sözleşmeci Taraflar, tarafoldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.Bu kararlarla saptanan ihlâlin giderilmesi, hiç kuşkusuz taraf devletlere aitbir yükümlülüktür. Yasalar veya idari işlemlerle giderilebilecek ihlâllerkonusunda devletlerin büyük zorluklarla karşılaşmayacakları ileri sürülebilirsede; ihlâlin bir mahkeme kararından kaynaklanması durumunda, hukuk devleti veyargı bağımsızlığı ilkeleri nedeniyle yargı kararlarına müdahale edilememesisoruna farklı çözümler getirilmesini zorunlu kılmaktadır. İhlâlin konusunukesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturduğunda, taraf devletlerin ihlâlingiderilmesi konusundaki yükümlülüklerini yerine getirebilmelerinin bu kararınancak bir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıyla olanaklı hale gelebileceğiaçıktır. Nitekim, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 19 Ocak 2000 tarihindealdığı kararla “eski hale getirme” konusunda tek yol olmasa bile en etkiliçıkar yol olarak yargılamanın yenilenmesine mevzuatta yer verilmesini tavsiyeetmiştir. 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da bu yolbenimsenerek 311. maddenin birinci fıkrasında “hükümlü lehine yargılamanınyenilenmesi nedenleri” arasında (f) bendi ile “ceza hükmünün, İnsan Haklarınıve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin veya eski protokollerin ihlâlisuretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının Avrupa İnsanHakları Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” hali desayılmıştır. Böylece Mahkemenin Sözleşmenin ihlâl edildiğine ilişkinkararlarının konusunu oluşturan ve kesinleşen hükümle sonuçlanmış bir davanınhükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla Anayasa'da ve yasalardayapılan değişikliklerde gözetilerek tekrar görülmesine bu bağlamda sözleşme ihlâlleriningiderilebilmesine olanak tanınmıştır.
Yenilemeisteminin, CMK'nun 321. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilenyargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecededoğrulanmaması kapsamında değerlendirilerek esassız olması nedeniyle reddi,311. maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinin özelliği ve getirilişamacıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü (f) bendi uyarınca yenilenme istemi, fıkranındiğer bentlerinden farklı olarak bir iddiaya değil, Sözleşme'nin ihlâl edildiğineilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir tespitine dayandırılmaktadır. Bunedenle (f) bendi yönünden, yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürüleniddiaların doğrulanması gibi bir durum söz konusu olamaz. Mahkeme'nin ihlâleilişkin saptaması bu konuda ileri sürülen iddiaların yeterli derecededoğrulandığı yolunda önemli bir kanıt oluşturmaktadır.
Öteyandan, 321. maddenin çoğunluk görüşü doğrultusunda yorumlanması, öncelikleAnayasa'nın 90. maddesine eklenen “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklıhükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmahükümlerinin esas” alınacağına ilişkin kuralın, yaşama geçirilmesini, bubağlamda temel hakların korunmasıyla ilgili çağdaş normların tartışılıpdeğerlendirilmesini de engellemektedir. Oysa, yargılamanın yenilenmesidavasında, temel hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesine yönelik yasaldüzenlemeler doğrultusunda yeni ihlâller doğurmayacak farklı kararlarverilebileceği gibi Mahkeme'nin önceki kararlarıyla aynı içerikte kararlar daverilebilir. Burada amaç, temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımındanAvrupa Anayasa Hukukunun ortak değerleri haline dönüşen Sözleşme normları ve bunormların yaşama geçirilmesini sağlayan Mahkeme içtihatlarıyla uyumsağlayabilmektir.
Açıklanannedenlerle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyleçoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ