ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
Karar günü : 2/1/1969 .
Resmi Gazete tarih/sayı:10.6.1969/13219
İptal isteminde bulunanlar : l- Cumhuriyet Senatosu üyeleri, Sırrı Atalay,, Hıfzı Oğuz
Bekata, Fikret Gündoğan, Nafiz Çağatay ve Halil Goral (1968/79)
2- Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Selâhattin Özgür (1968/69, 70, 71, 72 ve 73)
3- Cumhuriyet Senatosu Tabiî üyeler; Suphi Gürsoytrak, Ahmet Yıldız, Emanullah Çelebi
Cumhuriyet Senatosu üyeleri; Ekrem Özden, Cemal Yıldıran, Salim Hazerdağlı, Adil Altay, Mansur
Ulusoy, Arslan Bora, Fehmi Alpaslan ve Fehmi Baysoy (1968/74, 75, 76, 77 ve 78)
İptal isteminin konusu : Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması istenilen Cumhuriyet
Senatosu Tabi Üyeler Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai Okan ve Mehmet Şükran
Özkaya'ya ilişkin kovuşturma ve yargılama üyelik sıfatlandın sona ereceği zamana bırakılması
hakkındaki 21/2/1968 günlü ve 3/608 esas ve 14 karar sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonu
raporunun reddine dair olan ve Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 12/12/1968 günlü 13.
birleşiminde alınan 64 sayılı kararın Anayasa'nın 33., 70., 79. ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün
34., 140., 141., 142. ve 144. maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülmüş ve iptal için Türkiye
Cumhuriyeti Anayasa'sının 81. maddesi uyarınca Mahkememize başvurulmuştur.
I. OLAY :
21 Mayıs 1963 gecesi Tıp Fakültesi Öğrencilerinden 1940 doğumlu Yasemin Orhon (şimdiki
soyadı Arsan) Ankara Radyoevinde görülmüş; 5/6/163 gününde Ankara Merkez Komutanlığında
21 Mayıs olayları hakkında bilgisine başvurmuştur. Orhon orada ifşaata bulunacağını söyleyerek
kendisine önce 27 Mayıs Milli Devrim Derneğine girdiğini, sonra bu derneğin M.D.O. adında gizli
bir teşkilâtı olduğunu ve teşkilâtın başında Ekrem Acuner, Mucip Ataklı, Suphi Karaman ve Şükran
Özkaya'nın bulunduklarını öğrendiğini; bunlarla doğrudan doğruya teması olmaksızın teşkilâtta
çalıştığını, Ekrem Acuner ile Mucip Ataklı'nın diktatör olmak istediklerini ve aralarında
anlaşmazlıklar çıktığını duyduğunu anlatmış; daha bir takım adlar vermiş; Eminsu'ların
teşkilâtından ve S.D.K. adlı bir başka gizli teşkilâttan söz etmiş; M.D.O. teşkilâtı içinde nasıl
çalıştıkları, neler yaptıkları ve 21 Mayıs gecesi gördükleri hakkında açıklamalarda bulunmuştur.
Orhon'la Merkez Komutanlığındaki görevli arasında geçen konuşmalar gizlice teype
alınmıştır. Orhon'un o sıralarda bu konu üzerinde Ankara Emniyet Baş Müfettişliğine de hemen
hemen aynı bilgileri verdiği; fakat orada kendisi dinlenip not alınmakla yetinildiği; teyp
kullanılmadığı ve tutanak yapılmadığı anlaşılmaktadır. İnceleme ve soruşturmanın her ki yoldan da
derinleştirilmesine gidilmemiştir.
Dört yıl kadar sonra eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tansel'in düzenlediği bir
basın toplantısına ilişkin haberler 22/2/1967 günlü gazetelerde çıkmıştır. Bu toplantıda Orgeneral
Tansel, daha önce Hatay Milletvekili Emekli Hava Generali Hüsnü Özkan'ın yaptığı bir takım
açıklamalara karşılık vermiş ve bu arada M.D.O. ya değinerek "Halihazırda M.D.O. (Millî Devrim
Ordusu) ihtilal teşkilâtının Genel Sekreteri Hüsnü Özkan'dır. Başkanı ise Mucip Ataklı'dır. Bu
teşkilât Milli Devrim Derneği içinde bir organdır" demiştir.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
2
Ankara Cumhuriyet Savcılığı açıklamayı ihbar sayarak işe el koymuş; sanıklardan on dokuz
kişi hakkında (Demokrasi prensiplerine aykırı olarak Devletin tek bir fert veya zümre tarafından
idare edilmesini hedef tutan cemiyet kurmak, bu cemiyetin faaliyetini tanzim sevk ve idare etmek
ve bu cemiyete girmek) biçiminde nitelediği eylemlerinden dolayı Ceza Mahkemeleri Usulü
Kanununun 171. ve 177. maddeleri gereğince ilk soruşturma açılmasını ve yapılmasını 12/7/1907
günlü ve 1967/92-111 sayılı talepname ile istemiş ve evrakı Ankara Sorgu Hâkimliğine vermiştir.
Öte yandan yine Ankara Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 7/7/1967 günlü fezlekede;
Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeleri Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai Okan,
Şükran Ozkaya ve Hatay Milletvekili Hüsnü Özkan'ın M.D.O. soruşturması ile ilgili eylemlerinin
Türk Ceza Kanununun 141/3. maddesine temas ettiği ve haklarında ceza koğuşturmasına girişilmesi
gerekmekte ise de Anayasa'nın 79. maddesi uyarınca yasama dokunulmazlıkların buna engel
olduğu, dokunulmazlıkların kaldırılması için gereğine başvurulmak üzere evrakın sanıklara ilişkin
bölümünün ayrılarak Adalet Bakanlığına sunulması sonucuna varıldığı) belirtilmektedir.
II- CUMHURİYET SENATOSUNDAKİ İNCELEME VE GÖRÜŞME EVRESİ :
Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesine ilişkin kâğıtlar "Yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılıp kaldırılmaması hususunda gereğinin takdirine delâlet edilmek" üzere Adalet Bakanlığının
2/8/1967 günlü ve 26612 sayılı yazısiyle Başbakanlığın ve Başbakanlığın 10/8/1967 günlü ve 6/2-
10571 sayılı yazısı ile de Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gelmiştir.
Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunun kurduğu Alt Komisyon işi
12/12/1967 gününde görüşmüş ve dosya içindekilere göre yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılmasına yer olmadığına 4 sayılı raporla ve oyçokluğu ile karar vermiştir.
Anayasa ve Adalet Komisyonu da dokunulmazlıkların kaldırılması istenilen Cumhuriyet
Senatosu tabiî üyeleri Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai Okan ve M. Şükran
Ozkaya haklarındaki kovuşturma ve yargılamanın üyelik sıfatlarının sona ereceği zamana
bırakılmasını 21/2/1968 günlü ve 3/608 -14 sayılı raporla ve oyçokluğu ile karara bağlanmıştır.
Bu rapor, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 5/3/1968 günlü ve 39. birleşimindeki
görüşmeler sonunda, içtüzüğün 140. maddesinde sayılan unsur yönünden inceleme yapıldığının
belirtilmediği ve gerekçe gösterilmediği nedeniyle Anayasa ve Adalet Komisyonuna geri
çevrilmiştir. Komisyonun 29/3/1968 günlü ve 3/60S-24 sayılı raporunda, geri çevrilen raporda
İçtüzüğün 139. ve 140. maddelerindeki usul ve esaslar gözetilerek işin işleme tabi tutulduğunun
belirtilmiş olduğu; 140. maddenin birinci fıkrasının ancak yasama dokunulmazlığının kaldırılması
halinde gerekçeyi şart kıldığı; dokunulmazlığın kaldırılmasına yer görülmediği için gerekçeli
raporun zorunlu olmadığı ve böylece raporda içtüzüğüne aykırılık bulunmadığı sonucuna oybirliği
ile varıldığı açıklanmıştır.
Bundan sonra Genel Kurulu görüşmelerine 17/11/1968 günlü 5. Birleşiminde başlanılmış;
19/11/1968 günlü 6. 21/11/1968 günlü 7. 26/11/1968 günlü 8., 3/12/1968 günlü 10. ve 12/12/1968
günlü 13. birleşimlerinde görüşmelere devam ve bu son birleşimde Anayasa ve Adalet Komisyonu
raporu reddedilmiştir. Yapılan açık oylamaya göre, red oyu verenler 64, kabul oyu verenler 55,
çekimser oy verenler 3., geçerli sayılmayan oylar 2., oya katılmayanlar 59 dur.
Yukarıda adlan yazalı Cumhuriyet Senatosu üyeleri. Genel Kurul kararının iptali istemiyle
ve 11 ayrı dilekçe ile Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Dilekçelerin Genel Sekreterlikçe
kaleme havalesi tarihleri (1968/69. 70, 71, 72. ve 73 esas sayılarına geçirilenlerde) 17/12/1968 ve
ötekilerde 18/12/1968 tir. Başvurmalar, Anayasa'nın 81. ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun
33. ve 26. maddelerine göre süresi içindedir.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
3
IV. SÖZLÜ AÇIKLAMALAR :
Anayasa Mahkemesinin; Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üye Salim Başol Feyzullah Uslu, A.
Şeref Hocaoğlu, Fevzi Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda,
Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'den
kurulu olarak 26/12/1968 gününde yaptığı toplantıda önce sözlü açıklama konusu üzerinde
durulmuş ve Anayasa'nın 148. ve 44 sayılı Kanunun 29. maddeleri uyarınca sözlü açıklamaları
dinlenmesine karar verilmiştir. Üyelerden Avni Givda, İhsan Ecemiş, Muhittin Taylan, Recai
Seçkin ve Ahmet Akar sözlü açıklamanın gerekli bulunmadığını ve işi geciktireceğini ileri sürerek
bu karara muhalif kalmışlardır.
Bundan sonra kimlerin dinlenmesi gerekeceği üzerinde görüşülmüş ve tüm ilgililerin
dinlemesi karara bağlanmıştır. Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş üyelerden Feyzullah Uslu, Hakkı
Ketenoğlu, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş ve Recai Seçkin yalnız dokunulmazlıkları kaldırılanların
dinlenmesi gerektiğini ileri sürerek karara muhalif kalmışlardır.
Dinlenme için belirtilen 20/12/1968 gününde iptal isteminde bulunanlardan Cumhuriyet
Senatosu üyeleri Sırrı Atalay ve Hıfzı Oğuz Bekata (1968/79 sayılı iş); Cumhuriyet Senatosu tabiî
üyeleri Selâhattin özgür (1968/69, 70, 71, 72. ve 73 sayılı işler) ve Suphi Gürsoytrak (1968/74, 75,
76, 77. ve 78 sayılı işler) ve yasama dokunulmazlığı kaldırılanlardan Cumhuriyet Senatosu tabiî
üyeleri Mucip Ataklı, 1968/69 ve 74 sayılı işler), Ekrem Acuner (1968/70 ve 75 sayılı işler), Suphi
Karaman (1968/71 ve 76 sayılı üsler) ve M. Şükran Özkaya (1968/73 ve 78 sayılı işler) gelmişlerdir.
Bunların sözlü açıklamaları dinlenmiştir.
Yasama dokunulmazlığı kaldırılanlardan Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Sezai Okan'ın
(1968/72 ve 77 sayılı işler) gelmediği anlaşıldığından 44 sayılı Kanunun 30/1. maddesi gereğince
incelemenin dosya üzerinde yapılması oybirliği ile karar verilmiştir.
Sözlü açıklamaların Özetleri aşağıdadır.
l- İptal isteminde bulunanların sözlü açıklamaları özeti:
(Dilekçelerde yer alıp da yukarıda özetleri çıkarılanları tekrarlama niteliğinde olanlar
dışında)
a) 1968/79 esas sayılı iş :
aa)- Cumhuriyet Senatosu Üyesi Sırrı Alalay'ın sözlü açıklaması özeti :
Anayasa'nın 33. maddesi Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini getirmektedir. Öte yandan
Anayasa'nın bir çok maddelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden çoğul olarak söz
edilmesine karşılık yalnız 79. 80, ve 81. maddelerde (Yasama dokunulmazlığına ve üyeliğin
düşmesine ilişkin hükümlerde) ferdî belirtici, şahsiliğe işaret eden deyimler kullanılmıştır. Bu 33.
maddedeki ilkeyi tamamlayan bir ifadedir. Su hükümlere göre Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî
üyesinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması işleminde Genel Kurulun her üye hakkında
ifadesini ayrı ayrı açıklaması gerekmekte idi.
Böyle bir gelenek Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1956 yılında kurulmuş bulunmaktadır
Bir işte yasama dokunulmazlığına ilişken Cumhuriyet Savcılığı ve Adalet Bakanlığı yazıları bir
olduğu halde henüz Komisyonda iken dosya ikiye ayrılmış ve 2/7/1956 günlü 84. birleşimde iki
milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması Genel Kurulun iradesine ayrı ayrı
sunulmuştur.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
4
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yer olmadığına ilişkin Komisyon raporunun
reddedilmesi hallerinde yapılacak işlemin geleneği de Başkanın bu dunumda yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasını ayrıca oylaması suretiyle yine aynı tarihte kurulmuştur.
Anayasa'ya ve hukuk kurallarına uygun bir yasama meclisi geleneği ise ancak Anayasa veya
içtüzük hükümleri ile yahut da yasa içi başka bir gelenekle ortadan kalkabilir; herhangi bir uygulama
ile sona ermez. Kaldı ki. Cumhuriyet Senatosunda da böyle bir gelenek kurulmuştur.
İçtüzüğün 144. maddesinin başındaki (Cumhuriyet Senatosu yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına karar verirse) deyimi bu konuda bir karar alınması zorunluğunu açıkça
göstermektedir. Olayda Başkanın önce raporu oylaması rapor kabul edilmediği takdirde daha önce
verilen oylamaların teker teker yapılmasına ilişkin önergeleri oya koyması gerekirken tersine
davranılmış ve önergeler o sırada yersiz ve zamansız görüldüğü için reddedilmiştir. Yine Başkan,
bir üyenin açık oylama usulünün anlatılmasını istemesi üzerine, beyaz oyun raporun kabulü, kırmızı
oyun raporun reddi yani yasama dokunulmazlığının kaldırılması demek olduğunu söylemiştir. Bu
açıklama, bir üye oylama usulünün anlatılmasını istediği için yapılmıştır; oylamanın nasıl olacağı
üzerinde bir uyarmadır; İçtüzüğün 108. maddesi hükmü gereğidir. Esasen Başkan, beş üyenin
dokunulmazlıkları söz konusu olduğu halde sadece "kırmızı oy raporun reddini yani yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasını" biçiminde konuşmuştur. Böyle bir anlatım, alınacak karara
güvenilir bir destek ve güçlü bir dayanak hazırlayamaz.
Yasama dokunulmazlıklarının ayrı ayrı oylanmasına gidilseydi iradeler başka biçimde
açıklanacaktı. Daha önce Sezai Okan'ın durumunun ayrı oylanmasını isteyenler de, rapor toptan oya
konulunca raporun aleyhinde oy vermişlerdir.
ab- Cumhuriyet Senatosu Üyesi Hıfzı Oğuz Bekata'nın sözlü açıklaması özeti :
Başkanın oylamanın ne sonuçlar doğuracağım anlatması Anayasa'da İçtüzükte yeri olmayan
bir tutumdur. Başkanın böyle bir yorumlama yetkisi yoktur. Başkan tutumu ile Komisyon raporuna
kendiliğinden bir ek karar fıkrası getirmek, Kurula kendi düşüncesini empoze etmek durumuna
girmiştir.
Cezalar şahsidir. Bir olayda on suçlu olsa onunun da aynı cezaya çarptırılacağına dair
gelenek hüküm uygulama görülmemiştir. Ceza ile ilgili bir sonuca uğrayacak insanların, başlangıçta
yasama dokunulmazlıkları kaldırılırken, her birinin durumunun ayrıca oylanması gerekmekte idi.
Başkanın işi yönetmektir. Genel Kurulun alacağı kararlara anlam ve yön vermek değildir.
Böyle bir tutum tehlikeler getirebilir. Usul hatalarını görmezlikten gelmek bir takım lâubaliliklere
yol açabilir. Gösterdiğimiz hassasiyetin nedeni budur.
Olayda sadece Komisyon raporu reddedilmiştir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkında herhangi bir teklif oylanmış ve kabul edilmiş değildir. Rapor toptan oylanmak voliyle de
Genel Kurul, tek tek tecelli edecek iradesini gösteremez duruma sokulmuştur.
b) 1968/69, 70, 71, 72 ve 73 sayılı işler:
Cumhuriyet Senatosu Tabii Üyesi Selâhattin Özgür'ün sözlü açıklaması özeti:
Cumhuriyet 'Senatosunda görüşmeler aşağı yukarı on beş aya yakın bir zaman sürmüştür.
Böylece dokunulmazlığın kaldırılması kararının alınabilmesi için bir kuvvet toplama durumu
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
5
29/2/1968 günlü 38. Birleşimde işin siyasi yönünü, bir hazırlık ve tertibin varlığını ortaya
koyacak konuşmalar, tutumlar olmuştur. Bu arada Anayasa'daki tabiî senatörlük müessesesini
kendilerinin de milletin de benimseyemediklerinden söz edilmiş, bir konuşmada ilgili tabii üyelerin
bu gibi işlere girme alışkanlığında bulunduklarına işaret olunarak bundan isnadın ciddiliği sonucu
çıkarılmak istenmiştir. Görünüşte iş. Hava Kuvvetleri Komutanının ihbarı üzerine ele alınmış
olmaktadır. Aslında ise 27 Mayıs'a karşı çıkan zihniyetin etkisi sonucudur. Oylamada açık oya
gidilmek istenmesinin de bir anlamı vardır. Maksat baskı yapmaktır. Beyaz oy veren Adalet Partili
beş üyenin sonradan gazetelerde teşhir edilmeleri de bunu gösterir.
Bir de ihbarın Hava Kuvvetleri Komutanınca yapılması işin önemine ve inandırıcılığına delil
sayılmak istenmektedir. Aslında önemi olan Savcının gönderdiği dosyadır. Bu dosyada ise
dedikodudan ibaret, görgüye dayanmayan tevsiki imkânsız, ciddilikten uzak ifadeler vardır.
Meselenin kaynağı siyasîdir; 27 Mayıs'a karşı olan zihniyettir; Cumhuriyet. Senatosu tabiî
üyelerinin yasama dokunulmazlıkları bulunmadığı görüşünü yerleştirmek, en ufak vesileri bu
dokunulmazlığın otomatik olarak kaldırılmasına yol açmak isteğidir.
c) 1968/74, 75, 76, 77. ve 78 sayılı işler:
Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Suphi Gürsoytrak'ın sözlü açıklaması özeti :
Demokratik düzenin yozlaştırılmasını engellemek azınlıkta kalan yasama meclislerin
üyelerini iktidarın baskısına ve oyunlarına karşı korumak, böylece iktidarın demokrasiden sapma
niyetlerini bir ölçüde frenlemek üzere, çetin savaşlardan sonra yaratılmış olan yasama
dokunulmazlığı müessesesinin kâğıt üzerinde kalmasını ve keyfi uygulamalara konu olmasını
önlemek için Batı dünyasında olduğu gibi, Anayasa'mız 81. maddesiyle bu konuda Anayasa
Mahkemesi denetimini kabul etmiştir. Denetim yasama meclislerince alınan kararların objektifliğini
sağlamak ereğini güder. Objektif ölçülerin ne olacağının tespiti Anayasa'ya içtüzüğe ve doktrine
bırakılmıştır. Bu anlayış noktasından hareketle Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi hakkında
verilen yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının Anayasa'ya ve İçtüzüğe aykırı olduğunu
ileri sürüyor; çoğunluğun haksız tasarrufunun iptali isteminde bulunuyorum.
Kararın alınmasında esas unsurun, 27 Mayıs Devrimini ve Anayasa'sını gayrimeşru duruma
düşürmek isteği olduğu anlaşılmaktadır. Olay, 27 Mayıs'ı yıpratmak, zedelemek, gedik açmak için
kullanılmak istenmiştir. Anayasa'nın 79. ve İçtüzüğün özellikle 140. maddelerindeki hükümler
gözönünde tutulmaksızın ve tabii üyelerin devre sonu bulunmadığı bahanesiyle dokunulmazlıklar
kaldırılmıştır. Bu tutum Anayasa'nın 70. ve 79. maddelerinin sözüne ve ruhuna, dokunulmazlık ve
tabiî üyelik müesseselerinin var oluşları nedenine aykırıdır; doktrinle, hatta insan haklariyle de
bağdaşamaz.
İçtüzüğün 140. maddesine göre yasama dokunulmazlığının kaldırılabilmesi için önce isnadın
ciddi olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Bir isnadın yeteri kadar delile dayanması, suç
unsurlarının maddî yönlerinin belirli bulunması halinde ancak ciddilikten söz edilebilir. Bu konuda
Komisyon, isnadın kavli mücerret'ten ibaret dolayısiyle ciddiyetten uzak olduğu,
dokunulmazlıkların kaldırılmasına imkân bulunmadığı sonucuna varmıştır. Olayın geçtiği iddia
edilen 1962 yılında Sıkı Yönetim Mahkemesi muhbirin açıklamalarına dayanarak durumu
incelemiş; ifadeyi değerden yoksun bulmuş olacak ki hiç bir işlem yapmamıştır. İkinci muhbir
Emekli General Tansel'in 1967 yılında basma yaptığı açıklamada ciddî bir şey bulunsaydı, varlığım
iddia ettiği dosyayı daha önce Sıkı Yönetim Mahkemesine elbette intikal ettirdi. Ettirmeye de
yasalarımıza göre mecburdu. Hiç değilde daha sonra 1967, 1968 arasında dosyayı Savcılığa verirdi.
Yahut Savcılık resmen ister ve böylece elindeki işe yeni deliller katabilirdi. Demek ki böyle bir
dosya yoktur; demek ki, Tansel'in iddiaları ciddilikten yoksundur.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
6
Yine içtüzüğün 140. maddesine göre isnat ciddi bile olsa, yasama dokunulmazlığının
kaldırılması istemi siyasi maksatlara dayanıyorsa bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Oysa bu
işte siyasi maksat görüldüğü ortadadır. Önce, özellikle 29/2/1968 ve 12/12/1968 günlü oturumlarda
geçen konuşmalar vardır. Sonra Adalet Partisi Teşkilatının basın organları, dokunulmazlığın
kaldırılması yönünde oy kullanan Adalet Partili üyelere en galiz şekilde hücum ederek bunların
haysiyet divanına verileceklerini yahut gelecek seçimlerde kazanamıyacaklarını açıklayarak siyasi
maksadın zımmen de olsa belirten yayımlarda bulunmuşlardır, işin uzatılarak ancak Haziran 1968
seçimlerinden sonra ve Adalet Partisinin büyük kongresi arifesinde Genel Kurula getirilmesi siyasî
maksadı ortaya koyan bir tutumdur. Adalet Partisi Grubu Başkan vekilinin gensoru yetkisinin
Cumhuriyet Senatosuna tanınmamış olması nedenini tabiî üyeler müessesesinin var oluşuna
bağlamak suretiyle Anayasa gerekçesini tahrif ederek yaptığı konuşmada ve bu konuşma sırasında
grubunun tabiî üyeliğe karşı olduğunu belirtmesinde siyasi maksat ve çoğunluğu sağlama çabası
kendini göstermektedir. Adalet Partililer dışında hiç bir üyenin yasama dokunulmazlıklarının
kaldırtması yolunda oy kullanılmaması Adalet Partililerce alınan kararın siyasî yönünün ve isnadın
ciddiyetten uzak bulunduğunun bütün öteki üyelerce teslim edildiğinin açık bir ifadesidir.
2- Yasama dokunulmazlıkları kaldırılan üyelerin sözlü açıklamaları özeti:
(Konuşma sırasına göre)
a) Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Suphi Karaman'ın sözlü açıklaması (1968/71 ve 76
sayılı İşler)
Yasama dokunulmazlığı yasama görevi yapanları koruyan, onları bu görevde bağımsız kılan
bir hukuk teminatıdır. Bu teminat zedelenirse yani yasama dokunulmuzalıkları kolaylıkla
kaldırılabilire, demokratik parlemanterizm işlemez olur. Zedeleyici eylemler yürütme ve yargı
yollarından gelebileceği gibi yasama organından, buralardaki çoğunluk gruplarının
davranışlarından. Anayasa ve içtüzük hükümlerine aykırılıklardan da gelebilir. Anayasa 81.
maddesiyle zedeleme teşebbüslerine karşı teminat olarak Anayasa Mahkemesine başvurma yolunu
Koymuştur.
Anayasa'nın 70. maddesinin ikinci fıkrasında "tabi üyeler Cumhuriyet Senatosunun diğer
üyelerinin tabi olduktan hükümlere tabidirler" denilmekte ancak haklarında 73. maddenin birinci ve
ikinci fıkraları ve geçici 10. maddenin birinci fıkrası hükümlerinin uygulanamıyacağı
belirtilmektedir. Yasama dokunulmazlığı konusunda tabii üyelerin öteki üyelerden farklı
olabileceklerini düşünmek Anayasa'nın 70. maddesine aykırı düşer.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılabilmesi için en başta isnadın ciddi olması koşulu gelir,
isnadın ciddiyetinin suçun niteliğindeki ciddiyet, isnadın yapılışındaki ciddiyet, delillerin ciddiyeti
olmak üzere üç unsuru vardır. İsnat edilen suçun niteliğindeki ciddiyet, tek başına her zaman
sübjektif kalmağa mahkûmdur. En ağır isnatlar hiç bir delile dayandırılmadan bir deli tarafından her
zaman ortaya atılabileceği gibi, hukukun siyasete alet edilebileceğini sanan her maksatlı kişi
tarafından da ileri sürülebilir.
İsnadın ciddiyetini araştırırken yalnız isnat edilen suçun niteliğindeki ciddiyetle yetinmek
en basit hukuk kurallarım dikkate almayan bir ciddiyetsizlik örneği olur. Cumhuriyet Senatosu
tutanakları beş tabii üyenin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin görüşmelerde, hem de
hukukçu üyelere isnadın ciddiyetinin yalnız bu açıdan ele alınması örnekleriyle doludur. Oysa
isnadın yapılmasındaki ciddiyetsizlik beş tabiî üyeye ilişkin isnadın yapılışında olduğu gibi, açıkça
ortada olduğu sürece ve delillerin ciddiyetine dair bir karine bulunmadıkça isnadın ciddiyetinden
söz edilemez.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
7
Beş tabii üyenin dokunulmazlıklarının kaldırılması isteminde siyasi maksatlara dayanıldığı
bir çok bakımdan ortadadır Şöyle ki bu işe ilişkin dosyada tek dayanak aynı zamanda 21 Mayıs
suçlusu durumunda olan Yasemin Orhon'un 5/6/1963 günü Ankara Merkez Komutanlığında teype
alınan ifadesidir. Bu ifade de birbirinden ayrı yedi çeşit suç isnadı olduğu halde bunlardan altısı
üzerinde kovuşturma açılmayarak sadece Cumhuriyet Senatosu tabiî üyelerinin adlarının geçtiği M.
D. O. dolayısiyle kovuşturmaya girişilmesi tabiî üyelik müessesesini yıpratmağa yönelen ve böylece
siyasi maksat güden bir davranıştır.
Eski Hava Kuvvetleri Komutanının 22/2/1967 günündeki açıklamalarında on bir eski havacı
subayın ve ordu içindeki öteki ihtilâlci grupların nasıl çalıştıklarına dair doküman ve kendi el
yazılariyle belgeler bulunduğunu, gerekirse bunları vereceğini belirtmesine karşılık dosyada
Yasemin Orhon'a ait, teypten daktilo edilmiş ifadeden başka bir şey bulunmamaktadır. Bu da tabii
üyelik müessesesi üzerinde tartışma açmaya yönelen bir çabanın siyasî belirtisidir. Yasemin
Orhon'un teypteki ifadesi daha önce Sıkı Yönetim adlî makamlarınca takipsizlik kararı ile
sonuçlandırılmıştır. Bu bakımdan araştırma yapılmaksızın kovuşturma açılması tabii üyelik
müessesesinin hedef siyasi maksadın başka bir yönüdür.
Yasemin Orhon 21 Mayıs'a katıldığını teypin son sayfaya rastlayan bölümünde açıklamış;
M.D.O. içinde bulunduğunu da ikrar etmiştir. Dosyada sanık durumuna sokulmayışının elbette bir
siyasî yönü olmak gerekir.
Teyple alman ifade de S.D.K. ve Eminsu için aynı derecede ağır suçlamalar vardır. Teyp
ifadesinin ikinci sayfasında kimi kişilerin adları ve kimlikleri açıklanarak bu yeraltı örgütleriyle
ilişkileri üzerinde bilgi verilmiştir. Bunlar hakkında kovuşturmaya geçilmemesi için niteliğe göre
değil, sanıkların kişiliğine gere soruşturma açıldığı kanısını uyandırmaktadır.
Adi ve haysiyet kırıcı bir çok dokunulmazlık dosyaları yıllarca Komisyonda tutulup, kamu
oyundan saklanırken tabiî üyelerin dokunulmazlığı işinin, uzatılarak Cumhuriyet Senatosu
Komisyonunda ve Genel Kurulundaki davranışlarla ve bir bölüm basında yapılmasına fırsat verilen
aleyhte yayınlarla böylesine geniş istismara konu edilmesi elbette ki siyasî maksat taşır.
b) Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Şükran Özkaya'nın sözlü açıklaması:
(1968/73 ve 78 sayılı işler)
Komisyonun dokunulmazlığımızın kaldırılmaması hakkındaki raporuna muhalif kalan
üyeler bile isnadın ciddi olmadığını açıklamışlar; Genel Kurul görüşmelerinde dokunulmazlıkların
kaldırılmasını isteyenler de dosyanın ciddî olmadığım tekrarlamışlardır. Komisyon Başkanının ve
sözcüsünün ayrıntılı konuşmaları da gerçeği belirtmektedir. Dokunulmazlığımızın kaldırılmasını
gerekli görenler bunu hiç bir esasa bağlamamışlardır.
Cumhuriyet Senatosu kurulduğundan beri, Anayasa ve Adalet Komisyonunun
dokunulmazlığın kaldırılmamasına karar verdiği hallerde şimdiye kadar Genel Kurulda dosya
üzerinde konuşulmuş değildir. Zimmet, irtikap, ırza tecavüz ve benzeri suçlardan dolayı gelen
işlerde, ikinci derecedeki suç ortaklarının hüküm giydikleri bilinmesine rağmen, kimse
konuşmamış, Komisyon kararına uyulmuştur. Böyle davranılması işin içine siyasi maksat
girmemesi kaygısındandır.
Şu tutumun tek istisnası bize ilişkin işte görülmüştür. Bize isnat edilen aynı eylemle
suçlandırılmış bir milletvekilinin kendi meclisinin komisyonundan ve Genel Kurulurdan yasama
dokunulmazlığının kaldırılmaması ve bir yüksek dereceli memurun men'i muhakeme kararı aldıkları
bilindiği halde bu dosya üzerinde konuşulması ancak siyasî maksadın var olduğunu gösterir.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
8
Öte yandaş delillerin ciddi olup olmadığının Meclisçe takdir edilemiyeceği de ileri
sürülmektedir. Böyle bir görüş. Meclisi, Adalet Bakanlığından ve dolayısiyle Cumhuriyet
Savcılığından gelen istemlerin onanma mevkii durumuna getirir ve dokunulmazlık müessesesini
gereksiz kılar.
Bir tek partinin temsilcileri dışında, bütün partili ve partisiz üyeler dokunulmazlığın
kaldırılmasına yer olmadığı kararından yana oy kullanmışlardır. Demek ki karşı oy kullananlar
sayıca üstün fakat nitelikçe değildir. Millî iradeyi eskisi gibi çoğunluğa bağlayan görüş 27 Mayıs
Anayasa'sının ruhuna ve metnine uyma'; Anayasa dışına taşma davranışlarına ve çoğunluğun
azınlığa baskı yapmasına yol açar.
Bir de Genel Kurulda aleyhte konuşanların, kimlikleri değil zihniyetleri üzerinde durmak
isterim. Bunların çoğunun ya kendilerinin yahut da yakınlarının 27 Mayıs'tan zarar görmüş kimseler
oluşu dikkate değer.
c) Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Mucip Ataklı'nın sözlü açıklaması : (1968/69 ve 74
sayılı İşler)
Türk adliyesinin adaletinden asla şüphemiz yoktur. Oraya gidilmeyişin nedenini bir endişeye
bağlamaya çalışanlar küçük hesaplar içindedirler. Biz politikada hukuk kurallarını hâkim kılmak,
Anayasa egemenliğini bütün kapsamıyle gerçekleştirmeye yardımcı olmak için öncelikle Anayasa
Mahkemesinde hesap vermeyi uygun bulduk.
Bildiğim kapariyle M.D.O. yu dört evrede mütalâa etmemiz gerekir:
Birinci evre : 1962 yılı güz aylan içinde gazete sütunlarına geçen ve gizli dağıtıldığı
açıklanan bir bildiri ile M.D.O. yu Türk kamu oyu öğrenmiştir. Yine o sıralarda S.D.K. Milliyetçi
Mukaddesatçı Güçler, İkinci Kuvayı Millîye, Genç Kemalistler ve başka adlar altında çıkan çeşitli
gizli bildiriler kamu oyunu işgal etr mekte idi. M.D.O. konusu üzerinde Millet Meclisinde tartışmış
olan Gökhan Evliyaoğlu ve Fevzioğlu Savcılıkça tanık olarak dinlenmişlerdir. Bu ifadeler
incelenirse benim ve Başkanı olduğum 27 Mayıs Millî Devrim Derneğinin M.D.O. ile hiç bir
ilişkimiz bulunmadığı görülür.
İkinci evre : M.D.O. konusu, 22/12/1962 den sonra Talat Aydemir'in karşısındakileri kamu
oyunda şüpheli duruma düşürmeği ve önleyici güçleri ilerisi için bertaraf etmeği isteyerek M.D.O.
yu üzerimize yıkmaya çalışması ile yeniden kamu oyunu işgal etmiştir.
Üçüncü evre : Bu evre 21 Mayıs'la birlikte başlar. Radyoevinde Yasemin Orhon adında bir
Tıp öğrencisi yakalanır. Yanında sonradan Sıkı Yönetim Mahkemesince müebbet hapse mahkûm
edilen bir albay vardır. Öğrenci kendi ifadesine göre. Millî Emniyete, Merkez Komutanlığına
götürülür; Sıkı Yönetim Mahkemesi Adlî Amirliğine çağrılır. Oralarda, sorguya çekilir; M.D.O.
dan, SJD.K. den, Eminsu ihtilâl teşkilâtından söz eder, adlar verir. Söyledikleri hayal mahsulü ve
rivayet niteliğinde görülerek Sıkı Yönetim Mahkemesi dahi konunun kovuşturulmasına gitmez.
Bu üç evrede hükümetler gerekli titizliği gösterirler. Ancak delil yetersizliği ve ihbarın
ciddiyetten uzak niteliği dolayısiyle bir işleme girişemezler.
Dördüncü ve sonuncu evre : İlk evreden beş yıl sonra. Hava Kuvvetleri Komutanlığının eski
Kurmay Başkanı Özkan bir gazetecinin 22 Şubat'a ve 11 Havacı subay olayına ilişkin anılan
dolayısiyle basında bir açıklama yapar ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tansel'in 22 Şubat'taki
tutumuna da dokunur. Gazeteciler Tansel'den demeç almaya çalışırlar. General Tansel önce
cevaptan kaçınır; Karargâhında zamanın Millî Savunma Bakanı ile görüştükten sonra evinde
gazetecileri kabul ederek Özkan'ın açıklamalarına karşılık verir.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
9
Bu karşılıkta, Orduda ihtilâlci grupların bulunduğu ve bunların el yazılariyle hazırlanmış
dosyalarının kendi .elinde olduğu; grupların dıştan beslendikleri bir Güvenlik Kurulu toplantısında
dosyaların Başbakana verilmek istendiği fakat reddedildiği M.D.O. Teşkilâtının Genel Sekreterinin
Özkan ve Genel Başkanın Ataklı olduğu; Millî Devrim Ordusu Teşkilâtının Millî Devrim Derneği
içinde yer aldığı ileri sürülmüş; Cumhuriyet Savcılığı söylenenleri ihbar sayarak bunlardan yalnız
M.D.O. iddiası üzerinde durmuş ve kovuşturmaya geçmiştir.
İlk iki iddia M.D.O. iddiasından daha ağır, üçüncüsü ise ağırlıkça en az M.D.O. isnadı
derecesindedir. Bir Başbakanın ihtilâle göz yumması onu ihtilâli yapanlar kadar suçlu kılar. Elinde
dosya bulunduğunu söyleyen General Tansel'in ise emri altındakiler arasında bu çeşit davranışları
engellememesi; emri dışında olanların durumlarını ilgili mercilere duyurmaması en azından görevi
kötüye kullanma ve suç ortaklığına katılma anlamını taşır. Bu iddialar karşısında Savcılığın gereken
titizlikle meselenin üzerine eğilmemiş olması dikkat çekicidir.
İddia hayalî ve mesnetsizdir. Elinde böyle deliller bulunsaydı General Tansel bunları çoktan
Savcılığa verirdi. Zamanın Başbakanının General Tansel'in teklifini reddettiği iddiası da gerçeği
tam olarak yansıtmamaktadır. Bir Millî Güvenlik Kurulu toplantısında böyle bir teklifin yapıldığı
doğrudur. Yalnız Başbakanın cevabı meşkûk bırakılmıştır. Başbakan, General Tansel'e Kuvvet
Komutanlarının Genelkurmay Başkanlığına bağlı olduğunu hatırlatarak "Elinizdeki dosyalan
Genelkurmay Başkanına veriniz. Oradan bana intikal eder." demiştir. General Tansel elinde
bulunduğunu iddia ettiği dosyalan neden ne Genelkurmay Başkanına ne de sonradan Başbakan olan
zatlara vermemiştir. İşe Savcılık el koyduğuna göre neden dosyalar halâ Adalet mercilerine intikal
etmemiştir' İddiaya göre ihtilâlci gruplar şimdi de vardır. Böyle bir durum, Cumhuriyeti sürekli bir
tehdit altında bulundurur General Tansel bilgileri vermek istemiyorsa niçin böylesine önemli
iddiaların delillerini Hükümet Sorumluları ve Cumhuriyet Savcısı kendisinden almak yoluna
gitmiyorlar' Bildiğini söylememek ve delilleri saklamak da suçtur.
Açıkça ve kesinlikle söylüyorum ki General Tansel'in iddiaları kişisel hissi ve ruhî nedenlere
dayanmaktadır; gerçekle ilgisi yoktur. İddialarını niçin ispatla-yamıyor' Ya söyledikleri doğru
değildir, delilsizdir; yahut da iddialarının bizimle ilişkisi yoktur; elindekiler bizzat kendi
hazırlıklarının dosyalandır; ortaya çıkaramıyor.
Biz, General Tansel'in ordudaki ihtilâlci grupların liderliği hevesini, hayalindeki yüksek
makamlara ulaşma imkânını engelledik, baltaladık. Aradaki çatışma, bizi itibardan düşürmeye
çabalayışı işte böyle hissî bir nedene dayanmaktadır.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesine göre yasama dokunulmazlığının
kaldırılabilmesi için önce isnadın ciddî olması gerekir. İsnadın ciddî olması; yeteri kadar delile
dayanması ve isnat edilen suçun unsurlarının maddî yönden belirli bulunması demektir. Anayasa ve
Adalet Komisyonu sözcüsü meselenin görünüşteki ciddiyet ve ağırlık İle değil dayanaklardaki
ciddiyet ve ağırlıkla ölçülmesi gerektiğini söylemiş; "Komisyon mücerret isnat ile bağlı olsaydı
ayrıca dosyanın incelenmesine lüzum kalmaz, sadece isnat karar için yeterli olurdu." demiştir.
Gerek Komisyonlarda gerekse Genel Kurul'da lehte ve aleyhte konuşanlar dosya
içindekilerin ciddiyetten uzak olduğunu belirtmişlerdir. İddia 21 Mayıs suçluları için kurulan Sıkı
Yönetim Mahkemesinde de itibar görmemiştir. Millet Meclisinin aynı isnat altındaki Hatay
Milletvekili Özkan'ın dokunulmazlığını kaldırmaması ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin yine aynı
suçtan sanık Yargıtay Üyesi Egesel hakkında men'i muhakeme kararı vermesi isnatta ciddiyet
olmadığın: açıkça ispatlamaktadır.
içtüzükte yazılı öteki koşulların gerçekleşmesine gelince: Altı yıllık geçmişi olan bu olay
kamu oyundaki etkisini yitirmiştir. Aslında olay dar bir çerçeve içinde kalmış bulunmakta idi.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
10
Bugün bir etkisi var ise bunu ancak iddiayı siyasî maksatlarına alet edenlerin tutum ve
davranışlarında aramak gerekir.
Dâva siyasî nedenlerle de malûldür. General Tansel'in ancak zamanın Millî Savunma Bakanı
ile temastan sonra gazetecilere açıklama yapması; yine Generalin ihtilâlcileri koruduğunu iddia
ettiği ve böylece suçlu kıldığı zamanın Başbakanı hakkında bir işlem yapılmamış olması, Adalet
Partisi Senato Grubu Başkanının konu üzerinde Genel Kurulda söylediklerindeki siyaset kokusu,
tabiî üyelik müessesesinin bu vesile ile Genel Kurulda tartışılması ve yıpratılma meselesi yapılması,
gündemin düzenlenmesinde Başkanlık Divanının tutumu. Adalet Partisi eğilimleri basındaki
neşriyat, S.D.K. ve Eminsu'ya ilişkin ihbarlar dolayısiyle işleme geçilmemesi işin tüm siyasî bir
temele dayandığını gösterir.
Kararın iptali gereklidir,
d) Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in sözlü açıklaması:
(1968/70 ve 75 sayılı işler.)
Kararın İptali için Anayasa Mahkemesine başvurmamış şahsî kaygılardan değil, Anayasa ve
hukuk dışına çıkma eğiliminde bulunan kimi siyasî kuruluşları hukuk devleti düzeni içinde tutma
çabasından ileri gelmektedir.
Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunu yeni Anayasa'mız artık yasama
organının siyasî bir kararı olmaktan çıkarmış; hukuki bir karar alma niteliğine kavuşturmuştur.
Dâvamızı, işin önce Anayasa'ya sonra da Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü hükümlerine
aykırılığı açısından incelemeye çalışacağım.
Komisyonda ve Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasını isteyenler hep "Tabiî üyelik müessesesinin devamlılık esasına dayandığı; tabiî
üyelere bir eylem isnat edilince yasama dokunulmazlıklarının derhal kaldırılması gerektiği" fikrini
ısrarla ileri sürmüşler ve Genel Kurulu Ve kamu oyunu bu fikrin etkisi altında tutmağa
çalışmışlardır.
Böyle bir görüş, Anayasa'nın yasama dokunulmazlığı ile ilgili hükümlerini tabiî üyeler için
işletilmemesi dolayısiyle, temelinden ihlâl etmiş olur. içtüzük, yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılıp kaldırılmaması konusunda, bütün üyeler hakkımda eşit şartlara uygulanacak objektif
ölçüler koymuştur. Bu ölçülere uyarsa, ayrım yapılmaksızın bir üyenin dokunulmazlığı kaldırılır;
uymazsa kaldırılmaz. Anayasa'nın 70. maddesi tabiî üyeleri, seçimlerle ilgili hususlar dışında öteki
üyelerin tabi oldukları statüye bağlamaktadır. Ayırma yapılmasıyla Anayasa'nın 70. ve 79.
maddelerinin sözü ve özü ihlâl edilmiştir.
Dokunulmazlığın kaldırılması kararı içtüzüğün 140. maddesinde yazılı objektif ölçülere de
uymamaktadır.
Anayasa ve Adalet Komisyonu raporları, Komisyon Sözcüsünün açıklamaları, Genel Kurul
görüşme tutanakları, aynı isnat altında tutulan Özkan ve Egesel haklarında yetkili yerlerce alman
kararlar isnadın ciddiyetten tüm yoksun olduğunu göstermektedir.
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundaki açık oylama sonucu, lehte oy kullananların
muhalefete, aleyhte oy kullananların oyçokluğuna sahip tek bir siyasî partiye mensup
bulunduklarını ortaya koymuştur. Oylar bütün siyasî partiler içinde değişik olarak dağılsaydı sonuç
hukukî bir anlaşmazlığa bağlanabilirdi. Oysa aleyhteki oylar çoğunluk partisi içinde kümelenmiş,
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
11
katılaşmıştır. Bu oyların sahipleri 27 Mayıs Devriminden beri duygularına yenilmiş kimseler; bir de
aynı duygular içindeki belirli ve sınırlı seçmen kitlelerine kendilerini beğendirme de seçilme şansı
görmüş olanların.
Yasama dokunulmazlığımızın kaldırılması konusundaki Parlâmento içi ve dışı öteki
tertipleri burada dile getirmek istemiyorum. Genel Kurul görüşmelerinde bu tertiplerin hepsi teker
teker açıklanmıştır.
V- İNCELEME :
İptal istemini kapsayan dilekçeler ve ekleri kanuna ilişkin raporlar Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığından ve Başbakanlıktan getirilen belge ve bilgiler, konu ile ilgili Cumhuriyet Senatosu
Genel Kurulu görüşme tutanakları, iptal istemine ilişkin Anayasa ve İçtüzük hükümleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşüldü ve düşünüldü :
A- Şekil yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi :
Önce şekil yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi ve karara bağlanması gerekli
bulunmuş; 1968/79 esas sayılı işte ise sadece usulsüzlük nedeniyle iptali istenmiş olduğundan ilk
olarak bu dosya ele alınmıştır.
1. Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu raporunun Genel Kurulca
reddedilmesi üzerine, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda ayrıca oya
başvurulmamış olması durumu:
Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunca Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün
Dördüncü Kısım Birinci Bölümüne (Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması bölümü göre
düzenlenen 21/2/1968 günlü 3/608 -14 sayılı raporda :
"Kendilerine, demokrasi prensiplerine aykırı olarak Devletin tek bir fert veya bir zümre
tarafından idare edilmesini hedef tutan cemiyet kurmak ve bu cemiyetin faaliyetlerini tanzim, sevk
ve idare etmek fiili isnat edilen Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyeleri Mucip Ataklı, Ekrem Acuner,
Suphi Karaman, Sezai Ozkan ve M. Şükran Özkaya'nın yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılmasına dair Başbakanlığın 10/8/1967 tarihli ve 6/2-10571 sayılı tezkerelerine bağlı dosya,
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmekle İçtüzüğümün 139. ve 140. maddelerinde
belirtilen usul ve esaslar dairesinde işleme tabi tutularak, Komisyonumuzun 21 Şubat 1968 tarihli
birleşiminde görüşüldü :
Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması istenilen Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyeleri
Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai Okan ve M. Şükran Özkaya'ya isnat edilen
fiilin vasıf ve mahiyetine göre Anayasa'nın 79. maddesi ile İçtüzüğün 139. ve 140. maddeleri
uyarınca haklarındaki kovuşturma ve yargılamanın, üyelik sıfatlarının sona ereceği zamana
bırakılmasına karar verildi.
Genel Kurulun tavsiplerine arzedilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur."
denilmektedir. Raporun düzenlenmesine on iki üye katılmış ve bunlardan dördü muhalif
kalmışlardır.
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 12/12/1968 günlü 13. Birleşiminde rapor açık
oylamaya konulurken bir üyenin oylamanın usulünün anlatılmasını istemesi üzerine Başkan "Önce
müsaade ederseniz 108. maddenin üçüncü fıkrası gereğince oyların neyi, hangi manayı ifade
ettiklerini arzetmek istiyorum efendim. Beyaz oy, raporun kabulünü; kırmızı oy raporun reddini,
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
12
yanı yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını, yeşil oy ise çekimserlik manasını tazammun
edecektir." demiştir. (Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterliğince gönderilen 13. birleşime ilişkin
Tutanak Dergisi örneği-sayfa 76 ve 77).
İptal isteminde bulunan, raporun reddi üzerine komisyonun yeni bir raporla Genel Kurula
gelmesi, bir üyenin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında önerge vermesi, Başkanın
teklifi üzerine Genel Kurulun Yasama dokunulmazlığının kaldırılması konusunda irade ve kararını
açıklaması yollarından hiç birine başvurulmadığını; Başkanın açık oylamada renklerin ne anlama
geleceği yolundaki açkılamasının oylamanın nasıl olacağı üzerinde bir uyarma niteliği taşıdığını ve
bu açıklamanın alınacak karara güvenilir bir destek ve dayanak hazırlayamayacağını; Başkanın
Genel Kurulun alacağı kararlara anlam ve yon veremiyeceğini; böylece ortada yasama
dokunulmazlıklarının, kaldırılmasına ilişkin hukukça değerli bir karar bulunmadığını; bunun da
İçtüzüğün 144. maddesinin başındaki bu konuda bir karar alınması zorunluğuna işaret eden devimin
delâlet ettiği hükme aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü açık oylama üzerinde önemle durmuş ve herhangi bir
yanlışlığa yol açılmaması için, oylamaya başlanmadan önce Başkanın oyların, renklerine göre, neyi
ifade edeceğini anlatmasını şart kılmıştır. (İçtüzük : Madde 108 -1 bent, üçüncü fıkra.)
Başkanın söz konusu açık oylamaya geçilirken yaptığı açıklama incelenirse görülür ki,
konuşma sadece üzerinde her üyenin adı yazılı bulunan beyaz, kırmızı ve yeşil renkli oy
pusulalarının ne anlama geleceğini anlatmaktan ibaret kalmamaktadır. Gerçekten Başkan, beyaz
oyun raporun kabulü, kırmızı oyun raporun reddi demek olduğunu; yeşil oyun ise çekimserlik
anlamı taşıdığını belirtmiş; ancak bu kadarla yetinmeyerek açıklamasını başka bir yönde
genişletmiştir. Öyle ki İçtüzüğün 108. maddesine göre oylamaya başlamadan önce yapılması
zorunlu olan uyarmanın sının aşılmış; Başkanın, "kırmızı oy raporun reddini yani yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasını tazammun edecektir." demesiyle raporun reddinin aynı zamanda
dokunulmazlıkların kaldırılması kararı niteliğini taşıyacağı iradelerini ona göre açıklamaları için,
Genel Kurula önceden duyurulmuştur. Bunun, hukukî sonuç ve etki bakımından yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılmasının doğrudan doğruya oya konulmasından değişik bir yönü
olduğu düşünülemez. Başkanın "yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması" yerine "yasama
dokunulmazlığının kaldırılması" deyimini kullanması üzerinde, raporun beş kişiyi kapsadığı
bilindiğine göre, ayrıca durmağa yer yoktur.
Demek ki Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu kırmızı oyların raporun reddedildiği anlamına
geleceğini, raporun reddedilmesinin de dokunulmazlıkların kaldırılması karan niteliğinde olacağını,
oylamadan önce bilerek iradesini ve kararını belli etmiştir. Bu yolda yapılmış kesin bir açıklamadan
sonra ise yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ayrıca oylanması yersiz ve gereksiz düşer.
Böyle olduğu için de ortada hukukça geçerli bir karar bulunduğunu ve kararın dokunulmazlıkların
kaldırılması anlamım ve sonucunu taşıdığını kabul etmek zorunludur. Şu duruma göre Anayasa ve
Adalet Komisyonu raporunun Genel Kurulca usülünce reddedilmesi üzerine bununla yetinilerek
yasama dokunulmazlığının kaldırılması konusunda ayrıca oya başvurulmaması, inceleme konusu
kararın şekil yönünden iptali gerektirir bir neden olamaz.
2. Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi hakkında ayrı ayrı oylamaya başvurulmamış
olması durumu :
Yukarıda da görüldüğü üzere Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi hakkında yasama
dokunulmazlığı yönünden yapılan inceleme ve işlemde Anayasa ve Adalet Komisyonu, işin
Cumhuriyet Savcılığından Adalet Bakanlığına, Adalet Bakanlığından Başbakanlığa,
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
13
Başbakanlıktan da Cumhuriyet Senatosuna gelişinde olduğu gibi ilgililerin durumlarını bir arada ele
almış ve bunları ayırmaksızın tek rapora ve tek sonuca bağlamıştır.
İptal istemine konu olan kararın alındığı Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun İ3.
Birleşiminde bir üye, tabiî üyelerden yalnız Sezai Okan'ın dokunulmazlığı konusunda, "ilk şahit
beyanında ve teypte adı geçmemiş olması" dolayısiyle ayrı oylamaya gidilmesini önermiştir. Bunun
üzerine Başkan, yasama dokunulmazlığının, kaldırılması isteminde beş üyeye isnat edilen suçun
aynı nitelikte olduğunu, delillerin aynı bulunduğunu, tek bir dosya ile Cumhuriyet Senatosuna
gönderildiğini, Anayasa ve Adalet Komisyonu beş üyenin durumunu müştereken mütalâa ettiği ve
Genel Kuruldaki görüşmeler aynı rapor üzerinde açıldığı için oylamanın da müşterek yapılması
gerektiğini; ancak önergeyi oya sunmak zorunda olduğunu belirtmiş ve oylama sonucunda önerge
reddedilmiştir. Bundan sonra bir başka üye "beş üyeden her bini bakımından ayrı ayrı oylama"
yolunda önerge vermiş; bu önerge de kabul edilmemiştir. En sonunda Anayasa ve Adalet
Komisyonu raporu toptan açık oylamaya konulmuş ve oylama redle sonuçlanmıştır. (13.Birleşime
ilişkin Tutanak Dergisi örneği : Sayfa : 68-77).
İptal isteminde bulunan, sözlü açıklaması sırasında; ceza sorununun şahsiliği ilkesine,
Anayasa'nın 79, 80. ve 81. maddelerinde ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden öteki
hükümlerde olduğu gibi çoğul olarak söz edilmediğine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuda
kurulu gelenek bulunduğuna, oylamaların teker teker yapılmasına ilişkin önergelerin yersiz ve
zamansız oylandığı ve rapor toptan oya konularak Genel Kurulun tek tek tecelli edecek iradesini
gösteremez duruma sokulduğu iddialarına dayanarak kararda bu nedenlerle de şekil yönünden
ayrılık bulunduğu görüşünü savunmuştur.
Böylece dilekçede bulunmayan yeni bir iptal gerekçesi ortaya atılmış olmaktadır. 44 sayılı
Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi, kanunların ve yasama
meclisleri içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığı konusunda istemle bağlıdır; fakat ilgililerce ileri
sürülen gerekçelere dayanmak zorunluluğunda değildir. Bu hüküm, aynı Kanunun 33. maddesinin
üçüncü fıkrası gereğince dokunulmazlığın kaldırılması kararının iptali istemlerinin incelenmesinde
de uygulanır. Şu duruma göre ve olaydaki toplu oylama işlemi Mahkemece de doğrudan doğruya
ele alınacak önemde bir konu olduğu için bu gerekçenin daha önce iptal istenmesi ileri sürülmemiş
bulunması üzerinde durmağa yer yoktur.
İptal isteminde bulunan iddiasına aykırı olarak birden çok kişileri ilgilendiren yasama
dokunulmazlığının kaldırılması işlerinde her ilgili için ayrı oylamaya gidileceğim buyuran bir
hüküm ne Anayasa'da ne de Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde yer almış değildir. Ceza
kovuşturmasının açılması veya ceza verilmesi niteliğinde olmayan, sadece yasama meclisleri
üyelerini kimi istisnai durumlarda üyelik teminatından sıyırarak adalet karşısında öteki yurttaşlarla
bir düzeye getirmekten ibaret bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlemine,
Anayasa'nın 33. maddesindeki "ceza sorumunun şahsiliği ilkesine dayanılmak yoliyle yön verilmesi
düşünülemez. Yine Anayasa'nın yasama dokunulmazlığına, üyeliğin düşmesine ve bu iki konudaki
iptal istemlerine ilişkin 79., 80. ve 81. maddelerinde Türkiye Büyük Meclisi üyelerinden çoğul
olarak söz edilmemesinden ve "bir Meclis üyesi", "bir üye", "ilgili üye" gibi deyimlerin
kullanılmasından, destekleyici başkaca açık bir hüküm bulunmadığı için, bir hukuk kuralı
çıkarmanın olanağı yoktur. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1956 yılında kurulduğu
ileri sürülen geleneğe başlangıçlık edecek işleme gelince: O olayda iptal isteminde bulunanın da
açıkladığı üzere, başka başka kimselerce birbirinden ayrı olarak işlenmiş çeşitli eylemler vardır.
Eylemler her nasılsa Cumhuriyet Savcılığınca ve Adalet Bakanlığınca tek yazıda birleştirilmiş; fakat
Türkiye Büyük Millet Meclisinde birbirinden ayrılmıştır. Durumun eldeki işle benzerliği
bulunmadığı ortadadır.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
14
Bununla birlikte birden çok kişileri ilgilendiren yasama dokunulmazlığının kaldırılması
işlerinde her ilgili için ayrı oylamaya gidilmesi elbette ki en doğru ve sağlam yoldur. İsnat edilen
suç ve Komisyonda varılan sonuç aynı bile olsa ilgililer arasında dayanaklar ve şahsî durumların
özelliği bakımından kararı etkiliyecek nice farklar bulunması olasılığı daima vardır. Bu gibi hallerde
ayrı oylama Genel Kurulun iradesini daha büyük bir serbestlik ve isabetle belli etmesini sağlar.
Bir yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararında toptan oylamaya gidil mis olması, o
kararın iptalini gerektirecek ağırlıkta bir şekil eksikliği ve aksaklığı mıdır' İşin niteliği, bu konuda
değişmez, genel bir kuralın konulmasına elverişli değildir. Doğru olan; her olayın kendi özellik ve
ayrıntıları içinde ele alınması, toplu oylamanın Genel Kurul iradesinin yönünü etkilemesi ve
değiştirilmesi gibi bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve varılacak sonuca göre
kararın iptal edilmesi veya edilmemesidir.
İnceleme konusu işin. Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda sekiz oturum süren
görüşmelerinde söylenenler tutanak dergilerinden izlenirse görülür ki, gerek lehte gerekse aleyhte
konuşanlar Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesini daima bir bütün olarak ele almışlar; bunlardan
birinin veya bir kaçının durumlarında bir ayrılık gördüklerini belli edecek herhangi bir açıklamada
bulunmamışlardır. Bir başka deyimle fikirler beş tabiî üyeden ya hepsinin dokunulmazlığının
kaldırılması ya hiç birinin dokunulmazlığının kaldırılmaması yönünde gelişmiştir. Alt Komisyonun
ve Anayasa ve Adalet Komisyonunun raporlarına muhalif kalanların da yine beş tabiî üyenin
durumları arasında herhangi bir ayrılık gözetmedikleri görülmektedir. Bu halin istisnası kararın
alındığı 12/12/1968 günlü 13. Birleşimde bir üyenin oylama konusunda verdiği önergedir. Bu üye,
beş tabiî üyeden Sezai Okan'ın ilk şahit beyanında ve teypte adı geçmemiş" olduğunu ileri sürerek
hakkındaki oylamanın ayrı yapılmasını istemiş; yukarıda da değinildiği üzere önerge reddedilmiştir.
Beş tabiî üyeden belirli birisine ilişkin oylamanın ayrı yapılması hakkında verilmiş ve içinde o tabiî
üyenin adı açıklanmış başkaca bir önerge yoktur, iradelerini beş tabiî üyeden biri veya bir kaçı
hakkında ayrı yönde kullanmayı düşünen üyeler varsa kendilerinden o yolda konuşmaları veya
böyle bir önerge vermeleri beklenirdi. O yolda konuşulmamış veya böyle bir önerge verilmemiş
olması, yukarıda da işaret edilen, beş tabiî üye arasında ayrılık gözetmeme, bunları bir bütün olarak
ele alma eğiliminin bir başka delili olarak nitelendirilebilir. Cumhuriyet Senatosunun yine 13.
Birleşiminde bir başka üye yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması için ayrı oylamaya
gidilmesini önermişse de önergesinde sadece genel olarak "Cezaların ferdîliği" ilkesinden söz etmiş
ve ilgili tabiî üyelerden herhangi birinin yönünde bir açıklama yapmamış bulunduğundan kendisini
bu konuda Cumhuriyet Senatosuna hâkim görünen iki genel eğilimin dışında saymak yerinde bir
davranış olmayacaktır. Ayrı oylamayı ileri süren önergelerin vakitsiz oya konulduğu iddiası
üzerinde, sorunun ayrıntı niteliğinde oluşu dolayısiyle ve sonucu etkilemesi düsünülemiyeceği için
durulmamıştır.
Açık oylama sonucunu gösteren T.B.M.M. Tutanak Müdürlüğünce onanlı listeye göre Tabiî
Üye Sezai Okan hakkındaki oylamanın ayrı yapılmasını öneren üye Anayasa ve Adalet Komisyonu
raporunun reddi, yani dokunulmazlıkların kaldırılması, yönünde oy kullanmıştır. Bu üyenin Sezai
Okan'ın lehinde oy vermek istediği; fakat toplu oylama yüzünden imkân bulamadığı ve böylece
iradesini gereği gibi açıklayamadığı ileri sürülebilir. Burada önemli olan bu oy'un Genel Kurulun
karar yeter sayısını zedeleyip zedelemediğidir.
Başkan açık oylama sonucunu belli ederken : "Yasama dokunulmazlıktan hakkında Anayasa
ve Adalet Komisyonu raporu oylamasına 126 sayın üye katılmış, bunlardan 55 kabul, 64 ret, 3
çekimser, 2 boş, 2 adet de geçerli olmayan oy çıkmıştır." demektedir. (13. Birleşim Tutanak Dergisi
Örneği : Sayfa : -77) Ancak açık oylama sonucunu belli eden T.B.M.M. Tutanak Müdürlüğünce
onanlı altı sayfalık cetvelde Cumhuriyet Senatosu üyelerinin de adlan belirtilmek suretiyle raporu
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
15
kabul edenler 55, reddedenler 64, oya katılmayanlar 59, çekimserler 3, geçerli sayılmayan oylar 2
olarak gösterilmiştir. Başkanın boş çıktığını söylediği iki oydan burada söz edilmemektedir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün açık oya başvurmayı düzenleyen 108. maddesine göre bu
çeşit oylamalarda üzerinde her üyenin adı yazılı beyaz kırmızı ve yeşil renkli oy pusulalarının
kullanılması zorunluğu vardır. Karar, lehte ve aleyhte bulunanların sayısına göre belli olur.
Çekimserlerin sayısı oyu etkileyemez; yalnız yeter sayıya girer. İptal edilmiş oy pusulaları çekimser
sayılarak yeter sayıya dahil edilir.
İçtüzüğün 108. maddesi uyarınca kullanılan oy pusulaları renklerine ve üzerlerindeki üye
adlarına göre yukarıda değinilen cetvelde bir bir değerlendirilmiştir. Durum böyle olunca, Başkan
"boş" dediği oyların da rengi ve üzerinde kullananın adı bulunmayan kâğıt parçalarından başka bir
şey olabileceği düşünülemez. Açık oylamada bu çeşit pusulaların yeter sayı hesabında nazara
alınmasına İçtüzük hükümleri elverişli değildir. Demek ki oylamaya katılanlar bir başka deyimle
oylama sırasında toplantıda bulunmuş sayılmaları gerekenler Başkanın açıkladığı gibi 126 değil 124
üyedir.
Anayasa'nın 86. maddesi gereğince her meclis üye tanı sayısının salt çoğunluğu ile toplanır
ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
Toplantıda 124 üye bulunduğuna göre karar yeter sayısı yani toplantıya katılanların salt çoğunluğu
63 dür. Oysa 64 üye Komisyon raporunun reddi yönünde oy kullanmıştır. Tabiî Üye Sezai Okan
hakkında daha önce ayrı oylama istemiş olan üyenin ret yönünde verdiği oy nazara alınmasa dahi
63 e inecek olan ret oyları gene de karar yeter sayısının altına düşmeyecektir.
Özetlemek gerekirse : Cumhuriyet Senatosu beş tabiî üyesi hakkındaki Komisyon raporunun
toptan oya konulmasının Genel Kurul iradesinin yönünü etkilediği ve değiştirdiği düşünülemez. Bu
böyle olduğu için de beş tabiî üye hakkında ayrı ayrı oylamaya başvurulması, inceleme konusu
kararın şekil yönünden iptalim gerekli kılmaz. Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Avni
Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin ve Ahmet Akar bu görüşe katılmamışlardır.
3. Birleştirme Kararı :
Görüşmenin bu evresinde üyelerden İhsan Keçecioğlu iptal istemine ilişkin 11 dosyanın
birleştirilmesini önermiş; onbir ayrı iptal isteminin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun aynı
12/12/1968 günlü ve 64 sayılı kararma yönelmiş olması, başvurmaların hemen hemen aynı zamanda
yani 17/12/1968 ve 18/12/1968
günlerinde yapılmış bulunması, dosyaların tümünün Cumhuriyet Senatosu kararında adları
geçen beş tabiî üyeyi kapsaması, getirtilen belge ve bilgilerin tura dosyalarla müşterek oluşu
dolayısiyle ve incelemeyi de kolaylaştıracağı gözönünde tutularak öneri uygun görülmüş ve
1968/69., 70., 71., 72., 73., 74., 75., 76., 77, ve 78 sayılı dosyaların eldeki 1968/79 sayılı dosya ile
birleştirilerek incelenmesine üyelerden Sait Koçak, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin Ahmet
Akar ve Muhittin Gürün'ün karşı oyları ile ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
4. Komisyon incelemesinin bir ay içinde birleştirilmiş olması durumu :
Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 141. maddesinde Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt
Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında kendilerine havale edilen bir işi en
çok bir ayda sonuçlandıracakları yazılıdır. Cumhuriyet Senatosu beş tabiî üyesinin yasama
dokunulmazlıklarına ilişkin Alt Komisyon raporu, 12/12/1967 ve Anayasa ve Adalet Komisyonu
raporu 21/2/1968 tarihlidir. Sadece şu iki tarih dahi işin, bir ay içinde sonuçlandırmadığını
göstermeğe yeterlidir
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
16
1908/69., 70., 71., 72. ve 73 sayılı işlerde bu durumun İçtüzüğün 141. maddesine aykırı
bulunduğu ve iptal nedeni olduğu ileri sürülmüştür.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 141. maddesi, dokunulmazlık işlerinin sürüncemede
kalmaması için konulmuş bir uyarma hükmüdür. Hükmün, süreye uymayan komisyonları yetkisiz
kılacak ve ilgili lehine hak doğuracak bir niteliği yoktur. İçtüzüğün, komisyonların kendilerine
havale edilen kanun tasarı ve tekliflerini en çok bir buçuk ay içinde sonuçlandırılıp Genel Kurula
göndermemesi halinde tasarı veya teklifin doğrudan doğruya gündeme alınmasının Genel Kuruldan
istenmesine cevaz verilmesine karşılık (Madde 36) dokunulmazlık işlerinde böyle bir olanağı
tanımaması yukarıdaki görüşü ayrıca desteklemektedir.
Şu duruma göre komisyon incelemesinin bir ay içinde bitirilmemiş bulunması, kararın şekil
yönünden iptalini gerektirecek bir neden olamaz.
B- Esas yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi :
Anayasa'nın 79. maddesi; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir Meclis
üyesinin, kendi meclisinin kararı olmadıkça, tutulamıyacağı, sorguya çekilemiyeceği,
tutuklanamıyacağı ve yargılanamıyacağı kuralını koymuş; yalnız ağır cezayı gerektiren suçüstü
halini bu hükmün dışında bırakmıştır.
79. maddenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Anayasa, hangi hallerde yasama
dokunulmazlığının kaldırılabileceğini belirtmemiştir. Ancak bu yasama meclislerinin konu üzerinde
tam ve salt bir takdir hakları bulunduğu anlamına gelmez. Çünkü yasama dokunulmazlığı
müessesesine 79. maddede yer vermekle Anayasa Koyucunun güttüğü erek -ki bu, yasama görevini
yürüteceklerin çeşitli çevrelerden gelebilecek baskı ve kaygılardan korunmuş olarak o görevi gereği
gibi yapmalarını sağlamak diye özetlenebilir - böyle bir görüş ve düşünüşle bağdaşamaz. Öte yandan
yine Anayasa; 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetini bir hukuk Devleti olarak nitelemiştir. Şu
duruma göre yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda bir takını belirli, objektif ölçüler
uyarınca davranılması ve bu ölçülerin bir hukuk Devletinden beklenen nitelikte bulunması şarttır.
Nitekim Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde (Madde 140) yasama dokunulmazlığının
kaldırılması işlemlerine ışık tutacak kimi ilkeler yer almıştır. Bu ilkelere göre bir üyeye yapılan suç
isnadının ciddiliğine ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî ereklere
dayanmadığına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi bakımından
yahut üyenin, şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığının kaldırılmasında zaruret
bulunması halinde yasama dokunulmazlığı kaldırılır.
İnceleme konusu karar, Cumhuriyet Senatosu beş tabiî üyesi hakkındadır. Tabiî üyelerin
öteki üyelere göre birincilerin yasama görevlerinin süresiz, ikincilerin süreli olması dışında ayrı ayrı
hükümlere tâbi tutulmaları, Anayasa'nın 70. maddesinin açık ve kesin hükmü karşısında,
düşünülemez. Yasama görevinin süresiz oluşunun, yasama dokunulmazlığı bakımından olumlu
veya olumsuz hiç bir etkisi olamıyacağı ve tabiî üyeleri seçilmiş üyelerden farklı bir duruma
sokamıyacağı da yine bu hükmün bir gereği ve sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Yasama dokunulmazlığının tabiî ve seçilmiş üyeler bakımından aynı niteliği taşıdığından
böylece ve kısaca değinildikten sonra şimdi, İçtüzüğün 140. maddesindeki sıraya göre işin, isnadın
ciddiliği yönünden incelemesine geçilecektir.
1- İsnadın ciddiliği sorunu :
Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyeleri Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai
Okan ve Mehmet Şükran Özkaya'ya yapılan ve bunların yasama dokunulmazlıklarının
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
17
kaldırılmasına yol açan isnadın ciddî olup olmadığı konusunda isabetli bir sonuca varmak için
isnadın dayanaklarına kadar inilmesi zorunluğu vardır; bu da tabiatiyle delillerin elden geçirilmesini
gerektirecektir. Ancak böyle bir tutumun delillerin takdiri ile karıştırılmaması yerinde olur.
Delillerin takdiri, hükme yönelen bir tartma, ölçme eylemidir; suçun sübut bulunup bulunmadığını
araştırır; görevli yargı yerlerine özgüdür. Anayasa Mahkemesinin burada yapacağı ise, sübut
yönünden değil ancak isnadı ciddî olarak nitelemenin mümkün bulunup bulunmadığı bakımından
ve sadece bu yönde aydınlanacak kadar, delillerin üzerinde durmaktır.
Ankara Cumhuriyet Savcılığının 7/7/1967 günlü fezlekesine göre Cumhuriyet Senatosu beş
tabiî üyesine isnat edilen suç, Türk Ceza Kanununun değişik 141. madesinin 3 sayılı bendine
girmektedir. Bu bentte, ereği Cumhuriyeçiliğe aykırı olan veya demokrasi prensiplerine aykırı
olarak Devletin tek bir fert veya bir zümre tarafından idare edilmesini hedef tutan cemiyetleri
kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare
edenler veya bu hususta yol gösterenler için uygulanacak cezalar vardır. Bu çeşit cemiyetlere
girenlerin cezalan aynı maddenin 5 sayılı bendinde gösterilmiş; 141. maddede yazılı suçlan
işleyenlerden suçu ve öteki failleri, son tahkikat açılıncaya kadar, yetkili makamlara ihbar edenler
hakkında, ihbarın doğruluğu anlaşılırsa, uygulanacak ceza indirimleri ise 7 sayılı bentte hükme
bağlanmıştır.
Görülüyor ki beş tabiî üyeye isnat edilen suç ciddi ve ağırdır. Fakat burada asıl önemli olan
ve üzerinde durulması gereken suçun değil yapılan isnadın ciddî olup olmadığıdır. Cumhuriyet
Savcılığının yukarıda sözü edilen fezlekesinin başında "Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan
Tansel tarafından yapılan basın toplantısının, 22 Şubat 1967 tarihli gazetelerde yayımlanan şeklinde,
bahusus aynı tarihli Dünya Gazete'sinin 7. sayfa ve 2. sütununda yayımlanan kısmında ihtilâlci
faaliyet gösterdiği iddia olunan Millî Devrim Ordusu Teşkilâtı için (... halihazırda M.D.O. ihtilâl
Teşkilâtının Genel Sekreteri Hüsnü Özkan'dır. Başkan ise Mucip Ataklı'dır. Bu teşkilât Milli
Devrim Derneği içinde bir organdır....) şeklindeki ibareler ihbar telâkki edilerek, "hazırlık
soruşturmasına geçildiği belirtilmektedir." Aynı fezlekenin sonlarına doğru ise "... olayın yegâne
tanığı Yasemin Orhon ve Güzide Akfırat'ın birbirini tamamlıyan ifadeleri." başlıca delil olarak
gösterilmiştir. Şu duruma göre Önce Orhan ve Akfırat'ın Cumhuriyet Savcılığında verdikleri
ifadelerin gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.
28/3/1967 gününde Ankara Cumhuriyet Savcılığında tanık olarak dinlenen Yasemin Arsan
(orhon); 5/6/1963 günü Ankara Merkez Komutanlığında teype alınan ifadesinin doğruluğunu kabul
ettiğini ve bu ifadeyi aynen tekrarlandığını söyledikten sonra sekiz sayfa tutan ve ana çizgileriyle
ilk ifadesinin benzeri olan bir açıklamada bulunmuştur. Bu açıklamanın M.D.O. ile
dokunulmazlıkları kaldırılmış tabiî üyeler arasında ilişki kuran bölümleri aşağıya aktarılmıştır.
"1962 yılının başlarında ... Çağlar Kırçak bana M.D.O. diye bir teşkilâtımız var. Bunun
gayesi Atatürk inkilâplarını ve 27 Mayıs'ı korumaktır... tampon bir teşkilât olarak tanıttı. Ben de bu
teşkilâta girmeyi kabul ettim. Ve beni bu teşkilâta Çağlar Kırçak aldı. Sonradan öğrendiğime göre
bu teşkilâtın başında Millî Birlikçilerden Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman ve Şükran
Özkaya varmış ve gayeleri askerî birliklerle anlaşarak demokrat idareyi yıkıp bunun yerine askerî
bir idare kurmakmış... Bu teşkilâtın toprak üstü teşkilâtını 27 Mayıs Millî Devrim Derneği isminde
bir dernek teşkil ediyormuş. 27 Mayıs Millî Devrim Derneği M.D.O. yu gizleyen ve onu kamufle
eden teşkilât olarak kurulmuş. Bunun böyle olduğunu... Kırçak'ın evinde yaptığımız toplantılarda
ve yine ... Ural'ın evinde yapılan gizli toplantılarda vâki konuşmalardan öğrendim. Bu toplantılarda
bazen Ekrem Acuner bulunurdu..." (İfade tutanağı : Sayfa l ve 2).
"... M.D.O. Teşkilâtının askerî kolunu Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman ve
Şükran Özkaya teşkil ediyordu... (Sayfa 2)
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
18
"... M.D.O. nu üst kademede yani askerî kolu teşkil eden Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi
Karaman ve Şükran Özkaya ile birlikte yaptığı toplantılara Doğudan ve diğer yerlerden bazı
albayların gelerek iştirak ettikleri Çağlar Kırçak'tan ve Ekrem Acuner'den duyardım. Fakat bizi bu
toplantılara almadıkları için benim görgüye müstenit bir bilgim yoktur." (Sayfa 3)
"... Bu söylediklerim hususunda ve teyp bandında bildirdiğim malûmatlar hususunda elimde
herhangi bir doküman yoktur. Ve bu hususta benim söylediğim şekilde bilgi verecek kimse de
mevcut değildir." (Sayfa 8)
Görülüyor ki bu açıklamalar, bir göz atılınca hemen anlaşılacağı üzere, isnadın ciddiliği
yolunda bir görüşe desteklik edebilecek nitelikte olmaktan çok uzaktır. Öte yandan açıklamaları
yapanın kişiliğine ilişkin olarak iki tanığın söylediklerine de kısaca değinmek yerinde olur.
Bunlardan biri Cumhuriyet Savcılığına verdiği 26/4/1967 günlü İfadede "... 1963 yılında ... Yasemin
Orhon'la tanıştım. Bu kız hafif meşrepli ve her yere girip çıkan bir tiptir ve kendisine pek itimat
edilmemesi kanaatındayım." demektedir. İkinci sanığın ise, ki Orhon'un annesi Dr. Güzide
Akfırat'tır, 30/3/1967 günlü ifadesinde Cumhuriyet Savcısına söyledikleri şöyledir :
" Bir aralık kızımın S... A,., ismindeki doktorla samimi olduğunu ve onunla dolaştığını haber
aldım. Bu kadın doktoru pek iyi tanımadığım için kızımın ahlakını bozacak diye telâşlandım.
Diyarbakır'daki görevimden ayrılarak derhal Ankara'ya geldim.... Kızım Yasemin benim geldiğimi
öğrenince pansiyonu ter kederek S.A.nın evine gitmiş ve ben bu eve giderek kızımı aradım ise de
kapıyı bana açmadılar. Bir kaç kere bu eve gittim. Her defasında aynı şekilde karşılandım ve
sonunda S.A. kızın yanına verilmeyecek diyerek beni refüze etti. Ben mütemadiyen kızımdan endişe
ettiğimden Ankara Savcılığına geldim. Kızımın içkiye alıştırıldığını, kurtarılmasını istedim.
Savcılık 18 yaşını bitirdiği için birşey yapamayız dedi. Sonra şahsen kızımı kurtarmak için
uğraşmaya başladım. Bu aralık kızımın intihara teşebbüs ettiğini öğrendim. Tıp Fakültesinde tedavi
altına alındı. Tekrar evime götürmek istedim. S.A mani oldu ve hastehaneden alıp evine götürdü.
Tekrar Ankara Savcılığına başvurdum. Yine bir şey yapamadılar. Ben kızımı mütemadiyen takibe
devam ettim ve hakkında malûmat almaya ve toplamaya başladım... Neticede kızımı bir doktor
arkadaşın oğlu ile evlendirdim ve fakültesini de İzmir'e naklettim. (30/3/1967 günlü ifade tutanağı:
Sayfa 1 ve 3).
Cumhuriyet Savcılığı fezlekesinde ifadesi delil olarak gösterilen ve 30/3/1967 ve 4/4/1967
günlerinde tanık olarak dinlenen Dr. Güzide Akfırat'ın yaptığı açıklamaları M.D.O. ve
dokunulmazlıkları kaldırılmış tabiî üyeler arasında ilişki kuran bölümü de aşağıya aktarılmıştır:
"... Ben kızımı mütemadiyen takibe devam ettim ve hakkında malûmat almaya ve toplamaya
başladım. Bu sırada kızımın Dr. S. A. vasıtasiyle Ekrem Acuner'in, Mucip Ataklı'nın Suphi
Karaman'm, Millî Birlikçilerden Sezai Okan'ın, Şükran Özkaya'nın... kurmuş oldukları M.D.O.
rumuzu ile ifade edilen Millî Devrim Ordusu adı altındaki toprak altı gizli teşkilâtına alındığım ve
bu teşkilat hesabına çalıştığım bu teşkilâtın hükümeti devirerek bir dikta rejimi kurmak gayesiyle
hareket ettiğini ve bu teşkilâtta bir çok subayın da çalışmakta olduğunu "şuradan buradan
öğrendim." (30/3/1967 günlü ifade tutanağı: Sayfa l ve 2).
Bu açıklamaların da isnadın ciddiliği görüşüne desteklik edebilecek bir nitelikte olmaktan
çok uzak bulunduğu kolayca görülür.
Cumhuriyet Savcılığı, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli General Tansel'in gazetelerde
çıkan açıklamalarını ihbar sayarak hazırlık soruşturmasına giriştiği halde kendisinin ifadesine
başvurmamıştır. Yalnız Adalet Bakanlığına yazdığı 23/2/1967 günlü ve 967/80 sayılı yazı ile (Hava
Kuvvetleri Kumandanlığı nezdinde gereken teşebbüsata geçilerek Millî Devrim Ordusu isimli gizli
teşkilâtın halen faaliyette olup olmadığı, teşkilâtın mahiyet ve şekli ve bu teşkilâtın ihtilâlci
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
19
mahiyette faaliyet gösterip göstermediği yolunda soruşturmaya esas olabilecek deliller ve vesikalar
mevcutsa intikalinin teminini) istemiştir. Adalet Bakanlığının 28/2/1967 günlü ve 6710 sayılı
yazısına Gene] Kurmay Başkanlığının verdiği 8/3/1967 günlü ve 3591 - 67 - 497 sayılı karşılıkta
(M.D.O. hakkında Hava Kuvvetleri Komutanlığından alınan bazı bilgilerin yedi sayfalık ek halinde
sunulduğu) bildirilmekte ve (ilgilere intikaline aracılık edilmesi) istenilmektedir Söz konusu ek ise,
fezleke dosyasındaki kâğıtlara göre, 5/6/1963 günü Merkez Komutanlığında teype alınan Yasemin
Orhon'un ifadesinin örneğidir. Öte yandan Orhon M.D.O. gizli teşkilâtına girdiğini söylediği ve bu
açıklama Akfırat'ın ifadesinde de geçtiği halde kendisi tanık olarak dinlenmiş; 12/7/1967 günlü
967/92-111 sayılı talepname ile haklarında "demokrasi prensiplerine aykırı olarak Devletin tek bir
fert veya zümre tarafından idare edilmesini hedef tutan cemiyet kurmak, bu cemiyetlerin faaliyetini
tanzim, sevk ve idare etmek ve bu cemiyete girmek" suçlarından ilk soruşturma açılması ve
yapılması istenen 19 kişi arasında Yasemin Orhon'un adına rastlanmamıştır. Bunlar da isnadı bir
başka bakımdan ciddilikten yoksun kılan olgulardır.
Cumhuriyet Savcılığı fezlekesinde Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi ile birlikte aynı
suçtan hakkında ceza koğuşturulmasına girişilmek üzere yasama dokunulmazlığının kaldırılması
için gereğine başvurulması istenen Hatay Milletvekili Hüsnü Özkan'ın yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına yer olmadığına ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulu Karma
Komisyon raporunun Millet Meclisi Genel Kurulunun 21/10/1968 günlü 95. Birleşiminde kabul
edildiğine ve bunu belirten 393 sayılı kararın 4/11/1968 günlü ve 13042 sayılı Resmî Gazete'nin 8.
sayfasında yayımlandığına burada işaret edilmesi yerinde olacaktır.
Yukarıdanberi açıklananlardan anlaşılacağı üzere Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesine
yapılan ve dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yol açan isnat ciddî değildir. Karar bu nedenle
Anayasa'nın 79. maddesinin ereğine ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesine
aykırıdır. Kararın Anayasa'nın 81. maddesi uyarınca, beş üyenin her biri bakımından iptal edilmesi
gerekir.
2. Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 140. maddesindeki öteki koşullar bakımından durum :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesinde yasama dokunulmazlığının kaldırılması
için isnadın ciddiliği şartı dışında; yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî
maksatlara dayanmadığına kanaat getirilmesi ve koğuşturma konusu olan eylemin kamu oyundaki
etkisi bakımından yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığının kal din
imasında zaruret bulunması halleri de yer almıştır. İptal istemi dilekçelerinde ve sözlü açıklamalarda
inceleme konusu karara bu yönlerden de ilişilmektedir. Ancak kararın, isnadın ciddî olmaması
nedeniyle iptali gerekli görüldüğüne göre 140. maddede yazılı öteki yönler bakımından işin
incelenmesine artık yer olmamak gerekir.
VI. Sonuç :
Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeleri Mucip Ataklı, Ekrem Acuner, Suphi Karaman, Sezai
Okan ve Mehmet Şükran Özkaya'nın dokunulmazlıklarının kaldırılması işinde :
l- a) Anayasa ve Adalet Komisyonu raporunun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca
reddedilmesi üzerine bununla yetinilerek yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda
ayrıca oya başvurulmamasının, kararın şekil yönünden iptalini gerektirmediğine oybirliği ile;
b) Beş tabiî üye hakkında ayrı ayrı oylamaya başvurulmamasının, kararın şekil yönünden
iptalini gerektirmediğine üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Avni Givda, Muhittin
Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oyları ile ve oyçokluğu ile;
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
20
c) Komisyon incelemesinin bir ay içinde bitirilmemiş olmasının, kararın şekil yönünden
iptalini gerektirmediğine oybirliği ile;
2- a) İsnadın ciddî olmadığına; Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun, yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılması niteliğinde olan 12/12/1968 günlü ve 64 sayılı kararının bu
nedenle Anayasa'nın 79. maddesinin ereğin ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesine
aykırı bulunduğuna ve bu yönden Anaysa'nın 81. maddesi uyarınca, beş üyenin her biri bakımından
iptaline oybirliği ile;
b) Bu sonuca göre sözü geçen 140. maddede yazılı öteki yönlerin incelenmesine yer
olmadığına oybirliği ile;
2/1/1969 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazlı Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
KARŞI OY YAZISI
İstemde bulunanlar, ceza sorumluluğunun kişisel olması nedeniyle, aynı işlemin ortaklan
olsalar bile, dokunulmazlığı kaldırılanlar için Senato Genel Kurulunca ayrı ayrı kararlar verilmesi
zorunlu iken bu kurula saygı gösterilmemiş olmasını iptal nedenleri arasında ileri sürmüşlerdir.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
21
Cumhuriyet Senatosunca verilen dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin .kararlar, bir
cezalandırma kararı değildir. Ancak sanıkların durumları bakımından üzerlerine atılan eylemde
ortaklık söz konusu olsa bile, değerlendirmede herkesin durumu başka başka olabileceğinden, dosya
ve deliller aynı dahi olsa ayrı ayrı oylamaların yapılması ve kararların verilmesi, işin niteliği
gereğince zorunludur. Bundan başka bu zorunluk, ilk önce Senato İçtüzüğünün 140. madesinin
birinci fıkrasında sayılmış bulunan dokunulmazlığın kaldırılması koşullarının herkes bakımından
ayrı ayrı düşünülüp değerlendirilmesinin gerekli olmasından doğmaktadır. Bu gereğin yerine
getirilmeyerek dokunulmazlığı kaldıracakların hepsi için tek bir oylamaya başvurulmuş ve tek bir
karar verilmiş olması iptal nedenidir. Çünkü içtüzüğün sözü edilen hükmüne aykırı davranılmış
bulunulmaktadır ve bu aykırılık, karan değiştirilebilecek bir nitelik göstermektedir.
Bundan başka, bu olayda Senato Üyesi Deliveli'nin, Sezai Okan'ın durumunun öbür Senato
üyelerinin durumuna benzemediği yollu sözeri dahi oylamanın her bir Senato Üyesi için ayrı ayn
yapılmasını aynca zorunlu, kılmaktadır. Bu nedenlerle istem konusu dokunulmazlığın kaldırılması
kararının ilk Önce biçim yönünden Anayasa'ya aykırı olduğu kabul edilerek iptaline karar verilmesi
gerekli iken bu yönlerin gözönünde tutulmamış olmasını hukuka aykırı bulmaktayız ve kararın bu
hu yönüne karşıyız.
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
KARŞI OY YAZISI
Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi
hakkındaki oylamanın ayrı ayrı yapılmamış olması bakımından istem konusu dokunulmazlığın
kaldırılması kararının Anayasa'ya aykırı olduğu kabul edilerek önce şekil yönünden iptaline karar
verilmesi gerektiğine dair sayın Recai Seçkin'in yukarıdaki karşı oy yazısına katılıyorum.
Üye
İhsan Keçecioğlu
KARŞI OY YAZISI
1- Onbir dosyanın birleştirilmesi:
Anayasa Mahkemesinde birbirleriyle yakın ilişkisi olan işlenin birleştirilmemesi ve her
birinin ayrıca karara bağlanması bir usul geleneği olarak yerleşmiştir. Bu tutumun bir çok örnekleri
vardır. Söz gelimi 20/3/1968 günlü ve 1036 sayılı kanunun iptali için açılan 1968/15, 1968/17 ve
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
22
1968/18 esas sayılı dâvalarda; aynı yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının İptali
istemiyle yapılan 1967/22. 1967/23 ve 1967/24 esas sayılı başvurmalarda; 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 1. maddesine yönelen 1966/3, 1966/4, 1966/5, 1966/6 esas sayılı dâvalarda;
konusu 1965 yılı Bütçe Kanununun bir hükmünün iptali olan 1965/19, 1965/20, 1965/21 esas sayılı
dâvalarda birleştirmeye gidilmemiş ve bunların her biri ayrı karara bağlanmıştır.
Eldeki işte bu yerleşmiş usulün değiştirilmesini gerekli kılan hiç bir haklı neden bulunmadığı
gibi on bir dosyanın birleştirilmesi özellikle gerekçeli kararı uzatacak ve yazılmasını
güçleştirecektir. On bir işin tek karar sayısı alması da. Mahkemenin çalışmalarını eksik yansıtacağı
için, ayrı bir sakınca sayılmalıdır. Öte yandan on bir dosyanın Cumhuriyet Senatosu Genel
Kurulunun aynı 12/12/1968 günlü ve 64 sayılı kararına yönelmiş bulunduğu ileri sürülmekte ise de
bilindiği gibi bu karar tek kişiye ilişkin değildir; Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi
hakkındadır ve iptali istemlerinin on tanesinde Cumhuriyet Senatosu karan tabiî üyelerin her biri
yönünden tek tek ele alınmıştır. Aynı tabiî üyeyi ilgilendiren 1968/69 ve 74. 1968/70 ve 75. 1968/71
ve 76. 1968/72 ve 77. 1968/73 ve 78 sayılı işlerin çifter çifter birleştirilmesi, hiç de gerekli
olmamakla birlikte, belki ileri sürülebilir; fakat on bir dosyanın hele 1968/79 sayılı işe İlişkin
incelemenin iyice ilerlemiş, hatta soruna yaklaşmış bulunduğu bir evrede birleştirilerek toptan
incelemeye geçilmesi düşünülemez.
2- Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi hakkında ayrı ayrı oylamaya başvurulmamış
olması durumu:
Birden çok kişileri ilgilendiren yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlerinde her ilgili
için ayrı oylamaya gidilmesini buyuran bir hüküm gerçekten Anayayasa'da da Cumhuriyet Senatosu
İçtüzüğünde de yer almış değildir. Çünkü böyle davranılması o kadar tabiî ve hukukidir ki, bunun
ayrıca belirtilmesi yersiz olur. Böyle bir durumda her ilgili için ayrı oylamaya gidilmesi doğru,
sağlam ve zorunlu tek yoldur. Zira çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, isnat edilen suç ve
Komisyonda varılan sonuç aynı bile olsa ilgililer arasında dayanaklar ve şahsî durumların özelliği
bakımından kararı etkileyecek ince farklar bulunması olasılığı daima vardır. Bu gibi hallerde ancak
ayrı oylama Genel Kurulun iradesini, oylama sırasındaki, yani en son yönüyle, tüm serbestlik içinde
ve isabetle belli etmesini sağlar.
Bir yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararında toptan oylamaya gidilmiş olması o
kararın iptalini gerektirecek ağırlıkta bir şekil eksikliği ve aksaklığıdır. Genel kural bu olmalıdır.
Çünkü çoğunluk kararında belirtildiğinin aksine, toplu oylamanın Genci Kurul iradesinin yönünü
etkilemesi ve değiştirmesi gibi bîr durumu bulunup bulunmadığının başarı ile araştırılması ve
gerçeği yansıtabilecek bir sonuca varılması mümkün değildir.
Komisyonlarda ve Genel Kuruldaki konuşmalar bir takım eğilimleri gösterebilir; fakat bu
eğilimler ancak açıklandıkları anlar için geçerlidir ve hiç bir zaman oyun o yönde belireceğinin
teminatı değildir. Söz alanların sonradan fikir değiştirmeleri ve tam ters yönde oy kullanmaları
olasılığı daima vardır; bir çok kimselerin konuşmamaları ve görüş ve kararlarını sadece oylariyle
belli etmeleri de olağandır. Bir Genel Kurulun iradesi, hele görüşmeler günlerce sürmüşse,
konuşulanlarla değil ancak oylarla ve oylara dayanan kararla kendini açığa vurur. Genel Kurul,
eldeki işte olduğu gibi, toplu oylama ile ilgililerin her biri hakkındaki görüş ve iradesini gereği gibi
açıklamaktan yoksun bırakılmışsa oturumlarda konuşulanlardan veya konuşulmayanlardan Genel
Kurulun iradesinin yönünü çıkarmağa girişmek yalnız varsayıma ve biraz da hayal gücüne dayanan
bir çaba olur. Bu, hukukça geçerli bir yol değildir; gerçeği hiçbir zaman ortaya çıkaramaz.
Bir an için çoğunluğun görüşüne ve olayda uyguladığı usule uyulması düşünülürse gene de
çoğunlukça varılan sonuçta isabet olmadığı ortaya çıkacaktır. Çoğunluk beş tabiî üyeden Sezai Okan
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
23
hakkında ayrı oylamayı öneren üyenin, önergesinin kabul edilmemesi üzerine, tabiî üyelerden
beşinin birden yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde kullandığı oy sayılmadığı
takdirde Komisyon raporunun reddi yönündeki oyların, 64 ten 63'e ineceği; karar yeter sayısının ise
zaten 63 olduğu ve böylece yetersayısının zedelenmediği düşüncesindedir.
Beş tabiî üyenin durumları arasında fark gözeten üye tek kalsa idi, çoğunluğun görüşü ve
uyguladığı usul uyarınca, sonuç doğru olacaktı. Oysa beş tabiî üyenin durumları arasında fark
gözeten bir başka üye daha çıkmıştır. Bu üye, "Dokunulmazlıkların kaldırılması istenen sayın tabiî
Üyelerin dokunulmazlıklarının cezaların ferdiliği hususu gözönüne alınarak ayrı ayrı oylanmasını
arz ve teklif ederim" yolunda bir önerge vermiştir. (Cumhuriyet Senatosunun 12/12/1968 günlü 13.
Birleşimine ilişkin Tutanak Dergisi Örneği Sayfa 74) Önerge, önergeyi verenin beş tabiî üyenin
durumlarım birbirlerinden farklı gördüğünü ve oyunu her birinin durumuna göre kullanmak
istediğini açıklar niteliktedir. Bu düşüncede olan bir kimseden önergesinde belirli bir takını adları
ileri sürmesi beklenemiyeceği gibi kendisinin oylarının yönünü önceden belli etmeme kaygısında
bulunabileceği de akla gelmelidir. Oysa çoğunluk, tutumundan üyenin bu konuda Cumhuriyet
Senatosuna hâkim görünen iki genel eğilimin; beş tabiî üyenin ya hepsinin dokunulmazlığını
kaldırmak, ya hiçbirinin dokunulmazlığını kaldırmamak eğilimlerinin dışında sayılamıyacağı
sonucunu çıkarmak gibi Türkçeyi ve mantığı zorlayıcı bir anlayışa varmaktadır.
Önerge kabul edilmemiş (Aynı Tutanak Dergisi - Sayfa 75) ve önergeyi veren üye de
Komisyon raporunun reddi yönünde oy kullanmıştır. (T.B.M.M. Tutanak Müdürlüğünce onanlı açık
oylama listesi - Sayfa 2) Demek ki bu üye de beş tabiî üyeden biri veya birkaçı lehinde oy vermeyi
düşündüğü ve bunun yolunu bulmaya giriştiği halde imkânsızlık içinde kalarak oyunu beş tabiî
üyenin tümünün aleyhine kullanmış; böylece iradesini gereği gibi açıklayamamıştır. Toplu
oylamanın, bu üyenin oyu yüzünden. Genel Kurul iradesinin yönünü etkilediği ve değiştirdiği
ortadadır. Çoğunluk Sezai Okan için ayrı oylama isteyen üyenin oyunu saymadığına göre bu üyenin
oyunun da hesaba katılmaması gerekir. Hesaba katılmayınca da Komisyon raporunun reddi yönünde
verilen oylar 62 ye yani karar sayısının altına düşecek ve 64 sayılı kararın bu yönden iptali zorunlu
olacaktır.
Özetlenecek olursa : Cumhuriyet Senatosunun beş tabiî üyesi hakkında ayrı ayrı oylamaya
başvurulmaması ve işin toptan oylanması kararın iptalini gerektirecek ağırlıkta bir şekil eksikliği ve
aksaklığıdır. Çoğunluğun görüşüne uyulması halinde de kararın iptal edilmesi yine zorunlu olur.
Aksine karar verilecek şekil yününden iptale gidilmemesinde isabet yoktur.
3- Sonuç :
Anayasa Mahkemesinin 1968/79-1969/1 sayılı ve 2/1/1969 günlü kararına yukarıda
belirtilen yönlerden karşıyız.
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Avni Givda
Üye
Ahmet Akar
Sayın Avni Givda ve arkadaşlarının karşı oy yazısının 1. bendindeki görüşe katılıyorum. Bu
nedenle çoğunluk kararına bu yönden karşıyım.
Esas Sayısı:1968/69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78-79 ile birleşik
Karar Sayısı:1969/1
24
Üye
Sait Koçak
Full & Egal Universal Law Academy