ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1997/72
Karar Sayısı:1997/74
Karar Günü:31.12.1997
R.G. Tarih-Sayı:06.05.1998-23334
İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN : Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal AĞAR
İPTAL İSTEMİNİN KONUSU : Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal AĞAR'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun
11.12.1997 günlü, 527 sayılı kararının, Anayasa'ya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü
hükümlerine aykırılığı savıyla, Anayasa'nın 85. ve 2949 sayılı Yasa'nın 34. maddeleri uyarınca
iptali istemidir.
I- OLAY
A- Hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan, ayrıca yurt dışında uyuşturucu kaçakçılığı
suçundan cezaevi firarisi olarak aranan ve 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk'taki trafik kazasında
ölen Abdullah Çatlı'ya, Mehmet Özbay kimliği ile verilen silah taşıma belgesinin Emniyet Genel
Müdürü sıfatı ile Mehmet Kemal Ağar tarafından imzalanmış olması ve Emniyet Genel
Müdürlüğü'nce getirtilen ve yalnız özel harekât birimlerinde kullanılması gereken kimi silah ve
mermilerin de Çatlı'nın içinde bulunduğu araçta ele geçmesi;
B- Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesinden sanık olarak gözaltına alınıp sorgulanmakta
olan, aralarında polis memurlarının da bulunduğu kimi kişilerin, araştırma devam ettiği sırada
Mehmet Kemal Ağar tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getirtilerek orada yüzeysel bir
araştırma yaptırılıp serbest bıraktırılması;
C- Tarık Ümit'in, Abdullah Çatlı ve adamları tarafından kaçırılarak sorgulanması ve bu
durumdan Mehmet Kemal Ağar'ın haberdar olması,
D- Çeşitli suçlardan gıyabi tutuklama kararı nedeniyle aranan, ayrıca yurtdışında
uyuşturucu ticareti ve kaçakçılığı ile ilişkisi bulunan Yaşar Öz'ün ikâmetgâhında yapılan
aramada ele geçen yeşil pasaportlar, muhtelif silâhlar ile Emniyet Genel Müdürü sıfatı ile
imzalanmış silâh taşıma belgesinin Ankara'ya getirilerek kendisine teslim edilmesi ve adı
geçenin de serbest bırakılması konusunda Emniyet Genel Müdürü olarak emir vermesi;
Nedenleriyle, Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın eylemleri, Türk Ceza
Kanunu'nun; 240., 296. ve 313. maddeleri kapsamında görülerek; İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi Başsavcılığı'nın 30.1.1997 günlü ve 1997/221 hazırlık/1 Nolu fezlekesi ile yasama
dokunulmazlığının kaldırılması istenilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa ve Adalet Komisyonları'ndan kurulu Karma
Komisyon Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar hakkındaki Hazırlık Komisyonu raporu ile
adı geçenin yazılı savunmasını inceledikten sonra, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar vermiş; TBMM Genel Kurulu'nda aynen benimsenen bu karar üzerine Mehmet Kemal
Ağar, dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin TBMM kararının iptalini istemiştir.
II- İPTALİ İSTENİLEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KARARI
2
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun 11.12.1997 günlü, 527 sayılı ve
13.12.1997 günlü 23199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararı aynen şöyledir:
"Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal AĞAR ve Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip
BUCAK'ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonca hazırlanan ilişikteki rapor, Genel Kurulun 11.12.1997
tarihli 27 nci Birleşiminde kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlığınızca, 6.5.1997 tarihinde Komisyonumuza gönderilen, Şanlıurfa Milletvekili
Sedat Edip Bucak ve Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın Yasama Dokunulmazlıklarının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/780); ile eklerini oluşturan dosya
Komisyonumuzun 20.5.1997 tarihli toplantısında gündeme alınmış ve İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.
Komisyon Raporu;
1. Hazırlık Komisyonu 19.6.1997 tarihli raporu ile Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip
Bucak ve Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılmasına gerek bulunmadığına, bu nedenle haklarındaki kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine iki oya karşı üç oyla ve oyçokluğu ile karar vermiştir.
2. Karma Komisyonun, 14.8.1997 tarihli toplantısında Hazırlık Komisyonu raporu
incelenmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 30.1.1997 gün ve Hazırlık 1997/221
sayı ile hazırlanan fezleke ile 6 klasör içinde 31 dosyadan oluşan ekleri incelemeye alınmış olup,
bu dosya ile Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'ın cürüm işlemek için silahlı teşekkül
meydana getirmek, gıyabî tutuklu sanığın gizlenmesine yardım, 6136 sayılı Kanuna muhalefet;
Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana
getirmek, gıyabî tutuklu sanığın gizlenmesine yardım ve görevi suiistimal suçlarını işlediklerinin
iddia edildiği görülmüştür.
Anayasanın 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükümle milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerinden, Genel
Kurul tarafından ayrıca bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamaktan ve açığa
vurmaktan sorumlu tutulmayacakları esası milletvekillerine tanınan kişisel bir ayrıcalık olmayıp,
yasama işlevini gereği gibi yerine getirebilmeleri amacına yöneliktir.
Komisyonumuzda, isnadın ciddiyeti, dokunulmazlığın kaldırılması isteminin siyasal bir
amaç taşıyıp taşımadığı, kovuşturma konusu eylemin kamuoyundaki etkisi ve benzeri ölçütler
çerçevesinde dosya değerlendirilmiş ve çoğunluk görüşü "kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesi" şeklinde oluşmuş, Karma Komisyonun bu doğrultudaki raporu
Başkanlığa intikal ettirilmiştir.
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına üç üyenin yaptığı itirazda Karma
Komisyonun anılan toplantısının Genel Kurulun çalışma saatinde ve İçtüzüğün 35 inci
maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Başkanlık Divanından izin alınmadan yapıldığı
belirtilmiştir. Başkanlık Komisyonumuza 15.8.1997 tarihinde gönderdiği yazı ile sözkonusu
toplantının yinelenmesini, aksi halde alınan kararların geçersiz sayılacağını bildirmiştir. Karma
Komisyon Başkanı 15.8.1997 tarihli cevap yazısı ile toplantı gündeminin 11.8.1997 tarihinde
dağıtıldığını ve bunun TBMM Başkanlığınca bastırılan gündemde yer aldığını belirtmiş, bunun
sarih izin anlamına geldiğini ayrıca toplantının büyük bir katılımla gerçekleştiğini ve izinle ilgili
bir itirazın vaki olmadığını bunun yanısıra Başkanlığın bir Komisyon kararını yok sayacak ya da
3
geçersiz kılacak bir yetkisi bulunmadığını ifade etmiştir. Meclis Başkanlığı aynı tarihli cevabî
yazısında bu konunun Karma Komisyonda bir ön mesele olarak görüşülüp karara bağlanması
gerektiğini belirterek dosyayı Karma Komisyona geri göndermiştir.
4. 20 nci Dönem üçüncü yasama yılında 27.11.1997 tarihinde toplanan Komisyonumuzda
öncelikle bu konu görüşmeye açılmıştır. Görüşmeler iki noktada odaklanmıştır. Bir görüşe göre,
İçtüzükte yer alan ve "seçimi yenilenen komisyon, aynı komisyonca daha evvel verilmiş rapor
hakkında yeni bir karar alacağını, görev bölümü yaptıktan sonra en geç bir ay içinde Meclis
Başkanlığına bildirmemiş olursa eski raporu benimsemiş sayılır" hükmünü düzenleyen 44 üncü
maddenin uygulanması ve konunun yeniden incelenmesi önerilmiştir. Diğer görüşe göre ise
Komisyonların Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerinde
görüşme yapamayacakları hükmünü düzenleyen 35 inci madde doğrultusunda konunun
çözülmesi önerilmiştir.
Sonuçta, 14.8.1997 tarihli Karma Komisyon toplantısının İçtüzüğün 35 inci maddesine
aykırı olması nedeniyle alınan kararların geçersiz olduğu, itiraz eden üç üyenin toplantıya
katılamadığı, dolayısıyla burada 44 üncü maddenin uygulanma gereğinin bulunmadığı hususu
oylanmış ve oy çokluğu ile 3/780 esas sayılı dosya ile ilgili 14.8.1997 günlü toplantının
geçersizliğine ve bu toplantıda alınan kararların yokluğuna karar verilmiştir. (21 oya karşı 26
oyla)
Böylece komisyonca dosyanın eksik kalan işlemlerin yapılması ve gerekli kararın
verilmesi için gündeme alınmasına karar verilmiş olmaktadır.
Bu aşamada yeni komisyon üyelerinin Hazırlık Komisyonu raporunu ve dosyaları
inceleme imkânına kavuşmaları ve adıgeçen milletvekillerinin içtüzüğe uygun olarak savunma
hakkı kullanabilmeleri için kendilerine çağrı yapılması ve toplantının 4.12.1997 gününe
ertelenmesi kararlaştırılmıştır.
5. Komisyonumuz 3/780 esas sayılı dosya ile ilgili Hazırlık Komisyonu raporunu ve
adıgeçen milletvekillerinin savunmalarını görüşmek üzere 4.12.1997 günü toplanmıştır.
Bu toplantıda rapor yinelenmiş ve her iki milletvekilinin yazılı olarak verdikleri
savunmalar öncelikle okunmuştur. Yapılan görüşmelerde iki usul sorununun öncelikle çözülmesi
gerektiği ortaya çıkmıştır:
a) Sedat Edip Bucak ve Mehmet Kemal Ağar'la ilgili iddiaların ayrı ayrı değerlendirilmesi
ve iki milletvekiline ait dosyaların ayrılması gerekmektedir.
b) Mehmet Ağar'a ilişkin suçlamalar milletvekili olmadan önce ve genel müdürlük
görevini yerine getirdiği döneme ait olduğu, bir eylemin de bakanlık dönemine ilişkin olması
nedeniyle soruşturmanın DGM Başsavcılığının görev alanına girmediği, Memurin Muhakematı
Hakkında Kanunu Muvakkat hükümleri ile Anayasanın 100 üncü maddesine göre uygulama
gerektiği, fezlekenin şekil yönünden sakat olduğu ve dosyanın bu düzenlemelere uyulmadan
TBMM Başkanlığına intikal ettirildiği, ayrıca Mehmet Kemal Ağar hakkındaki iddiaların yine
adıgeçen milletvekiline ait 3/982 esas nolu dosya ile birlikte ele alınması gerektiği öne
sürülmüştür.
Karma Komisyonun yetkisinin sadece dokunulmazlığın kaldırılması ile sınırlı olduğu,
yargılama yapma gibi bir yetkisi bulunmadığı, yargının önü açılarak bu milletvekillerine
kendilerini aklama hakkı tanınması gerektiği, usulî itirazların ilgili yargılama makamlarına
yapılmasının CMUK'da yeraldığı ifade edilmiştir. (Bu konu ile ilgili tefrik edilen evraklar ve
görevsizlik kararlarının fezleke eki 5 inci klasör 1 inci dosyada yeraldığı anlaşılmıştır.) DGM
4
Cumhuriyet Başsavcılığı fezlekede "TCK'nun 313 üncü maddesine mümas cürüm işlemek
maksadıyla teşekkül meydana getirmek suçu ile ilgili hazırlık tahkikatı yapılırken zikredilen
diğer suçlara ilişkin delillerin birlikte toplandığını; tahkikatın bu aşamasında bu suçlarla ilgili
evrakların ve delillerin tefrik edilerek ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmesi halinde
tüm olarak tahkikatın sürüncemede kalacağı, delillerin dağılacağı ve yok olacağı; ayrıca tüm
delillerin birlikte değerlendirilmesi zorunluluğu nazara alındığında, evrakların tefrik edilmesinde
fiilî ve hukuki imkânsızlık olduğunun görüldüğünü belirtmekte ve fezlekenin bu suçları da
kapsayacak şekilde düzenlendiğine" dikkat çekmektedir.
6. Bu aşamada iki milletvekiline ait dosyaların birlikte mi, ayrı ayrı mı ele alınması
gerektiği konusunda usul tartışması açılmıştır. İki milletvekiline ait iddiaların tek fezlekede
yeralması birbirini kesen ve karşılaşan bir dizi olayların sözkonusu olması da göz önüne alınarak
irtibatlı dosyanın birlikte görüşülmesi gerektiği yönünde Komisyon görüşü oluşmuştur. (22 ye
karşı 26 oyla)
7. Konunun esası üzerinde yapılan görüşmelerde iki milletvekiline ilişkin istemin
yeraldığı fezlekede şu bulguların tespit edildiği görülmüştür .
a) Türkiye'de hakkında gıyabi tutuklama kararı olan ve yurtdışında uyuşturucu kaçakçısı
ve cezaevi firarisi olarak İnterpol tarafından çeşitli suçlardan aranan Abdullah Çatlı'nın üst düzey
bir emniyet görevlisi ve milletvekili Sedat Edip Bucak ile yakın ilişki içinde olmaları dikkati
çekmektedir. (Fezlekede bu ilişkiye geniş yer verilmiştir.)
b) Kaza yapan aracın koruma amaçlı olmadığı ispatlanmış sahte plaka taşıması ve içinde
pek çok sahte evrak ile savunma amacını aşan ağır silahların bulunması; bu kişilerin oldukça
önceye dayanan ilişkileri; tesadüfen biraraya gelmelerinin basit bir gezi maksadına
dayanmadığını ortaya koymaktadır.
c) Araçta bulunan silahlardan ve mermilerden bir bölümünün Özel Harekat Daire
Başkanlığı kaynaklı oldukları ve dönemin Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar ile Özel
Harekat Daire Başkan Vekili olan İbrahim Şahin'in talimat ve bilgileri dahilinde adıgeçen kişilere
verildiği yönünde kanaat oluşmuştur.
d) Abdullah Çatlı adına düzenlenen belge ve pasaportlarla, Yaşar Öz adına düzenlenen
silah taşıma izin belgeleri ve pasaportların Mehmet Ağar'ın bilgisi ve talimatı doğrultusunda
düzenlendiği anlaşılmaktadır.
e) Ömer Lütfi Topal cinayeti sanıklarının gözaltından kurtarılmaları için Sedat Edip
Bucak'ın defalarca girişimde bulunduğu; daha sonra da Mehmet Ağar'ın talimatıyla İbrahim
Şahin'in bizzat bu kişileri İstanbul'dan Ankara'ya Emniyet Genel Müdürlüğüne götürüp yüzeysel
bir incelemeden sonra serbest bırakılmaları sözkonusu olmuştur.
f) Tarık Ümit'in Abdullah Çatlı ve adamları tarafından kaçırılarak sorgulandığı ve bu
durumdan Mehmet Ağar'la İbrahim Şahin'in haberdar oldukları Mehmet Eymür tarafından ifade
edilmiştir.
g) Tüm bu saptamalar ve elde olunan fotoğraf, belge ve çeşitli kanıtlar ile tanıklıklar,
haklarında fezleke düzenlenen kişilerle dosyada isimleri geçen ve haklarında dava açılan kişilerin
yakın ilişki içinde bulunduğunu, adıgeçen milletvekillerinin her ikisinin cürüm işlemek için
teşekkül oluşturmak, çeşitli suçlardan aranan, gıyabî tutuklu sanığın gizlenmesine yardım suçları,
ayrıca Sedat Edip Bucak'ın sayı ve nitelikleri vahim olan silah ve mermileri ruhsatsız taşıyarak
6136 sayılı Kanuna muhalefet ; Mehmet Kemal Ağar'ın ise Emniyet Genel Müdürü olarak görevli
5
olduğu dönemde Yaşar Öz olayındaki fiil ve hareketi ile TCK'nun 240 ıncı maddesi kapsamında
görevini suiistimal ettiği yönünde ciddi kuşkuların olduğunu ortaya koymaktadır.
Fezlekede bu birlik ve beraberliğin tesadüflerden ibaret olmadığı polis memurları
sanıkların sadece koruma görevi yapmak maksadı ile tayin ve tahsis edilmediği ve bunların özel
kasıt altında biraraya toplandıkları ve bu suretle devlet tarafından aranan muhtelif kişiler,
kumarhane işletmecileri, bir kısım yönetici ve siyasetçiler ile Özel Harekat Daire Başkanlığında
görevli bazı polis memurlarının cürüm işlemek için teşekkül oluşturdukları veya bu teşekküle
katıldıkları sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmektedir.
8. Fezlekede "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçu" şöylece nitelendirilmiştir .
TCK'nun 313 üncü maddesinde düzenlenen bir tehlike suçudur. Bu madde ile Türk Ceza
Hukukundaki genel ilkeye bir istisna getirilmek suretiyle toplum yararına, hazırlık hareketleri de
cezalandırılmaktadır. Amaç müstakbel suçları önlemektir. Suçun oluşumu için iki veya daha çok
kişinin aynı gaye doğrultusunda yani suç işlemek için irade mutabakatı içinde bulunmaları
yeterlidir. Şu halde anlaşma ile suç oluşacağından herhangi bir cürüm işlenmesine gerek
bulunmayacaktır. Başka bir deyişle cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek suçunun
oluşabilmesi için bu teşekkülün herhangi bir suçu işlemesi ve tamamlamış olması gerekli
bulunmamaktadır. Yukarıda ifade edildiği gibi hazırlık hareketleri yeterlidir. Ayrıca teşekkül
üyelerinin aynı derecede görev almaları da gerekli değildir. Bir kısmı koruma kollama, bir kısmı
ikmal, bir kısmı talimat ve direktif, bir kısmı icracı, bir kısmının ise suçtan menfaat temin etmiş
olması suçun oluşumu için yeterlidir.
Bu nedenlerle fezlekede bu eylemle birlikte Sedat Edip Bucak ve Mehmet Ağar'ın
haklarında yakalama ve tevkif müzekkeresi bulunan Abdullah Çatlı'nın saklı bulunduğu yeri
bildikleri halde yetkili mercilere haber vermedikleri aksine gizlenmesine yardım ettikleri;
Sedat Edip Bucak'ın ayrıca sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah ve mermileri
ruhsatsız olarak taşıdığı;
Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürü olarak görevli olduğu tarihte Yaşar Öz olayında
izah edilen fiil ve hareketi ile görevini suiistimal ettiği sonuç ve kanaatinin oluştuğu belirtilmiştir.
Ayrıca yine fezlekede, DGM Başsavcılığının görev alanına giren TCK'nın 313 üncü maddesine
mümas "cürüm işlemek maksadıyla teşekkül meydana getirmek suçu" ile ilgili hazırlık tahkikatı
yapılırken yukarıda zikredilen diğer suçlara ilişkin deliller de birlikte toplanmıştır. Tahkikatın bu
aşamasında bu suçlarla ilgili ve delillerin tefrik edilerek ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına
gönderilmesi halinde tüm olarak tahkikatın sürüncemede kalacağı ve delilerin dağılacağı ve yok
olacağı; tüm delillerin birlikte değerlenmesi zorunluluğu da nazara alındığında, evrakın tefrik
edilmesinde fiili ve hukuki imkânsızlık olduğunun görüldüğü belirtilmiş ve bu nedenlerle
fezlekenin yukarıda zikredilen suçları kapsayacak şekilde düzenlendiği açıklanmıştır.
Fezlekede; "Susurluk kazası" olarak Türkiye'nin gündeminde yeralan olayların, ülke
genelinde tüm yönleri ile aydınlığa kavuşması ve olaylarda iştiraki olan başka kişilerin de
varlığının belirlenmesi için; Sarıyer Cumhuriyet Başsavcılığınca tahkikatları sürdürülen Tarık
Ümit'in kaybolması ve İran uyruklu Asker Smitko-Lasem Ecmaili'nin öldürülmesi olayları,
Sapanca Cumhuriyet Başsavcılığınca tahkikatı sürdürülen Behçet Cantürk ve arkadaşlarının
öldürülmesi olayı, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca tahkikatı sürdürülen Mehmet Ali
Yaprak'ın kaçırılması olaylarının tahkikatlarının ikmal edilmesi, olay faillerinin somut delilleri
ile ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bu tahkikatların sonuçlanmaları halinde, olaylara iştirak
ettikleri tespit edilen sanıklar hakkında, görevli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılacak yasal
işlemlere ek olarak, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanına giren, cürüm
6
işlemek için teşekkül meydana getirmek suçundan da ayrıca ek mukteza tayin olunacağı da
açıklanmakta ve denmektedir ki;
"Zaten, bu olaylarda adıgeçen ve halen firarda olup yakalama ve gıyabî tutuklama
kararları ile aranan bir kısım sanıklar ile bu olaylara ilişkin bir kısım ihbar ve iddialarla ilgili
tahkikat halen İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürülmektedir."
Bütün bu açıklamalardan sonra fezlekenin "sonuç ve talep" bölümünde; "halen 20 nci
Dönem Şanlıurfa Milletvekili olan Sedat Edip Bucak ve 20 nci Dönem Elazığ Milletvekili
Mehmet Kemal Ağar haklarında müsnet suçlardan eylemine uyan ve yukarıda zikredilen kanun
maddeleri gereğince takibat yapılabilmesi; TC. Anayasasının 83/2 maddesi gereğince Türkiye
Büyük Millet Meclisinin, adıgeçen milletvekilleri hakkında yasama dokunulmazlıklarının
kaldırılması kararına bağlı bulunmaktadır."
"Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine tevdi olunmak üzere fezleke düzenlenerek,
hazırlık tahkikatı evrakı ile ilişikte sunulmuştur" denmektedir.
Sonuç ve karar :
Komisyonumuz fezleke ve eki dosyalarda yeralan bu ciddi ve ağır iddiaların açıklığa
kavuşmasının kamu düzeni ve yararı açısından önemini göz önüne alarak yargı organlarının
gecikmeksizin karar verebilmesini sağlamak amacıyla Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar
ile Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına, her
iki milletvekili için ayrı ayrı oylama yaparak karar vermiştir.
Raporumuz Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur."
IV- İNCELEME
İptal istemini içeren dilekçe, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'ndan ve İstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'ndan getirtilen belge ve bilgiler, konu ile ilgili Millet
Meclisi tutanakları, bu konuyla ilgili rapor, iptal istemine ilişkin Anayasa ve İçtüzük hükümleri
ve öteki metinler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Biçim Yönünden İnceleme
1- Hazırlık Komisyonu'nun Kuruluşu Yönünden
Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 131. maddesine göre, bir milletvekilinin dokunulmazlığının
kaldırılmasına ilişkin istemler, Meclis Başkanlığı'nca, Anayasa ve Adalet Komisyonlarından
kurulu Karma Komisyon'a gönderilir. Bunun üzerine Komisyon Başkanı, dokunulmazlık
dosyalarını incelemek üzere ad çekme yolu ile beş üyeli bir hazırlık komisyonu oluşturur.
(İçtüzük m. 132)
Millet Meclisi Başkanlığı'nca Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen Karma Komisyon
tutanaklarının incelenmesinden, siyasi parti gruplarının Meclisteki "kuvvetleri oranında" temsil
ilkesi göz önünde tutularak, en çok üyeye sahip olandan başlayarak yapılan ad çekme işleminin
ve bunun sonucunda oluşturulan Hazırlık Komisyonu'nun kuruluşunda Anayasa ve İçtüzük
kurallar+ına aykırı bir yönün bulunmadığı saptanmıştır.
Ayrıca komisyon her iki üyeye de savunma hakkı tanımış ve raporunu da bir ayda
hazırlayarak Karma Komisyona göndermiştir.
2- Karma Komisyon'un Kuruluşu Yönünden
7
Karma Komisyon'un yasa tasarı ve tekliflerini inceleyen komisyonlara göre daha özel bir
durumu vardır. Yasa tasarı ve tekliflerinin komisyonlarda belirli bir süre içinde incelenip
sonuçlandırılmaması durumunda doğrudan doğruya gündeme alınarak Genel Kurul'da
görüşülmesi yolunun açık olmasına karşın, (İçtüzük m. 38) yasama dokunulmazlığı konusunda
böyle bir yönteme yer verilmemiştir. Konunun mutlaka Hazırlık Komisyonu'nda ve Karma
Komisyon'da incelenmesi ve karara bağlanması zorunludur.
Anayasa'nın 95. maddesinin ikinci fıkrasında, İçtüzük kurallarının siyasi parti gruplarının
Meclisin tüm çalışmalarına üye sayısı oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenmesi
öngörülmektedir. Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 21. maddesinde de, komisyonlarda siyasi parti
gruplarına düşen üye sayısının, 11. maddenin birinci fıkrası uyarınca, parti grupları toplam sayısı
içindeki yüzde oranlarına göre saptanacağı belirtilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'ndan getirtilen belgelerin incelenmesinden,
Karma Komisyonun kuruluşunda, Anayasa ve İçtüzük kurallarına aykırılık bulunmadığı
görülmüştür.
3- Karma Komisyon Görüşmelerinde İçtüzüğe Uyulmadığı Savı Yönünden
Mehmet Kemal Ağar, Anayasa ve Adalet Komisyonlarından oluşan Karma Komisyonun,
İçtüzük hükümlerine uygun biçimde aldığı kovuşturmanın dönem sonuna bırakılmasına ilişkin
14.8.1997 günlü kararını içeren raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na gönderdiği
halde, yeni yasama yılında oluşumu seçimle yenilenen komisyonun, İçtüzüğün 35. maddesine
aykırı olduğu gerekçesi ile önceki kararı yok hükmünde sayarak yeni bir karar almasının,
İçtüzüğün, 44. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Mehmet Kemal Ağar savını şu gerekçeye dayandırmaktadır :
Komisyonun İçtüzükteki müzakere ve karar usullerine uygun biçimde, gerekli nisabı da
sağlayarak almış olduğu bir karar, Meclis Başkanlık Divanı'nca ya da aynı Komisyonca geçersiz
ve yok sayılamaz. TBMM İçtüzüğü, Meclis Başkanlık Divanına ve Komisyonlarına böyle bir
yetki vermemiştir. Önceki Komisyon kararının "yok hükmünde" sayılması İçtüzüğün 35.
maddesine de dayandırılamaz. Çünkü, sözkonusu kararın alınmasından önce, toplantı günü
Komisyon Başkanlığı tarafından Meclis Başkanlığına bildirilmiş olup, bu bildirim doğası gereği
izni de içermektedir. Bu bildirim üzerine sessiz kalınması, zımnen izin verildiği anlamına geldiği
gibi, TBMM'nin 14.8.1997 günlü basılı gündeminde Karma Komisyon toplantısının yer alması
da bunun kanıtıdır. Bu durumda 14.8.1997 günlü karar hukuken geçerli olduğuna göre, aynı
konudaki 4.12.1997 günlü karar hukuken geçersiz sayılmalı ve geçersiz bir kararın oylanması ile
oluşan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 11.12.1997 günlü 527 sayılı karar iptal
edilmelidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından getirtilen 19.12.1997 günlü 9998/25657
sayılı yazı ekindeki belgeler incelendiğinde, Hazırlık Komisyonunun 19.6.1997 günlü
toplantısında milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına
gerek bulunmadığına ve hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar verildiği görülmektedir.
Dosyayı inceleyen Karma Komisyon ise, 14.8.1997 günlü toplantıda, Hazırlık
Komisyonu raporunu benimseyerek aynı doğrultuda bir karar vermiş ve raporunu 15.8.1997 günü
Meclis Başkanlığı'na vermiştir.
Karma Komisyon üyesi olan üç milletvekilinin Meclis Başkanlığı'na yaptıkları
başvuruda, Genel Kurul toplantısında bulunmalarından dolayı katılamadıkları Karma Komisyon
8
toplantısının İçtüzüğün 35. maddesine aykırılığı nedeniyle yok sayılmasını ve aynı gündemle
toplantı ve görüşme yapılmasını istemeleri üzerine, TBMM Başkanlığı 15.8.1997 günlü yazısı
ile İçtüzüğe aykırı olarak yapılan toplantının yenilenmesini, bu olmazsa alınan kararın geçersiz
sayılacağını bildirmiştir.
Karma Komisyon Başkanı, aynı gün Meclis Başkanlığına verdiği yanıtla, Meclis
Başkanının, Komisyonların kararlarını geçersiz sayma veya yönlendirme gibi bir yetkisinin
bulunmadığını, ayrıca toplantının 11.8.1997'de Meclis Başkanlığına bildirilip cevap
verilmemesinin zimnî izin anlamı taşıdığını, Genel Kurul çalışmalarına engel olunma veya
erteleme yönünde herhangi bir itiraz ve İçtüzüğün 63. maddesinin uygulanmasını gerektirecek
bir istem de ileri sürülmediğini belirterek, gündemine, iç düzenine ve Tüzük çerçevesinde
bağımsızlığına hâkim olan komisyonun kararını tartışma konusu yapma yetkisinin, Meclis
Başkanlık Divanına ait bulunmadığını bildirmiş ve dosyayı tekrar Başkanlığa göndermiştir.
Bunun üzerine Meclis Başkanı, İçtüzük uyarınca konunun bir ön sorun olarak görüşülüp karara
bağlanması istemiyle dosyayı Karma Komisyon Başkanlığına geri göndermiştir.
20. Dönem yeni yasama yılında seçimle yenilenen Karma Komisyon'da dosya yeniden
ele alınmış; 27.11.1997 günlü toplantıda sorunun İçtüzüğün 35. maddesinin ikinci fıkrasına göre
çözümü gerektiği görüşü benimsenerek, 14.8.1997 günlü toplantının ve bu toplantıda alınan
kararın geçersizliğine karar verilmiştir. 4.12.1997'de tekrar toplanan Karma Komisyon'da, ilgili
Milletvekilinin yazılı savunmasının okunmasından sonra, yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına oyçokluğu ile karar verilerek, buna ilişkin rapor Millet Meclisi Başkanlığı'na
gönderilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 35. maddesinin ikinci fıkrasına göre,
komisyonlar, Başkanlık Divanı'nın kararı olmaksızın genel kurulun toplantı saatlerinde görüşme
yapamazlar. İçtüzüğün bu hükmü emredici nitelikte olup konuluş amacının, genel kurul
toplantılarına büyük ölçüde katılımın sağlanması, bir başka anlatımla önemli toplantılara
katılımın kimi bahanelerle savsaklanmasının önlenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Olayda, Karma
Komisyon'un Genel Kurulun toplantı saatinde Başkanlık Divanı'nın kararı olmaksızın
toplanarak, 14.8.1997 günü, milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlığına
ilişkin istem hakkında kovuşturmanın dönem sonuna bırakılmasına karar vermesi, Millet Meclisi
İçtüzüğü'nün yukarıdaki emredici hükmüne aykırıdır.
Bu açık kural karşısında, Meclisin basılı gündeminde Karma Komisyon toplantısının yer
alması, toplantıya izin verildiği biçiminde yorumlanamayacağı gibi toplantı gündeminin
Başkanlık Divanına gönderilmesi de örtülü izin anlamını taşımaz.
Ayrıca, Karma Komisyon toplantısına itiraz yapılmadığı savının yerinde olmadığı,
toplantıya katılmayan üyelerin başvurularından anlaşılmıştır.
Bu durumda, Karma Komisyon'un, İçtüzük kurallarına aykırı olarak yaptığı toplantı
sonucunda aldığı karardan, Meclis Başkanının uyarısı üzerine dönmesinde İçtüzükle çelişen bir
yön bulunmamaktadır. Kaldıki İçtüzüğün 44. maddesi, yanlışlık veya sakatlığın bu aşamada
düzeltilmesine olanak vermektedir. Buna göre, seçimi yenilenen komisyonun, daha önce verilmiş
bir rapor hakkında yeni bir karar alması, görev bölümü yapıldıktan sonra en geç bir ay içinde
bunu Meclis Başkanlığına bildirmesi ile olanaklıdır. Bu gereğe uyulmaması durumunda
komisyon eski raporu benimsemiş sayılır. Olayda 44. madde uygulanmamış da olsa bu maddenin
koşulları kendiliğinden yerine geldiğinden, İçtüzüğe aykırılığın 35. madde ile giderilmiş olması
veya 44. maddenin uygulanmaması sonuca etkili değildir.
9
Açıklanan nedenlerle, yeni yasama yılında Karma Komisyonun dokunulmazlığın
kaldırılmasına ilişkin görüşme ve karar alma yönteminde İçtüzük hükümlerine aykırılık
bulunmadığından ilgilinin bu hususa ilişkin savları yerinde görülmemiştir.
4- TBMM Komisyonu ve Genel Kurulunun Konuyu, Öncelik ve İvedilikle Ele Alması
Yönünden
Mehmet Kemal Ağar, TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonlarında yüze yakın
dokunulmazlığın kaldırılması istemi bulunduğunu, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına
ilişkin istemleri, Meclis Başkanlığının ve Karma Komisyonunun esas defterindeki sıraya göre
görüşmek zorunda olduğunu, bunlar incelenip karara bağlanmamışken, çok daha sonra gelen bu
istemin yasal bir nedene dayanmaksızın, "kamu düzeni" ve "kamu yararı" gerekçesiyle ele
alınmasının, Anayasanın 10. maddesindeki "Kanun önünde eşitlik" ilkesine aykırı olduğunu öne
sürmekte ve kararın bu yönden iptalini istemektedir.
İçtüzüğün 27. maddesinin birinci fıkrasına göre, "Komisyonlar, başkanlarının
yönetiminde çalışır. Başkan bulunmadığı zaman başkanvekili, o da yoksa sözcü komisyona
başkanlık eder." 26. maddesine göre de, komisyonlar, başkanlarınca toplantıya çağrılır. Bu
çağrıda komisyon başkanınca hazırlanan gündem de belirtilir. Ancak, komisyon gündemine
egemen olup, üyeleri tarafından gündeme alınması önerilen işler hakkında karar verir. Maddenin
son fıkrasında ise, üyelerinin üçte biri tarafından teklif edilecek gündem üzerine de
komisyonların, Başkanlarınca toplantıya çağrılması öngörülmektedir.
Yasama meclisinin gündemine egemen olması genel bir ilkedir. Bu ilkenin onun adına
çalışan komisyonlar hakkında da geçerli olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim, İçtüzüğün
yukarıya alınan maddelerinde de bu konu açıkça düzenlenmiştir.
20.5.1997 günlü tutanaktan, kimi üyelerin başvurusu üzerine İçtüzük hükümleri
çerçevesinde dokunulmazlık dosyalarını görüşmek üzere Başkanlıkça toplantıya çağrılan
komisyonun gündeminin ikinci maddesinin, söz konusu iki milletvekiline ait dosyaların hazırlık
komisyonunun oluşturulması ve bir aylık kesin süre içinde raporun hazırlanarak ana komisyona
gönderilmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 49. maddesinin beşinci fıkrasında, Başkanlıkça gerek görülen
hallerde 8. bentteki işlerin görüşme sırasının Danışma Kurulu'nca Genel Kurula teklif
olunabileceği, hükümet, esas komisyonlar ve kanun teklifi sahiplerinin bu konu ile ilgili
istemlerinin de Danışma Kurulunda görüşüleceği açıklanmıştır. 19. maddenin son fıkrasında ise,
İçtüzükte Danışma Kurulu'nun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün
hallerde, Danışma Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oybirliğiyle tespit, teklif yapamaz
veya görüş bildiremezse, Meclis Başkanı veya siyasî parti gruplarının ayrı ayrı, istemlerini
doğrudan Genel Kurula sunabilecekleri öngörülmüştür.
Konunun, Meclis Genel Kurulu'nda öncelikle görüşülmesi, Karma Komisyon'dan gelen
işlerin kırksekiz saat geçmeden gündemin altıncı sırasına alınması, Demokratik Sol Parti ve
Anavatan Partisi gruplarının önerilerinin 10.12.1997 günü Danışma Kurulu'nda kabul edilerek
Genel Kurul'un onayına sunulması üzerine olmuştur. İçtüzüğün 52. maddesinde Genel Kurul'a
sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metnin, aksine karar alınmadıkça dağıtım
tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemeyeceği ve bu süre geçmeden gündeme
alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine
öncelik verilerek bunun gündeminin ilk sırasına geçirilmesinin hükümet ve esas komisyon
tarafından istenebileceği öngörülmüştür. 19. maddenin beşinci fıkrasında ise, Başkanlıkça lüzum
10
görülen hallerde, 8. bentteki işlerin görüşme sırasının Danışma Kurulu'nca da Genel Kurul'a
teklif olunabileceği belirtilmiştir.
Bu durumda, iptal isteminde bulunan milletvekilinin yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasına ilişkin raporun Genel Kurul'da öncelikle görüşülmesi, İçtüzüğün 19. maddesine
dayanmakta ve maddedeki yönteme uygun olarak öncelik kazanmış bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Mehmet Kemal Ağar'a ait dokunulmazlık dosyasının öncelik ve
ivedilikle görüşülerek karara bağlanmasının Anayasa'ya, Yasa'ya ve İçtüzüğe aykırı olduğu savı
yerinde bulunmamıştır.
5- TBMM Genel Kurul Kararının Hukuka Aykırılığı Savı Yönünden
Başvuruda Mehmet Kemal Ağar, karma komisyon kararı, Anayasa, İçtüzük ve yasa
hükümlerine aykırı olduğundan, bu kararın kabulüne ilişkin Meclis Genel Kurulu kararının da
hukuka aykırılık oluşturduğunu ve iptali gerektiğini ileri sürmüştür.
Yukarıda açıklandığı biçimde, Karma Komisyon Kararı İçtüzük hükümlerine aykırı
bulunmadığı gibi, bunun kabulüne ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kararı da
Anayasa, yasa ve İçtüzük kurallarına aykırı değildir.
Belirtilen nedenle, bu hususa ilişkin sav yerinde görülmemiştir.
B- Davacının Aykırılık Savlarının İncelenmesi
a) Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılmasını İstemeye Görevli ve Yetkili Olup Olmadığı Sorunu :
Davacı, konuya ilişkin savında özetle, Karma Komisyonun bir milletvekili hakkında
"izin" niteliğinde olan "yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararını" verirken bu istemde
bulunan kovuşturma makamının madde itibariyle yetkili ve görevli olup olmadığını re'sen
incelemekle görevli olduğu, bu açıdan bakıldığında düzenlenen fezlekenin, Devlet Güvenlik
Mahkemesi Savcısının "kovuşturma erkinin yokluğu" nedeniyle yok hükmünde olduğu; çünkü
fezlekedeki suçlamalara konu eylemlerden bir bölümünün Emniyet Genel Müdürlüğü bir
bölümünün de İçişleri Bakanlığı sırasında işlendiği iddia edilen eylemler olduğu; Bakanlık
dönemi ile ilgili görev suçlarının soruşturulmasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısının
yetkisi ve görevi olmadığı; Anayasanın 100. maddesinin, bu konuyu özel bir yöntem olan Meclis
soruşturmasına bağladığı; Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısının, Emniyet Genel Müdürlüğü
görevi sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 313., 240. ve 296. maddelerinde yazılı suçları işlediğini
ileri sürdüğü; Türk Ceza Kanunu'nun 240. ve 296. maddelerinde yazılı suçların Devlet Güvenlik
Mahkemesi'nin görev alanı içerisinde olmadığı ve soruşturmalarının da Devlet Güvenlik
Mahkemesi Savcısının görevinde bulunmadığı; bu suçların memurlar tarafından işlenmesi
halinde kovuşturma usulünün Memurin Muhakematı Hakkında Kanun'da düzenlendiği; Vali
unvanı ile atanılan Emniyet Genel Müdürlüğü makamının valilik ile eşdeğerde olduğu ve aynı
kovuşturma usulüne tabi bulunduğu; Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu'nun 1., 8. ve 13.
maddelerinin açık olduğu; Türk Ceza Kanunu'nun 313. maddesinde yazılı suçlar Devlet Güvenlik
Mahkemesi'nin görev alanı içinde ise de, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemesi Yasası'nın
9/son maddesindeki "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler
.... saklıdır" biçimindeki kural karşısında Emniyet Genel Müdürlüğü görevi nedeniyle,
Yargıtay'da yargılanacak kişilerden olduğundan bu suçlamadan ötürü Devlet Güvenlik
Mahkemesi Savcısı'nın görev ve yetkisi bulunmadığı; öte yandan, Devlet Güvenlik
Mahkemesi'nin özel mahkeme oluşu nedeniyle genel mahkemelerde görüleceklerle, bu
mahkemede görülecek davaların birleştirilemeyeceği ve bu açıdan da savcının kovuşturma
11
yapamayacağının belirgin olduğu; açıklanan nedenlerle, fezlekenin yok hükmünde bulunduğu ve
buna dayalı tüm işlemlerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
aa- Bakanlık Dönemine İlişkin Suçlama
Davacı, bakanlık dönemine ilişkin görev suçları nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi Savcısının yetkili ve görevli olmadığını, anılan eylemlerin ancak Anayasa'nın 100.
maddesinde yazılı Meclis soruşturması yoluyla kovuşturulabileceğini, düzenlenen fezlekenin, bu
yönüyle de hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Anayasa'nın 100. maddesi, Meclis soruşturmasını düzenlemiş, buna koşut olan TBMM
İçtüzüğü'nün 107. maddesinde de "Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve
Bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, TBMM üye tam sayısının en az onda birinin
vereceği bir önerge ile istenebilir" denilmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'nca düzenlenen fezlekede, Ömer Lütfi
Topal'ın katil zanlıları olarak gözaltına alınan kişilerin o dönemde İçişleri Bakanı olan davacı
tarafından 28 Ağustos 1996 gününde emir verilerek Ankara'ya getirtilip, yüzeysel bir araştırma
ile ve görevli savcılığa da haber verilmeden serbest bıraktırıldıkları belirtilerek, bu eylemler
nedeniyle dokunulmazlığın kaldırılması istenilmekte ise de; TBMMnin 527 sayılı Kararı'na
dayanak oluşturan Karma Komisyon Raporunun incelenmesinden, bu eylemlerden TCK'nun
313. maddesindeki suçun kanıtlarını göstermesi nedeniyle söz edildiği davacının yasama
dokunulmazlığının söz konusu Bakanlık dönemindeki eyleminin soruşturma ve kovuşturma
konusu yapılmasına yönelik olarak kaldırılmadığı sonucuna varılmıştır. Dokunulmazlığın
kaldırılmasına ilişkin karar, bakanlık dönemindeki eylemleri kapsamadığından davacının bu
yöne ilişkin itirazının reddi gerekir.
Güven DİNÇER, Haşim KILIÇ, Lütfi F. TUNCEL bu görüşe katılmamışlardır.
bb- Emniyet Genel Müdürlüğü Dönemine İlişkin Suçlama
Davacı, TCK'nun 240. ve 296. maddelerinde yazılı suçlar, Devlet Güvenlik
Mahkemesi'nin görev alanı içerisinde olmadığı gibi, bunların soruşturmalarının da Devlet
Güvenlik Mahkemesi Savcılığı'nın görevleri arasında bulunmadığını; bu suçların memur
tarafından işlenmesi halinde, kovuşturma usulünün Memurin Muhakematı Hakkında Kanun'a
göre yapılacağını; vali unvanı ile atanmış olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü'nün valilik ile
eşdeğerde ve aynı kovuşturma usulüne bağlı olduğunu; bu hususta Memurin Muhakematı
Kanunu'nun 1., 8. ve 13. maddelerinde açık kural bulunduğunu; Türk Ceza Kanunu'nun 313.
maddesinde yazılı suç her ne kadar DGMnin görev ve yetki alanı içinde ise de, vali unvanı ile
atandığı Emniyet Genel Müdürlüğü görevi sırasında işlediği iddia edilen bu suçun da soruşturma
ve kovuşturulmasının 2845 sayılı DGM'nin Kuruluş ve Yargılama Usulü Hakkında Yasa'nın 9.
maddesinin son fıkrasında yer alan "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere
ilişkin hükümler ... saklıdır" biçimindeki kural uyarınca DGM'nin görev ve yetkisi içine
girmediğini belirterek fezlekenin yok sayılması gerektiğini ileri sürmektedir.
Fezlekede belirtilen Türk Ceza Kanunu'nun 313., 296. ve 240. maddelerindeki suçların
işlendiği tarihlerde davacı Emniyet Genel Müdürüdür ve bu göreve vali unvanı ile, 2451 sayılı
Yasa'nın 2., 5442 sayılı Yasa'nın 6. maddeleri uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile atanmıştır.
Vali unvanını taşıyan davacının, görevi sırasındaki ve görevine ilişkin suçlarından dolayı
Memurin Muhakematı Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca, Danıştay 2. Dairesince yargılanmasına
yer olup olmadığına karar verileceği, yargılanmasının da Yargıtay'da yapılacağı kuşkusuzdur.
Ancak, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında
12
Yasa'nın 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, Türk Ceza Kanunu'nun 313. maddesinde
yazılı suçların yargılanmasının Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin görevleri arasında yer aldığı, bu
suçlama nedeniyle DGM Savcısı'nın soruşturma yapma görev ve yetkisi bulunduğu açıktır. Aynı
maddenin son fıkrasında, Yargıtay'da yargılanacaklar bakımından bu görev kuralına ayrık hüküm
getirilmiş ise de, bu hüküm aynı Yasa'nın 10. maddesinin yedinci fıkrasındaki "Bu kanun
kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile
Cumhuriyet Savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır" biçimindeki kural ile birlikte
değerlendirildiğinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarının valiler hakkında Türk Ceza
Kanunu'nun 313. maddesi yönünden soruşturma yapmalarında hukuka aykırılık
bulunmamaktadır.
Türk Ceza Kanunu'nun 313. maddesine giren suçla, 240. ve 296. maddelerine giren suçlar
arasındaki bağlantı nedeniyle ve "tahkikatın bu aşamasında bu suçlarla ilgili evrakların ve
delillerin tefrik edilerek ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmesi halinde tüm olarak
tahkikatın sürüncemede kalacağı, delillerin dağılacağı ve yok olacağı ve tüm delillerin birlikte
değerlendirilmesi zorunluluğu nazara alındığında evrakların tefrik edilmesinde fiili ve hukukî
imkânsızlık olduğu" gerekçesiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı'nın 240. ve 296.
maddeler yönünden de soruşturma yapmasında Yasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Güven DİNÇER, Haşim KILIÇ, Lütfi F. TUNCEL kararın bu bölümüne
katılmamışlardır.
b- TBMM İçtüzüğü'nün Müzakere ve Karar Usullerini Belirleyen Kurallarına
Uyulmadığı Savı:
İptal isteminde bulunan Mehmet Kemal Ağar, İçtüzüğün toplantı, müzakere ve karar
nisabı kurallarına uygun biçimde alınmış bulunan Karma Komisyon'un "kovuşturmanın dönem
sonuna bırakılmasına" ilişkin 14.8.1997 günlü kararının, Karma Komisyon'un Genel Kurul'un
toplantı yaptığı saatlerde, Başkanlık Divanının kararı olmaksızın yaptığı görüşmede alınmış
olduğu gerekçesi ile İçtüzüğün 35. maddesine dayanılarak, yeni yasama yılında yeniden
kurulmuş bulunan Karma Komisyon tarafından "yok hükmünde" sayıldığını belirtip, bu durumun
İçtüzüğün 44. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Davacıya göre, bir komisyonunun İçtüzükteki usullere uygun surette ve gerekli nisabı da
sağlayarak almış olduğu bir karar, Meclis Başkanlık Divanınca ya da aynı komisyonca geçersiz
ve yok sayılamaz. Meclis Başkanlık Divanı ve komisyonların böyle bir yetkisi yoktur. Önceki
komisyon kararının yok sayılması İçtüzüğün 35. maddesine de dayandırılamaz. Çünkü toplantı
tarihinin TBMM Başkanlığına bildirilmiş olmasına karşın sessiz kalınması zımni izin verilmesi
demektir. Zaten 14.8.1997 gününe ait TBMM basılı gündeminde Karma Komisyon toplantısına
da yer verilmiş olması, Başkanlık Divanı'nın toplantıya izin verdiği anlamına gelir. 14.8.1997
tarihli karar hukuken geçerli olduğuna göre aynı konuda 4.12.1997 tarihinde alınan ikinci karar
hukuken geçersiz kabul edilmelidir ve bu geçersiz kararın oylanması ile oluşan yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 11.12.1997 tarihli Genel Kurul Kararı da hukuken
geçersizdir.
TBMM Başkanlığı'nın 19.12.1997 gün ve 9998/25657 sayılı yazısı ekinde gönderilen
belgelere göre;
6 Mayıs 1997 günlü Başbakanlık yazısının ekindeki l4.12.1997 tarihli Adalet Bakanlığı
yazısı ve Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemini içeren altı
klasör içerisindeki otuzbir dosyaya bağlı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın 30.1.1997 tarih ve 1997/221 hazırlık 1997/1 nolu fezlekesinin TBMM
13
Başkanlığı'na ulaşması üzerine dosya 6.5.1997 tarihinde Karma Komisyona havale edilip 3/780
esas sayısını almış, Karma Komisyonun 20.5.1997 günlü oturumunda İçtüzüğe uygun biçimde
beş kişilik Hazırlık Komisyonu oluşturularak görevlendirilmiştir.
Hazırlık Komisyonunca 19.6.1997 tarihinde Mehmet Kemal Ağar'ın "yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek bulunmadığına, bu nedenle hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine" iki karşı oyla karar verilmiştir.
14.8.1997 günlü Karma Komisyon toplantısında, Hazırlık Komisyonu Raporu kabul
edilmiş ve "kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi"
kararlaştırılmış ve 15.8.1997 tarih, Esas No 3/780, Karar No 3 sayılı Karma Komisyon Raporu
olarak gereği için TBMM Başkanlığı'na sunulmuştur.
Karma Komisyon üyesi milletvekilleri Ali Günay, Emin Kara ve Ayhan Gürel'in
14.8.1997 günlü "Karma Komisyon'un İçtüzüğün 35. maddesine aykırı olarak toplanması
nedeniyle, toplantı ve görüşmenin yok sayılması ve aynı gündemle toplantı ve görüşme
yapılması" istemini belirten yazıları üzerine TBMM Başkanlığı, 15.8.1997 günlü yazısı ile
İçtüzüğün 35. maddesine aykırı biçimde yapılan toplantının yenilenmesini, aksi halde geçersiz
sayılacağını Karma Komisyon Başkanlığı'na bildirmiştir.
Komisyon Başkanı'nın bu isteme karşı çıkan ve özetle, gündemin bildirilmesine karşın
susmasının zımni izin olduğunu, erteleme yönlü itiraz olmadığını TBMM Başkanı'nın uyarı
yetkisinin bulunmadığını, yanlışlık var ise Genel Kurul'da düzeltilebileceğini ve 14.8.1997 günlü
kararın geçerli olduğunu belirten yazısı üzerine, TBMM Başkanı aynı gün "sorunu ön mesele
olarak çözmesi istemiyle" dosyayı Karma Komisyon Başkanlığı'na iade etmiştir.
Bu gelişmelerden sonra milletvekili seçimlerinin yenilenmesi ve siyasi parti gruplarının
üye sayılarındaki değişikliğe bağlı olarak TBMM Karma Komisyonu'nun yapısı değişmiştir. Elli
kişiden oluşan Karma Komisyon üyelerini gösteren listenin de bulunduğu dosyadan, İçtüzüğün
131/2. maddesi uyarınca aynı zamanda Karma Komisyonun da başkanlık divanı görevini yürüten
Anayasa Komisyonu başkanlık divanının 19.11.1997 tarihinde oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Yeni Karma Komisyon, 27.11.1997 tarihindeki ilk toplantısında, sorunu ön mesele olarak
ele almış, uzun tartışmalardan sonra 21 oya karşılık 25 oyla 35. madde uygulaması bakımından
14.8.1997 tarihli toplantının geçerli olmadığına ve o toplantıda alınmış olan kararların bu arada
yazılmış olan raporun geçerli sayılmamasına karar vermiştir. Tartışmalarda iki görüş ortaya
çıkmıştır. Bunlardan biri ilk karardan dönülemeyeceği, ancak İçtüzüğün 44. maddesinde yazılı
biçimde eski kararın ele alınıp tekrar görüşülmesi gerektiği, diğeri ise 35. maddenin yorumu ile
eski karar ve raporun geçersiz sayılabileceği görüşüdür.
Yapılan görüşmeler sonucunda, eski Hazırlık Komisyonu raporunun esas alınması
kararlaştırılarak toplantı 4.12.1997 gününe ertelenmiştir.
4.12.1997 günlü toplantıda yazılı savunmaları okuyan Karma Komisyon, uzun tartışmalar
sonunda Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına, 16 red oyuna
karşılık 27 kabul oyu ile karar vermiştir. Bu oylama sonucu oluşan rapor, TBMM'nin iptali
istenen 527 sayılı kararında sözü edilen rapordur.
TBMM Genel Kurulu'nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili kararlarının
görüşülmesine dayanak olması bakımından önemi, Anayasa Mahkemesi Kararları ile de
vurgulanan Karma Komisyon raporlarının İçtüzüğe uygun olarak oluşması sonuç kararın sağlığı
bakımından zorunludur. Başka bir anlatımla davacının ileri sürdüğü gibi Karma Komisyon
14
Kararı İçtüzüğe aykırı biçimde oluşmuş ise, bu durum TBMM Genel Kurulu'nun aldığı kararın
iptalini gerektirebilecektir.
TBMM İçtüzüğü'nün 35. maddesinin 2. fıkrasındaki kural, komisyonlar "...Başkanlık
Divanının kararı olmaksızın Genel Kurul'un toplantı saatlerinde görüşme yapamazlar..."
biçiminde olup, yukarıda anlatılan şekilde bu açık ve emredici kurala karşın Başkanlık'tan izin
alınmadan 14.8.1997 günlü Karma Komisyon toplantısı yapılmıştır. Aynı gün ve saatte TBMM
Genel Kurul toplantısının da yapıldığı tartışmasızdır.
Kuralın açıklığı karşısında, toplantı gündeminin Başkanlık Divanına gönderilmesine
karşın susmasının zımni izin sayılacağı savı yerinde olmadığı gibi, Komisyon ve Genel Kurul
gündemlerinin aynı günlü ve saatli olarak basılı gündemde yer alması da varılan sonucu
değiştirecek nitelikte görülmemiştir. İzin konusunda Başkanlığın karar vermesi gerektiği ve
basılı gündemdeki çakışmanın izin verilmesi biçiminde yorumlanamayacağı açıktır. Anılan
toplantıda erteleme yönünde itiraz yapılmadığı gerekçesi de yerinde değildir. Dosyadaki
belgelerden, anılan karara karşı oy yazan üyelerin uyarısına karşın, Komisyon Başkanının
toplantıyı yürüttüğü anlaşılmaktadır. Bu hale göre 14.8.1997 günlü Karma Komisyon Toplantısı
ile kararının İçtüzüğün 35. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Karma Komisyon'un İçtüzüğe aykırılığı saptanan önceki kararından dönüp dönemeyeceği
hususuna gelince;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde, Komisyonların kendi kararlarından
dönebilecekleri yolunda açık kural bulunmamaktadır. Karma Komisyon, raporunu hazırlayıp
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunmuş olduğuna göre, raporun, belirli koşullarda
yeniden görüşülmesi olanağını tanıyan İçtüzüğün 43. maddesinin uygulanma yerinin
bulunmadığı açıktır. Ancak bu kural, kuşkusuz usulüne uygun olarak yapılan toplantılar sonunda
alınan kararlar için geçerlidir.
Olayda, 14.8.1997 günlü Karma Komisyon toplantısının İçtüzüğe aykırılığı TBMM
Başkanlığı ve Komisyon üyesi milletvekilleri tarafından saptanarak Komisyon Başkanlığı'na
iletildiğine göre, Komisyonun da hukuka aykırı bir şekilde oluşan toplantı sonucunda aldığı
karardan dönebilme olanağının bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu nedenle, TBMM
Başkanı'nın uyarısı üzerine Karma Komisyon'un 14.8.1997 günlü kararından dönerek yeniden
yöntemine uygun bir karar almasında hukuka aykırı bir yön yoktur.
Davacının bu hususa ilişkin savlarının reddi gerekir.
c) Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılmasına İlişkin İstemin Karma Komisyon ve Genel
Kurulda Öncelik ve İvedilikle Görüşülmesinin Anayasa'nın 10. Maddesine Aykırılık
Oluşturduğu Savı :
Davacı, itiraz dilekçesinde Karma Komisyon'a daha önceki tarihlerde intikal etmiş yüz
adet kadar yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebine ilişkin dosyayı ele alıp görüşmek
yerine, daha sonraki bir tarihte Komisyona gelmiş olan kendisiyle ilgili dosyanın "Kamu düzeni
ve kamu yararı" gibi bir gerekçeyle "esas defterindeki kayıt sırasını bozarak" öncelikle ve
ivedilikte iki kez gündeme alınıp müzakere edildiğini, oysa komisyonun kanuni bir neden
olmadan defter kayıt sırasını bozamayacağını, bu durumun Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık
oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Davacı Mehmet Kemal Ağar hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
Başsavcılığı'nca düzenlenen fezlekede yazılı suçların ağırlığı gözetildiğinde, dosyanın Karma
Komisyonda kamu yararı ve kamu düzeni gözetilerek öncelikle ele alınıp sonuçlandırılmasında
15
hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Kaldıki Anayasada, yasalarda ve TBMM İçtüzüğünde bunu
engelleyen bir hüküm de olmadığı gibi, TBMM çalışmalarında, gündemdeki işlerin görüşme
sırasının saptanması gündemi hazırlayanların takdir alanı içindedir.
Öte yandan, TBMM İçtüzüğü'nün 49. maddesinin beşinci fıkrasında; Başkanlıkça gerek
görülen hallerde Sekizinci Bentteki işlerin (bunlar arasında komisyonlardan gelen diğer işler de
bulunmaktadır) görüşme sırasının Danışma Kurulu'nca Genel Kurula teklif olunabileceği,
Hükümet, esas komisyonlar ve kanun teklifi sahiplerinin bu konu ile ilgili istemlerinin de
Danışma Kurulu'nda görüşüleceği açıklanmıştır. 19. maddenin son fıkrasında ise, Danışma
Kurulu'nun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün hallerde, Danışma
Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oy birliğiyle tespit, teklif yapamaz veya görüş
bildiremezse, Meclis Başkanı veya siyasî parti gruplarının ayrı ayrı, istemlerini doğrudan Genel
Kurul'a sunabilecekleri öngörülmüştür.
Konunun, TBMM Genel Kurulu'nda öncelikle görüşülmesi, Karma Komisyondan
geldikten sonra kırksekiz saat geçmeden gündemin 6. sırasına alınması ve böylece Genel Kurulda
11.12.1997 günü görüşülüp karara bağlanması, İçtüzüğün 19. maddesinde yer alan yönteme
uygun olarak Siyasi Parti Gruplarının (olayımızda DSP ve ANAP gruplarının) verdikleri önerge
üzerine Genel Kurul'un 10.12.1997 günlü kararı ile gerçekleşmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle konunun TBMM Genel Kurulu'nda öncelikle
görüşülmesinde de İçtüzük hükümlerine aykırı bir durum bulunmamaktadır. Davacının bu yöne
ilişkin itirazının reddi gerekir.
d) Karma Komisyon Kararının Anayasa, Yasa ve İçtüzük Hükümlerine aykırı olması
nedeniyle, TBMM Genel Kurul Kararının da hukuka aykırı olduğu savı.
Mehmet Kemal Ağar, yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebine ilişkin dosyanın
Karma Komisyonca öncelik ve ivedilikle ele alınıp karara bağlanmasının hukuka aykırı
olduğunu, bu nedenle, söz konusu karara dayanak olan TBMM Genel Kurul Kararının da hukuka
aykırılık oluşturduğunu ileri sürmekte ise de, yukarıda yapılan açıklamalar ve varılan sonuç
karşısında bu yöne ilişkin hukuka aykırılık savı da yerinde görülmemiştir.
C- Esas Yönünden İnceleme
Milletvekili Mehmet Kemal Ağar başvurusunda, Mahkemece re'sen gözönüne alınacak
nedenlerle de dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararın iptalini istemektedir.
Anayasa'nın 85. maddesinde, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin kararın Anayasa'ya,
Yasa'ya ve İçtüzüğe uygunluğunun denetlenmesi öngörülmüştür. Anayasa'nın 2. maddesinde,
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk Devleti olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle, yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararların denetiminde, hukuk Devletinden beklenen
objektif ölçülerin esas alınması zorunludur.
Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptaline ilişkin istemin, suçlamanın
ciddîliği, siyasî amaçlara dayanmaması, üyenin şeref ve onurunun korunması, hukuksal gerekler
dışına çıkılmaması yönlerinden incelenmesi gerekir.
Dokunulmazlık, yasama organı üyelerini, görevlerini tam olarak yerine getirmelerini
engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak amacına yöneliktir. Ancak yöneltilen suçlamanın
ciddî olması halinde yargılanma yolunun açılması, kamu yararı ve milletvekilinin şeref ve
onurunun korunması bakımından zorunlu bulunmaktadır. İsnadın ciddî olduğunun kabulü için
ağırlığı yeterli görülmeyip, gerçeğe uygunluğunun da araştırılması gerekir.
16
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın fezlekesinde maddi
olaylar ve bu olaylarla ilgili olarak ele geçirilen bilgi ve belgeler açıklanmaktadır. Fezlekede:
- 3.11.1996 tarihinde Susurluk İlçesinde meydana gelen ve uzun süredir kamuoyunun
gündemini işgal eden kaza ile ilgili tüm bilgiler, ölenlerin otopsi raporları, cesetlerin fotoğrafları
ve cürüm işlemek maksadıyla teşekkül meydana getirmek suçuna ilişkin evrakın kaza ile ilgili
evraktan tefrik edilerek İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na görevsizlik kararı
ile gönderildiğine ilişkin belgeler;
- Abdullah Çatlı'nın 1977'den başlayarak 1996 yılına kadar karıştığı, olaylardan,
kimilerinden suçlandığı, kimilerinden de gıyabi tutuklu olduğu ve özellikle Mehmet Özbay
kimliği ile sahte pasaport, sürücü belgesi ve silah taşıma ruhsatı çıkarttığını belirten Emniyet
Genel Müdürlüğü yazısı;
- Susurluk kazasında, araç içinde yapılan aramada bulunan silah ve mermilerin
özelliklerini belirten liste ile bu silahlarla ilgili balistik inceleme raporu;
Bu silahlardan kimilerinin ruhsatlı olduğunu, diğer silah ve mermilerin ise ruhsatsız
olduklarını, sayılarını ve niteliklerini bildirir yazı ve raporlar;
- Silahların araç içinde bulunuş şekillerini gösteren tutanaklar;
- Sol tarafında Abdullah Çatlı'nın fotoğrafı yapışık, ancak Mehmet Özbay hüviyeti yazılı,
sağ tarafında "yanda açık kimliği bulunan Mehmet Özbay Emniyet Genel Müdürlüğü'nde uzman
olarak çalışmakta olup, silah taşımasına izin verilmiştir. Yardımcı olunmasını rica ederim.
Mehmet Ağar. Vali Emniyet Genel Müdürü" yazılı mühürlü ve imzalı belgenin fotokopisi;
bulunmaktadır.
Fezlekenin delillerin incelenmesi ve tahlili başlıklı bölümünde de kimi olaylardan söz
edilerek özellikle Mehmet Kemal Ağar'ın suçlanmasına dayanak oluşturan Yaşar Öz olayına yer
verilmektedir.
Fezlekede, Mehmet Kemal Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü görevi dönemiyle ilgili
olarak da ;
Arandığını bildiği Abdullah Çatlı'yı yetkili mercilere bildirmediği gibi sahte pasaport,
sahte nüfus cüzdanı verilmesini sağlayıp gizlenmesine yardım ettiği ve Türk Ceza Kanunu 296.
maddesinde yazılı "gıyabi tutuklu sanığın gizlenmesine yardım" suçunu;
Sahte pasaportlar, sahte belgeler ve ruhsatsız silahlarla yakalanan Yaşar Öz'ün serbest
bırakılmasını ve suç kanıtlarının kendisine teslim edilmesini sağlayarak ve ayrıca Yaşar Öz ve
Abdullah Çatlı'nın sahte pasaport almalarına göz yumarak Türk Ceza Kanunu'nun 240.
maddesinde yazılı "görevi kötüye kullanma suçunu";
Tüm bu suçları Sedat Bucak ve isimleri fezlekede yazılı ve haklarında soruşturma ve
kovuşturma devam eden kişilerle özel kasıt altında birlikte gerçekleştirip, Türk Ceza Kanunu'nun
313. maddesinde yazılı "Cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak suçunu";
işlediği ileri sürülerek atılı suçlardan eylemlerine uyan yasa maddeleri uyarınca takibat
yapılabilmesi için yasama dokunulmazlığının kaldırılması istenmektedir.
Fezleke ve eklerinin incelenmesinden, Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar
hakkındaki suçlamaların ciddî olduğu kanısına varılmıştır.
17
Dokunulmazlığın kaldırılması isteminden karara kadar olan süreç içindeki davranışlar,
dokunulmazlığın kaldırılmasına karar veren çoğunluğun tutumu, komisyon ve Genel Kurul'daki
konuşmalar, dokunulmazlığın kaldırılmasına yol açan suçlamanın niteliği ve ciddîliği yönünden
ileri sürülen gerekçeler ve bunların doğruluğu yönünden ortaya konulan kanıtlar, kararın
alınmasındaki yöntemler incelendiğinde, dokunulmazlığın kaldırılmasının siyasal amaca yönelik
olmadığı da anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Mehmet Kemal Ağar'a yönelik suçlamalar, üyenin şeref ve onurunun
korunması yönlerinden incelendiğinde de, bunların yasama dokunulmazlığının kaldırılması için
yeterli olduğu ve yasama organı üyeliği göreviyle bağdaşmayacak nitelikte bulunduğu
anlaşıldığından, belirtilen yönlerden de Anayasa'ya, Yasa'ya ve İçtüzük kurallarına aykırılık
görülmemiştir.
V- SONUÇ
Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal AĞAR'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına
ilişkin 13.12.1997 günlü, 23199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 11.12.1997 günlü, 527 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'nın Anayasa'ya, Yasa'ya ve TBMM İçtüzüğü'ne aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Güven DİNÇER, Haşim KILIÇ ile Lütfi F.
TUNCEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 31.12.1997 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
KARŞIOY YAZISI
Esas Sayısı:1997/72
Karar Sayısı:1997/74
18
Anayasa Mahkemesi'nin Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın, yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 31.12.1997 günlü, E: 1997/72, K: 1997/74 sayılı
kararının esasa ilişkin bölümüne aşağıdaki gerekçelerle katılmıyoruz.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 30.1.1997 günlü fezlekesinde, Elazığ
Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'a isnad edilen suçlar; "Cürüm işlemek için silahlı teşekkül
meydana getirmek, Gıyabi tutuklu sanığın gizlenmesine yardım, Görevi suistimal" olarak
gösterilmiş; kanun maddeleri olarak da, TCK'nun 312/2-3, 296. ve 240. maddelerine yer
verilmiştir.
Bu fezlekeye dayalı karma komisyon raporu aşamalardan geçtikten sonra TBMM Genel
Kurulu'nda görüşülmüş ve TBMM'nin 11.12.1997 günlü ve 527 sayılı kararı ile Elazığ
Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu
karara esas alınan Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulu karma komisyonca hazırlanan
raporda sıralanan suçlamalardan bir bölümü Mehmet Kemal Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü
bir bölümü de örneğin "Ömer Lütfi Topal cinayeti sanıklarının gözaltından kurtarılmaları için
Sedat Edip Bucak'ın defalarca girişimde bulunduğu; daha sonra da Mehmet Ağar'ın talimatıyla
İbrahim Şahin'in bizzat bu kişileri İstanbul'dan Ankara'ya Emniyet Genel Müdürlüğü'ne götürüp
yüzeysel bir incelemeden sonra serbest bırakılmaları" gibi, İçişleri Bakanlığı dönemine ait
bulunmaktadır.
Gerek içişleri Bakanlığı, gerekse "vali" sıfatıyla yapılan Emniyet Genel Müdürlüğü
dönemlerinin ayrı ayrı soruşturma, kovuşturma ve yargılama usulleri bulunmaktadır. Bu nedenle
bu iki dönemin ayrı ayrı irdelenmesi gerekmektedir.
I- Bakanlık Dönemi :
Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar 28.6.1996 tarihinde İçişleri Bakanlığı görevine
atanmış ve bu görevi 8 Kasım 1996 tarihine kadar devam etmiştir. Mehmet Ağar'a atfedilen
suçlamalardan bir bölümü bu tarihlere rastlamaktadır. Bu nedenle Bakanlık dönemine ait olan
suçlamaların, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili kurallara göre değil,
bakanların tabi olması gereken Anayasa ve içtüzük kurallarına göre çözümlenmesi gerekir.
Anayasa'nın 100. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü nün 107. maddesi ile
müteakip maddelerin de görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve Bakanlar
hakkında Meclis soruşturması açılacağı ve gerektiğinde Yüce Divan'a sevk kararı alınacağı
açıklıkla belirtilmiştir.
Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan veya Bakanlar hakkında, Yüce
Divan'a sevk kararı alındığında, yargılama mercii, Yüce Divan sıfatıyla görev yapan Anayasa
Mahkemesi'dir. Halbuki Anayasa'nın 83. maddesine göre yasama dokunulmazlığı kaldırılan
milletvekilinin yargılanma mercii ise yetkili adlî mahkemelerdir.
Ayrıca Anayasa'nın 83. maddesine göre bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasındaki karar yeter sayısı, Anayasa'nın 96. maddesine göre belirlenirken, Başbakan ve
Bakanların Yüce Divan'a sevklerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 112.
maddesine göre üye tam sayısının salt çoğunluğu aranmaktadır.
Açıklanan Anayasa ve içtüzük kurallarına göre, bakanların görevleri sırasında işledikleri
iddia olunan suçlar için kovuşturulabilmeleri yalnız "meclis soruşturması" yolu ile yapılabilir.
Bu soruşturma sonucu açılacak davalar da Yüce Divanda görülür. Bakanlar hakkında soruşturma
konusu olan suçlamaların irtibat ve temadi gibi sebeplerle bakan olmadan işlenen ve suç isnadına
neden olan diğer fiillerle birlikte ele alınmasının gerekli olması halinde, bu suçların da meclis
19
soruşturması yöntemi içinde ele alınması gerekir. Evrakların tefrik edilmesinde fiili ve hukuki
bir takım güçlüklerin bulunması anayasal bir güvence ve Kurum olan "meclis soruşturması"
yolunun yadsınmasına neden olamaz.
Anayasa ve içtüzük kurallarına göre yalnız meclis soruşturması yoluyla başlatılabilecek
ve yapılabilecek bir kovuşturmanın Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı eliyle başlatılması ve
konunun milletvekilliği dokunulmazlığı içinde ele alınması Anayasa ve içtüzük kurallarına
aykırılık oluşturulduğundan itiraz edilen kararın iptali gerekir.
II- Emniyet Genel Müdürlüğü Dönemi :
Mehmet Kemal Ağar 9 Temmuz 1993 günlü ve 93/4610 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile
Erzurum Valiliğinden, vali unvanı ile Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atanmıştır.
Anayasa'nın kamu hizmeti görevlilerinin "Görev ve sorumlulukları ile disiplin
kovuşturmasında güvence" başlığını taşıyan 129. maddenin son bendinde "Memurlar ve diğer
kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturulması açılması,
kanunda belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır" kuralına
yer verilmiştir.
Memurların yargılama usulünü belirleyen Memurin Muhakematı Hakkında Kanun'da,
valilerin cezayı gerektiren bir suçu ihbar edildiğinde veya merciince öğrenildiğinde nasıl bir yol
izleneceği kurala bağlanmıştır. Bu Yasa'nın 8. maddesi şöyledir:
"Valilerin müstelzimi ceza bir fiil ve hareketi ihbar ve istihbar edildikte evvelemirde
Dahiliye Nezaretinden tahkikatı iptidaiye icrası için icabına göre mahalline bir veya müteaddit
memur gönderilir. Gidecek memur müteaddit olursa bunlar tahkikatı bir komisyon şeklinde icra
etmek üzere içlerinden birisi reis nasbolunur. Bunların tanzim edeceği tahkikatı iptidaiye evrakı
üzerine valilerin lüzum veya men'i muhakemelerine karar itası Şûrayı Devlet mülkiye dairesine
ve bu karara vukubulacak itirazın tetkiki Şûrayı Devletin heyeti umumiyesine aittir.
Lüzumu muhakemesi karargir olan valilerin muhakemesi mahkemei temyiz ceza
dairesinde ve derecei saniyede heyeti umumiyesinde icra olunur."
Maddede açıklıkla belirtildiği gibi, valilerin cezayı gerektiren bir suçları öğrenildiğinde
veya ihbaren duyurulduğunda; öncelikle İçişleri Bakanlığı'ndan ilk inceleme ve soruşturmanın
yapılması için soruşturmacı ya da soruşturmacılar görevlendirilecek; bunların tanzim edeceği ilk
soruşturma raporuna göre valilerin yargılanıp, yargılanmayacaklarına Danıştay 2. Dairesi'nce
karar verilecek, bu karara itiraz üzerine de nihaî karar Danıştay İdari İşler Kurulunca verilecektir.
Yargılanmasına karar verilen valilerin muhakemesi Yargıtay Ceza Dairesi'nde, bu kararın
temyizi halinde de ikinci derece inceleme Yargıtay Genel Kurulu'nca yapılacaktır.
Memurin Muhakematı Hakkında Yasa'nın 13. maddesine göre de: "Birinci madde
mucibince hâdis olacak cürümlerinden dolayı lüzumu muhakemelerine karar verilip mahkemeye
sevk edilmek üzere evrakı ve lüzumu muhakeme mazbatası müddeiumumilere tevdi edilmedikçe
bunlar tarafından memurin hakkında doğrudan doğruya takibat icrası memnudur."
13. madde kuralı son derece açıktır. Danıştay 2. Dairesi'nce verilen ve kesinleşen lüzumu
muhakeme kararı Cumhuriyet Savcılarına tevdi edilmedikçe, bunlar tarafından doğrudan
doğruya takibat yapılamayacaktır.
Elbette bu kural, aldığı bir ihbar veya duyum üzerine Cumhuriyet savcılarının valiler
hakkında delil toplamasına engel değildir. Ancak, bundan sonraki safhada Yasa'nın 13.
20
maddesine göre Cumhuriyet savcıları bu belgeleri doğruca İçişleri Bakanlığı'na gönderecek ve
13. maddede öngörülen soruşturma süreci başlatılacaktır. Eğer olayımızda olduğu gibi ilgili vali
milletvekili seçilmişse, İçişleri Bakanlığı milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması
ile birlikte memurların yargılanmasını ilişkin kurallara göre de işlem yapacaktır. Bu olayda,
İçişleri Bakanlığı'nca soruşturma açılması yerine Savcılıkça fezleke düzenlenerek doğruca
TBMM'ne başvurulması suretiyle Memurin Muhakematı Kanunu'na göre idari merciilerin
soruşturma başlatma yetkileri, yasaya aykırı olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı'na
geçmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin fezlekesinde belirtilen suçlamalar veya
uygulanması istenilen ceza maddeleri, Anayasa'nın 129. maddesinin son fıkrasında sözü edilen
"Kanunla belirlenen istisnalar" kapsamına da girmemektedir. Zira 2845 sayılı Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri ile Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasa'nın, Devlet
Güvenlik Mahkemelerinin görevlerini belirleyen 9. maddesinde, TCK'nun 240. ve 296.
maddelerinde belirtilen suçlar yeralmamaktadır. TCK'nun 312. maddesi, 9. madde
kapsamındadır. Ancak, burada da yargılanmaları Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'da
yapılacaklar açısından özel bir hüküm bulunmaktadır. 2845 sayılı Yasa'nın 9. maddesinin ikinci
ve üçüncü fıkralarına göre "Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak
edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve
sıkıyönetim hali dahil Askerî Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."
Yasa'nın açık hükmüne göre yargılanmaları Yargıtay'da yapılması gereken valilerin,
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanmaları da olanaklı değildir.
Bu nedenlerle gerekli usuli kurallar yerine getirilmeden, Devlet Güvenlik Mahkemesi
Savcılarının, Milletvekili seçilen valiler için fezleke düzenleyerek doğrudan Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne başvurmaları ve TBMM'nde de dokunulmazlığın kaldırılması Anayasa'ya,
TBMM İçtüzüğü'ne ve ilgili yasalara açık aykırılık oluşturur. Dokunulmazlığın kaldırılmasına
ilişkin TBMM kararının bu nedenle de iptal edilmesi gerekir.
Sonuç olarak, Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasıyla ilgili 11.12.1997 günlü, 527 sayılı TBMM kararının, yukarıda açıklanan
nedenlerle, Anayasa'nın 100., Türkiye Büyük Millet Meclisi lçtüzüğü'nün 107., Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun'un 8. ve 13. ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulü Hakkındaki 2845 sayılı Yasa'nın 9. maddelerine açık aykırılık oluşturduğu için
iptal edilmesi gerekir. Bu nedenlerle karara katılmıyoruz.
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Lütfi F. TUNCEL
Full & Egal Universal Law Academy