ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
Karar Günü:17/8/1971 ve 19/8/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:15.1.1972/14073
İptal isteminde bulunan : Osman Köksal - Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca
seçilmiş üyesi.
İptal isteminin konusu : Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman
Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca
hazırlanan raporun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 3/8/1971 günlü 96. Birleşiminde aynen
kabul edilmesine ilişkin 109 sayılı kararın gerek şekil gerekse esas bakımından Anayasa'ya ve
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün konuya ilişkin maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülmüş ve
iptali için Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 81. maddesine dayanılarak Anayasa Mahkemesine
başvurulmuştur.
I. OLAY :
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmım tağyir ve tebdil ve bu kanun
ile teşekkül etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren
teşebbüs gayesiyle gizlice ittifak kurmak suçundan Ankara Sıkıyönetim Savcılığının haklarında
soruşturmaya geçtiği ve yirmi ikisi için l sayılı Sıkıyönetim Mahkemesinin 7/7/1971 gününde
tutuklama kararı verdiği 32 kişi arasında bulunan Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca
seçilmiş üyeleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın Anayasa'nın 79. maddesi uyarınca yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılması işlemi için durum Ankara Sıkıyönetim Komutanlığının 1/7/1971
günlü, 971/1095 sayılı yazısiyle Başbakanlığa, Başbakanlığın 13/7/1971 günlü, 6/2 - 5526 sayılı
yazısı ile de Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına duyrulmuştur.
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı işi 13/7/1971 gününde Anayasa ve Adalet Komisyonuna
havale etmiş, Komisyon, 14/7/1971 günlü birleşiminde kendi üyelerinden Mustafa Tığlı, Nuri
Demirci, İbrahim Tevfik Kutlar, Zihni Betil ve Mucip Ataklı'dan oluşmak üzere yasama
dokunulmazlıkları 4 sayılı Alt Komisyonu kurmuş ve dosyayı bu komisyona vermiştir.
Alt Komisyon 20/7/1971 günlü, 3/1044 - 2 sayılı raporunda yasama dokunulmazlıklarının
Madanoğlu yönünden l muhalife karşı 4, ve Köksal yönünden iki muhalife karşı 3 oyla kaldırılması
gereğine karar verildiğini açıklamış; Anayasa ve Adalet Komisyonu 21/7/1971 günlü birleşiminde
dosyanın Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine aykırı olarak Adalet Bakanlığından
geçmemiş bulunduğunu gördüğünden usul eksikliği tamamlamak üzere dosyayı 21/7/1971 günlü,
194 sayılı yazı ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına yollamış Başkanlık aynı nedenle ve 21/7/1971
günlü, 11549 sayılı yazı ile dosyayı Başbakanlığa, Başbakanlık 22/7/1971 günlü, 6/2 - 5728 sayılı
yazı ile Adalet Bakanlığına göndermiştir.
Adalet Bakanlığı "İncelenen dosya münderecatına göre ve tespit edilmiş bulunan deliller
muvacehesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmım tağyir ve tebdil ve
bu kanun ile teşekkül etmiş bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata ve vazifesini yapmaktan
men'e teşebbüs gayesiyle gizli ittifak kurmak suçlarını isledikleri iddia olunan Cumhuriyet
Senatosuna Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerden Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal haklarında
Türk Ceza Kanununun 146., 147., 171 inci maddeleri gereğince takibat yapılabilmesini teminen
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
2
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 79 uncu maddesi hükmüne tevfikan yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılıp kaldırılmaması hususunda gereğinin takdir buyrulmasına delâletleri
arzulunur" diye biten 22/7/1971 günlü, 34622 sayılı yazı ile işi Başbakanlığa ve Başbakanlık da
23/7/1971 günlü, 6/2 - 5802 sayılı yazı ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına göndermiştir.
Refet Rendeci (Samsun), Zihni Betil (Tokat), Ömer Ucuzal (Eskişehir), Enver Bahadırlı
(Hatay), Nuri Demirel (Balıkesir), Mahmut Şevket Özçetin (Çorum), ibrahim Kutlar (Gaziantep),
Mustafa Deli Veli (Hatay), Ekrem Özden (istanbul), Doğan Barutçuoğlu (Manisa), Mecdi Agun
(Rize), Mustafa Tığlı (Sakarya), Mucip Ataklı (Tabiî) dan oluşan Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve
Adalet Komisyonu 27/7/1971 gününde yasama dokunulmazlıklarını Cemal Madanoğlu yönünden
bir muhalif, bir çekinser oya karşı 11 oyla ve Osman Köksal yönünden beş muha1if oya karşı (Betil,
Bahadırlı, Özden, Barutçuoğlu ve Ataklı) 8 oyla kaldırılmasını kararlaştırmış; Komisyonun 3/1044
- 88 sayılı bu raporu Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunu 3/8/1971 günlü 96. Birleşiminde 109
sayılı kararla aynen kabul edilmiştir.
II. İPTALİ İSTENEN CUMHURİYET SENATOSU KARARI :
Osman Köksal'a ilişkin bölümünün iptali istenen Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun
3/8/1971 günlü, 109 sayılı kararı 6/8/1971 günlü, 13918 sayılı Resmî Gazete'de çıkan metne göre -
şöyledir :
Cumhuriyet Senatosu Kararı
Cumhuriyet Senatosu Kontenjan Üyeleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın Yasama
Dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair.
Karar No : 109
Cumhuriyet Senatosu Tabiî Üyeleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca hazırlanan
aşağıdaki rapor Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 3/8/1971 tarihli 96 ncı Birleşiminde aynen
kabul edilmiştir.
Başkan
Hayri Mumcuoğlu
Kâtip
Mehmet Çamlıca
Kâtip
Kudret Bayhan
Yüksek Başkanlığa
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının tamamım veya bir kısmını tağyir ve bu kanun ile
teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata ve vezifesini yapmaktan men'e cebren
teşebbüs gayesiyle gizlice ittifak kurmak suçundan dolayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı l
numaralı Sıkıyönetim Mahkemesince tutuklanmasına karar verilen 22 kişi meyanında bulunan,
Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal'ın
yasama dokunulmazlıkları hakkında bir karar verilmesine dair Başbakanlığın 13 Temmuz 1971
tarihli ve 6/2/S526 sayılı yazılarına ekli işlemli dosya, Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
gönderilmekle, Başkanlığın 13 Temmuz 1971 tarihli havalesi ile Komisyonumuza tevdi edilmiştir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
3
Komisyonumuzca, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139 ve 140 ncı maddelerinde
belirtilen usul ve esaslar dairesinde işleme tabi tutulmak üzere, Anayasa ve Adalet Komisyonunun
14 Temmuz 1971 Çarşamba günkü olağan birleşiminde, yasama dokunulmazlıkları 4. Numaralı Alt
Komisyonu olarak, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyeleri Mustafa Tığlı, Nuri Demirel, İbrahim
Tevfik Kutlar, Zihni Betil ve Mucip Ataklı'dan teşekkül eden bir Alt Komisyon kurulması
kararlaştırılmış ve bu Komisyona tevdi olunmuştur.
İşbu dosya hakkında 4 numaralı yasama dokunulmazlıkları Alt Komisyonun 20 Temmuz
1971 tarihli ve esas 3/1044; karar 2 sayılı raporu Anayasa ve Adalet Komisyonuna gelmiş ve
gündeme alınmıştır. Komisyonumuzca, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139 uncu maddesinde
öngörüldüğü üzere, dosyanın Adalet Bakanlığından geçerek gerekçeli bir tezkere ile ve Başbakanlık
yoliyle Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmesi ve Başkanlıkça Anayasa ve Adalet
Komisyonuna tevdi olunması gerektiği mütalâa edilmiş ve dosyanın incelenmesinden de Adalet
Bakanlığından geçmeden ve bu Bakanlığın gerekçeli tezkeresi bulunmadan Komisyonumuza
gönderilmiş olduğu tespit edilmiştir.
Belirtilen usul noksanının giderilebilmesini temin etmek ve dosyanın Anayasa ve Adalet
Komisyonundaki görüşmelerine devam edebilmek maksadı ile dosya, Komisyonumuz
Başkanlığınca 21 Temmuz 1971 tarihli vo 194 sayılı yazı ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
arzedilmiştir.
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığının 21 Temmuz 1971 tarihli ve 11549 sayılı yazıları ile
Başbakanlığa gönderilen dosya, belirtilen usul noksanı tamamlanıp, Adalet Bakanlığının gerekçeli
tezkeresini de ihtiva ettiği halde Başbakanlığın 23 Temmuz 1971 tarihli ve 6/2 - 5802 sayılı yazıları
ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmiş ve aynı gün Başkanlıkça Komisyonumuza
havale olunarak, Anayasa ve Adalet Komisyonunun 27 Temmuz 1971 Salı günü yapacağı toplantı
gündemine alınmıştır.
Yasama dokunulmazlıkları 4 numaralı Alt Komisyonun 20 Temmuz 1971 tarihli ve esas
3/1044; karar 2 sayılı olup, Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal
Madanoğlu ile Osman Köksal' ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair raporu Anayasa
ve Adalet Komisyonunun 27 Temmuz 1971 tarihli Birleşiminde, dokunulmazlıkları bahis konusu
üyeler Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal'da hazır bulundukları halde açık oturumda tetkik ve
müzakere olundu.
Komisyonumuz görüşmeleri, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140 ncı maddesinin son
fıkrası gereğince, yasama dokunulmazlıkları 4 numaralı Alt Komisyonun 20 Temmuz 1971 tarihli
ve esas 3/1044; karar 2 sayılı raporunun ve eklerinin okunması ile sürdürülmüş ve rapor üzerinde
yapılan bu görüşmeler sırasında dosyada yer alan belgelerden Komisyon üyelerince gerekli
görülenler heyet halinde yeniden okunmuş ve yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması Alt
Komisyonca karar altına alınan Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal
Madanoğlu ile Osman Köksal ayrı ayrı dinlenilmişler, adı geçen üyelerden Cemal Madanoğlu
konuşmasını müteakip Komisyondan ayrılmış, diğer üye Osman Köksal ise görüşmeleri sonuna
kadar takip edip müzakereler sırasında ikinci defa söz almış ve açıklamalarda bulunmuştur.
Cemal Madanoğlu konuşmasında, iddiaları reddederek bunun bir tertip olduğunu beyan
etmiş buna rağmen, bu isnaddan kurtulabilmesi için dokunulmazlığının kaldırılmasını kendisinin de
istediğini ifade etmiştir. Ancak istek, İçtüzüğün 143 üncü maddesinin dokunulmazlığın
kaldırılmasını üyenin rızası dışında tutmuş olması nedeni makbul görülmemiştir.
Osman Köksal konuşmasında, iddiaları red ve bunun bir tertip olduğunu ifade etmiştir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
4
Komisyonumuz.Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140 ncı maddesinde öngörüldüğü üzere,
Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal'ın
yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair olan talebi,
a) İsnadın ciddiyeti,
b) Talebin siyasî maksatlara dayalı olup olmadığı,
c) Soruşturma konusu fiilin kamu oyundaki etkisi,
d) Üyenin şeref ve haysiyetinin korunması, yönlerinden tetkik ve mütalâa ederek;
a) Dosya muhteviyatının, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının tamamını veya bir kısmını
tağyir ve tadil ve kanun ile teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya vazifesini
yapmaktan men'e cebren teşebbüs fiiline konu teşkil etmesi ve Millî Istihbaret Teşkilâtı tarafından
1967 tarihinden günümüze kadar dört yıllık süre içinde sürekli olarak yürütülen takipler ve hatta
büyük gizlilik içinde yapılagelmiş olan ittifak kurma eylem ve faaliyetlerine ajanları marifetiyle
katılıp bunları günü gününe imkân bulunduğunda teyp cihazı ile banda almak imkân bulmadığı
hallerde de ajanın raporları ile tespit ederek hazırlanmış olması, dosya içinde adı geçen Cumhuriyet
Senatosu üyelerinin Cemal Madanoğlu'nun bizzat el yazısı ile kaleme almış ve şemalarını çizmiş
bulunduğu ve komisyon huzurunda kendisi tarafından yazıldığı beyan edilen kadro örgütü başlıklı
bir belgenin de mevcut olması ve nihayet aynı fiilin isnadı neticesinde askerî mahkeme tarafından
22 kişinin tutuklanmış olması ve Millî istihbarat Teşkilatının raporları ve bantları ile tesbit edilen
toplantılarda hazır bulunanların Savcılıktaki sorguları sırasında o toplantılarda kimlerle birlikte
bulunduklarına dair sorulara verdikleri cevaplarda Millî İstihbarat Teşkilâtı tarafından tespit edilen
gün, saat ve yerlerde bulundukları diğer maznunlar tarafından da teyit edilmesi temin edilmiş ve bu
suretle bantların tesbitini teyit etmişlerdir. Ayrıca şahitler de bantları ve konuşmaları dolayısı ile
suçun birlikte işlendiği hususunu açıklamışlardır.
Millî İstihbarat Teşkilâtı kanunla kurulmuş bir Devlet Teşkilâtı olup, Devletin güvenliğine
zarar veren her türlü muzır cereyan ve suçları tespitle görevlidir. Bu sebeple Millî İstihbarat
Teşkilâtı elemanlarının bir tertip içinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu iddialar aksi
sabit oluncaya kadar itibardan düşürülemez. Dosyada böyle bir bir durum da mevcut değildir.
Kaldı ki, Millî İstihbarat Teşkilâtının başında bulunan ve vazife görenlerin çoğu da asker
kişilerdir. Siyasî bir parti veya iktidara hizmet gayesiyle bir tertibe girmeleri düşünülemez. Ayrıca,
dokunulmazlıkları bahis konusu kimseler de asker olduklarına göre meslektaşlarına bir tertip
hazırlamaları da söz konusu olmıyacağı gibi Millî İstihbarat Teşkilâtının başını da 1960 senesinden
sonra oraya tayin edenin de yine kendisi olduğunu Cumhurbaşkanınca seçilen Üye Cemal
Madanoğlu Alt Komisyonda beyan etmiştir. Bu durumda kendisi hakkında bir tertip yapılmış
olduğu iddiasını kabul etmek mümkün değildir.
Ayrıca, adı geçen iki üyenin teşriki mesai ettikleri kimselerin suçluluk durumları da dosyada
belli olduğuna göre ve bunlara irtibat ve iştirakleri de nazara alınarak yapılan tetkikde yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılmasını gerektirecek ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün aradığı
ciddiyet unsurunun mevcut olduğu aşikârdır.
Cumhurbaşkanınca seçilen üye Cemal Madanoğlu'nun durumu muvacehesinde aynı suça
iştiraki ve birlikte işleme ve gizli ittifak kurma isnadı karşısında diğer üye Osman Köksal'ın durumu
aynı deliller içinde mütalâa edilmiştir.
b) Dosya muhteviyatının, siyasal etkiler dışında bulunan ve ülkenin varlığına ve bütünlüğüne
karşı eylemlerle mücadele ve karşı tedbir alma görevini yüklenmiş Millî İstihbarat Teşkilâtı
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
5
tarafından tanzim edilmiş olması ve hatta yukarıda değinildiği üzere bu teşkilâtın dosyanın tanzim
olunduğu zamanki başının teşkilâta, adı geçen üye Cemal Madanoğlu tarafından getirilmiş
bulunduğunun bizzat kendisi tarafından Alt Komisyon huzurunda açıklamış olması ve isnat edilen
suçun 12 Mart 1971 tarihinden sonra da devam etmiş ve dosyanın o tarihten sonra ilân edilen
sıkıyönetim süresince Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı ve Mahkemesi tarafından tahkik
ve tespit edilerek talebin o yoldan gelmesi nedeni ile de hadisede bir siyasî maksat aramak da
mümkün görülememiş ve Komisyonumuz dosyanın siyasî maksatlara dayalı olamayacağı kanaatine
varmıştır.
c) Türk Devletinin varlığına, bütünlüğüne, ve Anayasa düzenine karşı olan eylemlerin kamu
oyunda ne derece geniş ve derin etkilere sebep olduğunun tartışma konusu yapılmasına dahi mahal
bulunmamış ve ülkemizin halen içinde bulunduğu ortamın yeterli bir misal teşkil edeceğeni,
Atatürkçülük ve sol kisvesi altında memleketin nasıl bir uçuruma itildiğini, hürriyetlerin ve ilkelerin
nasıl istismar edildiğini ve memleketin göz bebeği gençliğin beyinler yıkanarak sapık ideolojiler
peşine sürüklendiği, millî değerlerin nasıl kötülendiğini ve memleketteki etnik grupların ve mezhep
kavgalarının nasıl körüklendiğini ve mal ve can emniyetinin yok edilmesi için soygunlar ve adam
kaçırmalarla nasıl tethiş hareketlerine girildiği düşünülürse ve bunun baş tahrikçileri ile beraber olan
bu üyelerin durumlarının kamu oyunda yarattığı etkiyi görmek mümkündür.
Kaldı ki, hergün Türk matbuatında ve radyolarında bu olayı takibeden Türk kamu oyu
meseleyi çok ciddî kabul etmiş ve geniş etkilere konu olmuştur.
d) Türk Devletinin varlığına, bütünlüğüne ve Anayasa düzenine (Anayasa'nın bu kanunla
kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata) ve vazife görmelerine mani olacak eylemlerde
bulunulması isnadının Cumhuriyet Senatosu üyelerine yapılmış bulunması karşısında :
Sözü edilen üyeler 27 Mayıs ihtilâlinin başında bulunmuş ve sonradan Millî Birlik
KoMİTesince vazife almış ve orada söz sahibi olmuş kişiler olursa ve bunlar 1961 Anayasası'nın
yapıcısı bulunurlarsa ve bu Anayasa'ya göre teşekkül etmiş meclislerde üye bulunurlarsa ve o
üyelere bu Anayasayı tağyir ve Türkiye Büyük Millet Meclisini vazife görmekten cebren men isnadı
yapılırsa, bu üyelerin şeref ve haysiyeti ile oynanmış olmaz mı'
Bu iddia ile, yavrusunu öldüren anne hakkındaki iddianın benzerliği vardır.
Hâdisemizde de Cumhurbaşkanınca seçilen iki üye hakkında yaptıkları Anayasa'yı tağyir ve
kurdukları ve içinde bulundukları Meclisi ıskat iddiası söz konusudur. Bu üyelere bundan daha ağır
bir isnad yapılamaz. Kendilerine şeref getiren Anayasa yapıcılığı ve Devlet Başkam tarafından
Cumhuriyet Senatosu üyeliği tevcihi içinde bulunanlara yapılabilecek en ağır isnat budur. Onun
ilânihaye devam edecek ezikliği ve haysiyet kinciliği nazara alınırsa dokunulmazlığın kaldırılması
ve mahkemede hesap vererek tertemiz, üyesi bulundukları Meclise dönüşleri ile daha itibarlı ve daha
şerefli olacaktır.
Bu sebeple burada dokunulmazlıkların kaldırılması bu üyelerin haysiyet ve şerefleri ile
oynama yerine onların haysiyet ve şereflerini koruyucu olacaktır.
Kaldı ki, Sayın Madanoğlu dosyada fotokopisi olan ve yazısının kendisine ait olduğunu
beyan ettiği yazıda Cumhuriyet Senatosunun lâğvedilmesi ile yerine (D. G. K.) Devrimci Genel
Kurul kurulmasını öngörmektedir. Bu ithamın altından kalkması gerekmektedir. Mensubu
bulunduğu Meclisi yıkma isnadı hiç bir üye için şeref getirici kabul edilemez.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
6
Bu sebeplerle, içtüzüğün, üyenin şeref ve haysiyetini koruyucu yönde olan hükmü gereğince
olayda, üyenin şeref ve haysiyetini koruyucu bir durum görülmediği gibi, kaldırılmaması hali kırıcı
ve zedeleyici mütalâa edilmiştir.
Arzedilen gerekçelerle Komisyonumuz, Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen
üyeleri Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair
olan yasama dokunulmazlıkları 4 numaralı Alt Komisyonun 20/Temmuz/1971 tarihli ve esas
3/1044; karar 2 sayılı raporuna esas kararanın, Alt Komisyonda uygulandığı üzere her iki üye
hakkında ayrı ayrı yapılan oylamalar sonucunda,
I - Cemal Madanoğlu hakkındaki toplantıdakini, toplantıda hazır bulunan onüç üyeden
birinin muhalif, birinin çekimser oyuna karşılık onbir üyenin oyu ile benimsenmesini,
II - Osman Köksal hakkındaki toplantıda hazır bulunan onüç üyeden beşinin muhalif oyuna
karşılık, İçtüzüğün 140 ıncı maddesinde öngörüldüğü üzere Anayasa ve Adalet Komisyonunun üye
tamsayısının salt çoğunluğu olan sekiz üyenin oyu ile benimsenmesini, ve Cumhuriyet Senatosu
Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal'ın yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılmasını karar altına almıştır.
III- İPTAL İSTEMİNDE BULUNANIN DİLEKÇELERİ ÖZETİ:
Hakkındaki yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptalini isteyen Osman
Köksal'ın Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 9/8/1971 gününde kaleme havale edilen ve
1388 kayıt, ve 1971/41 esas sayısını alan dilekçesi ile, kaldırma kararının 3/8/1971 günü saat 23. 00
te alındığını ileri sürerek 10/8/1971 gününde verdiği ve ilk dilekçede söylenenleri ayrıntılı olarak
tekrarladığı ikinci dilekçenin özetleri birleştirilmiş olarak aşağıya çıkarılmıştır :
1 - Yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ilişkin Adalet Bakanlığının
Başbakanlığa yazdığı yazı gerekçesizdir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. - 144 maddeleri bir aradaincelenirse görülür ki
yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin işlemin önce Adalet Bakanlığının yetkili
örgütünün süzgecinden geçirilmesi öngörülmüştür. Bakanlık durumu inceleyecek, belgeleri
değerlendirecek, eksikleri tamamlatacak ve dosyayı gerekçeli olarak yani mütalâasını bildirmek
suretiyle de Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet Senatosuna iletecektir.
İşlem, bu yönden, İçtüzük hükümlerine aykırıdır.
2 - Dokunulmazlığın kaldırılması istemi Sıkıyönetim Komutanlığından gelmektedir.
Sıkıyönetim Kanununun 13. maddesine göre sıkıyönetimin ilânından öncelere ilişkin bir
kovuşturma konusunun, askerî mahkemeye getirebilmesi için sıkıyönetim ilânını gerektiren
nedenlerle ilgili bulunması zorunludur. Sıkıyönetimin ilânı nedeni 26/5/1971 günlü, 13874 sayılı
Resmî Gazete'de açıklanmıştır. Hakkındaki kovuşturmanın, hiçbir delile, hatta hiçbir karineye
dayanmadığı bir yana, konusunun da sıkıyönetimin ilânı nedeniyle uzaktan yakından bir ilişkisi
bulunmadığı açıktır. Onun için bu yönden kovuşturma yaptırmak ve dokunulmazlığın kaldırılmasını
istemek Sıkıyönetim Komutanlığının görev ve yetkisi dışında bulunmaktadır.
Anayasa'nın "Bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu
doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" ilkesini koyan 32. maddesinin
gerekçesinde "Herkesin, Kanunun genel olarak koyduğu görev ve yetki esaslariyle belli olan hâkim
tarafından muhakeme edilmesi şahıs güvenliğinin baş şartıdır. Kişilerin kanunî (Yani tabiî)
hâkiminden başka mercilerce muhakeme edilmesi, bu alanda özel muameleye tabi tutulması hukuk
devletinin asla kabul edemeyeceği bir tutum teşkil eder" denilmiştir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
7
Bu konuda Prof. Dr. Erem, "Suçtan sonra, bilhassa o suçun sanıklarının belli olmasından
sonra hâkimin kanunla gösterilmiş olmasının olağanüstü mahkeme kurmak demek olduğunu;
Anayasanın bunu yasakladığını" söylemiş; Prof. Dr. Könter de, "Olağan yargılama makamı ile
olağanüstü yargılama, makamını ayıran kıstas genel veya özel olmak değil önce kurulmuş bulunup
bulunmamaktadır." demiştir. Anayasa Mahkemesinin 28/3/1963 günlü, 1963/4 - 71 sayılı kararında
da "Olağanüstü mercilerin tabiî hâkim olamayacağı ; genel olarak ve herkes için kurulmuş, görev
ve yetkileri kanunla billi mahkemelerin tabiî mahkeme, bunlann hâkimlerinin de tabiî hâkim
sayılacağı; bunların dışındaki mercilerin genel değil özel olduğu ve 32. madde ilkelerine aykırı
düştüğü" belirtilmiştir.
MİT'çe görevlendirilmiş Mahir Kaynak adındaki ajan 19/3/1967 den başlayarak çoğunluğu
birbirini tanımayan insanlar üzerinde çeşitli ve herhalde bir ereğe hizmet eden raporlar, teypler
düzenlemiş, bu çalışmaları 8/4/1971 e dek sürdürmüştür. Benim adımın geçtiği son raporki o tarihte
Ankara'da bulunmadığımı belge ile ispatladım - 27/11/1970 gününde düzenlenmiştir. Bu
sıkıyönetimin ilânı tarihi olan 26/4/1971 den 5 ay öncedir. Raporların kapsamı sıkıyönetimin ilânını
gerektiren nedenle ilişkisiz ve ilgisizdir. Onun için Sıkıyönetim Komutanlığınca başlatılıp yürütülen
kovuşturma tabiî yargı yolunun dışına çıkmakta ve Anayasanın 32. maddesini ağır biçimde ihlâl
etmektedir.
3 - Anayasanın 7. maddesinde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılır." denilmektedir. Hakkımızdaki kovuşturmanın Sıkıyönetim Komutanlığınca yürütülmesi
ve Sıkıyönetime bağlı ve 358 sayılı Askerî Hâkimler ve Savcılar Kanununa göre kurulmuş
mahkemelere intikal ettirilmesi karşısında Anayasaya aykırı olarak tabiî hâkimin ve bağımsız
olmayan bir mahkemenin huzuruna çıkarılmaktayız. Askerî hâkimlerin atanma biçimleri hâkimlik
teminatının gereği olan usulün dışındadır. Bu durum yeni Sıkıyönetim Kanunu ile daha da
ağırlaştırılmıştır. Sorunun bu yasaların Anayasaya aykırılık açısından da incelenmesi gerekir.
4 - a) Türk Ceza Kanununun 146., 147. ve 171. maddelerinin uygulanmasını isteyecek kadar
büyük iddialar taşıyan dosya tek bir MİT ajanınca düzenlenmiştir, isnat edilen suç vatana ihanettir.
Kovuşturulanlar ünlü gazeteci, subay ve iki Senato üyesidir. Böyle bir durumda yıllarca süren
kovuşturmanın tek ajanın sorumuna bırakılması ciddi bir davranış sayılamaz. Tek MİT ajanı 4 yıl
gibi uzun bir sürede birbirinden farklı olmayan üstelik gittikçe hafifliyen raporlar düzenler,
toplantılar tertipler ve ilgili makamlar 12 Mart aşamasına dek bu olaylara karşı ilgisiz kalır ve
sonunda Türk Ceza Kanununun en ağır hükmiyle, karşımıza çıkılırsa yalnız isnadın ciddiliği değil,
ajanın da, onu yönetenlerin de, dört yıldır konudan haberi olan makamların da bu alandaki ciddiliği
inceleme konusu haline gelir.
32 kişi bir ihtilâl örgütü içinde gösterilip bir arada kovuşturmaya geçilmesine karşı dosyada
bu 32 kişi arasında bir ilişki görülmezse, ajanın katıldığımı iddia ettiği toplantılara katılmadığını
sabit olursa isnadın ciddiliği ileri sürülmez.
Birtakım raporlar, baaat metinleri ve öteki notlar hukuksal belge niteliğinde değilse, hangi
raporun kimce kime yazıldığı, ne zaman yazıldığı, niçin yazıldığı, hangi süzgeçlerden geçirildiği,
nasıl kabul edildiği, resmi bir işleme tabi tutulup tutulmadığı belli değilse iddiaya ciddî demeğe
olanak var mıdır'
Böylesine önemli bir konunun sorumu olmayan veya sorumu sağlanamamış bir ajanın
tertibine verilmesi ve bu sorumsuz kişinin hukuk anlayışı kabullenilerek, bir hukuk devletinde
yetkili ve sorumlu kişiler bir yana itilip dosyanın doğrudan doğruya Sıkıyönetimce işleme
konulması karşısında isnadın ciddiliği söz konusu olamaz.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
8
Gizli servislerin ajan atamalarında aradığı koşullar karşısında, niteliğe belli ajanın takdirine
(Ajan, istanbul iktisat Fakültesinde yıllar boyu asistandır. Daha önce subaylıktan Emekli Sandığı
Kanununun 39/E maddesine dayanılarak çıkarılmıştır. Hem Üniversite tazminatını hem de yıllar
boyu MİT'ten aylık almış bir kimsedir.) kişilikleri belli şerefli general ve subayları, ünlü yazar ve
aydınları bırakmak ciddilikle bağdaşır mı'
b) Fezlekenin 33. maddesinde benim Mürtet, Merzifon, Eskişehir teşkilâtlarının
kurulduğunu; hava üsleriyle, kara kuvvetleriyle temaslar yapıldığını, Harb Okulunun 3. ve 4.
sınıflariyle güçlü bir örgüt kurulduğunu ileri sürdüğüm iddia edilmektedir. - 40 maddede ise
gururum dolayısiyle hareketsiz kaldığım söylenmiştir, ihtilâl hazırlıklarına biraz aklı eren kişi o
işleri görmüş olanın hareketsizliğinden söz edilemiyeceğini bilir.
Durum fezlekede yazıldığı gibi idiyse Devletin güvenliği bakımından yer yerinden
oynaması, benim ve çevremin kovuşturmaya tabi tutulması gerekirdi. Böyle yapılmamış olması ya
yetkililerin haberin yalan olduğunu ortaya çıkardıklarını yahut da ajanın raporlarını ciddiye
almadıklarından harekete geçmediklerini gösterir. Her iki durumda da yetkili makam bu olayı bir
sonuca bağlamış olmalıdır. Sonuç belgesinin de ilgili makamın dosyasında bulunduğu besbellidir.
Bu belgeden kovuşturma dosyasında iz olmaması dikkate değer.
Öte yandan Harb Okulundan çıkmış bir kimse olarak bu okulun 4. sınıfının bulunmadığını
bilmediğim düşünülemez. Oysa raporda benim böyle söylediğim yazılıdır.
Bunlar isnadın şahsımla ilgili iddialar bakımından ciddî olmadığını gösteren bir iki örnektir.
c) Dosyadaki teyp tespitlerine gelince : Bantlar genellikle hukukça geçerli değildir, istanbul
Teknik Üniversitesi Elektirik Fakültesi Telekomünikasyon kürsüsünün 16/7/1970 günlü, 1970/7
sayılı raporunda "Bir ses bandındaki seslerin kime ait olduğunu, ses sahipleri konuştuklarını kabul
etmedikleri sürece, itiraz götürmez biçimde fennen saptamaya olanak yoktur." denilmektedir.
1963 Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Mahkemesinde 21 Mayıs olayı sanıklarının
duruşmaları sırasında mahkeme "MİT çe saptanan ses bantlarının ve bu bantlardan çıkarılan
metinlerin hukukça değer taşımadıklarına ve delil olarak kabul edilemiyeceklerine" karar vermiştir.
Yargıtayın ve Askerî Yargıtayın oturmuş içtihaları teyp bantlarının tek başına delil kabul
edilemiyeceği yolundadır.
Ç) Dosyada bulunan takip raporları ve öteki notlarım da hukuk alanında yeri yoktur. Çünkü
bunlar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 66. - 78. ve Askerî Yargılama Usulü Kanununun 99.
- 100. maddelerinde yazılı niteliklerden tüm yoksundurlar. Yasaca geçerli tutanakta hâkimin, ya da
savcının imzasiyle birlikte zabıt kâtibinin ve ayrıca ilgililerin imzalarının bulunması gerekir. Söz
konusu kâğıtlar bu nitelikte değildir. Üstelik benim sesim alınarak ses bantlariyle
karşılaştırılmamıştır.
Yukarıdan beri açıklananlardan anlaşılacağı üzere isnat ciddî değildir.
5 - İçtüzüğün 140. maddesine göre dokunulmazlığın kaldırılması isteminin siyasal ereklere
dayanmaması gerekir.
1965 ten bu yana iktidar partisi, değişik sözcüleri aracılığıyla, 27 Mayıs eylemine
karışanların Senato üyeliklerine son verilmesi çabası içine düşmüştür. Bu çaba Anayasa değişikliği
görüşmelerinde de sık sık görülmüştür.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
9
Öte yandan aleyhte oy veren Alt Komisyonun üç ve Anayasa ve Adalet Komisyonunun sekiz
üyesinin Adalet Partili oluşu basit bir tesadüf eseri değildir. Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda
da aleyhte oy veren 89 üyeden 85 i yine Adalet Partisindendir.
Diyanet işleri Başkanlığında görevli Tunagür'un faaliyetlerini incelemek üzere kurulan
Senato Araştırma Komisyonunun 23/7/1970 günlü, 10/28 sayılı raporunun 17. sayfasının genel
tahlil bölümünde şöyle denilmektedir : "Bu konuda ileri sürülen iddialarla Dışişleri, içişleri ve MİT
ten alınan bilgiler bir delil mahiyetinde olmadığı gibi, sözü edilen iddiaları ret ve cerheden nitelik
arzettikleri bir hakikattir." Bu karar altısı Adalet Partisi olan on bir üyeden kurulu komisyonun beşe
karşı altı AP. li üyesinin çoğunluk oyu ile alınmıştır.
Benim dokunulmazlığımın kaldırılmasına ilişikin kararlara gelince : Bunlardan Alt
Komisyonunkinde "Deliller Devletin çok mutena bir müesesinin elemanları ile tespit edilmiştir. Bu
resmî müessesenin ihzar ettiği, çok büyük gayretin ve masrafın gözden çıkarılarak tespit ettirdiği
delillerde uydurmacılık iddiası................" ve Anayasa ve Adalet Komisyonu raporunda ise "Millî
istihbarat Teşkilâtı, kanunla kurulmuş Devlet teşkilâtı olup, Devletin güvenine zarar veren her türlü
muzir ceryan ve suçları tespitle görevlidir. Bu sebeple Millî istihbarat Teşkilâtı elemanlarının bir
tertip içinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu iddialar, aksi sabit oluncaya kadar
itibardan düşürülemez." denilmektedir. Görülüyorki Senatonun AP li üyeleri, Anayasada grup
kararına bağlanması yassaklanmış böyle bir konuda bile partizanlık örneği vererek oylarını
partilerinin genel politikasına göre kullanmaktadırlar.
Alt Komisyon, kendinden sonra gelen üst komisyonu ve bu da Genel Kurulu etkiliyebilmek
için dosyadaki raporların dışına çıkmış, üstelik dosyada bulunmayan ve nereden alındığı bilinmeyen
bilgilerden ve hiç bir zaman mevcut olmayan tanıklardan söz ederek gerçek dışında rapor
düzenlenmiştir. Bu kararlı siyasal bir amacı gerçekleştirmeği güden bir davranıştır. Sözgelimi Alt
Komisyon kararının "vakıaları izah" bölümünde, iddiadan da çok ileri gidilerek "marksizmden de
öte bir nizam getirmek hususunda ......... tamamen anlaştıkları ve bu fikrin tahakkuku için gerekli
teşebbüsata geçtikleri......." gibi anlamsız mübalağalarla gerçek tüm tahrif ve tahrip edilmiştir. Yine
bu raporda, dosya ile hiçbir ilişkisi olmaksızın" Mibri Belli ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile münasebet
tesis edildiği" gibi uydurma değerlendirmeler vardır.
Öte yandan Alt Komisyon Başkanı, görüşmelere başlanıp bir karar alınmadan, bu dosyanın
Ekrem Acuner dosyası gibi olmayıp iyi hazırlanmış bulunduğu yolunda Komisyonun yansızlığından
şüphe ettirecek önyargılarını demeç olarak gazetelerde yayınlatmıştır. Ayrıca bu Komisyonun
Başkanı asıl sözcü imiş gibi, Genel Kurulda saatlerce konuşarak suçlama ve iddiaları daha da
genişletme çabasını sürdürmüştür. Tutanak Dergisinin 95, 96, 113, 120, 126 ncı sayfalarındaki
sözleri bu tutumun açık örnekleridir.
Özetlenecek olursa : Dokunulmazlığın kaldırılması istemi siyasî amaçlara dayanmaktadır.
6 - Dosyada Mahir Kaynak'ın dağıtıldığını ileri sürdüğü birtakım yazıları, bu arada
Madanoğlu'ya ilişkin bir kitap müsveddesini bugünedek görmüş değilim. Dosyada bu kağıtları
gördüğüne dair ne bir delil, ne bir iddia yoktur.
Devrim Danışma Derneği adiyle ortaya atılmak isteyen bir kuruluştan ne haberim ne de
sözünü duymuşluğum vardır.
Ben çevresi geniş bir kişiyim. Herkesle görüşürüm. Ancak "Falan kişiyle bir buçuk yıl önce
kaç kez görüştünüz' Tarihleri, yerleri, konulan nelerdir'" diye sorulursa buna belleği en keskin
olanlar bile cevap veremezler.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
10
Yakın tarihlerde ve iz bırakan bir olay söz konusu ise belki hatırlamak mümkün olur.
23/Kasım/1970, 27/Kasım/1970 günleri benim için böyle günlerdir. Çünkü 23 Kasımda CHP
gençlik kolları seminerine katılmak üzere istanbul'da bulunuyordum. Durumu ekli olan Türk Hava
Yolları yazısıyle belgeledim. 27 Kasımda ise bir topluluk halinde evimde idim. Bu durumu da
belgeye bağladım; eklidir.
7 - 27 Mayıs bir sıçrama denemesidir. 12 Mart'ın bir revizyon denemesi olacağı
anlaşılmaktadır. Bu tarihsel gidiş - gelişlerde cephenin önünde bulunanlar birtakım tehlikelere
maruzdur. Bugün Türkiye'de çıkarcı güçlerle Atatürkçü güçler arasındaki çekişmeler en keskin
noktasına ulaşmıştır. Böyle bir hengâmede, ötedenberi 27 Mayıs'a karşı bulunduğunu saklamayan
AP çoğunluğu politikasının yasama erkini tüm etkisi altında bulundurduğu bu olayla da bir kez daha
açığa çıkmıştır.
Dokunulmazlığımın kaldırılmasına ilişkin kararın iptali dileğini tekrarlarım.
IV- İNCELEME:
Anayasa Mahkemesinin Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Şahap
Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel, Kâni Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin
Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'dan kurulu olarak 17/8/ 1971
gününde yaptığı toplantıda iptal istemini kapsayan dilekçeler, raportörlükçe düzenlenen rapor,
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığından ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığından getirtilen belge ve
bilgiler, konu ile ilgili Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu görüşme tutanakları, iptal istemine ilişkin
Anayasa ve İçtüzük hükümleri ve öteki metinler okunarak iptali istenen Cumhuriyet Senatosu
kararının 3/8/1971 gününde verildiği; iptal istemiyle başvuran Osman Köksal'ın dilekçesinin
Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 9/8/1971gününde kaleme havale edilmiş bulunduğu ve
böylece başvurmada Anayasanın 81. maddesinde yazılı sürenin korunmuş olduğu anlaşıldıktan
sonra Anayasanın 148. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 29. ve 30. Maddeleri uyarınca ilgilinin
sözlü açıklamalarının dinlenmesinin gerekip gerekmediği üzerinde durulmuştur.
İptal isteminde bulunanın verdiği iki dilekçe, Cumhuriyet Senatosundaki savunmaları ve
dosya içindeki kâğıtlar ile konu yeterince aydınlanmış olduğundan ilgilinin sözlü açıklamalarının
dinlenmesine gerek bulunmadığına Fazıl Uluocak ve Sait Koçak'ın karşı oylariyle ve oyçokluğu ile
karar verilmiştir.
Bundan sonra usul yönünden aykırılık iddialarının incelenmesine geçilerek aşağıda
görüleceği üzere konu karara bağlanmış ve İhsan Ecemiş esas yönünden dosyayı inceleyeceğini
söylediğinden görüşmenin 19/8/1971 saat 10.00 a bırakılması oybirliği ile kararlaştırılmıştır.
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun hem Cemal Madanoğlu'ya hem de Osman Köksala
ilişkin bulunan inceleme konusu kararının tabiatiyle yalnız Osman Köksal yönünden ele alındığına
burada değinmek yerinde olacaktır.
A - USUL YÖNÜNDEN AYKIRILIK İDDİALARININ İNCELENMESİ :
l - Kanun hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiası :
İptal isteminde bulunan, hakkındaki kovuşturmanın Sıkıyönetim Komutanlığınca
yürütülmesi ve Sıkıyönetime bağlı ve 357 sayılı Kanuna göre kurulmuş askeri mahkemelere intikal
ettirilmesi karşısında askerî hâkimlerin atanma biçimlerinin hâkimlik teminatının gereği olan usulün
dışında kaldığı, bu durumun yeni Sıkıyönetim Kanunu ile daha da ağırlaştığı gözönünde
oulundurularak sorunun bu yasaların Anayasaya aykırılığı açısından da ele alınmasını istemektedir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
11
Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 151. maddesinde sözü edilen "mahkeme" niteliği ile bir
dâvaya bakmakta iken uygulanacak bir kanun hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa bunu bekletici sorun olarak
ortaya koyabilir ve sonra kanunların ve Yasama Meclisleri İçtüzüklerinin Anayasaya uygunluğunu
denetleyen yüksek mahkeme sıfatiyle sorunu çözüme bağlar. 44 sayılı Kanunun 20. maddesinin 2
sayılı bendinde de açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi ancak Yüce Divan sıfatiyle görev yaptığı
yahut siyasî partilerin kapatılması dâvalarına baktığı sıralarda Anayasa'nın 151. maddesinde sözü
edilen mahkeme durumuna geçer.
Anayasa Mahkemesinin, kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin
Anayasaya uygunluğunu denetlerken yahut yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyeliğinin düştüğüne ilişkin bulunan kararların Anayasanın 81. maddesinde
yazılı olduğu üzere denetlenmesi görevini yaparken Anayasanın 151. maddesinde sözü geçen
mahkeme durumunda bulunmadığı için, bir hükmün Anayasaya aykırılığı konusunda ortaya
bekletici sorun koyması düşünülemez. Bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında uygulanacak bir
kanun veya Yasama Meclisi İçtüzüğü hükmünü Anayasaya aykırı görürse Anayasa Mahkemesinin
başvurabileceği tek yol o hükmü ihmal etmek ve konuya ilişkin Anayasa kuralını uygulamaktır.
Şu duruma göre Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman
Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararın Anayasa ve Cumhuriyet
Senatosu İçtüzüğü hükümlerine aykırı olup olmadığını (Anayasanın 81. maddesi uyarınca)
araştırmakta bulunan Anayasa Mahkemesi, bu denetimi sırasında, bir hükmün Anayasaya aykırılığı
konusunda ortaya bekletici sorun koyamaz. Öte yandan 13/5/1971 günlü, 1402 sayılı Sıkıyönetim
Kanunu ve bu Kanunun uygulanması ile ilgili olarak 26/10/1963 günlü, 357 sayılı Askerî Hâkimler
ve Askerî Savcılar Kanunu hükümlerinin eldeki işte uygulanma yeri bulunmaması dolayısiyle bu
hükümlerin Anayasaya aykırı olup olmadığının araştırılmasının ve aykırı görülürse ihmal yoluna
gidilmesinin düşünülemeyeceği de ortadadır.
Bu yöne ilişkin istemin reddi gerekir.
2 - Adalet Bakanlığı yazısının durumu :
Yukarıda l sayılı "Olay" bölümünde açıklandığı üzere Osman Köksal'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılması istemi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığınca doğrudan doğruya
Başbakanlığa, oradan da Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirilmiş; Anayasa ve Adalet
Komisyonu 4 sayılı yasama dokunulmazlıkları Alt Komisyonu işi bu durumiyle karara bağlamış
Anayasa ve Adalet Komisyonu, istemin Adalet Bakanlığından geçmemiş olmasına ilişerek bu
eksiğin tamamlatılmasını gerekli görmüş ve Adalet Bakanlığından yazı geldikten sonra iş yeniden
Alt Komisyona gitmiyerek Anayasa ve Adalet Komisyonunca sonuçlandırılmıştır.
İptal isteminde bulunan, Adalet Bakanlığından Başbakanlığa gönderilen yazının gerekçesiz
olduğunu ve bu nedenle de Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine aykırı bulunduğunu
ileri sürmektedir.
İstemin Adalet Bakanlığı yazısına ilişkin bölümü ortaya üç sorun çıkarmıştır. Bunlar da
Adalet Bakanlığı yazısının gerekçeli olup olmadığı, Adalet Bakanlığı yazısı gerekçesiz sayılırsa bu
durumun ve ayrıca, yazı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyondan geçirilmemesinin yasama
dokunulmazlığının kaldırılması kararının biçim yönünden iptalini gerektirip gerektirmediği
sorunlarıdır. Her üç sorun aşağıda sırasiyle ve ayrı ayrı tartışılacaktır.
a) Adalet Bakanlığı yazısının gerekçeli olup olmadığı sorunu :
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
12
Adalet Bakanlığınca Başbakanlığa gönderilen 22/7/1971 günlü, Ceza işleri Genel
Müdürlüğü 34622 sayılı yazının konu ile doğrudan doğruya ilgili bölümünde aynen "İncelenen
dosya münderecatına göre ve tespit edilmiş bulunan deliller muvacehesinde Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil ve bu kanun ile teşekkül etmiş bulunan
Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata ve vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs gayesiyle
gizli ittifak kurmak suçlarını işledikleri iddia olunan Cumhuriyet Senatosuna Cumhurbaşkanınca
seçilen üyelerden Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal haklarında T.C.K. nun 146, 147, 171 inci
maddeleri gereğince takibat yapılabilmesini teminen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 79.
maddesi hükmüne tevfikan yasama dokunulmazlıklarının kaldırılıp kaldırılmaması hususunda
gereğinin takdir buyrulmasına delâletleri arz olunur." denilmektedir.
Görülüyor ki bu söylenenlerde yasama dokunulmazlığı ile ilgili istem için olumlu veya
olumsuz yönden, hukukî ve gerçek anlamda gerekçe sayılabilecek bir nitelik bulunmadığı gibi
Adalet Bakanlığının yazısı dokunulmazlığın kaldırılması isteminin nedenlerini ayrıntılariyle açıklar
durumda da değildir.
Ziya Önel, Adalet Bakanlığı yazısının gerekçeli olduğunu ileri sürerek bu görüşe
katılmamıştır.
b) Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz oluşunun kararın biçim yönünden iptalini gerektirip
gerektirmediği sorunu :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün Dördüncü Kısmının "Yasama dokunulmazlığının
kaldırılması" başlıklı Birinci Bölümünün başında yer alan 139. maddenin birinci ve ikinci fıkraları
hükümlerine göre; bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin istekler mahkemeler
veya Savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikal ettirilir. Adalet Bakanlığı durumu gerekçeli bir
tezkere ile ve Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirir. Olayda, Adalet
Bakanlığınca gönderilen yazının gerekçesiz olduğu sonucuna varıldığına göre, işlemde bu yönden
içtüzüğün yukarıda değinilen hükmüne aykırı bir durum var demektir.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde yasama dokunulmazlığının kaldırılması konusunda
biçime ilişkin birtakım özel hükümler yer almaktadır. Bunlar İçtüzüğün Dördüncü Kısmının Birinci
Bölümünde belirtilmiştir. Öte yandan Anayasa ve Adalet Komisyonunun raporu Cumhuriyet
Senatosu Genel Kuruluna gelince buradaki görüşmeleri düzenleyen kuralların da işleme
uygulanması gerekeceği ortadadır. İçtüzüğün biçime ilişkin bütün bu hükümlerinin aynı önem
derecesinde bulunduğu düşünülemez. Bunların arasında Yasama Meclisince verilen kararın
geçerliği üzerinde etkili olabilecek nitelik taşıyanlar bulunduğu gibi ayrıntı sayılabilecek nitelikte
olanlar da vardır. Birinci kümeye girenlere aykırı tutumun iptal nedenini oluşturacağını, buna
karşılık öteki biçim kurallarına uymamanın iptali gerektirmiyeceğini kabul etmek yerinde olur.
Anayasa'da gösterilmeyen ve yalnız İçtüzükte bulunan biçim kuralları arasında böyle bir ayrım
yapılması zorunludur. Çünkü İçtüzüklerdeki biçim kurallarına aşırı bağlılık Yasama Meclislerinin
çalışmalarını gereksizce aksatır. İçtüzük hükümlerine aykırı düşen işlemlerden hangilerinin iptal
nedeni sayılacağı sorunu uygulanacak İçtüzük hükmünün önemine ve niteliğine göre çözülecek ve
incelemeleri sırasında Anayasa Mahkemesince değerlendirilip saptanacak bir konudur.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlerinde bir yanda dokunulmazlığın kaldırılmasını
isteyen Savcılık veya mahkeme öte yanda Anayasanın 79. maddesi uyarınca istem üzerinde karar
vermeğe yetkili tek merci olan üyenin bağlı bulunduğu Yasama Meclisi vardır, istemin Yasama
Meclisi Başkanlığına nasıl varacağı sorununun İçtüzükte düzenlenmiş ve "Adalet Bakanlığı durumu
gerekçeli bir tezkere ile Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirir." Yolundaki
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
13
hükme 139. maddenin ikinci fıkrasında yer verilmiş olması; çeşitli karışık, belki de geciktirici
uygulamaları önleme ve işlemi belli bir yönteme bağlama ereğini güder.
Mahkeme veya Savcılık isteminin Yasama Meclisine ulaştırılmasında Adalet Bakanlığına
düşen görevde işlemin sonucunu etkileyecek bir nitelik görmeğe olanak yoktur. Çünkü Adalet
Bakanlığının ne mahkeme veya Savcıyı istemden vazgeçirmeğe ne de Yasama Meclisine istemi
kabul ettirmeye veya ettirmemeye yetkisi bulunduğu yahut bu yolda herhangi bir etkili telkinde
bulunabileceği düşünülemez. Ancak kendisine gelen işte belge veya bilgi eksikliği varsa bunların
tamamlanmasını ilgili mahkeme veya Savcıdan isteyerek; yahut olayda kamu dâvasını düşüren
nedenler gördüğü takdirde gereğini yaparak Yasama Meclisinin işini kolaylaştırması beklenebilir.
İçtüzüğün 139. maddesinin ikinci fıkrasındaki "gerekçeli tezkere" deyimi ister Adalet Bakanlığının
istem üzerinde düşüncesini bildirmesinin zorunlu olduğu, ister yazıda yalnızca istem konusunu
dosyadaki dayanakları ve ayrıntıları ile aydınlatması gerekeceği biçiminde yorumlansın bu
yönlerden bir eksikliğin yasama dokunulmazlığına ilişkin işlemin sonucunu etkileyemeyeceği
ortadadır.
Yukarıdan beri açıklananlar Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması
istemine ilişkin Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz oluşunun ve böylece İçtüzüğün 139.
maddesinin ikinci fıkrasına uyulmamasının yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının
iptalini gerekli kılacak ağırlık ve ciddilikte bir aykırılık sayılamayacağını ortaya koymaktadır. Şu
sonuca göre dosyanın Adalet Bakanlığından Başbakanlığa gerekçesiz bir yazı ile gönderilmiş
bulunması durumunun inceleme konusu kararın biçim yönünden iptalini gerektirmediğine karar
verilmelidir.
Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
Ziya önel, yazının gerekçeli olduğu kanısında bulunduğundan yukarıdaki sonuca bu nedenle
katılmıştır.
C) Adalet Bakanlığı yazısı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyondan geçirilmemesi
durumu :
Yukarıda, I sayılı "Olay" bölümünde de açıklandığı üzere yasama dokunulmazlığının
kaldırılması istemi önce Sıkıyönetim Komutanlığı Başbakanlık yoliyle ve Adalet Bakanlığına
uğratılmadan Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına ulaşmış; Başkanlığın işi Anayasa ve Adalet
Komisyonuna havale etmesi üzerine Alt Komisyon kurularak incelemelerini rapora bağlamış ve
ancak bundan sonra Anayasa ve Adalet Komisyonu dosyanın Adalet Bakanlığından geçmemiş
olması yolundaki usul eksikliğini saptayarak işin Başbakanlığa geri çevrilmesini sağlamıştır.
Şu duruma göre dosya Adalet Bakanlığından da geçerek yeniden Anayasa ve Adalet
Komisyonunun eline vardığında Alt Komisyonun yeniden kurulması ve işin yeni bir inceleme ve
rapor konusu yapılması gerekmekte idi. Anayasa ve Adalet Komisyonu bu yola gitmiyerek Alt
Komisyonun geri çevirmeden önceki incelemelerini ve raporunu görüşmeline esas almış ve işi
sonuca bağlamıştır. Bu durum dokunulmazlığın kaldırılması isteminin Adalet Bakanlığından hiç
geçirilmeksizin Cumhuriyet Senatosunca ele alınması ile bir niteliktedir ve içtüzüğün 139.
maddesinin ilk iki fıkrası hükümlerine aykırıdır.
Bununla birlikte Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinde yer alan "Bir üyenin
yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ait isteklerin mahkemeler veya Savcılıklarca Adalet
Bakanlığına intikal ettirileceği, Adalet Bakanlığının durumu, Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet
Senatosu Başkanlığına bildireceği" yolundaki biçime ilişkin kural, niteliği dolayısiyle, Yasama
Meclisince verilen kararın geçerliği üzerine etkili olabilecek kurallardan değildir. Başka deyimle bu
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
14
kurala uyulmamasının yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptalini gerekli kılacak
ağırlık ve ciddilikte bir aykırılık sayılması düşünülemez. Yukarıda IV/A/2/b işaretli bölümde biçime
ilişkin İçtüzük kuralları ve bu arada "Adalet Bakanlığı yazısının gerekçeli olması" kuralı üzerinde
söylenenler burada da geçerli olduğundan aynı gerekçenin tekrarlanmasının yeri yoktur.
Şu duruma göre Adalet Bakanlığı yazısı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyondan
geçirilmemesinin, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine aykırı olmakla birlikte,
inceleme konusu kararın biçim yönünden iptalini gerektirmediğine karar verilmelidir.
Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
3 - Dokunulmazlığın kaldırılması istemine konu olan eylemin Sıkıyönetim Askerî
Savcılığınca kovuşturulmakta olması durumu :
İptal isteminde bulunan, dokunulmazlığın kaldırılması isteminin Sıkıyönetim
Komutanlığından geldiğini; kovuşturmanın bu komutanlıkça başlatılıp yürütüldüğünü; oysa isnat
edilen eylemlere ilişkin raporların Sıkıyönetimin ilânından önce düzenlendiğini ve Sıkıyönetimin
ilânını gerektiren nedenle ilişkisiz ve ilgisiz bulunduğunu; böylece kovuşturmada tabiî yargı
yolunun dışına çıkıldığını ve Anayasanın 32. maddesinin ağır biçimde ihlâl edildiğini ileri
sürmektedir.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ilişkin olarak Ankara Sıkıyönetim
Komutanlığından Başbakanlığa gönderilen 11/7/1971 günlü, 1971/1095 sayılı yazıda "Sıkıyönetim
Savcılığınca yapılan hazırlık soruşturması" ndan ve "... dokunulmazlıklarının ref i maksadiyle"
dosyanın Sıkıyönetim Savcılığınca Komutanlığa gönderildiğinden söz edilerek belirlendiği üzere
olaya el koymuş bulunan gerçekten Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Savcılığıdır ve iş henüz
herhangi bir mahkemeye verilmiş değildir.
25/10/1963 günlü, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun
96. ve 114. maddelerine göre askerî savcılıklar da kamu dâvasını açmağa ve kamu dâvasının
açılmasına gerek olup olmadığına karar verilmek üzere hazırlık soruşturması yapmaya yetkili
mercilerdendir. Öte yandan olayda, dâvaya bakacak mahkeme yönünden uyuşmazlık henüz söz
konusu olmadığı gibi bunun çözüme bağlanması da Anayasa Mahkemesinin görev ve yetki alanına
giren konulardan değildir.
Şu duruma göre bu yöne ilişkin iddianın reddi gerekir.
B - ESAS YÖNÜNDEN AYKIRILIK İDDİALARININ İNCELENMESİ :
Anayasa Mahkemesi 17/8/1971 günlü toplantıda bulunan aynı kimselerden kurulu olarak
19/8/1971 gününde yeniden toplanmış ve esas yönünden aykırılık iddialarını ele almıştır.
Anayasanın 79. maddesi; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir Meclis
üyesinin, kendi Meclisinin kararı olmadıkça, tutulamayacağı, tutuklanamayacağı ve
yargılanamayacağı kuralını koymakta; yalnız ağır cezayı gerektiren suçüstü durumunu bu hükmün
dışında bırakmaktadır.
79. maddenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Anayasa hangi durumlarda yasama
dokunulmazlığının kaldırılabileceğini belirtmemiştir. Ancak, bu, Yasama Meclislerinin konu
üzerinde sınırsız ve salt bir değerlendirme hakları bulunduğu anlamına gelmez. Çünkü yasama
dokunulmazlığı hukukî kurumuna 79. maddede yer vermekle Anayasa Koyucunun güttüğü erek, -
ki bu, yasama görevini yürüteceklerin çeşitli çevrelerden çeşitli nedenlerle gelebilecek baskı ve
kaygılardan korunmuş olarak o görevi gereği gibi yapmalarını sağlamak diye özetlenebilir. - böyle
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
15
bir görüş ve düşünüşle bağdaşmaz, öte yandan Anayasa 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetini bir
hukuk devleti olarak nitelendirmiş ve tanımlamıştır. Şu duruma göre yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılması konusunda bir takım belirli, nesrel ölçüler uyarınca davranılmasa ve bu ölçülerin bir
hukuk devletinden beklenen nitelikte bulunması şarttır.
Nitekim Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde (Madde 140) Yasama dokunulmazlığının
kaldrılrnası işlemlerine ışık tutacak kimi ilkeler yer almıştır. Bu ilkelere göre bir üyeye yapılan suç
isnadının ciddiliğine ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî ereklere
dayanmadığına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi bakımından
yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazhğını kaldırılmasında zorunluluk
bulunması durumunda yasama dokunulmazlığı kaldırılır.
Şimdi bu sıraya göre, ilk olarak işin isnadın ciddiliği yönünden incelenmesine geçilecektir.
l - İsnadın ciddiliği sorunu :
Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'a yapılan ve
yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yol açan isnadın ciddi olup olmadığı konusunda isabetli
bir sonuca varmak için isnadın dayanaklarına kadar inilmesi zorunluğu vardır; bu da tabiatiyle
delillerin elden geçirilmesini gerektirecektir. Ancak böyle bir tutumun delillerin değerlendirilmesi
ile karıştırılmaması yerinde olur. Delillerin değerlendirilmesi, hükme yönelen bir tartma, ölçme
eylemidir; suçun sübut bulup bulmadığını araştırır; görevli yargı yerlerine özgüdür. Anayasa
Mahkemesinin burada yapacağı ise sübut yönünden değil ancak isnadın ciddi olarak
nitelendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı bakımından ve yalnızca bu yönde aydınlanacak
kadar, delillerin üzerinde durmaktır.
Ayrıca şurasını da belirtmek yerinde olacaktır : Bir isnat, hazırlık soruşturması yapılmasını
hatta kamu davasının açılmasını gerekli kılacak ciddilikte görülebilir. Ancak bu ciddilik derecesi
bir yasama dokunulmazlığının kaldırılması için yeterli olmayabilir. Çünkü bir hukuk devletinde
yasama dokunulmazlığına Anayasada yer verilmekle güdülen erek, dokunulmazlığın
kaldırılmasında işin çok daha hassas ve ince ölçeklere vurulmasını gerektirir. Tersine bir görüş ve
uygulama yasama dokunulmazlığını bir güvence olmaktan çıkarır; bir süs ve göstermelik durumuna
getirir ki bunun da Anayasa ilkeleri ile bağdaştınlmasın'a olanak, yoktur.
a) Yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ve kararına dayanıklık eden dosyanın
Milli istihbarat Teşkilâtınca oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Başbakanlık Millî İstihbarat Teşkilâtı
Müsteşarlığının Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına gönderdiği 21/5/1971 günlü, Mah/337973
sayılı yazısının eki olan fezlekenin l. maddesinde "MİT Elemanı 19 Mart 1967 tarihinde Türk
Devrim Ocaklarının Beyoğlu Genel Merkezinde köy sorunu hakkında verilen bir konferansı takip
etmek görevi ile bulunduğu sırada, o muhitte sık sık tesadüf ederek göz aşinası olduğu ve adinin
emekli subaylardan Hıfzı Kaçar olduğunu öğrendiği bir şahıs kendisini bir kenara çekerek, bir buçuk
seneden beri kendisini tetkik ettiklerini ve şayanı itimat olduğuna kanaat getirerek bazı hizmetler
istemeye karar verdiklerini ve bir ihtilâlci gruplarının mevcut olduğu, ihtilâlci fikrini TİP'in ve
Ecevit'in fikirleri üzerine oturtarak yeni bir bina kuracaklarını ve Rusyaya bağlı olup oradan yardım
göreceklerini açıklayarak işbirliğine davet etmiştir. Devamla, şimdilik savaşlarının 27 Mayısta
olduğu gibi gericiler ve nurculara karşı olacağını ve savaşı kazanınca komünizme dönüşeceğini ve
Cemal Madanoğlu ile de temasları olduğunu ve onun vasıtasiyle istihbaret yaptıklarını, TÖS ile de
ilişkileri olduğunu ve 12 Nisan 1967 tarihindeki buluşmalarında da gruplarının askerî ve sivil olarak
ve kendi aracılığı ile bu grupların irtibat kurduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine MİT Elemanına
gerekli talimat verilerek ve teknik yüklemeler de yapılarak müteakip temaslar, aşağıdaki
paragraflarda belirtildiği şekilde yürütülmüştür." diye yazılıdır.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
16
"Fakülteli" takma adiyle raporlar veren bu MİT görevlisinin daha sonra kimliği açıklanmış
olacak ki Akif oğlu, 1934 Kilis doğumlu Mahir Kaynak adında bir kimse olarak ortaya çıkmakta ve
14/6/1971 gününde askerî savcılıkta verdiği yeminli ifadede : 1967 yılında Devrim Ocaklarında
tanıdığı Hıfzı Kaçar'ın bir ihtilâl örgütü kurduklarını, kendisini de buna dahil etmek istediklerini
söylemesi üzerine teklifi kabul ettiğini ve durumu Millî İstihbarat Teşkilâtına bildirdiğini, bundan
sonra teşkilâtın direktifi ile hareket ederek gelişmeleri rapor ettiğini; ihtilâlci teşkilâtın zaman zaman
toplanarak, hükümeti devirmek için hazırlıklar yaptığını; bu toplantıların büyük bir çoğunluğunda
bulunduğunu, oradaki konuşmaları da kimi kez kendisine özgü usullerle teyple tesbit ettiğini;
dosyadaki 41 sayfalık raporun daha önce, yine dosyada bulunan çeşitli tarihlerde (Fakülteli) rumuzu
ile verdiği raporların teşkilâtça çıkartılmış özeti olduğunu; dosyadaki belgeleri de kendisinin
verdiğini; ihtilâlci teşkilât gizli servisçe bilindiği için faaliyetleri önleme yönünden alınan tertibat
sayesinde bunların faaliyetlerini fiiliyata dökemediklerini; olayların raporlarda açıklandığı gibi
olduğunu; bantla konuşmaları saptarken önleme tedbiri olarak ortada radyo, teyp, pikap gibi müzik
aletleri bulunduğunu söylemektedir.
"Fezleke" nin Osman Köksal ile ilgili bölümleri özet olarak şöyledir;
aa) 10/9/1969 gününde Hıfzı Kaçar'm evinde Cemal Madanoğlu, Osman Köksal ve Hıfzı
Kaçar'la birlikte MİT Elemanının da katıldığı toplantıda çalışmaların hücre usulü ile yürütülmesi ve
Madanoğlu'nun liderliği konuşulmuş ve Madanoğlu Osman Köksal'a hitaben ve Orhan Kabibay'ı
kastederek "Ankaraya gittiğinde onlara on günlük mühlet ver. Şartları kabul etmezlerse kendimizi
serbest addedeceğimizi söyle" demiştir. Bu hususlar MİT Elemanının verdiği raporla sabittir.
(Fezleke madde 13)
bb) 18/10/1969 gününde Ankara'da İlhami Sosyal'ın evinde yapılan toplantıda Osman
Köksal'ın pasiflikten kurtarılması konusunda konuşulmuştur. (Fezleke madde 14)
cc) 14/11/1969 gününde Em. Yb. İlhan Ündeğer'in evinde Kur. Alb. Zeki Ergun, Kur. Alb.
Adnan Arabacıoğlu, Hv. Kur. Alb.Fahrettin Tezel, Hv. Kur. Alb. Orhan, Em. Hv. Kur. Alb. Necdet
Düvencioğlu, Hıfzı Kaçar, Osman Köksal, İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu ve MİT elemanının
katılmaları ile yapılan ve Osman Köksal'ın başkanlık ettiği toplantıda : Arabacıoğlu sivil gruba
"İhtilâlin öğretisi sınırı ne olacaktır'" diye sormuş; Selçuk "İhtilâl solcu olacaktır. Atatürk de solcu
idi" demiş; Avcıoğlu "Türkiye batıyor. Bir ayak önce harekete geçmek gerek" görüşünü
savunmuştur.
Sivil grubun Madanoğlu'yu lider olarak benimsediklerini söylemelerine karşılık askerler
"Lider seçilmez Olayın içinden çıkar" diye itiraz etmişler; tartışma sonuca bağlanamamıştır.
Arabacıoğlu Osman Köksal'a "Millî Birlik KoMİTesi mensuplariyle bu sorunları konuşuyor
musunuz' Onları da ihtilâle sokacak mısınız' diye sormuş; o da "Bazılariyle görüşüyorum. Birinci
kademede değilse bile ikinci kademeye almakta yarar var." demiştir.
Dış politika konusunda bir soruya Selçuk "Bağımsız olacağız, ihtilâlin ilk bildirisinde
Nato'ya Cento'ya bağlıyız sözleri gereksiz. Kabaca ittifaklara riayet ediyoruz der, geçeriz."
'karşılığını vermiştir.
Toplantının evinde yapıldığı Ündeğer, toplantıdan önce kansı ile birlikte evden ayrılmışlardı.
Bu toplantının yapıldığı ve toplantıdaki konuşmalar MİT Elemanının verdiği raporla sabittir.
(Fezleke madde 17)
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
17
çç) 27/11/1969 gününde Ankara'da, İlhami Sosyal'ın evinde (Ses bandı çevirisinde yer
Soysal'ın bürosu olarak gösterilmiştir.) Osman Köksal, Doğan Avcıoğlu. İlhan Selçuk'la kendisinin
de katıldığı toplantıda :
Osman Köksal, Mucip Ataklı ve Kadri Kaplan'ın da dahil olduğu bir grubun kendilerine
yanaşmak istediğini, Genelkurmay Harekât Başkanlığında görevli General Aydın Yalçıner'in
kendilerine yardımcı olacağını umduğunu ve 27 Mayıs'ın başarılı olmasının o günlerde personel
dairesinin ele geçirilmesiyle sağlandığını söylemiş ve şimdi bu dadaire elamanlarının olmamasından
yakınmıştır.
Bu toplantı ve toplantıda yapılan konuşmalar tespit edilmiş ses bandı ve bu bandın tape
edilmiş çevirisi ile sabittir. (Fezleke madde 20)
dd) 20/1/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde ilhan Selçuk, İlhami
Soysal, Osman Köksal ve Doğan Avcıoğlu'nun;
25/2/1970 gününde Armağan Anar adlı kadının evinde Cemal Madanoğlu, İlhami Soysal,
Osman Köksal, ve Doğan Avcıoğlu'nun
8/3/1970 gününde istanbul'da Cemal Madanoğlu'nun evinde Dz. Kur. Alb. Adnan Kaptan,
Hıfzı Kaçar, İlhan Selçuk, Em. Hv. Kur. Alb. Necdet Düvencioğlu, Osman Köksal ve Kur. Alb.
Zeki Ergun'un;
10/3/1970 gününde Ankara'da Armağan Anar'ın evinde Cemal Madanoğlu, Cemal Reşit
Eyüboğlu, Osman Köksal, Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal'ın;
7/4/1970 gününde Ankara'da Osman Köksal'ın evinde Cemal Madanoğlu, Cemal Reşit
Eyüboğlu, Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal'ın;
28/4/1970 gününde Ankara'da Osman Köksal'ın evinde Cemal Reşit Eyüboğlu, Doğan
Avcıoğlu ve Tank. Bnb. Yılmak Akkılıç'ın;
14/5/1970 gününde Ankara'da Armağan Anar'ın evinde Cemal Madanoğlu, Osman Köksal,
Tank. Bnb. Yılmaz Akkılıç, Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal'ın;
28/5/1970 gününde Ankara'da Osman Köksal'ın evinde Cemal Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu
ve İlhami Soysal'ın;
4/6/1970 gününde Ankara'da Altan Öymen'in evinde Cemal Madanoğlu Osman Köksal,
Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal'ın;
16/6/1970 gününde Ankara'da Altan övmenin evinde Cemal Madanoğlu, Osman Köksal,
Doğan Avcı oğlu ve İlhami soysal'ın;
toplandıkları takip raporlarından anlaşılmaktadır. (Fezleke madde 24)
ee) 27/3/1970 gününde Hıfzı Kaçar'ın işyerinde MİT Elemanı ile yapılan toplantıda;
Hıfzı Kaçar : "Cunta hareketine karar verdiğimiz anda istanbul ve Ankara radyolarını tahrip
edeceğiz. Tahriple birlikte bizim kurmuş olacağımız bir istasyonla Ankarada üzerinden yayına
başlayacağız. Bu radyo istasyonunun kurulmasına başlanmıştır. Bu işin arkasından Reisicumhur
köşkünü havadan tahriple susturacağız. Biz Osman Köksal'a Devrim'de çıkan yazıyı kasten
yazdırdık. Yazıyı okusunlar; havadan hareket edileceğini düşünmesinler ve biz de ani bir hava
hareketiyle köşkü yerle bir edelim" demiştir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
18
Bu konuşma MİT Elemanının verdiği raporla sabittir. (Fezlekemadde 29)
ff) 27/3/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde Cemal Madanoğlu,
Osman Köksal, İlhan Sekçuk, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal ve Eyüboğlu'nun katılmalariyle
yapılan toplantıda;
"Devrim kurulu" konusu tartışılmış ve bu konuda birtakım kararlara varılmıştır.
Selçuk'un Osman Köksal'ın Genel Sekreter olması teklifine karşı Madanoğlu Şimdi
Osman'ın dört başı mamur ama ihtiyatsız hareket ederiz." diyerek karşı çıkmıştır.
Gerektiğinde elektrik santralını, sular idaresini, telefon şebekesini işlemez duruma getirecek
sivil şahısları kendilerine bağlama konusu görülmüştür.
Avcıoğlu Ankara Sekreterliğine İlhami Soysal'ı teklif etmiş; Ankara'da hemen teşkilâtlanma
faaliyetine başlanması kararlaştırılmıştır.
Bu toplantı ve toplantıda yapılan konuşmalar tespit edilmiş bulunan ses bandı ve bu bandın
tape edilmiş çevirisiyle sabittir. Fezlekemadde 30)
gg) 2/4/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde Doğan Avcıoğlu,
Osman Köksal, İlhami Soysal, Tuğrul ve Eyüboğlu'nun da katılmalariyle yapılan toplantıda :
Osman Köksal, General Hayri Yalçıner'in kendilerine muhalif gibi olduğunu bildirmiştir.
Bu toplantıda radyo fazla açıldığı için alınan sesler tam olarak anlaşılamamıştır.
Bu toplantının yapıldığı ve toplantıdaki konuşmalar tespit edilen ses bandı ve bu bandın tape
edilmiş çevirisi ile sabittir. (Fezleke madde 32)
hh) 20/4/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde Cemal Madanoğlu,
Osman Köksal, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, Eyüboğlu ile kimlikleri saptanamayan, ancak
konuşmalardan subay oldukları tahmin edilen iki kişinin katılmaları ile yapılan toplantıda :
Osman Köksal, Mürtet, Merzifon ve Eskişehir'deki teşkilânın kurulduğunu, Hava üsleriyle,
kara kuvvetleriyle temasları olduğunu, Harb Okulu 4. 3. sınıflarında güçlü örgüt kurduklarını,
bunların devrimci proleter olduklarını, subaylarının da kendilerine bağlı olduğunu söylemiştir.
Kimliği saptanmayan kişi 50 subay çıkaracaklarını, bunları onar onar veya beşer beşer
ayıracaklarını, on tanesinin gidip bir birliği basacağını, böylece olup biteceğini söylemiştir.
Tekrar konuşan Osman Köksal, "Bir kereye mahsus olmak üzere Üniversiteyi ortak bir
eyleme götürebilir miyiz' Mesalâ Ankara'da 10 tane gençlik teşekkülü var. Bunun üç dört tanesi
devrime girecek, Biz bu işlerin dışında derslerimizin devamına karar verdik. Üstü kapalı olarak Türk
Silâhlı Kuvvetlerinin devrimci gücünü meydana getireceğiz. Evet buna yapabilmek mümkün mü'
Bu sansasyon yaratıcı bir güçtür." demiştir.
Bu toplantı ve toplantıda yapılan konuşmalar tespit edilen ses bandı ve bu bandın tape
edilmiş çevirisi ile sabittir. (Fezleke Madde 33)
ii) 19/7/1970 gününde istanbul'da Cemal Madanoğlu'nun evinde Osman Köksal, Hıfzı
Kaçar, İlhan Selçuk, Madanoğlu ve MİT Elemanının katılmalariyle yapılan toplantıda :
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
19
Madanoğlu, son olarak Hv. Generali Aydın Kirişoğlu ve Hv. Alb. İlyas Albayrak'la temas
ettiğini, ancak sivillere daha çok önem vermek gerektiğini, önce dışarıda ortamı hazırlayıp sonradan
askerleri harekete katmak gerektiğini söylemiş; Osman Köksal da aynı fikirde olduğunu
açıklamıştır.
Ayrıca Madanoğlu MİT Elemanı aracılığı ile Dr. Hikmet Kıvılcımh'yı ve Prof. ismet
Sungurbay'ı sivil örgütlenme konulannı görüşmek üzere evine davet etmiştir.
Bu konuşmalar MİT Elemanının verdiği raporla sabittir. (Fezleke madde 37)
ıı) 12/9/1970 gününde yurda dönmüş olan Cemal Madanoğlu'nun evinde Osman Köksal,
Hıfzı Kaçar, Öğretmen Cengiz Ballıkaya, Öğretmen Doğan Özdoğan ve MİT Elemanının
katılmalariyle yapılan toplantıda;
Madanoğlu, yokluğunda olanları sormuş öğretmen Ballıkaya'nın, Mihri Belli'nin ajan olduğu
ve devrimci hareketi baltaladığı yolundaki sözleri üzerine "Birbirimizi itham etmeyelim." diyerek
Mihri ile konuşmak ve işbirliği yapmak niyetinde olduğunu söylemiştir.
Ayrıca Dev Genç, Sosyal Demokratlar Derneği ve TÖS arasındaki işbirliğinin pratik
yollarının nasıl olması gerektiği konuşulmuş; bütün örgütlere sızılarak ele geçirilmesi ilkesine
varılmış; bu konuda öğretmen Ballıkaya, Özdoğan ve MİT Elemanının birlikte bir çalışma programı
yapmaları kararlaştırılmıştır.
Bu konuşmalar MİT Elemanının verdiği raporla sabittir. (Fezleke madde 38)
JJ) 12/10/1970 gününde Ankara'da İlhami Soysal'ın bürosunda yapılan toplantıda Osman
Köksal'm gururu dolayısiyle hareketsizlik içinde bulunduğu söylenmiştir. (Fezleke madde 40)
kk) 15/10/1970 günü İlhami Soysal'ı Ankara'daki bürosunda ziyaret eden Osman Köksal ile
Soysal arasındaki görüşmelerde :
İlhami Soysal'ın ihtilâl faaliyetlerinin sonu gelmeyeceği endişesine katılan Osman Köksal'm
Doğan Avcıoğlu'nun ne istediğini anlamadığı yolundaki konuşmasına karşı Soysal "Paşayı şef
olarak kabul etmiyor; şimdiye kadar bu işi beceremedi başaramadı diyor, İlhan Selçukla olmaz;
çünkü benimle rekabet eder diyor Lider benim diyor; devam edelim diyor ve ben hareketlerin
hepsine sahip olayım, temaslar yapalım, koalisyon yapayım diyor." demiştir.
Osman Köksal bu açıklamaya karşı "Bu davranış bizim kararlarımıza ...... aykırı Benim
şimdiye kadar anladığım Madanoğlu şeye uymadı, devam etmedi. Biz geri kanat devam edelim.
Koalisyon kuralım. Gidelim kalan beyefendiye durumu izah edelim ve yürütelim." görüşünde
bulunmuştur.
Soysal, Avcıoğlu ile aralarındaki uyuşmazlık konusunda; "Doğan bir hareket olursa biz de
mutlaka içinde olalım gayesini güdüyor. Bence biz lök gibi derli toplu bir kadro olur; çizer, söyler,
yazarsak böyle bir hareketin dışında olmam benim için bir şey kaybettirmiyor. Yani adamlar bir
yerde iktidarda bile olsalar bize yine işbirliği teklif ederler." demiş; buna karşılık Osman Köksal da
"Bu olayları bilenler bizim birçokları ile işbirliğinde olduğumuzu bilirler." demiştir.
Konuşmalar esnasında Avcıoğlu'nun diktatör mizacı, çekinmesi; Madanoğlu'nun ise sır
tutamaması tenkit edilmiştir.
Bu konuşmalar tespit edilmiş olan ses bandı ve bu bandın tape edilmiş çevirileri ile sabittir.
(Fezleke madde 41)
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
20
11) 17/10/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde Osman Köksal,
İlhami Soysal, Cemal Reşit Eyüboğlu ve kimliği saptanamayan bir kişinin katılmalariyle yapılan
toplantıda:
Devrim Kurulunun yeminli ve yeminsiz üyeleri üzerinde durulmuş; Osman Köksal Cemal
Madanoğlu'nun Cemal Reşit Eyüboğlu'nu Devrim kurulu üyeleri ile konuşması için
görevlendirdiğini ve konuşmalar sonunda kurul üyelerin oyları ile faaliyetlerine yeni bir yön
verileceğini belirtmiştir.
Bu toplantı ve toplantıda yapılan konuşmalar, ses bandı ve bu bandm tape edilmiş çevirisiyle
sabittir. (Fezleke Madde 43)
mm) 23/11/1970 gününde Ankara'da İlhami Soysal'ın bürosunda buluşan Osman Köksal ile
Soysal arasındaki konuşmada :
Osman Köksal yürüttükleri faaliyeti kastederek "Başaracağımız ilk şey kontrolü ve
emniyetidir bu işin. Biz en ince, en küçük detaylarına kadar böyle dantel örer gibi şey hazırladık
işte." demiş ve ayrıca hareketin başarıya ulaşmaması halinde memleketin perişan olacağını belirten
İlhami Soysal'a böyle bir durumla karşılaşılamayacağı yolunda teminat vermiştir.
Osman Köksal, önlerindeki diğer bir sorunun kadro sonunu olduğuna dikkati çekmiş ve
İstanbul'da 24 kişilik kadro kurduklarını ve 2, 3 kişiye daha ihtiyaçları olduğunu açıklamıştır.
Bu konuşmalar tespit edilen ses bandı ve bu bandın tape edilmiş çevirisiyle sabittir. (Fezleke
madde 46)
nn) 27/11/1970 gününde Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde Osman Köksal,
İlhami Soysal, Doğan Avcıoğlu, Cemal Reşit Eyüboğlu ve kimlikleri saptanmayan iki kişinin
(konuşmalarından subay oldukları anlaşılmaktadır.) katılmalariyle yapılan toplantıda :
İhtilâli destekleyecek kuvvetler, ihtilâl sırasında ve ihtilâlden sonra hareket tarzları üzerinde
fikirler ileri sürülmüş ve ihtilâlin Aralık ayı içinde olmazsa en geç Haziran ayına kadar
tamamlanmasını tasarladıkları hususunda görüş birliğine varılmıştır.
Avcıoğlu istanbul'daki durumun epey karışık olduğunu, Osman Köksal aksi görüşte
bulunduğunu söylemiştir.
Eyüboğlu, bu günlerdeki fırsatların bir daha ele geçirilemeyecek nitelikte olduğunu, bir aya
kadar bu işin halledilmiş olması gerektiğini belirtmiştir.
Kimliği saptanmayan kişi muhtemel hareket tarzlarına ilişkin olduğu intibaını veren
konuşmasında : "işte yarın Cumartesi günü Cihat Alpan'ı götürüyor Ertuğrul evine. Pazartesi saat
9.00 da bizim Celal konuşuyor 15, 20 şer dakika filan hepsine veriliyor. O saniyeden itibaren biz
kendi kuvvet komutanlığımızı devamlı tarassut altına alırız. Onun için ben kara kuvvetlerini olduğu
gibi veririm. Şimdi bu sırada bizimki de çaktırmadan amiralleri toplayabilir" demiştir.
Yine kimliği bilinmeyen kişi : Bizim aslında, çok büyük dağınık bir kuvvetimiz var. Bunlar
devamla devrim stratejisini tartışıyorlar. 28. Tümen tankçıları falan yüzde yüz bağlı. Bağımsız
hareketlerde Saim var. Parti dışında falan Saim Karakoç, o idare ediyor. On kişi de birtakım şeylere
katılıyor." demiş; karargâhtaki albayların Cihat Alpan'a karşı çıktıklarını, hepsinin Mihri Belli ile
işbirliği içinde bulunduklarını ifade etmiştir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
21
Tasavvur edilen harekât konusunda : "Başlangıçta karada olacak amma uçaklar peşi peşine
uçacaklardır, İlk uçuşta bunlar asıl hedefi bulacaklardır. Yani hedef olarak şu anda sekiz hedef var.
Sekiz hedefi toplamak için 25 kişi de tekmildir. Radyoyu bir kişi almak lâzım. Mithatpaşadakini
devralsak ötekiler kolay. Ötekileri sadece tahrip et yeter. Onlar önemli değil bence, Radyoyu almak
lâzım. Radyo epey işe yarayacak çünkü."
Kimlikleri bilinmeyen kişiler kendi aralarında bu harekâtın yapılmasından söz etmişler ve
işgal edilince karargâhlarını Genelkurmaya nakledeceklerini ve kendilerinin de üsteğmenlerle
Genelkurmaya gideceğini, en büyük hedefin orası olduğunu ve bunun kolaylıkla ele geçirileceğini
ve nöbetçilerin kıpırdamasına meydan vermeden vuracaklarını ve kuvvetlerini organize etmek
gerektiğini belirtmişlerdir.
Eyüboğlu'nun bir sorusu üzerine de Sunay'ın ağırlığını koymayacağı ve darbenin üç saatte
olması gerektiği, darbenin genişlemesi bakımından 10, 12 saat sokağa çıkma yasağı konulmasından
ve gidip yarından itibaren gününün öğrenilmesi ve her şeyin hazır olduğu, geriye sadece yönetim
işinin kaldığı, ihtilâl anında Sunay'ın, inönü'nün, bazı kumandanların ve Türkeş'in toplanacaklarını
belirtmişlerdir.
Kimliği belli olmayan kişi Hazirana kadar başarılması temennisinde bulunarak Yavuz
Paşanın 4 Hazirana kadar mutlaka olur dediğini nakletmiş ve Eyüboğluda "Bu ay olmazsa Hazirana
kadar kalmasın." demiştir.
Bu toplantının yapıldığı ve toplantıdaki konuşmalar tespit edilen ses bantları ve bu bantların
tape edilmiş çevirileri ile sabittir.
Bu toplantıya katılan kimlikleri bilinmeyen iki subay ve toplantıda adı geçen Yavuz Paşa,
Tayyar Dilek, Saim Karakoç, Halil Önel, Cemalettin gibi isimlerin kimlikleri ve olayla irtibatlarının
soruşturma sırasında meydana çıkarılabilmesi mümkün görülmektedir. Bu kişiler hakkında başkaca
bir bilgi dosyalarda yoktur. (Fezleke madde 47)
oo) Fezlekenin 48. maddesinde 31/12/1970 gününde kimliği saptanamayan, ancak
konuşmalarından albay olduğu tahmin edilen bir kimsenin Ankara'da Doğan Avcıoğlu'nun Devrim
Dergisi bürosundaki konuşmaları ses bantlarına dayanılarak özetlenmekte; aynı gün Cengiz
Karcıoğlu'nun da oraya gelip konuştuğuna değinilmekte ise de ses bandı çevirisinde Osman
Köksal'a ilişkin konuşmalara da rastlanmakta; ancak bunlar önemsiz görüldüğü için fezlekeye
alınmadığı sanılmaktadır.
b) Görülüyor ki Osman Köksal'ın katıldığı ileri sürülen 10/9/1969 ve 31/12/1970 günleri
arasındaki onüç toplantıda konuşulanlardan istanbul'da yapılan dördüne ilişkin bulunanlar MİT
Elemanı raporuna; Ankara'da yapılan dokuzuna ilişkin bulunanlar ise ses bantlarının çevirilerine
dayandırılmaktadır. Şu duruma göre ses bantlarının delillik gücü üzerinde kısaca durulması yerinde
olacaktır.
Ses alma alanındaki ilerleme ve gelişmeler bugün o evrededir ki bir sesin belirli bir kişiye
ilişkin bulunduğunun hala parmak izlerinde olduğu gibi kuşkusuzca ve kesinlikle saptanamamasına
karşılık birtakım montaj yollariyle ve gerekirse ses taklit etmede usta kişilerin yardımlarından da
yararlanılarak bantlar istenildiği gibi doldurulabilmektedir. Bir toplantıda hazır bulunanlar,
zamanında ve usulünce tutanaklarla saptanarak o toplantıya ilişkin bulunduğu ileri sürülen ses
bantlarına böylece destek ve güç kazandırılmadıkça bant çevirilerine hukuk yönünden tam bir
güvenle bağlanıp dayanılamayacağı ortadadır.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
22
Öte yandan MİT ajanının toplantılara katılması halinde bunun fezlekede açıkça gösterilmesi
yolu tutulduğuna göre yalnız ses bandından söz edilince o toplantıda ajanın bulunmadığı sonucu
çıkmaktadır. Ankara'da Osman Köksal'ın da katılmasiyle Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde beş kez,
ilhami Soysal'm bürosunda üç kez ve Doğan Avcıoğlu'nun bürosunda bir kez yapıldığı ileri sürülen
dokuz toplantıda MİT Elemanı'nın yer aldığı belirtilmediğine göre bu ev ve bürolarda daha önceden
yerleştirilen ses alma araçları bulunduğu izlenimi uyanmaktadır. Buralara araçların kimlerce, ne
vakit, nasıl yerleştirildiği, nasıl uzun bir zaman korunup çalıştırılabildiği, bantların nasıl ne zaman
ele alınıp değerlendirildiği, konuşanların kimliklerinin ve banda çekilmiş seslerle ilişkilerinin ne
yolla saptandığı bilinmedeği için bu durum ses bantlarının isnada ciddilik verme gücünü daha da
gölgelemektedir.
Ses bantlarının incelenmesine ilişkin üç kişilik 3/7/1971 günlü bilirkişi raporunda :
"Konuşma günlerine göre toplantıya iştirak eden şahıslara ait ( + ) işaretiyle gösterilen şahısların
bantlardaki konuşmaları Askeri Savcılıkça alınan bantlardaki seslere aynen benzediği ve
karşılaştırılan seslerin bu şahıslara ait olduğu tespit edilmiştir. Bu listeler ekli olarak işaretlenerek
takdim edilmiştir. Mukayese bandı bulunmayan Mahir Kaynak, İlhsan Selçuk, Cemal Madanoğlu,
Osman Köksal haklarında mukayese edilecek bant verildiğinde tekrar karşılaştırmanın
yapılabileceğini; ayrıca Ferruh Özdil, Öner Uçtan'm sesi Millî istihbarat Başkanlığınca alınan ses
bantlarında mevcuttur. Bu şahısların Askerî Savcılıkça konuşamaları banda alınmadığından
mukayesesinin yapılmadığını arzederiz." denilmiştir. Ancak raporda bilirkişilerin kimlikleri
açıklanmamış; Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığının bilirkişi tayinine ilişkin 28/6/1971
günlü, 1971/131 sayılı kararında da "TRT Müdürlüğünce gönderilmiş bulunan" denilmekle
yetinilmiş olduğundan incelemelerinde böylesine kesin bir sonuca varabilen bu kimselerin ses alma
alanındaki bilimsel ve teknolojik yetenek ve yetkileri üzerinde bir fikir edinilememektedir.
Olayın başlangıcını ilk kez Millî istihbarat Teşkilâtına bildirmesi üzerine işin izlenmesi ile
tek başına görevlendirilen, çeşitli çok sayıda raporlariyle gelişmeler üzerinde Teşkilâta bilgi veren
ve böylece dosyayı oluşturan ajan Mahir Kaynak'ın dört raporu da Istanbulda 10/9/1969 gününde
Hıfzı Kaçar'ın, 14/11/1969 gününde Ündeğer'in, 19/7/1970 ve 12/9/1970 günlerinde de
Madanoğlu'nun evlerinde yapıldığı ve Osman Köksal'ın da katıldığı ileri sürülen dört toplantıda
konuşulanlara ilişkindir. Şu nedenle, Askerî Savcılıkça 14/6/1971 gününde yeminli olarak ifadesi
alınan bu kişinin soruşturma ve kovuşturmadaki hukukî durumuna değinilmesi gerekecektir.
6/7/1965 günlü, 644 sayılı Yasa ile kurulan Millî istihbarat Teşkilâtı'nın (MİT) görevlerinin
başında Devletin millî güvenlik politikası ile ilgili planların hazırlanmasında esas olacak askerî,
siyasî, iktisadî, ticarî, malî, sınaî, ilmi, teknik, biyografik ve psikolojik ve milli güvenlikle ilgili
istihbaratı Devlet çapında istihsal etmek gelir (644 sayılı Yasa madde 3/1). Teşkilâtın bir bölümü
olan Millî Emniyet Hizmetleri Başkanlığı'nın görevleri ise millî güvenlik ile ilgili istihbarata esas
olacak haberleri toplamak ve istihbarata karşı koymaktır (Aynı yasamadde 3/a). MİT personeli,
MİT'in kadrosu içindeki memur ve hizmetlilerden, Türk Silâhlı Kuvvetleri kadroları içindeki MİT'in
inhası ile ilgili Bakanlığın uygun gördüğü görevlilerden ve Teşkilâtça Özel görevler için geçici
olarak çalıştırılacaklardan oluşur (Aynı Yasa madde 10).
Hizmetin özelliği, MİT'ten istihbarat görevi alanların gizlice ve çeşitli kimliklere ve
görünüşlere bürünerek ve daima gerçek niyetlerini saklayarak çalışmalarını gerektirir. Böyle bir
durumda görevlinin bir tanık için baş nitelik sayılabilecek olan yansızlık vasfından az veya çok
uzaklaşma eğilimini göstermesi veya böyle bir zorunluğu duyması olağandır. Görevlinin başlıca
kaygısı aldığı işi başarı ile sonuçlandırmak; hiç değilse başarmış görünebilmek, kendisine görev
verenler üzerinde böyle bir etki bırakabilmek olur. Ereğe ulaşabilmek için izlediği kimseleri
kışkırtmağa, hatta ayartmağa gitmesi ve üstlerine abartılmış haberler getirmesi yahut izlediği
kişilerin çokluğu dolayısiyle bellek yanıltmalarına uğraması akla gelebilir. Gizli ajan, raporunu
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
23
verdiği olaylara ve eylemlere katılmış ve karışmış sayılacak bir tutumun içindedir. Durumu bir olayı
açıkça saptamış ve saptama üzerinde tanıklık etmekte bulunmuş alelade bir kolluk görevlisinkinden
daima ayrımlıdır, öte yandan böyle bir kimsenin, bir görevi yerine getirmek için de olsa, gerçek
niyet, düşünce ve inançlarını saklayarak ve kendisini bambaşka görüş ve düşüncelerin adamı gibi
göstererek işini yürütmeğe çalışması, tanıklık yönünden kişiliği ve güvenilirliği üzerinde bir takım
duraksamalara yol açabilir. Bütün bunlar gizli bir MİT görevlisinin bir olaya tanıklık konusunda
hukukça öteki olağan kişilerle eşdeğerde tutulamıyacağını akla getirir.
Yukarıdan beri açıklananlarla varılan sonuç şudur : Başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıtlar
bulunmadıkça yalnızca ses bantlarının ve gizli ajan raporlarının, bir yurttaşa yapılan "Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasını teğyir ve tebdile ve bu yasa ile kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisini
İskata veya görevini yapmaktan men'e cebren teşebbüs gayesiyle gizlice ittifak kurmak" gibi çok
ağır bir isnada yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünden ciddilik kazandırabilmesi bir
hukuk Devletinde düşünülemez.
Kaldı ki izleme ve haber alma ve haberleri değerlendirme işlemi de, kendi içinde
tutarsızlıklarla doludur. Olay üzerindeki "fakülten" simgeli ilk rapor 14/4/1967, ikinci rapor
23/4/1967 tarihlidir. Sonra haber alma ve verme birden 15/1/1969 gününe atlamakta ve hiçbir
kovuşturmaya geçilmeksizin başlama gününe göre dört yıl sürmektedir.
İddiaya göre 27/3/1970 gününde Hıfzı Kaçar'ın MİT görevlisine İstanbul ve Ankara
radyolarının ve Cumhurbaşkanlığı köşkünün havadan tahrip edilmelerinin kararlaştırıldığını ve
ihtilâlcilerin yeni bir radyo isyasyonu kurmakta olduklarını açıklaması (Fezleke madde) 29) veya
yine iddiaya göre 20/4/1970 günlü toplantıda Osman Köksal'ın Mürtet, Merzifon ve Eskişehirdeki
teşkilâtın kurulduğunu, kara kuvvetleriyle, hava üsleriyle temasları olduğunu, Harp Okulunun 4. ve
3. sınıflarında güçlü bir örgütün oluştuğunu bildirdiğinin ses bantlariyle saptanması üzerine
(Fezleke madde 33) dahi bir soruşturma ve kovuşturma sözkonusu olmamış ve haber almaların yeni
ve önemli bir gelişme göstermediği bir evrede iş 21/5/1971 günlü yazı ile Ankara Sıkıyönetim
Komutanlığına getirilmiştir.
Osman Köksal 27/11/1970 günü saat 16 dan gece yarısına kadar olan süreyi konuklariyle
birlikte kendi evinde geçirdiğine ilişkin olarak o toplantıda bulunan iki konuğun yazılı ifadeleri
altındaki imzaları Ankara 11. Noterine tasdik ettirmiş (3/8/1971 günlü, 16380 sayılı Noterlik
belgesi); 19/11/1970 günü saat 21.00 uçağiyle istanbul'a gittiğini ve 25/11/1970 günü 19.10 uçağıyla
Ankara'ya döndüğünü ve Ankara istanbul Ankara 981586 sayılı biletle bu yolcukları yaptığını
saptanmak üzere Türk Hava Yolları A. O. Ankara Bölge Satış Müdürlüğünden 26/7/1971 günlü,
13/0015885 sayılı belgeyi almıştır. Oysa dosyada Osman Köksal 23/11/1970 gününde Ankara'da
İlhami Soysal'm bürosunda 27/11/1970 günü yine Ankara'da Cemal Reşit Eyüboğlu'nun evinde
yapılan toplantılara katılmış ve konuşmaları ses bantlarına alınmış gösterilmektedir (Fezleke madde
46, 47).
Harb Okulunu bitirmiş bir kimse olan Osman Köksal'ın okulunda dördüncü sınıf
bulunmadığını bilmediği düşünülemeyeceği halde 20/4/ 1970 günlü toplantıda Harb Okulunun 4.
sınıfında güçlü bir örgüt kurulduğunu söylediğinden ve bunun da ses bandiyle saptandığından söz
edilmiştir. (Fezleke madde 33). Yine bu toplantıda Mürtet, Merzifon ve Eskişehir teşkilâtının
kurulduğunu, Kara Kuvvetleriyle ve hava üsleriyle temaslar yapıldığını söylediği açıklanan Osman
Köksal'ın 12/10/1970 günlü toplantıda gururu dolayısiyle hareketsizlik içinde bulunduğundan
şikâyet edildiği ve bu konuşmaların ses bantlariyle saptandığı belirtilmiştir (Fezleke madde 40).
Ses bantlarının çevirilerinde birçok konuşmaların tam anlam çıkarılmasına olanak
bırakmayan dağınık, kırık dökük, bulanık sözlerden oluştuğu görülmektedir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
24
Fezlekenin 24. maddesinde takip raporlarına dayanılarak açıklanan toplantılar üzerinde ise,
dosyada bu toplantılarda konuşulanlara ilişkin bir bilgi bulunmadığı için durulmamıştır.
Burada son olarak bir de Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunun 27/7/1971
günlü, 3/104488 sayılı raporun bir fıkrasına değinilecektir. Bu fıkrada aynen "Cumhurbaşkanınca
seçilen üye Cemal Madanoğlu'nun durumu muvacehesinde aynı suça iştiraki ve birlikte işleme ve
gizli ittifak kurma isnadı karşısında diğer üye Osman Köksalın da durumu aynı deliller içinde
mütalaa edilmiştir." denilmiştir. Dosya içindekilere göre bütün haber alma çabasında Madanoğlu
ağırlık noktasını, başka deyimle ekseni oluşturmakta ve MİT ajanı raporlarından ve ses bantlarından
ayrı olarak Madanoğlu'ya ihtilâl çalışmaları niteliğinde bir takım yazılar, notlar ve kuruluş şemaları
atfedilmektedir. Eskiden beraberce Millî Birlik Komitesinde bulunmaları veya şimdi ikisinin de
Cumhurbaşkanınca seçilmiş Senato üyeleri olmaları yahut arkadaşlıkları dolayısiyle Osman
Köksal'ın durumunun kendi hakkındaki delillerin sınırları dışına taşırılarak, Madanoğlu'ya ilişkin
deliller kapsamı içinde ele alınması ce/a hukuku ilkeleriyle bağdaşabilir bir tutum değildir.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemine ve kaldırma kararına dayanaklık eden
dosyanın ve dosya içindekilerle beliren işlemlerin yukarıda ayrıntılariyle açıklanan durumunun
Osman Köksal'a yönetilen (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını tağyir ve tebdil ve btı yasa ile
kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs
gayesiyle gizlice ittifak kurmak) isnadının ciddiliği görüşüne desteklik edebilecek bir nitelikte
olmaktan uzak bulunduğu ortadadır. Başka bir deyimle incelemeler, Cumhuriyet Senatosunun
Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'a yöneltilen ve dokunulmazlığının kaldırılmasına
yol açan isnadın ciddî olmadığı sonucuna vardırmaktadır. Cumhuriyet Senatosu genel Kurulunun
Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin
bulunan, ancak yalnız Osman Köksal yönünden incelenen 3/8/1971 günlü, 109 sayılı kararı bu
nedenle ve inceleme çerçevesi içinde Anayasa'nın 79. maddesi ereğine ve Cumhuriyet Senatosu
İçtüzüğünün 140. maddesine aykırıdır. Kararın, Osman Köksal'a ilişkin bölümünün Anayasa'nın 81.
maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekir.
Fazıl Uluocak bu görüşe katılmamıştır.
2 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesindeki öteki koşullar bakımından durum
:
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesinde yasama dokunulmazlığının kaldırılması
için isnadın ciddiliği koşulu dışında; yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî
maksatlara dayandırılmasına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu olan eylemin kamu oyundaki
etkisi bakımından yahut üyenin haysiyet ve şerefini koruma yönünden dokunulmazlığının
kaldırılmasında zorunluluk bulunması halleri de yer almıştır. İptal istemine ilişkin dilekçelerde
inceleme konusu karara bu yönlerden de ilişiklenmektedir. Ancak kararının, isnadın ciddî olmaması
nedeniyle iptali gerekli görüldüğüne göre artık 140. maddede yazılı öteki yönler bakımından işin
incelenmesine yer olmamak gerekir.
V- SONUÇ:
Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Kölsal'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılması işinde ve kaldırma kararının iptali isteminde :
A) l - Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının denetimi görevini yaparken
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 151. maddesinde sözü edilen "mahkeme" durumunda
bulunmadığı için bir hükmün Anayasa'ya aykırılığı konusunda ortaya bekletici sorun koyamayacağı
gibi 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun eldeki işte Anayasa Mahkemesince uygulanması da söz
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
25
konusu olmaması dolayısiyle hüküm ihmali de düşünülemiyeceğinden bu yöne ilişkin istemin
reddine oybirliğiyle;
2 - a) Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz olduğuna Ziya Önel'in karşıoyu ile ve oyçokluğu
ile;
b) Adalet Bakanlığı yazısının bu durumunun kararın biçim yönünde iptalini
gerektirmediğine Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşıoylariyle ve
oyçokluğu ile;
c) Adalet Bakanlığı yazısı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyon'dan geçirilmemesinin,
İçtüzüğe aykırı olmakla birlikte, kararın biçim yönünden iptalini gerektirmediğine Şahap Arıç,
Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
3 - Askerî Savcılık da kamu davası açmağa yetkili bir merci olduğundan ve davaya bakacak
mahkemede uyuşmazlık henüz söz konusu olmadığı gibi bunun çözüme bağlanması da Anayasa
Mahkemesinin görevine girmediğinden bu yöne ilişkin iddianın reddine oybirliğiyle;
B) l - Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 3/8/1971 günlü, 109 sayılı kararının
Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'ın dokunulmazlığının
kaldırılmasına ilişkin bölümünün, isnadın ciddî olmaması dolayısiyle, Anayasa'nın 79. maddesinin
ereğine ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesine aykırı bulunduğuna ve Anayasa'nın
81. maddesi uyarınca iptaline Fazıl Uluocak'ın karşıoyu ile ve oyçokluğiyle;
2 - Bu sonuca göre Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 140. maddesinde yazılı ve esasa
ilişkin öteki yönlerin ve bunlara yönelen iddiaların incelenmesine yer olmadığına oybirliğiyle;
17/8/1971 ve 19/8/1971 günlerinde yapılan görüşmeler sonunda karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet akar
Üye
Ziya Önel
Üye
Kâni vrana
Üye
Mustafa Karaoğlu
Üye
Muhittin Gürün
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
26
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOY YAZISI
Devletin resmî bir organı olan Millî İstihbarat Teşkilâtı görevlilerinin 1967 yıından beri
süreki olarak yaptıkları takip ve denetleme neticesinde bir gizli topluluğun mevcudiyeti ve faaliyeti
tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu topluluğa yapılan isnat Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını
tamamen veya kısmen tedbir ve tağyir ve Türkiye Büyük Millet Meclisin iskat veya vazifesini
yapmağa cebren mani olmaktır. Bu faaliyete katılanlardan 22 kişi askerî mahkemece tutuklanmıştır.
Bu haller isnadın ciddiliği hakkında yeterli sayılmak lâzım gelir. Millî İstihbarat elemanlarının
düzenledikleri raporlar ve gizli toplantılarda konuşulanları tespit eden teyp bantlarının ve
muhteviyatının ve şahit ifadelerinin, suçun subutuna yeterli delil niteliğinde olup olmadıklarını
takdir, davayı görecek mahkemeye aittir. Bu nedenlerle iptal isteminde bulunan hakkında verilen
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Senato Genel Kurul kararının iptaline mütedair ekseriyet
kararına katılmıyorum.
Üye
Fazıl Uluocak
KARŞIOY YAZISI
Sayın Recai Seçkin'in karşıoy yazısındaki görüşe katılıyorum.
Üye
Şahap Arıç
KARŞIOY YAZISI
1 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 135. maddesinde öngörülen kural meclisin doğru
sonuca varabilmesi için dosyanın hukuk konuları açısında uzman olan bir bakanlığın süzgecinden
geçirilmesi ve böylelikle doğru karar verilmesi yolunda bir güvence sağlanması ereğini gütmektedir.
Buna göre Bakanlığın yazısının gerekçeli olması zorunludur. Bu yazıda gerekçe olmazsa dosyanın
Adalet Bakanlığından geçirilmesinin yasama meclisine ışık tutması bakımından bir etkisi
düşünülemez. Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz oluşu iptali gerektirecek nitelikte ağır bir
içtüzüğe aykırılıktır. Bunun tersine olan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
27
2 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğüne göre Adalet Bakanlığı yazısının alt komisyondan
geçirilmemiş olması iptali gerektirir, zira komisyon incelemesinin temeli, alt komisyon
incelemesidir ve alt komisyon inceleyeceği yazıların en önemlilerinden birisi kuşkusuz Adalet
Bakanlığının gerekçeli yazısıdır. Bunun tersine olan karara da katılmıyorum.
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOY YAZISI
Bu karşıoy yazısının ilişkin bulunduğu 17/8/1971 ve 19/8/1971 günlü, 1971/41-67 sayılı
Anayasa Mahkemesi kararında (VI-A-2-b ve c işaretli bölümler);
a) Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca Seçilmiş üyesi Osman Köksal'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılması istemi ile ilgili Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz olduğu ve
böylece Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bir durumun
oluştuğu;
b) Adalet Bakanlığı yazısı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyondan geçirilmesi
gerekirken geçirilmediği ve bu durumun da yine Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesine
aykırı olduğu.
Saptanmış; ancak çoğunluk 139. madde kurallarına uyulmamasını yasama
dokunulmazlığının kaldırılması kararının biçim yönünden iptalini gerekli kılacak ağırlık ve
ciddilikte bir aykırılık saymamıştır.
Bir yasama Meclisi İçtüzüğünün biçimi ilişkin hükümlerinden gilerinin Yasama Meclisince
verilen bir kararın geçerliğine etkili olabilecek nitelik taşıdığı, hangilerinin ayrıntı sayılabilir
nitelikte olduğu araştırılırken o hükümlerin nasıl bir konuyu düzenlediği üzerinde de ayrıca
durulmak gerekir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılması gibi gerçekten önemli bir konunun
ağırlığını ve ciddiliğini o konunun ele alınmasını ve sonuca bağlanmasını düzene koyan biçim
kurallarına da yansıtacağından kuşku yoktur. Nitekim soruna büyük önem veren Anayasa Koyucu
yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının yalnız Anayasa'ya değil, içtüzük hükümlerine
aykırılığı iddiasiyle de Anayasa Mahkemesine başvurulması yolunu açık bulundurmuştur. (Anayasa
madde 81)
Bu itibarla Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün yasama dokunulmazlığının kaldırılması
işlemlerindeki başlangıç ve hazırlık evreleri hükümlerini kapsayan 139. maddesini ayrıntı
niteliğinde saymağa ve bu madde kurallarına aykırı davranışların o işlemlerin dayanaklık ve
kaynaklık ettiği Yasama Meclisi kararlarının geçerliğini etkiliyemeyeceğini hukukça savunmaya
olanak yoktur.
139. maddede yer alan başlıca iki kuralın birincisi yasama dokunulmazlığının kaldırılması
isteminin Adalet Bakanlığınca gerekçeli bir yazı ile ve Başbakanlık yoliyle Cumhuriyet Senatosu
Başkanlığına bildirilmesi zorunluğudur. Böyle bir hükümle, kuruluşunda bir uzman hukukçular
topluluğunu çalıştıran Adalet Bakanlığının yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle ilgili
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
28
duruma tüm ayrıntılarını gösterecek biçimde ışık tutması ve böylece Yasama Meclisi incelemelerini
olabildiğince kolaylaştırması ereğinin güdüldüğü ortadadır. İstemin önce bir Alt Komisyonda
incelenmesini gerekli kılan ikinci kural ise yasama dokunulmazlığının kaldırılması sorununun
ağırlığı ve ciddiliği ile orantılı ve incelemelerden daha verimli ve isabetli sonuçlar alınması kaygısı
ie konulmuş bir tedbir hükmüdür. Yukarıda açıklanan niteliklerine göre bu iki kuraldan herhangi
birinin ihmali, elbette ki, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararını iptali gerektirecek bir
sakatlıkla malûl bıçakı r.
Olayda, özetlenecek olursa, durum şöyledir :
1 - Adalet Bakanlığının yazısı gerekçesizdir.
2 - Alt Komisyon işi, ortada Adalet Bakanlığı yazısı yok iken incelenmiştir. Yazı geldikten
sonra iş yeniden Alt Komisyona verilmemiştir. Bu davranış işin Alt Komisyondan hiç geçirilmemiş
olması ile aynı niteliktedir.
Şu duruma göre Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş Üyesi Osman
Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca
düzenlenen raporun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 8/3/1971 günlü 96. birleşiminde aynen
kabul edilmesine ilişkin 109 sayılı kararın şekil yönünden iptali gerekmektedir. Anayasa
Mahkemesinin 17/8/1971 ve 19/8/1971 günlü, 1971/ 4167 sayılı kararının bu görüşe ters düşen
bölümüne yukarıda yazık nedenlerle karşıyım.
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOY YAZISI
Adalet Bakanlığı sevk teskeresinin, Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarına uygun düşmediği yolundaki çoğunluk kararına aşağıda yazılı nedenlerle
katılmıyorum.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin sevk ile ilgili birinci ve ikinci fıkrası
(Bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin istekler, mahkemeler veya
savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikal ettirilir. Adalet Bakanlığı durumu gerekçeli bir teskere ile
ve Başbakanlık yolu ile, Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına bildirir.) hükmü yer almıştır.
Başbakanlığa yazılan Adalet Bakanlığı teskeresinde ise aynen "incelenen dosya
münderecatına göre ve tespit edilmiş deliller muvacehesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın
tamamını veya bir kısmım tağyir ve tebdil ve bu kanun ile teşekkül etmiş bulunan Türkiye Büyük
Millet Meclisini iskat ve vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs gayesi ile gizli ittifak suçlarını
işledikleri iddia olunan Cumhuriyet Senatosuna Cumhurbaşkanlığınca seçilmiş üyelerden Cemal
Madanoğlu ile Osman Köksal haklarında Türk Ceza Kanununun 146, 147. 171 maddeleri gereğince
takibat yapılabilmesini teminen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 79. maddesi hükmüne tevfikan
yasama dokunulmazlığının kaldınlp kaldırılmaması hususunda gereğinin takdir buyurulmasına
delaletleri arzolunur." denilmektedir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
29
Kanımızca, suç vasfı ve temas ettiği kanun maddeleri ile, dayanağının gösterilmiş olması,
bir takdim yazısı olan teskerenin niteliğine uygun ve gerekçeli olduğunu kabule yeterlidir.
Gerçekten bunun dışında ve ötesinde mütâlâa verilmesi lâzım geldiğinin düşünülmesi halinde,
delillerin münakaşasına gidilebileceğini de kabul etmek zorunluğu vardır. Adalet Bakanlığı
Cezaişleri Genel Müdürlüğünden çıkacak böyle bir mütalâanın ise dokunulmazlığının kaldırılması
istemine kişi yararı veya zararına ilgili komisyonlarla genel kurul üzerinde az veya çok ölçüde etki
yapacağı da muhakkaktır. O halde böylesine sonuca müessir düşünce verilmesinin açık bir yetkiye
dayanması icabeder ve bu durumda "gerekçeli" sözcüğünün geniş bir şekilde yorumu ile mütâlâa
verme zorunluğunu da kapsadığı şeklinde de düşünmek isabetli bir görüş olarak benimsenemez.
Sonuç :
Açıklanan nedenlerle çoğunluğun bu yöne ilişkin kararına karşıyım.
Üye
Ziya Önel
KARŞIOY YAZISI
l - Kararın IV işaretli (inceleme) bölümünün A/2 (Adalet Bakanlığı yazısının durumu)
başlıklı kesiminin (a) bendinde, Cumhuriye Senatosu Üyesi Osman Köksal'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Adalet Bakanlığı yazısının gerekçesiz olduğu,
Mahkememizce de saptandığı halde, takip eden (b) bendinde; C. Senatosu İçtüzüğünün buna ilişkin
hükmünün, Yasama Meclisince verilen kararın geçerliği üzerinde etkili olabilecek önemde nitelik
taşıyan biçime ilişkin hükümlerden bulunmadığı öne sürülerek olaya ilişkin Adalet Bakanlığı
yazısının gerekçesiz oluşunun ve böylece içtüzüğün 139. maddesinin ikinci fıkrasına
uyulmamasının, Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptalini gerekli kılacak ağırlık ve
ciddilikte bir aykırılık sayılmamıyacağına karar verilmiştir.
Halbuki Anayasa'nın 81. maddesinde :
(Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ...... Meclisçe karar verilmesi hallerinde, karar
tarihinden başlıyarak bir hafta içinde ilgili üye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden
herhangibiri, bu kararın Anayasa'ya veya içtüzük hükümlerine aykırılığı iddiasiyle iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde karara
bağlar, denilmekte olduğundan sözkonusu kararlarda Anaya'sa veya içtüzük hükümlerine aykırı bir
durum ve tutum bulunması halinin iptal nedeni olacağı dolaylı olarak ifade edilmiş bulunmaktadır.
Bu hükümden, Anayasa'nın İçtüzük hükümlerini, kararların sağlık ve geçerliliklerinin güvencisi
saydığı ve onlara uyulmamasını iptal nedeni olacak derecede önemli gördüğü anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin ilk iki fıkrasında şu hükümler yer
almaktadır :
(Madde 139 - Bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ait istekler mahkemeler
veya savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikâl ettirilir.
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
30
Adalet Bakanlığı, durumu gerekçeli bir tezkere ile Başbakanlık yoliyle C. Senatosu
Başkanfığına bildirir......)
Görüldüğü gibi burada Adalet Bakanlığına bir görev yükletilmiş bulunmaktadır :
İçtüzük, Savcılık ve Mahkemelerden gelen isteklerin, Adalet Bakanlığının durumu belirten
bir yazısı ile ve Başbakanlık yoliyle C. Senatosu Başkanlığına aktarılmasını yeterli bulmamış,
konunun önemini gözönünde tutarak Bakanlığın duruma ilişkin tezkeresinin, gerekçeli olarak
hazırlanmasını öngörmüştür.
Bilindiği gibi gerekçelerde, konuya ilişkin kararın, kanaat veya istemin, hukuki ve maddi
nedenlere dayanan açıklaması yapılır.
Sözü geçen içtüzük hükmüne göre Adalet Bakanlığı da, dokunulmazlığın kaldırılmasına
ilişkin istekleri C. Senatosuna ulaştırırken konu ile ilgili hukuki ve maddi nedenlerle kendi kanaatim
açıklamak zorundadır. Özellikle Mahkemeler ve Savcılar tarafından, niteliği ne olursa olsun, Cezaî
kovuşturmayı gerektirecek her işlem ve eylem sebebiyle ilgili üye hakkında istemde bulunmasa
görevlerinin doğal gereği olduğu ve içtüzük hükümlerine göre bu işlem ve eylemin,
dokunulmazlığın kaldırılmasını gerektiren nitelikte bulunup bulunmaması konusu onları hiç bir
şekilde ilgilendirmediği halde Adalet Bakanlığınca, işlendiği öne sürülen suçun İçtüzük hükümleri
karşısında dokunulmazlığın kaldırılmasına gerektirecek nitelik taşıyıp taşımadığının da üzerinde
durularak bu konudaki düşünce ve kanaatin yazılacak gerekçede ayrıca açıklanması zorunludur.
Bu gerekçe mahkeme ve savcıların isteği doğrultusunda olabileceği gibi aksi yönde de
olabilir. Her iki halde de konunun C. Senatosunun ilgili komisyonlarında ve Genel Kurulunda
görüşülmesi sırasında, sözü geçen gerekçenin çalışmalara bir yönden ışık tutacağından kuşku
olmadığı gibi yürütme içinde "Adalet" hizmetleriyle uğraşan ve bunda uzmanlık Kazanmış bulunan
bir Bakanlığın görüşünün kararlara hiç de etkisiz olacağı düşünülemez. Şüphesiz son söz. C.
Senatosu Genel Kurulunundur amma, Adalet Bakanlığı tezkeresinde belirecek gerekçenin bu
kararın alınmasında olumlu veya olumsuz yönde katkısı olacağı da kuşkusuz ileri sürülebilir.
Bu nedenle C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin önemi meydan olan ikinci fıkrası
hükmünü, alınacak kararlarda hiç bir etkisi olmayacak nitelikte kabul etmek doğru değildir.
Bu bakımdan iptali istenen kararın oluşmasında, C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin
ikinci 3 fıkrası hükmü yerine getirilmemiş, olması nedeniyle ve Anayasa'nın 81. maddesi gereğince,
Osman Köksal'ın Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin karar iptal edilmelidir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının konuya ilişkin bölümüne karşıyım.
2 - Karararı yukarıdaki l No. lu fıkraya konu olan (b) bendinden sonraki (c) bendinde; Adalet
Bakanlığı yazısı geldikten sonra işin yeniden Alt Komisyondan geçirilmemiş olması da, İçtüzüğe
aykırı bir işlem sayılmakla birlikte, niteliği dolayısiyle Senato kararının geçerliği üzerinde etkili
olabileceği kabul edilmemiş ve kararda bu yönden de Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Halbuki C. Senatosu İçtüzüğünün 139. maddesinin üçüncü ve sonraki fıkralarına ve 140.
maddesine göre Adalet Bakanlığının gerekçeli tezkeresi ile gelen dosyayı Senato Başkanının,
Anayasa ve Adalet Komisyonuna havale etmesi, Anayasa ve Adalet Komisyonunca kurulacak bir
Alt Komisyonda konu incelendikten sonra hazırlanacak raporun Anayasa ve Adalet Komisyonunda
görüşülmesi gerekmektedir.
Olayda ise, dosyanın ilk önce, içtüzük hükümlerine aykırı olarak, Adalet Bakanlığına
uğratılmadan, Sıkıyönetim Komutanlığınca doğrudan Başbakanlığa ve oradan da C. Senatosuna
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
31
gönderildiği, Senato Başkanlığınca Anayasa ve Adalet Komisyonuna havale edildiği, bu
Komisyonca kurulan Alt Komisyonun içtüzüğe aykırı biçimde gelmiş olan dosya üzerinde inceleme
yaparak hazırladığı raporu Anayasa ve Adalet Komisyonuna verdiği, Komisyonca işin ele
alınmasında yukarıdaki aykırılığın görülmesi üzerine dosyanın Başbakanlığa iade edildiği, Adalet
Bakanlığından geçirilen dosyanın tekrar Senatoya gönderilmesi üzerine işi tekrar ele alan Anayasa
ve Adalet Komisyonunun, yeni bir Alt Komisyon kurmadan, önceki Alt Komisyon kararına ilişkin
raporu görüşmeye esas alarak konuyu sonuçlandırdığı görülmektedir.
Burada üzerinde durulacak noktalar şöykce sıralanabilir :
1 - İçtüzük hükümlerine aykırı biçimde Senatoya gelip de oraca geri çevrilen ilk istem,
hukukça geçerli bir işlem değildir ve geri çevrilmekle muamele kapanmıştır.
2 - Hukukça geçerli olmayan bu isteğe ilişkin olarak Anayasa ve Adalet Komisyonunca ve
Ait Komisyonca yapılan önceki işlemler de geçerli değildir. Bu nedenle önce kurulmuş olan Alt
Komisyona ve onun kararına hukukça bir değer tanımak mümkün değildir.
3 - Kararımızın çoğunluk görüşüne göre, sonradan Adalet Bakanlığından geçirilerek gelen
dosya geçerli sayıldığına göre konu hakkında C. Senatosu hukukça geçerli ilk istem bu yazı ile
gelmiş bulunmaktadır.
Buna göre de bu yazının Anayasa ve Adalet Komisyonuna gelmesi üzerine, önceki geçerli
olmayan işlemler hiç nazara alınmadan, İçtüzüğün 139. maddesine göre yeni bir Alt Komisyon
kurulması, konunun bu komisyonda ilk defa gelen bir istek gibi işleme tabi tutularak yeniden
görüşülüp yeni bir karara bağlanması gerekir.
Yukarıda açıklanan hususlara tamamen aykırı biçimde yürütülmüş olan işlemlerin İçtüzüğe
aykırılığı açıktır ve kararımızda çoğunluk da bu sonucu kabul etmektedir.
Açıklanan bu aykırılığın Senato kararına etkili olup olmıyacağına gelince :
Konu bir Senato Üyesi hakkındaki Ceza kovuşturmasiyle ilgilidir. Bu itibarla kanunların ve
içtüzük hükümlerinin koyduğu şekil şartlarına hiç eksiksiz uyulmasında zorunluk vardır.
Uyulmadığı takdirde sonraki evrelerde verilen kararlar önceden sakatlanmış olur.
Alt Komisyonun önceki kararı eksik ve geçerli olmayan bir dosya üzerinde alınmıştır.
Dosyanın sonradan geçerli biçimde gelen şekli de Alt Komisyondan geçirilmemiştir. Şu halde Alt
Komisyonun ilk incelemesi hukukan geçerli olmadığına, içtüzüğe uygun sonraki dosya da Alt
Komisyondan geçirilmemiş bulunduğuna göre, Senato İçtüzüğünün 139. maddesinde belirtilen
usulün ilk kademesi atlanmış, açıkçası dosya, Alt Komisyondan hiç geçirilmemiş demektir.
Kişi hukukuna etki yapacak ve dokunulmazlık müessesesini zedeliyecek niteliği meydanda
olan bu tutumun, sonraki kararlara etkisiz olabileceğini düşünmek dahi mümkün değildir.
Mahkememezin de benzer durumlarda iptal kararı vermiş olduğu unutulmamalıdır. (Bak : 2/8/ 1967
günlü ve Esas 1967/22 Karar 1967/22 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı, Resmî Gazete : 25 Ekim
1967, Sayı : 12734)
Öte yandan konuya uygulama açısından bakılması halinde de aynı sonuca varılır. Zira
dosyanın geçerli biçimde gelmesi üzerine kurulacak Alt Komisyonun öncekilerden değişik
kişilerden kurulması olanağı, aynı kişilerden kurulsa bile geçen zaman içinde yapacakları yeni
incelemelerde varacakları sonucun öncekinden farklı olabilme ihtimali ve sonuçta da öncekinden
tamamen değişik bir Alt Komisyon kararının ortaya konulabilme imkânı; söz konusu içtüzük
hükmüne aykırı tutumun, Anayasa ve Adalet Komisyonu ile Senato Genel Kurulu görüşmelerine ve
Esas Sayısı:1971/41
Karar Sayısı:1971/67
32
sonuçta verilecek kararlara hiç bir suretle etkili olamıyacağını öne sürmenin doğru bir düşünce,
olmadığını ortaya koymaktadır.
Özetlemek gerekirse, geçerli dosyanın Alt Komisyondan geçirilmiyerek geçersiz dosya
üzerinde kurulmuş Alt Komisyonun yapmış olduğu incelemelere ilişkin raporun Anayasa ve Adalet
Komisyonu ile Senato Genel Kurulundaki görüşmelere esas alınmış olması, bu müzakereler
sonunda verilmiş bulunan dokunulmazlığın kaldırılması kararını Anayasa'ya aykırı duruma sokmuş
olduğundan söz konusu kararın bu yönden de iptali gerekmektedir.
Bu nedenle Mahkememizin yukarıdaki kararın konuya ilişkin kısmına da karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün
Full & Egal Universal Law Academy