ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
Karar günü:15/7/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:4.4.1972/14149
İptal isteminde bulunan : Ekrem Acuner - Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi.
İptal isteminin konusu : Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca hazırlanan raporun
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 2/771971 günlü 83. Birleşiminde aynen kabul edilmesine
ilişkin 106 sayılı Kararın Anayasaya ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 56., 139., 140. ve 142.
maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülmüş ve iptali için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 81.
maddesine dayanılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
I - OLAY:
Silâhlı isyana teşvik, tahrik, teşebbüs etmek; sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde
tahakkümünü oluşturmayı, ülke içinde kurulu iktisadî ve sosyal temel düzeni devirmeyi erek tutan
cemiyet kurmak ve Türk Ceza Kanununun 146. maddesini ihlâl eylemek suçlarından sanık Dr.
Hikmet Kıvılcımlı ve arkadaşları ile ilgili olarak istanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî
Savcılığınca yapılmakta olan kovuşturma sırasında Cumhuriyet Senetosu Tabiî Üyesi Ekrem
Acuner'in de ilgi ve iştiraki görülerek yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlemi için durum
istanbul Sıkıyönetim Komutanlığının 8/6/1971 günlü, 1971/1103 sayılı yazısiyle Genelkurmay
Başkanlığına; Genelkurmay Başkanlığının 10/6/1971 günlü, 7130 - 71/1311 sayılı yazısiyle
Başbakanlığa, Başbakanlığın 11/6/1971 günlü, 6/2 - 4676 sayılı yazısı ile Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığına intikal ettirilmiştir.
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı kovuşturma dosyasının 15/6/1971 de Anayasaya ve Adalet
Komisyonuna havale etmiş; Alt Komisyon 18/67 1971 günlü, 3/1031 - 2 sayılı raporunda oyçokluğu
ile Anayasanın 79. maddesine göre dokunulmazlığın kaldırılması görüşünde bulunduğunu
açıklamış; Anayasa ve Adalet Komisyonu 22/6/1971 gününde Ekrem Acuner'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasını oyçokluğu ile kararlaştırmış, komisyon 3/1031 - 66 sayılı bu
raporu Cumhuriyet Senetosu Genel Kurulunun 2/7/1971 günlü 83. Birleşiminde 106 sayılı kararla
aynen kabul edilmiştir.
II - İPTALİ İSTENEN CUMHURiYET SENATOSU KARARI :
İptali istenen Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 2/7/1971 günlü, 106 sayılı kararı
7/7/1971 günlü, 13888 sayılı Resmî Gazete'de çıkan metne göre - şöyledir :
CUMHURİYET SENATOSU KARARI
Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in Yasama Dokunulmazlığının
kaldırılmasına dair.
Karar No: 106
Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca hazırlanan aşağıdaki rapor Cumhuriyet Senatosu Genel
Kurulunun 2/7/1971 tarihli 83 üncü Birleşiminde aynen kabul edilmiştir.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
2
Başkan
Macit Zeren
Kâtip
Mehmet Çamlıca
Kâtip
Azmi Erdoğan
YÜKSEK BAŞKANLIĞA
Silâhlı isyana teşvik, tahrik, teşebbüs, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde
tahakkümünü tesis etmeye, memleket içinde müesses iktisadi ve sosyal temel nizamları devirmeye
matuf cemiyet kurmak, TCK. nun 146 ncı maddesini ihlâl suçlarından sanık Dr. Hikmet Kıvılcımlı
ve arkadaşları ile ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığınca yapılan kovuşturma
sırasında bu olayla ilgi ve iştiraki tespit edilmiş olduğu bildirilen Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi
Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlığın 11 Haziran 1971
tarihli ve 6/2/ - 4676 sayılı yazılarına ekli dosya Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmekle,
Başkanlığın, 15 Haziran 1971 tarihli havalesi ile Komisyonumuza intikal etmiştir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139 ve 140 ncı maddelerinde belirtilen usul ve esaslar
dairesinde işleme tabi tutularak, Komisyonumuzun ilk toplantısında, yasama dokunulmazlıkları 3
numaralı Alt Komisyonu olmak üzere Alt, Komisyon kurulması kararlaştırılmış ve dosya bu Alt
Komisyona tevdi edilmiştir.
Alt Komisyonun 18 Haziran 1971 tarihli ve esas 3/1031; karar 2 sayılı raporunda adı geçen
üyenin dinlenildiği ve dosyanın tetkik edilerek gerekçeli raporun çoğunluğun oyu ile karar altına
alınarak komisyonumuza iade edildiği görülmekle, 22 Haziran 1971 tarihli Komisyon gündemine
alınmıştır.
Komisyonumuzun 22 Haziran 1971 günlü toplantısı, Komisyonumuz salonunda açık olarak
başlamış ve yasama dokunulmazlıkları 3 numaralı Alt Komisyonundan gelen 18 Haziran 1971
tarihli ve esas 3/1031; karar 2 sayılı ve gerekçeli rapor okunmuştur.
İçtüzüğün 139 ve müteakip maddelerindeki hükümlere uygun olarak müzakerelere
başlanılmıştır. Başbakanlıktan gelen dosya ve ekleri ile Komisyonumuzca karar altına alınan bazı
şahit ifadeleri de okunmuştur.
Görüşmeler sırasında yasama dokunulmazlığının kaldırılması istenilen üye iki defa
dinlenilmiş ve Komisyon Üyeleri ile Cumhuriyet Senatosu Üyeleri de konuşmuşlardır.
Görüşmelerin sonunda Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına salt çoğunlukla karar verilmiştir.
Komisyonumuz, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140 ncı maddesinde öngörüldüğü üzere,
Tabiî Üye Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair olan talebi,
a) İsnadın ciddiyeti,
b) Talebin maksatlara dayalı olup olmadığı,
c) Soruşturma konusu fiilin kamu oyundaki etkisi,
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
3
d) Üyenin şeref ve haysiyetinin korunması, yönlerinden tetkik ve mütalâa ederek;
a) Dosyanın İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Adlî Müşavirliği tarafından, MİT, Emniyet
Genel Müdürlüğünün ilgili teşkilâtları ve nihayet bizzat Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ilgili teşkilâtları
marifetiyle ve büyük bir titizlik, gizlilik ve güvenlik içinde yürütülen çalışmalar sonucu elde edilen
bilgilere dayanılarak hazırlanmış olması nedeni ile isnadın ciddî kabul edilmesi gerektiğini,
b) Adı geçen üyenin olaylara olan ilgi ve iştirakinin, siyasal etkiler dışında bulunan istanbul
Sıkıyönetim Komutanlığı Adlî Müşavirliğince ileri sürülmüş ve isnat olunan fiilin de Türk
Devletinin varlığına, bütünlüğüne ve Anayasa düzenine karşı eylemlerle ilgili ve bunlarda iştiraki
olması sebebi ile de siyasal istismardan söz etmenin yerinde kabul edilemiyeceğini,
c) Türk Devletinin varlığına, bütünlüğüne ve Anayasa düzenine karşı olan eylemlerin kamu
oyunda ne derece geniş ve derin etkilere sebep olduğunun tartışma konusu yapılmasına dahi mahal
bulunmamış ve ülkemizin halen içinde bulunduğu ortamın yeterli misal teşkil edeceğini,
d) Türk Devletinin varlığına, bütünlüğüne ve Anayasa düzenine karşı olan eylemlerde,
Cumhuriyet Senatosunun bir sayın üyesinin isminden söz edilmesinin şeref ve haysiyeti yönünden
ne derece ters düşeceğini, örseleyici olacağını ve ayrıca üyelik sıfatını mevcut nizamın varlığının
temelini teşkil eden Anayasa'dan ve onun yapıcılığından alan bir üyenin hakkında böyle bir iddianın
tetkik ve tahkik edilmemesi o üyeyi daimî bir şüphe altında bulunduracağı ve bunun da o üyenin
haysiyet ve şerefini rencide edeceği kanaati ile dokunulmazlığının kaldırılması ile üyenin şeref ve
haysiyetinin korunacağını,
Gözeten Komisyonumuz, sözü edilen üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair
olan, Yasama dokunulmazlıkları 3 numaralı Alt Komisyonun 18/Haziran/1971 tarihli ve esas
3/1031; karar 2 sayılı raporunu Komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile benimsemiş
ve Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını
kararlaştırmıştır.
III - İPTAL İSTEMİNDE BULUNANIN DİLEKÇESİ ÖZETİ :
Hakkındaki yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptalini isteyen Ekrem
Acuner'in Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 7/7/1971 gününde kaleme havale edilen ve
1184 kayıt, 1971/37 esas sayısını alan dilekçesinin özeti aşağıya çıkarılmıştır. :
l - Usul yönünden iptali gerektiren aykırılıklar :
a) Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine göre yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına ilişkin istemler Adalet Bakanlığının gerekçeli bir yazısı ile ve Başbakanlık yoliyle
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirilir. Olayda dosya Adalet Bakanlığına uğratılmaksızın
Genelkurmay Başkanlığından Başbakanlığa, oradan da Cumhuriyet Senatosuna gelmiştir.
b) İçtüzüğün 149. maddesine göre Alt Komisyonun gerekçeli bir rapor düzenlemesi
gerekirken bu kurala uyulmamıştır.
c) Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu Cumhuriyet Senatosu gündeminin 14. sırasında idi.
Öncelik ve ivedilikle görüşülmesini gerektiren neden yok iken gündemdeki öteki maddelerden önce
görüşülmesi yoluna gidilmiştir.
ç) Raporun Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, söz alan altı üyenin, söz sıraları lehte,
aleyhte ve üzerinde olmak üzere konuşmaları Başkanca saptandığı halde raporun üzerinde
konuşacaklarını söyleyerek söz alan iki üye de raporun lehinde konuşmuş ve Başkan müdahalede
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
4
bulunmamıştır. Yine Başkan altı kişi konuştuktan sonra görüşmelerin yeterliği önerisinin
verilmesini ima ederce beyanda bulunarak hem içtüzüğün 56. maddesine hem de başkanların
yansızlığı ilkesine aykırı davranmıştır.
d) 56. maddede yer alan "Son söz Cumhuriyet Senatosu Üyesinindir." kuralına da
Başkanlıkça uyulmamıştır. Böyle önemli bir konuda, komisyon başkanı dışında, yalnız altı üye
konuşabilmiştir.
Sonuç : Böylece, Anayasaya uygun olarak düzenlenmiş bulunan Cumhuriyet Senatosu
İçtüzüğünün 56., 139., 140. ve 142. maddelerine aykırı davranıldığından 2/7/1971 günlü kararın
Anayasanın 81. maddesi uyarınca iptal edilmesi gereklidir.
2 - Esas yönünden iptali gerektiren aykırılıktır :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 149. maddesine göre yasama dokunulmazlığının
kaldırılabilmesi için isnadın ciddî olduğuna ve istemin siyasî erek gütmediğine kanaat getirilmesi,
kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi, yahut üyenin şeref ve haysiyetinin korunması
yönünden dokunulmazlığın kaldırılmasında zorunluluk bulunması gerekir.
a) Dosyada ifadeleri bulunan ve çoğu sanık olan 11 tanıktan ezici bir çoğunluk beni
tanımadıklarını, benimle ilgileri bulunmadığını söylemişler, geriye kalan tanıklar ise milliyetçi ve
yurtsever kişiliğimi ortaya koymuşlardır. Demek ki isnadın ciddî bir yönü yoktur. Raporlar
Anayasanın ve içtüzüğün 140. maddesinin koyduğu ilkelere uymayan, kişisel ve hissî nedenlere
dayanan bir görüşle düzenlenmiştir. Bu durum, Komisyon üyelerinin konuşmalariyle de ortaya
çıkmaktadır.
Dosyayı gönderen makamın ciddî, isnat edilen suçun ağır olması isnada ciddilik veremez.
Bir kimsenin daha önce bir eylemde bulunması daha sonra da bir eylemde bulunduğuna veya
bulunacağına ölçülük edemez. Komisyonun isnadı ciddî olmadığına kanaat getirdiği 140. maddenin
öteki koşulları üzerinde durmak zorunluğu duymasından da anlaşılmaktadır.
Genel Kuruldaki görüşmelerde de, raporun lehinde konuşanlar hep dosyayı gönderen
makamla 27 Mayıscı olmam gibi içtüzük hükümleriyle bağdaşmayan hissî ve kişisel nedenlere
dayanmağa çalışmışlardır.
b) Yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminde siyasî bir ereğin varlığı Komisyondaki
ve Genel Kuruldaki görüşme biçim ve usulüyle de kendini göstermiştir.
c) Kamu oyundaki etki ve üyenin şeref ve haysiyetini koruma gibi nedenlerin bulunmadığı
da açıktır. Komisyon Başkanının hissî ve siyasî bir biçimde basına yaptığı açıklamalar dahi
istedikleri etkiyi yaratmaktan uzak kalmıştır.
Sonuç : 2/7/1971 günlü kararı Anayasa ve içtüzük hükümleri, hukuk ve mantık kuralları
sağduyu ve vicdan sınırları içinde görmeğe olanak yoktur. Kararın iptal edilmesi gerekir.
IV - SÖZLÜ AÇIKLAMA :
Anayasa Mahkemesinin; Avvi Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Muhittin Taylan, Şahap
Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya önel, Kâni Vrana, Muhittin
Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'dan kurulu olarak 13/7/1971
gününde yaptığı toplantıda iptali istenen Cumhuriyet Senatosu kararının 2/7/1971 gününde
verildiği; iptal istemiyle .başvuran Ekrem Acuner'in dilekçesinin Anayasa Mahkemesi Genel
Sekreterliğince 7/7/1971 gününde kaleme havale edilmiş bulunduğu ve böylece başvurmada
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
5
Anayasa'nın 81. maddesinde yazılı sürenin korunmuş olduğu anlaşıldıktan sonra Anayasa'nın 148.
ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 29. ve 30. maddeleri uyarınca' sözlü açıklamaları dinlenmek
üzere Ekrem Acunerin çağrılmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ziya Önel, Kâni Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu
sözlü açıklamanın gerekli bulunmadığını ve işi geciktireceğini ileri sürerek bu karara muhalif
kalmışlardır.
13/7/1971 günlü karar uyarınca Ekrem Acuner'in sözlü açıklamaları 15/7/1971 gününde
dinlenmiştir.
V - İPTAL İSTEMİNDE BULUNANIN SÖZLÜ AÇIKLAMALARI ÖZETİ :
Hakkındaki kararın iptalini isteyen Ekrem Acuner'in sözlü açıklamaları özeti aşağıdadır :
Yüksek Mahkemeden isteğim Anayasa ve İçtüzük hükümlerine aykırı olarak yasama
dokunulmazlığımın kaldırılması hakkında Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca verilen 2/7/1971
günlü, 106 sayılı kararın esastan iptalidir.
İnsanlık dışı vahşice işkencelerle hakkımda dosya düzenlenme yoluna gidilmesiyle;
işkenceden sonuç alınamayınca Millî İstihbarat ajanlarına dedikodu niteliğini aşmayan, dayanaksız
düzmece ihbarlar yaptırılarak dosya hazırlattırılmasaydı; bu dosyada siyasî erek gütme çabalarını
sezmeseydim; bana isnat edilmeye çalışılan suç eylemleriyle en küçük bir ilgi ve ilişkimi görseydim
Yüce Mahkemeyi rahatsız etmiyecektim.
Hayatımda Hikmet Kıvılcımlı'yı ne görmüş ne tanımış, ne de kendisiyle herhangi bir aracı
kullanarak konuşmuş bir kişi değilim.
Ülkemizdeki istihbarat Örgütleri yöneticileri belli ezikliğin, belli çevrelerin etkisinde
kalarak belli ereklere hizmet için yurtta geçen olaylardan benim sorumlu gösterilmem kararını alınca
yargı yerleri önünde suçlandırılmamı ve hüküm giymemi sağlayacak düzmece belgeler elde
edilmesi gerekmiştir. Bu belgelerin elde edilebilmesi için önce göz altına alınmış ya da tutuklanmış
kişilere insanlık dışı ve yürürlükteki yasaları ihlâl edici biçimde günlerce geceli gündüzlü işkenceler
yapılmıştır.
Üzerinde işkencelerin en belirgini ve en hunharcası uygulanan kişi halen tutuklu bulunan
Sarp Kuray'dır işkencenin ereği "Ekrem Acuner liderimizdir. Ondan buyruk alarak bütün bu
eylemleri yaptık." beyanını taşıyan imzalı bir belgeyi kendisinden alabilmektir. İşkenceyi
uygulayanlar İstanbul Emniyet Müdür Vekili Salih Bora, Komiser Zekeriye ve Millî İstihbarat
Teşkilatının henüz teşhis edilemeyen kimi elemanlarıdır, işkencede iğne ile enjeksiyon, falaka
elektrikli cihazlar kan kusturacak ölçüde herçeşit vasıtayla dayak atma ve ölüm tehdidi altında
bulundurma gibi usuller kullanılmıştır.
Olayların tanıkları, üzerinde işkence yapılan Sarp Kuray, Merkez Valisi Enver Kuray,
Yargıtay Üyesi Altay Egesel'dir. Bunlara ek olarak tarihi bir belgeyi de huzurunuzda açıklamak
istiyorum. 25/6/1971 gününde sayın Başbakanca yazılı olarak cevaplandırılması kaydiyle
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bir soru önergesi verdim. Önergede işkence olaylarını ve
işkence ile güdülen erekleri anlattıktan sonra sorumlular hakkında ne gibi bir işlem yapmak
istediğini kendisinden sordum. Henüz önergeme cevap almış değilim. Yüce Mahkemenin
tutanaklarına geçirilmek üzere bu önergenin bir örneğini sunuyorum.
İşkenceye uğrayan kişi "Vicdanım var. Nasıl olur da bu olaylarla ve benimle hiç bir ilgisi ve
ilişkisi bulunmayan bir kişinin haysiyet ve şerefiyle oynayabilirim' Böyle alçakça bir belge
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
6
imzalamaktansa ölümü yeğlerim." demiş ve direnişini sürdürmüştür. Müteşebbisler hain emellerine
varamayınca başka bir yolu denemek zorunda kalmışlardır. Bu yol Millî istihbarat ajanlarına sözde
ikinci ve üçüncü ağızdan duymuş gibi düzmece ihbarlar yaptırmaktatır. İhbarları yapacak kişiler
esasen gizli örgütlerde çalışan elemanlar olduğundan bu yol tıkanmamış, tertipciler sonunda
istedikleri sonucu almışlardır. İşte hukuk dışı, yasa dışı tertiplere dayandırılarak hazırlatılan dosya
çeşitli kademelerde konakladıktan sonra Yüksek Mahkemeye kadar intikal etmiş bulunmaktadır.
Dosyada muhbirlerin ihbarlarını teyit edecek ne bir belge, ne bir dayanak, ne bir emare
vardır. Askeri Savcılıkta sorguları yapılan tanıklar isnatları kesinlikle reddettikleri gibi üstelik de
tümüyle lehimde şahadette bulunmuşlardır. Bu dosya ile yasama dokunulmazlığı kaldırılamaz.
Kaldırılmış ise siyasî erek güdülmüş; Anayasa'ya, İçtüzüğe aykırı davranılmıştır. Yüksek
Mahkemenin bu konuda 1969 yılında verdiği kararın gerekçesi şimdiki olayda da geçerlidir.
Devletimiz insan haklarına dayanan, adil bir hukuk devleti oldukça büyümüş ve yücelmiş;
bu ilkelerden saptığı dönemlerde ise çökmüş ve yıkılmıştır. AbdülhaMİT biçimi hafiyeliğin ve
jurnalciliğin yönetime ve hukuka egemen olduğu devirlerde Devletimiz adeta kokuşmuş ve
çürümüştür. O devirler hortlatılmak istenmektedir. Atatürk'ün kurduğu Devletin hâkimleri bu
hortlatışa engel olmalı, kutsal emanete sahip çıkmalıdırlar.
IV- İNCELEME :
İptal istemini kapsayan dilekçe, raportörlükçe düzenlenen rapor, Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığından ve Başbakanlıktan getirtilen belge ve bilgiler, konu ile ilgili Cumhuriyet Senatosu
Genel Kurulu görüşme tutanakları, iptal istemine ilişkin Anayasa ve içtüzük hükümleri ve öteki
metinler okunup incelendikten sonra gereği görüşüldü ve düşünüldü :
A - Biçim yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi :
Görüşmelerin başında Recai Seçkin incelemenin önce esas bakımından yapılması gerektiği
görüşünü ileri sürmüştür. Hem biçim hem esas yönünden aykırılık iddialarının ortaya atıldığı işte
önce biçim yönünün ele alınıp sonuca bağlanması, üzerinde tartışmayı ve açıklamayı
gerektirmeyecek kadar olağan, tabiî, zorunlu ve tanınmış bir yol olduğundan bu görüş çoğunlukça
benimsenmemiş ve önce işin, biçim yönünden incelenmesi gerektiğine Recai Seçkin'in karşı oyu ile
ve oyçokluğu ile karar verildikten sonra biçime ilişkin iddia ve görüşler sırasiyle görüşme ve karar
konusu edilmiştir.
l - Dosyanın Adalet Bakanlığından getirilmeden Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
gönderilmiş bulunması durumu :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün Dördüncü Kısmının "Yasama dokunulmazlığının
kaldırılması" başlıklı Birinci Bölümünün başında yer alan 139. maddenin birinci ve ikinci fıkraları
hükümlerine göre; bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin istekler mahkemeler
veya savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikal ettirilir. Adalet Bakanlığı durumu gerekçeli bir
tezkere ile ve Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirir.
Olayda Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlemi için, istek istanbul
Sıkıyönetim Komutanlığının 8/6/1971 günlü, 1971/1103 sayılı yazısiyle Genelkurmay
Başkanlığına, Genelkurmay Başkanlığının 10/6/1971 günlü, 7130 - 71/1311 sayılı yazısiyle
Başbakanlığa; Başbakanlığın 11/6/1971 günlü, 6/2/ - 4676 sayılı yazısı ile Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığına intikal ettirilmiştir. Böylece iş Adalet Bakanlığından geçmemiş; Cumhuriyet
Senatosunda da bu eksikliğin tamamlatılması yoluna gidilmemiş ve içtüzüğün yukarıda değinilen
139. maddesinin ilk iki fıkrası hükümlerine aykırı bir durum oluşmuştur.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
7
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde yasama dokunulmazlığının kaldırılması konusunda
biçime ilişkin bir takım özel hükümler yer almaktadır. Bunlar İçtüzüğün Dördüncü kısmının Birinci
Bölümünde belirtilmiştir. Öte yandan Anayasa ve Adalet Komisyonunun raporu Cumhuriyet
Senatosu Genel Kuruluna gelince buradaki görüşmeleri düzenliyen kurallarında işleme uygulanması
gerekeceği ortadadır, içtüzüğün biçime ilişkin bütün bu hükümlerinin aynı önem derecesinde
bulunduğu düşünülemez. Bunlann arasında Yasama Meclisince verilen kararın geçerliği üzerinde
etkili olabilecek nitelik taşıyanlar bulunduğu gibi ayrıntı sayılabilecek nitelikte olanlar da vardır.
Birinci kümeye girenlere aykırı tutumun iptal nedenini oluşturacağını, buna karşılık öteki biçim
kurallarına uymamanın iptali gerektirmiyeceğini kabul etmek yerinde olur. Anayasa'da
gösterilmeyen ve yalnız İçtüzükte bulunan biçim kuralları arasında böyle bir ayırım yapılması
zorunludur. Çünkü İçtüzüklerdeki biçim kurallarına aşırı bağlılık Yasama Meclislerinin
çalışmalarını gereksizce aksatır. İçtüzük hükümlerine aykırı düşen işlemlerden hangilerinin iptal
nedeni sayılacağı sorunu, uygulanacak İçtüzük hükmünün önemine ve niteliğine göre çözülecek ve
incelemeleri sırasında Anayasa Mahkemesince değerlendirilip saptanacak bir konudur.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlerinde bir yanda dokunulmazlığın kaldırılmasını
isteyen savcılık veya mahkeme öte yanda Anayasa'nın 79. maddesi uyarınca istem üzerinde karar
vermeğe yetkili tek merci olan üyenin bağlı bulunduğu Yasama Meclisi vardır. İstemin Yasama
Meclisi Başkanlığına nasıl varacağı sorununun İçtüzükte hükme bağlanmış olması; çeşitli, karışık
belki de geciktirici uygulamaları önleme ve işlemi belli bir yönteme bağlama ereğini güder. Yasama
dokunulmazlığının kaldırılması istemlerinin ulaştırılmasında Yasama Meclisine Başbakanlığın
muhatap olması; savcıların ve mahkemelerin de bu konuda Başbakanlıkla doğrudan doğruya değil
bir bakanlık aracılığı ile haberleşmeleri ve işin niteliğine göre en uygun bakanlık aracılığı ile
haberleşmeleri ve işin niteliğine göre en uygun Mahkeme veya savcılık isteminin Yasama Meclisine
ulaştırılmasında Adalet Bakanlığına düşen görevde işlemin sonucunu etkileyecek bir nitelik
görmeğe olanak yoktur. Çünkü Adalet Bakanlığının ne mahkeme veya savcıyı istemden
vazgeçirmeğe ne de Yasama Meclisine istemi kabul ettirmeye veya ettirmemeye yetkisi bulunduğu
yahut bu yolda herhangi bir etkili telkinde bulunabileceği düşünülemez. Ancak kendisine gelen işte
belge veya bilgi eksikliği varsa bunlann tamamlanmasını ilgili mahkeme veya savcıdan isteyerek;
yahut olayda kamu dâvasını düşüren nedenler gördüğü takdirde gereğini yaparak Yasama
Meclisinin işini kolaylaştırması beklenebilir. Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin
ikinci fıkrasındaki "Gerekçeli tezkere" deyimi ister Adalet Bakanlığının, istem üzerinde düşüncesini
bildirmesinin zorunlu olduğu, ister yazıda yalnızca istem konusunu dosyadaki dayanakları ve
ayrıntıları ile aydınlatması gerekeceği biçiminde yorumlansın bu yönlerden bir eksikliğin yasama
dokunulmazlığına ilişkin işlemin sonucunu etkilemeyeceği ortadadır.
Olayda istemin, kovuşturmayı yapan istanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı
olduğuna göre, Sıkıyönetim Komutanlığınca bağlı bulunduğu Genelkurmay Başkanlığına,
Başkanlıkça da gene bağlı bulunduğu Başkanlığa iletilmiş bulunması olağandır. Başkanlığın da işi
Adalet Bakanlığına uğratmadan Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına göndermesinin gecikmeleri
önleme kaygusundan ileri geldiği düşünülebilir. Yukarıdan beri açıklananlarla belli olan bir durum
varsa o da Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin Adalet Bakanlığından
geçmeden Cumhuriyet Senatosuna gelişinin işlemin sonucuna etkili bir nitelik taşımadığı ve böyle
olunca da İçtüzüğün 139. maddesinin ilk iki fıkrasına uyulmamasının, yasama dokunulmazlığının
kaldırılması kararının iptalini gerekli kılacak ağırlık ve ciddilikte bir aykırılık sayılamayacağıdır.
Şu sonuca göre dosyanın Adalet Bakanlığından geçmeden Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığına gönderilmiş bulunması durumunun, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139.
maddesine aykırı olmakla birlikte, inceleme konusu kararın biçim yönünden iptalini
gerektirmediğine karar verilmelidir. Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel ve Muhittin
Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
8
2 - Alt Komisyon raporunun içtüzüğün 140. maddesine aykırı bulunduğu yolundaki iddia :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesinin birinci fıkrasında ; Cumhuriyet
Senatosu üyesine suç olan bir eylem isnad edildiğinde Alt Komisyonun, isnadın ciddiliğine ve
yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî ereklere dayanmadığına kanaat getirmesi
ve kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi bakımından yahut üyenin şeref ve haysiyetini
koruma yönünden dokunulmazlığın kaldırılmasında zorunluluk bulunması, halinde, yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında gerekçeli bir rapor düzenleyerek Anayasa ve Adalet
Komisyonuna sunacağı yazılıdır. Olayda, Anayasa ve Adalet Komisyonu 3 sayılı Alt
Komisyonunca bu konuda düzenlenen 18/6/1971 günlü 3/1031 - 2 sayılı raporun gerekçesiz olduğu
ve böylece içtüzüğün 140. maddesine aykırı davranıldığı ileri sürülmüştür.
İncelenen Alt Komisyon raporunda tanık ifadelerine ve bir takım eleştiri ve ayrıntılara yer
verildikten sonra konu" bilindiği üzere, sanık Acuner, Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi olup
Anayasa'mıza göre seçim devresi ile kayıtlı değildir. Devletin bütünlüğü ile ilgili bir iddanın geriye
bırakılmaması, aydınlığa kavuşturulması adı geçen üyenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin
itibarına bir katkısıdır. Yapılmakta plan kovuşturmanın aydınlığa kavuşması için adı geçenin
ifadesinin alınması konuyu aydınlatacaktır. Bu sebeple, Sayın Acuner'in Anayasa'nın 79. maddesine
göre dokunulmazlığının kaldırılması görüşündeyiz" denilerek sonuca bağlanmaktadır. Görülüyor ki
rapor, kendi kapsamı içinde bir gerekçeye yeterince dayanmaktadır. Şu duruma göre Alt Komisyon
raporunun İçtüzüğün 140. maddesine aykırı bulunduğu yolundaki iddia yerinde değildir.
3 - Anayasa ve Adalet Komisyonu Raporunun Genel Kurulda öncelikle görüşülmesi durumu
:
Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin rapor Cumhuriyet
Senatosu Genel Kurulunun 2/7/1971 günlü, 83. Birleşimi gündeminin 14. sırasında iken Anayasa
ve Adalet Komisyonu Başkanının önergesinin kabul edilmesi üzerine öncelikle görüşülmüştür.
İlgili, işte öncelik nedeni olmadığını ve bu yüzden Genel Kurul görüşmelerinde aykırılık
bulunduğunu ileri sürmektedir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün "Yasama yetkisinin kullanılması" başlıklı İkinci
Kısmının" Cumhuriyet Senatosunda öncelik ve ivedilikle görüşme" başlığını taşıyan Dördüncü
Bölümünde yer alan 45. maddede Hükümet veya Komisyonun yazılı ve gerekçeli isteği üzerine
Cumhuriyet Senatosu uygun görürse bir tasarı veya teklifin öteki işlerden önce görüşülmesine karar
verilebileceği yazılıdır. Madde metnine göre öncelikle görüşme kararlarına ancak kanuü tasarı ve
tekliflerinin konu olabileceği anlaşılmaktadır. Buna karşılık aynı İçtüzüğün gündemlere ilişkin 44.
maddesinde, Tüzük gereğince bir defa görüşülecek işler "Komisyonlardan Başkanlığa gelme
sırasına göre görüşülecek işler" arasında gösterilmiş; ancak gerekirse Genel Kurulun bu sırayı
değiştirebileceği de belirtilmiştir. Olayda Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanı, işin önemli
olduğu ve ivedi istemi ile geldiği gerekçesiyle gündemdeki öteki işlere takdimen görüşülmesini
önermiştir. Başkan önergenin İçtüzüğün 45. maddesine değil 44. maddesine göre oylanabileceğini
söylemiş ve oylama sonunda önerge kabul edilmiştir.
Böylece Genel Kurul İçtüzüğün 44. maddesinde yazılı yetkisini kullanarak gündemin 14.
sırasında olan bir işin yerini değiştirmiş ve en başa getirmiştir. Şu duruma göre Genel Kurul
görüşmelerinde bu yönden İçtüzük hükümlerine aykırılık bulunmadığı ortadadır.
4 - Genel Kurul görüşmelerinde son sözün üyeye verilmemiş olması durumu :
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin raporun Genel Kurulda görüşülmesi
sırasında Cumhuriyet Senatosunun altı üyesi konuşmuş; sonra Başkan verilmiş bulunan yeterlik
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
9
önergesini oylayacağını bildirmiş; önerge aleyhine konuşmak isteyen bir üyeye söz verildikten
sonra önerge oylanmış ve kabul edilmiş; daha sonra Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanı
konuşmuş; en sonunda Ekrem Acuner savunmasını yapmış ve böylece görüşmeler sona ermiştir.
İptal isteminde bulunan, bu tutumun İçtüzüğün 56. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "son söz
Cumhuriyet Senatosu üyesinindir" hükmüne aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 142. maddesine göre her üye kendisini komisyonlarda ve
Genel Kurulda savunabilir veya bir arkadaşına savunmasını yaptırabilir.
2/7/1971 günlü Genel Kurul görüşmelerinde en son konuşan Ekrem Acuner işte İçtüzüğün
142. maddesiyle kendisine tanınan hakkı kullanmıştır. Kendisi Cumhuriyet Senatosu Üyesi olduğu
için Ekrem Acuner'in konuşması ile İçtüzüğün 56. maddesinin büsbütün başka anlam ve erek taşıyan
üçüncü fıkrasındaki "son söz Cumhuriyet Senatosu üyesinindir." hükmünün yerine getirilmiş
sayılmasına olanak yoktur. Çünkü Ekrem Acuner'e Genel Kurulda söz verilmesi İçtüzüğün 56.
maddesinin değil 142. maddesinin gereğidir. Şu duruma göre görüşmelerde en son söz Cumhuriyet
Senatosu üyesinin olmamış ve böylece İçtüzüğe aykırı davranılmıştır.
Ancak Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 56. maddesinin üçüncü fıkrasındaki,
görüşmelerde gereği yerine getirilmeyen biçime ilişkin kural, niteliği dolaysiyle Yasama Meclisince
verilen kararın geçerliği üzerine etkili olabilecek kurallardan değildir. Yukarıda VI/A/1 işaretli
bölümde biçime ilişkin İçtüzük kuralları üzerinde söylenenler burada da geçerlidir. Anayasa ve
Adalet Komisyonu raporunnun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda görüşülmesi sonunda son
sözün üyeye verilmemiş olması durumunun işlemin sonucuna etkili bir nitelik taşıdığı düşünülemez.
Böyle, olunca da İçtüzüğün 56. maddesinin üçüncü fıkrasına uyulmamasının yasama
dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptalini gerekli kılacak ağırlık ve ciddilikte bir aykırılık
sayılmasının yeri ve dayanağı yoktur.
Şu duruma göre Anayasa ve Adalet Komisyonu raporunun Genel Kurulda görüşülmesi
sırasında son sözün bir üyeye verilmemiş olması durumunun Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 56.
maddesine aykırı olmakla birlikte, inceleme konusu kararın biçim yönünden iptalini
gerektirmediğine karar verilmelidir. Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya önal, Kâni Vrana ve Muhittin
Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
5 - Genel Kuruldaki konuşmalarda içtüzüğe aykırı davranıldığı iddası :
İptal isteminde bulunan, raporun Genel Kurulda görüşülmesi sırasında söz alan altı üyeden
raporun üzerinde konuşacaklarını söyleyen iki kişinin raporun lehinde konuşmalarına rağmen
Başkanın müdahale etmediğini ve görüşmelerin yeterliliği yolunda önerge verilmesini ima eder
cesine beyanda bulunduğunu ve böylece İçtüzüğün 56. maddesine ve başkanların yansızlığı ilkesine
aykırı davranıldığını ileri sürmektedir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 56. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarına göre; Genel
Kurul dilerse görüşülen işlerin lehinde, aleyhinde ve üzerinde konuşmak isteyenlere sıra ile söz
verilmesini kararlaştırabilir. Bir konunun görüşülmesine başlamadan önce söz için adını
yazdıranların sayısı altıyı geçerse başkan bu usulü kendiliğinden uygulayabilir. Görüşülen konunun
lehinde, aleyhinde ve üzerinde en az ikişer üye konuşmadan yeterlik önergesi oya konulamaz.
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 83. Birleşimine ilişkin görüşme tutanağı incelenince
şu durum görülmektedir : Görüşmelerin başında on üye söz istemiştir. Bunun üzerine Başkan, söz
isteyenler altıyı geçtiği için aleyhte, lehte, üzerinde olmak üzere söz vereceğini açıklamıştır. Söz
isteyenlerden Suphi Karaman, Ziya Terman, Erdoğan Adalı, Turgut Cebe, Hüseyin Kalpaklıoğlu,
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
10
Rifat Öztürkçine konuşmuş; sonra Başkan yeterlik önergesi bulunduğunu söyleyerek Acuner'in ve
Komisyonun söz hakları saklı kalmak üzere önergeyi oylamış ve kabul edildiğini bildirmiştir.
Bundan sonra Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanı konuşmuş ve Ekrem Acuner savunmasını
yapmıştır.
Öte yandan bir raporun lehinde veya aleyhinde değil de "üzerinde" konuşmanın anlamını ve
sınırını belirlemedeki ve böyle bir konuşma sonuca bağlanırken lehte veya aleyhte bir eğilim
göstermekten kaçınılmasındaki güçlükler gözönünde tutulursa Başkanın vaktinde ve yerinde
müdahalesini de aynı güçlüklerin etkileyeceği ortaya çıkar. Kaldı ki görüşme tutanaklarında
Başkanın bu veya başka bir yönden yan tuttuğunu belirleyecek bir tutumu da görülmekte değildir.
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 83. Birleşimine ilişkin görüşme tutanaklarına
dayanılarak yukarıdan beri yapılan açıklamalarda anlaşılacağı üzere Genel Kuruldaki konuşmalarda
İçtüzüğe aykırı davranıldığı yolundaki iddialar yerinde değildir.
6 - Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluşu biçimi :
İptal isteminde bulunan, Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluş
biçimleri yönünden her hangi bir aykırılık ileri sürmemişse de 44 sayılı Yasanın 28. ve 33. maddeleri
uyarınca Anayasa Mahkemesi ilgilinin iptal gerekçesine dayanmak zorunda bulunmadığından ve
başka gerekçe ile de iptale gidilebileceğinden bu konu üzerinde ayrıca durulmuştur. .
a) Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçimi :
Cumhuriyet Senatosunun, İçtüzüğünün 17. maddesi uyarınca 15 kişilik olan Anayasa ve
Adalet Komisyonunda bir üyeliğin boş bulunduğu ve siyasî parti gruplarından Adalet Partisinin
sekiz, Cumhuriyet Halk Paritsinin üç ve Millî Güven Partisinin bir üyesinin burada yer aldığı
anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Senatosu Başkanlığından bildirildiğine göre siyasî parti gruplarının
Cumhuriyet Senatosundaki güçleri ise şöyledir : Adalet Partisi 89 üyelik; Cumhuriyet Halk Partisi
34 üyelik; Millî Güven Partisi 10 üyelik. Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısı 183 tür.
Siyasî parti guruplarının güçleri oranı Cumhuriyet Senatosu üye tamsayısına göre
hesaplandıkta oran Adalet Partisi için % 48, 63 Cumhuriyet Halk Partisi için % 18, 57; Millî Güven
Partisi için % 5, 46 olmaktadır. Bu oran gözönünde tutulursa siyasî parti gruplarının Anayasa ve
Adalet Komisyonuna katılma payları olarak Adalet Partisine 7, 29; Cumhuriyet Halk Partisine 2,
78; Millî Güven Partisine O, 81 üyelik düşecektir. Yarıdan az kesirler atılıp, yarıdan çok kesirler
bire yükseltilince de Komisyonda Adalet Partisine 7, Cumhuriyet Halk Pratisine 3, Millî Güven
Partisine l üyelik düşecek demektir. Bu hesaplama biçimi uygun görülürse Adalet Partisine gücünün
üstünde bir fazla üyelik verilmiş olduğu sonucuna varılması olağan olur.
Yapılan görüşmeler sonunda Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçimi üzerinde üç
görüş belirmiştir. Bir görüş Komisyonun kuruluş biçimini Anayasa'nın 85. maddesine aykırı
düştüğü ve aykırılığını inceleme konusu yasama dokunulmazlığının kaldınlması kararının biçim
yönünden iptalini gerektirdiği yolundadır. Bu görüş çoğunlukça benimsenmediği için karşıoy
yazılarında açıklanacağından burada ayrıca üzerinde durulmayacaktır. Öteki iki görüş şöyledir :
aa) Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 17. maddesi hükmü uyarınca 15 üyeden kurulan
Anayasa ve Adalet Komisyonunda siyasî parti gruplarından Adalet Partisinin sekiz, Cumhuriyet
Halk Partisinin üç, Millî Güven Partisinin bir üyesinin yer aldığı, bir üyeliğin boş bulunduğu diğer
gruplardan Millî Birlik Grubunun bir üyelik, grubu dağılmış olmasına rağmen bir üyeliği de
Cumhurbaşkanınca seçilen üyenin aldığı görülmektedir.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
11
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 5. maddesinde "... Bir siyasî parti kontenjanına dahil
olmaksızın Başkanlık Divanına seçilmiş olan üye, her hangi bir siyasî partiye girdiği takdirde
Divandaki görevinden 15 gün içinde çekilmek zorundadır ...", 8. maddesinde "... l - Danışma
Kurulunda temsil edilen bütün grupların C. Senatosu üye tam sayısındaki yüzde oranları tesbit edilir
..", 13. maddesinde "... görüşüp kararlaştırmak ve Başkanlık Divanı ile birlikte toplanmak üzere
Cumhuriyet Senatosunda bulunan gruplar temsilcilerinin katılacağı bir Danışma Kurulu teşkil eder
...", 14. maddesinde "... Hiçbir siyasî partiye mensup olmayan üyeler de, Anayasa'nın münhasıran
siyasî parti gruplarına tanıdığı haklara sahip olmamak şartiyle, kendi aralarında gruplar teşkil
edebilirler. Gruplar on üyeden az olamaz ...", 15. maddesinde "... Siyasî partilere mensup
olmayanların teşkil ettikleri gruplar da aralarında görev taksimi yaparlarsa yukarıdaki fıkralar
hükümlerine uyarlar..." ve son olarak 18. maddesinde "... Başkanlık Divanı, C. Senatosu grupları
başkanları ile de temas ederek, grupların Komisyonlara C. Senatosundaki kuvvetleri oranında
katılmalarını sağlayacak şekilde aday listelerini düzenler ve üyelere dağıttırır ..." yollu hükümler
yer almıştır. Bu hükümlerde, Cumhuriyet Senatosu Komisyonlarının kuruluşunda siyasî parti
grupları ile varsa diğer grupların Cumhuriyet Senatosundaki kuvvetleri oranında katılmalarını
sağlama amacının güdüldüğü ve uygulamanın da buna göre yürütüldüğü açıkça görülür. Siyasî
Partilerle bağlantısı bulunmayanların da grup kurabilmelerini ve bu grupların komisyonlara
Cumhuriyet Senatosundaki kuvvetleri oranında katılmalarını öngören Cumhuriyen Senatosu
içtüzüğü hükümlerinin Anayasa'nın 85. maddsine aykırı olduğu da öne sürülemez. Anayasa'nın 85.
maddesi, siyasî parti grupları dışında grup kurulmasını yasaklamamış, siyasî parti gruplarının
meclislerin bütün çalışmalarına kuvvetleri oranında katılmalannı buyurmuştur. Cumhuriyet
Senatosunda siyasî partilere bağlı olmayan veya grup kuramayan siyasî partilerle bağlantılı üyelerin
bulunduğu bir gerçek olduğuna göre, siyasî parti gruplarının güçleri Cumhuriyet Senatosu üye
tamsayısına oranla hesap edilince belli bir yüzdenin de siyasî parti grupları dışındaki gruplara isabet
ve bunun komisyonların kuruluşuna da aynen sirayet edeceği tabidir. Bunlardan artan üyeliklerin
de bütün gruplara kuvvetleri oranında dağıtılmasında Anayasa'ya uymayan ve ters düşen bir yönde
yoktur.
Anayasa ve Adalet Komisyonunda grupların kuvvetleri oranına göre dağıtılan üyeliklerden
artakalan sandalyeler yine bunların kuvvetleri oranına göre dağıtılınca Adalet Partisi grubuna
Anayasa ve Adalet Komisyonunda verilen sekiz üyeliğin bu grubun gücü oranını aşmadığı ortaya
çıkar. Demek ki Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçimi Anayasa'nın 85. maddesine
aykırı değildir.
Bu görüşü Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Ziya önel, Kâni Vrana, Mustafa Karaoğlu ve Ahmet
H. Boyacıoğlu benimsemişlerdir.
bb) Adalet partisi grubunun Cumhuriyet Senatosu üye tamsayısına göre saptanan güç oranı
uyarınca bu gruba Anayasa ve Adalet Komisyonunda 7,29 üyelik düşmektedir. Bir üyeliğin
parçalanması düşünülemiyeceğinden artan kesirlerin doğrudan doğruya uygulanma yeri bulması
olanaksızdır. Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünde kesirler yönünden ne işlem yapılacağı
açıklanmamıştır. Olağan olan bunların bire yükseltilmesidir. Cumhuriyet Halk Partisi grubuna
ilişkin 0,78 ve Millî Güven Partisi grubuna ilişkin 0,81 kesirlerinde yapıldığı gibi Adalet Partisi
grubuna ilişkin 0,29 kesiri de bire yükseltilince ortaya çıkan, 8 üyelik bu grubun güç oranını yansıtır.
Demek ki Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçiminde Anayasa'nın 85. maddesine
aykırılık yoktur.
Bu görüşü Ahmet Akar ve Lûtfi Ömerbaş benimsemişlerdir.
cc) Böylece Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçiminde Anayasa'ya aykırılık
bulunmadığı yolunda bir çoğunluk oluşmuştur.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
12
Muhittin Taylan, Avni Givda, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Muhittin Gürün ve
Şevket Müftügil Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçiminin Anayasa'nın 85. maddesine
aykırı olduğunu ve inceleme konusu kararın bu nedenle biçim yönünden iptali gerektiğini ileri
sürerek bu görüşe katılmamışlardır.
b) - Alt Komisyonun kuruluş biçimi :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarına göre;
Başbakanlıktan gelen dokunulmazlığın kaldırılması istemi Başkanlıkça Anayasa ve Adalet
Komisyonuna havale edilince Komisyon beş kişilik bir Alt Komisyon kurar. Komisyon Başkanı
siyasî parti gruplarının Cumhuriyet Senatosundaki oranlarına göre Alt Komisyona ne kadar üye ile
katılacaklarını saptayarak durumu üyelere bildirir. Alt Komisyona üye seçimi buna göre yapılır.
Alt Komisyonda Adalet Partisi grubundan üç, Cumhuriyet Halk Partisi ve Millî Güven
Partisi gruplarından birer üye bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu üç grubun güç oranlarına göre
üyeliklerin ilk ayakta 2,43 ü Adalet Partisine, 0,92 si Cumhuriyet Halk Partisine, 0,27 si Millî Güven
Partisine düşeceğinden yukarıdaki iki görüş gerekleri burada da uygulandıkta, esasen en güçsüz
grubun en az bir üye ile faaliyete katılması da zorunlu bulunduğu için Alt Komisyon yapısının bu
hesaba uyduğu ve kuruluş biçiminde Anayasa'nın 85. maddesine aykırılık bulunmadığı görülür.
Muhittin Taylan, Avni Givda, Şahap Arıç, ihsan Ecemiş, Recai Seçkin, Muhittin Gürün ve
Şevket Müftügil bu görüşe katılmamışlardır.
B - Esas yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi :
Anayasa'nın 79. maddesi; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir Meclis
üyesinin, kendi Meclisinin kararı olmadıkça, tutulamıyacağı, tutuklanamayacağı ve
yargılanamayacağı kuralını koymuş; yalnız ağır cezayı gerektiren suçüstü durumunu bu hükmün
dışında bırakmıştır.
79. maddenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Anayasa, hangi durumlarda yasama
dokunulmazlığının kaldırılabileceğini belirtmemiştir. Ancak bu, Yasama Meclislerinin konu
üzerinde sınırsız ve salt bir değerlendirme hakları bulunduğu anlamına gelmez. Çünkü yasama
dokunulmazlığı hukukî durumuna 79. maddede yer vermekle Anayasa koyucunun güttüğü erek ki
bu, yasama görevini yürüteceklerin çeşitli çevrelerden gelebilecek baskı ve kaygılardan korunmuş
olarak o görevi gereği gibi yapmalarını sağlamak diye özetlenebilir. - böyle bir görüş ve düşünüşle
bağdaşamaz. Öte yandan yine Anayasa, 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetini bir hukuk Devleti
olarak nitelendirmiş ve tanımlamıştır. Şu duruma göre yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması
konusunda bir takım belirli, nesnel ölçüler uyarınca davranılması ve bu ölçülerin bir hukuk
devletinden beklenen nitelikte bulunması şarttır.
Nitekim Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde (Madde 140) yasama dokunulmazlığının
kaldırılması işlemlerine ışık tutacak kimi ilkeler yer almıştır. Bu ilkelere göre bir üyeye yapılan suç
isnadının ciddiliğine ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî ereklere
dayanmadığına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi bakımından
yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığın kaldırılmasında zorunluluk
bulunması durumunda yasama dokunulmazlığı kaldırılır.
İnceleme konusu karar Cumhuriyet Senatosunun bir tabiî üyesine ilişkindir. Tabiî üyelerin
öteki üyelere göre birincilerin yasama görevlerinin süresiz, ikincilerin süreli olması dışında ayrı ayrı
hükümlere bağlı tutulmaları, Anayasa'nın 70. maddesinin açık ve kesin hükmü karşısında,
düşünülemez. Yasama görevinin süresiz oluşunun yasama dokunulmazlığı bakımından olumlu veya
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
13
olumsuz, hiç bir etkisi olamıyacağı ve tabiî üyeleri seçilmiş üyelerden ayrımlı bir duruma
sokamayacağı da yine bu hükmün bir gereği ve sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Yasama dokunulmazlığının tabiî ve seçilmiş üyeler bakımından aynı niteliği taşıdığına
böylece ve kısaca değinilikten sonra şimdi, içtüzüğün 140. maddesindeki sıraya göre ilk olarak işin
isnadının ciddiliği yönünden incelenmesine geçilecektir.
l - İsnadın ciddiliği sorunu :
Cumhuriyet Senatosunun Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'e yapılan ve yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına yol açan isnadın ciddi olup olmadığı konusunda isabetli bir
sonuca varmak için isnadın dayanaklarına kadar inilmesi zorunluğu vardır; bu da tabiatiyle delillerin
elden geçirilmesini gerektirecektir. Ancak böyle bir tutumun delillerin değerlendirilmesi ile
karıştırılmaması yerinde olur. Delillerin değerlendirilmesi, hükme yönelen bir tartma, ölçme
eylemidir; suçun subut bulup bulmadığını araştırır; görevli yargı yerlerine özgüdür. Anayasa
Mahkemesinin burada yapacağı ise subut yönünden değil ancak isnadın ciddî olarak
nitelendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı bakımından ve yalnızca bu yönde aydınlanacak
kadar, delillerin üzerinde durmaktır.
a) Anayasa Mahkemesinin istemesi üzerine Başbakanlığın 8/7/1971 günlü, 820 sayılı
yazısiyle gönderilen ve yazıda "106 sayılı Cumhuriyet Senatosu kararının dayanağı bulunan gizli
soruşturma dosyası" olarak tanımlanan dosyanın içindeki belge örnek ve fotokopilerine göre Ekrem
Acuner'in aleyhinde ileri sürülenlerin başında kendisinin "7 veya 8 Şubat 1971 de istanbul, Bostancı,
Esenevler, Turşucu Sokağındaki bir evde bir takım deniz subayları, bir profesör, bir kurmay albay
ve ipraşta görevli emekli deniz yüzbaşısının katıldığı bir toplantıda bulunduğu ve bu toplantıda
(1960 ihtilâlinden sonra Muhsin Batur ve Faruk Gürler'in de dahil olduğu 61 albay Demokrat
Partisinin veya Adalet Partisinin iktidara gelmesi halinde ihtilâl yapacaklarına dair söz verdiler.
Bugün sol ihtilâli biz yapmazsak kısa zamanda sağcı bir cunta gelecek veya Yahya Han formülü
uygulanacaktır) dediği" yolundaki iddiadır. Bu iddiaya bir "Milli istihbarat Teşkilâta eleman raporu"
dayanakhk eylemekte : "Deniz Kuvvetleri bünyesindeki aşırı sol faaliyetler" e ilişkin uzun bir yazı
ile Millî Emniyet Hizmetleri Başkanlığı İstanbul ve Bölgesi Daire Başkanlığının 1. Ordu
Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderdiği 4/5/1971 günlü yazıda bu raporun sözü edilmektedir.
MİT eleman raporunun kimce ve nasıl düzenlendiği tabiatiyle belli değildir.
b) Öte yandan bir de 10/4/1971 gününde 1. Ordu Askeri Savcısınca muhbir ve tanık olarak
dinlenen Deniz Teğmeni Kubilay Kılıç'ın sözleri vardır. Muhbir çeşitli açıklamalar sırasında Ekrem
Acunerle ilgili olarak, "Sarp Kuray'la aynı sınıfta bir yıl birlikte okuduk. O zamanlar Sarp Kuray'ın
E'krem Acuner'in delaletiyle okula girdiği ve onun çok yakını olduğu söylenirdi... 7 veya 8 Şubat
1971 tarihinde istanbul, Bostancı, Esenevler Turşucu Deresi 18/2 de Ekrem Acuner'in katıldığı
toplantıda ben bizzat bulunmadım. Toplantıya katılanlar sizin raporunuzda belirttiğiniz, daha
doğrusu 7. sayfanın alt kısmında gösterdiğiniz kimselerdir. Yalnız Kurmay Albay Nihat Havacıdır.
Profesörün kim olduğunu duymadım. 10/2/1971 tarihinde Tekirdağ Gemisinde yapılan toplantı
esnasında Şahin Aldoğan, hepimize Ekrem Acuner'in bahis mevzuu toplantıdaki konuşmasını
nakletti. Onun nakline göre Faruk Gürler. Muhsin Batur 1960 ihtilâlinden sonra 61 albay ile birlikte
D.P. veya Adalet Partisinin iktidara gelmesi halinde ihtilâl yapacaklarına dair söz verdiler. Bugün
sol ihtilâli kısa zaman içerisinde biz yapmazsak sağcı bir cunta gelecek veya Yahya Han formülü
uygulanacaktır demiş, Hatta Hava Albayının 400 kadar taraftarı olan pilot da varmış, şayet bir sol
ihtilâli yapar ve başarırsak ister istemez Faruk Gürler ile Muhsun Batur uyacaktır. Sonra onlar da
diskalifiye edilecek. Bahsettiğim bu 10/2/1971 taihli Tekirdağ Gemisi toplantısına Dz. Teğmen
Şahin Aldoğan, Dz. Tğm. Şakir Ündeyici, Dz. Tğm. Orhan Altan, Dz. Tğm. Lûtfi Yılmaz
katıldık......... Bu toplantıda bir karacı Yzb. ile bir havacı Alb.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
14
Derinceye gelerek hücre faaliyetine geçmişler. Bu hücre faaliyetinde bulunan iki kişi
anlatılanlara göre Ekrem Acuner'i kabul ediyorlar fakat etrafındakiler deşifre oldukları için onlarla
temas kurmayı istemiyorlardı. Daha sonra biz bu grubun hem Ekrem Acuner'i hem de etrafındakileri
tanımadıklarını ve hem de irtibatı kestiklerini duyduk... Yine bir duyguma göre 10/2/1971
tarihindeki toplantıda konuşulana göre bizim gruptan Şahin Aldoğan veya Saim (Soyadını
bilmiyorum) Ekrem Acuner'le temasa geçmişler. Hatta Ekrem Acuner bunlara itimat telkin etmek
için şayet aradaki habercilere güvenemiyorsanız, size bir telefon numarası ve bir parola vereyim
demiş ve vermiş. Bu numara ve parolayı ben bilmiyorum." demektedir.
c) Buna karşılık Şahin Aldoğan'ın 14/5/1971 günü Askeri Savcılıkta yapılan sorgusunun
konu ile ilgili bölümü şöyledir : "Bostancı Turşucu Deresi 18/2 numaralı daireyi ben, Hüseyin ve
İsmail birlikte kiralamıştık. Kirasını biz veriyorduk... Ben belirttiğiniz gibi bir Hava Üs
Komutanlığında, Eskişehir'de görevli harekât şube müdürü olduğunu belirttiğiniz Hava Kurmay
Albay Nihat Değer isminde birini tanımıyorum. İşar elettiğiniz gibi 7 veya 8 Şubat tarihinde bizim
dairede Ekrem Acuner ile birlikte bu Hava Kurmay Albay, bir profesör ve diğer bazı kişilerin
bulunduğu, Ekrem Acuner'in belirttiğiniz gibi bir konuşma yaptığı, derhal herekete geçilmesi aksi
takdirde sağcı bir cunta gelecek veya Yahya Han formülü uygulanacak şeklinde beyanda bulunduğu
Hava Albayının 400 kadar taraftarı pilotu olduğu gibi konuşmalar yapılmış değildir. Ekrem Acuner'i
Tabii Senatör olarak bilirim. Fakat şahsen tanımıyorum. Bahsettiğiniz 7 ve 8 Şubat tarihlerinde
gemimde içeriye vardiye nöbetçisi idim. Bayram sonrası veya bayrama tesadüf eder. Bu itibarla
gece evde toplantı yapmama imkân yoktur. Görevim Gölcük'te dir. Saniyen yine belirttiğiniz gibi
bir Kara Yüzbaşı ve bir Hava Albay ile Derince'de gizlice buluşup temas sağlamış ve hücre
faaliyetleri hakkında konuşmuş değilim. Yine Saim Kıroğlu ile birlikte Ankara'ya giderek Ekrem
Acuner ile temasta bulunup ondan telefon numarası ve parola (Karaşlaştıralan bir harekât için) almış
değilim. Bu iddiaların mesnedi yoktur. Hiçbirisini kabul etmiyorum ...... 10/2/1971 tarihinde
Tekirdağ Gemisinde bahsettiğiniz şahıslarla toplantı yapmış değilim. ...... O gün ben izinli çıktım.
Bu vardiye izinidir. Bir veya iki gün bazı günde iki veya üç gün de sürebilir. Umumiyetle Bursa'ya
Uludağ'a giderim Halhalde Bursa'ya gitmişimdir. izMİT'e de gitmiş olabilirim. Belki de istanbul'a
gitmişimdir. Sarahaten bilmiyorum.
ç) Turşucu Deresindeki evde yapıldığı ileri sürülen konuşmalarla ilgili ifadeler de aşağıya
çıkarılmıştır :
Deniz Üsteğmeni Ali Ercan'ın 28/5/1971 günü Askerî Savcılıkta verdiği ifadeden :
"................... 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı Harekât Şube Müdürü ile görevim icabı
müşterek çalışıyorduk. Şube Müdürü olan Hava Kurmay Albay Nihat Değeri orada tanıdım. Bana
ilgi gösterdi. Birinci gidişimde bütün öğle yemeklerinde bana para verdirmedi, kendi hesabına
yazdırdı ............ Ben bunun altında kalmamak için istanbul'a geldiği zaman bize uğramasını talep
ettim. Maksadım kendisine bir yemek vermek idi. Hatırladığıma göre Kurban Bayramı içinde bir
gün öğleye, doğru kapım çalındı, Nihat Değer sivil elbise ile gelmişti. Evime de istanbul'dan ve
İzmir'den misafirler geldiği için evim kalabalıktı. Buna rağmen bir kahve içmek için içeriye davet
ettim. Girmek istemedi. Bayramlaşmak için geldiğini, uğradığını söyledi. O sırada pek yakından
arkadaşım olan Layn Üstğm. Mehmet Şengör de benimle bayramlaşmağa geldi. Onları tanıştırdım,
daha evvel tanışmıyorlarmış. Albay içeriye girmeyince Mehmet'le birlikte ben bir arkadaşlara
uğrayacağız çıkalım dedik. Birlikte çıktık. Kapıda Volksvagen bir araba vardı. Ona bindik.
Direksiyonu Nihat Değer kullanıyordu. İçeride Zeki Edirne isminde bir şahısla tanıştık. Esasen
Mehmet Şengör bu şahsı daha evvel tanıyor imiş. Biraz ilerledik. Muhtemelen caddeye çıkarken
veya caddede soluk açık mavi yeşil muhtemelen Şevrole marka bir arabanın yakınında durdu.
Misafirlerimiz de var, yalnız gelmedik dedi. Daha doğrusu arkadaşlarımız da vardı. Yalnız gelmedik
demişti. Ben Volksvegende kaldım Mehmet Şengör öbür arabaya geçti Onlar önde biz arkada
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
15
arkadaşlara uğramaya gittik. Ana caddeden Bostancı civarında bir sokağa döndük. Onlar park ettiler.
Yalnız Mehmet Şengör bu şahısları tanımıyordu. Onların arabasına geçmeden evvel Nihat Değer
öbür arabada Tabii Senatör Ekrem Acuner ile Prof. mukabil Özyörük var demişti Şahin Aldoğan'ın
Bostancıdaki tahmin ederim ikinci kattaki dairesine gittik. Hep birlikte içeriye girdik. Onlar bizi
cadde üzerinde bırakıp yollarına devam edeceklerdi. Fakat ben mademki bizim eve girmediniz; hiç
olmazsa uğrayacağımız arkadaşlara kadar gidelim bir kahvemizi alın şeklinde Nihat Değer'i oraya
davet etmiştim. Onun üzerine buraya geldik. Dairede Şahin Aldoğan ismindeki Layn Teğmen ile
soyadını bilmediğim yine Layn Teğmen Saim vardır.......................................................................
Nihat Değer, Zeki Edirne konuştular. Ekrem Acuner de az konuştu. Aynı zamanda Saim, Şahin
Aldoğan karşılıklı konuştular. Şimdi bu konuşmaları sarahaten hatırlayamıyorum. Fakat idarenin
otoritesinin olmadığından, milletin uzun yıllardan beri kalkınamadığından her yerde konuşulduğu
gibi burada da bir sohbet şeklinde konuşuldu. Hatta Zeki Edirne Atatürk'ü över mahiyette söz etti
........................ Ekrem Acuner de bazı konuşmalar yaptı. Fakat mahiyetini hatırlamıyorum. Sizin
belirttiğiniz gibi 1960 ihtilâlinden sonra Muhsin Batur ve Faruk Gürler'in de dahil olduğu 61 Albay
Demokrat Parti veya Adalet Partisinin iktidara gelmesi halinde ihtilâl yapacaklarına dair söz
verdiler. Bugün sol ihtilâli biz yapmazsak kısa zamanda sağcı bir cunta yapacak veya Yahya Han
formülü uygulanacaktır şeklinde bir konuşma yapmadı. Böyle bir konuşmayı yapsaydı dikkatimi
çekerdi. Yine Ekrem Acuner kendisinin ihtilâl yapacağı yolunda bazı ihbarlara muhatap olduğunu
yakınma bakımından anlatmış değildir. Ben şahsen bu konuşmalardan Şahin Aldoğan ile Saim'in
markist leninist fikirlere sahip olduğunu farkedemedim. Keza ihtilâlden, işçi ve emekçilerin, halkın
ezildiğinden bahsedilmedi. Keza bunlardan herhangi birisinin (mavi gözlü sarı saçlı Mustafa
Kemal) diyerek Atatürk'ten bahsettiklerini, Ekrem Acuner'in veya diğer orada bulunanların bu
konuşma üzerine onlara kızdığını görmedim. Böyle bir konuşma yapılmadı. Devamlı odada
bulunduk ................... Oradan ayrıldık. Onlar bizden biraz evvel çıktılar. Tehmin ederim Nihat
Değer Eskişehir'e Ekrem Acuner ile Mukbil Özyörük de birlikte Ankara'ya hareket ettiler"
bb) Deniz Üsteğmeni Mehmet Şengör'ün 27/5/1971 günü Sıkı yönetim Askeri Savcılığında
iki kez verdiği ifadeden :
"Ben Ekrem Acuner'i ilk defa belirttiğiniz yerde gördüm. Daha evvel şahsen tanımıyordum.
Tabii Senatör olarak ismini biliyor ve resmini gazetede görüyordum. Kendisi ile herhangi bir
yakınlığım akrabalığım yoktur. Yanılmıyorsam bayramın ikinci veya üçüncü günü, Şubat 1971 ayı
başlarında, tarihini hatırlayamıyorum 7 sene okuldan 5 sene de donanmadan samimi arkadaşım olan
Layn Üstğm. Ali Ercan, ile bayramlaşmak üzere Göztepe'deki evine gittim. Vakit öğleye yakındı.
Evi tarif edemen fakat bilirm. Sokağa girdiğim zaman kapıda Volksvagen bir araba duruyordu. Ev
tek katlı ve bahçelidir. Bahçe öndedir, içeri girdiğim zaman kapıda kır saçlı, uzun boylu sevil bir
şahısla arkadaşım Ali Ercan'ı konuşur vaziyette buldum. Beni orada Ali bu zat ile tanıştırdı. Hava
Kurmay Albay Nihat Değer olduğunu orada öğrendim. Daha evvel tanımıyordum. Yeni gelmiş
olacak ki Ali hakve içmek için içeriye buyur ediyordu. O ise arkadaşlarının kendisini beklediğini,
onları yoklayacağını, giremiyeceğini söylüyordu. Bunun üzerine ben de zaten bayramlaşmıştım. Ali
ile birlikte onların Bostancı istikametinde gideceklerini öğrendiğimizden biz de Bostancıya kadar
sizinle gelelim, yolcu edelim dedik. Birlikte Volksvagene bindik. Direksiyonu Albay Nihat Değer
kullanıyordu. Arabaya bindiğim zaman çok daha evvelden tanıdığım ve ailece görüştüğümüz Zeki
Edirne'yi gördüm. Bu karşılaşmamız albayın dikkatini çekti. Benim kayınpederim HaMİT Gülasâr
da hava assubaylığından emekli idi. Halen Balıkesir'de oturmaktadır. Nihat Değer onu da tanıdığı
için bu şekilde benimle yeni tanışmış olmasına rağmen bir yakınlık meydana geldi. Caddeye
çıktığımız zaman Albay Nihat Diğer durdu. Arabadan indi. Eski model, markasını şimdi
bilemiyeceğim bir arabanın yanına gitti. Penceresinden bir şeyler konuştular. Ne konuştuklarını
bilemiyorum. Birlikte aynı yere gitmeğe karar verdiler. Yani Bostancı istikametine gitmeğe karar
verildiği için ben araba kalabalık olduğundan diğer arabaya geçtim. Bizim araba önde gidiyordu.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
16
Nihayet Bostancı Turşucu Deresi Sokaktaki eve geldik. Arabadan indiğimiz zaman hatırladığıma
göre Nihat Değer bizi orada tanıştırdı. Birisi Tabiî Senatör Ekrem Acuner imiş. Diğeri Profesör
olarak bildiğim Mukbil Özyörük imiş. İkisini de orada tanıdım. Hep birlikte ikinci kattaki daireye
çıktık. Kanaatimce yanımızda bulunan Zeki Edirne'yi Ekrem Acuner ve Mukbil Özyörük orada
görüp tanıdılar. Ali Ercan'la benim görüşüme göre Zeki Edirne'yi Ekrem Acuner'i Mukbil Özyörük'ü
orada tanımış oldu. Bu şekle göre Nihat Değer, Ekrem Acuner ile Mukbil Özyörük'ü Ali Ercan'ı
Zeki Edirne'yi tanıyorum Ekrem Acuner ile Mukbil Özyörük Nihat Değer'i tanıyor. Beni, Ali Ercan
ve Zeki Edirne'yi tanımıyor. Orada tanışıldı. Daireye girdik. Anladığıma göre Volksvagen arabada
gelirken Üstğm. Ali Ercan onlara bu eve uğrama yolunda teklifde bulunmuş olacak ki oraya gidildi.
Bunu yanlış izahettim. Biz arabalarla ineceğimiz yere geldik, vedalaşmak için hepimiz arabadan
indik. O sırada Ali Ercan arkadaşımız Şahin Aldoğan'ın evine uğrama teklifinde bulundu. Beş
dakika uğrayalım dediler. Arabaları orada park ettiler. Hep birlikte benim gemimde ikinci çarkçı
olan Şahin Aldoğan'ın evine gittik. Belirttiğim bu ev durduğumuz caddedeki yerden hemen sokağa
dönüldüğü yerde, sokak içinde idi. Biz böyle bir karşılaşma olmasaydı Ali Ercanla birlikte Şahin
Aldoğan'a bayramlaşmağa gidecektik. O yüzden karşılaşma neticesi onlar da bizimle gelmiş oldular,
ikinci kata çıktık. Dairede Şahin Aldoğan'la Saim Kıroğlu bulunuyorlardı. Her ikisi de sivildi. Saim
Kıroğlu'nu orada tanıdım. Şahin Aldoğan'ı aynı gemide olduğu için tanırım. Fakat samimi
arkadaşım değildir. Rütbe ve görev de buna manidir. Ali Ercan'da. Saim Kıroğlu'nu orada tanıdı.
Fakat Şahin Aldoğan'ı tanır. Arkadaşıdır, içeriye buyur ettiler ............ ben şahsen katî olarak Saim
Kıroğlu ile Şahin Aldoğan'ın Ekrem Acuner'i ve Hava Kurmay Albayı Nihat Değer'i daha evvel
tanıdıkları yolunda katî bir kanaat veremem. Ancak orada konuşmalar sırasında bu arkadaşların
Ekrem Acuner ile birlikte sosyal dengesizlikten, memlekette reform yapılmamış olmasından,
bunların yapılması lâzım geldiğinden bahsettiklerine ve bu şekilde konuşmalar olduğuna göre Şahin
Aldoğan ile Saim Kıroğlunun, Ekrem Acuner'i veya Nihat Değeri evvelce tanıdıkları yolunda bir
zehaba götürebilir.................. Esasen konuşanlar Ekrem Acuner, Mukbil Özyörük, Şahin Aldoğan,
Saim Kıroğlu idi ............... Saat 11 sıraları idi. Yirmi dakika kadar konuşuldu. Müsaade istediler;
yolcu olduklarını Söylediler. Ekrem Acuner, Mukbil Özyörük, Nihat Değer, Zeki Edirne ayrıldılar.
Biz orada kaldık......... O gün o tarihte Şahin Aldoğan'ların dairesinde konuşmalar sırasında Ekrem
Acuner'in 1960 ihtilâlinden sonra Muhsin Batur ve Faruk Gürler'in de dahil olduğu 61 Albay
Demokrat parti veya Adalet Partisinin iktidara gelmesi halinde ihtilal yapacaklarına dair Söz
verdiler. Bu gün sol ihtilâli biz yapmazsak kısa zamanda sağcı bir cunta gelecek veya Yahya Han
formülü uygulanacak şeklinde konuştuğunu hatırlayamıyorum. Memleket meseleleri konuşuldu,
tenkitler yapıldı. Ama hu mealde konuşulduğunu zannetmiyorum. Şahin Aldoğan veya diğer
arkadaşların keza bir ihtilâlden, ihtilâl yapılması gerektiğinde bahsettiklerini hatılayamıyorum. Yine
Hava Kurmay Albay Nihat Değer'in emrinde 400 pilot var diyerek böyle bir ihtilâli destekler
şeklinde konuştuğunu hatırlayamıyorum Daha doğrusu bu konuşmalar olmadı. Ben orada ihtilâlle
ilgili bir niyet hissetmedim. Böyle bir niyet açıklanmadı."
cc) Deniz Teğmeni Saim Kıroğlu'nun 14/5/1971 günlü Askerî Savcılıkta verdiği ifadeden :
"Ben iddia edildiği gibi 7 veya 8/Şubat/1971 tarihinde Şahin Aldoğan'ın dairesinde Ekrem
Acuner'in, bir profesörün, Hava Kurmay Albay Nihat Değer olarak belirttiğiniz şahsın gelerek
konuştuklarını bilmiyorum. Ekrem Acuner'in ismini duyarım ve geçen yıl bir mevzuda
dokunulmazlığının alınması isteniyordu. Gazetelerden okudum. Şahsen tanımam. Şahin Aldoğanla
birlikte Ankara'ya giderek İstanbuldaki gizli örgüt namına kendisiyle temas sağlamış ve ondan bir
telefon numarasiyle parola almış değilim. Böyle bir şey hatırlayamıyorum. Ekrem Acuner'le
karşılaşmış değilim. Bir Kara Yüzbaşısı ile bir Hava Albayı Derinceye geldikleri orada bizimle
temas ettikleri yolunda bir iddiayı da kabul edemem. Böyle bir şey olmamıştır."
çç) Hava Kurmay Albay Nihat Değer'in 18/5/1971 günü Askerî Savcılıkta verdiği ifadeden
:
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
17
"................ Ali ismindeki bu deniz subayı bana evinin adresini vermiş ve bir kroki çizmişti.
O şimdi yanımda yok. Yırtmış atmış olacağım. O semtleri pek iyi bilmem. Yanılmıyorsam Göztepe
semtinde, o civarda bu adresi ararken Ekrem Acuner ve yanında kendi arabası içinde bir profesörle
karşılaştım ......... Selâmlaştık. 15 gün evvel Ankara'da Ekrem Acuner'le görüştüğüm zaman
bayramda üçüncü veya dördüncü günü olabilir, istanbul'da bir ahbabımı ziyarete gideceğimi
söylemiştim. O zaman Ekrem Acuner bana benim de Kadıköy civarında o tarihlerde bir ziyaretim
olacak demişti. Hatta ben konuşurken ziyaret edeceğim deniz subayının evini tarif etmiş ve krokiyi
göstermiştim. Maksadım kendisini istanbul'a döndüğüm zaman, yedi sekiz sene evvel bana yemek
yedirmişti. Onun altında kalmamak ve istanbul'da mukabele ederek bir yemek yedirmek istiyordum.
Bana yemeğe gelemem. Fakat senin bu eve gideceğin tarihte ve saatte o civarda bulunmaya
çalışırım, görüşmüş oluruz demişti, işte ben belirttiğim tarihte bu deniz subayının evini ararken
arabada Ekrem Acuner ve mezkûr profesör ile karşılaştım. Benim de otomobilim vardı. Ben onları
50, 60 metre kadar ileride bir köşede bıraktım. Denizci Ali'nin evini buldum. Kapıyı çaldım. Daha
doğrusu kapı açılarak kendisi benim geldiğimi görünce kendisi çıktı. Burası tek katlı bahçeli bir
evdi ve eski yapılardandı. Kendisi ile öpüştük. Ben geldiğimi fakat vaktimin olmadığını, Eskişehir'e
gideceğimi, ileride de arkadaşlarımın beklediğini söyledim. Israrına rağmen içeriye girmedim.
Yemek davetini de kabul etmedim. O halde ben de bir yere ziyarete gidiyorum, beraber gidelim,
beni orada bırakırsınız dedi. Birlikte benim arabamda o civardan ayrıldık. Bizi Ekrem Acunar'in
içinde bulunduğu aracı kullanan profesör takip etti. Muhtemelen Bostancı semtine geldik. Bir köşe
başında Ali duralım dedi ve köşede duran sivil giyinmiş iki arkadaşı gösterdi. Onlara uğramak
istediğini belirtti. Ben arabadan indim. Bizi tanıştırdı. O sırada Ekrem Acuner ve profesör de
arabadan inmişlerdi. Onlar da tanıştılar. Bir aralık Ali bana işte bunlar onlardan diye ihsasta
bulundu. Ben ne demek istidiğini anladım ................ Neticede kapının önünde karşılıklı konuşurken
benim yanımdaki emekli hava yüzbaşı Zeki Edirne de dahil olmak üzere 20. 25 metre kadar ileride
bulunan daireye gittik. Çay içme teklifinde bulunmuşlardı. Hava soğuktu. Kırmamak için ayak üzeri
uğramayı uygun buldum .................. Gerekse dairede 20 dakika kadar dairede bulunduğumuz sırada
konuşmalar esnasında ben daha evvel bu zararlı ideolojiye sahip olan genç subayların bulunduğunu
duymuş olmamın ve karşımda da onları görmenin tesiri ile durumu anlamak ve daha samimi bir
ifade ile müspet telkinde bulunmak yani bu ideolojiyi tenkit etmek ihtiyacını duydum ............ Ne
var ne yok' Durum nasıl gibilerden fikirlerini öğrenmek istedim .................. Gerek Şahin gerekse
Saim proletaryadan, bir devrimden söz ediyorlardı. Hatta bu konuşmaları sırasında İş Bankasının
kendisine bağlı 80 teşebbüsü var; bu ne olacak gibi laflar ediyorlardı ............... Bunun üzerine gerek
ben gerekse Ekrem Acuner bu düşünüş tarzının yanlış olduğunu belirttik. Sinirli hava başladı,
içimizde en çok sinirini belli eden profesördü. Ekrem, Acuner bunlara yoksa siz Dr. Hikmet
Kıvılcımlı'nın kitapları, yazılan ve fikirleri tesiri altında mısınız. Bir taraftan ikili anlaşmalardan
uzaklaşalım diyorsunuz, antiemperyalist görünüyorsunuz; diğer taraftan bize ait olmayan kökü
dışarıdaki ideolojileri benimsemiş görünüyorsunuz. Sermaye ve mülkiyet haklarının kaldırılması
halinde bunun size ne gibi zararlar veya faydalar göstereceğini düşündünüz mü gibi sözler serfetti.
Yanlış bir düşünce ve fikir içerisinde olduklarını belirtti............. Evden çıktığımız zaman ben Ali
ile tekrar öpüştüm.
O bu sahneyi ve üzüntülü hali gördüğü için bizden özür diledi. Daha doğrusu benden özür
diledi. Ben de Ekrem Acuner ve profesörden özür diledim; yanımdaki Zeki Edirne oradan dolmuşa
binerek ayrıldı. Biz arabalara binip hareket ederken Ali de o iki arkadaşı ile vedalaşıp ayrıldı............
Ben şahsen o evde konuşmalar sırasında 400 kadar pilotun taraflarım olduğunu, böyle bir harekette
yani silâhlı bir harekette geniş bir kuvvete sahip bulunduğumu söylemiş değilim. Katiyen böyle bir
konuşma geçmemiştir. Keza Ekrem Acuner'in belirttiğiniz gibi Faruk Gürler, Muhsun Batur 1960
ihtilâlinden sonra 61 albay ile birlikte DP veya AP nin iktidara gelmesi halinde ihtilâl yapacaklarına
dair söz verdiler. Bugün sol ihtilâli kısa zaman içerisinde biz yapmazsak sağcı bir cunta gelecek ve
Yahya Han formülü uygulanacaktır. Şayet biz sol ihtilâli yapar ve başarırsak ister istemez Faruk
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
18
Gürler ile Muhsin Batur uyacaklar sonra onlar da diskalifeye edilecek tarzında sureti katiyede bir
konuşma yapmamıştır."
dd) Emekli Hava Kd. Yüzbaşısı Zeki Edirne'nin 21/5/1971 günü Askeri Savcılıkta verdiği
ifadeden :
"................... MİThat Değer'i, eskiden çok eskiden yakın ahbabım olduğu için ertesi günü
Öğle yemeğine davet ettim. Bana yarın sabahleyin Ankara'dan gelecek arkadaşlarım var, onlarla
buluşacağız. Burada fırsat bulursak seninle öğle yemeğine giderim dedi. İsteği üzerine sabahleyin
ben bu eve gittim. Bildiğim gibi arkadaşları ile buluştuktan sonra onu yemeğe götürecektim. Kendi
arabasına binerek evden ayrıldım. Göztepe'de bir sokağa girdim. Yanılmıyorsam sokakta genç bir
sivil şahsı arabaya aldık. Bunun ismini pek hatırlayamayacağım. Deniz teğmeni Ali olabilir.
Hafızamda öyle birşey var. O arada hareket ettik. 15, 20 metre ileride başka bir araba içersinde
Albay Nihat Değer'in bahsettiği arkadaşları, buluşacağını söylediği arkadaşları araba içinde
bekliyorlarmış. Yanlarına gittik. Orada Ekrem Acuner ile Mukbil Özyörük'ü (Profesör) bana
tanıştırdı. Onların yanında soyadını bilmediğim fakat eskiden tanıdığım sivil giyinmiş deniz
üsteğmen Mehmet bulunuyordu .................. Birlikte hareket ettik. Ayrı ayrı arabalarla Bostancı'ya
Turşucu Deresindeki bir apartımana geldik. Muhtemelen üçüncü kata çıktık. Burası deniz
teğmenlerinin kiraladıkları evmiş. İçeride sonradan konuşmalar sırasında isimlerinin Şahin ve Saim
olduklarını öğrendiğim iki şahıs vardı. Sivil idiler. Bizi karşıladılar; tanıştak. Nihat Değer
arkadaşlarına beni tanıştırırken (Beyler, böyle işlerle ilişkisi yoktur, Zeki benim çok iyi bir
arkadaşımdır. Ketumdur. Misafireten getirdim. Kendisinden çekinmeyin,) dedi. Ben oraya gittiğim
zaman niçin gidildiğini, ne konuşulacağını bilmiyordum............ Aşağı yukarı herkes konuştu.
Mevzuu şuydu : A.P. iktidarının olumsuz tutumu şiddetle tenkit ediliyordu. Düzenin bozuk olduğu,
pahalılığın olduğu sosyal adaletin bulunmadığı gibi mevzularda konuşuluyordu. Orada hiçbir zaman
sizin belirttiğiniz gibi Faruk Gürler, Muhsin Batur'un 1960 devriminden sonra 61 subay ile birlikte
A.P. veya D.P. iktidara geldiği takdirde ihtilâl yapacakları yolunda söz verdikleri halde sözlerinde
durmadıkları bugün kendileri süratle sol ihtilâl yapmadıkları takdirde sağ ihtilâlin veya Yahya Han
formülünün yapılıp uygulanacağı yolunda bir konuşmaya şahit olmadım. Belirttiğim şekilde
konuşmalardır. Ben bulun bu konuşmaları ilmi ve akademik bir konuşma, sahbet şeklinde
nitelendirdim. Fakat bütün burada bulunan sivil denizcilerin ileri sürdüğü görüşmelerden onların sol
temayüllü olduklarına kanaat getirdim. Bende öyle bir zehap uyandı. Ama bunlara serahaten
komünist diyemiyeceğim. Çünkü yarım saatten daha az bir müddet orada kaldım. Sonra Ekrem
Acuner Profesör ve Nihat Değer Ankara'ya gitmeye uygun gördüler ve derhal hareket edelim dediler
Profesörle Acuner kendi arabalariyle Nihat Değer'de kendi arabası ile birbirlerini takiben Ankara'ya
müteveccihen böylece veda edip ayrıldılar. Ben de oradan evime gittim."
ee) İdare Hukuku Doçenti Özyörük'ün 24/5/1971 günü Sıkıyönetim Askeri Savcılığında
verdiği ifadeden :
"............. Kadıköy'de ismini ve muhutini bilmediğim Ekrem Acuner'in kayınbiraderi olan
birinin evinde misafir kaldık ...... Gerek Sapanca'da, gerek yolda ve gerekse kayınbiraderinin evinde
ihtilâlle ilgili herhangi bir konuşma geçmedi ......... Ertesi gün sabehleyin de erken yola çıkıp
Ankara'ya dönelim dedim. O da dönelim; fakat burada yıllardır görmediğim yeğenim var. Onu
ziyaret edeyim, bayramlaşalım. oradan gideriz dedi. Yanılmıyorsam elinde adres vardı. Kadıköy'de
bir yere gittik. Orada bir genç peyda oldu. Yeğeni imiş. Arabaya bindi. Daha evvel evini o civarda
arayıp bulamamıştık. Belirttiğim gibi bu şahsın ismini hatırlayamıyorum. Hatta görsem bile
tanımam. O sırada aynı sokak içinde bir Volksvagen özel oto geldi. Ekrem Acuner ile konuştular.
Ben o şahsı daha evvel Ekrem Acuner'in evinde görmüş ve tanışmıştım. Bir defa sivil gördüm. O
gün de sivildi. Bu şahsı görünce pek hatırlayamadım. Ekrem Acunere sordum. Sen bunu bizim evde
görmüştün; Nihat bey dedi ................ Bizim arabayı ben kullanıyordum o arabayı da Nihat bey
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
19
kullanıyordu. Bu karşılaşmadan sonra Ekrem Acuner'in yeğenim dediği genç buyurun sizi evime
götüreyim dedi. Birlikte başka semtte bir eve gittik ............... içeride sivil giyinmiş iki genç vardı.
Bunlar bizi karşıladılar. Karşılıklı sohbet edildi. Bağırsaklarım bozuk olduğu için bir ara tuvalete
gittim Esasen 15 dakika kadar bir oturmamız oldu. Sonra ayrıldık. Evde Ekrem Acuner kendisine
bazı isnatların ve ihbarların yapıldığını yakınarak anlatıyordu. Orada sol bir ihtilâl yapılmazsa yakın
zamanda sağ bir ihtilâlin yapılacağından, Faruk Gürler ile Muhsin Batur'un 27 Mayıstan sonra A.P.
ve D.P. iktidara geldiği halde ihtilâl yapacakları yolundaki sözlerinde durmadıklarından ve yakın
bir tarihte sol bir ihtilâl yapılması gerektiğinden aksi takdirde Yayha Han formülünün
uygulanacağından, Nihat beyin emrinde 400 pilot bulunduğundan hiç bahsedilmedi. Ben
duymadım. Ben yokken, tuvalette iken ne konuşulduğunu de bilemem. Böyle bir konuşma yaptıkları
veya yapmadıkları yolunda kanaat beyan edemem."
d) 7/6/1971 gününde Sıkıyönetim Askeri Savcılığından tanık olarak dinlenen Deniz Harp
Okulunda disiplinsizlik nedeniyle ihraç edilmiş Doğan Yıldırım şöyle söylemektedir :
"................... Sarp Kuray tabiî senatörlerden Ekrem Acuner'le temasta bulunduğunu, irtibatı
olduğunu, asıl idare edenin o olduğunu söylerdi. Ben şahsen bunu bizzat kendisinden dinledim
............."
Buna karşılık Sarp Kuray 29/5/1971 gününde Askerî Savcılıkta yapılan sorgusunda :
................ Fakat bunları temin edecek paramız mevcut değildi. Bu itibarla ötedenberi kendisini
devrimci olarak tanıdığım ve fakat fikir bakımından bizimle bağdaşmayan eski Millî Birlik
KoMİTesinden irfan Solmazer ile temas ettim. Zaman zaman kendisine sırf şahsî sohbet bakımından
giderdim. Bu itibarla aramızda bir yakınlık bulunuyordu. Bunun haricinde tabiî senatörlerden ve
eski Birlik KoMİTesi üyelerinden herhangi birisi ile temasım yoktur." Ve Sıkıyönetim Askerî
Savcılığında daha sonraki sorgusu sırasında : ..................... 8/2/1971 tarihinde Bostancı
Esenevler'de Ekrem Acuner ve diğer isimleri sayılan kimselerle yapılan toplantıdan haberim yoktur.
Ben şahsen Ekrem Acuner ve İrfan Solrnazer'le karşılaşıp konuştuğum olmuştur. Fakat siyasi
mevzularda ihtilâl mevzuunda konuşmamız olmamıştır." demiştir.
e) Yukarıda aktarılanların dışında yine Ekrem Acuner'le ilgili olarak Selim Yalçıner'in
(Deniz Askerî Lisesi son sınıfından kovulma) 25/5/1971 gününde İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1.
ve 2. Şubelerince ortaklaşa yapılan sorgusunda : "Ekrem Acuner ile Mukbil Özyörük'ü şahsen
tanımış değilim. Fakat ilerici bir kimse olduklarını gazetelerden okumuş bulunuyorum." ve Hasan
Çetin'in (Deniz Harp Okulu 2. Sınıftan ayrılma) 29/5/1971 günü Askeri Savcılıktaki sorgusu
sırasında "Ekrem Acuner'in cuntacı olduğunu radyo ve basından duymuştum. Ancak şahsi bir
temasım olmamıştır." dedikleri anlaşılmaktadır.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dayanaklık eden soruşturma dosyasından
çıkarılıp yukarıya aynen aktarılan deliller gözden geçirilirse bunların Ekrem Acuner'e yöneltilen
(Silâhlı isyana teşvik, tahrik, teşebbüs etmek; sosyal bir sınıfın öteki sınıflar üzerinde tahakkümünü
oluşturmayı, ülke içinde kurulu iktisadi ve sosyal temel düzeni devirmeyi erek tutan cemiyet kurmak
ve Türk Ceza Kanununun 146. maddesini ihlâl eylemek suçlarından sanık Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve
arkadaşlarının eylemlerinde ilgi ve iştiraki görülmek) isnadının ciddiliği görüşüne desteklik
edebilecek bir nitelikte olmaktan çok uzak bulunduğu herhangi bir açıklamayı, yorumu ve tartışmayı
gerektirmeksizin kolayca görülür.
Böylece Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'e yöneltilen ve dokunulmazlığının
kaldırılmasına yol açan isnadın ciddi olmadığı sonucuna varılır. Cumhuriyet Senatosu Genel
Kurulunun inceleme konusu 2/7/1971 günlü, 106 sayılı kararı bu nedenle Anayasanın 79.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
20
maddesinin ereğine ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesine aykırıdır, kararın
Anayasanın 81. maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekir.
2 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesindeki öteki koşullar bakımından durum
:
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesinde yasama dokunulmazlığının kaldırılması
için isnadın ciddiliği koşulu dışında; yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî
maksatlara dayanmadığına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu olan eylemin kamu oyundaki
etkisi bakımından yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığın
kaldırılmasında zorunluluk bulunması halleri de yer almıştır, İPTAL istemini içeren dilekçede
inceleme konusu karara bu yönlerden de ilişilmektedir. Ancak kararın isnadın ciddi olmaması
nedeniyle iptali gerekli görüldüğüne göre artık 140. maddede yazılı öteki yönler bakımmdan işin
incelenmesine yer olmamak gerekir.
VI - SONUÇ :
Cumhuriyet Senatosu Tabiî üyesi Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması
işinde :
l - a) Dosyanın Adalet Bakanlığından geçmeden Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
gönderilmiş bulunması durumunun Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine aykırı
olmakla birlikte, niteliğine göre, kararın biçim yönünden iptalini gerektirmediğine Şahap Arıç,
Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel ve Muhittin Gürünün karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;
b) Alt Komisyon raporunun gerekçesiz ve içtüzüğün 140. maddesine aykırı bulunduğu
yolundaki iddianın yerinde olmadığına oybirliğiyle;
c) Anayasa ve Adalet Komisyonu raporunun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda
öncelikle görüşülmesinde içtüzük hükümlerine aykırılık bulunmadığına oybirliğiyle;
ç) Aynı raporun Genel Kurulda görüşülmesi sırasında son sözün bir Cumhuriyet Senatosu
Üyesine verilmemesinin içtüzüğe aykırı olmakla birlikte, niteliğine göre, biçim yönünden iptali
gerektirmediğine Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel, Kâni Vrana ve Muhittin Gürün'ün karşı
oylarıyle ve oyçokluğu ile
d) Genel Kuruldaki konuşmalarda İçtüzüğe aykırı davranıldığı, yolundaki iddiaların yerinde
olmadığına oybirliğiyle;
e) Komisyonların kuruluş biçiminin Anayasaya aykırı olmadığına Muhittin Taylan, Avni
Givda, Şahap Arıç, ihsan Ecemiş, Recai Seçkin, Muhittin Gürün ve Şevket Müftügil'in karşı
oylariyla ve oyçokluğu ile;
2 - Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun Tabiî Üye Ekrem Acuner'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 2/7/1971 günlü, 106 sayılı kararının, inşadın ciddi
olmaması dolayısiyle, Anayasanın 79. maddesinin ereğine ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün
140. maddesine aykırı bulunduğuna ve Anayasanın 81. maddesi uyarınca iptaline oybirliğiyle;
3 - Bu sonuca göre sözü geçen 140. maddede yazılı ve esasa ilişkin öteki yönlerin
incelenmesine yer olmadığına oybirliğiyle;
15/7/1971 gününde karar verildi.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
21
Başkan
Muhittin Gürün
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recep Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Ziya Önel
Üye
Kâni Vrana
Üye
Mustafa Karaoğlu
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOY YAZISI
Anayasa'nın 85. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kural uyarınca Yasama Meclisleri
İçtüzüklerinin Siyasal Parti Gruplarının meclislerin tüm çalışmalarına güçleri oranında
katılmalarına sağlayacak biçimde düzenlenmesi ve bu oranın Siyasal Parti Gruplarının kendi
aralarındaki güce göre değil meclislerin tam sayılarına göre saptanması zoruludur. Tersine bir
yorum, yani güç oranının Siyasal Partilerin kendi aralarındaki güce göre bulunmasa, komisyonlara,
sadece Siyasal Parti Gruplarının katılması, bunlar dışında kalan üyelerin Yasama Meclisleri
çalışmalarının bir bölümü olan komisyonlara katılmaktan yoksun bırakılması gibi bir sonucun
benimsenmedi demek olur ki böyle bir yorumun 85. maddenin Anayasaya konuluş ereği ile bağdaşır
bir yanı yoktur. O halde dokunulmazlığın kaldırılması istemini inceleyen Anayasa ve Adalet
Komisyonu ile Alt Komisyonun bu kurala uygun biçimde kurulması ve Yasama Meclisleri
içtüzüklerine de bunu sağlayacak hükümler konulması Anayasa buyruğudur. Cumhuriyet Senatosu
İçtüzüğünün 17. maddesi gereğince 15 üyeden oluşan Anayasa ve Adalet Komisyonuna bu olayın
incelenmesi nedeni ile Adalet Partisinden 8, Cumhuriyet Halk Partisinden 3, Milli Güven
Partisinden l, Millî Birlik Grubundan l, Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerden l üye alınmış l
üyelikde boş bırakılmıştır.
Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısı 183 tür. O tarihte Cumhuriyet Senatosunda Adalet
Partisinin 89, Cumhuriyet Halk Partisinin 34, Milli Güven Partisinin 10, Demokratik Partinin 7,
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
22
Milli Birlik Gurubunun 17, işçi Partisinin l, Üyesi bulunduğu, Cumhurbaşkanınca seçilen 15 ve 7
bağımsız Üyesin Sesatoda yer aldığı ve iki üyeliğin boşalmış bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yine o tarihte Adalet Partisinin Cumhuriyet Senatosundaki güç oranının % 48, 63,
Cumhuriyeti Halk Partisinin % 18, 57, Millî Güven Partisinin % 5, 46 olduğu saptanmış
bulunduğundan 15 üyeli Anayasa ve Adalet Komisyonuna Adalet Partisinin 7,29, Cumhuriyet Halk
Partisinin 2,78, Milli Güven Partisinin 0,81 oranında üye vererek katılması gerekmektedir. Bugüne
kadar sürüp giden uygulama ile beliren kural uyarınca yarıdan fazla olan üyelik oranının tama
çıkarılması ve yandan az olan sayının tümünün atılması ve Yasama Meclisinde grubu olan bir
sayasal partinin katılma oranı ne olursa olsun her halde Meclis çalışmalarına katılması zorunlu
bulunduğuna göre Anayasa ve Adalet Komisyonunun Adalet Partisinden ,7 Cumhuriyet Halk
Partisinden 3, Millî Güven Partisinden l üye alınması artan 4 üyeliğin gurubu bulunmayan siyasal
partilerle bağımsız üyeler arasında seçilecek üyelere verilmesi yolu ile oluşturulması gerekirdi.
Oysa, komisyonun kuruluşu bu kurala uygun değildir. Alt Komisyonun kurulmasında dahi
yukarıdaki görüş geçerli olacaktır. O halde dokunulmazlığın kaldırılmasını inceleyen komisyonun
kuruluşu Anayasanın buyruğuna açıkça aykırı düşmektedir. Bu aykırılık nedeni ile Senato Genel
Kurulunun bu komisyonların hazırladığı raporlara dayanan kararının dahi Anayasa'ya aykırı
düşeceğinde kuşku yoktur. Bu nedenle kararın önce biçim yönünden iptali gerekir. Çoğunluğun ters
görüşe dayanan kararına karşıyım.
Başkan
Muhittin Taylan
KARŞIOY YAZISI
1- Sözlü açıklama konusu:
Cumhuriyet Sesatosu Genel Kurulunun, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin
2/7/1971 günlü, 106 sayılı kararının iptalini isteyen Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem
Acuner, Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunda, yasama dokunulmazlıkları 3
sayılı Alt Komisyonunda ve Genel Kuruldaki konuşmalarında, ayrıca Anayasa Mahkemesine
verdiği dilekçede durumu yeterince açıklamış ve 1971/37 esas sayılı dosya içindekilerle de konu,
bir karara varmağa elverişli biçimde aydınlanmış bulunduğundan sözlü açıklamanın gereği yoktur
ve kendisinin dinlenmesi ancak işin gecikmesi sonucunu doğurabilir.
Acuner'in sözlü açıklamasının dinlenmesine ilişkin olarak 13/7/1971 gününde verilen karara
bu nedenle karşıyım.
II - Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluş biçimlerinin Anayasa'ya
aykırılığı sorunu :
a) Kararda da belirlendiği üzere; Cumhuriyet Senatosunun, İçtüzüğün 17. maddesi uyarınca
15 kişilik olan Anayasa ve Adalet Komisyonunda bir üyeliğin boş bulunduğu ve siyasi parti
gruplarından Adalet Partisinin sekiz, Cumhuriyet Halk Partisinin üç, Millî Güven Partisinin bir
üyesinin burada yer aldığı anlaşılmaktadır.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
23
Yine kararda belirlendiğine göre: Siyasî parti gruplarının Cumhuriyet Senatosundaki güçleri
şöyledir : Adalet Partisi 89 üyelik; Cumhuriyet Halk Partisi 34 üyelik; Millî Güven Partisi 10 üyelik.
Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısı 183 tür. Siyasi parti gruplarının Güçleri oranı Cumhuriyet
Senatosu üye tamsayısına göre hesaplandıkta oran Adalet Partisi için % 48,63; Cumhuritey Halk
Partisi için % 18,57; Millî Güven Partisi için % 5,46 olmaktadır. Bu oran gözönünde tutulunca siyasî
parti gruplarının Anayasa ve Adalet Komisyonuna katılma payları olarak Adalet Partisine 7,29;
Cumhuriyet Halk Partisine 2,78; Millî Güven Partisine 0,81 üyelik düşecektir.
Anayasanın 85. maddesinin ikinci fıkrasına göre siyasî parti gruplarının Meclislerin tüm
faaliyetlerine güçleri oranında katılmaları gereklidir. Güç oranının altında veya üstünde bir
katılmaya yol açacak her düzenleme bu anayasal partiler arası denge kuralına aykırı düşer. Öteki
parti gruplarının katılma paylarına dokunmasa veya her grup aynı düzenlemeden yararlandırılsa bile
oranın yükseltilmesi düşünülemez. Çünkü böyle bir düzenleme bir bölüm Yasama Meclisi
üyelerinin, yani gruplar dışında kalanların bir bölüm yasama faaliyetlerine katılmalarını kesin
biçimde engeller. Oysa Yasama Meclisleri üyelerini ikiye bölerek bir kümenin yetkilerini daraltan
böyle bir tutuma ne doğrudan doğruya ne de yorum yoliyle desteklik edecek bir Anayasa ilkesi
gösterilemez.
Öte yandan yarımdan az kesirlerin içtüzükte hüküm bulunmadığı gerekçesiyle bire
yükseltilmesi bu konulardaki uygulamalara tüm aykırı düşen, benzeri gösterilemiyecek bir davranış
olur. Böyle bir yükseltme en güçsüz siyasî parti grupumın dahi en az bir üye ile komisyon faaliyetine
katılması zorunluğu karşısında ancak savunulabilir.
Onun içindir ki ayrı yollardan giderek Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçiminde
Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı sonucunda birleşen İki görüşe de katılmaya olanak yoktur.
Komisyonda Adalet Partisine gücünün üstünde bir fazla üyelik verilerek kuruluş biçimi Anayasa'nın
85. maddesine aykırı duruma sokulmuştur. Bu durum böyle bir komisyonun raporunu esas olarak
alan ve kabul eden inceleme konusu 2/7/1971 günlü, 106 sayılı Genel Kurul kararının biçim
yönünden iptalini gerekli kılar.
b) Alt Komisyonun kuruluş biçimine gelince :
Kararda belirlendiğine göre Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin dördüncü
ve beşinci fıkraları uyarınca beş kişiden kurulu olan Alt Komisyonda Adalet Partisi Grupundan üç,
Cumhuriyet Halk Partisi ve Millî Güven Partisi gruplarından birer üye bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu üç grupun güç oranlarına göre üyeliklerin 2,43 ü Adalet Partisine, 0,92 si Cumhuriyet Halk
Partisine, 0,27 si Millî Güven Partisine düşecektir. Yukarıda Anayasa ve Adalet Komisyonunun
kuruluşu yönünden söylenenler Alt Komisyonun kuruluşu konusunda da geçerli bulunduğundan
bunların tekrarlanmasına yer yoktur. Adalet Partisine iki üyelik düşmekte iken üç, yani gücünün
üstünde bir fazla üyelik verilerek Alt Komisyonun kuruluş biçiminde de Anayasa'nın 85. maddesine
aykırı bir durum oluşturulmuştur.
c) Sonuç :
Faaliyetleri ve raporlariyle 2/7/1971 günlü 106 sayılı karara ve bu kararla sonuçlanan
görüşmelere kaynaklık eden Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluş biçimleri
Anayasa'nın 85. maddesine aykırı düştüğünden inceleme konusu kararın biçim yönünden
Anayasa'ya aykırık nedeniyle iptali gerekmektedir. Oysa böyle yapılmamış ve işin esasının
incelenmesine gidilmiştir.
15/7/1971/ günlü, 1971/3766 sayılı kararın bu bölümüne yukarıda açıklanan gerekçelerle
karşıyım.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
24
Avni Givda
KARŞIOY YAZISI
l - Dosyanın Adalet Bakanlığından geçirilmeden Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
gönderilmiş olması durumu :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin l ve 2 fıkrası hükümlerine göre bir
üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin istekler mahkemeler veya savcılıklardan
Adalet Bakanlığına intikal ettirilir. Adalet Bakanlığı durumu gerekçeli bir tezkere ile Başbakanlık
yoluyla Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirir.
Olayda ise yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteği Adalet Bakanlığından geçmeden
Senato Başkanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığınca gerekçeli tezkere yazılmamıştır. Bu suretle
olay sözü geçen içtüzük hükümlerine aykırı şekilde cereyan etmiş bulunmaktadır.
Kararda çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi, içtüzüğün biçime ilişkin bütün hükümleri aynı
derecede önemli telâkki edilemezse de, olayda olduğu gibi, Adalet Bakanlığının gerekçeli
tezkeresinin alınmamış olması yasama meclisinin vereceği kararın sıhhati üzerinde ektili olacağında
kuşku yoktur. Adalet Bakanlığı, hukuk işlerinde mütehassıs kuruluşlara sahip olmak itibariyle, konu
üzerinde yapacağı bir incelemenin yararh olacağı düşünülmüş olup yoksa kararda belirtildiği gibi,
Adalet Bakanlığının bir haberleşme vasıtası olarak kabul edildiği düşünülemez. Zira Adalet
Bakanlığının bu konuda yapacağı iş kararın sıhhatine etkili olabilecek derecede önemlidir.
"Gerekçe" terimi bir yazıda söz konusu olan hususun gerekli olup olmadığını inceleyip varılacak
sonuucun bildirilmesini ifade eder ki bu da kanunun iyice tetkiki ile bu sonucun dayanakları ve
nedenlerinin gösterilmesi ile mümkündür. Mütehassıs bir kuruluşun bu yolda yapacağı bir
incelemenin amacı takdir yetkisini haiz olan Meclise, odayı açıklığa kavuşturmada ve doğru bir
karara varılmasında yardımcı olmasından ibarettir. Yoksa, yine kararda belirtildiği üzere bu
gerekçenin savcı veya mahkemeyi isteminden vazgeçirme veya yasama meclisine de istemi kabul
ettirme gibi bir amacı yoktur.
Bu nedenlerle Adalet Bakanlığından gerekçeli bir tezkere alınmada kararın verilmiş olması,
içtüzüğün 139. maddesine aykırı ve kararın sıhhatine etkili bulunduğundan, inceleme konusu
kararın biçim yönünden iptali gerektiği reyindeyim.
II - Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluş biçimlerinin Anayasa'ya
aykırılığı sorunu :
Bu konuda Sayın Avni Givda'nın karşıoy yazısının II sayılı bendindeki görüşe katılıyorum.
Bu gerekçe ilede inceleme konusu kararın biçim yönünden iptali gerektiği reyindeyim.
Üye
Şahap Arıç
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
25
KARŞIOY YAZISI
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun, Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acuner'in
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin itiraz konusu 2/7/1971 günlü ve 106 sayılı
kararına zemin teşkil eden kararları almış olan Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun
kuruluş biçimi, siyasî partilerin bu komisyonlardaki temsil oranlan bakımından, Anayasa'nın 85.
maddesine uygun olmaması, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. ve 140. maddelerine göre ise
Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin işlemlerin bu komisyonlardan geçmesi ve genel
kurulun Anayasa ve Adalet Komisyonunda" gelen rapor üzerinde görüşme yaparak kararını vermesi
zorunluğunun bulunması, Anayasanın 81. maddesinde Yasama dokunulmazlığının kaldırılması
kararlarına karşı, bu kararların İçtüzük hükümlerine aykırılığı dahi ileri sürülerek Anayasa
Mahkemesine başvurabileceği açıkça belirtilmiş olması karşısında inceleme konusu kararın şekil
yönünden Cumhuriyet Senatosu içtüzüğüne ve Anayasaya aykırılığı sebebiyle iptali gerektiği
düşüncesiyle kararın bu bölümüne karşıyım.
Üye
İhsan Ecemiş
KARŞIOY YAZISI
1 - Herhangi bir davanın görülmesinde önce yönteme ilişkin, sonra öze (esasa) ilişkin
itirazların incelenmesi hukukun genel kuralıdır. Anayasanın 81. maddesinde yasama
dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının iptali istemlerinin Anayasa Mahkemesince onbeşgün
gibi kısa bir süre içinde karara bağlanması buyurulmuştur. Bu durum, bu tür istemlerin
incelenmesinde olabildiğince hızlı bir yöntem izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Dosyanın
incelenmesinde istem konusu kararın öz yönünden iptali gerektiği kolayca anlaşılmakta olduğu için
yönteme ilişkin itirazların çözülmesi yolunda vakit geçirilmesini önlemek üzere işin ilk önce öz
yönünden incelenmesi gerekli idi. Durumun özelliği gözönünde tutulmaksızın bu davada genel
kuralın uygulanmasının hukuka uygun göremediğinden, ilk önce yönteme ilişkin itirazların
incelenmesi yolundaki ara kararına karşıyım.
2 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesi kuraliyle Senatoya gelecek
dokunulmazlığın kaldırılması dosyalarının, hukuk işlerinde uzman niteliğinde bulunan Adalet
Bakanlığından geçirilmesi ve Bakanlığın gerekçeli bir yazı yazarak Senatonun kolayca ve doğru
karar vermesini sağlama ereği gödüldüğü anlaşılmaktadır. Eğer Bakanlık yalnızca aracı idarî bir yer
olarak düşünülmüş olsaydı, herhangi bir bakanlığa böyle bir iş bırakılabilir ve hale bakanlığın
gönderme yazısının gerekçeli olmasına herhangi bir gerek duyulmazdı. Yetkili komisyon ve genel
kurulun en doğru bir sonuca kolayca varabilmesi yolunda konulmuş bulunan bir kuralın çiğnenmiş
olması, sonuca etkili olabileceğinden Adalet Bakanlığından geçirilip gerekçeli bir yazı alınmaksızın
Cumhuriyet Senatosuna gelen dosya üzerinde karar verilmiş bulunmasının kararın iptalini zorunlu
kılacağı sonucu çıkmaktadır. Bundan ötürü, çoğunluğun bu eksikliğin iptali gerektirmediği yollu
kararına karşıyım.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
26
3 - Senato Komisyonu raporunun Senato Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında son sözün
Cumhuriyet Senatosu üyesine verilmemiş olması yollu içtüzüğe aykırılık dahi, hukukî nitelikçe
iptali gerektiren bir eksikliktir. Çünkü bu kural genel kurulun yanılmaksazın doğru bir sonuca
varmasını sağlayacak bir güvence kuralıdır. Böyle bir güvencenin olayda gerçekleşmemiş
bulunması kararın geçerliğini etkiler ve iptalini gerekli kılar. Bu nedenle, anılan aykırılığın iptali
gerektirmediği yollu karara karşıyım.
4 - Anayasanın 85. maddesinin ikinci fıkrasında siyasal parti gruplarının meclislerin
çalışmalarına güçleri oranında katılmalarının içtüzüklerle sağlanacağı kesin bir kural olarak
öngörülmüştür. Bu kuralın konulması ile güdülen erek, bunların Meclis içindeki güçleri ne ise bu
güç oranında etkili olmalarını sağlamaktır. Bu ise ancak güç oranının Meclis tam sayısına göre
hesaplanması sonucunda gerçekleşebilir. Güdülen amaç, Meclis çalışmalarının tüm olarak
düzenlenmesidir, yoksa yalnızca siyasal partiler göz önünde tutularak bunların kendi aralarındaki
güç oranlarına göre bir düzenleme düşünülmüş olamaz. Bu nitelikte bir düzenleme meclislerdeki
parti gruplarının tümünün çalışmasını düzenlemek olabilir. Oysa az önce belirtildiği gibi erek
Meclisin çalışmasını ve Meclisin çalışması içinde parti gruplarının ne ölçüde etkili olacaklarını
düzenlemektir. Çoğunluk kararında sonuç olarak bu görüş benimsenmiş değildir.
Yalnızca parti gruplarının birbirlerine karşı olan güç oranlan göz önünde tutularak Meclis
çalışmalarının düzenlenmesinin sakıncası, siyasal parti gruplarının Meclisin ancak yarısını veya
yarısından biraz çoğunu oluşturdukları ve geri kalan üyeliklerin ise grubu olmayan partililer veya
bağımsızlarca doldurulmuş bulunduğu durumlarda iyice göze çarpar. Cumhuriyet Senatosunda veya
Millet Meclisinde üye tam sayısının 300 olduğu ve bunun içinde parti grubuna bağlı üyelerin ancak
150 veya 200 kişi bulunduğu varsayılırsa komisyon çalışmalarına yalnızca grubu olan partilerin
kendi aralarındaki güçleri oranına göre katılacağını düşünmek, Meclisin 1/3 ü veya yarısının Meclis
çalışmalarına komisyonlar düzeyinde katılamıyacağı anlamına gelir; oysa Anayasa Koyucunun bu
ölçüde sakıncalı bir durumu benimseyerek Anayararıın 85. maddesinin ikinci fıkrası kuralını
koymuş olduğu savunulamaz. Bu nedenlerle Senato Alt Komisyonunun ve Senato Komisyonunun
kuruluşları, Anayasanın 85. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bulunmakta ve kuruluşa ilişkin bu
aykırılık bu komisyonların düzenledikleri raporlara dayanılarak verilmiş bulunan kararın iptalini
zorunlu kılmaktadır. Gerçekten meclislerde en derin incelemeleri ancak komisyonlar yapabilmekte
ve genel kurullar komisyonların raporlarına dayanarak karara varabilmektedirler. Rapou düzenleyen
komisyonun kuruluşu Anayasaya uygun olmayınca bunun düzenlediği raporun ve bu rapora
dayanılarak verilen kararın geçerli bulunduğu artık düşünülemez.
Bu nedenle komisyonların kuruluşu açısından istem konusu kararın iptal edilmemiş
olmasına karşıyım.
Üye
Recai Seçkin
Sayın Recai Seçkin'in karşı oy yazısındaki görüşlere katılıyorum.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
27
Ziya Önel
Üye
KARŞIOY YAZISI
Bu karşı oy yazısının ilişkin bulunduğu 15/7/1971 günlü 1971/3766 sayılı Anayasa
Mahkemesi kararında (VI-A-1 ve 4 işaretli bölümleri);
a) Cumhuriyet Senatosu tabii üyesi Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması istemi ile ilgili dosyanın Adalet Bakanlığından geçirilmeksizin Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığına gönderildiği ve bu tutumun Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine aykırı
düştüğü:
b) Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Anayasa ve Adalet
Komisyonu raporunun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında son sözün bir
üyeye verilmesi gerekirken verilmediği ve böylece İçtüzüğün 56. maddesine aykırı davranıldığı,
Saptanmış; ancak çoğunluk 139. ve 56. maddeler kurallarına uyulmamasını, yasama
dokunulmazlığının kaldırılması kararının biçim yönünden iptalini gerekli kılacak ağırlık ve
ciddilikte bir aykırılık saymamıştır.
Bir Yasama Meclisi İçtüğünün biçime ilişkin hükümlerinden hangilerinin Yasama
Meclisince verilen bir kararın geçerliğine etkili olabilecek nitelik taşıdığı, herhangilerinin ayrıntı
sayılabilir nitelikte olduğu araştırılırken o hükümlerin nasıl bir konuyu düzenlediği üzerine de ayrıca
durulmak gerekir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılması gibi gerçekten önemli bir konunun
ağırlığını ve ciddiliğini o kanunun ele alınmasını ve sonuca bağlanmasını düzene koyan biçim
kurallarına da yansıtacağında kuşku yoktur. Nitekim soruna büyük önem veren Anayasa koyucu
yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının yalnız Anayasa'ya değil, içtüzük hükümlerine
aykırlığı iddiasiyle de Anayasa Koyucu yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının yalyasa
Madde : 81).
Bu itibarla Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün yasama dokunulmazlığının kaldırılması
işlemlerindeki başlangıç ve hazırlık evreleri hükümlerini kapsayan 139. ve genel kuruldaki konuşma
sırasını ve yeterlik önergesi verilmesi halinde izlenecek lüzumlu düzenleyen ve yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararların görüşülmesinde de aynen uygulanan 56.
maddelerini ayrıntı niteliğinde saymaya ve bu maddeler kurullarına aykırı davranışların o işletlerin
dayanıkhk ve kaynaklık ettiği Yasama Meclisi kararlarının geçerliğini etkileyemeyeceğini hukukça
savunmaya olanak yoktur.
139. maddedeki kurallardan konuyu ilgilendirmekte olan, yasama dokunulmazlığının
kaldırılması isteminin Adalet Bakanlığınca gerekçeli bir yazı ile ve Başbakanlık yoluyla
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirilmesi zorunluğudur. Böyle bir hükümle, kuruluşunda bir
uzman hukukçular topluluğunu çalıştıran Adalet Bakanlığının yasama dokunulmazlığının
kaldırılması istemi ile ilgili duruma tüm ayrıntılarını gösterecek biçimde ışık tutarak Yasama
Meclisi incelemelerini olabildiğine kolaylaştırması ereğinin görüldüğü ortadadır.
56. maddenin üçüncü fıkrasındaki (Son söz Cumhuriyet Senatosu üyesinindir yükmüne
gelince; ben olayda olduğu gibi, yeterlik önergesinin kabulü dolayısiyle ancak altı üye konuşabilmiş
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
28
ise ve görüşülen iş de bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılması gibi büyük önem ve ağırlık
taşıyan bir sorunu kapsıyorsa konunun yeterince aydınlanabilmesine ve Cumhuriyet Senetosu
üyelerinin görüşlerini olabildiğince savunmalarına olanak sağlamak düşüncesiyle İçtüzükte yer
verildiği açık bulunan bu kurala uyulmamasının ciddi bir aykırılığı oluşturacağı herhangi bir
tartışmayı gerektirmeksizin kolayca anlaşılır.
Yukarıda açıklanan niteliklerine göre bu iki kuruldan herhangi birinin ihmali, elbette ki,
yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararını iptali zorunlu kılacak bir sakatlıkla malul bırakır.
Olayda, özetlemek gerekirse, durum şöyledir :
1 - Yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ilişkin dosya Adalet Bakanlığından
geçirilmeksizin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmiştir.
2 - Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu genel kurulda görüşülürken son söz üyeye
verilmemiştir.
Demek ki içtüzük hükümleri bu davranışlarla ağır ve ciddi bir biçimde ihlâl edilmiştir. Şu
duruma göre Cumhuriyet Senatosu tabiî üyesi Ekrem Acuner'in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca düzenlenen raporun Cumhuriyet Senatosu
Genel Kurulunun 2/7/1971 günlü 83. birleşiminde aynen kabul edilmesine ilişkin 106 sayılı kararın
biçim yönünden iptali gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin 15/7/1971 günlü, 1971/3766 sayılı
kararının bu görüşe uymayan bölümüne yukarıda yazılı nedenlerle kaşıyım.
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOY YAZISI
Kararda da (VI/A/4) açıklandığı üzere, 2/7/1971 günlü Genel Kurul görüşmelerinde en son
konuşan, dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmiş bulunan üyenin kendisi ise de, içtüzüğün
142. maddesinde "Her üye, kendisini komisyonlarda ve Genel Kurulda savunabilir veya bir
arkadaşına savunmasını yaptırabilir" biçimindeki hükmüne dayanılarak kendisine tanınmış bulunan
savunma hakkını kullandığından, böylece, içtüzüğün 56. maddesinin "Son söz Cumhuriyet Senatosu
Üyesinindir biçimindeki hükmünün gereği yerine getirilmiş sayılamaz. Çünkü bu üyeye genel
kurulda söz verilmesi İçtüzüğün 56. maddesinin değil, 142. maddesinin gereğidir. Şu duruma göre,
görüşmelerde en son söz Cumhuriyet Senatosu üyesinin olmamış ve böylece içtüzüğün sözü geçen
hükmüne aykırı davranılmıştır. Kararda biçime ilişkin bu kuralın Yasama Meclisince verilen kararın
geçerliliğine etkili olabilecek Önem ve nitelikteki kurallardan bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Halbuki, içtüzüğün 56. maddesinde yer alan bu kural, konunun Yasama Meclisi görüşmeleri
sırasında daha geniş olarak ve bütün ayrıntıları ile konuşulmasına olanak verecek ve bu yolla
alınacak kararın oluşturulmasına yararlı olabilecek nitelikte bulunduğundan, işlemin sonucumı da
etkileyecek bir nitelik ve önem derecesinin taşımakta bulunduğu kuşkusudur. Esasen, bu bakımdan
İçtüzük'te Anayasa'nın bir hükmüne dayanarak konulmuş biçime ilişkin kurallarla, içtüzükte
Anayasa'ya aykırı olmayarak yer almış olan diğer biçime ilişkin kurallar arasında bir ayırım
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
29
yapmağa olanak düşünülemez. Aslında biçime ilişkin kurallar, eğer Mecliste alınacak kararların
konunun derinliğine ve genişliğine incelenip en uygun bir sonuca varılması yoluyla oluşturulmasını
sağlamak amaciyle konulmuş ise bunlara uyulmaması, verilen kararın geçerliliğine doğrudan
doğruya etkili olacak demektir. Çünkü, noksan yapılan görüşmelere dayanılarak verilmiş bulunan
bir kararın, bütün öğeleri ile oluşturularak alındığından söz edilemez.
O halde, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun tabiî üye Ekrem Acuner'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 2/7/1971 günlü 106 sayılı kararının, aynı raporun genel
kurulda görüşülmesi sırasında son sözün; Cumhuriyet Senatosu üyesine verilmemesi nedeniyle önce
biçim yönünden iptaline karar verilmesi düşüncesiyle, kararın birinci maddesinin (ç) fıkrasına
karşıyım.
Üye
Kâni Vrana
KARŞIOY YAZISI
l - Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyesi Ekrem Acunerin Yasama dokunulmazlığının,
kaldırılmasına ilişkin olan istanbul Sıkıyönetim Komutanlığının istemi, C. Senatosu İçtüzüğünün
139. maddesine aykırı olarak, Adalet Bakanlığına hiç uğratılmadan ve bu Bakanlığın gerekçeli
yazası olmadan Başbakanlıkça doğruca C. Senatosuna sunulmuş ve orada da bu yazı işleme konarak
dokunulmazlığın kaldırılması hakkındaki sözkonusu karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıki kararının (1971/371971/66) VI/A bölümünün l No. lu
kesiminde belirtildiği gibi olayda içtüzüğün 139. maddesi açıkça ihlâl edilmiştir. Bu ölçüdeki bir
içtüzük ihlâlinin, C. Senatosu kararın sağlığı üzerine etkili olduğunun kabul edilmesi, aşağıdaki
nedenlerle zorunludur :
Anayasa'nın 81. maddesinde :
(Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına Meclisçe karar verilmesi hallerinde, karar
tarihinden başlıyarak bir hafta içinde ilgili üye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden
herhangi biri, bu kararın Anayasa'ya veya İçtüzük hükümlerine aykırılığı iddiasiyle iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurabilir...) denilmek suretiyle söz konusu kararlarda Anayasa'ya veya
İçtüzük hükümlerine aykırı bir durum ve tutum bulunması halinin iptal nedeni olacağı dolaylı olarak
ifade edilmiş bulunmaktadır.
Bu hükümden, Anayasa'nın İçtüzük hükümlerini, kararların sağlık ve geçerliklerinin
güvencesi saydığı ve onlara uyulmamasını iptal nedeni olacak derecede önemli gördüğü
anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin ilk, iki fıkrasında ise şu hükümler yer
almaktadır :
(Madde 139 - Bir üyenin Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ait istekler mahkemeler
veya savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikal ettirilir.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
30
Adalet Bakanlığı, durumu gerekçeli bir tezkere ile Başbakanlık yoliyle C. Senatosu
Başkanlığına bildirir....)
Bu hükümle Adalet Bakanlığına bu konuda özel bir görev verildiği görülmektedir. İçtüzük,
savcılık ve mahkemelerden gelen isteklerin, Adalet Bakanlığının bir yazısı ile ve Başbakanlık
yoliyle C. Senatosu Başkanlığına aktarılmasını yeterli bulmamış, konunun önemini gözönünde
tutarak Bakanlığın duruma ilişkin tezkeresinin gerekçeli olarak hazırlanmasını öngörmüştür.
Bilindiği gibi gerekçe; konuya ilişkin kararın, kanaat veya istemin, hukukî ve maddî
nedenlere dayanan açıklamasından ibarettir.
Sözü geçen İçtüzük hükmüne göre Adalet Bakanlığı da, dokunulmazlığın kaldırılmasına
ilişkin istekleri C. Senatosuna ulaştırırken konu ile ilgili hukuki ve maddî nedenlerle kendi kanaatini
açıklamak zorundadır. Özellikle mahkemeler ve savcılıklar tarafından, niteliği ne olursa olsun, cezaî
kovuşturmayı gerektirecek her işlem ve eylem sebebiyle ilgili üye hakkında istemde bulunulması
görevlerinin doğal gereği olduğu ve içtüzük hükümleri açısından bu işlem ve eylemin,
dokunulmazlığın kaldırılmasını gerektiren nitelikte bulunup bulunmaması konusu onları hiçbir
şekilde ilgilendirmediği halde Adalet Bakanlığınca, işlendiği öne sürülen suçun içtüzük hükümleri
karşısında dokunulmazlığın kaldırılmasını gerektirecek nitelik taşıyıp taşımadığının da üzerinde
durularak bu konudaki düşünce ve kanaatin, yazılacak yazının gerekçesi olarak belirtilmesi
zorunludur.
Bu gerekçe mahkeme ve savcılıkların isteğini deslekler doğrultuda olabileceği gibi aksi
yönden de olabilir. Her iki halde de kanunun C. Senatosunun ilgili komisyonlarında ve genel
kurulunda görüşülmesi sırasında sözü geçen gerekçenin çalışmalara bir yönden ışık tutacağı tabiî
olduğu gibi yürütme organı içinde "Adalet" hizmetleriyle uğraşan ve bunda uzmanlık kazanmış
bulunan bir Bakanlığın görüşünün kararlara hiç de etkisiz olacağı düşünülemez. Şüphesiz son söz
C. Senatosu Genel Kurulunundur. Ancak Adalet Bakanlığı tezkeresinde belirecek gerekçenin,
kararın alınmasında, olumlu veya olumsuz yönde, katkısı olacağı da kuşkusuz ileri sürülebilir.
Yukarıdaki açıklamaya göre, C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin, önemi meydanda
olan ikinci fıkrası hükmünü, alınacak kararlarda ektisi olmayacak nitelikte saymak doğru değildir.
Bu bakımdan iptali istenen kararın oluşmasında C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin
ikinci fıkrası hükmü yerine getirilmemiş olması sebebiyle ve Anayasa'nın 81. maddesi gereğince,
Ekrem Acuner'in Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin olan karar iptal edilmelidir.
Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi kararının konuya ilişkin bölümüne karşıyım.
2 - Kararın aynı bölümünün 4 No. lu kesiminde, C. Senatosu Genel Kurumdaki
görüşmelerde son sözün bir üyeye verilmediği ve bu suretle içtüzüğün 56. maddesinin üçüncü
fıkrasına aykırı işlem yapılmış olduğu saptandığı halde bunun C. Senatosu kararının sağlık ve
geçerliliğini bozacak ve onu Anayasa'ya aykırı doruma sokacak etki ve değerde bir İçtüzük ihlâli
neteliğinde olmadığı savunulmaktadır.
Yasama meclislerindeki görüşmeler, üyelerin konuşmalariyle oluşur ve konular açıklık
kazanır. Oylama sonuçları, bu konuşmaların getirdiği aydınlık ve açıklık içinde üyelerin
edinecekleri kanaati belirtir. Şu halde kararların oluşmasında en önemli etkenlerin başında bu
konuşmalar gelir. Hükümet ve parti pgruplariyle komisyonların sözcülerinin Meclislerin Genel
Kurullarında açıklanan görüşlerinin, alman kararlardaki etki payının önemi saklanamaz, içtüzüğün
56. maddesiyle, bu konuşmalarla etkilenmiş olan havayı bir an için dağıtarak üyeleri kanaatleriyle
başbaşa bırakıp yapılan konuşmaları değerlendirmelerine fırsat vermek ve kendileriyle aynı
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
31
durumda bir üyenin açıklanmasından sonra oya başvurmak suretiyle olabildiğince objektif bir
kararın alınmasını sağlamak maksadının güdülmüş olduğu acıktır.
Gerçi Anayasa'nın 79. maddesiyle, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin olarak siyasî
partiler gruplarınca görüşme yapılması ve karar alınması yasaklanmış olduğundan C. Senatosu
Genel Kurulunda partiler adına görüşler ileri sürülemez. Ancak konuyu inceleyen komisyonların,
sözcüleri vasıtasiyle kararlarım savunmaları ve Genel Kuruldan kendi kararları doğrultusunda bir
karar çıkmasına çaba göstermeleri olağandır. İşte bütün bunlardan sonra son sözün, söz isteme
sırasındaki üyeye verilmesi zorunludur. Buyolda yapılacak bir konuşmanın bazı hallerde gözler
önüne serebileceği bir takım gerçekler belli bir yönde oluşmaya yüz tutmuş görüşmeleri tamamen
tersine çevirerek o ana kadar beliren tamayülden tamamiyle ayrı bir kararın verilmesini sağlıyabiljr.
Bu düşünceyi imkânsız bir varsayım gibi görmek doğru değildir, zira parlamentoların tarihinde bu
gibi olaylara sık sık rastlanmaktadır.
Kişi hakkına ve dokunulmazlık müessesesine bu derece etkili olan ve üstelik de bir içtüzük
maddesiyle önemine uygun biçimde düzenlenmiş bulunan bir konuya riayetsizliği, alınacak kararın
sağlık ve geçerliliği üzerinde etkisiz bir işlem sayarak hukuk açısından değersiz bir düzeye
indirmenin doğru olmadığı düşünülmektedir.
Buna göre C. Senatosu İçtüzüğünün 56. maddesine aykırı biçimde oluşmuş bulunan söz
konusu dokunulmazlığın kaldırılması kararı, Anayasa'nın 81. maddesi gereğince, bu yönden de,
iptal edilmelidir.
Yukarıki nedenle kararın bu konuya ilişkin bölümüne de karşıyım.
3 - Bu dosyaya konu olan dokunulmazlığın kaldırılması istemini incelemiş bulunan C.
Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunun kuruluş biçimi Anayasa'ya aykırıdır :
C.Senatosu İçtüzüğünün 17. maddesi uyarınca 15 üyeden kurulu olan bu Komisyonun
üyeliklerinin şu yolda dağıtıldığı görülmektedir :
Adalet Partisinden 8 üye + Cumhuriyet Halk Partisinden 3 üye + Millî Güven Partisinden l
üye + M. B. G. : l üye + Cumhurbaşkanınca seçilen l üye + l üyelik boş = 15
Söz konusu kararın görüşüldüğü tarihte C. Senatosunun üye tam sayısının 183 olduğu ve, C.
Sanatosu Başkanlığından gelen dosya içindeki yazıya göre, şu suretle dağıldığı anlaşılmaktadır :
Adalet Partisi : 89 + Cumhuriyet Halk Partisi : 34 + Millî Güven Partisi : 10 + Demokratik
Parti : 7 + Millî Hareket Partisi : l + Türkiye işçi Partisi l + Millî Birlik Grubu : 17 +
Cumhurbaşkanlığınca seçilen üye : 15 + Bağımsızlar : 7 + Açık : 2 = Toplam : 183
Anayasa'nın 85. maddesinin ikinci fıkrasında : (İçtüzük hükümleri siyasî parti gruplarının,
Meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda düzenlenir ......)
ilkesi yer almaktadır.
Bu ilkenin kapsamı şöylece açıklanabilir :
l - Siyasî Parti Gruplarının Meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmaları
esastır. Konu, (Meclislerin faaliyetlerine katılma) olduğuna göre bu oranın tespitinde nazara
alınacak parti gruplarının kuvvetlerinin (Meclis içindeki kuvvetleri) olduğunda, diğer bir deyimle
meclisin üye tam sayısı içinde kuvvetin söz konusu edildiğinde kuşku yoktur. Zira bunların
katılacağı faaliyet (Partilerarası faaliyet olmadığından) bu konuda (Parti gruplarının birbirine karşı
kuvvet oranının öngörülmüş olması) gibi bir düşüncenin sözünü dahi etmek yersizdir. Şu halde
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
32
siyasî parti grupları Meclislerin üye tam sayısı içindeki kuvvet oranları ölçüsünde. Meclislerin bütün
faaliyetlerine katılacaklardır.
2 - Siyasî Parti gruplarının bu katılma paylarını azaltmak Anayasaya'ya aykırı olur ve bu
bakımdan mümkün değildir.
Bu payları çoğaltmak da aynı şekilde Anayasa'ya aykırı düşeceğinden mümkün olamaz. Zira
Anayasa'nın 85. maddesi söz konusu kuvvetler oranını, (en az), veya (en çok) gibi (çoğaltmaya)
veya (azaltmağa) olanak sağlıyan bir nitelikle nitelendirmeyerek kesinkes (kuvvetleri oranı) ile
dondurmuştur. Zaten aksi düşünce Meclis faaliyetlerini sadece gurubu olan siyasî partilerin tekeline
verme, grubu olmıyan partilerle, bazan miktarları siyasî parti gruplarının tüm sayısını bile aşarak
miktarlara yükselebilecek olan bağımsızları Meclislerin çalışmaları dışına atmak gibi bir sonuç
doğurur ki demokratik bir sistemle bağdaştırılması mümkün olmayan böyle bir hükme 1961
Anayasa'mızın müsaade etmiş olabileceğini düşünmek bile doğru olmaz.
Şu halde İçtüzük hükümleri'nin, sayisî parti gruplarının Meclislerin tüm faaliyetlerine
mutlaka ve fakat kendi kuvvet oranları ölçüsünde katılmalarına olanak sağlıyacak biçimde
düzenlenmesi ve parti gruplarının oranlarından artan bölümün de, yine kuvvetleri oranında grubu
olmayan siyasî partilerle, bağımsızlara açık bulundurulması zorunludur.
3 - Anayasa'nın 85. maddesinin sözü edilen ikinci fıkrası, yukarıda iki bent halinde açıklanan
(Meclislerin faaliyetlerine siyasî partilerin kuvvetleri oranında katılmalarının) ne suretle
sağlanacağının İçtüzük hükümleriyle düzenleneceği göstermektedir. Keza 85. maddenin ilk fıkrası
da esasen meclislerin çalışmalarının kendi yaptıkları içtüzük hükümlerine göre yürütüleceği ilkesini
koymaktadır.
Şu halde içtüzük hükümleri yukarıda iki bent halinde açıklanan konulan, belirtilen esasları
sağlıyacak biçimde düzenlemelidir. Bu esaslara uygun olmayan biçimde bir içtüzük düzenlenmesi
ve böyle bir düzenlemeye dayandırılan uygulama Anayasa'ya aykırı olur.
Konunun bu açıklamaların ışığı altında incelenmesi su sonuçları ortaya koyar :
a - Meclislerdeki her çeşit komisyon çalışmaları Meclis çalışmalarının bir bölümü olduğuna
göre bu çalışmalara siyasî parti gruplarının kuvvetleri oranında katılmalarına Meclislerin içtüzükleri
olanak sağlamalıdır. Mevcut hükümler ve bu hükümlerdeki sayılar bunu sağlamaya yeterli değilse
değiştirilerek Anayasaya uygun duruma sokulmalıdır.
b - Siyasî parti gruplarının komisyonlara katılma payları, kuvvet oranlarından aşağı
indirilmemeli, aşılmasına da olanak verilmemelidir.
Bu esaslar, söz konusu dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin istemi inceliyen C. Senatosu
Anayasa ve Adalet Komisyonu ile onun tarafından kurulan alt komisyonun kuruluş biçimine
uygulandıkta aşağıdaki sonuçlara varılır :
1 - 89 üyeli Adalet Partisinin C. Senatosundaki kuvvet oranı % 48, 63 tür. Bu orana göre 15
üyeli Anayasa ve Adalet Komisyonunda % 7. 29 oranında üyelik alması mümkündür. Buna göre,
yarıdan az olan O, 29 kırığının genel uygulama gereğince atılarak, Adalet Partisinin sözü geçen
komisyon çalışmalarına 7 üye ile katılması gerekirdi. 8 üye ile katıldığına göre bu parti, kuvvet
oranının üstünde bir oranla komisyon çalışmalarına katılmış ve bu çalışmalara Anayasaya göre
hakkı olmayan bir ağırlık koymuştur. Hatta o derecedeki zaten 15 üyesi olan komisyon da,
Anayasaya aykırı olarak çoğunluğu elde etmiştir.
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
33
2 - Sözü geçen komisyona 3 üye ile katılan 34 üyeli Cumhuriyet Halk Partisi grubunun C.
Senatosundaki kuvvet oranı, % 18, 57 dir. Bu orana göre 15 üyeli komisyonda % 2, 78 oranında
üyelik alması mümkündür. Bu durumda, yarıdan çok olan 0,78 kırığının, genel uygulama gereğince
tama çıkartılarak Cumhuriyet Halk Partisinin sözü geçen komisyon çalışmalarına 3 üye ile katılmış
olmasının kuvvet oranına uygun düştüğü söylenebilir.
3 - Bu komisyona l üye ile katılmış olan 10 üyeli Millî Güven Partisi grubunun C.
Senatosundaki kuvvet oranı % 5. 46 dır. Bu orana göre sözü geçen Komisyonda % 0. 81 oranında
üyelik alması mümkündür. 0.81 kırığı yarıdan fazla olduğundan tama çıkartılırsa bu parti grubu da
sözü geçen komisyon çalışmalarına bir üyelikle katılabilir, kaldıki sayısı ne olursa olsun grubu olan
partinin komisyonlara katılmaları şart olduğundan sözü geçen partiye bir üyelik verilmesinde bu
açıdan da Anayasaya aykırılık yoktur.
4 - Adalet Partisi 7 + Cumhuriyet Halk Partisi 3 + Millî Güven Partisi l olmak üzere yapılan
dağıtım sonucunda artan 4 komisyon üyeliğinin C. Senatosundaki diğer grubu olmayan parti ve
topluluklarla bağımsızlar arasından seçilecek üyelere verilmesi zorunlu iken sadece 3 üyelik bu
yolda işleme tabi tutulmuş, geri kalan l üyelik ise Adalet Partisinin hissesine fazladan eklenmiştir.
Görüldüğü gibi konunun yukarıda açıklanan açıdan ele alınması halinde Anayasa ve Adalet
Komisyonunun kuruluş biçimi Anayasanın 85. maddesine aykırıdır.
Anayasaya aykırı biçimde kurulan bir Komisyonun kararı da Anayasaya aykırı olacağından
ve söz konusu komisyonca alınan karar Genel Kuruldaki görüşmelere esas tutulmuş olduğundan
sonuçta Ekrem Acuner'in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin olan C. Senatosu kararı
Anayasaya aykırı olur ve bu nedenle de iptal olunmalıdır.
Alt Komisyonun kuruluş biçimi açısından konunun incelenmesine gelince :
C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin dördüncü fıkrası, alt komisyonun 5. kişiden
kurulacağı ve beşinci fıkrası da sadece siyasî parti gruplarının bu komisyona üye vereceği esaslarını
koymaktadır.
Alt komisyon çalışmaları da C. Senatosu çalışmalarının bir bölümü olduğuna göre bu
komisyonu sadece grubu bulunan siyasî partilerin tekeline bırakmak antidemokratik bir işlem
olduğu cihetle Anayasanın 2. maddesine aykırı olduktan başka Anayasanın 85. maddesine de
aykırıdır. Zira bu suretle siyasî parti grupları kendi kuvvetleri oranının üstünde bir oranda alt
komisyon çalışmalarına katılmakta ve C. Senatosunun öteki üyelerinin bu komisyon çalışmalarına
katılmaları önlenmektedir.
Bu suretle Anayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş bulunan her iki komisyonun raporları da
Anayasaya aykırı olduklarından bunlara dayanan C. Senatosu Genel Kurul Kararı Anayasa'ya aykırı
duruma düşer ve bu nedenle de iptali gerekir.
Kaldıki Yasama Meclisleri Komisyonlarındaki üye sayısının; Anayasa'nın 85. maddesi
gereğince siyasî parti gruplarının kuvvetleri oranında çalışmalara katılabilmelerine, ve kuvvet
oranının, en küçük sayıdaki parti grubunun Meclisin üye tam sayısına göre bulunacak oranından
başlamak ve ona nispet edilmek suretiyle saptanmasına, ve grubu olan siyasî partilerin kuvvet
oranlarının toplamından sonra artacak oranın da meclislerdeki grubu olmıyan siyasî parti ve
topluluklarla bağımsızlara tahsisine olanak sağlıyacak miktarda tespit olunması ve içtüzük
hükümlerinin bu esaslara göre düzenlenerek uygulanması Anayasa'nın yukarıdan beri açıklanmakta
olan ilkelerinin zorunlu bir sonucudur. Böyle bir uygulamada komisyonların üye sayılarının çok
kabank rakamlara yükselmesi, demokratik olmayan ve Anayasa'ya da uygun düşmeyen bir
Esas Sayısı:1971/37
Karar Sayısı:1971/66
34
uygulamayı mazur gösteremez. Anayasa'nın üstünlüğü prensibi her türlü hal ve şart altında mutlaka
uygulanmalıdır. Kaldı ki bu komisyonların, adına çalıştıkları üst komisyondaki ve genel kuruldaki
bütün görüşleri en iyi bir şekilde yansıtabilmelerinin, ancak açıklandığı biçimde kurulmuş
olmalariyle mümkün olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu sonuca göre bir komisyonun
üye sayısının kabarık olmasının sakıncadan çok yararı olduğunu söylemek hatalı sayılamaz.
Gerek sözü geçen Anayasa ve Adalet Komisyonunun gerekse onun kurduğu alt komisyonun
üyelikleri, İçtüzükte 15 ve 5 olmak üzere yukarıki esasların uygulanmasına olanak vermiyen
değişmez sayılarla, dondurulmuş olduklarından ve komisyonların kurulmasında da bu değişmez
rakamlara uyulmak suretiyle işlem yapıldığından gerek Adalet Partisi, gerekse Cumhuriyet Halk
Partisi C. Senatosu Meclis Grupları, kuvvetleri oranlarında çok aşağı sayılarla, bu komisyon
çalışmalarına katılmışlar, partisiz topluluklarla bağımsızlar ise kendi kuvvetleri oranı şöyle dursun,
hiç bir şekilde bu komisyonların çalışmalarına katılamamışlardır.
Yukarıki açıklamadan anlaşılacağı gibi sözü geçen komisyonların her ikisi de bu görüş
açısından da, Anayasa'ya uygun biçimde kurulmamışlardır. Anayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş
olan komisyonların raporlarına dayanarak, C. Senatosu Genel Kurulunda görüşme açılmasının ve
karar verilmesinin Anayasa'ya aykırı olacağı meydandadır.
C. Senatosu Üyesi Ekrem Acunar'in dokunulmazılığının kaldırılmasına ilişkin karar bu
açıdan da Anayasa'ya aykırı olduğundan iptali gerekir.
Anayasa Mahkemesi kararının konuya ilişkin bölümüne bu nedenle karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Alt Komisyonun kuruluş biçimlerinin Anayasa'ya
aykırılığı sorunu üzerinde Sayın Avni Givda'nın karşıoy yazısının II sayılı bendinde açıklanan
görüşe katılıyorum.
Bu gerekçe ile inceleme konusu Cumhuriyet Senatosu Genel Kurul kararının biçim
yönünden iptali gerektiği oyundayım.
Üye
Şevket Müftügil
Full & Egal Universal Law Academy